3,474
Archived Theses
14
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Ara nesilde hikâye
Tanzimat dönemi ikinci nesli ve Servet-i Fünûn arasında kalan topluluk "Ara Nesil" olarak adlandırılır. Türk Edebiyatı'nda ilk defa Mehmet Kaplan tarafından dile getirilen bu topluluk, ilerleyen dönemlerde diğer araştırmacılar tarafından da benimsenir. Ancak Ara Nesil'in tarihi çerçevesi ve bu topluluğa mensup sanatkârların kimler olduğu hususunda genel bir belirsizlik hâkimdir. Bu belirsizlik, Ara Nesil sanatkârlarının ortak bir yayın organına sahip olmayışından ve muayyen bir edebî anlayış benimsememelerinden ileri gelir. Ama bu durum, edebî faaliyetlerini 1880'li yıllardan 1900'lü yıllara kadar devam ettiren bir topluluk olan Ara Nesil'in, şiir, roman, hikâye, tenkit, deneme ve tercüme alanlarında önemli faaliyetlerde bulunduğu gerçeğini değiştirmez. Ara Nesil Dönemi sanatkârlarının faaliyette bulundukları edebî türlerden birisi de hikâyedir. Mehmed Celâl, Abdullah Zühdü, Ahmed Râsim, Mustafa Reşîd, Vecihi, Ali Kemal, Nabizâde Nâzım, Yusuf Cevâd, Selanikli Tevfik ve daha birçok isim bu dönemde hikâyeler kaleme almıştır. Araştırmamızda 1880-1901 yılları arasındaki dönemde yayımlanan pek çok dergide, gazetede çıkan ve ayrıca kitap olarak basılmış 388 hikâye tespit edildi. Tespit edilen hikâyeler Osmanlı Türkçesi'nde günümüz Türkçesi'ne aktarılmıştır. Daha sonra bu hikâyeler, tema, yapı unsurları, dil ve üslup açısından detaylı bir incelemeye tabii tutuldu. Anahtar Kelimeler: Ara Nesil, hikâye, tema, yapı unsurları, dil ve üslup.
Dede Korkut anlatılarında büyülü gerçekçilik
Dede Korkut Anlatıları, Türklerin İslamiyet'i kabulünden sonra kaleme alınan ve İslamiyet öncesi ve sonrası Türk yaşayışı, dili, tarihi, edebiyatı ve kültürüne ait oldukça zengin bir arka- plan kültürüne ve içeriğine sahip anlatılar olarak Türk yazın tarihinde önemli bir yere sahiptir. Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan Dede Korkut Anlatıları üzerine yapılmış çalışmalara farklı bir boyut kazandırmak ve önceki çalışmalara katkıda bulunmak amacıyla hazırlanan Dede Korkut Anlatılarında Büyülü Gerçeklik adlı tez çalışmasında söz konusu anlatılar üzerinden kuramsal boyutta büyülü gerçekçilik incelenmiştir. Dede Korkut Anlatılarının Dresden Nüshası dâhilinde mevcut olan on iki anlatı büyülü gerçekçilik kapsamında incelenip yorumlanmaya çalışılmıştır. Bu on iki anlatıdan hareketle Türk milletinin zengin kültürü, köklü tarihi, yaşayışı ve inancı; anlatıların kusursuz ve orijinal bir şekilde oluşturulan vaka örgülerine, kişiler dünyasına, zaman- mekân unsurlarına ve izlekler çerçevesine değinilerek büyülü gerçeklik türünün dünya edebiyatında müstakil bir edebi tür olmasına katkısı bağlamında değerlendirilmiştir.
Bekir Yıldız'ın öykülerinde şahıs kadrosu
Güneydoğu Anadolu öykücüsü olarak tanınan ve toplumcu gerçekçi kimliği ile 1970'li yıllarda adından sıkça söz ettiren Bekir Yıldız'ın öykü ve romanları üzerine, 2003-2018 yılları arasında bir çeşit eleştiri kabul edebileceğimiz, altı yüksek lisans bir doktora düzeyinde çalışma yapılmış, yapılan bu çalışmalarda Bekir Yıldız'ın hayatı ve eserlerinden hareketle öykü ve romanları farklı yönleriyle düşünce boyutuna taşınmıştır. Bu çalışmada, Bekir Yıldız'ın "Reşo Ağa, Kara Vagon, Kaçakçı Şahan, Sahipsizler, Evlilik Şirketi, Beyaz Türkü, Dünyadan Bir Atlı Geçti, Demir Bebek, Mahşerin İnsanları ve Bozkır Gelini" adlı öykü kitaplarında yer verdiği şahıslar kimlerdir ve hangi sosyo-ekonomik çevrenin ürünü/insanı olarak öyküde yer almışlardır sorularına cevap aranmaya çalışıldı. Bu amaçla ilk önce öykülerdeki şahıslar; erkekler, kadınlar ve çocuklar şeklinde üç ana başlık altında toplandı. Daha sonra her biri yaşadıkları sosyo-ekonomik çevreye göre Köy/Kasaba Çevresinde Yaşayanlar, Şehir/Kent Çevresinde Yaşayanlar ve Yurtdışı Çevresinde Yaşayanlar olarak tasnif ederek açıkladı.
Garib-nâme'nin grameri – isim
Bu çalışmada, Eski Anadolu Türkçesinin önemli eserlerinden olan Âşık Paşa'nın Garib-nâme adlı eserinin dil özellikleri isimler açısından incelenmiştir. Prof. Dr. Kemal Yavuz tarafından tıpkıbasım, transkripsiyonlu metin ve Türkiye Türkçesine çeviri olarak bilimsel metotlarla yayımlanan Eski Anadolu Türkçesi döneminin bu önemli eseri çeşitli lisans, yüksek lisans ve doktora tezlerine konu olmuşsa da eserin dil özellikleri hakkında yeterli bir çalışma yapılmamıştır. Çalışmada Aşık Paşa'nın hayatı, eserleri, yaşadığı dönem hakkında bilgi verilerek, eserde yer alan isimden isim yapan ekler, isim çekim ekleri incelenmiş ve örneklendirilmiştir. Ayrı bölümler halinde ele alınan isim soylu kelimeler türleri, kullanım şekilleri ve anlamları bakımından dokuz ana başlık halinde incelenmiştir. Söz varlığı ve dil bakımından çok zengin malzeme ihtiva eden bu eserin, dil özellikleri bakımından Eski Anadolu Türkçesinin tipik özelliklerini taşıdığı görülmektedir.
Garib-nâme'de dil özellikleri - fiil
Tez çalışmamızda, Eski Anadolu Türkçesi Dönemi'nin önemli eserlerinden olan Âşık Paşa'nın Garib-nâme adlı eserini fiil yönünden incelemeye çalıştık. Çalışmamız iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm'de Garib-nâme'deki fiilleri yapı bakımından inceledik. İkinci Bölüm'de Garib-nâme'deki fiilleri kip ve şahıs yönünden inceledik. Eserin hacmi göz önünde bulundurulduğunda bütün örneklere tek tek yer vermenin mümkün olmadığı görülecektir. Bu nedenle daha genel özellikler ve bugünkü Türkçe ile farklılıklar vurgulanmıştır.
Divan şiirinde eğlence mekânları (Kâğıthane ve Sa'dâbâd)
Kâğıthane ve Sa'dâbâd, yüzyıllar boyunca Osmanlı halkının önemli mesire yerlerinden olmuştur. Doğasıyla ve mimarîsiyle İstanbul'un en dikkate değer semtlerinden biri olan Kâğıthane, 14. yüzyıldan 19. yüzyıla gelinceye kadar halkın yanı sıra Osmanlı padişahlarının da gözde mekânlarından olmuştur.?Divan Şiirinde Eğlence Mekânları (Kâğıthane ve Sa'dâbâd)? başlıklı yüksek lisans tezimizle Kâğıthane ve Sa'dâbâd'ın divan şiirindeki yansımaları ortaya konmaya çalışılmıştır. Sosyal hayatın önemli gözlemcilerinden olan dîvân şâirleri, bu mesire yerini çeşitli benzetmelerle ve farklı yönleriyle ele almıştır. Çalışmamızda da bu unsurların değerlendirilmesi esas alınmıştır.Divan şiirinin başlangıcından sonuna kadar pek çok divan taranmış ve bu divanlardan toplanan örneklerle Kâğıthane'nin tarih içindeki seyri incelenmiştir. 18. yüzyılda burada inşa edilen ?Sa'dâbâd Kompleksi? ile bölge artık bu isimle anılır olmuştur. Dolayısıyla Kâğıthane'nin divanlarda yoğun olarak işlendiği süreç, bu yüzyıla denk gelmektedir.Yaptığımız çalışmada Osmanlı sosyal hayatının ve divan şiirinin bu önemli eğlence mekânı, bütün olarak ele alınmış; divan şiirindeki yansımaları başlangıcından bitişine kadar ortaya konmaya çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler: Divan, Şiir, Mesire, Kâğıthane, Sa'dâbâd.
Türk edebiyatında Tûtî-nâme hikâyeleri (inceleme-tenkitli metin)
Yaklaşık altı yüzyıl süren Klasik Türk Edebiyatında her alana hitap eden sayısız eser verilmiştir. Bu eserler arasında yer alan tercümeler, Klasik edebiyatın her döneminde özellikle Farsça ve Arapçadan yapılmıştır.Hazırladığımız bu doktora tezinin amacı, Türk edebiyatında özellikle 19. yüzyılda defalarca baskısı yapılan Tûtî-nâme'nin Türkçe çevirilerinin akademik olarak değerlendirilmesidir. Türkçe Tûtî-nâme çevirileri, içerik ve şekil bakımından incelenmiş ve ilk Türkçe Tûtî-nâme'nin tenkitli metni ortaya konulmuştur.Tûtî-nâme'nin aslı Şukasaptati adıyla Sanskritçede oluşturulmuş ve daha sonra İmâd bin Muhammed tarafından 1314 tarihinde Cevâhirü'l-Esmâr adıyla Farsçaya aktarılmıştır. Nahşebî, yapılmış olan bu ilk çeviriyi 1329 tarihinde değiştirerek Tûtî-nâme adıyla 52 gece halinde yeniden düzenlemiştir. Üçüncü Farsça tercüme ise hakkında çok az bilgi bulunan Çihil Tûtî-i Âmiyâne'dir. Nahşebî'nin Tûtî-nâme'si dilinin eskidiği düşüncesiyle Hint-Türk hükümdarı Ekber'in emriyle Ebu'l-fazl Mübârek tarafından sadeleştirilmiş, bu metin üzerinden de Muhammed Kâdirî eseri otuz beş bölüm halinde 17. yüzyılda tekrar oluşturmuştur.Türkçe Tûtî-nâme'nin iki çevirisi bulunmaktadır. İlk Türkçe Tûtî-nâme 1538 tarihinde Kânûnî Sultan Süleyman'ın emriyle, kesin olmamakla birlikte Eyyûbî tarafından hazırlanmıştır. Bu ilk çeviri, İmâd bin Muhammed'in hazırlamış olduğu Cevâhirü'l-Esmâr'dan yapılmıştır.Tûtî-nâme'nin ikinci Türkçe çevirisi ise 17. yüzyılda yapılmış, 19. yüzyılda Mısır ve İstanbul matbaalarında basılan Tûtî-nâme'nin kaynağıdır. Bu çeviri de II. Osman tarafından hazırlattırılmış, mütercimi ise içinde yer alan şiirler ve bazı Tûtî-nâme yazmalarından hareketle Nev'i-zâde Atâyî'dir.Tûtî-nâme, hikâye kahramanlarının çeşitliği, hikâyeler ele alınırken merak unsurunun ön plânda tutulması, şahıs kadrosunun genişliği açısından orijinal nitelikli bir eserdir. Ayrıca içerisinde Hint, Fars ve Türk kültüründen izleri barındırmaktadır. Yukarıda saydığımız özellikler sebebiyle Tûtî-nâme'nin defalarca baskısının yapılmasını sağlamış ve geniş halk kitlleleri tarafından okunmasına sebep olmuştur.Tûtî-nâme yukarıda saydığımız özellikleri bakımından Klasik edebiyatımızda tercüme metinler arasında önemli bir yere sahiptir.Anahtar Sözcükler1. Şukasaptati2. Tûtî-nâme3. Tûtî4. Hikâye5. Tenkitli metin
Türk halk anlatılarında dev motifi
Kolektif bilinç dışının içerikleri olan halk anlatıları, gerçek ve hayal düzleminde sentezlenen bir dünyanın kapılarını sınırsızca aralar. Bu kapının ardındakiler bilinen/bilinmeyen bir âlemin sembollerle kurulu dünyasından ibarettir. Halk anlatılarında bilinçli ya da bilinçsiz olarak metnin içerisine şifrelenen semboller, kadim zamanlardan modern dönemlere kadar bir milletin zengin kültürünün yansıması olarak çözümlenmeyi beklemektedir. Millet hafızasında şifrelenen bu kültürel kodların çözümlenmesi ile kolektif ruh da evrensel bütünlükte yerini almaktadır. Millî bir sembolden evrensel bir sembole uzanan kültürel kodlardan biri de gerçek ve hayal düzleminde birleşen/bütünleşen devlerdir. Geçmişten günümüze halk muhayyilesinde yaşatılan ve üzerine derin anlamlar yüklenen devler; fiziki, tasavvufi ve felsefi boyutuyla çok geniş perspektifte ele alınabilecek bir semboldür. Makrokozmosta mikrokozmos olan insanoğlu, sembolik yolculuğunda, mitik olan devlerle birlikte yol almaktadır. Halk anlatılarında dev görüntüsünde karşımıza çıkan bu evrensel sembol; oldukça güçlü ve çeşitli anlamlarıyla bilince ulaşmaktadır. Olumlu ve olumsuz yönleriyle farklı varoluş biçimlerine gönderme yapan devler, görünenin dışında görünmeyeni de ruha yansıtan bir semboldür. Bu bağlamda devler, yaşama çok yönlü değer katan, insan hafızasında ve hayatında yol gösterici boyutta sembolik bir göstergedir. Anahtar Kelimeler: Dev, halk anlatıları, sembol, mitoloji, arketip, motif.
Kemiksiz-Zade Safvet Mustafa ve "Nuhbetü'l-Asâr min Ferâidi'l-Eş'âr" isimli şair tezkiresi
Bu çalışma Kemiksiz-zâde Safvet Mustafa'nın ?Nuhbetü'l-Âsâr Min Ferâidi'l-Eş'âr? isimli şair tezkiresini konu almaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde Kemiksiz-zâde Safvet Mustafa ve tek eseri olan tezkire ele alınmış; ikinci bölümde Safvet Tezkiresi'nin, edebiyat tarihi açısından yeri ve önemine değinilerek tezkirede yer alan şairlerin listesi verilmiş; üçüncü bölümde ise tezkire, Safvet'in eserini yazarken model aldığı Safayî Tezkiresi ile karşılaştırılmıştır. Böylelikle Safvet Tezkiresi'nin özgün yanlarını ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Dördüncü bölümde İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde Ty. 6189 numara ile kayıtlı tek nüshadan ibaret olan Safvet Tezkire'si çevri yazı alfabesine aktarılmıştır.Anahtar Sözcükler 1.Biyografi 2.Şair Tezkiresi 3.18.yy. Türk biyografi anlayışı 4.Kemiksiz-zâde Safvet Mustafa 5.Nuhbetü'l-Âsâr Min Ferâidi'l-Eş'âr
Keçecizâde İzzet Molla'nın Dîvân-ı Bahâr-ı Efkâr'ında sosyal hayatın izleri
Keçecizâde İzzet Molla, XIX. yüzyılın başlarında yaşamış, döneme eserleriyle katkı sunmuş önemli bir şair, devlet adamıdır. Kaynaklarda Şeyh Gâlib'den sonra klasik Türk şiirinin son büyük temsilcisi olarak kabul edilen İzzet Molla, eski gücünü kaybetmiş klasik Türk şiirinin dış formuna bağlılığını sürdürmüş olsa da şiire kendine özgü farklılıklar ve yenilikler kazandırabilmiş velûd bir şairdir. Osmanlı Devleti'nin hem edebî hem siyasi arenada en buhranlı döneminde yaşayan şair, dönemin siyasi olaylarına ve sosyal yaşantısına kayıtsız kalamamış, özellikle en hacimli eseri olan Dîvân-ı Bahâr-ı Efkâr'da III. Selim ve II. Mahmud'un saltanat yıllarına tekabül eden süre içerisinde başta İstanbul olmak üzere İmparatorluk sınırları içinde ve dışında dönemin siyasi, askerî ve kültürel faaliyetlerine, mimarî, mali ve idari yapısına ait tüm detayları beyit beyit eserlerinde işleyerek tarih bilimine katkıda bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Keçecizâde İzzet Molla, XIX. Yüzyıl Klasik Türk Şiiri, Sosyal Hayat.
Tunceli'de geçiş törenleri: Doğum, evlenme ve ölüm
İnsan topluluğunu topluma dönüştüren ve oluşan toplum bilincinin sonraki nesillere aktarımını sağlayan gelenek ve görenekler, kültürün çatısını oluşturmaktadır. Dinî ve büyüsel inançların parçalarından oluşan geçiş dönemi ritüelleri ise geçmişten şimdiye, zamanın seyri içerisinde kimi değişikliklere uğramakla beraber kuvvetini kaybetmeden etkinliğini sürdüren, toplumu kendi etrafında kenetleyen geleneklerimizdir. "Tunceli'de Geçiş Törenleri: Doğum, Evlenme ve Ölüm" adlı bu çalışmada her bireyin hayatında üç önemli eşik olan ve toplumsal ritüellerle sarmalanan doğum, evlenme ve ölüm evrelerinde Tunceli ilinde halk arasında sürdürülen gelenek, görenek ve ritüellerin tespiti yapıldı. Bu gelenek, görenek ve ritüellerde saklı kimi kodların uzandığı inanç, medeniyet ve büyülük uygulamaların sembolik anlamları irdelendi. Tunceli ili geçiş dönemi ritüellerinde İslam kültürü etkisinin beraberinde İslamiyet öncesinde benimsenmiş Budizm, Şamanizm, Manihaizm ve Gök Tanrı inançlarının kalıntıları, eski Mezopotamya uygarlıklarının izleri, zemini arkaik insanın düşünüş biçimine uzanan kimi büyüsel inançların etkilerinin kompleks bir biçimde barındığı tespit edildi. Animizm ve totemizmden İslamiyet'e kadar uzanan inançların kültür ve gelenek üzerinde etkili olduğu, atalar kültü, güneş kültü, ağaç kültü, taş ve kaya kültü, su ve demir kültü, dağ kültünün ritüellerde aktif bir şekilde geleneği yönlendirici ve yapılandırıcı olduğu görüldü. Tunceli'de geçiş ritüelleri, ana hatlarıyla geçmişteki biçimiyle sürdürülüyor olmasına rağmen ilin yerel koşullarından kaynaklanan göç, kırsal yerleşimlerin hızla boşalması ve kentleşme, ekonomik ilişkilenme biçimlerinin farklılaşması gibi faktörler, bu geleneklerde değişimler meydana getirmiştir. Tüm dünyayı etkisi altına alan globalleşme, medya kültürü, tek kutuplu yaşam modeli, büyük aile yapısının çözülerek yerini çekirdek aileye bırakıyor olması, Tunceli'de özelde geçiş ritüelleri üzerinde, genelde bütün bir geleneksel yaşam üzerinde eritici ve aşındırıcı bir etki yaratmıştır. Tüm bu aşınmaya rağmen bu ritüeller, pratik formlar kazanarak etkin bir biçimde işlevlerini sürdürmeye devam etmektedirler.
Nuri Pakdil'in şiirleri üzerine tematik bir inceleme
İnsanın sosyal hayatının bir yansıması olan yeryüzü, insanla birlikte devimim yaşar. Birbirini değiştiren ve dönüştüren bu iki güç birbirini tamamlar. Evrendeki boşlukları doldurarak anlamalı bir bütün oluşturur. Edebiyat evreninde önemli bir tür olan olan şiirler, insanın iç dünyasının gizemini, imgelerin örtük anlamında dış dünyaya açılır. Hayata, edebiyat perspektifinden açılan bu pencere öznelliğin evrenselliğinde buluşur. Duygu ve düşüncelerin sese ve kelimeye bürünerek dile gelmesi, şiirin simgesel özünden kopmadan hayal ile gerçeği bir arada buluşmasıdır. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önemli yazarlarından birisi olan Nuri Pakdil, eylemsel duruşun şekillendirdiği kişiliği ile dikkat çeken bir düşünce ve sanat adamıdır. Eylemselliğini de eserlerine yansıtan sanatçı, birçok edebi türde eserler kaleme alır. Şair yönüyle pek fazla tanınmayan Nuri Pakdil, edebi suskunluğunu yayımladığı 'Sükût Sureti' şiir kitabıyla bozarak dikkatleri yeniden üzerinde toplar. İslami kanadın önemli temsilcilerinden olan sanatçı, şiirlerindeki temaları ele alışı ile kendi camiası içiresinde farklılık gösterir. Şirinlerinin izleğini oluşturan inanç ve insan şairin imgelem dünyasında bütün temalara sirayet eder. Çalışmada ele alınan temalar Nuri Pakdil'in, dünyaya açılan penceresinden bakılarak değerlendirilmektedir. Çalışmamızda Pakdil'in şiirlerinden hareketle tarih, mekân, kadın, çocuk, ölüm, sömürü, direniş, inanç ve umudu şiir dilinde kristalleştirilmesinin şiirdeki konumunu görmeye ve göstermeye çalıştık.
Derleme sözlüğündeki örtmece kelimeler üzerine bir inceleme
Dilin asıl fonksiyonu, anlamı aktarıp iletişimi sağlamaktır. Dil ile gerçekleştirilen her eylemin temelinde "anlam" olgusu yatmaktadır. Dil ile gerçekleştirilen bu anlam olgusu, sözlü ve yazılı olarak aktarılmaktadır. Sözlü dilde anlam olgusu veya iletişim, sadece seslerle yapılmaz aynı zamanda bu seslere katılan veya seslerden bağımsız olarak bulunan hareketlerle, sembollerle ve göstergelerle de yapılır. Yazı dili de dilin sembollere/simgelere/işaretlere bürünmüş hali ile anlamı/iletişimi sağlar. "Derleme Sözlüğünde Geçen Örtmeceler"adlı bu tez çalışmasında söylenmesi dinleyici, okuyucu veya bir toplum tarafından sakıncalı, tehlikeli olan belirli bir sözcüğü veya söz grubunu dinleyici/okuyucu/toplum üzülmesin, utanmasın ya da kırılmasın amacıyla belirli olan sözcüğü bilinçli olarak gerçeği çarpıtarak değiştirmeye gayesiyle oluşturulan "sözcükler" tespit edilip kategorize edilip sınıflandırılmaya çalışılmıştır.
1860-1896 dönemi şair ve yazarlarımızın hatıra, röportaj ve mektuplarında Türk dili ve edebiyatının meselelerine dair görüşleri
Batı etkisindeki Türk edebiyatında hatıra, röportaj ve mektup önemli bir yer tutar. 1860-1896 dönemi şair ve yazarları başta mektup olmak üzere hatıra ve röportajlarda Türk dili ve edebiyatının çeşitli meselelerine dair görüşlerini açıklarlar. Bu dönemde en önemli iletişim araçlarından biri mektuptur. Dönemin yeni edebiyat taraftarları farklı ülke ve diyarlarda yaşamak durumunda kaldıkları için mektup yoluyla birbirleriyle iletişim kurarlar, dil ve edebiyata dair gelişmeleri değerlendirirler. Hatıra ise şair ve yazarların sonradan kaleme aldığı ve güvenirliliği düşük bir türdür. Ancak hatıralarda dil ve edebiyat meseleleri mektuba göre daha geniş bir şekilde ele alınmıştır. Bu dönemle ilgili az sayıda röportajlarda yer alan meselelerin dönemsel yelpazesi oldukça geniştir. Hatıra, mektup ve röportajlarda yer alan dil meseleleri dil ve milliyetçilik bağlamında ele alınır ve dilin yeterliliği, ıslahı, sadeleşmesi ve diğer dillerin Türkçe üzerindeki etkisi konularında yoğunlaşır. Bunun yanında alfabe, imla, gramer, lügat gibi dilin yapısıyla ilgili meseleler; tercüme faaliyetleri ve dilin öğretimi gibi dilin gelişimini etkileyen meseleler yer alır. Edebiyat meseleleri daha çok eski yeni bağlamında ele alınır. Bunun yanında edebiyatın tanımı, fonksiyonu ve kaynağına değinilir. Edebi türlerden şiir, roman ve tiyatro; dönemin şair ve yazarlarının edebi zevkinin değişimi ve gelişimi gibi konularda geniş açıklamalar yapılır. Nazım-nesir karşılaştırması ve eleştiri gibi konularda yeri geldikçe çeşitli görüşler ileri sürülür. Bu çalışmada dönemin mektup, hatıra ve röportajları dil ve edebiyat meseleleri bağlamında değerlendirilmektedir. Söz konusu türlerde yer alan görüşler dönemin makale, mukaddime ve takrizlerinde yer alan görüşlerle karşılaştırılmaktadır.
Kayseri'de âşıklık geleneği ve Aşık İsmail Karslıoğlu
Çalışmamızda Kayseri kültürü, Kayseri âşıklık geleneği ve halk şairlerinden başlayarak Türk Halk Edebiyatının Âşık Edebiyatı sahası üzerinde araştırma yapılmayan ve tanınmayan âşıklardan biri olan Âşık İsmail Karslıoğlu'nun hayatı ve edebî şahsiyeti tanıtılmaya çalışılmıştır. Araştırmamız esnasında elde edilen bilgiler tezimizin içeriğine uygun olarak değerlendirilmiştir.Çalışmamızın giriş kısmında Kayseri ile ilgili coğrafya, tarih, kültür, dil v.b. yönlerden genel bilgiler verilmiştir. Kayseri'de meydana gelen âşıklık geleneği üzerinde durulmuş, çeşitli çıkarımlar yapılmış, geleneğin önemli temsilcileri hakkında kısa bilgiler verilmiştir. Çalışmamız esnasında Kayseri'de Âşık İsmail Karslıoğlu ile bizzat görüşülmüş ve eserleri ilk defa yazıya geçirilmiştir.Âşık İsmail Karslıoğlu'nun âşıklığa başlaması ve doğup büyüdüğü Kayseri, Sarız bölgesi tanıtılmaya çalışmıştır. İsmail Karslıoğlu'nun şiirleri şekil, dil ve tür bakımından incelenmiş; konularına göre tasnif edilmiştir. Çalışmamız sırasında faydalandığımız kaynaklar kaynakça bölümünde sıralanmıştır.Anahtar Sözcükler1. Âşık İsmail Karslıoğlu2. Kayseri3. Âşıklık Geleneği4. Âşık Edebiyatı
Tokadizade Şekîb Bey'in Derviş sözleri (İnceleme- metin)
Bir düşünce tarzı olan tasavvuf, yüzyıllarca edebiyat tarihimize mana, milli benliğimize de güç katan unsurlardan biri olmuştur. Kitap ve sünnet doğrultusunda bir hayat sürmeyi amaç edinen sufiler, Hak'tan aldıklarını halka vererek insanlara faydalı olmayı ön planda tutmuş ve bu istikamet üzere bir çizgi takip etmişlerdir. Tasavvufi yolu tercih eden, Hak aşkını ve maneviyatı merkeze alan şairler de duygu ve düşüncelerini ortaya koymada tasavvuf terimlerinden faydalanmış ve bu amaç doğrultusunda çeşitli dinî- tasavvufî eserler yazmışlardır. Bu çalışmada Tanzimat dönemi şairlerinden olan ve hayatının bir döneminde Mevleviliği gaye edinen Tokadîzade Şekîb Bey'in hayatı, sanatı ve eserleri hakkında bilgi verildikten sonra, şairin Derviş Sözleri adlı dinî- tasavvufî mahiyetteki kitabının tanıtımının yapılması amaçlanmıştır. 1924 yılında yayınlanan Derviş Sözleri'nin şekil ve muhteva özellikleri ile ilgili gerekli bilgilerden sonra, dinî- tasavvufî açıdan değerlendirilmesi yapılmış ve transkripsiyonlu metni verilmiştir.
Palu merkez ağzı(Giriş-inceleme-metinler-sözlük)
Dil bilimi terimi olarak ağız; aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dilidir. Leyla Karahan'ın tasnifine göre Palu ağzı, Türkiye Türkçesi Doğu grubu ağızları, I. grup ağızları içinde I. alt grupta yer alır. Prof. Dr. Ahmet Buran ise Türkiye Türkçesi Doğu grubu ağızları, I. grup içinde yer alan Elazığ ağzını beş gruba ayırmıştır. Bu tezde de beşinci grup içinde yer alan Palu merkez ağzının ses bilgisi ve şekil bilgisi açısından incelemesi yapıldı. İncelemede yöreden derlenen metinler esas alındı. Palu ağzının belirgin özelliklerinden biri adeta bir dokuzuncu ünlü gibi kullanılan kapalı /e/ sesidir. Ayrıca Doğu Anadolu ağızlarında temayül olan yuvarlaklaşma (Daha çok eklerde ve özellikle görülen geçmiş zaman birinci çokluk şahıs eki -duḫ ekinde görülür.) ve i'leşme Palu ağzında çokça görülmektedir. Yöre ağzının belirgin özelliklerinden biri de geniş zaman ve şimdiki zaman eki için /-ėr/ ekinin her ikisinde de kullanılmasıdır. Bundan dolayı doğan karışıklılığı gidermek için ise cümledeki anlama bakılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ağız, Palu, Merkez Ağzı, Ses Bilgisi, Şekil Bilgisi
Fatih Dönemi merkezî ve umumi kanunnamelerin dili üzerine bir inceleme
Osmanlılarda genel olarak belirli bir konuya dair hukuki maddeleri ortaya koyan padişah hükmüne kanunname denir. Osmanlı kanunnameleri hem Osmanlı tarihi ve hukuk sistemi için hem de Türk dili için oldukça zengin kaynaklardır. Türkçenin tarihsel söz varlığının tespiti konusunda yalnızca edebî eserlerin değil, farklı amaçlarla yazılmış olan eserlerin de taranması ve incelenmesi gerektiğini düşündüğümüzden bu çalışmamızda kanunname metinlerini ele aldık. Osmanlı hukuk sisteminin gelişiminde Fatih dönemi bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Fatih, kanun adamı olarak tarihe geçen ve tedvin edilmiş bir kanunname yayımlayan ilk Müslüman hükümdardır. Bu sebeple çalışmada özellikle Fatih dönemi merkezî ve umumi kanunnamelerini inceledik. İncelenen metinlerden hareketle dönemin ses ve şekil bilgisi özelliklerini ve söz varlığını tespit etmeye çalıştık. Çalışmamızın asıl amacı, üzerine dil çalışması yapılmayan kanunnamelerin incelenmesi, bu tür metinlerde dilin nasıl işlendiği, kelime dağarcığının ne derecede olduğu ve eserin yazıldığı dönem de göz önünde bulundurularak yazım, ses ve şekil yönünden farklılıkların belirtilmesidir. Ayrıca metinlerin içerdiği söz varlığı işlenip Türkçenin tarihî söz varlığına katkı sağlanması hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Eski Oğuz Türkçesi, Kanunname, Fonetik, Morfoloji, Söz Varlığı.
Halit Ziya Uşaklıgil romanlarında materyalist ve idealist argümanlar
Halit Ziya Uşaklıgil romanları çalışma da felsefe düşünceleriyle yeniden okunur. İdealist ve materyalist argümanlar romanların merkezinde yer alan çatışmaları kurgular. Roman karakterleri, olaylar, durumlar, mekânlar, kullanılan nesneler diyalektik yasalara uygun olarak tez antitez bileşkesiyle alt ve üst yapı merkeziliğinde aktarılır. Materyalist unsurlar Marx ve Engels'in Tarihsel materyalizminin etkisiyle ekonomik özellikler bazında ve yeni materyalizm adıyla ortaya çıkan tüketim, eşyaya bağlılık, fetişizm kavramlarıyla metinlerde bulunur. Özellikle materyalist kavramlar birbiriyle sürekli etkileşim halindedir. Birinin varlığı doğrudan diğer kavramların ortaya çıkmasını zorunlu kılar. Dolayısıyla karakterlerde görülen emeğin nesneleşmesi kavramı beraberinde yabancılaşma, özel mülkiyet ve özgürlük sorunsalını getirir. İdealizm ise hem idealize karakterler hem de olumsuzlanan ideal algısıyla iki boyutlu olarak ele alınır.
Karahanlı Türkçesi Kur'an tercümesi ile Yeni Uygur Türkçesi Kur'an tercümesinde dinî söz varlığı: Karşılaştırmalı inceleme
Tez; Giriş, İnceleme, Metin ve Sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Kur'an tercümeleri; Yeni Uygur Türkçesinin tarihî gelişimi ve bu alan üzerine yapılan çalışmalardan bahsedilmiştir.?İnceleme? bölümünün ilk kısmında dinî terimler konularına göre sınıflandırılarak alt başlıklarda incelenmiştir İkinci kısımda, dinî terimlerin Arap harfli yazılışları ve transkripsiyonları; hem Uygurca hem de Karahanlıca karşılıklarının tamamı sûre ve âyet numaraları ile birlikte verilmiştir. Terimlerin Uygurcalarının tamamının anlamları çeşitli sözlüklerden yararlanılarak yazılmış; ayrıca, terimin içinde geçtiği bir âyet örnek gösterilmiştir.Söz varlığı bakımından her iki tercümede geçen dinî terimler üzerinde durulmuştur. Dinî terimlerin Türkçe karşılıkları, Karahanlı dönemi Kur'an tercümesinde, Yeni Uygur Türkçesi Kur'an tercümesine göre daha fazladır. Ayrıca bu bölümde, Arapça ve Farsçanın tarihî tercüme üzerindeki etkisi ile bugünkü Uygur Türkçesi tercüme üzerindeki etkisi karşılaştırılmıştır.Çalışmamızın ?Metin? isimli ikinci bölümünü, Uygurca Kur'an tercümesi oluşturmaktadır. Bu tercüme, Arap harflerinden Latin harflerine aktarılmıştır. Yeni Uygur Kur'an tercümesinin kendisinde sayfa numaraları olduğu için bu numaralar esas alınmış olup sayfalar numaralandırılmamış; fakat tercümedeki her bir satıra numara verilerek aktarımı yapılmıştır. Sûrelerdeki âyet numaraları ise satırda parantez içinde gösterilmiştir. Sûre isimleri büyük harflerle yazılmıştır. Yeni Uygur Kur'an tercümesinde geçen, Arapça kelimelerde bulunan bütün uzunluklar ve bütün noktalama işaretleri aynen gösterilmiştir. Dipnotlar olduğu gibi verilmiştir.Sonuç bölümünde hem Karahanlı hem de Yeni Uygur Kur'an tercümelerinde geçen dinî terimlerin istatiksel değerleri verilmiştir. Bu değerlerden dinî terimlerin karşılığı olarak Karahanlı Kur'an tercümesinde, Türkçe kelimelerin, Yeni Uygur Türkçesi Kur'an tercümesinde ise Arapça kelimelerin daha fazla kullanıldığı saptanmıştır. Ayrıca terim türetiminde, her iki lehçede de partisiplerden ve Türkçe tamlamalardan sıkça yararlanıldığı tespit edilmiştir.Anahtar kelimeler:Karahanlı TürkçesiYeni Uygur TürkçesiKur'an-ı Kerim TercümesiDinî terimKarşılaştırma
Türk halk anlatılarında ödül ve ceza
Ödül ve ceza, bireyin belli bir davranışı yapmasını sağlamak için bir insan tarafından kasıtlı olarak verilen uyarıcılardır. Bu uyarıcılar vasıtasıyla canlıya istenilen duygu ve davranışlar öğretilir, istenilmeyenler de engellenir. Türk Halk Anlatılarında Ödül ve Ceza adlı çalışmada halk anlatılarında yer alan ödüller ve cezalar tasnif edilmiş, bu kavramların davranış odaklı analizi yapılmıştır. Bununla birlikte ödül ve ceza türlerine işlevsel açıdan yaklaşılmış, bunların anlatılardaki fonksiyonları üzerinde durulmuştur. Tezde multi-disipliner çalışma eşliğinde, psikoloji, felsefe ve psikanaliz gibi farklı disiplinlerin verileri kullanılarak ödül ve ceza yorumlamıştır. Bu yorumlar sayesinde ödül ve cezanın anlatılardaki rolü tek boyutta değil, yatay ve dikey olmak üzere iki boyutta incelenmiştir. Dikey boyutta, anlatılardaki ödül ve cezanın tarihsel, felsefî ve psikolojik derinliğine inilmiştir; yatay boyutta ise ödül ve cezanın görünür düzlemdeki sonuçları üzerinde durulmuştur. Bu boyut daha çok fiziksel, sosyal ve ekonomik unsurlardan oluşur. Dikey boyuttaki incelemede arketipsel ve ontolojik bir çözümleme yapılmıştır.
Kutadgu Bilig'de metafor
Bu çalışmanın konusunu Kutadgu Bilig'de yer alan metaforların idrak anlam bilimi teorisine göre değerlendirilmesi ve açıklanması oluşturmaktadır. Çalışmanın giriş bölümü olan birinci bölümünde idrak anlam bilimi kapsamında değerlendirilen metafor; yapı, tür ve diğer özelliklerine göre incelenmiştir. Ardından, Türk dilinin Orta Türkçe döneminin başlangıcı kabul edilen Karahanlı Türkçesi ve edebiyatı hakkında genel bilgiler verilmiş, sonrasında ise Kutadgu Bilig ve yazarı kısaca tanıtılmıştır.Çalışmanın esasını oluşturan üçüncü, dördüncü ve beşinci bölümlerde ise, Türk dilinin ilk yazılı belgeleri arasında yer alan ve sahip olduğu söz varlığıyla ayrı bir öneme sahip olan Kutadgu Bilig'deki metaforlar, sistematik bir sınıflandırmaya tabi tutularak belirlenmiş, belirlenen bu metaforlar yapı ve anlam bakımından ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde Kutadgu Bilig'deki metaforlar Lakoff-Johnson sınıflandırmasına göre tasnif edilerek incelenirken, dördüncü bölümde metaforlar kullanım alanlarına göre ele alınmıştır. Son bölüm olan beşinci bölümde, Kutadgu Bilig'de yer alan benzetmeler üzerine durulmuş ve bu benzetmelerin metaforla ilişkisi belirtilmiştir.Kutadgu Bilig üzerine art zamanlı bir anlam bilimi incelemesi olan çalışmanın sonuç kısmında, tespit edilen metaforlardan yola çıkılarak, Kutadgu Bilig'in üslubu hakkında yargılara varılmış, ayrıca Türk dilini şekillendiren zihnî ve kültürel faktörlerin rolü belirlenmiştir. Çalışmanın sonunda ise anlam bilimi ve metafor üzerine yapılacak çalışmalarda yararlı olacağı düşüncesiyle Kutadgu Bilig'de tespit edilen metaforların dizini yer almaktadır.
Elazığ köy seyirlik oyunları
İnsanoğlunun doğa ile olan mücadelelerine dayanan köy seyirlik oyunları, Şamanizm ve mitoloji ile beslenerek günümüze kadar gelmiştir. Bu uzun yolculuğu sırasında var olduğu her toplumdaki kültür, inanç, sosyo-ekonomik yapıları bünyesine katarak getiren ve daha çok Anadolu sahasında icra ortamı bulan köy seyirlik oyunları, kültürel zenginliğimizin bir göstergesi olmakla birlikte, toplumun işleyişini de düzenleyen bir fonksiyona sahiptir. Geçmişle kurduğumuz kültürel bir köprü olan köy seyirlik oyunları, gelişen teknoloji, köyden kente göç gibi etkenlerden dolayı yerini farklı eğlence anlayışlarına bırakarak, unutulup yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Elazığ Köy Seyirlik Oyunları adlı çalışmamızda derlenen oyunların Şamanizm ve mitoloji ile beslenmiş olması, bu oyunlardaki mitik ve sembolik unsurların çeşitliliğini gözler önüne sermektedir. Aynı zamanda Elazığ'ın köklü tarihi ve kültürel yapısıyla şekillenerek günümüze kadar gelen oyunlar kültürel bir köprü vazifesi görmektedir. Elazığ köy seyirlik oyunlarının içerik ve yapı bakımından oldukça zengin olmasının yanında ayrıca sosyalleşme, kuşaklararası kültür aktarımı ve eğitimsel gibi işlevlere sahip olması, oyunların toplum içerisinde önemli bir yere sahip olduğunu da göstermektedir. Çalışmadaki amacımız; Elazığ köy seyirlik oyunlarının geçmişten günümüze sürekliliğini devam ettirmek, kültürel aktarımına katkı sağlamak, oyunların unutulmasını engellemek ve oyunları değişen, gelişen teknolojiyle uyumlu hâle getirmektir. Kültürel bir miras olan Elazığ köy seyirlik oyunlarının içerdiği sembolik anlamları ile zenginliği ve çeşitliliği genelde Türk kültürüne özelde ise Elazığ kültürüne hizmeti hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Seyirlik oyunlar, Elazığ köy seyirlik oyunları, Şamanizm, mitoloji, kültürel miras
Bingöl halk hekimliği
İnsanoğlu, biyolojik bir varlık olması sebebiyle tarih sahnesine çıktığı andan itibaren sağlık sorunları ile karşılaşmıştır. Bu sağlık sorunlarını gidermek için yaşadığı coğrafyada tedavi yöntemleri aramış, bulduğu tedavi yöntemlerini sonraki kuşaklara aktarmaya ve öğretmeye çalışmıştır. Bu yöntemlerin çoğunluğu gözleme dayalı olmakla beraber halkın doğada bulduğu nesneleri deneme-yanılma yöntemiyle kullanmasından kaynaklanan yöntemlerdir. Kimi zaman da halk, hastalıkları doğada bulduğu nesnelerle tedavi edemeyip çaresizlik içinde kalınca halk hekimliğiyle ilgili birtakım inançlar edinmiştir. Bu inançlar halk hekimliğinde yer alarak insan davranışlarını etkilemiş ve yaşamına yön vermiştir. İnsan yaşamında önemli bir yer tutan halk hekimliğinin Türk kültürü içinde önemli bir yeri vardır. Eski Türk hekimliğinde hastalık karşısında çaresiz kalan insanlar bitkisel, dinsel, hayvansal emlere müracaat ederek hastalıklarına çareler aramıştır. Buldukları yöntemleri deneyimlemiş, faydalı bulduklarını hastalıkların tedavisinde kullanmışlardır. Bu yönüyle insan yaşamının vazgeçilmez bir parçası olan eski Türk halk hekimliği uygulamaları kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar gelmiş ve kültür dünyamızın önemli bir parçası olmuştur. Çalışmamızın genel amacı; kültür hayatımızda önemli bir yere sahip olan halk hekimliği ile ilgili geçmişten günümüze kadar gelen eski Türk halk hekimliği uygulamalarının ortak yönlerini tespit etmek ve bunları ortaya çıkarmaktır. Çalışmamızın kapsamını Bingöl halk hekimliği uygulamaları oluşturmaktadır. Bingöl halk hekimliği, Türk kültürü içinde sahip olduğu önem bakımından oldukça dikkate değerdir. Bu bakımdan Bingöl halk hekimliği; inanış, sağaltma yöntemleri, uygulamalar vb. yönleriyle incelemeye tabi tutulacaktır.
Gülten Akın'ın şiirlerinin psikanalitik kuram açısından incelenmesi
Gülten Akın'ın şiir ve bazı nesirlerinden hareketle eserleri incelenmiştir. Bu amaçla uygulanan başlıca metot ise Sigmund Freud tarafından geliştirilen psikanaliz edebiyat kuramıdır. Sadece Freud değil ondan sonra varlık gösteren psikanaliz ekollerden de incelemede faydalanılmıştır. Bu çalışmada, Gülten Akın'ın psikolojisi ve biyografisi eserleri üzerinden anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Bu amaçla üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümü; psikanalizin temel kavramları, temsilcileri, edebiyatla ilişkisi ve şiirde bulunan unsurlara ayrılmıştır. İkinci bölüm Gülten Akın'ın hayatı ve şiir dünyasına ayrılmıştır. Üçüncü bölüm ise, Gülten Akın'ın şiirlerinde psikanalitik unsurlara ayrılmıştır. Gülten Akın'ın tüm şiirlerinin toplandığı Kırmızı Karanfil (1956-1971), Ağıtlar ve Türküler (1972-1983) ve Uzak Bir Kıyıda (1991-2013) kitaplarındaki şiirler çalışma kapsamında incelenmiş ve çalışmada tema ve şiirlerde ağırlıklı anlatım başlıkları oranlarıyla çalışmada sunulmuştur. Psikanalitik unsurların arandığı şiirlerde özellikle bilinçaltı ve unsurları, yalnızlık, karamsarlık, içe ve dışa dönük psikanalitik algılar, kişisel değişim süreci, aşk ve sevgi yansımaları, kadın ve erkek ikilemi, toplumsal aktarımlar, dönemin siyasi resmi ve şiirlerdeki ataerkil gelenek gibi temalara yorumlanmıştır. Sonuç bölümünde ise bu üç bölümde ortaya konulan çalışmanın sonuçlarına yer verilerek çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Gülten Akın, şiir, psikanalitik unsurlar, bilinçaltı, yalnızlık, aşk, ataerkil söylem.
Doğu Türk yazı dillerinde yeterlilik fiili
Bir eylemin gerçekleşmesinin mümkün veya muhtemel olup olmadığı konusunda eylemi gerçekleştiren kişinin gücünü ve yeterliliğini ifade etmek için yeterlilik fiili kullanılır. Bu fiil, ?tasvir fiilleri? ya da ?birleşik fiiller? olarak adlandırılan yapılar içerisinde yer almaktadır. Tarihî Türk yazı dillerine ait eserler aracılığıyla yeterlilik fiilinin bu yazı dillerindeki kullanım ve formları tespit edilmeye çalışılmıştır. Yeterlilik fiilinin dönemler içerisinde olumlu ve olumsuz yapılarda gösterdiği değişiklikler ile bu değişikliklerin öncelik sonralık sırasının tespiti bu tezde değinilen diğer noktalardır.Yeterlilik fiili; tarihî Türk yazı dillerine ait metinlerden yola çıkılarak bu dönemler içerisindeki tüm formlarıyla işlevsel, tarihsel ve karşılaştırmalı dilbilim yöntemleriyle incelenmiştir.Anahtar Sözcükler:1. Birleşik Fiiller2. Tasvir Fiilleri3. Yeterlilik Fiili4. Karşılaştırmalı Dilbilim5. Tarihî Türk Lehçeleri
Hüseyin Râcî Telhîsü'l-İnşâ (İnceleme-metin)
Klâsik Türk edebiyatında, belâgat, ulûm-ı edebiyye, ilmü'ş-şi'r, ilm-i inşâ gibi kavramlarla adlandırılan edebiyat bilgi ve teorisi ile ilgili konular, Batı edebiyatında, bazı farklılıkları olmakla birlikte, retorik (rhetorique) kelimesiyle karşılanmaktadır. Arap edebiyatında belâgat ile ilgili çalışmaların Kur'ân-ı Kerim'i ve dilini daha iyi anlamak amacıyla başladığını ve X. yüzyılda dil, edebiyat, edebî tenkit ve tefsir, kelâm gibi diğer Kur'ân ilimleriyle iyice geliştiğini söyleyebiliriz. Bu asırdan sonra da Arap edebiyatında belâgatin bağımsız bir bilim dalı olarak hızla geliştiğini görmekteyiz. Türk edebiyatında belâgat ile ilgili örnekler ise, daha çok Arap edebiyatından esinlenilerek ortaya çıkmıştır. Tanzimat'tan sonra özellikle okullarda okutulmak amacıyla yazılan eserlerin sayısında bir artış gözlenmektedir. Bu bağlamda orta öğrenim seviyesindeki öğrenciler için hazırlanan eserlerden biri de, Hüseyin Raci Efendi'nin yazmış olduğu Telhîsü'l İnşâ adlı eserdir. Eser, orta öğrenim seviyesindeki öğrencilere doğru ve güzel okuma-yazmayı öğretmek maksadıyla yazılmış bir ders kitabı niteliğindedir. Bu çalışmanın Giriş kısmında belâgatin gelişim süreci ve bu anlamda yazılan önemli eserler hakkında bilgi verildi. Birinci bölümde Hüseyin Raci Efendi'nin hayatı, edebî kişiliği ve eserleri üzerinde duruldu. İkinci bölümde eserin yapı ve muhteva özellikleri ele alındı. Üçüncü bölümde eserin çeviriyazısı verildi. Çalışmanın sonuna İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığında bulunan eserin Arap alfabeli metni eklendi. Anahtar Kelimeler: Hüseyin Râcî, Telhîsü'l-İnşâ, belâgat, inceleme, metin.
Hıfzî'nin Manzûme-i Durûb-ı Emsâl'i (İnceleme-metin)
Sözlü ürünler arasında bulunmakla birlikte yazılı ürünlerde de sıklıkla rastladığımız atasözleri kültür tarihi açısından oldukça kıymetlidir. Eski Türk edebiyatında mesel ve emsal şeklinde yer alan atasözleri bazı manzum metinlerde yer bulmakla birlikte toplu olarak bazı eserlerde de toplanmıştır. Araştırmamıza konu olarak seçtiğimiz Hıfzî'ye ait Manzûme-i Durûb-ı Emsâl bunlardan ilkidir. Bu çalışmada, TBMM Kütüphanesi Nadir Eserler bölümünde YZ 31/4 numarada Sikke-i Manzûme-i Durûb-ı Emsâl şeklinde kayıtlı olan eserin transkripsiyonlu metni ve incelemesi yer almaktadır. 1846 yılında basılan ve rika olarak yazılan bu eserde çeşitli atasözleri bir araya toplanmıştır. Eserin tanıtımına geçilmeden müellif hakkında bilgilere yer verilmiş ve edebiyatımızdaki durûb-ı emsâl örnekleri verilmiştir. Daha sonra eserin incelemesi yapılmış ve transkripsiyonlu metin eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hıfzî, Durûb-ı Emsâl, İnceleme, Metin
Ahmed Vesȋm Divanı tahlili
Bu çalışmada 18. yüzyıl şairlerinden Ahmed Vesîm'in Divanı'nın tahlili yapılmıştır. Çalışmanın amacı, 18. yüzyıl dönem zihniyetini yansıtan Ahmed Vesîm Divanı'nın edebiyatımıza kazandırılmasıdır. Çalışmanın giriş kısmında Ahmed Vesîm'in yaşadığı dönemin özellikleri, hayatı, edebi kişiliği, Divanı, şair ve şiir hakkındaki görüşleri; divanın dil ve üslup özellikleri hakkında bilgiler verilerek Divan'da geçen atasözleri ve deyimler tespit edilmiştir. Tahlil çalışmamızla Divanı Din-Tasavvuf, Cemiyet, İnsan ve Tabiat başlıkları altında dört bölümde inceledik ve başlıkları detaylı olarak değerlendirdik. Divan'da yer alan beyitleri açıklayarak uygun başlıklar altında örneklendirdik.
Ümmi Sinan Divanı'nda ayet ve hadis incelemesi
17. yüzyıl şairi olan Ümmî Sinân, mutasavvıf bir şairdir. Bundan dolayı divanında oldukça fazla âyet ve hadis kullanmıştır. Sık kullanılan âyetlerin başında "Lâ ilâhe illâ hû" gelmektedir. Şair, âyet ve hadislerle Allah'ın birliğine, kudretine, lütfuna delil sunarak şiirinin anlamını güçlendirmiştir. Âyet ve hadislerin kullanıldığı beyit ve dörtlüklerde şair sadece Kur'an'a ve Peygamber'e övgüde bulunmuş, onların vasıtasıyla kendi şiirini ve sanatınıda övmüştür, bu övgüye sadece birkaç beyitte rastlanmıştır. Âyetlerden alıntıladığı kelimelerle şiirine, sözüne etkili bir anlatım, doğru bir ifade ve derin bir mana katmıştır. Şair genel anlam itibarıyla beyitlerde geçen âyet ve hadisleri sözlerine delil olarak kullanmıştır.
Karahanlı, Harezm ve Kıpçak Türkçesi eserlerinden dinî terimler
Türkler miladi 7. yüzyıldan itibaren İslâmiyetle karşılaşmaya başlamış ve 11. yüzyılda büyük ölçüde İslâmiyeti benimsemişlerdir. İslâmiyetin Türkler arasında hızla yayılması bu dine ait birçok dinȋ terimin kullanımını da gerekli kılmıştır. Bu çalışmada İslâmiyetin kabul edildiği Karahanlılar döneminde yazılan İslamȋ Türk edebiyatının ilk eserlerinde ve daha sonraki tarihȋ Türk yazı dillerinden Harezm Türkçesi ve Kıpçak Türkçesiyle yazılan eserlerde kullanılan dinȋ terimler ve bu terimlerin anlamları, kökenleri, oranları ve ilk defa hangi eserlerde kullanılmaya başlandıkları araştırılmıştır. İslâmȋ Türk edebiyatının ilk eserlerinde yer alan Türkçe kökenli dinȋ terimlerin nasıl oluşturulduğu ve bu terimlerin sonraki dönemlerde yazılan eserlerde geçirdikleri anlam, yapı ve ses değişiklikleri incelenmiştir. Taranan eserlerde yer alan terimler kökenleri ve yapıları bakımından incelenerek oranları tespit edilmiş ve grafikler halinde gösterilmiştir. Bu eserlerde yer alan bütün dinȋ terimlerin sözlüğü oluşturulmuştur. Ayrıca terimler kavram alanlarına göre tasnif edilmiş ve yabancı dillerden Türkçeye giren bazı terimlerin bu eserlerde kullanılan ve zamanla terk edilen Türkçe karşılıkları verilmiştir. Yaygın kanaatin aksine İslami Türk edebiyatının ilk eserlerinde Türkçe kökenli dinȋ terimlerin daha fazla olduğu, sonraki dönemlerde bu sözcüklerin terk edildiği ve terim olarak yerleşemedikleri, bunların yerine daha çok Arapça karşılıklarının tercih edildikleri tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Karahanlı Türkçesi, Harezm Türkçesi, Kıpçak Türkçesi, Türkçede dini terimler, yabancı dillerin Türkçe üzerindeki etkisi, Türklerin müslümân olması, İslamȋ terimler
Kilisli Zihnî Dîvânı sözlüğü (Bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük)
19. yüzyılın İstanbul dışında yetişmiş en güçlü şairlerinden biri olarak anılan Zihnî, kayda değer şiirleri olmasına rağmen günümüzde yeteri kadar tanınmamaktadır. Zihnî, divân edebiyatının etkisini yavaş yavaş yitirmeye başladığı bir dönemde yaşamasına rağmen güçlü kalemiyle oldukça hacimli bir eser ortaya koymuştur. Konu olarak Zihnî Dîvânı'nı seçmemizin amacı, Zihnî'nin tanınmasına ve anlaşılmasına katkıda bulunmak ve şair hakkında yapılan çalışmaları bir ileri seviyeye götürerek şairin şiirlerindeki söz varlığını ortaya çıkarmaktır. Zihnî, şiirlerinde bazen 18. yüzyılda Nedim'le başlayan mahallileşme akımının etkisiyle günlük konuşma dilinden söylemlere yer verirken bazen de özellikle bağlı olduğu Nakşibendilik tarikatının da etkisiyle tasavvufî konulara yönelmiştir. Şair, şiirlerinde çok az atasözü kullanmasına rağmen deyimlere oldukça fazla yer vermiştir. Şairin çok fazla deyim kullanması dile olan hâkimiyetini göstermesi açısından son derece önemlidir. Zihnî'nin gerek atasözü ve deyimleri gerekse kullandığı âyet ve hadîsleri şiirlerine büyük bir itinayla anlamına uygun bir şekilde yerleştirdiğini, yaptığımız çalışma ile gördük. Kilisli Zihnî Dîvânı Sözlüğü'nün (Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlük) yalnız edebiyat çalışmaları için değil tarih araştırmaları açısından da önemli bir kaynak olacağı düşünülmektedir. Zira eser Kilis'in kültürel özelliklerine ve tarihine de ışık tutmaktadır. Yapılan bu çalışmalar, şairin bağlam dünyasını ve yetiştiği, eserlerini neşrettiği dönemin dil özelliklerini yansıtması bakımından büyük bir öneme sahip olduğu gibi klasik edebiyatımızın mana dünyasını aydınlatması adına da son derece faydalı olacaktır.
Diyarbakır halk hekimliği ve kültürümüzdeki yeri
Bir toplumu oluşturan temel unsurlar o toplumun değerleri, gelenek ve görenekleridir. Bu gelenek ve görenekler de halk edebiyatı bilim dalının en geniş alanını oluşturmaktadır. Bir toplumun yapısı da bu geleneklerde gizlidir. Geleneklere sahip çıkmanın bir sonucu olarak millî bir benlik yaratılmıştır. Millî benliğin sürekliliği için de elbette bütün değerlerin bir sonraki kuşağa aktarılması gereklidir. Hazırlanan çalışmada Diyarbakır yöresi, Diyarbakır yöresinde yer alan halk hekimliğine yönelik tedavi yöntemleri, bu tedavi yöntemlerinde kullanılan nesnelerin, bitkilerin edebiyatımızdaki motif açısından incelemeleri ele alınmıştır. Halk hekimliğinde faydalanılan bitkilerin tedaviye sağlayacağı katkıların modern tıp açısından da değer kazanabileceğine dair bilgiler sunulmuştur. Çalışmamızda; Diyarbakır halk hekimliğinin araştırılması ve motiflerinin incelenmesi, tedavi yöntemlerinin ve motiflerinin bilimdeki karşılıklarının incelenmesi ile halk hekimliği alanına hizmet etmek amaçlanmıştır.
Harput kaynaklı bir Cönk üzerine (İnceleme-metin)
Halk bilimi, tarihin derinliklerinden bu güne, kültüre ışık tutan bir bilim dalı olarak ortaya çıkmıştır. Bu görevini yerine getirirken de kullandığı en önemli materyallerin başında sözlü ve yazılı kaynaklar gelmektedir. Yazılı kaynakların başında da cönkler gelir. Cönkler ihtiva ettiği muazzam birikim ile dünden bugüne kültürel öğeleri taşıyan en önemli kaynaklardır. Bu anlamda cönkler bir yandan halk edebiyatına ışık tutarken bir yandan da yazıldığı dönemin dil özellikleri ve kültürel faaliyetlerinin belirlenmesine kaynaklık eder. Bunların yanı sıra meteorolojik olaylar, doğumlar ve ölümler gibi insan hayatını ilgilendiren ve yazıldığı dönemi aydınlatan bir ışık gibidir. Cönkler halk edebiyatı, âşık edebiyatı ve tekke-tasavvuf edebiyatı örnekleri gibi edebî örneklerin yanı sıra dua, hutbe, büyü, halk hekimliği, halk veterinerliği gibi birçok sosyo-kültürel öğeyi de içinde barındırmaktadır. Bundan yola çıkarak geçmişe ait edebî ve kültürel değerleri tanımak ve tanımlamak için cönkler iyi tahlil edilmelidir. Cönklerde halk edebiyatı ürünlerinin yanı sıra divân edebiyatı ürünleri de yer almaktadır. İnceleyeceğimiz cönkte halk edebiyatı ve halk bilimi örnekleri unsurları çok fazla yer almaktadır. Bu cönkün okunup ağız ve dil özelliklerinin çıkarılması hal edebiyatı açısından yararlı olacaktır. Halk edebiyatı için birer başvuru kaynağı diyebileceğimiz cönkler, Türk edebiyatının gelişim seyrini doğru bir şekilde tayin edebilmemiz için üzerinde çalışmaya değer eserlerdir. Harput' ta bir esnaf ve aynı zamanda antikacı olan bir kişiden elde edilen cönkü incelemeye çalıştık. Cönkü incelerken öncelikle Osmanlıcadan günümüz Türkçesine aktararak anlaşılabilir hale getirdik. Sonraki aşamada ise cönkteki şiirleri tasnif edip şekil ve muhteva yönüyle inceledik. Çalışmamızın birinci bölümünde cönk ve mecmua terimlerini açıkladık. Cönklerin özellikleri hakkında bilgi verdikten sonra cönklerin kültür ve tarihimizde cönklerin öneminden bahsettik. Ayrıca cönkteki şiirlerin çevirilerine yer vererek onları edebî türler bakımından tasnif ettik ve halk edebiyatı bakış açısıyla incelemeye çalıştık. Çalışmanın sonunda ise orijinal metinleri verdik.
Malatyalı Âşık Hanefi Ünver (Hayatı, sanatı ve şiirleri)
Âşıklık geleneği, kökü mazide olup atiye doğru uzanan bir sürecin olgusudur. İslamiyet'ten önce Şamanizm'e kadar dayanan bu gelenek, İslamiyet'ten sonra da bu dinin kabulüyle heteredoks bir yapıya bürünmüş ve tekke, cami ekseninde varlığını sürdürmeye devam etmiştir. XVI. yüzyıldan itibaren dinî ve tasavvufî bir söylemden uzaklaşan saz şairleri, bireysel deneyimlerinden ve toplumsal olaylardan hareketle daha realist şiirler söylemeye başlamışlardır. Kendilerine âşık adını veren bireysel ve toplumsal olayları şiirlerinde ele alan âşıklar, sanatkârlıklarının verilmesini de ilahi bir kaynağa bağlamışlardır. Sanatkârlıklarını ispat etmek ve adlarını duyurmak için taşradan merkeze seyahat esnasında konakladıkları her yerde sanatlarını icra eden bu âşıklar, hissi duyguların ifade edilmesinin yanı sıra kolektif anlatıların taşınmasına ve aktarılmasına da hizmet etmişlerdir. Bu yönüyle âşıklar, sözlü kültürün taşıyıcıları olarak kolektif belleğin bölgeden bölgeye, nesilden nesle aktarılmasında önemli rol oynamışlardır. Anadolu topraklarında âşıklık geleneğinin canlı olarak devam ettiği birkaç merkezden biri de Malatya'dır ve yörede yüzyıllar boyunca gelenek içinde birçok âşık yetişmiştir. Bu çalışmada da Malatya'da yetişmiş önemli âşıklardan biri olan, Âşık Hanefi Ünver'in hayatı ve sanatı hakkında bilgi verildikten sonra şiirleri; muhteva, üslup, dil ve edebî sanatlar açısından incelenerek Âşık Hanefi'nin, gelenek içindeki edebî yeri ve etki alanı tespit edilecektir. Anahtar Kelimeler: Âşık Hanefi Ünver, halk şiiri, âşıklık geleneği, âşık, kültür
Doğu grubu ağızlarında istem
Türkiye Türkçesinin ağızlarıyla ilgili yapılan çalışmalar derleme ve inceleme çalışmaları olmak üzere iki başlık altında ele alınabilir. İnceleme çalışmalarının ses bilgisi, şekil bilgisi ve söz varlığı üzerine yoğunlaştığı ancak söz dizimsel açıdan sınırlı kaldığı görülmektedir. Türkçede eylem-tamamlayıcı ilişkilerinin hangi prensiplere göre oluştuğu ve değiştiği ile ilgili çalışmaların ağız araştırmalarına uygulanması noktasında alanyazında görülen boşluk, bu tez çalışmasının çıkış noktasını oluşturmuştur. Bu bağlamda ağızlardaki söz dizimsel ilişkiler ve bu ilişkilerin ölçünlü dilden farklılıkları çalışmanın temel odak noktasıdır. Son yıllarda söz dizimi incelemelerinde kullanılan istem dil bilgisi yaklaşımı çalışmanın gerçekleştirilebilmesi için verimli bir yöntem sunmaktadır. İstem dil bilgisi yaklaşımı, yüklemin geliştiği eylemin, tümcede hangi unsurların bulunabileceğini ve bu unsurların hangi söz dizimsel ve anlam bilimsel özelliklere sahip olabileceğini belirlemesi olarak tanımlanabilecek olan istem kavramı üzerine yapılandırılmıştır. İstem dil bilgisi yaklaşımıyla, Doğu Grubu Ağızları'ndaki eylemlerin istem özelliklerinin tespit edilmesi, ölçünlü dilden farklı gelişen durumlarının ortaya konması ve bu farklılıkların nedenlerinin açıklanması bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda, Doğu Grubu Ağızları'ndaki dört alt grubu temsilen sırasıyla Van, Kars, Ardahan ve Elazığ ili ağızlarındaki derlemelerden oluşturulan 280.000 sözcüklük dil verileri incelenmiştir. Bunun sonucunda 380 eylemin istem dil bilgisi sözlüğü oluşturulmuş, bu eylemlerin anlam bilimsel ve söz dizimsel özellikler temelinde ölçünlü dilden ayrıldığı kullanımlar tespit edilmiş ve bu farklılıkların olası nedenleri üzerinde durulmuştur. Anahtar Sözcükler: Türkiye Türkçesi ağızları, Doğu Grubu Ağızları, istem dil bilgisi, eylem
Türkü kültüründe değişim süreci ve Musa Eroğlu
Temelde bir sözlü kültür ürünü olan türkü, doğası gereği dinamik bir yapıya sahiptir ve bu nedenle de geleneksel özelliklerini korumakla birlikte sürekli olarak değişime açıktır. Bu çerçevede türkünün edebî ve müzikal özelliklerinde olduğu kadar toplumun türkü algısında ve türküye yüklediği anlamda da değişim yaşanabilmektedir.Türkü Kültüründe Değişim Süreci ve Musa Eroğlu adını taşıyan bu araştırma, türkü kültüründe 1868'den itibaren meydana gelen değişimleri, evrelere ayırarak incelemeye ve bu değişim sürecinde türkü sanatçısı Musa Eroğlu'nun yerini belirlemeye çalışmaktadır. Çalışmada, türkü kültüründeki değişimin genel olarak 4 evrede gerçekleştiği ortaya konulmuştur. Bu evreler sırasıyla şöyledir: a. Hazırlık Evresi (1868-1922), b. Romantik-Politik Evre (1922-1952), c. Egzotik Evre (1952-1990), d. Popüler Evre (1990 Sonrası).Türkü kültüründeki değişim sürecinin Popüler Evre'sinde doğan ve aynı dönemde bağlama çalıp türkü söylemeye başlayan Musa Eroğlu, Egzotik Evre boyunca çalışmalarını sürdürür. Ancak onun türkü kültüründeki değişim açısından asıl önemi, yaptığı çalışmalarla, Egzotik Evre'nin sonlanmasında ve Popüler Evre'nin oluşup gelişmesinde öncü rolü üstlenmiş olmasıdır. Çalışmada, türkü kültüründeki değişim sürecinin evreleri ve özellikle son iki evrede önemli bir aktör olarak öne çıkan Musa Eroğlu'nun konumu ayrıntılı bir şekilde ele alınmaktadır.Anahtar Sözcükler1.Türkü2.Türkü Algısı3.Müzik4.Değişim5.Musa Eroğlu
Bir şiir mektebi olarak Yedigün mecmuası
Bu araştırmada, 1933-1950 yılları arası yayın hayatında bulunan Yedigün Mecmuası'ndaki, 1937-1950 yılları arası gerçekleştirilen şiir çalışmaları ele alınmıştır.Türk Edebiyatı tarihinde nadiren görülen bir edebi mektep vasfıyla gerçekleşen bu şiir çalışmaları, sanat ilkelerinden ve mecmuada önemli bir rol üstlenen Nihad Sâmi Banarlı'dan hareketle Milli Romantizm ekolü çerçevesinde değerlendirilmiştir.Bu maksatla dört bölüme ayırdığımız araştırmanın birinci bölümünde, önbilgiler mahiyetinde Yedigün Mecmuası, Nihad Sâmi Banarlı ve Milli Romantizm hakkında bilgiler verilmiştir.İkinci bölümde, mektebin temsil ettiği edebi hareketi sağlam bir zemine oturtmak maksadıyla, mecmuanın yayın hayatında bulunduğu dönemin Türk şiiri açısından genel görüntüsü ele alınmaya çalışılmıştır.Araştırmanın üçüncü bölümünde ise, tezimizin konusu olan ?Yedigün Şiir Mektebi?nin işleyişi ve şiir anlayışının teknik cepheleri, şair, şiir, dil, üslûp, muhteva, şekil, edebi sanatlar başlıkları altında incelenmiştir. Yine bu bölümde mektep kökenli neşriyat ve sanat organizasyonları olan ?Resimli Yedigün Şairleri Antolojisi? ve ?Şiir Sergisi? ele alınmış ardından mecmuada yer alan şair listesine yer verilmiştir.Dördüncü bölümde, mektebin şiir çalışmalarının neticeleri mahiyetinde, örnek olarak seçilen 20 sanatkârın mektep hayatları, mecmuada yayınlanan şiirleri ve mektep sonrası serüvenleri özellikle ?Milli Romantizm? ekolü çerçevesinde değerlendirmeye tâbi tutulmuş, seçme şairlerden Sedat Umran'la Yedigün Mecmuası ve Milli Romantizm üzerine yapılan röportaja yer verilmiştir.Araştırmanın son bölümünde ise, sonuç yazısına, kaynakçaya ve eklere yer verilmiştir.Anahtar Kelimeler:1.Yedigün Mecmuası2.Şiir mektebi3.Türk şiiri4.Gelenek5.Ekol6.Cumhuriyet Dönemi7.Milli Romantizm8.Nihad Sâmi Banarlı9.Yahya Kemal Beyatlı
Kazak Türk folklorunda epik anlatmalar (inceleme-metin)
XX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar yaylak kışlak hayatı yaşamış olan Kazakistan'daki Kazak Türkleri arasında, bu hayat tarzının da getirmiş olduğu şartlardan dolayı sözlü kültür ürünleri önemlerini ve zenginliklerini korumuşlardır. Bugün dahi sözlü geleneğin canlılığını koruduğu Kazak Türklerinin bu zengin sözlü kültür mirasları içerisinde en önemlilerinden birisi de hiç şüphesiz ?kahramanlık masalları?dır. Kahramanlık masalları tür olarak olağanüstü masalar ile kahramanlık destanları arasındaki bir türdür. Kahramanlık konusunu işlemekle beraber destanlar kadar halkın tamamını kapsamayan kahramanlık masalları, aile ve kabilenin korunması, kahramanlık göstererek evlenme ve kahramanın olağanüstü mahlûklarla mücadelesi gibi sınırlı bir konu genişliğine sahiptir. Altı bölümden oluşan ?Kazak Türk Folklorunda Epik Anlatmalar? adlı çalışmamızın birinci bölümünde Kazak Türklerinin masallarının incelenmesi ve tasnif edilmesiyle ilgili çalışmalara değinilmiştir. İkinci bölümde kahramanlık masalı kavramı ele alınmış, üçüncü bölümde ise incelenen metinlerin özetleri verilmiştir. Dördüncü bölümde temelde destan olmakla beraber masal şekli de olan destanlar ile temel de masal olmakla beraber sonradan belirli bir anlatıcı tarafından destan şeklinde icra edilen masallar üzerinde durulmuştur. Beşinci bölümde ise metinlerin epizot yapısı temel olmak üzere motifler ve tipler incelenmiş, altıncı bölümde ise metinlerin Kazak Türkçeleri ve Türkiye Türkçeleri verilmiştir. Çalışmamızın ülkemizde henüz incelenmemiş olan Türk Dünyasının ?kahramanlık masalları? ile ilgili çalışmalara bir başlangıç olmasını ümit ediyoruz.Anahtar Kelimeler:1. Kazak Türkleri.2. Destan.3. Masal.4. Arkaik Destan.5. Kahramanlık Masalı.
Bitlis'ten derlenen efsanelerin psiko-sosyal ve arketipsel tahlili
Mitik düşünceden kaynağını alan derin anlam dizgeleri sözlü kültür ürünlerinde kendisine yer bulur. İnsanoğlunun yaşamsal kodlarını barındıran bu ürünler, arkaik düşüncenin yaşama bakışını geleceğe taşır. Sözlü kültür ürünlerinden olan efsaneler, bilinmeyen karşısında insanın giriştiği kaynak/temel arama çabasının şekillendirdiği başat türlerdendir. Varlığını sağlam temeller üzerine kurmayı amaçlayan toplumlar geçmişin deneyimleriyle tutum ve davranışlarını şekillendirmeye çalışırlar. Efsaneler ise bu aşamada muhtevasında barındırdığı yaşamsal kodlar, felsefik yapı ve kültürel değerlerle geçmiş ile gelecek arasında köprü vazifesi üstlenir. Efsaneler yatay boyutta yatır ve türbe gibi doğal sağaltım merkezlerinin korunması, toplumun psikolojik olarak rahatlaması gibi eylemler dizgesine sahiptir. Dikey boyutta ise efsanelerin dinî, tarihî ve inançsal arka plan kültürünün yansımaları olduğu görülür. Bu yönüyle efsaneler tüm yönlere açılabilen anlamlar ağına sahiptir. Efsaneler kişisel bilinçaltının izlerini seyretmemizi sağlamakla birlikte kolektif bilinç dışının kodlarını arketipsel semboller aracılığıyla görüntü düzeyine ulaştırır. Bu bakımdan efsaneler bireyden topluma ve yerelden evrensele uzanan değerler sistemini barındırır. Efsanelerin görünür düzlemdeki yansımalarını insanoğlunun çevresiyle kurduğu ilişkinin pratik eylemler dizgesi olarak görmek mümkündür. Ancak efsanelerin sahip olduğu evrensel kodlar örtük anlam dizgelerinde saklıdır. Efsanelerin psiko-sosyal analizi, görünür düzlemin arka planında yatan sebeplerini; arketipsel yöntemle incelenmesi ise evrensel kodların açığa çıkartılmasını sağlar. Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Bitlis, geçiş yolları üzerinde bulunmasından dolayı tarihsel süreç içerisinde farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. Şehir, bu yapısından ötürü kültürel açıdan oldukça zengindir. Özellikle kaynağını mitik dönemden alan yöre efsaneleri, sözü edilen kültürel zenginliğin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Çalışmamızda toplumsal tecrübe gömüsü niteliğinde olan yöre efsaneleri saha çalışmaları neticesinde derlenerek kayıt altına alınmıştır. Böylelikle sözlü kültür geleneği içerisinde yok olup gitme tehlikesi altında olan Bitlis efsaneleri, kayıt altına alınarak ölümsüzleştirilmiş ve kültürel mirasa kazandırılmaya çalışılmıştır. Derlenen efsaneler; oluşum, dönüşüm, tabiat unsurları, hayvanlar, dinî, tarihî, yerleşim yerlerinin adları ve olağanüstü varlıklarla ilgili konularda olmak üzere sekiz ana başlık altında tasnif edilmiştir. Tasnife tabi tutulan efsaneler tek boyutlu değil, psiko-sosyal ve arketipsel olarak çok yönlü olarak tahlil edilerek toplumsal erişime sunulmaya çalışılmıştır. Çalışma kapsamında ele alınan Bitlis efsaneleri; "Ben", gölge, anima ve animus, iç benlik, persona, kahraman, asi, anne, yetim, gezgin, kurban, masum ve hilebaz arketipleri başlıkları altında çözümlenmiştir. Yörede anlatılan efsaneler, binlerce yıllık birikimin ürünü olan gelenek ve göreneği, halk inanışlarını ve değerleri kültürel bellekte yaşatır. Böylelikle efsaneler eğitimde ve toplumsal bilincin gelişmesinde doğal bir kaynak işlevi görür. Ayrıca Bitlis efsaneleri, medya ve reklamlar aracılığıyla tanıtılarak bölgenin kültürel turizmine de katkı sağlamaktadır. Bitlis efsanelerinin kültürel arka planında eski Türk inancının, Şamanizm'in ve İslâmiyet'e bağlı inanışların izlerini görmek mümkündür. Aynı zamanda efsane metinleri dikey boyutlu olarak incelendiğinde atalar kültü, ağaç kültü, hayvan kültü, dağ kültü, su kültü, taş kültü, ateş kültü, toprak kültü ve mağara kültüne bağlı mitik değerlerin yansımaları görülmektedir. Bitlis efsanelerinin özelde Türk kültürü ile olan ilişkisi, genel anlamda ise evrensel değer kodlarıyla olan bağları ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak çalışmamızın Bitlis'in kültür turizmi potansiyelini arttırabileceği, değerler eğitimi açısından pedagojik bir araç olarak kullanılabileceği ve genç kuşaklar tarafından millî ve manevi değerlerin benimsenmesine katkı sunabileceği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Bitlis, Efsane, Arketip, Psiko- Sosyal, Kültür, Kült
Türk folklorunda yılan
Mitolojilerden folklorik anlatılara günümüze kadar gelen yılan sembolü günlük hayatımızın her alanında karşımıza çıkmaktadır.Bu sebeple yılan motifine bağlı olarak oluşan folklor malzemesini toplamak, incelemek, varsa varyantlarını araştırmak ve sonuçlar ortaya koymak amacıyla esrarengiz bir güce sahip olan ve sonsuzluk, ölümsüzlük, yeniden canlanma, sağlık, korku vb. kavramlara ilişkin folklorik unsurların sembolü olan ?Yılan?ın ?Türk Folkloru?ndaki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca yılanın, Türk mitolojisindeki yeri ile dünya mitolojilerindeki yeri karşılaştırılmış, ortak ve farklı yönlerin tespiti hedeflenmiştir.Türk folklorunda yılanla ilgili pek çok ürüne rastlanmaktadır. Bunların bir kısmında yılan olumlu yönleriyle ele alınmış bir kısmında ise olumsuz yönleriyle ön plana çıkarılmıştır. Anonim eserlerde de yılan motifi hem nazım biçiminde hem de nesir biçiminde işlenmiştir. Yılan, destanlarda, memoratlarda, efsanelerde, masallarda, atasözlerinde, deyimlerde mânilerde, bilmecelerde, kargışlarda, ferdî eserlerde, menkıbelerde, halk inanışlarında yer almıştır. Yılanın bu ürünlerdeki yerinin tespiti amacıyla bu tür yazılı ve sözlü malzeme çalışma kapsamında taranmıştır. Bu malzemelerin taranırken yılan motifinin benzer ve farklı özellikleri fişleme yöntemiyle sistemli bir süzgeçten geçirilmeye çalışılmıştır.Yılan, Anadolu ve diğer Türk coğrafyalarında, bilinenin aksine yalnızca olumsuz yönleriyle ele alınmamış, zehrin yanında panzehri, ölümün yanında dirilişi, hastalığın yanında şifayı temsil eden motif özellikleriyle kullanılmıştır. Ayrıca büyü ve fal malzemesi olarak kullanılan yılan, ev iyesi şeklinde atalar kültüyle ilişkilendirilmiştir.Türk halk kültüründeki süsleme sanatlarında yılan motifi zaman içinde Çin ve İran etkisiyle ejderle de bütünleşmiştir.Anahtar Sözcükler:1. Folklor2. Yılan3. Ejderha4. Evren5. Mitoloji
Her yönüyle Aşık Sabit Müdâmî
Âşıklık geleneği, Türklerin tarihi ve edebi süreçleri dahilinde yüzyıllar öncesinden günümüze kadar sözlü ve yazılı kültür ortamlarında varlığını sürdürmüş ve bir gelenek halini almıştır. Âşıklar, geniş bir coğrafyada yüzyıllardır sazlarıyla, sözleriyle halkın duygularına tercüman olmuş, halkın çekinip anlatamadıklarını anlatmış, kimi zaman halkın önüne düşerek kanaat önderi olmuş, kimi zaman da halkın önde gelen kahramanları arasında yer almışlardır. İşte bu geleneğin 20. yüzyıldaki en önemli temsilcisi şüphesiz tezimizin konusu Usta Âşık Üzeyir Fakirî soyundan gelip bir çok aşığın yetişmesine, Türk kültürünün ve Âşıklık geleneğinin nesilden nesile aktarılmasında büyük emeği olan Âşık Müdâmî'dir. Tezimizin adı ?Her Yönü ile Âşık Sabit Müdâmî?dir. Bu çalışmada Müdâmî, bütün özellikleriyle değerlendirilmeye çalışılmıştır.Müdâmî, âşıklığının yanı sıra iyi bir halk hikâye müsannifi ve anlatıcısı, bir dua mecmuası kadar eser yazabilecek nitelikte bir din adamı, halkın dertlerine Lokman Hekim gibi derman bulan bir halk hekimi ve halkın zora düştüğü durumlarda danıştığı bir kanaat önderidir. Müdâmî, döneminin ve kendisinden sonraki dönemin eşine rastlayamayacağımız engin bilgi ve tecrübesiyle velüd bir âşığıdır. Bununla birlikte o, duyduklarını, düşündüklerini, anlattıklarını, atışmalarını defterler halinde tutarak bu devir âşıklarına örnek olmuştur. Kanaatimizce Müdâmî, 20.yy'ın ve bu yüzyılın Dede Korkut'utu mikyasında büyük bir âşıktır.Anahtar Kelimeler:1.Âşık Edebiyatı,2.Âşık Müdâmî,3.Halk Edebiyatı,4.Halk Hikâyeciliği,5.Halk Hekimliği,6.Posof.
Türkiye Türkçesi ağızlarında bitki ve hayvan isimleri
"Türkiye Türkçesi Ağızlarında Bitki ve Hayvan İsimleri" adlı tez çalışması bitki ve hayvan isimlerinin kavram alanını belirmek ve bu alandaki boşluğu doldurabilmek için hazırlanmıştır. "Türkiye Türkçesi Ağızlarında Bitki ve Hayvan İsimleri" adlı tezimizi hazırlamadaki ana gayemiz, Türk milletinin tabiata bakış tarzının ortaya konulması olmuştur. Böylece bu çalışmada, Türkçenin bitki ve hayvan isimleri alanındaki sözvarlığını bir arada derleme amaçlanmaktadır.Türkiye Türkleri, Anadolu'da hem geçimini sağlamak hem de yiyeceğini temin etmek için hayvan ve bitki yetiştiriciliği ile meşgul olmuşlardır. Bitkiler ve hayvanlar Türk kültüründe geniş bir etki alanı içerisinde yer almıştır. Bazı hayvanlar kutsallaştırılıp totem hâline getirilmiş, bazıları pek önemsenmemiş, bazılarından da sadece giyim kuşam yanında diğer doğal ihtiyaçlar amacıyla faydalanılmıştır. Bitkilerden de halk hekimliği yanında tıp ve eczacılık, kozmetik ve tekstil gibi birçok alanda fayda sağlanmıştır. Türkler'in çok eski devirlerde tarımla uğraşmaya başladıkları ve her türlü geçimlerini onlardan sağladıkları belirlenmiştir. Hayvanların etinden, sütünden ve süt ürünlerinden faydalandıkları gibi daha sonraki zamanlarda avcılıkla da ilgilenmeye başladıkları görülmüştür. Yarı göçebe bir hayat tarzı sürdüren Türkler, bitki ve hayvan isimlerini halk kültürünün ve felsefesinin özlü ifadeleri olan deyim ve atasözlerinde fazla sayıda kullanmışlardır. İsimleri verme ve kullanma bakımından da Türk milletinin hayat felsefesini bir yönüyle yansıtmak da diğer bir amacımız olmuştur. Bu sebeple Türkiye Türkçesinin ulaşılabilen bütün kaynakları taranmış ve farklı sonuçlar ortaya çıkmıştır. Hayvanlar; renkleri, yapıları, organları gibi fiziksel özellikleriyle beslenme ve üreme özelliklerine göre çeşitli isimler almıştır. Bitkiler; köküne, yetiştiği ortama, görünüşüne, rengine, uzunluğuna, kokusuna, kullanılışına, (insanlara ve organlarına, hayvan ve organlarına, eşyalara, diğer varlıklara) benzetme yoluyla çeşitli isimler almıştır. Adlandırmalara bakıldığında, Türkçenin kavramlaştırmada doğadaki nesnelere dayandığı ve somut bir anlatım dili kullandığı görülmektedir. Benzetmelere dayalı adlandırmalar yanında ad aktarmalarıyla ve deyim aktarmasıyla yapılan adlandırmalar da farklı özellikleriyle dikkat çekmektedir. Anadolu ağızlarında bunun yanında güzel adlandırma örnekleriyle benzetmeli, aktarmalı adlandırmaların tanığı olan, somut kavramlara da rastlanmıştır. Bir hayvana ya da bitkiye bir yörede başka bir isim verilirken başka bir yörede farklı bir isim verilmektedir. Bunun yanında aynı isim, yöreler arasında farklı anlamlara geldiği gibi farklı bitki ya da hayvan isimlerine verilmektedir.Türk dili ve edebiyatının yazılı ve sözlü malzemeleri incelendiğinde, Türkçenin bitki ve hayvan isimlerinin zengin ve çeşitli olduğu görülmektedir. Bitki ve hayvan isimleri, şahıs adlarında, halk hekimliğinde, yargı ve düşünce kalıplarında, gelenek görenek ile ilgili ifadelerde, inançlarda ve rüyalarda kendisini önemli derecede hissettirmektedir. Aynı zamanda kültür dilindeki kişileştirme, konuşturma, benzetme gibi söz sanatlarında ve destanlarda duygu ve düşüncelerin iletilmesi amacıyla da hayvan isimlerinden faydalanılmıştır. Türkler, bazı bitki ve hayvan adlarından bazılarını şahıs lakap ve unvanı ile yer adlarında kullanmışlar, bu adlandırmada yırtıcı kuşlar, pençeli hayvanlar ile evcil olanlardan özellikle erkek cinslerinin isimlerini gücü temsil ettiğinden dolayı tercih etmiştirler. Aynı zamanda kız çocuklarına da doğada bulunan güzel ve narin yapılı hayvan isimlerinin verildiği görülmüştür.Anahtar Sözcükler:1.Türkiye Türkçesi2.Anadolu Ağızları3.Bitki ve Hayvan Adları4.Dilbilim, Adbilim5.Sözcükbilim6.Adlandırma
Karayılan-zâde Mehmed Emîn Sabrî Dîvanı
Sabrî, 1767 yılında Mora?nın Anabolu Kazası?nda doğmuş ve yine aynı yerde 1816 yılından sonra vefat etmiştir. Küçük yaşta âmâ olmasına rağmen Mora?da devlet adamlarıyla yakın ilişkiler kurabilmiş, Mora?nın münevverlerinden bir şair şahsiyettir. Sabrî?nin Divançesi üzerinde yaptığımız çalışmamız iki ana bölümden oluşmuştur. Birinci bölüm, Sabrî?nin hayatı ve edebî kişiliği ile divançeninşekil ve muhteva özelliklerine ayrılmıştır. Hayatı hakkında çok az malumat vardır. Sabrî?nin hayatı ile ilgili bilgiler, bazı tezkirelerden, şiirlerinde ismi zikredilen, çağdaşı, tarihî şahsiyetlerden hareketle ortaya konmuştur. Edebî kişiliği ile ilgili değerlendirmeler de eserinden hareketle oluşturulmuştur. Çalışmamızın ikinci bölümü, divanın tenkidli metnini içerir. Üç nüshası bulunan divandaki manzumeler mürettep divan sırası gözetilerek sıralanmıştır. Ayrıca her nazım şekli kendi içinde numaralandırılmış olup nüsha farkları ve varak numaraları dip notta gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler:1. Karayılan-zâde Mehmed 2. Sabrî 3. Anabolu4. Klasik Divan Şairi5. Moralı Şair6. Divan
I. Ahmed Dönemi merkezî ve umumî kanunnâmelerin dili üzerine bir inceleme
Osmanlı döneminde toplumsal kurallara yönelik padişah hükümleriyle yapılan düzenlemeler kanunnâme olarak tanımlanmaktadır. Kanunnâmeler, Osmanlı hukuk sistemleri ve dil yapıları hakkında zengin bilgiler içeren önemli kaynaklardır. Türkçenin tarihsel gelişimini ortaya çıkarmak amacıyla yapılan çalışmalar edebi eserlerin incelenmesiyle sınırlı kalmıştır. Türk dilinin söz varlığının tarihsel süreçteki değişimini belirleyebilmek amacıyla edebī eserlerin yanı sıra diğer alanlarda da yazılan eserlerin incelenmesinin önemli olduğu düşüncesi, kanunnâme metinlerinin çalışmamıza konu edinilmesinde etkili olmuştur. Araştırmada I. Ahmet Döneminde kaleme alınan kanunnâmeler incelenerek yeniden okunup transkript edilmiştir. Bu dönemde kullanılan dilin sözcük varlığı, ses ve şekil özellikleri belirlenmiştir. Çalışma giriş, dil özelliklerinin incelenmesi, metin ve dizin bölümleri olmak üzere toplam dört bölümden oluşmaktadır. Yazım bölümünde ünlü ve ünsüz harflerin yazımına yer verilirken, ses bilgisi bölümünde ünlü uyumları, ses düşmeleri başlıklarına yer verilmiştir. Çalışmanın metin bölümünde Ahmet Akgündüz'ün 1996 yılında kaleme aldığı Osmanlı Kanunāmeleri adlı eserinde yaptığı çeviri kullanılmıştır. Dizin bölümünde ise metinde geçen sözcükler sıralanmıştır.
Kitabu Bulgatu'l-Muştak fì Lugati't-Türk we'l-Kıfçak üzerine dil incelemesi
Bu çalışmada, Arap harfleri ile yazılmış Kıpçak Türkçesine ait Kit?bu Bul?atu'l-Muşt?? fì Lu?ati't-Türk we'l-Kıfç?? adlı eser, Türkiye Türkçesine transkribe edilerek, dil bakımından karşılaştırmalı inceleme yapılmıştır. Çalışma Önsöz, Giriş, İnceleme, Kaynaklar ve Sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. BM'nin tıpkıbasımı da çalışmanın sonuna eklenmiştir.Çalışmanın ana bölümleri Giriş ve İnceleme bölümlerinden oluşmaktadır. 1. Giriş Bölümü: 1. Kıpçaklar ve Memluk-Kıpçak Türkçesi 2. Memluk-Kıpçak Döne-minde Yazılmış Sözlük ve Gramer Kitapları 3. Kit?bu Bul?atu'l-Muşt?? fì Lu?ati't-Türk we'l-Kıfç?? başlıklarından oluşmaktadır.Kıpçaklar ve Memluk-Kıpçak Türkçesi başlığı altında Memluk-Kıpçak Türk-çesi ile ilgili genel bilgi verilmiştir. Memluk-Kıpçak Döneminde Yazılmış Sözlük ve Gramer Kitapları başlığı altında Memluk-Kıpçak dönemine ait sözlük ve gramer ki-taplarından kısaca bahsedilirken bu kitaplar üzerine yapılmış çalışmalara da yer ve-rilmiştir. Kit?bu Bul?atu'l-Muşt?? fì Lu?ati't-Türk we'l-Kıfç?? başlığı altında ise, Kit?bu Bul?atu'l-Muşt?? fì Lu?ati't-Türk we'l-Kıfç?? hakkında, müellifi, yazıldığı yer ve dil, BM üzerine yapılan çalışmalar, BM'nin içeriği ele alınmış ve son olarak Kit?bu Bul?atu'l-Muşt?? fì Lu?ati't-Türk we'l-Kıfç?? İmlâ Özellikleri alt başlığı altında da BM'nin kelime, eklerin yazılışı, birleşik kelimelerin yazılışı ve imlâ hatalarına değinilmiştir 2. İnceleme bölümü: Kit?bu Bul?atu'l-Muşt?? fì Lu?ati't-Türk we'l-Kıfç?? Söz Varlığı ve Kit?bu Bul?atu'l-Muşt?? fì Lu?ati't-Türk we'l-Kıfç?? Üzerine Karşılaştırmalı İnceleme alt başlıklarından oluşmaktadır. Kit?bu Bul?atu'l-Muşt?? fì Lu?ati't-Türk we'l-Kıfç?? Söz Varlığı alt başlığı altında BM'nin Kelime yapımı, Kelime Türleri ve Alıntı Kelimeleri incelenmiştir. Kit?bu Bul?atu'l-Muşt?? fì Lu?ati't-Türk we'l-Kıfç?? Üzerine Karşılaştırmalı İnceleme alt başlığının altında eser, Türkiye Türkçesine aktarılmış ve harfleri Latin alfabesine transkribe edilmiştir. BM'nin madde başları Divanü Lûgati-Türk ve Codex Cumanicus'un yanı sıra Memluk-Kıpçak Türkçesine ait olan Kitâbü'l-İdrâk li Lisâni'l-Etrâk, Kitâb-ı Mecmû u Tercümân-ı Türkî ve Acemî ve Mugalî, Ettuhfet-üz-Zekiyye Fil-Lûgat-it-Türkiyye, El-Kavânînü'l-Külliyye li-Zabti'l-Lûgati't-Türkiyye, Ad-Durrat al-Mu?î'a fi-l-Lu?at at-Turkîyye ve Harezm sahasında yazılmış ibni Muhanna Sözlüğü adlı eserler ile karşılaştırmalı inceleme yapılmıştır.Sonuç bölümünde ise, Kit?bu Bul?atu'l-Muşt?? fì Lu?ati't-Türk we'l-Kıfç??'ı inceleyen bu çalışmada incelenen kaynakların ışığında ortaya konulan durum tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler:1.Kıpçak2.Memlük3.Lu?ati't-Türk4.Sözlük?
Dîvânu Lugâti't-Türk'e göre 11. yüzyıl Türk dili grameri
Çalışmamız 11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan, Türk dilinin ilk sözlüğü Dîvânu Lugâti't-Türk'e göre 11. yüzyıl Türk dilinin gramerini ortaya koymayı amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışmamız da belli bölümlere ayrılmıştır. Giriş bölümünde Kaşgarlı'nın eserinde izlediği yol ve eserinin yapısı açıklanmış ve bu yüzyılın Türk dünyası tanıtıldıktan sonra Kaşgarlı'ya göre Türk dilinin genel özellikleri sıralanmıştır. İkinci bölüm Türk dilinin sesleri üzerinedir. Türkçenin bu yüzyılda sahip olduğu sesler ve ses değişimleri açıklanmıştır. Kaşgarlı Mahmut'un izah ettiği Türkçe ve Arapçanın seslerinin karşılaştırılmasından hareketle Türkçenin ses varlığı, ses değerleri ile birlikte ortaya konmuştur. Yüzyılın lehçelerinin hem birbirlerine göre hem de kendi içlerindeki diyalektlerine göre değişen sesler örneklendirilip açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölüm Türk dilinin yapısal özelliklerinin açıklandığı bir bölümdür. Özellikle Arapça ile Türkçenin bükümlü ve eklemeli sözcük yapılarının ve sözcük türetme özelliklerinin farklılıklarına vurgu yapılmıştır. Genelde 11. yüzyıl Türk dilinin özelde 11. yüzyıl Türk lehçelerinin sahip oldukları morfolojik unsurlar listelenmiştir. Dördüncü bölümde Dîvân'daki cümle ve atasözlerinden hareketle Türk dilinin cümle düzeni açıklanmıştır. Sonrasında Kaşgarlı'nın kaydettiği ve 11. yüzyıl Türk dili konuşurlarının konuşma dillerinden derlediği atasözleri bir araya getirilmiştir. Sonuç bölümünde çalışmamızdan süzülmüş bilgiler verilmiştir. Çalışmamızda ortaya koyduğumuz her bilginin kaynağı Kaşgarlı Mahmut'un kendisi ve eseri olmuştur.
Türk dünyasında geçiş dönemi ritüelleri ve bu ritüellerde icraedilen türler
Türk Dünyasında geçiş dönemi ritüelleri ve bu ritüller esnasında yapılan uygulamaları araştırmış olduğumuz bu çalışmada ritüeller esnasında, orada bulunan ya da belirli soyal statüsü nedeniyle töreni yöneten kişiler tarafından icra edilen türlere de yer vermek amaçlanılmıştır. Kişinin içinde bulunduğu geçiş sürecini sağlıklı bir şekilde yönetebilmek, bireye ve cevresindeki insanlara zararının olmaması için ve sosyal statü değişikliğinin duyurulması gayesiyle bu tür ritüelere başvurulmaktadır. Tezinmizin "Giriş" bölümnde araştırma alanımız ve yapmış olduğumuz çalışmanın kavramsal çercevesi ile ilgili bilgilere yer verdik. Burada Türk dünyası, geçiş dönemi, ritüel ve tür kavramlarını açıklayarak nasıl bir yol izlediğimizi ve amacımızı belirttik. Yurt içi ve yurt dışında pek çok araştırmacı geçiş dönemi olarak insan hayatının üç evresi dile getirmektedir. Bu üç eşik veya basamak doğum, ölüm ve evlenmedir. Bunun dışındaki geçiş denemleri bu üç ana evreye bağlanarak tasnif edilmektedir. Çalışmamızda ifade ettiğimiz üç dönem dışında bir de hayatın diğer alanları ile ilgili geçiş ritüelleri adıyla bir bölüm açtık. Böylece hac ve askerlik etrafında gelişen ritüeleri tasnif etmiş olduk. Ayrıca bu bölümlerde icra edilen sözlü edebiyat ürünlerini belirterek kısaca örnekler verdik. Çalışmamız sonucunda Dünyada olduğu gibi Türk Dünyasında da geçiş dönemi ritüellerinin son derece önemli olduğunu ve toplum nezdinde de itbarı bulunduğunu bir kez daha tespit ettik. Bunula beraber bu ritüeller esnasında halk kültürünün ve sözlü edebiyat ürünlerinin büyük çoğunluğu yer almaktadır. Böylece sadece belirli bir dönemi değil Türk boylarının hayatı ve kültürü hakında önemli bilgilere buradan ulaşılabileceği kanaati hakim olmuştur. Ritüellerin, oluşum ve uygulanma sürecinde toplumun değer yargılarını ve hayata bakışını etkileyen din ve inaçların etkisi açıkça görülmektedir. Türk boyları kabul etmiş odukları dinin gerekleri ile eski inaçlarını birlikte yaşatma yolunu seçmişlerdir. Buna en güzel örnek Gagauz Türklerinin "kırklanma" ritüeli ile vaftiz ritüelini birleştirmeleridir. Genel olarak Türk dünyası'nın genelinde şekilsel olarak farklılıklar olsa da ritüelerin hepsi öz ve düşünce olarak aynı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: 1. Türk Dünyası 2. Geçiş Dönemi 3. Ritüel 4. Tür 5. Türk Kültürü
Naili Divanı Sözlüğü [bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük]
Bu çalışmada Nâilî Divanı'nın sözvarlığı ortaya konmuş, elde edilen verilerin değerlendirilmesine yönelik bir de üslûp incelemesine yer verilmiştir. Çalışmanın bağlamlı dizin bölümü, tanıkların alfabetik madde başlıkları altında toplanması ve Divan'daki kullanım sıklıklarının verilmesinden oluşmaktadır. İşlevsel sözlük olarak nitelenen bölüm ise, sözcüklerin kullanıldıkları bağlama göre kazandıkları anlamın tespitini ifade etmektedir. Sözcüğe o anlamın verilmesi esnasında başvurulan kaynaklar, kısaltma ile her maddede belirtilmiştir. Ayrıca çalışmanın işlevselliğini göstermek adına, elde edilen verilerin değerlendirildiği bir de üslûp incelemesine yer verilmiştir. Bu sayede, Nâilî şiirinin daha anlaşılabilir kılınması amaçlanmıştır.
Dede Korkut hikâyeleri'nin metin dil bilimsel yapısı
Bu çalışmada, sözlü gelenekte doğup gelişen ve 16. yüzyılda yazıya geçirilen Dede Korkut Hikâyeleri, metin dil bilimi ölçütlerine göre incelenmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde metnin tanımı yapılmış, metin dil biliminin görevleri açıklanmış ve metin çalışmalarının tarihi gelişimi hakkında bilgi verilmiştir. Bu bölümde ayrıca Dede Korkut Hikâyeleri üzerine genel değerlendirmeler yapılmıştır.İnceleme, metin olmanın en önemli ölçütleri olarak kabul edilen bağdaşıklık ve tutarlılık üzerine yapılmıştır. Bağdaşıklık bölümünde, metni meydana getiren cümleler arasında dil bilgisi ögeleri ile sağlanan ilişkilerden ?gönderim, değiştirim, eksilti, bağlama ögeleri, kelime bağdaşıklığı? incelenmiştir. Çalışmada öncelikle bu inceleme alanları hakkında teorik bilgiler verilmiş daha sonra bu bilgiler Dede Korkut Hikâyeleri'nden seçilen örnek cümleler üzerinde uygulanmıştır.Tutarlılık bölümünde ise metni meydana getiren anlam birimleri arasındaki mantık ilişkileri incelenmiş, hikâyelerdeki olayların metin içindeki düzenlenişleri ele alınmıştır. Hikâyelerdeki olay parçaları ayrı ayrı tespit edilerek numaralandırılmıştır. Daha sonra ise, her hikâyenin tutarlılık durumu hakkında genel değerlendirmelerde bulunulmuştur.İnceleme sonucunda, anonim bir metin olmasına rağmen Dede Korkut Hikâyeleri'nin günümüzdeki metin dil bilimi ölçütlerine uygun olduğu tespit edilmiştir.Anahtar Sözcükler1. Dede Korkut Hikâyeleri2. Metin Dil Bilimi3. Bağdaşıklık4. Tutarlılık5. Söylem Çözümlemesi