Menstruation
75 theses under this subject heading
Molla Muhyiddîn Hâvelî ve Risâletu'l-esâs fi Ahkâmi'l-Haydi Ve'n-Nifas adlı eserinin tahkik, tahlil ve tercümesi
Molla Muhyiddîn Hâvelî 20. yüzyılda, Siirt'te yaşamış Şafiî mezhebine mensup bir ilim adamıdır. Bu çalışma Molla Muhyiddîn Hâvelî'nin (1909/1987) hayatı veRisâletu'l-Esâs fi Ahkâmi'l-Haydi ve'n-Nifâs adlı eserinin tahkik, tahlil ve tercümesinden oluşmaktadır. Molla Muhyiddîn Hâvelî bu eserinde kadınların ibâdet ve sosyal hayatlarını etkileyen hayız, nifas ve istihâze meselelerini Şafiî mezhebi ağırlıklı olarak ele almıştır. Hâveli'nin eseri kaleme almasındaki amacı konu ile ilgili olarak kendisine soru soranlar için başvuracakları temel bir kaynak oluşturmaktır. Tezin birinci bölümünde Hâvelî'nin hayatı, ilmi kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise Risâletu'l-Esas fi Ahkâmi'l-Haydi ve'n-Nifas adlı eserin nüshaları, eserin ismi ve müellife aidiyeti, eserin kaynakları ve içeriği, eserde kullanılan yöntem ve eserde geçen temel kavramlar ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise eserin tercümesi yapıldıktan sonra tahkikli metnine yer verilmiştir.
Menstrual siklus fazlarının hedonik açlık, besin seçimi ve aşırı besin isteği üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Menstrual siklus doğurgan kadınlarda meydana gelen fizyolojik değişiklikler serisidir. Premenstrual Sendrom (PMS), menstrual siklusun luteal fazında ortaya çıkar ve klinik olarak önemli fiziksel, davranışsal ve psikolojik belirtilere neden olarak fonksiyonel kapasitede bozulmaya neden olur. Menstrual siklusun bazı aşamalarında (özellikle luteal faz) ve PMS varlığında besin isteği artışı ve kötü beslenme alışkanlığı, bazı besin ögesi eksiklerine, vücut ağırlığında artışa ve buna bağlı olarak obezite, diyabet, hipertansiyon gibi yaşam tarzıyla ilgili hastalık riskinin artmasına neden olabilir. Bu araştırmanın amacı menstrual siklus fazlarının ve PMS varlığının hedonik açlık, aşırı besin isteği ve besin seçimini üzerine etkisini değerlendirmektir. Bu araştırma Eylül 2021 – Eylül 2022 tarihleri arasında çevrimiçi anket çalışması olarak 19-24 yaş arası 150 üniversite öğrencisinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların antropometrik ölçümleri beyana dayalı olarak alınmış ve BKİ'ye göre sınıflandırma yapılarak 2 grupta (normal ve fazla kilolu-obez) değerlendirilmiştir. Katılımcılara menstrüasyona ilişkin sorular ve Premenstrual Sendrom Ölçeği (PMSÖ) ilk görüşme sırasında; Pozitif Negatif Duygu Ölçeği (PANAS), Besin Seçimi Testi (BST), Besin Gücü Ölçeği (BGÖ), Görsel Analog Skala (GAS), Aşırı Besin İsteği Ölçeği (ABİS) ve besin tüketim kaydı içeren anket formu bireylerin menstruasyon süreci takip edilerek foliküler, ovulasyon ve luteal faz olmak üzere 3 kez uygulanmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre kadınların enerji ve doymuş yağ harici diğer besin ögesi alımları menstrual siklusun fazları arasında anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0.05). Foliküler (7.2±2.58) ve luteal fazda (7.5±2.29) kadınların çikolata ve çikolatalı ürünlere olan aşırı besin istekleri ovulasyon fazına (6.6±2.61) göre yüksektir (p=0,004). Kadınların BST, BGÖ ve ABİS toplam ve alt faktör puanları menstrual siklus fazları arasında anlamlı farklılık göstermezken (p>0.05), PMS olan bireylerin BGÖ toplam ve alt faktör puanları, PMS'si olmayanların puanlarından yüksek bulunmuştur. Luteal fazda kadınların PMS varlığına göre enerji ve bitkisel protein alımı anlamlı farklılık göstermektedir (p<0.05). Çalışmada anlamlı farklılıklar tespit edilemese de menstrual siklus aşamalarının ve PMS durumunun besin alımını ve buna bağlı olarak ağırlık denetimini etkileyebileceği öngörülmektedir. Kadınların süreci yönetebilmek için bu konuda farkındalığının sağlanması ve menstruasyon siklus dikkatte alınarak beslenme planlanması gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Menstrual siklus, duygusal yeme, besin tercihi, premenstrual sendrom, yeme arzusu.
Üniversite öğrencilerinde dismenoreye yönelik kullandıkları tamamlayıcı ve alternatif tedavi yöntemlerinin belirlenmesi
Bu araştırma menarş yaşından itibaren dismenore problemi yaşayan kadınların kullanmayı tercih ettikleri tamamlayıcı ve alternatif tedavi yöntemlerinin (TAT) neler olduğunu belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma 04.01.2020 – 01.01.2021 tarihleri arasında Beykent Üniversitesi Meslek Yüksek Okulunda primer dismenore yaşayan 330 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı tipteki araştırmada literatür doğrultusunda hazırlanan soru formunda 37 adet soru bulunmaktadır. Dismenore yaşayan öğrencilerin %93'ü 18-24 yaş aralığındadır. Dismenoreli öğrencilerin tamamlayıcı ve alternatif tedavi yöntemlerini tercih edenlerin oranı ortalama %56 olarak belirlenmiştir. En çok tercih edilen tamamlayıcı ve alternatif tedavi yöntemleri %37 oranında bitki çayı tüketmek, %32 oranla da masaj yapmak ve %22,4 oranında karına sıcak uygulama yapmak olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak TAT kullanım oranının yüksek olduğu bulunmuştur. TAT yöntemlerinin kullanımının yaygınlaştırılmasında hemşireler büyük önem arz etmektedir. TAT yöntemlerinin gerek hizmet içi eğitimlerde gerekse lisans eğitimine ders olarak eklenmesi ve bu konuda hemşirelerin araştırma yapmaları faydalı olacaktır.
Hemşirelerde premenstrüel sendrom ile mental iyi oluşluk düzeyi arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Araştırma Çorlu Devlet Hastanesi'nde 27 Mayıs 2020- 27 Haziran 2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Hastanede çalışan 18-55 yaş arasında menstrüel siklusu düzenli olan 300 kadın hemşire araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmada yapılan görüşmede 11 sorudan oluşan Tanıtıcı Bilgi Formu, Premenstrüel Sendrom Ölçeği (PMSÖ), Warwick Edinburgh Mental İyi Oluşluk Ölçeği (WEMİOÖ) kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler Statistical Package for Social Sciences (SPSS) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir.Premenstrüel sendromun yarattığı olumsuz durumları ortadan kaldırmak veya semptomları azaltmak, hemşirelerin ilgili eğitimi ve danışmanlığı verip premenstrüel sendrom ile baş etmelerini sağlayabilmek için daha çok araştırma yapmak ve çözüm bulmak gerekmektedir.
Primer dismenoreli olgularda fiziksel aktivite düzeyinin ağrı ve yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışma primer dismenore (PD) tanılı kadınlarda fiziksel aktivite düzeyinin ağrı ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya PD tanılı, yaş ortalamaları 21,83±2,9 yıl olan 42 kadın dahil edildi. Tüm olgulara demografik verilerin ve menstrual özelliklerin sorgulanması amacıyla tarafımızca hazırlanan ''Kişisel Bilgi Formu'' doldurtuldu. Menstruasyon semptom şiddetini değerlendirmek için ''Menstruasyon Semptom Ölçeği'' (MSÖ), menstrual ağrı şiddetini değerlendirmek için ''Vizüel Analog Skala'' (VAS), fiziksel aktivite düzeyini belirlemek için ''Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form''(UFAA-KF), yaşam kalitesini değerlendirmek için ''Nottingham Sağlık Profili (NSP)'' kullanıldı. Katılımcılar fiziksel aktivite seviyelerine göre düşük (n=19) ve orta (n=23) şiddette olarak ikiye ayrıldı ve menstrual ağrı şiddeti, menstruasyon semptom şiddeti ve yaşam kalitesi puanları açısından karşılaştırıldı. Çalışmadan elde edilen verilere göre düşük fiziksel aktivite seviyesindeki grubun menstrual ağrı ve semptomlarının fiziksel aktivite seviyesi daha yüksek olan gruba kıyasla daha şiddetli olduğu (p<0,05); yaşam kalitesinin ise daha kötü olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Dismenore semptomlarının yaşam kalitesini olumsuz etkilediği, yüksek semptom şiddetinin düşük yaşam kalitesiyle korele olduğu bulunmuştur (p<0,05). PD tanılı kadınlarda fiziksel aktivite seviyesini arttırmaya yönelik eğitim ve egzersiz programlarının planlanması, menstrual semptomların azalmasını ve yaşam kalitesinin artmasını sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Primer dismenore, menstruasyon semptom şiddeti, fiziksel aktivite seviyesi, yaşam kalitesi
Fiziksel aktivitenin menstrual evrelerdeki beslenme durumuna etkisi
Bu çalışma fiziksel aktiviteninmenstrual evrelerdeki beslenme durumuna etkisininin saptanması amacıyla yapılmıştır. Çalışma, fiziksel aktivite düzeylerine göre gruplandırılmış, 20-45 yaş arası 87 kadının gönüllü katılımı ile 1 Şubat 2023- 26 Nisan 2023 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Kadınların demografik ve menstruasyon sürecine ait bilgileri anket formu kullanılarak, yüz yüze görüşme yöntemi ile elde edilmiştir. Fiziksel aktivite düzeyleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA) kullanılarak belirlenmiş ve gruplar oluşturulmuştur. Menstrual siklus 3 ayrı evreye ayrılmış ve bu evrelerde 3'er günlük besin tüketim kaydı alınmıştır. Enerji ve besin ögeleri alımları besin analiz programı aracılığı ile saptanmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS 25.0 programından yararlanılmıştır. Çalışmamızda katılımcıların, yaş ortalamaları 26,23 olarak belirlenmiştir. Katılımcıların adet döngüsünün premenstrual dönemde %77,0'sinin, menstrual dönemde %39,1'inin, postmenstrual dönemde %6,9'unun iştahının arttığı görülmüştür. Premenstrual dönemdealdıklarıenerjininortalamasının(X̄ =1481,22kkal)postmenstrualdönemde aldıkları enerjinin ortalamasından (X̄ =1270,43 kkal) daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Premenstrual dönemde tüketilen karbonhidrat ortalaması ise (X̄ =150,37 g) postmenstrual dönemde tüketilen karbonhidrat ortalamasından (X̄ =126,24 g) daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların menstrual dönemde almış oldukları protein (p>.05) ile yapmış oldukları fiziksel aktivite arasında anlamlı bir fark bulunmamış olmasına karşın, premenstrual (F:7.923, p<.05) ve postmenstrual (F:3,164, p<.05) dönemlerinde almış oldukları protein ile yapmış oldukları fiziksel aktivite arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Sonuç olarak fiziksel aktivitenin menstrual evrelerde değişkenlik gösteren besin tüketimi ile anlamlı ilişkisi saptanmıştır. Fiziksel aktivite ve menstrual evrelerdeki iştah durumu dikkate alınarak hazırlanacak sağlıklı beslenme programları ile yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilir olacağı düşünülmektedir. Fiziksel aktivite ve menstrual dönemlerdeki beslenme durumu ilişkisinin değerlendirileceği daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
Primer dismenorede tetik nokta masajı ve germe egzersizlerinin menstruasyon belirtileri, ağrı şiddeti ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Primer dismenore, öncelikle genç kadınları etkileyen, günlük aktiviteleri engelleyen, iş verimi kaybına neden olan ve yaşam kalitesini düşüren kronik bir sağlık durumudur. Bu kontrollü çalışmada, primer dismenore tanısı almış hastalara uygulanan tetik nokta masajı ve germe egzersizlerinin ağrı şiddeti, menstruasyon belirtileri ve yaşam kalitesi üzerine etkileri incelenmiştir. Çalışmaya Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde primer dismenore tanısı ile takip edilen 45 kadın katılmıştr. Katılımcılar, "germe", "germe ve tetik nokta" ve "kontrol" grubuna ayrıldılar. Tedavi öncesi ve sonrasında toplam iki kez yapılan menstrual ağrı şiddeti değerlendirilmesinde "Vizüel Analog Skala", menstrual semptom şiddetinin değerlendirilmesinde "Menstruasyon Belirti Ölçeği" ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesinde "SF-36" kullanılmıştır. Tedavi sonrasında ağrı şiddeti kontrol grubunda değişmezken her iki germe grubunda da anlamlı düzeyde azaldı (P<0,001), tetik nokta ve germe egzersizinin birlikte uygulandığı grupta ağrı şiddetindeki azalmanın daha fazla olduğu bulunmuştur. Katılımcıların Menstruasyon Belirti Ölçeği değişimleri incelendiğinde, germe egzersizi ve tetik nokta masajı uygulanan grupta tedavi öncesi ve sonrası veriler karşılaştırıldığında negatif etkide grup içinde ve gruplar arasında anlamlı fark olduğu görülmüştür (p=0,000). Germe grubu ile germe egzersizi ve tetik nokta masajı verilen grupta, tedavi öncesi ve sonrası değerler karşılaştırıldığında baş etme yöntemlerinde grup içinde ve gruplar arasında anlamlı fark görülmüştür (p=0,009). Germe egzersizi ve tetik nokta masajının birlikte uygulandığı tedavi programı menstruasyon belirtileri ve ağrı şiddeti üzerine tek başına germe egzersizi uygulanan gruba göre daha etkili olmuştur.
Premenstrüel dönemde kadınların depresyon ve kaygı düzeyleri
Bu araştırmada PMD'de yer alan kadınların yaşamış oldukları depresyon ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkilerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ele alınan kaygı ve depresyon değişkenlerinin ilgili demografik değişkenler ile arasındaki ilişki de ortaya konmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda demografik değişkenler ile araştırmanın bağımlı değişkenleri (kaygı ve depresyon) arasındaki farklılaşma düzeyleri de ele alınmıştır. Çalışma ilişki arayıcı tipte tarama modeliyle gerçekleşmiştir. İlgili verilerin toplanması internet ortamında anket yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırma değişkenleri olan depresyon ve kaygı düzeylerinin tespit edilmesi için Türkiye'de geçerlik ve güvenirliği yapılmış ve erişime açık olarak ulaşılabilen 'Beck Depresyon Ölçeği' ve 'Beck Anksiyete Ölçeği' kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu İstanbul'da yaşayan PMD'de yer alan 300 kadından oluşmaktadır. İlgili verilerin analizinde ve yorumlanmasında bilgisayar temelli istatistik programından yararlanılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçeklerin normal dağılıma sahip olup olmadığını belirlemede çarpıklık ve basıklık değerlerinden yararlanılırken güvenirlik analizi olarak da değişkenlere ait iç tutarlılık değerlerine bakılmıştır. Analiz sonucunda depresyon 0.73 ve kaygı 0.79 iç tutarlılık değerlerine sahip oldukları bulunmuştur. Araştırmada ilgili değişkenler arası ilişkilerin ortaya konmasında korelasyon ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Araştırma bulgularına göre PMD'de bulunan kadınlarda depresyon ile kaygı arasında doğrusal orta güçte anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Bulgu PMD'deki kadınlarda depresyon yükseldikçe kaygılarının da yükseldiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Premenstrüel Dönem, Depresyon, Kaygı
The investigation of the link between perceived stress, perfectionism, body image perception and steroid hormones in late adolescent females during the menstrual cycle
The studies in this thesis aimed to investigate the link between perceived stress, perfectionism, body image perception and steroid hormones in late adolescent females during the menstrual cycle. Literature suggests that body dissatisfaction in women is associated with the etiology of some psychopathologies such as anxiety, depression and eating disorders. These psychopathologies are also highly related with perfectionism. However, there are not enough studies investigating the correlation between perfectionism and body image perception from biological perspective. Therefore, 82 naturally cycling female undergraduates between the ages of 18 to 26 participated in a experimental study in which their steroid hormones (cortisol, estrogen and progesterone) levels were measured. Also, perfectionism, body satisfaction, perceived stress scores and body-related stroop task response times were calculated. The regression analyses showed that adaptive perfectionism and body satisfaction were correlated positively. In addition, moderation analyses indicated that the effects of cortisol which is a stress hormone were moderated by maladaptive perfectionism in the context of body image perception. The findings of the current study provided insights to the importance of biological aspect of body image perception and perfectionism in late adolescence females during the menstrual cycle. Keywords: Late Adolescence Females, Menstrual Cycle, Perfectionism, Body Image Perception, Steroid Hormone
Zihinsel yetersizliğe eşlik eden genetik sendromlarda menstruasyon sorunları ve menstruasyon ilişkili yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Menstruasyon hijyen, istismar riski, nöbet düzeni ve davranış değişiklikleri ile ilgili endişeler nedeniyle zihinsel yetersizliği (ZY) olan ergenler için daha zorlayıcı olabilir. Bu çalışmada, genetik sendroma eşlik eden ZY'li kadınlarda menstruasyon öyküsü, yaşanan zorluklar, ailenin menstruasyon konusundaki tutumları ve menstruasyonun yaşam kalitesi üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Bu çalışma prospektif kesitsel bir çalışma olarak tasarlanmış ve Ocak 2020-Haziran 2021 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Ergen Sağlığı Bilim Dalı'nda yapılmıştır. Çalışma popülasyonu, Hacettepe Üniversitesi Çocuk Hastanesi Çocık Genetik Bilim Dalı'nda Ocak 1997-Aralık 2020 tarihleri arasında ZY ile eşlik eden genetik sendrom tanısı ile klinik olarak takip edilen, yaşları 10-24 arasında olan 49 hasta (vaka grubu) ve yaş uyumlu 50 sağlıklı kontrolden (kontrol grup) oluşmaktadır. Hafif ZY'li vakaların hem ergenler (n=12) hem de bakım verenleri (n= 16) ölçekleri doldururken, orta-ağır derecede ZY'si olanların sadece bakım verenleri (n=33) sorgulandı. Demografik veriler ve yazarlar tarafından oluşturulmuş bir anketle menstrüel öykü sorgulandı. Fiziksel bozukluğu değerlendirmek için "Çocukluk Çağı Sağlık Değerlendirme Anketi" (CHAQ) kullanıldı. "Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği" (ÇİYKÖ) hem genel hem de menstruasyon için sorgulandı. Menstrüel özellikler gruplar arasında istatistiksel olarak farklı değildi. Menstruasyona bağlı okula devamsızlığı, ZY grubunda daha yüksekti (%8'e karşı %40,5, p<0,001). Tüm vakaların %73'ünün menstruasyon bakımında yardıma ihtiyacı olduğunu saptadık. ZY düzeyi, menstrüel hijyen konusunda yardıma ihtiyaç duyma ile anlamlı olarak ilişkiliydi (p<0,001). Vakaların menstruasyon sırasında sosyal, okul, psikososyal işlevsellik ve toplam yaşam kalitesi puanları kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşüktü. ZY düzeyi arttıkça, yaşam kalitesi puanlarının anlamlı olarak azaldığı görüldü (p<0,001). Kontrol grubunda menstruasyon ile fiziksel ve toplam yaşam kalitesi puanı anlamlı olarak düşerken, anneler ZY'li kızlarının fiziksel, duygusal, sosyal, psikososyal işlevselliklerinde ve toplam yaşam kalitesi puanlarında menstrüel dönemlerde önemli bir düşüş bildirdi. Çalışmamızdaki annelerin hiçbiri menarş öncesi danışmanlık hizmeti almamıştı, benzer şekilde annelerin hiçbiri menstrüel baskılama talep etmedi. Sonuç olarak ZY'si olan kızların menstrüel özellikleri sağlıklı ergenlerle benzer olsa da, vakaların menstruasyon sırasındaki yaşam kalitesi kontrollere göre önemli ölçüde düşüktü. Menstruasyon dışı ve menstrüel dönem karşılaştırıldığında, ZY'li hastalarda menstruasyon sırasında yaşam kalitesi önemli ölçüde azaldı. Düşük yaşam kalitesi, yüksek okul devamsızlığı, menstruasyon sırasındaki yüksek yardım ihtiyacına rağmen annelerin hiçbiri menstrüel baskılama istememiştir. Ailelerin menstruasyon ile ilgili bilgi düzeyinin arttırılması ve menstruasyon sırasında ergenin kişisel bakımını sağlamaya yönelik becerilerinin geliştirilmesi konusunda yeterli desteğin sağlanması, ZY'li ergenlerin bağımsızlık ve fonksiyonelliğinde artma ile bu gruptaki aile ve ergen kaygısını azaltarak yüksek okul devamsızlığında azalmaya zemin hazırlayabilir.
Menstruasyon döneminde ve öncesinde yaşanan fiziksel ve ruhsal durumun ses analizinde etkisi
Amaç: Objektif ölçümler ses bozukluklarının değerlendirilmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu sebeple çalışmamızın ilk amacı sağlıklı Türk kadın nüfusunun ses analizi parametrelerinin normatif değerlerinin bir veri tabanını oluşturmak ve menstrüasyon fizyolojik durumu boyunca oluşacak varyasyonları değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmaya İstanbul ilinde yaşayan 30 sağlıklı normal fiziksel bulguları olan disfoni vb. herhangi bir ses rahatsızlığı olmayan yaş ortalaması 35.6, boy ortalaması 160,73 ve kilo ortalaması 61,96 olan katılımcılarımıza /a,/e/,/i/ ses örnekleri kaydedilmiş ve ses analizi yapılmıştır. Sonuçların değerlendirilmesinde Pair Sample t- testi kullanılmıştır. Sonuçlar p<0.05 olması durumunda anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Sonuçlar karşılaştırıldığında ortalama F0 değerleri arasında önemli bir fark gözlemlenmezken /i/ ünlü sesinin F0 değeri hepsinden daha yüksekti. Menstrüasyon dönemi normal dönemle karşılaştırıldığında F0 değerinde istatiksel olarak anlamlı düşüş gözlemlenmiştir. Premenstrüasyon dönemi ortalama jitter ve shimmer değerleri diğer döneme göre daha yüksek gözlemlenmiştir. Fakat menstrüasyon dönemi jitter ve shimmer değerleri anlamlı farklılık gözlemlenmemiştir. Premenstüasyon döneminin ortalama NHR değerleri diğer döneme göre daha yüksekti. Bu artış hem /a/ hem de /i/ ünlüleri için adet öncesi ve adet dönemi arasında istatiksel olarak anlamlıydı. Menstrüasyon dönemi F1 ve F2 değerleri diğer döneme göre daha yüksek gözlemlenmiştir. Fakat menstrüasyon dönemi F1ve F2 değerleri anlamlı farklılık gözlemlenmemiştir. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre, premenstrüel dönemde bazı pertürbasyon parametrelerinde minimal değişiklikler ve temel frekansta azalma gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Menstrüasyon, kadın, ses analizi, jitter, shimmer, F0
Premenstrüel disforik bozuklukta gevşeme eğitiminin yeti yitimi, aktivite performansı, ruhsal durum ve yaşam kalitesine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışma premenstrüel disforik bozuklukta (PMDB) gevşeme eğitiminin premenstrüel semptomlar, yeti yitimi, okupasyonel performans, ruhsal durum ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Altmış üç PMDB'li kadının tamamladığı çalışmada, randomize olarak 33'ü tedavi almazken, diğer 30'una haftada 3 kez, 4 hafta boyunca gevşeme eğitimi verilmiştir. Katılımcıların premenstrüel semptomları aybaşı öncesi belirtileri tarama gereciyle, yeti yitimi Sheehan yeti yitimi ölçeğiyle, okupasyonel performansı Kanada aktivite performans ölçümüyle, ruhsal durumu hastane anksiyete ve depresyon skalasıyla, yaşam kalitesi Nottingham sağlık profiliyle değerlendirilmiş olup ilk ve son değerleri karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, gevşeme grubunun premenstrüel semptomları (p=0.001), yeti yitimi (p=0.001), sırasıyla okupasyonel performansı ve okupasyonel memnuniyeti açısından bakıldığında "ev idaresi (p=0.001, p=0.001), okul (p=0.014, p=0.024), kişisel bakım (p=0.026, p=0.026), sessiz rekreasyon (p=0.023, p=0.024), aktif rekreasyon (p=0.014, p=0.016), sosyalleşme (p=0.015, p=0.011)" alanlarında, ruhsal durumu (p=0.001) ve yaşam kalitesinde (p=0.001) anlamlı düzeyde iyileşme görülmüştür. Kontrol grubunda aktif rekreasyonun okupasyonel performans (p=0.011) ve memnuniyet (p=0.014) puanları ve yaşam kalitesinin "emosyonel reaksiyonlar (p=0.049), fiziksel aktivite (p=0.026), toplam (p=0.023)" parametrelerinde kötüleşme görülürken diğer tüm parametrelerde anlamlı farklılık bulunmamıştır. Bu bulgular ışığında gevşeme eğitiminin olumlu etkileri nedeniyle, PMDB tedavisine dahil edilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Buna rağmen, bu yaklaşımın uzun dönem takibinin yapıldığı ileri çalışmalarla desteklenmesine ihtiyaç vardır.
Farklı menstrüal döngü fazlarında sirkadiyen ritme göre tekrarlı sprint performans değişimlerinin incelenmesi
Bu araştırma, farklı menstrüal döngü fazlarında (MDF) sirkadiyen ritme göre tekrarlı sprint performans değişimlerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya, 12 kadın takım sporcusu gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcılar midfoliküler faz (MF) için menstrüal döngülerinin 6. ve 10. günleri; luteal faz (LF) için ise menstrüal döngülerinin 19. ve 24. günlerinde, sabah (08:30 – 10:00) ve akşam (18:00 – 19:00) saatlerinde bisiklet ergometresinde, 30 sn pasif dinlenme aralıklı 5x6 saniye tekrarlı sprint testine (TST) katılmışlardır. TST'ler öncesinde, alınan kan örneklerinden katılımcıların östrojen, progesteron ve kortizol seviyelerinin yanı sıra, vücut ağırlıkları, vücut sıcaklıkları, dinlenik kalp atım hızları (KAHDİN) ve dinlenik laktat seviyeleri (LADİN) belirlenmiştir. TST'lerde, TST biter bitmez ve test sonu 3., 5. ve 7. dakikalarda kan laktat ölçülmüş, sprintler arasında AZD değerleri belirlenmiş ve TST'ler süresince KAH değerleri kaydedilmiştir. TST'lerdeki ve TST tekrarlarına ait mutlak zirve güç (ZGMUTLAK), relatif zirve güç (ZGREL), mutlak ortalama güç (OGMUTLAK), relatif ortalama güç (OGREL) ve performans düşüş yüzdesi (PD%), performans değişkenleri olarak kaydedilmiştir. Performans ve fizyolojik yanıtlarında MDF ve günün saati değişimleri 2x2 Tekrarlı Ölçümlerde Çift Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ile TST'deki her bir tekrara ait performans çıktılarının MDF ve günün saati değişimleri ise 2x2x5 Tekrarlı Ölçümlerde Çift Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ile değerlendirilmiştir. Farkın hangi tekrardan kaynakladığının belirlenmesi için Bonferroni Çoklu Karşılaştırma Testi kullanılmıştır. Vücut sıcaklığının akşam saatlerinde (p<0,05), kortizol hormonunun MF'de (p<0,05) yüksek olduğu saptanmıştır. LADİN değerlerinin MDF ve günün saatinden etkilenmediği (p>0,05), ancak bu değerlerde Faz x Günün Saati etkileşiminin anlamlı olduğu (p<0,05) belirlenmiştir. Farklı MDF ve günün farklı saatlerinde yapılan TST'lerden elde edilen ZGMUTLAK, ZGREL, OGMUTLAK, OGREL ve PD% değerlerinde MDF ve günün saati etkisi (p>0,05) ve Faz x Günün Saati etkileşiminin anlamlı olmadığı (p>0,05) saptanmıştır. TST'lerdeki her bir tekrardan elde edilen ZGMUTLAK, ZGREL, OGMUTLAK ve OGREL değerlerinin tekrar sayıları ilerledikçe düştüğü (p<0,05), OGMUTLAK ve OGREL değerleri için Faz x Tekrar etkileşiminin anlamlı olduğu (p<0,05) saptanmıştır. Katılımcıların LAMAKS değerlerinin akşam saatlerinde (p<0,05) yüksek olduğu ancak, KAH yanıtları, vücut ağırlığı ve AZD değerlerinin MDF ve günün saatinden etkilenmediği (p>0,05) ve Faz x Günün Saati etkileşiminin anlamlı olmadığı (p>0,05) saptanmıştır. Sonuç olarak bu çalışmanın bulguları, MDF ve günün saatinin TST performansına etkisi olmadığını, egzersize verilen fizyolojik yanıtlarda ise anaerobik metabolizmanın bir göstergesi olan LAMAKS değerlerinin günün saatinden etkilendiğini göstermiştir.
Adölesan idiopatik skolyozda menstrual ağrı şiddetine göre skolyoz şekli ve spino-pelvik parametrelerin incelenmesi
Bu çalışma, adölesan idiopatik skolyoz (AİS) teşhisi olan bireylerde menstrual ağrı şiddetine göre skolyoz şekli ve spino-pelvik parametreleri incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya yaş ortalaması 15,8±2,7 yıl olan, anteroposterior ve lateral grafileri mevcut olan ve AİS teşhisi olan 114 birey dahil edildi. Bireylerin menstrual ağrısı "Görsel Analog Skalası" ile değerlendirildi ve daha sonra menstrual ağrı şiddeti ortalamalarına göre bireyler 3 gruba ayrıldı. Menstrual ağrı şiddeti ortalaması 0-3 cm arasında olan bireyler "yok-hafif şiddetli ağrı" grubu (n: 39), 3,1-7 cm arasında olan bireyler "orta şiddetli ağrı" grubu (n: 43), 7,1-10 cm arasında olan bireyler ise "şiddetli ağrı" grubu (n: 32)'na dahil edildi. Tüm bireylerin tanımlayıcı özellikleri (demografik ve fiziksel özellikler, korse kullanımı, anksiyete ve depresyon düzeyi), skolyoz şiddeti (Cobb açısı), skolyoz şekli (eğri sayısı, primer eğri bölgesi) ve spinopelvik parametreleri (torakal kifoz, lumbal lordoz, pelvik insidans, pelvik tilt, sakral slop, pelvik obliklik derecesi, pelvik kayma ve pelvik aksiyal rotasyon) değerlendirildi. Çalışmamızda menstrual ağrı şiddetine göre oluşturulan gruplar arasında yaş, eğitim durumu ve pelvik obliklik derecesi parametreleri açısından fark bulunurken (p<0,05), diğer tanımlayıcı özellikler, skolyoz şiddeti, skolyoz şekli ve diğer spinopelvik parametreler açısından fark bulunmadı (p>0,05). Pelvik obliklik derecesi şiddetli ağrı grubunda daha büyük bulundu. Çalışma sonuçlarımıza göre, AİS teşhisi olan olgularda pelvik obliklik derecesi arttıkça menstrual ağrı şiddetininde arttığı söylenebilir. Standart ve çok boyutlu analize izin veren yöntemlerle skolyoz şiddeti, şekli ve spinopelvik parametreleri değerlendiren ve bu parametrelerin menstrual ağrı ile ilişkisini inceleyen geniş örneklemli ileri çalışmalar planlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Adölesan idiopatik skolyoz, Cobb, menstrual ağrı, pelvik obliklik, spinopelvik parametre.
Menstrual döngü esnasında farklı seviyede enerji harcamasının değerlendirilmesinde Sensewear Armband'ın geçerliği
Bu çalışmanın amacı, menstrual döngünün midfoliküler (MF) ve luteal fazında (LF), farklı şiddette egzersizler esnasında enerji harcamasının değerlendirilmesinde SenseWear Armband‟ın (SWA) geçerliğini belirlemektir. Çalışmaya bireysel ya da takım sporlarında en az 3 yıldır yarışmacı sporcu olan sağlıklı 20 kadın spor okulu öğrencisi (yaş:20,6±1,6yıl; boy:168,3±73cm; menstrual döngü gün sayısı=28,8±2,1 gün) katılmıştır. Katılımcılar menstrual döngünün MF (7-9. günler) ve LF‟de (21-23. günler) koşu bandında maksimal oksijen tüketiminin (VO2maks) %35 ve %75‟inde 10‟ar dakika koşu egzersizi yapmışlardır. Menstrual döngünün fazları hormon analizi ile teyit edilmiştir. MF‟de ölçülen estradiol (73,17 ± 31,23 pg.ml-1) ve progesteron (0,52±0,30 ng.ml-1) LF‟den (sırasıyla 151,70±61,58 pg.ml-1 ve 8,79±6,85 ng.ml-1) anlamlı derecede yüksektir (p<0,05). Koşu egzersizleri esnasında indirekt kalorimetrik yöntem (İKY) ve eşzamanlı olarak SWA ile enerji harcaması ölçülmüştür. Verilerin analizinde 2x2x2 (Yöntem x Faz x Şiddet) Çok Yönlü Varyans Analizi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon katsayısı (r) ile belirlenmiştir. Enerji harcaması üzerine hem yöntem hem de faz etkisi anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). %75 şiddette enerji harcaması %35‟den anlamlı derecede yüksektir (p<0,05). Yöntem x Faz, Faz x Şiddet ve Yöntem x Faz x Şiddet etkileşim istatistikleri anlamlı değildir (p<0,05). Yöntem x Şiddet etkileşimi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). MF‟de İKY ve SWA‟dan ölçülen enerji değerleri arasındaki ilişkiler (%35 VO2maks için r=0,382; %75 VO2maks için r=0,147) anlamlı değildir (p>0,05). Buna karşılık LF‟de İKY ve SWA‟da ölçülen enerji değerleri arasında anlamlı ilişkiler (%35 VO2maks için r=0,495; %75 VO2maks için r=0,748) saptanmıştır (p<0,05). Bu çalışmanın bulguları, menstrual döngünün farklı fazlarında enerji harcamasının benzer olduğunu, SWA‟nın her iki fazda da enerji harcamasını geçerli bir şekilde ölçtüğünü göstermiştir. Anahtar Kelimeler: menstrual döngü, indirekt kalorimetri, sensewear armband, enerji harcaması
Gençlerin dismenore deneyimlerinin incelenmesi
Özet Gençlerin Dismenore Deneyimlerinin İncelenmesi Bu araştırma gençlerin primer dismenore deneyimlerinin Kolcaba'nın Konfor Kuramı'na göre incelenmesi ve dismenoreyle başetme yöntemlerinin belirlenmesi amacıyla nicel ve nitel olmak üzere iki yöntem ile yapılmıştır. Araştırma, Balıkesir'de Sağlık Yüksekokulu hemşirelik bölümü öğrencileri ile 2016-2017 ve 2017-2018 Eğitim Öğretim yılı içinde 01 Mart2017-01 Mart 2018 tarihleri arasında yapılmış, veriler birey tanıtım formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada primer dismenoresi olan gençleri belirlemek üzere ilk olarak nicel veriler toplanmıştır. Nicel veri toplama aşamasında örneklem seçimine gidilmeksizin evrenin tamamına (n=451) ulaşmak hedeflenmiş, anketin yapıldığı gün okulda bulunan 363 öğrenciye ulaşılmıştır (%80,48). Nitel veri aşamasında primer dismenore tespit edilen öğrenciler yüzyüze görüşmeye alınmıştır. Veriler doyma noktasına geldiğinde nitel veri toplama aşaması sonlandırılmıştır (n=14). Nicel veriler toplandıktan sonra SPSS 15,0 programına girişi yapılmış ve oran (yüzde), ortalama standart sapma analizleri yapılmıştır. Nitel veri kısmında gençler ile yapılan görüşmeler dijital ses kayıt cihazına kayıt edilmiştir. Ses kayıtları hiçbir değişiklik yapılmadan yazıldıktan sonra tekrar dinlenerek kontrol edilmiştir. Yazılı dokümanların incelenmesinde, kodların ve kategorilerin oluşturulması için içerik analizi, tümevarımcı ve tümdengelimci kategori oluşturma teknikleri kullanılmıştır. Araştırmanın nicel verileri sonucunda; öğrencilerin yaş ortalaması 20.01±1.6, menarş yaşı ortalaması 13.13±1.11, ağrı şiddeti ortalaması 5.93±2.70 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin 71'i (%19.6) annesinin, 71'i (%19,6) kız kardeşinin dismenore yaşadığını, 144 öğrenci de (%39,7) menstrusyon sırasında ağrının alt karın, kasık bölgesinde yoğunlaştığını belirtmiştir. Araştırmada nitel veriler sonucunda, dismenorenin bütüncül konfora göre etkilerine ait; dismenorenin fiziksel etkileri, dismenorenin sosyokültürel etkileri, dismnenorenin psikospritüel etkileri, dismenorede çevresel değişkenler, dismenoreyi etkileyen değişkenler, sağlığı geliştirmeye yönelik davranışlar temaları oluşmuştur. Dismenore bireysel konfor boyutlarına göre incelendiğinde en çok ağrının etkisinin ferahlama boyutunda ortaya çıktığı görülmüştür. Araştırma bulguları sonucunda gençlerin dismenoreye yönelik sağlığı geliştirici davranışlar konusunda danışmanlığa ihtiyacı olduğu düşünülmüştür. Gençlere dismenore, dismenore fizyolojisi, dismenorede sağlığı geliştirici davranışlar konusunda danışmanlık verilmesinin kadın sağlığının gelişmesine katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler;adölesan; dismenore; menstrüasyon.
Ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin premenstrual semptomlarının sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile birlikte değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma, ebelik ve hemşirelik öğrencilerinde premenstrual semptomlar ile sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişkiyi değerlendirmek ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte bir araştırmadır. Araştırma bir vakıf üniversitesinin Hemşirelik ve Ebelik bölümlerinde 15.03.2018-31.03.2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örleklemini bu tarihlerde okulda olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden toplam 328 kız öğrenci oluşturmuştur. Araştırma veriler "Öğrenci Bilgi Formu", "Premenstrual Sendrom Ölçeği" ve "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II" kullanılarak toplanmıştır. "Premenstrual Sendrom Ölçeği" 9 alt boyut 44 ifadeden ve "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II" ise 6 alt boyut 52 ifadeden oluşmaktadır. Bulgular: Çalışmaya %15,55'i (n=51) ebelik, %84,45'si (n=277) hemşirelik olmak üzere toplam 328 öğrenci katılmıştır. Öğrencilerin %70,43'ünün (n=231) geliri giderine eşittir ve %60,67'si (n=199) ailesi ile birlikte yaşamaktadır. Öğrencilerin %76,22'si (n=250) düzenli adet gördüğünü, %45,12'si (n=148) ise ağrılı adet gördüğünü belirtmiştir. Premenstrual Sendrom Ölçeği toplam ortalama değeri 141,19±37,99 (min.44-max.220), Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II toplam ortalama değeri ise 128,24±20,43 (min.82-max.200)'tür Sonuç: Bu çalışmada, öğrencilerin büyük çoğunluğunda premenstrual sendrom ortalama değerin üzerinde, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ise ortalama değerin altında bulunmuştur. Sağlıklı yaşam biçimi davranışları alt boyut puanları ile premenstral sendrom alt boyut puanları arasında genel olarak negatif yönlü zayıf derecede bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ebe ve hemşirelere premenstrual semptomların yönetimine ilişkin farkındalığın arttırılması için eğitim programlarının düzenlenmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: Premestrual sendrom, Sağlıklı yaşam biçimi, Ebe, Hemşire, Egzersiz.
Adolesanlara verilen planlı eğitimin menstruasyon ve genital hijyen davranışına etkisinin belirlenmesi
Araştırma, adolesan kızların menstruasyon ve perine hijyeni hakkında bilgi eksikliklerini tespit ederek, konu hakkında doğru bilgi öğrenmelerini sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini çalışmanın yapıldığı tarihlerde okulda bulunan toplam 355 kız öğrenci oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak veri toplama formu ve eğitim öncesi/sonrası bilgilerini değerlendirmek için soru formu kullanılmıştır. Araştırma verileri toplandıktan bir gün sonra öğrencilere menstruasyon fizyolojisi ve hijyenine ilişkin hazırlanan eğitim ve broşür verilmiştir. Eğitimin alışkanlığa dönüşmesi süresi tespit edilmiş ve belirlenen 12 hafta sonrasında eğitimin etkililiğini öğrenmek için son test uygulanmıştır. Verilerin analizi için sayısal değişkenlerde tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma, minimum, maksimum), kategorik değişkenlerde frekans dağılımları verilmiştir. İki bağımlı kategorik değişken arasında ilişki olup olmadığına McNemar testi ile bakılmıştır. İstatistiksel anlamlılık değeri olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Çalışmamızda öğrencilerin yaş ortalaması 12.05±0.87 (dağılım aralığı ise 11-15 yaş) bulunmuştur. Öğrencilerin anne baba eğitim düzeyleri, meslekleri, gelir düzeyleri her iki okulda da benzer bulunmuştur. Çalışmamızda öğrencilerin çoğunluğunun menstruasyon hakkında bilgi aldığı, alınan bilginin kaynağı olarak çoğunlukla annelerini söyledikleri belirlenmiştir. Öğrencilerin çoğunun menstruasyon dönemine geçtiği bulunmuştur. Çalışmamızda eğitim sonrasında öğrencilerin çoğunun pamuklu iç çamaşırı kullanmaya başladığı (p<0.001), iç çamaşırı değiştirme sıklığının eğitim öncesine göre arttığı bulunmuştur (p<0.001). Öğrencilerin genital bölge temizliğinde sabun kullanma durumlarına bakıldığında eğitim öncesine göre eğitim sonrasında azalma olduğu bulunmuştur (p<0.001). Araştırmamıza katılan öğrencilerin tuvaletten sonra kirli bölgenin temizliğini yapma şekilleri incelendiğinde eğitim sonrasında önden arkaya doğru temizlik yapanların oranının arttığı (p<0.001), öğrenciler eğitim öncesi menstruasyon döneminde peçete, temiz bez gibi ürünler kullanırken eğitim sonrasında hijyenik ped kullanmaya başladıkları belirlenmiştir (p<0.001). Öğrenciler menstruasyon döneminde eğitim öncesi pedlerini 8-12 saat aralıklarla değiştirirken, eğitim sonrasında 4-5 saatte bir değiştirdikleri bulunmuştur (p<0.001). Çalışmamız verileri ışığında, hemşirelerin hem ergenlik dönemindeki kızlara hem de annelere menstruasyon konusunda eğitim vererek bu konudaki eksikliklerin giderilmesine katkıda bulunması, uygulama üzerinde sadece bilgi değil, gelenekler ve göreneklerden kaynaklanan tutumların da etkili olduğu düşünülerek, sağlık eğitiminde rol alacak hemşirenin bu konuları göz önünde bulundurması önerilebilir.
Görme engelli kadınlarda menstrual kap kullanımı: Yarı deneysel bir çalışma
Bu araştırma menstrual kabın, görme engelli kadınlar tarafından kullanılabilir bir ürün olup olmadığını belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırmanın evrenini Engelli Kadın Derneği ve Altı Nokta Körler Derneği Manisa Şubesi'ne üye olan kadınlar oluşturdu. Örneklem sayısı G Power version 3.1'de 21 olarak hesaplandı. Katılımcılara menstrual kap kullanımı sözel olarak ve maket üzerinde anlatıldıktan sonra kullanmaları için kap verildi. Kadınlar, kabın kabul edilebilirliğini, kullanıcı deneyimlerini ve devamlılığını değerlendirmek için 6 ay boyunca izlendi. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, Cochran Q testi, McNemar Testi, tek yönlü varyans analizi ve Wilcoxon Signed Rank testi ile değerlendirildi. Görme engelli kadınların %76,0'ının üniversite mezunu olduğu, %88,0'ının çalıştığı ve %56,0'ının daha önce menstrual kabı duyduğu bulundu. Katılımcıların ilk izlemde %72'sinin, üçüncü izlemde %95,8'inin adet kanamasının olduğu her gün kabı kullandığı belirlendi. Menstrual kabı yerleştirme sorunlarının izlemlere paralel olarak %60,0'dan %4,8'e gerilediği, çıkarma sorunlarının %40,0'dan %9,4'e düştüğü ve bu düşüşün sadece yerleştirme sorunları için anlamlı olduğu saptandı (p<0,05). Kadınların %52,0'ı ilk izlemde, %23,8'i son izlemde menstrual kanın kaptan sızdığını belirtti. Kabın sızdırma durumunda izlemler arasındaki farkın anlamlı olmadığı saptandı (p>0,05). Kap kullanımının, %38,0 katılımcının hijyen ürünlerine harcadıkları parayı azalttığı, %28,6'sının adet sırasında kötü koku sorununu ortadan kaldırdığı ve %23,8'ine adet olduğunu unutturduğu belirlendi. Katılımcılar, kap öncesinde kullandıkları pedlerden memnuniyetlerine 4.92±2.08, menstrual kaba 8.95±0.97 puan verdi. Menstrual kap ve ped memnuniyet puanları arasında anlamlı bir farklılık saptandı (p<0,05). Araştırmada, menstrual kabın kullanımına ait sorunların kullanım süresi arttıkça azaldığı ve görme engelli kadınlar tarafından kullanılabilir bir ürün olduğu saptandı.
Görme engelli kadınlarda menstrual hijyen yönetimi
Görme duyusu menstrual hijyenin doğru yönetimi için önemlidir. Hemşirelerin, görme engelli kadınların menstrual hijyenlerine ilişkin uygulamalarını bilmesi, onlara verecekleri eğitim ve sağlıklarının korunması açısından önemlidir. Bu araştırma, görme engelli kadınların menstrual hijyen yönetimlerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, Altı Nokta Körler Derneği'nin yayınladığı Kibele Dergisi'ne abone 522 görme engelli kadın oluşturmuştur. Örneklem, evreni bilinen örneklem yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırma, dergiye üye olan 187 görme engelli kadınla tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Örneklem seçiminde amaca uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Veriler soru formu kullanılarak telefonla görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmada yer alan görme engelli kadınların %61,5'inin menstrual hijyen yönetimi konusunda bilgi aldıkları ve bu bilginin en çok anneden ve okuldan alındığı saptanmıştır. Menstruasyon döneminde katılımcıların %95,7'sinin hijyenik ped kullandığı, %52,4'ünün pedini günde 4'den az değiştirdiği, %25,1'inin tuvaletten önce ve sonra ellerini yıkadığı, %43,9'unun genital bölge temizliğini yanlış yaptığı ve %33,2'sinin banyo yapmadığı bulunmuştur. Kadınların %52,9'unun menstrual hijyen yönetimi konusunda destek aldığı, destek alınan konular arasında materyal temini, kıyafetlerin kanla bulaş durumu ve adetin başlangıç/bitişine karar vermenin yer aldığı, desteğin en çok annelerden alındığı belirlenmiştir. Görme engelli kadınların menstruasyonun başlangıcına kanın kokusunu fark ederek, bitişine ise menstruasyonun süresini takip ederek karar verdikleri saptanmıştır. Kadınların %36,4'ü menstruasyon döneminin günlük yaşantısında değişikliğe neden olduğunu ve %51,5'i menstruasyon döneminde koyu renk kıyafet giymeyi tercih ettiğini belirtmiştir. Kadınların %34,8'i çevresindeki kişilerin, menstruasyon dönemine ilişkin sorular sorduğunu, bunların %60'ı soru sorulmasının kendisini rahatsız ettiğini/hoşlanmadığını söylemiştir. Araştırmada görme engelli kadınların, menstruasyon dönemindeki hijyen uygulamalarının istendik düzeyde olmadığı, menstruasyonun başlama ve bitişini anlamada farklı belirteçler kullandığı, yaklaşık yarısının bu dönemi bağımsız yönetemediği ve menstruasyon döneminin bazı kadınların sosyal yaşantılarını etkilediği belirlenmiştir. Hemşireler ve diğer sağlık çalışanları görme engelli kadınların menstrual hijyen uygulamalarının iyileştirilmesi ve periyodlarını bağımsız yönetebilmeleri için engellerine uygun, eğitim materyalleri geliştirmeli, planlanmış eğitimler vermeli ve araştırmalar yapmalıdır.
Kadınlarda premenstrual sendrom görülme durumu ile sürekli öfke ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişki
PMS (Premenstrual sendrom) yaşa bakılmaksızın, üreme çağındaki kadınların karşılaştıkları en yaygın problemlerden biridir. Günlük yaşantıyı olumsuz bir şekilde etkileyen öfke ve sinirlilik, PMS'nin en şiddetli ve en uzun süre devam eden semptomlarıdır. Bu çalışma Kütahya ilinde yaşayan 15-49 yaş grubu kadınlarda PMS görülme durumu ile sürekli öfke ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişkiyi incelemek amacı ile tanımlayıcı türde yapılmıştır. Çalışmaya rastgele seçilen 720 kadın dâhil edilmiştir. Çalışmanın verileri Ekim-Aralık 2016 tarihleri arasında, Kütahya Merkez Fatih Aile Sağlığı Merkezi'nde toplanmıştır. Verilerin toplanmasında; Kişisel Bilgi Formu, Premenstrüel Sendrom Ölçeği ve Sürekli Öfke-Öfke İfade Tarz Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS 20.0 paket programında değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde frekans, yüzde, ki kare, bağımsız gruplarda t testi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Kadınların yaş ortalaması 30.00±8.64 yıl olup, %38.3'ünün eğitim durumu üniversite ve üzeri düzeydedir. %73.5'inin ev hanımı ve 64.6'ünün evli olduğu görülmektedir. PMS prevalansı %48.75 olarak bulunmuştur. Kadınlar medeni durum, dismenore yaşama, menstrual siklus düzeni, premenstrual dönemde genel durum, gebelik durumu, aile öyküsü, sigara kullanımı, alkol kullanımı, gazlı içecek tüketimi ve kahve tüketimi açısından incelendiğinde; PMS görülen ve görülmeyen gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Yaş, çalışma durumu, gelir durumu, doğum kontrol hapı kullanma, şekerli gıda tüketimi, yemeği tatmadan tuz ilave etme, çay tüketimi ve egzersiz yapma durumları açısından incelendiğinde; PMS görülen ve görülmeyen gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Kadınların PMS görülme durumları ile sürekli öfke ve öfke ifade tarzları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. PMS'li kadınların PMS'li olmayan kadınlara göre sürekli öfke, öfkenin içe vurumu, öfkenin dışa vurumu puanlarının anlamlı derecede daha yüksek olduğu ve öfke kontrol puanlarının ise anlamlı derecede daha düşük olduğu saptanmıştır. PMSÖ alt boyut puanları ile SÖÖTÖ alt ölçek puanları arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak; premenstrual dönemde öfke kontrol problemi yaşayanlara sosyal destek sağlanması ve öfke kontrol eğitimlerinin düzenlenmesi önerilmektedir. PMS ve öfke arasındaki ilişki ile ilgili kesin kanıtlar sağlanabilmesi için daha ileri düzeydeki çalışmalarla bu konunun incelenmesi gerekmektedir.
Üniversite öğrencilerinde premenstrual sendrom görülme sıklığı ve etkileyen faktörler
Üniversite öğrencilerinde Premenstrüel Sendrom (PMS) görülme sıklığı ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla, tanımlayıcı-kesitsel olarak planlanan araştırma Ekim 2018-Nisan 2019 arasında Kilis İlinde üç öğrenci yurdunda kalan 1300 kız öğrenciden çalışmaya katılmayı kabul eden 743 kız öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Veriler 'Birey Tanıtım Formu ve Premenstrual Sendrom Ölçeği' kullanılarak toplanmış; X², Frequencies, Mann-Whitney U testleri ile değerlendirilmiştir. Katılımcıların %35.4'ünde PMS tespit edilmiş, ölçekten alınan puan ortalaması 120.49±34.07'dir. Ölçeğin alt boyut prevalansları; %96.8 depresif duygulanım, %95 yorgunluk, %93.7 anksiyete, %93 depresif düşünceler, %85.1 sinirlilik, %68.4 uyku değişimleri, %66.6 iştah değişimleri, %58.5 şişkinlik, %53.2 ağrı olarak belirlenmiştir. Beden kitle indeksi ortalaması yüksek olanlarda, anne öğrenimi üniversite ve üstü olanlarda, menstruasyon hakkında yeterli bilgi alanlarda ve menstruasyon öncesi gerginlik yaşamayanlarda PMS'nin daha az görüldüğü tespit edilmiştir. Ayrıca egzersiz yapmayanların PMS ölçek puanlarının egzersiz yapanlara göre daha yüksek olduğu fakat bu farkın istatiksel anlamlı olmadığı görülmüştür. Sonuç olarak PMS'nin toplumda görülme sıklığı ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi, öğrencilere menstruasyon sorunlarıyla ilgili bilgilendirmelerin yapılması, stresle baş etme yollarının öğretilmesi, sağlıklı beslenme-düzenli egzersiz alışkanlıkları kazandırılması PMS şikayetlerinin azaltılmasında önemlidir. Toplumda PMS farkındalığının arttırılmasında ve PMS'nin olumsuz etkilerinin önlenmesinde halk sağlığı-okul sağlığı hemşirelerinin etkin rol almaları gerekmektedir. Anahtar sözcükler: Halk Sağlığı, Hemşirelik, Kadın Sağlığı, Premenstrual Sendrom, Üniversite Öğrencisi
Obez adolesanlarda beslenme, fiziksel aktivite ve menstürel semptomlara yönelik verilen eğitimin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve menstürel semptomlara etkisinin değerlendirilmesi
Obez Adolesanlarda Beslenme, Fiziksel Aktivite ve Menstürel Semptomlara Yönelik Verilen Eğitimin Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları ve Menstürel Semptomlara Etkisinin Değerlendirilmesi Bu araştırma; 9,10,11. sınıf orta adolesan obez kız öğrencilere uygulanan beslenme, fiziksel aktivite ve menstürel semptomları iyileştirmeye yönelik eğitimlerin, orta adolesan obez kız öğrencilerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve menstürel semptomlarının iyileşmesine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma örneklemini, 2017-2018 eğitim öğretim yılında Ankara'nın Keçiören İlçesine bağlı üç lisede öğrenim gören ve demografik özellikleri birbirine yakın özelliklerde (n=63 müdahale, n=65 kontrol) toplam 128 obez kız öğrenci oluşturmuştur. Araştırma randomize kontrollü bir çalışma olup, öntest-sontest kontrol gruplu seçkisiz desen kullanılmıştır. Araştırmada müdahale grubuna uygulanmak üzere araştırmacı tarafından "Beslenme, Fiziksel Aktivite, Menstürel Semptomlarla Baş Etme Yöntemleri Eğitimi Programı" hazırlanmıştır. Eğitimler iki aşamalı olarak verilmiştir. Birinci aşamada dört hafta boyunca haftada bir defa 120 dakika olmak üzere toplam 12 ders saati eğitim verilmiş, ikinci aşamada 3 ay boyunca her ay 120 dakika pekiştirme eğitimi verilmiş, çalışma toplam 16 hafta sürmüştür. Örneklem oluşturmak için toplam 1300 kız öğrencinin boy, kilo, beden kitle indeksi taranmış ve çalışma araştırma kriterlerine uygun 143 öğrenci ile yürütülmüştür. Veri toplama araçları Kişisel Bilgi Formu, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II, Menstürasyon Belirti Ölçeği ve Öğrenci Takip Çizelgesidir. Veri analizi SPSS Statistics 23 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırma sonunda SYBDÖ II eğitim öncesi gruplar arası fark t= -0.123 p=0.903 iken eğitim sonrası t= -1.190 p=0.236'dır. Obez kız öğrencilerin SYBDÖ II toplam ölçek puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). MSÖ eğitim öncesi gruplar arası fark t= -0.101 p=0.919 iken eğitim sonrası gruplar arası fark t=2.761 p=0.007'dir. Obez kız öğrencilerin MSÖ toplam ölçek puanlarında anlamlı bir fark (p<0.05) bulunmuştur. Bu sonuç beslenme, fiziksel aktivite ve menstürel semptomları iyileştirmeye yönelik olarak verilen planlı eğitimlerin, orta adolesan obez kızların sağlıklı yaşam biçimi davranışları kazanmalarına ve menstürel semptomlarının iyileşmesine etkisi olduğunu ortaya koymaktadır.
İdiyopatik aşırı menstrüel kanamalı hastalarda vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) polimorfizminin araştırılması
AMK, düzenli aralıklarla ancak aşırı akış ve süreye sahip menstrüasyon olarak tanımlanır. Vakaların yaklaşık yarısında tespit edilen bir patoloji yoktur. Bu durum hücresel süreçlerde ve adet kanamasının düzenleyici mekanizmalarında bir kusur olduğunu düşündürmektedir. Endometriyal kökenli bu idiyopatik AMK'nın, jinekoloji polikliniği başvurularının %9-14'ünü oluşturduğu tahmin edilmektedir. Endometriyal anjiyogenezin bozulması AMK-E'nin altında yatan önemli mekanizmalarından biridir. Anjiyogenezi kontrol eden ana düzenleyici faktör VEGF'dir. Çalışmamızda FIGO klasifikasyon sistemine göre AMK-E tanısı konulmuş 65 hasta ve sağlıklı olarak kabul edilen 65 gönüllü kadın bireyde VEGF geni rs699947 (-2578C>A), rs1570360 (-1154G>A), rs2010963 (+405G>C), rs3025039 (+936C>T) ve rs25648 (c534C>T) bölgelerindeki polimorfizmler ile AMK-E arasında ilişki olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Bulgular incelendiğinde -2578C>A polimorfik bölge CC, CA+AA genotipleri ve C alelinin yanı sıra -1154G>A polimorfik bölge AA genotipi ve A aleli, artmış AMK-E riski ile ilişkili bulundu (p<0.05). Bununla birlikte 405G>C, +936C>T, c534C>T polimorfik bölgelerindeki genotip ve alel dağılımları açısından hasta ve kontroller arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmedi. (p>0.05). -2578/-1154/+405/c534 AGGC haplotipinin AMK-E riskini azaltırken, CAGC haplotipinin AMK-E riskini arttırdığı saptandı. Sonuç olarak, VEGF -2578C>A ve -1154G>A polimorfizmleri Türk popülasyonunda AMK-E riski ile anlamlı derecede ilişkili bulunmuştur. Bu sonuçların daha geniş olgu gruplarında yapılacak çalışmalarla desteklenmesi gerektiği düşünülmektedir.