Akciğer hastalıkları-obstrüktif
178 theses under this subject heading
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı akut alevlenmelerinde sağ kalp fonksiyonlarının ekokardiyografi ile değerlendirilmesi
Amaç: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH)'ın atak döneminin başta sağ kalp olmak üzere kalbin anatomik ve fonksiyonel değişiklikleri üzerine olan etkisinin incelenmesi amaçlandı. Materyal ve Metot: Çalışmaya hastanemiz göğüs hastalıkları polikliniğine başvuran 30 KOAH atak ve 30 kontrol hastası çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, fizik muayene bulguları, solunum fonksiyon testleri sonuçları, ekokardiyografi bulguları değerlendirildi. KOAH atak hastalarının 2.-3. haftalar esnasında kontrol solunum fonksiyon testi ve ekokardiyografik bulguları tekrar değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda KOAH'lı hastaların yaş ortalaması62,6±11,6 yıl, olup; hastaların %63,3'ü erkekti. Vaka ve kontrol grubu arasında yaş, cinsiyet, BMI, meslek,sigara içiciliği, komorbidite açısından farklılık saptanmadı (sırasıyla p:0,923; p:1,000; p:0,056; p:0,839; p:0,842; p:1,000). Sigara içme sıklığı, KOAH'lı grupta yüksek saptandı (p:0,003).Gruplar arasında aort kökü, asendan aorta çapı, IVSD, LVPWD, mitral yetmezlik derecesi, aort kapağı yetmezlik derecesi, pulmoner yetmezlik derecesi, triküspüt yetmezlik derecesi, TAPSE, FAC, RV E', RV A' ve RV S' açısından farklılık saptanmadı (sırasıyla p:0,986; p:0,680; p:0,883; p:0,720; p:0,738; p:0,338; p:0,600; p:0,690; p:0,669; p:0,886; p:0,402; p:0,927; p:0,619). KOAH grubunda LA,LVSSÇ, LVDSÇ, PAB, RV anlamı olarak büyük (sırasıyla p:0,001;p:0,002; p:0,002; p:0,008; p:0,000). EF, RA anlamlı olarak küçük saptandı (sırasıyla p:0,036; p:0,006).KOAH hastalarında PAB'ın atak döneminde arttığı(p:0,022);TAPSE ve FAC'ın anlamlı olarak azaldığısaptandı (sırasıyla p:0,017; p:0,001). Sonuç: KOAH akut atak döneminde anatomik değişiklikler olmazsa da, PAB'ın atak döneminde arttığı, TAPSE ve FAC'ın atak döneminde azaldığısaptandı. Bu durumun kronik dönemde olan değişikliklerin temelini oluşturduğu kanısındayız. Anahtar kelimeler:KOAH alevlenme, sağ kalp fonksiyonları
Kronik obstruktif akciğer hastalığı tanısında FEF 25-75 / FVC oranının yeri
Amaç: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı solunum yollarında enfeksiyöz olmayan iltihabi, ilerleyici bir akciğer hastalığıdır. Kronik obstrüktif akciğer hastalığının tanısında FEV1/FVC oranının % 70'in altında bulunması hastalık için tanı koydurucudur. FEV1/FVC oranının hastalığın erken dönemlerinde ve yaşlı hastalarda yanlış pozitif sonuç verdiği için yeni tanı yöntemlerine ihtiyaç vardır. Çalışmamızda FEF25 – 75/FVC oranının KOAH tanısında yeni bir yöntem olarak kullanılabilirlik değeri ve FEV1/FVC oranına üstünlüğü olup olmadığı incelenmiştir. Materyal Yöntem: HMKÜ Göğüs Hastalıkları polikliniğine başvurmuş ve KOAH tanısı almış olan 30 – 80 yaş arası 100 hasta ve daha önceden KOAH tanısı almamış 100 gönüllü alınmış, spirometrik incelemeler ile FEV1, FVC, FEF25-75, FEV1/FVC, FEF25-75/FVC değerleri ve sosyodemografik verileri incelenmiştir. Bulgular: Çalışmaya 100 kontrol, 100 vaka toplam 200 kişi alındı. FEV1 ile FVC ve FEF25-75 arasında çok güçlü (r 0.878, p < 0.001), FEV1/FVC arasında güçlü (r 0.561, p < 0.001) ve FEF25-75/FVC arasında orta düzeyde (r 0.458, p < 0.001) pozitif korelasyon; FVC ile FEF25-75 arasında orta düzeyde (r 0.458, p < 0.001) pozitif korelasyon; FEV1/FVC ile FEF25-75 (r 0.820) ve FEF25-75/FVC (r 0.896 p < 0.001) arasında çok güçlü pozitif korelasyon; FEF25-75 ile FEF25-75/FVC arasında çok güçlü (r 0.840 p < 0.001) pozitif korelasyon tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızda FEF25–75/FVC oranı FEV1/FVC oranına hastalığın tanısında üstünlük sağlayamamıştır. FEF25–75/FVC oranı hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük çıkmış olup KOAH tanısında kullanılabilir gözükmektedir. Anahtar Kelimeler: KOAH, Spirometri, FEV1, FVC, FEF 25 – 75
KOAH hastalarının 35 yaş ve üzeri birinci derece yakınlarında KOAH prevelanslarının araştırılması
Amaç: Merkezimizde Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) tanısıkonularak poliklinik veya serviste yatarak takip ve tedavileri yapılan hastaların birinciderece yakınlarında (kardeş, anne-baba, çocuklar) KOAH prevelansını araştırmak.Materyal-Metod: Çalışmaya merkezimizde anemnez, fizik muayene, SFT ve grafibulguları ile KOAH tanısı konulmuş 78 hasta ve bunların 35 yaş ve üzeri 139 yakını alındı.Hasta ve hasta yakınlarının sosyodemografik kayıtları alındı. Hasta yakınlarına SFTyapıldı, alfa-1 antitripsin enzim düzeyi ölçüldü.Bulgular: Çalışmaya alınan, SFT yapılabilen ve alfa-1 enzim düzeyleri normalolan 129 hasta yakınının 24'ünde (%18.6) FEV1/FVC<0.7 saptandı. FEV1/FVC<0.7saptanan kişilerin 7/24 (% 29.2) bayan idi ve % 90'ında sigara öyküsü vardı. İndekshastalarımızın ve hasta yakınlarının büyük çoğunluğunda (sırasıyla yaklaşık %75 ve % 50)biyomass maruziyeti olması ve hasta yakınlarının yaklaşık ¾'ünde sigara hikayesi olmasıdikkat çekici idi. Hasta yakınlarını 40 yaş ve üzeri ve sigara öyküsü olanlar diyeayırdığımızda ise bu grupta yaklaşık % 25'lik KOAH oranı saptandı.Sonuç: KOAH hastalarının birinci derece yakınların KOAH prevalansı artmışgörünmektedir. Sigara dumanı ile birlikte özellikle bölgemiz için biyomas maruziyeti enönemli risk faktörleri olmaya devam etmektedir.Anahtar kelimeler: alfa-1 antitripsin düzeyi , KOAH hasta yakınıKOAH prevelansı, KOAH risk faktörleri,
Uyku apne sendromlu bireylerde CPAP tedavisinin EEG'de izlenen uyku iğcikleri üzerine etkisi
ÖZET: Amaç:Bu çalışmada polisomnografi ile OSAS tanısı konmuş hastalarda CPAP tedavisi öncesi ve CPAP tedavisi sonrası uyku iğcikleri karşılaştırılarak nasıl değişiklikler ortaya çıktığını bulmayı amaçladık. Gereç-Yöntem:Çalışmaya yaşları 18?den büyük PSG ile OSAS tanısı konan 73 hasta (E/K:61/12) çalışmaya alındı. Konjestif kalp yetmezliği, KOAH, bronşial astım, nörolojik hastalığı olan hastalar çalışmaya alınmadı. Hastalara tüm gece polisomnografik test yapıldı. PAP titrasyonu otomatik- CPAP (APAP remstar, respironics, Germany) ile yapıldı. Hastaların uyku iğcikleri NREM-S2 evresinde sayıldı. Minimum 15 dakikalık S2 uykusundaki iğcikler sayılıp bir saate uyarlandı, saatlik uyku iğciği indeksi hesaplandı. Bulgular: Çalışmaya OSAS tanısı olan 73 hasta alındı. PAP tedavisi öncesi ortalama saatlik uyku iğciği sayısı PAP tedavisi sonrası tekrar sayıldığında anlamlı artış saptandı.(288+-55 392+-40) Ayrıca uyku iğciği sayısı ile hasta yaşı arasında anlamlı korelasyon bulundu.(r :0.74 p<000) Tartışma: Uyku ve bellek arasında çok yönlü bir ilişki tanımlanmıştır. Uyku iğciklerinin aynı zamanda uyku kalitesinin bir belirteci olduğu düşünülmektedir. Uyku iğciği ile eşleşmiş beyin aktivitesi öğrenme bağımlı olarak artar. Öğrenme sonrası uyku iğciği amplitüdünde artış ve hipokampal aktivasyonunda artış izlenir. Bu artış özellikle topografik öğrenme sırasında oluşur. OSAS tanılı CPAP kullanan hastalar üzerinde yaptığımız çalışmamızda tedavi öncesi ile kıyaslandığında uyku iğciklerinin sayısında CPAP tedavisi sonrasında anlamlı artış saptandı. Genç hastalarda yaşlı hastalara göre uyku iğcik sayısının daha fazla olduğu gösterildi. Anahtar Kelimeler:Obstrüktif Uyku Apne Sendromu, PAP tedavisi, Uyku iğciği
Evde oksijen tedavisinin KOAH'lı hastalarda enerji metabolizması üzerine etkileri
Amaç: Kronik Obstrüktif Akciger Hastalıgı (KOAH), tam olarak geri dönüşlü olmayan hava akımı kısıtlanması ile karekterize, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. KOAH tanısı konularak poliklinik veya serviste yatarak takip ve tedavileri yapılan Evre 4 KOAH hastalarının uzun süreli oksijen tedavisinin metabolizma üzerinde etkileri araştırılıp oksijen tedavisinin faydası olup olmadığını araştırmayı planladık. Materyal-Metod: Çalışmaya KOAH tanılı ve ilk kez oksijen tedavisi başlanmış 19 hasta ((16/3) E/K) dahil edildi. Hastaya AKG ve SFT yapıldı. Hastalara tedavi öncesi ve sonrası en az 3 gün metabolik holter cihazı takıldı (SensWear). Holter verileri elektronik ortamına aktarıldı. Günlük ortalama verileri hesaplandı. Sonuç: Hastaların oksijen tedavi öncesi ve sonrası enerji tüketiminde anlamlı artış saptandı. (Tedavi öncesi; 1497±596, tedavi sonrası; 2977±5985, p=0. 044). Yine adım sayısı (Tedavi öncesi; 2056±2569 tedavi sonrası; 2120±1958, p=0. 03), istirahat süresi (Tedavi öncesi; 6.36±3. 31 tedavi sonrası; 3. 47±2. 19, p<0. 03), uyku süresinde (Tedavi öncesi; 4. 23±2. 13 tedavi sonrası; 2. 33±1. 42, p<0. 00) anlamlı fark saptandı. Tartışma: Solunum yetmezlikli KOAH?lılarda günlük enerji tüketimi diğer bir ifade ile enerji tüketimi artmıştır. Buna ek olarak hastaların hareketsiz kalma süreleri azalmış, fizik aktivite süreleri artmıştır. Bunların yanında uykuda geçen süreler azalmış, bu bir çelişki gibi görünse de hastaların kısa sürede effektif uyku uyudukları söylenebilir. Sonuç olarak ileri dönem KOAH?lı hastalarda oksijen tedavisi erken başlanmalı, tedaviye uyum artırılmalı ve teşvik edilmelidir. Oksijen tedavisi ile hipoksiye bağlı mortalite ve morbiditenin önüne geçilip, immobilizasyona sekonder gelişen komplikasyonlarında önüne geçilecektir.
Kronik obstruktif akciğer hastalığı olan hastalarda senesans ve hastalık şiddeti ile karotis damar değişiklikleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Senesans, kişinin homeostaz dengesinin progresif olarak bozulması sonucu hastalık veya ölüm riskinin artması durumudur. Her hücre bölünmesinde genetik bilginin değişmeden korunmasını sağlayan telomerler yaşlanmayla kısalır ve bu kısalmayı yavaşlatan enzim telomerazdır. Bu çalışmada, KOAH'da hücresel yaşlanma ile ilişkili serum telomeraz aktivitesi, inflamasyon belirteçleri, cilt elastikiyeti ve karotis kominis arterin intima-media kalınlığı araştırılmış, normal yaşlanma sürecinden olan farklılıkların tartışılması amaçlanmıştır. Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları polikliniğinde takip edilen ve onam formu alınan 44 KOAH (60.4±7.51) ve kontrol grubu olarak 42 olgu (57.9±8.23) çalışmaya dahil edildi. Çalışma grubundaki tüm olgulara solunum fonksiyon testi yapılarak SGRQ, CAT ve mMRC anketleri uygulandı. LDL, HDL, TSH, trigliserit, telomeraz, Nrf2, sürfaktan protein-D, ve Vitamin D düzeyleri için açlık kan örnekleri alınarak, Doppler USG ile arteria carotis communis'ten intima-media kalınlığı ölçümü yapıldı, MPA-5 deri elastikiyetini ölçen prob ile deri elastikiyet düzeyi ölçüldü. KOAH ve kontrol grubunda sırasıyla ortalama Nrf2 (4,84 pg/mL ve 13,77 pg/mL), sürfaktan protein-D (1908,64 pg/mL ve 1577,72 pg/mL), telomeraz (25,39 pg/mL ve 34,13 pg/mL) ve Vitamin D (31,98 ng/mL ve 54,26 ng/mL) olup, gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (telomeraz için p=0,007; SP-D, Nrf2 ve Vitamin D için p<0.01). Karotis kommunis arterden ölçülen intima-media KOAH'ta daha kalın bulundu (p=0,02). İki grup arasında cilt elastikiyet düzeyi, serum LDL, HDL, trigliserit, TSH anlamlı fark gözlenmedi. Sonuç olarak, yaşlanma ile ilişkili çalışmada değerlendirilen endotipik ve fenotipik özelliklerin benzer yaş gruplarına göre KOAH'ta daha belirgin olduğu, enflamasyon ve yaşlanma süreci arasındaki kısır döngünün hastalık sürecini daha da olumsuz etkileyebileceği düşünüldü.
Kronik obstrüktif akciğer hastalarına uygulanan progresif kas gevşeme ve derin soluk alıp verme egzersizinin dispne ve yorgunluk semptomları üzerine etkisi
Çalışma, KOAH hastalarına uygulanan progresif kas gevşeme egzersizleri ve derin soluk alıp verme egzersizlerinin, dispne ve yorgunluk semptomları üzerine etkisini incelemek amacıyla, müdahale çalışması olarak yapılmıştır. Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Gögüs Hastalıkları Ana Bilim Dalına bağlı olarak hizmet veren Göğüs hastalıkları takip polikliniğine başvuran, çalışma kriterlerine uygun olan ve GOLD evrelemesine göre KOAH tanısı alan 116 hasta ile tamamlanmıştır. Araştırma verileri; "Hasta Bilgi Formu", "KOAH ve Astım Yorgunluk Ölçeği", "Dispne-12 Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Ayrıca hastaların spirometri testi sonuçları; zorlu vital kapasite (FVC), birinci saniyedeki zorlu ekspiratuvar hacim (FEV1) ve FEV1/FVC değerleri ugulama öncesi ve sonrası değerledirildi. Çalışmanın başlangıcında hastalar yaş gurbu ve GOLD evresine göre randomizasyon yöntemiyle üç gruba ayrıldı. Bunlar: (I) Progresif kas gevşeme egzersizleri grubu (II) Derin soluk alıp verme egzersizleri grubu ve (III) Kontrol grubu'dur. Müdahale gruplarında bulunan her hastaya ilk görüşmede uygulamaları gereken egzersizler hasta ile bire bir yapılarak uygulamalı şekilde hastaya öğretildi. Veriler; Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro Wilk, Tekrarlı Ölçümler Varyans Analizi, Ki-kare testi ile incelendi. Çalışmanın sonunda; KOAH hastalarının "orta/şiddetli" düzeyde dispne ve yorgunluk yaşadığı, progresif kas gevşeme ve derin soluk alıp verme egzersizleri uygulamaları sonucu müdahale grubundaki bireylerin yorgunluk düzeyi ve dispne şiddetinin azaldığı, FEV1 ve FEV1/FVC değerlerinin arttığı yönünde istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Anahtar kelimeler: kronik obstrüktif akciğer hastalığı, progresif kas gevşeme egzersizleri, derin soluk alıp verme egzersizleri, dispne, yorgunluk.
KOAH'ın sigarayla ilişkili oksidatif stres patogenezinde NRF2/KEAP1 yolağının rolü
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) hava akım kısıtlanması ve artmış kronik inflamatuar yanıt ile karakterize yaygın bir akciğer hastalığıdır. Başta sigara olmak üzere, genetik ve çevresel birçok risk faktörü hastalık patogenezinde rol oynamaktadır. Çalışmamızın amacı KOAH'ın sigarayla ilişkili oksidatif stres patogenezinde Nrf2/Keap1 yolağının rolünün araştırılması, altta yatan patofizyolojinin daha net anlaşılması ve sigara ilişkili KOAH' ta yeni destekleyici belirteçlerin (Nrf2, Keap1, Gsk-3β, Malondialdehit, Peroksinitrit) kullanılıp kullanılmayacağının belirlenmesidir. Çalışmamıza kliniğimize başvuran 31 KOAH hastası, 31 sigara içicisi olup KOAH tanısı almamış olan kişiler ve 34 sigara içmeyen gönüllüler dahil edildi. KOAH hastalarının rutin kan tetkikleri yapıldı. KOAH hastaları ve sigara içen kişilere solunum fonksiyon testi yapıldı. Her üç grubun periferik venöz kan örneklerinde Nrf2, Keap-1, Gsk-3β, Peroksinitrit ve Malondialdehit çalışıldı. Analizlerde SPSS 22,0 Windows versiyon paket programı kullanıldı. Çalışmaya katılan KOAH hastaları, sigara içen kişiler ve sigara içmeyen gönüllüler arasında yapılan karşılaştırmada; Nrf2 düzeyi sigara içen kontrol grubunda diğer iki gruba göre anlamlı düzeyde düşük saptandı. Keap1 düzeyi KOAH grubunda her iki kontrol grubundan anlamlı düzeyde düşüktü. GSK-3β düzeyi KOAH grubunda daha yüksek düzeydeydi fakat bu fark istatistik olarak anlamlı değildi. KOAH hastaları aldıkları tedaviler yönünden değerlendirildiğinde LABA kullanan hastalarda ise peroksinitrit düşük saptandı (p=0,012). Peroksinitrit düzeyleri KOAH grubunda anlamlı düzeyde yüksekti. Verilerimiz Nrf2, Keap1, Gsk-3β, MDA düzeyleri ile KOAH ve sigara kullanımı arasında anlamlı ilişki olmadığını göstermektedir. KOAH'ın sigarayla ilişkili oksidatif stres patogenezinin açıklanmasında daha geniş çaplı araştırmalara ihtiyaç vardır.
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan bireylerde serum magnezyum düzeyleri ve kardiyak komorbid hastalıkların üzerindeki etkisi
Kronik Obstriktif Akciğer Hastalığı (KOAH) kronik inflamasyon sonucu solunum yolunda hava akışını bozan ve sistemik yan etkilere sebep olan ilerleyici akciğer hastalığıdır. KOAH varlığında hiperekspande amfizematöz akciğerlerin varlığı ve hipoksik pulmoner vazokonstriksiyonun kalbin sağ tarafına uzun süreli etkileri pulmoner hipertansiyona ve daha sonra sağ atriyal, sağ ventrikül hipertrofisine yol açarak EKG değişimlerine ve kardiyak komorbiditelere neden olur. Magnezyum (Mg) elektrolitlerin iletilmesinde rol oynayan, hücre membran potansiyelini değiştirebilen bir iyondur ve ayrıca bronkodilatatör etkisi ile akciğer fonksiyonlarında iyileşme gösteren Mg, günümüzde KOAH için tanı, tetkik ve tedavi yönergelerinde bulunmamaktadır. Bu çalışmada evre 3 (%30 ≤FEV1<%50) ve evre 4 (FEV1<%30 veya FEV1<%50 ve kronik solunum yetmezliği) KOAH ile sağlıklı gönüllülerden hemogram, biyokimya, kardiyak enzimler ve EKG alınmıştır. KOAH olanlarda fosfor, laktat dehidrogenaz, total kolesterol, kırmızı hücre dağılım genişliği, ortalama trombosit hacmi, vitamin B12, antistroptolizin O, tiroid uyarıcı hormon, sedimentasyon, kütle CK-MB, troponin ile kalp atım hızı, V1'de P amplitüdü, QTc Mesafesi, V1'de R amplitüdü, V6'de S amplitüdü, V1'de R/S oranı, P dalga aksı sağlıklı gönüllülere göre anlamlı yüksek ve kreatinin, glomerular filtrasyon hızı, Mg, aspartat aminotransferaz, alanin aminotransferaz, total protein, albümin, hemoglobin, hematokrit, ortalama eritrosit hemoglobin konsantrasyonu, demir, total demir bağlama kapasitesi, serbest T3, QRS amplitüdü, V1'de S amplitüdü, V6'de R amplitüdü, V6'de R/S oranı anlamlı düşüktü. KOAH olanlarda hipertansiyon ve hiperlipideminin KVH için risk faktörü olduğu görüldü. Mg seviyesinin KOAH olanlarda <2 mg/dl olduğu, ayrıca troponin ve kütle CK-MB değerleri ile korelasyonu olmadığı; bu nedenle Mg seviyelerindeki değişimlerin KVH oluşma riskini arttırmadığı söylenebilir.
Kronik obstrüktif akciğer hastalığında inspiratuar kas eğitiminin dispne nedeniyle hareket korkusuna etkisinin değerlendirilmesi
Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH)'nda solunum kas zayıflığı görülmekle birlikte bu durum; dispne, fiziksel inaktivite, egzersiz kapasitesinde azalma ve yaşam kalitesinde bozulmaya neden olmaktadır. Dispne, kişinin nefes almada yaşadığı zorluk olarak tanımlanır. KOAH hastaları, kendilerine dispne yaşatan aktivitelerden kaçınır veya aktivitenin hızını azaltarak kompanse eder. Sonuçta, dispne nedeniyle hareket korkusu oluşur. Çalışmamızda KOAH hastalarında inspiratuar kas eğitminin dispne nedeniyle hareket korkusuna etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza, Bezmialem Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı'nda KOAH tanısıyla takip edilen Bezmialem Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü, Pulmoner Rehabilitasyon Laboratuarına yönlendirilen 40 hasta gönüllülük esasına göre dahil edildi. Tüm katılımcılara, demografik değerlendirme formu, 6 dakika yürüme testi (6DYT), solunum kas kuvveti ölçümü, Nefes Darlığı İnançları Anketi (Breathlessness Beliefs Questionnaire-BBQ), Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası (HADS), Saint George's Solunum Anketi (SGRQ), KOAH Değerlendirme Testi (CAT) inspiratuar kas eğitimi programından önce ve sonra uygulandı. Katılımcılar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Eğitim grubunda inspiratuar kas eğitimi sekiz hafta boyunca ağız içi inspiratuar basınç ölçümünün (Mouth Inspiratory Pressure-MIP) % 30'unda, haftada en az beş gün, günde iki defa 15'er dakika uygulandı. Hastalar haftada bir kontrole geldi, MIP değerleri yeniden ölçülerek yeni değerin % 30'unda yeni eğitim şiddeti belirlendi. Kontrol grubuna ise sekiz hafta boyunca MIP'in % 15'inde, haftada en az beş gün, günde iki defa 15'er dakika sabit bir eğitim uygulandı. Kontrol grubu hastalarının da haftalık ağız içi basınç ölçümü takipleri yapıldı. Solunum kas kuvveti ölçümünde kullanılan kauçuk ağızlıklar ve inspiratuar kas eğitiminde kullanılan Threshold-IMT cihazları için Bezmialem Vakıf Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar ve Projeler (BAP) biriminin desteğinden yararlanılmıştır. İstatistiksel analizler SPSS paket programıyla yapıldı. Ölçümle belirtilen değişkenler için ortalama±standart sapma (X±SS); sayımla belirtilen değişkenler için yüzde (%) değeri hesaplandı. Aynı grubun ölçümle belirlenen eğitim öncesi ve sonrası değerlerinin karşılatırılmasında t testi, eğer veriler normal dağılıma uygun değil ise Wilcoxon eşleştirilmiş iki örnek testi kullanıldı. Eğitim ve kontrol grubunun ölçümle belirlenen değerlerinin karşılaştırılmasında t testi, eğer veriler normal dağılıma uygun değil ise, Mann Whitney u testi kullanıldı. Sayımla belirlenen değişkenlerin analizi Ki-kare testi kullanılarak yapıldı. Sonuçlarda, anlamlılık düzeyi p˂0.05 olarak belirlendi. Her iki gruptaki hastaların demografik özellikleri ve inspiratuar kas eğitimi öncesi sonuç ölçümleri benzerdi. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Eğitim grubundaki hastaların, eğitim öncesi ve sonrası değerlendirilen birinci saniyedeki zorlu ekspiratuar volüm (FEV₁), zorlu vital kapasite (FVC), birinci saniyedeki zorlu ekspiratuar volümün zorlu vital kapasiteye oranı (FEV₁/FVC), MIP, ağız içi ekspiratuar basınç ölçümü (Mouth Expiratory Pressure-MEP), 6DYT mesafesi, HADS, SGRQ, CAT ve BBQ sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. Kontrol grubundaki hastaların, eğitim öncesi ve sonrası değerlendirilen MIP, MEP, SGRQ (aktivite), CAT, BBQ sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunurken FEV₁, FVC, FEV₁/FVC, 6DYT mesafesi, HADS, SGRQ (semptom,etki, toplam) arasında anlamlı fark bulunmadı. Eğitim öncesi ve sonrası sonuç ölçümlerinde oluşan fark değeri gruplar arasında karşılaştırıldığında, tüm sonuç ölçümlerinde eğitim grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. Çalışmamız sonucunda inspiratuar kas eğitimi ile; MIP ve MEP değerleri arttı, 6DYT mesafesi arttı, HADS ile değerlendirilen anksiyete ve depresyon düzeyi azaldı, SGRQ ile değerlendirilen hastalığa özgü yaşam kalitesi ve CAT ile değerlendirilen semptoma özgü yaşam kalitesi düzeyi iyileşti. Ayrıca, çalışmamızın ana amacı olan BBQ ile değerlendirilen dispne nedeniyle hareket korkusu azaldı. Sonuç olarak, çalışmamız KOAH hastalarında inspiratuar kas eğitiminin literatürde yer alan mevcut yararlılıklarını desteklemenin yanı sıra, dispne nedeniyle hareket korkusu üzerine olumlu etkisini ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Hareket korkusu, dispne, inspiratuar kas eğitimi, KOAH
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) olan hastalarda yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin solunum, denge ve kognitif fonksiyonlar, solunum ve periferik kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH); tüm dünyada yüksek mortalite ve morbiditenin başlıca nedenlerinden biri olan; ilerleyici ve geri dönüşümsüz hava akımı kısıtlanması ile karakterize yaygın, tedavi edilebilir ve önlenebilir ve solunum sistemi etkilenimi dışında sistemik etkilere de sahip bir hastalıktır. Hastalarda artan solunum iş yükü ve azalan solunum fonksiyonları, solunum ve periferik kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite egzersiz intolerasına neden olan önemli faktörlerdir. Ayrıca; KOAH'lı hastalarda görülen akciğer dışı diğer problemler dengenin ve kognitif fonksiyonların etkilenmesidir. Kılavuzlarda; hastalığın yönetimi için multidisipliner pulmoner rehabilitasyon (PR) programlarının önemi vurgulanmaktadır ve bireyselleştirilmiş egzersiz eğitimi bu programların temel bir bileşenidir. Literatürde; KOAH'lı hastalarda geleneksel egzersiz eğitim programlarının yararlı etkilerini gösteren birçok çalışma bulunmasına rağmen hastaların bu programlara katılım ve devamlılık oranlarının düşük olduğu bildirilmektedir. Hastaların egzersiz programına uyumunu ve motivasyonunu artırmak için alternatif ve yenilikçi bir yaklaşım olan yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin potansiyel yararları literatürde gösterilmiş olmasına rağmen KOAH'lı hastalarda egzersiz eğitim yöntemi olarak yaratıcı dansın kullanıldığı herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle; yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin solunum, denge ve kognitif fonksiyonlar, solunum ve periferik kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite üzerine etkilerini araştırmak amacıyla bu çalışmayı planladık. Çalışmamıza, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı'nda KOAH tanısı ile takip edilen, dahil edilme kriterlerine uyan ve gönüllülük esası ile çalışmaya katılmayı kabul eden 24 hasta dahil edildi. Hastalar deney ve kontrol olarak iki gruba randomize edildi. Tüm hastaların vücut kompozisyonu, solunum fonksiyon testi , "Modifiye Medical Research Council" Dispne Skalası, KOAH Değerlendirme Testi (CAT), BODE indeksi, "Biodex Balance System®" (BBS) cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duyusal entegrasyonu testleri, Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MoCA), solunum kas kuvveti, altı dakika yürüme testi (6DYT) ve periferik kas gücü ölçümleri yapıldı. Deney ve kontrol grubundaki tüm hastalara 8 hafta boyunca, haftada 5 gün, günde 2 kere olacak şekilde diyafragmatik, göğüs ve bilateral segmental solunum egzersizleri, insentif spirometre (Triflo®), solunum kontrolü, gevşeme pozisyonları ve etkili öksürük tekniklerinin öğretildiği ve fiziksel aktivite önerilerini içeren ev temelli göğüs fizyoterapisi programı verildi. Deney grubundaki hastalara bu programa ek olarak Pulmoner Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Laboratuvarı'mızda gözetimli olarak 8 hafta, haftada 2 gün yaratıcı dans eğitmenlik eğitimi alan fizyoterapist eşliğinde yaratıcı dans temelli egzersiz eğitim programı uygulandı. Tüm değerlendirmeler sekiz haftanın sonunda tekrar edildi. Veri analizi için SPSS v.26 programı kullanıldı. Shapiro-Wilk testi verilerin normal dağılım gösterip göstermediğini analiz etmek için kullanıldı. χ2-testi ile niteliksel değişkenlerin analizi yorumlandı. Normal dağılım gösteren sayısal verilerde grup içi karşılaştırmalarda: Paired Sample T-test, gruplar arası karşılaştırmalarda Independent Samples T-test kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen veya ordinal verilerde grup içi karşılaştırmalarda Wilcoxon testi; gruplar arası karşılaştırmalarda Mann Whitney U testi kullanıldı. Tüm analizler için istatistiksel olarak anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Sekiz haftalık eğitim sonrasında deney grubunda; CAT, BODE indeks ve MoCA skorlarında, solunum fonksiyon testinin tüm hem ölçülen değerlerinde hem de beklenen değerlerin yüzdesinde, maksimum inspiratuar ve ekspiratuar basınç (MIP-MEP) ölçümlerinde, sağ ve sol taraf M. Quadriceps ve M. Biceps kas kuvvetinde ve dominant ve non-dominant taraf kavrama kuvvetinde, 6DYT mesafesinde, BBS'nin postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişme elde edildi. Kontrol grubunda ise; CAT, BODE indeks ve MoCA skorlarında, MIP ve MEP ölçümlerinde, 6DYT mesafesinde, BBS cihazının postüral stabilite testinin sadece "medial/lateral" değerinde ve stabilite limitleri testinin sadece "geriye/sola" değerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişme elde edildi. Testlerin gruplar arası karşılaştırmalarında; deney grubunda CAT ve MoCA test skorunda, solunum fonksiyonunun değerlendirildiği tüm parametrelerde, MEP değerinde, periferik kas kuvvetinin değerlendirildiği tüm parametrelerde, 6DYT mesafesinde, BBS cihazının postüral stabilite ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm parametrelerinde, stabilite limitleri testinin ise sağa, öne/sola ve geriye/sola değerleri dışındaki tüm parametlerinde deney grubunda kontrol grubuna kıyasla meydana gelen artış daha yüksek bulundu. Sonuç olarak; KOAH hastalarında uygulanan yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin, motivasyonu ve katılım oranını artıran eğlenceli ve ilgi çekici bir yaklaşım olmasından dolayı geleneksel egzersiz eğitimine alternatif olarak seçilebileceğini düşünüyoruz. Ek olarak egzersiz çeşitliliğine sahip olması ve ekipman gerektirmemesi yaratıcı dans temelli egzersiz eğitiminin bir aerobik egzersiz eğitim yöntemi olarak tercih edilebilir olduğunu göstermektedir.
COVID-19 pandemi sürecinde KOAH hastalarının öz bakım yönetimi ve ilişkili faktörler
Bu araştırma, COVID-19 pandemi sürecinde KOAH hastalarının öz-bakım yönetimi ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla kesitsel bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma Temmuz 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında İstanbul'da iki devlet hastanesinin göğüs hastalıkları servisleri ve iki göğüs hastalıkları hastanesinin servislerinde yatan 173 KOAH tanılı hasta ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında Sosyodemografik Özellikler ve Hastalık Bilgi Formu, Kronik Hastalıklarda Öz-Bakim Yönetimi Ölçeği (SCMP-G) ve KOAH Değerlendirme Testi (CAT) kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel analizler (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma), Student-t testi, Tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan KOAH hastalarının yaş ortalaması 49,20±10,25 olup, %59'u erkek, %30,6'sı ilköğretim mezunu, %53,2'si evli, %61,8'inin gelir durumu ortadır. Hastaların KOAH tanı süresi 10,33±6,96 yıl olup, KOAH nedeniyle hastaneye yatma sayısı ortalama 3,92±2,66, KOAH nedeniyle acile başvurma sayısı ortalama 1,48±0,61'dir. KOAH hastaların %17,9'unun COVID-19 geçirdiği belirlendi. KOAH hastalarının CAT puan ortalaması 26,51±4,12, Kronik Hastalıklarda Öz-bakım Yönetimi Ölçeği Öz koruma alt boyutu puan ortalaması 66,63±5,39, Sosyal Koruma alt boyutu puan ortalaması 17,12±5,48 ve Kronik Hastalıklarda Öz-bakım Yönetimi Ölçeği toplam puan ortalaması 52,61±14,00 bulundu. Araştırmada CAT puan ortalaması 65 yaş üstü hastaların, eğitim düzeyi düşük hastaların, evlilerin, geniş aile ve parçalanmış aile yapısında olan, çalışmayanların köyde yaşayan, ruhsal hastalığı olan, pnömokok aşısı yaptıran, COVID-19 geçiren, KOAH dışı kronik hastalığı olan, pandemide sağlık kontrolüne gitmeyen, fiziksel aktivite yapmayan, 4-5 saat uyuyan, uyku problemi olan hastaların daha yüksek bulundu (p<0,05). Araştırmada 65 yaş ve üstü hastaların 65 yaş ve altında olan hastalara göre Sosyal Koruma alt boyut puan ortalaması yüksek, Öz Koruma alt boyut puan ortalaması düşük bulundu. Ortaokul, lise ve üniversite mezunu olan KOAH'lı hastaların Öz Koruma alt boyut puan ortalaması, okuryazar olmayan ve okur yazar hastalara göre yüksek bulundu. Okur yazar olmayan ya da okur yazar olan hastaların Sosyal Koruma alt boyut puan ortalaması diğer hastalara daha yüksek bulundu. Çekirdek aile tipindeki KOAH lı hastaların Öz Koruma alt boyut puan ortalaması diğer hastalara göre yüksek bulundu. Yaşamlarının çoğunu şehirde geçirmiş olan hastaların Öz Koruma alt boyut puan ortalaması diğer hastalara göre yüksek bulundu. Pnömokok aşısı yaptıran KOAH hastalarının Sosyal Koruma alt boyut puan ortalaması, pnömökok aşısı yaptırmayanlara göre yüksek bulundu. Pandemide hastane kontrolüne giden hastaların Öz Koruma alt boyut puan ortalaması daha yüksek bulundu. Fiziksel aktivite yapan hastaların yapmayanlara göre Öz Koruma alt boyut puan ortalaması ve Sosyal Koruma alt boyut puan ortalaması düşük bulundu. Günlük 4-5 saat uyuyan hastaların Sosyal Koruma alt boyut puan ortalaması, 7-8 saat uyuyan hastalara göre yüksek bulundu. Sigara içip bırakan ve hiç içmemiş hastaların Sosyal Koruma alt boyut puan ortalaması, sigaran içen hastalara göre yüksek bulundu. Hastaların KOAH evresi arttıkça CAT puanında arttığı belirlendi. CAT ile Öz Koruma alt boyutu arasında negatif yönde çok zayıf ilişki, Sosyal Koruma alt boyutu arasında pozitif yönde zayıf ilişki bulundu. CAT ile Öz Koruma alt boyutu arasında negatif yönde çok zayıf ilişki, Sosyal Koruma alt boyutu arasında pozitif yönde zayıf ilişki bulunuldu (p<0,05). Araştırmada çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre hastanın yaşının, pandemide sağlık kontrolüne gitme durumunun ve aile tipinin kronik hastalık öz-bakım yönetimi Öz Koruma alt boyutunun anlamlı belirleyicileri olduğu belirlendi (R²=0,152, p<0,001). Çekirdek aile yapısında olanların ve pandemide sağlık kontrolüne gidenlerin öz koruması daha yüksektir. Hastanın yaşı yükseldikçe öz koruması azalmaktadır. Çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre CAT puanının, pandemide sağlık kontrolüne gitme durumunun, sigara kullanımının ve KOAH dışı kronik hastalık olma durumunun kronik hastalık öz-bakım yönetimi Sosyal Koruma alt boyutunun anlamlı belirleyicileri olduğu belirlendi (R²=0,226, p<0,001). Pandemide sağlık kontrolüne gidenlerin, KOAH hastalık şiddeti yüksek olanların ve KOAH dışı kronik hastalığı olanların sosyal koruması daha yüksektir. Sigara kullananların sosyal koruması daha düşüktür. Çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre pandemide sağlık kontrolüne gitme ve CAT puanının kronik hastalık öz-bakım yönetiminin anlamlı belirleyicileri olduğu belirlendi (R²=0,080; p<0,001). Pandemide sağlık kontrolüne giden ve KOAH hastalık şiddeti yüksek olanların kronik hastalık öz-bakım yönetimi daha yüksektir. Anahtar Kelimeler: COVID-19 pandemisi, KOAH, Kronik Hastalıklarda Öz-bakım Yönetimi, KOAH Değerlendirme Testi.
KOAH'lı bireylerde öğrendiğini anlat yöntemi ile yapılan eğitimin inhaler ilaç uyumuna etkisi
Bu çalışma KOAH tanısı almış ve inhaler ilaç kullanan hastalara Öğrendiğini Anlat Yöntemi ile yapılan eğitimin inhaler ilaç uyumunu değerlendirmek amacı ile ön test son test kontrollü randomize deneysel müdahale ile yapılmış bir çalışmadır. Çalışma örneklemini Ankara Bilkent Şehir Hastanesinin Göğüs hastalıkları ve Dâhiliye polikliniklerine başvuran araştırma kriterlerine uyan 172 hasta oluşturmaktadır. Araştırma 01.02.2023- 30.04.2023 tarihlerinde Sosyodemografik Veri Formu, İnhaler İlaç Kullanım Beceri Çizelgesi ve Morisky Uyum Ölçeği kullanılarak yapılmıştır. Veriler IBM SPSS Statistics V23 ve AMOS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Anlamlılık düzeyi p < 0,05 kabul edilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin %57'si erkek ve %43'ü kadın, %49,99'unun yaşları 61-78 yaş arasında ve %84,9'u şu anda çalışmadığını belirtiyor. Hastaların %27,9'u KOAH tanısını 5-10 yıl içinde almış, %39'u inhaler ilaçlarını rutin kullandığını, %29,7'si 1-5 yıldır inhaler ilaç kullandığını, %53,5'i daha önceden inhaler ilaç kullandığını , %41,9'u doktorun önerisi ile inhaler ilacını değiştirdiğini bildirmiştir. Ölçülü doz inhaler, Diskus ve İnhalasyon kapsülü kullanımında Ön Testten Son Teste istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmektedir (p<0,05). Katılımcıların hepsinin ön testten son teste ortalama puanlarının arttığı görülmektedir. Easyhaler ve Turbuhaler kullanımı ölçeğinden aldığı ortalama puanların arttığı görülmektedir. Bu aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Morisky-8 Tedaviye Uyum Ölçeğine verilen cevaplarda Ön Testten Son Teste istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmektedir (p<0,05). Sonuç olarak İnhaler ilaç kullanan hastalara Öğrendiğini Anlat Yöntemi ile inhaler ilaç eğitimi verilebileceği görülmektedir.
İnhaler uyum ölçeği'nin psikometrik özellikleri; geçerlilik ve güvenirlik çalışması
Bu araştırma, KOAH'lı bireylerin inhaler cihaz uyumunun değerlendirilmesi ve İnhaler Uyum Ölçeği'nin psikometrik özellikleri-geçerlilik ve güvenirlik çalışması yapılarak Türkçeye uyarlanması amacıyla analitik türde yapılan bir çalışmadır. Çalışma Şubat-Nisan 2022 tarihlerinde Çankırı Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Polikliniğine başvuran toplam 300 KOAH hastası ile yapılmıştır. Çalışma da veriler Sosyodemografik Anket Formu, İlaç Uyum Bildirim Ölçeği ve İnhaler Uyum Ölçeği kullanılarak hastalar ile yüz yüze görüşme yoluyla toplanmıştır. Çalışmada etik kurul onayı, kurum izni ve bireylerden sözlü gönüllülük onayı alınmıştır. Çalışmaya kabul edilen KOAH'lı bireylerin anket sorularını cevaplaması istenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde Histegram ve Olasılık Grafikleri, Kolmogorov, Smirnow/Shapiro-Wilk Testleri kullanılarak parametrik ya da non-parametrik testler ile analiz yapılmıştır. İnhaler Uyum Anketi'nin Türkçeye uyarlanması, dil ve kapsam geçerliliği , test-tekrar test güvenilirliği, iç tutarlılık ve yapı geçerliliği aşamaları tamamlanarak sağlanmıştır. Çalışma sonucunda araştırmada kullanılan ilaç uyum bildirim ölçeği ve inhaler uyum bildirim ölçeği ile elde edilen bulgulara bakıldığında kolerasyon analizi sonucu iki ölçek arasında pozitif yönlü güçlü bir ilişki olduğu belirlenmiştir. KOAH'lı bireyler de inhaler cihaza olan uyumun ileri yaş, erkek cinsiyet, eğitim düzeyinin düşük, gelir durumunun az olması durumlarında daha az olduğu belirlenmiştir. İnhaler cihaza olan uyumun arttırılması için doğru eğitimin verilmesi ve verilen bu eğitimin düzenli aralıklarla tekrarlanarak inhaler ilaçların kötüye ve yanlış kullanımı önlenmelidir. Çalışmada inhaler uyum anketinin Türkçe'ye uyarlamasının yapılması hedeflenmiştir ve yapılan analizler sonucunda anketin güvenirlik-geçerlilik değerleri iyi olarak hesaplanmıştır. Ölçeğin kullanıma uygun olduğu belirlenmiştir. Gelecekte yapılacak olan araştırmalarda ölçeğin kullanılması önerilmektedir.
KOAH'lı hastalarda komorbiditeler ile sistemik inflamasyon arasındaki ilişki
Amaç: Son yıllarda KOAH'la ilişkili komorbiditelerin hastalık morbidite ve mortalitesi üzerindeki etkileri daha iyi anlaşılmıştır. Fakat komorbiditelerin oluşumunda, sistemik inflamasyonun rolü ve mekanizması konusundaki tartışmalar sürmektedir. Bu çalışmada KOAH'da komorbiditeler ile sistemik inflamasyon arasındaki ilişkinin araştırılması ve böylece bu hastalıklardaki sistemik inflamasyonun niteliği hakkında daha kapsamlı bilgi edinilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Şubat 2010-Temmuz 2010 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Göğüs Hastalıkları polikliniğine başvuran, klinik olarak KOAH düşünülen ve solunum fonksiyon testi ile GOLD 2009'a göre KOAH tanısı konulan 40 yaş üzeri, halen sigara içen veya bırakmış 50 stabil hasta ve benzer yaş ve cinsiyete sahip 42 sağlıklı yetişkinde, komorbiditeler, sistemik ve yerel inflamasyon belirteçleri incelendi. Sistemik inflamasyon belirteçleri (CRP, fibrinojen, AAT, TNF-?, sTNF-R, IL-1, IL-6, IL-8, nötrofil, lenfosit, eozinofil) için venöz kan örneği incelemesi, yerel inflamasyon belirteçleri (TNF-?, IL-6, nötrofil, lenfosit, eozinofil) için indükte balgam örneği incelemesi yapıldı.Bulgular: Yapılan tetkiklerle, KOAH'lı hastaların %80'inde, kontrol grubunun ise %47,6'sında en az bir komorbidite saptandı. Bu komorbiditelerden depresyon, kaşeksi, pulmoner hipertansiyon ve koroner arter hastalığı prevelansının KOAH'lı hastalarda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu gösterildi. KOAH'lı hastalarda serum ortalama IL-6 düzeyi ve periferik yaymada ortalama eozinofil yüzdesi dışındaki tüm serum ve balgam inflamatuar belirteçleri, kontrol grubuna göre istatiksel anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Buna ek olarak KOAH'lı hastalarda serum ortalama TNF-? ve IL-8 düzeyinin komorbidite varlığı ile ilişkili olduğu ve saptanan komorbiditelerden anksiete, depresyon, anemi, KAH, osteoporoz ve metabolik sendromun bir ya da birkaç sistemik inflamatuar belirteçle ilişkili olduğu saptandı.Sonuç: Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, KOAH'da gözlenen komorbiditeler, sistemik inflamasyon ile yakından ilişkilidir. Elde edilen bulgular, yerel inflamasyon ve sistemik inflamasyon arasında yakın bir ilişki bulunduğunu düşündürmekte, yerel ve sistemik inflamasyonun farklı mekanizmalarla geliştiği veya yerel inflamasyonun sistemik inflamasyondan daha önce geliştiği tezlerini desteklememektedir.Anahtar Sözcükler: KOAH, komorbidite, sistemik inflamasyon
Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) olan kişilerde TNF alfa ve TGF beta gen polimorfizmleri
KOAH; önemli bazı akciğer dışı etkileri olan, tam olarak geri dönüşümlü olmayan hava akımı kısıtlaması ile karakterize, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır.KOAH gelişiminde genetik risk faktörleri ile ilgili çeşitli araştırmalar yapılmış olup bunlar en çok TNF alfa ve TGF beta polimorfizmlerini kapsayan çalışmalardır. Her ne kadar bu çalışmalarda KOAH ile bu genlerin polimorfizmlerinin ilişkili olduğu düşünülsede genel olarak bu çalışmaların sonuçları çelişkilidir. Bizde bu bağlamda, bölgemizde ki KOAH vakalarının bu genler açısından polimorfizmlerinin değerlendirilmesini amaçladık.Çalışmamıza 83 KOAH'lı, 35 kontrol dahil edilmiş olup; KOAH ile tümör nekrozis faktör alfa (TNF-?) G-308A promotor polimorfizmi, transorme edici büyüme faktörü beta (TGF-ß) C-509T promotor polimorfizmi ve TGF- ß T869C polimorfizmleri arasındaki ilişki PZR-RFLP yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Ayrıca bu polimorfizmlere genotip dağılımları ve allel frekanslarının hasta ve kontrol grubunda dağılımları incelenmiştir.Çalışmamız sonuçlarına göre hasta ve kontrol grubu genotip frekansları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p değerleri sırasıyla; 0.343, 0.096, 0.207). Hasta ve kontrol grubu allel frekansları karşılaştırıldığında da anlamlı bir fark elde edilememiştir (p değerleri sırasıyla 0.470, 0.071, 0.110).Sonuç olarak Türk toplumu için ilk olan bu çalışmamızda adı geçen polimorfizmler ile KOAH arasında bir ilişki saptanamamıştır.
KOAH'da vitamin D'nin rolü
ÖZETAmaç: Bu çalışmada KOAH'lı hastalarda vitamin D düzeyi ve vitamin D eksikliğinin, KOAH gelişimi ve akciğer fonksiyonları ile ilişkisini araştırmak amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Temmuz 2011- Ekim 2011 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Göğüs Hastalıkları polikliniğine başvuran, klinik olarak KOAH düşünülen ve solunum fonksiyon testi ile GOLD kriterlerine göre KOAH tanısı konulan 40 yaş üzeri, halen sigara içen veya bırakmış 86 stabil hasta ile benzer yaş ve cinsiyete sahip sigara içen veya bırakmış 72 sağlıklı yetişkinden oluşan kontrol grubu karşılaştırılmıştır. Çalışmaya katılan hasta ve kontrol grubundaki kişilerden onam formu alındıktan sonra, bir anket formu ile katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, semptomları ve medikal öyküleri sorgulanmıştır. Vitamin D düzeyini değerlendirmek amacıyla, serum 25(OH)D3 ile beraber serum albümin, parathormon, kalsitonin, fosfor, kalsiyum değerlerini içeren biyokimyasal değerlendirme yapılmıştır.Bulgular: Serum ortalama vitamin D düzeyi, KOAH'lı hastalarda (24,2±9,9 ng/mL), kontrol grubundan (30,8±8,3 ng/mL) anlamlı boyutta daha düşüktür (p<0,001). KOAH'lı hastalarda (% 39,5) vitamin D eksikliğinin (?20 ng/mL), kontrol grubundan (% 5,6) daha yaygın olduğu saptanmıştır (p<0,001). KOAH'lı hastalarda vitamin D düzeyini etkileyen bağımsız faktörleri belirlemek amacıyla yapılan lineer regresyon analizinde (yaş, cinsiyet, VKİ ve sigara içme yoğunluğuna göre standardize edilmiştir) FEV1 düzeyinin vitamin D düzeyini belirleyen bağımsız bir faktör olduğu saptanmıştır (beta=0,286 p=0,007).KOAH'lı hastalarda, hastalık şiddetinin vitamin D eksikliğinin üzerine etkisini gösteren çok değişkenli lojistik regresyon analizinde; (yaş, cinsiyet, VKİ ve sigara içme öyküsüne göre standardize edilmiştir), Evre 1-2 KOAH referans alındığında, Evre 3-4 KOAH'da vitamin D eksikliği riski 2,8 kat artmaktadır (OR:2,8, p=0,024). Yeni GOLD sınıflamasına göre (yaş, cinsiyet, VKİ ve sigara içme öyküsüne göre standardize edilmiştir) A grubu referans alındığında, D grubunda, vitamin D eksikliği riski 4,83 artmaktadır (OR:4,83, p=0,003). Buna ek olarak, vitamin D'nin sigaranın akciğer fonksiyonları üzerindeki etkilerini azalttığı gösterilmiştir.Sonuç: Bu çalışmada sağlıklı yetişkinlerle karşılaştırıldığında, KOAH'lı hastalarda serum ortalama vitamin D düzeylerinin daha düşük, vitamin D eksikliğinin daha yaygın olduğu görülmüştür ve KOAH şiddeti arttıkça vitamin D eksikliğinin arttığı gösterilmiştir. Buna ek olarak vitamin D'nin, sigaranın akciğer fonksiyonları üzerindeki etkilerini azalttığı saptanmıştır. Ancak şu an için KOAH'da akciğer fonksiyonlarının birincil ve ikincil korumasında vitamin D eksikliği tedavisinin kullanımı için, uzun takipli randomize kontrollü çalışmalara gereksinim duyulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Akciğer fonksiyonları, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), Vitamin D.
Akut KOAH alevlenmesi ile acil servise başvuran hastalarda serum copeptin ve galectin 3 düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Acil servislerde Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) akut alevlenmelerinin tanı, ayırıcı tanısı ve şiddetini anlamada kullanılabilecek biyokimyasal parametrelerin azlığı önemli klinik sorunlardan biridir. Bu çalışma ile KOAH akut alevlenme ile acil servislere başvuran hastalarda hastalığın tanısı ve şiddetini belirlemede Copeptin ve Galektin-3'ün belirleyici bir değeri olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya 01/11/2018 - 30/06/2019 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Acil polikliniğine KOAH alevlenme ile başvuran 85 hasta dahil edildi. Hastalar GOLD sınıflandırmasına göre sınıflandırıldı. 4 hasta grubu ve 1 kontrol grubu olmak üzere toplam 5 grup oluşturuldu. Gruplardan alınan venöz kan örneklerinden Copeptin ve Galectin-3 düzeyleri ölçüldü. Veriler SPSS versiyon 20.0 kullanılarak değerlendirildi. P<0.05 olan değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Copeptin düzeyleri GOLD 1, GOLD 2, GOLD 3 ve GOLD 4 hasta gruplarında istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,001). Kontrol grubunda anlamlı fark saptanmadı (p=0,667). Galektin-3 düzeyleri GOLD 1, GOLD 2, GOLD 3, GOLD 4 gruplarında istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,001). Kontrol grubunda anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). C Reaktif Protein ve WBC değerleri, GOLD 4 grubunda istatistiksel olarak anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0,001). GOLD 1 grubunda ve kontrol grubunda istatistiksel olarak anlamlı olarak düşük bulundu (p<0,001). PH düzeyleri GOLD3 ve GOLD 4 gruplarında istatiksel olarak anlamlı derecede düşük saptandı (p<0,001). PCO2 düzeyi GOLD 4 grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptandı (p<0,001). PCO2 düzeyi GOLD 1 ve kontrol gruplarında istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu (p<0,001). Sonuç: Akut KOAH alevlemesi acil servislere sık başvuran, yüksek mortalite ve morbiditeye sahip olan bir hastalıktır. Acil servise başvuran Akut KOAH alevlenmesi olan hastalarda hastalığın şiddetini erken tanımlamak, hastalığın prognozunu iyileştirmektedir. Çalışmamız bildiğimiz kadarıyla literatürde Copeptin ve Galectin-3 düzeylerini akut KOAH alevlenmesi olan hastalarda beraber değerlendiren ilk çalışma olma özelliğini taşımaktadır. Çalışmamızın sonuçlarına göre, bu hasta grubuna acil servislerde tanı koymak ve hastalığın şiddetini belirlemek için geçen süre kısaltılabilir. Hastalara istenen gereksiz tetkik sayısı azaltılarak tedavi maliyeti düşürülebilir. Erken hastane yatışları gerçekleştirilerek tedavileri hızlı bir şekilde başlanabilir. Bu sayede hastaların acil servislerde kalma süreleri azaltılabilir ve uygunsuz taburculukların önüne geçilebilir. Akut KOAH alevlemesi olan hastalara yaklaşımda çalışmamız ve yapılacak benzeri çalışmaların sonuçlarına göre mevcut tanı ve tedavi kılavuzları yeniden düzenlenebilir. Bu konuda daha ileri çalışmalara gereksinim vardır. Anahtar kelimeler: KOAH, Copeptin, Galectin -3, Akut KOAH alevlenmesi
KOAH'da sistemik inflamasyon-vitamin D ilişkisi
Giriş ve Amaç: Vitamin D eksikliğinin pek çok kronik hastalıkta sistemik inflamasyonla ilişkisi gösterilmiş olmakla birlikte günümüzde Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı?nda (KOAH) sistemik inflamasyon ile vitamin D ilişkisi henüz bilinmemektedir. Bu çalışmada stabil KOAH?lı hastalarda sistemik inflamasyonun serum vitamin D düzeyleri ile ilişkisini araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Temmuz - Ekim 2011 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Polikliniğine başvuran ve GOLD 2009-2011 kriterlerine göre KOAH tanısı konulan kırk yaş üzeri, halen sigara içen veya sigarayı bırakmış elli stabil hasta ve benzer yaş ve cinsiyette ellibir sağlıklı kontrol olgusu dahil edildi. Çalışma grubunun klinik demografik özellikleri kaydedildikten sonra solunum fonksiyon testleri (SFT), 6 dakika yürüme testleri yapıldı. BODE indeksi, fiziksel aktivite düzeyleri, mMRC dispne skorları ölçüldü. Daha sonra hasta ve kontrol grubundan 25-OH Vitamin D3 düzeyi ile birlikte sistemik inflamasyonun değerlendirilmesi amacıyla serum IL-1, IL-6, IL-8, TNF-alfa, CRP, Alfa 1 antitripsin ve fibrinojen düzeylerinin ölçümü için periferik venöz kan örnekleri alındı. Bulgular: Vitamin D eksikliği (?20 ng/ml) prevelansı sağlıklı kontrollere göre KOAH?lı hastalarda daha yüksek bulundu (% 46 vs % 11,5, p<0. 001). Serum ortalama vitamin D düzeyi KOAH?lı hastalarda istatistiksel anlamlı düzeyde daha düşük bulundu (19,8 ± 6,2 vs 28,4± 8,1 ng/ml) (p<0,001). Serum inflamasyon belirteçleri açısından karşılaştırıldığında IL-6, CRP, Fibrinojen ve AAT düzeyleri KOAH?lı hastalarda daha yüksek saptanırken (p<0,05) IL-1, IL-8 ve TNF-alfa her iki grupta benzer bulundu (p>0. 05). KOAH?lı hasta grubunda vitamin D eksikliği olan ve olmayan hastalar karşılaştırıldığında vitamin D eksikliği olanlarda mMRC dispne skorunun daha düşük (1,4±1,1 vs. 2,3±1,3, p<0,05), BODE indeksinin daha yüksek (4,1±2,1 vs 2,3±2,6, p< 0,05), fiziksel aktivite düzeyi ve 6-dakika yürüme testi mesafelerinin benzer olduğu görüldü. GOLD 2011 sınıflamasına göre yapılan karşılaştırmada KOAH şiddeti arttıkça vitamin D eksikliği daha sık saptandı. Serum inflamasyon belirteçleri açısından yapılan karşılaştırmada ise KOAH?lı hastalarda vitamin D eksikliği olan ve olmayanlar arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmadı. Serum vitamin D düzeyi ile serum inflamasyon belirteçleri arasında anlamlı korelasyon saptanmadı. Tartışma: Bu çalışma sonucunda KOAH'lı hastalarda vitamin D eksikliğinin yaygın olduğu, fakat sistemik inflamasyonla serum vitamin D düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığı saptanmıştır. KOAH?da vitamin D düzeyinin sistemik inflamasyon üzerine etkisinin aydınlatılması için daha geniş serilerde yapılacak çalışmalara gereksinim vardır.
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan bireylede ağız sağlığı yaşam kalitesinin genel yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu araştırma Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) olan bireylerde ağız sağlığı yaşam kalitesinin genel yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı, kesitsel ve ilişkisel olarak yapılmıştır. Araştırma Yozgat Şehir Hastanesinin Göğüs Hastalıkları Servisinde yatan ve araştırmayı kabul eden 180 hasta ile 20.03.2020/20.11.2021 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışma için etik kurul onayı, kurum ve hastaların yazılı izinleri alınmıştır. Veriler tanıtıcı özellikler formu, Ağız Değerlendirme Rehberi, Ağız Sağlığı Etki Profili Ölçeği (OHİP-14), Ağız sağlığı İle İlgili Yaşam Kalitesi Ölçeği (OHQoL-UK) ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik, minimum ve maksimum değerler, ortalama ve standart sapma, korelasyon ve Lineer Regresyon Analizi kullanılmıştır. Hastaların Ağız Değerlendirme Rehberi'nin ortalaması 13.96±2.87 olarak bulunmuştur. Hastaların OHİP-14 ölçeği genel toplam puan ortalamasının 13,04±12,28, OHQoL-UK ölçeği genel toplam puan ortalamasının 42.23±7.02, SF-36 yaşam kalitesi ölçeğinin genel fiziksel sağlık alt boyut puan ortalamasının 29.73±20.43 ve genel mental sağlık alt boyut puan ortalamasının 39.42±18.11 olduğu saptanmıştır. Hastaların semptom ve ağrı puanı (r=0.208) arasında anlamlı, pozitif yönde ve çok zayıf düzeyde, fiziksel ağrı ve genel sağlık algısı puanı (r=-0.538) arasında anlamlı, negatif yönde ve orta düzeyde, OHİP genel toplam ve genel fiziksel sağlık puanı (r=-0.419) arasında anlamlı, negatif yönde ve zayıf düzeyde bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hastaların fiziksel yaşam kalitesini OHİP-14 psikolojik yetersizlik alt boyutunun yordadığı belirlenmiştir. (R= .535, R²= .257). Hastaların mental yaşam kalitesini OHİP-14 psikolojik yetersizlik alt boyutunun yordadığı belirlenmiştir. (R= .553, R²= .289). KOAH olan bireylerde ağız sağlığı yaşam kalitesi ile genel sağlık yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi için daha fazla araştırma yapılması ve bireylerin ağız sağlığı yaşam kalitelerinin artırılması için eğitimler verilmesi önerilir. ANAHTAR KELİMELER: Ağız Sağlığı, Hemşire, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, Yaşam Kalitesi
KOAH tanılı hastalara verilen sağlık eğitiminin günlük oksijen konsantratörü kullanım sürelerine etkisi
Bu çalışmada KOAH tanılı hastalara verilen sağlık eğitiminin günlük oksijen konsantratörü kullanım sürelerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma Kilis Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Klinik ve Polikliniği'nde Temmuz-Kasım 2015 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul izni alındı. Bununla birlikte çalışmanın yapıldığı kurumdan ve hastalardan da izinler alındı. Hasta sayılarının belirlenmesi için power analizi yapıldı. Katılımcılar basit rastgele örnekleme yöntemiyle müdahale ve kontrol grubuna ayrıldıktan sonra, literatür doğrultusunda ve uzman görüşü alınarak hazırlanan veri formu yüz yüze görüşme yöntemiyle dolduruldu. Çalışmanın başlangıcında hastaların geliş zamanına ait bazı verileri (pH, PaO2, PaCO2, FEV1 ve oksijen satürasyonu) kaydedildi. Müdahale grubundaki hastalara eğitim verildikten sonra araştırmacı tarafından hazırlanan eğitim kitapçığı verildi. Dört hafta arayla toplam üç kez telefonla aranılarak hastaların uyum problemleri düzeltilmeye çalışıldı. Son görüşmeden sonra her iki gruptaki hastaların veri formları tekrar doldurularak, sonuçlar eski klinik bulgularla karşılaştırıldı. Verilerin değerlendirilmesinde Student t testi, Ki-Kare, Paired t testi, tek yönlü Anova testi, frekans ve yüzde dağılımları kullanıldı. Çalışmanın sonunda kontrol grubuna da eğitim kitapçığı dağıtıldı. Hastaların %65,1'inin daha önceden sigara kullandığı, %95,5'inin OK kullanımı hakkında bilgi almadığı belirlendi. Eğitim öncesi ve sonrası klinik bulgular kıyaslandığında müdahale grubundaki hastaların günlük OK kullanım süreleri ile PaO2, PaCO2, FEV1 ve oksijen satürasyonu değerlerinde anlamlı bir iyileşme görülürken (p<0.05), kontrol grubunda sadece son üç ayda yaşanan alevlenme sayısında bir iyileşme olduğu saptandı (p<0.05). Eğitim verilen gruptaki hastaların günlük OK kullanım sürelerinde ve klinik parametrelerinde anlamlı bir iyileşme görülmüştür. Bu doğrultuda hastalara verilecek eğitimlerin sürekliliğinin sağlanması ve hasta sonuçlarının yakından izlenmesi önerilebilir.
İnsan yapımı nanopartiküllerin kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) olan bireylerin bronş epitel hücre kültür permabilitesine etkileri
Nanoteknolojinin günlük hayatta giderek yaygınlaşması, nanopartiküllerin (NP) kullanımının artmasına yol açmıştır. Diğer yandan, in vivo ve in vitro çalışmalar NP'lerin sağlık üzerinde ciddi risk oluşturabileceklerini düşündürmektedir. Ancak, altta yatan mekanizmalar yeterince bilinmemektedir. Bu çalışmada çok duvarlı karbon nanotüplerin (ÇDKNT) KOAH' lı, sigara içen ancak KOAH gelişmeyen ve sigara içmeyen bireylerin bronş epitel hücre (BEH) kültürlerinin permabilitesi ve toksisitesi üzerine olan etkilerini araştırmayı amaçladık. BEH kültürlerini roflumilast (0.01, 0.1 ve 1µM) ve formoterol (0.01, 1 ve 100µM) yokluğunda ve varlığında ÇDKNT'lere (0-100 µg/ml) maruz bırakarak, 0., 2., 4., 6. ve 24. saatlerde trans epitelyal elektriksel direnç (TED) üzerine olan etkisini araştırdık. 24. saatte toplanan kültür vasatında laktat dehidrogenaz (LDH) analizi yapıldı. Çalışma sonucunda elde edilen verilere göre, ÇDKNT'ler BEH kültürlerinin TED'ni etkilemedi. Roflumilast ve formoterol'da anlamlı bir etkide bulunmadı. Benzer şekilde, ÇDKNT'ler KOAH'lı ve sigara içen bireylerin BEH kültürlerinden LDH salınımını etkilemezken, 50 (ortanca= 0,5311 IU/µg hücresel protein ve 1,413 IU/µg hücresel protein, p= 0.0001) ve 100µg/ ml (ortanca= 0,5311 IU/µg hücresel protein ve 3,357 IU/µg hücresel protein, p<0.0001) ÇDKNT sigara içmeyen bireylerin BEH kültürlerinden LDH salınımını artırdı. ÇDKNT (100µg/ml) varlığında, formoterol (100µM) ve roflumilastın yüksek dozları (1µM) LDH salınımını artırırken, düşük dozları LDH salınımını baskıladı. Bulgularımız, ÇDKNT'lerin kullanılan dozlarda BEH kültürleri üzerinde sınırlı toksik etkiye sahip olduklarını göstermektedir.
Göz yaşartıcı gazların koah'da primer bronş epitel hücre fonksiyonları, toksisitesi ve inflamatuar parametrelere etkisi
Kitlesel gösterileri kontrol altına almak amacıyla yaygın olarak kullanılan biber gazı ile son yıllarda yapılan sınırlı sayıdaki çalışma, bu gazın solunum sistemi üzerine olan olumsuz etkilerini ortaya koymuşsa da altta yatan mekanizmalar ve bronş epitel hücrelerinin (BEH) rolü yeterince bilinmemektedir. Çalışmamızda kapsaisinin sigara içmeyen (Sigarasız), sigara içen KOAH'sız (Sigaralı) ve sigara içicisi KOAH'lı hastaların bronş eksplantlarından elde edilen BEH kültürleri üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık. BEH kültürleri formoterol (1µM) ve roflumilast (0,1µM) yokluğunda ve varlığında kapsaisinin 0, 50, 125, 250 ve 500 μM konsantrasyonlarına 24 saat maruz bırakıldılar. Kültürlerin trans epitelyal elektriksel direnci (TED) ve silya titreşim frekansını (STF) 15. ve 30. dak., 1., 2., 4., 6., ve 24. saatlerde değerlendirilirken, laktat dehidrogenaz (LDH), interlökin (IL)-8 ve granülosit makrofaj koloni uyarıcı faktör (GM-CSF) düzeyleri 24. saatte ölçüldü. Kapsaisinin yüksek dozları (250-500µM) sigarasız (t2, t6, t24. saat), sigaralı (t24. saat) ve KOAH'lı (t2, t24. saat) BEH kültürlerinin TED'ni anlamlı olarak azalttı (p<0,05). Bu etki kısmen roflumilast tarafından önlendi. Kapsaisin (250μM) bütün gruplarda BEH kültürlerinin STF'nı 15. dak'dan itibaren anlamlı olarak azalttı (p<0.01). Formoterol sigaralı gruptaki BEH kültürlerinin STF'da kapsaisine bağlı düşmeyi anlamlı olarak önledi, ancak roflumilast herhangi bir etki göstermedi. Kapsaisin (500μM) bütün kültürlerde LDH salınımını (p<0,05) artırırken, genel olarak IL-8 (p<0,0001) ve GM-CSF (p<0,05) düzeylerini baskıladı. Sonuç olarak, bulgularımız biber gazının aktif bileşeni olan kapsaisinin primer insan BEH kültür permabilitesini ve LDH salınımını artırırken, siliyer fonksiyonunu ve sitokin salınımını baskıladığı, bu etkilerin formoterol ve roflumilast tarafından kısmen önlenebildiğini göstermektedir.
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan bireylerde ölüm anksiyetesinin psikososyal uyum üzerine etkisi
Bu araştırma Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) olan bireylerde ölüm anksiyetesinin psikososyal uyum üzerine etkisini belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 1 Ocak- 20 Nisan 2016 tarihleri arasında bir kamu hastanesinin göğüs hastalıkları servisinde yatarak ve ayaktan tedavi alan 150 hasta ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Ölüm Kaygısı Ölçeği (ÖKÖ) ve Hastalığa Psikososyal Uyum Öz-Bildirim Ölçeği (PAIS-SR) kullanılmıştır. Veriler IBM SPSS 22 programında analiz edilmiştir. Hastaların ÖKÖ puan ortalaması 6.96±3.45, PAIS-SR toplam puan ortalaması 67.54±14.96 olarak bulunmuştur. Hastaların PAIS-SR alt ölçeklerinden en fazla etkilenenler: en yüksek ortalama ile Mesleki Çevreyi (13.62±2.62) sırasıyla Sosyal Çevre (12.81±4.07) ve Seksüel İlişkiler (10.22±3.55) ile ilgili alanlar takip etmektedir. Hastaların ölüm kaygısı ölçeği puanı ile psikososyal uyum ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (p<0.05). Çalışmanın sonucunda KOAH hastalarının ölüm kaygılarının orta düzeyde, hastalığa psikososyal uyumlarının kötü düzeyde olduğu, ölüm kaygısı arttıkça hastalığa ve hayata psikososyal uyumlarının bozulduğu belirlenmiştir. Psikiyatri hemşiresi, hasta ve ailesinin yaşam tarzı değişikliklerinde uyumlarını arttırarak, uyum bozukluklarını önleyerek, hasta ve ailesinin baş etme becerilerini geliştirerek, hastalıkla ilgili ölüm anksiyetesini değerlendirme ve buna yönelik planlamaları yaparak hastanın hastalığa psikososyal uyumunu arttırabilir. Anahtar Kelimeler: Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, Ölüm Kaygısı, Psikososyal Uyum, Psikiyatri Hemşireliği