Enerji politikaları
Bu konu başlığı altında 212 tez
Türkiye biyodizel piyasası incelenmesi, düzenlenmesi ve 2020 projeksiyonu
Dünyada hızlı nüfus artışı ve sanayileşme sonucu insanların yaşamını sürdürebilmesi için önemli bir girdi olan enerjiye ihtiyaç gün geçtikçe artmaktadır. Neredeyse bütün ülkelerin enerji sorunları ile karşılaştığı günümüzde, dünya enerji gereksiniminin büyük çoğunluğunu karşılayan fosil kaynaklı yakıtların tükenme riskiyle karşı karşıya oluşu ve kullanımı esnasında ortaya çıkardığı çevresel sorunlar ülkeleri alternatif enerjiye doğru yöneltmektedir. Bu çalışma ile yenilenebilir enerji kaynağı çeşidi olan biyodizel enerjisinin Türkiye'deki durumunun araştırılması, örnek ülke biyodizel piyasaları incelenerek Türkiye biyodizel piyasasının gelişmesi için öneriler sunulması amaçlanmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucu 2000'li yılların başında hareketlenen biyodizel piyasasının günümüzde durağanlaştığı ve ülkemizin hâlihazırda ciddi bir tarımsal potansiyeli olmasına karşın biyodizel üretiminin beklenen düzeyin altında seyrettiği görülmektedir. Bu durumun başlıca sebebi olarak piyasa belirsizliklerinden kaynaklı oluşan hammadde arzı sorunları ve politika eksiklikleri göze çarpmaktadır. Çalışma kapsamında yapılan analizler sürecinde ülkemize örnek teşkil edebilecek Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği biyodizel piyasaları incelenmiş, elde edilen bulgular sonucu Türkiye biyodizel piyasası paydaşlarından tedarik zincirinin elemanları olan tarımsal üreticiler, biyodizel üreticileri ve akaryakıt dağıtıcıları için mali değerlendirmelerde bulunulmuştur. Ayrıca biyodizel sektörünün ülke açısından maliyet fayda analizi yapılmıştır. Son olarak 2015-2020 yılları biyodizel piyasası projeksiyonunu gözlemleyebilmek için çift üssel düzeltme ve regresyon metotları kullanılarak tahmin analizi yapılmış, edilen bulgular sonucu piyasa etkinliğini arttırmak amaçlı iki farklı senaryo üzerinden önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye'nin enerji ithalatı ve cari açık sorunu
Ekonomik büyüme ve kalkınma konusunda önemli hedefleri olan Türkiye, enerji ihtiyacının yaklaşık %75'ini ithalatla karşılamaktadır. Enerjide dışa bağımlılık, dış ticaret dengesini bozmakta, dolayısıyla da cari açık düzeyini yukarı çekmektedir. Bu çalışmada, ilk olarak dünyadaki ve Türkiye'deki enerji kaynakları, enerji arz-talep oranları ve elektrik üretim-tüketim değerleri incelenmiştir. Daha sonra Türkiye'deki sanayi üretiminin enerji ithalatına etkisi analiz edilerek, petrol ve doğal gaz ithalatının cari açığa olan etkileri araştırılmıştır. Araştırma sonucunda, petrol ve doğal gaz ithalatındaki artışların cari açıkta artış meydana getirdiği görülmüştür. Çalışmanın sonuç kısmında, enerji ithalatına ve cari açığa çözüm getirecek alternatif ve kalıcı hedeflerden bahsedilmiştir. Anahtar Kelimeler: Cari Açık, Doğal Gaz İthalatı, Enerji İthalatı, Petrol İthalatı, Yenilenebilir Enerji.
Avrupa Birliği ve Rusya arasında doğal gaz temelli karşılıklı bağımlılık ilişkisi: Sıkı bağlardan çözülmeye
Bu tez, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)/Avrupa Birliği (AB) ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)/Rusya Federasyonu (RF) arasında doğal gaz temelli kurulan karşılıklı bağımlılık ilişkisine, karmaşık karşılıklı bağımlılık teorisi aracılığıyla odaklanmaktadır. Tezin iki temel argümanı vardır. İlk olarak, Avrupa'da Soğuk Savaş'a ve aralarındaki ideolojik rekabete rağmen, AET ülkeleri ile SSCB arasında karmaşık karşılıklı bağımlılık oluşmuş ve bunda da doğal gaz ticareti kayda değer rol oynamıştır. AET'nin güvenilir bir enerji kaynağı ihtiyacı ve güvenilir bir tedarikçi arayışı ile SSCB'nin Avrupa ile ekonomik ilişkiler kurma ihtiyacının örtüşmesiyle, Soğuk Savaş'ın sonu ve AET'nin AB'ne dönüşümü gibi yapısal değişikliklere rağmen karmaşık karşılıklı bağımlılık ilişkisi 2000'li yılların başına kadar sürmüştür. İkincisi, bu karmaşık karşılıklı bağımlılık, 2000 yılından sonra beş temel gelişme nedeniyle tarafların çabalarına rağmen tedricen çözülmüş ve nihayetinde RF'nin Ukrayna'yı işgaliyle 24 Şubat 2022 tarihinde kopmuştur. Bu gelişmeler şunlardır: (1) AB'nin doğal gaz ticaretinde serbest piyasa koşullarına ve rekabete dayalı sisteme geçmesi, (2) RF'nin Avrupa girişimi olan Enerji Şartı Antlaşması'nı taraf olmaması, (3) AB'nin doğal gaz alanında ortak pazar veya ortak dış politika stratejisi geliştirememesi, (4) Eski Doğu Bloğu ülkeleri merkezli krizlerin AB-RF doğal gaz ticaretini olumsuz etkilemesi ve (5) Kuzey Amerika menşeili LNG'nin küresel doğal gaz ticaretindeki rolünün artması ve Avrupa'daki doğal gaz alım ve satım sözleşme yapılarını değiştirmesi. Bu tez özellikle, doğal gaz bağlamında aralarında asimetrik bir karşılıklı bağımlılık bulunan iki taraf arasında, bu bağımlılığı oluşturan koşulların nasıl tesis edildiğini ve her iki taraftaki devlet dışı aktörler ile etkileşim kanallarının bu süreçte nasıl rol oynadıklarını, iki ana zaman diliminde incelemeyi ve iki taraf arasındaki karmaşık karşılıklı bağımlılığın geçirdiği değişimi gerekçeleriyle irdelemeyi hedeflemektedir.
Reinvestigating the state debate during the energy transition in the USA
This thesis examines the role of the American state during the energy transition process. Immanuel Wallerstein claimed that, since 1968, the American power weakens. Wallerstein showed that despite the American State's strategies for preventing the decline in American power in capitalism historically, its hegemony continues to be eroded. The energy transition process could be an opportunity for the United States of America (USA) for reinforcing its hegemony. The USA's economy is largely based on fossil fuel supplies, but, in the last decades, the share of renewable energy sources in electricity production increased significantly. Although there has been a continuous energy transition in the USA, there were different approaches in the USA's government policy regarding rising conflicts among different producers and consumers during the energy transition in the last decade. These different approaches stem from the role of state in responding to the conflicts between the fractions of the capitalist class. In this research, I analyzed the actors of the American state and their different approaches to demonstrate the role of state in the on-going power struggle in capitalism during energy transition within the case of the USA historically. The USA's energy transition is mostly occurred in the electricity generation sector, and the change in relations of production observed in the electricity generation sector. Thus, I focused particularly on the electricity sector to investigate the policies of the state, which promote its hegemony, support some fractions of the capitalist class and punish some fractions of the capitalist class. I used Historical Materialist Policy Analysis to examine the discourses of the Obama Administration, the Trump Administration, the Biden Administration, and the Democrats and the Republicans in the Congress about the energy transition between 2008 and 2021 by acknowledging the continuities and changes in the historical position of the state within the context of the State Debate in Marxist studies.
The invisible actor of the Mesopotamian oil: Caloust Gulbenkian "Mr. five percent"
This dissertation reveals the importance of individuals in the political economy of Mesopotamian oil resources in the foundation process of Iraq after the World War I. One of the consequences of the First World War was the emergence of need for the establisment of a new order in the oil rich ex-Ottoman territories after the disintegration of the empire. The industrialized Western states at that time were in need of more and more energy due to inreasing use of energy both in military and civil areas. Since energy became a matter of priority for these countries, the oil-rich Middle East which meant to get access to new resources became an attractive region for them. The territory was also economically attractive and commercially lucrative for the major oil companies of that time. Oil was the common denominator between states and companies and there was a ground for both struggle and collaboration among these actors. In this process which ended with the the foundation of Iraq and the formation of first oil cartel, the role of Caloust Gulbenkian was interesting and noteworthy. The importance of the role of individuals in the foundation process of Iraq has been scrutinized within the framework of descriptive analysis and the chronology generated from the oil related events of that period of time. According to the findings of the study, the efforts of Caloust Gulbenkian who was also known as "Mr. Five Percent"- the nickname pointing to his role in the process and his share in Iraqi oil- had been influential in bringing together the relevant statesmen and executives of oil companies. The long lasting struggle over Middle Eastern oil ended after a series negotiations, conferences and agreements between states and major oil companies of that time. The struggle over the sharing of the Middle Eastern oil had also been effective in the drawing of the boundaries of Iraq within the new system established in the region after the collapse of the Ottoman Empire. This thesis shows that in the foundation process of Iraq the individual level of analysis is important as well as the state level in order to better understand this period. Key Words: Gulbenkian, Iraqi Oil, Mr. Five Per Cent, Political Economy
Türkiye de sürdürülebilir kalkınma ve yenilenebilir enerji kaynakları
İnsanoğlunun en eski çağlardan beri en önemli ihtiyaç kaynağı enerji olmuştur. Günümüzde insanların artan enerji kaynaklarını güvenli ve temiz bir şekilde karşılamak için yenilenebilir enerji kavramı meydana gelmiştir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte yenilenebilir enerji kaynakları ile ihtiyaç duyulan enerjiyi karşılamak mümkündür. Kalkınma için enerji önemli bir kavramdır. Enerji, üretimin vazgeçilmez bir girdisidir. Enerji kaynakları olmadan neredeyse üretim yapmak mümkün değildir. Sürdürülebilir enerji gelişimi, ekonomik, çevresel ve sosyal yönlerle yakından ilgilidir. Uluslararası sürdürülebilir kalkınma gündeminin temel alanlarından biri enerjidir. Bu çalışmada sürdürülebilir kalkınma bağlamında yenilenebilir enerji kaynaklarının Türkiye'de gelişimi ve uygulanabilirliği, tüketilen enerji kaynakları içerisinde yenilenebilir enerji kaynaklarının payı ve enerjinin sürdürülebilirliği için hükümetin uyguladığı politikalar, uygulanan politikaların yetersizliği incelenmiş ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Yenilenebilir enerji, enerji politikaları, enerji kaynakları
AB enerji güvenliği ve Türkiye'nin bir koridor olarak yeri
1940'lı yıllarda ortaya çıktığı tarihten itibaren enerji bağlamında gelişen Avrupa toplumu, enerji güvenliğini sağlamak amacıyla birçok adım atmıştır. Bu adımlar hem bütünleşme içindeki üye ülkelerin birbirleriyle olan ilişkilerini hem de Avrupa bütünleşmesinin dışında kalan ülkelerle olan ilişkilerini etkilemiştir. Bu çalışmada, Avrupa bütünleşmesinin enerji konusunda yaşanan tarihsel krizlerden hareketle AB'nin enerji güvenliğini sağlama adımları açıklanmıştır. Bunun yanında çalışma, enerji güvenliği bağlamının zaman içinde nasıl değiştiğini açıklamaya çalışmaktadır. AB'nin enerji politikası dönüşümünü açıklamak için enerji güvenliğinin önemli boyutları ve parametreleri tartışılmıştır. Türkiye jeostratejik konumu nedeniyle AB enerji politikalarında ve AB'nin kaynak ülkelerle ilişkilerinde önemli bir yere sahiptir. AB ile Türkiye arasındaki enerji bağlamındaki ilişkiler, 1970'lerde Joseph S. Nye ve Robert O. Keohane tarafından ortaya atılan "Karşılıklı Bağımlılık" çerçevesinde incelenmiştir. Bu noktada iki aktörün ilişkilerinde hem ekonomik hem de siyasi olarak bir maliyetinin var olduğu belirlenmiş ve bunun üzerine önerilerde bulunulmuştur.
The role of energy in regional development: A case study for Duhok
The main purpose of this study is to examine the role of energy in the regional development process in the context of electricity demand in Duhok Case. Electricity demand has played an essential role in both the economic growth and economic development processes of developing countries. Electricity demand worldwide has experienced significant changes over time, and it has also affected regional development processes. Particularly in the stable political environment that emerged as a result of regime change in Iraq, the economic development process has led to a significant change in electricity demand. As a result of this change, power outages are a principal problem the crisis of energy in the form of electricity demand in Duhok. In this respect, this study examines the electricity demand between 1995-2003 and 2003-2017, which is essential to explain the change in electricity demand in Duhok and attempts to explain the role of this demand in the economic growth process.
Türkmenistan ekonomisi için etkin ve önemli sektörlerin belirlenmesi
Hidrokarbon rezervleri yönünden zengin olan Türkmenistan, 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanmıştır. Ülkenin SSCB'den ayrılma kararı aldığı günden bu yana ihracatının önemli bölümünü oluşturan doğal gaz ve petrol sektörünün geliştirilmesinde çeşitli adımlar atılmıştır. Özellikle kaliteli ve büyük doğal gaz rezervlerine sahip olan Türkmenistan, enerji sektöründe üretim ve ihracat potansiyeline sahiptir. Tek pazara bağlı kalmanın olumsuz neticelerini tecrübe eden Türkmenistan, Rusya'ya yeni alternatif arayışına başlamış, Çin, İran, AB ülkeleri ve Hindistan ile dengeli ilişkiler kurmuştur. Kanıtlanmış doğalgaz rezervi bakımından %10,1 oranı ile dünyada dördüncü sırada yer alan Türkmenistan, büyük pazarlara doğal gaz ihraç etmek amacıyla boru hattı projeleri geliştirmiştir. Bu projelerin bazıları halen yapım aşamasında iken, bazıları faaliyete geçmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkmenistan, Enerji, Doğal Gaz, Petrol, Tarım, Pamuk, Enerji İlişkileri, Türkiye Türkmenistan bağımsızlıktan önce tarım ülkesi olmasından dolayı, bağımsızlıktan sonrasında da tarım sektörü ve tekstil sanayisinin gelişmesi amacıyla çalışmalar başlatmıştır. Türkmenistan dünyada büyük bir pamuk üreticisi olarak tanınmaktadır. Ülkenin toprak özellikleri ve iklim koşulları nedeniyle pamuk üretimine elverişli olması ülkede pamuk üretilmektedir. Pamuk üretimi, ülke içerisinde ekonomiye katkı ve istihdam sağladığından yoğunluk artmıştır.
Ebulfez Elçibey'in hayatı ve petrol politikaları
Ele aldığımız yüksek lisans tez çalışmamızın amacı Kuzey Azerbaycan'ın bağımsızlık lideri Ebulfez Elçibey'in (ƏbülfəzQədirqulu oğlu Əliyev-EbülfezKadirkulu oğlu Aliyev)Cumhurbaşkanlığı öncesi ve dönemi boyunca uyguladığı petrol politikalarını anlatmaktır. Konuya genel olarak bakıldığında Azerbaycan'ın bağımsızlığını ve bütünlüğünü (Kuzey ve Güney olmak üzere Bütöv-Tek Azerbaycan) ilke edinen Ebulfez Elçibey portresi karşımıza çıkacaktır. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çocukluğu-gençliği, eğitim-ilmi, siyasi faaliyetleri, ülkesi için yaptığı bağımsızlık mücadelesini, cumhurbaşkanlığı sürecini, Birinci Karabağ Savaşını, Azerbaycan'ın Türkiye, Rusya, İran ile olan ilişkilerini ve Elçibey tarihçiliğini değerlendirdik. İkinci bölümde Ebulfez Elçibey'in petrol politikası konu başlığı altında enerji kavramını, petrolün tarihçesini, Avrupa'da petrol krizini, dünyada ve Azerbaycan'da bulunan petrol bölgelerini, Azerbaycan ekonomisinde petrolün önemini, Elçibey dönemi ve öncesi ülkenin petrol politikalarını, petrol stratejisini, Azerbaycan devlet petrol şirketini, petrol anlaşmalarını, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattına karşı yapılan engellemeleri, bu doğrultuda Ermeni/Diaspora faktörünüve basına yansımalarını değerlendirdik.
Securty of EC energy supply and affects over Turkey
In a world of increasing interdependence, energy security will depend much on how countries manage their relations with one another, whether bilaterally or within multilateral frameworks. That is why energy security will be one of the main challenges for EU foreign policy in the years ahead. The new competition environment requires looking not only around the corner, but also beyond the difficulties of cycles to both the reality of an ever more complex and integrated global energy system and the relations among the countries that participate in it.It is estimated that the global demand for energy may increase as much as 50 percent by 2025, with the demand for electricity rising more than 75 percent. More than half of this growth is projected to come from the world?s emerging economies. In spite of the current economic crisis, the world is experiencing positive economic growth even with high oil prices. In order for that to continue all nations, need access to safe, affordable, and dependable supplies of energy. Because of the robust economic growth around the world especially in places like China and India the global demand for energy is expected to increase dramatically and at a rapid pace over the next 25 years.To ensure energy security, countries must mitigate the effects of energy supply disruptions, expand energy infrastructure, promote a transparent and stable investment climate that attracts foreign investors, and advance clean energy technologies including renewable energy, clean coal, and emissions free nuclear power.It is undeniable that Turkey is evolving into a vital energy transit hub. Turkey is an important energy gateway between the East and the West. The EU is, throughout the region, as well as in Turkey, working to enhance energy security, increase energy supplies, and diversify energy transportation routes. And the EU supports Turkey, which is a strong and dependable ally, in its role as a major oil and gas transit route in a market governed by fair and transparent rules.Turkey plays an important role in helping meet the growing energy demands in the region and around the world. The cooperation between the EU and Turkey furthers that goal. Actually, both sides have offered to collaborate more closely on energy security issues. Turkey is poised to be a leader by further establishing itself as a gateway between producers and consumers.However in order to expand it?s leadership role Turkey must take a more proactive role in establishing a market oriented approach that will encourage investment, competition, market pricing, energy efficiency, as well as transparency, stability, and reliability. The EU sees Turkey as a strategic ally, a key player in the East-West energy corridor, and a lynchpin in getting Russian and Caspian energy assets to world markets. Turkey can be a major player in assuring regional energy security. However, it must continue to move forward on privatization, rule-of-law, transparency, and related issues that must be worked to make that a reality.This study examines Turkey as an emerging energy hub. In particular, it assesses this concept as an opportunity for both the EU and Turkey regarding their future allied contributions to the emerging security issue as well as regional and global peace. The main goal of this thesis is to evaluate the importance, advantage, and inevitability of relationship between Turkey and EU based on energy issues. The basic premise throughout this thesis is that Turkey, as an emerging energy hub, should expect to be supported in its progress based on the EU evaluation and it is required to follow more proactive policies in the future in order to achieve this purpose.
Energy security in European Union and diversification strategy
This thesis consists three main sections. First chapter includes definition of security Energy security, their relationship, threats to energy security, sizes of energy resources, the importance of domestic resources for the efficient use of energy in energy saving. Second chapter contains foundation of the European Union and the energy policies of the European Union. Third chapter discusses alternative energy routes of European Union diversification strategy for the energy security. In conclusion, diversification strategy is evaluated in the light of such information. Keywords: Diversification Strategy, Energy, Energy Policy, Energy Security,European Union.
The energy relations between Turkey and Kurdish Regional Government: Opportunities and challenges
In this thesis, bilateral energy relations between Turkey and Kurdish Regional Government (KRG) has been analyzed using constructivist theory. The research has been relied on several face-to-face unstructured interviews with decision makers, experts, academicians, journalists and politicians as well as related written documents and books. This thesis argues that the energy relations between Turkey and KRG is highly related with their political relations. The thesis has been argued that firstly the improved energy relations between Turkey and KRG would result in more benefit for both sides. Secondly, the strong diplomatic and political relations between Turkey and KRG are factors that work for building and developing the energy relations between the two parties. In other words, political and security-led challenges could become serious obstacle for the improvement of the energy relations. Keywords: Turkey, Iraq, KRG, energy relations
Doğu Akdeniz'de doğalgaz anlaşmazlıkları ve Türkiye
Dünyanın, ispatlanmış en büyük hidrokarbon yataklarını bölgesinde barındıran Ortadoğu ve enerji tüketiminde küresel anlamda ilk sırada yer alan Avrupa Birliği ülkeleri arasında bir köprü ve geçiş güzergâhı oluşturan Doğu Akdeniz Bölgesi, son yıllarda keşfedilen hidrokarbon rezervleri ile gündemin ön sıralarında yer almıştır. Doğu Akdeniz, stratejik öneme sahip bir deniz olmasından dolayı, yeni dönemde enerji havzası olmaya adaydır. Bu bölgeyi daha önemli hale getiren yeni enerji kaynakları Avrupa'nın Rusya'ya bağımlılığının azaltmış olabilecektir. Doğu Akdeniz'in uluslararası enerji sektörünün önemli bir parçası olması ve jeopolitiğinin artması, münhasır hakların paylaşımında ciddi diplomatik çaba gerektirmektedir. Doğu Akdeniz'deki yeni doğalgaz kaynakları Türk Dış Politikasında Türkiye'nin önemini uluslararası siyasal sistemde artırmış ve Türk Dış Politikasına olumlu yönde etki etmiştir. Soğuk Savaş sonrası dönemde, değişen bölgesel ve küresel durum bu çerçevede bölgede son yıllarda gelişen süreçler, dünyadaki enerji haritasını derinden değiştirmiştir. Bu yeni harita içerisinde Türkiye'nin yeri son derece önemli bir hale gelmiştir. Doğu Akdeniz'i, uluslararası enerji sektörü ve jeopolitiğin odak noktalarından biri haline getirmiştir. Doğu Akdeniz havzasındaki enerji tablosunu olduğu gibi bölgesel dinamikleri de değiştirmesi beklenmektedir. Bu bağlamda Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşılmasına yönelik işbirliği ihtiyacını da gündeme getirmiştir. Anahtar Kelime: Doğu Akdeniz, Enerji Kaynakları, jeopolitik, Türkiye.
Turizm ve enerji ekseninde Şanghay İşbirliği Örgütü ve Türkiye
Türkiye'nin artan nüfusu, kentleşme ve sanayileşmenin etkisiyle enerji ihtiyacı da gün geçtikçe artmaktadır. Türkiye'nin enerji arzı talebini karşılayamamakta ve enerji ihtiyacının yarısından fazlasını ithal etmektedir. Bu ithalat gerçekleştirilirken dövize olan ihtiyacı unutmamak gerekmektedir. Turizm ekonomik açıdan getirisi çok yüksek bir sektör olduğu için her ülkede olduğu gibi Türkiye için de önemi çok fazladır. Bu sektörden elde edilen döviz direk olarak enerji ithalatını etkilemektedir. Türkiye'de geçmiş yıllardan itibaren turizm ve enerji politikaları hazırlanırken bu durum göz önünde bulundurulmuştur. Enerji ise alt yapı ve üst yapı hizmetlerinde kullanılması, turizmden elde edilen gelirin ise enerji alanında ve diğer bir çok alanda etkisinin olması bu iki sektörün işbirliği içerisinde olduğunu göstermektedir. Bu yüzden Türkiye kendi çıkarları çerçevesinde iç politikasını ve dış politikasını şekillendirmesi gerekmektedir. Geçmişten gelen kültürel ve tarihi bağı olan Orta Asya ile ilişkilerinde yetersiz kalmış olsa da Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilişkilerinin geliştirilmesi Diyalog Ortağı ülke statüsünde ki Türkiye için fırsattır. ŞİÖ,Türkiye'nin turizmini daha fazla geliştirmesinde etkili olabilecek ve enerji sorununa çözüm olabilecek üyelere sahiptir. Enerji ve nüfus bakımından zengin bir örgüt olan ŞİÖ ve enerji koridoru üzerinde olmasıyla jeopolitik öneme sahip olan Türkiye ile enerji ve turizm alanında işbirliğin sağlanması, arttırılması her iki taraf içinde yarar sağlayacak, örgütün uluslararası pazarlara ulaşımı kolaylaşacaktır.
Enerji kaynakları kullanımı açısından Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikası ve Doğu Akdeniz'deki küresel rekabet
Son yıllarda Doğu Akdeniz bölgesinde keşfedilmiş hidrokarbon rezervleri, bölgedeki ülkeler arasında ekonomi politik açıdan bir mücadeleyi de beraberinde getirmiştir. Bölgedeki kıyıdaş devletler, izledikleri politikalar ile enerji-politik çerçevesinde yeni stratejiler ortaya koyarak bölgedeki nüfuz alanını arttırmak istemektedirler. Bu çerçevede bölgede keşfedilen enerji kaynaklarında da görüldüğü gibi keşiflerin gerçekleştiği bölge ülkelerinin, bölgenin ve küresel güçlerin bölgeye ilişkin ekonomi-politik yapılarını değiştirmektedir. Doğu Akdeniz bölgesinde meydana gelen hidrokarbon rezerv keşiflerinin bölge ülkelerine, bölgesel ve küresel dinamiklere yaptığı ekonomik, politik, hukuki ve diplomatik etkileri inceleyerek, gerçekleştireceği potansiyel değişimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunmaktadır. Çalışmada ekonomi-politik eksen bakışı ile Münhasır Ekonomik Bölge antlaşmaları incelenerek bölgedeki siyasi dinamiklere ne tür etkide bulunduğu ortaya konulacaktır. Gerçekleşen keşiflerin bölgesel ve küresel alanda diplomatik ilişkileri üzerinde ne gibi etkisinin olacağı ve Türkiye'nin bu değişimlerdeki potansiyel konumu değerlendirilecektir. Doğu Akdeniz hidrokarbon keşiflerinin gelişimine ilişkin engeller ile keşiflerin gelişimi halinde ortaya çıkacak ekonomik, politik, hukuki ve diplomatik imkânlar ile potansiyel bloklaşma ve işbirlikleri ortaya konulacaktır.
An exploratory study on the dynamics of localization of renewable energy industry among the managers of a leading company
Utilizing localization as a strategy has increased especially in the energy sector due to the ever-growing need for being sufficient for survivability and sustainability. Governments have started to take energy needs into consideration when planning for the future, and finding local sources of energy as well as managing them became a priority in this context. Therefore to provide the required level of energy, not only MNEs but also governments have been working on the localization process for their energy needs. Following this framework, renewable energy production is a new trend to provide a clean and sustainable energy, appealing to both the governments and entrepreneurs with a shorter pay-back time and longer lifetime of the investments, grabbing the attention of private and governmental sectors alike. This dissertation aims to be an exploratory study that shows the dynamics of the localization strategy on the renewable energy sector. There are two different phases for the conducting of the research. The first phase is collecting all the necessary information about the energy market of Turkey and the governmental position on the renewable energy with relevant policies. Primary and secondary data will be used in this stage to set the correct data . In the second stage, a multinational company will be evaluated in order to ascertain how willing it is to comply with localization strategy in a new and developing market. A leading company's managers who are directly involved and in point of fact, one of the determinants to achieve the success for the adaptation of the localization in the renewable energy market in Turkey, will be interviewed to accomplish this objective. In-depth interviews is the chosen method to get the critical opinions and the perspective of the small number of respondents who play a critical role for the determination of the strategy of the aforementioned MNE. Using their first hand experiences in the energy sector will also prove to be more effective as a primary source material to be collected for the qualitative analysis part of this study. A comprehensive review of the existing literature will take part as the secondary data collective in the qualitative analysis.
Hindistan'ın Orta Asya enerji politikası ve Afganistan'ın güvenliğine etkileri
Afganistan, Pakistan ve Hindistan, zaman zaman bu ülkeler arasındaki gergin ilişkilere rağmen uzun bir dini, kültürel ve dilsel yakınlık geçmişini paylaşmaktadır. Türkmenistan - Afganistan - Pakistan - Hindistan (TAPI) Projesi gibi projelerin, komşu ülkelerin ortak bir ekonomik çıkarlatınn etrafında bir araya gelmelerine yardımcı olacağını dair umut vardır. TAPI Projesi kapsamında Türkmenistan'dan Afganistan, Pakistan ve Hindistan'a doğalgaz taşıyacak 1.814 kilometrelik bir boru hattın tasarım, satın alma, inşaat, işletme ve bakım işleri bulunmaktadır. Doğalgaz boru hattın 214 kilometrelik bölümü Türkmenistan'ı geçiyor, Afganistan'a 774 kilometrelik bir bölüm kurulacak ve 826 kilometre'lik bölümü de Pakistandan geçecek. TAPI doğalgaz boru hattının tam olarak devreye geçmesinden sonra, 30 yıl boyunca yıllık 33 milyar metreküp doğalgaz ihraç edilmesi beklenmektedir. Hindistan ve Pakistan, her biri 14 milyar metreküp/yıl alacak, kalan 5 milyar metreküp/yıl ise Afganistan'a tedarik edilecek. TAPI Projesinde, Pakistan ve Hindistan artan enerji ihtiyaçlarını gidericek, Türkmenistan da geniş doğalgaz rezervleri için pazarı genişletirecek, Afganistan da transit ücreti tahsil ediyor. Bir doğalgaz boru hattı olan TAPI Projesi, bölgesel rakipler arasında işbirliğini geliştirme ve bölge genelinde ekonomik kalkınmanın güçlendirme potansiyeline sahip bir "barış boru hattı"dır. Ayrıca, TAPI Projesi Afganistan'daki şiddeti azaltma ve Afganistan'da ve Pakistan ile Hindistan gibi bölgesel rakiplerde, güvenlik ve bölgesel istikrarı sağlama potansiyeline de sahiptir.
Ortak enerji politikaları doğrultusunda Türkiye-Azerbaycan ilişkileri
Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan bugüne kadar bakıldığında Azerbaycan toprakları üzerinde sürekli yaşanan bir güç mücadelesinden bahsedebiliriz. Osmanlı Döneminde Azerbaycan toprakları üzerinde kurulmuş olan devletler ile genel olarak pasif kalmayı tercih ederek diplomasi yoluyla sorunların çözülmesine çalışılmışken aynı zamanda bölge üzerinde diğer çatışan devletlerin birbirlerini güçsüzleştirerek kolay şekilde gücünü korumuş olan Osmanlı Devleti bölgede etkin güçlerden biri olarak ortaya çıkmıştır. Bölge üzerinde Büyük Timur İmparatorluğu, Karakoyunlu Devleti, Akkoyunlu Devleti, Şirvanşahlar Devleti ve son olarak Safevi Devletiyle bölge üzerinde güç mücadelesine girilmiştir. Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin tarihi ayağının bu devletler ve Osmanlı Devleti'nin mücadelesi üstünden bahsedilmiştir. Bu dönem içinde birbirlerini genel olarak tehdit olarak gören devletler ve halklar ile yeterli iletişim ve ilişkiler kurulamamış ya pasif ya da aktif şekilde sürekli bir çatışma ortamı olmuştur. Birbirlerine sınırı olan Azerbaycan ve Türkiye'nin bugün bu koşullarda birbirine bu kadar kenetlenmiş ilişkiler kurmasında önemli bir rol oynayan tarihi ilişkileri Osmanlı Devleti'nin bölge üzerindeki hakimiyetini Küçük Kaynarca Antlaşması ile Çarlık Rusya'sına vermesiyle başlamıştır. Bölge üzerinde yaşayan yoğun Türk nüfusunu kendine bir tehdit olarak gören Çarlık Rusya çoğunluk halindeki Türkleri zorla göç ettirerek, katlederek ya da asimilasyonlar yoluyla bölgeden atmaya ya da sindirmeye çalışmıştır. Kafkas halkları üzerinde yoğun şekilde yapılmaya çalışılan bu baskı ortamı özellikle Azerbaycan Türklerine karşı yoğun bir şekilde yapılmıştır. Bölge üzerinde Ermenilerle birlikte silahlı bir şekilde silahsız ve masum inşalara saldırılmış, bölge ve bölge kaynakları kontrol altına alınmıştır. Yoğun katliam ve zulümlere maruz kalan Azerbaycan Türkleri Mehmet Emin Resulzâde önderliğinde örgütlenerek Osmanlı Devleti'nden yardım istemiştir yardımları olumlu şekilde karşılanan Azerbaycan Türklerine Nuri Paşa önderliğinde bir ordu toplanarak yardım için gönderilmiştir. Kafkas İslam Ordusu adı altında toplanan ordu ileriki zamanlarda hem Azerbaycan Türkleri ve topraklarını Ermeni ve Rus katliamlarından ve işgallerinden kurtaracaktır hem de ileriki dönemlerde Azerbaycan ordusunun çekirdeğini oluşturacaklardır. Bağımsızlık sürecinin ardından Türkiye ile Azerbaycan'ın gelişen ve hala gelişmekte olan ilişkilerinde tarihi bağların oluşturduğu sıkı ilişkilere bir de ekonomik ilişkiler eklenmiştir ve gelişen bu ekonomik ilişkiler "stratejik ortaklık" düzeyine kadar yükselmiştir. Yoğunlukla enerji boru hatları üzerine kurulan bu ilişkiler iki devletin bölge üzerinde olan stratejik konumlarını nasıl değiştirdiğini ya da etkilediğinden bahsedilecektir. Türkiye ile Azerbaycan'ın kurmuş olduğu Doğu-Batı hattının bölge ya da bölge dışı devletler üzerinde olan etkilerinden bahsedilecektir. Rusya ile yoğun miktarda enerji ithalatı yapan Avrupa Birliği ülkelerinin yanı sıra projelerde yer alan ve bölge devletlerinden olan Gürcistan'ın, aynı zamanda projelerde yer alan fakat bölge dışı aktörlerden olan İtalya ve Yunanistan'dan ve bölge devletlerinden olan fakat projelerde yer almayan Ermenistan, İran ve Rusya'nın bu enerji hatlarından nasıl etkilendiklerinden bahsedilecektir.
The impact of international military crises on OPEC policies (1991-2011)
The current research uses the theoretical framework of economic realism, which focuses on the thoughts of Robert Gilpin, who believes in the central role of government in international political economy, including in international organizations. Also, using the statistical data extracted from the scientific productions of some international organizations, especially OPEC and oil companies, I tried to estimate the impact of the three military crises of the Second Persian Gulf War, September 11, 2001, and the 2003 Iraq War on the energy economy and as much as possible scientific explanation, following the mentioned crises, the OPEC organization decided to control the oil market, and according to the research's findings, throughout the mentioned military crises, there was a decline in oil production, which led to an increase in its price. Intending to increase the production of this energy carrier, OPEC has devised measures primaryss the market's needs, particularly the primary consumers, including the United States. These measures involve utilizing the surplus capacity of Saudi Arabia to meet the demand. However, following these actions, while diverging from the national interests of member states, especially the most powerful member, Saudi Arabia, has not been in the benefits to other members who seek to sell this energy carrier at a higher price.
Enerji ve kalkınma ilişkisi: Türkiye örneği
Medeniyetler tarihi boyunca temel ihtiyaçların giderilmesinde enerji kaynakları daima önemli olmuştur. Ancak sanayileşme süreci ile birlikte üretim ve tüketim kalıplarındaki köklü değişim toplumların enerji ihtiyacını yeniden şekillendirmiştir. Toplumların kalkınması uzun yıllar sanayileşme dolayımıyla gerçekleşecek ekonomik büyümeye bağlanmıştır. Bu durum yoğun fosil enerji kaynakları kullanımına dayanan bir sistemin dünya genelinde yaygınlaşmasına neden olmuştur. Dolayısıyla enerji ve kalkınma kavramları biri olmadan diğerinin tartışılamayacağı ölçüde ilişkilenmiştir. Ancak 1970'lerdeki enerji krizleri ve çevre hareketinin etkisi ile bu sistemin sürdürülebilirliği tartışılmaya başlanmıştır. Bir taraftan krizin etkisiyle devletler enerji güvenliğini sağlamak için fosil yakıtlara alternatif kaynaklar geliştirme çabasına girmiştir. Öte yandan yoğun fosil enerji kullanımının insan ve çevre üzerindeki etkileri küresel ısınma ve iklim değişikliği üzerinden ciddi ölçüde tartışılmaya başlanmıştır. Söz konusu süreçle birlikte kalkınma ve enerji kavramları arasındaki ilişkiye bir üçüncü kavram olarak çevre eklenmiştir. Bu süreçten sonra enerji politikası yapım sürecinde çevre bahsi bir şekilde denklemin içinde yer almıştır. Özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarının tartışılmaya başlandığı bu süreçte ülkeler sürdürülebilir bir kalkınma sürecini sağlama motivasyonuyla ve/veya enerji güvenliğini sağlamanın bir yolu olarak yenilenebilir enerji kaynaklarını enerji politikalarına dahil etmeye başlamıştır. Bu çalışmada, Türkiye'de enerji ve kalkınma ilişkisinin nasıl şekillendiği ele alınmıştır. Sanayileşmiş Batı deneyiminin bir kalkınma yolu olarak benimsendiği Türkiye'de dönemler itibariyle seçilen kalkınma stratejilerinin enerji kaynak seçimi ve dolayısıyla enerji politikaları üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu bağlamda birinci bölümde enerji kavramı ve enerji kaynaklarının Dünya ve Türkiye'deki durumu; ikinci bölümde bir politika alanı olarak enerji politikasının kapsamı ve içeriği; üçüncü bölümde zaman içerisinde kalkınma anlayışındaki değişim ve dördüncü bölümde enerji ve kalkınma ilişkisinin Cumhuriyet tarihi boyunca görünümü ele alınmıştır. Son olarak çalışmada Türkiye enerji politikalarının geleceğine ilişkin öneriler sunulmuştur.
China's energy policy towards Central Asia and the role of "Belt and Road" Initiative
Historically, the Central Asian region has had a strategic importance because of its geopolitical location. On the other hand, since China has the long borders with the region, it has always had strong political economic and cultural relations with neighbouring countries. Today, China has indispensable effects in the countries of Central Asia: Kazakhstan, Uzbekistan, Tajikistan, Kyrgyzstan and Turkmenistan. This thesis examines China's energy policy towards Central Asia within the framework of "Belt and Road" Initiative. The multilateral transportation, energy and military security collaborations that China tries to establish with its neighbours in the Central Asian region are important tools to increase China's economic influence in the region. China is building the Belt and Road Initiative, the largest infrastructure project in history, to improve these relations with the countries in the region. China also uses this project to improve its trade relations with the West. On the other hand resource rich Central Asia is immensely significant for China to provide its energy security. Even if the regional collaborations that China is trying to create seem to be a win-win relationship from the outside, there is an aim to be accepted as an economic and military superpower in global politics by improving the regional power of China and providing border security. In this thesis, based on the above prediction, China's regional policies will be analysed with a Realist approach.
Enerji bağımlılığı: Türkiye ve İsveç karşılaştırması
Bu çalışmada 2012 yılı Türkiye ve İsveç resmi girdi çıktı tabloları kullanılarak sektörel inceleme ile enerji bağımlılığı araştırılmıştır. Avrupa Birliği ile dünyada büyük bir etki yaratan sürdürülebilir çevre ve üretim politikası çeşitli anlaşmalar ve yaptırımlarla dünya üzerindeki pek çok ülkede uygulanmaya çalışılmaktadır. Bu bağlamda çalışmada ilk bölümde dünyadaki enerji sektörünün mevcut durumu ve yenilenebilir yenilenemez enerji kaynakları incelenmiş, ikinci bölümde ise Türkiye'deki enerji kaynakları ve enerji politikaları ile 1990 yılı sonrası enerji konusunda yaşanan gelişmeler aktarılmıştır. Üçüncü bölümde İsveç'in enerji kaynakları ve enerji politikaları ile 1990 yılından sonra enerjide yaşanan gelişmeler aktarılmış, dördüncü bölümde Türkiye ve İsveç'in enerji sektörleri karşılaştırılmış, Hirschman analizinden Türkiye'de kilit sektör olabilecek elektrik gaz buhar iklimlendirme, ana metal ve kimyasal ürünler sektörleri, İsveç için gıda imalatı sektörü olduğu anlaşılmıştır. Sektörel üretim çarpanına göre Türkiye için elektrik gaz buhar iklimlendirme sektöründe meydana gelen bir birimlik nihai talep artışı ekonomideki üretimi 3,040 birim kadar artıracaktır, kok ve rafine petrol sektörü de meydana gelecek bir birimlik nihai talep sonucu ekonomiyi 2,500birimlik üretim artışına götürecektir. İsveç için sektörel üretim çarpanına bakıldığında, kok ve rafine petrol sektöründe meydana gelecek bir birimlik nihai talep artışı 3,0135 birim ekonomideki üretimi tetikler iken elektrik gaz buhar iklimlendirme sektöründeki bir birimlik nihai talep artışı 1,7955 birimlik üretimi artırır. Ters ithalat matrisi analizi sonucunda Türkiye'nin halen birincil enerji kaynaklarında dış girdi bağımlısı olduğu görülmektedir.
Yenilenebilir enerji kaynakları açısından Malawi'nin güneş enerjisi potansiyeli üzerine bir değerlendirme
Malawi'de kapsamlı bir büyüme ve sürdürülebilir kalkınmanın görülmesi için elektriğe büyük ölçüde erişim sağlanması gerekmektedir. Şu anda 18 milyonluk nüfusun ancak %9'una elektrik hizmeti verilmektedir. Yenilenebilir enerji, tüm ülkelerin sürdürülebilir kalkınması için büyük bir fırsattır. Bu çalışma Malawi'deki güncel enerji talebini ve tedariğinideğerlendirmekte, büyük enerji kaynaklarını, onlarınhâlihazırdaki kullanım durumunuve bununla birlikte, ülkenin elektrik tedariğine potansiyel katkılarını incelemektedir.Aynı zamanda Malawi'nin coğrafi konumunu ve bu konum sebebiyle nasıl yıl boyunca büyük ölçüde güneş ışığına maruz kaldığını tartışmakta ve son olarak güneş enerjisinin kullanımı ile enerji tedariğine karşı olan güçlükleri yenmek için uygulanması gereken stratejileri tanımlamaktadır. Bu çalışma, Malawi Meteoroloji Departmanı'ndan elde edilen küresel günlük radyasyon yoğunluğu ve hava sıcaklığıkayıtlarına ek olarak; Uluslararası Enerji Ajansı IRENA'nın 1984-2015 yılları arasında yürüttüğü bir çalışmanın önemli analizlerini içeren ikinci el verileri kullanarak, potansiyel bir güneş enerjisi santralinin, Net Şimdiki Değer Yöntemi ve RETscreen analiz programı ile hesaplanmış tahmini finansman maliyetini sunmaktadır.Analiz sonuçları Malawi'nin yıl boyunca muazzam ölçüdegüneş ışığıaldığını ve ortalama hava sıcaklıklarının büyük ölçekli bir güneş enerjisi projesinin yapılması için elverişli olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, makale sürdürülebilir sosyal ve ekonomik büyümenin bir önkoşulu olan yeterli ölçüde modern enerji tedariğinin sağlanması için kullanılabilecek stratejilerin altını çizmektedir.