Trakya University
Discipline

Nursing

Trakya University

3,000

Archived Theses

19

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Diyabetle ilgili bilgilendirme eğitiminin sınıf öğretmenlerinin tip 1 diyabete yönelik bilgi ve farkındalık düzeylerine etkisi

Bu araştırma sınıf öğretmenlerine uygulanan "Öğretmenler İçin Diyabet Eğitimi"nin öğretmenlerin Tip 1 diyabete yönelik bilgi ve farkındalık düzeylerine etkisini belirlemek amacı ile yürütüldü. Müdahale-kontrol gruplarında ön-test ve son-test yarı deneysel tasarımda yürütülen araştırma Eylül-Aralık 2023 tarihleri arasında resmi 6 ilkokulda 87 sınıf öğretmeni (müdahale=42, kontrol=45) ile gerçekleştirildi (n=87). Veriler, "Öğretmen Bilgi Formu" ile bu çalışma kapsamında geliştirilen "Öğretmenler İçin Tip 1 Diyabet Bilgi Testi" ve "Öğretmenler İçin Tip 1 Diyabet Farkındalık Ölçeği" ile toplandı. Uluslararası Diyabet Federasyonu'nun Kids and Diabetes in Schools (KiDS) projesi kapsamında geliştirdiği diyabet eğitim materyalleri bu çalışma kapsamında Türkçe'ye çevrilerek eğitim materyali olarak kullanıldı. Verilerin analizi IBM SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) Statistics Version 25 for Windows ve JASP (Version 0.17.2.1) paket programları kullanılarak tanımlayıcı analizler, Shapiro-Wilk testi, Ki-kare testi, Mann-Whitney U testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar testi, Student t testi, Spearman'ın Sıralama Korelasyon testi ile yapıldı. p<0,05 istatistiksel anlamlılık sınırı olarak kabul edildi. Müdahale grubunda bulunan sınıf öğretmenlerin, "Öğretmenler İçin Tip 1 Diyabet Bilgi Testi" son-test sıra ortalamalarının kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulundu (p<0,001). Müdahale grubunda bulunan öğretmenlerin "Öğretmenler İçin Tip 1 Diyabet Farkındalık Ölçeği" toplam ve tüm alt boyutlarda son-test sıra ortalamalarının kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,001). "Öğretmenler İçin Diyabet Eğitimi"nin sınıf öğretmenlerinin Tip 1 diyabete yönelik bilgi ve farkındalık düzeylerini arttırmada etkili olduğu sonucuna ulaşıldı. Öğretmenler ile yapılacak çalışmalarda; "Öğretmenler İçin Tip 1 Diyabet Bilgi Testi", "Öğretmenler İçin Tip 1 Diyabet Farkındalık Ölçeği" ve Türkçe'ye kazandırılan diyabet eğitim materyallerinin kullanılması önerilmektedir.

BilgiDiabetes mellitus-tip 1Eğitim+2
İsmail Çetintaş
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Travma, acil ve cerrahi kliniklerinde çalışan hemşireler ile ulusal medikal kurtarma ekibinde görev alan hemşirelerin afetlere hazırbulunuşluk durumları

Giriş ve Amaç: Hemşirelerin, afete hazırbulunuşluk ve müdahale konularında yeterliliğe ve yetkinliğe sahip olmasının, afet kaynaklı mortalite ve morbidite oranlarının azaltılmasında önemli rol oynayacağı vurgulanmaktadır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikteki bu çalışmanın amacı, travma, acil ve cerrahi kliniklerinde çalışan hemşireler ile Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi içerisinde görev alan hemşirelerin afetlere hazırbulunuşluk durumlarının incelenmesidir. Gereç ve Yöntemler: Araştırma, Temmuz 2022-Mart 2023 tarihlerinde Trakya Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi travma, acil ve cerrahi servisleri ile Edirne İl Sağlık Müdürlüğü UMKE Ekibi'nde görev alan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 122 hemşire ile yapıldı. Araştırma verilerinin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu'' ve ''Afet Hazırbulunuşluk Ölçeği (AHBÖ)'' kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde, ortalama ve standart sapma, frekans ve yüzde ile Ki-Kare testi, bağımsız örneklem t-testi ve varyans analizi kullanıldı. Sonuçlar; %95 güven aralığında, anlamlılık ise p<0,05 altında değerlendirildi. Bulgular: Travma, acil ve cerrahi birimlerde görev yapan hemşirelere kıyasla UMKE'de görev yapan hemşirelerin afet hazırbulunuşluk düzeyinin daha yüksek olduğu saptandı. 11 yıl ve üzeri mesleki deneyimi olan, daha önce afet yaşayan, bir acil veya afet durumunda görev alan, afet ve acil durum hazırlık eğitimlerine katılan, afet ve acil durumda sorumluluklarını ve görevlerini bildiğini belirten, afet bilinci, afete hazırlık veya afetlere müdahale temalı yayın takip eden, herhangi bir afet durumunda müdahale çalışmalarına katılabilme açısından kendini hazır ve yeterli gören hemşireler ile UMKE'de görev yapan evli hemşirelerin afetlere hazırbulunuşluk düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlendi. Sonuç: Hemşirelerin afet hazırbulunuşluk düzeyleri orta düzeydeydi ve UMKE hemşireleri daha hazırdı. Hemşirelerin afete hazırlık eğitimlerine katılımının desteklenmesi, afet öncesinde afet senaryolarındaki rol ve sorumluluklarının belirlenmesi ve hemşirelerin afetlere daha hazırlıklı olmalarının teşvik edilmesi önerilmektedir.

Acil hemşirelikAfet bilinciAfet hazırlığı+1
İbrahim Can Dursin
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hemşirelerinin tıbbi cihaz alarm deneyimleri

Giriş ve Amaç: Sağlık hizmetlerinin sunumunda önemli konulardan birisi hasta güvenliğidir. Hasta güvenliğinin sağlanması tıbbi hataların en aza indirilmesi ile gerçekleşebilmektedir. Yoğun bakım ünitelerinde tıbbi hataların birçoğu yanlış alarmlar nedeniyle oluşmaktadır. Yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşireler yanlış alarmların sık gerçekleşmesi sonucunda birçok deneyim ile karşı karşıya kalmaktadır. Yanlış alarmlar nedeniyle hemşirelerin yaşadığı deneyimler alarm yorgunluğunu ve duyarsızlığını meydana getirmektedir. Alarm yorgunluğu hem hemşire için hem de hasta güvenliği için olumsuz sonuçlar oluşturmaktadır. Bu çalışma yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin alarm deneyimlerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metod: Araştırma nitel çalışma deseni olan Giorgi'nin fenomenolojik yaklaşımı benimsenerek yapılmıştır. Araştırma Şubat-Mayıs 2023 tarihleri arasında Edirne Sultan 1. Murat Devlet Hastanesinde yoğun bakım ünitelerinde çalışan 21 hemşire ile gerçekleşmiştir. Araştırma verileri yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak hemşireler ile yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Hemşireler ile yapılan yüz yüze görüşmeler 2 adet ses kayıt cihazı ile kayıt altına alınmıştır. Bulgular: Araştırma verilerinden 3 ana tema ve 11 alt tema elde edilmiştir; 'Hemşirelerin Tıbbi Cihaz Alarmı Konusundaki Deneyimleri', 'Hemşirelerin Yanlış Alarm Konusundaki Düşünceleri' ve 'Hemşirelerin Alarm Yorgunluğu Hakkındaki Düşünceleri' dir. Hemşirelerin çoğu yanlış alarmlardan meydana gelen ve hasta güvenliğini tehdit eden deneyimler yaşadığını belirtmektedir. Yanlış alarmların hemşireler üzerinde stres, psikolojik yıpranma, baskı, gürültü kirliliği, zaman kaybı, iş aksaması/iş yükü gibi sonuçları olduğunu belirtmişlerdir. Hemşirelerin çoğu alarm yorgunluğunu hissettiğini belirtmiştir. Hemşirelerin çoğu alarm duyarsızlığının gerçekleşmediğini bildirmiştir. Sonuç: Alarm yorgunluğunun hemşirelerde sık rastlanan bir sorun olduğu belirlenmiştir. Yanlış alarmların meydana gelmesi sonucunda olumsuz hasta sonuçları ortaya çıkmıştır. Hemşireler alarm duyarsızlığı gelişmediğini belirtseler de alarm duyarsızlığına ilişkin bulgular saptanmıştır. Hemşirelerin eğitimine önem verilmesi, alarm yorgunluğunun ve yanlış alarmların önlenmesine dair politikalar oluşturulması, yanlış alarmların hasta güvenliğini nasıl etkilediği üzerinde durulması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yoğun Bakım Hemşiresi, Alarm Yorgunluğu, Yanlış Alarm, Hasta Güvenliği, Hemşirelik Nitel Çalışma.

Yoğun bakımYoğun bakım üniteleri
Ayşe Alğan
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İmplante edilebilen kardiyoverter defibrilatörü (ICD) olan hastaların şok anksiyetesi ve yaşam kalitesinin belirlenmesi

ÖZET "İmplante Edilebilen Kardiyoverter Defibrilatörü (ICD) Olan Hastaların Şok Anksiyetesi ve Yaşam Kalitesinin Belirlenmesi", Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Edirne, 2024. Giriş ve Amaç: İmplante Edilebilen Kardiyoverter Defibrilatörü (ICD) olan hastalarda şok anksiyetesi, günlük yaşam aktivitelerini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu kesitsel araştırma, İmplante Edilebilen Kardiyoverter Defibrilatörü (ICD) olan hastaların şok anksiyetesi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi belirlemek ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntemler: Araştırma 30.09.2022-30.03.2023 tarihleri arasında Edirne'de bir üniversite hastanesinde Kardiyoloji Kliniği ve Kardiyoloji Polikliniği'ne başvuran hastalar üzerinde yürütüldü. Araştırmanın verileri "Hasta Bilgi Formu", "Floride Şok Anksiyete Ölçeği (FŞAÖ)" ve "Notthingham Genişletilmiş Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi (NGYA)" kullanılarak toplandı. Veriler SPSS 18.0 programında tanımlayıcı istatistik yöntemler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Student t Testi, Anova, Kruskal Wallis Testi, Mann-Whitney U Testi, Spearman Korelasyon Analizi) kullanılarak değerlendirildi. P<0.05 olan değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: ICD'li hastaların yaş ortalaması %63,5±12,7 olup %61,5'i erkekti. Katılımcıların %57,3'ünün miyokard infarktüsü (MI) geçirdiği, %54,2'sinin kalp yetersizliği nedeniyle ICD takıldığı, %41,7'sinin ICD cihazının şoklamasını hissettiği/deneyimlediği bulundu. ICD'li hastaların FŞAÖ ile NGYA arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulundu (p<0.05). Hastaların şok anksiyetesi arttıkça günlük yaşam aktivitelerinde kısıtlılığın arttığı bulundu. Kadınların erkeklere göre şoklama deneyimi yaşayan hastaların yaşamayanlara göre şok anksiyetesi anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0.05). Erkeklerin kadınlara göre, bekarların evli ve dullara göre, ortaokul ve üzeri mezunların ilkokul mezunlarına göre, çalışanların çalışmayan ve emeklilere göre günlük yaşam aktivite düzeyleri daha yüksek bulundu (p<0.05). Aritmisi olan ICD'li hastaların diğerlerine göre New York Kalp Derneği (NHYA) Fonsiyonel Sınıf I olan hastaların diğerlerine göre (Sınıf II,III ve IV) eşlik eden kronik hastalığı olmayanların olanlara göre günlük yaşam aktivite düzeyleri daha yüksek bulundu (p<0.05). Sonuç: Sonuç olarak; ICD'li hastaların şok anksiyetesi orta düzeyde, günlük yaşam aktiviteleri iyi düzeyde bulundu. ICD'li hastaların şok anksiyetesi arttıkça günlük yaşam aktiviteleri de kötüleşti. Hemşirelerin, ICD'li hastaların şok anksiyetesi deneyimlerini değerlendirmesi bu deneyimleri değerlendirirken hastaların kişisel (cinsiyet, çalışma durumu vb.) ve hastalığa ilişkin özelliklerini (klinik tanı vb.) göz önünde bulundurmalıdır. Hemşirelerin ICD'li hastaların şok anksiyetesini azaltmaya ve günlük yaşam aktivitelerini iyileştirmeye yönelik uygun hemşirelik girişimleri planlanmalıdır. Kardiyoloji hemşirelerinin ICD'li hastaların şok anksiyetesini ve günlük yaşam aktivite düzeylerini geçerli ve güvenilir ölçeklerle değerlendirmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: İmplante Edilebilen Kardiyoverter Defibrilatörü (ICD), şok anksiyetesi, yaşam kalitesi, hemşire.

Kardiyovasküler hemşirelik
Kübra Karakoç
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyat sırası vücut sıcaklığının sürdürülmesinde hava üflemeli battaniyelerin etkinliğini belirleme: Randomize kontröllü çalışma

Giriş ve Amaç: Bu araştırma, ameliyat sırası vücut sıcaklığının sürdürülmesinde hava üflemeli battaniyelerin etkinliğini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Araştırma bir eğitim ve araştırma hastanesinin Ameliyathane, Kulak Burun Boğaz ve Plastik Cerrahi Servislerinde 01.01.2023-01.10.2023 tarihleri arasında planlı olarak rinoplasti girişimi uygulanan 84 hastanın (42 deney, 42 kontrol) katılımı ile randomize kontrollü deneysel bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Veri toplama aracı olarak ''Hasta Tanıtım Formu'' ve ''Hasta İzlem Formu'' kullanıldı. Bireysel, kurumsal ve etik kurul izinleri alındı. Deney grubundaki hastalara hava üflemeli battaniye, kontrol grubundaki hastalara cerrahi steril örtüler kullanıldı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Kolmogorov- Smirnov, Shapiro Wilk, Mann Whitney U, Bağımsız iki örnek t testi, Friedman, Dunn, Bonferroni ve Pearson ki kare testi, Tekrarlı ölçüm analizi ve Yates düzeltmesi kullanıldı. Sonuçlar; %95 güven aralığında istatiksel anlamlılık ise p<0,05 altında değerlendirildi. Bulgular: Hastaların % 64,2'nin (n=54) kadın ,%63,1'nin (n=53) Kulak Burun Boğaz, %36,9'nun (n=31) Plastik cerrahi servisinde yattığı belirlendi. Deney grubundaki hastaların vücut sıcaklığı monitörizasyon ve timpanik ölçüm bulgularında ve ayılma odası ölçüm bulgularından kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı oranda yüksek belirlendi (p<0,001).Deney grubundaki hastaların vücut sıcaklığının 180'ci dakikaya kadar, kontrol grubundaki hastaların vücut sıcaklığının 90'cı dakikaya kadar normal sınırlarda devam ettiği belirlendi. Sonuç: Hava üflemeli battaniyeler rinoplasti ameliyatı uygulanan hastalarda, ameliyat sırası vücut sıcaklığının sürdürülmesinde etkili bulundu. Rinoplasti ameliyatı uygulanan hastalarda vücut sıcaklığının sürdürülmesinde hava üflemeli battaniyelerin kullanılmasını önermekteyiz. Anahtar kelimeler: rinoplasti, ameliyat sırası, hava üflemeli battaniye.

Ayşe Şahin
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Meme kanseri tanısı alan kadınlara oral mukoziti önlemeye yönelik verilen eğitimin yaşam kalitesine etkisi

Giriş ve Amaç: Bu randomize kontrollü araştırma, meme kanseri tanısı alan kadınlara oral mukoziti önlemeye yönelik verilen eğitimin yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntemler: Bu araştırma, Şubat-Ağustos 2023 tarihleri arasında bir onkoloji hastanesinin ayaktan kemoterapi ünitesinde tedavi görmekte olan 43 deney ve 42 kontrol olmak üzere 85 meme kanseri tanılı hasta ile yürütüldü. Araştırmanın verileri; Hasta Bilgi Formu, DSÖ Oral Toksisite Kriterleri, Ağız Değerlendirme Rehberi, EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği, ECOG Performans Skalası kullanılarak toplandı. Bulgular, SPSS 26.0 programında değerlendirildi. Veriler, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, bonferroni post hoc testi, Wilcoxon signed-rank testi kullanılarak analiz edildi. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 57,08±10,97 yıl olup deney ve kontrol grubunda yer alan hastaların kişisel, hastalığa ve tedaviye ilişkin özellikler açısından benzer özelliklere sahip olduğu belirlendi. Deney grubunda eğitim sonrası oral mukozit evresinde anlamlı düzeyde gerileme, ağız sağlığında iyileşme olduğu saptandı (p<0,05). 21. günde yapılan değerlendirmelerde deney grubunun genel sağlık puan ortalamasının ve fonksiyon skorunun alt boyutları olan fiziksel işlev, rol işlevi, duygusal işlev, bilişsel ve sosyal işlevi kapsayan yaşam kalitesine ilişkin puan ortalamalarının kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı; deney grubunda yorgunluk, iştahsızlık, bulantı-kusma, dispne ve uykusuzluğu içeren semptom puan ortalamalarının anlamlı derecede azaldığı, kontrol grubunda ise yorgunluk ve uykusuzluğun anlamlı derecede arttığı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Meme kanseri tanısı ile kemoterapi alan kadınlara oral mukoziti önlemeye yönelik verilen eğitimin oral mukozit şiddetini azalttığı ve yaşam kalitesini arttırdığı saptanmıştır. Hemşirelerin oral mukoziti yönetebilmek ve yaşam kalitesini arttırmak için hastalara bu konuda eğitim vermeleri önerilmektedir.

EğitimHemşirelikMeme kanseri+2
Yaren Özbek
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İnhaler ilaç uygulanan 3-6 yaş çocuklarda masal okuma ve boyama yapmanın çocukların korku düzeyine ve ebeveyn sağlık bakım memnuniyetine etkisi

Giriş ve Amaç: İnhalasyon tedavisi, ilacın direkt akciğerlere uygulanması, kısa sürede hızlı etki göstermesi, non-invaziv olması, yan etkilerinin az olması nedeniyle sık tercih edilmektedir. Ancak çocukların inhaler ilaç uygulaması sırasında yaşadığı korku ve anksiyete tedaviye uyumlarını zorlaştırmaktadır. Bu çalışma ilk kez maske ile inhaler ilaç uygulanan 3-6 yaş çocuklarda masal okuma ve boyama yapmanın çocukların korku düzeyine ve ebeveyn sağlık bakım memnuniyetine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Çalışma randomize kontrollü müdahale çalışmasıdır. Araştırma 15.09.2023-20.01.2024 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin Çocuk Hastalıkları Kliniği'nde yatan ve ilk kez maske ile inhaler ilaç alan 3-6 yaş arasındaki 99 çocuk ve ebeveyni ile yürütüldü. Araştırmada masal okuma grubu (n=33), boyama yapma grubu (n=33) ve kontrol grubu (n=33) olmak üzere üç grup vardı. Masal okuma grubunda yer alan çocuklara işlem süresinde araştırmacı tarafından masal okuma yapıldı. Boyama yapma grubundaki çocuklarla kuru boya ile boyama yapıldı. Kontrol grubundaki çocuklara servisin rutin işlemleri uygulandı. Verilerin toplanmasında "Çocuk ve Aile Bilgi Formu", "Çocuk Korku Ölçeği", "Çocuklarda Emosyonel Göstergeler Ölçeği", PedsQL Sağlık Bakımı Ebeveyn Memnuniyet Ölçeği (PedsQL SBEMÖ)" kullanıldı. Veriler IBM SPSS V23 programında; tanımlayıcı istatistikler, Kruskal Wallis, Pearson Ki Kare, Kolmogorov Smirnov, Shapiro Wilk, Wilcoxon, Fisher Freeman Halton, Spearman's korelasyon testleri kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Masal okuma ve boyama yapma grubunda yer alan çocukların inhaler ilaç uygulaması sırasındaki Çocuk Korku Ölçeği ve Çocuklarda Emosyonel Göstergeler Ölçeği medyan puanları kontrol grubunda yer alan çocuklara göre düşük bulundu (p<0,001). Masal okuma ve boyama yapma gruplarının inhaler ilaç uygulaması sırasındaki Çocuk Korku Ölçeği ve Çocuklarda Emosyonel Göstergeler Ölçeği medyan puanlarının işlem öncesine göre daha düşük olduğu saptandı (p<0,001). Kontrol grubunda yer alan çocukların işlem sırasındaki Çocuk Korku Ölçeği ve Çocuklarda Emosyonel Göstergeler Ölçeği medyan puanları işlem öncesine göre yüksek bulundu (p<0,001). Boyama yapma ve masal okuma grubunda yer alan ebeveynlerin PedsQL SBEMÖ medyan puanlarının kontrol grubunda yer alan ebeveynlere göre yüksek olduğu belirlendi (p<0,001). Boyama grubunda yer alan ebeveynlerin PedsQL SBEMÖ medyan puanlarının masal okuma grubunda yer alan ebeveynlere göre yüksek olduğu bulundu (p<0,001). Sonuç: Çalışma sonucunda 3-6 yaş çocuklarda inhaler ilaç uygulama sırasında masal okuma ve boyama yapmanın çocukların korku düzeyini ve negatif emosyonel göstergelerini azalttığı, ebeveynlerin sağlık bakım memnuniyetlerini arttırdığı bulundu. İnhaler ilaç uygulama sırasında boyama yapma etkinliğinin masal okumaya göre ebeveynlerin memnuniyetinin artmasında daha etkili olduğu bulundu. Anahtar kelimeler: İnhaler ilaç, korku, masal okuma, boyama yapma, memnuniyet.

Çocuk hemşireliği
Nuray Macuncu
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kanserli hastaların kanser gereksinimleri ve sosyal destek düzeylerinin belirlenmesi

"Kanserli Hastaların Kanser Gereksinimleri ve Sosyal Destek Düzeylerinin Belirlenmesi", Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Edirne, 2024. Giriş ve Amaç: Tanımlayıcı ve kesitsel olarak planlanan bu çalışma kanser hastalarının kanser gereksinimleri ve sosyal destek düzeylerinin belirlenmesi amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntemler: Araştırma Ekim 2022 - Nisan 2023 tarihleri arasında gönüllülük esasına dayalı olarak Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Medikal Onkoloji Kliniği'nde tedavi gören 407 hasta ile gerleştirildi. Araştırma verileri sosyodemografik bilgileri içeren anket formu, Kanser Gereksinimleri Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metodlardan (sayı, yüzde, ortalama vb.) Bağımsız Örneklem t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (One-way ANOVA), Pearson korelasyon testi ve çok değişkenli linear regresyon modellemesinden yararlanıldı. Bulgular: Hastaların yaş ortalamasının 54,42±10,67 yıl, %57,2' sinin kadın olduğu ve %33,2'sinin akciğer kanseri tanısına sahip olduğu saptandı. Kanserli hastaların kanser gereksinimleri ölçeği genel puan ortalamasının 72,46±24,10 olduğu, çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği genel puan ortalamasının ise 45,34±11,74 olduğu bulundu. Cinsiyet, kanser tanısı, ECOG performans skoru, kemoterapi alma durumu ile kanser gereksinimleri ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptandı (p<0,05). Yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim seviyesi, meslek, sigara ve alkol kullanımı, kanser tanısı, kemoterapi alma durumu ile çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptandı (p<0,05). Kanserli hastaların sosyal destek düzeyi arttıkça kanser gereksinimlerinin azaldığı belirlendi (p<0,05). Artan eğitim düzeyi ve performans skoru, metastatik kanser tanısı, anne/baba desteği, aile tarafından verilen desteğin kısmen yeterli görülmesi, akciğer ve prostat kanserinin kanser gereksinim düzeyini arttıran; artan sosyal desteğin ise kanser geresiksinim düzeyini azaltan bağımsız değişkenler olduğu saptandı (p<0,05). Artan yaş, performans skoru, kanser gereksinimi ve metastatik kanser tanısına sahip olmanın sosyal destek düzeyini azaltan, geniş aile yapısının ise arttıran bağımsız değişkenler olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç: Sonuç olarak hastaların kanser gereksinimlerinin ve sosyal destek düzeylerinin orta seviyede olduğu, kanserli hastaların sosyal destek düzeyi arttıkça kanser gereksinimlerinin azaldığı saptandı. Hastaların sosyodemografik ve hastalık ile ilgili özelliklerinin (cinsiyet, medeni durum, yaş, eğitim seviyesi, kanser tanısı vb.) kanser gereksinimlerini ve sosyal destek düzeylerini etkilediği belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda hemşirelerin kanserli hastaların bu özelliklerini dikkate alarak uygun hemşirelik girişimlerini planlayarak, fiziksel ve sosyal gereksinimlerini karşılaması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Kanserli hasta, kanser gereksinimi, sosyal destek, hemşirelik bakımı

Ayşenur Arcan
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Spinal anestezi ile varis operasyonu geçiren hastalarda konfor düzeyi ve konforu etkileyen faktörler

Giriş ve Amaç: Varis, venöz hipertansiyona bağlı olarak alt ekstremite venlerini etkileyen ve tedavi gerektiren en yaygın damar hastalıklarından biridir. Cerrahi operasyon uygulanan hastalarda konfor düzeyinin değerlendirilmesi, uygun hemşirelik girişimlerinin planlanması ve uygulanması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, bu çalışma spinal anestezi altında varis operasyonu geçiren hastaların konfor düzeyini belirlemek ve konforu etkileyen faktörleri ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı ve kesitsel araştırma tipinde olan bu çalışma bir devlet hastanesinin Kalp-Damar ve Göğüs Cerrahisi Servisine 01.11.2023-01.05.2024 tarihleri arasında yatış yapan 142 hasta ile yürütüldü. Veriler "Hasta Bilgi Formu", "Vizüel Analog Skala" ve "Perianestezi Konfor Ölçeği" kullanılarak toplandı. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 49,36±11,96 yıl olup, %64,8'i kadındır. Hastaların konfor düzeyi ile birlikte, insizyona bağlı ağrı ve spinal anesteziye bağlı baş ağrısı düzeylerinin de orta düzeyde olduğu saptandı. 61 yaş ve üzeri olan, evli ve emekli olan hastaların konfor düzeyinin daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Kronik bir hastalığı bulunan, ailede varis öyküsü bulunmayan hastaların konfor düzeyi daha yüksek tespit edildi (p<0,05). Ameliyat olma korkusu yaşamayan, ameliyatının başarısız geçeceği yönünde kaygısı olmayan ve ameliyathanede olumlu duygular içinde olan bireylerin konfor düzeyi daha yüksek bulundu (p<0,05). Ameliyat sonrası kusma ve üriner sondaya bağlı rahatsızlık yaşayan hastaların konfor düzeyinin daha düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç: Araştırma sonucunda, spinal anestezi ile varis operasyonu geçiren hastaların konfor düzeylerinin ortalamanın üzerinde olduğu saptanmıştır. Ayrıca, hasta konforunu etkileyen sosyo-demografik, klinik ve bireysel algıya ilişkin birçok farklı faktörün belirleyici olduğu görüldü. Elde edilen bulgular doğrultusunda, hasta konforunu değerlendirmeye yönelik geçerli ve güvenilir ölçüm araçlarının klinik uygulamalarda kullanılması önerilmektedir. Bunun yanı sıra, hasta konforunu artırmaya yönelik geliştirilecek hemşirelik müdahale programlarının etkililiğini değerlendiren deneysel tasarımlı çalışmaların yapılması da önerilmektedir.

Elif Gilanlı
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Açık prostat cerrahisi sonrası hastaların mobilizasyonlarında motive edici kart kullanımının ağrı düzeyi ve adım sayısı üzerine etkisi

Açık prostat cerrahisi sonrası dönemde mobilizasyonun hastalara birçok faydası bulunmaktadır. Hastalar insizyon yerlerinin zarar göreceği düşüncesi ve yeterli motivasyonlarının olmayışından kaynaklı mobilize olmaktan kaçınmaktadırlar. Bu dönemde mobilizasyona yönelik hastaları teşvik etmek ve mobilizasyonun faydalarını hastalar ile paylaşmak önemli hemşirelik bakım girişimleri arasında yer almaktadır. Randomize kontrollü, tek kör olarak yürütülen bu çalışma, açık prostat cerrahisi sonrası hastaların mobilizasyonlarında motive edici kart kullanımının, hastaların ağrı düzeyi ve adım sayısı üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. 29.01.2024-30.05.2025 tarihleri arasında Tekirdağ İsmail Cumalıoğlu Şehir Hastanesi KBB-Üroloji Servisinde açık prostat cerrahisi geçiren 90 hasta ile (çalışma grubu: 45, kontrol grubu: 45) yürütülen çalışmada tüm hastalar cerrahi girişim sonrası birer saat ara ile üç defa mobilize edildi. Hastaların mobilizasyon sırasında attıkları adım sayısı pedometre aracılığıyla ölçülüp kayıt edildi. Çalışma grubu hastalarına kontrol grubu hastalarından farklı olarak mobilizasyon motivasyon kartı tanıtıldı ve yatak ayak uçlarına asıldı. Çalışma grubu hastaların adım sayısı bu karta kayıt edildi. Verilerin toplanmasında Hasta Tanıtım Formu, Visual (Görsel) Ağrı Skalası (VAS), Pedometre ve Mobilizasyon Motivasyon Kartı kullanıldı. Çalışma ve kontrol grubunda yer alan hastaların mobilizasyon sonrası VAS ağrı puan ortalamaları karşılaştırıldığında, mobilizasyon motivasyon kartı kullanan hastaların ikinci ve üçüncü mobilizasyon zamanındaki VAS ağrı puan ortalamalarının, kart kullanmayan kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubu hastalarının adım sayısı ortalamaları karşılaştırıldığında, mobilizasyon motivasyon kartı kullanan hastaların ikinci ve üçüncü mobilizasyon zamanında kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha fazla adım attıkları belirlendi (p<0,05). Sonuç olarak açık prostat cerrahisi sonrası hastaların mobilizasyonlarında motive edici kart kullanımının, cerrahi girişim sonrası hastaların ağrı düzeylerinin azalmasına ve mobilizasyon boyunca atılan adım sayısının artmasına katkı sağladığı görüldü. Bu sonuçlara göre açık prostat cerrahisi sonrası hastaların ağrı düzeylerinin azaltılması ve mobilizasyona katılımlarının artırılması amacıyla motivasyon kartlarının kullanımını önermekteyiz.

AğrıCerrahi hemşirelikCerrahi-ürolojik+2
Cansu Bayrak
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kalp yetersizliği olan bireylerde bakım bağımlılığı ve öz bakım davranışlarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Bu kesitsel araştırma, Kalp Yetersizliği (KY) olan hastaların bakım bağımlılığı ve öz bakım davranışları arasındaki ilişkiyi belirlemek ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntemler: Araştırma 20.05.2024 – 20.03.2025 tarihleri arasında Tekirdağ'da bir şehir hastanesinde Kardiyoloji Kliniği ve Kardiyoloji Polikliniği'ne başvuran 102 hasta ile yüz yüze görüşme metodu ile gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri "Anket Formu", "Bakım Bağımlılığı Ölçeği (BBÖ)" ve "Avrupa Kalp Yetersizliği Öz Bakım Davranış Ölçeği (AKYÖBDÖ)" kullanılarak toplandı. Bulgular: KY'li hastaların yaş ortalaması 69,39±12,00 yıl olup %64,7'si erkekti. Hastaların %42,2'si öz bakımını kendi başına yapabildiği, %38,2'si destekle yapabildiği, %19,6'sı ise öz bakımını gerçekleştiremediği bulundu. Hastaların eğitim düzeyi yükseldikçe, evli olan, çalışan ve eşiyle birlikte yaşayanların bakım bağımlılığının daha iyi düzeyde olduğu belirlendi (p<0.05). Öz bakım becerilerini yapamayan ve kalp yetersizliği nedeniyle daha önce hastaneye yatma öyküsü bulunan hastaların bakım bağımlılığı düzeyinin daha kötü olduğu bulundu (p<0.05). Hastaların AKYÖBDÖ ile BBÖ arasında negatif yönlü anlamlı ilişki olup KY'li hastaların öz bakım becerileri arttıkça BBÖ puanlarının yükseldiğini ve dolayısıyla bakım bağımlılığının azaldığı bulundu (p<0.05). Sonuç: KY'li hastaların öz bakım davranışlarının orta düzeyde olduğu, hastaların bakım gereksinimi karşılamada kısmen bağımlı olduğu belirlendi. Hemşirelerin KY'li hastaların bakım bağımlılığı ve öz bakım davranışlarını değerlendirirken kişisel (eğitim durumu, medeni durum vb.) ve hastalığa ilişkin özelliklerini (hastane kontrolüne gelme durumu, NYHA evresi vb.) göz önünde bulundurmalıdır. Hemşireler KY'li bireylerin öz bakım davranışlarını arttırmaya ve bakım bağımlılığı düzeylerini iyileştirmeye yönelik uygun hemşirelik girişimleri planlanmalıdır. Anahtar kelimeler: Kalp Yetersizliği, bakım bağımlılığı, öz bakım davranışı, hemşire

Selda Uzun
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinin yoğun bakım hemşirelerinde yorgunluk, stres ve iş yüküne etkisi

Bu çalışma Covid-19 pandemisinin yoğun bakımda çalışan hemşirelerin yorgunluk, stres ve iş yüküne etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Çalışma Kasım 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi pandemi yoğun bakımlarında çalışan ve araştırmamıza katılmayı gönüllü olarak kabul eden 125 hemşire ile yapıldı. Veriler Kişisel Bilgi Formu, İş Yükü Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği ve Piper Yorgunluk Ölçeği kullanılarak online anket uygulaması şeklinde toplandı. Çalışma verileri NCSS (Number Cruncher Statistical System) kullanılarak ortalama, standart sapma, frekans, Student t Test, Mann Whitney U testi, One-way Anova Test, Kruskal Wallis test, Pearson ve Spearman's Korelasyonları ile istatistiksel analiz yapıldı. Hemşirelerin yaş ortalaması 26,84±4,51 olup %71,2'si kadın, %90'ı bekar ve %80,8'i lisans mezunudur. Hemşirelerin %83,2'si Covid (+) veya şüpheli hastalara bakarken bulaş korkusu, %91,2'si Covid (+) olması durumunda ailesine taşıma korkusu yaşamış olup kişisel koruyucu ekipman giyme zorunluluğu %96,8'inin işini zorlaştırmıştır. Hemşirelerin %31.2'si Covid sürecinde Covid-19 (+) olmuştur. Algılanan stres ölçeği toplam puanı 23,35±5,44, iş yükü ölçeği toplam puanı 37,34±7,45, Piper yorgunluk ölçeği toplam puanı 7,43±1,51 olarak bulunmuştur. Araştırmamızda işinden ayrılmayı düşünen hemşirelerin algılanan stres puanları daha yüksek bulundu. Covid-19 hastalarına bakarken bulaş korkusu yaşayan hemşirelerde iş yükü puanları daha yüksekti. Çalışma saatlerinden memnun olan ve dinlenme için özel zaman ayırabilen hemşirelerin Piper yorgunluk ölçeği puanları daha düşük bulundu. Algılanan stres puanı yüksek olan hemşirelerin iş yükününün de daha yüksek olduğu ve algılanan stres puanı ve iş yükü puanı yüksek olan hemşirelerin daha yorgun olduğu bulundu. Çalışmamızın sonucunda Covid-19 pandemisinin hemşireleri yorgunluk, stres ve iş yükü açısından olumsuz etkilediği sonucuna ulaşıldı.

COVID 19HemşirelerHemşirelik+7
Kübra Şekerci
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bir kamu hastanesinde çalışan sağlık personellerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi durumları ve tutumlarının incelenmesi

Bu çalışma sağlık personellerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi durumları ve tutumlarının incelenmesi amacıyla planlandı. Mart 2021- Mayıs 2021 tarihleri arasında İstanbul'da bir kamu hastanesinde çalışan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 145 sağlık personeliyle yürütüldü. Araştırma öncesi gerekli izinler alındı. Veri toplama aracı olarak, Kişisel bilgi formu, Basınç Ülserini Önlemede Bilgi Değerlendirme Ölçeği (BÜÖBDÖ) ve Basınç Ülserini Önlemeye Yönelik Tutum Ölçeği (BÜÖYTÖ) kullanıldı. İstatiksel analiz için NCSS (Number Cruncher Statistical System) programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatiksel metodlar, Shapiro-Wilk testi, Student-t testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Pearson ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı ve p<0,05 istatiktiksel olarak anlamlı kabul edildi. Katılımcıların yaş ortalaması 34,4±7,78 yıl olup, %82,1' i kadın ve %73,1'i lisans mezunu idi. %75,2'sinin daha önce basınç ülseri açılan hastaya bakım verdiği belirlendi. BÜÖBDÖ toplam puan ortalamasına göre katılımcıların basınç ülserini önlemeye yönelik bilgi düzeyinin yetersiz olduğu, eğitim durumu ve çalışılan görev gibi durumların BÜÖBDÖ toplam puanını anlamlı olarak etkilediği belirlendi. BÜÖYTÖ toplam puan ortalamasına göre katılımcıların basınç ülserini önlemeye yönelik tutumlarının olumlu olduğu, katılımcıların cinsiyet, çalışılan görev, risk değerlendirme, basınç ülseri açılan hastaya bakım verme ve okul eğitimi dışında alınan eğitim gibi durumların BÜÖYTÖ toplam puanını anlamlı olarak etkilediği saptandı. Katılımcıların BÜÖBDÖ ile BÜÖYTÖ toplamından aldıkları puanlar arasında pozitif yönlü çok zayıf ilişki bulundu. Sonuç olarak araştırma bulguları, sağlık personellerinin basınç ülserini önlemeye ilişkin tutumlarının olumlu, bilgi düzeylerinin ise yetersiz olduğunu ortaya koydu. Anahtar Kelimeler: Basınç ülseri, sağlık çalışanı, tutum, bilgi, hemşirelik bakımı

Basınç ülserleriBilgi düzeyiHastaneler+6
Burak Çağrı Ağçay
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ostomi öz bakım indeksi: Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması

Bu araştırma stoması olan hastaların öz bakımlarının değerlendirilmesi ve ölçme aracının hemşirelik literatürüne katkı sağlaması amacıyla metodolojik olarak yapıldı. Araştırma Eylül 2020 – Ocak 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Tekirdağ Dr. İsmail Fehmi Cumalıoğlu Şehir Hastanesinde yürütüldü. Araştırma evrenini, poliklinik kontrolü için başvuran kolostomi, ileostomi ve ürostomisi olan bireyler oluştururken; örneklemi ise araştırmaya katılmayı kabul eden 253 stomalı birey oluşturdu. Veri toplama aracı olarak 11 maddelik "Ostomili Birey Bilgi Formu" ve 32 maddelik "Ostomi Öz Bakım İndeksi" kullanıldı. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, dil ve kapsam geçerliği, doğrulayıcı faktör analizi, iç tutarlık ve zamana karşı değişmezlik yöntemleri kullanıldı. Kapsam geçerlik indeksi 0,99 olarak bulundu. Doğrulayıcı faktör analizine göre uyum iyiliği indeksleri istenilen düzeyde; maddelerin faktör yükleri 0,575-0,964 arasında ve tüm maddeler orijinal ölçekle uyumlu şekilde sekiz alt boyutta yer aldı. Ölçeğin orijinal halinde olduğu gibi, stomalı bireylerin komplikasyon yaşama durumlarını sorgulayan ve istatistiksel olarak anlamlı olmayan 18. madde analizlere dahil edilmeyerek ek olarak kabul edildi. İç tutarlık analizinde Cronbach alfa katsayısının tüm ölçek için 0,949 olduğu; alt boyutların 0,684 ve 0,945 arasında değiştiği sonucuna ulaşıldı. Zamana karşı değişmezliğinde test-tekrar test yöntemi kullanıldı ve Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı'nın ölçek maddeleri için 0,837 ile 0,988 arasında olduğu bulundu. Sonuç olarak; Ostomi Öz Bakım İndeksi'nin orijinal ölçekle benzer yapıda; Türkçe dilinde geçerli ve güvenilir; Türk toplumunda stomalı bireylerin öz bakımlarını değerlendirmede yeterli bir ölçüm aracı olduğu belirlendi.

Cerrahi stomalarGüvenilirlik ve geçerlilikHemşireler+3
Çağla Avcu
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

4-7 yaş çocuklarda perioperatif kaygı düzeyinin azaltılmasında 3 farklı yöntemin karşılaştırılması: Randomize kontrollü bir çalışma

Araştırma, 4-7 yaş çocuklarda üç farklı yöntem ile verilen ameliyat öncesi hasta eğitiminin, perioperatif kaygi düzeyi üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırma 1 Haziran - 31 Kasım 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı'nda yapıldı. Yarı deneysel türde planlanan araştirmaya, dahil edilme kriterlerini karşılayan ve tabakalı randomizasyon yöntemi ile her bir gruba 22 hasta olmak üzere toplam 66 hasta alındı. Araştırma verileri "Hasta Tanılama Formu" ve ameliyat öncesi ve sonrası uygulanan "Okul Öncesi Çocuklarda Kaygı Ölçeği" kullanılarak elde edildi. Birinci deney grubundaki çocuklara ameliyat öncesi hasta eğitimi servis hemşiresi tarafından oyunlaştırılarak verildi. İkinci deney grubundaki çocuklara ameliyat öncesi hasta eğitimi servis hemşiresi tarafından oyunlaştırılarak verildi, ayrıca ameliyathane hemşiresi tarafından hasta ziyareti sağlandı ve oyunlaştırarak ameliyathane ortamı anlatıldı. Üçüncü deney grubundaki çocuklara ameliyat öncesi hasta eğitimi servis hemşiresi tarafından oyunlaştırılarak verildi, sonrasında ameliyathaneye gidene kadar anneye ait ses kaydı dinletildi. Araştırmaya katılan çocukların annelerin yaşı %69.7 si 30 yaş ve üzeri, %37.9'unun lisans mezunu ve %51.5 in çalışmadığı belirlendi. Çocuklarının önceden ameliyat deneyimi olmayanların genel kaygı bozukluğu düzeyleri önceden ameliyat deneyimi olanlara göre anlamlı derecede yüksek belirlendi (p<0.05). Ameliyat öncesi uygulanan yöntemler arasında kaygı düzeyini etkilemeleri açısından anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Çocukların kaygı düzeylerini azaltmada hem servis hemşiresi hem de ameliyathane hemşiresi tarafından birlikte oyunlaştırılarak verilen eğitimin diğer yöntemlere göre daha etkili olduğu ve aralarında istatistiksel açıdan anlamlı fark olduğu saptandı (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Kaygı, çocuk hasta, cerrahi hemşirelik

AnksiyeteCerrahiPerioperatif dönem+2
Nuray Demirci
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinin acil hemşirelerinde kaygı, tükenmişlik düzeyi ve uyku sorunlarına etkisi

Bu çalışma; acil servis hemşirelerinin COVID-19 pandemi sürecinde kaygı ve tükenmişlik düzeyleri ile uyku kalitelerini belirleyebilmek amacıyla gerçekleştirilmiş tanımlayıcı türde bir çalışmadır. Araştırma verileri Kasım 2020-Ocak 2021 tarihleri arasında, İstanbul ilinde Sağlık Bakanlığı'na bağlı bulunan bir şehir hastanesinin acil servis biriminde çalışan hemşireler ile görüşülerek elde edilmiştir. Pandemi başından itibaren acil servis ünitesinde çalışan 142 hemşire araştırmaya katılmada gönüllü olmuştur. Veriler "Kişisel Veri Toplama Formu", "Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği", "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" ve "Sağlık Anksiyetesi Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiklerin yanısıra Ki-Kare Testi, t testi, Spearmann Testi, ANOVA ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Ölçeklerin iç tutarlılığı Cronbach-alfa katsayısı ile hesaplanmıştır. Acil hemşirelerinin yaş ortalaması 29,30±6,77 yıl olup, %61,4'ü kadın, çoğu (%75,4) lisans düzeyinde mesleki eğitime sahipti. Yarıdan fazlasının (%59,9) haftalık çalışma süresi 50 saat ve üzerinde idi. Çalışma verilerinin elde edildiği tarih itibari ile, pandeminin ilk 8 ayı geride kaldığında, acil hemşirelerinin %30,1'inde Covid-19 için PCR pozitifliği saptanmıştı. Acil serviste görev yapan hemşirelerin Maslach Tükenmişlik Ölçeği "Duygusal Tükenme" alt boyut puanı 22,02±7,30, "Duyarsızlaşma" alt boyut puanı 7,52±3,82, "Kişisel Başarı" alt boyut puanı 11,99±3,70 olarak hesaplandı. "Aşırı Duyarlılık" alt boyutundan 3,90±2,19, "Kaygı" alt boyutundan 17,70±6,32 olmak üzere Sağlık Anksiyetesi Ölçeği puanı 13,80±5,21 olarak bulundu. Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği'nden aldıkları ortalama puan 8,47±3,04 olup, hemşirelerin %89,4'ünün uyku kalitesi kötü idi. Tükenmişlik düzeyi ve uyku kalitesi arasında orta düzeyde pozisitf korelasyon saptandı. Maslach Tükenmişlik Ölçeği puanı üzerine kaygı puanı (p=0.006) 1.171 katsayı ile, uyku latansı (p=0.024) 2.541 katsayı ile, uyku ilacı kullanımı 4.502 (p=0.045) katsayı ile etkili bulundu. Sonuç olarak; pandemi döneminde acil hemşirelerinin uyku kaliteleri kötü, sağlık anksiyetesi düzeyleri düşük, tükenmişlik düzeyleri çoğunlukla orta ve yüksek düzeydedir.

Acil hemşirelikAnksiyeteCOVID 19+7
Sefa Ahmet Demir
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik hastalığı olan bireylerde akılcı ilaç kullanımının sağlık anksiyetesi ve siberkondri ile ilişkisi

Bu çalışmada kronik hastalığı olan ve olmayan bireylerde akılcı ilaç kullanımı, sağlık anksiyetesi ve siberkondri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amaçlandı. Araştırma Kasım 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Günübirlik Tedavi Servisine başvuran 18-65 yaş aralığında 100 kronik hastalığa sahip birey ve 105 kronik hastalığı olmayan birey ile yürütüldü. Veriler Hasta Bilgi Formu, Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ve Siberkondri Ciddiyet Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme ile toplandı. Kronik hastalığı olanların Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği puan ortalaması 37,42±4,63; Sağlık Anksiyetesi Ölçeği puan ortalaması 20,92±9,97; Siberkondri Ciddiyet Ölçeği puan ortalaması 79,13±23,32 idi. Kronik hastalığı olmayanların Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği puan ortalaması 37,28±3,66; Sağlık Anksiyetesi Ölçeği puan ortalaması 15,83±5,86; Siberkondri Ciddiyet Ölçeği puan ortalaması 82,33±20,90 idi. Her iki grupta da Akılcı İlaç Kullanım düzeyleri yeterli idi. Kronik hastalığı olanların Sağlık Anksiyetesi düzeyi daha yüksekti (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların Siberkondri 'Aşırılık' ve Siberkondri 'Doktora Güvensizlik' düzeyi daha yüksekti (p<0.05). Kronik hastalığı olanların medeni duruma göre Siberkondri 'Aşırılık' düzeyleri arasında; çalışma durumuna göre Siberkondri 'Aşırı Kaygı' ve 'Aşırılık' düzeyleri arasında; eğitim durumuna göre Siberkondri 'Aşırılık' düzeyleri arasında fark vardı (p<0.05). Kronik hastalığı olanların ilaç kullanım sürelerine göre Siberkondri 'Doktora Güvensizlik' düzeyleri arasında; sağlık kurumu/hekime başvuru sıklığına göre 'Sağlık Anksiyetesi düzeyleri arasında fark vardı (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların eğitim durumuna göre 'Akılcı İlaç Kullanım düzeyleri, Siberkondri düzeyleri ve siberkondri 'Aşırılık' düzeyleri arasında fark vardı. (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların sağlık kurumu/hekime başvuru sıklığına göre 'Akılcı İlaç Kullanımı düzeyleri arasında fark vardı (p<0.05). Her iki grupta da Sağlık Anksiyetesi ile Siberkondri düzeyleri arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki bulundu (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların Akılcı İlaç Kullanımı ile Sağlık Anksiyetesi düzeyleri arasında negatif yönlü çok zayıf bir ilişki bulundu. Kronik hastalığı olmayanların Akılcı İlaç Kullanımı ile Siberkondri 'İçini Rahatlatma' düzeyleri arasında negatif yönlü çok zayıf bir ilişki bulundu (p<0.05).

Akılcı ilaç kullanımıAnksiyeteKronik hastalık+4
Ahmet Kalmaz
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Güvenli cerrahi kontrol listesinin kullanımının ekip iletişimine etkisi :Bir meta- analiz çalışması

Bu araştırmanın amacı, Güvenli Cerrahi Kontrol Listelerinin kullanımının ekip iletişimine etkisini meta-analiz yöntemi ile belirlemektir. Bu meta-analiz çalışmasında Google Scholar, Medline, PubMed, Ulusal Tez Merkezi, ScienceDirect, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Kütüphanesi katalog ve veri tabanlarından yararlanılmıştır. Araştırma kapsamına 2009-2023 yılları dahil edilmiş ve araştırma konusu ile ilgili Türkçe veya İngilizce dillerinde yayımlanmış, lisansüstü tezleri, ulusal ya da uluslararası hakemli dergilerde ve ulusal kitaplarda yayın olmuş bilimsel makale niteliği taşıyan araştırmalar dahil edildi. Araştırmalar taranırken İngilizce "Safe Surgery", "Safe Surgery Checklist'', "Checklist", "Team Communication" ve Türkçe "Güvenli Cerrahi", "Güvenli Cerrahi Kontrol Listesi", "Kontrol Listesi", "Ekip İletişimi" kelimeleri kullanıldı. 10 Mart 2023 tarihli yapılan son taramaya göre toplamda 172 araştırma sonucuna ulaşıldı. Araştırma kriterlerimize uyan 5 çalışma ile meta analiz gerçekleştirildi. 2011 yılına ait 1 çalışma, 2012 yılına ait 1 çalışma, 2016 yılına ait 1 çalışma ve 2020 yılına ait 2 çalışma dahil edildi. Analize dahil edilen 5 makalenin meta-analizi ile yapılan inceleme sonucunda araştırmaların homojen bir yapıda olduğu belirlendi. Hesaplamalar sonucunda etki büyüklükleri, dağılımının sabit etkiler modeline göre (p>0.05) değerlendirildi. Yapılan meta analiz çalışmasının güvenilir ve geçerli olduğunu ortaya koymak ve yayın yanlılığını belirlemek amacıyla Huni grafiği (Funnel plot), Rosenthal'in Güvenli N yöntemi ve Orwin'in Güvenli N yöntemi kullanıldı. Analiz sonuçlarına göre Güvenli Cerrahi Kontrol Listelerini kullanan cerrahi ekiplerde, kullanmayanlara göre ekip iletişiminin 1.8 kat daha fazla olasılığının olduğu gözlemlenmiştir. Anahtar kelimeler: Güvenli Cerrahi, Güvenli Cerrahi Kontrol Listesi, Kontrol Listesi, Cerrahi Ekip İletişimi, Meta-Analiz

Cerrahi hemşirelikHastane iletişim sistemi
Neşe Altınçekiç
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Acil hemşirelerinin karşılaştıkları şiddet türlerinin tükenmişlik düzeylerine etkisi: Bir meta-analiz çalışması

Acil servislerde çalışmak, insanların acılarına tanık olma, öngörülemezlik kişilerde stres oluşumuna neden olur. Bu ortam çalışanların tükenmişlik düzeylerinde de etkili olur. Sağlık çalışanlarına arasında hemşirelerin; hemşireler arasında ise acil servis birimlerinde çalışanların diğer hemşirelere göre tükenmişlik düzeyleri daha fazladır. Bu çalışma 'Acil Hemşirelerinin Karşılaştıkları Şiddet Türlerinin Tükenmişlik Düzeyine Etkisi' ni belirlemek amacı ile meta-analiz çalışması olarak planlandı ve niceliksel araştırma yöntemlerinden meta-analiz yöntemi ile yapıldı. Scopus, Sciencedirect, Pubmed, Medline, Ulusal Tez Merkezi, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Kütüphanesi katalog ve veri tabanlarından bilimsel makaleler ve tezler tarandı ikinci olarak ulaşılan araştırmaların referans bölümünün araştırılması yapıldı. Taramada "Acil Servis", " Hemşire", "Şiddet Türleri", "Tükenmişlik Düzeyi" kelimeleri Türkçe ve İngilizce olarak özet bölümünde tarandı. 24 Eylül 2021 tarihli yapılan son taramaya göre toplamda 3823 çalışma tespit edildi ve incelendi. Araştırma verileri, 10 bilimsel makale üzerinden elde edildi. Analize dahil edilen makalelerin toplam örneklem sayısı 4412'dir. Analize dahil edilen 10 makalenin meta-analiz uygulamasında inceleme sonucunda araştırmaların heterojen bir yapıda olduğu belirlendi. Hesaplamalar sonucunda etki büyüklükleri dağılımının rastgele etkiler modeline göre (p<0.05) değerlendirildi. Yayın yanlılığını belirlemek amacıyla Huni grafiği (Funnel plot), Rosenthal'in Güvenli N yöntemi ve Orwin'in Güvenli N yöntemi kullanıldı. Yapılan hesaplamalara göre şiddet yaşayan hemşirelerin yaşamayanlara göre 2,5 kat, erkek hemşirelerin kadın hemşirelere göre 1,8 kat, 30 yaş altı hemşirelerin 30 yaş üstü hemşirelere göre 2,2 kat, mesleki deneyimi 10 yılın altında olan hemşirelerin mesleki deneyimi 10 yılın üzerinde olan hemşirelere göre 1,9 kat ve sözel şiddetle karşılaşan hemşirelerin diğer şiddet türleri ile karşılaşan hemşirelere göre 4,3 kat daha fazla tükenmişlik yaşadığı tespit edildi. Anahtar kelimeler: Acil Servis, Hemşire, Şiddet Türleri, Tükenmişlik Düzeyi, Meta-Analiz

Acil hemşirelikAcil servis-hastaneHemşirelik+7
Büşra Çınar Tozar
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin e-sağlık okuryazarlıkları ile yapay zekaya yönelik tutumları

Bu araştırmanın amacı, hemşirelik öğrencilerinin e-sağlık okuryazarlıkları ile yapay zekaya yönelik tutumlarını belirlemektir. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde olan bu çalışma 448 öğrenci ile yürütüldü. Veriler Mayıs-Haziran 2024 tarihleri arasında Konya Selçuk Üniversitesi Hemşirelik Fakültesinde öğrenim gören hemşirelik öğrencilerinin katılımıyla toplandı. Verilerin toplanmasında Öğrenci Tanıtıcı Formu, Yapay Zekaya Yönelik Genel Tutumlar Ölçeği ve e-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği kullanıldı. Veriler IBM SPSS 22 ile analiz edildi. Analizlerde ortalama, yüzde, frekans gibi tanımlayıcı istatistikler ile bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü varyans analizi (Anova) ve post hoc analizi (Tukey, LSD) kullanıldı. Ölçekler arasındaki ilişki korelasyon analizi ile değerlendirildi. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Öğrencilerin %84,6'sı kadın, %98,9'u bekar, %63,6'sı il merkezinde ikamet etmekte, %81,7'si orta gelir seviyesine ve %91,5'ı diğer liselerden mezun olduğu bildirildi. Öğrencilerin %66,7'si akademik başarıları orta düzeyde ve %35,5'i 1. sınıfta eğitim görmektedir. Öğrencilerin yaş ortalaması 21,12 ± 2,55 yıl olup, günlük internet kullanım süresi 4,88±2,16 saattir. Büyük çoğunluğu (%92,2) sağlıkla ilgili bilgilere ulaşmak için interneti kullanırken, ChatGPT yapay zekauygulamasını kullananların oranı %48,7'dir. ChatGPT uygulamasını kullanan öğrencilerin %71,2'si, sağlık ile ilgili bilgi edinmek için bu uygulamayı kullanmaktadırlar. Öğrencilerin yaşadıkları yer, sınıfları, sağlıkla ilgili bilgilere ulaşmak için interneti ve ChatGPT yapay zeka uygulamasını kullanma durumları ile yapay zekaya yönelik genel durum ölçeği, pozitif tutum alt boyutu ile olumlu ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). Yaş ve günlük internet kullanma süresi ile negatif tutum arasında pozitif yönde çok zayıf kuvvette ilişki saptandı (r= 0,099; p=0,035, r=0,000; p<0001). Akademik başarı düzeyi, sınıf, ChatGPT yapay zeka uygulamasını kullanma durumu ve yaş ile e-sağlık okuryazarlığı arasında anlamlılık saptandı (p<0,05). Yapay Zekaya Yönelik Genel Tutum Ölçeği Pozitif Tutum alt boyutu ile E-Sağlık Okuryazarlık Ölçeği arasında pozitif yönde zayıf kuvvette bir ilişki saptanırken (r=0,292; p<0,001), Yapay Zekaya Yönelik Genel Tutum Ölçeği Negatif Tutum alt boyutu ile E-Sağlık Okuryazarlık Ölçeği arasında negatif yönde çok zayıf kuvvette bir ilişki (r=-0,108; p=0,023) saptandı. Sonuç olarak, yapay zeka hemşirelik müfredatına entegre edilmeli ve bu konuda öğrencilere eğitim verilmelidir. Anahtar Sözcükler: E-sağlık okuryazarlığı, hemşirelik öğrencileri, tutumlar, yapay zeka

Salıha Muradı
Selçuk University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlı bireylerde sosyal destek düzeyi ve sağlığı geliştirme davranışlarının sağlıklı yaşlanmaya etkisinin incelenmesi

Bu çalışma yaşlı sosyal destek ve sağlığı geliştirme davranışları ile sağlıklı yaşlanma düzeyi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek; sağlıklı yaşlanma düzeyini etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma tanımlayıcı ve ilişkisel bir çalışmadır. Bu araştırma 10 Eylül 2024 - 14 Mart 2025 tarihleri arasında Tokat il merkezinde bulunan bir Aile Sağlığı Merkezine başvuran 65 yaş ve üzeri yaşlı bireyler ile yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi 276 kişiden oluşmaktadır. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Sağlıklı Yaşlanma Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Yaşlı Sağlığı Geliştirme Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma, bağımsız gruplarda t testi, Oneway ANOVA testi, Mann Whitney, Kruskall Wallis ve Pearson korelasyon ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Yaşlı bireylerin yaş ortalaması 70,97±4,24'tür ve % 84,8'inin evli, % 81,5'inin ilkokul mezunu, % 59,4'ünün ekonomik durumunu orta olarak algıladığı saptanmıştır. Yaşlıların yaş, kronik hastalık sayısı, uyku süresi, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, aile ile yaşama, uyku problemi yaşama, sosyal destek, sağlığı geliştirme davranışları düzeyinin sağlıklı yaşlanma toplam puanı üzerindeki değişimin % 64,8'ini açıkladığı belirlenmiştir. Yaşlı bireylerin sağlıklı yaşlanma puanının yüksek olduğu bulunmuştur. Yaşlı bireylerin sağlıklı yaşlanma toplam puanı ile sosyal destek ve sağlığı geliştirme toplam puanı arasında pozitif yönlü orta düzey bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu doğrultuda sosyal destek sistemlerinin ve bireyin sağlık davranışlarını iyileştirmeye yönelik çabaların yaşlı bireylerin sağlıklı yaşlanma süreçlerinde önemli bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Birinci basmakta çalışan hemşirelerin yaşlı bireylerin sağlıklı yaşlanmasını desteklemek amacıyla sosyal destek mekanizmalarını güçlendirmeye yönelik girişimlerde bulunabilir ve sağlığı geliştirici davranışları teşvik edici hemşirelik müdahaleleri planlanabilir. Anahtar Sözcükler: Yaşlı birey; Sağlıklı yaşlanma; Sosyal destek; Sağlığı geliştirici davranışlar

Seher Top
Selçuk University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Fototerapi tedavisi alan bebeklerde banyo uygulamasının fizyolojik parametreler, cilt, bilirubin ve konfor düzeyi üzerine etkisi

Bu çalışma, fototerapi tedavisi alan bebeklerde banyo uygulamasının fizyolojik parametreler, cilt, bilirubin ve konfor düzeyi üzerine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışma tek kör, paralel grup, randomize kontrollü deneysel tasarımdadır. Çalışma Kütahya Şehir Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde yürütüldü. Veriler Mayıs 2024-Mart 2025 tarihleri arasında hiperbilirubinemi tanısı almış olan 62 bebekten toplandı. Bebekler (35-40 gestasyon haftası) deney (n=31) ve kontrol (n=31) gruplarına randomize olarak atandı. Deney grubundaki bebeklere fototerapi öncesi küvet banyo uygulanırken, kontrol grubundaki bebekler klinik rutin bakım aldı. Veriler "Yenidoğan Bilgi Formu", "Yenidoğan İzlem Formu", "Yenidoğan Cilt Durum Değerlendirmesi Ölçeği" ve "Yenidoğan Konfor Davranış Ölçeği' ile toplandı. Ölçümler fototerapi tedavisi başlamadan 10 dakika önce, başladıktan 30 dakika, 60 dakika ve 6 saat sonra olmak üzere toplam dört zamanda alındı. Bebeklerin total serum bilirubin değerleri ise fototerapi tedavisi başlamadan önce ve tedavi başladıktan 24. saatte araştırmacı tarafından iki ayrı zamanda alınarak kaydedildi. Verilerin analizinde Mann Whitney U testi, Bağımsız örnekler t testi, Monte Carlo düzeltmeli Fisher Exact Testi, Sınıf İçi Korelasyon Katsayısı, Genelleştirilmiş lineer model, Robust ANOVA testi kullanıldı. İstatiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Çalışma ClinicalTrials'a kaydedildi (NCT06819150). Çalışmada fototerapi öncesi banyo uygulanan ve klinik rutin bakım yapılan bebeklerin fizyolojik parametreleri açısından gruplar arasında farklılık saptanmadı (p>0,05). Zamana göre gruplar arasında solunum sayısı, vücut sıcaklığı ve oksijen satürasyon değerlerinde dört ölçüm sırasında anlamlı fark olduğu belirlendi (p<0,05). Bebeklerin bölgelere göre cilt nem ölçüm analizleri sonucunda alın, karın, sırt ve sağ bacak nem değerleri deney grubunda anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0,05). Cilt Durum Değerlendirme Ölçeği puanlarının zamanla anlamlı düzeyde arttığı bulundu (p<0,05). Bebeklerin bilirubin düzeyleri gruplara göre benzerlik gösterirken (p>0,05), ön test ve son test sırasında zamanla anlamlı şekilde düştüğü bulundu (p<0,05). Bebeklerin konfor düzeyleri gruplar arasında benzerlik gösterirken (p>0,05), zamana göre konfor düzeylerinin anlamlı düzeyde arttığı bulundu (p<0,05). Sonuç olarak küvet banyonun geç preterm ve term bebeklerin fototerapi tedavi sırasında fizyolojik parametrelerinin stabilizasyonu sağlayarak, klinik rutin uygulamaya göre alın, karın, sırt ve sağ bacak nem değerlerinin olumlu etkilendiği belirlendi. Fototerapi öncesi küvet banyo uygulanan bebekler ile klinik rutin bakım alan bebeklerin cilt durumu, bilirubin ve konfor düzeylerinin benzer olduğu bulundu. Bu çalışma fototerapi tedavisi sırasında küvet banyo uygulanan geç preterm ve term bebeklerde verilen bakımı desteklediği ve cilt bütünlüğü ve nem dengesine katkı sağlamaktadır. Anahtar Sözcükler: banyo, bilirubin, fototerapi, hemşire, konfor, yenidoğan.

Perihan Beyza Çalışkan
Selçuk University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği olan ebeveynlerin stres durumlarının aile güçlendirme düzeyine etkisi

Bu araştırma, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği olan ebeveynlerin stres durumlarının aile güçlendirme düzeyine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve ilişkisel tasarımda olan bu çalışma 166 ebeveyn ile yürütüldü. Veriler Şubat 2024 – Haziran 2025 tarihleri arasında Konya ili Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan bebeklerin ebeveynler ile toplandı. Veriler Ebeveyn Bilgi Formu, Anne-Baba Stres Ölçeği: YYBÜ ve Aile Güçlendirme Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi ve çoklu regresyon analizi yapıldı. Bu çalışmada, ebeveynlerin yaş ortalaması 31,1 ± 7,05 ve bebeklerin gestasyon hafta ortalaması 33,97 ± 3,51'dir. Ebeveynlerin %70,48'i anne olduğu saptandı. Ebeveynlerin stres ölçeği puan ortalaması 119,25 ± 25,48 ve aile güçlendirme ölçeği puan ortalaması 120,45 ± 26,65 olarak bulundu. Ebeveynlerin yaşı (β = –0,149), stres durumu (β = –0,586), yakınlık durumu (β = 0,203) ve çalışma durumu (β = 0,226) aile güçlendirme düzeyini anlamlı yordayan değişkenlerdir. Model, aile güçlendirme düzeyindeki varyansın %51,4'ünü açıklamaktadır (Adj. R²= 0,514). Sonuç olarak, ebeveynlerin yaş, yakınlık ve çalışma durumları ile stres düzeyleri, aile güçlendirme üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Bu doğrultuda, stres düzeyini azaltmaya ve aile güçlendirme sürecini desteklemeye yönelik bütüncül müdahaleler planlanması önerilir. Anahtar Sözcükler: Aile güçlendirme; ebeveyn; hemşirelik; stres; YYBÜ

Muhammed Serkan Demir
Selçuk University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Şizofreni hastalarına uygulanan hastalık yönetimi beceri eğitimi'nin benlik yitimi, yaşam kalitesi ve hastalık yönetimi ve iyileşme düzeylerine etkisi

Bu çalışma, şizofreni hastalarına uygulanan Hastalık Yönetimi Beceri Eğitimi'nin benlik yitimi, yaşam kalitesi ve hastalık yönetimi ve iyileşme düzeylerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, ön test-son test deseninde tasarlanmış paralel gruplu randomize kontrollü bir çalışmadır. Bu çalışma, ClinicalTrials.gov'da kayıtlıdır (NCT06883734). Araştırma, bir üniversite hastanesinin ruh sağlığı ve hastalıkları polikliniğine kayıtlı toplam 50 şizofreni tanılı hasta (müdahale=25, kontrol=25) ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Benlik Yitimi Ölçeği, SF 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Hastalık Yönetimi ve İyileşme Ölçeği-Hasta Formu kullanılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından ön test ve son test olmak üzere öz bildirime dayalı olarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Müdahale grubundaki hastalara 12 hafta boyunca haftada bir oturum şeklinde Hastalık Yönetimi Beceri Eğitimi uygulanmış; kontrol grubundaki hastalara herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; bağımsız gruplarda t testi ve bağımlı gruplarda t testi, zaman*grup etkileşimi için ise karma ANOVA testi kullanılmıştır. Bağımsız değişkenler yönünden gruplar arası homojenlik, ki-kare analizi (çok gözlü ki-kare, Yates düzeltmeli ki-kare ve Fisher Kesin testi) ile değerlendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, Hastalık Yönetimi Beceri Eğitimi'nin hastaların benlik yitimi, yaşam kalitesi ve hastalık yönetimi ve iyileşme düzeylerine büyük oranda (Cohen d=0,92-0,97) olumlu etkisi olmuştur. Uygulama sonrasında; müdahale grubundaki hastaların "Benlik Yitimi Ölçeği" puan ortalamalarının kontrol grubundakilere göre azaldığı; "SF 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği Fiziksel ve Mental Bileşen Özet Skalaları" ve "Hastalık Yönetimi ve İyileşme Ölçeği-Hasta Formu" puan ortalamalarının ise arttığı belirlenmiş olup, gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Elde edilen sonuçların zaman*grup etkileşimlerinin anlamlı olduğu ve farkların müdahale grubunun son test ölçümlerinden kaynaklandığı belirlenmiştir. Bu çalışma sonuçları doğrultusunda, uygulanan Hastalık Yönetimi Beceri Eğitimi'nin hastaların benlik yitimini azaltan, fiziksel ve mental sağlık yönünden yaşam kalitesi ve hastalık yönetimi ve iyileşme düzeylerini artıran, etkili bir psikiyatri hemşireliği müdahalesi olduğu söylenebilir.

Gülten Uzun
Selçuk University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Okul Temelli Ruh Sağlığı Programı'nın ergenlerde pozitif ruh sağlığı ve özgüven düzeyine etkisi

Bu araştırma, ergenlere yönelik uygulanan "Okul Temelli Ruh Sağlığı Programı"nın, öğrencilerin pozitif ruh sağlığı düzeyleri ve özgüvenleri üzerindeki etkilerini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiş deneysel bir çalışmadır. Araştırma ön-test, son-test deseninde tasarlanmış paralel gruplu randomize kontrollü bir araştırmadır. Bu çalışma ClinicalTrials.gov'da (NCT06935981) numarası ile kayıtlıdır. Araştırmanın evrenini Konya ili Selçuklu ilçesinde bulunan Erbil Koru Anadolu Lisesi'nde öğrenim gören 9. Sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Ergenler müdahale ve kontrol grubuna basit randomizasyon yöntemi ile atanmıştır. Çalışmada, 33 müdahale, 33 kontrol olmak üzere toplam 66 ergen yer almıştır. Müdahale grubundaki öğrencilere 8 hafta, haftada bir oturum olacak şekilde ruh sağlığı içerikli bir eğitim programı uygulanmıştır. Eğitim süreci başlamadan önce ve eğitim tamamlandıktan sonra, her iki gruba da Kişisel Bilgi Formu, Pozitif Ruh Sağlığı Ölçeği ve Özgüven Ölçeği uygulanmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler için sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma, kontrol ve müdahale grubuna göre ölçek puan ortalamalarının veriler normal dağılıma uyduğu için bağımsız gruplarda t testi, başlangıç ve müdahale sonrası ölçümler arasındaki puan ortalamalarının karşılaştırılmasında da veriler normal dağılıma uyduğu için bağımlı gruplarda t testi kullanılmıştır. Gruplar arası karşılaştırmalarda bağımsız gruplar için t testi kullanılırken, zaman ve grup etkileşimini incelemek için karma ANOVA testi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, eğitim öncesi her iki grubun Pozitif Ruh Sağlığı Ölçeği toplam puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ancak eğitim sonrasında, müdahale grubunun pozitif ruh sağlığı puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir artış gözlemlenmiş ve bu artış kontrol grubuyla kıyaslandığında önemli bir fark oluşturmuştur. Benzer şekilde, müdahale grubunun özgüven düzeylerinde de anlamlı bir artış tespit edilmiştir. Özgüven Ölçeği'nde elde edilen son test sonuçları, müdahale grubunda olumlu yönde değişirken, kontrol grubunda bu yönde bir gelişme gözlemlenmemiştir. Bu bulgular, okul temelli ruh sağlığı eğitiminin, öğrencilerin psikolojik iyi oluşlarını ve kendilerine olan güvenlerini geliştirmede etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Eğitim programının, ergenlik dönemindeki bireylerin ruhsal dayanıklılıklarını ve kendilik değerlerini artırmaya katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu yönüyle araştırma, okul temelli ruh sağlığı müdahalelerinin önemini vurgulamakta ve eğitim politikalarında bu tür programlara daha fazla yer verilmesi gerektiğini göstermektedir.

Zekiye Aydın
Selçuk University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Şizofreni hastalarına bakım verenlere uygulanan Farkındalık Temelli Öz Şefkat Programı'nın bakım yükü, yaşam doyumu ve baş etme düzeylerine etkisi

Bu çalışmanın amacı şizofreni hastalarının bakım verenlerine uygulanan Farkındalık Temelli Öz Şefkat Programı'nın "bakım yükü", "yaşam doyumu" ve "stresle başa çıkma" üzerine etkisini incelemektir. Araştırma, ön test-son test düzeninde tasarlanmış paralel gruplu randomize kontrollü bir çalışmadır. Çalışma, ClinicalTrials.gov'da (NCT06941909) kayıt altına alınmıştır. Çalışmanın grubunu Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ruh sağlığı ve Hastalıkları Polikliniğine kayıtlı şizofreni hastalarının bakım verenleri oluşturmuştur. Çalışma grubuna müdahale (22) ve kontrol grubunda (22) olmak üzere 44 bakım veren alınmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Zarit Bakıcı Yükü Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği ile toplanmıştır. Müdahale grubundaki katılımcılara, haftada 1 oturum olacak şekilde sekiz hafta FTÖŞP uygulanmış, kontrol grubuna herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistikler, bağımlı ve bağımsız gruplarda t testi, ki-kare analizleri ile etki büyüklüğüne yönelik Cohen d ve kısmi eta kare analizlerinden yararlanılmıştır. Zaman ve grup etkileşimi ise karma ANOVA analizi ile değerlendirilmiştir. Bağımsız değişkenler yönünden gruplar arası homojenlik ki-kare analizi (çok gözlü ki-kare, Yates düzeltmeli ki-kare, Fisher Kesin testi) yapılarak değerlendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, Farkındalık Temelli Öz Şefkat Programı'nın bakım veren bireylerin bakım yükü, yaşam doyumu ve stresle başa çıkma tarzlarına olumlu etkisi olmuştur. Uygulama sonrasında; müdahale grubundaki bireylerin yaşam doyumu düzeyleri ile stresle etkili başa çıkma tarzları ölçeği "kendine güvenli yaklaşım", "iyimser yaklaşım" ve "sosyal desteğe başvurma" alt boyutlarında anlamlı düzeyde artma, bakım yükü düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzları "çaresiz yaklaşım" ve "boyun eğici yaklaşım" alt boyutlarında ise anlamlı düzeyde azalma olduğu saptanmıştır (p<0.05). Müdahale ve kontrol grubundaki bireylerin bakım yükü ölçeği, yaşam doyumu ölçeği ve stresle başa çıkma tarzları ölçeği tüm alt boyutları toplam puanına ait başlangıç ölçümü puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmazken (p>0,05), müdahale sonrası her iki grubun puan ortalamaları arasında anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p<0,05). Son test sonuçlarına göre, Farkındalık Temelli Öz-Şefkat Programı'nın müdahale grubundaki katılımcıların bakım yükü (Cohen d=0,882), stresle etkisiz başa çıkma tarzları çaresiz yaklaşım (Cohen d=0,806) ve boyun eğici yaklaşım (Cohen d=0,592) alt boyutları üzerinde azalma yönünde; yaşam doyumu (Cohen d=0,843) ile stresle etkili başa çıkma tarzları kendine güvenli yaklaşım (Cohen d=0,612), iyimser yaklaşım (Cohen d=0,821) ve sosyal desteğe başvurma (Cohen d=0,622) alt boyutları üzerinde ise artış yönünde yüksek düzeyde etki büyüklüğüne sahip olduğu belirlenmiştir. Tüm bu değişkenler için gerçekleştirilen karma ANOVA analizleri, zaman*grup etkileşimlerinin istatistiksel olarak anlamlı olduğunu ve bu farkların deney grubunun son test ölçümlerinden kaynaklandığını göstermiştir. Bu çalışma bulguları doğrultusunda, uygulanan Farkındalık Temelli Öz şefkat Programı'nın şizofreni hastalarına bakım verenlerin bakım yükü ve yaşam doyumu düzeyleri ile stresle başa çıkma tarzları üzerinde etkili sonuçlar veren, etkili bir hemşirelik müdahalesi olduğu söylenebilir. Anahtar Sözcükler: Bakım verenler; Bakım yükü; Farkındalık Temelli Öz Şefkat Programı; Yaşam Doyumu; Stresle Başa Çıkma.

Büşra Kayaaslan
Selçuk University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Özel gereksinimli çocuğu olan annelere uygulanan kahkaha yogası temelli ruh sağlığı güçlendirme eğitiminin bakım yükü, pozitif ruh sağlığı, algılanan stres ve tükürük kortizol düzeyine etkisi

Bu çalışma özel gereksinimli çocuğu olan annelere uygulanan Kahkaha Yogası Temelli Ruh Sağlığı Güçlendirme Eğitimi'nin bakım yükü, pozitif ruh sağlığı, algılanan stres ve tükürük kortizol düzeyine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma deneysel tipte, ön test-son test deseninde tasarlanmış paralel gruplu randomize kontrollü bir çalışmadır. Çalışma Kasım 2024 ile Ocak 2025 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışma grubunu Konya ilinde yer alan bir Rehabilitasyon Merkezi'nde eğitim alan özel gereksinimli çocukların anneleri oluşturmuştur. Müdahale grubunda 20 kişi, kontrol grubunda 20 kişi olmak üzere toplam 40 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma verilerinin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği, Pozitif Ruh Sağlığı Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmada annelerden kortizol seviyelerinin belirlenmesi için tükürük numuneleri alınmıştır. Müdahale grubunda yer alan annelere sekiz hafta boyunca "Kahkaha Yogası Temelli Ruh Sağlığı Güçlendirme Eğitimi" araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Kontrol grubunda yer alan annelere herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistikler, bağımlı ve bağımsız örneklem t testi ve ki-kare testlerinden (Pearson kikare/Fisher exact test) yararlanılmıştır. Zaman ve grup etkileşimi değerlendirilmesinde karma ANOVA analizi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda müdahale sonrası iki grup arasında "Bakım Verme Yükü Ölçeği" puan ortalamaları yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Ayrıca grup*zaman etkileşimi anlamlı bulunmuş (p<0,05), zaman etkisi bakımından müdahale grubunda yer alan annelerde bakım verme yükünde azalma olduğu ve bu etkinin orta düzeyin üzerinde olduğu belirlenmiştir (p=0,011; Cohen d=0,63). Çalışmada "Pozitif Ruh Sağlığı Ölçeği" puanlarının zaman içindeki değişiminin müdahale ve kontrol grupları arasında farklılaştığı grup*zaman etkileşiminin anlamlı olduğu (p<0,05), zaman etkisi bakımından müdahale grubunda yer alan annelerin pozitif ruh sağlığı düzeyinde artış olduğu ve bu etkinin yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir (p<0,001; Cohen d=-1,09). Çalışmada "Algılanan Stres Ölçeği" puan ortalamaları yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı ve yapılan ileri analiz sonucunda grup*zaman etkileşiminin de anlamlı olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Zaman etkisi bakımından her iki grupta da azalma olduğu belirlenmiştir. Çalışmada "Tükürük Kortizol Düzeyi" puanlarının zaman içindeki değişiminin müdahale ve kontrol grupları arasında farklılaştığı grup*zaman etkileşiminin anlamlı olduğu (p<0,05), zaman etkisi bakımından müdahale grubunda yer alan annelerin tükürük kortizol düzeyinde azalma olduğu ve bu etkinin yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir (p<0,001; Cohen d=1,36). Çalışmadan elde edilen bulgulara göre; Kahkaha Yogası Temelli Güçlendirme Eğitiminin annelerin bakım verme yükünü azaltmada etkisi olduğu belirlenmiştir. Annelerin algılanan stres düzeyinde ise anlamlı bir değişiklik görülmemiştir. Pozitif Ruh Sağlığı ve Tükürük Kortizol Düzeyi bakımından istatistiksel açıdan anlamlı bulunan grup*zaman etkileşimi annelere uygulanan ruh sağlığı güçlendirme eğitiminin zaman içinde olumlu etkiler oluşturduğuna işaret etmektedir. Elde edilen bu sonuçlar, ruh sağlığı güçlendirme eğitiminin bazı psikolojik ve biyolojik göstergelerde zamanla anlamlı iyileşmeler sağlayabildiğini göstermektedir. Çalışmadan elde edilen bu bulgular doğrultusunda annelere uygulanan güçlendirme eğitiminin özel gereksinimli çocuğu olan annelerde uygulanabilecek etkin bir hemşirelik müdahalesi olduğu söylenebilir.

Özlem Erdem
Selçuk University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bipolar bozukluk hastalarında bilinçli farkındalık ve intihar olasılığı arasındaki ilişki

Bu araştırma bipolar bozukluk tanılı hastaların bilinçli farkındalık düzeyleri ve intihar olasılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın örneklemini Gaziantep Üniversitesi, Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Psikiyatri Kliniğinde yatarak tedavi gören bipolar bozukluk tanılı 117 hasta oluşturdu. Veri toplama aracı olarak ''Kişisel Bilgi Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BFÖ), İntihar Olasılığı Ölçeği (İOÖ), Young Mani Derecelendirme Ölçeği (YMDÖ), Beck Depresyon Envanteri (BDE)'' kullanıldı. Çalışmada yer alan parametrelerin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemede ölçek skorlarının çarpıklık ve basıklık değerlerine bakıldı. Normal dağılım gösteren parametrelerde ikili grup analizlerinde bağımsız student t-testi kullanıldı. Ölçekler arasındaki ilişkinin belirlenmesinde Pearson korelasyon testi kullanıldı. Araştırmada yordayıcı etki basit doğrusal regresyon analizi ile değerlendirildi. Tüm testlerde istatistiksel önemlilik düzeyi 0,05 olarak alındı. Bu çalışmada bipolar bozukluk tanılı hastaların %53,8'i erkek, %58,8'i 18-35 yaş aralığında, %70,1'inin daha önce intihar girişimi olmadığı ve %52,1'inin intihar düşüncesinin olduğu belirlendi. Hastaların İOÖ toplam puan ortalaması 78,25±14,59 ve YMDÖ toplam puan ortalaması 15,67±8,73 olarak belirlendi. BDE toplam puan ortalaması 20,51±12,84 olarak belirlendi. BİFÖ toplam puan ortalaması 54,36±13,25 olarak belirlendi. İOÖ toplam puan ortalamaları ve BİFÖ puan ortalaması cinsiyete göre anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır. İOÖ toplam puan ortalaması ile BDE toplam puan ortalaması arasında pozitif yönde anlamlı (p=0,000; r=0,551), BİFÖ toplam puan ortalaması arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu (p=0,000; r=-0,535) görüldü. Yapılan regresyon analizi sonucunda katılımcıların depresyon düzeylerinin intihar olasılıklarının, %30'unu açıkladığı belirlendi (R=0,551, R²=0,304). Ayrıca katılımcıların bilinçli farkındalık düzeylerini intihar olasılıklarının, %28'ini açıkladığı belirlenmiştir (R=0,535, R²=0,286). Bu araştırmaya göre bipolar bozukluk tanılı katılımcıların intihar olasılıkarı şiddetli, depresyon ve bilinçli farkındalık düzeyleri orta düzeyde şiddetli olduğu tespit edildi. Ayrıca araştırmaya göre BFÖ düzeyi arttıkça, intihar olasılığı ve mani belirtilerinin azaldığı ve BFÖ düzeyi arttıkça depresyon düzeyinin azaldığı tespit edildi. Araştırmanın bir diğer sonucu da kadınların intihar olasılıklarının daha yüksek olması ve erkeklerin BFÖ düzeylerinin daha yüksek olmasıdır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre psikiyatri hemşirelerinin bipolar bozukluk tanılı hastalarda düzenli tarama programlarıyla depresyon düzeyi, intihar riski ve farkındalık düzeylerinin değerlendirilmesi, yüksek risk taşıyan bireylerin erken müdahale için yönlendirilmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Bipolar bozukluk; İntihar olasılığı; Bilinçli farkındalık; Psikiyatri hemşireliği.

Şerafettin Çağlar
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Pediatri hemşirelerinin infiltrasyon ve ekstravazasyon bilgi tutum ve uygulamalarının değerlendirilmesi

Pediatrik hastalarda intravenöz (IV) tedavi uygulamasında periferik venöz kateterler (PVK) yaygın olarak kullanılan yöntemler arasında yer almaktadır. Ancak infiltrasyon ve ekstravazasyon gibi komplikasyonlar, PVK uygulamasında sıkça karşılaşılan ciddi sorunlardır. Bu komplikasyonlar intravenöz tedavinin aksamasına, çevre dokuların zarar görmesine ve ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Bu tür komplikasyonlar, doğru bilgi, uygun tutum ve etkili uygulamalarla önlenebilir. Bu çalışma, pediatri hemşirelerinin infiltrasyon ve ekstravazasyon hakkındaki bilgi, tutum ve uygulamalarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel tasarımda gerçekleştirilmiştir. Ağustos-Aralık 2023 tarihleri arasında Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nin kliniklerinde çalışan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 250 pediatri hemşiresi ile veriler toplanmıştır. Araştımanın yürütülmesi için etik kurul onayı, kurum çalışma izni ve hemşirelerin bilgilendirilmiş gönüllü onamları alınmıştır. Veriler; Hemşire Tanıtıcı Özellikler Formu, İnfiltrasyon ve Ekstravazasyon Bilgi Formu, İnfiltrasyon ve Ekstravazasyonu Önlemeye Yönelik Hemşirelik Uygulamaları Formu ve İnfiltrasyon ve Ekstravazasyonu Önlemeye Yönelik Tutum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veri analizinde bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Bonferroni ve Tamhane çoklu karşılaştırma testleri, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Hemşirelerin yaş ortalaması 29,94±5,39 yıl olarak bulunmuştur. Katılımcıların %64'ü kadın, %75,2'si lisans mezunu olup, ortalama 6,24±4,97 yıldır pediatri hemşiresi olarak görev yapmaktadır. Hemşirelerin %76,8'i periferik venöz kateter uygulamasıyla ilgili eğitim almıştır. Hemşirelerin infiltrasyon ve ekstravazasyona ilişkin bilgi düzeyi ortalama puanı 17,70±4,65 olarak belirlenmiştir. Genel bilgi düzeyi düşük bulunmakla birlikte, hemşirelerin %81,2'si kateter seçimi ve uygun kateter numarasının infiltrasyon ve ekstravazasyon riskini etkilediğini, %81,6'sı ise intravenöz sıvının hızlı ve basınçlı verilmesinin infiltrasyon ve ekstravazasyona neden olmayacağını bilmektedir. Hemşirelerin İnfiltrasyon ve Ekstravazasyonu Önlemeye Yönelik Tutum Ölçeği toplam puanı 49,70±6,97 olarak bulunmuştur. Klinik yetkinlik ve teknik beceriler alt boyutu 13,31±2,65, özgüven ve öz-yeterlilik alt boyutu ise 8,90±2,19 olarak ölçülmüştür. İnfiltrasyon ve ekstravazasyona yönelik hemşirelik uygulamaları toplam puanı 34,82±3,83 olup, kateter bölgesi değerlendirme alt boyutu (16,20±2,55) ve kateter bakımı ve infüzyon tedavisi alt boyutu (11,53±2,22) yüksek puan alan alanlar olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak infiltrasyon ve ekstravazasyon, intravenöz tedavide önemli komplikasyonlardır. Bu komplikasyonların önlenmesinde hemşirelerin periferik venöz kateter uygulaması hakkında bilgi, tutum ve becerilerini geliştirmeleri kritik öneme sahiptir. Hemşirelerin bu komplikasyonları öngörme ve önlemedeki etkinliklerinin artırılması amacıyla düzenli hizmet içi eğitim programlarıyla desteklenmeleri önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşire; intravenöz; infiltrasyon; ekstravazasyon; bilgi düzeyi.

Serpil Şeker
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Skleroderma hastalarının geleneksel ve tamamlayıcı tıbba ilişkin tutumları

Bu çalışma skleroderma tanısı alan hastaların geleneksel ve tamamlayıcı tıbba ilişkin tutumlarını incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirildi. Araştırma verileri Şubat 2024-Haziran 2024 tarihleri arasında bir ilde bulunan uygulama ve araştırma hastanesinin romatoloji polikliniği ve kliniğinde tedavi gören hastalar ile yapıldı. Araştırmanın evrenini romatoloji polikliniğine başvuran 90 hasta, örneklemini ise Güç Analizi ile belirlenen 37 hasta oluşturdu. Araştırma için gerekli izinler alındıktan sonra veriler, soru formu ve Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Tutum Ölçeği (GTTTÖ) ile toplandı. Üç alt boyuttan oluşan ölçekten en düşük 7, en yüksek 189 puan alınmaktadır ve yüksek puan olumlu tutum olarak değerlendirilmektedir. Çalışmaya dahil edilen hastaların ölçek toplam puan ortalamasının 104,98±20,62, olduğu saptandı. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) yöntemi kullanan hastaların %88,2'si bitkisel ürünleri kullandıklarını belirtti. Tanı süresi 0-3 yıl olan hastaların ölçek toplam ve tamamlayıcı tıbba düşünsel bakış alt boyut puanının, tanı süresi sekiz yıl ve daha fazla olan hastalara göre daha düşük olduğu saptandı. Hastalıkla ilgili bilgi sahibi olanların sağlığa bütüncül bakış alt boyut puanının bilgi sahibi olmayanlara göre daha yüksek olduğu (p<0,05) belirlendi. Göz kuruluğu ve yutma güçlüğü yaşayan ve GETAT yöntemi kullanan hastaların ölçek toplam puanının ve tamamlayıcı tıbba düşünsel bakış alt boyut puanının daha yüksek olduğu tespit edildi. Sonuç olarak skleroderma hastalarının ölçek toplam puan ortalamalarının orta düzeyde olduğu ve çoğunlukla sağlık personeline bilgi vermeden GETAT yöntemlerine başvurdukları saptandı. Bu sonuçlar doğrultusunda sağlık personelleri tarafından hastaların GETAT yöntemlerini kullanıp kullanmadıkları konusunda bilgi sahibi olması ve bu yöntemler konusunda hastalarla birlikte toplumun da bilgilendirilmesi önerilebilir.

Elif Seray Ede
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hemşirelerinin inkontinans alakalı dermatit hakkında bilgi tutum ve uygulamaları

ÖZET YOĞUN BAKIM HEMŞİRELERİNİN İNKONTİNAS ALAKALI DERMATİT HAKKINDA BİLGİ, TUTUM VE UYGULAMALARI İnkontinansla alakalı dermatit (İAD), özellikle yoğun bakım hastalarında sık görülen, yaşam kalitesini olumsuz etkileyen ve basınç yaralarına zemin hazırlayan; ancak önlenebilir bir cilt sorunudur. Hemşirelerin İAD'yi doğru değerlendirme, önleme ve yönetme konusunda bilgi sahibi olması, güncel ve kanıta dayalı uygulamalarla bakım sağlaması önemlidir. .Bu doğrultuda, çalışmada yoğun bakım hemşirelerinin İAD'ye ilişkin bilgi, tutum ve uygulamalarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma kesitsel ve tanımlayıcı türde planlanmıştır. Araştırmanın evrenini T.C. Gaziantep Şehir Hastanesi yetişkin yoğun bakımlar, çocuk yoğun bakım ve yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan 560 sayıda hemşire oluşturmuştur. Araştırma, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 191 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Araştımanın yürütülmesi için kurum çalışma izni, etik kurul onayı ve hemşirelerin bilgilendirilmiş gönüllü onamları alınmıştır. Veriler; Hemşire bilgiformu, İAD Bilgi Testi ve İAD Tutum Değerlendirme Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veri analizinde sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma ile birlikte t testi, tek yönlü varyans analizi (F testi), post-hoc testler ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Soru formlarının geçerliliği için kapsam geçerlilik indeksi; tutum ölçeği için ise Açıklayıcı ve Doğrulayıcı Faktör Analizleri uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; hemşirelerin İAD bilgi düzeyleri ve tutumlarının yaklaşık orta düzeyde (23,80±3,21; 51,25±6,51) olduğu tespit edilmiştir. İAD tutum ve bilgi düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü ve zayıf düzey bir ilişki olduğu tespit edildi (r=0,317; p=0,000). İAD bilgi testinde hemşireler en yüksek oranda (%94,8) "Cilt temizleyicilerin pH'ı normal cilt pH'ına yakın olmalıdır." En düşük oranda ise (%8,4) "İAD'da ciltte sınırları belirli olan renk değişimi gözlenmektedir." önermesini doğru bilmiştir. Hemşirelerin önleme, tedavi ve bakım uygulamaları içerisinde Hijyen, cilt bariyer ürünleri kullanımı, gözlem, izolasyon, yara bakımı, inkontinans ve alt bakımı ve eğitim gibi uygulamalar yaptıkları belirlenmiştir. Bu bulgular, hemşirelerin İAD'ye ilişkin bilgi ve tutum düzeylerinin istenilen düzeyin altında olduğunu ve bu durumun klinik bakım kalitesi üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini göstermektedir. İAD'nin önlenebilir bir sorun olduğu göz önüne alındığında, hemşirelerin bilgi ve tutumlarını geliştirmeye yönelik yapılandırılmış, kanıta dayalı eğitim programlarına ve rehber temelli uygulamaların yaygınlaştırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Bilgi; İnkontinans; İnkontinans alakalı dermatit; Tutum; Yoğun Bakım Hemşireliği

Yunus Ekinci
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Onkoloji hastalarında üstbiliş ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişki

Kanser günümüzde giderek yaygınlaşan kronik bir süreçtir. Bu süreçte hastaların psikolojik sağlamlığının arttırılması oldukça önemli hale gelmiştir. Psikolojik sağlamlığın arttırılmasında etkili olan üstbilişle ilişkisini tanımlamak bu kapsamda yol gösterici olacaktır. Bu nedenle bu araştırma onkoloji hastalarında üstbiliş ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın evrenini SANKO Üniversitesi Özel Sani Konukoğlu Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü'nde tedavi gören hastalar oluşturdu. Verilerin toplanması amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Kısa Psikolojik Sağlamlık (KPSÖ) ve Üstbiliş Ölçeği-30 (ÜBÖ-30) kullanıldı. Veriler, yüz yüze görüşme tekniğiyle toplandı. İstatistiksel analizlerde Kolmogorov-Smirnov testi, tek yönlü ANOVA, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanıldı. Katılımcıların yaş ortalamaları 55,9±14,5 yıl olarak belirlendi. Katılımcıların%53,9'unun kadın, %46,1'inin ise erkek olduğu saptandı. Katılımcılarda görülen kanser türünde%27 oranla akciğer kanseri birinci, %23,5'lik oranla meme kanserinin ikinci sırada olduğu tespit edildi. Katılımcıların KPSÖ puan ortalaması 18,67±6,4; ÜBO-30 puan ortalaması 72,6±15,6'dır. ÜBÖ-30 Bilişsel Farkındalık alt boyutu 17,1±3,3 puan ile en yüksek olup Bilişsel Güven alt boyutunun 12,1±5,4 puan ile en düşük olduğu saptandı. Onkoloji hastalarında üstbiliş ile psikolojik sağlamlık arasında negatif yönlü güçlü bir ilişki olduğu belirlendi (r=-,697). Katılımcıların üstbiliş düzeyinin yüksek olması, psikolojik sağlamlık düzeyini azalttığını göstermektedir. Çalışma sonuçları doğrultusunda hastaların üstbilişlerini geliştirerek psikolojik sağlamlıklarını destekleyecek girişimsel çalışmalar planlanabileceği düşünüldü.

Elif Akçakaya
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hepatit B ve hepatit C tanısı alan hastalarda beklenen stigma

Bu çalışma, Hepatit B ve Hepatit C tanısı alan bireylerin stigma düzeylerini belirlemek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve karşılaştırmalı tipteki araştırma, Ocak-Temmuz 2025 tarihleri arasında bir kamu hastanesine başvuran 97 birey ile yürütüldü. Çalışmaya başlamadan önce etik kuruldan, Kronik Hastalıklarda Beklenen Stigma Ölçeğinin (KHBSÖ) kullanılabilmesi için ölçek sahibinden, çalışmanın yapılacağı kurumdan ve çalışmaya dahil edilen hastalardan gerekli izinler alındı. Çalışmanın verileri, Soru Formu ve KHBSÖ kullanılarak toplandı. Ölçek aile ve arkadaşlardan, iş yaşamı alanından ve sağlık çalışanlarından beklenen stigmayı ölçmek üzere üç ayrı alt boyuttan oluşmaktadır. Alt boyutlardan alınan toplam puan "4-20" arasında, toplam puan ise "12-60" arasındadır. Toplam puanın artması bireyin algıladığı stigmanın fazla olduğunu göstermektedir. Elde edilen veriler bağımsız gruplarda ortalamalar arasında normal dağılıma uymayan verilerde iki grup için Mann-Whitney U testi, ikiden fazla grup için Kruskal Wallis-H Testi analizi kullanıldı. İkiden fazla gruplardaki ortaya çıkan anlamlı farkın hangi gruptan kaynaklandığını belirlemek için Benferroni testi ile gruplar arası fark analiz edildi. Hastaların yaş ortalamasının 51,59±14,85 olduğu, %82,5'inin Hepatit B, %17,5'inin Hepatit C tanısı aldığı ve %50,5'inin hastalığı nedeniyle evde bazı tedbirler alındığı belirlendi. KHBSÖ toplam puan ortalamasının 16,20±7,10, alt boyutlardan aile/arkadaşlar puan ortalamasının 5,39±3,02, işveren/iş arkadaşları puan ortalamasının 5,42±2,86 ve sağlık çalışanları puan ortalamasının 5,39±2,68 olduğu tespit edildi. Hastaların düşük düzeyde beklenen stigma algısına sahip olduğu, hastalığının kendisini sosyal çevreden ve iş çevresinden ayırdığını düşünen bireylerin hem toplam stigma puanlarının hem de tüm alt boyut puanlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı. Sağlık hizmeti alırken dışlandığını düşünen bireylerin özellikle sağlık çalışanları alt boyut puan ortalamasının anlamlı düzeyde yüksek olduğu görüldü. Sonuç olarak, Hepatit B ve C tanısı alan hastaların genel stigma düzeyleri düşük olsa da bazı değişkenlerin beklenen stigma düzeyini anlamlı şekilde etkileyebildiğini göstermektedir. Bu doğrultuda, aile üyelerine, iş yerinde bulunan bireylere ve sağlık çalışanlarına yönelik tutum geliştirme eğitimlerinin ve toplumsal farkındalık çalışmalarının yapılması önerilebilir.

Onur Baki Seçmenoğlu
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı tanısı alan hastalarda yorgunluk ve günlük yaşam aktiviteleri arasındaki ilişki

Bu çalışma, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) tanısı alan hastalarda yorgunluk ve günlük yaşam aktiviteleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı tipteki araştırma, Ocak- Temmuz 2025 tarihleri arasında bir devlet hastanesine başvuran 132 KOAH tanısı alan hasta ile yürütüldü. Çalışma öncesi etik kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Çalışmanın verileri, Soru Formu, Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (KGYAÖ), KOAH ve Astım Yorgunluk Ölçeği (KAYÖ) kullanılarak toplandı. KGYAÖ'den alınan puan 13-18 ise kişi bağımsız, 7-12 ise kısmen bağımsız, 0-6 ise bağımlı kabul edilmektedir. Ölçekten alınan puan arttıkça bağımlılığın azaldığı, puan azaldıkça günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirmekte zorlanma ve bağımlılıkta artma olduğu kabul edilmektedir. KAYÖ ise 0-100 puan aralığında olup, puanın artması kişinin yorgunluk düzeyinin yüksek olduğunu göstermektedir. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde t testi, ANOVA, Tukey Post Hoc, Tamhane's T2 ve Levene Testleri, Pearson Korelasyon Katsayısı,Lineer Regresyon Binary Lojistik Regresyon analizi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Hastaların yaş ortalamasının 66,12±12,73, KOAH tanı süresinin 9,29±7,69 yıl, KAYÖ 65,89±20,85 ve KGAYÖ toplam puan ortalamasının 15,53±3,80 olduğu saptandı. Hastaların orta düzeyin üzerinde yorgunluk puanına sahip oldukları, çoğunluğunun bağımsız oldukları ve KAYÖ toplam puanı ile KGYAÖ toplam puanı arasında negatif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişkinin olduğu belirlendi, Yaş, BKİ ve KOAH tanı süresi ile yorgunluk düzeyi arasında pozitif yönde, yaş ve tanı süresi ile KGAYÖ arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu saptandı. Sonuç olarak, KOAH tanısı alan hastaların orta düzeyde yorgunuk yaşadığı ve çoğunluğunun bağımsız olduğu saptandı. Bu doğrultuda, KOAH tanılı bireylerde yorgunluk düzeyi ve günlük yaşam aktiviteleri değerlendirilerek bireyselleştirilmiş hemşirelik bakımı önceliklendirilmelidir.

Meliha Kuru
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Aile sağlığı elemanlarının aşı tutumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma, Gaziantep ilinde görev yapan aile sağlığı elemanlarının aşıya yönelik bilgi düzeylerini, tutum ve davranışlarını, aşı reddi ve tereddüdü ile karşılaşma durumlarını ve karşılaşma durumundaki davranışlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, tanımlayıcı tipte olup Ocak–Mayıs 2025 tarihleri arasında basit rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen Aile Sağlığı Merkezlerinde görevli 250 aile sağlığı elemanı (hemşire, ebe, acil tıp teknisyeni) ile yürütülmüştür. Veriler, "Tanıtıcı Özellikler Bilgi Formu" ve "Aşıya İlişkin Tutumlar Ölçeği" kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; katılımcıların %60,8'i aşılar hakkındaki bilgi düzeyini yeterli hissettiğini, %32,8'i aşı içeriklerini bildiğini ifade etmiştir. Katılımcıların %95,6'sı çocukluk çağı dışındaki aşıları yaptırdığını, %96'sı COVID-19 aşısı olduğunu bildirmiştir. Katılımcıların %95,2'sinin çocukluk çağı aşılarını gerekli gördüğü, %40,4'ünün aşıların kesinlikle yaptırılması gerektiğini düşündüğü ve %20,8'inin aşılar hakkında biraz tereddütlü olduğu saptanmıştır. Katılımcıların ölçek puan ortalaması 57,82±8.25 olup, %83,2'sinin olumlu tutuma sahip olduğu ve saptanmıştır. Katılımcıların %92'si aşı tereddütüyle, %90,8'i aşı reddi ile karşılaştığını bildirmiş ve yalnızca %35,2'si bu durumla baş etmede kendini yeterli görmüştür. Aşı reddi ile karşılaşıldığında katılımcıların sergilediği davranış olarak %68,4'ünün eğitim veriyorum/bilgilendiriyorum yanıtını verdiği görülmüştür. Ayrıca, katılımcıların %98'i sosyal medyada yayılan aşı karşıtı haberlerin ebeveynlerin aşı yaptırma kararlarını etkilediğini düşünmektedir. Sonuç olarak, aile sağlığı elemanlarının aşıya yönelik genel tutum ve davranışlarının olumlu olduğu, aşılar konusunda bilgi eksikliklerinin olduğu ve aşı reddi/tereddüdü ile başa çıkma konusunda yetersizliklerinin bulunduğu belirlenmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, aile sağlığı elemanlarına yönelik aşılar ve aşı reddi ile mücadele konularında hizmet içi eğitimlerin yaygınlaştırılması, topluma yönelik farkındalık çalışmalarının arttırılması ve aşı karşıtlığına yönelik politikalar geliştirilmesi önerilmektedir.

Aylin Gülşah Yozbatıran
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kardiyoloji polikliniğine başvuran hastaların birinci derece yakınlarının kardiyovasküler hastalık risk farkındalığının değerlendirilmesi

Bu araştırma, kardiyoloji polikliniğine başvuran hastaların birinci derece yakınlarının kardiyovasküler hastalık risk farkındalığının değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olan bu çalışma, Nisan-Mayıs 2025 tarihleri arasında bir üniversite hastanesine başvuran ve Güç Analizi ile belirlenen 106 birey ile yürütüldü. Araştırmanın verileri, Soru Formu ve Kardiyovasküler Hastalık Risk Farkındalığı Değerlendirme Ölçeği (KHRFDÖ) kullanılarak toplandı. Ölçeğin ilk sekiz maddesi bilgi sorusu olup, diğer 14 maddesi üç alt boyuttan oluşmaktadır. Ölçekten en düşük 14, en yüksek 56 puan alınabilmektedir, ölçek toplam ve alt boyut puanlarının yükselmesi kardiyovasküler hastalıklara yönelik farkındalığın arttığını göstermektedir. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız gruplar arasındaki farklar için parametrik testler, ikili grup karşılaştırmalarında bağımsız gruplar için t-testi, ikiden fazla grup karşılaştırmalarında ise tek yönlü varyans analizi kullanıldı. Araştırma bulgularına göre katılımcıların yaş ortalamasının 34,0±11,0 olduğu, KHRFDÖ toplam puan ortalamasının 32,1±6,8 algılanan kalp krizi/inme riski alt boyut puan ortalamasının 15,6±4,2, sağlıklı beslenme niyetleri alt boyut puan ortalamasının 10,9±2,4, algılanan faydalar ve değişime yönelik niyetler alt boyut puan ortalamasının 4,9±1,3, bilgi düzeyi puan ortalamasının ise 6,7±1,6 olduğu tespit edildi. KHRFDÖ puanının genel olarak orta düzeyde olduğu, medeni durum ile sağlıklı beslenme niyetleri ve algılanan faydalar ve değişime yönelik niyetler alt boyut puanları arasında, çocuğu olmayan ve eğitim düzeyi lise ve üzeri olan katılımcılar ile sağlıklı beslenme niyetleri alt boyutu arasında, düzenli egzersiz yapanlar ile sağlıklı beslenme niyetleri alt boyut puan ortalamaları arasında, kronik hastalığı olanlar ile algılanan faydalar ve değişime yönelik niyetler alt boyut puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde fark olduğu saptandı. Yaş ile BKİ arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunduğu ancak, yaş ve BKİ değişkenlerinin, KHRFDÖ'yü yordamada yetersiz olduğu belirlendi. Sonuç olarak, KHRFDÖ puanının genel olarak orta düzeyde ve risk farkındalığının bireysel ve ailesel sağlık öyküsü ile yakından ilişkili olduğu belirlendi. Bu doğrultuda farkındalığı artırmaya yönelik yapılandırılmış eğitim ve danışmanlık programlarının yaygınlaştırılması ve bireylerin davranış değişikliğini destekleyecek müdahalelerinin güçlendirilmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Kardiyovasküler hastalık; Risk farkındalığı; Hasta yakınları; Hemşirelik.

Abdullah Cafer
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde sosyal medya kullanımının sosyal görünüş kaygısı ve benlik saygısı ile ilişkisi

Araştırma, üniversite öğrencilerinde sosyal medya kullanımının sosyal görünüş kaygısı ve benlik saygısı ile ilişkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı araştırma tipinde gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Ocak-Şubat 2021 tarihleri arasında İstanbul ilinde özel bir vakıf üniversitesinin öğrencileri oluşturdu (N=12184). Örneklemini ise bu öğrencilerinden olasılıksız örnekleme yöntemi ile seçilen öğrenciler oluşturdu (n= 581). Verileri toplamak için katılımcıların bireysel özelliklerini içeren anket formu, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği kullanıldı. Elde edilen veriler SPSS 20 programı kullanılarak analiz edildi. Analizler sonucunda, sosyal medya bağımlığın öğrencilerin sosyal görünüş kaygısı üzerinde istatistiksel açıdan anlamlı bir etkisi olduğu, ayrıca sosyal medya bağımlılığı ile benlik saygısı arasında çok zayıf düzeyde negatif yönlü bir ilişki olduğu sonucuna ulaşıldı. İlave olarak, demografik değişkenlere göre yapılan analizler sonucunda, sosyal medya bağımlılığı ile sosyal görünüş kaygısı düzeylerinin kadın ve 18-22 yaş grubundaki öğrencilerde yüksek olduğu, ayrıca sosyal medyayı daha uzun süre kullanan öğrencilerin hem sosyal medya bağımlılık hem de sosyal görünüş kaygısı düzeylerinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı. Sonuç olarak, benlik saygısı düzeyinin sosyal medya kullanma süresine bağlı olarak azaldığı saptandı. Araştırma bulgularının üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığının getirmiş olduğu olumsuz etkileri önlemeye yönelik uygulamalar konusunda yol gösterici olacağı değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya Kullanımı, Sosyal Görünüş Kaygısı, Benlik Saygısı.

Benlik saygısıSosyal görünüş kaygısıSosyal medya+1
Nihat Ceylan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Şiddet içerikli video oyunları oynayan üniversite öğrencilerinde saldırganlık düzeyi ve vital bulguların incelenmesi

Şiddet içerikli oyunların saldırganlık davranışını tetiklediği ve şiddet içerikli oyun oynama sırasında kişilerde vital bulgularda değişiklik olduğu, şiddet içerikli durumların ve heyecanın kan basıncı ve nabız üzerinde etkileri bilinmektedir. Bu çalışma, şiddet içerikli video oyunları oynayan üniversite öğrencilerinde saldırganlık ve vital bulguların incelenmesi amacıyla tanımlayıcı, karşılaştırmalı ve kesitsel araştırma tipinde gerçekleştirildi. Araştırma verileri, İstanbul Avrupa yakasında bulunan bir vakıf üniversitesinde Ocak-Şubat 2020 tarihinde toplandı. Araştırmanın evrenini araştırmanın yapıldığı vakıf üniversitesinde öğrenim gören öğrenciler, örneklemini ise 50'si şiddet içerikli oyun oynayan, 42'si ise bu oyunları tercih etmeyen öğrenciler olmak üzere toplam 92 üniversite öğrencisi oluşturdu. Araştırma verileri, anket formu ve Buss Perry Saldırganlık Ölçeği ile toplandı. Deney grubunun Buss Perry Saldırganlık Ölçeği toplam puanları 81.28±15.29; kontrol grubunun 81.78±8.91; tüm grubun 81.51±12.72 olup aralarında anlamlı fark bulunmadı. Deney ve kontrol gruplarının vital bulguları oyun öncesi karşılaştırıldığında, sistolik kan basınçları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık olmadığı, divastolik kan basıncı, nabız ve vücut ısısı değerleri açısından deney grubu ile kontrol grubu arasında anlamlı bir farklılık olduğu saptandı. Deney grubunun oyun sırasında (oyun öncesi, oyunun 5. dakikası ve oyunun 10. Dakikasında) vital bulguları karşılaştırıldığında öğrencilerinin sistolik kan basınçları ile nabız ve vücut ısısı değerleri açısından bir farklılık olduğu saptandı. Sonuç olarak; üniversite öğrencilerinde şiddet içerikli oyun oynamanın öğrencilerin saldırganlık düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı, vital bulgularda ise değişiklikler olduğu bulunmuştur.

SaldırganlıkVideo oyunlarıYaşam istatistikleri+2
Mustafa Kerem Yüksel
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul Arel Üniversitesi meslek yüksekokul öğrencilerinde premenstruel sendromun yaşam kalitesi üzerine etkisi

Tanımlayıcı nitelikte bir çalışma olan araştırmamız, üniversite öğrencilerinin premenstruel sendrom semptomlarını yaşama durumunu ve bu durumun yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul Arel Üniversitesi Meslek Yüksekokulu'nda Aralık 2019 - Ocak 2020 tarihleri arasında eğitim gören kız öğrenciler oluşturmaktadır. Basit rastgele örneklem yöntemiyle seçilen menstruasyon öyküsüne sahip 300 kız öğrenci, araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında yüz yüze görüşme ve anket yöntemi kullanılmıştır. Çalışmaya katılmaya gönüllü olan öğrencilere ''Sosyodemografik Form'', ''Premenstruel Sendrom Ölçeği (PMSÖ)'' ve ''SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (Kısa-form)'' uygulanmıştır. Yapılan araştırmada; öğrencilerin %42,7'sinde premenstruel sendrom tespit edilmiştir. Öğrencilerin yaş ortalaması 20,487±2,331 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin PMS ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalaması ise 129,017±34,476 olarak saptanmıştır. Alt boyutların puan ortalamaları en yüksekten en düşük puana göre sırasıyla; "depresif duygulanım" 21,167±7,219, "yorgunluk" 19,760±6,093 ve "depresif düşünceler" 17,527±7,129 olarak belirlenmiştir. Öğrencilerin %66,3'ünün düzenli adet gördüğü ve %88,0'inin adet döneminde ağrı yaşadığı tespit edilmiştir. PMS semptomları ile baş etmek için başvurdukları yöntem olarak %42,7'sinin istirahat ettiği ve %30,7'sinin sıcak uygulama yaptığı belirlenmiştir. Araştırmaya katılanların sadece %25,7'sinin doktora başvurduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmamızda Premenstruel sendromun depresif duygulanım, sinirlilik, yorgunluk, ağrı alt boyutları ile yaşam kalitesinin 3 alt boyutu arasında anlamlı fark bulunmuştur. Elde ettiğimiz bu sonuç, PMS'nin yaşam kalitesi üzerine etkisi olduğunu gösteren bulgulardan biridir. Anahtar Kelimeler: Premenstruel Sendrom, Üniversite Öğrencileri, Yaşam Kalitesi

Meslek yüksek okullarıPremenstrüel sendromYaşam kalitesi+1
Özge Erdem
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık hizmetleri meslek yüksek okulu öğrencilerinin aile planlaması ve toplumsal cinsiyet algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Aile planlanması ve toplumsal cinsiyet algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılan bu çalışma ilişki arayıcı tanımlayacı bir araştırmadır. Araştırma 07.09.2021 – 15.10.2021 tarihleri arasında İstanbul'da bulunan bir vakıf üniversitesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada vakıf üniversitesinde öğrenim gören 445 öğrenci üzerinde gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklem seçiminde gelişigüzel örneklem yöntemi kullanıldı. Çalışmada literatür taranarak hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, 25 sorudan oluşan Aile Planlaması Tutum Ölçeği ve 25 sorudan oluşan Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği kullanıldı. Aile planlaması toplumsal cinsiyet rolleri ile ilişki incelendiğinde katılımcıların çoğu arasında ilişki olduğunu belirtti. Yaşadığımız toplumda cinsiyet ayrımcılığı yaşanıp yaşanmadığına katılımcıların çoğunluğu yaşandığını belirtti. Veriler, Bağımsız Gruplar t-testi, ve Pearson Korelasyon Analizi ve Basit Doğrusal Regresyon Analizi kullanılarak analiz edildi. Araştırmada, toplumsal cinsiyet algısı ile topluma ilişkin tutumlar, yönteme ilişkin tutumlar ve doğuma ilişki tutumlar arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi.

Aile planlamasıCinsel kimlikSağlık hizmetleri+3
Ali Mirza Dinçer
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Laparoskopik batın cerrahisi geçiren, sigara içen veya içmeyen hastalarda gelişen solunum sistemi komplikasyonlarının karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Bu araştırma laporaskopik batın cerrahisi geçiren hastalarda, ameliyat sonrası gelişen solunum sistemi komplikasyonlarında sigara içme faktörünün etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma Ocak 2018- Aralık 2019 tarihleri arasında İstanbul Acıbadem International Hastanesi'nin genel cerrahi servisine yatışı yapılan ve laparoskopik batın cerrahisi uygulanan 299 hasta üzerinde gerçekleştirilmiştir. İstatiksel analiz için "SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanıldı". Sigara içme durumuna göre tanımlayıcı özelliklerin dağılımı ki-kare analizi ile test edildi. Sigara içme durumuna göre sürekli değişkenlerin farklılaşma durumu bağımsız grup t-testi ile karşılaştırılarak değerlendirildi. Bulgular: Retrospektif tipteki araştırmada çalışmamıza katılan hasta grubunda sigara içenlerin %22,4'ünde post-operatif solunum sistemi komplikasyonları geliştiği ve sigara içmeyenlerin ise sadece %7,3'ünde solunum sistemi komplikasyonları geliştiği saptanmıştır. Çalışmaya katılan olgularımızda, sigara içmeyenlerin post-operatif oksijen satürasyon yüzdesi ortalama değeri, sigara içenlerin post-operatif oksijen satürasyon yüzdesi ortalama değerinden yüksek bulunmuştur. Sonuç: Laparoskopik batın cerrahisi sonrası, hem ameliyatın, hem de karın içi sabit basınçlı havanın oluşturduğu etkiler neticesinde, hastalarda post-operatif solunum sistemi komplikasyonu oluşma riski mevcuttur. Sigara içen hastalardan komplikasyon gelişme riski daha fazladır. Hastalara ameliyat öncesi hemşirelik hizmeti çerçevesinde gerekli eğitim verilmeli ve en iyi koşullarda ameliyata girmesi sağlanmalıdır.

CerrahiCerrahi-abdominalLaparoskopi+4
Nevin Şamdan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin mesleki bağlılıkları ile bireyselleştirilmiş bakım algıları arasındaki ilişki

Bireyselleştirilmiş bakım; Hasta bakım uygulamalarının hızlı ve yoğun bir şekilde verilmesini gerektiren cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin dar sınırlar içerisinde standardize edilmiş bakım uygulamalarının dışında hasta bireylerin ihtiyaçları, değerleri, düşünceleri, tercihleri ve deneyimleri doğrultusunda planlanan ve uygulanan bireyselleştirilmiş bakımı uygulamaları gerekir. Hemşirelerin hastalara bireyselleştirilmiş bakım vermelerini etkileyen durumlardan biri de mesleki bağlılık düzeyleridir. Araştırmanın Amacı: Bu araştırma, cerrahi birimlerde görev yapan hemşirelerin mesleki bağlılık düzeyleri ile bireyselleştirilmiş bakım algıları arasındaki ilişkinin ortaya konması amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı tipte anket araştırmasıdır. Çalışma verileri, Aralık 2021 – Ocak 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırma evrenini tüm Türkiye'deki cerrahi birim hemşireleri oluştururken, araştırma örneklemi ilgili tarihler arasında ulaşılabilen 138 cerrahi hemşireleri ile sınırlandırılmıştır. Araştırmanın verilerini; Sosyodemografik veri formu, 4 Boyutlu Mesleki Bağlılık Ölçeği (MBÖ), Bireyselleştirilmiş Bakım Algısı(BBS) A-Hemşire Versiyonu oluşturmaktadır. Bulgular: Hemşirelerin mesleki bağlılık genel ve duygusal bağlılık puan ortalamalarının yüksek oluşunun bireyselleştirilmiş bakım algısı genel puan ortalamalarını arttırdığı görülmektedir (p=0,04). Hemşirelerin mesleki bağlılık alt boyutlarından biri olan alternatiflerin sınırlılığı puan ortalamalarındaki artışın, hemşirelerin bireyselleştirilmiş bakım algısı alt boyutlarından kişisel yaşam durumu alt boyut puanlarında azalmaya neden olmaktadır. Sonuç: Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin mesleki bağlılık düzeyleri bireyselleştirilmiş bakım algıları ile yakından ilişkilidir. Bu nedenle hemşirelerin mesleki bağlılıklarını arttırmak hem çalışan memnuniyetini hem bakım kalitesini arttıracaktır.

BağlılıkHemşirelerHemşirelik+5
Gülşah Engin
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın hastaların sağlık okuryazarlığı düzeylerinin belirlenmesi

Bu çalışma kadınların sağlık okuryazarlık düzeylerinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Çalışmanın örneklemi Beykent Üniversitesi Hastanesine başvuran 350 kadından oluşturuldu. Veri toplama aşamasında tanılama ve TSOY ölçeği olmak üzere iki araç kullanıldı. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 22.0 istatistik programı aracılığı ile değerlendirildi. Araştırma sonucunda; kadın hastaların bilgiyi değerlendirme boyutu dışında yeterli düzeyde sağlık okuryazarlık düzeyinde oldukları sonucuna ulaşıldı. Katılımcıların %45,4'ünün yeterli sağlık okuryazarlık düzeyinde olduğu, %24'ünün sorunlu ve sınırlı sağlık okuryazarlık düzeyinde olduğu, %22,9'unun mükemmel sağlık okuryazarlık düzeyinde olduğu ve %7,7'sinin yetersiz sağlık okuryazarlık düzeyinde olduğu saptandı. Katılımcıların medeni durumlarına, sosyal güvencelerine ve gelir düzeylerine göre sağlık okuryazarlık düzeylerinin farklılık olmadığı, eğitim durumlarına ve mesleklerine göre sağlık okuryazarlık düzeylerinde farklılıkların olduğu saptandı. Çalışmamızın sonucunda katılımcıların bilgiyi değerlendirme boyutu dışında yeterli düzeyde sağlık okuryazarlığı düzeyinde oldukları sonucuna ulaşıldı. Katılımcıların medeni durumlarına, sosyal güvencelerine ve gelir düzeylerine göre sağlık okuryazarlık düzeylerinin farklılık göstermediği belirlendi. Katılımcıların eğitim durumlarına ve mesleklerine göre ise sağlık okuryazarlık düzeylerinde farklılıkların olduğu belirlendi.

Genital hastalıklarGenital hastalıklar-kadınKadınlar+1
Esra Yılmaz
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Öğrenci hemşirelerde sosyal medya kullanımı, uyku kalitesi ve ilişkili faktörler

Amaç: Bu çalışma öğrenci hemşirelerde sosyal medya kullanımı, uyku kalitesi ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı araştırma tipinde gerçekleştirildi. Yöntem: Araştırmanın örneklemini araştırmaya gönüllü olarak katılan öğrenci hemşireler oluşturdu. Araştırma verilerinin toplanmasında ''Öğrencilerin bireysel özelliklerini içeren "Anket Formu", "Sosyal Medya Bağımlılık Ölçeği" ve "Uyku Kalitesi Ölçeği" kullanıldı. Elde edilen veriler SPSS 21.0 programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Çalışma sonucunda öğrenci hemşirelerin sosyal medya bağımlılık düzeylerinin düşük; uyku kalitesinin kötü olduğu bulundu. Sosyal medya bağımlılığı alt boyutlarından meşguliyet ile yaş arasında negatif zayıf bir ilişki; sosyal medya bağımlılığı ile sosyal medya için günlük ayrılan süre ve gece sosyal medya kullanımı için ayrılan süre arasında pozitif zayıf ilişki belirlendi. Öğrencilerin cinsiyetleri ile sosyal medya bağımlılığı düzeyleri karşılaştırıldığında duygu durum düzenleme, tekrarlama ve sosyal medya bağımlılığı arasında anlamlı fark bulundu. Yine gece sosyal medya kullandığını ifade eden öğrenci hemşirelerin kullanmayanlara göre sosyal medya bağımlılığı düzeylerinin anlamlı şekilde yüksek olduğu; enerji içeceği tüketen öğrenci hemşirelerinin enerji içeceği tüketmeyen öğrenci hemşirelerden daha kötü uyku kalitesine sahip olduğu bulundu. Sosyal medya bağımlılığı düzeyi ile uyku kalitesi arasında pozitif yüksek düzeyde; sosyal medya bağımlılığı ölçeğinin tüm alt boyutları ile uyku kalitesi arasında ise pozitif orta düzeyde ilişki olduğu belirlendi. Sonuç: Çalışma bulguları sonucunda her ne kadar öğrenci hemşirelerin sosyal medya bağımlılığı düzeyi düşük olsa da sosyal medya bağımlılığı ile uyku kalitesinin ilişkili olduğu söylenebilir. Bu nedenle öğrenci hemşirelerin sosyal medya kullanımı dışında uyku kalitesini etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve buna yönelik araştırma ve girişimlerin yapılması önerilebilir.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+4
Bilge Güven
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk cerrahi servisinde çalışan hemşirelerin ameliyat öncesi besin/sıvı kısıtlamasına ilişkin bilgi ve uygulamaları

Araştırma, çocuk cerrahisi servislerinde çalışan hemşirelerin ameliyat öncesi besin ve sıvı kısıtlaması ile ilgili bilgi ve uygulamalarını belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini İstanbul Avrupa yakasındaki Kamu ve Özel hastanelerde Ocak-Ağustos 2021 tarihleri arasında, çocuk cerrahisi birimlerinde görev yapan 214 hemşire oluşturdu. Verilerin toplanmasında 9 sorudan oluşan "Sosyodemografik özellikler bilgi formu" ile araştırmacılar tarafından literatür derlenerek hazırlanan ve 21 soru içeren "Çocuk cerrahisi hemşirelerinin ameliyat öncesi besin-sıvı kısıtlaması ile ilgili bilgi ve uygulamalarını belirlemeye yönelik sorgu formu" kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde ve Ki-Kare analizleri kullanıldı. Araştırma kapsamında, hemşirelerin %45,3'ü ameliyata gitmeden önce çocuk hastaların 8 saat, %27,6'sı 10 saat ve daha fazla süre aç kaldığını belirtmiştir. Hemşirelerin %94,8'i çalıştıkları birimde hasta yakınlarına sıvı-besin kısıtlaması ile ilgili bilgileri hemşirelerin verdiğini, güncel sıvı-besin kısıtlama önerilerine uyulmadığını ifade edenlerin tamamı ekipler arası anlaşmazlık nedeniyle uyulmadığını belirtmiştir. Hemşirelerin %24,8'i çocukların gece yarısından sonra aç bırakılmasını doğru bulduğunu, %44,9'u katı besin kısıtlamasına gece yarısından sonra başladığını ve %66,4'ü anne sütü kısıtlamasına 4 saat önce başladığını belirtmiştir. Güncel su ve berrak sıvı kısıtlama süresine hiçbir hemşire tarafından uyulmadığı saptanmıştır. Hemşirelerin yalnızca %13,6'sı sıvı-katı besin ve anne sütü kısıtlama süreleri ile ilgili ifadelerin tamamına doğru cevap vermiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda ameliyat öncesi besin/sıvı kısıtlama süreleri ile ilgili güncel rehberlere uyulmadığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Cerrahi, Çocuk Cerrahisi, Ameliyat Öncesi Hazırlık, Açlık, Sıvı-Besin Kısıtlaması, Anne sütü

Anne sütüAçlıkCerrahi+7
Zülfiye Akyüz
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVİD-19 pandemi döneminde hemşirelerinin tükenmişlik düzeyleri ile tıbbi hataya eğilimleri arasındaki ilişki

Covid-19 virüsü ile mücadelede sağlık sektörünün önemli mesleklerinden olan hemşirelik; uzun çalışma saatleri, ağır iş yükü, ağır duygusal yük ve stres gibi nedenlerle tükenmişlik riskinin oldukça yüksek olduğu meslekler arasındadır. Artan tükenmişlik hemşirelerin tıbbi hata olasılığını artırmaktadır. Bu araştırma Covid-19 pandemi döneminde hemşirelerin tükenmişlik düzeylerinin tıbbi hataya eğilimleri üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yürütülmüştür. Araştırma İstanbul'da Aralık 2020 – Ağustos 2021 tarihleri arasında hastanelerde görev yapan 303 hemşire üzerinde yürütülmüştür. Araştırmanın verileri "Demografik Özellikler Formu", "Mesleki Yorgunluk Tükenmişlik Toparlanma Ölçeği" (MYTTÖ) ve "Hemşirelerde Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği" (HTHEÖ) ile çevrimiçi yöntemle toplanmıştır. Hemşirelerin tükenmişlik ölçeği "kronik yorgunluk" alt boyut puan ortalamasının 69,95±28,36, "akut yorgunluk" alt boyut puan ortalamasının 67,27±18,86, "toparlanma" alt boyut puan ortalamasının 39,69±17,63 olduğu, Tıbbi hataya eğilim ölçeği toplam puan ortalamasının ise 216,64±28,32 olduğu bulunmuştur. Tıbbi hataya eğilim ölçeğinin tüm alt boyutları ile akut ve kronik yorgunluk alt boyutu arasında düşük düzeyde pozitif, toparlanma alt boyutu arasında ise düşük düzeyde negatif korelasyon bulunmuştur. Genç hemşirelerin, kadınların, çocuk sahibi olmayanların, yoğun bakımda çalışanların, vardiyalı çalışanlarda, haftada 48 saatten fazla çalışanlarda ve Covid(+) hastaya bakım verenlerde tükenmişlik seviyesi daha yüksektir. Hemşirelerin tıbbi hataya eğilim durumlarını çalıştıkları birim, çalışma saati ve sigara-alkol kullanımında artma durumu etkilemektedir. Sonuç olarak hemşirelerin tükenmişlik seviyeleri arttıkça tıbbi hataya eğilimleri artmaktadır. Anahtar Kelimeler: covid-19, tükenmişlik, tıbbi hata, hemşire

COVID 19HemşirelerHemşirelik+7
Nurcan Aksel
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Özel hastanede çalışan sağlık profesyonellerinin ve personellerin istanbul sözleşmesi hakkındaki bilgileri ile toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumunun değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırma özel hastanede çalışan sağlık profesyonellerinin ve personellerin İstanbul Sözleşmesi hakkındaki bilgileri ile toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumunu değerlendirmek amacıyla kesitsel tipte tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın verileri 17.11.2021-06.01.2022 tarihleri arasında online platform üzerinden elde edilmiştir. Araştırmanın örneklemini özel hastanede çalışan 300 kişi oluşturmuştur. Veri toplama formunun ilk ve ikinci bölümünde literatür doğrultusunda hazırlanan ve araştırmaya katılan sağlık profesyonelleri ve personelin sosyo-demografik ve tanıtıcı bilgileri (12 soru) ile İstanbul Sözleşmesi ile ilgili sorular (6 soru) bulunmaktadır. Üçüncü bölümde ise "Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği" (38 soru) kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların %68'ini kadınlar, %32'sini erkekler, örneklemin yarısını ise hemşire meslek grubu oluşturmaktadır. Türkiye'nin imzaladığı İstanbul Sözleşmesi'nden imzasını çekmesini doğru bir karar olarak bulanların %60'ı Türk gelenek ve ahlak kurallarına aykırı olduğunu, %50'si eşcinselliği özendirdiğini, %85'i ise cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliği gibi kavramların Türk Toplum yapısına uymamasını neden olarak sunmuştur. Araştırmaya katılanların Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeğinden aldıkları ortalama toplam puan 146,61±25,68 olup ölçekten alınabilecek en yüksek puanın 190 olduğu göz önüne alındığında, katılımcıların genel olarak eşitlikçi toplumsal cinsiyet rol tutumlarına sahip oldukları söylenebilir. TCRTÖ puanlarının katılımcıların tanımlayıcı özelliklerine göre farklılaşma durumuna bakıldığında tüm tanımlayıcı özelliklerde yani cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, aylık gelir düzeyi, doğum yerleri, meslek, aile tipi ve evlenme şekline göre anlamlı farklılık olduğu dikkati çekmiştir. İstanbul Sözleşmesi ile ilgili sorulardan olan "İstanbul Sözleşmesi hakkında bilginiz var mı?", "Toplumsal cinsiyet kavramını daha önce duydunuz mu?", "Türkiye'nin imzaladığı İstanbul Sözleşmesi'nden imzasını çekmesi sizce doğru bir karar mıdır?" ve "Türkiye İstanbul Sözleşmesi'nden çekildiğinde kadına yönelik şiddet artar mı?" sorularına olumlu cevap veren değişkenler bakımında değerlendirildiğinde TCRTÖ toplam puan ortalamasında yüksek alan grupların olduğu dikkati çekmiştir. Sonuç: Araştırmaya dahil edilen sağlık profesyonel ve personellerin çoğunun İstanbul Sözleşmesi hakkında bilgisi olduğu saptanmıştır. Bu çalışmada erkeklerin, eğitim düzeyi düşük olan bireylerin İstanbul Sözleşmesi hakkında daha az bilgiye sahip oldukları ve toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından geleneksel bir tutum sergiledikleri görülmüştür. Bu sebeple hastanedeki hizmet içi eğitimlerle birlikte ilkokul düzeyinde de toplumsal cinsiyet rollerine yönelik derslerin olması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Cinsiyet Eşitliği, Kadın, İstanbul Sözleşmesi

Aile içi şiddetCinsel kimlikCinsiyet rolleri+7
Sevda Nur Tunç
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerde Covıd-19 salgınına yönelik algı ve tutumlarının belirlenmesi

Bu araştırma gebelerin COVID-19'a karşı algı ve tutumlarını belirlemek amacıyla yapılan tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Araştırma 17.11.2021 – 06.01.2022 tarihleri arasında Çerkezköy İrmet Hastanesi kadın doğum polikliniğine başvuran 300 gebeden oluşmaktadır. Literatür doğrultusunda hazırlanan tanımlayıcı soru formu ve COVID-19 Salgınına Yönelik Algı ve Tutumları Değerlendirme Ölçeği kullanıldı. Çalışmaya katılan gebelerin %39,7'si 26-30 yaş aralığındadır. Katılımcıların %26'sı gebeliğinin COVID-19 salgınından etkilendiği, %42'si koruyucu önlemleri öğrenip uygulayarak sağlık arama davranışına başvurduğu belirlenirken %12,7'si sağlık arama davranışından kaçınmaktadır. Katılımcıların hastalık algısının bulaşıcılık alt boyutu puanlar ortalama 4,04±0,75 ve kaçınma davranışlarından kişisel temastan kaçınma alt boyutunun ortalama puanı 4,17±0,75 olup bu yönde inancın yüksek olduğuna ulaşıldı. Hemşirelerin gebelere hastalık hakkında eğitim vermesi algı ve tutumlar açısından önemlidir. Gebelik süreci hastalıktan etkilenen ve olumsuz duygularla baş etmekte zorlanan gebelere uygun danışmanlık hizmeti büyük rol oynamaktadır. Anahtar Kelimeler: COVID-19, salgın, gebelik, algı, tutum

AlgıCOVID 19Gebelik+5
Beril Ezgi Tahan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hemşirelerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve etkileyen faktörler

Amaç: Bu araştırma yoğun bakım hemşirelerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve bu davranışları etkileyen faktörleri saptamak amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırma Haziran - Eylül 2021 tarihleri arasında hastanelerde çalışan yoğun bakım hemşirelerine kartopu örnekleme yöntemi kullanılarak, online anket ile veri toplanarak yapılmıştır. Çalışmaya katılmaya gönüllü olan 222 hemşire araştırma kapsamına alınmıştır. Araştırmanın verileri "Sosyodemografik Veri Formu" ve "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Mann Whitney - U testi, ikiden fazla bağımsız grup arasındaki verilerin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği puan ortalaması 127,32±24,42 - orta düzey olarak saptanmıştır. Ölçeğin alt boyutlarına bakıldığında en yüksek ortalamanın sağlık sorumluluğu alt boyutuna 23,66±4,96, en düşük ortalamanın ise fiziksel aktivite alt boyutuna 16,89±5,9 ait olduğu belirlenmiştir. Çalışmaya katılan yoğun bakım hemşirelerinin ölçekten aldıkları toplam puan ortalamasının yaş ve çalışma süresi ile istatiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Buna göre 25-31 yaş grubunun aldığı toplam puan 32-38 yaş grubunun aldığı toplam puandan düşük olduğu saptanmıştır. Ayrıca 11-15 yıl çalışma süresine sahip hemşirelerin 6-10 yıllık deneyime sahip hemşireye göre sağlık sorumluluğunun daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Yapılan bu araştırmada yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının orta düzeyde olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Hemşire, Yoğun bakım ünitesi, Sağlıklı yaşam biçimi davranışları

DavranışHemşirelerHemşirelik+5
Ezgi Altınok Biçer
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kalp ve damar cerrahisi yoğun bakım hemşirelerinin deliryum hakkında bilgi düzeyleri

Amaç: Bu çalışma kalp ve damar cerrahisi yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin deliryum hakkında bilgi düzeylerinin incelenmesi amacı ile tanımlayıcı tipte gerçekleştirildi. Yöntem: Araştırmanın evrenini İstanbul ili sınırlarında yer alan bir eğitim araştırma hastanesi oluşturmakta olup örneklem seçimine gidilmemiştir. Kalp ve damar cerrahisi yoğun bakım ünitesinde çalışan ve çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden (n=73) hemşire ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Araştırma verilerinin toplamasında "Sosyodemografik ve Tanıtıcı Bilgiler Formu" ve hemşirelerin deliryum hakkında bilgi düzeylerini ölçen "Yoğun Bakım Hemşireleri İçin Deliryum Bilgi Testi" kullanıldı. Elde edilen veriler SPSS 21.0 programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Yapılan çalışma sonucunda: Kalp ve Damar Cerrahisi Yoğun Bakım Ünitesi (KVCYBÜ) hemşirelerinin sosyodemografik özelliklerine bakıldığında; çalışmanın yürütüldüğü KVCYBÜ hemşirelerinin %72,6 kadın, %63'ünün bekâr, %58,9'unun 26-30 yaş aralığında, %84,9 'unun lisans mezunu, %71,2' sinin 1-5 yıl mesleki deneyimi olduğu, %56,2' sinin 3 yıldan fazla bulunduğu birimde çalıştığı, %57,5' inin 1-2 hastanın bakımından sorumlu olduğu, %90,4' ünün haftalık çalışma saatinin 40-60 aralığında olduğu, %84,3' ünün gece gündüz karışık çalıştığı, %54,8' inin deliryum hakkında eğitim aldığı, %78,1' inin yaşlı bireyle yaşamadığı, %83,6' sının psikiyatrik sorunu olan bireyle yaşamadığı belirlendi. Hemşirelerin "deliryum bilgi toplam" puan ortalaması 18,219 ± 3,888, "deliryum risk faktörleri ve nedenleri" puan ortalaması 6,603 ± 1,963, "deliryum sonuçları" puan ortalaması 2,548 ± 0,646, "deliryum değerlendirmesi" puan ortalaması 1,863 ± 0,902, "deliryumun farmakolojik ve farmakolojik olmayan yönetimi" puan ortalaması 5,438 ± 1,3648 olarak bulundu. Sonuç: Genel olarak çalışmaya katılan 73 hemşirenin deliryum hakkında bilgi düzeylerinin orta düzeyde olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Kardiyovasküler Cerrahi Girişimler, Yoğun Bakım, Deliryum, Hemşirelik

Bilgi düzeyiCerrahi-kardiyovaskülerDeliryum+5
Derya Sarıdağ
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00