Menstruation
69 theses under this subject heading
The investigation of the link between perceived stress, perfectionism, body image perception and steroid hormones in late adolescent females during the menstrual cycle
The studies in this thesis aimed to investigate the link between perceived stress, perfectionism, body image perception and steroid hormones in late adolescent females during the menstrual cycle. Literature suggests that body dissatisfaction in women is associated with the etiology of some psychopathologies such as anxiety, depression and eating disorders. These psychopathologies are also highly related with perfectionism. However, there are not enough studies investigating the correlation between perfectionism and body image perception from biological perspective. Therefore, 82 naturally cycling female undergraduates between the ages of 18 to 26 participated in a experimental study in which their steroid hormones (cortisol, estrogen and progesterone) levels were measured. Also, perfectionism, body satisfaction, perceived stress scores and body-related stroop task response times were calculated. The regression analyses showed that adaptive perfectionism and body satisfaction were correlated positively. In addition, moderation analyses indicated that the effects of cortisol which is a stress hormone were moderated by maladaptive perfectionism in the context of body image perception. The findings of the current study provided insights to the importance of biological aspect of body image perception and perfectionism in late adolescence females during the menstrual cycle. Keywords: Late Adolescence Females, Menstrual Cycle, Perfectionism, Body Image Perception, Steroid Hormone
Zihinsel yetersizliğe eşlik eden genetik sendromlarda menstruasyon sorunları ve menstruasyon ilişkili yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Menstruasyon hijyen, istismar riski, nöbet düzeni ve davranış değişiklikleri ile ilgili endişeler nedeniyle zihinsel yetersizliği (ZY) olan ergenler için daha zorlayıcı olabilir. Bu çalışmada, genetik sendroma eşlik eden ZY'li kadınlarda menstruasyon öyküsü, yaşanan zorluklar, ailenin menstruasyon konusundaki tutumları ve menstruasyonun yaşam kalitesi üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Bu çalışma prospektif kesitsel bir çalışma olarak tasarlanmış ve Ocak 2020-Haziran 2021 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Ergen Sağlığı Bilim Dalı'nda yapılmıştır. Çalışma popülasyonu, Hacettepe Üniversitesi Çocuk Hastanesi Çocık Genetik Bilim Dalı'nda Ocak 1997-Aralık 2020 tarihleri arasında ZY ile eşlik eden genetik sendrom tanısı ile klinik olarak takip edilen, yaşları 10-24 arasında olan 49 hasta (vaka grubu) ve yaş uyumlu 50 sağlıklı kontrolden (kontrol grup) oluşmaktadır. Hafif ZY'li vakaların hem ergenler (n=12) hem de bakım verenleri (n= 16) ölçekleri doldururken, orta-ağır derecede ZY'si olanların sadece bakım verenleri (n=33) sorgulandı. Demografik veriler ve yazarlar tarafından oluşturulmuş bir anketle menstrüel öykü sorgulandı. Fiziksel bozukluğu değerlendirmek için "Çocukluk Çağı Sağlık Değerlendirme Anketi" (CHAQ) kullanıldı. "Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği" (ÇİYKÖ) hem genel hem de menstruasyon için sorgulandı. Menstrüel özellikler gruplar arasında istatistiksel olarak farklı değildi. Menstruasyona bağlı okula devamsızlığı, ZY grubunda daha yüksekti (%8'e karşı %40,5, p<0,001). Tüm vakaların %73'ünün menstruasyon bakımında yardıma ihtiyacı olduğunu saptadık. ZY düzeyi, menstrüel hijyen konusunda yardıma ihtiyaç duyma ile anlamlı olarak ilişkiliydi (p<0,001). Vakaların menstruasyon sırasında sosyal, okul, psikososyal işlevsellik ve toplam yaşam kalitesi puanları kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşüktü. ZY düzeyi arttıkça, yaşam kalitesi puanlarının anlamlı olarak azaldığı görüldü (p<0,001). Kontrol grubunda menstruasyon ile fiziksel ve toplam yaşam kalitesi puanı anlamlı olarak düşerken, anneler ZY'li kızlarının fiziksel, duygusal, sosyal, psikososyal işlevselliklerinde ve toplam yaşam kalitesi puanlarında menstrüel dönemlerde önemli bir düşüş bildirdi. Çalışmamızdaki annelerin hiçbiri menarş öncesi danışmanlık hizmeti almamıştı, benzer şekilde annelerin hiçbiri menstrüel baskılama talep etmedi. Sonuç olarak ZY'si olan kızların menstrüel özellikleri sağlıklı ergenlerle benzer olsa da, vakaların menstruasyon sırasındaki yaşam kalitesi kontrollere göre önemli ölçüde düşüktü. Menstruasyon dışı ve menstrüel dönem karşılaştırıldığında, ZY'li hastalarda menstruasyon sırasında yaşam kalitesi önemli ölçüde azaldı. Düşük yaşam kalitesi, yüksek okul devamsızlığı, menstruasyon sırasındaki yüksek yardım ihtiyacına rağmen annelerin hiçbiri menstrüel baskılama istememiştir. Ailelerin menstruasyon ile ilgili bilgi düzeyinin arttırılması ve menstruasyon sırasında ergenin kişisel bakımını sağlamaya yönelik becerilerinin geliştirilmesi konusunda yeterli desteğin sağlanması, ZY'li ergenlerin bağımsızlık ve fonksiyonelliğinde artma ile bu gruptaki aile ve ergen kaygısını azaltarak yüksek okul devamsızlığında azalmaya zemin hazırlayabilir.
Adolesanlara verilen planlı eğitimin menstruasyon ve genital hijyen davranışına etkisinin belirlenmesi
Araştırma, adolesan kızların menstruasyon ve perine hijyeni hakkında bilgi eksikliklerini tespit ederek, konu hakkında doğru bilgi öğrenmelerini sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini çalışmanın yapıldığı tarihlerde okulda bulunan toplam 355 kız öğrenci oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak veri toplama formu ve eğitim öncesi/sonrası bilgilerini değerlendirmek için soru formu kullanılmıştır. Araştırma verileri toplandıktan bir gün sonra öğrencilere menstruasyon fizyolojisi ve hijyenine ilişkin hazırlanan eğitim ve broşür verilmiştir. Eğitimin alışkanlığa dönüşmesi süresi tespit edilmiş ve belirlenen 12 hafta sonrasında eğitimin etkililiğini öğrenmek için son test uygulanmıştır. Verilerin analizi için sayısal değişkenlerde tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma, minimum, maksimum), kategorik değişkenlerde frekans dağılımları verilmiştir. İki bağımlı kategorik değişken arasında ilişki olup olmadığına McNemar testi ile bakılmıştır. İstatistiksel anlamlılık değeri olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Çalışmamızda öğrencilerin yaş ortalaması 12.05±0.87 (dağılım aralığı ise 11-15 yaş) bulunmuştur. Öğrencilerin anne baba eğitim düzeyleri, meslekleri, gelir düzeyleri her iki okulda da benzer bulunmuştur. Çalışmamızda öğrencilerin çoğunluğunun menstruasyon hakkında bilgi aldığı, alınan bilginin kaynağı olarak çoğunlukla annelerini söyledikleri belirlenmiştir. Öğrencilerin çoğunun menstruasyon dönemine geçtiği bulunmuştur. Çalışmamızda eğitim sonrasında öğrencilerin çoğunun pamuklu iç çamaşırı kullanmaya başladığı (p<0.001), iç çamaşırı değiştirme sıklığının eğitim öncesine göre arttığı bulunmuştur (p<0.001). Öğrencilerin genital bölge temizliğinde sabun kullanma durumlarına bakıldığında eğitim öncesine göre eğitim sonrasında azalma olduğu bulunmuştur (p<0.001). Araştırmamıza katılan öğrencilerin tuvaletten sonra kirli bölgenin temizliğini yapma şekilleri incelendiğinde eğitim sonrasında önden arkaya doğru temizlik yapanların oranının arttığı (p<0.001), öğrenciler eğitim öncesi menstruasyon döneminde peçete, temiz bez gibi ürünler kullanırken eğitim sonrasında hijyenik ped kullanmaya başladıkları belirlenmiştir (p<0.001). Öğrenciler menstruasyon döneminde eğitim öncesi pedlerini 8-12 saat aralıklarla değiştirirken, eğitim sonrasında 4-5 saatte bir değiştirdikleri bulunmuştur (p<0.001). Çalışmamız verileri ışığında, hemşirelerin hem ergenlik dönemindeki kızlara hem de annelere menstruasyon konusunda eğitim vererek bu konudaki eksikliklerin giderilmesine katkıda bulunması, uygulama üzerinde sadece bilgi değil, gelenekler ve göreneklerden kaynaklanan tutumların da etkili olduğu düşünülerek, sağlık eğitiminde rol alacak hemşirenin bu konuları göz önünde bulundurması önerilebilir.
Kadınlarda premenstrual sendrom görülme durumu ile sürekli öfke ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişki
PMS (Premenstrual sendrom) yaşa bakılmaksızın, üreme çağındaki kadınların karşılaştıkları en yaygın problemlerden biridir. Günlük yaşantıyı olumsuz bir şekilde etkileyen öfke ve sinirlilik, PMS'nin en şiddetli ve en uzun süre devam eden semptomlarıdır. Bu çalışma Kütahya ilinde yaşayan 15-49 yaş grubu kadınlarda PMS görülme durumu ile sürekli öfke ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişkiyi incelemek amacı ile tanımlayıcı türde yapılmıştır. Çalışmaya rastgele seçilen 720 kadın dâhil edilmiştir. Çalışmanın verileri Ekim-Aralık 2016 tarihleri arasında, Kütahya Merkez Fatih Aile Sağlığı Merkezi'nde toplanmıştır. Verilerin toplanmasında; Kişisel Bilgi Formu, Premenstrüel Sendrom Ölçeği ve Sürekli Öfke-Öfke İfade Tarz Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS 20.0 paket programında değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde frekans, yüzde, ki kare, bağımsız gruplarda t testi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Kadınların yaş ortalaması 30.00±8.64 yıl olup, %38.3'ünün eğitim durumu üniversite ve üzeri düzeydedir. %73.5'inin ev hanımı ve 64.6'ünün evli olduğu görülmektedir. PMS prevalansı %48.75 olarak bulunmuştur. Kadınlar medeni durum, dismenore yaşama, menstrual siklus düzeni, premenstrual dönemde genel durum, gebelik durumu, aile öyküsü, sigara kullanımı, alkol kullanımı, gazlı içecek tüketimi ve kahve tüketimi açısından incelendiğinde; PMS görülen ve görülmeyen gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Yaş, çalışma durumu, gelir durumu, doğum kontrol hapı kullanma, şekerli gıda tüketimi, yemeği tatmadan tuz ilave etme, çay tüketimi ve egzersiz yapma durumları açısından incelendiğinde; PMS görülen ve görülmeyen gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Kadınların PMS görülme durumları ile sürekli öfke ve öfke ifade tarzları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. PMS'li kadınların PMS'li olmayan kadınlara göre sürekli öfke, öfkenin içe vurumu, öfkenin dışa vurumu puanlarının anlamlı derecede daha yüksek olduğu ve öfke kontrol puanlarının ise anlamlı derecede daha düşük olduğu saptanmıştır. PMSÖ alt boyut puanları ile SÖÖTÖ alt ölçek puanları arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak; premenstrual dönemde öfke kontrol problemi yaşayanlara sosyal destek sağlanması ve öfke kontrol eğitimlerinin düzenlenmesi önerilmektedir. PMS ve öfke arasındaki ilişki ile ilgili kesin kanıtlar sağlanabilmesi için daha ileri düzeydeki çalışmalarla bu konunun incelenmesi gerekmektedir.
Adet görme durumuna ve adetle ilgili bilgi düzeyine göre ergenlerin ruhsal sorunlarının incelenmesi
Bu çalışmada 11-15 yaşları arasında olan menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmalarına ve adetle ilgili bilgi düzeylerine göre genç kızların depresyon, durumluk-sürekli kaygı, fiziksel görünüm düzeylerinin farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Adana ilinde yaşayan ilköğretim okullarının 5,6,7 ve 8.sınıflarına devam eden kız öğrenciler oluşturmuştur. Örneklem grubunu, İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün alt, orta ve üst sosyoekonomik düzeyi yansıtacak şekilde verdiği okullar arasından altı okul seçilerek, bu okulların 5,6,7 ve 8. sınıflarına devam eden ve rastlantısal olarak seçilen kız öğrenciler oluşturmuştur. Araştırmaya toplam 644 kız öğrenci katılmıştır. Çalışmada gençkızların depresyon düzeylerini belirlemek için "Çocuklar için Depresyon Ölçeği", kaygı düzeylerini belirlemek için "Spielberger Çocuklar İçin Durumluk- Sürekli Kaygı Envanteri", beden algılarını saptamak için ise "Piers-Harris Çocuklar İçin Özkavramı Ölçeği, Fiziksel Görünüm Alt Ölçeği" kullanılmıştır. Çocuklar için Depresyon Ölçeği, Spielberger Çocuklar için Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri'nin araştırma kapsamında güvenirlik ve geçerlik çalışmaları yapılmıştır. Araştırma sonucunda, adet görme durumuna ve bilgi düzeyine göre, gençkızlar ın depresyon puanlan açısından anlamlı farklılıklar elde edilmiş VIancak adet görme durumu ve bilgi düzeyi ortak etkisi anlamlı bulunmamıştır. Yapılan 3x3'lük varyans analizi sonuçlarına göre menarş ve menarş sonrası durumunda olanlarla, bilgi düzeyi düşük olanların daha yüksek depresyon düzeyine sahip olduğu belirlenmiştir. Gençkızların sürekli kaygı puanları açısından menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmalarına ve adetle ilgili bilgi düzeylerine göre anlamlı farklılık olduğunu, ancak menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmaları ile bilgi düzeyleri etkileşiminin sürekli kaygı üzerinde etkili olmadığını göstermiştir. Scheffe-F testi ile farkın kaynağı incelendiğinde menarş ve öncesi gruplarla, bilgi düzeyi düşük olanların daha yüksek düzeyde sürekli kaygı yaşadıkları bulunmuştur. Buna göre menarş ve öncesi gruplarla, bilgi düzeyi düşük olanların daha kaygıya eğilimli olduğu söylenebilir. Gençkızların durumluk kaygı puanları arasında menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmalarına ve adetle ilgili bilgi düzeylerine göre anlamlı farklılık olduğunu, ayrıca menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmaları ile bilgi düzeyleri etkileşiminin durumluk kaygı üzerinde etkili olduğu bulunmuştur. Farkın kaynağına bakıldığında, menarş ve menarş sonrası durumunda olanlarla, bilgi düzeyi düşük olanların daha yüksek düzeyde durumluk kaygı yaşadıkları bulunmuştur. Sceffe-F testi sonuçlarına göre menarş ve menarş sonrası durumunda olanlarla, bilgi düzeyi düşük olanların durumluk kaygılarının daha yüksek olduğu söylenebilir. Varyans analizi bulguları gençkızların fiziksel görünüm puanları arasında menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmalarına ve adetle ilgili bilgi düzeylerine göre anlamlı farklılık olduğunu, ayrıca menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmaları ile bilgi düzeyleri etkileşiminin fiziksel görünüm üzerinde etkili olduğunu göstermiştir. Araştırma sonuçlarına bakıldığında menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olanlarla yüksek, orta ve düşük düzeyde bilgi sahibi olan kızların Fiziksel Görünüm Alt Ölçeği'nden aldıkları puanlar arasında anlamlı farklılık vardır, farkın menarş ve menarş sonrası durumunda olanlarla, bilgi düzeyi düşük olanların arasında olduğu bulunmuştur. Yapılan Scheffe-F testi sonuçlarına göre menarş ve menarş sonrası durumunda olanlarla, bilgi düzeyi düşük olanların fiziksel görünümlerinden hoşnut olmadıkları söylenebilir. Ayrıca menarş öncesi, vıımenarş ve menarş sonrası durumunda olmaları ile bilgi düzeyleri etkileşiminin fiziksel görünüm üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler : Menarş, Menarş ve Bilgi Düzeyi, Adet Görme Durumu, Depresyon, Kaygı, Fiziksel Görünüm
Üniversite 1. ve 4. sınıf kız öğrencilerin menstrüasyon bilgilerinin, tutumlarının ve davranışlarının belirlenmesi
Çalışma, üniversite öğrencilerinin menstrüasyona yönelik bilgileri, tutumları, davranışları ve etkileyen etmenleri incelemek amacıyla yapılmıştır.Çalışma, tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Çukurova Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, İlahiyat Fakültesi ve Güzel Sanatlar Fakültesi' nde eğitim gören 1. ve 4. sınıf kız öğrencileri araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Bu öğrenciler rastgele seçilmiştir.Örnekleme alınan toplam öğrenci sayısı 200'dür. Veriler literatür doğrultusunda geliştirilen 55 sorudan oluşan anket formu ile toplanmıştır. Anket formu öğrencilere okulda dağıtılarak, yanıtlandırıldıktan sonra geri alınmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS programında, Ki-Kare testi kullanılarak değerlendirilmiştir.Çalışma kapsamına alınan kız öğrencilerin yaş ortalaması 21.2 ± 2.4'dür. Menarş yaş ortalamaları 13.2 ± 1.3'dür. Öğrencilerin %75'inin menstrüasyona yönelik bilgi aldığı, % 25'inin bilgi almadığı saptanmıştır. Bilgilerin kendilerine yeterli olup olmadığı sorulduğunda % 68'i yeterli bulmuştur. Öğrencilerin % 16'sı menstrüasyonun tanımını yapabilmiştir. Menstrüasyon döneminde öğrencilerin % 31'inin daha seyrek banyo yaptığı, % 4'ünün hiç banyo yapmadığı, % 25'inin menstrüasyon döneminde perinesini arkadan öne temizlediği, %2'sinin temizlemediği, % 9'unun ise menstrüasyon döneminde perine bakımının nasıl yapılması gerektiğini bilmediği saptanmıştır. Bu sonuçlara göre, öğrencilerin menstrüasyon bilgilerinin ve hijyenine ilişkin uygulamalarının yetersiz olduğu ve bu durumun enfeksiyon açısından risk oluşturduğu söylenebilir. Sonuç olarak öğrencilerin menstrüasyon konusunda bilgi eksikliği vardır ve bu konuda okullarda ve ailede eğitim verilmelidir.Anahtar Kelimeler: Menarş, menstrüasyon, menstrüasyon hijyeni.
Adet düzensizliği olan kadınların cinsel yaşam kalitesi ve evlilik uyumunun incelenmesi
Amaç: Bu araştırma, adet düzensizliği olan kadınların cinsel yaşam kalitesi ve evlilik uyumunun incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı olarak yapılan araştırma, Ağustos 2015- Eylül 2016 tarihleri arasında, Adana il merkezinde bulunan bir devlet hastanesinin kadın doğum polikliniğinde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini hastanenin kadın doğum polikliniğine adet düzensizliği şikayeti ile başvuran kadınlar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise araştırma katılım kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden toplam 211 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında kadınların tanıtıcı özelliklerini içeren "Kişisel Bilgi Formu", "Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği- Kadın (CYKÖ-K)" ve "Evlilik Uyum Ölçeği (EUÖ)" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi SPSS 16.0 paket programında yapılmıştır. Bulgular: Adet düzensizliği olan kadınların CYKÖ-K toplam puan ortalamasının 60,93± 14,61 ve EUÖ toplam puan ortalamasının 48,68±4,18 olduğu saptanmıştır. Kadınların tanıtıcı özellikleri (eşin çalışma durumu ve sosyal güvence durumu hariç) ve tüm obstetrik özellikleri ile CYKÖ-K puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0.05). Kadınların tanıtıcı özellikleri (eşin çalışma durumu hariç) ve tüm obstetrik özellikleri ile EUÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Kadınların menstrual özelliklerinden sadece adet düzensizliği şikayetlerini paylaşma durumu ile CYKÖ-K ve EUÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). CYKÖ-K ve EUÖ arasında, istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=0,589 p<0,001). Sonuç: Adet düzensizliği olan kadınların cinsel yaşam kalitesinin iyi düzeyde olmadığı ve çoğunun evliliklerinde uyum olmadığı belirlenmiştir.
Doğum yapmış kadınların premenstrual sendrom düzeylerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
ÖZET DOĞUM YAPMIŞ KADINLARIN PREMENSTRUAL SENDROM DÜZEYLERİNİN VE ETKİLEYEN FAKTÖRLERİN BELİRLENMESİ Tuğba AGIRBULAK Yüksek Lisans Tezi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Hemşireliği Yüksek Lisans Programı Tez danışmanı: Dr. Öğr. Üyesi Semra ÇEVİK Haziran 2018, 78 sayfa Bu çalışma, doğum yapmış kadınların premenstrual sendrom düzeylerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı olarak planlanan bu çalışma, Adana Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi jinekoloji polikliniklerine başvuran sezaryen ve vajinal doğum yapmış, 18 yaş üzeri gebe olmayan 384 kadın üzerinde yapılmıştır. Araştırmanın verileri kadınlarla yüz yüze görüşülerek sosyodemografik özelliklerle ilgili sorular yer alan bir anket formu ve Gençdoğan'ın 2006 yılında geliştirmiş olduğu Premenstrual Sendrom Ölçeği (PMSÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız t testi, tek yönlü varyans analizi ve ki-kare analizinden yararlanılmıştır. Hastaların %41.9'u 30-39 yaş grubundadır ve %45.8 'i normal doğum, %41.1 i sezaryen doğum yapmıştır. Katılımcıların %50.3'ünde PMS var iken, %49.7'sinde PMS görülmemiştir. Doğum şekli grupları ile PMS depresif duygulanım, anksiyete, yorgunluk, sinirlilik, depresif düşünceler, ağrı, iştah değişimi ve uyku değişimi, şişkinlik alt boyutu puan ortalamaları bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Sonuç olarak; PMS varlığı ile yaş, memleket, yaşadığı yer, eğitim durumu, gebelik sayısı, yaşayan çocuk sayısı, doğum şekli ve alkol kullanma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamış (p>0.05) iken düşük sayısı, menarş, gelir durumu ve sigara kullanma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Anahtar Sözcükler: Premenstrual Sendrom, Adet öncesi gerilim, Kadın ve Premenstrual Sendrom, Hemşirelik.
Dismenoreli bireylerde yaşam kalitesi ile ilişkili faktörlerin araştırılması
Bu çalışma dismenoreli bireylerin yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin araştırılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya yaş ortalaması 19, 75 ± 1, 23 yıl olan 85 gönüllü birey dahil edilmiştir. Bireylerin sosyo-demografik bilgileri ile fiziksel ve menstrual özellikleri kaydedilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin dismenore şiddetleri, Vizüel Analog Skala (VAS) ile değerlendirilmiştir. Bireylerin; dinamik dengeleri Y denge testi (YDT), statik dengeleri tek ayak üzerinde durma testi, kavrama kuvvetleri el dinamometresi, esneklikleri ise otur-uzan testi ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya dahil edilen bireylerin, menstrual semptomları Menstruasyon Semptom Ölçeği (MSÖ), premenstrual semptomları Premenstrual Sendrom Ölçeği (PMSÖ), fiziksel aktivite düzeyleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA), depresif semptomları Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), uyku kaliteleri Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), yaşam kaliteleri ise Nottingham Sağlık Profili (NSP) ile belirlenmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre; dinamik denge- sağ taraf, dinamik denge sol taraf ve kavrama kuvveti ölçüm sonuçları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur (p<0,05). Esneklik ölçüm sonuçları ile statik ya da dinamik denge arasında anlamlı ilişki tespit edilmemişken (p> 0,05), kavrama kuvveti arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). NSP ile MSÖ, PMSÖ, BDÖ ve PUKİ sonuçları ile istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur (p<0,05). UFAA sonuçları ile yaşam kalitesi arasında ise anlamlı ilişki tespit edilmemiştir (p>0,05). Dinamik denge ile MSÖ, statik denge ile BDÖ ve UFAA sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin kavrama kuvvetleri ile fiziksel aktivite düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmişken (p<0,05) esneklik ölçümü ile hiçbir fonksiyonel parametre arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Dismenoreli bireylerin yaşam kalitesini, menstrual semptomların, premenstrual semptomların, depresif semptomların, uyku kalitesinin ve dinamik denge ile statik dengenin etkilediği bulunmuştur.
Kadın hentbolcularda menstrual ve erken foliküler fazda uygulanan YO-YO aralıklı toparlanma testine verilen fizyolojik yanıtların karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı, kadın hentbolcularda menstruasyonun benzer östrojen ve progesteron seviyelerinde kadın hentbolcularda performansı etkisini araştırmaktır. Araştırmaya Türkiye Hentbol 1. Lig B grubunda oynayan 15 gönüllü kadın sporcu (yaş: 18,40±1,76 yıl, kilo: 61,20±5,51 kg, boy: 169,07±2,96 cm) katılmıştır. Katılımcılara menstrual dönemde (regl) ve erken foliküler dönemde Yo-Yo Aralıklı Toparlanma Testi (Yo-Yo IRT I) uygulanmıştır. Testler sonrasında Laktik asit (La) değerleri ve Maksimum Oksijen Tüketim miktarları (VO2max) ölçülmüştür. Araştırmada ölçümler sonunda elde edilen verilerin analizinde IBM SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadın sporcuların menstruasyon dönemi (13,48±2,78 mmol•L-1) ile erken foliküler faz dönemi (13,56±2,42 mmol•L-1) arasında laktik asit açısından anlamlı bir farklılık olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Maksimum oksijen (VO2max) tüketiminde menstruasyon dönemi (42,34±0,84 ml/kg/dk) ile erken foliküler faz dönemi (42,58±0,95 ml/kg/dk) arasında istatistiki açıdan anlamlı bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Yo-Yo IRT kat edilen mesafe menstruasyon dönemi (706,67±99,91 m) ile erken foliküler faz dönemi (736,0±112,94 m) karşılaştırıldığında aralıklı dayanıklılık ölçümleri arasında anlamlı bir farklılık bulunduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak, araştırmaya katılan kadın hentbolcuların menstruasyon dönemi ve erken foliküler fazda uygulanan Yo-Yo aralıklı toparlanma testinin performansa herhangi bir etkisi yoktur.
The prevalence of premenstrual syndrome among midwifery students and its relationship with lifestyle
This study was carried out with the aim of determining the prevalence of premenstrual syndrome (PMS) and its relationship with lifestyle among the midwifery students of the Faculty of Health Sciences of Aydın Adnan Menderes University. 288 undergraduate female students (who had no mental disorder/ used no anti-depressants and did not use combined oral contraceptives) in the Midwifery Department were recruited for the study. While data on the anthropometric, socio-demographic, menstrual and lifestyle characteristics of the participants were collected using data collection form, the premenstrual syndrome scale was utilised to determine the presence/absence of PMS in each participant. Student's t test, Mann Whitney U test, Pearson's Chi-square test, Chi-square test, Fisher's exact test and finally multiple logistic regression analysis via Backward LR procedure were employed in comparing the groups with and without PMS and determining the best predicting factors for PMS. The prevalence of PMS among the study participants was found to be 51.3%. According to the result of multiple logistic regression analysis; whereas fast-food consumption, taking vitamin /mineral supplements, poor income and expense balance, generally feeling stressed, irregular sleep, feeling pain during menstruation and the effect of menstrual discomforts on social life were found to have a statistically significant positive relationship with PMS; consumption of white meat was found to be negatively related with PMS. A significant proportion of the study's population suffer from PMS. Therefore, more attention from health care providers on the subject, the incorporation of PMS related topics into educational curricula, social support and lifestyle modifications to include healthier lifestyle choices are recommended.
Bir vakıf üniversitesindeki kız öğrencilerin premenstrual sendrom yaşama durumlarının ve etki eden faktörlerin değerlendirilmesi
İmren ARPACI, Bir Vakıf Üniversitesindeki Kız Öğrencilerin Premenstrual Sendrom Yaşama Durumlarının ve Etki Eden Faktörlerin Değerlendirilmesi, Hemşirelik Programı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018. Araştırma Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde okuyan ve menstruasyon gören kız öğrencilerin premenstrual sendrom durumlarını inceleyebilmek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmış, araştırmaya dahil olma kriterlerine uyan 622 kız öğrenci ile yapılmıştır. Veriler "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Premenstrual Sendrom Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen verileri araştırmacı tarafından bilgisayar ortamında SPSS 21.0 (The Statistical Package for the Social Sciences- PC Version21.0) paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Öğrencilerin %48,1'inin 20-21 yaşında olduğu, %23,6'sının sigara kullandığı, %56,3'ünün düzenli egzersiz yapmadığı, %32,0'ının düzenli kahve tükettiği, %53,4'ünün öfkesini kontrol etmekte zorlandığı, %39,4'ünün öfkesini en fazla adet öncesi dönemde kontrol edemediği, %50,3'ünün düzenli adet gördüğü, %59,8'nin dismenoresi olduğu, %47,9'unun dismenore için analjezik kullandığı ve %53,1'inin sıcak uygulama yaptığı belirlenmiştir. Öğrencilerin Premenstrüel Sendrom Ölçek (PMSÖ) toplam puan ortalaması 123,46±36,14 olarak hesaplanmıştır. Sağlıkla ilgili bölümlerde okuyan öğrencilerin yorgunluk puan ortalamaları diğer bölümlerden daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Menarş yaşı ile depresif duygulanım alt boyutu ve ilk menarş yaşı ile depresif düşünceler alt boyutu arasında istatiksel olarak ileri düzeyde anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.01). Menarş yaşı ile sinirlilik alt boyutu, anksiyete alt boyutu ve şişkinlik alt boyutu arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). PMSÖ'nün toplam ve alt boyutlarında sigara ve analjezik kullananlar ile kahve tüketenlerin ve dismenoresi olanların puan ortalamasının daha yüksek olduğu görülmüştür. PMS ile baş etmeye yönelik eğitim ve bilinçlenme konusunda bireyin ve çevresinin desteklenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Premenstrual Sendrom, Hemşirelik, Analjezik Kullanımı, Dismenore
Menstrüel migren tanısı alan olgularda tedavi seçenekleri ve asetazolamidin tedavideki yeri
Giriş: Kadınlarda menstrüel siklus ve hormonal değişiklikler migren tetikleyicileri arasındadır. ICHD-3, kriterlerine göre, menstrüel migren (MM) pür menstrüel migren (PMM) ve menstrüasyonla ilişkili migren (MİM) olmak üzere 2 gruba ayrılmaktadır. Çalışmamızda kısa dönem profilaksi olarak asetazolamid kullanan hastaların her iki grupta tedavi öncesi ve tedavi sonrası (3.ay) olmak üzere Vizüel Analog Scale (VAS) testiyle başağrısı şiddetinin; Headache Impact Test (HIT) ve Migraine Disability Assessment (MIDAS) testleriyle yaşam kalitesi üzerine olan etkisinin değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amaçlandı. Yöntem: Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başağrısı polikliniğine MM tanısı ile başvuran olgular etik kurul onayı sonrası retrospektif olarak dahil edilme ve dışlama kriterlerine göre değerlendirildi. Hastaların demografik özellikleri, alışkanlıkları, başağrısı özellikleri sorgulandı. Hastalara kısa dönem profilaksi tedavisi, öngörülen menstrüasyon başlangıcından 2 gün önce başlanarak toplam 5 gün asetazolamid 500 mg/gün tedavisi uygulandı. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası VAS, MIDAS ve HIT testleri yapıldı. Bulgular: 26 adet PMM, 26 adet MİM hastası saptandı. Asetazolamid kullanan hastalarda hem totalde hem de gruplar düzeyinde tedavi öncesi ve tedavi sonrası karşılaştırmada; VAS ve HIT skorlarında gruplar arasında farklılık olmaksızın, MIDAS skorunda MİM grubunda daha belirgin olmak üzere her iki alt grupta istatistiksel olarak anlamlı düzeyde iyileşme olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç: MM tanısı alan hastalarda kısa dönem profilaksi tedavisinde asetazolamid kullanımı başağrısı şiddetinde ve sıklığında azalmaya ve yaşam kalitesinde düzelmeye neden olmaktadır Çalışmamızla literatürde ilk kez vurgulanmıştır.
Tiroid disfonksiyonu olan kadın hastalarda menstruasyon bozuklukları ve sıklığı
Tiroid hormonları reproduktif fonksiyonların sağlanması ve sürdürülmesinde önemli bir yere sahiptir. Tiroid disfonksiyonları menstruel döngüyü etkiler ve menstruel düzensizliklere yol açar. Hastanemiz Endokrinoloji ve İç hastalıkları polikliniklerine herhangi bir nedenle başvuran ve tiroid disfonksiyonu tanısı konulanlar hasta grubu, rutin laboratuvar ve görüntüleme yöntemleri ile herhangi bir patoloji saptanmayanlar ise sağlıklı kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edildi. Hasta grubu daha önceden tiroid hastalığı nedeniyle herhangi bir tedavi almamış, yeni tiroid hastalığı tanısı alan fertil dönemdeki kadınlardan oluşturuldu. Çalışmaya alınan hastalar ve kontrollerin hepsinde tiroid fonksiyon durumu serum sT3, sT4, TSH, anti Tg, anti TPO düzeyine göre belirlendi. Katılımcıların hepsinde tiroid Doppler ultrasonografisi (USG) uygulandı. Çalışmamıza 108 sağlıklı kontrol ve aşikar hipotiroidi grubuna 54, subklinik hipotiroidi grubuna 106, aşikar hipertiroidi grubuna 50, subklinik hipertiroidi grubuna 55 ve ötiroidi (Hashimoto tiroiditi +nodüler guatr) grubuna 220 hasta olmak üzere toplam 485 hasta dahil edildi. Tiroid disfonksiyonu olan kadın hastalarla, sağlıklı kontrol grubu, menstruasyon bozukluğu tipi (sekonder amenore, hipomenore, hipermenore, oligomenore, polimenore, menoraji, metroraji ve menometroraji) ve sıklığı açısından birbiri ile karşılaştırıldı. Aşikar hipotiroidide en sık karşılaştığımız menstruel bozukluklar sırasıyla hipermenore, menoraji, oligomenore ve polimenore olmuştur. Hipermenore prevalansı kontrollerle karşılaştırıldığında anlamlı olarak yüksek bulundu (%33.3'e karşılık %5.6, p<0.05). Hipotiroidinin şiddeti arttıkça, hipermenore prevalansının da anlamlı olarak arttığı görüldü. Ağır hipotiroidi (TSH > 50 μIU/ml) grubu ile hafif hipotiroidi (TSH 5-10 μIU/ml) grubu karşılaştırıldığında hipermenore prevalansı istatistiksel olarak anlamlı bulundu (%35'e karşılık % 16.5, p<0.05). Diğer tiroid disfonksiyonu hasta (subklinik hipotiroidi, aşikar hipertiroidi, subklinik hipertiroidi ve ötiroid) gruplarında ise kontrollerle karşılaştırıldığında menstruel bozukluk tipi ve sıklığı açısından anlamlı fark görülmedi (p>0.05). Tiroid hormonlarının reprodüktif aktivitenin sağlanması ve sürdürülmesinde önemli olmasından ve kadınlarda tiroid disfonksiyonlarının fertilite ve gebelik üzerine olumsuz sonuçları olabileceğinden erken dönemde tanı konulması ve tedavi edilmesi önem taşımaktadır.
Adet düzensizliği olan adölesan kızlarda serum antimulleriyen hormon düzeyi , hiperandrojenizm ve over boyutları arasındaki ilişki"
Amaç: Manisa ilinde eğitim gören adolesan kızlarda menarş yaşını, menarş özelliklerini belirlemek; menarş tarihinden en az 3 yıl geçmiş oligomenoreik kızlarda antimülleriyen hormon (AMH), androstenedion (AS) düzeyleri ve over görüntülemesinin polikistik over sendromunda (PKOS) ayırıcı tanıdaki etkisini araştırmaktır. Materyal metod: 2015 yılında Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Endokrinloji kliniğimizce etik kurul onamı ve il milli eğitim müdürlüğünden izin alındı. Manisa'daki 1304 kız adolesan tarandı. Sosyoekonomik durum, menarş yaşı, menstrüel durumları anketle belirlendi; boy, vücut ağırlığı ölçüldü. Çalışma grubu olarak tanımlanan menarşından en az 3 yıl geçmiş, oligomenoreik, bilinen hastalığı olmayan 68 adölesan; kontrol grubu olarak tanımlanan, ek hastalığı olmayan, menarşından en az 3 yıl geçmiş, adetleri düzenli 64 gönüllü adölesan olmak üzere toplam 132 gönüllü çalışmaya alındı. Çalışma ve kontrol grubu adetin 2. ve 5. günü ultrasonografi (USG) ile değerlendirildi; AS, AMH düzeyleri bakıldı. Bulgular: Kızların menarş yaş ortalaması 13,19±3,00 yıl; annelerinki 13,37±1,17 yıl bulunmuştur. Yüksek sosyoekonomik düzeydeki kızların boyları ve boy sds' leri; düşük sosyoekonomik seviyeye sahip kızlarınkinden anlamlı yüksek saptanmıştır. Düşük sosyoekonomik seviyedeki kızlarda vücut kütle indexi (VKİ) ve VKİ persantili; orta ve yüksek seviyedekilere göre anlamlı yüksek bulunmuştur. Üç sosyoekonomik düzeyde de menarş en sık yaz aylarındaydı. Vücut ağırlığı artışının, menarş yaşının düşmesine neden olduğu görüldü. Kontrol grubunda USG' de polikistik over (PKO) görünümü %8,3 iken, çalışma grubunda 6 kat fazla (%47,6) bulunmuştur. AMH düzeyi çalışma grubunda (ortalama: 4,95 ± 2,95 ng/ml), kontrol grubunda göre (ortalama: 3,27 ± 1,45 ng/ml) anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. AS düzeyi, çalışma grubunda (ortalama: 2,63±1,33 ng/ml), kontrol grubuna göre (ortalama:2,18±0,89 ng/ml) anlamlı yüksek saptanmıştır. PKO görüntüsü olan ve olmayanlar karşılaştırıldı, AMH düzeylerinde anlamlı fark saptandı. AS düzeyleri hirsutizmi olanlarda (ortalama 3,24±1,43 ng/ml); olmayanlara (ortalama:2,17±,95 ng/ml) göre daha yüksek saptandı. Sonuç: Menarş yaşı sosyoekonomik durumdan etkilenmiyor. Vücut ağırlığının artması menarş yaşını düşürebilmektedir. Oligomenoresi olan kızlarda AMH düzeyleri yüksektir. Oligoamenoresi olan kızlarda ultrasonografide polikistik over görünümü de yüksek orandadır. Ultrasonografik olarak polikistik over görünümü olan adolesan kızlarda AMH düzeyleri yüksektir.
Premenstrual sendrom yaşayan kadınların kullandıkları geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları
Üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen problemlerden biri olan Premestrual Sendrom (PMS) , tekrarlayıcı, psikolojik, fiziksel, davranışsal belirtilerle ortaya çıkmaktadır. Kadınlar bu belirtileri azaltmak için, farmakolojik ve non-farmakolojik yöntemler kullanmaktadır. En sık kullanılan yöntemlerden birisi de Geleneksel Ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamalarıdır. Araştırma, premenstrual sendrom yaşayan kadınların kullandıkları geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı olarak yapılan araştırmanın örneklemini Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinin "Kadın Hastalıkları ve Doğum" polikliniğine başvuran 357 kadın oluşturmuştur. Veriler Kişisel Bilgi Formu ve Premenstrual Sendrom yaşama durumunu belirlemek amacıyla Premenstrual Sendrom Ölçeği (PMSÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelikler, Kolmogorov Smirnov testi, Pearson Korelasyon Katsayısı , Ki-Kare Testi , Fisher's Kesin (Exact) Ki-Kare Testi, Freeman-Halton Fisher Kesin (Exact) Ki-Kare testleri kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda kadınların PMSÖ'den ortalama 129,67±19,17 puan aldıkları bulunmuştur. Kadınların %82,9'unun PMS yaşadığı, PMS yaşayan kadınların %83,8'inin GETAT yöntemlerini kullandığı belirlenmiştir. PMS yaşayan kadınların %26,2'si rezene çayını kullandığı %60'ının yarar gördüğü, %26,8 vücut terapilerinden masajı kullandığı %90,7 'sinin yarar gördüğü , %23,8 'inin yürüyüş yaptığı %96,6 'sının yarar gördüğü ,%85,1 'inin duş aldığı %99,6 'sının yarar gördüğü,%90,7'sinin karına sıcak uygulama yaptığı, %99,6'sının yarar gördüğü bulunmuştur. Kadınların, PMS'de kullanılan GETAT yöntemleri ve bu yöntemlerin yararlılıkları konusunda bilgilendirilmesi önerilebilir
Anormal menstruel kanamalı adolesan kız çocuklarında kanama bozukluğu hastalıklarının araştırılması
Menstruel siklus uzunluğu ortalama 21-35 gündür ve menstruel kanama süresi 2-7 gündür. Normal menstruel kanama her siklusta 30-40 ml. ya da günde 3-6 ped kadardır. Anormal uterin kanama (AUB); gebe olmayan bir kadında menstruel volüm, sıklık veya süresinde herhangi bir anormalliği ifade eder. AUB adolesan kızlarda oldukça yaygın bir şikayettir. Ağır menstruel kanama (HMB), kanama süresinin 7 günden daha uzun olmasına veya bir siklusta meydana gelen kanamanın 80 ml'den fazla olmasına denir. Ağır menstruel kanama tarifleyen adolesan kızlarda %20'ye varan oranlarda alta yatan kanama bozukluğu saptanmıştır. Çalışmamızda anormal uterin kanama şikayetiyle başvuran adolesan kızlarda kanama bozukluğu hastalıklarını araştırmayı amaçladık. Çalışma anormal uterin kanama şikayetiyle çocuk hematoloji polikliniğine başvuran hastalara yönelik prospektif olarak yapılmıştır. Sikluslar arası uzunluk, mentruasyon süresi, kanama miktarına yönelik detaylı hikaye alınmış ve anemiye yönelik bulugular saptanmıştır. Kolay morarma, epistaksis ve dişeti kanamasının yanında kanama bozukluğuna yönelik aile hikayesi sorgulanmıştır. Kronik inflamatuar barsak hastalığı, kronik karaciğer veya böbrek hastalığı olan hastalar çalışma dışında tutulmuştur. Tam kan sayımı, periferik yayma, kan grubu, serum transaminazları, üre, kreatinin, ferritin, B12, template yöntemiyle KZ, PT, aPTT, INR, fibrinojen, vWF:Ag. vWF:RCo, FVIII, FVII, FXI, FVIII, platelet agregasyon testleri yapılmıştır. Endokrinolojik bozuklukları saptayabilmek amaçlı serbest testesteron, 17-OH progesteron, LH, FSH, östradiol, TSH, sT4 labratuvar tetkikleri gönderilmiştir. Çalışma Ocak 2018-Ocak 2021 yılları arasında anormal uterin kanama şikâyetiyle başvuran 97 hastadan çalışmayı tamamlayabilen 90 hasta ile yapılmıştır. Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 14±1,8 yıl olarak saptanmıştır. Hastaların %15,6'sında (n=14) altta yatan bir kanama bozukluğu olduğu (%5,5 vWH, %5,5 faktör eksikliği, %3,3 trombosit fonksiyon bozukluğu, % 1,1 İTP) gösterilmiştir. %12,2 (n=11) hastada endokrin bozukluk %26,6 (n=24) hastada eklem hipermobilitesi saptanmıştır. Hastaların %55,6'sı (n=50) herhangi bir tanı almamıştır. Faktör eksikliklerini kendi içinde incelemek gerekirse; 2 hastada FXI eksikliği 1 hastada FV eksikliği, 1 hastada FVII, 1 hastada hipofibrinojenemi saptanmıştır. Trombosit fonksiyon bozukluklarını kendi içinde incelemek gerekirse 2 hastada Bernard-Soulier sendromu, 1 hastada Glanzman trombastenisi saptanmıştır. Anormal utein kanama adolesanın yaşam kalitesini etkilemektedir ve ergen sağlığı sağlığı açısından araştırılmayı hak etmektedir. Bu çalışmada anormal uterin kanama ile başvuran bireyin altta yatan bir kanama bozukluğuna hastalığına sahip olabileceği vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Anormal uterin kanama, menoraji, kanama bozukluğu, von Willebrand hastalığı, trombosit fonksiyon bozukluğu, eklem hipermobilitesi
İdiopatik epilepsili adölesan kız hastalarda menstrüel siklusun farklı dönemlerinin antiepileptik ilaç kan düzeyi ve elektroensefalografi üzerine etkileri
Giriş ve Amaç: Menstrüel siklusun belirli fazlarında epileptik nöbet aktivitesi artabilmektedir. Menstrüel siklusla ilişkili nöbetler, katamenial nöbet olarak tanımlanır. Katamenial epilepsinin (KE) etiyolojisinde yer alan moleküler mekanizmalar tam bilinmemektedir. Bu çalışmada; menstrüel siklus ilişkili nöbet artışının, serum antiepileptik ilaç (AEİ) düzeyindeki değişikliklerden kaynaklanabileceği hipotezinden yola çıkarak, idiopatik epilepsili adölesan kızlarda, menstrüel siklusun farklı dönemlerindeki serum AEİ düzeyi ve elektroensefalografi (EEG) bulguları incelenmiştir. Gereç ve Yöntem: Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı'na başvuran, menstrüel siklusları başlamış olan, idiopatik epilepsi tanılı 27 adölesan kız hasta (yaş ortalaması 15.4±1.3 yıl) çalışmaya alındı. Hastaların menstrüel sikluslarının, menstrüel faz ve geç luteal fazında serum AEİ, östradiol (E2), progesteron (Pg) seviyelerine bakıldı ve EEG incelemeleri yapıldı. Bulgular: Hastalar valproat (VPA) (n=16), levetirasetam (LEV) (n=9) ve karbamazepin (KBZ) (n=3) kullanmaktaydı. Hasta sayısının yetersiz olması nedeniyle, KBZ için istatistiksel karşılaştırma yapılmadı. Menstrüel ve luteal dönemdeki VPA ve LEV düzeylerinde anlamlı fark yoktu (p>0.05). Ovulatuar ve anovulatuar siklusa göre hastalar gruplandırıldığında, sadece anovulatuar siklustaki hasta sayıları istatistiksel karşılaştırma için yeterliydi ve iki farklı dönemdeki VPA ve LEV düzeyleri anlamlı fark göstermedi (p>0.05). Olası sıvı retansiyonu açısından, ilk serum örneği mensin 1. gününde alınan, VPA kullanan hastalarda (n=12) anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). İki hastaya KE tanısı kondu. Bunlardan birinde, menstrüel dönemdeki KBZ düzeyinde, luteal döneme göre %57 azalma saptandı. Ayrıca, menstrüel dönemdeki EEG'sinde patolojik bulgular mevcuttu. Diğer hastalarda, menstrüel siklusun her iki döneminde çekilen EEG incelemeleri normaldi. Sonuç: Çalışmamız; VPA veya LEV kullanan idiopatik epiepsili adölesan kızlarda, menstrüel ve luteal fazdaki serum AEİ düzeylerinde anlamlı değişiklik olmadığını ortaya koymaktadır. Ancak, KE olarak değerlendirilen bir olgumuzun, menstrüel dönemdeki KBZ seviyesinde azalma ve patolojik EEG bulguları, KE tanılı hastalarda yapılacak benzer çalışmanın fayda sağlayabileceğini düşündürmektedir.
Kadınların farklı dönemlerdeki kadınlık algıları ve etkileyen faktörler
Bu çalışmanın amacı; kadınların menstürasyon, gebelik, annelik, üreme sağlığı ile ilgili yaşanan hastalık ve menapoz dönemi gibi farklı dönemlerde beden ve kadınlık algısının nasıl bir değişim gösterdiğinin araştırılması ve bu algıları etkileyen faktörlerin toplumsal cinsiyet bakış açısı ile irdelemesidir. Araştırma, Adana Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları Servisinde yatan 39 kadın katılımcı ile yapılmıştır. Araştırma kapsamında veri toplama araçları olarak; Yarı yapılandırılmış nitel görüşme formu, demografik özellikleri belirleyen bilgi formu, Self-Esteem ölçeği ile Oxford Mutluluk ölçeği, Coopersmith Benlik Saygısı Envanteri faktörleri ile belirlenmiştir. Araştırma sonucuna göre; katılımcıların kadın oldukları için çoğu zaman pişmanlık duygusu yaşadığı, bununla birlikte kadınların yaşamlarındaki en önemli başarıyı iyi bir anne ve eş olma olarak tanımladıkları görülmüştür. Kadınlar menstürasyon dönemine girdiklerini etrafındakiler ile daha az paylaşırken, menapoz dönemine girdiklerini daha yüksek oranda paylaşmaktadırlar. Buna karşılık mentürasyon dönemine girmek kadınlık açısından üretkenlik, kadın olma hali olarak tanımlanırken menapoz dönemine girmek erkekleşme, kadınlıktan uzaklaşma hali olarak tanımlanmaktadır. Eğitim ve ekonomik düzeyin artması kadınların benlik saygısı, psikolojik sağlamlılık düzeyi ve mutluluk düzeyini arttırmaktadır. Şiddet yaşaması, erken yaşta evlilik ve gebelik yaşaması ise kadınların benlik saygısı, psikolojik sağlamlılık düzeyi ve mutluluk düzeyini azaltmaktadır. Elde edilen sonuçlar, kadınların farklı dönemlerinde farklı algılar içinde olduğunu göstermektedir. Özellikle fizyolojik kadınlık halleri, toplumsal cinsiyet rollerine dayalı kalıpyargılar ile doğru orantılı olarak kadınların kendileri tarafından bile kirli, kötü ve eksik olarak algılandığı görülmektedir. Bu dönemlere özgü algı durumları dikkate alınarak psikosoyal destek verilmesi yarar sağlayacaktır.
Premenstrual ve menstrual dönemdeki kadınların anksiyete düzeylerinin anne-çocuk ilişkisi açısından değerlendirilmesi
Premenstrual dönem yakınmalarının anksiyete bozuklukları ile olan ilişkisi karmaşık bir örüntüye sahiptir. Bu doğrultuda yapılan çalışmanın amacı premenstrual ve menstrual dönemdeki kadınların anksiyete düzeyleri ile anne-çocuk ilişkisinin incelenmesidir. Araştırma Mersin ilinde faaliyet gösteren ve üyeleri çalışan ve girişimci kadınlardan oluşan bir derneğin üyeleri ile yapılmıştır. Araştırma kolayda örneklem yöntemi ile seçilen, fertil çağı devam eden, çalışan ve çocuk sahibi olan 49 kadın üye ile gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada verilerin toplanması aşamasında anket formundan yararlanılmştır. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Premenstrual Sendrom Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve Çocuk-Anababa İlişki Ölçeği uygulanmıştır. Analizler sonucunda premenstrual dönemde anksiyete ve premenstrual sendrom arasında yüksek, pozitif yönde ilişki bulunmuştur. Bununla birlikte premenstrual dönemde premenstrual sendrom ve anne-çocuk ilişkisi arasında zayıf, pozitif yönde ilişki bulunmaktadır. Bunların yanı sıra premenstrual dönem anksiyete düzeyi ile aylık gelir düzeyi grup ortalamaları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur.
Farelerde doğal ve senkroznize menstrual döngünün evrelendirilmesi
Bu araştırmada farenin estrous öncesi ve sonrası evrelerini içeren histolojik bir atlas oluşturulmasına, estrous senkronizasyonu na ve vazektomili hayvan oluşturulmasına çalışılmıştır. Çalışmanın amacı daha sonra yapmayı planladığımız insanlarda in vitro fertilizasyon uygulamasına geçmeden önce, materyal olarak seçtiğimiz faredeki temel üreme sistemine makroskobik ve mikroskobik anatomisi ile fizyolojisini aydınlatılması, gerekli becerinin kazanıl ması ve böylece in vitro fertilizasyon uygulamasına geçmeden önce ge rekli ön çalışmaların tamamlanma sı cır. Çalışmada, farelerdeki, estrouz döngüsünün doğal senkronizasyo nu için 50 tane dişi fare 15 gün süre ile birarada tutulmuş ve sonra bu farelerden alman vajinal simir örneklerinin değerlendirilmesi so nucu, doğal estrous senkrooizasyonvnun oluşmadığı gözlenmiştir. Farelerin estrous döngüleri arasında farmakolojik senkronizasyon oluşturmak amacıyla, iki döngü boyvnca FSH/LH ve HCG hormonları, veri len deney şemasına uygun olarak enjekte edilmiş ve sonuçların değerlen dirilmesi sonucunda, farelerde senkronizasyonun oluştuğu ve ?" 100' nün estrus evresinde olduğu bulunmuştur. Çalışmamızın diğer bir basacağında farmakolojik senkronizasyon oluşturulmuş farelerden' çikerilan ^ajina, ektoservix, uterus, ovaryum ve ovidukt fimbriasından doku preprratları hazırlanmış ve mikroskopta incelenmiştir.
Kadınların özel hallerinin fıkhî hükümlere etkisi
Bütün dinlerde olduğu gibi İslâm dininde de mükellef olan kadın ve erkekler, Allah tarafından emredilen ibâdetleri yapmakla sorumludurlar. Ancak özel durumlar olarak tanımlayabileceğimiz bazı haller vardır ki bu durumlarda kadın ya da erkekler bazı ibâdetleri yapamazlar. Bu hallerde ibâdetlerin yapılmaması gerektiği, bu hallerin ibâdete engel bir durum oluşturması veya aklımızla kavramaktan aciz kaldığımız başka sebeplerden kaynaklanır. Bu çalışmada kadınların sahip olduğu biyolojik özellikler/farklılıklar nedeniyle yaşadıkları hayız, nifas ve istihâze gibi özel hallerinde normal zamanlarında sorumlu oldukları ibâdetlerle yükümlü olup olmadıkları, bu ibâdetleri yapmakla yükümlü olmadıkları takdirde özel halleri sona erdiğinde yapmadıkları ibâdetlerin kazasının gerekip gerekmediği konularında dört büyük amelî mezhebin, İbn Hazm ve İbn Teymiyye gibi İslâm hukukçularının görüş ve delilleri dikkate alınarak çağdaş bazı araştırmacıların fikirleri ile mukayese edilmeye çalışılmıştır.
Sağlıklı ve primer dismenoreli kadınlarda spinal postür, mobilite ve beden imajı algısının karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, sağlıklı ve Primer Dismenoreli (PD) kadınlarda spinal postür, spinal mobilite ve beden imajı algısını karşılaştırmaktı. Çalışmaya 57 sağlıklı, 63 PD'li olmak üzere toplamda 120 kadın dâhil edildi. Katılımcıların fiziksel ve demografik özelliklerini belirlemek amacıyla anket soruları uygulandı. Katılımcıların menstruasyon sırasında deneyimledikleri ağrı şiddetini belirlemek için Görsel Analog Skalası, spinal postür ve mobilitelerini ölçmek için Spinal Mouse kullanıldı. Menstruasyona dair tutumları Menstruasyon Tutum Ölçeği ile değerlendirilirken, menstruasyon semptomlarını belirlemek için Menstruasyon Semptom Ölçeği kullanıldı. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form ile, beden imajı algıları ise Beden İmajı Ölçeği ile belirlendi. Çalışmamızda PD'li kadınların menstruasyon sırasındaki ağrı şiddet düzeyi sağlıklı kadınlardan daha fazlaydı (p<0.001). PD'li grupta maksimum gövde fleksiyonu postüründe sakrum-kalça açısı (p=0.005), inklinasyon açısı (p=0.014) ve bu bölgelerin mobilitesi ((p=0.006), (p=0.001)) sağlıklı gruba göre daha azdı. PD'li kadınların menstruasyon semptomlarının sağlıklılara göre daha şiddetli olduğu (p<0.001), menstruasyona dair tutumlarının da daha olumsuz olduğu bulundu (p=0.013, p=0.003, p=0.034, p=0.023, p<0.001, p<0.001). PD'li ve sağlıklı kadınların fiziksel aktivite düzeyleri (p=0.294) ve beden imaj algıları benzer bulundu (p=0.225). Bu çalışmada, PD'li kadınların spinal postür ve mobilitelerinin sağlıklı kadınlardan olumsuz yönde farklı olduğu ve menstruasyona bilişsel olarak daha kötü yaklaştıkları tespit edildi. Bu sonuçların PD'li kadınlar için bireye özgü tedavi programı belirleme konusunda önemli olabileceği düşüncesindeyiz.
Dysmenorrhea among hospital nurses and it's effect on work life
The study was carried out as a descriptive and cross-sectional study to find out the frequency of dysmenorrhea among hospital nurses, and how it effects the nurses' work life. The study was conducted in four hospitals that subordinate to Bolu Provincial Health Directorate. The universe of the study consisted of 818 nurses and the sample was 574 nurses. The data of the study was collected using the Introductory Information Form and Visual Analog Scale. In the evaluation of the data, number, percentage, mean, t test, Mann Whitney U test, ki-square test and regression analysis were used. As a result of the research; 66.9% of the nurses participating in the study experienced dysmenorrhea. The mean severity of dysmenorrhea was found to be 5.72 ± 1.96. 67.4% of the participants had moderate dysmenorrhea and 18.7% had severe dysmenorrhea. The most common symptoms of dysmenorrhea were low back pain (84.8%), fatigue (77.6%) and abdominal pain (76.1%). It was determined that 71.3% of nurses benefited from non-pharmacological methods and 44.6% of them used medication in coping with dysmenorrhea. It was found that dysmenorrhea increased the living status by dysmenorrhea in the family by 3.7 times (OR=3.727, p<0.05) and by gynecological diagnosis by 1.8 times (OR=1.791, p<0.05). Because of dysmenorrhea, 84.5% of nurses think that job performance decrease, 81.8% job satisfaction and 70.6% service quality are affected. It was seen that 9.7% of the nurses used report / leave due to dysmenorrhea in the last year. It was determined that according to the severity of dysmenorrhea, job satisfaction, job performance, service quality, communication problems with teammates, patient and patient relatives, permission / report usage and legal permission usage differed (p <0.05). It was found that the severity of dysmenorrhea was 2.7 times (OR=2.651, p<0.05) higher than those who were affected by dysmenorrhea and 1.8 times higher than those who did not request legal permission (OR=1.831, p<0.05). Key words: Nurse, dysmenorrhea, menstrual disorders, working life