
94
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Yöresellik bağlamında Nuri İyem'in eserlerinde kültürel imgeler
Kültür toplumların karakteristik özelliklerini yansıtan farklı birçok göstergeyi kapsar. Bu göstergeler ait oldukları toplumun geleneklerini, yaşam biçimlerini, beslenme alışkanlıklarını, giyim tarzlarını, vb. birçok yönünü ortaya koyar. Sanatçılar için kültürel değerler ortaya koydukları sanat eserleri için önemlidir. Türk resim sanatı özelinde düşünüldüğünde, sanatçılar eserlerinde kültürel imgeleri yoğun olarak kullandıkları söylenebilir. Bilindiği üzere Türk resim sanatı biçim, teknik ve yöntem bakımından zamanla değişim yaşamıştır. Bu değişimin en önemli nedenleri arasında batı sanatının özelliklerinden etkilenmesi olduğu ifade edilebilir. Bu etki 20. yüzyılın başından itibaren yoğun şekilde üretilen eserlerde görülmektedir. Türk resim sanatında 1940'lı yıllar sanatçılar için yeni yönelimlerin etkili bir şekilde ortaya çıktığı yıllar olmuştur. Batı etkisiyle oluşturulan resim sanatına yeni bir anlayış ya da bakış açısı kazandırmaya çalışan sanatçıların toplumsal gerçekçi anlayışla kültürel imgeleri kullanarak oluşturdukları eserler Türk resim sanatı açısından önemli bir süreci başlatmıştır. Anadolu insanının yaşamı, yöresel motifler, dönemin sosyokültürel durumların toplum üzerindeki etkileri, vb. konularda eser üreten sanatçılar, Türk resim sanatını kültürel imgeler ile yeniden kurgulamışlardır. Bu süreçte Nuri İyem'in eserlerindeki kültürel imgeler dikkat çeker. Yöresel konuları eserlerinde işleyen sanatçı, kendine özgü sanat üslubuyla Anadolu insanının yaşamını toplumsal gerçekçi bağlamda ele almıştır. Bu araştırmada, Nuri İyem'in kültürel imgeleri yansıttığı eserleri incelenmiştir. İncelenen eserlerde kullanılan imgeler dönemin sosyokültürel yapısının algılanması açısından önemlidir.
İskandinav mitolojisi bağlamında Vikinglerin resim sanatına yansıması
İskandinav mitolojisi ve Viking mitolojisi, tarih boyunca insanların hayal güçlerini, inançlarını ve kültürel miraslarını yansıtan önemli bir rol oynamıştır. Bu mitolojik sistemler, kuzey Avrupa'nın tarihi ve kültürel dokusunu derinden etkilemiş ve birçok sanat eserine ilham kaynağı olmuştur. Bu tezde, İskandinav ve Viking mitolojisinin resim sanatına nasıl yansıdığına odaklanılmıştır. Bu çalışmada, resim sanatının İskandinav ve Viking mitolojisiyle olan ilişkisini incelemek için öncelikle bir dizi sanatçının eserleri ele alınmıştır. Marten Eskil Winge, Nils Blommer, Peter Nicolai Arbo, August Malmström gibi önemli sanatçıların eserleri, İskandinav mitolojisinin ve Viking efsanelerinin görsel bir temsili olarak incelenmiştir. Bu sanatçılar, mitolojik figürleri, kahramanları ve epik hikayeleri ustaca resmetmiş ve izleyiciye bu zengin kültürel mirası aktarmışlardır. Ayrıca, bu tezde runik yazıtların kullanımı ve Edda metinlerinin rolü de ele alınmıştır. Runik yazıtlar, Viking döneminde kullanılan karakteristik bir yazı sistemi olup, sanat eserlerinde sıkça görülen bir unsur olarak dikkat çekmiştir. Edda metinleri ise İskandinav mitolojisinin kaynakları olarak kabul edilen önemli eserlerdir ve sanatçılar tarafından da sıklıkla referans alınmıştır. Bu çalışmada, bu yazıtların ve metinlerin sanat eserlerindeki kullanımı incelenerek, mitolojik ve kültürel anlatıların nasıl görselleştirildiği incelenmiştir.
Sanat bağlamında 'kültür' ve 'endüstri' kavramlarının eklektik yapısı
Geçmişi insanlık tarihi kadar eski olan 'sanat' ve 'kültür' kavramları tarihsel süreçte farklı değerler ile etkileşime girerek potansiyellerini genişletmişlerdir. Bu kavramlar bağlamında yapılan araştırmalarda elde edilen kaynaklardaki ifadeler değerlendirildiğinde 'sanat' ve 'kültür' kavramlarını her yönü ile belirten bir tanıma ulaşılamamıştır. Her iki kavramında çok geniş bir yelpazeye sahip olması bu kavramların tanımlanmasını güçleştirdiği söylenebilir. Sanat; Tarih, Felsefe, Edebiyat, Sosyoloji, vb. birçok alanla bağlantılıdır. Kültür ise bütün bu alanları ve sanatı yapısına dâhil eder. Bu nedenle sanat oluşumu bakımından artık kendini kültürden soyutlayamaz bir yapıdadır. Kültür ve sanatın bu yapısını etkileyen birçok alan ve kavram vardır. Bunlardan bir tanesi teknolojik gelişmelerle hayatımıza giren 'endüstri' kavramıdır. Endüstrileşme süreciyle değişime uğrayan toplumsal yapı kültür ile endüstri kavramlarını kültür endüstrisi çatısı altında birleştirmiştir. Toplumların var oluş gerekçeleri ve yaşam stratejileri çok sayıda yapının birbiriyle olan uyumuyla ya da ilişkisiyle var olur. Toplumu oluşturan değerlerin tümü o toplumun kültürünü oluşturur. Bir toplumun ekonomik açıdan gelişmesinin, endüstri açısından ortaya konulan çabayla mümkün olduğu söylenebilir. Endüstrinin geliştiği yerlerde ise toplum/toplumların yaşam pratiklerinde önemli etkiye sahiptir. Günümüzde karşımıza çıkan kültürel süreçlerin (popüler kültür, tüketim kültürü, kitle kültürü, vb.) çoğunun temelinde endüstriyel değerler yer alır. 'Endüstri' kavramı bu gelişim sürecinde ortaya çıkan kavramlardan biridir. İnsanlar geliştikçe teknoloji ve bilimin getirisi olan endüstri, birçok noktada insan yaşamını kolaylaştırmış ve zaman kazandırmıştır. Fakat bu durum tüketim kültürünün oluşmasına sebep olmuştur. Arz-talep ilişkisi üzerine kurulu olan endüstriler zamanla daha kapital bir yapıya sahip olup, arzı olamayan ürünün reklamla talep edilmesini sağlamıştır. 'Kültür' ve 'endüstri' kavramlarının birbiriyle olan güçlü bağları özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısında karşımıza çıkan farklı sanat yapılarında görülür. "Sanat Bağlamında 'Kültür' ve 'Endüstri' Kavramlarının Eklektik Yapısı" başlıklı bu araştırmada farklı teknikler kullanılarak ortaya konulan sanat yapıtlarında kültür ve endüstri kavramlarının eklektik yapıları incelenmiştir. Kültürel ve endüstriyel süreçlerin ortaya çıkarttığı yaşam dinamiklerini eserlerine yansıtan sanatçıların ortaya koydukları sanat uygulamalarında sosyokültürel yapıların incelenmesi önemlidir. Yapılan eser incelemelerinde kültür ve endüstri kavramlarının eklektik yapısının çağdaş sanat formlarına yansıtıldığı görülmektedir. Aynı zamanda bu araştırmada, evrensel boyutta ortaya çıkan endüstriyel hareketliliğin kültürel değişkenlerle olan eklektik yapısının çağdaş sanat formlarındaki yansımaları incelenmiştir. Bu araştırma kapsamında incelenen farklı sanatçıların sanat eserlerinde kullandıkları imgeler kültür, sanat ve endüstri kavramları çerçevesinde ele alınmıştır. Bu incelemede elde edilen en önemli sonuçlar arasında; sanatçıların eserlerinde kullandıkları endüstriyel nesnelerin hem ait oldukları toplumlar açısından hem de evrensel bağlamda önemli çağrışımlar yaptıkları söylenebilir.
Çağdaş Türk resim sanatında portre-mekan ilişkisi
Sanat, çağlar boyu kendisine yer edinmiş, bir değişim ve gelişim içerisinde olmuştur. Haz duygusunun artması sanatçıların kendini ifade etme ve sanatı eğitime aktarma güdülerini harekete geçirmiştir. M.Ö. göçebe bir yaşam süren Türkler, gezdikleri, konakladıkları yerlerin kültürlerini sanat hayatlarına yansıtmıştır. Duvar resimleri ile başlayan sanat yaşantısı günümüze değin hayatını sürdürmüş ve bir gelişim içerisinde olmuştur. Sanatçıların yaşadıkları çağın, dönemin, toplumun ve toplumun sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik, savaş gibi konularından etkilenmişler ve eserlerine yansıtmışlardır. Türk Resim Sanatı, içerisinde birçok konuyu barındıran ve geniş bir skalaya sahip olan bir sanat anlayışına hâkim olmuştur. Portrenin ve mekânın eserlerde sıkça kullanılması iletilmek istenen ifadeyi güçlendirmiştir. Portre ve mekân geçmişten günümüze değin varlığını sürdürmüş ve farklı sanat anlayışlarında kendisine yer edinmiştir. Sanatçılar, portre ile yoğun duygularını dışa vurmuş ve bu duyguları mekân ile desteklemişlerdir. Her dönem olduğu gibi her sanatçı da farklı bir ifade dili kullanmıştır. Farklı üsluplar ile sunulmuş olsa da verilmek istenen duygular ortak değerler taşımıştır. "Çağdaş Türk Resim Sanatında Portre-Mekân İlişkisi" adlı tez çalışmasında Türk Resminin Sanayi-i Nefise Mektebi kurulmasından sonra Çağdaş Türk Resmine kadar olan süreç literatür taraması yapılmıştır. Elde edilen bulgular ışığında portre ve mekânın gelişimi aynı zamanda Çağdaş Türk Resim Sanatında portre-mekân ilişkisini eserlerinde barından sanatçılar ele alınmıştır. Çağın getirmiş olduğu etkiler, kültür yansımaları, sanatçının yaşantısı gibi konular bağlamında araştırılmıştır. Çağdaş Türk Resminde portre-mekân bağlamında eserler üreten sanatçıların çalışmaları incelenmiş ve portre-mekân ilişkisi ekseninde yorumlanmıştır. Analiz edilen eserlerin, sanat literatürüne katkı sağlamak açısından önemli bulunmuştur.
Çağdaş resim sanatında bir ifade biçimi olarak yalnızlık ve hüzün olgularının ele alınması
Yalnızlık ve hüzün olguları sanat içerisinde her zaman kendine yer bulmuştur. Sanatçılar, bu iki olguyu zaman zaman içerisinde bulundukları döneme göre değerlendirmiş, zaman zaman dönemin dışında kendi anlayışları ile ilişkilendirerek eserlerinde sergilemişlerdir. Bu noktada eserler sergilenirken birçok farklı duygu, anlam, düşünce vb. kavramlar, izleyici tarafından anlamlandırılmıştır. Sanatın en önemli olgularından ikisi olarak ele aldığımız yalnızlık ve hüzün olguları, geçmişten günümüze her dönemde kendini sanatsal eserler üzerinde göstermektedir. Sanatın bir ifade biçimi olarak resim, bu iki olguyu aktarmanın en önemli ve özel yollarından biri olmuştur. Hayatın bazen bir döneminde bazen ise uzun, hatta sürekli olarak yalnız ve hüzünlü hisseden insanoğlu, kendini resim sanatı ile ifade edebilmiştir. Bu durum göze alınarak diyebiliriz ki yalnızlık ve hüzün olguları, resim sanatının her döneminde, kendini bir ifade biçimi olarak göstermiştir. Geçmişten günümüze kadar kendini ifade eden bu iki olgu, süreç içerisinde belli bir ortak kültür, anlayış, duygu ve düşünce durumu meydana getirmiştir. Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan, farklı sanatçılar, kendilerini bu olgular üzerinden benzer veya ortak bir dille ifade etmiştirler. Ortak bir benlik oluşturan bu olgular sadece sanatçı üzerinde değil, izleyici üzerinde de bir anlayış formu oluşturmuştur. Gelişen ve değişen dünya şartları ve standartları ile bu anlayış biçimi, daha genel kitlelere yayılarak ilerlemiştir. Kitlelere ulaşan bu form, çağdaş dünyanın getirdiği standartlar ile birlikte farklı din, dil, mezhep, cinsiyet, millet, topluluklardan kişiler ile etkileşime girerek, daha farklı görüşleri, yalnızlık ve hüzün olgusu üzerinde ortak bir dilde birleştirmiştir. Çağdaş resim sanatının global bir anlatı ve anlayış biçimine sahip olması dolayısı ile yalnızlık ve hüzün olgularının, sanatçı ve izleyici üzerindeki durumunu gözlemlememizde önemli bir role sahip olmuştur. Bu çalışmada, çağdaş resim sanatında yalnızlık ve hüzün olgularının nasıl ele alındığına odaklanılmıştır. Bu olguların ele alınması sanatçıların, farklı plastik nesneleri, materyalleri, teknikleri, anlayış ve üslupları kullanarak kendilerini yaratıcı bir şekilde ifade etmelerini anlamamızı sağlamıştır. Bu çalışma içinde çağdaş resim sanatındaki yalnızlık ve hüzün olgularının, insanların yaşamlarında nasıl etkili olduğunu ve sanatın bu duyguları ifade etmek için nasıl bir araç olduğunu incelenmiştir. Bu tezin giriş bölümünde araştırmanın konu ve problem durumu, amacı, önemi, sınırlılığı, evren ve örneklemi ve yöntemi anlatılmıştır. Kavramsal çerçeve bölümünde Yalnızlık ve Hüzün olgularının tanımı ve açıklanması ele alınmış ve resim sanatı ile bağlantıları açıklanmıştır. Devamında 20. yüzyıldan günümüze kadar çağdaş sanat sürecinde Yalnızlık ve Hüzün olguları ele alınarak değerlendirilmiştir. Bulgular ve Yorumlar bölümünde Adam Riches, Anne Magill, Jörn Peter Budesheim, Katja Lang, Lesley Oldaker, Schalk van der Merwe, Seiichi Terazono, Simona Cheli, Stefan Zsaitsits ve William Stoehr'in eserleri incelenmiş ve eserlerdeki yalnızlık ve hüzün olguları ele alınarak değerlendirilmiştir. Bu sanatçılar eserlerinde yalnızlık ve hüzün olgularını birer ifade biçimi olarak barındırarak çağdaş resim sanatına bu bağlamda katkı sağlamışlardır. Uygulama çalışmaları bölümünde bu tez kapsamında yapılan yedi adet eser ele alınmış ve yalnızlık ve hüzün olguları bağlamında değerlendirmişlerdir.
Türkiye'de yükseköğretim düzeyinde sanat eğitimi uygulamalarında karşılaşılan sorunlar
Bu araştırmanın konusu, Türkiye'de 2023 yılı itibariyle yükseköğretim düzeyinde sanat eğitimi uygulamalarında karşılaşılan sorunları istatiksel verilerle tespit etmektir. Çalışmanın amacı, Türkiye'de yükseköğretim düzeyinde sanat eğitimi uygulamalarında karşılaşılan sorunları inceleyip tespit etmektir. Bu amaç doğrultusunda, yükseköğretim düzeyinde hizmet veren kurumların sanat eğitimi açısından karşılaştıkları sorunlar ele alınmaktadır. Sanat eğitiminde bireysel yaratıcılık vurgulanır ve her bireyin kişisel gelişimi ve düşünme biçimi beslenir ve yönlendirilir. Sanat eğitimi, eğitim ve öğretim hayatının hemen her kademesinde yer alır, ancak bu eğitim sırasında çeşitli sorunlarla karşılaşılır. Bu çalışmada veri toplamak için nicel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Belirlenen üniversitelerin sanat fakültelerindeki öğretim elemanlarının sanat eğitimi, bilgi ve tutumlarına yönelik beşli likert tipi derecelendirme ölçeği uygulanmıştır. Veriler, Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi, Kahramanmaraş Sütçü İman Üniversitesi ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nin sanat bölümlerindeki sanat eğitimcilerine web.2.0 aracı kullanılarak ve e-posta gönderilmesiyle toplanmıştır. Toplanan verilerin istatistiksel analizi için SPSS programı kullanılmıştır. Anket sonuçları, 'sanat eğitimi kurumları için fiziksel altyapı önemlidir', 'sanat eğitimi kurumları için insan kaynağı önemlidir', 'sanat eğitimi için politik ortam önemli değildir', 'sanat eğitimi için ulusal kültür önemli değildir', 'sanat eğitimi için evrensel kültür önemlidir', 'sanat eğitimi için karma eğitim modelleri gereklidir', 'sanat eğitimi için sosyal ve kültürel alanlar önemlidir' ve 'Sanatın ivme kazanması şu anda sanat eğitimcilerinin doğru eğitimi ile mümkündür' ifadelerinin katılımcıların çoğunluğu tarafından kabul edildiği görülmüştür. Öte yandan, 'kültürel ve sosyal altyapı olanakları sanat eğitimi için önemli değildir', 'görsel iletişim alanı sanat eğitiminin gelişimi için çok önemli değildir', 'sanat ve eğitim arasındaki ilişki toplumda sanatı olumlu ya da olumsuz etkileyebilir', 'müze ve galeri gibi kültürel alanlar , 'sanat eğitimcisi için çok gerekli değildir', 'sanat eğitiminde pedagojik dil önemlidir', 'din sanat eğitimini etkileyen bir faktördür' ve 'sanat eğitimcisi yetiştirmek için sadece atölye dersleri yeterlidir' ifadelerine katılmadıkları tespit edilmiştir.
20. yüzyılın ilk yarısında Türk resminde manzara ve Nazmi Ziya Güran
Bu araştırmada "20. Yüzyılın ilk yarısında Türk Resminde Manzara teması ile birlikte Nazmi Ziya Güran"ın üslubunu ve eserlerini incelemektedir. Araştırma; manzaranın Türk resminde tarihsel gelişim evreleri, çeşitli sanat grupları tarafından yorumlanması, Nazmi Ziya Güran'ın yaşamı, sanatı ve eserlerinin incelenmesi açısından önemlidir. Araştırma betimsel tarama modelinde desenlenmiştir. Geleneksel Türk manzara resmi minyatür sınırları içinde gelişme göstermiştir. Osmanlı Mühendishanesine resim dersinin eklenmesiyle minyatür resmi önemini yitirmiş, zaman içinde resim dersleri sayesinde gelişen manzara resmi Primitif ressamların daha sonra da asker ressamların tuvallerinde ele alınmıştır. Cumhuriyet'in kurulduğu yıllarda manzara resmi birçok sanat grubu tarafından işlenip yorumlanmıştır. Nazmi Ziya Güran, manzarayı bireysel eğilimle resimlerine konu edinmiştir. Sanat anlayışındaki üretkenlik, özgünlük ve seçtiği konulardaki kararlı tavır ile Türk resim sanatında yer edinen önemli manzara ressamlarından biri olmuştur. Nazmi Ziya, yaşadığı şehrin doğasını, kent ve sokaklarını, deniz ve çeşmelerini büyük bir kararlılıkla resmetmiştir. Günün değişen anlarının resimlerini yapan sanatçı ışığın, geçici hava tabakalarının ve güneşin peşine düşmüştür. Paletinden karanlık renkleri uzaklaştırarak kendine daha aydınlık tonlarda bir palet oluşturmuştur. Resimlerinde puantilist tekniği hakim kılmış, tuş tuş kullandığı renk parçacıklarını karıştırmadan kullanmıştır. Yaptığı tüm çalışmalarında doğayı salt bir güzellikle değil, kendi ruhundan ve özünden geçirerek resmetmiştir. Anahtar Kelimeler: Çallı Kuşağı, Nazmi Ziya Güran, Manzara, Minyatür, Türk Resmi
1950 sonrası Türk resim sanatında doku
Araştırmada 1950 sonrası Türk resim sanatında doku öğesi kuramsal bir çerçevede incelenmiştir. Ayrıca resimlerinde dokunun öğesini kullanmasıyla öne çıkan sanatçıların doku öğesine ilişkin görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Araştırmanın birinci bölümünde; doku'nun tanımı, dokuların ortak özellikleri, dokuların algılanması, dokuların oluşumları açıklanmış ve doku çeşitleri olarak; doğal doku, görsel (yapay) doku, güncel doku, optik doku ve dinamik dokulara yer verilmiştir. 1950 sonrasında Türk resim sanatına değinilmiş, Türk resim sanatında dokunun kullanımı, yeri ve öneminden bahsedilmiştir.Araştırmanın ikinci bölümünde, araştırmanın modeli, katılımcılar, veri toplama süreci, verilerin analizi ve yorumlanması yer almaktadır. Araştırma tarama modelinde desenlenmiştir.Araştırmada, amaçlı örnekleme yöntemi ile Türk resim sanatında, tuval resminde doku unsuru ile dikkat çeken altı sanatçı, örneklem olarak belirlenmiştir. Resimlerinde doku öğesine yer vermelerinden dolayı Devrim Erbil, Mehmet Güleryüz, Halil Akdeniz, Erkan Özdilek, Ahmet Yeşil ve Ünsal Kınıklı ile yapılan görüşmelere yer verilmiştir.Bu araştırmada, araştırmanın problemi doğrultusunda hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme soruları kullanılmıştır. Verilerin analizleri yapılırken, içerik analizinden yararlanılmıştır. İçerik analizinde temelde yapılan işlem, birbirine benzeyen verileri belirli kavramlar ve temalar çerçevesinde bir araya getirmek ve bunları okuyucuların anlayabileceği bir biçimde düzenleyerek yorumlamaktır. Araştırmada, tanımlanan bulgular araştırmacı tarafından açıklanmış, ilişkilendirilmiş ve yorumlanmıştır. Bulguların yorumlanmasında, katılımcıların görüşlerinden doğrudan alıntılar yapılmıştır.Araştırmanın üçüncü bölümünde, görüşme yapılan sanatçıların, dokunun önemine ilişkin görüşleri, 1950 sonrası Türk resim sanatında doku unsurunun tuval resminde değişimine ilişkin görüşleri, Avrupa resim sanatçılarıyla Türk resim sanatçılarının yapıtlarındaki doku farklılıklarına ilişkin görüşleri, sanatçıların kendi resimlerindeki doku ve kullandıkları malzemelere ilişkin görüşleri yer almaktadır.
Cumhuriyet sonrası Türk resim sanatında görülen peyzaj resimlerinin tasarım ilkelerine göre incelenmesi
Son yıllarda sanat alanında yapılan çalışmaların çoğunluğunda, sanat tasarım ilkelerinin önemi artmıştır. Günümüzde pek çok akademisyen, sanatta tasarım ilkelerinin ne ölçüde kullanıldığını gösteren araştırmalar ortaya koymaktadır. Öte yandan peyzaj resmi için bu alanda yapılan bir çalışmaya rastlanmamıştır.Tasarım ilkeleri doğanın bütününde var olan şablonların isimlendirilmesini kapsar. Şu halde tasarım ilkelerinin peyzaj resminde ne derecede kullanıldığı önem arz eden bir konudur. Bu nedenle bu araştırmada peyzaj resminde tasarım ilkelerinin varlığı incelenmiştir.Araştırmada peyzaj resminde tasarım ilkelerinin varlığı incelenirken iki konuya dikkat edilmiştir. Bunlardan birincisi, klasik üslupta üretilen peyzaj resimleri ile modern üslupta üretilen peyzaj resimlerinin kıyaslanmasıdır. Bu anlamda seçilen dört klasik, iki modern üslup takipçisi sanatçının eserleri tasarım ilkelerine göre incelenmiştir. İkincil olarak, peyzaj resminde genel anlamda bir değerlendirme yapılarak, sanat tasarım ilkelerinin kullanılmasının miktar, derece ve yönüne dikkat çekilmiştir.Eser analizlerinin sonucunda, klasik üslupta üretilen eserlerde doğanın sahip olduğu tasarım ilkelerine uygunluğun ön plana çıktığı görülmüştür. Öte yandan, modern üsluptaki eserlerde de, her ne kadar çeşitlilik ilkesine başvurularak klasik üsluptan kaçınma eğilimi olsa da, bu resimlerde de kendi içerisinde tasarım ilkelerinin bütününe de bir uygunluk olduğu görülmüştür. Modern üslupta en fazla görülen tasarım ilkesi ise çeşitlilik ilkesidir.
1950 sonrası sanat oluşumlar ve Türkiye'deki alternatif sanat mekânlarına dair sanatçı, eleştirmen ve galerici görüşleri
Bu araştırma ?1950 Sonrası Sanat Oluşumları ve Türkiye'deki Alternatif Sanat Mekânlarına Dair Sanatçı, Eleştirmen ve Galerici Görüşleri? konusunu içermektedir. Araştırmada sanatçıların, eleştirmenlerin ve galeri yöneticilerinin; 1950 sonrası Türkiye'de ortaya çıkan sanat etkinlikleri ve bu oluşumların yansımaları, katılımcıların güncel sanat oluşumları ve Türkiye'deki Alternatif Sanat Mekânlarına yaklaşımlarıyla ilgili görüşleri ele alınmıştır. Bu araştırmada 1950 sonrası sanat oluşumları, özellikle güncel sanat yaklaşımları ve Türkiye'deki alternatif sanat mekânlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma tarama modelinde desenlenmiştir. Araştırma bu modele dayalı nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşme tekniğiyle gerçekleştirilmiştir.Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, Türkiye'de alternatif sanat mekânlarının yeterli olmadığı, İstanbul için bu talep karşılanmış olmasına rağmen Türkiye'deki diğer illerde hala yetersiz olduğu anlaşılmıştır. Türkiye'de son yıllarda yeni sanatçıların yetişmesi, galerilerin çoğalması ve bienallerle hızlanan sanat aktivitelerinin gelişmesine karşın sanat yaklaşımlarının sergilendiği etkinliklere yeterli önem verilmediği belirlenmiştir. Katılımcılar güncel sanat sergilerinde mekân kullanımı konusuna bir kısıtlama getirilemeyeceğini, her yerde, her koşulda sergilerin açılabileceğini, Türkiye'de ki güncel sanat etkinliklerinin gelişmesi ve yeni sanatçıların yetişmesiyle ilginin arttığı, alternatif mekânların yeterli olup olmamasından ziyade bu mekânlarda sergilenen işlerin niteliğinin önemli olduğu ve gelecekte; sanatta, sanatçı-alıcı buluşmasındaki rolü galeriler, fuarlar ve bienallerin üstleneceği sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Güncel Sanat, Alternatif Mekânlar, 1950 Sonrası Sanat Oluşumları.
Toplumsal gerçekliğin Türk resim sanatına etkisi
19. yüzyılda Batı'da başlayan sanayileşme, kentleşme ve 20. yüzyılda politikleşen toplumsal yapıyla sanatın içinde toplumsal gerçekçilik bir anlatım biçimi olarak kendini göstermiştir. Avrupa, Rusya ve Meksika'daki toplumsal değişimlerle beraber, sanatçılar tarafından toplumsal gerçekçilik oluşumu içinde yeni bir boyut kazanmıştır.Bu araştırmada Batıda gelişen ?Toplumsal Gerçekçilik? akımının Türk Resim Sanatı'nı ve sanatçısını nasıl etkilediğini; bu etkileşimin eserlerine nasıl yansıdığı kuramsal bir çerçevede incelenmesi amaçlanmıştır.Bu araştırma toplumsal gerçekçiliğin Türkiye'de özellikle 1950-2010 yılları arasında ortaya çıkan sanat oluşumlarının yanında sanatçıların toplumsal gerçekçilik kavramına yaklaşımlarını, tutumlarını ve eserlerindeki yansımaları görmek açısından önemlidir. Bu araştırma, toplumsal gerçekçilik bağlamında 1950 ve sonrası eser üreten Türk resim sanatçıları ve eserleriyle sınırlıdır. Araştırma tarama modelinde desenlenmiştir. Araştırmada sonuç olarak; Türkiye'de toplumun ezilen kesimine dönük resimler yanında batılılaşma ve modernleşme olgusuna paralel olarak saniyeleşme, iş ve işçi sorunu, göç sorununun resimlere konu olduğu görülmüştür. 1960 ve 1980'lerde yaşanan askeri müdahaleler sonrası gerçekleşen kısıtlamalar edebiyatta olduğu gibi resim alanında da özgürlük, tutuklama, işkence gibi konular olarak dikkat çekmektedir. 1980 sonrası tüketim olgusuyla, yalnızlaşan, korkan, saldırganlaşan insanların konu edildiği resimler yanında güncel sanat yaklaşımlarında da sanatçıların toplumsal sorunları eleştirel bir dille yansıttıkları görülmektedir.Anahtar Kelimeler: Toplumsal Gerçekçilik, Nuri İyem, Neşe Erdok, , Gürkan Coşkun, Cihat Burak, Hakan Gürsoytrak.
Modern sonrası sanat yaklaşımları ve Türk resmine etkisi
Bu araştırma, ?Modern Sonrası Sanat Yaklaşımları ve Türk Resmine Etkisi? konusunu içermektedir. Araştırmanın amacı, modern sonrası olarak ifade edilen postmodern süreçte oluşan sanat yaklaşımlarının Türk resmi üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Bu dönemde yeni sanat yaklaşımları konu, teknik ve uygulamalar açısından ele alınmıştır. Batı?da 1960 sonrasında meydana gelen sanat yaklaşımlarının Türkiye sanat ortamına etkileri, tuval resmi yanında diğer güncel yaklaşımlara yönelen sanatçılar ve yapıtları, kuramsal çerçevede incelenmiştir. 1980 sonrası Türkiye?de meydana gelen sosyo-ekonomik, teknolojik, siyasal değişimler ve bunlardan yola çıkarak sanat ortamını belirleyen etkenler ele alınmıştır. Araştırma geleneksel tuval resmi ve klasik heykel anlayışından uzaklaşarak günümüzde yerleştirme ve Kavramsal Sanat yaklaşımlarını ele alan sanatçılara yer verilmesi bakımından önemlidir. Tarama modelinde desenlenen bu araştırmanın sınırlılıkları modern, postmodern kavramlarının irdelenmesi ve bu kavramların Batı?da ortaya çıkması sonucu Türkiye?de oluşan yansımaları üzerinedir. Araştırma Türkiye?de 1980 sonrası dönemde dikkat çeken, tuval resmi yanında diğer güncel yaklaşımlara yer veren sanatçılar ile sınırlıdır.Sonuç olarak; Türkiye?de 1980 sonrası dönemde tuval resmi sorgulanarak, izleyiciye yeni malzemelerle farklı yaklaşımlar sunulmuştur. Minimalizm, Kavramsal Sanat, enstalasyon, fotoğraf, video, happening ve Performans Sanat yapan sanatçılar uluslararası sergiler ve bienallerde yerlerini almışlardır. Sanatçılar artık nesnel bir biçimde sanat nesnesini tek başına sergilemek yerine, sanatı geleneksel çizgisinin dışına çıkarmışlardır. Bu sanatçılar sadece resim ve heykele alternatif yaklaşımlar sunmakla kalmayıp aynı zamanda sanatın tanımını da genişletmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Modernizm, Postmodernizm, Modern Sonrası Sanat Yaklaşımları
20. yüzyıl Avrupa resim sanatında dinsel simgeler
ÖZET 20. YÜZYIL AVRUPA RESİM SANATINDA DİNSEL SİMGELER ELMAS, Ali Osman Yüksek Lisans Tezi, Resim Ana Bilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Lale ALTINKURT Temmuz, 2014, 139 Sayfa Bilinen en eski mağara resimlerinin anlamları, gizemini korusa da dinsel ve büyüsel amaçlarla yapıldıkları tahmin edilmektedir. Doğanın gücü karşısında insanlar kendilerini koruyabilmek, avını yakalayabilmek, ayakta kalabilmek için çeşitli ritüeller geliştirmişlerdir. Avcı ve toplayıcı kültürün ilk resimlerinin, bir ritüelin parçası olarak, verimlilik sembolleri olarak gerçekleştirilmiş olduğu söylenebilir. Çok tanrılı inanış, insanın doğayı anlamlandırmasında önemli bir rol oynamaktadır. Toplumsal düzenin sağlanmasına katkı sağlayacak dinsel kurumlar, toplumlar üzerinde büyük bir güce de sahip olmuşlardır. Bu kurallar ve ritüeller bütünü, bazen savaşların nedeni olmuştur. Dinler çeşitli kuralları, ritüelleri, merasimleri, sembolleri ile toplumlar tarafından benimsenmişlerdir. Toplumun bireyi olan sanatçı da yaşadığı çağının dinsel kurumlarından, kurallarından etkilenmiştir. Sanat Avrupa'da belirli dönemlerde dinsel kurumlar tarafından desteklenmiştir. Bu etkileşim sırasında diğer sanat alanları gibi resim de yeri geldiğinde daha şematik sadeleştirilmiş bir dile dönüşürken, bazen konu, teknik ve plastik dilin kullanılışı açısından abartıya varan, dinsel konulara, sembollere yer verilen bir nevi araca dönüşmüştür. Bu araştırma; endüstrileşme, modernleşme sürecinde Avrupa sanatında resimlerinde dinsel simgelere yer veren sanatçılar ve yapıtlarını ele almaya çalışmıştır. Araştırmada toplumların inanış sistemlerine kısaca değinilerek, simgenin tanımına, tarihsel sürecine ve sembolizm akımına değinilmiştir. Endüstrileşme süreci, bilimsel ve teknolojik yeniliklerin etkisi ile toplumsal yaşam, düşünsel yapının ortaya koydukları, bu durumda sanatçıların ortaya çıkan akımlar içinde dinsel sembolleri ele alışları incelenmeye çalışılmıştır. Modernleşme sürecinde resim, ortaya çıkan kalıplaşmış, klişeleşmiş düşüncelere ve akademikleşmiş anlayışa karşı bir tavır sergilemiştir. Fakat çağın sancılı ortamını soluyan sanatçıların yaşadıkları dünyayı anlamlandırmasında, klişeleşmiş olsa da dinsel simgelere yer verdikleri görülmüştür. Bu bazen Dinsel tavra karşı bir eleştiri taşırken, bazen de geçmişe gönderme yapmak için, en anlaşılır şekil olması yönüyle dikkat çekmektedir. Ayrıca Chagall ve Nolde gibi sanatçıların resimlerinde ana tema içerisinde dinsel sembollerin şiirsel bir dil içerisinde yer verdikleri görülmektedir. Resimler içinde geçen dinsel semboller mesaj vermeyi amaçlamaktan ziyade sanatçıların geçmiş yaşamları, düşlemleri içerisinde kültürünün bir parçası olarak yaralan unsurlar olarak göze çarpmaktadır. Anahtar Kelimeler: Simge, Dinsel Resim
1980-1995 yılları arasındaki postmodern resimde figürün yeri
Bu araştırmada, 1980'li yıllara değin postmodern resmin oluşumuna zemin hazırlayan ekonomik, siyasi, toplumsal ve kültürel nedenler bir bütün halinde ele alınarak 1980-1995 yılları arasındaki postmodern resim sanatına etkileri sanatsal ve kuramsal bir çerçevede incelenmeye çalışılmıştır. Postmodernizm, kurumsallaşmış sanata yönelik, onun amacını yadsımayı amaçlayan bir saldırı olarak görülmektedir. O, geniş anlamdaki sanat fikrine, sanat eserinin müze ve galeriler ile sınırlanamayacağı fikrine sahiptir. Postmodernizm anlayışı, sanat ve gündelik hayat arasındaki ayrımın belirsizleşmesini gerektirir. Bu durum ise, "sanat her yerde" düşüncesini beraberinde getirmiştir. Sonuç olarak Postmodernizm, insanlığı büyük bir açmazın içine sokmuş olan modern kültürün eleştirisi gibi görünse de, aslında, modern çağın neden olduğu manevi boşluk ve çöküntünün üzerinde yükselmiş bir sanat akımıdır. Postmodern Resimde figür ise geleneksel olanı çağdaş yaşamla birleştiren bu düşünce içerisinde insan, klasik döneme göre merkezde değildir. İnsanın teknolojik uygarlık içindeki yeri, farklı anlamların yüklendiği nesnelerin de yer aldığı bir konuma sahiptir. Modern sanatın özgünlüğüne karşı, geleneksel olanı çağdaş yaşama taşıyan, yinelemeye dayalı eklektik düşünceye dayanan postmodernizm, rastlantısallığa önem vermiştir. Klasik dönemin figür anlayışından, yani ideal oran, anıtsallık vb. gibi özellikleri dikkate almayarak kendine özgü farklı bir yaklaşımı benimsemiştir. Modern sanatı sorgulayan bu yaklaşım kitsch, pastiche ve ironiyi de beraberinde getirmiştir. Bu durum Batı Resim Sanatında olduğu gibi Türk Resim Sanatında da görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Postmodern, Postmodern Resim, Figür, Postmodern Resimde Figür.
Savaş ve göç olgusunun sanatta yansımaları
İkinci Dünya Savaşından sonra Ortadoğu'da yaşanan savaşlar büyük toplumsal göçlere neden oldu. Bu savaşların beraberinde yaşanan göçlerin sanat alanına yansımaları bu tezin konusu olarak belirlenmiş ve incelenmiştir. Ancak bu konuya açıklık getirebilmek için öncelikle "savaş-sanat-göç" bağlamında savaşın insanlık tarihindeki yerine bakılmıştır. İncelenen dönemde savaş sebebiyle oluşan göçü sanat eserlerinde işleyen sanatçıların kullandıkları kavramlar ve imgeler, önem arz etmektedir. Bu kavramlar ve imgeler: göç eden insanlar, yuva, yaşam yerini terk etme, yeni yaşam alanı, taşınma, yürüme, göç yolu, sınırlar, sınır kapıları, mülteci olma hali, hatırlama, ayrılma, terk edilmiş insanlar, yıkılan evler olarak belirlendi. Belirlenen bu çerçevede göçün, sanatta kendine bulduğu yer ile sanatçıların yapıtlarında göç olgusunu nasıl işledikleri incelenmiştir. İncelenen sanatçı ve sanat eserleri tez konusuna göre seçilmiştir. Sanat tarihine yaklaşım da yine bu bağlamda gerçekleşmiştir. Bu temelde tezde araştırma yöntemi olarak literatür taraması ve niteliksel araştırma metotları benimsenmiştir. Literatür taraması konusunda sosyal bilimler ve siyasal bilimlerle ilişkili okumalar yapılmıştır. Sonuç olarak, bu tezde ele alınan konu küreselleşen dünyada sanatçılar için önemli bir konu olarak sunulmuştur. Göçü yaşayan sanatçıların bu konudaki sanatsal aktarımlarının kendi öznel yaşamlarından hareketle eserlerinde evrensel bir dil oluşturdukları ortaya çıkmaktadır. Farklı yerlerde ve farklı tarihlerde göçlerle ilgili ortaya çıkan sanat eserleri, göçün olgusal benzerlikleri nedeniyle günümüz sanatçıları tarafından yeniden yorumlanarak üretildikleri saptanmıştır. Bu konuda üretilen eserlerde renkli boya tekniklerinin yanında her türlü "güncel sanat teknikleri" kullanılmıştır. Alanla ilgili yaptığım araştırmalar neticesinde eserler üreterek sanat alanına katkıda bulundum. Yaptığım çalışmalarda incelediğim sanatçıların etkileri de görülmüştür. Bilinen insanlık tarihine bakıldığında tekrar eden göç olgusunun güncel sanat çalışmalarıyla sanat alanında günden güne daha fazla yer aldığı ve evrensel anlamda bir farkındalık yarattığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Sanat, Etki, Savaş, Göç, Güncel Sanat
İnsanmerkezcilik ekseninde çağdaş sanatta hayvan bedeni
Bu tez, hayvan bedeninin sanatsal üretim biçimlerinde "nesne" haline gelmesini ve insanmerkezcilik üzerinden değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Hazır nesnenin sanata girmesiyle birlikte, yeni imge üretmeden var olanın kullanımı ve hayvan bedenlerinin canlı olarak sanatta yer almasının neden olduğu fiziksel ve duygusal şiddeti ele almaktadır. Bu kapsamda birinci bölüm insanmerkezcilik üzerine odaklanmıştır. İkinci bölüm insanın kendisini merkezi konuma koyduğu Rönesans ideolojisi ile başlamış ve sanatsal üretimler üzerinden hayvan bedeninin metafor, gösteri nesnesi, deneysel yöntemler ve imge olarak kullanılmasıyla devam etmiştir. Çağdaş sanatta hayvan bedeninin insanmerkezci bakış ile sergilenmesi ile hayvan bedenine olan tahakkümün izlerini aramıştır. Sanat yapıtları üzerinden hayvan haklarını düşünmeyi denemiştir. Tüm bu teorik ve uygulama süreci kişisel uygulamalar için zemin oluşturmuş ve kişisel çalışmalar bu çerçevede oluşmuştur. Hayvan bedeninin varlığı ve yokluğu ile oluşan uygulamalar insan ve hayvan arasındaki mesafeyi görünür kılmaya çalışmıştır. Araştırma süreci hayvan bedeni ve mahremiyeti hakkında 20. yüzyıldan günümüze hayvan bedeninin kullanımı üzerinden kişisel çalışmaları anlamlandırma ve şekillendirmede yol gösterici olmuştur. Tez süresince basılı ve elektronik kaynaklardan yararlanılmış, felsefe, sosyoloji gibi farklı alanlarda incelemeler yapılmış, sanatçı siteleri, söyleşileri ve sanat yazıları incelenmiştir.
Çağdaş sanat nesnesi olarak ağaç
İnsanlık tarihi boyunca doğa, sanatçılara üretim süreçlerinde ilham kaynağı olmuştur. Sanatçılar doğa üzerine düşünmüş ve onu eserlerinde kimi zaman gerçekçi, kimi zaman da soyutlama ağırlıklı ele almışlardır. Doğa ve doğada yer alan nesneleri sanatta konu edinirken sanatçılar, yaşadıkları dönemin, toplumsal, ekonomik, politik, çevresel tüm dinamikleri ile ilgilenmişlerdir. Bu dinamiklerin ışığında doğadan bir kesit olarak ele alınan ağaç kavramı da, sanat tarihinde geçmişten günümüze işlenmekte olan bir konudur. Sanatçılar içinde yaşadıkları dönemin üslup özellikleri, dünya görüşü, doğaya bakışı üzerinden ağaç kavramını ele almışlardır. Bu araştırma geçmişten günümüze resim sanatında ve günümüz sanat pratiklerinde ağacı ele alan öncü sanatçılar üzerine kurulmuştur. Araştırma ağaç temasını, mitolojiden çağdaş sanata kronolojik bir sıra ile ele alarak, resim sanatında ağaç konusunu eserler üzerinden ele alma amacını taşımaktadır. Çağdaş sanat nesnesi olarak ağacın kültürel açıdan yeri ve önemi incelenecektir. Bu bağlamda tezde modernizmden önce ağaç kavramına değinerek günümüz sanatında ağacın temsil ettiği anlamlar açıklanarak, kavramsal olarak ağacın sanattaki yeri ve işlevi açıklanacaktır. Günümüz sanatında bir anlatım dili olarak ağaç olgusu, kavramsal ve kültürel açıdan açıklanarak genel bir değerlendirme ile bir sonuca bağlanacaktır. Oldukça geniş bir tema olmakla birlikte ağaç kavramı, Batı Sanat Tarihi'nde iz bırakmış sanatçıların eserlerinden örnekler ile sınırlandırılmıştır. Bu kapsamda tezin giriş bölümünde somut bir varlık olarak ağaç kavramı, geçmişten bugüne sanatın ve kültürlerin en önemli simgesel unsuru olarak açıklanmıştır. Ağaç kavramı kültürel olarak değişik anlamları bünyesinde barındırmaktadır. Ağaca yüklenen kültürel anlamlar kategorize edildiğinde, "dilek ağacı", "kozmik ağaç", "yaşam ağacı", "kutsal ağaç" gibi sınıflandırmalar ortaya çıkmaktadır. Toplumların kültürel unsurlarına bağlı olarak ağaç kavramına yükledikleri anlamlar farklılaşmaktadır. Giriş bölümünde ağacın mitolojiden modernizme kadar sanat tarihinde kavram olarak ele alınışı hakkında bilgi verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde doğadan bir kesit olarak ağaç kavramı ele alınmaktadır. Günümüz sanat anlayışında toplumların farklı kültürel yapılarına bağlı olarak sanata yükledikleri anlamlar değişmektedir. Bu değişimi de belirleyenler arasında mitoloji ve sanat tarihi önemli bir noktadadır. Mısır ve Uzak Doğu toplumlarında sanatsal yaratının nesnesi olan doğa ve doğanın bir parçası olan ağaç; ölümsüzlüğün, varoluşun simgesel yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Konfüçyüs, Tao, Zen Budacılığı doğada yaşanan olayları gözlemleyerek doğanın düzenini merak etmişlerdir. Bütün bu kültürel çeşitliliklere ve farklılıklar ışığında bu bölümde mitoloji ve ağaç teması işlenmiştir. Tezin üçüncü bölümünde kültürel bir gösterge olarak ağaç kavramı ele alınmıştır. Ağaç kavramı da sanatta kendisine yüklenen anlamlar dahilinde, kimi zaman doğanın bir kesiti kimi zaman metaforik anlamlar yüklenerek sanatta yer almıştır. Doğadaki tüm elemanlar bir bütünlük ve entropi yasasına göre var olurlar. Sanatçının doğayı ele alışı da gerek malzeme gerek ise kavram boyutunda sonsuz bir çeşitliliğe sahip olabilir. Doğayı gözlemleyen bazı sanatçılar doğal dengenin, süreklilik ve bütünlük içinde var olan yapısını, ağaca indirgeyerek ifade etmeye çalışmışlardır. Tezin dördüncü bölümünde Batı Sanat Tarihi'nden bir kesit olarak ağaç konusu ele alınmıştır. Erken Rönesans Dönemi'nden modernizme kadar olan süreçte, dönem sanat özellikleri bağlamında ağacı ele alan örnek sanatçı eserlerine yer verilmiştir. Tezin beşinci bölümünü çağdaş sanatta bir anlatım dili olarak ağaç kavramı oluşturur. İlk olarak1960 sonrası sanatta yaşanılan değişimler açıklanmıştır. Müze ve galeri gibi sanat eserlerinin izleyici ile buluştuğu alanlara "alternatif bir mekan olarak doğa" konusu açıklanmıştır. Ağacın temsil problemi ve salt kendisinin sanat eserine dönüşme süreci, örnek eserler üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Bu eserler ile biçimsel ve kavramsal yönden ilişkili bulunan kişisel üretim sürecindeki eserler, yine bu bölümde yer almaktadır. Sonuç bölümünde her bölümün özeti yapılmıştır. Özellikle çağdaş sanatta ağaç kavramı, kişisel eserler üzerinden açıklanmıştır. Anahtar Sözcükler: Ağaç, Kültür, Çağdaş Sanat
Sanat vitrinlerinden ev vitrinlerine teşhir estetiği
Tarih boyunca insanlar farklı dürtülerle nesne biriktirmiş ve bu onlar için severek yaptıkları bir uğraş olmuştur. Fakat biriktirilen nesneleri düzenleme ve teşhir etme mantığına dayanan gelenek Rönesans dönemi nadire kabineleri ile başlamıştır. Koleksiyon ve müzelerin de kökeni sayılan nadire kabinelerinde nesneye yüklenen anlam, modern çağın alışveriş merkezlerinde ve mağaza vitrinlerinde farklılıklara uğramış, nadir olan sıradan olana, ulaşılamaz olan satın alınabilir e dönüşmüştür. 1919 da kurulan ve sonrası sanat akımlarını derin bir şekilde etkileyen Bauhaus Sanat ve Tasarım Okulu, sanat ve zanaatı bir araya getirmeye çalışması sonucu estetik, fonksiyonel olan seri üretim nesnesine de uygulanmış ve ortaya tasarım nesnelerin çıkmasına neden olmuştur. Marcel Duchamp'ın pisuvar ve kar küreği gibi sıradan nesneleri sanatsal bağlama alan işleriyle cesaretlenen ardılı olan sanatçılar, eşyanın bir eserin en önde gelen fikri olabileceği düşüncesine dayanan çalışmalar üretmeye başlamışlardır. 20. yüzyılın ikinci yarısı itibariyle görünür olmaya başlayan bu çalışmalarda sanatçılar, nesneleri bir vitrin estetiğiyle düzenlemiş ve sergilemeye başlamışlardır. 1970'li yıllardan itibaren bazı fotogerçekçi sanatçılar tarafından sanat imgesi olarak ele alınarak boya işler üretmeleriyle birlikte vitrinler fotogerçekçi bağlama da alınmışlardır. Teşhir estetiğiyle düzenlenen sanatçı vitrinleri ve kişisel bir teşhir alanı olan ev vitrinleri bu çalışmanın inceleme alanını oluşturmaktadır. Vitrinin, biçim ya da fikir olarak bir sunum alanına dönüşmesinin sanat tarihsel referansları ve ev vitrinlerinin sanattaki karşılığı incelenecektir. Pop arttan günümüze kadar kronolojik bir sırayla incelenecek örneklerde sanatçıların nesne toplama, biriktirme dürtüsüyle geliştirdikleri sanat dilinin altındaki sebepler irdelenecektir. Ayrıca sanat nesnesine dönüşen vitrinlerin fotogerçekçi sanatçılar tarafından sanat imgesi olarak ele alındığı örnekler üzerinde durulacaktır. Uygulamalar bölümünde ise, ev vitrinleri özelinde teşhir edilen nesnelerle yaratılan kişisel dünyanın kültürel, politik, sosyolojik, psikolojik açıdan nelere işaret ettiği araştırılacak ve bu konuyla ilgili uygulamalar yapılacaktır.
Sanatta görünürlük sorunu ve kendine mal etme üzerinden benin inşası
Bu tez çalışmasında, sanatta ifade ve görünür olma kavramlarını kendisine mal etme üzerine konumlanmaktadır. Bu kapsamda klasik dönemin belirgin yapıtları üzerinden başlayarak, çağdaş sanata uzanan süreçte, sanatın geçirdiği dönüşüm ele alınmaktadır. Modern ve post-modern dönemde meydana gelen gelişmeler, dijitalleşme ile birlikte sanatta görünürlük sorununa yeni boyut kazanmıştır. Klasik ve modern sanatın başlangıcından itibaren sanatın geldiği konum, dijital alanda sanat eseri üretimi ve paylaşımını mümkün kılan teknolojik yeniliklere borçlu olmuştur. 20. yüzyılın başlarından itibaren sanatçıları etkileyen teknolojik yenilikler, multidisipliner çalışmalara zemin hazırlamıştır. İmgelerin dijitalleşmesiyle birlikte, birçok sanatçı üretimlerini yeni bir çerçevede sunmaya başlamışlardır. Bu tez çalışmasında, teknolojik gelişmelerin ve dijitalleşmenin, resim sanatı içinde ele alınışı kendine mal etme eyleminin dönüşüm süreci kronolojik iz düşümlerle incelenmektedir. Nitel bir araştırma kapsamında, günümüze kadar gelen süreçte dijital sanat sisteminin ve görünürlüğün amacı ve etkisi değerlendirilmektedir. Teknoloji ve sanat arasındaki ilişki ve etkileşim, insanlık tarihiyle birlikte gelişim göstermiştir. Sanat, insanın kendini ifade etme ve tanıma aracı olarak ortaya çıkarken; teknoloji, bilimsel birikimin ilerlemesiyle ortaya çıkan gelişmelerdir. Özellikle 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan sinema, fotoğraf ve arttırılmış gerçeklik gibi teknolojik gelişmeler, sanatın kavram, içerik ve biçim dilini değiştirmiştir. Sanatçılar, çağın teknolojik imkânlarını kullanarak yeni sanat türleri ve ifade biçimleri geliştirmişlerdir. Sanatçılar başkalarına ait unsurları kendi yapıtlarına dâhil etmesi anlamına gelen kendine mal etme kavramı, modern ve çağdaş sanat tarihi boyunca sıklıkla kullanılmıştır. Kendine mal etme, sanatçılara yaratıcılıklarını ifade etme konusunda daha geniş imkânlar sunarken görünürlük sorununu da beraberinde getirmiştir. Çalışmanın uygulama bölümünde, post modern sanat uygulamaları içerisinde yer alan yeniden üretim, görünürlük ve dijitalin sanatta kullanımı bir yöntem olarak benimsenmiştir. Bu kapsamda, fotoğraf sanatı da dahil olmak üzere geleneksel ve modern çalışmalarda yeniden üretim örnekleri sunulmaktadır. Bu tez çalışması, sanatta görünür olma kavramını ve bireyin kendine mal etme sürecini, teknolojik gelişmeler ve dijitalleşme bağlamında ele alan üretim süreçlerinin yansımasıdır.
Çağdaş sanatta pasif özne bağlamında bedenin yeniden üretimi
"Çağdaş Sanatta Pasif Özne Bağlamında Bedenin Yeniden Üretimi" adlı sanatta yeterlik tezinde kullanılan 'pasif özne' kavramı, sosyal, politik ve kültürel ilişkiler temelinde beden imgesinin edilgen biçimini ifade etmek amacıyla ele alınmaktadır. Bu kavram, Michel Foucault'nun otorite ve iktidar temelli söylemlerinde ortaya koyduğu, iktidarın üretildiği kurumlar üzerinden şekillenen "Panoptikon" modeli/metaforu aracılığıyla; sürekli gözetlenme ve gözetlenebilirlik ilkeleri ekseninde değerlendirilir. Algı ve sanat bağlamında beden olgusu, hakikat ve yanılsama ikileminde ele alınarak, özellikle kitle iletişim araçları ve sosyal medya ile etkisini artıran popülizm üzerinden yeniden düşünülmektedir. Bu kapsamda, popülizmin günümüz sanatına etkileri incelenmekte ve post-truth kavramı üzerinden çağdaş sanatta beden temsiliyle ilişkisi kavramsal bir zemine oturtulmaktadır. Beden imgesinin tüketim kültüründeki konumu ise Jean Baudrillard'ın Tüketim Toplumu adlı yapıtında ele alınan nesneleşen ve edilgenleşen beden kavramı üzerinden kapsamlı bir şekilde değerlendirilmektedir. Pasif özne bağlamında özellikle kadın bedeninin klasik ve çağdaş sanat yapıtlarında temsil ediliş biçimi, tarihsel olarak süreklilik gösterse de bu varoluş, genellikle uysal ve edilgen bir beden kurgusu içinde yer almaktadır. Cinsiyet ve cinsellik söylemleriyle biçimlenen beden idealleri, bedenin kendi öz varlığından uzaklaştırılarak dışsal kodlara göre şekillenmesine, yani uysal beden formuna dönüşmesine zemin hazırlar. Bu bağlamda dişil ve eril formlar, çoğunlukla yalnızca "bakılan" edilgen imgeler olarak konumlandırılmaktadır. Tezin araştırma ve gelişim sürecinde; klasik ve çağdaş sanat üretimlerinin günümüzde nasıl biçimlendiği, hazır-yapımlar ve türleri, bedenle kurulan ilişkiler, bedenin dönüşümü ve bedenin hem biçimsel hem de içkin yapısının yapıbozuma uğratılması gibi konular kuramsal ve kavramsal boyutlarıyla ele alınmaktadır.
Post-modern algının dijital sanata yansımaları
21. yüzyılın sanatı, yaşamın merkezine yerleştirerek tasarlayan bir post-bireyin, ''öznenin'' oluşumudur. Çeşitlendirilmiş sanat, üst düzey kültür ile popüler kültür, sanat ve günlük deneyim arasındaki sınırların ne olması gerektiğini sorgular. Bu araştırmanın amacı, dijital sanat ile teknolojinin tarihsel estetik anlayışı, kendini ifade etme arzusu ve dünyayı farklı şekillerde değerlendirme fikrini post-modern düşünce ile ele alarak gelecekteki bilim ve dijital sanat bağını birbirini tamamladığının önemini vurgular. Önümüzdeki yirmi beş yıl boyunca ''Enigmatik çağ'' en iyi fikirleri, teknolojiyi ve sanatı yaratan süper akıllı toplumun yüzyılı olup, olmayacağı ile ilgili göstergeleri sunmaktır. Bu araştırma esas olarak sanatın geleceğini, 21. Yüzyıl sanatçısının yaratımından çıkardıkları sanat anlayışı üzerine düşüncelerini inceler. Bu çalışmada dijital sanat yolu ile 21. Yüzyıl gerçeği içinde parçalı kimlikler ve post-modern algı sanat yolu ile aktarabiliyor mu? Ya da çağın içinde ki oluşumlardan yola çıkarak kendini yorumluyor mu? Sanatın dijital algoritma düzenin içinde yerinin nerede olduğu ile ilgili cevaplar sunmaktadır.
Çağdaş sanatta şiddet bağlamında ölüm kavramı
Yaşam var olduğu andan günümüze kadar devam eden ölüm gerçeği, beraberinde şiddeti de sürüklemiştir. Bu duruma çok uzun yıllardır tanıklık eden sanat, birçok alanda ifade gücünü yansıtmıştır. Yüzyıllar boyunca eserlerinde toplumsal sorunlara da yer veren sanatçılar, çağdaş sanat dönemiyle birlikte şiddet ve ölüm temalarını daha özgür bir şekilde sergilemeye başlamışlardır. Özellikle kadına yönelik şiddete bağlı ölüm temalarının fazla olması, bu problemin devam ettiğini ve kadının toplumdaki yerinin hak edilen konuma gelememiş olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda ele alınan tezde, sanat alanında ölüm ve şiddet temasının süreci görsel ve yazılı kaynaklarla sunularak, birçok sanatçı ve eser örneğiyle desteklenmiştir. Etkili bir sanat dalı olan sinema sanatından faydalanılmış ve uygulama çalışmalarında film sahnelerinden alınan görüntülerin çizildiği portrelere yer verilmiştir. Kişisel uygulama çalışmalarıyla beraber, yer yer eleştirel düşünceler ve özgün fikirler tezin temel unsurlarındandır.
Kamusal alanda reklam aparatlarının sanatsal sunum için kullanımı
Yirminci yüzyıl sonu sanat pratigini `beyaz kutu'nun dışına çıkış ve `izleyici'nin keşfiyle tanimlamak mümkündür. Sanat, iletişim ve geçerlilik gibi terimlerinin değiştiği, çok katmanlı toplumsal bir dünya anlayışında varlık bulmaktadır. Buna bağlı olarak da; beyaz kutu ve kamusal alan arasında, geleneksel izleyici ve yeni kamular arasında, toplumsal olan ve sanatın özerkliği arasında kutuplaşmalar oluşagelmiştir. Bu kutuplaşmalar, kentsel sosyoloji ve siyaset çalışmalrı alanlarında, kamusal mekan ve kamusal alan kavramları üzerinde yoğunlaşma sürecini doğurmuştur.Bu tez çalışmasının amacı; resim sergileme mekanlarına yeni bir bakış açısı kazandırmanın yolunu açmaktır. ?Kamusal Alanda, Reklam Aparatlarının Sanatsal Sunum İçin Kullanımı? projesiyle; sanatın mekanla ve izleyicisiyle ilişkisini sorunsallaştıran yeni sanat pratikleri ve pozisyonları üzerine bir tartışma açmak hedeflenmiştir.Bu bağlamda sanatsal çalışmalarımızı elimize alıyor ve kamusal alana çıkıyoruz. Kimi zaman eserler seçilen alanda oluşturulurken, kimi zaman da orjinal eserlerin kopyaları, dijital çoğaltım sistemiyle kamuya ulaşmaktadır.Burada asıl sorunsal; üslup ve teknikten öte, eserlerin izleyicisiyle raslantısal karşılaşmasını sağlarken, sanat-izleyici ilişkisini tüm varlığıyla kamunun yaşamsal dinamiğinin orta yerine yerleştirebilmektir. Bu akademik çalışmanın kapsamında, merkezde kamusal alan olmak üzere; sanatçı-eser, eser-izleyici, sanat-politika ilişkilerinin yanı sıra, kamu ve kamusal alana hizmet eden dinamikler bulunmaktadır.Bu çalışmanın uygulama projesi olan, `bir reklam aparatı olan bilboardlarda resim sergisi' ; Ankara kentinde, Çankaya va Altındağ bölgesinde toplam 14 adet resmin bir hafta boyunca sergilenmesiyle gerçekleştirilmiştir.Habermas, Arendt, Negt ve Kluge gibi teorisyenlerin yaklaşımlarının temelini oluşturduğu, kamusal alan problematiğini merkeze alan bu çalışmanın oluşumunda, yakın tarihlerde kamusal alanda çalışmalar yapan sanatçı ve akademisyenlerin görsel ve yazınsal eserlerinden de faydalanılmıştır.Tüm bu bilgilerin ışığında, sanat eserlerinin sergilenmesinin ve sanat tartışmalarının sterilize edilmiş, duvarlarla çevrilmiş, belirlenmiş tabela ve adresler altında gerçekleştirilmesinin eyleme yenilikçi bir katkı sağlayamayacağı sonucuna varmaktayız. Sanatı kamuya ve kamusal alana açmanın zamanıdır.Anahtar SözcüklerKamusal Alan, Kamusal Mekan, Billboard, Beyaz Küp, Sosyo-kültürel
1950-1970 yılları arasındaki klasik Amerikan otomobillerinde plastik değerler
Teknolojinin hızlı değişim ortamında günümüze kadar çeşitli otomobiller gelip geçmiş, sahipleri tarafından miadı dolduğuna inanılan araçlar kaderine terk edilmiştir. Ancak otomobile karşı sıradan bir ilgiden öte bir vefa borcu besleyen kişiler de vardır. Onlar için otomobiller yaşamlarının en güzel anlarını paylaştıkları bir dost gibidir ve daima nostaljik bir duygunun temelini oluştururlar. Zaman geçtikçe de bu değer yargısı yerini kalıcı ve silinmeyen bir değer olgusuna bırakmıştır. Ortaya çıkan ise artık eski bir otomobil değil, klasik bir otomobildir.20. yy başlarında ortaya çıkan yeni dostlarımız, önceleri ihtiyaçlarımızı karşılarken, savaş sonrası 50' li ve 60' lı yıllara gelindiğinde duygularımıza yönelerek göz zevkimize hitap etmeye başlamış, karakterimizin bir parçasını oluşturup neredeyse yaşam tarzımızı haykırarak imajı önemsemiştir. 1950'li ve 1970'li yıllar arasındaki Amerikan otomobillerinin günümüze kadar ki süreçlerinde, nerelerden esinlenilerek ve ne gibi plastik değişikliklere uğrayarak estetik harikalara dönüştüğüne dair analiz ve sonuçları ortaya koyan bu tez; tasarım ve estetik dialoğuna da dikkat çeken bir araştırmadır
Çallı kuşağı ve resim sanatında empresyonizm
Bir kuşağa isim vermek… İlkleri başarmak… İbrahim Çallı, resim alanında nadir sanatçılardan biridir. Bugün, Batılı anlamda Türk resminin öncülerinden olan İbrahim Çallı, ressam ve eğitmen olarak eşsizdir. Çallı Meşrutiyet Dönemi' nden başlayarak, uzun bir zaman sürecinde, Türk resminin geçirdiği evrelere ışık tutan, izlenimciliği yurda taşıyan ve resim öğrenimi gören aydınlar arasında yer alır. Çallı Kuşağının diğer önemli ressamlarından, empresyonizmin öncülerinden de söz edilerek, İbrahim Çallı' nın resimleri sanatsal açıdan incelendiği bu çalışma kaynak kitaplar, sempozyum bildirileri ve araştırma eserleri ile internet kaynaklarından yararlanılarak hazırlanmıştır. Yapılan bu çalışmada Empresyonizmin Türk resmine girişi hakkında analiz yapılmış, İbrahim Çallı' nın yerli ve yabancı empresyonistler arasındaki yeri tabloları yönüyle değerlendirilmiştir. Sonuç olarak Türk resmine nü resmi getiren Çallı, fırçasını tuvalin üzerinde coşkuyla gezdirerek Türk resminin tarihini fırçasıyla yazmıştır. Anahtar Kelimeler: Empresyonizm, Çallı Kuşağı, Nü, Türk Resim Sanatı, Türk İzlenimciliği.
Şeref Akdik yaşamı ve sanatı
Bu araştırmanın birinci bölümünde Şeref Akdik' in yaşam öyküsü, küçük yaşlarda sanata olan ilgisi, çevresinin etkisi ve geçirdiği eğitim evreleriyle gösterdiği gelişim, kendi evrenini yaratma süreci, yetiştiği sanat ortamı, Avrupa'ya gidişi, Cumhuriyet Dönemi Türk Resim Sanatına katkıları, çalışmalarından örneklerle desteklenerek araştırılmıştır. Sanatçının bulunduğu dönemin şartları, sanat eğitiminde karşılaştığı zorluklar, yurtdışı eğitiminden Türk Resim Sanatına kazandırdıkları çalışılmıştır. Batıda aldığı eğitimi, milli ve toplumsal kültürü çalışmalarına yansıtması vurgulanmıştır. Türk Resminde modernleşme eğilimlerine ilk adımları atan gruplar ve bu gruplardan Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği kurucularından biri olan Şeref Akdik'in sanata katkıları ve çağdaşlaşma yolundaki serüveni bu bölümde incelenmiştir. İkinci bölümde Şeref Akdik' in sanatçı olarak aldığı eğitim, sanat çevresi, sanat anlayışı, üslup gelişimi, sanatçı, eğitimci ve izlenimci yönü, Hat ve Heykel Sanatına olan merakı, sanatçının aldığı ödül ve açtığı sergiler, izlediği sanat çizgisiyle kendini gerçekleştirme olgusu bu bölümde yer almaktadır. Bölüm içerisinde katalog kısmı olarak açılan alt başlıkta, sanatçının doğayı nasıl benimsediği, duruşu, davranışı ve sanatçı kişiliğiyle, peyzajları, natürmortları, figürlü kompozisyonları, portreleri, desen ve nü çalışmaları betimlenerek çözümlenmiş, belirgin bir üslup tutumunun yapıtlarına ne denli yansıdığı sentezlenmiştir. Çalışmanın Ekler bölümünde sanatçının İstanbul'da adının verildiği sokak, TRT aracılığıyla adına yapılan belgesel nitelikli hayatından kesitler, araştırma sürecinde ulaşılan gazete, dergi, takvim gibi medya haberleri ve diğer çalışmaları sunulmuştur. Ayrıca sanatçıyla ilgili ulaştığımız yapıtlar içinden, tez için doğrudan değerlendirdiklerimiz dışında kalan örnekleri, diğer resimler bölümünde vermenin daha sonra araştırma yapacak olanlar için yararlı olacağını düşündük. Çalışmada tarihi belli olan yapıtları kronolojik/zamandizinsel bir biçimde sıraladıktan sonra, tarihsiz olanlara da yer verdik. Bu çalışmada, bir sanatçıda bulunması gereken sanatsal niteliklerin gerektirdiği çok yönlülüğü, vatan sevgisi, cesur ve dolaysız anlatımı, çevreye ve toplumsal olaylara duyarlı yaklaşımı, geleneklerimize olan bağlılığı, Şeref Akdik' in kendi tarzı, özgünlüğü ve Türk Resim sanatındaki yeri vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Şeref Akdik, Cumhuriyet Dönemi Türk Resmi, İzlenimcilik, Portre ve Figüratif Çalışmalar, Müstakil ve Heykeltıraşlar Birliği.
Görme engelli öğrencilerin modelaj-iş etkinliklerinin estetik beğenilerini güçlendirme düzeyine yönelik görüşleri
Görme engelliler okullarında sanat eğitiminin yerini tutan Modelaj- İş dersi öğrencilerin sanatsal ve estetiksel beğenilere sahip olmasını amaçlamaktadır. Bu çalışma görme engelliler okuluna giden öğrencilerin Modelaj- İş derslerinin estetik beğenilerine katkısını saptamak amacıyla yapılmıştır. Betimsel yöntemlerle gerçekleştirilen araştırmanın çalışma grubunu, Ankara ilinde MEB'e bağlı görme engelli ilköğretim okullarının 6, 7 ve 8. sınıflarında eğitim gören 74 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın verilerinin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilen üçlü dereceleme ölçekli bilgi toplama formu kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde, görüşlerin dağılımını yansıtmak için f, % ve aritmetik ortalamaya bakılmıştır. İki başlık altındaki görüşler arasındaki ilişkiyi betimlemek için korelasyon katsayısı; görüşlerin cinsiyet, görme derecesi, sınıf gibi bazı değişkenlerle arasında anlamlı bir farkın olup olmadığının saptanması için de f testinden yararlanılmıştır.Bulgulara göre, Modelaj- İş dersinde kullanılan öğretim yöntemlerine bağlı olarak öğrenciler dersin hedeflerine kısmen ulaşmakta ve öğrencilerin estetik beğenileri yeterince gelişmemektedir. Öğrencilerin Modelaj- İş dersi ve estetik beğenilerine ilişkin görüşleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Öğrencilerin Modelaj- İş dersi ve estetik beğenilerine yönelik görüşlerinde sınıf, cinsiyet, okul gibi faktörler arasında farklılıklar görülmüş; görme dereceleri arasında bir farka rastlanmamıştır.Araştırmanın sonuçlarına bağlı olarak; ders içeriği hedeflere uygun şekilde yeniden düzenlenmesi, öğretmenlere Modelaj- İş dersi ile ilgili hizmet içi eğitim verilmesi yönünde öneriler geliştirilmiştir.
İlköğretim ikinci kademe altıncı sınıf görme engelli öğrencilerin görsel sanatlar eğitimine yönelik bir inceleme
Araştırma; dört disipline dayalı sanat eğitiminin, -dokunma ve dinleme yöntemlerinin de ilave edilmesi ile- görme engelli öğrencilere de uygulanabileceğini savunmaktadır. Bu savın geçerliliği, uygulamalı bir çalışma ile ilköğretim ikinci kademe 6. sınıf görme engelli öğrenciler üzerinde denenmiştir. Ankara Göreneller Görme Engelliler İlköğretim Okulu 6. Sınıf öğrencileri ile 5 hafta süreli bir uygulama yapılmıştır. Uygulama kapsamında birinci haftada; sürrealist sanat akımı, ikinci haftada ise akımın önemli sanatçılarından sayılan Joan Miro Ferra'nın hayat hikâyesi işlenmiştir. Üçüncü haftada Miro'nun ?Kuşa Taş Atan Adam? isimli tablosunun araştırmacı tarafından hazırlanmış kabartma kopyası üzerinden işitme dokunma duyuları kullanılarak bir inceleme yapılmıştır. Dördüncü haftada ise aynı tablo eleştirel bir açıdan ele alınmıştır. Beşinci haftada yapılan kolâj çalışması uygulamanın son aşamasıdır. Araştırmada veriler, kontrolsüz ölçme araçlarından (ön test ve son test), video kayıtları aracılığı ile yapılan gözlemlerden ve kolâj çalışmalarından toplanmıştır. Değerlendirmeler verilerden yola çıkılarak önce her öğrenci için yapılmıştır. Daha sonra ise bu değerlendirmeler tekrar karşılaştırılarak yorumlanmıştır. Bu araştırmada elde edilen sonuçlar, dört disipline dayalı sanat eğitiminin, dinleme ve dokunma yöntemlerinin ilavesiyle görme engelli öğrencilere uyarlanabileceğini göstermiştir.Anahtar Kelimeler: Sanat, sanat eğitimi, görme engelliliği, görmenin ötesinde sanat, sürrealizm, görme engellilerin sanat eğitimi, dokunma ve dinleme yoluyla sanat eğitimi.
Güzel sanatlar fakültelerinin resim bölümlerinde okutulan kuramsal derslerin atölye derslerine etkisi ile ilgili öğrenci ve öğretim elemanlarının görüşleri
Bu araştırmanın amacı, Güzel Sanatlar Fakültelerinin Resim Bölümlerinde okutulan kuramsal derslerin atölye derslerine etkisi ile ilgili öğrenci ve öğretim elemanlarının görüşlerin belirlenmesidir. Bu niteliklerin belirlenmesi için program; teknoloji kullanımı, ders saatleri ve içerikleri açısından incelenmiş ve programın verimliliğinin tespit edilmesi amacıyla oluşturulan araçla akademisyenlerin ve öğrencilerin görüşleri saptanmaya çalışılmıştır. Bu yolla öğretim elemanları ve 3. ve 4. sınıf öğrencilerin okutulan kuramsal derslerin atölye derslerine etkisi ile ilgili görüşleri alınmıştır.Araştırmanın evrenini, Güzel Sanatlar Fakültelerinin Resim Bölümü öğrencileri ile öğretim üyeleri oluşturmaktadır. Araştırmada evrenin tümüne ulaşılmadığı için örneklemi , Akdeniz Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü 3. ve 4. sınıf öğrencileri ve bu öğrencilerin kuramsal ve atölye derslerine giren öğretim üyeleri olmak üzere toplam 91 kişi oluşturmaktadır.Öğrencilere uygulanan anket, frekans ve yüzde olarak ortaya konulmuştur. Öğretim üyeleri için görüşme formu oluşturulmuş ve yüz yüze görüşme tekniği kullanılmıştır.Görüşme formlarında öğretim görevlilerine 10 soru sorulmuş; anketlerde ise öğrencilere 29 soru sorulmuştur.Araştırma sonucunda;1) İlgili üniversitelerdeki öğretim elemanları, resim bölümlerindeki mevcut eğitim sistemi ideal eğitim sistemi düşüncesiyle tam olarak örtüşmemektedir.2) Ankete göre, okutulan kuramsal dersler için öğrencilerin % 80'ni içeriğini, % 91 saatini, % 92'si çeşitliliğini yeterli olarak gördüğü saptanmıştır.3) Ankete göre, toplamda %56 öğrenci atölye, %57 öğrenci ise kuramsal derslerin yeterliliğini orta seviyenin altında bulduğu için bu derslerin gözden geçirilmesi gerektiği saptanmıştır.4) Ankete göre, % 79 öğrenci atölye derslerinin daha ağırlıklı, % 21'i ise kuramsal ve atölye derslerinin eşit olması gerektiğini düşündüğü saptanmıştır.5 ) Ankete göre, % 56 öğrenci kuramsal ve atölye derslerinin tümüne, % 24'ü desen, % 20`si ise Temel Sanat Eğitimi dersine önem vermekte olduğu saptanmıştır.Araştırma sonunda, ortaya çıkan sorunlara dayalı olarak araştırmacı tarafından ortaya konulan önerilere yer verilmektedir.
Kurtuluş savaşının resim sanatına ve sanat eğitimine etkisi (1917- 1940)
Bu çalışmada, 1917-1940 tarihleri arasında Kurtuluş Savaşı'nın sanatçılarınbetimlediği resimleri ve sanat eğitimini ne derecede etkilediğini ve bu etkilenmeninsanat eserlerine nasıl yansıdığını ortaya koymak ana amaç olmuştur.Bu araştırma `Tarihi Örnek Eserlerin ncelenmesi'ne dayalı tarihi biraraştırmadır. Araştırmanın evrenini, 1917-1940 tarihleri arasında Kurtuluş Savaşı'nınbetimlendiği resimler ve bu resimleri ele alan dönemin sanatçıları oluşturmaktadır.Evrenden tesadüfi örneklem tekniği ile seçilmiş, 13 sanatçının 31 resmi; araştırmanınörneklemini oluşturmuştur.Sanatçıların Kurtuluş Savaşı'ndan ne oranda etkilendiğini ve bunuresimlerinde nasıl yansıttıklarını belirlemek amacıyla 3 bölümden oluşan bir resimanaliz formu hazırlanmıştır. Birinci bölümde; yapıtın bilgi objelerine ait verileritoplamak amaçlı, 19 soru, kinci bölümde; sanat elemanlarına ait bilgileribelirlemeye yönelik, 8 soru, Üçüncü bölümde ise; yapıtın özüne ait özellikleribelirlemeye yönelik, 10 soru ve bu sorulara ?evet, biraz, hayır? şeklinde 3 dereceliseçenekler verilmiştir.Bu form 7 konu uzmanı tarafından incelenmiş, gruplandırmış, karşılaştırılmışve yorumlanmıştır. Elde edilen verileri çözümleyebilmek için; resim analiz formununüç bölümünde yer alan her bir soru maddesi 31 resimde ortak ele alınmıştır. 13sanatçının 31 resminden ortak olarak elde edilen verilerin istatistiksel analizindeyüzde (%) hesapları yapılarak değerlendirilmiştir. Yüzde (%) hesaplanışında toplamsayı (217); 31 resim sayısı, 7 uzman sayısıyla çarpılarak elde edilmiştir.Bu bilgilerden elde edilen sonuçlar bulgular ve yorum bölümündegösterilmiş; yargı ve yorumu yapılarak değerlendirilmiş, sonuç ve öneriler ortayakonmuştur.Araştırmanın sonunda; Osmanlı döneminde temelleri atılan resim sanatının,Kurutuluş Savaşı'nın etkisiyle yeni bir boyut kazandığı görülmüştür. SanatçılarınKurtuluş Savaşı döneminde yaşanılan süreçten ve sürecin sonuçlarından etkilenerekresimlerinde ilgili plastik anlatım biçimlerini seçtiği, savaş odaklı temalarayoğunlaştığı gözlenmiştir.
Ankara Arslanhane ve Ahi Elvan Camiilerinin mihrap süslemeleri
Mihrab; cami ilerin kıble duvarında bulunan ve imamın namaz kılarken durması gereken bîr yer olmasının getirdiği yön göstericilik ve dinsel önemi nedeniyle gerek Selçuklu lar döneminde gerekse Osmanlılar döneminde dini mimarinin en önemli bölümü olmuştur. Anadolu'nun, Türklerin eline geçmesinden ve İslâm laşmanın başlamasından sonra, yüzlerce mihrab yapılmıştır. Mihrab I arda kullanılan teknikler, mimarinin ve mima ri süslemenin gelişmesine paralel olarak çeşitlenmiş ve ol gunlaşmıştır, ilk zamanlar Türklerin Anadolu'ya geldikle rinde taş, ocaklarını ve ustalarını hazır bulmaları nede niyle, en çok kullanılan malzeme olurken, daha sonraları mimarinin ve mimari süslemenin gelişmesiyle birlikte çini mozaik, alçı stüko ve örnek az da olsa ahşap mihraplarda kullanılan ana teknikler arasına girmiştir. Mihraplarda kullanılan bu tekniklerle, dönemin süsleme konuları olan geomet rik-bi tki sel ve hat 'ta olağanüstü eserler verilmiş tir. Mimarî form ve işlevsel fonksiyonu bakımından olduğu kadar, süslemeleri açısından da oldukça Önemli olan mîhrab- lar, gerek Anadolu Selçuklularında gerekse daha sonraki dö nemlerde özel olarak yeterince incelenmemiş konulardan bi risidir. Konu; mihrabın Anadolu'ya girmesi ve erken dönem gelişimlerinin anlaşılabilmesi amacıyla Anadolu Selçuklu dönemi ile sınırlandırılmış ve 13. ve 14. yüzyıl başlarına ait iki esas örneği teşkil eden Ankara Arslanhane ve Ahi Elvan cami ileri mihrab süslemeleri ayrıntılı olarak ince- I enmi şt i r. Türk süsleme sanatlar», Türk uygarlığının egemen ol-116 duğu bölgelerdeki pek çok kaynaktan ve kültürün sanat biri kimlerinden etkilenmiş olsa da; konu, renk, motif ve kom pozisyon açılarından Türk duyarlılığıyla ve üstün sanat zevkiyle yeni anlatımlar ortaya koymayı her zaman başarmı ş- I ard ı r. Belli dönemlerde incelenen mihrapların, ortaya konu lan sanat anlayışları ve tarzlarından doğru orantılı olarak etkilendiği ve ait olduğu dönemin bütün özelliklerini bün yesinde taşıdığı görülmüştür. 12. ve 13. yüzyıl mihrab süslemelerinde teknik, renk, konu ve kompozisyon açılarından tam bîr olgunluk dö nemi yaşandığı, coşkun ve özenli anlatımlara değişik tek nikler denenerek gidildiği görülürken, 14. yüzyıl başların da daha sade bir anlatımın hem süsleme hem de teknik ala nında egemen olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın sonucunda; 12. yüzyıldan 14. yüzyılın başına kadar mihrabların genel özellikleri île ilgili bil giler verilmiştir. Dönemlerin temel özelliklerini taşıyan Ankara Arslanhane ve Ahi Elvan camii mihrabları seçilerek, ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu mîhrablarda kullanılan teknik, malzeme, konu ve komp.ozisyon biçimleri sonut olarak incelenmiştir. 3u mihrapların motif ve kompozisyonları 1/1 ölçeğinde gerçek ölçüleriyle aydınger kağıtlara çıkarılmış ve yine 1/1 ölçeğiyle, özellik gösteren bölgelerden seçilen kısımlar renkli çalışılmıştır. Ayrıca çalışmanın bütünüyle görülebilmesi için aynı motifler a format ında tekrar çizi lerek araştırmanın bütününe dahil edilmişlerdir. Oluşturu lan bu çizim katalogunun yanı sıra renkli çalışmaların da bütün içinde yer almaları, fotoğraflarının çekilip, fotoğ raf kataloguna katılmaları ile sağlanmıştır. 3u iki camii mihrabı gibi Anadolu'daki diğer mihrap-117 larında, dönemlerinin temel özelliklerini taşıyan eserle rin motif ve kompozisyonları çizilerek hem süreklilikleri sağlanabilir hem de yeni projelerde kullanılma imkânı oluş- t uru I abi I ir. 1/1 ölçeğiyle çizim yöntemiyle süslemeleri somutlaş tırmak, diğer yapı tiplerinde yüzyıllar boyu uygulanan süs lemeler için de geçerli olabilir. Modern mimari süslemesinde; modernize yoluyla bu zengin süsleme ve motif repertuarından yararlanmak, bu ko nuyla ilgilenen kişilerin kazanması gereken bîr duyarlılık tır. Zaman içerisinde bu eserlerin bilinçsizce kullanımı, tamirlerinin ve bakımlarının bilgisiz insanlar tarafından yapılmasıyla, bu eserler yok olmaktadırlar. Araştırmada esas olarak incelenen iki mîhrab başta olmak üzere, diğer mihrapların bakımları da ilgili kurumlar ve uzman kişilerce yap ı İmal ıdır. Türk sanatı, süslemesi ve kültürünün tanıtılıp, ya şatılması konusunda değişik bir bakış açısı sağlamada bir sinyal vereceğine inandığımız bu çalışmanın, bundan sonraki bu tür çalışmalar için de bîr- kaynak olacağı umudundayız.
Ankara Arslanhane ve Ankara Alaeddin Cami minber süslemeleri
Anadolu Türk sanatı XI. yüzyılla birlikte gelişme göstermeye başlamıştır. Zengin bir kültür birikimine sahip Anado¬ lu'da Türkler yeni yaratma ortamı bularak günümüze kadar gelen güçlü bir sanat geleneği oluşturmuşlardır. XII. yüzyılla birlikte gelişme gösteren Anadolu Selçuklu sanatı son derece ilginç bileşimler sunarak kendinden sonraki sanat biçemlerine temel oluşturmuştur. Genel bir belirlemeyle iki yüzyılı aşan bu süreçte, Anadolu'nun farklı bölgelerinde farklı mal¬ zemelerde gözlenen ortak süsleme ilkeleri, Anadolu Selçuklularının bir sanat biçemi oluşturduklarının göstergesidir. Selçukluların geliştirdiği bu biçem, dinsel ve sivil mimari yapı un¬ surlarında izlendiği gibi, bu unsurların süsleme biçimleriyle de or¬ taya çıkmaktadır. Birçok malzemeyi ustaca kullanan Anadolu Selçukluları, ahşap malzemede de çok başarılı örnekler yaratmışlardır. Bu dönemden günümüze az sayıda ahşap eser kalmıştır. Bu eserler-94 den büyük bir çoğunluğu dinsel mimari elemanlarıyla, bu eleman¬ lara ait minber, rahle, sanduka, kürsü, tavan kirişleri, sütun, sütun başlıkları, pencere ve kapı kanatlandır. Anadolu Selçukluları ahşap işçiliğinde kullanılan malze¬ melerin fiziksel özelliklerine uygun teknikleri geliştirmiş ve ustalıkla kullanmışlardır. Daha çok ceviz, elma, armut, sedir, aba¬ noz, gül, şimşir ve çam malzemeyi tercih etmişlerdir. Bu malzeme¬ lerde kullanılan teknik, konu ve kompozisyonların da bu dönemde çeşitlilik gösterdiği gözlenmektedir. Anadolu Selçuklularının zengin biçim dağarcıkları, sonsuz bileşimleri içeren kompozisyon anlayışları ahşap sanatı üzerindeki başarılı uygulamalarla karşımıza çıkar. Ahşap işçiliğinin gazel örneklerini oluşturan minber süslemelerinde bu etki daha da yoğunlaşmaktadır. Günümüze az sayıda kalan Anadolu Selçuklu minber örneklerinden bir kısmı orijinal olarak camilerde, bir kısmı ise bütün ya da parçalar halinde müzelerde bulunmaktadır. Konya Alâeddin, Konya Beyşehir Eşrefoğlu, Ankara Alâeddin, Ankara Arslanhane, Kayseri Huand Hatun, Divriği Ulu, Afyon Ulu, Kayseri Ulu, Konya Küçük Ali Oğlu, Ankara Ahi Elvan, Ankara Kızılbey, Sahip Ata, Harput Sare Hatun, Siirt Ulu camileri¬ nin minberleri bu dönemin en güzel ahşap işçiliğine örnek oluşturmaktadırlar.95 Anadolu Selçuklu dönemi ahşap minberleri, çok zengin çeşitli tekniği ve bu tekniklerdeki ustalığı sergiler niteliktedir. Bu dönemde yaygın olarak k ü rı d e k ar i, taklit kündekâri, oyma (düz satıhlı derin oyma, yuvarlak satıhlı derin oyma, çift katlı rölyef), kafes, ajur, şebekeli oyma ve eğri kesim teknikleri birçok eserde birlikte ele alınarak kullanılmıştır. Anadolu Selçuklu minber süslemelerinde ortak konular, bitkisel bezemeler (palmet, lotus, kıvrık dallar, arabeskler), rûmiler, geometrik bezemeler ve hat olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine bu dönemde minberlerdeki ortak kompozisyon dizi¬ lişi, geometrik birimlerin sonsuz karakterli ve simetrik düzenlenişiyle oluşturulmuştur. Günümüzde orijinal haliyle bulunan Anadolu Selçuklu ahşap minberlerinden Ankara Arslanhane Camii ve Ankara Alâeddin Camii minberlerinde kullanılan teknik, konu ve kompozi¬ syon düzeni, aynı dönemde yapılmış olan diğer ahşap minber örnekleriyle yakın benzerlikler göstermektedir. Ankara Alâeddin Camii minberi bugün harap bir durumda bulunmaktadır. Bu minbere oranla Ankara Arslanhane Camii min¬ beri ise daha iyi durumdadır. Her iki minberde de kullanılan ortak malzeme ceviz ağacıdır.96 Araştırmaya konu olan Ankara Arslanhane ve Ankara Alâeddin camileri minber örneklerinde taklit kündekâri, kafes, yuvarlak satıhtı derin oyma, dûz satıhlı derîn oyma ve çift katlı rölyef ortak kullanılan tekniklerdir. Bu tekniklerden taklit kündekâri ortak olarak minberlerin yan aynalık ve şerefe altlarında, buna ek olarak Ankara Alâeddin Camii'nin minber kapı kanatlarında kullanılmıştır. Her iki minberde de taklit kündekârinin kullanıldığı yan aynalık ve şerefe altı panolarında boydan boya ayrılmalar gözlenmektedir. Kafes tekniği ortak olarak korkuluklarda uygulanmıştır. Yuvarlak satıhlı derin oyma tekniği motiflerde ve hafta, düz satıhlı derin oyma tekniği ile çift katlı rölyef tekniği ise minberlerin kapı kitabelerinde görülmektedir. Şebekeli oyma tekniği Ankara Arslanhane Camii kapı taç kısmı ve korkuluk gergiliğinde kullanılmıştır. Her iki minberde de adı geçen tekniklerin birlikte ele alındığı gözlenmektedir. Ankara Arslanhane ve Ankara Alâeddin camilerinin minberlerinde kullanılan ortak konular, geometrik birimler, bitkisel bezemeler (palmet ve arabesk), rûmi ve hat olarak belirlenmiştir. Geometrik birimlerde ortak olarak üçgen, dörtgen, beşgen, altıgen, sekizgen, yıldız ve dilimli formlar kullanılmıştır. Bu formlar minberlerin yan aynalık, şerefe altı. süpürgelik ve korkuluk bölümlerinde görülmektedir. Her iki minberde de bitkisel bezemeler, rûmilerle birlekte geometrik formların içlerinde ele alınmıştır. İncelenen örneklerde hafin minber kapı kitabelerinde ve korkuluk gergilikle- rinde yer aldığı görülmektedir. Kapı kitabesinde kullanılan hat, iki örnekte de bitikisel ve rûmi bezemelerle birlekte ele alınarak de-97 koratif bir nitelik göstermektedir. İncelenen minberlerde ahşabın doğal rengi dışında her hangi bir renk kullanılmamıştır. Ancak zamanın etkisi ile ahşabın renginde yer yer açılma ve solmaların olduğu gözlenmektedir. Ankara Arsfanhane ve Ankara Alöeddin camileri minberlerinde zemin dolgulu geçmeler, aralıksız bağlantılı tekrarlarla ele alınmıştır. Motifler simetri ve bağlantılı tekrar ilkeleriyle oluşturulmuştur. Her iki minberde de kullanılan iç ve dış bordürler, minber bölümlerini belirler ve minberi tamamlar niteliktedir. İncelenen örnekler doğrultusunda her iki caminin minber süslemelerinde malzeme, konu, teknik ve kompozisyon bakımlarından benzerlikler görülmektedir. Ancak birbirine aynen benzeyen iki ya da daha fazla motife rastlanmamıştır. Dönemin güzel örneklerinden olan bu minber süslemeleri gerçeklikten uzak, stilize bir eğilim göstermektedirler. Farklı yüzyıllarda farklı ustalarca yapılmış ahşap minber süslemelerinin temel özelliklerinde benzerlik gösteriyor olmaları Anadolu Selçuklularının ortak bir süsleme biçemi geliştirdikleriyle açıklanabilir. Bir dönemin kültür ve sanatını yansıtan ve zamanla yıpranan bu orijinal minber süslemelerinin zenginliği göz önüne98 alınarak, bu konuda daha ciddi ve ayrıntılı bilimsel çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bugün halka açık bulunan bu orijinal örneklerin ilgili kurum ve kuruluşlarca denetleme, bakım ve onarımlarının sürekli olarak yapılması, Türk sanat tarihi ve süsleme sanatları için gerekli ve ivedi önem taşımaktadır. Türk sanatı ve süsleme sanatlarının geliştirilmesi ve gele cek kuşaklara aktarılması ancak uzman kadrolarca orijinal örneklerin belgelendirilip arşivlenmesi ve bu alanla ilgili çizim ka taloglarının oluşturulması ile mümkün olacaktır. Anadolu Selçuklu dönemi Ankara Arslanhane ve Ankara Alâeddin camilerinin zengin ahşap minber süslemelerini oluşturan unsurları çizim, boyama ve fotoğraflarla ayrıntılı olarak incelemeyi amaçlayan bu çalışmanın Türk süsleme sanatlarına bir kaynak ola bilmesi dileğiyle.
Geç dönem tarihi Yozgat evlerinde süslemeler
450 SUMMARY Houses which are a fragment of humanlife, have come in to being as a necessity and in the caurse of time have lasted their progress by changing some of their characteristics. Houses have a specific structure that reflect the economic conditions, tradiation, life style; briefly the culture of people who lives in them. In Turks, we can perceive the progressing of house architecture and the examples of rich decoration dating from 17th and 18th century. However, decorates of Turk houses have been a secondary subject for long times and until XIX centuries and no scientific research has seen about it. The oldest historical house in the center of Yozgat City is dated 18th century's end. This house has been left and its impossible to use it. In this investigation which is made to remove the deficiency about this issue;- Çapanoğlu Başçavuşoğlu mosque and Nizamoğlu Mansion were accepted as foundation to confirm the history of samples. The Historical houses in the centre of Yozgat have great importance because of their function and decorates. Turkish Decorating art has been affected by many decorating tradiations. But it has the most important role for Turkish idea with its colour, composition, motif and ingenuousness peculiar to Turks. When the samples are analized it is seen that materials, technique, motif, colour and composition properties were alike with decorating arts of that century. And it is also seen that with their tecnique and esthetic, late term Yozgat Houses decorates are at a high level. West art's effects were seen in house decorating at the end of 18 th century. In this period many colours were used in ceiling, cupboards and tulips, roses, pinks and by them bunches of flowers in vase and every kind of motif were applied.449 19. yüzyıl süslemelerinde 18. yüzyılın devamı olmakla birlikte renk ve malzeme, teknik ve kompozisyonda artış gözlenmektedir. 19. yüzyıl sonunda ev süslemeleri yüzyıl başının tüm özelliklerini sürdürmekle birlikte, bu dönemde Barok Kokoko üslubu Ev süslemelerinde yoğun olarak görülmektedir. Bütün bu araştırmalar Yozgat ili tarihi evlerinin geç dönem, Türk süsleme sanatının üslup özelliklerini taşıdığını göstermektedir. Yozgat evleri, geç devirler Türk minyatür geleneğinin sonu ile Batı etkisinde gelişen sanat arasındaki geçiş dönemini yaşamıştır. Ve bu devire rastlay an duvar resimlerinin karakteristik özelliklerini vermektedir. Anadolu evlerinde ender görülen figürlü resmi göstermektedir. Bu araştırmanın sonucunda Orta Asyadan günümüze kadar evlerin genel özellikleri ile ilgili bilgiler verilmiş. Geç dönem Yozgat ili süslemelerinin özellikleri fotoğraf, slayt ve çizimlerle saptanmıştır. Türk sanatı, tarihi süslemesi ve kültürünün tanıtılıp yaşatılmasına katkıda bu lunacağına inandığımız bu araştırmanın, bundan sonraki araştırmacılar için kaynak olacağı inancındayız.
Azerbaycan Devleti'nin kuruluşundan günümüze kadar Azerbaycan Türk resim sanatında yöresel eğilimler
XVI. yüzyıl minyatür ustalarından Nakkaş Osman'ın minyatürlerinde at tasvirleri
Sanat yapıtı ile sergileme pratiğinde değişen konumlar (Documenta 12 ve 4.tate trienali)
Yirminci yüzyıldan itibaren ?modernite? çağdaş kültürü tanımlamada, belirleyici bir referans noktası haline gelmiştir. Ortaçağdan sonra, Batı tarihi için Antik Yunan-Roma tarihinin oynadığı belirleyici rol, günümüzde modernitenin tarihine atfedilmektedir. Tarihselleştirme ve yeniden canlandırma tartışmaları altında modernite, karşı, diğer, alter, meta gibi birçok biçimde karşımıza çıkmaktadır. Akademik bir disiplin olarak sanat tarihinin ve modernizmin ortaya çıkışındaki kökensel ilişki nedeniyle, sanatın sunumu olarak sergileme pratiklerinde de benzer modernist sunumların yansımaları görülmektedir. Modernitenin tartışılan, bu geri dönüşlü yapısı, sanat uygulamaları ve sergileme pratikleri açısından, içinde yaşadığımız kültürden bağımsız değildir. Bu nedenle kültürün akış yönü içerisinde modernitenin yansımalarının günümüzde de devam ediyor olması, modernitenin ne gibi etkileri olduğunu sorgulamamızı kaçınılmaz hale getirmektedir. Sanat yapıtı ile paralel değişimler gösteren sergileme pratikleri çerçevesinde modernite tartışmalarını merkezine alan, Documenta 12 ve 4. Tate Trienali etkinlikleri, teori ve uygulamadaki yeni yaklaşımları ortaya koyan iki belirleyici sergidir. Modernitenin yeni görünümlerini, sergileme pratiklerinin sanat yapıtıyla olan dinamik ilişkiler çerçevesinde ele alan bu iki etkinlik, günümüz sanat ortamı konusunda da fikir verebilir. Bu kapsamda, sanat yapıtıyla sergileme pratikleri arasındaki değişen konumlar, içinde yaşadığımız kültür-sanat ortamının moderniteyle olan ilişkisi, güncel bir tartışma alanı açmaktadır.
Yeni dışavurumcu tavrı oluşturan sanatçı kimliği ve yapıtlardaki psiko-sembolik öğeler
?Yeni Dışavurumcu Tavrı Oluşturan Sanatçı Kimliği ve Yapıtlardaki Psiko-Sembolik Öğeler? adı altında yapılmış olan bu çalışmada, öncelikle başlığı oluşturan bazı kilit kavramlar doğrultusunda bir içerik çıkarılmıştır. Birinci bölümde sanatçının kişiliğini ve psikolojisini anlamaya yönelik genel bir incelemeyle başlanmış, daha sonra bu anlama çabası Yeni Dışavurumcu sanatçı üzerinde özelleştirilmiştir. Genelden özele gitmeye çalıştığımız bu bölümde, sanatçının ruh durumu (yaratıcılık ve delilik ilişkisi, bilinçaltı ve etkileri gibi) tartışmaya açık olan konular üzerinden Sigmund Freud, Rollo May, Anthony Storr, Otto Rank, Abraham Maslow gibi isimlerin eşliğinde ele alınmıştır. Ayrıca Sürrealizmde ya da Ham sanatta (Art Brut) örnekleri görüldüğü üzere bilinçaltının sanatın konusu olarak işlenmesi üzerinde durulmuş; buradan Dışavurumcu sanatçılarında direkt böyle bir amaçla olmasa da, iç dünyalarının subjektif verilerini ortaya koymaları açısından bu anlayıştan pekte uzak olmadıkları sonucuna varılmıştır.Tabi oldukça geniş kapsamlı olan bu konu, burada özellikle Dışavurumculuğun, Alman Dışavurumculuğu ve Soyut Dışavurumculuktan sonra üçüncü ve son ayağı olan Yeni dışavurumculuğu benimsemiş sanatçılar ve yapıtlarındaki ayırıcı özellikleri üzerinde durularak sınırlandırılmıştır. Ayrıca Yeni Dışavurumculuğun oluşum süreci, etkileri ve dönemin sanatçıları görsel örneklerle birlikte ayrıntılı bir biçimde ikinci bölümde işlenerek akıma daha yakından bakılmıştır. Üçüncü bölümde ise, Yeni Dışavurumcu resmi oluşturan biçim ve içerikteki ayırıcı özellikler; psiko-sosyolojik unsurların etkileri dahilinde incelenmiştir.
Türkiye'de oluşum sanatının (happening art) ortaya çıkışı, müzik ve beden olguları arasındaki uyumun resimsel çözümlemeleri
Çağımızda sanat, üretilen ve izlenen bir nesne olmaktan çıkıp düşünce olgusuna dönüşmüştür. Bu dönüşüm, birbirini izleyen ve 20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan sanatsal hareketler vasıtasıyla olmuştur. Bu sanat hareketlerinde, sanat nesnesi olarak bedenin kullanılması, disiplinler arası açılım ve izleyicinin katılımı önemli olmuştur. Bu sanat hareketlerinden biri, Allan Kaprow öncülüğünde ortaya çıkan "Happening"tir. ?Happening", disiplinler arası yaklaşımı ile müzik, dans, şiir, tiyatro, video, fotoğraf gibi diğer sanat alanlarını kapsamakta, eylem ve süreç odaklı özelliği ile performansa dayanan diğer sanat hareketleri için bir referans olarak güncel sanatta var olmaya devam etmektedir. Bu çalışmada da, "Happening"in güncel sanat içindeki yeri ve Türkiye?deki varlığı, müzik ve beden arasındaki uyum bağlamında incelenmiştir. Çalışma, bu doğrultudaki performans ve resim uygulamaları ile desteklenmeye çalışılmıştır.
Fluxus bağlamında hazır nesne kullanımı ve Joseph Beuys
Fluxus terimi 1961 yılında George Maciunas tarafından ortaya atılmıştır. Geleneksel anlamda bir akım olarak nitelendirilemeyen Fluxus 'akış' anlamına gelmektedir. Maciunas'ın bir konferans dizisinin başlığı olarak seçtiği bu sözcük bir süre sonra sanatta yeni anlatım biçimleri arayışında olan Amerikalı, Avrupalı ve Japon sanatçıların bir arada şenlikler, olaylar, gösteriler ve yayınlardan oluşan çalışmalarıyla sanat hareketinin adı olmuştur. Fluxus akımı günümüze değin etkilerini sürdürmekle birlikte 1962-1978 yılları arasında en etkin dönemlerini yaşamıştır. George Maciunas (Amerikan), Nam June Paik (Koreli), Joseph Beuys (Alman), John Cage (Amerikan), Wolf Vostell (Alman), Yoko Ono (Japon), Geoff Hendircks (Amerikan), Dick Higgins (İngiliz) gibi sanatçılar Fluxus'un temel ilkelerini biçimlendirmişlerdir. Fütürizm ve Dada gibi sanat akımlarından etkilenerek ve bu akımlardan izler taşıyarak oluşan Fluxus akımı kendilerini yeni bir Dada kulübü olarak nitelendirmekten kaçınmışlardır. Fluxus'un amaçları arasında, insan kaynaklarının ve maddi kaynakların tüketimine dur deme arzusu vardır. Sanatın, sanatçı için geçim kaynağı ve sanatçıların egosunu beslemek amacıyla yapılmasına karşı durmuşlardır. Estetik kaygıları arka plana iten, daha çok işin felsefi yönünü ortaya koymaya çalışan avangard bir sanat akımı olmuştur. Sanatta ele alınan malzemelerin ve yöntemlerin sınırlarını genişletmekte önemli bir rol oynamışlardır. Geleneksel sanat nesnesini benimsememiş, kalıcı olan yerine geçici olanı, bitmiş yapıt yerine süreci ve atık malzeme kullanımını benimsemişlerdir. Bu yüzden sanatçıların işlerini bugün daha çok fotoğraflarında izleyebiliyoruz.
Çağdaş sanat üretiminde yapay ışık kullanımının mekân algısına etkisi
Estetiğin, post modern dönem sonrasında bağlamı değişmiştir. Böylece çağdaş sanatla birlikte, sanat üretiminde bu yeni bağlama uygun işler üretilmiş ve malzeme özgürlüğünün ortaya koyduğu geniş bir seçim yelpazesi oluşmuştur. Bu özgürlük sanatçıların, çalışmalarını oluştururken hazır nesneden, yazıdan, endüstriyel malzemelerden ve günümüz teknolojisinin sunduğu makinelerden faydalanmasını sağlamıştır. Böylece sanatçı yapıtını gerçekleştirirken üslubuna uygun olan materyali seçme imkânı elde etmiştir. 19. yüzyıl sonrası hazır nesne kullanımı ile birlikte, bir durumu, fikri ya da meseleyi, yapıtları ile ifade eden sanatçının, kullandığı malzemeler arasına, modern sanat sonrasında devreye giren kavramsal bakış açıları ve bu doğrultuda sanata dâhil olduğunu söyleyebileceğimiz yapay ışık, sanat nesnesi olarak kullanılmaya başlamıştır. Endüstriyel malzemeler içerisinde popülerliğini devam ettiren yapay ışığın sanat işi olarak kullanılması ve çağdaş sanatta endüstri ve teknolojinin etkileriyle yaygınlaşması üzerine, ışığın kullanım biçim ve amaçları değişim göstermiştir. Sanat materyali olarak kullanılan yapay ışık, günümüzde de pek çok sanatçının yapıt haline getirdiği bir nesne olmuştur. Sanatçıların ışığa biçimsel yaklaşımları ışığın kullanım biçimlerini değiştirirken mekân ile ilişkisi de üzerinde durulması gereken bir durumdur. Mekân olgusu, endüstriyel malzemelerin sanat medyumu olarak kullanılması noktasında yeniden yorumlanmıştır. Salt bir biçimde kullanılan yapay ışığın mekânda ve izleyici üzerinde nasıl algılandığı ve ışık enstalâsyonları, yapay ışığın form edinmesinde, sadece görsel değil dokunsal anlamda da üretilebilmesinin mekânda oluşan algının dönüşümleri araştırılması gereken bir konu olmuştur. Bu tez kapsamında sanat medyumu olarak yapay ışık kullanımının mekân algısında farklı etkilere neden olması ve mekân algısını değiştirip dönüştürme durumu irdelenerek, literatüre katkı sağlaması amaçlanmıştır.
Çağdaş sanatta doğa ve çevre sorunlarına eleştirel yaklaşımlar
İnsanın doğa ile ilişkisi, tarihin başlangıcından itibaren hep var olmuştur. İnsan ve doğa arasında gerçekleşen bu ilişki insanlığın kültürel, ekonomik ve teknolojik gelişimleriyle paralel olarak evrilmiş ve değişim göstermiştir. Sanat alanında, ilk olarak manzara resimlerinde kendini gösteren doğa, keşfedilmeye açık bir dünya olarak ele alınmıştır. İnsanı merkeze koyan bakış açısı ile ortaya çıkan doğa-insan ilişkisi, gelecek sanat akımlarını da etkilemiştir. Sanatçılar için bir ifade aracı olmuş olan doğa, zaman içinde insan aklının hâkimiyeti altına girmiştir. Sanayi Devrimi ile birlikte endüstrileşmenin artışı, üretim ve tüketim alışkanlıklarında köklü değişimlere yol açmıştır. Bu dönemde doğa, insanın teknolojik ve endüstriyel ilerlemeleri karşısında giderek arka planda kalmaya başlamıştır. Bu değişim, doğanın insan karşısındaki üstünlüğünü yitirmesine ve insanın doğa üzerindeki hakimiyetinin artmasına neden olmuştur. İnsan ve doğa arasındaki ilişkide dengelerin tersine dönmesine tepki olarak birçok sanatçı da doğanın sömürülmesine yönelik tutumlarını ortaya koyan çalışmalara yönelim göstermişlerdir. Bu çalışmada, öncelikle 1960 yılından günümüze kadar süregelen doğa-insan ilişkisinin aşamaları incelenecek, daha sonra bu aşamalardaki değişimlerin nedenleri, sanatsal üretimler bağlamında çözümlemeler yapılarak ortaya koyulacaktır ve buna bağlı olarak insanın doğa üzerinde yarattığı tahribatın sonuçlarının görünür kılınması amaçlanmıştır. Araştırma, 1960 sonrası sanat hareketlerini ve çağdaş sanat arasında geçen süreçlerin doğa-insan ilişkileri etrafında ele alınmasıyla sınırlandırılmıştır. Araştırmanın temel kaynaklarını ise yazılı ve görsel materyaller oluşturacaktır.
20. yüzyıldan günümüze cehalet mühendisliğinin sanatsal eleştirisi
Bu çalışma ile, "kâr ya da fayda elde etmek ve bunların devamlılığını sağlamak amacıyla farklı iktidar biçimleri tarafından, toplumların çoğunluğundan bilgi, olay ya da olguların gizlenişi" olarak nitelendirebilen "cehalet mühendisliği" kavramı ortaya atılmıştır. Bu kavram, sanatsal bir eleştiri niteliğinde gerçekleştirilen işlerin çıkış noktası olarak incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde cehalet kavramının net bir şekilde anlaşılabilmesi amacıyla bilgi bilimsel açıdan incelenen tarihi ele alınmış, farklı araştırmacılar tarafından ortaya atılan araştırmalar irdelenmiş, taksonomi ve sınıflandırmaları üzerinde durulmuş, sebep, etki ve sonuçları örneklerle pekiştirilmiştir. İkinci bölümde, algı ve toplumsal algı konuları üzerinde durulmuştur. Toplumsal algı kavramının nasıl çalıştığı üzerine yapılan deneyler ve araştırmalar incelenmiş, ve bu süreçte kitlelerin algılarının neden ve nasıl manipüle edildiği tartışılmıştır. Üçüncü bölümde propaganda kavramı, alt başlıklarıyla birlikte ele alınmıştır. 20. Yüzyıldan günümüze propaganda örneklerine yer verilmiş, örnekler üzerinden kavramın sebep sonuç ve etkileri tartışılmıştır. Devamında proparagandanın sanat dünyası içerisindeki yerine değinilmiş, farklı sanatçılar ve sanat oluşumlarının propaganda eleştirileri, propagandaya maruz kalışları ve propaganda aracı olarak kullanılmaları irdelenmiştir. Dördüncü bölümde, tüketim toplumu ve kültür endüstrisi kavramları üzerinde durularak, planlı eskitme örneklerine yer verilmiştir. Bu bağlamda tüketim kültüründeki yanılsamaya dikkat çekilmek istenmiştir. Beşinci bölümde iktidar kavramı, biçimleri üzerinden incelenmiş ve kitlelerin farklı iktidar mekanizmalarınca gösteri, para, ayrıcalık ve özgürlük yanılsaması gibi olgularla ne şekilde yönetildikleri tartışılmıştır. Altıncı bölümde medya ve karşı medya üzerinde durulmuş, edebiyat, sinema vb. karşı medya örnekleri ele alınmıştır. İktidar mekanizmalarının sırlarını ifşa eden örneklere ve sanat dünyasının kitlesel gözetim kavramını deşifre eden çalışmalarına yer verilmiş ve bu işler üzerine tartışılmıştır. Son olarak yedinci bölümde ise, araştırma süresince ele alınan konular üzerine yazar tarafından gerçekleştirilen kişisel çalışmalara yer verilmiş ve konularla ilişkileri açıklanmıştır.
Çağdaş sanatta ölüm temasının etik ve estetik açıdan incelenmesi
Reformasyon paralelinde Memento Mori kültünün resim sanatına yansıması ve savaşların sanatçılar üzerindeki etkisi, ölüm temalı Vanitas resimlerine yansımıştır. Bu dönem resimlerindeki ölüm temsilleri fotoğraf sanatını da etkilemiş; ölüm imgeleri fotoğraf sanatına da yansımıştır. Sanatçıların savaşa karşı eleştirel bakışları, ölümü hatırlatıcı imgelerin resimlerde kullanılması, modern estetik bağlamında görülmek istenmeyenin temsil edilmesi ve dışavurumcu anti-estetikle birlikte sanatta yeni tartışmalar ortaya atarken, izleyicide beğeninin aksine şok etkisi yaratmıştır. Sanatçı tarafından sanatsal imge aracılığıyla varoluşa yöneltilen eleştirel bakış, izleyici ve eleştirmenlerce estetik ve etik ifadenin yönü açısından değerlendirilmiştir. Ölüm imgesinin vurgulanması ve görselleşen anlama dikkat çekmek amacıyla şiddetli görüntülerin sanatsal ifadesine dahil edilmesine; izleyiciler ve eleştirmenler tarafından muhalefet edilmiştir. Bunun gerekçesini anlamak için sanatın kat ettiği estetik ve etik süreçlere tarihsel gelişimine baktığımızda, klasik dönemde idealize edilen güzellik; reform hareketleri sonrasında yaşamsal etiği amaç edinen gerçekliğin görünüşleri ve 19. yüzyıl itibariyle klasik sanatın sorgulanması paralelinde karşılaştığımız modern estetik süreçlerinde, çoğu zaman çirkinliğin görüntüsünden kaçınıldığı görülmektedir. Yani modern estetiğin alışkanlıkları ile bakan izleyici açısından göze hoş gelen, estetize edilmiş görüntü dışında kalan şiddet içerikli imgeler gayri meşrudur; dolayısıyla izleyiciyi şok eder. Bu durum modernizmin estetik de dahil olmak üzere temel kavramlarını eleştiren postmodern kuramın ve sanatsal eğilimlerin cıkış noktasını oluşturur. İşte bu ortamda çağdaş sanat işi politik ve provakatif bir tavrı benimseyerek modern estetiği alt üst eder yeni bir etik ve estetik, düzen/düzensizlik önerir. 1960 sonrası sanat hareketleri içerisinde bedeni malzeme ederek çalışan pek çok sanatçı, ölüm temasını ölüme yakın performanslarla veya bedeni malzeme eden dijital medyumlarla sergiler. Böylelikle bu temayı bir imge olmaktan çıkartarak, teatral bir deneyim alanı gibi sunarlar. Yaşamın sanata dönüştüğü bu süreçte, ölüm teması da hayatın içinde bir performans biçimine dönüşürken, bu performanslar izleyici açısında bireysel etik sorunsalları gündeme getirmiştir. Modern sanat içinde temsil bağlamında yine estetiğin bir kanalı olan anti estetik çerçevesinde biçimlenen ölüm teması, 1960 sonrası sanat formlarında etik bir mesele olarak sunulmuştur.
Sanat yapıtında gündelik nesnenin kullanımı ve değer sorunu
Sanat yapıtının, sanatın kurumlaşmış değerleri içerisindeki kapsamı, açıklanışı Dada ve Duchamp sonrası gündelik nesnenin kullanımı ile yapıtın sınırlarını öylesine genişletir ki pratik hayat ve sanat üretimi iç içedir. Ve kurumsallıklar içinde sanat yapıtının kullanımı, tanımı ve değerlendirilişi yeni açılımlar alır. Bu tezde Duchamp ve Dada ile başlayan, Pop Sanat ve günümüze kadar örnekleri ile tüm çağdaş sanatı etkileyecek olan ''hazır nesne'' kullanımının getirdiği etkiler incelenecektir. Gündelik nesnenin sanat yapıtı olarak kullanılışı sanat üretiminin güzellik ve zanaata dayalı klasik estetik ölçütlerinin ve geleneksel malzemenin kullanımının değişmesine yol açtığı gibi topyekun üretim süreçlerini ve algılamayı da belirlemiştir. Fikre dayalı sanat üretimi sanatçı öznenin bir düşünür sanatçı olarak yaratım süreçlerini ve yapıtın sunumu, sergilenme mekanı ile ilişkisi ve algılanması süreçlerini de değiştirmiştir. Sanat yapıtının müzelerde ve galeri mekanlarında sergilenmesi bilinen anlamda yüksek ve değerli, biricik sanat eserlerinin saklanması, korunması belgelenmesi veya satışa sunulması işlevini görürken, hazır nesne ile bu yaklaşım bertaraf edilmekte ve tüm tanımlarda tamamen düşünsel ilişkilere dayalı bir plastik anlatım dilinin oluşturulduğu yeni bir dizin kullanılması gerekmektedir. Bu durum yapıtın klasik anlamdaki değer algısını ve bağlamını değiştirmektedir. Bu tezde bu problemlere dayalı bir araştırma çalışması yaparak, sanat tarihinde nesnenin farklı kullanım biçimleri incelenmiştir. İlk yerleşik toplumlardaki el yapımı nesnelerden, klasik dönem zanaat sanat ürünü nesnelere gündelik kullanım nesneleri incelenerek modern dönemle birlikte sanat tarihine sanat eseri olarak endüstriyel nesnenin-hazır nesne başlığıyla girişi ve sanat eserinin değer konusunu hangi bağlamda değiştirdiği sorgulanmıştır. Tezimin araştırma konusu paralelinde sonuç olarak ürettiğim çalışmalar ve proje konum ile gündelik nesnenin kullanımı ve değer sorunu ilişkilendirilmiş ve değer konusunun sanat üretimindeki asıl problemin düşünce ve bağlam konusu olduğuna vurgu yapılmıştır.
S. Freud'un tekinsizlik kavramı bağlamında sanatta mekan-nesne-korku ilişkisi
Bu çalışma, psikanalizin temel dinamiklerinden olan Freudyen 'tekinsizlik kavramı' (uncanny) ile bağlantı kurarak, sanatta mekân – nesne – korku ilişkisinin sorgulanması üzerinde odaklanacaktır. Psikanalitik bir kavram olan tekinsizlik; "görünmeyenin görünür kılınması", bastırılan 'şey' lerin başkalaştığı ancak öteden beri tanıdık olan, beklenmeyen, öngörülemeyen, muğlak, "rahatsız eden" in gün yüzüne çıkma durumunun bireyin kontrolü olmaksızın biçim değiştirerek temsil edilebilir hale gelmesi durumudur. Bu bağlamda bireyin, nesnenin ve mekânın karanlık ve rahatsız edici tarafına işaret eden; mekân, nesne ve korku ilişkisini tartışmasız muhtemel kılan tekinsizlik kavramı tez boyunca Sigmund Freud'dan ödünç alınacak, sınırları genişletilerek sanatsal estetiğin üretim sürecinde nasıl yer aldığı, sanat disiplinleri arasında bir ifade biçimi olarak nasıl temsil edildiği sorguya açılacaktır. Çalışmada bu alanda etkinlik gösteren sanat temsilleri ve medyumları konu bağlamında incelenecek ve bu medyumlarla üretilen eserler incelenecektir. Sanat Tarihinin farklı zamanlarında üretilmiş tekinsizlik kavramı ile ilişkilendirilebilir sanat üretimlerinin mekân nesne ve korku ilişkisi araştırılarak; 'tekinsizlik kavramı' bağlamında üretilen kişisel çalışmalar eklenerek; tez çalışması ile kişisel sanat üretimim arasındaki düşünsel bağlantılara ve kurgulamalara yer verilecektir.
Soyut dışavurumcu sanatta ruhsal arayışlar ve uzak doğu öğretilerinin etkileri
1940 sonrası Amerika ve Avrupa'da ortaya çıkan soyut dışavurumcu sanat anlayışı kısa bir süre içinde modern Batı sanatında güçlü bir etki yaratır. Günümüze kadar devam eden ve tüm dünyaya yayılan bu sanatsal etkinin en önemli özelliği, soyut dışavurumcu sanat anlayışının sahip olduğu ruhsal içeriklerdir. Soyut dışavurumcu sanatçılar salt, renk, leke, çizgi, yüzey, boşluk gibi biçim değerlerine indirdikleri sanat anlayışlarına, içgüdüsel eylemlerini, anlık duygu birimlerini, dinamik fırça vuruşlarını, rastlantı ve doğaçlamaları da katarak yeni bir ifade dilini ortaya koyarlar. Soyut dışavurumcu sanatla birlikte yapıtın inşası sanatçının resim yapma eylemine dönüşür. Böylece yapıt sanatçının bir deneyim meselesi haline gelir. Soyut dışavurumcu yapıtta açığa çıkan soyut ifade biçimi, sanatçının derin düşünme sonucu içgüdüsel etkinliğe dönüşen eylemlerinin en dolaysız aktarımını yansıtır. Soyut dışavurumcu sanatçı için sezgilere dayalı iç gözlem önemlidir. Dolayısıyla soyut dışavurumcu sanatın odak noktasında sanatçının kendi varoluşu ve benlik gerçekliği bulunur. 20. yüzyılın ilk yarısı Batı dünyasında yaşanan trajik olaylar ve sosyolojik olumsuzluklara karşı "Benlik" gerçekliğinin yeniden inşası ve içsel dünyanın keşfi soyut sanatçıların gündemindedir. Dönemin şartları bağlamında sanatçılar arasında huzursuzluk yaratan karamsar duygular ön plandadır ve manevi dünyaya ilişkin ruhsal bir arayış söz konusudur. Soyut dışavurumcu sanatçıların Sigmund Freud ve Gustave Jung'un Psikanaliz çalışmalarını takip etmesi, Batı sanatının ruhsal (psikoloik) bir çözümleme aşamasına geçtiğini göstermiştir. Gustave Jung'u izleyen sanatçılar, bilincin mitler ve primitif sanatlarla olan ilişkisinden çıkış yaparak yapıtlarında ruhsal ifadenin saf (arı) deneyimlerini yakalamaya çalışırlar. Bu aşamada saf duygu deneyimlerine odaklanan sanatçılar için Zen Budizmi ve sanat anlayışı alternatif bir düşünme biçimi sunar. 1950'den sonra Soyut dışavurumcu sanatçılar ve Japon sanatçılar arasında yakın ilişkiler kurulur. Batı sanatında Uzak Doğu kültürüne yönelik ilgi hızla artar. Zen öğretilerinin ve kaligrafi sanatının etkileri Soyut dışavurumcu yapıtlarda açıkça hissedilmeye başlanır.
Çağdaş sanatta kültürel bir olgu olarak medyanın kadın imgesine etkisi
Bu çalışma, medya tüketim toplumunda yer alan değerlerin yaygınlaştırılmasında önemli bir işlevi olan, gösterge ve sembollerin içinde olduğu sosyo-kültürel bir metin olarak kurgulanması amaçlanmıştır. Sanatsal bağlamda kadın imgesi çalışma kapsamında sergilenecek olan uygulamanın çıkış noktası olarak ele alınmıştır. Medya üzerinde kadının temsil edilişi, kadına yüklenen toplumsal cinsiyet rolleri, feminist kuramlar çerçevesinde incelenmiştir. Bu kavramlardan kadının medya üzerindeki imgesi, tez çalışmasının temel referans noktasını oluşturmaktadır. Tez çalışmasında, medyanın toplumsal ve kültürel ilişkiler içinde üretilen ve bu ilişkileri yeniden üreten bir yapı olarak ele alınmaktadır. Çalışmanın birinci ve ikinci bölümünde kültür kavramı detaylı bir şekilde incelemek amacıyla kültürün tanımı yapılıp, yaklaşımlar ve geçirdiği değişimler kronolojik olarak incelenmiştir. İkinci bölümde kültür endüstrisi kavramını literatüre kazandıran Frankfurt Okulu düşünürleri ekseninde; Adorno, Max Horkheimer , Walter Benjamin, Guy Debord ve Jean Baudrillad'ın ''kitle kültürü'' kavramı üzerine yapmış oldukları incelemeler kapsamlı olarak ele alınmıştır. Üçüncü bölümde feminizmin tarihçesi ve feminist kuramlar bağlamında kadın imgesi üzerine yaklaşımlar incelenmiştir. Kadına yönelik cinsiyetçi bakış açılarının ortak noktasına ilişkin kültürel tanımlamaların aile ve toplum tarafından şekillendirildiğine vurgu yapılmaktadır. Geleneksel eğilim kadını toplumsal yaşamdan dışlarken, yaşam alanlarının da sınırlandırdığı gerçeğini beraberinde getirmiştir. 1960 sonrası feminist sanat hareketlerinin tarihsel süreçleri incelenmiş ve dönemin sanatçıları ele alınmıştır. Medya üzerinde üretilen kadın imajının etkileri analiz edilmiştir. Reklamlarda yer alan kadın imgeleri ve kadının sunulduğu toplumsal cinsiyet rolleri aracılığıyla nasıl bir anlam üretildiğini açıklamak amaçlanmaktadır. Bu anlamı ortaya koymak için reklamlarda kullanılan göstergelerin birbirleriyle ilişkisi çözümlenmiştir. Bu bağlamda medyanın değer yargıları açığa çıkarılmaya çalışılmıştır. Dördüncü ve son bölümde ise konu bağlamında üretilen uygulamalar kavramsal ve plastik olarak incelenmiştir. Eril iktidarın toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden medyada oluşturulan kadın imgelerinin feminist kuramlar bağlamında, uygulamaları gösterge olarak sanat pratiğine taşıyıp yeni bir ifade biçimiyle ele alınmıştır.
Rengin politikası
İnsanlığın ortaya çıkışından beri rengin bir politikası olagelmiştir. Rengin farklı kültür ve ortamlarda mutlak politik bir belirlenimi vardır. Rengin politikası, politik bir ideolojiyi, hareketi veya partiyi temsil etmek amacıyla kurulmaktadır. Renklerin doğasında olmayan bir anlamın yüklenmesi çoğunlukla sembol olarak kullanılmasına bağlıdır. Rengin politikleştirilmesi, renk sembolizmi ile politik sembolizmin bir araya gelmesidir. Bu bağlamda tez çalışmasında rengin politik belirlenimi üzerinde durulmaktadır. Sadece rengin siyahi beden üzerinde politikleştirilmesi değil; yaşanılan dünya ve coğrafyanın öteki yerlerinde de farklı renk sembolizması nedeniyle politik durumlar ve statüler de mevcuttur. Politik renk durumuyla ilgili bir çalışmanın yapılmamış oluşu bizi bu konu üzerinde durmaya ve rengin politikası üzerinde çalışmaya yöneltmiştir.
Moda, sanat/sanatçı ilişkisinde sanatın nesnesi olarak kullanılan giysi tasarımında deneysel yüzey uygulamaları
İnsanlar yaşamları boyunca çevresel koşullardan korunmak için örtünme ihtiyacı duymuştur. Koşulların ve iklimlerin değişmesi giysiyi çeşitlendirmiştir. Örtünme ihtiyacı giyinme kavramına dönüşmüştür. Koşullar ve sınıfsal statüler giysilerin de farklılaşmasına neden olmuştur. Giysi insan için bir ifade aracına, kimliğe dönüşmüştür. Tasarlanan ve bireyin benliğine hitap eden giysiler kişiye özel olmuştur. Sanayi devrimi sonrasında hızla artan hazır giyim ihtiyacı tasarımcıların yol ayrımına olanak sağlamıştı. Bu istekler beraberinde haute couture ve giyilebilir sanata zemin hazırladı. Tasarımcıların ekol ve akımlardan etkilenmesi, tasarımlarına yansımaktaydı. Tasarımcıların sanatçılarla ortak paydalarda buluşması, tasarlanan kostümlerden de gözlemlenebiliyordu. Araştırılan bu tez kapsamında hemen hemen her dönemin sanat akımda, giysi de çeşitli rollerde karşımıza çıkmaktadır. Dada akımı ve kavramsal sanat akımından çıkan kıvılcımlar giysiye sıçramış ve onu bir performans sanatçısının kostümü haline dönüştürmüştür. Bu dönüşüm öylesine güçlüydü ki giysi kimi zaman sanatçıya sanatçı ise giysiye dönüşmekteydi. Önceleri hazır bir nesneden ibaret olan bu nesne (giysi) artık sanatın nesnesi olmuştur. Akımların çizgi, renk ve formları üretilen kostümlerde yer almış adeta giyilebilir birer sanat eserine dönüşmüştür. Bu tez çalışmasında moda tasarımcılarının ilham kaynağı olan sanat eserleri ve başta kübizm olmak üzere akımlar incelenmektedir. Literatür taramasıyla moda tasarımcılarının etkilendikleri sanat akımları irdelenerek, bulgularla bu etkilerin tasarımlarına nasıl yansıdığının saptanması amaçlanmıştır. Bu bağlamda tezin kavramsal çerçevesinde sanat akımlarından bahsedilerek moda tarihinden örnekler verilmiştir. Sonuç olarak bu tez çalışmasının sanat ve modanın birlikteliği ve ilişkisi açısından literatüre eklenmesi ve bu konu bağlamındaki birçok araştırmaya ışık tutacak bir kaynak olması amaçlanmaktadır.
Natürmort resimlerinde sembolik anlayış
Bu çalışma Batman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim Anasanat Dalı'nda Yüksek Lisans tezi olarak hazırlanmıştır. Bu tezin konusu natürmort resimlerinde kullanılan nesnelerin sembolik anlayışını çalışmaktır. Natürmortta kullanılan nesnelerin ya da objelerin neler olduğunu araştırmak ve özellikle sanatçıların neden bu nesneleri çalışmalarında kullandığı, bunlara neden yer verdikleri ve bu nesnelerin ne anlam ifade ettiği, neyi çağrıştırdığı; özellikle natürmort konularında yiyeceklerin kullanılması ve bu yiyeceklerin içerdiği anlamlar üzerinde durarak, bu nesnelerin sembol ya da simge açısından analiz etmek amacıyla bu çalışma gerçekleştirilecektir. Çalışmada natürmortun gelişimini resmedilmesinin sebepleri, bu resim dalında bilinen sanatçıların eserleri, konuları, kullandıkları boya ve nesneler üzerinde odaklanılacak; ayrıca, bu nesnelerin sembolik açıdan taşıdığı anlamlar incelenecektir. Bu çalışmanın amacı, toplumsal iletişim ihtiyacından ortaya çıkan sembollerin kullanımının resimlerde nasıl bir etkiye sahip olduğunu incelemek ve aynı zamanda bu tür etkilerin natürmort resimlerdeki kullanımını araştırmaktır. Natürmorttun ve natürmortta kullanılan nesnelerin güzel sanatlar içindeki yerini ve önemini ortaya koymak. Natürmortta kullanılan nesnelerin neler olduğunu araştırmak bir ifade biçimi olarak kendini gösteren semboller açısından ele almak ve analiz etmek, natürmortta sanatçıları ve eserlerini inceleyerek bu sanatçıların kullandıkları nesneleri anlamlandıran sembolik anlamların ne olduğunu ve neyi amaçladığını ele alarak incelenmesi, irdelenmesi ve bunların neler oldukları literatür taramasıyla verilmiştir. Resim sanatında simgelerin kullanılması, ilk çağlardan bu yana, farklı dönemlerde içinde yaşadığı çağı ve dönemini yansıtan önemli sanatsal öğelerden birisi olarak sanatçıların eserlerine yansımaktadır. Bu doğrultuda, natürmort resmi yapan sanatçıların teknik açıdan hangi temaları seçtiklerini konu açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Daha sonra, yapılan çalışmalara yer verilmiştir. Son bölümde ise çalışmanın yöntemine, bulgularına ve sonuçlarına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Günlük nesne, Natürmort, Obje, Sembol