Aleksitimi
Bu konu başlığı altında 57 tez
Ergenlerde intihar eğiliminin yordanması: Yaşam nedenleri, psikolojik iyi oluş ve Aleksitimi'nin rolü
Bu araştırmada, ergenlerde intihar eğiliminin yaşam nedenleri, psikolojik iyi oluş ve aleksitimi tarafından yordanıp yordanmadığı; ergenlerin cinsiyetlerine göre intihar eğilimi düzeylerinin (düşük/orta/yüksek) farklılaşıp farklılaşmadığı ve yardım alma ihtiyacı hissedip hissetmemesi (evet/hayır) durumuna göre intihar eğilim puanlarının farklılaşıp farklılaşmadığı araştırılmıştır. Bu araştırma betimsel çalışmalardan ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkeni intihar eğilimi, bağımsız değişkenleri ise cinsiyet, yaşam nedenleri, psikolojik iyi oluş ve aleksitimidir. Çalışmanın amacı çerçevesinde birçok çalışma grubundan veri toplanmıştır. Yaşam Nedenleri Ölçeği'nin yapı geçerliğini test edebilmek için lise 1, 2, 3 ve 4'e devam eden 253 ergenden (95 erkek (%37.5), 158 kadın (%62.5)), ölçüt bağıntılı geçerlik için 236 ergenden (87 erkek (%36.9), 149 kadın (%63.1)), test tekrar test güvenirliği için 135 ergenden (80 erkek (%59.2), 55 kadın (%40.8)) veri toplanmıştır. Son olarak ise, çalışmanın araştırma sorulanının cevabına ulaşabilmek için 699 ergenden (260 erkek (%37.6), kadın 439 (%62.8)) veri toplanmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla "İntihar Olasılığı Ölçeği", "Yaşam Nedenleri Ölçeği", "Psikolojik İyi Oluş Ölçeği" ve "Toronto Aleksitimi Ölçeği" kullanılmıştır. Ayrıca "Yaşam Nedenleri Ölçeği" uyarlama çalışmasında ölçüt bağıntılı geçerliğe kanıt sağlayabilmek için "Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği" ve "Beck Umutsuzluk Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 23 ve AMOS programlarından yararlanılmıştır. Öncelikle Yaşam Nedenleri Ölçeği'nin geçerliği için doğrulayıcı faktör analizi ve ölçüt bağıntılı geçerlik çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Ölçeğin güvenirliği için Cronbach alpha iç tutarlık katsayısı ve test tekrar test yöntemlerinden yararlanılmıştır. Ergenlerin cinsiyetlerine göre intihar eğilimi düzeylerinin (düşük/orta/yüksek) farklılaşıp farklılaşmadığını belirleyebilmek için ki-kare analizinden yararlanılmıştır. Yardım alma ihtiyacı hissedip hissetmemesi (evet/hayır) durumuna göre intihar eğilimlerinin farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koyabilmek için bağımsız gruplar için t-Testi ve intihar eğiliminin yaşam nedenleri, psikolojik iyi oluş ve aleksitimi tarafından yordanıp yordanmadığını belirleyebilmek için aşamalı çoklu regresyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırmada hata payı üst sınırı .05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, ilk olarak ergenlerin cinsiyetlerine göre intihar eğilimi düzeyleri anlamlı bir biçimde farklılaşmadığı görülmüştür. İkinci olarak, değişkenler arasındaki ilişkiler incelendiğinde, ergenlerde intihar eğilimi ile yaşam nedenleri arasında genel çalışma grubunda negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Aynı grupta intihar eğilimi ile psikolojik iyi oluş arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. İntihar eğilimi ile aleksitimi arasında ise pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Ayrıca kız ergenlerde intihar eğilimi ile yaşam nedenleri ve intihar eğilimi ile psikolojik iyi oluş arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler görülmüşken, erkek ergenlerde intihar eğilimi ile yaşam nedenleri ve intihar eğilimi ile psikolojik iyi oluş arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler, intihar eğilimi ile aleksitimi arasında ise pozitif yönde anlamlı ilişkiler olduğu görülmüştür. Üçüncü olarak ergenlerin intihar olasılıklarının "genel çalışma grubu'nda" psikolojik iyi oluş, yaşam nedenleri ve aleksitimi tarafından yordandığı görülmüşken, "kız ergenlerde" psikolojik iyi oluş ve yaşam nedenlerinin ve "erkek ergenlerde" yaşam nedenleri, psikolojik iyi oluş ve aleksitiminin anlamlı yordayıcılar olduğu görülmüştür. Son olarak ergenlerin psikolojik yardım alma ihtiyacı hissedip hissetmemesine göre intihar eğilimine ilişkin puanları anlamlı biçimde farklılaştığı ve psikolojik yardım ihtiyacı olduğunu belirten ergenlerin intihar eğilimi puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Araştırma çerçevesinde elde edilen bulgular alan yazını ışığında tartışılmış, yorumlanmış ve önerilerde bulunulmuştur.
Psödonöbetin eşlik ettiği ve etmediği epilepsi hastalarının psikolojik dayanıklılık, travma ve aleksitimik özellikler açısından karşılaştırılması
Epilepsi hastalığında psikiyatrik komorbidite sık karşılaşılan bir durumdur. Epileptik nöbetleri taklit eden psikojenik nonepileptik nöbetler (psödonöbet) psikiyatride konversiyon bozukluğu başlığı altında ele alınmaktadır. Psödonöbetlerin epilepsi hastalarında görülme sıklığı sanılanın aksine fazladır. Çalışmamızda psödonöbetin eşlik ettiği ve etmediği epilepsi hastalarını kendi arasında ve sağlıklı kontrol grubuyla psikolojik dayanıklılık, travma ve aleksitimik özellikler açısından karşılaştırdık. Çalışmaya nörolojik değerlendirmeler sonrasında 50 pür epilepsi, 20 psikojen nöbetin eşlik ettiği epilepsi hastası ve 70 sağlıklı katılımcı alındı. Bilgilendirme ve ardından yazılı onam alındıktan sonra katılımcıların sosyodemografik verilerine yönelik bilgiler alındı. Katılımcılardan, hepsi öz bildirime dayalı olan Travmatik Yaşantılar Ölçeği, Çocukluk Çağı Travma Ölçeğ, Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği, Toronto Aleksitimi Ölçeği ve Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği'ni doldurmaları istendi. Psikolojik dayanıklılık en düşük psikojen nöbetin eşlik ettiği epilepsi grubunda saptandı. Çocukluk çağı travması ve aleksitimik özellikler en yüksek psikojen nöbetin eşlik ettiği epilepsi grubunda saptandı. Travmatik Yaşantılar Ölçeği toplam puanı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Anahtar kelimeler: epilepsi, psikojen nöbet, aleksitimi, travma, psikolojik dayanıklılık
Diabetes mellitus'lu hastalarda periodontal durumun aleksitimi, ağız sağlığıyla ilgili yaşam kalitesi ve dental anksiyete üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı diyabetik hastalarda (DM) periodontitisin (P) aleksitimi düzeyi, ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi ve dental anksiyete seviyeleri üzerine olan etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmamız kapsamında, her bir grupta 50 birey olacak şekilde toplam 200 katılımcı; periodontitis ve diabetes mellituslu (DM-P), periodontal olarak sağlıklı diabetes mellituslu (DM-PS), periodontitisli ve sistemik sağlıklı (SS-P), hem sistemik hem de periodontal açıdan sağlıklı (SS-PS) olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. Demografik, diyabetle ilgili ve plak indeksi (Pİ), gingival indeks (Gİ), sondalama cep derinliği (SCD), klinik ataşman seviyesi (KAS), sondalamada kanama (SK) gibi periodontal parametreler kaydedilmiştir. Aleksitimi düzeyi toronto aleksitimi ölçeği (TAS-20) ile puanlanmıştır. Ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi ağız sağlığı etki profili (OHIP-14) ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi-birleşik krallık (OHRQoL-UK) anketleriyle ölçülmüştür. Anksiyete seviyesi modifiye dental anksiyete skalasıyla (MDAS) belirlenmiştir. Bulgular: Hem DM'lu hem de SS'lı bireyler arasında P'li hastalardaki TAS-20, OHIP-14 ve MDAS skorları PS'li hastalara göre istatistiksel olarak önemli ölçüde yüksek; OHRQoL-UK skorları PS'li hastalara göre istatistiksel olarak önemli ölçüde düşüktü. Hem P'li hem de PS'lı bireylerde TAS-20, OHIP-14, MDAS ve OHRQoL-UK skorları açısından DM'u olan ve olmayan hastalar (SS) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Sonuç: Periodontitis DM veya SS gruplarında daha yüksek seviyelerde TAS-20, MDAS, OHIP-14 ve daha düşük seviyelerde OHRQoL-UK ile pozitif ilişkilidir. DM hem P'li hem de PS'li hastalarda aleksitimi, ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi ve dental anksiyete üzerine ilave herhangi bir etki göstermemiştir.
Depresyon tanılı hastaların çocukluk çağı travmaları ile aleksitimi, dürtüsellik ve intihar olasılığı arasındaki ilişki
Bu araştırma depresyon tanılı hastaların çocukluk çağı travmaları ile aleksitimi, dürtüsellik ve intihar olasılığı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırma, 01 Kasım 2021- 02 Mayıs 2022 tarihleri arasında T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Servisinde yatan ve ayaktan tedavi edilmek üzere başvuran 149 depresyon hastasıyla yapılmıştır. Araştırma verileri 'Kişisel Bilgi Formu', 'Beck Depresyon Envanteri(BDE), 'Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği(ÇÇTÖ)', 'Perth Aleksitimi Ölçeği(PAÖ)', 'İntihar Olasılığı Ölçeği(İOÖ)' ve 'Barratt Dürtüsellik Ölçeği-11(BDÖ)' ile yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin analizi bilgisayar ortamında İstatistik Programı SPSS 22.0 ile yapılmıştır. Çalışmaya katılan depresyon tanılı hastaların %69.8'inin kadın, %30.2'sinin erkek olduğu, yaş ortalamalarının 41.49 ± 13.16(18-69 yaş arası), %32.21'inin lise mezunu, %57.05'inin evli, %47.65'inin ev hanımı, %38.26'sının özkıyım girişimi olduğu belirlenmiştir. Hastaların Beck Depresyon Envanteri toplam puan ortalamasının 31.3 ± 9.25, Çocukluk Çağı Travma Ölçeği toplam puan ortalamasının 72.11 ± 24.33, İntihar Olasılığı Ölçeği toplam puan ortalamasının 82.03 ± 10.71 , Perth Aleksitimi Ölçeği toplam puan ortalamasının 97.08 ± 36.96, Barratt Dürtüsellik Ölçeği toplam puan ortalaması 66.91 ± 9.81 olduğu saptandı. BDE ile ÇÇTÖ, PAÖ, İOÖ ve BDÖ arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki belirlendi (p<0,05). PAÖ ile ÇÇTÖ arasında ve İOÖ ile BDÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p<0,05). ÇÇTÖ, İOÖ ve BDÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olmadığı saptandı (p>0,05). Hastaların depresyon belirtilerinin, çocukluk çağı travmalarının, intihar olasılıklarının yüksek düzeyde, dürtüselliklerinin orta düzeyde ve aleksitimiye eğilimli oldukları belirlendi. Çocukluk çağı travması yaşayan depresyon hastalarının aleksitimi, intihar olasılığı ve dürtüsellik yönünden psikiyatri hemşireleri tarafından değerlendirilmesi ve psikoeğitim ve psikoterapi programları ile başa çıkma yöntemlerinin öğretilmesi önerilmektedir.
Demanslı bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım yükü ve aleksitimi düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırma, demanslı bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım yükü ve aleksitimi düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı nitelikte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Ankara İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran demanslı bireye bakım verenler; örneklemi ise dahil edilme kriterlerine uygun demanslı bireye bakım veren aile üyeleri (n:106) oluşturmuştur. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Bakım Verenlerin Yükü Envanteri (BVYE) ve Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Veriler yüzyüze görüşme yöntemi ile Ağustos 2020- Nisan 2021 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, shapirowilk, t testi,pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Bakım verenlerin %67'si kadın, yaş ortalaması 41,77±13,68, %50'si üniversite mezunu, %42,5'inin geliri giderden az ve %13,2'si kronik bir hastalığa sahiptir. Ayrıca bakım verenlerin%30,2'si annesine bakım verdiğini, %57,5'i 1-5 yıl arası bakım verdiğini, %77,4'ü bakımda diğer aile üyelerinden destek aldığını ve %58,5'i kendilerine vakit ayırabildiklerini bildirmiştir. Bakım verenlerin BVYE toplam puan ortalaması 47,66±22,65,TAÖ toplam puan ortalaması 58,18±10,86'dir. Bakım verenlerin %32,1'isinin aleksitimik özellik göstermediği, %26,4'ünün muhtemel aleksitimik özellik gösterdiği, %41,5'inin ise aleksitimisi olduğu saptanmıştır. Bakım verirken kendisine vakit ayıramayan, bakımda hasta ile iletişim sorunu yaşayan ve bakım verirken diğer aile üyelerinden destek alamayan bakım verenlerin BVYE ve TAÖ toplam puan ortalaması diğer bakım verenlere göre daha yüksektir(p<0.05). BVYE toplam puanı ile TAÖ toplam puanı arasında orta düzeyde, pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki vardır (p<0,05). TAÖ toplam puan ortalaması arttıkça BVYE toplam puan ortalaması da artmaktadır. Araştırma sonuçlarına dayalı olarak; bakım yükünü etkileyen etmenlerden bir tanesi de aleksitimidir. Hemşireler bakım verenlere destek olurkne bakım yükünü etkileyen önemli etmenlerden birisi olarak aleksitimiyi de değerlendirmeli, gereksinime göre hemşirelik bakımını planlamalı ve uygulamalıdır. Anahtar Kelimeler: Aleksitimi, Bakım Veren, Bakım Veren Yükü, Demans, Hemşirelik
Ergenlerde sosyal medya bağımlılığı, sosyal görünüş kaygısı ve aleksitimi arasındaki ilişki
Günümüzde giderek artan sosyal medya kullanımı ergenler arasında sosyal medya bağımlılığı riskini de ortaya çıkarmıştır. Sosyal medya bağımlılığının düzeyi ve etkileri ile ilgili ergenlerle yapılan çalışmalar olsa da sosyal görünüş kaygısı ya da aleksitimi ile ilişkisini ele alan çalışmalar sınırlı sayıdadır. Bu kesitsel ve ilişki arayıcı nitelikteki araştırma ergenlerde sosyal medya bağımlılığı, sosyal görünüş kaygısı ve aleksitimi arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Çalışmanın örneklemini 15-17 yaş grubunda 756 ergen oluşturdu. Kurum izni, etik kurul izni ve katılımcı onamı alındıktan sonra, veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan Tanıtıcı Bilgi Formu, Ergenler için Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (ESMBÖ), Toronto Aleksitimi Ölçeği-20 (TAÖ-20) ve Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği (SGKÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel analizler "Mann Whitney U Testi", "Kruskal Wallis H Testi", "Dunn-Bonferroni Testi" ile korelasyon ve regresyon analizleri kullanıldı. Çalışma kapsamına alınan ergenlerin yaş ortalamasının 16.04±0.74 olduğu, %57.8'inin kız olduğu belirlendi. Ergenlerin Sosyal Medya Bağımlılığı ölçeği puan ortalaması 22.35±7.68; Sosyal Görünüş Kaygısı ölçeği puan ortalaması 39.63±15.09, Toronto Aleksitimi ölçeği toplam puan ortalaması 52.38±8.78 olarak saptandı. Ergenler için Sosyal Medya Bağımlılığı ölçeği ile Sosyal Görünüş Kaygısı ölçeği puanları arasında pozitif yönlü orta dereceli bir ilişki saptandı (p<0.05). Toronto Aleksitimi ölçeği toplam puanı ile Sosyal Görünüş Kaygısı ve Ergenler için Sosyal Medya Bağımlılığı ölçeği puanları arasında orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki belirlendi (p<0.05). Ergenlerin Sosyal Medya Bağımlılığı ile Sosyal Görünüş Kaygısı ölçeği puanlarının Toronto Aleksitimi ölçeği toplam puanı üzerinde etkili olduğu bulundu (p<0.05). Çalışma bulguları doğrultusunda sosyal medya bağımlılığı ve etkilerine ilişkin farkındalığın arttırılması amacıyla çocuk hemşireleri tarafından ergenler ve ailelerine yönelik eğitim, danışmanlık ve müdahale çalışmaları yürütülmesi önerilmektedir.
Lise öğrencilerinde internet oyun oynama bozukluğu ve aleksitimi ilişkisinde duygu düzenlemenin aracı rolü
Bu araştırmada duygu düzenleme güçlüğünün aleksitimi ve internet oyun oynama bozukluğu arasındaki ilişkide aracı rolünün olup olmadığı araştırılmıştır. Araştırma 2019-2020 eğitim öğretim yılında 402 ortaöğretim öğrencisine Toronto Aleksitimi Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü ve İnternet Oyun Oynama Bozukluğu ölçeklerinin uygulanması ile yapılmıştır. Ayrıca internet oyun oynama bozukluğunun çeşitli demografik değişkenlerle olan ilişkileri ele alınmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; aleksitiminin internet oyun oynama bozukluğunu hem doğrudan hem de duygu düzenleme güçlüğünün aracılığıyla yordadığı saptanmıştır. Kullanılan üç ölçeğin de aralarında pozitif yönlü ve anlamlı ilişki bulunmaktadır. Elde edilen bulgular, literatürde yer alan verilere dayalı olarak tartışılmıştır.
Üniversite öğrencilerinde aleksitimi ve duygusal yeme arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada aleksitimi ve duygusal yeme arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda depresyon, anksiyete ve stres değişkenleri kontrol edilerek; cinsiyet, beden kitle indeksi ve aleksitiminin duygusal yeme üzerindeki etkisi incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini; Hukuk, İşletme, İktisat, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler, Uluslararası Ticaret ve Lojistik, Mimarlık, Sınıf Öğretmenliği, Özel Eğitim ve Fizyoterapi ve Rehabilitasyon bölümlerinde okuyan 378 kişi oluşturmaktadır. Veri toplamada Kişisel Bilgi Formu, Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği, Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20) ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASÖ) kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda depresyon, anksiyete ve stres değişkenleri kontrol edildiğinde aleksitiminin duygusal yeme üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır.Cinsiyetin sadeceduygusal yemenin alt boyutlarından, olumsuz duygularla başa çıkabilmek için yeme boyutu üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmuştur. BKİ'nin duygusal yeme üzerindeki etkisine bakıldığında sadece kendini kontrol edebilme boyutu üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmuştur.Analizler sonucunda elde edilen bulgular ilgili literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Aleksitimi, duygusal yeme, beden kitle indeksi, cinsiyet
Genç yetişkinlerde aleksitiminin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, genç yetişkinlerde aleksitiminin incelenmesidir. Bu kapsamda aleksitiminin internet kullanımı düzeyiyle, algılanan yalnızlık, benlik saygısı ve empati düzeyleriyle, COVID-19 pandemisine yönelik kaygıyla ve demografik değişkenlerle ilişkisi incelenmiştir. Araştırmanın yöntemi korelasyonel tarama modeli olup, örneklemi ise uygun örnekleme yöntemiyle Türkiye'de bulunan, 18-35 yaş aralığı 289 genç yetişkinden oluşmaktadır. Veri toplamak için Kişisel Bilgi Formu, Pandemik Kaygı Ölçeği ve Toronto Aleksitimi Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde ilişkisiz örneklemler t-testi, Pearson korelasyonu ve tek faktörlü varyans analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda aleksitimi ile yaş, algılanan empati ve benlik saygısı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Aleksitimi ile algılanan utangaçlık ve yalnızlık arasında ve pandemiye yönelik kaygı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Aleksitimi ile medeni durum ve internet kullanım düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Aleksitimi ile cinsiyet, yaşamın ilk 10 yılının geçtiği yerin gelişmişlik düzeyi, eğitim düzeyi, çalışma durumu ve sosyo-ekonomik düzey arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır.
Doğumsal kalp hastalığı olan çocukların aleksitimik özellikleri ile hastalığa yönelik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Mehmet Veysel ASLAN, Doğumsal Kalp Hastalığı Olan Çocukların Aleksitimik Özellikleri İle Hastalığın Kendine Yönelik Tutumları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi ve Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Hemşirelik Programı, Yüksel Lisans Tezi, Gaziantep, 2022. Çalışma, doğumsal kalp hastalığı (DKH) olan çocukların aleksitimik özellikleri ile hastalığın kendine yönelik tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişi arayıcı türde yapıldı. Çalışma Diyarbakır Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ek Binası Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Polikliniği'nde DKH tanısı almış 104 çocuk hastayla gerçekleştirildi. Veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından alanyazın taranarak oluşturan '' 'Çocuk ve Aileye Yönelik Bilgi Formu'', Çocuklar için Aleksitimi Ölçeği (ÇAÖ), Çocuğun Kendi Hastalığına Yönelik Tutumu Ölçeği (ÇKHYTÖ) kullanıldı. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 23.0 paket programı ile yapıldı ve istatistiksel değerlendirmede normal dağılıma uyan verilerde t testi ve varyans analizi One-way Anova, uymayan verilerde ise Kruskal Wallis H ve Mann Whitney U testi uygulandı. Ölçeğin güvenirliği için Cronbach Alfa testi kullanıldı. Sonuçlar %95 güven aralığında hata oranı 0.05 olacak şekilde incelendi. Çalışmaya katılan çocukların ÇAÖ toplam puan ortalaması 21.10±3.88, Duyguları Tanımlama Güçlüğü alt boyutu puan ortalaması 4.89±1.81, Duyguları Açıklama Güçlüğü alt boyutu puan ortalaması 5.18±1.57 ve Dışsal Yönelimli Düşünme alt boyutu puan ortalaması 18.08±1.59 olarak bulundu. Katılımcıların ÇKHYTÖ genel puan ortalaması 2.85±0.43 bulundu. Ayrıca, negatif tutum gösteren çocukların (%66.3) puan ortalaması 2.61±0.26, nötral tutum gösteren çocukların (%32.7) puan ortalaması 3.30±0.27 ve pozitif tutum gösteren çocukların (%1.0) puan ortalamaları 4.00±0.00 olarak bulundu. Çocukların almış oldukları DKH tanıları, hastalıkları ile ilgili duygularını açıklamayabilmeleri ve okula devam etme durumları hem ÇAÖ toplam puan ortalaması hem de ÇKHYTÖ genel puan ortalaması ile ilişkiliydi. Çocuklara tanı konulma süresi ve cinsiyet ile ÇAÖ toplam puan ortalaması arasında ilişki bulunurken, hastane yatışının olması, ek kronik hastalık varlığı, sürekli ilaç kullanma durumu, yaş ve ailenin ekonomik durumunun ÇKHYTÖ puanlarını etkilediği belirlendi. İki ölçek arasındaki ilişki değerlendirdiğinde; ÇAÖ puanları ile ÇKHYTÖ puanları arasında negatif yönlü orta düzeyde bir ilişkisi olduğu görüldü. (r=-0.48,p<0.05). Bu sonuca bağlı olarak aleksitimi ve hastalık tutumu konularını güncel düzeyde tutmak ve hemşirelere bu konularda hizmet içi eğitim programlarına yer verilerek, DKH farkındalığına gerekli önemin verilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Doğumsal kalp hastalığı, Çocuk, Aleksitimi, Tutum
İnternet oyun oynama bozukluğunun aleksitimi ve sosyal anksiyete ile ilişkisi
Amaç: İnternet Oyun Oynama Bozukluğununun (İOOB) daha önce diğer bağımlılıklarda da çalışılmış olan aleksitimi ve sosyal anksiyete ile ilişkisinin araştırılması çalışmamızın amacını oluşturmuştur. Yöntem: MCBÜ sağlık kampüsü öğrenci ve araştırma görevlilerinden DSM-5 de önerilen İOOB tanı kriterlerini karşılayan 40 internette oyun bağımlılığı olan hasta araştırma grubunu oluşturmuştur. Kontrol grubu ise aynı evren içinden 40 sağlıklı gönüllüden oluşturulmuştur. Her iki grup için Sosyodemografik ve Klinik Bilgi Formu, İnternet Oyun Oynama Bozukluğu Ölçeği, DSM-5 için Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu (SCID-5), Toronto Aleksitimi Ölçeği, Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler bilgisayar ortamına aktarılarak istatistiksel analizleri yapılmıştır. Bulgular: İnternet oyun oynama bozukluğu olanlarla aleksitimi arasında pozitif yönde ilişki saptanmıştır (p:0.002). Gruplar arasında sosyal anksiyete ile ilişkilerinde anlamlı farklılık bulunmuştur (p:0.002). Yine gruplar arasında sosyal anksiyete kaçınma ve kaygı alt boyutlarıyla ilişkiye bakıldığında internet oyun oynama bozukluğu olanlarla pozitif yönlü ilişki saptanmıştır (p:0.009, p:0.001). Aleksitimi ile sosyal anksiyete düzeyi ve alt boyutları arasındaki ilişkiye bakıldığında pozitif yönlü ilişki bulunmuştur (p:0.001). Sonuç: Araştırmamızın bulguları değerlendirildiğinde internet oyun oynama bozukluğu olanlarda aleksitimi oranının ve sosyal anksiyete düzeyinin daha fazla olduğu görülmüştür. Ayrıca internet oyun oynama bozukluğu olanların sosyal anksiyete kaçınma ve kaygı alt boyutlarında da daha yüksek puanlar aldığı saptanmıştır. Aleksitimi ile sosyal anksiyete düzeyi ve alt boyutları değerlendirildiğinde aralarında pozitif yönlü ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Bu bulguların daha büyük örneklemde yinelenmesine ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Oyun oynama bozukluğu, dijital oyun bağımlılığı, aleksitimi, sosyal anksiyete
Obsesif kompulsif bozuklukta aleksitimi, cinsel işlev bozukluğu ve çift uyumunun araştırılması
Amaç: Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) tanılı hastalarda aleksitimik özelliklerin değerlendirilip, cinsel işlev bozukluğu (CİB) ve çift uyumu ile ilişkisinin ortaya çıkarılması, OKB hastaları ve kontrol grubunun aleksitimi, cinsel işlevler ve çift uyumları açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniği Obsesif Kompulsif Bozukluk Birimi'nde yürütülmüştür. Çalışmaya evli veya cinsel partneri olan 72 OKB hastası ile hastalar ile benzer sosyodemografik özellikler gösteren, ruhsal hastalık öyküsü bulunmayan, evli veya cinsel partneri olan 82 kişiden oluşan sağlıklı gönüllü kontrol grubu dahil edildi. Katılımcılara tarafımızca oluşturulan sosyodemografik veri formu, obsesif kompulsif bozukluk veri formu ve cinsel işlevler veri formuna ek olarak, Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Derecelendirme Ölçeği (YBOKÖ), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği (ACYÖ), Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ) uygulandı. Bulgular: Çalışmamızda OKB hastalarının % 59,8'i aleksitimik olarak bulunmuştur. OKB hastalarının TAÖ-20 toplam puan ortalamaları, kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,001). Aleksitimik olan OKB hastalarının ACYÖ toplam puan ortalamaları, aleksitimik olmayan OKB hastalarına göre daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Aleksitimik olan OKB hastalarının ÇUÖ toplam puanı (p<0,001) ve alt ölçek puan ortalamaları (p=0,01; p=0,001; p=0,002; p=0,01), aleksitimik olmayan OKB hastalarına göre daha yüksek bulunmuştur. Hasta grubunda TAÖ-20 toplam puanı ile ACYÖ toplam puanı arasında pozitif yönlü bir ilişki (p=0,002) ve TAÖ-20 toplam puanı ile ÇUÖ toplam puanı (p=0,004) ve alt ölçek puanları (p=0,038; p=0,001; p=0,026; p=0,032) arasında negatif yönlü bir ilişki saptanmıştır. OKB hastalarının % 65,3'ünde cinsel işlev bozukluğu saptanmıştır. OKB hastası kadınlarda en sık orgazm bozukluğu (% 48,8), OKB hastası erkeklerde en sık cinsel istek azlığı (% 30,3) saptanmıştır. ACYÖ toplam puanları her iki cinsiyette de (p<0,001) OKB hastalarında kontrol grubuna göre daha yüksek belirlenmiştir. ÇUÖ toplam puanı ve alt ölçek puan medyanları OKB hastalarında kontrol grubuna göre düşük saptanmıştır (p<0,001). Çalışmamızda OKB semptom türleri ile aleksitimi düzeyi (p>0,05), cinsel işlev bozukluğu (p>0,05) ve çift uyumu (p>0,05) arasında ilişki saptanamamıştır. Sonuç: Çalışmamızın sonucuna göre OKB hastalarında daha yüksek aleksitimi düzeyleri, daha kötü cinsel işlevsellik ve daha düşük çift uyumu saptanmıştır. OKB hastalarında aleksitimi varlığı daha kötü cinsel işlevsellik ve daha düşük çift uyumu ile ilişkilendirilmiştir. Ayrıca OKB hastalarında aleksitimi düzeyleri arttıkça, cinsel işlevlerdeki bozulmanın arttığı ve çift uyumunun azaldığı görülmüştür. OKB hastalarında aleksitimik özelliklerin varlığının sorgulanıp, uygun tedavi yöntemlerinin sağlanması, hastaların ailevi (sosyal) işlevselliklerinin artmasına olanak sağlayabilir. Geniş örneklem gruplarında ya da farklı hastalıklarda bu ilişkilerin araştırılması konunun aydınlatılmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Aleksitimi, Cinsel İşlev Bozukluğu, Çift Uyumu, Obsesif Kompulsif Bozukluk
İlaçla intihar girişimde bulunan kişilerde psikolojik dayanıklılık ve aleksitimi düzeylerinin depresyon, anksiyete ve dürtüsellikle ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada ilaçla intihar girişimde bulunan hastalarda psikolojik dayanıklılık, aleksitimi, depresyon, anksiyete ve dürtüsellik ilişkisinin araştırılması ayrıca psikolojik dayanıklılık ve aleksitiminin diğer ölçeklerle ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya ilaçla intihar girişimde bulunan hasta grubu (n=66) ile herhangi bir psikiyatrik tanısı bulunmayan kontrol grubu (n=66) dahil edilmiştir. Çalışmada sosyodemografik veri formu, Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (PDÖ), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAO-20), Beck Depresyon Envanteri (BDE), Beck Anksiyete Envanteri (BAE), Barratt Dürtüsellik Ölçeği (BDÖ-11) kullanılmıştır. Bulgular: İlaçla intihar girişimde bulunan grupta BDE, BAE, TAO-1, TAO-2 BDÖ-11 kontrol grubuna göre anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (her biri p<0,001). Kontrol grubunda PDÖ kendini adama ve meydan okuma anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (sırasıyla p=0,039 ve p=0,003). Gruplar arasında PDÖ ile diğer ölçeklerin korelasyon katsayılarının karşılaştırılmasında ilaçla intihar girişimde bulunan grupta PDÖ ile BDE, BAE, TAO-1 ve BDÖ-11 plansızlık dürtüselliği arasında farklılık saptanmıştır (sırasıyla p<0,001, p=0,033, p=0,006 ve p<0,001). Gruplar arasında TAO-20 ile diğer ölçeklerin korelasyon katsayılarının karşılaştırılmasında ilaçla intihar girişimde bulunan grupta BDE, BAE, BDÖ-11 arasında farklılık saptanmıştır (her biri p<0,001) Sonuç: İlaçla intihar girişimde bulunan hastaların psikolojik dayanıklılık düzeylerinin düşük olduğu, aleksitimi düzeylerinin yüksek olduğu, daha depresif ve daha anksiyöz oldukları ve daha dürtüsel oldukları görülmüştür. Anahtar sözcükler: intihar girişimi, psikolojik dayanıklılık, aleksitimi, depresyon, anksiyete, dürtüsellik
Gebe kadınlarda aleksitimi ve depresyon arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Çalışma; Gebelerde aleksitimi ile depresyon arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla ilişki arayıcı, analitik desende yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'nin Batı Karadeniz Bölgesinde yer alan birüniversite hastanesinin kadın doğum polikliniğine başvuran gebekadınlar oluşturmuştur. Örnekleme Gpower analizi yapılarak belirlenen 242 gebe dahil edilmiştir. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu", "Beck Depresyon Envanteri" ve "Toronto Aleksitimi Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde Pearson ki-kare testi, Fisher testi Shapiro-Wilk testi Spearman Korelasyon ve çoklu lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Yapılan analizsonucunda gebelerin %23,1'inde depresyon olduğu vedepresyon envanteri puan ortalamalarının 11,41±8.48 olduğu, %35,5'inde aleksitimi olduğu ve aleksitimi ölçeği toplam puan ortalamalarının 46,45±8,65 olduğu saptanmıştır. Aleksitimi ölçeği alt boyutlarından "duygularını tanıma zorluğu" puan ortalamalarının14.98±4,83, "duygularını ifade etme zorluğu" puan ortalamalarının 11.62±3,13, "dışa-vuruk düşünce" puan ortalamalarının ise 19.85±4,35 olduğu bulunmuştur. Gebelerin Beck Depresyon Envanteri toplam puanları ile "duygularını tanıma" zorluğu (r=0.380, p<0.05) ve "duygularını ifade etme zorluğu" (r=0.310, p<0.05) alt boyut puanları ve Toronto Aleksitimi Ölçeği toplam puanları (r=0.338, p<0.05)arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki olduğu saptanmıştır. Gebe kadınların aleksitimik olma durumu, sosyo-demografik, sağlık ve obstetrik özelliklerinin depresyon üzerindeki değişimin yaklaşık %35,8'ini açıkladığı bulunmuştur. Buna göre depresyonun aleksitimik olmayan gebelerde aleksitimik olanlara göre 0.678 kat daha az görüldüğü, birinci trimestirde olanlarda, üçüncü trimestirde olanlara göre 3.098 kat daha fazla olduğu, ilk gebeliği olanlarda 4 ve daha fazla gebeliği olanlara göre 0.785 kat daha az olduğu saptanmıştır. Bu doğrultuda gebelikte aleksitimi ve depresyon taranmasının doğum öncesi bakım hizmetlerinin bir parçası haline getirilmesi, riskli kişilerin belirlenerek erken dönemde destek ve tedavisinin yapılması, daha büyük örneklemde ve farklı yöntemlerle gebe kadınlarda aleksitimi ve depresyonu inceleyen bilimsel çalışmaların yapılması önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Aleksitimi, Depresyon, Duygu İfade güçlüğü, Gebe, Kadın
Madde bağımlılığı tedavisi gören bireylerin bağlanma stilleri ve aleksitimi düzeyi arasındaki ilişki
Bu araştımanın amacı Ankara AMATEM'de madde bağımlılığı tedavisi gören bireylerin bağlanma stilleri ile aleksitimidüzeyleri arasındaki ilişkisinin incelenmesidir. Örneklemi 270 kişi oluşturmaktadır. Betimsel tarama modeli kapsamında veri toplama aracı olarak; demografik bilgi formu, Brennan ve ark. (1998) tarafından geliştirilen, Selçuk ve ark. (2005) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II ile Taylor ve ark. (1985) tarafından geliştirilen ve Dereboy(1990) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Toronto Aleksitimi Ölçeği TAÖ-26 kullanılmıştır. Aleksitiminin ve bağlanma stillerinin incelendiğiregresyon analizi sonuçlarına göre aleksitimi cinsiyete göre değişmemektedir. Bağlanma kaçınması ise kadınlarda daha yüksek rapor edilmektedir. Tüm örneklemde bağlanma stilleri ile aleksitimi toplam puanı arasında ilişki bulunmamaktadır. Aynı zamanda bağlanma kaygısı ve aleksitimi toplam puanı arasında bazı sosyo-demografik değişkenlerinin aracı bir etkisi bulunmamaktadır. Erkeklerde ise bağlanma kaygısı ile aleksitimi arasında sınırda anlamlı yordayıcı bir ilişki mevcuttur. Bununla birlikte tüm örneklemde bağlanma kaygısı ile duyguları ve bedensel duyumları ayırt etme yetersizliği arasındaki anlamlı ilişkiden dolayı bağımlılık süresi ve aile öyküsünün aracı etkisi incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre bu değişkenler arasındaki ilişki literatür ile uyumludur. Araştırmada elde edilen bulgular ilgili literatür ışığında tartışılmıştır.
Beliren yetişkinler için aleksitimi ölçeğinin geliştirilmesi ve aleksitiminin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Yapılan bu araştırmada beliren yetişkinlerin aleksitimi düzeylerini ölçen geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmek ve çeşitli değişkenlerle aleksitimi düzeylerini incelemek amaçlanmıştır. Bu amaçla ölçek geliştirme çalışmasının ilk aşaması için oluşturulan taslak ölçek Türkiye'de 18-25 yaş arasındaki 391 gönüllü katılımcıya uygulanmıştır. İkinci aşama içinse 28 maddelik nihai form, TAS-20 ölçeği ve kişisel bilgi formu basit seçkisiz örneklem yöntemiyle Türkiye'deki 18-25 yaş arasındaki 201 gönüllü katılımcıya uygulanmıştır. Ölçeğin geçerlik çalışmasında kapsam geçerliği, yapı geçerliği ve ölçüt bağımlı geçerliğe bakılmıştır. Kapsam geçerliği kısmında alanyazını incelenmiş ve uzman görüşü alınmıştır. Yapı geçerliği için açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Ölçüt bağımlı geçerlik içinse TAS-20 ölçeğinden alınan puanlar ile geliştirilen ölçekten alınan puanlar arasındaki korelasyon katsayısına bakılmıştır. Ölçeğin güvenirlik çalışması için Cronbach alpha katsayısı ve testi yarılama yöntemiyle elde edilen korelasyon katsayısı dikkate alınmıştır. Verilerin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi kısmında bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 24.0 paket programı ve LİSREL 8.7 paket programı ile yapılmıştır. Bulgular yorumlanırken anlamlılık düzeyi .05 olarak alınmıştır. Analizler sonucunda 28 maddelik 3 alt boyuttan oluşan ölçek elde edilmiştir. Geliştirilen ölçeğin toplam madde korelasyonları .46 ile .73 arasında değişmektedir ve oluşan 3 alt boyutun toplam açıkladığı varyans ise %61'dir. İkinci aşamada yapılan doğrulayıcı faktör analizinde faktör yüklerinin .60 ile .94 arasında değişim gösterdiğine ulaşılmıştır. Ölçüt bağımlı geçerliği test etmek için TAS-20 ölçeği ile geliştirilen ölçek arasındaki korelasyon hesaplanmıştır ve 0.68 olarak yeterli seviyede olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin güvenirlik analizi için bulunan Cronbach alpha değeri .91'dir. Ayrıca alt boyutlara göre güvenirlik katsayıları ise; hayal gücü ve imgelemede güçlük boyutunda .93, duyguları söze dökmede güçlük boyutunda .92, duyguları fark etme ve ayırt etmede güçlük boyutunda ise .90 olarak bulunmuştur. Testi yarılama yöntemiyle tek ve çift maddeler arasındaki korelasyon katsayısı ise .88'dir. Beliren yetişkinlerin toplam aleksitimi puanlarıyla kardeş sayısı ve algılanan ekonomik durum arasında anlamlı farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca baba eğitim durumu ile duyguları söze dökmede güçlük alt boyutunda, anne-baba birliktelik durumları ile duyguları fark etme, ayırt etmede güçlük boyutunda anlamlı farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Cinsiyet, yaş, doğum sırası, anne eğitim durumu ve yaşamın çoğunun geçtiği yer değişkenleri ile beliren yetişkinlerin aleksitimi düzeyleri arasında anlamlı farklılık bulunmamaktadır.
Çocukluk çağı travmaları ve aleksitimi ilişkisinde ana babaya bağlanma ve psikolojik dayanıklılığın aracı rolünün incelenmesi
Bu araştırmada çocukluk çağı travmaları ile aleksitimi ilişkisinde ana-babaya bağlanma ve psikolojik dayanıklılığın aracı rolü incelenmiştir.Araştırmaya Konya ilinde yaşayan 17 yaş ve üzeri 360 birey katılmıştır. Katılımcıların sosyodemografik bilgilerine ulaşmak için "Kişisel Bilgi Formu'', çocukluk dönemindeki travmatik yaşantıları ölçmek için "Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ)'', aleksitimiyi ölçmek için "Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20)'', ana-babaya bağlanma düzeylerini ölçmek için "Ana-Babaya İlişkin Görüşler Ölçeği" (ABİÖ), psikolojik dayanıklılık düzeylerini ölçmek için "Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (PDÖ-IIIR)'' uygulanmıştır.Sonuçlar SPSS programı ile analiz edilmiş ve veriler bağımsız t-test, tek yönlü varyans analizi, korelasyon ve aracılık analizleriyle elde edilmiştir. Katılımcıların çocukluk çağı travmaları, ana babaya bağlanma, psikolojik dayanıklılık ve aleksitimi düzeyleri arasında ilişki olup olmadığını incelemek için yapılan korelasyon analizi sonucunda aleksitiminin çocukluk çağı travmaları ile pozitif yönde, ana babaya bağlanma ve psikolojik dayanıklılık ile ise negatif yönde ve anlamlı düzeyde ilişkili olduğu bulunmuştur.Çocukluk çağı travmasının aleksitimi ile ilişkisinde ana babaya bağlanma ve psikolojik dayanıklılığın aracı rolünü incelemek amacıyla yapılan Paralel Çoklu Aracı Değişken analizi sonucunda, çocukluk çağı travmaları ile aleksitimi ilişkisinde ana babaya bağlanma ve psikolojik dayanıklılığın tam aracı rol üstlendiği bulunmuştur.
Üniversite öğrencilerinin aleksitimik düzeylerinin bazı değişkenlere göre incelenmesi (Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi örneği)
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin aleksitimi düzeylerinin; benlik saygısı, durumluk ve sürekli kaygı düzeylerine, cinsiyete,yaşa, ekonomik düzeye ve kullanılan ele göre değişip değişmediğini incelemek amacıyla yapılmış betimsel bir çalışmadır.Araştırma 2006 ? 2007 eğitim-öğretim yılında Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesinin tesadüfi yolla seçilen; Eğitim Bilimleri (Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık), İlköğretim (Sınıf ve İlköğretim Matematik Öğretmenliği) ve Türkçe Eğitimi (Türkçe Öğretmenliği) Bölümlerinde öğrenim gören 450 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Araştırmada öğrencilere; Toronto Aleksitimi Ölçeği, Coopersmith Benlik Saygısı Ölçeği, Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçekleri ve Kişisel Bilgi Formu birlikte uygulanmıştır.Bu araştırmada aşağıdaki bulgulara ulaşılmıştır:1.Benlik saygısı düşük ve yüksek olan üniversite öğrencilerinin aleksitimi puan ortalamaları arasında önemli bir fark olduğu görülmüştür. Benlik saygısı düşük olan öğrencilerin aleksitimi düzeyleri benlik saygısı yüksek olan öğrencilerden daha yüksektir.2.Sürekli kaygıları yüksek ve normal olan üniversite öğrencilerin aleksitimi puan ortalamaları arasında da önemli bir fark görülmüştür. Sürekli kaygıları yüksek olan öğrencilerin aleksitimi düzeyleri, kaygıları normal olan öğrencilerden daha yüksektir.3.Erkek ve kız üniversite öğrencilerinin aleksitimi puan ortalamaları arasında önemli bir fark görülmüştür. Erkeklerin aleksitimi düzeyleri kız öğrencilerinkinden daha yüksektir.4.Üniversite öğrencilerinin durumluk kaygı düzeyine, yaşa, ekonomik duruma ve kullanılan ele göre aleksitimi düzeyleri arasında ise anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuçlar literatür ışığında tartışılmış ve sonuçlar doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.
Otizm spektrum bozukluğu tanılı çocukların sosyal iletişim düzeyleri ve annelerinin aleksitimi düzeyleri ile normal gelişen çocukların sosyal iletişim düzeyleri ve annelerinin aleksitimi düzeylerinin karşılaştırılması
Mevcut çalışmada Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanısı alan çocukların sosyal iletişim düzeyleri ve annelerinin aleksitimi düzeyleri ile normal gelişen çocukların sosyal iletişim düzeyleri ve annelerinin aleksitimi düzeylerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Vaka grubuna Diyarbakır ilinde yaşayan yaşları 3-7 arasında değişen 89 OSB tanısı almış çocuk ve bu çocukların anneleri dâhil edilmiştir. Kontrol grubu ise yaşları 3-7 arasında değişen 84 normal gelişen çocuk ve bu çocukların annelerinden oluşmaktadır. Çalışmada Demografik Bilgi Formu, Sosyal İletişim Kontrol Listesi-Revize-Okul Öncesi Türkçe Versiyonu (SİLKOL-R-OTV), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-2) ve Otizm Davranış Kontrol Listesi (ABC) kullanılmıştır. Kullanılan ölçeklerin tamamını anneler doldurmuştur. Değişkenler arasındaki ilişkileri incelemek için Pearson ve Spearman korelasyon analizi; gruplar arasındaki farkların incelenmesi için ilişkisiz örneklemler t-testi, Mann Whitney U testi, tek yönlü varyans analizi ile Kruskal Wallis analizi; yordayıcılıkların incelenmesi regresyon analizleri yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre; vaka grubundaki annelerin aleksitimi düzeyinin çocuklarının sosyal katılım ve iletişimi anlama alt boyutları arasında negatif yönlü, duyusal alt boyutu arasında ise pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Vaka grubundaki çocukların sosyal iletişim düzeyi toplam puanı, sosyal katılım, iletişimi kullanma, iletişimi anlama, taklit/oyun alt boyutları ile otizm şiddeti arasında negatif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Hem vaka hem de kontrol grubundaki çocukların sosyal iletişim toplam puanı ve annelerinin aleksitimi düzeyleri farklılaşmaktadır. Vaka grubundaki çocukların sosyal katılım, iletişimi anlama, taklit/oyun ve sosyal iletişim toplamı; kontrol grubundaki çocukların ise; sosyal katılım, iletişimi kullanma ve sosyal iletişim düzeyi toplamı anne eğitim düzeyine göre anlamlı şekilde farklılaşmaktadır. Kontrol grubundaki çocukların iletişimi anlama ve taklit / oyun puanları anne eğitim düzeyine göre farklılaşmaktadır. Vaka grubunda yer alan annelerin aleksitimi toplam puanı, ekran maruziyetine göre farklılaşmakta ve çocuklarının sosyal iletişim düzeyleri otizm şiddetini yordamaktadır. Vaka grubunda sosyal iletişim düzeyinin dört alt boyutu otizm şiddetini yordamaktadır. Çalışma kapsamında elde edilen bulgular, ilgili alanyazın ışığında tartışılmış öneriler sunulmuştur.
Erken dönem uyum bozucu şema alanları ile aleksitimi ilişkisinde duygusal şemalar ve şema kaçınmasının aracı rolü
Son yıllarda gelişen üçüncü kuşak yaklaşımlarla birlikte bilişsel davranışçı terapi literatüründe davranışlar, düşünceler, duygular, üst bilişsel süreçler ve duygulara ilişkin öz-değerlendirmeler bütüncül bir şekilde ele alınmaktadır. Ülkemizde, "duyguları tanıma ve ifade güçlüğü" anlamına gelen aleksitimi kavramına ilişkin yapılan araştırmaların sayısı son 10 yıl içerisinde artış göstermiştir. Alanyazın incelendiğinde, pek çok çalışmada erken çocukluk yıllarındaki deneyimlerin aleksitiminin gelişiminde etkisi olduğu vurgulanmaktadır ancak bu ilişkiye hangi değişkenlerin aracılık ettiğine ilişkin kapsamlı bilgi bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu çalışmada, üçüncü kuşak terapi yaklaşımlarından şema odaklı psikoterapi, şema odaklı terapinin bileşenlerinden şema kaçınması, Leahy'in üst biliş kuramını temel alarak geliştirdiği duygusal şema modeli ve aleksitimi ilişkisi üzerinde durulmaktadır. Bu bağlamda, erken dönem uyum bozucu şema alanları ve aleksitimi ilişkisinde duygusal şemalar ve şema kaçınmasının aracı rolü incelenmiştir. Araştırmanın bağımsız değişkeni, erken dönem uyum bozucu şema alanları, bağımlı değişkeni aleksitimi düzeyidir. Duygusal şemalar ve şema kaçınması düzeyleri ise aracı değişkenlerdir. Çalışmanın ilk adımında, 18-65 yaş arası 265 kadın 103 erkek toplam 368 (n=368) katılımcıya internet yoluyla, Kişisel Bilgi Formu, Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ), Leahy Duygusal Şema Ölçeği (LDŞÖ), Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3) ve Young-Rygh Kaçınma Ölçeği (YR-KÖ) uygulanmıştır. İlk olarak, aleksitimi, erken dönem uyum bozucu şema alanları, duygusal şemalar ve şema kaçınması değişkenleri arasındaki ilişkiler Pearson Korelasyon Analizi ile değerlendirilmiştir. Ardından, erken dönem uyumsuz şema alanları ve aleksitimi ilişkisinde duygusal şemalar ve şema kaçınmasının aracı rolü Hiyerarşik Regresyon Analizi ile incelenmiştir. Aracılık analizi Hiyerarşik Regresyon ve PROCESS (Hayes,2016) eklentisiyle yapılmıştır. Analiz sonuçları incelendiğinde aleksitimi, erken dönem uyum bozucu şema alanları, duygusal şemalar ve şema kaçınması değişkenleri arasında anlamlı ilişkiler (p<0.010) bulunmuştur. Aracı değişken analizi sonuçlarına göre, erken çocukluk dönemi uyum bozucu şema alanları, duygusal şemalar ve şema kaçınması ile birlikte aleksitimiyi (p<0.010) yordamaktadır. Çalışmanın bulguları ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır.
Çocukluk çağı travmaları ve somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitimi ve duygusal şemaların aracı rolü
Dünyanın birçok yerinde çocuklar ihmale ve istismara maruz kalmaktadır. Çocukluk çağında maruz kalınan istismar ve ihmal bireyin fiziksel, ruhsal, cinsel ya da sosyal açıdan zarar görmesine neden olmaktadır. Çocuklukta maruz kalınan travmalar yetişkinlik döneminde çeşitli psikolojik ve fiziksel problemlerin zeminini oluşturmaktadır. Çocukluk çağı travmalarının duygusal yaşantının söze dökülememesindeki en büyük etkenlerden biri olduğu ve aleksitimi kavramının bu noktada önem kazandığı görülmektedir. Araştırmada çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon ilişkisinde aleksitimi ve duygusal şemların aracı rolü olup olmadığı incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi okuma yazma bilen 18-65 yaş arası 349 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmanın sosyodemografik bilgilerine dair sorular araştırmacı tarafından hazırlandı. Araştırmaya katılan bireylerin çocukluk dönemindeki travmatik yaşantıları ölçmek için "Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ)", aleksitimiyi ölçmek için "Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAO-20)", somatik belirti düzeylerini ölçmek için "Belirti Yorumlama Ölçeği (BYÖ)" ve "Belirti Tarama Testi (SCL-90-R)", duygusal şemaları belirlemek için "Leahy Duygusal Şema Ölçeği (LDŞÖ)" ölçeği kullanıldı. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde SPSS 25 programı kullanıldı. Araştırma sonuçlarına göre çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon pozitif yönde ilişkili olduğu görüldü. Araştırmada ikili değişkenler arası korelasyon analizi yapıldığında çocukluk çağı travmaları ile duygusal şemalar, somatizasyon ve aleksitimi pozitif yönde ilişki olduğu tespit edildi. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitimi ve duygusal şemaların kısmi aracılık ettiği görüldü. Çocukluk çağı travmaları ve somatizasyon ile ilgili olarak birçok araştırma yapılmıştır. Bu çalışma çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitimi ve duygusal şemaların aracı rolünü dikkate alarak literatüre katkıda bulunmaktadır.
Farklı gelişen çocukların annelerinde algılanan stigma, aile stresi ve aleksitimi
Bu çalışmada, çocuğunda otizm spektrum bozukluğu (OSB), zihinsel yetersizlik (ZY), özel öğrenme güçlüğü (ÖÖG) tanısı olan annelerin algıladıkları stigma, aile stresi ve aleksitimi düzeylerini karşılaştırmak amaçlanmıştır. Ayrıca algılanan stigma, aile stresi ve aleksitimi arasındaki ilişkinin incelenmesi hedeflenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 2019-2020 eğitim yılında, İstanbul ilinde özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde eğitim gören OSB, ZY tanısı olan çocukların anneleri, karşılaştırma grubunu ÖÖG olan çocukların anneleri oluşturmuştur. Araştırmada 262 anne yer almıştır. Çalışmaya alınan bireylerin sosyodemografik özellikleri ile ilgili bilgileri "Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu" kullanılarak yüz yüze görüşme ile araştırmacı tarafından doldurulmuştur. Katılımcıların algıladıkları stigma Ebeveynlerde Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği (ERHİDÖ) ile, aile stresi Aile Stresini Değerlendirme Ölçeği (ASDÖ) ile, aleksitimi düzeyleri Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20) ile, çocukların otizm derecesi Çocukluk Otizmi Değerlendirme Ölçeği (CARS) ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda; çocuğunda ÖÖG tanısı olan annelerin ERHİDÖ, ASDÖ, TAÖ-20 toplam puanları ve alt test puanları, çocuğunda OSB ve ZY olan annelerin puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. ERHİDÖ toplam puanlarında çocuklarında ağır düzeyde OSB olan annelerin puanları çocuğunda ZY ve ÖÖG olan annlerin puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. İçselleştirilmiş damgalanma, aile stresi ve aleksitimi puanları arasında anlamlı düzeyde pozitif yönde ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Otizm, damgalanma, aile stresi, aleksitimi
Hafif bilişsel bozukluk ve parkinson tanılı hastaların zihin kuramı, duygu ve yüz tanıma, empati ve aleksitimi düzeyleri ile yürütücü işlevler açısından sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması
Hafif Bilişsel Bozukluk ve Parkinson tanılı hastaların zihin kuramı, duygu ve yüz tanıma, empati ve aleksitimi düzeyleri ile yürütücü işlevler açısından sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması Amaç: Bu çalışmanın amacı, Hafif Bilişsel Bozukluk ve Parkinson hastalarını yürütücü işlevler, zihin kuramı, duygu ve yüz tanıma, aleksitimi ve empati açısından birbirleri ve sağlıklı kontrollerle karşılaştırmak ve bu faktörlerin hangilerinin daha yakından ilişkili olduğunu incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya 30 Parkinson, 30 Hafif Bilişsel Bozukluk hastası ile birlikte yaş, cinsiyet ve eğitimleri eşleştirilmiş sağlıklı 30 bireyden oluşan sağlıklı kontrol grubu dahil edilmiştir. Hasta gruplarına ve sağlıklı kontrol grubuna ilk olarak sosyodemografik veri formu, ardından Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, Temel Empati Ölçeği, Toronto Aleksitimi Ölçeği verilmiştir. Sonrasında tüm gruplara Standardize Mini Mental Test, Nöropsikiyatrik Envanter, Benton Yüz Tanıma Testi, Stroop testi, Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği, Gözlerden Zihin Okuma Testi, Ekman Yüz İfadeleri Tanıma Testi uygulanmıştır. Bulgular: Parkinson hastalarının Birinci Derece Yanlış İnanç, İroni Kavrama, Metafor Kavrama becerilerinin Hafif Bilişsel Bozukluk hastalarına göre daha bozuk; Stroop1 hata, Stroop3 süre, HAD puanları ve irritabilitesinin ise daha yüksek olduğu saptanmıştır. Hafif Bilişsel Bozukluk hastalarının Minimental ve Benton toplam test skorları Parkinson hastalarına göre daha düşük; Stroop4 hata ise daha yüksek bulunmuştur. Her iki hasta grubunun da sağlıklı kontrollere göre İkinci Derece Yanlış İnanç, GZO toplam, Ekman şaşırmış, iğrenmiş, nötral performansları düşük; TAO toplam test skorları, Stroop4 süre ve düzeltme, Stroop5 süre, hata ve düzeltme ile apati değerleri yüksek bulunmuştur. TEO test skorlarında ise sağlıklı kontrollere kıyasla anlamlı fark bulunmamıştır. Korelasyon analizleri sonucunda, Parkinson hastalarında DEZTÖ, GZO, Ekman ve Benton test skorlarının Stroop, HAD, TAO ve TEO skorları ile ilişkili olduğu; bilişsel kapasitenin bozulduğu hastalarda, depresif, anksiyöz ve aleksitimik hastalarda sosyal bilişin bozulduğu gösterilmiştir. Hafif Bilişsel Bozukluk hastalarında da DEZTÖ, GZO ve Ekman Test Skorlarının Stroop, TAO ve TEO ile ilişkili olduğu; bilişsel kapasitenin bozulduğu hastalarda ve aleksitimik hastalarda sosyal bilişin bozulduğu gösterilmiştir. Sonuç: Bu kesitsel, prospektif ve kontrollü çalışma, Parkinson Hastalığı ve Hafif Bilişsel Bozukluk hastalarının zihin kuramı, duygu ve yüz tanıma, empati ve aleksitimi düzeyleri ile yürütücü işlevler açısından karşılaştırıldığı ve ilişkili faktörlerin araştırıldığı Türkçe ve İngilizce literatürde görebildiğimiz kadarıyla ilk çalışmadır. Bulgularımız GZO toplam puanının ve hasta gruplarının Birinci ve İkinci Derece Yanlış İnanç testinin yordayıcısı olduğunu göstermiştir. Benton testinin yordayıcısı olarak ise Mini Mental toplam puanı ve GZO toplam puanı bulunmuştur. Bulgularımız Türk popülasyonunda sosyal etkileşimde bozulmalara sekonder gözlenen nöropsikiyatrik semptomları potansiyel olarak azaltabilecek önleyici ve tedavi edici stratejilerin geliştirilmesi için çok önemli olan nörodejeneratif hastalıklarda sosyal bilişi etkileyen faktörler ilişkili mevcut verileri genişletmektedir. Anahtar Kelimeler: Parkinson Hastalığı, Hafif Bilişsel Bozukluk, sosyal biliş, empati, aleksitimi
Alkol kullanım bozukluğu olan erkek hastalarda depresyon, anksiyete, aleksitimi düzeyinin cinsel işlev ve doyum üzerine olan etkisi ve sağlıklı gönüllüler ile kıyaslanması
Amaç: Bu çalışmanın amacı alkol kullanım bozukluğu olan erkek hastalarda, depresyonun, anksiyete düzeyinin, aleksitiminin, cinsel işlev bozukluğu ve cinsel doyum üzerine olan etkisi ve sağlıklı gönüllüler ile karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmanın örneklemi; AMATEM polikliniğine başvuran hastalardan DSM-5'e göre Alkol Bağımlılığı tanısı alan 52 adet Alkol Kullanım Bozukluğu (AKB) hastası, ve yaş açısından eşleştirilmiş 52 adet sağlıklı kontrolden oluşmaktadır. Kişisel veri formu, SCID-1 testi, Alkol Bağımlılığı Şiddedi Ölçeği, Beck Ankisyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Toronto Aleksitimi Ölçeği, Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği ve Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 24.0 paket programından yararlanılmıştır. Verilerin normal dağılıp dağılmadığı Kolmogrov-Smirnoff testi ile öğrenilmiştir. Ki kare testi ile, Mann Whitney U tesi, bağımsız gruplarda T testi ile, ANOVA testi uygulanmıştır. Bulgular: Yaş, gelir düzeyi, yaşadığı yer ve yetiştiği yer değişkenlerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı anlaşılmıştır. AKB grubundaki katılımcıların %23,1'inin alkol kullanmaya başlama yaşı 15'in altındadır. AKB grubun depresyon, anksiyete ve aleksitimi düzeyinin kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı farkla daha yüksek olduğu görülmüştür. Hafif düzeyde alkol bağımlısı olan grubun şiddetli düzeyde alkol bağımlısı olan gruba göre aleksitimi düzeyinin düşük olduğu görülmüştür; bu da alkol bağımlılığı düzeyi arttıkça aleksitimi düzeyinin arttığını göstermektedir. Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği ve Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği puanına göre AKB olan grubun cinsel disfonksiyon düzeyinin, sağlıklı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı farkla daha yüksek olduğu görülmüştür. Alkol bağımlılığı şiddeti arttıkça cinsel disfonksiyon düzeylerinin de arttığı görülmüştür. Alkol bağımlısı grubundaki katılımcıların Toronto Aleksitimi Ölçeği puanı ile Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği toplam puanı arasında ve Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği puanı arasında anlamlı bir korelasyon bulunamamıştır. AKB grubundaki bireylerin depresyon düzeyleri arttıkça cinsel disfonksiyon düzeyi anlamlı farkla artmıştır. AKB grubundaki bireylerin anksiyete düzeyleri arttıkça cinsel disfonksiyon düzeylerinin de arttığı bulunmuştur. AKB olan grupta yaşta bir puanlık artış Golombock Rust Ölçeğinde 0.26 katlık artışa, anksiyete düzeyinde bir puanlık artış ise Golombock Rust Ölçeğinde 0.4 katlık artışa neden olmaktadır. Yine AKB olan grupta Alkol Bağımlılığı Şiddeti Ölçeğinde bir puanlık artış Arizona Cinsel yaşantılar Ölçeğinde 0.37 puanlık artışa neden olmaktadır. Sağlıklı kontrol grubunda ise Toronto Aleksitimi Ölçeğinde bir puanlık artış, Golombok Rust Ölçeğinde 0.31 katlık artışa, Beck Depresyon Ölçeğindeki bir puanlık artış ise 0.36 katlık artışa neden olmaktadır. Yine sağlıklı kontrol grubunda Toronto Aleksitimi Ölçeğindeki bir puanlık arış Arizona Cinsel Yaşantılar ölçeğinde 0.28 puanlık artışa neden olmaktadır. Sonuç: Depresif ve kaygılı ruh hali, aleksitimi, alkol kullanımı ve diğer madde kullanımı, cinsel risk davranışının önemli belirleyicileridir. Özellikle AKB olan bireylere uyarlanmış etkili önleme stratejileri geliştirmek ve hedeflemek için bu koşullara yol açan psikososyal ve bağlamsal faktörler hakkında bilgiye ihtiyaç vardır. Literatürde AKB'nin cinsel işlev etkisi üzerinde yapılmış çalışmalar bulunmaktadır ve kullanılan alkolün cinsel işlevi doz bağımlı bozduğu bilinmektedir. Çalışmamız AKB olan erkek hastalarda depresyon anksiyete ve aleksitiminin cinsel işlev ve doyum üzerine olan etkisini ve sağlıklı gönüllülerle kıyaslanmasını multifaktöriyel olarak inceleyen ve alkol bağımlılığı şiddeti ile inceleyen bilinen ilk çalışmadır. Ülkemizde bu konuda yapılan ilk çalışma olması sebebi ile literatüre önemli katkılar sağlayacaktır.