Ordu University
Discipline

Art History

Ordu University

482

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Ordu ili Altınordu ve Perşembe ilçesi örnekleriyle Osmanlı mezar taşları

İnsanlar ikinci bir dünyanın varlığına inansınlar veya inanmasınlar ölüm olayı her canlı için kaçınılmaz bir sondur. Kutsal kitaplarda da açıkça görüldüğü gibi insanoğlu ölümlü yaratılmıştır. Türklere göre "ölüm", geçici olandan baki olana bir geçiştir. Türkler için sadece "beden" ölümlü, ruh" ise ölümsüzdür. İnsanlar ölümünden sonra ebedi olan yeni hayatlarına tekrar doğacaktır. Türklerin öteki dünya inancı etrafında şekillenen, ölüme dair çeşitli adetleri ve defin gelenekleri vardır. Orta Asya'da başlayan, ölen bir kişi için mezar yeri açma ve mezar taşı dikme geleneğinin izleri Anadolu'da görülmekle birlikte, zaman içerisinde form, malzeme ve kendine özgü süsleme kompozisyonu bakımından birtakım yeniliklere gidildiği saptanmıştır. Osmanlı dönemi mezar taşları, ölen kişiye ait isim, unvan, meslek, sülale adları, ölüm tarihi yanında dönemin sosyal, kültürel hayatı, üslup ve edebi yönünü bizlere sunması açısından tarihi birer kaynak niteliğindedir. Mezar taşları, doğa ve insan tahribatı sonucu her geçen gün hızla yok olmaktadır. Türk kültür tarihimize tanıklık etmiş mezar taşlarını belgelemek, geleneği yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak önem arz eder. Bir toplumun sahip olduğu tüm değerleri üzerinde bir iz gibi taşıyan mezar taşlarının belgelenmesi ve gelecek nesillere aktarılması ise ancak bilimsel bir çalışma ile mümkündür. Tezin konusu, Ordu ili Altınordu ve Perşembe ilçelerine ait mezarlıklarda yer alan Osmanlı dönemi mezar taşlarıdır. Osmanlı dönemine ait 92 mezar tespit edilmiştir. 92 mezar örneğinin 54'ünde baş ve ayakucu taşı mevcuttur. 38 mezar örneğinin ise ayakucu taşı günümüzde mevcut değildir. Bu çalışmanın amacı, Türk kültüründe kesintisiz olarak devam eden mezar kültürü ve mezar taşı dikme geleneğinin süreç içerisinde geçirdiği değişimleri de içeren kapsamlı bir çalışma ortaya koymaktır. Tespit edilen mezar taşlarının; form, malzeme ve işleniş teknikleri yanı sıra mezar taşlarına işlenen sembollerin taşıdığı ikonografik anlamlar bakımından çözümlenmesi, literatürdeki eksikliklerin giderilmesi ve bundan sonra yapılması planlanan akademik çalışmalara katkı sağlaması bakımından önem arz eder.

Halime Özlem Çabuk
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bursa (Merkez) tarihi çarşıları

Bursa şehri, Osmanlı döneminin, şehircilik anlayışını yansıtan önemli bir şehirdir. Osmanlı döneminde çarşılar; ekonomik, sosyal, kültürel ve mekânsal açılardan şehrin merkezinde yer alan önemli yapılardır. Bursa'nın Osmanlı'ya başkentlik yapması ve önemli ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunması Bursa çarşısının gelişiminde önemli rol oynamıştır. Ayrıca, Osmanlı şehirciliğinin temelinde Türkmenistan- İran, Anadolu- Bizans ve İslam şehircilik anlayışları vardır. Bu etkileşim, Bursa çarşısının şekillenmesinde rol oynamış, İslam çarşılarında görülen ticari düzen ve çarşı çevresinde konumlanan mimari yapılar, Bursa çarşısında uygulanan düzene katkı sağlamıştır. Bursa'nın fethi ile şehircilik faaliyetlerine başlayan Osmanlı Devleti, 1400 yılında bedestenin inşasıyla birlikte çarşının merkezini belirlenmiş ve kendinden sonraki Osmanlı şehirleşmesine referans sağlamıştır. Bu tez çalışmasında; Bursa merkez bölgesinde yer alan üstü örtülü çarşılar ve yine aynı bölgede bulunan özgün işlevini kaybedip, çarşı olarak işlevlendirilmiş olan yapılar, Osmanlı Dönemi hâkimiyetine giren Bursa'nın ilk şehirleşmeye başladığı tarihten günümüze kadar olan süreçte çarşı alanının gelişimi, şehir düzenindeki konumu ve önemi ele alınmıştır. Sanat Tarihi disiplininde ele alınan bu tez çalışması; mimarlık, tarih ve sosyoloji gibi diğer bilimi dallarına kaynaklık edeceği düşünülmektedir.

BursaÇarşıŞehirleşme
Şevval Türkyılmaz
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Şanlıurfa Müzesi'ndeki cam eserler ışığında antik dönem cam kullanım şekilleri

Daha sonra doldurulacaktır.

Serap Zencirkıran
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir Müzesi'nde bulunan Osmanlı dönemi mühürleri

Mühür, insanlık tarihi boyunca kullanılmış bir araçtır. Osmanlı kültüründe mühür kullanımın ayrı bir geleneği olup Osmanlı Padişahların hakimiyet ve mülkiyet sembolünün bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Mühürler, başta Padişah ve onun devlet erkanları olmak üzere ve sade vatandaşa kadar kullanım alanı yaygın bir unsurdur. Osmanlı döneminde mühür sanatıyla uğraşanlara hakkâk denilmiştir. Hakkâklık, içerisinde hat, kuyumculuk, bezeme gibi sanat türlerini barındıran zor bir dal ve itibarlı meslek grubudur. Bu çalışmada İzmir Müzesinde Bulunan Osmanlı dönemine ait mühürler ve karşılaştırma yapmak amacıyla çalışmaya dahil edilen Cumhuriyet dönemine ait mühürler incelenmiştir. Osmanlı dönemi mühürlerin 19. ve 20. yy'lara ait olduğu, Cumhuriyet dönemi mühürlerin ise 20. yy'ın başlarına ait olduğu belirlenmiştir. Katalog kısmında incelenen en eski mühür örneği Osmanlı'nın 28. Padişahı olan III. Sultan Selim dönemine ait Hicrî 1220 (Milâdî 1805 – 1806) tarihli şahıs mühürleriyken, günümüze en yakın mühür örneği Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün ölüm yılı olan 1938 tarihli kurum mührü olduğu belirlenmiştir. Mühürlerin okunuşu, tarihlendirmesi, kullanım alanı bakımından sınıflandırılması, yazı çeşitleri, formları ve süslemesi bilimsel anlamda bütün yönüyle analiz edilerek tanımlaması yapılmış ve belgelendirilmiştir. Değerlendirme, karşılaştırma ve sonuç bölümünde, Osmanlı dönemi ve cumhuriyet dönemine ait mühürler bütün yönleriyle incelenerek benzer örneklerle karşılaştırılarak bilimsel bir çalışma ortaya koymak amaç edilmiştir.

Gülsevim Kara
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Rundbogenstıl ve Doğu Avrupa'ya yansımaları

XVIII. yüzyılda Avrupa'da, ataları kabul ettikleri Antik Yunan ve Roma medeniyetlerinin kültürünü tekrar canlandırma girişimleri paralelinde ortaya çıkan Neoklasisizm ile birlikte mimaride antik düzen ve cephe sistemleri modern yöntemlerle inşa edilen binalara uygulanmaya başlamıştır. XIX. yüzyıl itibariyle ise uluslararası nitelikteki bu üslup, ulusların milliyetçi güdülerine yeterli gelmemiş, her millet kendi ulusal mimari tarzını ortaya çıkarmak adına girişimlerde bulunmuştur. Bu bağlamda ortaya çıkan Rundbogenstil de Almanların kendi milli mimari akımları kabul ettikleri Erken Ortaçağ Avrupa üslupları, bu üslupların beslendiği Roma ile Erken Hristiyan, Bizans, Rönesans mimarisi ve İslami yapı detaylarının iki veya daha fazlasını bir potada eriterek ortaya çıkardıkları eklektik bir anlayıştır. Menşei Bavyera ve Prusya olan Rundbogenstil, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nda da dönem modası ve mimarlar üzerindeki teorik etkiye bağlı olarak kendini göstermiştir. Çek Cumhuriyeti ve Hırvatistan'da, Avusturya ve Macaristan ile var olan sıkı ilişkiler neticesinde yayılan üslup, Avrupa'nın doğusunda yer alan milletler tarafından Ortodoks ruhunu yansıtmak amacıyla (şüphesiz Ortodoksluğun mimarideki temsiliyetinin Bizans şekillenişiyle sağlanabileceği düşüncesiyle) Bizans formlarının daha yoğun kullanılması şeklinde uygulanmıştır. Ayrıca gerek Alman ve Avusturya coğrafyası gerekse Doğu Avrupa'da İslami karakterin yoğun olarak uygulanması şeklinde seyreden bir başka varyant Rundbogenstil'in ise Yahudi yapılarında tercih edildiği görülmektedir. Osmanlı'nın son döneminde özellikle Tanzimat Fermanı ile birlikte azınlıklara verilen haklar sonucunda inşa edilen binalarda stilin yansımaları takip edilmektedir. Literatürde yer alan çalışmalarda stilin Alman coğrafyasındaki teorik zemini hakkında hatırı sayılır verinin mevcut olmasına karşın Doğu Avrupa'da yayılımına ve bu eklektik anlayışı hangi alt üslupların oluşturduğu, alt üslup kombinasyonlarında nelere dikkat edildiği ve bu kombinasyonlar arasındaki farklılığın temelinde yatan teorik anlayışa dair bilgilerin eksikliği göze çarpmaktadır. Bunlara ek olarak stilin bazı kaynaklarda farklı isimlendirmelerle anıldığı, farklı üsluplar içerisinde değerlendirildiği ya da örneklerinin farklı tarzlara atfedildiği de görülmektedir. Bahsedilen bu eksikliklerin tamamlanmasının hedeflendiği bu çalışmada stilin Alman coğrafyasında doğuş ve gelişiminin takibi adına Berlin, Doğu Avrupa'ya yayılımını sağlayan Habsburg sahasındaki şekillenişi temsil etmesi bakımından Viyana, Prag, Budapeşte ve Zagreb ile Doğu Avrupa'ya yansımalarının tahlilini gerçekleştirebilmek için Atina, Belgrad, Sofya ve İstanbul'daki örnekler çalışmanın kataloğunu oluşturmak üzere belirlenmiştir. İncelenen hat üzerindeki eserler mimari özellikleri bakımından değerlendirilmiş, stilin Doğu Avrupa'daki yayılımı ve alt üslup özelliklerine göre gruplamalar yapmak suretiyle stil bünyesindeki üslup çeşitliliği ve ağırlıklarının yapıların ait olduğu etnik-dini gruplarla arasındaki bağlantı saptanmaya çalışılmıştır. Böylece Orta Avrupa'da doğan ve bir ulusu simgeleyen Rundbogenstil'in hem Doğu Avrupa'ya yayılım sürecine neden olan faktörler hem de binalardaki şekillenmesinin analizlerinin sunulacağı bu çalışma Avrupa mimarlık tarihi ve Türk literatürünün halihazırda eksik olan ilgili kısmına büyük ölçüde katkı sağlayacaktır.

19. yüzyılAlman mimarisiAvusturya mimarisi+7
Gülferi Akın Ertek
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Giresun Müzesi'nde bulunan Osmanlı Dönemi kılıçları

Kılıç, insanlık tarihi boyunca insanın zekâsının ve medeniyetinin gelişmesine paralel olarak gelişen ve barutlu silahların kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte de tarihe karışan en eski savaş aletlerinden biridir. İnsanlık medeniyetini ve maden sanatını geliştirdikçe kılıç yapım tekniklerini de geliştirerek, imal ettikleri bulu savaş aletini kendilerini korumak dışında sembolik bir anlam da yükleyerek törenlerinde de kullanmışlardır. Madeni bir sanat eseri olan kılıçların hem üzerindeki süslemeler hem de sembollerin maden sanatı için önemli bir yer kapladığını ve kılıç yapan ustanın farklı üzerindeki süslemeleri yapan ustaların ise farklı meslek gruplarına ayrıldıklarından bahsetmek mümkündür. Giresun Müzesi'nde bulunan Osmanlı dönemine ait bu eserlerin de tür ve türler içerisinde tipolojik olarak farklılıklarını inceleyip, Osmanlı maden sanatı alanında da bu eserlerin nasıl bir yer kapladığını anlamak amacıyla bu konuyu ele almak uygun görülmüştür. Müzede bulunan tüm kılıçların XIX-XX. yy'lara ait olduğu tespit edilmiş olup geç dönem Osmanlı eserleri olduğu belirlenmiştir. Katalog kısmında incelenen Giresun Müzesi'nde yer alan eserlerin namlu anlamında dokuz farklı türden olduğu tespit edilmiş olup, bunlar arasında bir de bölgesel bir kılıç tipi olan Laz yatağanları tespit edilerek literatüre kazandırılmıştır. Eserlerin türleri, tipolojileri, malzemeleri, ölçüleri, süslemeleri ve kullanılan teknikler sırasıyla incelenerek analiz edilmiş ve tanımlamaları yapılarak bu veriler Yüksek Lisans tezi kapsamında sunulmuştur. Değerlendirme ve sonuç bölümünde Osmanlı dönemine ait bu eserlerin yukarıda bahsi geçen özellikler bakımından tüm yönleriyle Sanat Tarihi metodolojisi kapsamında incelenerek varsa benzerleri ile karşılaştırılarak bilimsel bir çalışma ortaya çıkarmak amaç edilmiştir.

Kılıç
Burak Doğan
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Balıkesir ili Edremit ilçe merkezindeki Osmanlı ve erken cumhuriyet dönemi mezar taşları

Türklerde mezar kültürünün tam olarak ne zaman ortaya çıktığı bilinmemekle birlikte, Orta Asya'da görülen ilk Türk mezarları ve mezar taşı anıtları, tarihsel süreç içinde gelişimini sürdürmüştür. Özellikle Türklerin İslamiyet'i kabul etmesiyle birlikte mezar taşı geleneğinde önemli bir kırılma yaşanmış, bu dönemin ardından taşa insan şekli verme geleneği terk edilerek, yerine kufi karakterlerle yazılmış kitabeler kullanılmaya başlanmıştır. Anadolu'nun Türkleşmesiyle birlikte gelişimini sürdüren mezar taşı geleneği Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerine ait en güzel örnekleriyle günümüze kadar ulaşmıştır. Osmanlı mezar taşı geleneğinde önemli bir yer tutan Balıkesir, özellikle Edremit ilçesiyle ön plana çıkmaktadır. Çalışmamızın kapsamını oluşturan Edremit ilçe merkezindeki Ağa Camii Haziresi, Kurşunlu Camii Haziresi, Pazarlık Camii Haziresi ve Edremit Merkez Kabristanlığında toplam 146 adet mezar taşı tespit edilmiştir. Ele alınan bu mezar taşları, form, başlık tipi ve tezyinat bakımından incelenmiş ve güncel durumları da yerinde gözlemlenerek belgelendirilmiştir. Edremit ilçe tarihini ve kültürünü ön plana çıkaran bu örnekler ayrı ayrı form, başlık tipi, tezyinat, yazı tipi ve kitabe içeriği açısından sanat tarihi disiplini kapsamında bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Çalışmada Edremit ilçe tarihine ait kültürel değerlerin önemi vurgulanmış ve söz konusu mezar taşlarının sanat tarihi bilimine katkı sağlaması hedeflenmiştir. Böylelikle gelecekte yapılacak olan bu alandaki araştırmalara kaynak ve referans olması beklenmektedir.

Balıkesir-EdremitTürk hat sanatı
Mücahit Gündoğan
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ordu ili tarihi savunma yapıları

Ordu, Karadeniz Bölgesi'nde coğrafyası ve tarihiyle ilgi çekici bir il olarak karşımıza çıkmaktadır. İl, kıyı kesiminin denize girintili-çıkıntılı yapısı, iç kısımlara doğru gidildikçe yüksekliği artan yalçın dağları ve yemyeşil bitki örtüsüyle göz kamaştırıcı bir doğaya sahiptir. Bunun yanı sıra Ordu'nun tarihsel açıdan da oldukça zengin bir geçmişe sahip olduğu bilinmektedir. İlin içeresinde bulunduğu bölgenin tarihi eski çağlara kadar inmektedir. Bu bölgede pek çok topluluğun ve medeniyetin yaşamış olduğu anlaşılmıştır. Çalışmamızda, Ordu'da hüküm sürmüş medeniyetlerden günümüze ulaşan 18 adet savunma yapısı Sanat Tarihi disiplinince incelenmiştir. Söz konusu kültür miraslarımızın bilimsel olarak incelenmesi, tanıtılması ve belgelenmesi gerekli görülmüştür. İlin farklı ilçelerinde yürütmüş olduğumuz çalışmalarda, eserlerin mevcut durumları fotoğraflarla belgelenmiştir. Ayrıca kalıntıları takip edilebilen yapıların, planları ve plan-krokilerine çalışmada yer verilmiştir. İncelenen yapılar konumları, tarihçeleri, plan ve mimari özellikleriyle katalog halinde tanıtılmıştır. Nitekim bu yapılar hem kendi aralarında hem de Karadeniz Bölgesi'nden bazı savunma yapılarıyla karşılaştırılıp değerlendirilmiştir. İlde tespit edilen çoğu savunma yapısının günümüze oldukça tahrip olmuş durumda ulaşabildiği anlaşılmıştır. Bu çalışma, Ordu ilindeki savunma yapılarına yönelik araştırmalardaki eksikliğin giderilmesi açısından önemlidir.

Bizans mimarisiKaradenizKule evler+7
Turan Ay
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ordu ili Hristiyan dini mimarisi

Karadeniz Bölgesi'nde yer alan Ordu ili, tarih öncesi çağlara uzanan köklü geçmişiyle dikkat çekmektedir. Bu tarihsel süreç içerisinde şehir merkezi ve bağlı ilçeleri, farklı dönemlerde çeşitli etnik ve kültürel topluluklara ev sahipliği yapmıştır. Bu topluluklardan biri de bölgede uzun yıllar varlık göstermiş olan Hıristiyan nüfustur. Bu çalışmada, Ordu il sınırları içerisinde yer alan Hıristiyan dini yapıları tarihsel ve mimari açıdan ele alınmıştır. Yapılan arazi çalışmaları sonucunda yedi farklı ilçede toplam 21 kilise tespit edilmiş, bu yapılar Sanat Tarihi disiplini çerçevesinde belgelenmiş ve incelenmiştir. İncelenen yapılar arasında erken dönem Hıristiyanlık, Bizans, Trabzon Rum ve Osmanlı'nın son dönemlerine tarihlenen örnekler yer almakta olup bölgenin çok katmanlı tarihsel geçmişinin yansımaları olarak dikkat çekmektedir. Ordu ilindeki şapel ve kiliselerde; üç nefli bazilikal plan, tek nefli plan, kubbeli bazilikal plan, serbest haç plan, oktagonal plan ve kapalı Yunan haçı planı gibi çeşitli şemaların kullanıldığı görülmüştür. İncelenen yapılar arasında yalnızca bir yapının, kaya kilisesi şeklinde tasarlandığı; bir yapının ise mevcut durumuna bağlı olarak planının tespit edilemediği belirlenmiştir. Bu yapılardan bazıları daha önce çeşitli araştırmalara konu olmuşken bazılarının ise herhangi bir akademik çalışmasının yapılmadığı gözlemlenmiştir. Bu bağlamda çalışmamız, hem daha önce çalışılmış hem de literatürde yer almayan yapıları bir bütünlük içerisinde ele alarak; Sanat Tarihi disiplini çerçevesinde tarihsel olarak incelenmesi ve mimari özelliklerinin ortaya koyulması açısından önemlidir.

Bizans DönemiBizans kiliseleriBizans mimarisi+7
Gülşen Otur
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bingöl ve çevresinde bulunan Hıristiyan dini mimarisi

Tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapan Bingöl ili, konumu itibariyle çevre illeri birbirine bağlayan bir köprü niteliğindedir. Anadolu'da depremin en çok hissedildiği şehirlerden biri olan Bingöl, tarih sahnesine ilk defa barındırdığı volkanik kayaçlardan obsidyenin insanlar tarafından keşfedilmesiyle ön plana çıkmaktadır. Yerleşimin iklim şartlarından dolayı geç başladığı Bingöl'de, zengin obsidyen yatakları göçebe toplulukların buraya erken dönemlerde de ziyaretlerde bulunmasına sebep olmuştur. İlk yerleşik yaşamdan sonra ve Urartuların yıkılışına kadar geçen süreçte Bingöl, Van ile Elâzığ'ı birbirine bağlayan önemli bir güzergâh olarak kullanılmıştır. 4. yüzyılda Ermenilerin Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul etmesiyle, şehirdeki ilk Hıristiyan dini mimari yapılarının inşası gerçekleşmiştir. Persler ile Romalıların doğal sınır bölgesinde yer alan Bingöl, bu imparatorluklar arasındaki çekişmelerden sürekli etkilenmiştir. Hıristiyan olmalarına rağmen, yerel Ermeni nüfus zaman zaman farklı imparatorlukların etkisi altına girmiştir. Moğolların ve Arapların istilalarının ardından, bölge 11. yüzyılda Türklerin kontrolüne geçmiş ve böylece Pers ile Bizans'ın bölgedeki hakimiyeti sona ermiştir. Türk beyliklerinin, ardından da Osmanlı egemenliğinin himayesine giren Ermeni topluluğu, uzun bir süre boyunca Osmanlı koruması altında varlığını sürdürmüştür. 18. ve 19. yüzyıllar boyunca Bingöl'de yeni Hıristiyan dini yapılarının inşası gerçekleşmiş, ancak 20. yüzyılın ortalarına gelindiğinde bu yapılar terk edilmiş ve harabe haline gelmiştir. Bu çalışma öncelikle Osmanlı Dönemi'nde inşa edilen bu yapıların tanıtımı ve değerlendirmesine odaklanmaktadır.

BingölManastır
Onur Ergün
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Onikinci ve Onüçüncü yüzyıllarda Anadolu'da Bizans-Selçuklu kültürel ilişkileri ve yerel (yerleşik) sanat

Tez, 12. ve 13. yüzyıllarda Anadolu'daki dinî mimari ve medreseleri Bizans-Selçuklu (ve yakın çevre kültürler) ilişkileri çerçevesinde ele almaktadır. Bizans-Selçuklu kültür mirası sentezi kapsamında ele alınmış çalışmada kilise, manastır, cami/mescit ve medreseler üzerinde durulmuş, Konya (İkonion) merkez alınarak İç Anadolu ve yakın çevre bölgeler incelenmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti'nde Hıristiyan ve Türk-İslam dini yapıları tez kapsamında farklı bir çerçeveden ele alınmış, yapıların temelleri, duvar örme teknikleri, malzeme teknik ve süslemeleri Bizans mimarisiyle ilişkisi bağlamında dikkate alınmıştır. 12. ve 13. yüzyıllarda Anadolu'da yaşamaya devam eden Hıristiyanların yanı sıra, Anadolu'ya yerleşen Türkler arasında Müslüman ve diğer din, inanç ve öğretilere (Nesturîler, Budistler, Maniler, Ortodokslar, Şamanistler, vd.) sahip topluluklar vardı. Politik evlilikler, resmî ziyaretler ve karşılıklı sığınmaların da kültürel bir ilişki ortamını yarattığı muhakkaktır. Bizans ve çevre kültürlerin (Gürcü-Ermeni-Latin) Hıristiyanları, Selçuklu egemenliğinde yaşamaya devam etmiş, Anadolu'da 12. ve 13. yüzyıllarda Müslümanlarla birlikte devletin mimarisine ve üretimine katkıda bulunmuşlardır. Yerel malzeme, yerel birikim ve ustalık, Anadolu'da bol miktarda bulunmakla birlikte ortak yaşam ve üretim sürecinde yeni ihtiyaçlar uyarlamalara, yeni gelen sakinlerin birikimleri ve imparatorluk ideolojisi Anadolu Selçuklu mimarisine yön vermiştir.

AnadoluBizans İmparatorluğuBizanslılar+6
Nergis Ataç
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Bizans Sanatı'nda öteki dünya anlayışı

"Bizans Sanatı'nda Öteki Dünya Anlayışı" adlı doktora tezimin konusu Bizans Sanatı'nda ölüm ve öteki dünya konulu sahneler olan Son Yargı, Anastasis, Ioannes Klimakhos'un Cennet Merdiveni ve Vita ikonlarındaki azizlerin ölümü açısından değerlendirmeler üzerinedir. Bizans Sanatı'nda Öteki Dünya Anlayışı adlı çalışma kapsamında yapılan değerlendirmeler sonucunda antik geleneklerin getirdiği yenilikler, Kilise Babalarının ortaya koyduğu görüşler, patristik geleneğin etkisi, yeni teolojik yaklaşımlar belirlediğimiz sahneleri ortaya çıkarmıştır. Öteki dünya konulu Son Yargı sahneleri, tüm eserlerde benzer özellikler göstermekle beraber eserler arasında temaların seçiminde bazen bazı temaların göz ardı edildiği ancak genel manada sahnelerde bir bütünlüğün olduğu görülmektedir. Başka bir sahne olan Anastasis sahneleri oluşumu itibariyle çarmıh ve diriliş sahneleriyle birlikte gelişim sağlamış, farklı sanat eserlerinde aynı yapı içerisinde devam etmiş fakat zamanla kendini tamamladıktan sonra dönemler arasında yenilikleri ortaya çıkarmıştır. Özellikle Orta Bizans ve Geç Bizans Dönemleri'nde bu net bir şekilde belirmektedir. Ioannes Klimakhos'un Cennet Merdiveni ise manevi külliyat açısından manastır hayatı için önemli bir yer tutmuş, keşişler üzerinde etkili olmuştur. Sahnelerde keşişlerin İsa'ya olan yolculuğu anlatılmış, bu yolculuk esnasında karşılaşılan zorluklar verilmiştir. Her basamağın ayrı bir önemi olup bu basamaklar sahneler içerisinde kendine yer edinmiştir. Merdivenin resimsel unsurları ortaya çıktığı ilk dönemlerde sahneler sadece merdiven ve içindekiler kısmıyla sınırlı kalmıştır. Ancak 11.-12. yüzyıllarıyla beraber sahneye iblisler, melekler, ejderha gibi motifler girerek sahne zenginleştirilip olay oldukça dramatize edilmiştir. Diğer bir konu olan Vita İkonlarında azizlerin ölüm anlarına değinilip mezar yapılarının vita ikonları içerisindeki yerleri belirlenmiştir.

AhiretBizans sanatıKilise babaları+2
Sinan Yılmaz
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Resimli tarih geleneğinin önemli bir örneği: Hâfız-ı Ebrû, Külliyat-ı Tarih

Bu çalışmanın ana konusu Timurlu hükümdarı Sultan Şâhruh (hak.1405-1447) için Herat'ta 820/1417-1418 yılında hazırlanan ve resimli tarih geleneğinin bilinen en özgün örneklerinden birini oluşturan Hâfız-ı Ebrû'nun Külliyat-ı Tarih adlı eseridir (Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde B.282). Çalışma monografik inceleme niteliğindedir. Bu bağlamda eser, XIV. yüzyılın ilk yıllarından itibaren örnekleri verilmeye başlanan resimli tarih geleneği kapsamında ele alınmış, eserin kodikolojik özellikleri ve metin içeriği incelenmiştir. Külliyat-ı Tarih'in içerisinde bulunan yirmi resmin konu seçimi ve metin-resim ilişkisi çağdaşı resimlerle karşılaştırılmış, üslup ve ikonografi açısından bu gelenek içindeki özgün, yenilikçi yanı irdelenmiştir. İlhanlı, Celâyirî, erken Timurlu dönemi Şiraz atölyelerinde yetişen sanatçıların bir araya gelmesi sonucunda ortaya çıkan Külliyat-ı Tarih resimleri bize bu alanda hazırlanmış resimli el yazma eser üretiminin sürekliliğini gösterir. Eserin sayfa tasarımının, birbirini tekrarlamayan tezhip programının, kullanılan desen ve tekniğin incelenmesi sonucunda bunların farklı sanat atölyelerinde yetişen sanatçıların özgün çalışmaları olduğu kanısına varılmıştır. Günümüzde muhafaza edilmekte olan eserin diğer üç örneğinden ikisi tezhipli fakat resimsizdir. Eserin nüshaları üzerinde karşılaştırma yapılmış, farklı isim altında kayıt edilen nüshaların birbirinden farklı girişleri tespit edilmiştir. İncelemeye konu olan nüsha XV. yüzyıl Timurlu yönetiminin bölgede güçlü bir siyasi otorite kurması, devletin kurucusu Timur'un vefatından sonra başlayan siyasi istikrarsızlığa rağmen Sultan Şâhruh döneminde istikrarın tekrar kazanılması, kargaşa ortamında kaybedilen toprakların büyük ölçüde tekrar kontrol edilmesi, Herat sarayının ilim-fen, kültür ve sanatının yeni merkezi oluşu açısından değerlendirilmiştir. Ayrıca, tarih eserlerine merakıyla bilinen Sultan Şâhruh'un dini ve siyasi kişiliğini göz önünde bulundurmamız bize Herat sarayında ne tür kitapların hazırlandığını, okunduğunu ve hükümdarın ilgisini çektiğini anlamada yardımcı olmuştur.

Hafız-ı EbruKülliyat-ı TarihMirza Şahruh+3
Gulzoda Makhmudjonova
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Sanayi-i Nefise Mektebi (1882-1928)

Bu çalışmanın konusu, Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne uzanan süreçte tek resmî güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi'nin kurulduğu 1882'den Güzel Sanatlar Akademisi adını aldığı 1928 yılına kadar sürdürdüğü faaliyetler ve kurduğu ilişkiler ağıdır. Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasi sarsıntılar, güç ve toprak kayıpları yaşadığı ve bunları telafi etmek için pek çok alanda reformların yapıldığı 19. yüzyılda kurulan Sanayi-i Nefise Mektebi, İmparatorluğun ilk ve tek resmî güzel sanatlar okuludur. Bu araştırma kapsamında öncelikle söz konusu süreçte, İstanbul merkezli yerel sanat ortamının gelişimi ve uluslararası sergilerde kurulan diyaloglar incelenerek İmparatorlukta bir güzel sanatlar okulunun kurulması sürecini tetikleyen unsurlar irdelenmiştir. Sanayi-i Nefise Mektebi'nin kuruluşuyla Avrupa akademileri tarzında verilecek sistematik bir güzel sanatlar eğitimi İmparatorluğun teşkilatlanmasına ilk kez eklenir. Bu durum, Sanayi-i Nefise Mektebi'nin kurumsallaşma sürecindeki idari yapısı ve konumu, eğitim kadrosu, programına dair tercihler, üretilmesi hedeflenen "milli sanat", Osmanlı toplumunun okulun öğrencileri ve mezunlarıyla kurduğu ilişki gibi çeşitli soru ve sorunsalları beraberinde getirir. II. Meşrutiyet'in İmparatorluğa getirdiği açılımlar ve I. Dünya Savaşı'nın etkileri, Sanayi-i Nefise Mektebi'nin kurduğu ilişkiler ve benimsediği yaklaşımlar üzerinde de etkili olur. Özellikle Sanayi-i Nefise Mektebi'nde yetişip eğitimlerine Paris'te devam eden ve 1914'te İstanbul'a dönen kuşak, okulun ve sanat ortamının dönüşümünün aktörleri olurlar. Dönüşlerinde Sanayi-i Nefise Mektebi'nde göreve başlayan İbrahim Çallı ve Hikmet Onat gibi isimlerle birlikte Sanayi-i Nefise Mektebi'nde verilen eğitimin benimsediği sanatsal tercihler de farklılaşır. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanıysa Sanayi-i Nefise Mektebi'nde yeni bir sürecin başlangıcı olur. Sanayi-i Nefise Mektebi bu dönemde binasından eğitim programına kadar pek çok alanda güncellenerek Cumhuriyetin kültür politikalarıyla uyumlu bir hâle getirilir. Bu araştırmada, Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne uzanan bu süreçte, Sanayi-i Nefise Mektebi'nin geçirdiği dönüşüm ve sanat ortamına etkileri çeşitli yönleriyle incelenmeye çalışılmıştır.

Eğitim tarihiGüzel sanatlar akademisiGüzel sanatlar akademisi+3
Özge Gençel
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

1940-1950 arasında Türkiye'de kültür ve sanat

Bu çalışmada 1940'lı yıllar Türkiye'sinin kültür ve sanat ortamı, siyasi, sosyo-ekonomik gelişmeler ışığında mercek altına alınarak on yıllık bir dönemin dökümü yapılmıştır. 1940-1950 arasına denk gelen 10 yıllık dönem, İsmet İnönü'nün cumhurbaşkanlığına ve CHP'nin iktidarda olduğu bir sürece karşılık gelmektedir. 1939-1945 yılları arasında yaşanan II. Dünya Savaşı, her ne kadar son ana dek savaş dışı tutumunu sürdürse de Türkiye'yi derinden etkilemiştir. Savaş ekonomisinin uygulandığı bu yıllarda toplumun eğitilmesi, kültür seviyesinin yükseltilmesi temel meselelerden sayılarak eğitim ve kültür alanında atılımlar yapılmıştır. Sanat, devlet tarafından desteklenmiş, büyük bir ilgiyle takip edilmiştir. Bilim, edebiyat ve sanat alanında koyduğu ödüllerle başarılı olan çalışmalar ödüllendirilmiştir. Devlet destekli sergilerinin yanı sıra sanatçı grup/birlik/cemiyetlerin sergileri, sanat eğitimi veren kurumların sergileri gibi pek çok sergi düzenlenmiştir. Sanat koruyuculuğunu üstlenen devleti yöneten erk, sergi açılışlarına katılarak halkın sanatla buluşmasına özendirici olmuştur. Özellikle 1932'den beri faaliyet gösteren Halkevleri ile Anadolu'nun pek çok yerinde sanat zevkinin aşılanması, yeni yeteneklerin keşfedilmesi, sanatçıların teşviki sağlanmıştır. Dönemin sanatçı yetiştiren tek kurumu olan Devlet Güzel Sanatlar Akademisi başta olmak üzere Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-iş Şubesi, Kız Sanat Okulları, Köy Enstitüleri ve Halkevleri ile toplumun geniş bir kısmında sanat bilgisinin çoğalması ve sanatın halk arasında yayılması için uğraş verilmiştir. II. Dünya Savaşı'nın da etkisiyle içe kapanmanın ve ulusal sanata dönüşün yaşandığı bu yıllarda milli/ulusal sanat tartışmaları hız kazanmış, sanat ortamında sanatın temsil sorunu, sanatçının devlet ve özel sermayedeler tarafından desteklenmesi, sergi mekânlarına duyulan ihtiyaç, sanat eleştirisi ve eleştirmen sorunu, eski-yeni sanat tartışmaları gibi konu ve tartışmalar gündemi belirlemiştir. Sanatçı grup/dernek/birliklerinin etkin olduğu bu süreçte süsleme sanatları ve el sanatları önem kazanarak millî motifler resmin içine sokulmuş; sanatçılar İstanbul temelli konu repertuvarından uzaklaşarak Anadolu gerçeğine ve insanına odaklanmıştır. Anahtar Sözcükler: 1940'lı Yıllar Türkiye'si, II. Dünya Savaşı, CHP, Milli/Ulusal Sanat, Sanat Kurumları ve Etkinlikleri

Cumhuriyet Halk PartisiDünya Savaşı IIKültür+4
Esra Özkan Koç
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara'da sanat koleksiyonculuğu

Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Anabilim Dalı kapsamında yürütülen bu yüksek lisans tez çalışmasının konusu, "Ankara'da Sanat Koleksiyonculuğu" dur. 1923 ve 2020 tarihleri arasında Ankara'da oluşturulmuş sanat koleksiyonları incelenirken devlet ve özel sektörün sanat koleksiyonculuğu alanındaki faaliyetleri, koleksiyoncuların koleksiyon oluştururken sahip oldukları tutum, sanat piyasası ve sanat ortamındaki belirleyicilerle ilişkileri göz önünde bulundurulmuştur. Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren Ankara için siyasi başkent kimliğine ek olarak, kültür ve sanat etkinliklerinin de merkezi olması isteği mevcuttur. Erken Cumhuriyet Dönemi'nde bu istek büyük ölçüde devlet öncülüğünde yerine getirilmiş, 1950 ve 1960'lı yıllarda Ankara hala kültür ve sanat kenti imajını korumuştur. 1970'li yıllarda özel sektör desteğiyle belirginleşmeye başlayan ve 1980'li yıllarda gözde bir uğraş halini alan sanat koleksiyonculuğunun, özellikle 1980'lerden itibaren İstanbul'un öncülüğünde yürütüldüğü görülmüştür. Tezin konusu belirlenirken Ankara kentinin kriter alınması ile merkez-çevre ilişkileri dahilinde İstanbul ve Ankara'nın sanat koleksiyonculuğu anlayışlarındaki farkların ele alınması ve Ankara'nın 1980'lerden itibaren sanat etkinlikleri açısından zayıflamasının nedenlerinin araştırılması hedeflenmiştir. Sanat koleksiyonculuğunun tarihsel süreci, sanat piyasasının belirleyicileriyle birlikte Türkiye ve Ankara odağında anlatılmıştır. Tez kapsamında, Ankara'da sanat koleksiyonculuğunun güncel durumuna bakılmak üzere sanat koleksiyoncularıyla, özel galeri ve müze yöneticileriyle, akademisyenlerle, küratörlerle görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler doğrultusunda Ankara'daki sanat koleksiyonlarının etkilendiği faktörler analiz edilmiş ve sanat koleksiyonculuğu alanındaki sorunlar tespit edilmiştir. Çalışmanın sonucunda, Ankara'da sanat koleksiyoncusu olarak tanımlanabilecek az sayıda koleksiyoncu bulunduğu ve Ankara'daki sanat eseri satın alma alışkanlığının dekoratif bakışla gerçekleştirildiği, koleksiyonculuk tutumuna sahip olmadığı görülmüştür. Ankara'da 1980'li yıllardan itibaren İstanbul'a taşınan koleksiyoncular ve sanatçılar olduğu gibi kapanan, İstanbul'a taşınan veya İstanbul'a şube açan sanat kurumlarına rastlanmıştır. Ankara'daki sanat ortamının 1980 ve 2020 yılları arasında giderek eski görünürlüğünü yitirmesinin sebebinin, 1980'li yıllardan itibaren ekonomik ve siyasi alanlarda gerçekleştirilen uygulamaların etkisiyle İstanbul'un her alanda olduğu gibi sanat alanında da yatırımlarda da öne çıkması olduğu anlaşılmıştır.

AnkaraKoleksiyonKoleksiyonculuk+2
Selin Seyhan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Mistra, Panagia Peribleptos Manastır Kilisesi

Mistra, Mora yarımadasının güneyinde, 1249 yılında Fransız Mora (Akhaya) Prensliği (1205-1432) tarafından kastron olarak kurulmuştur. Mistra 1262 yılında Bizans yönetimine geçmiş ve ardından 1348 yılında Mistra merkezli Mora Despotluğu (1348- 1460) kurulmuştur. Siyasi ve idari gelişmelerin sonucunda Mistra geç Bizans döneminin önemli merkezlerinden birine dönüşmüştür ve sosyal, kültürel ve sanatsal açıdan yeniden doğuş yaşanmıştır. Yerleşimde 14. ve 15. yüzyıllara tarihlenen askeri yapılar (surlar, burçlar ve iç kaleler), sivil (despotluk sarayı ve aristokrat evleri) ve dini mimari (manastırlar, kiliseler ve şapeller) örnekleri görülmektedir. İlgili yüzyıllarda inşa edilen yedi kiliseden biri olan, Panagia Peribleptos manastır katholikonu ve resim programı tezin konusunu oluşturmaktadır. Panagia Peribleptos manastırının, aristokrat ve Hesikazm taraftarı bir hanedan olan Kantakuzenos hanedanı üyelerinden ve Mora'nın ilk despotu Manuel Kantakuzenos (1349-1380) ile eşi Isabella Lusignan tarafından inşa edildiği bilinmektedir. Manastır katholikonu duvar resimleri, Mistra'da bulunan diğer altı kiliseden farklı olarak bütün, eksiksiz ve görece iyi bir durumda günümüze gelebildiği için yapının resim programı, geç Bizans resim sanatının anlaşılması açısından büyük önem taşımaktadır. Katholikonun resim programı, başkent üslubunu biçim ve ikonografi açısından yansıtmaktadır. Bakire Meryem'e ithaf edilen yapının resim programında On İki Bayram, İsa'nın Acıları ve Dirilişi, Bakire Meryem'in Yaşamı yanı sıra doğrudan Liturji kaynaklı Ökaristi siklusuna ve döneminin öne çıkan sembolik İlahi Liturji ve İsa ikonografilerine yer vermektedir. Tez kapsamında öncelikle Peribleptos katholikonunun resim programı, mekânsal çözümlemelerle ve sikluslarla tanıtılmış ve sahnelerin mevcut fiziki durumları belirtilmiştir. İkinci olarak sikluslarda bulunan yazıtlar hakkında bilgi verilerek, siklusların olası İncil ve -dışı kaynakları tartışılmıştır. Üçüncü olarak kilise resim programının diğer Mistra kiliseleri ile benzerlikleri ve farklılıklarına değinilmiş, yapının geç Bizans dönemi resim programında yeri ve önemi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler Geç Bizans, Mistra, Mora Despotluğu, Peribleptos, resim programı, İlahi Liturji

Bizans DönemiBizans resim sanatıDuvar resimleri+3
Hayriye Bilici
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara sanat galerileri'nden bir seçki (1970-1990)

Bu çalışmada, 1970-1990 yılları arasında Ankara'da faaliyetlerini sürdürmüş sanat galerilerinden bir seçki yapılmış ve seçilen galeriler dönemin siyasi, sosyal ve kültürel koşulları kapsamında incelenmiştir. 1923 yılında başkent ilan edildikten sonra Ankara'nın da Osmanlı devletinin payitahtı İstanbul karşısında Anadolu'nun ortasındaki Türkiye Cumhuriyeti'nin bir kültür ve sanat şehri olması planlanmış ve inşa edilmiştir. 1950'li yıllara kadar devletin himayesinde sürdürülen sergi etkinlikleri, Türk Ocakları, Halkevleri, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi hocaları, sanatçıları ve 1932'de Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü'nün eğitime başlamasıyla bu okulun da hocaları ve öğrencileri Ankara'nın sanat yaşamında etkili olmuştur. !950'de iktidara geçen Demokrat Parti döneminde Erken Cumhuriyet Dönemi'nin kültür ve sanat politikaları yerine ekonomi politikaları öncelikli olmuş, ilk özel galeri, yabancı kütür merkezleri sergileri de bu tarihten itibaren başlamıştır. İhtilallerle, siyasi çatışmalarla geçen 1960-70'li yıllarda eşitlik, özgürlük söylemleri sanat ortamına da yansımıştır. 1970'li yıllarda sayıları giderek artan Ankara sanat galerileri, sanatı içselleştirme ve sanat yapıtlarına sahip olma kültürünü edinme mekanları olmuştur. 12 Eylül 1980 askeri darbesi ülkedeki demokratik süreci sekteye uğratmıştır. Bu dönemin popüler kültürle donatılmış insanları sanatı bir sınıfsal imaj objesi olarak görmüş, sanat mekanlarına yoğun ilgi göstermişlerdir. Böylelikle 1980'li yılların yüksek sanat talebi Ankaralı galeri sayısında da artışa neden olmuştur. Bu yükseliş yaşanan ekonomik krizler nedeniyle kısa sürmüştür.

AnkaraGalerilerSanat galerileri+5
Ayşegül Atmaca
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Erken Cumhuriyet Dönemi fotoğraf sanatı: İdeoloji ve inşa

Türkiye'de fotoğrafın yaygınlaşması ve bir sanat disiplini olarak görünür hale gelmesinde, Osmanlı İmparatorluğu'ndan devralınan mirasın, Erken Cumhuriyet Dönemi devlet politikalarını destekler nitelikteki fotoğraf kullanımıyla sürmesi etkili olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'nin ideallerini ve anlatısını oluşturmakta, ulus devletin ve toplumsal belleğin inşasında sanat, başat aygıtlardan biri olmuştur. Tez kapsamında, bu inşa sürecinde, fotoğrafın rolü araştırılarak, gerçekleştirilen çalışmaların, amatör fotoğrafçılığa ve fotoğraf sanatına katkıları irdelenmiştir. Fotoğrafa dair, özellikle devlet kurumları aracılığıyla yapılan çalışmalar, göstergebilimsel ve içeriksel yöntemlerin sentezinden yararlanılarak ele alınmıştır. Fotoğrafın sosyokültürel bağlamla ilişkisi nedeniyle, Erken Cumhuriyet Dönemi'nin fotoğraf anlayışı, kültürel ve toplumsal bellek, ideoloji, iktidar ve söylem gibi kavramlarla bağlantılı olarak değerlendirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin, hemen hepsi "yeni" olan endüstri, tarım, savunma, havacılık, eğitim gibi alanlardaki yatırımları ve sosyal politikaları tanıtılmaya çalışılmış, öte yanan, fotoğrafçılar da kurguladıkları fotoğraflarla gerek bu sürece gerekse amatör fotoğrafçılığa ve fotoğraf sanatına katkı sunmuştur. Devlet kurumlarının yanı sıra, dönemin gazete ve süreli yayınları da Türkiye'de fotoğrafın bir sanat disiplini olarak görünür olması ve yaygınlaşması için çalışmıştır.

Cumhuriyet DönemiFotoğrafFotoğraf sanatı+5
İsmet Meltem Çetinkök Afşar
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Lale motifinin gelişimi ve Kara Memi ekolündeki yeri

Türklerin İslamiyet'i kabul etmesiyle beraber kutsal kitapları Kur 'an-ı Kerim'de yer alan Maide Süresi 93. Ayette kesin olmamakla beraber tasvir yasağını işaret ettiği düşünülmektedir. Bu düşünce ile Türk süsleme sanatında geometrik ve bitkisel motifli kompozisyonların önü açılmıştır. Bu bağlamda Türk İslam tasavvufunda bazı bitkilere derin manalar yüklenmiştir. Lale çiçeği Allah'a atfedilen önemli bir çiçek olarak Türk kültüründe yerini almıştır. Orta Asya bozkırlarında yabani bir hayat süren lale çiçeği 12. yüzyılda Türklerle beraber Anadolu'ya göç etmiştir. Lale motifi Anadolu'da ilk defa Selçuklu Devleti yapılarında görülmüştür. Ancak motif yaygın olarak 16. yüzyıl Klasik Osmanlı dönemi yapılarında ve geleneksel el sanatlarında görülmüştür. Lale çiçeği, Kanuni Sultan Süleyman döneminde seçme ve melezleme yöntemi ile kültürel çeşitliliği artmış ve adeta 18. Yüzyılda Osmanlı devletinin ekonomik ve sosyolojik yapısında değişikliğe neden olmuştur. Bu değişimden kaynaklı Sultan III. Ahmed'in devri tarihe Lale Devri olarak geçmiştir. Lale motifi özellikle 16. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı sarayında sernakkaş olan Kara Memi'nin natüralist bir üslup kazandırmasıyla çini, seramik, kitap ve dokuma sanatlarında tıpkı tabiatta olduğu formuyla nakşedilmiştir. Kara Memi'nin natüralist lalesi Sultan Süleyman'ın önemli eserlerinde bazen ana tema bazen de yardımcı motif olarak sultana ait divanlarının koltuk ve halkarlarında değişik ve tekrarı olmayan şemalarda kullanılmıştır. Bu eserlerin şemalarından yola çıkarak lale motifi 16. ve 19. yüzyıla kadarki süreçte değişik form ve şemalarda kullanıldığı görülmektedir. Kara Memi ekolünün gözde motifi lale, 16. yüzyılda natüralist bir üslupta tek dal üstünde tek taç halinde olup alttan şişkin ve üste doğru daralan bir formdadır. Bu formlar 16. yüzyılda tığ kısımları bazı örneklerde açık bazılarında ise kapalıdır. Motif 18. yüzyılda form itibarı ile stilize başak formuna dönüşmüştür. Daha sonra 19. yüzyılda açık tığ kısımları göbeğe kadar geniş tutularak 16. yüzyılda tarif edilen açık tığlı zarif lale motif formlarına bir dönüş olarak kabul edilebilir.

Eylül İmuk
Mersin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Adana Müzesi'nde bulunan haçlar

İnsanlık tarihinin vazgeçilmezi kabul edilen inanç sistemi, her dönemde farklılıklar gösterse de temelde değişmemiştir. İnançlar farklı şekillere bürünmüş ve insanlar her anlarında bunları yanında taşımak istemiştir. Roma döneminde ceza aracı olarak kullanılan çarmıh, İsa'nın çarmıha gerilmesi ve Bizans döneminde dinin resmi olarak ilan edilmesi ile kutsal bir simge halini almıştır. Zaman içerisinde haç, farklı anlamlar taşımış ve dönemin siyasi gücüne göre farklı şekiller almıştır. Hıristiyanlığın resmi din olarak kabulü sonucu kiliselerde belirli ve özel günlerde ayinler yapılmıştır. Liturji olarak adlandırılan bu ayinler/törenler kendi içinde doğum, imparatorluk, ölüm, vaftiz ve ökaristi (şükran) ayini olarak gruplara ayrılmıştır. Bu çalışmamızda ökaristi ayininde kullanılan ve Adana Müzesi'nde bulunan haçlar ele alınmıştır. Adana Müzesi teşhirinde ve arkeoloji deposunda yer alan haçlar kendi dönemleri içerisinde siyasi, sosyal ve ekonomik hayattan nasıl etkilenmiş, inanç sisteminde yeri nedir; bu, maden sanatına nasıl yansımış ve diğer kültürlerle etkileşimi nasıldır? gibi sorularla metot belirlenmiş böylelikle doğru bir kataloglama ve tarihlendirme yapılmıştır. Bir dönemin siyasi, sosyal ve ekonomik düzeyi hakkında doğru bilgiler, kazılarla gün yüzüne çıkarılmış eserler sayesinde ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Adana Müzesi envanterinde kayıtlı olan yüz altı (106) adet haçın dönemin maden sanatları ve ayinleri açısından değerlendirilmesi, bu çalışmada araştırma konusu olarak belirlenmiştir.

Çağlayan Yavuz
Mersin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mersin tarihi kent merkezindeki bina cephelerinin olgubilimsel yaklaşımla incelenmesi

Tezimizin amacı; Mersin kentinin en eski bölgesi olan merkezinden seçilmiş bir alanda bulunan tescilli tarihi yapı cephelerinin, olgubilimsel yaklaşım çerçevesinde, algısal ve anlamsal olarak kuramsal bir bakış açısıyla incelenmesidir. Mimariyi anlayabilmek için ilk olarak, somut ve soyut birlikteliği bulunan kent ile olan bağlantısı sorgulanmalıdır. Böylece yerellikten doğan özgün olma hali anlaşılır duruma gelebilecektir. Daha sonra yapının çevresiyle temasının nasıl olduğu, en yakınındaki yol olan sokak ile birlikteliği ele alınarak kavranabilecektir. Yapının meydana gelmesinde ilk adım olan düşüncenin açığa çıkartılması felsefi temelde irdelenecektir. Bu doğrultuda öncelikle kent, sokak ve felsefe kavramları ile mimari arasındaki ilişkiler, ayrı ayrı ele alınarak, kişisel ve çeşitli düşünürlerin görüşleri birlikte ele alınmıştır. Mimari hakkındaki yorumlanmaların incelenmesi kısmında, düşünceleri olgubilimsel yaklaşım yönünde olan yazarların eserleri irdelenmiştir. Bu sayede yapılacak yorumlamalar için ufuk açıcı bilgiler edinilmiştir. Tezin amacı olan, olgubilimsel yaklaşımla oluşturulacak cephe yorumlamalarının yapılabilmesi için, sırasıyla; algı ve duyum arasındaki fark, duyuların mekân algısındaki yeri, fenomenoloji kavramı açıklanmıştır. Bununla beraber olgubilimsel yaklaşımı benimseyen felsefecilerin ve mimarların, felsefe ile mimarlık birlikteliği ile ilgili fikirleri ve eserleri gözden geçirilip, anlatılmıştır. Tüm bu araştırmalar sonucunda Mersin kentinin genel okuması yapılmıştır. Son olarak seçilen yapılar konumları ve cephe fotoğrafları ile olgulabilimsel yaklaşımla yorumlanarak tek bir paragraf olacak şekilde metin haline getirilmiştir.

Şükran Tuğçe Ünlü
Mersin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Nevşehir il merkezindeki Erken Cumhuriyet Dönemi eğitim yapıları (1923-1945)

Eğitim alanında tek tip sistemden kademeli sisteme geçiş modernleşme yolunda atılan adımlardan biridir. Bu kademeli sistem insanların eğitim düzeyini belirleme açısından önem arz etmektedir. Toplumu sınıflandırma açısından ve ileri eğitim düzeyinde bireyin kendisini geliştirme fırsatı sunmuştur. Peki, bu kademelendirme sistemi nedir? Okuma yaşına gelmiş çocukların okula giderek eğitim-öğretim görmesi ile ilk olarak ilkokul, ortaokul, lise gibi sınıflandırmalar yapılarak batı tarzı eğitim modeli tercih edilmiştir. Okula giden çocuk sayısının fazla olması ile ek binalar tercih edilip, bunun yanında merkezlerde hem ilkokul, hem ortaokul olmak üzere iki ayrı bina inşaları söz konusudur. Cumhuriyetin ilanından sonra eğitimin yaygınlaşmaya başlamasıyla birlikte, Anadolu'nun her yerinde merkezden taşraya kadar bu ideolojinin taşınması, yeni okul kurumlarını Nevşehir özelinde değerlendirmek mümkündür. Maarif nazırlığınca, hem yerli hem de yabancı mimarlardan oluşan, İnşaat Dairesinde bölgenin durumuna uygun, geleneksel yapı malzemesi göz önünde tutularak, yapılacak binalar için belirli tip projeler oluşturulmuştur. Ülkenin her yerinde bu projeler baz alınarak binalar yapılmıştır. Erken Cumhuriyet Dönemi'nin mirası olarak günümüze kadar gelen bu kurumların, okullaşma uğraşları ve inşa sürecinde köy halkının desteğiyle yapılmaları, kamu kuruluşları bakımdan önem arz etmektedir. Yapılan bu çalışmada Nevşehir İl Merkez'inde Erken Cumhuriyet Dönemi'ni kapsayan 1923 ile 1945 yılları arasında inşa edilip günümüze kadar sağlam bir şekilde gelebilmiş toplam 10 eğitim yapısı tespit edilmiştir. Bu yapıların tarihlendirilmesi, plan ve cephe düzenlemeleri ele alınmıştır. Bugün hâlihazırda bulunan bu okulların birçoğu atıl durumda bırakılmış ya da başka bir yere yeni bir okul binasının inşa edilmesiyle terkedilmiş veya depo olarak kullanılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Nevşehir, Eğitim Kurumları, Okul Binaları, Erken Cumhuriyet Dönemi

Cumhuriyet DönemiErken Cumhuriyet DönemiNevşehir
Gamze Pehlivan
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kültürel belleğin aktarımına örnek: Sındırgı köylerindeki ahşap ambarlar

Bu tez çalışmasında "Kültürel Belleğin aktarımına Örnek: Sındırgı Köylerindeki Ahşap Ambarlar" incelenmektedir. "Ambar" kavramı sebze, meyve, tahıl, temel gıdaların ve değerli eşyaların saklandığı yeri tanımlar. Kültürler içerisinde ihtiyaçtan doğan ve bulunduğu coğrafi alana göre malzeme kullanılarak şekillenen ambar formları görülmektedir. Kırsal mimari unsuru olarak yapılan ambarlar, mimarlık alanında halk mimarisi grubuna dahildir. Yerleşik hayata geçen yörük topluluklarının tarım ile uğraşları neticesinde ihtiyaç duydukları saklama alanı araştırma konumuz ambarları ortaya çıkarmıştır. Ambarların malzeme ve teknik olarak, çam ağacından çivi kullanılmadan yapılmış olması bir taraftan uzun ömürlü olmalarını sağlarken diğer taraftan konunun özgünlüğünü de vurgulamaktadır. Geleneksel bilginin kuşaktan kuşağa aktarılmasıyla işlerliğini günümüze kadar devam ettiren bu yerel yapılar kültürel belleğin izlerini taşır. Sındırgı ilçesindeki köylerin coğrafi konumları, merkeze uzaklıkları, aile yapısı, tarımsal üretim faaliyetleri gibi etmenler ambarların yapısal özelliklerinde farklılıklara neden olmuştur. Dağ köylerinde ve tarımsal üretimin yoğun olduğu kalabalık ailelerde ambar boyutları artarken merkeze yakın köylerde küçük boyutlu ambarların sayısal üstünlüğü görülmektedir. Bölgenin coğrafyası ve hanelerin farklı ihtiyaçları farklı tipolojileri ortaya çıkarmış evli ambar, yarım ambar, kabak ambar örnekleri oluşmuştur. Ambarlarda ana yapı malzemesi olarak kullanılan çam ağacı bölgedeki ormanlardan elde edilmiştir. Bu binaların kurulumunda iki teknikten bahsedilebilir. Bunlardan en sık kullanılanı "kurtboğazı geçme" tekniği diğeri ise "çalma Boğaz"dır. Bunların genel özellikleri kerestelerin birbirlerine çatılarak bağlanmasıdır. Tamamıyla ahşap malzeme kullanılan ambar yapılarında, demir malzeme yalnızca kapı menteşelerinde görülür. Dövme tekniği ile şekillendirilen menteşeler, yapıda süsleme unsurunun görüldüğü tek yerdir. Menteşelerde kullanılan motifler dönemin yörük dokumalarında da karşımıza çıkar. Köklü bir geleneğe vurgu yapan bu sembolik şekiller Orta Asya bozkırından Anadolu'nun batı ucuna transfer edilmiş gözükmektedir. Anahtar Kelimeler: Sındırgı, Yörük, Ambar, Halk Mimarisi, Bezeme, Ahşap Mimari

Ergül Gündağ Arıkan
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Erken cumhuriyet dönemi gar binaları: Yozgat örneği

Bu tez çalışması günümüz Yozgat ili sınırlarında bulunan Erken Cumhuriyet Dönemi gar binalarını konu almaktadır. Dünya genelinde 19. Yüzyılda ilk uygulanmasından itibaren demiryolu ulaşımına verilen önem artmaya başlamıştır. Bu yüzyıl içerisinde Osmanlı topraklarında askeri, siyasi ve iktisadi amaçlar doğrultusunda yapılmak istenen demiryolu inşası, yabancı şirketlere verilen birtakım imtiyazlarla hayata geçirilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti devletinde, milli demiryolu politikası kapsamında; yabancı şirketlerin idaresinde olan demiryolları devletleştirilmiş ve bu politikadan hedefle ülke demir ağlarla donatılmıştır. Bu çalışmaya konu olan Yozgat gar binaları, Türkiye Cumhuriyeti'nin milli politika çerçevesinde hayata geçirdiği ilk uygulamalardan olsa da yapılan bilimsel çalışmalar Kayseri, Sivas, Erzurum gibi büyük kent merkezlerine yönelmiştir. Yozgat tren garları bünyesinde 1925 yılından itibaren farklı işlev ve mimari özelliklerde binaların inşası gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında Yozgat gar tesislerinde bulunan ve bazıları günümüze ulaşmayan binalar, mimari olarak tanıtılmış, dönemin sosyal-iktisadi aracı olarak arka plan çalışması üzerine değerlendirilmiştir. Bölge ve gar binası ile ilgili yapılacak çalışmalara kaynaklık edeceği düşünülmektedir.

Gamze Bendi
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Topkapı Sarayı Müzesi Emanet Hazinesi Kitaplığı'nda bulunan XVI. yüzyıl Kur'ân-ı Kerim ciltleri

"Topkapı Sarayı Müzesi Emanet Hazinesi Kitaplığı'nda Bulunan XVI. Yüzyıl Kur'ân-ı Kerîm Ciltleri" adlı bu çalışmada Emanet Hazinesi Kitaplığı'nda yer alan, XVI. yüzyıl özelliği taşıyan 33 adet Kur'ân-ı Kerîm'in cildi tanıtılmış ve tarihlendirilmiştir. Bu ciltlerden 17 adedi Sancak Kur'ân-ı Kerîmi'dir. Çalışma esas olarak beş bölüme ayrılmıştır. Birinci Bölümde; "Konunun Tanımı, Amacı ve Sınırları", "Yöntem", "Konuyla İlgili Yapılan Araştırmalar" ile "Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Tarihi" başlıklarına kısaca yer verilmiştir. İkinci Bölümde; "Türk-İslam Cilt Sanatı" ana başlığı altında "Cildin Tanımı ve Tarihçesi", "Cildin Bölümleri", "Kapağın Bölümleri" ve "Cilt Çeşitleri" tanıtılmıştır. Bu son başlık ise "Malzemesine Göre Cilt Çeşitleri" ve "Süsleme Tekniğine Göre Cilt Çeşitleri" olarak iki alt başlıkta ele alınmıştır. Üçüncü Bölüm; katalog bölümüdür. Emanet Hazinesi Kitaplığı'nda yer almakta olup sanat değeri bakımından incelemeye uygun görülen ve XVI. yüzyıla tarihlendirilen toplamda 33 adet Kur'ân-ı Kerîm ve Sancak Mushafı bu bölümde ele alınmıştır. Dördüncü Bölümde; Kataloğa dâhil edilen örnekler "Malzeme ve Renk", "Teknik", "Cildin Bölümleri" ve "Süsleme" başlıkları ve bu başlıkların alt başlıklarıyla ayrıntılı bir biçimde değerlendirilmiştir. Beşinci Bölümde; "Sonuç" başlığı altında elde edilen bulgular ve cilt sanatının önemine değinilerek çalışma sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Topkapı Sarayı Müzesi, Emanet Hazinesi Kitaplığı, Cilt Sanatı, XVI. Yüzyıl, Kur'ân-ı Kerîm Ciltleri

16. yüzyılCilt sanatıKur'an-ı Kerim+3
Yasemin Şahin
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Aksaray Kızılkaya tarihi yapıları

Bu çalışma, İç Anadolu Bölgesi'ndeki Aksaray ilinin Gülağaç ilçesine bağlı Kızılkaya köyünün tarihi yapılarını konu edinmektedir. Çalışmada, Aksaray ili Gülağaç ilçesine bağlı Kızılkaya köyünde mevcut bulunan tarihi yapıların tespiti için öncelikle arşiv ve literatür taraması yapılmıştır. Daha sonra arazi çalışması yapılarak köyde biri köy odası olmak üzere toplam on dört ev, bir cami, beş sarnıç, dört çeşme, bir köprü, bir değirmen, biri kaya kilise olan toplam dört kaya oyma mekân, beş mezar taşı ve bir dükkândan oluşan toplam otuz altı yapı tespit edilip incelenmiştir. Bu arazi çalışması kapsamında köyde incelenen tüm tarihi yapılar fotoğraflanıp bunların ilgili yapılarda ölçümleri alınıp bu doğrultuda kroki ve plan çizimleri yapılmıştır. Çalışma beş ana kısımdan oluşmaktadır. Birinci bölüm 'Giriş' başlığı altında 'Konunun Tanımı, Amacı, Önemi ve Sınırları', 'Konu ile İlgili Kaynaklar' ve 'Yöntem', belli bir sıralama hususunda anlatılmıştır. İkinci bölümde tarihi yapıları araştırılıp, tespit edilip incelenen 'Kızılkaya'nın Konumu ve Tarihçesi' geniş bir çerçeveden ele alınmıştır. Üçüncü bölümde katalog başlığı altında incelenen tarihi yapılar türlerine göre sınıflandırılmıştır. Yapı türleri kendi arasında ise kronolojik sıraya göre düzenlenmiştir. Mimari yapılar bu bölümde katalog numarası, fotoğraf numarası, çizim numarası biçiminde tasnif edildikten sonra yapının yeri, genel tanım, malzeme ve teknik, plan ve plan elemanları, süsleme özellikleri, tarihlendirme ve yapının mevcut durumuna göre anlatılmıştır. Dördüncü bölümde 'Değerlendirme' başlığı altında yapılar malzeme ve teknik, plan tipleri, plan elemanları, yapı elemanları, cepheler, süsleme ve tarihlendirme gibi özelliklerine göre incelenmiştir. Beşinci bölümde 'sonuç' başlığı adı altında Aksaray Kızılkaya'daki tarihi yapıların değerlendirme bölümündeki bulgularla Türk sanat tarihi ve mimarisinin önemi bundan sonra yapılacak olan akademik, bilimsel ve turizm çalışmalarına ışık tutacak şekilde vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Aksaray, Gülağaç, Kızılkaya, Tarihi Yapılar, Arazi Çalışması

Aksaray-Gülağaç-Kızılkaya
Ömer İçirgin
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Afyonkarahisar Arkeoloji Müzesinde bulunan Bizans dönemi kemer tokaları

Bu çalışma, Bizans İmparatorluğu dönemine ait kemer tokalarının incelenmesine odaklanmaktadır. Bizans İmparatorluğu, tarihsel olarak zengin kültürü, sanatı ve mimarisi ile ön plana çıkan bir medeniyettir. Bu medeniyetin taşıdığı önem, günümüzde hala araştırmacıları ve tarih meraklılarını etkisi altına almaktadır. Bizans kemer tokaları, giyim eşyalarının vazgeçilmez bir parçası olmuş ve dönemin estetik anlayışını yansıtan önemli örnekler sunmuştur. Bu tez, Bizans İmparatorluğu'na ait kemer tokalarını sistemli bir şekilde inceleyerek, bu eserlerin tarihi, kültürel ve sanatsal bağlamdaki rolünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde konunun tanımı, önemi ve sınırlarından bahsedilmiş, ikinci bölümünde Bizans maden sanatı ayrıntılı olarak anlatılmış, üçüncü bölümde kemer tokalarının tarihsel sürecinden bahsedilmiş, dördüncü bölümde elli üç adet kemer tokasının ayrıntılı tanımları ve çizimleri yapılmış ve beşinci bölümde kemer tokalarının değerlendirilmesi yapılmıştır. Umarım bu tez, Bizans İmparatorluğu'nun kemer tokalarının anlaşılmasına ve bu önemli kültürel mirasın daha geniş bir kitleye tanıtılmasına katkı sağlar. Bu tezin hazırlanmasında emeği geçen danışmanım Dr.Öğr.Üyesi İlker Mete MİMİROĞLU'na, destekleri ile beni yönlendiren Selçuk Üniversitesi'nden Öğr.Gör. Ömür ESEN'e metnin edebi düzeltmelerinde yardımcı olan Afyonkarahisar İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Uzmanı Nejla ZENGİN'e, eserlerin çizimini yapan Afyonkarahisar Müze Müdürlüğünden Tekniker Önder NURTEKİN'e, arkeoloji ve sanat tarihi terminolojilerini yeniden değerlendiren Kayseri Müze Müdürlüğü Uzmanlarından Doktorant Özlem ELBÜSTAN'a sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Ayrıca, bu çalışmanın oluşmasında katkı sağlayan Afyonkarahisar Müze Müdürü Mevlüt ÜYÜMEZ'e şükranlarımı sunarım. Anahtar Kelimeler: Bizans İmparatorluğu, Arkeoloji, Kemer Tokaları, Mimari Süsleme, Giysi Aksesuarları

Bilal Aynur
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Cumhuriyeti banknotlarında yer alan kültür varlıkları

Tetkik kapsamında ortaya çıkarılan bu çalışmada, ilk kez bir bütün olarak bir tezde T.C. Banknotlarının tamamı, özellikle somut kültür varlığı ögeleri üzerinden incelenmiştir. Branşa interdisipliner bakış açısıyla konu; incelemeye, araştırmaya, nihayetlendirilmeye çalışılmıştır. Bu tez çalışması; Cumhuriyet'in ilanı ile başlayan ve günümüze kadar geçen sürede (1923- 2023) basılan dokuz emisyon grubunda ki Türk Lirası banknotlarının üzerinde yer alan kültür varlıklarının tespitini, değerlendirilmesini ve tasnifini ele almaktadır. Beş ana bölümden oluşan araştırmanın ilk bölümünde çizilen genel hatların akabininde para olgusu ve para tarihi hakkında yapılan çalışmalar ve araştırmalara da istinaden ayrıntılı bilgi verilmekte, kültür varlığı kavramını ve Türk Lirası banknotlarında görselleştirilen kültür varlıklarının çerçevesi belirlenmektedir. Üçüncü bölüm; emisyon gruplarına göre tespit edilerek sıralanan somut kültür varlıklarını, Cumhuriyet banknotları üzerinden inceleyen katalog kısmı olup, araştırmanın ana nüvesini meydana getirmektedir. Dördüncü bölüm de, tespit edilen somut kültür varlıkları üzerinden; dönem, tür, kullanım şekli, görselleştirilme süreçlerine göre değerlendirilmişmiş, banknotların tamamının tasnifini tablolaştırılmıştır. Beşinci ve son bölüm olarak meydana getirilen çalışma sonucunda; süreçler, katalog, tasnif tabloları ve konu grafiklerinin sonuçlarıyla, analizler sentezlenmiştir. Ayrıştırıcı ve bağlayıcı unsurlar üzerinden niceliksel (153 banknot bağlamında) ve niteliksel (dirijizm ve manipülasyon) bağlantıların tespitiyle nihayetlendirilmiştir. Ayrıca; birinci ve sekizinci emisyon gruplarının tamamında en az bir kültür varlığına yer verilmişken yalnızca dokuzuncu emisyon grubunda illüstrasyon olarak iki somut kültür varlığına yer verildiği, figürlerin son emisyon grubunda yoğunlaştığı da anlaşılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde basılmış olan manipülatif aynı zaman da kümülatif bir algı üzerinden görselleştirilen banknotların, mimari eserler ve kültürel değerleri açılarından kataloglaması, tasnifi ve bu tasnifin değerlendirilmesi ana kaynaklar ve belgeler ışığında yapılacaktır.

BanknotlarKültürKültür varlıkları+2
Makbule Arslan
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Konya Karatay Medresesi Çini Eserler Müzesinde bulunan Osmanlı dönemi duvar çinileri

"Konya Karatay Medresesi Çini Eserler Müzesi'ndeki Osmanlı Dönemi Duvar Çinileri" başlıklı çalışmamızda, 15. yüzyıl ile 20. yüzyıl arasında İznik ve Kütahya'da üretilmiş ve satın alma yolu ile müzeye getirilmiş 150 adet çini karo ve panolardan, 59 adet eser ele alınmıştır. Bu çalışma ile sözü edilen eserlerin tüm yönleriyle incelenmesi ve gelişim süreçlerinin ortaya konulması hedeflenmiştir. Eserler arasında bir bütünün parçaları olan karolar dışında farklı boyutlarda, tek olarak üretilmiş olan panolarda vardır. Bu eserler; malzeme, yapım tekniği, süsleme tekniği, form, renk, motif ve kompozisyon açısından ayrıntılarıyla ele alındığında, üretildiği döneme ait İznik ve Kütahya çinilerinin üslup özelliklerini yansıtmaktadır.

Tuba Gürbüz
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Güncel sanatta kuir okumalar ve biyopolitika

Bu tez, Türkiye'de kuir kuram ve kuir estetik eleştirisine dayanan sanat çalışmalarıyla coğrafi politikanın izlerini araştıran bir çalışmayı sunmaktadır. Araştırmanın odak noktası, kuir öznenin temsil edildiği sanat çalışmaları üzerinden yerel bir kuir imgeselliğin nasıl oluşturulduğunu, kültürel, tarihsel ve siyasi söylemlerle nasıl ilişkilendirildiğini incelemektir. Aynı zamanda bu çalışmaların iktidarla karşılıklı olarak politik bir müdahale ilişkisi içinde olduğunu analiz etmektedir. Araştırma, yerel bir kuir politika yürütme olanaklarının yanı sıra evrensel bir konumda kuir aktivizm içinde yer alan bir dilin görsel olarak nasıl ifade edildiğine odaklanmaktadır. Tez, 1980 Askeri Darbesi'nden AKP iktidarlığında günümüze kadar süregelen toplumsal cinsiyet ve kuir öznelerle ilgili baskıcı ve hakaret içeren söylemlerin sanata yansımalarını ve yerel bir kuir estetik imgeselliği ile politik bir duruşu nasıl kurabileceğini araştırmayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda 1980'lerden günümüze ulaşan bir inceleme ile Onur Haftası sergilerine odaklanılmaktadır.

Alev Çağlı
Mimar Sinan Fine Arts University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sivas yöresi halıları (19.yüzyıla kadar)

1071 Malazgirt Savaşıyla kapıları açılan Anadolu'nun içlerine kadar yayılan Türkler, Sivas yöresine de yerleşmişlerdir. Gelenek, örf ve adetlerini gittikleri her yere götüren Türkler, Orta Asya'da icat ettikleri düğümlü halı dokumacılığını Anadolu'ya da getirmişler ve Sivas yöresinde çok kıymetli halılar dokumuşlardır. Selçuklular devrinde Sivas'ta çok kıymetli halılar dokunduğunu, 1271'de Anadolu'yu gezen Marco Polo, Seyahatnamesinde belirtmektedir. Marco Polo "dünyanın en güzel halıları Konya, Kayseri ve Sivas'ta dokunur" demektedir. Bu güzel halıları bulmak ve Sivas yöresinde geleneklere bağlı olarak dokunan halıları tespit ederek, Sivas yöresi halılarının genel özelliklerini ortaya çıkarmak için çalışmaya başladık. Sivas yöresinde tespit ettiğimiz halılar kronolojik olarak Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı Devirlerine ait halılardır. Divriği Ulu Camiinde bulunan ve günümüzde İstanbul Vakıflar Halı Müzesinde yer alan geometrik geçmeli yıldız ve sekizgen kompozisyonlu, örgülü kûfi yazı benzeri bordürlü bir halının, Selçuklu devrinde dokunduğu; bu halının bulunduğu cami ve Sivas'taki diğer yapılardaki taş, ahşap ve çini süsleme ile benzer olduğu görülmektedir. Beylikler devrine ait olan iki halı da Divriği Ulu Camiinde bulunmuşlar ve İstanbul Vakıflar Halı Müzesine alınmışlardır. Kareye yakın ölçülerdeki halılarda mavi zemin üzerine desenler siyah konturla işlenmişlerdir. Bu halılar sekiz köşeli yıldız ve sekizgen kompozisyonlu olup, kûfiden gelişen bordür desenlerine sahiptirler. Selçuklu ve Beylikler devrinde görülen sekiz kollu yıldız (yıldız haç) kompozisyonlu çinilerle benzerlik gösterirler. Erken Osmanlı devrine ait bir halıda kenarları düğümlü sekizgenler yer alır. 15. yüzyılda görülmeye başlayan Holbein I. grup halıların öncülerindendir. Bu devrin diğer bir örneği de iri sekizgen kompozisyonlu, örgülü kûfi benzeri bordüre sahip halıdır. Bu halı Holbein III. ve Bergama halıları ile benzerdir. 15. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar olan dönemde Sivas yöresinde dokunmuş çok sayıda halı tespit edilmiştir. Divriği Ulu Camiinde ve Şarkışla Büyük Camiinde bulunan ve günümüzde İstanbul Vakıflar Halı Müzesi ile Sivas Gök Medrese Vakıf Müzesinde yer alan merkezi madalyonlu halılar 15. yüzyıla tarihlendirilmektedir. 15-16. yüzyıllarda anahtar deliği veya sekizgen uzantılı diye adlandırılan halılar bulunur. Anahtar deliği veya sekizgen uzantılı halıların bir çeşidi de, halıyı çeviren içteki bordürün iki kısa kenardan halı zeminine doğru sekizgen, kare veya dikdörtgen şeklinde girinti yaptığı halılardır. Şarkışla Büyük Caminde bulunan merkezi bir eşkenar dörtgen madalyonla belirlenmiş halılar 16. yüzyıla tarihlendirilmekte olup, benzerine başka hiçbir cami, müze ve koleksiyonda rastlanılmamıştır. Şarkışla Büyük Caminde bulunan ve 17. yüzyıla tarihlenen diğer bir grup halıda kaydırılmış eksenler üzerinde yerleştirilmiş altıgenler yer alır. Bu halıların bir türünde de, birbirine ince dallarla bağlı altıgenler yer alır. Benzerleri Konya'da da görülen küçük sekizgen motifli halılarla, zikzak desenli halılar, yöre halılarının önemli örnekleridir. Sivas halıları içerisinde seccadeler önemli bir yer tutar. Geleneksel Sivas seccadelerinde geniş bir mihrap nişi, kalın ve uzun bir boyun ve sekizgen bir mihrap tepeliği bulunur. Sivas yöresi halılarında atkı, çözgü ve düğümler yündür. Bazı örneklerde deve yünü, küçük beyaz renkli motiflerin bazılarında pamuk ipi kullanılmıştır. Genel olarak kırmızı, turuncu, sarı, mavi, lacivert, mor, yeşil ve beyaz renkler bulunur. Sivas halılarında teknik olarak Türk düğümü kullanılmıştır. Şarkışla ve çevresinde dokunan halılarda ise kaydırılmış Türk düğümü görülür. Bu düğüm şekli Türkistan'dan Anadolu'ya gelmiş bir gelenektir. Sivas çevresine yerleşen Salurlar tarafından uygulandığı düşünülmektedir. Tüm halılardaki desenler geometrik kompozisyonlardan oluşur. Geometrik kompozisyonlar yanında daha az olarak bitkisel, figürlü, nesneli ve kûfi yazıdan gelişen kompozisyonlar vardır. Sonuç olarak Sivas yöresinde Selçuklu devrinden Osmanlı devrinin sonuna kadar geleneklere bağlı halılar dokunmuştur. 19. yüzyılın sonlarına doğru gelenek dışı tek düğümlü İran etkili halılar üretilmiştir.

Bitki motifleriEl halısıGeometrik motifler+5
Suzan Bayraktaroğlu
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

19. Yüzyılda Aydın Vilayetinde (İzmir, Aydın, Denizli, Muğla, Manisa) Alçı Mihraplar

İslam mimarisinde ibadet yönünü belirlemek için kıble duvarlarının eksenlerinde yer alan mihraplar, boyut, kurgu, malzeme ve süsleme özellikleriyle yapıların dikkat çeken mimari elemanlardan biridir. Hz. Muhammed Dönemi'nde bir işaretle belirlenen kıble yönü, Emevîlerle birlikte nişli bir forma dönüşerek klasiğe yakın bir forma ulaşmıştır. Bu form Anadolu'da Selçuklu ve Beylikler Dönemi'nde çeşitlenerek devam ettirilmiştir. Divriği Ulu Cami'nde taş, Konya Alaaddin Cami'nde çini, Ankara Arslanhane Cami'nde alçı-çini, Kastamonu Kasabaköy Mahmut Bey Cami'nde alçı ve Ürgüp Damsa köyü Taşkın Paşa Cami'ndeki ahşap mihraplar bu zengin çeşitliliği göstermektedir. Erken Osmanlı Dönemi'nde küçük farklılıklarla devam eden bu tür mihrap düzenlemelerinde ekonomiyle de bağlantılı olarak çoğunlukla alçı malzeme kullanılmıştır. Klasik Osmanlı Dönemi'nde geleneği sürdürmekle birlikte özellikle selatin camilerinde kendine özgü bir tarza ulaşan mihraplarda taş ve mermer malzeme tercih edilmiştir. 18. yüzyılın ikinci yarısına kadar devam eden bu gelenek, Batılı sanat üsluplarının etkisiyle farklı malzeme ve süsleme türleriyle zenginleşerek, başta başkent İstanbul olmak üzere imparatorluğun çeşitli vilayetlerinde yeni tasarımların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu dönemde ekonominin de bozulmasıyla uygun maliyetli olması, kolay işlenip şekil alması ve dönemin beğenisinin de etkisiyle süslemede alçı malzeme kullanımı görülmektedir. Tez konusunu oluşturan Aydın Vilayeti de (Aydın, Denizli, İzmir, Manisa ve Muğla) yeni tasarımların uygulandığı önemli bir bölgedir. Bölgede 19. yüzyılda inşa edilen ya da onarılan yapılarda alçı malzeme kullanılan yüz dört mihrap tespit edilmiştir. Mihrapların on biri Aydın, onu Denizli, altmış üçü İzmir, on dördü Manisa ve sekizi Muğla'da yer almaktadır.

Alper Atıcı
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Çağdaş sanat eleştirisi kuramlarının Türk resim sanatına yansımaları (1950-2000)

Bu doktora tezinde, 1950-2000 yılları arasında Türk resim sanatı eleştirilerinde sanat kuramlarının etkileri incelenmektedir. Çalışma kapsamında, 1950 – 2000 yılları arasında çeşitli süreli yayınlarda yer alan sanat eleştirileri ele alınmaktadır. Batı sanatına yön veren kuramsal yaklaşımların Türk resim sanatı eleştirisine yansımaları irdelenmektedir. Bu yaklaşımlar, Türkiye'deki sosyal, siyasi ve kültürel faktörler çerçevesinde değerlendirilerek, çağdaş Türk resim sanatının evrimini anlamak için bir çerçeve sunmaktadır. Elde edilen sonuçlar, Türk resim sanatının çağdaş sanat kuramlarının etkisi altında nasıl geliştiğini ve Türkiye'deki sanat ortamının bu kuramsal yaklaşımlarla etkileşimlerini ortaya koymaktadır.

Modern resimModern resim sanatıResim eleştirisi+6
Çağatay Olgun
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Likya bölgesi taş eserlerinde haç motifleri

Kullanımı M.Ö. 4000 yıllarına kadar dayanan haç kavramı Hristiyanlıkta İsa'nın çarmıha gerilmesiyle kötü bir izlenim bırakmış, ardından I. Constantinus'un Milvian Köprüsü zaferi ve Helena'nın Gerçek Haçı bulma efsanesiyle yeni bir anlam kazanmıştır. Likya Bölgesi taş eserleri konu alan bu tez çalışmasında bölgede daha önce yapılmış bilimsel çalışma ve yayınlar incelenerek 26 antik yerleşimde toplamda 233 haç motifi tespit edilmiştir. Bölgede tespiti yapılan haç motifleri ayrı bir bölümde eser fotoğrafı ve çizimi (varsa), haç tipi, buluntu yeri, eser tipi, teknik, tarihlendirme ve kullanılan yayın belirtilerek kataloglanmıştır.

Tuğba Akar
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Konya çevresi Bizans Dönemi mimari plastiği

Doktora tezinin ana konusunu Antik Çağ'da Lykaonia olarak adlandırılan bölgenin sınırları içerisindeki Konya iline bağlı ilçe merkezleri ve bunlara bağlı köylerde tespit edilen Erken ve Orta Bizans Dönemi mimari ve liturjik işlevli elemanlar oluşturmaktadır. Konya iline bağlı ilçe merkezleri (Hüyük, Derbent, Doğanhisar, Akşehir, Tuzlukçu, Ilgın, Kadınhanı, Sarayönü, Beyşehir, Karatay, Altınekin) ve köylerde yapılan araştırmalarda dağınık ya da Türk Dönemi yapılarında devşirme olarak kullanılmış 279 parça tespit edilmiştir. Bunlar mimari ve liturjik işlevli olmak üzere iki ana grup altında değerlendirilmiştir. Mimari işlevli olanlar; 4 sütun kaidesi, 2 çifte sütun kaidesi, 2 postament, 13 sütun başlığı, 7 çifte sütun başlığı, 9 paye, 2 çifte sütun, 51 çifte sütunce, 49 lento, söve ve friz bloğu ve 1 konsol, liturjik işlevli olanlar; 16 balüster, 36 levha, 12 sütunce, 20 arşitrav, 2 ambon podyumu, 2 ambon payesi, 1 altar ve 8 altar tabanı oluşmaktadır. Kesin bir işlev önerisinde bulunmak mümkün olmayan 42 blok ayrı bir başlık altında ele alınmıştır. Malzeme olarak gri mermer ve kireçtaşı yoğun olmakla birlikte beyaz/Dokimeion mermeri de kullanılmıştır. İşçilik açısından çok az sayıdaki örnek başkent Konstantinopolis atölyelerinin işlenim özelliklerini yansıtırken, çoğunluğu Phrygia, Pisidia ve İsauria gibi yakın bölge örnekleriyle benzerlikler taşır. Anahtar Kelimeler: Lykaonia, Konya/Ikonium, Bizans, Mimari Plastik, Süsleme.

Bizans DönemiKonyaLykaonia bölgesi+2
Aytuğ Arslan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Zelve Açık Hava Müzesi'nde bulunan Balıklı ve Üzümlü Kilise'nin mimarisi ve resim programı

Bu çalışmada Nevşehir ilinin Avanos ilçesine bağlı Zelve Açık Hava Müzesi'nde bulunan Balıklı ve Üzümlü Kilise'nin mimarisi ve resim programı konu edilmiştir. Kilise birbirine paralel dikdörtgen iki neften ve güneyde bir kişinin ibadet edebileceği ek bir şapelden oluşmaktadır. Vadide yer alan dini yapıların resim programında konulu sahne olmaması, vadiyi ve bu çalışmanın konusunu oluşturan Balıklı ve Üzümlü Kilise'yi tanımlamada dikkate alınması gereken önemli bir husustur. Erken dönemlerden itibaren ikonalara gösterilen ilginin bir ibadet sorunsalı olduğunu düşünen ikon karşıtlarının (ikonoklastlar) ibadet mekânlarını süslemede haç, balık, kuzu gibi sembolik tasvirler ile bitkisel-geometrik motifleri tercih ettikleri bilinmektedir. Çalkantılı dönemlerden geçen imparatorluk sınırlarında III. Leon'un tahta geçmesinin ardından 726/730 yıllarında ikonoklast ferman kabul edilmiş, 843 yılına kadar ikon karşıtlığı bir devlet politikası haline gelmiştir. Bu dönem aralığına tarihlenen kiliselerin en belirgin özelliği kiliselerin resim programlarında yoğun olarak haç, bitkisel-geometrik bezemeler ile sembolik hayvan tasvirlerinin yer alması; İsa, Meryem ve kaynağını İncil'den alan konulu sahnelere rastlanmamasıdır. Bu verilerin ışığında Balıklı ve Üzümlü Kilise'de yer alan haç, balık tasvirleri ile geometrik bezemeler ikonoklazma dönemi sanat anlayışı ile bağdaşsa da araştırmacılar vadide pre-ikonoklazma döneminde ikon karşıtı inananların varlığını savunmaktadırlar. Kilise ayrıca vadide ikonoklazma döneminden sonra resim programı değiştirilen tek kilisedir. Anahtar kelimeler: Zelve, balık, haç, üzüm, Bizans, pre-ikonoklazma, ikonoklazma.

Dini mimariKiliselerMimari özellikler+3
Hicran Tuncer
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Mahperi Huand Hatun ve yaptırdığı yapılar

Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alâeddin Keykubad'ın eşi Mahperi Huand Hatun'un kimliği, yaşamı ve yaptırdığı yapılar bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Dönem kaynaklarında kendisine çok az yer verildiğinden, yaşam öyküsü ancak genel hatlarıyla belirlenebilen Mahperi Huand Hatun, cami, hamam, türbe, zaviye ve han türünde pek çok yapı yaptırmıştır. Kitabeli yapılarının tümü, oğlu Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde inşa edilmiştir. Tarihi ve siyasi koşullar, diğer yapılarının da aynı dönem içinde inşa edildiklerine işaret etmektedir. Bu çalışmada, mimari ve süslemeleriyle irdelenerek karşılaştırmalı değerlendirmelere tabi tutulan yapıların, Anadolu Selçuklu mimarisi içerisindeki yerlerinin tespitine çalışılmıştır. Plan ve mekan olarak yeni denemelerin gerçekleştirildiği Kayseri Mahperi Huand Hatun Camii, kuzeybatı iç köşesine yerleştirilen bani türbesiyle Anadolu Selçuklu mimarisinin özgün örneklerindendir. Mahperi Huand Hatun Türbesi, cami ibadet alanı içinde yer alan konumu, benzer örneğine Anadolu veya yakın coğrafyada rastlanmayan mukarnaslı yüksek kaidesi ve her biri farklı süsleme kompozisyonuna sahip cephe düzeniyle özgün özelliklere sahiptir. Caminin yakınındaki kadınlar için yaptırılan hamam yapısının soyunmalık bölümü duvarlarının özgününde Kubadabad Sarayı çinileri tarzında çinilerle kaplandığı anlaşılmıştır. Yapının çini kaplamaları dışında Anadolu Selçuklu hamam mimarisini devam ettirdiği görülmektedir. Kayseri Şeyh Turesan Zaviyesi, kapalı bir sofanın iki yanına sıralanan mekanları ve daha sonra çok sayıda kişinin defnedilmesiyle türbeye dönüştürülen büyük ölçekli konaklama (han) birimiyle öne çıkar. Tümü, uluslararası deniz aşırı kuzey-güney ticaret yolları üzerinde inşa edilen han yapıları, Anadolu Selçuklu hanlarının plan şemalarını tekrarlamışlardır. Bu çalışmada Mahperi Huand Hatun'un yaptırdığı yapıların önemli bazı yeniliklere getirmekle birlikte genel olarak Anadolu Selçuklu mimari teknik ve uygulamalarını tekrarladıkları, gelenek içinde kaldıkları sonucuna ulaşılmıştır.

Alaeddin Keykubat IAnadolu SelçuklularıCamiler+4
Demet Turgut
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Olympos Antik Kenti Erken Bizans Dönemi dini yapılarında malzeme ve teknik

Bu çalışmada Olympos Antik Kenti'nde yer alan Erken Bizans dönemi dini yapılarında kullanılan malzeme ve inşa teknikleri konu edilmiştir. Tez çalışması kent içerisindeki Erken Bizans Dönemi dini yapılarından altısını kapsamaktadır. Bu yapılardan üçü kentin kuzey bölümünde yer alan Nekropol Kilisesi ve aynı kompleks (Episkopeion) içerisinde bulunan Piskoposluk Kilisesi ve Vaftizhanesidir. Diğer üçü ise kentin güney bölümünde yer alan Liman Bazilikası, Yamaç Yerleşimi Aşağı Kilise ve Yamaç Yerleşimi Yukarı Kilisedir. Çalışma kapsamında bu dini yapıların mimari tasvirleriyle birlikte kendi araştırma ve gözlemlerimize dayanarak, yapıların duvar örgüsü ve diğer mimari elemanlarda kullanılan malzeme türleri ve yapım teknikleri ayrıntılarıyla tanıtılmıştır. Aynı zamanda kentsel dönüşüm süreci içerisinde kentteki dini yapılarda görülen malzeme-teknik farklılıklar ortaya koyulmuştur. Ayrıca söz konusu dini yapıların malzeme-teknik özellikleri kent içerisindeki ve Likya bölgesindeki benzer örnekleriyle karşılaştırılarak tarihlendirme sorunlarına çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Olympos, Likya, Bizans, Kilise, Malzeme, Teknik.

Antik şehirlerArkeolojik alanlarBizans Dönemi+7
Mehmet Cihangir Uzun
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

İstanbul'daki Rum, Ermeni ve Levanten mezarlıklarında 19.yüzyıl figürlü mezar anıtları

Tez çalışmasının konusunu, İstanbul'daki Rum, Ermeni ve Levanten mezarlıklarında bulunan 19. yüzyıl figürlü mezar anıtları oluşturmaktadır. Araştırmada öncelikli olarak mezarlıklarda bulunan anıtlar ele alınsa da manastır, kilise kripta ve bahçeleri, hastane bahçelerine yapılan anıtsal nitelikli ve figürlü mezar anıtları da ele alınmıştır. Özellikle 19. yüzyılda gayrimüslimlere tanınan sosyal haklar ve mülk edinme hakkıyla birlikte anıtsal nitelikli sosyal ve dini nitelikli yapılar gibi mezar anıtları da dikkati çeken heykelli ve kabartmalı olarak yaptırılmıştır. Bu anıtlar ailelerin ve dönemin sosyal istek ve ihtiyaçlarını, sanatçıların becerilerini, anıtsal heykel ustalarının bu yüzyılda bir meslek olarak ortaya çıktığını, mezheplerin ikonografik taleplerini ve Avrupa'da aynı yüzyılda görülen mezar anıtları ve heykellerinin yansımalarını sunmaktadır. Mezar tiplerinde yüzyılın mimarlık akımlarıyla paralel beğeniler dikkat çekicidir. Neoklasik, Neobizans, Neogrek, Neomısır, Neogotik etkili anıtlar yapılmıştır. Bu anıtlarda İstanbul'a uzak yeni mezar tipleri yanında yüzyıllardır kullanılan lahit, levha, haç, tabut formlu eski mezar tipleri tercih edilmiştir. Avrupa'dan ithal edilen mezar heykelleri de dikkati çekmektedir. 19. yüzyılın bazı mezar anıtları dönemin önemli heykeltıraş, anıtsal mezar ustası veya mimarlarına yaptırılmıştır. Louvre Müzesi'nin duvarlarını süsleyen heykelleriyle bilinen Fransız heykeltraş Marius Jean Antonin Mercié, Luigi Giona, Geroloma Fiaschi gibi Avrupalı sanatçılar, Yunanistan'ın önemli heykeltıraşları olarak tanınan George Bonanos, Lazaros Sohos, Vitsares, Tombros gibi sanatçılar, Tinos adasından gelen Liritis, Krikelis, Ziotis aileleri, Periklis Fotiadis, Panayotidis gibi dönemin mimarları, Papazyan ve Yervant Osgan gibi Ermeni heykeltıraşlar gibi adından söz ettiren mimar, heykeltıraş ve mezar ustaları bu anıtlarda çalışmışlardır. Anahtar Kelimeler: İstanbul, Osmanlı, Gayrimüslim, Rum, Ermeni, Levanten, Latin, Mezar, Mezar anıtları, Mezarlık, Heykel, Heykeltıraşlar, İkonografi

19. yüzyılAnıt mezarlarAnıtlar+7
Selda Alp
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Dağlık Frigya Bölgesi Bizans Dönemi kaya mimarisi

Tez çalışmasının konusunu, Dağlık Frigya Bölgesi'nde, Eskişehir, Kütahya ve Afyonkarahisar şehirleri çevresinde bulunan, tüf tipi kayalıkların oyulması ile oluşturulmuş Bizans Dönemi kiliselerinin plan tipleri, işlevleri ve dekoratif özellikleri ile tanımlanıp tanıtılmaları, Sanat Tarihi açısından değerlendirilmeleri oluşturmaktadır. Bölgeye ismini veren Frigler özellikle "Dağlık Frigya" olarak adlandırılan bölgede kayaya tapınaklar, sunaklar, mezar odaları oymuşlardır. Kaya oyma geleneği bölgede Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde de kesintisiz olarak devam etmiştir. Özellikle Bizans Dönemi'nde gündelik hayatın her türlü ihtiyacını karşılayan kaya mimarisi örnekleri ile karşılaşılır; bunların başında ise kaya kiliseleri gelir. Dağlık Frigya Bölgesi'nin kaya kiliseleri, Bizans kilise mimarisinin başlıca bütün tiplerini içermektedir: Başta tek nefli olmak üzere, iki nefli, üç nefli (bazilikal), haç planlı, kapalı Yunan haçı planlı kiliseler inşa edilmiştir. Kiliselerin duvarlarında kazıma ve boyama ile yapılmış çeşitli motifler, figürler ve yazıtlar da görülmektedir. Bu araştırmada, bölgedeki kaya kiliselerinin saptanması ve üzerlerinde belgeleme çalışmalarının yapılarak plan tiplerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Saptanan ve sınıflandırılan kiliselerin özellikle Anadolu'daki benzerleriyle karşılaştırılmasıyla, Bizans mimarisi içindeki konumunun ve benzerleriyle olan etkileşimlerinin de ortaya konulmasına çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Eskişehir, Afyonkarahisar, Kütahya, Kilise, Frigya, Bizans.

Bizans DönemiFrigyaKaya kiliseleri+6
Seçkin Evcim
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
10
Master'sOpen AccessTR

Eskişehir Karacahisar Kalesi 2011-2014 yılları kazı buluntuları

Bu çalışmada Eskişehir Karacahisar Kalesi 2011-2014 yılı kazılarında ele geçen küçük buluntuların ve mimari birimlerin değerlendirilmesi konu edilmiştir. Coğrafi konumu itibariyle önemli yolların kavşak noktasında bulunan Karacahisar Kalesi Ortaçağ'da, Bizans Devleti ve Osmanlı Beyliği için stratejik bir nokta olmuştur. Osman Bey'in 1288 yılında bu kaleyi fethetmesiyle birlikte Osmanlı Beyliği kendi varlığını ve gücünü bölgede hissettirmeye başlamıştır. Karacahisar Kalesi alındıktan sonra Osmanlı Beyliğinin fetihleri sürekli devam etmiş ve Beylikten, güçlü bir imparatorluğa doğru yol almıştır. Bu çalışma kapsamında beş farklı çalışma alanı ve çok sayıda küçük buluntu değerlendirmeye alınmıştır. Küçük buluntulara ve mimari verilere bakıldığında, Karacahisar Kalesi'ndeki yerleşim dokusunun Ortaçağ'da daha yoğun olduğu ve 15. yüzyıldan sonra kalenin kullanımın azaldığı ileri sürülebilir. Daha sonraları kullanılmayan kalenin zamanla çoğu bölümleri yıkılmıştır. Hala devam eden arkeolojik kazılar sonucunda kalenin toprak altında kalan kısımları, gün ışığına çıkarılmaktadır.

ArkeolojiArkeolojik alanlarArkeolojik kazılar+6
Meydan Palalı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Amasya camilerinde ahşap bindirme tavan

Bu tez kapsamında Amasya merkez, ilçe ve köylerinde en erken tarihlisi 1426 yılına ait ahşap bindirme tavanlı otuz bir cami tespit edilmiş, yapıların tavan örtüleri kuruluş ve biçimlerine göre sınıflandırılarak incelenmiştir. Tavanların ikisi kirişlemeleri üstten kaplamalıyken; diğer tüm tavanlar kirişlemeleri alttan kaplamalıdır. XV-XX. yüzyılın son çeyreği arasında inşa edilen bu camiler içerisinde XVI. yüzyıla ait bindirme tavanlı herhangi bir örnek bulunmamaktadır. XVII. yüzyıla ait iki, XVIII. yüzyıla ait bir, XIX. yüzyıla ait altı camide ahşap bindirme tavan bulunmaktadır. Ağırlıklı olarak Cumhuriyet Dönemi'ne tarihlenen örneklerle karşılaşılması dikkat çekicidir. XX. yüzyıl ilk yarısına ait iki, ikinci yarısının ilk çeyreğine ait on beş, ikinci yarının son çeyreğine ait dört camide ahşap bindirme tavan bulunmaktadır. Ahşap tavan, Anadolu'da eski çağlardan bu yana daha çok kare ya da kareye yakın dikdörtgen, nadiren dairesel tabanlı mekân boşluklarının örtülmesinde kullanılagelen oldukça ekonomik bir örtü biçimidir. Ahşap kirişler yardımıyla genellikle mekânı bölen herhangi bir taşıyıcıya gerek duyulmaksızın çok değişik biçim ve tekniklerde mekân boşluğu kolayca geçilerek örtülebilmektedir. Alttan kaplamasız ahşap kırma tavan ve türevleri dışında genellikle düz ve bindirmeli olmak üzere başlıca iki teknikte yapılırlar. Hem ahşap hem kârgir malzemede uygulanabilen bindirme tekniği, özellikle tavan kuruluşlarında değişik biçimlerin elde edilmesine imkân vermekte ve kolay statik çözümlemeler sağlamaktadır. Bu nedenle çok eski tarihlerden bu yana mimaride mekân örtüsü olarak sevilerek kullanılmışlardır. Bindirme tekniğinin, taşıyıcı tavan kirişlerinin kuruluşuna göre her biri kendi içinde alt başlıklara ayrılabilen, biri paralel taşıyıcı kiriş, diğeri köşeli bindirilen kiriş esasına dayanan başlıca iki uygulama biçimi vardır. Amasya camilerinin ahşap bindirmeli tavanlarında her iki türün de örnekleri görülmektedir. Amasya Merzifon ilçesi II. Murad Camii, Amasya merkez Üçler Camii, Amasya merkez Kaleköy Camii ve Kızılkışlacık Köyü Camii'nde ana tavan kirişlemeleri birbirine paraleldir. Amasya Camilerinin kirişleri köşeli birleşen tavan örnekleri, döner eksenli bindirme ve iç içe bindirmeli tavan olmak üzere başlıca iki grupta toplanabilmektedir. Hanife Hatun Camii, İlyasköy Camii, Belmebük Köyü Camii, Aydınca Köyü Camii, Mahmatlar Köyü Camii, Sarılar Köyü Camii, Dadı Köyü Camii ve Mahmatlar Köyü Yol Kenarı Camii tavanı olmak üzere Amasya camilerinin sekizinin örtüsünde döner eksenli bindirme tekniği kullanılmıştır. Eyüp Çelebi Camii, Büyük Hacı Hasan Camii, Yukarı Baraklı Köyü Camii, Akyazı Köyü Camii, Şıhlar Köyü Camii, Ortaova Köyü Camii, Çavuş Köyü Camii, Kayabaşı Mahallesi Camii, Yıldız Köyü Camii, İpekköy Camii, Yeşilören Köyü Camii, Karasenir Mahallesi Camii, Serçoban Mahallesi Tamlar Camii, Karakise Köyü Camii, Köprübaşı Camii, Aktarla Köyü Camii, Kızılca Köyü İstasyon Camii, Sarıyar Köyü Aşağıova Camii'nden oluşan on sekiz cami yapısının tavan örtüsü ise iç içe bindirmelidir. Bu çalışmanın en önemli sonucu Asya'dan Anadolu'ya uzanan geniş bir coğrafi alanda, köklü bir tarihi geçmişi bulunan ahşap bindirmeli tavan tipinin, özellikle Cumhuriyet Dönemi'nde olmak üzere Amasya dahilinde de uygulandığının tespiti olmuştur. Anahtar Kelimeler: Amasya, bindirme, tavan, ahşap, kiriş.

Ahşap tavanAmasyaCamiler+1
Neslihan Korkmaz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Erken Bizans Dönemi resimli dini el yazmaları: Viyana Genesis

Tezin konusu Erken Bizans Dönemi Resimli Dini El Yazmaları: Viyana Genesis'den oluşturmaktadır. Bu çalışmanın ilk amacı Erken Bizans Dönemi Resimli Dini El Yazmaları ile ilgili yapılmış araştırmalar ışığında el yazmalarının sınıflandırılması, konularının, üslup özelliklerinin, üretim yerlerinin ve malzemelerinin belirlenmesi ve benzer özelliklerin tespit edildiği el yazmalarının karşılaştırmalarının yapılmasıdır. Söz konusu el yazmaları arasında yer alan Viyana Genesis el yazmasının metin-resim ilişkisi, ikonografik, üslup ve teknik özelliklerinin detaylı olarak ele alınması çalışmanın ana konusunu oluşturur. Müze ve kütüphane çalışmalarının gerçekleştirildiği çalışmada, öncelikle Erken Bizans Dönemi Resimli Dini El Yazmaları başlığı altında Quedlinburg Itala, Ashburnham Pentateuch, Rabbula İncili, Paris Suriye Kutsal Kitabı, Aziz Augustus İncili, British Library Kanon Tabloları, Cotton Genesis incelenmiş, Viyana Genesis el yazmasıyla bağlantılı olduğu düşünülen Erken Bizans Dönemi Purpura Kodeksler başlığı altında Rossano İncilleri, Sinop İncili ayrı olarak ele alınmıştır. Araştırmanın bir sonraki aşamasını ve ana konu ise Erken Bizans Dönemi Resimli Dini El Yazmaları başlığı altında Viyana Genesis el yazmasının metin-resim ilişkisi, ikonografik, üslup ve teknik özellikleri belirlenmeye çalışılmış ve bu bilgiler ışığında söz konusu el yazmasının katalog çalışması yapılmıştır. Viyana Genesis el yazması, içerik açısından taşıdığı önemin yanı sıra biçim açısından da ayrı bir yerdedir. Bizans sanatında zenginlik ve asalet göstergesi olan purpura renginde üretilmiş el yazmaları arasında konularını Eski Ahit'ten alan günümüze ulaşabilmiş tek el yazmasıdır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda Eski Ahit sahnelerinin Ortodoks Bizans inancında kendisine yer bulması; bunun da ötesinde, Viyana Genesis el yazması örneğinde Yeni Ahit konularına yer verilmeden sadece Eski Ahit sahnelerinin betimlenmiş olması, henüz yeni kurumsallaşmakta olan bir inancın gelenekle kurduğu ilişki anlamında önemlidir. Helen kültürünün etkisini taşıyan Yahudi sanatının Eski Ahit konularının Hıristiyanlık temalarında kullanılmasına yol açması, coğrafi ve tarihi anlamda farklı kültürlerin birbirine hangi biçimlerde eklemlendiğini göstermesi açısından bilimsel veriler taşır. Konuyla ilgili ünik bir başka veri ise, Viyana Genesis el yazmasındaki bazı sahnelerin Eski Ahit'te de karşılığının olmamasıdır. Bundan dolayı Eski Ahit dışında diğer Yahudi kaynakları da incelenmiş, sahneler ile bağlantıları tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Bizans, El Yazmaları, Bizans Erken Dönem, Eski Ahit, Yaradılış, Purpura, 6. yüzyıl

Dini eserlerErken Bizans DönemiEski Ahit+3
Pınar Serdar Dinçer
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye müzelerinde bulunan Erken Bizans Dönemi (M.S. 4 – 6. yy.) İon sütun başlıkları

Bu tez çalışması, Türkiye müzelerinde bulunan Erken Bizans Dönemi (M.S. 4.-6. yy.)'ne ait İon sütun başlıklarının tespitini ve kronolojik bir tipoloji oluşturmayı amaçlamaktadır. Araştırmamız kapsamında İstanbul, Sinop, Antalya, Kocaeli, Tokat ve Yalvaç Arkeoloji Müzeleri'nde, Erken Bizans Dönemi'ne ait 43 İon sütun başlığı tespit edilmiştir. Tespit edilen başlıkların sınırlı sayıda olmasına rağmen araştırmamıza alınan örnekler üzerinden bir gruplama yapılmaya çalışılmıştır. Başlıklar üç grup altında incelenmiştir. Üretim yeri ve tipine göre sınıflandırılan birinci grup, Prokonnesos üretimi Geç Antik Çağ – Erken Bizans Dönemi İon sütun başlıkları adı altında değerlendirilmiştir. İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde bulunan ve Konstantinopolis/Prokonnesos üretimi İon sütun başlıkları ikinci grubu oluşturmuştur. Türkiye müzelerinde farklı bir grup oluşturan İon sütun başlıkları, M.S. IV.-VI. yüzyıl Anadolu İon sütun başlıkları başlığı altında değerlendirilmiştir. Araştırmada, M.S. 4.-6. yüzyıl Anadolu geneli ve Konstantinopolis örneklerinin oran, orantı ve biçimleri ile süsleme unsurları konu alınmış, İon sütun başlıklarındaki değişim değerlendirilmeye çalışılmıştır. Araştırmamızda tespit ettiğimiz, büyük çoğunluğu M.S. 4. ve 5. yüzyıllara ait olan sütun başlıklarının zamana bağlı olarak biçimsel bozulmaların arttığı ve ait oldukları yapılar kesin olarak tespit edilememekle birlikte, düzenin genellikle üst yapı elemanlarına yer verilmeyen sütunlu cadde, stoa, peristyl ve anıt gibi boyutları itibari ile daha küçük ve ikincil yapılarla sınırlı kaldığı gözlemlenmektedir. M.S. 6. yüzyıldan itibaren İon Düzeni ve buna bağlı olarak İon sütun başlıklarının tamamen ortadan kalktığı anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: İon Sütun Başlığı, Bizans, Geç Antik Çağ Mimarlığı, Erken Bizans Dönemi Mimarlığı, Prokonnesos, İstanbul.

Bizans DönemiBizans eserleriErken Bizans+6
Erkan Kaya
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Amorium Kazısı 2013-2015 yılları cam buluntuları

Afyonkarahisar'ın Emirdağ İlçesi'nin 12 km. doğusunda yer alan Amorium'da 2013-2015 yıllarında yürütülen kazılar sırasında bulunan cam objeler bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Amorium M.Ö. 2000'li yıllardan itibaren Hitit, Phryg, Yunan, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde kesintisiz yerleşim görmüş bir antik kenttir. Kent, Yukarı Şehir ve Aşağı Şehir olarak iki başlık altında değerlendirilmektedir. Amorium'da ilk çalışmalar, 1987 yılında Prof. Dr. R. Martin Harrison tarafından bir yüzey araştırması ile başlamıştır. Çalışmalar 1993 - 2009 yılları arasında Dr. Chris Lightfoot tarafından devam ettirilmiştir. 2013 yılında Amorium kazı çalışmaları Doç. Dr. Zeliha Demirel Gökalp'in Bilimsel Danışmanlığında sürdürülmüştür. 2014 yılından itibaren kazı çalışmaları Bakanlar Kurulu kararı ile Anadolu Üniversitesi'nde Öğretim Üyesi olan Doç. Dr. Zeliha Demirel Gökalp'in kazı başkanlığında devam etmektedir. 2013-2015 yılları arasında 505 adet cam obje ele geçmiştir. Camın kırılmaya elverişli bir yapıya sahip olması nedeniyle buluntular küçük parçalar halindedir. Ele geçen buluntular sayısal yoğunluklarına göre bilezik, gövde, pencere camı, ağız kenarı, tessera, kaide, kulp ve kandillere ait parçalardır. Bunun yanı sıra buluntular arasında cam üretiminin dolaylı bir kanıtı olan cüruflar yer almaktadır. Amorium cam objeleri malzeme niteliği, renk, süsleme, ele geçtiği tabaka ve karşılaştırma örnekleri dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Amorium, Bizans, Cam, Aydınlatma, Bilezik.

Afyonkarahisar-EmirdağArkeolojik kazılarAydınlatma+7
Gizem Öncelen
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Bizans Dönemi resimli Oktateukh el yazması: Seraglio (Topkapı Sarayı Gi.8)

Tezin konusu "Bizans Dönemi Resimli Oktateukh El Yazması: Seraglio (Topkapı Sarayı Gi. 8)"dur. Bizans'tan günümüze kalan Türkiye'deki tek resimli Oktateukh el yazması olması nedeniyle tez konusu olarak seçilmiştir. 12. yüzyıla tarihlendirilen Topkapı Sarayı G.İ.8; Yunanca küçük harfle yazılmış resimli Eski Ahit metni içeren 569 folyolu, 301 resimli, üç ciltlik bir el yazmasıdır. El yazmasının tüm resimlerini kapsayan bir katalog hazırlanmış, ilgili konuların Yunancadan Türkçeye çevirisi yapılmış, resim-metin ilişkisi irdelenmiş, resimler ikonografik ve üslup açısından değerlendirilmiş ve farklı dönem resimli el yazmalarıyla karşılaştırma yapılmıştır. El yazmasının resimleri detaylı incelendiğinde,birbirinden farklı tarzda yapılmış pek çok resmin olduğu görülmüştür. Aralarında benzerlik kurulabilen resimler dikkate alındığında, A'dan H'ye kadar 8 üslup grubunun olduğu ve bazı resimlerin de onarım gördüğü tespit edilmiştir. El yazmasının başından sonuna kadar değişim gösteren resimlerinin gelişim sürecini anlayabilmek ve onarım gördüğü dönemi tespit etmek için farklı dönem el yazmaları incelenmiştir. Topkapı Sarayı G.İ.8 el yazmasının resimleri; Sina Gr. 1186 (11. yy.), plut., 9.28 (11. yy.), Vatikan Gr. 747 (11. yy.), Vatikan Gr. 746 (12. yy.), İzmir A. 1 (12. yy.), Vat. Gr. 1162 (12. yy.), Oxford Bodleian Gr. Th. F1 (14. yy.) ve Codex Gr.5 (14. yy.) ve diğer el yazmaların resimleriyle karşılaştırılmıştır. Yapılan karşılaştırmalar sonucunda, Topkapı Sarayı G.İ.8el yazmasının resimlerinin 11-12. yy el yazmalarında görülen kalıplaşmış ikonografik programlarla benzer olduğu ve orijinaline bağlı kalınarak 14. yüzyılda Palaiologoslar döneminde onarım gördüğü önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Bizans, Oktateukh, Orta Bizans Dönemi, Resimli El Yazmaları,12. yüzyıl.

12. yüzyılBizans DönemiBizans resim sanatı+5
Necla Kaplan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Amorium Kazıları Büyük Mekân maden buluntuları

Bu çalışmada, Amorium Antik Kenti "Büyük Mekân" kazılarında ele geçmiş maden eserler konu edilmiştir. Amorium, M.Ö. 2000'li yıllardan itibaren Hitit, Frig, Yunan, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde kesintisiz yerleşim görmüş antik kenttir. Kent, Yukarı Şehir ve Aşağı Şehir olarak iki başlık altında değerlendirilmektedir. Amorium'da ilk bilimsel çalışmalar, 1987 yılında Prof. Dr. R. Martin Harrison tarafından bir yüzey araştırması ile başlamıştır. Prof. Harrison 1988 - 1992 yılları arasında kentte kazı çalışmaları gerçekleştirmiştir. "Amorium Kazıları Projesi" ile 1993-2009 yılları arasında Dr. Chris S. Lightfoot tarafından devam ettirilmiştir. Kentteki kazı çalışmaları 2014 yılından itibaren Bakanlar Kurulu kararı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Anadolu Üniversitesi adına Doç. Dr. Zeliha Demirel Gökalp'in kazı başkanlığında sürdürülmektedir. "Büyük Mekân", Aşağı Şehir Kilisesi'nin kuzeyinde, sit alanının neredeyse tam ortasında yer almaktadır. 1996-2008 yılları arasında, alanda gerçekleştirilmiş olan kazılarda MS. 6.-9. yüzyıllara tarihlenen bir Bizans Hamamı ortaya çıkartılmış ve ayrıca bu alanın, kentin önemli bir şarap üretim merkezi olduğu anlaşılmıştır. Büyük Mekân kazılarında bulunan demir, bronz ve kurşun malzemeden oluşan 217 adet parça tanımlanmış, türlerine göre sınıflandırılmış ve ele geçtikleri tabakadaki diğer buluntular ile karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Amorium, Bizans, Büyük Mekân, Maden, Malzeme

AmoryumAntik şehirlerArkeolojik kazılar+5
Berna Yıldırım
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yerleştirmeleriyle Sarkis Zabunyan metaforları ve zaman bağlantıları

Yerleştirme sanatı (enstalasyon), geleneksel sanat eğilimlerinin aksine, sanat eseri ve izleyici arasındaki demir parmaklıkları kaldıran, mekanın niteliklerinden yararlanan ve izleyici ile interaktif bir bağ kuran sanat anlayışıdır. Açık veya kapalı mekanlarda icra edilen sanat yaklaşımının kökleri ise, Marcel Duchamp'ın hazır yapım nesneleri ile Kurt Schwitters'e kadar uzanmaktadır. 20. yüzyıl başında kıvılcımları hissedilen bu sanat türü, çağdaş sanatta kavramsal sanat, performans, video, ses, ve mimarlık gibi disiplinler ile etkileşim içinde, günümüzde en fazla kullanılan sanat üretim biçimlerindendir. Çalışmanın konusunu oluşturan Sarkis Zabunyan, bu yaygın ancak zor sanat anlayışını, çeşitli teknik ve yöntemleri ile farklı ve bir o kadar da kendine özgü, başarıyla uygulayan ender sanatçılardan biridir. Yerleştirmelerdeki mekan olgusunu, yarattığı bellek metaforu ile zaman kavramıyla da ilişkilendirmesi, yerleştirme sanatına yeni anlamlar ve felsefi boyutlar kazandırmıştır. Bu özellikleri ile diğer sanatçılardan ayrılan ve yeni bağlamlarla ürettiği yerleştirmeleriyle uluslararası sanat platformunda ses getiren sanatçının bu çalışmada su, renk, ışık, ses, iz ögelerini uzamsal ve zamansal paradigmalar içinde kullanışı irdelenmiştir. Ayrıca, sanat dönemlerine göre farklılaşan eğilimleri, metaforları, kavramları ve sanat terminolojisine kazandırdığı özel terimler ayrıntıyla incelenmiştir. Sarkis'in işlerindeki ve sergilerindeki öne çıkan ilham kaynakları, etki ve etkileşim çerçevesinde değerlendirilmiş, yaratılan katmanlaşmanın 'tümel yapıt' ilkesine dayandığı saptanmıştır. Sanatçının Çağdaş Fransız Sanatı ve Çağdaş Türk Sanatı arasında en sağlam köprülerden birini kurması, multikültürel ve multisosyolojik ortamlarda yer aldığını doğrularken, sanatsal tavrının evrensel bir dile sahip olduğunu da vurgulamaktadır. Anahtar Sözcükler: Çağdaş Sanat, Enstalasyon, Fransa, İstanbul, Sarkis Zabunyan, Metafor, Zaman, Bellek, Biçim, Kavram, Bağlam.

BenzetmeEnstalasyonMetaforik algı+6
Şeyma Nalan Ekice
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Gaziantep Hasan Süzer Etnografya Müzesi'nde bulunan Ortaçağ ve sonrası döneme ait madeni mutfak kapları

ÖZETGüneydoğu Anadolu Bölgesi'nin önemli kentlerinden biri olan Gaziantep, ilkçağlardan günümüze kadar, birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış zengin Anadolu kültürününönemli yerleşim yerlerinden biridir.Bu zengin kültürün bir bölümünü oluşturan, ?Gaziantep Hasan Süzer EtnografyaMüzesi'nde Bulunan Ortaçağ ve Sonrası Döneme Ait Madeni Mutfak Kapları? başlığı altındayapılan bu çalışmada, giriş bölümü, Gaziantep'in fiziki yapısı ve tarihçesi, müze hakkındakısa bilgi, maden sanatının Anadolu'daki tarihsel gelişimi, maden sanatında kullanılanmalzemeler ile yapım ve süsleme teknikleri ana hatlarıyla işlendikten sonra, ilgi müzedekieserler arasından 41 örnek bilimsel açıdan incelenerek 20 kap türü katalog düzeni içindetanıtılmaya çalışılmıştır.Çalışmanın değerlendirme ve karşılaştırma bölümlerinde, incelenen örneklerinyapım ve süsleme özellikleri belirtildikten sonra, Anadolu'daki diğer yöre örnekleriylekarşılaştırmaları yapılarak, benzer ve farklı yönleri ortaya konmaya çalışılmıştır.Sonuç bölümünde ise değerlendirmeler ışığında varılan sonuç kısaca belirtilmiş,çalışma bibliyografya, çizim ve fotoğraf listesi ile fotoğraflar ve çizimlerlesonuçlandırılmıştır.

Sibel Ağce Leventoğlu
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00