433
Archived Theses
5
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Aile içi iletişimin ortaöğretim öğrencilerinin madde bağımlılığına etkisi (Elazığ ili örneği)
Türkiye gibi genç nüfusa sahip bir ülkenin şüphesiz ki en önemli sorunlarından birisi ergenlik dönemindeki gençlerin madde kullanımına çok küçük yaşta başlamalarıdır. Yapılan araştırmalar madde kullanım yaşının ilköğretim seviyesine kadar indiğini göstermektedir (Köknel, 1998: 265). Gençlerin bu maddelere başlarken aile içerisinde yaşadıkları problemler, fiziksel ve ruhsal şiddet görmesi, kuşak çatışması, iletişim bozuklukları vb. faktörler madde bağımlılığında en temel tetikleyici unsurlar olarak göze çarpmaktadır(Dökmen, 2006: 112).Araştırmanın evrenini, 2008-2009 öğretim yılında Elazığ ili Merkez ilçesinde bulunan `'37'' ortaöğretim okulunda öğrenim gören 13.565'i erkek, 10.922'si kız olmak üzere toplam 24.487 öğrenci teşkil etmektedir. Araştırmanın örneklemini; Elazığ İl Merkezindeki Genel lise, Mesleki ve Teknik lise, Anadolu lisesi, Fen lisesi ve Özel/Paralı liseler arasından raslantısal olarak seçilen 500 öğrenci (% 2) oluşturmaktadır.Araştırmada; Elazığ İl merkezindeki ortaöğretim öğrencilerinin aile içi iletişimlerinin madde bağımlılığında etkileri araştırılmaktadır. Araştırmacı tarafından erken yaşta madde bağımlılığına en temel neden olarak gösterilen aile içi iletişim, iletişimsizlik ve iletişim bozuklukları bu araştırmada tüm boyutlarıyla araştırılmaya çalışılmaktadır.Ailenin demografik yapısı, sosyokültürel özellikleri ve aile içi iletişim ile ergenlerin madde bağımlılığı arasında anlamlı bir ilişki bulunup bulunmadığını belirlemek için; veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen ölçme aracı kullanılmıştır. Veriler SPSS 15.0 istatistiksel çözümleme programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Veriler ve elde edilen sonuçlar ışığında; bağımlı olan ve olmayan gençlerin aile yapıları tespit edilerek madde bağımlılığı ile aile içi iletişim arasındaki ilişki belirlenmeye çalışılmıştır.Araştırmada; arkadaş çevresi ve sosyal faktörler üzerinde durulmamış, toplumun temel taşı olan aile ve aile içi iletişim birinci öncelikli unsur olarak dikkate alınmıştır.Araştırma sonucunda; ailede meydana gelen yıkımlar, kavgalar ve olumsuzlukların ortaöğretim dönemlerinden itibaren gençleri sosyal bunalım ve çıkmazlara sürüklediği, sigara, alkol ve uçucu madde bağımlılığını tetikleyici etkiye sahip olduğu görülmektedir. Ayrıca bu araştırma, çocukları madde bağımlılığından uzak tutacak, güçlü ve sağlıklı ilişkileri olan aile modellerini de göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Madde bağımlılığı, İletişim, Aile, Ergen, Aile İçiİletişim
Türkiye'de azınlıkların televizyonda yansıtılma biçimi
Bu çalışma, Türkiye'de ulusal çapta yayın yapan dört televizyon kanalının ana haber bültenlerinde, azınlıklar ve etnik kimliklerle ilgili konuların nasıl yansıtıldığını incelemektedir. Yıllardan beri içinde bulunduğu yasal zeminle, bugün Avrupa Birliği kriterleri arasında bir ?sıkışmışlık? yaşadığı gözlenen medyanın, azınlıklar ve farklı etnik kimliklerle ilgili konularda nasıl bir bakış açısı belirlediği, farklı grupların talepleri karşısında nasıl bir iletişim ortamı oluşturduğu ve bu grupların taleplerinin medyanın söylemine ne kadar yansıdığı, bu çalışmada ele alınacak ve örnek olaylarla analiz edilerek sorgulanacaktır. Çalışma üç ana bölüme ayrılmaktadır; birinci bölümde, ulus-devlette azınlık ve yurttaşlık kavramlarının ne anlama geldiği ve ?azınlık? kavramının hukuksal çerçevesi ile ilgili açıklamalara yer verilmiş ve küreselleşme, ulus-devlet ve azınlık hakları ile küreselleşmenin azınlık taleplerine olan etkisi incelenmiştir. İkinci bölümde, Türkiye'de medyanın azınlıklara ve etnik kimliklere yaklaşımına değinilmiş ve Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde değişmeye başlayan medya kriterleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise; seçilen televizyon kanallarında, 2005?2007 tarihlerinde Türkiye'de azınlıklar ve etnik kimliklerle ilgili bazı önemli gelişmelerin yaşandığı tarihlerde, dört ana haber bülteninde bu gelişmelerin nasıl ele alındığı ve sunulduğu analiz edilmiş ve elde edilen bulgular konu ile ilgili bir sonuca bağlanmıştır.
Televizyonda yayınlanan magazin programlarında tüketim kültürü olgusu
Medyanın son yıllardaki hızlı gelişmesi, tüketim kültürünün gelişmesine neden olmuştur. Medya, tüketim kültürünün oluşturulmasında ve dağıtılmasında etkili olmaktadır. Son yıllarda tüketim kültürünün yaygınlaşmasıyla birlikte televizyondaki program türleri yeniden şekillenmiştir. Bu program türlerinden birisi olan magazin programları tüketim kültürünün yaygınlaşmasında etkin rol üstlenmektedir. Bu doğrultuda magazin programlarındaki ticari yapının ağırlık kazanmasını sağlayan tüketim kültürü bağlamının açımlanması amaçlanmaktadır. Türk televizyonlarında yayınlanan magazin programları son yıllarda yaşanan değişim sonucu tekrar şekillenmiş ve ticari televizyonun tipik örneği haline gelmiştir.Magazin Programları; şarkıcı, manken gibi ünlü kişilerin yaşamlarını sunarken beraberinde tüketim kültürünü de izleyicilere empoze edilmektedir. Bu programlar, tüketim kültürünün aktif temsilcisi durumundadır ve gündemi sıkı bir şekilde takip ederek; şarkıcıları, şarkıcıların ürünlerini izleyicilere sunmaktadır. Tüketim kültürü izleyicilere aktarılarak, izleyicilerin yaşamlarında değişiklik yaratmayı ve tüketimin teşvik edilmesi hedeflenmektedir.Bu çalışmanın amacı: Televizyonda yayınlanan magazin programlarında tüketin kültürü olgusunu belirlemektir. Bunun yanında magazin programlarında bulunan tüketim kültürü unsurlarının televizyonun ticarileşmesine katkıda bulunduğunu ve bu unsurların kişiler ile programlarda kullanılan materyaller ile aktarıldığını tespit etmek gerekmektedir.Bu amaçla, 31 Aralık 2005 ile 5 Şubat 2006 tarihleri arasındaki 6 hafta boyunca Türkiye'de en çok izlenen 4 televizyon kanalında yayınlanan 4 magazin programı kaydedilmiştir. Bu programlarda tüketim kültürü unsurları içerik çözümlemesi tekniği ile aranmıştır.Araştırma sonuçlarına göre, magazin programlarında kendisi de bir tüketim kültürü ürünü olan şarkıcıların çoğunlukta olduğu tespit edilmiştir. Giyim tarzları, mekanlar, kendini gündeme getirme mesajları ve ürünlerin sayıca fazlalığı, izleyicilere aktarılan materyallerin tüketim kültürü unsurlarından oluştuğunu ortaya koymuştur. Magazin programları içerisindeki tüketim kültürü unsurları ile hem şarkıcının, hem şarkıcının ürünlerinin, hem de kanalın veya televizyon programının tanıtımı ya da satışı yapılmaktadır. Televizyonun içinde ne kadar tüketim unsuru varsa, o kadar ticarileşmiştir. Zaten içerik çözümlemesi sonuçları, bu programların içerisindeki tüketim kültürü unsurlarının varlığını ortaya koymaktadır.Bu araştırmaya göre, magazin programları televizyon içeriğinin ticarileşmesinin tipik örneğini teşkil etmektedir.Anahtar Sözcükler1. Televizyon2. Magazin Programları3. Tüketim Kültürü
Özel televizyon yayıncılığına geçiş sürecinde TRT'nin yazılı basında sunumu (1990 ? 2007)
1980'li yıllarla başlayan yeniden yapılanma süreci ile birlikte dünyada, gerek sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda gerekse medya alanında köklü değişimler yaşanmıştır. Bu değişen iletişim ortamında, ticari televizyonların birbiri ardına yayın hayatına başlamaları sonucu, kamu hizmeti yayıncıları tekel konumlarını kaybetmişler ve büyük sorunlarla karşı karşıya kalmışlardır. Medya alanında yaşanan bu dönüşümler, Türkiye'de de kısa sürede yansımasını bulmuştur. Nitekim kamu hizmeti yayıncısı TRT'nin tekeli, 1990 yılında Star 1'in yayın hayatına başlamasıyla son bulmuştur. Dolayısıyla, önce Star 1'in ardından da diğer tecimsel televizyonların ortaya çıkmasıyla TRT, çeşitli ülkelerde kamu hizmeti yayıncılarının yaşadığı sıkıntı ve sorunları ağır bir biçimde hissetmeye başlamıştır.Bu noktadan hareketle çalışma, hem 1990'lı yıllar hem de 2000'li yıllar boyunca TRT'nin hangi başlıklar etrafında tartışıldığını ve ne tür sıkıntılar yaşadığını, yazılı basında yer alan haberler ve köşe yazıları aracılığıyla ortaya koyabilmeyi amaçlamıştır. Bu amaç çerçevesinde 1990 ? 2007 yılları arasında Zaman, Hürriyet ve Cumhuriyet gazetelerinde TRT'nin ele alındığı haberler ve köşe yazıları taranmış ve çalışmanın amacına uygun olanlar örnek olarak seçilmiştir. Örnek olarak seçilen haber ve köşe yazılarından elde edilen veriler ise, belli kategoriler altında toplanarak analiz edilmiştir.Yazılı basın üzerinden yapılan bu analiz neticesinde TRT'nin, izleyicisi ile bir bağ kuramadığı, Türk kamuoyu nezdinde kamu hizmeti yayıncısı olarak konumlandırılmadığı, hep aynı konular etrafında eleştirildiği ve çoğunlukla da olumsuz bir imajla okuyuculara sunulduğu görülmüştür. Bunlara ek olarak TRT, ticari yayıncılık ortamında tek başına bırakılmış ve ne basından, ne vatandaştan, ne de siyasilerden destek görmemiştir. Kısacası dünyada kamu hizmeti yayıncılarının yaşadığı sorunlara paralel olarak, benzer sıkıntıları Türkiye örneğinde de TRT yaşamıştır.Anahtar Sözcükler1. Yeniden Yapılanma2. Kamu Hizmeti Yayıncılığı3. Ticari Yayıncılık4. TRT5. Star 1
Türkiye' nin Avrupa Birliği' ne giriş sürecinde gazetelerin kamuoyu oluşturma işlevinin haber söylemlerine yansıması
Ço ulcu ve kat l mc demokrasilerde özgür bas n, dengeleri olu turmasbak m ndan önemli i levler üstlenmektedir. Bu anlamda bas n n, haber verme,bilgilendirme, e itme, e lendirme, hakemlik yapma, uyarma, köprü olma, ekonomikya ama katk da bulunma, kamuoyu olu turma, yönlendirme, kamuoyunu yans tmavb. görevleri bulunmaktad r.Tez çal mas nda ara t rma için, 17 Aral k 2004 ve 3 Ekim 2005 tarihlerindeTürkiye ve AB aras nda gerçekle tirilen tam üyelik müzakereleri ile ilgili haberler örnekolay olarak seçilmi tir. Örnek olay olarak seçilen Avrupa Birli i ne giri sürecikonusunda farkl gazetelerin kamuoyu olu tururken farkl söylemler kullanddü ünülmektedir. Bu sorunsal çerçevesinde çal mada; gazetelerin, kamuoyu olu turmasürecinde farkl söylemleri nas l olu turdu u, gündemi ne ekilde kurdu u, sat raralar nda kalm gizli mesajlar n neler oldu u, hangi bak aç s yla haber üretildi i,haberlerin yaz lmas nda etik de erlere ba l kal n p kal nmad ara t r lmaktad r. Buamaçla çal mada kitle ileti im araçlar ve kamuoyu ili kisi ile ilgili kuramlar (gündemkoyma ve saptama kuram , suskunluk sarmal kuram , bilgi aç /gedi i kuram veba ml l k kuram ), etik kuramlar (görev ahlak , faydac l k) ve söylem kuramlar ndanyararlan lmaktad r. Çal man n çözümleme k sm nda ise, haberi bir söylem olarak eleal p inceleyen van Dijk n analiz tekni i kullan lmaktad r.Anahtar Kelimeler: Kamuoyu, Etik, Haber, Söylem, Söylem Analizi.
Türkiye' de ulusal televizyonlarda yayınlanan evlilikle ilgili programların, halk üzerindeki sosyo-kültürel etkileri (Elazığ İli kırsal alan örneğiyle)
Çalışmamızın ana konusu olan ?Türkiye'de yayınlanan evlilik yarışmaprogramlarının Elazığ kırsalı üzerindeki etkileri? ekseninde genel anlamdatelevizyonun, özellikle kırsal kesim insanı üzerinde, ne gibi etkiler yarattığıanlaşılmaya çalışılmıştır.Bu tip evlilik programları ilk olarak yabancı ülkelerde yayınlanmış çeşitliyapımcı firmalar tarafından telif hakları satın alınarak ve ülkemiz şartlarıdoğrultusunda düzenlenerek yayına koyulmuştur. Bu programlar eğlence, yarışmaformatlı yayınlardır. Farklı televizyon kanallarında farklı formatlarda yayınlanmış veyüksek izlenme seviyelerine (reyting) ulaşmışlardır. Yayınlandığı tüm sezonlardahalkı ekran başına taşımış, gündem oluşturmuş ve hatta ana haber programlarınabile konu olmuştur.Araştırmamızda halkı bu denli etkileyen ve peşinden sürükleyen evlilikprogramlarının Elazığ kırsalı üzerindeki etkileri ortaya konmaya çalışılmıştır. Bubağlamda şu soruya yanıt aranmıştır; ?Televizyonlarda özellikle en çok izlenmeoranının olduğu saatte (prime-time) yayınlanan evlilik yarışmalarının toplum üzerindeetkisi var mıdır?? Yaptığımız alan araştırması sonunda elde edilen verilerle Elazığ'ınkırsal bölgelerinde yaşayan halkın nasıl etkilendiğinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Araştırmanın evreni Elazığ'ın merkeze bağlı ilçesinin köy, mezra vemahallelerinde yaşayan farklı yaş, cinsiyet, eğitim grubuna mensuptur. Anket (saha)çalışması Elazığ merkez ilçesine bağlı yerleşim birimlerinde yaşayan 1008 kişiyeuygulanmıştır. Bu yerleşim birimleri; Hankendi, Yazıkonak, Akçakiraz, Yurtbaşı, Mollakendi beldeleriile Pirinçci, Hıdırbaba, Hal, Koruk, Muratçık, Altınkuşak, Alpagut, Cip, Kaplıkaya, Gümüşbağlar,Gözebaşı, Kuyulu, Yenice, Sedeftepe, Hoş, Kıraç, Güzelyalı, Karşıbağ, Çağlar, Karasaz, Elmapınar,Koçkale köyleri ile Harput mahallesi, Toraman ve Ebil mezralarıdır.Toplam 5 belde 22 köy 1 mahalle 2mezra olmak üzere 30 adet yerleşim birimidir.Genel olarak tarım ve hayvancılıkla uğraşan grup içerisinde farklımesleklerden denekler de bulunmaktadır. Çalışmanın temelini oluşturan anket 1008kişiye, 1 Mayıs-15 Haziran 2005 tarihleri arasında basit rasgele örneklemeyöntemiyle uygulanmıştır. Alan çalışması; yaklaşık 8 anketörden oluşan bir gruptarafından 45 gün süre boyunca hedeflenen kişi sayısına ulaşana deksürdürülmüştür. Evler, kahvehaneler dolaşılmış ve her deneğe tüm sorular anketörlertarafından yüz yüze sorulmuş ve verilen cevaplar doğrultusunda anketlerdeğerlendirilmiştir Araştırma kapsamında; konu kapsamındaki tanımlar ve kavramlar(kitle iletişimi, televizyon, iletişim modelleri, evlilik yarışmalarıâ¦.) akademik normlardaliteratür ve kaynak araştırmalarıyla elde edilmiş ve düzenlenmiştir. Uygulanan anket57 sorudan oluşmaktadır. Anketteki ilk sorular deneğin demografik verilerini içerensorular geri kalanlar ise kişilerin televizyon ile ilgili alışkanlıklarını ve evlilikyarışmalarıyla ilintili sorulardır. Ankette 13 adet açık uçlu soru bulunmaktadır.Anketin değerlendirilmesinde ve sonuçların analizinde SPSS (SPSS 11,0versiyonu) istatistik amaçlı bilgisayar programından faydalanılmıştır. Belirtilenistatistik programında ölçmeye alınan 57 anket soru tek tek başlık halindetanımlanarak her tanımlanan sorunun cevap şıkları sayısal (nümerik) olarakkodlanmıştır. Tüm soru formlarının programa girilmesinden sonra her sorunun sayısalve yüzde olarak tablo dökümleri alınmıştır. Araştırmanın önemi açısından ankette yeralan bazı sorular birbiriyle çapraz karşılaştırma yapılarak değerlendirilmeye alınmışve sonuçlar yorumlanmıştır.Sonuç olarak Elazığ kırsalında yapmış olduğumuz evlilik programlarına ilişkinanket sonuçları yörenin ve soruların özelliklerine göre gruplar halinde değerlendirilmişve ileri sürdüğümüz hipotezler bu sonuçlar ile kıyaslanarak değerlendirilmiştir. Ortayaçıkan sonuç ve değerlendirmelerin tezimizin kuramsal bölümü ile de tutarlılıkgösterdiği teyit edilmiştir. Yapılan tüm bu yorumlar haricinde sonuçlar topluca elealındığında temel hipotezimiz olan (Bknz. S:279) ?Televizyonda yayınlanan evlilikleilgili yarışma programları Elazığ kırsalındaki halkı etkilemektedir?i doğruladığı açıkçagörülmüştür.Anahtar Kelimeler: Kültür, Aile, Evlilik, İletişim, Televizyon.
Devletçilik döneminde yayımlanmış sinema dergileri (1932/1939)
Devletçilik devlet işletmeciliğini de zorunlu bir unsur olarak içeren müdahaleci bir iktisat politikasıdır. 1923?1929 yılları arasında özel sektör girişimlerini teşvik eden politikaların ülke kalkınmasında yetersiz kaldığını düşünen iktidar partisi CHP, 1931 yılında programına devletçiliği almıştır. 1932?1939 arasında Türk ekonomisinde artan devlet müdahalesinin tezahür biçimlerinin bütünü, en genel anlamda devletçilik terimiyle nitelendirilmiştir. Devletçilik sadece ekonomi alanında değil, kültürel alanda da kendini göstermiştir. Çünkü Atatürkçü düşüncede bütünsel kalkınma modeline bakıldığında; teknoloji-bilim-felsefe-kültür ve sanatın ayrılmaz bir bütün olduğu görülmektedir.Bu bakımdan siyasal gücün ve ideolojinin ekonomi dâhil sosyal gerçeği ve insanı yönettiği, yönlendirdiği veya biçimlendirdiğini öne sürmek mümkündür. Cumhuriyet, içinde bulunulan koşullar altında yeni bir devlet, toplum, insan yaratma biçiminde özetlenebilecek bir modernleşme projesini uygulamaya koymuştur. Bu amaç ve bağlamda, halka ulaşabilmek için birçok yol ve yöntem geliştirmiştir.Cumhuriyetin ilk yıllarında ilköğretim zorunluluğu, tevhid-i tedrisat, harf devrimi, okuma yazma seferberliği, halk dershaneleri, millet mektepleri, halk odaları, halkevleri gibi atılımlarla kendini gösteren eğitim ve kültür alanındaki savaşımda, sinemadan daha uygun bir araç bulunamazdı. Aynı şekilde 1930'lu yıllara baktığımızda; sinemanın iç ve dış politikada güçlü bir silah olduğu kadar, modern tekniklerin, sağlık ve yurttaşlık bilgilerinin öğretilmesi için de kullanılabileceği ortaya çıkmıştır.Tiyatro, resim, müzik gibi sanatların batılı biçimleri Türkiye'ye bireylerce getirildiği halde, sinema devlet eliyle, devlet zoruyla sokulmuş, verimsiz özel kuruluş denemelerine karşılık, devlet sinemacılığın sürekliliğini korumuştur.Devletçilik döneminde sinema sinemacılarca, tiyatrodan sonra gelen bir eğlence gözüyle algılanmış ve Türk sinemasının geldiği boyut sinema dergilerinde de yansımasını bulmuştur. Ancak dönemin kültürel devletçilik politikalarının sinema alanındaki dergilere yansıması, sinemanın eğiticilik ve öğreticilik boyutlarıyla bu dergilerde tartışmalara konu olması sinemacıların ve dergileri çıkaranların bakış açısına bağlıdır. Dönemin ulaşılan sinema dergilerine bakıldığında sayıca az ve yayınlanma süreleri kısa olmasının yanında bir kısmının sinema salonlarında gösterime giren filmlerin tanıtım dergileri olduğu ve içerik yönünden de Hollywood haberleriyle sınırlı oldukları da görülmektedir. Bu dönemde film üretiminin yaygın olmamasının ve Hollywood'a bağımlılığın sinema dergilerinin içeriklerini de etkilemiş olduğu, sinema dergilerinin içeriklerinin yurt dışında üretilen filmlere ve bunların yıldızlarına odaklanmış olduğu tespit edilmiştir. Burçak Evren'in de belirttiği gibi bu dönemde sinema işletmecilerinin de dergiciliğe el atarak kendi sinemaları ile filmlerinin promosyonunu dergiler yoluyla kitlelere aktarmaya başlamaları da sinemacıların sinemaya bir eğlence gözüyle baktıklarını ve bu bakış açısını dergilere de yansıttıklarını göstermektedir. Dergilerde halkı sinemada film seyretmeye ve oyunculuğa yönelten çeşitli kampanyalar düzenlenmektedir. Bu durum o dönemlerde henüz film seyretme kültürünün henüz oluşmadığının göstergesidir. Dergilerde asıl konu içeriğini ise Hollywood filmlerinin tanıtımı ve artistlerin yaşamlarının anlatımı oluşturmaktadır. Sinemanın önemine vurgular yapılmasına karşın film üretiminin kısıtlı olması ve bunun nedenlerinin sinema dergilerinde gereğince tartışılmamış olduğu görülmüştür.
2000-2005 arası Türkiye'de televizyon dizilerinde kullanılan müziğin genç izleyicilere etkileri
IÖZETYüksek Lisans Tezi2000-2005 ARASI TÜRK YE'DE TELEV ZYON D Z LER NDE KULLANILANMÜZ Ğ N GENÇ ZLEY C LERE ETK LERNural M KFırat ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüRadyo-TV Ve Sinema Anabilim Dalı2006; Sayfa: X+ 119Müzik, insanları derinden etkileyen sanat dallarından biridir. Çoğu zaman kelimelerile ifade edilemeyen duygu ve düşünceler, müzik ile ifade edilmeye çalışılmıştır.Müziğin bu sihirli gücünden sinema da faydalanmak istemiştir. Sinemanın doğduğu ilkyıllarda karşımıza çıkan film ve müzik ilişkisi zaman içerisinde gelişmiştir. Sinemanınyanı sıra, televizyon programlarında da müzik kullanımı yaygınlaşmıştır. Buprogramların en önemlilerinden biri de dizi filmlerdir.Bu tez çalışmasında, televizyon dizilerinde kullanılan müziklerin genç izleyicilereetkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Kullanılan anket yöntemi ile genel olarak gençizleyicilerin televizyon dizilerinde yer alan müzikten etkilendiği ve başarılı bir dizifilmin, filmde kullanılan diğer öğeler ve müziğin uyum içerisinde olmasıyla eldeedileceği sonuçlarına ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Dizi Film, Müzik, Film Müziği
Türk sinemasında anlatı-kurgu ilişkisi: 9 ve Yazı-Tura filmlerinin anlatı-kurgu ilişkisi açısından incelenmesi
iiiÖzetYüksek Lisans TeziTürk Sinemasında Anlatı-Kurgu lişkisi: 9 ve Yazı-Tura FilmlerininAnlatı-Kurgu lişkisi Açısından ncelenmesiC.Sinan ALTUNDAĞFırat ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüRadyo-TV-Sinema Anabilim Dalı2006; Sayfa: VIII + 1101896 yılında Lumiere Kardeşler tarafından Grand Café'de yapılan ilk filmgösteriminden bugüne geçen süreçte sinema, hem endüstriyel boyutuylahem de sanatsal boyutuyla 20. yy'ın en önemli kitle kültürel formlarındanbiri olmuştur.lk yıllarda kısa basit olayları perdeye aktaran sinema, 1914 yılındaGriffith tarafından gerçekleştirilen Bir Ulusun Doğuşu filmiyle uzunmetrajlı bir film, sinemanın bir anlatı aracı olabileceğini de göstermiştir.Griffith'in öncülüğünü ettiği klasik film anlatısı, çağdaş popüler sinemadada halen varlığını korumaktadır.1920'lerde Eisenstein tarafından ortaya atılan ?çatışmalı montaj?kuramı, klasik anlatının kalıplarını kırarak montajın sınırlarını zorlamıştır.kinci Dünya Savaşı sonrası film kuramcılarından Bazin ise her ikiyaklaşıma da karşı çıkarak, sinemada kurgunun uzamsal gerçeğibozmadan kullanılması gerektiğini savunmuştur.Bu çalışmada, Türk sinemasında geçmişten bugüne, kurgunun filmselanlatıyı oluşturmada oynadığı rol, Griffith, Eisenstein ve Bazin tarafındantemsil edilen üç ayrı yaklaşıma göre incelenmiştir. Bu incelemesonucunda Türk sinemasında kurgunun, ağırlıklı olarak klasik filmanlatısına ve Bazin'in gerçekçi kuramına uygun bir biçimde kullanıldığıgörülmüş, 2000 yılından sonra çekilen 9 ve Yazı-Tura filmlerinde isekurgunun anlatıyı oluşturmakta üstlendiği rolün, daha önceki Türkfilmlerinden farklı olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar kelimeler: Sinema, Türk Sineması, Film Anlatısı, Kurgu, Montaj
Elazığ`ın Kanal E ve Kanal 23 televizyonlarının şehir insanının gündemlerini tayinindeki rolü
ÖZETYüksek Lisans TeziELAZIĞ'IN KANAL E VE KANAL 23 TELEVİZYONLARININŞEHİR İNSANININ GÜNDEMLERİNİ TAYİNİNDEKİ ROLÜAli CANPOLATFırat ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüRadyo-TV ve Sinema Anabilim Dalı2006, Sayfa: XI+215Medya, özellikle demokratik toplumlarda bireylerin bilgi, düşünce, inanç,duygu, tutum ve davranışlarını etkileyebilecek önemli bir güce sahip bulunmaktadır. Buetkisi sadece bireylerle sınırlı değildir. Aynı zamanda toplumsal gruplar, toplumsalkurumlar ve devlet dâhil tüm örgüt yapılarını etkileyebilecek ve yönlendirebilecek önemlibir etkidir. Medya kavramı içinde yer alan televizyon ise insanlar üzerinde en etkiliiletişim faktörlerinden biri olarak kabul edilmektedir.Televizyon, topluma sunduğu mesajların etkisi ve hızı yönü ile diğer kitleiletişim araçlarından ayrılmaktadır. Özellikle haber içeriklerini, görüntü, ses (efekt),müzik, ışık, dekor ve yazı öğeleriyle birlikte etkileyici bir sunumla vermesi etki yönüylediğer kitle iletişim araçlarından onu üstün hale getirmektedir. Bu ayrıcalıklı özelliklertelevizyonu birey ve toplum üzerinde daha etkili kılmaktadır. Bunun sonucu olarak toplumgündemini belirlemede televizyon önemli rol oynamaktadır. Televizyona biçilen bu rolçerçevesinde ulusal televizyonlar daha çok ulusal konularla ilgili ülke gündeminibelirlemektedir. Yerel televizyonların da yerel konularla ilgili yerel toplumun gündeminibelirlediği düşünülmektedir.Ulusal ve yerel televizyonların gündem oluşturma/belirleme süreçlerinintemelinde daha çok haber unsuru bulunmaktadır. Televizyon yukarıda sıralanan ayrıcalıklıözelliklerini, objektiflik boyutuna dokunmadan, haber unsurunda kullanarak adeta birgelinin süslenmesi gibi mesajı süslemekte ve böylece daha etkili olmaktadır. İşte buetkinin bir sonucu olarak toplumda gündem oluşturduğu, bu güne kadar yapılanaraştırmalarda kabul edilmekte ve varsayılmaktadır. Bu çalışmada da özellikle yereltelevizyonların şehir insanının gündemini belirlemedeki rolü ele alınmaktadır. Elazığ'dayayın yapan yerel Kanal E ve Kanal 23 televizyonlarının şehir insanının gündeminibelirlemedeki rolü medyanın gündem belirleme kuramı çerçevesindedeğerlendirilmektedir.Anahtar Kelimeler: Medya, yerel medya, televizyon, gündem belirleme,
Halkla ilişkiler uygulaması olarak polis televizyonu: Bir model önerisi
Halkla İlişkiler Uygulaması Olarak Polis Televizyonu: Bir Model Önerisi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008.Yapmış olduğumuz bu tez çalışmasında, Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde kurumun halkla ilişkilerine yönelik bir faaliyet olarak Polis Televizyonu'nun kurulabileceğini ortaya koymak ve Polis Televizyonu'nu hayat geçirmeye yönelik bir model önerisi oluşturmaya çalışılmıştır. Çalışmada amaç doğrultusunda değerlendirme araştırması yöntemiyle kuramsal çerçeve oluşturulmuş, ve kitle iletişim aracı olarak televizyonun bir kamu kurumunun halkla ilişkilerine yönelik olarak nasıl kullanılabileceği araştırılmıştır.Çalışmanın kapsamı, bir halkla ilişkiler uygulaması olarak Polis Televizyonu modelinin hukuki, teknik ve ekonomik, yönetim ve personel boyutunu acısından nasıl olusturulabileceğini ortaya koyacak şekilde belirlenmiştir. Ayrıca çalışmanın kapsamı çerçevesinde önerdiğimiz Polis Televizyonu modelini oluşturmak için sözlü görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Tezimizde yaptığımız araştırmalar neticesinde EGM'nin yönetim ve idaresinde bir televizyonun kurulması gerektiği, bunun özellikle kurumun halkla ilişkilerinde başarıya ulaşması açısından gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda gerekli yasal zemin oluşturulup, uzman kişilerin sorumluluğunda, son teknoloji ürünü araç ve gereçlerin kullanımıyla ve kurumsal anlamda profesyonel bir yönetim yaklaşımıyla tüm ülkeye yayın yapan bir Polis Televizyonu'nun EGM'nin kendi imkanlarıyla kurulabileceği, yapılan bu tez çalışması aracılığıyla ortaya konulmuştur.
Marshall planı filmler (1948-1953): Türkiye örneği
Marshall Planı, bir yandan II. Dünya Savaşı sonrası ekonomi ve siyaset alanlarında uluslararası ölçekte bir yeniden yapılanmanın aracı olarak iş görürken, diğer yandan da Plan kapsamında yürütülen propaganda çalışmalarıyla Avrupa'nın Amerikan idealleri yönünde yeniden şekillendirilmesi için kökten bir tutum ve zihniyet değişikliğinin sağlanması amaçlanmıştır. Marshall Planı propagandasının en önemli araçlarından biri ise Plan için çekilen ve katılımcı ülke halklarına gösterilen filmler olmuştur.ABD'de gösterimi 1990'a kadar yasak olan ve Marshall Planı'nın sona ermesinin ardından diğer ülkelerde de arşivlere kaldırılan bu filmler, 2004 yılında düzenlenen ?Demokrasi Satmak? başlıklı turla yeniden günışığına çıkarılmışsa da halen yeterli düzeyde inceleme konusu edilememiştir. Bu çalışmanın konusu ise, Türkiye'ye özgü bir araştırması daha önce hiç gerçekleştirilmemiş olan bu filmlerin ülkemiz için yapılanları ile uluslararası gösterim için hazırlanıp ülkemizde de gösterilenlerinin incelenmesidir.Anahtar Sözcükler:1. Marshall Planı2. İkinci Dünya Savaşı3. Türkiye4. Sinema5. Propaganda
Türk toplumunun, Avrupa Birliği'ne üyeliği algılama düzeyi
Avrupa Birliği; ulusal devletlerin transformasyonu yoluyla sağlanan, güçlü ve büyük bir bütünleşmeyi temsil eden, tarihsel, kurumsal, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel yapılanmanın, günümüzdeki en büyük projelerinden biridir. Türkiye'nin, böyle bir sistem içinde yer almayı isteyen bir ülke olarak; Avrupa Birliği'nin ?üyelik? için şart koştuğu kriterleri ve Müktesebat uyumunu ne ölçüde gerçekleştirdiği konusu, büyük önem taşımaktadır.Çalışmanın amacı; ?Avrupa Birliği'ne üye olmanın? ne anlama geldiği sorusunun, Türk toplum kesimleri tarafından nasıl algılandığını analiz etmektir. Birliğe üyeliğin nasıl algılandığı konusunun, AB siyasi ve ekonomik kriterleri, Müktesebat başlıklarının öngördüğü içerikler, ?uyumlaşma sürecinin? meydana getirdiği ve getireceği değişikliklerden yola çıkarak; Türk toplum kesimleri üzerinde ölçüldüğü bir çalışma henüz yapılmamıştır.Araştırmanın birinci bölümünde, Avrupa Birliği'nin doğuşu ve birliğe ilişkin kuramsal yaklaşımlar, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, ülkemizin Avrupa Birliği Müktesebatı'na uyumlaştırılması ve Türkiye'nin ?mevzuata uyum? konusunda yapmış olduğu değişiklikler analiz edilmiştir. İkinci bölümde, araştırmanın yöntemi olan deneysel çalışma açıklanmış; araştırmaya katılan kişilere uygulamak için geliştirilen ölçek; 8 sosyal-kişisel, 30 alana ilişkin olmak üzere toplam 38 görüş ifadesinden oluşturulmuş; araştırmaya katılanların her bir görüş yönünden ?algılamalarını? belirtmelerine olanak veren 5'li dereceleme ölçeği (kesinlikle katılmıyorum, katılmıyorum, fikrim yok, katılıyorum, kesinlikle katılıyorum) şeklinde uygulamaya konulmuştur. Ölçek hazırlandıktan sonra, uzman görüşleri ve ön denemelerle geliştirilmiş; ayrıca güvenirlik analizine (Cronbach Alfa) tabi tutulmuş ve tatmin edici değerler elde edilmiştir. Ankara ilinin evren olarak tanımlandığı ve siyasiler (aktif milletvekilleri), memurlar (yargıçlar, akademisyenler, doktorlar, öğretmenler, vb.) işçiler, emekliler, öğrenciler, ev hanımları ve serbest meslek sahiplerinden oluşan ve toplum kesimlerini temsil eden 969 kişiye anket uygulanmış; elde edilen sonuçlar, araştırmanın alt problemlerini oluşturan bağımsız değişkenlerle, ki kare ilişki analizi yapılarak, istatistiksel çözümlemelerle çalışmaya yansıtılmıştır.Elde edilen bulgular; başta siyasiler olmak üzere, araştırmaya katılan toplum kesimlerini temsil eden çok sayıda bireyin, ?Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne Üyeliği? konusunda yeterli bilgi sahibi ve dolayısıyla da ?görüş sahibi? olmadıklarını AB Müktesebatına uyumlaşma adına ülkemizin yaptığı ve yapacağı değişikliklerle ilgili sürece dair farkındalıklarının düşük düzeyde olduğunu gösterirken; genel anlamda bakıldığında, araştırmaya katılanlardan, ?fikrim yok? diyenlerin dışında kalan çok sayıda kişi, üye olmamız halinde üye ülkelerle toplumumuzun ve kültürümüzün kaynaşarak ulusal kimliğimizin zenginleşeceğine, Euro'yu kullanmaya başlamamızın Türk ekonomisine katkı sağlayacağına, AB ile ortak tarım politikası geliştirmenin faydalı olacağına, terörün, uyuşturucunun ve yasadışı göçün önleneceğine ilişkin görüşlere kesinlikle katılmadıklarını ifade etmişlerdir. Öte yandan görüş sahibi kişilerin Türkiye'nin üyeliği ile ilgili olarak yoğun katılım gösterdiği hususlar; Türkiye'nin Kopenhag Kriter'lerini büyük ölçüde yerine getirdiği, eğitim standartlarımızın iyileşeceği, serbest dolaşımın kolaylıkla sağlanabileceği, özelleştirme ve yabancı yatırımların hız kazanacağı, temel hak ve özgürlüklerin çok daha iyi korunacağı, üretim kalitesinin artacağı, enerji, çevre, bilim ve teknoloji alanında gelişmeler yaşanacağı şeklindeki görüşlerdir.Toplumumuzda yaşamakta olan bireylerin, ülkemizin Avrupa Birliği'ne üye olması ile ilgili olarak yeterince bilgi sahibi olmadığı gerçeği; kişilerin kendi özel çabalarıyla bilgi edinmeleri konusunda eksiklikleri olmasının yanı sıra; kitle iletişim araçlarının görev ve sorumlulukları kapsamında yer alan haber verme, bilgilendirme, öğretme, düşündürme, tarafsız ve en doğru haliyle olayları ve gelişmeleri iletme misyonunu, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri ve ülkemizin üyeliği konularında olması gereken şekilde yerine getiremediğini ortaya koymuştur. Bu konuda en bilgili ve yetkin olması gereken siyasilerin, karar alma ve gerektiğinde uygulama mekanizmasında oldukları halde, ülkemizin üyeliği ilgili olarak , ölçekteki görüşlere ciddi oranda ?fikrim yok? yanıtı vermeleri kaygı vericidir. Siyasilerimizin ve toplumumuzu oluşturan bireylerin, iletişim kanallarıyla, bu konuya ilişkin bilgi erişimini ve konuya dair duyarlılığı güçlendirmesi, medyanın, Türkiye'nin üyeliği doğrultusunda yaşanan gelişmeleri, Türkiye'nin siyasal, ekonomik ve kültürel bakış açısıyla, zaman zaman da Avrupa Birliği'nden ülkemize yansıyan perspektifler doğrultusunda yansıtması gerekmektedir.
Irak'ta kitle iletişimi ve basın özgürlüğü
Irak, dünyanın en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapmış olan aşağı Mezopotamya bölgesinde kurulmuş bir devlettir. Bugün Irak, Ortadoğu'da yer alan stratejik mevkisi yanında sahip olduğu petrol rezervleri ile Körfez'in önemli ülkelerinden biridir. Soğuk Savaş sonrası Ortadoğu'da etkisini artıran ABD'nin Irak'a özel bir politik ilgisi vardır. Irak'ta iletişim sistemi Osmanlı döneminde kuruldu. 1869 yılında Osmanlının Bağdat Valisi Mithat Paşa tarafından Irak'a ilk matbaa getirilmiş ve Zevra adında ilk gazete Türkçe ve Arapça olarak çıkarılmıştır. O döneminde Irak'ta yazılı basın çok sesli bir dönem yaşadı. Özellikle de basın özgürlüğü konusunda iktidarı uyarıp ülkenin birçok problemlerine çözüm buldu. Halkın ufkunu genişletti. Kraliyet döneminin başlangıcında Kral ve yandaşları tarafından çok yayınlar kapatılmıştır. Kimi gazeteciler sürgün edilmiş, kimisi tutuklanmış, öldürülmüştür. Cumhuriyet döneminde etkin olan Baas rejimi basın iletişim sistemini devletin tekeliyle idare etmiş, Baas partisi rejiminin fikir ve ideallerini halka zorla dayatılmıştır. 1991 yılında Irak'ın Kuzeyinde oluşan ?Güvenlik Bölgesi?nde iletişim sisteminde bir patlama yaşanmış, dört dilde çeşitli yayınlar serbestçe yayınlanmıştır.ABD işgali sonrası Irak'ta bir iletişim devrimi yaşandı. Sansür yok edildi. Basın özgürlüğü arkasına kadar serbest bırakıldı. 2000 civarında yazılı basın, 100'e yakın TV kanalı, 200 civarında radyo yayını ve 1000 civarında web siteleri aktif olarak yayına başlamıştır. Ancak, bu devrime rağmen iletişim konusu etnik ve mezhebi faktörlere ayrılmıştır. Gizli sansür devreye girmiş, beş yıl içerisinde başta IGC Başkanı olmak üzere, yaklaşık 300 yerli ve yabancı basın mensubu öldürülmüştür. Bu nedenle de Irak'ta iletişimcilik en tehlikeli meslek olarak saptanmıştır. Irak'ta basın kanunun çıkarılması elzemdir ve bunun sayesinde iletişim sistemi de istikrara kavuşacaktır.Anahtar Sözcükler:1. Kitle iletişimi,2. Irak,3. Basın özgürlüğü,4. Irak savaşı.
Sansür kavramı çerçevesinde iliştirilmiş gazetecilik
İletişim çağı olarak anılan yüzyılda gelişen ve değişen medya teknolojileri ile birlikte savaşlarda da farklılıklar görülmeye başlanmıştır. Bu yüzyıl, ?medya savaşları? kavramını literatüre kazandırırken, harekatların etkinliği de bu platformda değerlendirilmektedir. Savaşlar, bir yandan uzak menzilli füzeler ve çatışmalarla, diğer yandan da medyanın etkinliği kullanılarak psikolojik harekatlarla sürdürülmektedir. İletişim özgürlüğünün en büyük öncüsü ve destekçisi olarak görülen ABD'nin, demokrasi savaşı adı altında Irak'a düzenlediği işgal, bu tür harekatların zengin örneklerini içinde barındırmaktadır. Ancak ABD'nin harekatına destek olmak ve kamuoyuna savaşı meşru kılmak amacı ile kullandığı, medyaya uyguladığı sansür, basın özgürlüğü konusunda yerinde saydığını göstermektedir. Uyguladığı iliştirilmiş gazetecilik pratiği, ABD'nin iletişim özgürlüğüne bakışı ile ilgili fikir vermektedir.ABD, medya aracılığı ile yaydığı söylemlerle, terörün ve kitle imha silahlarının dünyayı tehdit ettiğine dair kamuyu ikna ederek, Irak operasyonunu meşrulaştırmıştır. İşgal sırasında, medyayı propaganda aracı olarak kullanmış ve manipüle etme konusunda başarılı sonuçlar almıştır.Ancak daha vahim olan, iliştirilmiş gazetecilik pratiğinin, demokrasi ve özgürlüklerin öncüsü olarak kendini dünyaya kabul ettirmiş bir ülke olan ABD tarafından uygulamaya konulmuş olmasıdır. ABD'nin bu pratiğin uygulamaya geçirilme sebebini, gazetecilerin güvenliğini ve sağlıklı enformasyon akışını sağlamak olarak açıklaması da bir sorunu ortaya koymaktadır. Bu durum, sansürü Aydınlanma Çağı'ndaki ön denetim anlamı ile kullanan bir ülkenin, buna rağmen, iletişim özgürlüğünden yana görünmesi yanılgısını beraberinde getirmektedir. Ancak unutmamak gerekir ki ülkelerin uygulamaya koydukları pratiklere bakarak iletişim özgürlüğü platformları görülebilmektedir. Sadece çağdaş, demokratik, öndenetim uygulamasını reddeden ortamlarda iletişim özgürlüğünden söz etmek mümkündür. İliştirilmiş gazetecilik uygulaması da ABD'nin, aksi görünse de, Aydınlanma Çağı'ndan bu yana iletişim özgürlüğü konusunda yol kat edemediğinin ispatıdır.Anahtar Sözcükler1.İliştirilmiş Gazetecilik2.ABD3.Sansür4.Propaganda5.Savaş
Marka oluşumunda reklamın yeri
Tüketicilerin her geçen gün piyasaya giren mal veya hizmetler arasında tercihte bulunurkengöz önünde bulundurdukları kriterlerin artması, üreticileri bu kriterler doğrultusunda üretimyapmaya ve iletişim tekniklerini kullanmaya zorunlu hale getirmiştir. Bu zorunluluklardanbirisi işletmelerin mal veya hizmetlerinin rakip mal ve hizmetler karşındaki belirleyicifarklarını ortaya koymada yararlandıkları pazarlama bileşenlerinin başında yer alan reklamdır.Günümüz tüketicisinin satın alma davranışının şekillenmesinde en büyük etkenlerden biriolan reklam, marka ve markaya yönelik olumlu tutumların oluşmasına önemli derecedehizmet etmektedir. Bu amaçla yapılan reklam çalışmalarında her öğenin kullanımının ayrı biröneminin olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Bir markanın oluşumu ve markaya yönelik imajınoluşum sürecine bakıldığında her şeyden önce markanın tüketici zihninde net bir şekildekonumlandırılması gelmektedir. Bu sürecin seyrini ve hızını belirleyen de reklamdır.Reklamdan beklenen nihai amacın gerçekleştirmenin yanında, markaya yönelik olarak,tüketicilerin tutum düzeyleri, alışkanlıkları ve beklentileri dikkate alınarak yapılanuygulamalar markanın konumlandırılmasını kolaylaştıracaktır. Bu nedenle işletmelerinreklamlar aracılığı ile hedef kitleler üzerinde oluşturmaya çalıştıkları marka sadakati, markatutumu oluşum sürecini desteklemeleri, bunun sonucunda oluşacak güçlü markaları kendileriiçin daha sonra doğrudan bir reklam olacaktır. Reklamların tüketici davranışlarınıbelirlemedeki rolünün araştırıldığı bu araştırmada, uygulanacak reklam stratejileri ile markaoluşumuna reklamın katkısı araştırılmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimler: Marka, Tüketici, Reklam.
Hollywood sinemasında kültürel temsil ve oryantalizm
Bu çalışmada, 17. ve 19. yüzyıllar arasında Doğu hakkında yazan seyyahların gezi metinleri içinde ürettikleri Doğu imgeleriyle, ?gezgin? temasını işleyen Hollywood filmlerindeki Doğu/Doğulu imajları arasındaki etkileşimin ve Oryantalist gelenek içinde yaratılan söylemin filmlerdeki Doğu temsilleri üzerindeki etkisinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Çalışmada ?gezgin? temasını işleyen ve Mısır'ı konu edinen Indiana Jones Raiders of the Lost Ark (1981), Mummy (1999) ve Mummy Returns (2001) gibi Hollywood filmlerinin Doğu'yu ve Doğuluları kültürel olarak konumlandırırken kullandıkları söylemsel pratiklerin incelenmesi ve seyyahların Doğu'yu betimlemek için ürettikleri imge, imaj ya da klişelerin film metinleri içindeki Doğu/Doğulu temsillerine nasıl etki ettiğinin ortaya çıkarılması için söylem analizi yönteminden yararlanılmıştır. Diyalog, görüntü ve eylem gibi üç temel öge dikkate alınarak incelenen filmlerde Doğu ve Doğuluların, seyyahların gezi metinlerinde oluşturdukları imaj, imge ve klişelerin kullanımıyla temsil edildiği belirlenmiş ve Doğu'nun, film ve gezi metinlerinde ortak özellikler yüklenerek temsil edilmesinde, Oryantalist söylem içinde yaratılan sabitleşmiş Doğu kurgusunun etkili olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar Sözcükler1.Oryantalizm2.Hollywood Sineması3.Kültürel Temsil4.Söylem5.Seyyah
3 ekim Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde ulusal televizyon kanallarında yer alan haber ve yorumların izleyici üzerindeki etkisi
Avrupa Birliği'ne tam üyelik konusu Türkiye için 31 Temmuz 1959 yılından başlayıp 3 Ekim 2005 yılına ve günümüze kadar süre gelmiştir. Avrupa Birliği başlangıçta 6 üyeli bir birlik olarak başlayıp geçen yıllarda genişleme süreçleriyle 27 üyeli bir oluşum haline gelmiştir. Türkiye, bu süreçte çeşitli zamanlarda üyelik başvurularında bulunmuş ve içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal aksaklıklar nedenleriyle geri çevrilmiş ya da yarım kalmıştır. 3 Ekim 2005 tarihi Türkiye açısından tam üyelik müzakerelerine başlama tarihi olması sebebiyle oldukça önemlidir. Kitle iletişim araçları üstlendiği işlevleri açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu anlamda kitle iletişim araçlarının haber verme, bilgilendirme, eğitme, eğlendirme, denetim, eleştiri, ekonomik yaşama katkı sağlama, köprü olma, kamuoyu oluşturma, yönlendirme ve kamuoyunu yansıtma gibi önemli görevleri bulunmaktadır. Tez çalışmasında araştırma için 3 Ekim 2005 tarihinde Türkiye ile Avrupa Birliği arasında gerçekleştirilen tam üyelik müzakereleri ile ilgili haberler örnek olay olarak seçilmiştir. Kitle iletişim araçlarından televizyonda yer alan haberlerin bu süreçte kamuoyu oluşturma biçimleri, kullandıkları ifadeler ve bu ifadelerin halkın üzerindeki etkisini tespit etmek amacına yönelik olarak haberlerin analizi ile birlikte anket çalışması yapılarak 3 Ekim sürecinde izlenilen haberlerin toplumun üzerindeki kanaat oluşturma ve değiştirme anlamındaki gücü ölçülmeye çalışılmıştır. Ulusal televizyon kanallarından en çok izlendiği tespit edilen Kanal D, ATV ve Show TV'nin haber içerikleri incelenerek; 3 Ekim Avrupa Birliği müzakere sürecinde kamuoyunda bu süreci destekler nitelikte ve olumlu bir kanaat oluşturma amacına yönelik ifadelere yer verildiği, ayrıca Türkiye'nin karşısına sunulan şartlar ve engeller açısından ise diğer ülkelerle eşit olduğu yönünde fikir oluşturulmaya yönelik haberlere yer verildiği ve buradaki amacın ise kamuoyunda hâkim olan ?eşit davranılmadığı? yönündeki düşüncelerin değişmesi olduğu söylenebilir. Bunun birlikte Türkiye açısından 3 Ekim'de büyük bir zafer kazanıldığı ve bu sürecin ülke için tarihi bir dönemeç olduğu, Avrupa Birliği 'ne üyelik ile birlikte Türkiye'de gerek ekonomik ve gerekse sosyal açıdan birçok alanda ilerleme ve genişleme kaydedileceği yönünde mesajlar verildiği görülmektedir. Araştırmanın devamında anket çalışmasına yer verilerek haberlerde yer alan ifadelerle ve oluşturulmaya çalışılan kamuoyu ile izleyicinin düşünceleri karşılaştırılarak; kitle iletişim araçlarının haber ve bilgi verirken bilgilendirme işlevi açısından toplumun beklentilerini karşılayamadığı, toplumu yönlendirici ifadelere yer verdiği ancak bu ifadelerle belirli bir eğitim ve bilgi birikimine sahip olan kitle üzerinde daha önceden oluşmuş fikirleri değiştirme ve yönlendirme açısından etkili olamadığı ancak gündemdeki olay ve olgular ile ilgili gelişmeler hakkındaki düşüncelerin şekillenmesinde etkili olabildiği sonucuna varılmıştır.
Çağdaş sinemada özne
Bu tez çalışmasının amacı, 1990-2007 yılları arasında Çağdaş Hollywood Sinemasında temsil edilen öznelerin türdeş olmayan özellikler gösterdiğini, farklı kuramsal yaklaşımlara dayanarak betimlemektir.Çalışmada 1990-2007 yılları arası Hollywood Sinemasından seçilen 17 adet filmde özne, ?Oidipal film Anlatılarında Özne?, ?Simgesel Sistem içinde Özne?, ?İdeolojik Özne?, ?İktidarın Öznesi? ve ?Öznellikten Kaçış? başlıkları altında toplanarak, Sigmund Freud, Jacques Lacan, Louis Althusser, Michel Foucault ve Gilles Deleuze ve Felix Guattari'nin öznellik kuramlarından oluşan kavramsal çerçeve aracılığı ile analiz edilmiştir.Yapılan analiz sonucunda Çağdaş Hollywood sinemasında öznelerin, hem oluşum süreçleri bakımından, hem benimsedikleri özne konumları ve de bilgi nesneleri bakımından farklı özellik taşıdığı gözlemlenmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Özne2.Çağdaş Sinema
Sinema filmlerinde şiddet içeriğinin yeniden üretilmesi
Bu tez çalışmasının amacı, şiddet olgusunun sinema filmlerinde yeniden üretimini ve bu üretim sürecinin nasıl gerçekleştiğini Quentin Tarantino filmleri üzerinden ortaya koymaktır. Sinema filmlerinde şiddetin yeniden üretim süreci, estetize etme ve manipülasyon kavramları çerçevesinde değerlendirilmiştir.Çalışmada Quentin Tarantino'nun Reservoir Dogs, Kill Bill Vol. 1 ve Kill Bill Vol. 2 filmlerinin çalışma için belirlenen sahneleri, Gerard Genette'in Anlatıbilim kuramı çerçevesinde öykü, öyküleme ve anlatı başlıkları kapsamında göstergebilimsel bir çözümleme yöntemi ile çözümlenmiştir.Film çözümlemeleri sonucunda, sinema filmlerinde görüntüyü oluşturan estetik öğeler yardımıyla şiddetin estetize edildiği, estetize etme işleminin sonucunda şiddetin manipülasyona uğradığı ve böylece şiddetin yeniden üretildiği saptanmıştır.
Televizyon yayınlarındaki zararlı içerikten küçüğün korunması(Uluslararası Hukuk, Türk Hukuku, ve K.K.T.C. Hukuku'nda mevcut düzenlemelerin incelenmesi)
Kalkan, Servet. Televizyon Yayınlarındaki Zararlı İçerikten Küçüğün Korunması (Uluslararası Hukuk, Türk Hukuku, ve K.K.T.C. Hukuku'nda Mevcut Düzenlemelerin İncelenmesi), Master Tezi, Ankara, 2008.Televizyonda mevcut olan programlar arasındaki birçok program küçüğe yönelik olmayan programlardır. Küçük, kendi izlemesi gereken ya da gerekmeyen programları her zaman ayırt edebilecek durumda değildir. Son zamanlarda çocukların davranışlarında televizyonun etkisinin çok fazla oluşu tartışma getirmeyecek bir konu olmaya başlamıştır.Bu araştırma, çocukların TV program tercihlerindeki ilgilerine dair bir çalışmadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde olan Haydarpaşa Ticaret Lisesi'nde bulunan öğrencilere bir anket formu uygulanmıştır. Bu anket formu, çocukların televizyonda en çok hangi programları izlediklerine ilişkin soruların yanı sıra bu programları hangi kanallarda izledikleri soruları da sorulmuştur. Ankete verilen cevaplar SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) yöntemiyle ele alınmış, yaş ve cinsiyet değişkenlerine göre farklılaşmalar sınanmıştır. Tezde, ayrıca, literatür taramasına da yer verilmiştir.Televizyondaki zararlı içeriklerden çocukların etkilenme oranının yaşa, izlenilen programlara ve günlük televizyon izleme saatlerine de bağlı olduğu tespit edilmiştir. Televizyondaki program içeriklerinin çocuklara yansıması ailenin o programdaki konuya karşı tutumuna da bağlı olduğunu göstermiştir. Çocuk programlarının eğitici değil reytingi arttırma amacıyla yapıldığına ve buna ek olarak eğitici ve şiddet içermeyen çocuk programlarına gereksinim duyulduğu sonucuna varabiliriz. Çocukların televizyondaki zararlı içerikten uzak durmasının yollarını ve bu aşamalara ek olarak ailelerin alabileceği ekstra önlemler anlatılmıştır.Anahtar Sözcükler:1.Televizyon2.Çocuk3.Küçük4.Program ve Türleri5.Hukukî Düzenlemeler
Televizyonda izleyici ölçümlerinin ortaya çıkardığı sorunlar
?Televizyonda İzleyici Ölçümlerinin Ortaya Çıkardığı Sorunlar? adlı bu çalışmada, Türkiye'de izleyici ölçümlerinin hangi ekonomi-politik yapıda ortaya çıktığı, izleyici ölçümleriyle televizyon programlarının izlenilirliğinin kim tarafından, kim için, nasıl kontrol edildiği, bu ölçümlerin televizyon kanallarının program yayıncılığı dinamiklerini nasıl etkilediği ve tüm bunlara dayanarak hangi sorunlara yol açtığını belirlemek amaçlanmaktadır. Çalışmada sözü edilen sorulara yanıt aramak için Kanal D, Atv ve Show Tv olmak üzere üç televizyon kanalı ve bu kanalların 2005-2007 dönemi ana-yayın kuşağı program akışları örneklem alınmış, izleyici ölçümlerinin bu kanalların yayın akışları üzerindeki etkileri Türkiye'de izleyici ölçümlerini yürüten AGB Nielsen Media Research (AGB Anadolu)'ün ölçüm raporlarından yararlanılarak belirlenmeye çalışılmıştır. Durum saptaması niteliğindeki bu çalışma, genel tarama modellerinden ?tekil tarama? modelinde yapılmıştır. Çalışmanın kuramsal çerçevesi alanla ilgili literatür taranarak çizilmiş, kanalların 2005-2007 dönemi yayın akışları ise AGB'nin söz konusu döneme ait ölçüm raporları ana-yayın kuşağı kapsamında gün gün taranarak elde edilmiştir.AGB Nielsen Türkiye (AGB Anadolu) tarafından ilk kez 1989 yılında yapılmaya başlanan izleyici ölçümleri, 1980'li yıllarda tüm dünyaya yayılan neo-liberal ekonomi politikalarının etkisiyle, tümüyle reklâm destekli özel yayın kanallarının kurulması temelinde ortaya çıkmıştır. Varlıklarını sürdürmeleri tamamen reklâm gelirlerine bağlı olan özel televizyon kuruluşlarının elde ettikleri izleyici sayısını reklâm verene satmaları çerçevesinde dönen ticari yayıncılık ekonomisinde, izleyici ölçüm sisteminin önemli bir kâr mekanizması olarak kullanıldığı, ölçümlerin yayın akışlarının düzenlenmesinde en önemli ölçütü oluşturması nedeniyle çeşitli sorunlara yol açtığı görülmektedir. İzleyici ölçümleri, yayıncılıkta tek-tipleşmeye neden olmakta ve eğlence ağırlıklı bir program akışını dayatmaktadır. Yayın programlamalarının yalnızca izleyici ölçümlerine göre yapılandırıldığı televizyon kanallarında, izlenme oranı (rating) olgusu, program çeşitliliğini sınırlamakta, çok-sesliliği engellemekte ve izleyiciler ekonomik çıkarlar uğruna seçme özgürlüklerini yitirerek, eğlence egemen ve tek-tip bir yayıncılık anlayışına uymaya mahkûm edilmektedir. Dolayısıyla bu çalışma televizyonda izleyici ölçümlerinin ne kadar sorunlu bir yayıcılık ortamı yarattığına dikkat çekmesi ve Türkiye'de uygulanmakta olan izleyici ölçüm sistemini bilimsel bir bakış açısıyla sorgulayarak toplumsal bir yaraya işaret etmesi nedeniyle önem taşımaktadır.Anahtar Sözcükler1.İzlenme Oranı2.Reklâm3.Para4.Tek-tipleşme5.Eğlence
Gazi Üniversitesi öğrencilerinin internet veritabanlı uzaktan öğretime olan yatkınlıkları
İnternet (world-wide-web) veritabanlı uzaktan eğitim modellerinin ve sistem uygulamasını Gazi Üniversitesi Modeli'nde incelenmesi ve öğrencilerin öğretim sistemi ve modeline yatkınlıklarının incelenmesi tez çalışmasının inceleme alanını oluşturmuştur.Bu kapsamda, Gazi Üniversitesi'nin bilişim enstitüsü ile koordineli bir şekilde çalışılarak; eğitim sistem altyapısı özellikleri ve eğitim koordinasyon sistemi incelenmesi, faaliyet yapısı ile ön-lisans öğrencilerinin uzaktan eğitim faaliyetlerine olan yatkınlıkları, internet destekli öğrenme araçlarını kullanma beceri ve seviyelerinin öğrencilerin yatkınlığına olan yansıması ele alınmıştır. Öğrencilerin yetkinlik konumlanması ve uygulama yeterlilik seviyesi genel itibariyle `orta-üst` düzeyde konumlanmıştır.Gazi Üniversitesi Bilişim Enstitüsü'nün sistem faaliyetinin ne seviyede konumlandığı, neleri içerdiği, ne tür bir eğitim vermekte olduğu ortaya konularak sistemden sağlanabilecek olanaklar ve çalışma düzeni hakkında bilgiler verilmiştir. Gazi Üniversitesi içerim ve sunum birimlerinin planlama ve koordinasyonu verimli ve etkin biçimde karşıladığı ortaya konmuştur.Bilgiye erişim ekipmanı, erişim düzeyi, ve bilgiye ulaşabilme yöntemleri değerlendirilerek uzaktan eğitimin (e-learning) donanım ve optimum bilgi seviyesine dönük olarak gereksinmeleri ve yeni gelişen bir uygulama sahası içerisinde konumlanması, beklentiler ve gelişimin getirileri ve dezavantajları, plan ve program çerçevesi sunumlanmıştır.Program çerçevesinin öğrenim-donanım ihtiyaçlarını karşılamada birimsel ve donanımsal yönden üst düzey konumlandığı gözlemlenmiştir. Program çerçevesinin ihtiyaçları karşılamada yeterli, ancak, konumlanma açısından opsiyonel beklentileri karşılamada ortalama seviyede olduğu ve homojen bir beklenti yapısından ötede farklı gelişimsel beklentileri, algılama ve bakışaçısını yansıttığı gözlenmiş ve aktarılmıştır.Öğrencilerin donanım düzeyi, bilgisayar bilgisi ve erişim düzeyinin sorgulandığı çalışmada, sisteme olan yaklaşım ortaya çıkarılmaya ve fiilen sistem içerisinde yer alan ön lisans düzeyindeki öğrencilerin öğrenim sisteminden yararlanabilme kapasiteleri ve sistem yeterlilikleri ortaya konmuştur.
Türkiye'de e-devlet uygulamaları ve toplumsal açılımları
Bu tez çalışmasında, özellikle son on yıllık dönemde dünyada hızlayaygınlaşan internet teknolojisinin getirdiği olgular arasında önemli bir yeresahip olan e-devlet konusu irdelenmektedir. Türkiye özelinde ele alınan e-devlet konusu, e-devlet çalışmalarının Türkiye'de kat ettiği yol ve geldiği noktaitibariyle ele alınırken, gerçekleştirilen çalışmalara ait toplumsal boyut daincelenmekte ve durum saptaması yapılmaktadır.Çalışmanın birinci bölümünde bilgi toplumu olgusu ile beraber değişimeuğrayan ve gelişme gösteren devlet erkinin yönetim anlayışları ve buanlayışlara yönelik eleştirilere değinilmektedir.kinci bölümde, bilgi toplumu ile gündeme gelen e-devlet olgusuincelenmekte, bu doğrultuda e-devletin ne olduğu, amaçları, kamusal boyutuve klasik devlet anlayışından farklılıkları irdelenmektedir.Tez çalışmasının üçüncü bölümü ise, Türkiye'deki e-devlet çalışmalarınıngeçmişi ve mevcut durumu ile bu çalışmaları yönlendiren E-Avrupa+ EylemPlanının ele alınmasından meydana gelmektedir. Uygulamalara kapsamlışekilde yer verilen bu bölümde, hem E-Avrupa+ ile AB'nin uygulanmasınıöngördüğü kriterlere hem de bu kriterler doğrultusunda Türkiye'deki hayatageçirilen ya da projelendirilen e-devlet uygulamalarına yer verilmektedir.Çalışmanın son bölümü olan dördüncü bölümde ise, e-devletçalışmalarının da altyapısını oluşturan bilgi toplumu olgusu ve olguya dayalıTürkiye bilgi toplumu politikası, Türk Halkı bağlamında ele alınmaktadır. Örneke-devlet uygulaması olarak e-imza teknolojisinin incelendiği bölüm, e-devletçalışmalarının mevcut ve olası sorunlarının tartışılması ve bu sorunlarıntoplumsal açıdan değerlendirilmesi ile son bulmaktadır.Tez çalışması, çalışmanın başında belirtilen amaç doğrultusundagerçekleştirilmiş, e-devlet uygulamalarına ilişkin durum saptamaları hemtoplumsal hem de idari açıdan gerçekleştirilmiştir. Çalışma, bu doğrultuda,e-devlet uygulamalarının durumunu saptama açısından önemli bilgilersunmakta ve bu bilgiler ışığında öneriler geliştirmektedir.Bu tez çalışması, e-devlet uygulamalarına ait durum saptaması yapması vebu uygulamaları toplumsal açıdan değerlendiren ilk tez çalışması olmasıyönüyle de önem arz etmektedir.
Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde Türk sayısal yayıncılığının düzenlenmesi
?Avrupa Birliği'ne Uyum Sürecinde Türk Sayısal YayıncılığınınDüzenlenmesi? adlı bu çalışmada, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne uyumsürecinde, en önemli konulardan birisi olan Görsel-İşitsel Politika alanında,sayısal televizyon yayıncılığına geçiş sonrasında yapılması gerekenleranlatılmaktadır. ?Tez?de Görsel-İşitsel alanın sayısal televizyon yayıncılığı ileilgili bölümü ele alınmıştır.Çalışmanın ?Giriş? bölümünde Türkiye'nin sayısal televizyon yayıncılığıalanında program üretimi ve dağıtımı, frekans tahsisi, sayısal yayın ortamlarıgibi bir dizi teknik konuda ve yoğunlaşmaya karşı geliştirilen ve sektöründaha rekabetçi hale getirilmesini de sağlayan esaslar bağlamında AvrupaBirliği ile uyumlu hale gelerek tam üyelik aşamasında Avrupa Birliği ileGörsel-İşitsel alanın bu kısmında uyumlaşabileceği üzerinde durulmuştur. Bubölümde, çalışmanın yöntemi ile ilgili olarak da vurgulanan alanlardauyumlaşmanın nasıl olacağının belirlenmesi için izlenecek yol anlatılmıştır.Kullanılacak kaynakların da belirtilmesinin ardından; Avrupa Birliği veTürkiye'nin görsel-işitsel alandaki mevzuatlarına kütüphaneler, süreli yayınlarve on-line veri bankaları aracılığıyla ulaşılacağı, yapılacak literatürtaramasının ardından verilerin betimleyici yöntemle ele alınacağı ardından,Türkiye'nin Avrupa birliği ile adı geçen alanda uyumlaşabilmesi için yapmasıgerekenlerin karşılaştırma yoluyla ortaya konulacağı belirtilmiştir.Çalışmanın ?Avrupa Birliği Ve Türk Görsel - İşitsel PolitikalarınınYasal Dayanakları? adını taşıyan ilk bölümünde, Avrupa Birliği ve Türkgörsel-işitsel politikalarının yasal dayanakları belirtilmiştir. Bu başlıkbağlamında Avrupa Birliği'nde konu ile ilgili olarak yürürlükte olan direktiflerele alınmıştır. Aynı şekilde, Türkiye'de yürürlükte olan kanunlar veyönetmelikler de aktarılarak Avrupa Birliği bağlamında Türkiye'deki sorunlarbelirtilmiştir.?Avrupa Birliği Ve Türkiye'de Görsel - İşitsel Alandaki Teknik AltyapıVe Sorunları? adını taşıyan ikinci bölümde, sayısal yayıncılığın teknik yönüanlatılmıştır. Türkiye'de sayısal yayıncılığa geçilmesi için önerilenlerin yeraldığı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından hazırlatılan raporlara dayine bu bölümde değinilmiştir.Çalışmanın ?Yasal Düzenlemeler Açısından Değerlendirme? adınıtaşıyan üçüncü bölümünde, yöndeşme ile boyut değiştiren yoğunlaşmaolgusu ve neden olduğu sorunlar üzerinde durulmuştur. Avrupa Birliği'ndeyeni medya teknolojilerinin medya profesyonellerine aktarılması içingeliştirilen programlara değinilerek sayısal yayıncılığın bir diğer sorunu olaneğitim konusuna Avrupa Birliği'nin bakış açısı anlatılmıştır.?Sonuç? bölümünde, Türkiye'nin görsel-işitsel alanda Avrupa Birliği ileuyumlu hale gelebilmesi için yoğunlaşmayı önleyici tutarlı bir düzenlemeoluşturması gerektiği anlatılmıştır. Bu amaçla yapılacak çalışmalardaTürkiye'nin ulusal çıkarlarının korunması için Avrupa Birliği'nde konu ile ilgilidurumun iyi incelenmesi gerektiği anlatılmıştır. Sayısal yayıcılığageçilmesinin kamu kaynaklarının etkin kullanımı açısından da bir araç olduğubu aşamada dile getirilmiştir.
Basında manşetler ve sosyo-politik gerçekliği yansıtma düzeyi: Son dönem Türk basını üzerine bir inceleme
Bu tez çalışmasının temel amacı Türk Basını'nın manşetlerinde sosyo-politik gerçekliği yansıtma düzeyini belirlemektir. Bu bağlamda, Türkiye'ninsiyasi yelpazesini en iyi şekilde yansıttığı düşünülen Hürriyet, Radikal veZaman gazeteleri incelemeye tabi tutulmuştur. Çalışmada ayrıca, basının vegerçekliğin kavramsal açıdan daha anlaşılır kılınması için konu çerçevesindeteorik yapılandırma bazında, basının fonksiyonları, siyaset, demokrasi veideoloji ile olan ilişkisi, haber kavramı, haberin oluşum süreçleri, manşethaber, haber ve sosyo-politik gerçeklik ve söylemsel ve ideolojikyapılandırma konuları ele alınmıştır.Çalışma, incelenen gazetelerin karşılaştırmalı olarak örneklem seçilendönemdeki manşet haberlerinin sosyo-politik gerçekliği yansıtma düzeyi, niteliçerik çözümlemesi yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir.Sonuç olarak, Türk Basını'nın gerçekliği kendi bakış açılarındanyansıttığı, bir anlamda gerçekliği kurgulayıp, yeniden inşa ettiği sonucunaulaşılmıştır.
Aldatıcı televizyon reklamlarına karşı tüketicinin korunması
Reklam; bedelli bir tanıtım faaliyeti olarak tanımlanabilir. Reklamın amacı,tüketicinin dikkatini çekmek suretiyle, tanıtımı yapılan ürün veya hizmethakkında olumlu düşünceler oluşturmak ve tüketicileri satın alma davranışınayönlendirebilmektir. Reklam verenden tüketiciye doğru akan ve tüketiciyi iknaetme amacını taşıyan reklamın önemi, piyasadaki rekabetin çoğalmasınaparalel olarak artmıştır.Tüketiciler üzerinde en etkili olan reklam aracı ise, görsel ve işitsel bir kitleiletişim aracı olan televizyondur. Televizyonun, aynı anda milyonlarca kitleyebirden seslenebilme özelliği ve günümüzün en çok tercih dilen eğlencearaçlarından biri olması da, reklam verenlerin ve reklamcıların televizyonureklam aracı olarak tercih etmelerinin sebeplerindendir.Ancak, televizyonda bazı ürün ve hizmetlerin reklamlarının yapılmasınınyasak olması, reklam verenlerin ve reklam ajanslarının ürün ve hizmetlerininreklamlarının televizyonda yayınlanması karşılığı RTÜK'e ödemeleri gerekenreklam payını ve vergileri ödemek istememeleri ve reklamlarıngüvenilirliklerinin ve izlenme oranlarının düşük olması gibi sebeplerle, bazıreklam verenler, reklam ajansları ve yayın kuruluşları, tüketicinin sağlığını vegüvenliğini tehdit eden aldatıcı reklamlar yapma yoluna gitmektedirler.Tüketicinin bilgi eksikliğinden ve saflığından yararlanan bu aldatıcı reklamlaraynı zamanda haksız rekabete de neden olmakta ve hukuka aykırılıktaşımaktadırlar.Yanıltıcı reklam, gizli reklam ve bilinçaltı reklam olarak sınıflandırılanaldatıcı reklamlar; tüketicilere ürünün özellikleri ve kalitesiyle ilgili yanlış bilgivermek, önemli bilgilerin saklanması, abartılı ve gerçeği yansıtmayan ifadelerkullanmak, reklam programları dışındaki diğer programların içerisinde tanıtımıyapılmak istenen ürün ve hizmetin görüntülerine özellikle ve dikkat çekicişekilde yer vermek ve bilinçaltı teknikler kullanmak suretiyle tüketicileriistenilen ürün ve hizmete yönlendirmek gibi yollarla yapılmaktadır. Yasalaraaykırı olan bu reklamlardan tüketicilerin korunması için, bu reklamlarındenetlenmesi gerekmektedir.Reklamların hukuka uygunluğunun denetlenmesinde dört yöntemuygulanmaktadır. Türkiye'de öz denetim, özel hukuk davaları ve idari denetimolmak üzere, bunların üçünden yararlanılmaktadır. Öz denetimi ReklamÖzdenetim Kurulu gerçekleştirirken, idari denetimi de RTÜK ve ReklamKurulu yürütmektedir. Tüketiciler ve rakip firmalar, aldatıcı reklamlardandoğan zararlarının tazmin edilmesini istediklerinde, özel hukuk davalarınabaşvurabilmektedirler. Bu denetim yollarının hiçbirisi bir diğerinin yerinitutmamaktadır. Ancak hepsi ortak bir çalışma yürüttüklerinde, tüketicilerinaldatıcı reklamlardan korunması konusunda istenilen verim elde edilebilir. Enönemli olan ise tüketicilerin başta öz denetim olmak üzere tüm bu yöntemlerve çalışma sistemleri hakkında bilinçlendirilmeleridir.
Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde Türkiye'de farklı dil ve lehçelerde radyo ve televizyon yayıncılığı
Türkiye, küreselleşen dünyada Avrupa Birliği'ne üyeliği kendisi içinhedef seçmiştir ve 40 yılı aşkın süredir politikalarına bu hedef doğrultusundayön vermektedir. Çok farklı alanlardaki yapılanmaların Avrupamüktesebatına uyumu için çalışmalar yoğunlaştırılmıştır. Bu alanlardan biride medyadır. Görsel-işitsel alandaki düzenlemelerin Avrupa örneklerineparalelliği için Türkiye'de yasal değişikliklere gidilmektedir. Türkçe dışındakifarklı dil ve lehçelerdeki yayınların başlatılması da Avrupa Birliği'ne uyumiçin yapılan çalışmaların bir sonucudur. Bu çerçevede yapılan değişiklersonrasında 7 Haziran 2004 yılında Türkiye'de farklı dil ve lehçelerde yayınlarbaşlatılmıştır, Boşnakça, Arapça, Çerkezce, Kirmançi ve Zazaca yayınlaryapılmaktadır. Bu yayınları öncelikle Türkiye Radyo Televizyon Kurumutarafından gerçekleştirmiştir. Daha sonra 15.07.2003 tarihinde 4928 sayılıkanunla yapılan değişiklikle birlikte farklı dil ve lehçelerde yayın hakkı özelradyo ve televizyon kuruluşlarına da verilmiştir. Söz konusu yayınlar sınırlıbir biçimde, haber, müzik ve kültür programlarından oluşmaktadır.Avrupa'da kültürel çeşitliliğin korunması amacı doğrultusundadesteklenen yayınlar Türkiye'de de aynı amaçla yapılmaktadır. Çokkültürlülükilkesinden hareketle yeryüzünde az konuşulan dillerin ve kültürlerin yokolmaması için Avrupa bünyesinde Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği gibikuruluşlar görev yapmaktadır. Ancak yürütülen politikaları her ülkenin kendi içdinamikleri belirlemektedir. Kültürel ve tarihi farklılıkları bulunan AB'ye üyeülkelerde Birlik tarafından oluşturulan bazı sözleşmelerin tam anlamıylakabul görmediği bir gerçektir. Türkiye'de de özellikle Lozan Antlaşmasıhükümleri doğrultusunda bazı hususlar hassasiyetle gözden geçirilmektedir.Bu çalışmanın ana konusu olan Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarındageleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde yayınlar da içeriğiitibariyle çok büyük önem arz etmektedir. Bu yayınların bütünleşmeyisağlayıcı olması, ifade özgürlüğünü desteklemesi ve her vatandaşın haber vebilgiye ulaşması doğrultusunda yapılması gerekmektedir. Farklı dil velehçelerde yayınlar, ayrımcılığa, bölünmeye, Türk toplumu içindeki farklıkültürlere sahip gruplar arasında çatışmaya yol açmayacak şekildealgılanmalı ve ele alınmalıdır. Farklı dil ve lehçelerde yayınlar çokkültürlülüğün bir ifadesi olmalı ve bütünleştirici bir rol oynamalıdır.Anahtar Sözcükler1. Avrupa Birliği2. Çokkültürlülük3. Yayın4. Dil5. Lehçe
Türk medya mevzuatının Avrupa Birliği medya mevzuatı ile uyumlaştırılması ve karşılaşılan sorunlar
Bilindiği gibi medya politikalarında hukukî düzenlemeler ya katıkuralların getirilmesi ve korunması ya da deregülasyon yani mevcut kurallarınyumuşatılması, hafifletilmesi ve engelci kurallardan arındırma ve yenidendüzenleme (reregulation) yani kuralların yeniden düzenlenmesi şeklindegerçekleşmektedir.Bu Tezde, Türk medya mevzuatının Avrupa Birliği medya politikasınave mevzuatına uyum süreci, deregülasyon perspektifiyle ele alınmıştır.Çünkü, Türk medya mevzuatının Avrupa Birliği medya mevzuatınauyumlaştırılması deregülasyon şeklinde gerçekleşmiştir ve hâlen süreçdevam etmektedir. Çalışmanın kapsamı, 2002 yılından beri çıkarılmakta olanUyum Yasaları Paketleri perspektifinde yazılı basın, sinema ve radyotelevizyon rejimlerindeki uyumlaştırmaları içermektedir. Nitekim, bu süreçte,yazılı basın rejimini düzenleyen, 5680 sayılı Basın Kanunu, sinema rejiminidüzenleyen, 3257 sayılı Sinema Video ve Müzik Eserleri Kanunu (SVMEK)yürürlükten kaldırılmıştır. Radyo ve televizyon rejimi ile ilgili olarak SınırsızTelevizyon Direktifi ve Avrupa Sınırötesi Televizyon Sözleşmesiperspektifinde özellikle reklamlar, çocukların ve küçüklerin korunması, telealışveriş,cevap ve düzeltme hakkı, sponsorluk, medya sahipliği gibi konularbaşta olmak üzere bir çok değişiklik yapılmıştır.Bu değişiklikler bir deregülasyon yani mevcut katı kurallardanarındırma veya yumuşatma (örneğin; sinema filmlerinin değerlendirilmesikriterlerinin 12 başlıktan 5'e indirilmesi (5224/ m.4); televizyonlarda kanalkapatma yerine program durdurma cezalarının verilmesi (3984/ m.33)şeklinde gerçekleşmektedir. Bu süreçte en önemli değişiklikler yayınların dilikonusundadır. Daha önce Türkçe dışında yayının yasak olduğu Türkiye'deuyum sürecinde farklı dil ve lehçelerde de yayınlara izin verilmiştir (3984/m.4). Bir başka örnek medya sahipliği konusudur. Uyum sürecindekideğişikliklerle yabancı vatandaşların medya sahipliği oranları yüzde 20'denyüzde 25'e çıkarılmıştır (3984/m.29-h). Kanaatimizce, bu oran yüzde 49'açıkarılmalıdır. Sonuç olarak, Avrupa Birliği medya politikalarının, Türk medyapolitikalarına etkisi, klâsik bir deregülasyon şeklinde gerçekleşmiştir.Sonuç olarak, bütün değişiklikler, ifade ve basın özgürlüğü yenidendüzenlemek ve sınırlarını genişletmek amacıyla yapılmıştır. Tez'in anaeksenini bu konu oluşturmaktadır.
Görsel kültürde bir tüketim nesnesi olarak beden: Video klipler örneği
Bu çalışma tüketim toplumunun görsel kültüründe bir tüketim nesnesi olarak bedeni müzik video klipleri üzerinden incelemektedir. Çalışma üç ana bölüme ayrılmakta ve ilk olarak tüketim toplumu ve simgesel tüketim kavramı tartışılmaktadır. İkinci bölümde tüketim toplumunda beden ve işlevleri üzerinde durulmakta, son bölümde ise, ilk kez 2003-2006 yılları arasında yayınlanmış 6 adet Türk müzik videosunun analizine yer verilmektedir.
Türkiye'de yerel yayıncılığın gelişimi ve bölgesel yapı ile ilişkileri:Kayseri örneği
Dünya'da 80'li yıllarda başlayan neo-liberal politikaların etkisi ekonomik alanda ciddi değişimleri beraberinde getirmiştir. Pek çok sektörle birlikte, bu değişimin etkilerini en hızlı bir şekilde gösterdiği sektör medya sektörü olmuştur. Teknolojik gelişmelerin de ciddi katkısı olan değişim süreci, 90'lı yıllarda Türkiye'yi de etkisine almış, radyo ve televizyon yayıncılığı alanı özelleşmeye başlamıştır.Özel ve ticari yayıncılığın, tek sesli yapıyı kırdığı bu dönemde yerel radyo ve televizyon kanallarının sayıları hızla çoğalmıştır. Tüm dünya ile birlikte Türkiye'de de küreselleşme söylemlerine karşı yerel değerlerin korunması ve yaşatılması tartışmaları artmıştır. Bu konuda yerel radyo ve televizyonlara yüklenen misyon medya sektörünün yerel kanadını daha önemli hale getirmiştir.Bu çalışmada ?Türkiye'de Yerel Yayıncılığın Gelişimi ve Bölgesel Yapı ile İlişkileri:Kayseri Örneği? başlığı altında yerel radyo ve televizyon yayıncılığının gelişimi anlatılmaktadır. Kayseri Merkez'de yayın yapan yerel radyo ve televizyon kuruluşları örneklem olarak alınan çalışmada, yüz yüze görüşme (derinlemesine görüşme) yöntemi ile bulgular elde edilmiştir.Yerel radyo ve televizyon yönetici ve çalışanları ile yapılan görüşmeler sonucu; Kayseri ölçeğinde yerel radyo ve televizyon yayıncılığının bölgesel yapı ile doğrusal bir ilişkisi olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgular ışığında Türkiye'de yerel radyo ve televizyon yayıncılığının sorunları tartışılarak öneriler geliştirilmiştir.
Sinemada görüntü - gerçek ilişkisi
Bu çalışmada sinematografik görüntüde gerçeklik hissinin nasıl yaratıldığı ve filmin görsel özelliklerinin gerçekçiliğe etkisi incelenmiştir. Teknolojideki gelişmelerle birlikte görüntülerin artık gerçeğe daha yakın olduğu ve izleyicileri daha çok etkilediği görülmektedir. Sinema, başlangıcından beri gerçeğe en yakın görüntüyü elde etmeye çalışmıştır. Bu bağlamda filmin anlatısından çok, görüntüyü oluşturan unsurların gerçeklik etkisi yaratıp yaratmadığının saptanması amaçlanmıştır.Bu amaçla çalışmada dünya sinemasından seçilen örnekler incelenmiştir. Bunlar; İtalyan Yeni Gerçekçiliğinin en önemli yapıtlarından olan Roma Açık Şehir (Roma Città Aperta, 1945) ve Bisiklet Hırsızları (Ladri Di Biciclette, 1948), son yıllarda yükselişe geçen Güney Amerika sinemasından Meksika yapımı Paramparça Aşklar, Köpekler (Amores Perros, 2000) ve Tanrıkent (Cidade de Deus, 2003) ile 90'larda sinemada gerçekçilikle ilgili önemli çalışmalardan biri olan Dogma akımının öncüsü Lars Von Trier'nin filmi Dogville (2003) ve yine son yılların en ilgi çekici fantastik filmlerinden biri olan Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü'dür (Lord Of The Rings: Return Of The King, 2003).Çalışmada gerçek, hakikat, kurmaca, gerçekçilik; resimde, fotoğrafta ve sinemada gerçekçilikle ilgili kuramsal kısım oluşturulduktan sonra seçilen filmler çözümlenmiştir. Filmlerin incelenmesinde ?biçimsel çözümleme? yöntemi kullanılmıştır. ?Sinemada görüntü-gerçek ilişkisi? konusu belgesel sinemayı da kapsamasına karşın çalışmada sadece kurmaca filmler incelenmiştir.Film çözümlemeleri sonucunda ortaya çıkan bulgular, görsel özelliklerin filmin anlatmak istediği duygu ve düşünceyi aktarmada ve gerçekliği yansıtmada, anlatısal özelliklere göre daha etkili olduğu yönündedir. Buna göre sinemada gerçekçilik hissini yaratan en önemli unsur, görsel özelliklerin gerçeğe uygunluğudur.Anahtar Sözcükler:1.Sinema2.Gerçek3.Gerçekçilik4.Görüntü5.Biçimsel çözümleme
Rtük kararları çerçevesinde Türkiye televizyon haberlerinde etik
Bu araştırmada; Türkiye televizyon izleyicilerinin, RTÜK'ün kurmuş olduğu Alo 178 Şikayet hattına bildirdikleri şikayetler üzerine yoğunlaşarak televizyon haberciliğinde yaşanan etik sorunları incelemek amaçlanmıştır. Türkiye'de televizyon haber yayıncılığında ilkeler oluşturulmasına, RTÜK ile kontrol mekanizmasının sağlanmasına karşılık televizyonlar için etik kuralların oluşturulması, kurumların belirlenmesi, müesseseleşmesi ve otokontrol kurumlarının tartışılması gerekmektedir. Tezin araştırma aşamasında, Türkiye'de kamu ve özel televizyon kanallarının habercilik anlayışlarından yola çıkılarak habercilik ve etik ilişkisi incelenmiştir. Türkiye televizyon izleyicilerinin RTÜK'e yaptıkları şikayetler de göstermektedir kİ; Türkiye televizyon haberlerinde, toplumun ahlaki değerleri üzerinde olumsuz etkiler bırakan, insanların ıstıraplarını, acılarını, yaşadıkları felaketleri, ölüm anlarını ve benzeri durumları duygu sömürüsüne yol açacak, korku yaratacak veya izleyicileri dehşete düşürecek şekilde verilmekte, halkın ruh sağlığını bozacak yayınlar yapılmaktadır. Türkiye'de televizyon yayın kuruluşlarının, anayasa hükümlerine ve kanun ile yönetmeliklerde öngörülen yayın ilkelerine uygun yayın yapmakla yükümlü olmalarına ve RTÜK'ün, yayınlarında bu çerçevenin dışına çıkan kuruluşlar hakkında yasal yaptırımları uygulamasına rağmen televizyon haberlerinde etik ihlallerden vazgeçmediklerini göstermektedir. Sonuç olarak, bu durum da herkese (başta televizyonculara) ciddi sorumlulukların düştüğü görülmektedir. Türkiye televizyon habercileri, haber yayınlarında kamu yararını gözeterek özdenetimlerini gerçekleştirerek "kalite reytingi"ne yönelmeli; kaliteli yayınlarla, duyarlı yayıncılıkla, ciddi, doğru ve gerçek haberlerle "vatandaş duyarlılığı ve memnuniyetini" odak noktası olarak almalıdır. Anahtar Sözcükler 1.Etik 2. Haber 3.Televizyon 4. Rtük 5.Otokontrol
1950lerden 2000'e Atıf Yılmaz filmlerinin afiş incelemesi
1950'lerden 2000'e Atıf Yılmaz Filmlerinin Afis ?ncelemesi? adlı bu tez temel olarak, afislerin sadece bir grafik iletisim öğesi olmanın dısında aynı zamanda birer kültürel temsil aracı olduğunu savunmustur. Afis türlerinden birisi olan ve bu tez çalısmasının inceleme konusunu olusturan film afislerinin; toplumsal gerçekliği grafik imgeler yolu ile yeniden insa ettikleri ileri sürülmüstür. Bu kapsamda dört bölümden olusan bu tez çalısmasının ilk bölümünde afis sanatı ve gelisimi incelenmistir. Afisin tanımı, dünyada ve Türkiye'de hangi gelisim asamalarından geçtiği saptanmıstır. Afisi olusturan estetik unsurların; kompozisyon, renk ve tipografik öğelerin afis üzerindeki etkileri anlatılmıstır. Ayrıca afis türleri kapsamlı olarak sınıflandırılmıstır. ?kinci bölümde kültürel film afisleri içerisinde yer alan film afislerinin dünyadaki ve Türkiye'deki gelisimi ile biçimsel ve tematik özellikleri ele alınmıstır. Üçüncü bölümde Türk sinema tarihine kısa bir bakıs ve Atıf Yılmaz'ın Türk sinemasındaki yeri islenmistir. Dördüncü bölümde ise Atıf Yılmaz'ın 1950?2000 yılları arasında yönettiği 25 filmin afisi çözümlenmistir. Çözümlemeler sonucunda afislerle toplumsal hayatın biçimini belirleyen temsiller arasında bağlantı olduğu ortaya çıkmıstır.
Türk sineması'nda anlatım tarzlarına göre edebiyat uyarlamaları
Bu çalısma; sinemanın, baslangıcından bu yana edebiyat eserlerini, özellikle romanları, kaynak metin olarak kullanması ile ortaya konulan ?uyarlama? filmleri ele almaktadır. Çalısmanın amacı, farklı bir sistemde yaratılmıs olan bir anlatının, bir baska anlatım düzeyine aktarım sürecini ortaya koymak ve uyarlamaların kaynak aldıkları metinlere sadık kalıp kalmaması gerektigi yönündeki görüs ve tartısmaları açıga kavusturmaktır. Çalısmanın birinci bölümünde uyarlama kavramı açıklanmıs, sinemada uyarlamaların dogusu ve gelisimi aktarılmıstır. Bu bölümde, ayrıca, sinema ve edebiyat, özellikle de film ve roman arasındaki iliski ortaya konulmus, uyarlamalara iliskin görüsler ve teorik çalısmalar ele alınmıstır. Bunun yanında, uyarlamalara getirilen sadakat elestirilerine deginilerek, sadakat kavramı açıklanmıs ve sinemanın edebiyata sadakatinin mümkün olup olmadıgı sorgulanmıstır. kinci bölümde Türk Sineması'nda uyarlama gelenegine kısa bir bakısa yer verilmis ve Türk Edebiyatı'nda toplumsal gerçekçilik ve büyülü gerçekçilik anlatım tarzlarında yazılmıs iki roman ve Türk Sineması'nda bu romanlardan yapılmıs iki uyarlama incelenerek, uyarlama süreçleri ortaya konulmustur. ncelenen eserler; Fakir Baykurt'un toplumsal gerçekçi anlatım tarzı ile yazdıgı ve Metin Erksan'ın sinemaya uyarladıgı Yılanların Öcü ile Metin Kaçan'ın büyülü gerçekçilik anlatım tarzı ile yazdıgı ve Mustafa Altıoklar'ın sinemaya uyarladıgı Agır Roman'dır. ncelemelerde David Bordwell'in Film Art: An Introduction adlı çalısmada sinema yapımlarının çözümlemesine uyguladıgı biçimsel çözümleme yöntemi kullanılmıstır. Çalısmanın sonucunda, uyarlama sürecinin kaynak alınan romandaki anlatım ögelerinin bir dizi seçime tabi tutularak yeniden yaratılmasını kapsadıgı görülmüstür. Öykü, olay örgüsü, romandaki ana olaylar, kisiler, zaman, mekan, diyalog olusturma gibi ögeleri kapsayan bu seçimler, yönetmenin yaratıcı yetenegi ile harmanlanarak sinema kuralları çerçevesinde sinema diline dönüstürülmekte ve sinemanın anlatım düzeyine aktarılmaktadır. Çalısma, film ve roman arasındaki yaratımsal ve teknik farklılıkları ortaya koyarak, farklı anlatım dillerine sahip bu iki araçtan sinemanın, romana sadakatinin tartısılmasının yersiz oldugu ve oldukça karmasık bir süreçten geçerek üretilen uyarlamaların yalnızca ?romana sadakat? elestirisi ile degerlendirilmesinin dogru olmadıgı sonucuna varmıstır. Anahtar Sözcükler 1 - Sinema 2 - Uyarlama 3 - Biçimsel elestiri 4 - Toplumsal gerçekçilik 5 - Büyülü gerçekçilik
"Türkiye'de yayın özgürlüğünü sınırlandıran hukuksal düzenlemeler üzerine bir değerlendirme"
?Türkiye'de Yayın Özgürlügünü Sınırlandıran Hukuksal Düzenlemeler Üzerine Bir Degerlendirme? adlı bu çalısmada, yayın özgürlügünün hangi felsefi temellerden ortaya çıktıgı, Türkiye'de radyo-televizyon özgürlügünü sınırlandıran hukuksal düzenlemelerin neler oldugu, düzenlemelerde dönemsel olarak hangi degisikliklerin yapıldıgı ve yayın özgürlügünün Türkiye'nin farklı dönemsel kosullarından nasıl etkilendigi sorularına yanıt aranmaktadır. Bu soruların yanıtlanması, bir ülkenin radyo-televizyon yayıncılıgını sınırlandıran yasal degisimleri arastırması ve dönemler arası karsılastırmalı bir çalısma olması bakımından önem tasımaktadır. Arastırma sorularına yanıt aranırken, çalısma, isleyis ve karsılastırma kolaylıgı saglaması beklentisi ile anayasa degisimleri ölçüt alınarak dönemlere ayrılmıstır. Bu sınıflandırma, anayasalarda belirlenen ilkelerin, radyo-televizyon yayınlarını düzenleyen kanunların niteligini belirleyeceginden hareketle yapılmıstır. Her bir dönem, Türkiye'nin ekonomi politikaları ve siyasal dönüsüm odaklarının ana özellikleri incelenerek Dünya'da ve Türkiye'de bu özgürlügün felsefi temelleri baglamında degerlendirilmistir. Radyo yayıncılıgının baslamasının ardından Türkiye'de iki kez anayasa degistirilmistir. Bunlardan ilki 1961 Anayasası, ikincisi 1982 Anayasası'dır. Anayasalarda belirlenen ilkelerin incelenen diger yasaların niteligini belirleyeceginden hareketle yapılan sınıflandırmada, ele alınan konu açıklanmaya ve yorumlanmaya çalısılmıstır. Her bir dönem, Türkiye'nin ekonomi politikaları ve siyasal dönüsüm odaklarının ana özellikleri incelenerek ve bu kapsamda degisimlerdeki etkili aktörleri ortaya çıkartarak bir önceki dönemle karsılastırılmıstır. Yayın özgürlügünü sınırlandıran hukuksal düzenlemelerin degerlendirilmesi, hem Dünyada hem de Türkiye'de bu özgürlügün felsefi temelleri üzerinden yapılmıstır. Durum saptaması niteligindeki bu arastırma, alandaki bilgilerin gözden geçirilmesine dayandıgından, literatür tarama ve birlestirme yöntemine dayanmaktadır. Türkiye'de yayın özgürlügünün felsefi temelleri, Osmanlı mparatorlugu'nun 19'uncu yüzyılda Batılılasma sürecine girmesi ile atılmıstır. Bu süreçte, özgürlükler ve bu kapsamda ifade ve basın özgürlügü demokratiklesmenin bir parçası olarak önem kazanmıs, ancak bunların gelismesi basından beri iktidarın baskısında kalmıstır. Türkiye Cumhuriyeti söz konusu oldugunda da yayın özgürlügünün felsefi temelleri, batılılasma; Batı'ya entegre olma amacının bir parçası olarak algılanmıstır. Bununla birlikte, Türkiye'de yayın özgürlügü, iktidarda bulunan siyasal partilerin istemlerine, çıkarlarına uygun olarak biçimlendirilmis, sosyal ve siyasal dinamikler sonucunda ülke yönetimine el koyan askeri müdahalelerce belirlenmistir. Son olarak, yayın özgürlügünü sınırlandıran hukuksal düzenlemelerde radikal yasaklar getirerek ya da yaptırımları olaganüstü artırarak istenen bir degisimin saglanamayacagı gerçegi belirtilmis, yayıncılıga iliskin hukuksal sınırlandırmalardaki sorunların daha kapsamlı sosyal sorunlardan bagımsız olarak degerlendirilmemesi gerektigi vurgulanmıstır. Anahtar Sözcükler: 1. Yayın Özgürlügü 2. Radyo-televizyon 3. Hukuksal düzenleme.
Haber değeri açısından televizyon haberlerinde magazin unsuru: Türk ve Kazak televizyonları üzerine bir karşılaştırma
`Haber Değeri Açısından Televizyon Haberlerinde Magazin Unsuru:Türk ve Kazak Özel Televizyonları Üzerine Bir Karşılaştırma' başlığındakiçalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde haberin tarihsel gelişimiaktarılmaya çalışılmış ve çalışmanın ana konusunu oluşturan kavramlardanbiri haber kavramı üzerinde durulmuştur. Daha sonra haberinoluşturulmasındaki temel ölçütler ele alınmış ve televizyon haberciliğine geçişyapılmıştır.Çalışmanın ikinci bölümünde ise, televizyon haberlerininmagazinleşmesi olgularının üzerinde, magazine etkili olan temel bir ilişkiüzerinde durulmuştur. Televizyonun dili ile magazin söylemi arasındaki builişkilerin haber dili üzerinde giderek belirleyici rol üstlenen magazinolgularından hareketle, televizyonun magazinleşmeyle nasıl tanıştığına yerverilmiştir.Çalışmanın son bölümünde ise, özellikle Türkiye ve Kazakistan özeltelevizyonlarının yayın hayatına başlamasıyla birlikte, kamu yayıncılığıanlayışının geri plana itilerek sadece tecimsel amaçların gerçekleştirilmesianlamında sürdürülen televizyon yayınları beraberinde televizyon haberlerinietkilemiş olan özel televizyonlar, toplumu bilgilendirmek anlamında televizyonhaberleri hem bilgilendirici, hem de eğlendirici amacında sunduğunu ortayakoymaktadır. İşte çalışmanın amacı bu bölümde Türkiye'deki özel televizyonkuruluşlarından ATV, SHOW TV ve Kazakistan'dan da 31 KANAL, KTK anahaber bültenleri 10 günlük süre içinde araştırılmaya tabi tutulmuştur.Çalışmada iki ülke ana haber bültenleri sunumu ve içeriğindeki farklılık ortayakonmaya çalışılmıştır.
Bir popüler kültür ürünü olarak mafya dizileri: Kurtlar Vadisi örneği
Popüler kültür kent yaşamıyla birlikte oluşmaya başlamıştır. Popüler kültürürünleri, kolay erişilebilir, ucuz elde edilebilir ve çok sayıda üretilip tüketilmektedir.Bunlar, kitle iletişim araçları aracılığıyla yaygınlık kazanmaktadır. Bu nedenle, bunlarkitle kültürü içinde erimektedir. Aralarındaki bu ilişki yüzünden, kitle kültürü vepopüler kültür kavramları çoğunlukla birbirlerinin yerine kullanılmaktadır.Popüler kültürün özelliklerinin en iyi yansıtıldığı televizyon kendine özgü anlatımbiçimiyle egemen değerlerin yeniden üretilmesinde önemli rol üstlenir. Televizyon,iletilerini üretirken kendine özgü anlatım biçimlerinden, dizileri kullanır. Türkiye'deözel kanalların yayın hayatına girmesi ile birlikte televizyon dizi türlerinde, sayılarındave içeriklerinde artış ve değişiklikler olmuştur. Gündelik yaşamda var olan kültürel,toplumsal öğeler daha çok kullanılmıştır. 1996'da Susurluk kazasından sonradizilerde, mafya-devlet ilişkileri ele alınıp işlenmiştir. Çalışmada mafya ilişkilerini elealıp, anlatan Kurtlar Vadisi konu edilmiştir. Kamuoyunda büyük yankı uyandıran budizinin popüler kültür açısından şiddet ve milliyetçiliği nasıl sunduğu, bunların kuruludüzeni pekiştiren değerlerle nasıl ilişkilendirildiği açıklanmaya çalışılmıştır. Şiddet vemilliyetçilik kategorileri, görsel ve sözel olarak ele alınıp içerik analizi ile incelenmiştir.
TRT'de yeniden yapılanma ve Ankara televizyonu uygulaması
İletişim, bir kültür aktarımıdır ve bu aktarımın -bütün teknolojik donanımlarkullanılarak- en kısa ve en çabuk yoldan, bir vericiden bir alıcıya ulaştırılmasıgerekmektedir.İletilen mesajları en kısa zamanda, geniş kitlelere ulaştıracak donanıma sahipolan televizyon yayın kuruluşlarının, tüm sektörlerde olduğu gibi rekabetçi piyasakoşullarına göre hareket etme zorunlulukları, sektördeki kuruluşları profesyonelyönetim anlayışına doğru sürüklemiş ve kurumlar yeniden yapılanma süreçlerinegirmişlerdir.Kamu Yayıncılığı yapan kuruluşların incelendiği bu tezde, örnek olarak TürkiyeRadyo-Televizyon Kurumu (TRT) çalışanlarının, yeniden yapılanma sürecihakkındaki düşünceleri anket çalışması yapılarak incelenmiş ve bu incelemesonucunda; kurum çalışanlarının yeniden yapılanmayı mevcut düzen değişmediği,şekilsel olarak kaldığı ve çalışanların dışında gerçekleştiği için benimsemedikleri,içselleştirmedikleri, ancak dışa ve değişime karşı bir tablo çizmeyerek, yapılabilecekdoğru düzenlemeleri destekleyebilecekleri, benimseyip içselleştirebileceklerisonucuna ulaşılmıştır.
Teknolojik gelişmelerin görüntüsel anlatıma olan yansımaları
Üç boyutlu animasyon ve dijital efektler çağdaş sinemanın ve grafiğinanlatım yetisini olabildiğince kullanan bir anlatıcı aracıdır.Anlambilim açısından en fazla gösterge türü kullanan üç boyutluanimasyonlar, simgesel bir anlatım aracı olması nedeniyle sinemadan ayrı birözellik kazanır. Sinemadan ayıran en temel özelliği görüntü ile canlandırmacıarasına başka bir aracın girmemesidir.Tezin ana temasını oluşturan üç boyutlu animasyon ve dijital efektalanındaki gelişmeler ve bu gelişmelerin sinema-televizyon alanında nasılsınırsızca kullanıldığını göstermesi ve görüntüsel anlatıma olan katkılarıirdelenmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda, dijital prodüksiyon süreci, görüntükompozitleme ve görsel efekt teknikleri tartışılmış, örnek yapımlar üzerindeincelemeler yapılarak genel değerlendirmeler sunulmaya çalışılmıştır.
Televizyon reklamlarının toplumsal rolleri pekiştirmesi
Televizyon reklamları, kültürün bir ürünü olarak oluşur ve varolduktan sonrada, bu kültürel yapıyı etkilemeye devam ederler. Bu reklamlar, izleyicilere yapayama olumlu yaşam tarzları vaat ederler. Tüketim davranışlarının aile içindeşekillendiğini bilen reklamcılar, toplumun temel birimi olan aileye yönelir ve ailebireylerini hedef alarak, onların tüketim davranışı gerçekleştirmesini sağlamayaçalışırlar. Öykülerini anlatılırken, kişilere atfedilen toplumsal rollerin özelliklerine tersdüşmeyecek karakterler yaratan televizyon reklamları, izleyicileri, tanıtımı yapılanürün ya da hizmete ihtiyaçları olduğuna inandırmaya çalışırlar. Reklamlar, tüketiciyibu yönde ikna edebilmek için, aile içindeki kadın ve erkek rollerinin nasılkonumlandırıldığı sorununa yönelirler.Çalışma, Türk toplumunun, değişime nispeten açık olmakla birlikte,geleneklerini korumaya meyilli, muhafazakar bir yapıya sahip olduğunu ortayakoyar. Tüm dünyada görülen modernleşme çabalarının da etkisiyle, Türk toplumyapısında da değişmeler olmakta ve aile yapıları, televizyon reklamlarına dahamodern imgelerle yansımaktadır. Hem gerçek hayatta hem de reklamlardaki aileyapıları, modern bazı imgeler taşımakla birlikte, cinsel kimliklere, birbirinden keskinşekilde ayrılmış roller yüklemektedir. nsanlığın varoluşundan beri cinsiyetayrımcılığından nasibini almış olan kadının omuzlarına, aile içinde de büyük yükbiner. Ataerkil söylemin hakim olduğu toplumsal ilişkiler ağı içinde kadın, kendibaşına bir birey olmaktan çok, bir erkeğin eşi veya bir çocuğun annesi olarakkonumlandırılır. Toplum, kadının rollerini de, eş ve anne olmasına göre biçimlendirir.Ev işleri ve çocuk bakımı kadının sorumluluğu altındadır. Ama, aslında, erkek vekadın kimliğini biyoloji değil, toplumsal ideolojiler tayin etmektedir. Çalışma gösterirki, aile imgesi kullanılan televizyon reklamlarındaki kadın kimliği, yine de, mutlakakültürün onayladığı biçimde sunulmaktadır.Bu tarz bir sunum içinde televizyon reklamı, izleyicinin zihninde oluşan ilkanlam olan düzanlamın yanı sıra, ideolojik unsurlar taşıyan yananlamlar ile yüklüdür.Reklamlar, birer gösterge ve söylem olarak, ideolojik unsurlar barındırırlar. Erillik,dişillik ve aileye ilişkin yaşam öyküleri anlatmasıyla reklamlar, birer çağdaş mit işlevide görürler. Mitler, yaydıkları anlamların tarihsel ya da toplumsal değil, doğalolduklarını vurgulayarak varolurlar. Mitler, ideolojileri masumlaştırır; bu yolla da,toplumsal statükonun korunmasına hizmet ederler. Günümüz çağdaş mitleri, kadınve erkek rollerinin aileyi nasıl yapılandırdığına dair birer öyküdürler. Televizyonreklamları da tıpkı bir mit gibi, bir yandan toplumsal rolleri kültürün onayladığıbiçimde sunarken, diğer yandan da bu rollerdeki keskin ayrımın her iki cinsiyete dehizmet ettiği yanılgısını oluşturarak, rollerin yükümlülüklerinin adil görünmelerinisağlarlar.Yayınlanan televizyon reklamlarının büyük kısmında geleneklerin korunduğugözlenmiştir. Reklamın muhatapları olan izleyiciler, birer kadın ve erkek olarak sözüedilen toplumsal rolleri içselleştirdikleri sürece gelişime kapalı olunacaktır.Modernleşme çabaları sürerken, elbette ki geleneksel bağlar zayıflamaktadır.Dünyaya ayak uydurabilmek için, televizyon reklamlarının içeriğinde de modernimgelerden yararlanılmaktadır. Bu, tezin ortaya koyduğu sonuç göz önünealındığında asla bir çatışma olarak yorumlanmamalıdır. Aksine bunlar, birbirinibesleyen iki ayrı süreçtir. Etkileşim bitmeyecektir. Ama çalışma, bu etkileşimin,toplumsal rollerin pekişmesini sağlayabileceğini ortaya koymaktadır. Bir yandan aileyapıları içinde modernleşme artarken, aynı anda, erkek-egemen yapı dakorunmaktadır. Televizyon reklamlarında modern aile imgesine daha çok yerverilmeye başlanmasıyla, bu tip ailelerin toplumdaki yerinin de aynı hızla arttığınıdüşünmemek gerekir. Değişim kaçınılmazdır. Ama gelenekler öyle kolay göz ardıedilir gibi değildir.Reklamlar için, öyküler oluşturulurken ister istemez varolan kültürelkodlardan yararlanılır. Bu oluşumun, varolan ataerkil söylemi pekiştirici etki yapacağıdüşünülmektedir. Televizyon reklamlarının taşıdığı mesajlar ile güçlenen egemenataerkil ideoloji, toplumsal rollerin özelliklerini de aynı ideolojik çerçeve içindepekiştirecektir. Çalışma, toplum içindeki etkileşimlerin, mutlaka ilerici ve gelişmeyeyönelik olarak değişime uğramasındansa, süregelen toplumsal rolleri pekiştiriciyönde etki edebileceğini ortaya koyması bakımından önem taşır. şte bu nedenle,televizyon reklamlarının toplumsal rolleri pekiştirmesi konusuna artan bir bilinçleeğilmek ve televizyon reklamlarını izlerken bu bilinç ışığında okumalar yapmakgerekmektedir.
Cevap ve düzeltme hakkı ve yeni boyutları
İletişim çağı olarak adlandırılan çağımızda, kitle iletişim araçları zaman zamankişilerin şeref ve haysiyetlerine dokunabilmekte, kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayınlaryapabilmektedirler. Bu tür yayınlara karşı hem basın-yayın özgürlüğünü, hem dekişilik haklarının koruyacak mekanizmalardan en önemlisi ise denge sağlayıcı özelliğiile cevap ve düzeltme hakkıdır. Cevap ve düzeltme hakkı, basın özgürlüğünün kötüyekullanılmasına engel olarak, aynı standartlarda sürdürülmesine katkıda bulunmakta;aynı zamanda zarar gören kişiye aynı araç ve olanaklardan yararlanarak cevapverebilme imkânı tanımaktadır.Çalışmanın ilk bölümünde cevap ve düzeltme hakkının tarihçesi, bir temel hakoluşu, önemi ve tarafları üzerinde durularak, mahiyetine; ikinci bölümde, uluslararasıbelgelerde cevap ve düzeltme hakkının kullanımına değinilmiştir. Üçüncü bölümde,her bir kitle iletişim aracında ayrı ayrı olmak üzere, cevap ve düzeltme hakkına ilişkinTürk Pozitif Hukuku bakımından yapılan düzenlemeler ve cevap ve düzeltme hakkınaalternatif yollar ile tartışılan bazı problemler ışığında yapılması gerekenlerbelirtilmiştir. Dördüncü bölümde ise, cevap ve düzeltme hakkı, Avrupa Birliği MedyaMevzuatına Uyum bakımından ele alınmıştır.Bu çalışmada cevap ve düzeltme kavramı üzerinde durularak, AvrupaBirliği'ne uyum sürecinde yapılan düzenlemeler incelenmiş ve cevap ve düzeltmehakkı bakımından Türkiye'deki yasal düzenlemelere değinilmiştir. Çalışmada,Uluslararası sözleşmeler yanında, cevap ve düzeltme hakkının kullanım sürecindeyaşanan sorunları değerlendirmek ve söz konusu hakkın kullanımında alternatif yollargeliştirmek suretiyle, çözüm önerileri sunabilmek hedeflenmektedir.
Metin Erksan sinemasında düş ve gerçeklik olgusu
ÖZETBu tez çalışmasının temel amacı, sinemadaki düş ve gerçeklikolgularını, Metin Erksan'ın Sevmek Zamanı filmindeki `surete âşık olma'teması üzerinden analiz etmektir. Bu bağlamda, çalışmada görüntü-gerçek,fotoğraf-gerçek ve sinema-gerçek ilişkilerinin Sevmek Zamanı filmindeki`surete âşık olma' temasıyla bağlantıları kurulmuştur. Çalışmada ayrıca, AntikYunan'dan Platon'un mağara alegorisi ve aşk üzerine kavramsal düşünceleriile Türk Halk Sanatı'nda yer alan sevgilinin aslına değil suretine aşık olmaolguları, filmdeki `surete âşık olma' temasıyla karşılaştırılmıştır.Çalışmada `surete âşık olma' teması, kuramsal olarak, Fransızpsikanalist Jacques Lacan'ın ayna benlik kuramının yanı sıra Lacan'ın `özne',`arzu' ve `yüce nesne' kavramlarına getirdiği yorumları çerçevesinde analizedilmiştir.Sonuç olarak filmdeki `surete âşık olma' temasının, Platon'un mağaraalegorisiyle, Türk Halk Sanatı'ndaki yer alan surete âşık olma ile, fotoğraf vesinemadaki gerçeklik ilişkisiyle ve J. Lacan'ın ayna kuramıyla örtüştüğüsaptanmıştır.
Devlet radyosundan özel radyolara geçiş süreci ve yayıncılıkta yaşanan değişimler
ÖZETMatbaanın bulunmasını takiben 17.yy'da modern anlamda Hollanda'da basılangazetelerden sonra en önemli iletişim aracı, 1895 yılında talyan Marconi tarafındantemelleri atılan radyodur. Dünya'da 1921 yılında başlayan radyo yayınları,gecikmeden ülkemize de gelmiş, Türkiye 1923 yılında yayın deneyleri ve 1927 yılındabaşlayan radyo yayınları ile bir anlamda radyo yayıncılığının ilk ülkelerindenolmuştur.Daha sonraki yıllarda dünyada değişen dengeler, radyonun kitleler üzerindekibüyük etkisinin keşfedilmesi ile birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de radyoyayıncılığı devlet kontrolüne geçmiştir.Devlet Radyosu kamuoyunun değişen beklenti ve ihtiyaçlarını yeterincekarşılayamıyordu. Teknolojik gelişmelerin yanı sıra bu durum da özel radyolarınkurulmasına neden olmuştur.Özel radyoların yayına başlamasından bugüne kadar geçen sürede, genellikleamatör amaçlarla ve hatta bazen merak ve hobi amaçlı kurulan bu radyolar bugüngelişmişler, programcılık anlayışı, teknik altyapı ve yayıncılık olarak farklılaşmışlar vebirçoğu radyoculuğu dünya düzeyinde bir uğraş haline getirmişlerdir.Bu süre zarfında, radyo yayıncılığında yaşanan değişimleri ele alan çalışmalaryapılmamıştır. Mevcut çalışmalar geçiş sürecini genellikle kronolojik olarak elealmaktadırlar. Bu tez çalışmasının yaşanan değişimler inceleyerek, bu noktadakiboşluğu dolduracağı düşünülmektedir.
İnternetin ideolojik propaganda aracı olarak kullanılması: Çin Halk Cumhuriyeti örneği
ÖZETİNTERNETİN İDEOLOJİK PROPAGANDA ARACI OLARAKKULLANILMASI: ÇİN HALK CUMHURİYETİ ÖRNEĞİBu doktora tezinde, internetin ideolojik propaganda aracı olarak nasılkullanıldığı konusu incelenmektedir. Konuyu incelerken Çin Halk Cumhuriyetiinternet web sitesi ?china.com?un haber olarak yayımladığı, ÇHC ve ABDhackerlarının karşılıklı olarak web sitelere yönelik gerçekleştirdikleri tahribatgirişimlerini örnek olay olarak ele almaktadır. Konu ile ilgili yayımlanan habermetinleri ise söylem çözümlemesi yöntemiyle inceleme kapsamınaalınmaktadır.Tez, giriş, üç bölüm ve sonuç bölümünden oluşmuştur. Tezin amaç,varsayım, yöntem ve veri toplama tekniğinin açıklandığı giriş bölümününardından, çalışmanın kuramsal kısmını oluşturan birinci bölümünde, ideoloji,propaganda ve kitle iletişim araçları kavramları ilişkilendirilmiştir. Ayrıca kitleiletişim araçlarının, yeni iletişim teknolojisi olan internet ile bağlantısıkurulmaya çalışılmıştır.İkinci bölümde, Çin'in, cumhuriyet öncesi ve sonrası kitle iletişimaraçları ve medya politikası konusuna özetle değinilmiştir. ÇHC'nin yenidönemi olan 80 ve 90'li yıllardaki kitle iletişim araçları ve medya politikaları,ideolojik propaganda bağlamında ele alınmıştır. Ardından yeni iletişimteknolojisi olan internet ile kitle iletişim araçları ilişkilendirilerek internetinişleyiş biçimi, demokrasi kavramı ile olan bağlantısı ve ÇHC'deki konumu,yapılan araştırmalar çerçevesinde incelenmiştir.Üçüncü bölümde, ÇHC ve ABD uçaklarının çarpışması olayındansonra ortaya çıkan ?ÇHC ve ABD Hacker Savaşı? konu alan haber metinleri,söylem çözümleme yöntemiyle incelenerek, internetin ideolojik propagandaaracı olarak nasıl kullanıldığı örneği gösterilmeye çalışılmıştır.Tezin sonuç bölümünde ise, yapılan söylem çözümlemeleri ve tezinvarsayımları değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, tezin varsayımlarınındoğruluğu kanıtlanmıştır.
Türk sinemasında oyunculuk
Bu tez çalışmasının amacı, Stanislavski'nin ?Sistem? ve Strasberg'in?Method? oyunculuğu yöntemlerinden üretilen bir model ile TürkSineması'nda oyunculuk bakımından belirleyici bir dönem olan 1960 - 1970yılları arasında çekilen filmlerdeki oyunculuğa bakılarak oyunculuğundoğasını belirleyen öğelerin yer alıp almadığını oyunculuk çözümlemesiyaparak incelemektir.Çalışmada, Stanislavski'nin ?Sistem? oyunculuğu adıyla bilinengerçekçi oyunculuk kuramı ve bu kuramın sinemaya uyarlanan düzenlemesigöz önüne alınarak oluşturulan, ?Oyunculuğun Doğası? adı verilen model ileTürk Sineması'nda ilk kez sinema oyunculuğu çözümlemesi yapılmıştır. Türksinemasında 1960 - 1970 yılları arasında abartılı, yapmacık bir oyunculukanlayışının hakim olduğunu; gerçekçi oyunculuk anlayışının da bilinçli olarakdenendiğini; sinema oyunculuğu çözümlemesinde ve değerlendirilmesindesinema dilinin kendine özgü anlatım öğelerinin oyunculuğun anlaşılırlığındagöz önünde bulundurulması gerektiğini varsayan bu çalışmada: söz konusudönemde yıldız oyuncu odaklı çekilen melodram filmlerde dört kadın yıldızoyuncunun (Filiz Akın, Fatma Girik, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit) ilk tanışmave aşk / sevgi ilanı sahnelerindeki oyunculukları ve dört kadın yıldız ile dörtayrı filme oynayan aynı erkek oyuncunun (Göksel Arsoy) farklı rol arkadaşlarıile farklı rollerde nasıl oyunculuk sergilediğini de ortaya koyacak birçözümleme yapılarak, bu filmlerdeki hakim oyunculuk anlayışı bir oyunculukkuramına dayanarak incelenmiştir.Stanislavski'nin ?Sistem? ve Strasberg'in ?Method? oyunculuğuyöntemlerine dayanan bir model ile yapılan çözümlemeler sonucunda; TürkSineması'nda yapay, abartılı oyunculuk anlayışının sadece oyunculuktandeğil, senaryoda dramatik yapının sağlam kurulmaması, seslendirme ve1960 - 1970 yılları arasında melodram türde filmlerde yıldız sisteminin etkisive yönetmenlerin benimsediği sinema dilinin kullanımıyla doğrudan bağıolduğu sonucuna ulaşılmıştır.Çalışmada çözümleme sonuçlarına göre, dört kadın - bir erkek yıldızoyuncunun ilk tanışma ve aşk / sevgi ilanı sahnelerindeki oyunculuklarındaoyunculuğun doğasına uygun oyunculuk sergilemekle beraber kendioyunculuklarına ve sinemasal anlatıma bağlı sorunlardan zaman zamanoyunculukların gerçekliğinin, inanırlığının ve anlaşılırlığının bozulduğugörülmüştür. Ayrıca, Göksel Arsoy'un oyunculuk çözümlemesinde dört kadınyıldız ile (Filiz Akın, Fatma Girik, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit,) birbirindenfarklı dört karakteri canlandırarak farklı rollerde farklı oyunculuklarsergileyebildiği görülmüştür.Yapılan çözümlemeler, aynı zamanda bir oyunculuk kuramı esasalınarak sinema oyunculuğunun çözümlenebileceğini göstermiş, söz konusuoyunculuk kuramının benimsediği gerçekçi oyunculuk anlayışının sinemaoyunculuğu için de geçerli olabileceği ortaya konmuştur.
Medyada mülkiyet yoğunlaşması ve haber: Ekonomik krizlerin siyasal skandala dönüştürülmesinde medya holdinglerinin etkisi
Medyada Mülkiyet Yoğunlaşması ve Haber: Ekonomik Krizlerin Siyasal Skandala Dönüştürülmesinde Medya Holdinglerinin Etkisi Bu doktora tezi, Türkiye'de medya sektöründeki yeni sahiplik yapısının, haber üzerindeki etkisini Kasım 2000 ve Şubat 2001 ekonomik krizler döneminde araştırmaktadır. Tez, giriş, üç bölüm ve sonuç bölümünden oluşmaktadır. Tezin amaç, varsayım, yöntem ve veri toplama tekniğinin açıklandığı giriş bölümünün ardından, çalışmanın birinci bölümünde, medya mülkiyeti, profesyonellik ideolojisi ve habere ilişkin kuramsal tasarım tartışılmakta, iletişim çalışmalarında medya mülkiyeti ve haber arasındaki ilişki değerlendirilmekte ve bu çalışmanın dayandığı bilgi kuramı ile haber anlayışı açıklanmaktadır Bu çalışma, medyada sahiplik yapısı ve haber arasındaki ilişkiyi kültürel çalışmalar ve eleştirel ekonomi politik yaklaşım içerisinden tartışmaktadır. Tezin ikinci bölümü, Türkiye özelinde medya mülkiyetinin değişim süreci, söz konusu değişimin haber içerikleri üzerindeki etkisi ve ülkedeki medya politikalarım tartışarak, sınırlı sayıdaki sermaye grubunun iletişim pazarları üzerindeki Zakkumunu sorgulamaktadır. Bu bağlamda, Türkiye'de ulusal medya grupları ve ekonomik krizler döneminde TMSF'ye devredilen bankalar arasındaki ilişki, eleştirel ekonomi politik yaklaşım içerisinde ele alınmaktadır. Tezin üçüncü bölümünde ise, ekonomik krizler sürecinde BDDK tararından, TMSF'ye devredilen Etibank ve Pamukbank isimli özel bankalar örneğinde, Türkiye'de medya gruplarmın hegemonya mücadelesi, toplumsal güç ve iktidarın söylemlerinin medya grupları tarafından yemden üretimi sorgulanmıştır. Tezin son bölümünde, haber analizleri ve özellikle tezin varsayımları değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, tezin varsayımlarının doğruluğu kanıtlanmıştır. Tez, Türkiye'de iletişim özgürlüğü için alternatiflerin önerildiği bir tartışmanın ardından son bulmaktadır.
Sinemada yine yönelimler: Dogma 95 örneği ve anlatı yapısının incelenmesi
Bu tez çalışmasının amacı, Dogma 95 akımının anlatı yapısını incelemektir. Sinemada çağdaş anlatı ve geleneksel anlatı olmak üzere iki temel anlatısal tarz olduğunu varsayan bu çalışmada, Dogma 95 Manifestosunda her iki anlatısal tarzın eleştirilmesinden ve Dogma filmlerinin farklı görsel yapısından yola çıkarak, bu filmlerin farklı bir anlatı yapısına mı sahip olduğu, yoksa geleneksel anlatı ve çağdaş anlatının yapılarını mı tekrarladığı araştırılmıştır. Çalışmada Dogma 95 akımına dahil olan yedi film seçilerek anlatı yapıları incelenmiştir. Bu filmler şunlardır; 1) Festen (1998) 2) Idioterne (1998) 3) Mifune (1999) 4) The King is Alive (2000) 5) Julien Donkey-Boy (1999) 6) italiensk For Begyndere (2000) 7) Et Rigtigt Menneske (2001). Bu filmlerin analizi sonucu, beş filmin (Festen, Mifune, The King is Alive, İtaliensk For Begyndere ve Et Rigtigt Menneske) geleneksel anlatı yapısına, iki filmin ise (Idioterne ve Julien Donkey-Boy) çağdaş anlatı yapısına sahip olduğu görülmüştür. Bu sonuçla, Dogma 95 filmlerinin özgün bir anlatı yapısına sahip olmadığı, kendinden önceki anlatı tarzlarını tekrarladığı ortaya çıkmıştır. Dogma 95'in anlatı yapısına değil, üretim tarzına yenilik getirdiği, bu yeniliklerle Hollywood'la rekabet etmek isteyen ülke sinemalarına farklı bir üretim tarzı önerdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Çizgi filmlerdeki şiddetin çocuklar üzerindeki etkisi
Günümüz çocukları kendilerini, şiddet sahneleriyle dolu bir eğlence sekrötünün hüküm sürdüğü bir yaşantının içinde bulmaktadırlar. Günde ortalama iki-dört saat televizyon izleyen bir çocuk, 12 yaşına geldiğinde 8.000 cinayet ve 10.000 şiddet olayına tanık olmaktadır. Bugün sayıca ve türce giderek artan çizgi filmler, çocukların eğlence dünyasında büyük yer kaplamaktadır. Kurmaca ile gerçek arasındaki farkı çoğu kez yetişkinler kadar kolay bir biçimde algılayamayan çocuklar, televizyondan çok daha çabuk etkilenmektedirler. Bu çalışma, çocuklara yönelik programların başında gelen çizgi filmlerdeki şiddet sahnelerinin, özellikle ilköğretim okulu öğrencilerini nasıl etkilediğinin ortaya konulmak istenmesi amacıyla ortaya çıkmıştır. Araştırmada Tom ve Jerry adlı çizgi filmin. "Görünmez Fare" adlı bölümü, bir toplumsal etki aracı olarak seçilmiştir. Bu araç, 11-12 yaşlarında kız ve erkek çocuklardan meydana gelen 104 kişilik bir örneklem grubunun 52'sine izlettirilmiştir. Çizgi filmi izleyen çocuklarla izlemeyenler arasındaki etkilenme farkının meydana gelip gelmediğini, gelmiş ise önem düzeyinin ne olduğunu tespit etmek amacıyla çeşitli testler uygulanmıştır. Bu çalışmada oluşturulan araştırma sorularından grup türü, okul, cinsiyet, babanın eğitimi ve çocuğa verilen harçlık bağlamında toplam on üç bağımlı değişkende anlamlı fark bulunmuştur;164 Grup türü: 1, 3, 5 ve 12. sorular. Okullar: 1. soru Cinsiyet: 2, 5, 6, 9. sorular. Babanın eğitim durumu: 2, 5 ve 13. sorular. Harçlık: 12. soru. Ebeveynlerin hayatta olup olmadıkları ve çocukların yaşadığı aile tipi araştırma sorularında sayı yetersizliğinden dolayı test yapılamamıştır. Annenin eğitim durumu ve ailenin gelir düzeyi araştırma sorularında anlamlı farka rastlanmamıştır. Üçüncü Bölümde veri toplama aracı ile elde edilen bulgular tablolar halinde verilmiş ve devamında açıklamaları yapılmıştır. Sonuç kısmı, araştırmacının çalışma boyunca test ettiği alt problemler ile aracın etkisi arasındaki ilişkinin açıklanmasıdır.
Sovyetler Birliği döneminde egemen ideolojinin Azerbaycan sinemasına yansıması
109 ÖZET Sovyetler Birliği'nde sistemin amacı, devrim ideolojisini insanlara empoze etmek olmuştur. Bu amaç için de sinema etkin bir şekilde kullanılmıştır. İşte tüm bu konulara tez çerçevesi dahilinde değinilmiştir. "Sovyetler Birliği Döneminde Egemen İdeolojinin Azerbaycan Sineması'na Yansıması " adlı tez çalışmasında, 1920 - 1941 yılları arasında Sovyetler Birliği döneminde Azerbaycan Sinemasında çekilen filmler, temaları itibariyle incelenerek, egemen ideolojinin bu filmlere yansıması ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma kapsamında ideoloji kavramına ve sinema - ideoloji ilişkisine değinilerek Sovyetler birliği öncesi Azerbaycan Sineması da incelenmiştir. Bu aşamalardan sonra 1920 yılından İkinci Dünya Savaşı'na kadar olan dönemde Azerbaycan Sineması'nda yapılan filmler tek tek temaları incelenerek görüş belirtilmiştir. Bu dönemde yapılan filmlerde ağırlıklı olarak hangi temaların işlendiği ortaya konulmuştur. Tezin ana temasını oluşturan egemen ideolojinin Azerbaycan Sineması'na 1920 - 1941 yıları arasında nasıl yansıdığı temalarla araştırılmıştır. İktidarın sinemayı kullanarak, devrim ideolojisini insanlara yansıtma çabaları ve bu çaba içinde de sinemayı bir propaganda aracı olarak kullanması bu tez çalışmasında ortaya konulmuştur.