Turkish Civil Code
86 theses under this subject heading
Evlenme defterlerine göre Çankırı'da Medeni Kanun'un uygulanması (1926-1950)
Medeniyetlerin temeli, gelişmesi ve gücü aile hayatına bağlıdır. Aile toplumun temel yapıtaşı olarak görülmektedir ve her toplumda önemini koruyarak yüzyıllar boyunca saygınlığını artırarak devam eden bir müessesedir. Evlilik akdi her toplumda belli kural ve kaideler çerçevesinde gerçekleştirilmiş ve zaman içerisinde bu durum gelişme göstermiştir. Yapılan araştırmada İslamiyet öncesi dönemden başlanılarak 1917 Hukuk-ı Aile Kararnamesi ve daha sonra 1926 Türk Medeni Kanun'unun kabulüne kadar geçen süreçteki evlilik hukuku üzerinde durulmuştur. Cumhuriyet Döneminin aile hukukunda atılan önemli bir adımı olan Medeni Kanun'unun Çankırı'da işleyişi ve uygulanması bağlamında üzerinde durulmaya değer bulunmuştur. Çankırı'ya ait evlenme defterlerine göre Medeni Kanun'un bu bölgede sosyal, kültürel, dini ve hukuki hayata etkileri incelenmiştir. Çankırı'daki resmi nikâh uygulamaları evlenme defterlerine göre incelenerek yıllara, yaşlara ve nüfus oranına göre tespit edilmiştir. Medeni Kanun öncesi ve sonrasında uygulanan nikâhlar bu çerçevede değerlendirilmiştir. Akabinde Çankırı'ya ait düğün fotoğrafları temin edilerek burada Çankırı yaşamındaki farklılık ve değişim süreci ortaya koyulmuştur.
İslâm hukuku ve Türk Medenî Kanununda şüf'a' ( önalım ) hakkına ilişkin yaklaşım farklılıkları
Bu çalışma İbn Hazm'ın el-Muhallâ adlı eserindeki "talak'' hükümlerinin incelenmesini konu almaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde İbn Hazm'ın hayatı, eserleri, ilmi çalışmaları, usul anlayışı ve Zâhirî metodolojisine katkılarına değinildi. Yine aynı bölümde el-Muhallâ adlı eserinin muhteva ve sistemetiği hakkında bilgi verilmektedir. İkinci bölümde talak kavramının tanımı, Kuran, Sünnet ve icmadaki delillerine, talak ile fesih kavramlarının benzer ve farklı noktalarına yer verilmiştir. Ayrıca talakla ilgili kavramların ve çeşitlerinin lügat ve ıstılahî tanımı yapılmış ve bu kavramlar hakkında genel bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde İbn Hazm'ın el-Muhallâ adlı eserindeki talak çeşitleri ile talak hükümlerinin incelenmesine ve diğer mezheplerin bu konular hakkındaki hükümlerine yer verildi. Dördüncü bölümde kazâî boşanma sebepleri ve el-Muhallâ'daki hükümleri ve diğer mezheplerin görüşleri incelendi. Bu çalışmanın sonucunda İbn Hazm'ın, diğer fıkhî konularda olduğu gibi talak konusunda da Zâhirî mezhebinin görüşlerinden ziyade kendi özgün metodolojisini yansıttığını görmekteyiz. Zira usul ve fürûdaki tutarlılığını, diğer mezhep imamlarına karşı eleştirisel yaklaşımını, meseleleri işleyişindeki yöntemi ve sert tutumunu bu eserde talak bölümünü işlerken de yansıtmıştır.
Yoksulluk nafakası
Tezimin konusu, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde düzenlenen yoksulluk nafakasından oluşmaktadır. Evlilik birliği ile oluşan ve toplumun temelini oluşturan en önemli topluluk olan aile birliği, evli olan tarafların iç veya dış sebeplerden dolayı anlaşma sağlayamadıkları ve sağlayamayacaklarına karar verdikleri an sona erer. Bu aşamada boşanma davası, nafaka hakkı ve sona ermede hangi tarafın daha kusurlu olduğu tartışması ortaya çıkar, kusuru olmayan veya daha az olan taraf kendisine göre daha kusurlu olan taraftan boşanma davası sonunda kanunların öngördüğü koşulların da gerçek-leşmesi halinde miktarı hâkim tarafından takdir edilen yoksulluk nafakası talebinde bulunabi-lir. Yoksulluk nafakası boşanmanın gerçekleşmesi durumunda maddi durumu daha iyi olan taraftan alınarak, yoksulluğa düşecek tarafa aylık olarak verilen yardımdır. Yoksulluk nafakası süresiz olmakla birlikte nafaka alacaklısının ölümü, nafaka borçlusunun ölümü veya nafaka alacaklısının bir evlenme akdi olmadan evlilik hayatı sürdürmesi ile sona erer. Yoksulluk nafakasının süresiz olması konusu her dönem tartışılmıştır. Bazı görüşler yoksulluk nafakasının süresiz olmasını savunurken bazı görüşler ise yoksulluk nafakasının gereken şartlar oluştuğunda belli bir süreye kadar devam etmesini savunmaktadır. Evlilik birliği boşanma akdi ile sona erdiğinde bu evlilik birliğinden oluşan müşterek çocuk bulunmaması halinde taraflar arasındaki ortaklık son bulmaktadır. Ancak süresiz yok-sulluk nafakası ile birlikte evlilik birliği içerisindeki eşler arasındaki yardımlaşma ve paylaş-ma, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmı olarak devam etmektedir. Evlilik birliği zaten eşlerin birbirleri ile tekrar iletişim halinde olmak istememesi, birbirlerine bağlı ve ba-ğımlı olmak istememeleri sebebiyle sona ermektedir. Ancak yoksulluk nafakası tarafları sanki müşterek çocuk varmış gibi birbirine bağlamaktadır. Yargıtay uygulamasında yoksulluk nafakasının süresiz olarak hükmedilmesi gerektiği kararı bulunmaktadır. Ancak Adalet Bakanlığı süresiz yoksulluk nafakasına sınır getirmeyi planlamaktadır, Bakanlık komisyonunun alternatifli çalışmasına göre yoksulluk nafakasına sınır konulacak ve bu süreyi yine nafakanın miktarını belirleyen Aile Mahkeme'si hâkimleri belirleyecektir.
Boşanma davalarında maddi ve manevi tazminat
Bu çalışmanın konusu, evliliğin boşanma ile sona ermesinin mali sonuçlarından olan maddi ve manevi tazminattır. Boşanmadan kaynaklı maddi ve manevi tazminat talebinin hukuki dayanağı, Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesidir. Çalışmada, maddi ve manevi tazminat kavramı, bu tazminatların koşulları, tazminat miktarının belirlenmesinde dikkate alınacak kriterler ve bu davalarda uygulanacak usul kuralları ele alınmıştır. Konular açıklanırken, öğreti ve Yargıtay uygulamasına sıklıkla yer verilmiştir. Çalışma, dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, boşanmanın genel çerçevesi, ikinci bölümde maddi tazminat, üçüncü bölümde manevi tazminat ve son olarak dördüncü bölümde bu davalardaki usul kuralları incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Boşanma, Boşanmanın Sonuçları, Maddi Tazminat, Manevi Tazminat.
Edinilmiş mallara katılma rejiminde muvazaa
Bu çalışmada edinilmiş mallara katılma rejiminde, mal rejimlerini sona erdiren sebeplerden herhangi birinin meydana gelmesi durumunda paylaşıma esas alınacak malların muvazaaya konu edinilmesi incelenmiştir. Araştırma ve incelemelerimde muvazaa hususunda bir hukuk boşluğu olduğu ve uyuşmazlığın çözüme bağlanmasında mevzuatımızın yetersiz kaldığı ve dolayısı ile konunun çözümünün özellikle de hakimin takdirine bırakıldığı hallerde, yargı kararları ile yapıldığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte, mal kaçırma içerikli sayılabilecek maddelerin, Türk Medeni Kanunu'nun mal rejimlerini düzenleyen hükümlerinde net bir bütünlükle ele alınmamış olması ve bu sebeple dağınık bir şekilde bulunmaları nedeniyle hem TBK hem de TMK'da konunun birlikte ele alınarak bir bütünsellik sağlanmasının ve bu cihetle en ince ayrıntılarıyla birlikte ele alınmasının gerekliliği açıklanmaya çalışılmıştır.
Tedbir nafakası
Bu çalışmada, tedbir nafakası konusu ayrıntıları ile izah edilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızın yazımında saygı değer hocalarımızın kitapları, doktrin görüşleri, makaleler ve içtihatlar taranarak değerli görüşlerden faydalanılmıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde, tedbir nafakası kavramı ve tedbir nafakasının özellikleri hakkında genel bir bilgilendirme yapılmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde, TMK'da düzenlenen bağımsız tedbir nafakası kavramı, öngörüldüğü hâller ve bağımsız tedbir nafakasına uygulanan usulî hükümler ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise geçici tedbir nafakası kavramı, koşulları ve geçici tedbir nafakasına uygulanan usulî hükümler izah edilerek, örnek Yargıtay kararları ile de uygulamada yaşanılan sorunlara ışık tutulmaya çalışılmıştır.
Türk Medeni Kanunu kapsamında ortaklığın giderilmesi davaları ve yargılamaya yansımaları
Ortaklığın giderilmesi davaları, kendine özgü nitelikler barındıran, çift taraflı ve taraflar için benzer sonuçlar meydana getiren davalardır. Dava neticesinde verilen hüküm ile geleceğe yönelik bir etki meydana geldiği için bu davalar geleceğe etkili yenilik doğuran davalardır. Ortaklığın giderilmesi davasının konusunu, taşınır mal, tapuya kayıtlı taşınmaz mal ve haklar oluşturmaktadır. Bu davalar, paydaş ya da ortakların, paylı yahut elbirliği mülkiyetinin sona ermesi konusunda anlaşamamaları halinde ya da kamu tüzel kişilerinin ilgili mevzuat doğrultusunda yetkilerini kullanmalarıyla, birlikte mülkiyetin mahkeme kararı ile sona ermesi yoluna başvurulması ile görülür. Kural olarak her bir paydaşın bir sebep göstermeksizin ortaklığın giderilmesini talep etme hakkı vardır. HMK m.4/1-b düzenlemesi uyarınca ortaklığın giderilmesi davalarında, sulh hukuk mahkemeleri görevlidir. Bu nedenle söz konusu davalar basit yargılama usulüne tabidir. Ortaklığın giderilmesi davalarında yetkili mahkemenin belirlenmesi davaya konu malın niteliğine göre değişiklik arz etmektedir. Davaya konu malın taşınır olması durumunda genel yetki kuralı uygulanarak davalılardan birinin yerleşim yeri mahkemesi yetkili olacakken, dava konusunun taşınmaz olması halinde HMK m.12 uyarınca, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkili mahkemedir. Ortaklığın giderilmesi davasının konusunun tereke olması halinde ise, HMK m.11 uyarınca mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkili olacaktır. Ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi halinde ise, İİK'de yer alan ilamlı icraya ilişkin ortak hükümler dikkate alınarak dava konusunun niteliğine uygun düştüğü ölçüde, bu hükümler satışa ilişkin ilamın icrasına uygulanacaktır. Ortaklığın giderilmesi davalarının çift taraflı davalardan olması ve kaybeden taraf bulunmamasının bir sonucu olarak, yargılama sürecinde ortaya çıkan dava masrafları, yargılama harçları ve AAÜT uyarınca hükmedilen vekâlet ücretinden tüm taraflar payları oranında sorumludurlar. Sulh hukuk mahkemesi tarafından verilen ortaklığın giderilmesi kararlarına karşı HMK m.341/1 uyarınca istinaf yoluna başvurulabilecektir.
Kişilik haklarının ihlali nedeniyle internet sitelerine erişimin engellenmesi ve içeriğin yayından çıkarılması
Tüm insanların sahip olduğu kişilik hakları, yine insanlar tarafından ihlal edilebilmektedir. Kişilik haklarının ihlali ise farklı araçlar vasıtasıyla gerçekleştirilmektedir. Bu araçlardan birisi de internettir. Kişilik haklarının ihlaline karşı düzenlenen koruyucu hükümler elbette internet ortamındaki ihlaller için de öngörülmüştür. Fakat internet ortamının özellik arz etmesi nedeniyle internet ortamındaki ihlallere karşı özel koruyucu düzenlemeler getirilmiştir. Bu koruyucu düzenlemelerden biri de internet sitelerine erişimin engellenmesi ve internet içeriğinin yayından çıkarılmasına dair düzenlemelerdir. Kısaca erişimin engellenmesi ve içeriğin yayından çıkarılması diyeceğimiz bu kararlar, internet ortamında gerçekleşen kişilik hakları ihlallerine karşı önemli bir koruma görevi görmektedir. Ancak bu koruma görevinin yerine getirilmesi için var olan düzenlemelerde birtakım eksiklikler de bulunmaktadır. Bu çalışmamızda, internet ortamında gerçekleşen kişilik hakları ihlallerine karşı, 5651 sayılı Kanun, Türk Medeni Kanunu ve Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında öngörülen koruyucu hükümler, bu hükümlerde tespit ettiğimiz eksiklikler ve bu eksikliklerin giderilmesi için sunduğumuz bazı öneriler ele alınmıştır.
Medenî usûl hukuku bağlamında vesayet yolu ile temsil ve sonuçları
Vesayet, velayet altında bulunmayan küçükler ile koruma altına alınması gereken erginlerin menfaatlerinin korunması amacıyla oluşturulan bir hukukî kurumdur. Türk Hukukunda, vesayet altında bulunan kimseler vasi adı verilen gerçek kişiler tarafından temsil edilmektedir. Vesayet altına alma kararı ile birlikte bu kimselerin medenî hakları kullanma ehliyeti sınırlandırılmaktadır. Bu nedenle, vesayet altına alınan küçük veya kısıtlı, kendi başına hukuki işlemlerde bulunamaz. Bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu'nda belirtilen özel hâllerde, birtakım hukuki işlemlerde bulunma ve haklarını bizzat kullanma serbestisi vardır. Bu tezde, ehliyeti sınırlandırılmış kişilerin medenî yargılama hukukunda davacı veya davalı olarak davanın takibine ilişkin bütün işlemleri bizzat veya yasal temsilcisi aracılığıyla yapabildiği durumların yasal düzenlemeler, uygulamadaki mevcut durum ve doktrindeki çeşitli görüşler doğrultusunda aktarılması amaçlanmıştır.
Edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesi ve tasfiye
Toplumun yapı taşı olan aile; gelenek, görenek ve kültürel yapımız gereği evlilik birliği ile kurulmaktır. Evlilik birliği süresince eşler arasındaki mal varlığının yönetim, yararlanma ve tasarruf işlemleri ile mal rejimi sona erdiğinde mal paylaşımının hangi kurallara tâbi olacağı mal rejimi hükümlerinde açıklığa kavuşturulmuştur. Ülkemizdeki evliliklerin çoğunda yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma uygulanır. Edinilmiş mallara katılma rejiminde, mal paylaşımı evlilik birliğinin sona ermesiyle gündeme gelmektedir. Nitekim mal rejiminin sona ermesiyle beraber evlilik birliği içinde eşlerin karşılıklı fedakarlıkta bulundukları esasını benimseyen bu kurumda, eşlerden birinin istemi üzerine diğer eşin evlilik süresi içinde edindiği mallar üzerinde alacak hakkı talep etmesi söz konusu olacaktır. Bu alacak hakkının mahkeme aracılığıyla tespitinde, kanunda öngörülen teknik aşamalar kat edilerek malvarlıkları belirlenecek ve tasfiyeye gidilerek bilirkişi yardımıyla malvarlığındaki aktiflerden pasifler çıkarılarak ortaya çıkan artık değer üzerinden diğer eşin katılma alacağı bulunacaktır. Bu çalışmamızda edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesi ve tasfiyesi üzerinde ayrıntılı durularak, konunun anlaşılması farklı yazarların görüşlerine ve Yargıtay kararlarına yer verilerek sağlanıp, konunun uygulamada ortaya çıkan sorunları üzerinde durulmuştur. Çalışmamızın birinci bölümünde, edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesi, sona erme nedenleri, ikinci bölümünde tasfiyesi, edinilmiş mallara katılma rejiminin ilkeleri, denkleştirme, eklenecek değer ve değer artış payı alacağı konuları, üçüncü bölümünde ise tasfiyenin hükümleri, katılma alacağı, özel paylaşım kuralları getiren aile konutu ve ev eşyası, tasfiyenin gerçekleşmesi süreci doğrultusunda ele alınmıştır.
Mecra hakkı
Çalışmamızın konusunu sınırlı aynî hakların içerisinde yer alan ve irtifak hakkı niteliğine sahip mecra hakkı oluşturmaktadır. Mecra hakkı; sahibine elektrik, su, doğalgaz gibi madde, enerji ve verilerin taşınmasını sağlayan transit mecraların bir ya da birden fazla taşınmazdan geçirilmesini sağlayan irtifak hakkıdır. Bu irtifak hakkı taşınmaz malikinin rızasıyla iradî ya da komşuluk hukukunun gerekli kıldığı hâllerde zorunlu olarak kurulabileceği gibi kamulaştırma yoluyla idare lehine de tesis edilebilir. Türk Medenî Kanunu'nda açıkça ifade edilmediğinden mecra hakkının hukukî niteliği konusunda hem Türk hukukunda hem de İsviçre hukukunda tartışmalar mevcuttur. Mecra hakkının bünyesinde inşa etme yetkisinin bulunması bu irtifak hakkını üst hakkına çevirmez. Mecra hakkı, mecraların taşınmazla doğrudan bağlantısının bulunmasına bakılmaksızın bir katlanma irtifakıdır. İradî mecra hakkı kişi lehine ya da taşınmaz lehine kurulabilir. Buna mukabil zorunlu mecra hakkı yalnızca taşınmaz lehine kurulabilen kanunî irtifak hakkıdır. Zorunlu mecra hakkı taşınmaz mülkiyetinin dolaylı kısıtlamalarından olduğu için hak talebinde bulunan taşınmaz maliki doğrudan doğruya yüklü taşınmaza giremez. Talep sahibi, irtifak hakkının kurulması için yüklü taşınmaz malikiyle sözleşme yapmalı ya da dava açmalıdır.
Evlilik birliğinin korunması
Aile, toplumun temel yapı taşı, en küçük sosyal birimidir. Ailenin dağılmadan, dirlik ve düzen içinde devam etmesinin aile bireylerine olduğu kadar içinde bulunduğu topluma da faydaları vardır. Bu nedenle aile kurumu hem anayasal hem de genel ve özel kanunlarla koruma altına alınmıştır.Dayanağı Anayasa'nın 41. maddesindeki ailenin korunması ilkesi olan evlilik birliğinin korunması kurumu temel olarak 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 195 ve 201. maddeleri arasında ve ayrı ayrı bazı maddelerinde düzenlenmiştir. Bu hükümler, hâkimin uyuşmazlık içerisindeki evlilik birliğine müdahalesi ile evlilik birliğinin devamı sırasında ortaya çıkan sorunların, boşanma veya ayrılık aşamasına gelinmeden çözülmesini ve evlilik birliğinin huzurlu bir şekilde devamını sağlamaya yönelik olarak düzenlenmiş hükümlerdir. Ancak evlilik birliğini korumaya yönelik hükümler bunlarla sınırlı değildir. Türk Medenî Kanunu'nun Aile Hukuku başlıklı kitabında dağınık bir şekilde evlilik birliğini koruyucu birçok hüküm yer almaktadır. Bu hükümler, evlilik birliğinde henüz bir uyuşmazlık söz konusu olmamasına rağmen uyuşmazlık çıkması muhtemel konularda eşlerin sözleşme özgürlüğüne sınırlamalar getirerek evlilik birliğini korumayı amaçlamaktadır.Türk Medenî Kanunu'nun evlilik birliğini koruyucu hükümlerinin aile içi şiddeti önlemede yetersiz kaldığı düşüncesiyle 14.01.1998 tarihinde 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun kabul edilmiş; böylece toplumun huzuru ve refahı için ailenin daha etkin bir şekilde korunması amaçlanmıştır. 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun, 04.05.2007 tarihinde Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5636 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile önemli değişikliklere uğramış, birçok açıdan kanunun daha yaygın şekilde uygulanması hedeflenmiştir. 01.03.2008 tarihinde yayınlanan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun'un Uygulanması Hakkında Yönetmelik ile kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiş, kanunun uygulanmasına birçok konuda açıklık getirilmiştir.?Evlilik Birliğinin Korunması? başlıklı bu çalışmada Türk Medenî Kanunu'nun ve 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun'un evlilik birliğini koruyucu hükümleri incelenmiştir. Üç ana bölümden oluşan çalışmamızın giriş bölümünde konu ve konu ile ilgili temel kavramlar açıklanmıştır. Birinci bölümünde Türk Medenî Kanunu'nun eşlerin sözleşme özgürlüğünü sınırlayan hükümleri; ikinci bölümde Türk Medenî Kanunu'nun hâkimin evlilik birliğinin iç işleyişine müdahalesini öngören hükümleri incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise eşleri ve aynı zamanda diğer aile bireylerini aile içi şiddetten korumak amacıyla özel olarak hazırlanan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun kapsamında hâkimin alabileceği tedbirler ele alınmıştır.Anahtar Sözcükler1.Medenî Hukuk2.Aile Hukuku3.Evlilik Birliği4.Ailenin Korunması5.Aile İçi Şiddet
Medeni Hukuk ve Türkiye'de Medeni Hukukun tarihi üzerine bir inceleme (1923-1927)
Osmanlı Devleti'nde hukuk iki kısımdan oluşuyordu. Kaynağını dinden alan şer'i hukuk ve kaynağını örf-adetten alan örfi hukuk. Osmanlı medeni hukuku da bu çerçevede kaynağını dinden alarak gelişti ve 20. yüzyıla kadar uygulandı. Değişen dünya şartlarına uyum sağlamak ve yeni ihtiyaçları karşılamak için 1850'li yıllarda medeni hukukun yenilenmesi amacıyla Mecelle denilen ve kaynağını fıkıhtan alan kanunlar hazırlandı. Fakat I. Dünya Savaşında ağır bir yenilgi alan Osmanlı Devleti siyasi açıdan olduğu gibi hukuki yönden de çökmek üzereydi. Çünkü Mecelle farklı dinlere mensup Osmanlı milletinin ihtiyaçlarını karşılayamıyordu.Milli Mücadelenin kazanılmasıyla dayandığı değerler açısından yeni, farklı bir devlet kuruldu ve bu devlet siyasi anlayışında ki değişiklikleri topluma ve hukuka da yansıtmaya başladı. Bu amaçla eskisinden tamamen farklı, Avrupa sistematiğine dayanan, laik, modern bir Medeni Kanun hazırlamak amacıyla komisyonlar kuruldu. Komisyonların yaptıkları çalışmalar sonucu İsviçre Medeni Kanunu bazı değişikliklerle tercüme edilerek, TBMM'de kabul edildi ve yeni Türk Medeni Kanunu olarak benimsendi.Yeni Türk Medeni Kanunu kabul edildikten sonra doğal olarak bazı tepkilerle ve eleştirilerle karşılaştı. Çünkü din-akıl anlayışına dayalı bir toplum laiklik-akıl anlayışına dayalı yeni kanunlarla karşı karşıyaydı. Anahtar Kelimeler: Kanun, Türk Medeni Kanunu, Medeni Kanun Komisyonları, laiklik, Atatürk devrimleri.
Türk Medeni Kanunu'nda yasal danışmanlık
Çalışma konumuzu "Türk Medeni Kanunu'nda Yasal Danışmanlık" oluşturmaktadır. Doktrin ve Yargıtay tarafından, vasi ve kayyım ile birlikte vesayet organları arasında yer aldığı kabul edilen yasal danışman, Türk Medeni Kanunu m.429'da düzenlenmektedir. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde yasal danışmanlık kavramı ve türleri üzerinde durulmuş ve yasal danışmanlık ile benzer kurumlar arasındaki farklar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yasal danışman atanması başlıklı ikinci bölümde ise yasal danışmanlık altına alınacak olan kimsenin taşıması gereken özellikler ve yasal danışman olarak atanacak olan kimsede bulunması gereken şartlar ile yasal danışman atanmasına ilişkin yapılacak olan yargılama incelenmeye çalışılmıştır. Çalışma konumuzun son bölümünde ise yasal danışmanın sorumluluğu ve görevinin sona ermesi üzerinde durulmuştur.
Evlilik birliğinin Türk medeni Kanunu'nun 162. maddesi'ne göre sona ermesi
Evlilik, karşı cins iki kişinin kendi iradeleriyle kurdukları bir birlikteliktir. Bu birliktelik, evlilik birliği olarak adlandırılır ve eşlerin birbirlerine karşı sorumlu oldukları yükümlülüklerini yerine getirmeleri ile devam eder. Ancak eşler bazı durumlarda bu birliği sonlandırılabilmektedir. Tezimizin konusunu da "Evlilik Birliğinin Türk Medeni Kanunu'nun 162. Maddesi'ne Göre Sona Ermesi" oluşturmaktadır. Tezimiz üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, TMK m. 162 hükmüne dayalı boşanma sebepleri ve sonuçlarının daha iyi anlaşılabilmesi açısından; evlilik birliği ve evlilik birliğinin sona erme halleri tanımlanacaktır. Akabinde ise boşanma ve TMK'de düzenlenmiş olan boşanma sebepleri ele alınacaktır. Tezimizin ikinci bölümünde ise TMK m. 162 hükmü kapsamında boşanma sebepleri olan hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış sırasıyla tanımlanacak olup daha sonra bu nedenlere dayalı olarak açılabilecek boşanma konusu Yargıtay kararları ışığında işlenecektir. Üçüncü bölüm olan son bölümde ise TMK m. 162 hükmüne dayanılarak açılan boşanma davalarının sonuçları ele alınacaktır. Bu sonuçların neler olduğu ve nasıl meydana geldikleri üzerinde durulacaktır.
Edinilmiş mallara katılma rejimi dava zamanaşımı
Evlilik birliğinin sona ermesinin ardından mal rejimi tasfiyesi nedeniyle katılma alacağı ve değer artış payına yönelik istemlerde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu sebeple, alacaklar açısından göz önünde bulundurulacak zamanaşımı süresinin belirlenmesi uyuşmazlıkları sona erdirme bakımından önem arz etmektedir. Bu sebeple Yargıtay ve doktrinde yer alan görüşler önem arz etmektedir. Eşlerin aralarında mal rejimi sözleşmesinin bulunması halinde TBK' nın 146. maddesi göz önünde bulundurulacak ve on yıl olan sözleşmelere ilişkin zamanaşımı tatbik edilecektir. Eşlerin aralarında bu neviden bir mal rejimin sözleşmesi yoksa doktrin ve Yargıtay'ın birbirinden farklı görüşleri bulunmaktadır. Yargıtayın daha önceki kararları edinilmiş mallara katılma rejiminde on yıllık zamanaşımının uygulanması grektiğine yöneliktir. Bu nedenle çalışmada edinilmiş mallara katılma rejiminde zamanaşımı süreleri üzerinde durulacaktır.
Vasiyetnamenin iptali davası
Çalışma konumuzun öznesi olan vasiyetnameler tek taraflı, kimseye yöneltilmesine gerek olmayan ve serbestçe geri alınabilen hukuki işlemlerdir. Türk Medeni Kanunu, vasiyetnameleri resmi vasiyetname, el yazılı vasiyetname ve sözlü vasiyetname olmak üzere üç tür olarak düzenlemektedir. Miras bırakanın ölüme bağlı son arzularını olabildiğince ayakta tutmayı hedefleyen kanun koyucu, vasiyetnamenin geçersizliğini iptal edilebilirlik yaptırımına tabi tutmuştur. Çalışmamızın asıl konusunu oluşturan vasiyetnamenin iptali davalarında kanunun öngördüğü sınırlı sayıdaki iptal sebepleri olan ehliyetsizlik, kanuna ve ahlaka aykırılık, irade sakatlıkları ve şekle aykırılık sebeplerinden birine dayanılarak sakat olan vasiyetname mahkeme kararıyla iptal ettirilip hükümsüz hale getirilebilmektedir. Yaptığımız çalışmanın amacı vasiyetnamenin iptali davasının sebeplerini, hukuki niteliğini, usul ve esasa dair özelliklerini, kanunda öngörülen süreleri açıklamaktır. Ayrıca vasiyetnamenin iptali davasının benzer davalar olan vasiyetnamenin tenfizi davası, miras sebebiyle istihkak davası ve tenkis davalarıyla benzerlikleri ve farklılıkları belirlenerek netlik sağlanacaktır. Ek olarak hukuk camiasının kullanımına sunulmak üzere akademik bir eserin ortaya konulması da bir diğer amaçtır. Çalışma, ölüme bağlı tasarruflardan sadece vasiyetnamelerin iptalinin incelenmesi yönüyle diğer çalışmalardan ayrışmaktadır. Çalışma, sağlar arası işlemler ile ölüme bağlı tasarruflar için kanun koyucunun öngördüğü geçersizlik yaptırımlarının farklarını açıkça ortaya koyması, iptal sebeplerinin değerlendirilmesi, yaptırımlar için yeni öneriler içermesi, iptal davasının usul ve esasa ilişkin özelliklerinin incelenmesi ve iptal davasını benzer davalarla karşılaştırması bakımından önemlidir.
Aile Hukukunda vesayet ve uygulamada vesayet davaları
1982 Anayasası'nın ikinci maddesinde sosyal devlet olmak Türkiye Cumhuriyeti devletinin nitelikleri arasında sayılmıştır. Sosyal devlet ilkesinin gereklerinden biri, devletin zayıf ve savunmasız vatandaşlarının kişisel ve ekonomik çıkarlarını gözetmesidir. Korunmaya muhtaç olanlar arasında çocuklar ilk sırada yer almaktadır. Kural olarak, çocuklar ebeveynlerinin velayeti altındadır. Kanun, çocuğun çıkarlarını en iyi koruyacak kişinin anne-baba olduğu varsayımından hareket ederken bununla birlikte, bazı durumlarda çocuk ebeveynlerinin velayeti dışında olabilir. Bu durumda çocuğun menfaatini korumak isteyen kanunumuz vesayet müessesesini düzenlemiştir. Vesayet ve velayet birbirini ikame eden kurumlardır. Vesayet, yalnızca çocukları değil, ergin olmakla birlikte kendi kişisel ve ekonomik hak ve menfaatlerini koruyamayacak durumdaki vatandaşlar için de bir güvencedir. Kanunda sınırlı olarak sayılan hallerden bir ya da bir kaçının bulunmasıyla zorunlu olarak kamu eliyle korunma söz konusu olabileceği gibi, ergin kişinin yine kanunda sayılan belirli koşulların bulunması durumunda tamamen kendi istek ve arzusuyla, kişisel ve ekonomik çıkarlarının kamu eliyle korunmasını istemesi de mümkündür. Bu gibi hallerde de vesayet kurumu devreye girer. Gerek küçük olması, gerekse kısıtlanması nedeniyle korunma ihtiyacı duyan kişi adına her türlü işlemi yapmak ve onun kişiliğine ve mallarına özen gösterip korumakla yükümlü bulunan kişi ise vasidir. Vasi, kanunda belirtilen niteliklere sahip, vasiliğin olumlu ve olumsuz koşullarını taşıyan kişiler arasından vesayet makamı tarafından belirli bir süre için atanır. Vasi, görevi süresince kanunda belirtilen hak ve yükümlülüklere sahip olmakla birlikte, küçüğün ve kısıtlının her türlü kişisel ve ekonomik menfaatlerini korumak ve vesayet makamına periyodik olarak hesap vermek zorundadır. Vesayet altındaki kişinin malvarlığını eksiksiz teslim etmekle yükümlüdür. Aksi halde vasi tazminattan sorumlu olabilir. Kurumun korumak istediği kişilerin korunması, sosyal hayata uyumları, bazı ekonomik ve kişilik hak ve yükümlülüklerinin yerine getirilmesi bu kurumun her yönden sağlıklı işleyişine ve gelişmesine bağlıdır. Dolayısıyla vesayet organları olan vasi, vesayet makamı ve denetim makamının şekli olarak var olması tek başına vesayet altındaki kişinin korunmasını sağlamaya yetmez. Belirtilen amaçları yerine getirmedikleri takdirde bu organlar zamanla işlevsiz birer kurum haline dönüşürler. Bu sebeple bu durum söz konusu organların her açıdan desteklenmesi ve geliştirilmesini gerekli kılar. Türk kanun koyucu 4721 sayılı yeni Türk Medeni Kanununu kabul etmiş ve 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe koymuştur. Kanun vesayet alanında da bazı reformlar yapmıştır. Bu reformlar kurumun işleyişine katkı sağlamış ve eski hukuk döneminde oluşan boşlukları doldurmuştur. Bu düzenlemeler dikkate alındığında, vesayet altındaki kişi ile vesayet organlarının adeta bütünleştiği görülmektedir. Vesayet organları, vesayet altındaki kişinin zaaflarını tamamlar, kişiliğini korur, onun adına ekonomik ve hukuki işlemlerde bulunur. Bunu yaparken de çıkarlarını gözetmek zorundadır. Kısacası, küçüklerin sosyal hayata hazırlanması ve kısıtlıların haklarını kaybetmeden yaşamalarının düzenlenmesi vesayet kurumlarının başarısına bağlıdır.
Edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesi ve tasfiyesi
"Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Tasfiyesi ve Sona Erme Halleri" konusunu ele alan bu tez çalışması, Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalında yüksek lisans tezi olarak hazırlanmıştır. "Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi" kavramı Türk Hukuku açısından en önemli reformlardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Evlilik birliğinin sona ermesi neticesinde özellikle kadınların daha adaletli bir mal paylaşımı süreci içerisine alınmaları için "Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi" yeni bir anlayışı da beraberinde getirmiştir. Bu tez iki ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde genel olarak mal rejimi türleri sayılmış daha sonra 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu ile yasal mal rejimi olarak hukuk sistemimize girmiş olan "Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi" açıklanmış, ilkeleri sayılmış ve edinilmiş mal ile kişisel mal ayrımı incelenmiştir. Birinci bölümün devamında "Edinilmiş Mallara Katılma Rejimin Sona Erme Halleri" sayılmış ve bu sona erme hallerinin her birinin özellikleri ve sonuçları açıklanmıştır. İkinci bölümde ise "Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Tasfiyesi" konusu ele alınarak tasfiye sürecinin özellikleri, sonuçları ve tasfiyeye ilişkin bazı özel durumlar incelenmiştir. Bu tezde; bilimsel çalışmalar, doktrindeki farklı görüşler, yüksek mahkeme kararları ışığında bir inceleme ve değerlendirme yapılması yoluna gidilmiştir. Anahtar Sözcükler: Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi, Sona Erme, Tasfiye, Yasal Mal Rejimi, Artık Değer, Katılma Alacağı, Denkleştirme Alacağı.
4721 sayılı kanun hükümlerine göre evlat edinme
Evlat edinme, en genel anlamıyla taraflar arasında hısımlık bağı doğuran bir kurumdur. Yeni Medeni Kanun evlat edinme ile ilgili önemli değişikliklere yer vermiştir. Yeni değişikliklere göre, öncelikle evlat edinme akdi niteliğini kaybetmiş ve yargısal bir mahiyet kazanmıştır. Evlatlık ilişkisinin kurulabilmesi için mahkeme kararına ihtiyaç bulunmaktadır. Evlat edinecek kişinin yaşı 35'den 30'a, hatta bazı hallerde daha aşağıya çekilmiştir. Erginlerin ve kısıtlıların evlat edinilmesi hariç, altsoyu bulunan kimseler de artık evlat edinebilecektir. Bunlardan başka, evlat edinecek kişinin evlatlığa belli bir süre bakması koşulu getirilmiştir. Evli kişilerin kural olarak ancak birlikte evlât edinebilecekleri ilkesi getirilmiştir. Küçüklerin evlât edinilmesine aracılık faaliyetlerinin, Bakanlar Kurulunun yetki verdiği kurum ve kuruluşlar tarafından yapılabileceği hükme bağlanmıştır. Evlât edinme ilişkisinin kaldırılması davası hak düşürücü sürelerle sınırlandırılmıştır.Kanun koyucu evlâtlık ilişkisini kesin bir evlenme engeli haline getirmiştir. Bununla birlikte evlenme yasağının kapsamı altsoy da dahil edilerek genişletilmiştir.Küçüklerin evlât edinilmesinde ana ve babanın verdiği rızanın ve geri alma koşulları açık bir şekilde hüküm altına alınmıştır. Yeni Medeni Kanunla birlikte geçerli bir şekilde kurulan evlât edinme ilişkisi artık herhangi bir şekilde sona erdirilemeyecektir.
Yasal önalım hakkı
Mülkiyet hakkı, anayasal bir hak olup sınırsız değildir. Roma hukukundan beri bu hak sınırlamalara tabi kılınmıştır. Bu sınırlamalar gerek kamu hukukundan gerekse özel hukuktan kaynaklanabilmektedir. Özel hukuktan kaynaklanan sınırlamalardan biri de Türk Medeni Kanunu'nun 732-734 maddeleri arasında düzenlenen yasal önalım hakkıdır. Paylı mülkiyette paydaşlardan biri, payını üçüncü kişilere satış ya da satışa eşdeğer bir işlemle devrettiği takdirde, diğer paydaşlara yasadan tanınan bir öncelikli satın alma hakkıdır. Bu hakkın tanınmasının sebebi, istenmeyen kişilerin ortaklığa girmesini önlemek ya da mümkün olduğunca payları tek elde toplamaktır. Yasal önalım hakkı 743 sayılı Medeni Kanundan farklı olarak sadece dava yoluyla kullanılabilen bir haktır. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, genel olarak yasal önalım hakkı kavramı, türleri, amacı ve konusu, hukuki niteliği ve benzer haklarla kıyaslaması konularına değinilmiştir. İkinci bölümde, yasal önalım hakkının kullanılması için gereken olumlu ve olumsuz şartlar ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, yasal önalım hakkının kullanılmasının hüküm ve sonuçları ile yasal önalım hakkını sona erdiren haller incelenmiştir. Çalışmanın hazırlanmasında öğreti ve Yargıtay kararlarına sıklıkla değinilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında sözlü vasiyetname
4721 sayılı TMK. m. 539-541 arasında düzenlenen ve şekli anlamda bir ölüme bağlı tasarruf türü olan sözlü vasiyetname; el yazılı ve sözlü vasiyetname düzenlenmesine engel, olağanüstü durumlar içinde olan mirasbırakanın başvurabileceği bir yoldur. Ölüme bağlı tasarruf, kişinin ölümünden sonra malvarlığına ne olacağını belirlemesine olanak veren bir hukuki işlem türüdür. Sözlü vasiyetnameyi el yazılı ve resmi vasiyetname şekillerinden ayıran en önemli özellik, bu türe sadece her iki türde de vasiyetname yapma imkanından mahrum olan kişilerin başvurabilecek olmasıdır. Sözlü vasiyetnamenin bu özelliği bile tek başına onun önemini açıklar mahiyettedir. Çünkü Kanun koyucu bu yolla son anlarını yaşayan kişiye, olağanüstü şartlar altında da olsa terekesinin kaderini belirleme imkanı vermekte ve onun arzularına verdiği değeri göstermektedir.
Evliliğin genel hükümleri ve sadakat yükümlülüğünün sona ermesi
İşbu tezin ana konuları 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında evlenme, evliliğin genel hükümleri, evliliğin genel hükümlerinden özel olarak sadakat yükümlülüğü sadakat yükümlülüğünün sona ermesi ile bağlantılı olarak evliliğin sona ermesidir. Toplumun temelini oluşturan aile ve varlığını meydana getiren evlenme ve süreç devam ederken oluşturduğu evlilik birliği toplumsal süreklilik açısından çok büyük önem teşkil etmektedir. Bu kapsamda çalışmamızın ilk bölümünde, evlenme niteliği ve şartlarına değinilerek pozitif hukuk ve doktrin kapsamında değerlendirilmiştir. İkinci bölümde evliliğin genel hükümleri sadakat yükümlülüğü ön planda tutularak incelenmiştir. Üçüncü bölümde evliliğin sona ermesi ile sadakat yükümlülüğünün sona ermesi arasındaki bağlantı incelendikten sonra evliliğin sona ermesi yolları incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda, evlenmenin bir sözleşme, sadakat yükümlüğünün dürüstlük kuralının evlenme hukukuna bir yansıma olduğu bulunmuştur. Bunun yanında özellikle son bölüm kapsamında sadakat yükümlülüğünün varlığının her daim sadece evlilik varlığı ile bağlantılı olmadığı ortaya konulmuştur. Tartışmalı olan konular teker teker incelenmiş ve bu konular hakkında görüş ve çözüm önerilerimiz vurgulanmıştır.
Eşler ve üçüncü kişilerin birbirlerine başvuruları ve Hakim müdahalesi ile mal varlıkları konularında değişimler
Eşler, evlenme ile kurdukları evlilik birliğinde, birlikten doğan yükümlülüklerini yerine getirmek, birliği temsil etmek veya birliği korumak gibi çeşitli kurallara tabi olurlar. Bununla birlikte malvarlıklarıyla ilgili olarak kanunda sayılı mal rejimlerinden birine tabi olmaktadırlar. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu ile mal rejimleri düzenlenmiştir. Buna göre; yasada yasal mal rejimi olan Edinilmiş Mallar Katılma Rejimi ile seçimlik mal rejimleri olan Mal Ortaklığı Rejimi, Mal Ayrılığı Rejimi ve Paylaşmalı Mal Ayrılığı rejimi yer almaktadır. Mal rejimleri; eşlerin sahip oldukları malların, ki bu mallar evlenmeden önce veya evlendikten sonra edinilmiş olabilir, mal rejimi sürerken veya mal rejimi sona erince, akıbetinin ne olacağını, bu mallar üzerindeki eşlerin haklarının kapsamını, eşlerin birbirlerine ve üçüncü kişilere karşı sorumluluklarını, üçüncü kişilerin haklarını gösteren kurallar bütünüdür. Eşlerin kanuni sınırlar çerçevesinde mal rejimi sözleşmeleri ile tabi oldukları rejimi değiştirmeleri mümkündür. Ayrıca kanunda farklı yollarla, mal rejiminin tamamen değişmesi veya bir rejim içinde çeşitli değişiklikler yapılması öngörülmüştür. Diğer hukuk disiplinleri ile de bağları olan Mal Rejimi Hukuku'nda, mal varlığının niteliği, türü, paylaşım kuralları, bu mallar üzerinde eşler ve diğer kişilerin hakları veya eşlerin sorumlulukları konusunda düzenlemeler yapılabilecektir. Eşlerin birlikte hareket etmesi, bir eşin diğer eşe karşı durması, bir eşin üçüncü kişilere başvurması ile mal varlığına etki etmeleri mümkündür. Aynı zamanda bu etki; üçüncü kişi olarak alacaklı ve mirasçıların eşlere başvurması şeklinde veya hakim kararı ile de olabilir. Bu çalışma kapsamında eşlerin malvarlığı üzerindeki hakları ve sınırlarına etki edenler ve etkilerinin sonuçları incelenecektir.