Anatolia

214 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Yazılı kaynaklara göre Anadolu'nun (Orta, Güney, Doğu) Erken Demir Çağında idari yapılanması

Tunç Çağı'nın sonlarına gelindiğinde doğal ve beşeri faktörler sebebiyle Doğu Akdeniz'i içine alan bir göç hareketi yaşanmıştır. Ege'de Miken Uygarlığı, Anadolu'da Hitit İmparatorluğu'nun sona erdiği, sayısız saray, tapınak ve şehirlerin yok edildiği bu göç hareketi, Deniz Kavimleri Göçleri veya Ege Göçleri olarak adlandırılmıştır. Bu göç hareketiyle birlikte Erken Demir Çağı'na girilmiş ve Anadolu'da kaynakların sustuğu bir dönem başlamıştır. "Karanlık Çağ" olarak nitelendirilen bu dönem, Anadolu'da yaklaşık 400 yıl sürmüştür. Bu süreçte Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kurulan irili ufaklı krallıklar üzerine uzun yıllar seferler düzenleyen dönemin büyük gücü Asur, MÖ 11. yüzyılda yeni bir tehdit olarak Suriye üzerinden Anadolu'ya gelen Aramiler'le mücadele etmek zorunda kalmıştır. Asurlu kralların Arami Krallıkları'na karşı harekete geçmesiyle bir müddet sonra (MÖ 7. yüzyıldan itibaren) Arami Krallıkları tamamen Asur hâkimiyeti altına alınabilmiştir. Bu tez çalışmasında, Anadolu'nun Deniz Kavimleri Göçü sonrasında almış olduğu siyasi şekillenmenin hem Deniz Kavimleri Göçü öncesi hem de bu göç sonrasına tarihlenen dönemin, birincil kaynaklar ışığında analizi hedeflemiştir.

AnadoluAsurlularDeniz kavimleri+5
Şeyma Erenkul
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Şerif Aydemir'in hayatı, sanatı ve eserleri

2000 sonrası Türk hikâyeciliğinde geleneksel hikâye anlayışını devam ettiren yazarlar olduğu gibi modern anlatım tekniklerini kullanan yazarlar da vardır. Şerif Aydemir de Refik Halid, Sabahattin Ali ve Sait Faik Abasıyanık çizgisinin günümüzdeki en temsilcilerinden biri olarak geleneksel anlatım tekniklerini hikâyelerinde kullanmayı tercih eden yazarlardan biridir. Aydemir, yazmış olduğu hikâyeleriyle Anadolu'yu ve Anadolu'nun insanlarını anlatmayı tercih eder. O, hikâyesini oluştururken, Türkülerden, masallardan, destanlardan, halk hikâyelerin-den, manilerden ve deyimlerden yararlanmayı ihmal etmez. Hikâyelerinde gerçekçi bir anlatıma başvuran yazar, oldukça duru bir anlatım dilini benimsemiştir. Şerif Aydemir'in Hayatı, Sanatı ve Eserleri başlığını taşıyan bu çalışmamızda, yaza-rın hayatı hakkında ayrıntılı bilgiler sunacak, yayımlanmış olan üç kitabındaki hikâye-lerini yapı ve tema bakımından incelemeye çalışacağız.

AnadoluAydemir, ŞerifBiyografi+3
Ercan Köksal
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu medeniyetlerinde kullanılan takıların günümüz seramik sanatında yeniden yorumlanması

İnsanların ihtiyaçları her devirde sürekli olarak değişmiştir. Ancak bu ihtiyacın şekli ne olursa olsun, barınma, beslenme, giyinme ve süslenme ihtiyaçları hiç değişmemiştir. Süslenme ihtiyaçlarının en önemli göstergelerinden birisi olarak kullanılan takının, tarihsel geçmişi ilk çağlara kadar gitmektedir. İnsanoğlunun, zamanla takıya olan yaklaşım biçimleri değişse de, günümüze kadar gelmiş ve vazgeçilmezliğini korumuştur. Teknolojik gelişim ile takı üretiminde kullanılan malzemeler zamanla çeşitlilik göstermiş ve takı önceleri herhangi bir işlevselliği karşılamak için seçilirken, zamanla tasarımının ön plana çıkarıldığı estetiksel bir obje halini almıştır.Seramiğin takıda kullanılması, değerli süs taşları ve metallerin taklitlerini üretebilme kaygısı ile başlamıştır. Bunun sonucu olarak seramik, zamanla başlı başına bir takı malzemesi halini almıştır. Kırılganlığı dezavantaj, sınırsız renk ve dekor seçeneği sağlaması ise avantaj olan seramik, günümüzde birçok sanatçı tarafından takı malzemesi olarak uygulanmakta olup, her geçen günde gelişen teknolojisi ile takı sanatında önemini korumaya devam etmektedir.Bu çalışmada; takının tanımı, işlevi ve tarih öncesi çağlardan başlayarak günümüze kadar gelişi, kullanım amaçları ve üreten yurt içi ve yurt dışı sanatçıların eserleri irdelenmiş, bunun sonucunda araştırmacı tarafından yapılan özgün seramik uygulamaları ortaya konmuştur.Araştırma kapsamında tasarlanan seramik eserler, günümüz bilim, teknoloji ve sanat anlayışıyla yorumlanarak üretilmişlerdir. İşlevsellikten uzak, farklı biçim ve süsleme elemanlarıyla zengin, görsel plastik bir dil oluşturulmaya çalışılmıştır.

AnadoluAnadolu uygarlıklarıSeramik sanatı+2
Serpil Arslan
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Başlangıcından M.Ö. I. bin ortalarına kadar eski Anadolu sanatında boğa-insan ve aslan-insan karışık varlıkları ve tasvirleri

Hayvan-insan karışımı varlıklar, Üst Paleolitik Çağ'dan beri bilinmektedir. Mezopotamya, Elam, Kuzey Suriye ve Mısır sanatında ise yoğun olarak, M.Ö. 3. Bin yıldan itibaren görülür. M.Ö. 2. Bin yılbaşlarında, Anadolu ile Mezopotamya ve Kuzey Suriye arasındaki ticari, sosyal ve kültürel ilişkiler artmıştır. Bu ilişkiler sonucunda, Anadolu sanatına Suriyeli, Mısırlı ve Mezopotamyalı sanat ve üslup özellikleri etki etmiştir. Boğa-insan ve aslan-insan karışık varlıkları tasvirli sanat eserlerinde ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunlar özellikle Assur Ticaret Kolonileri Çağı'nın bütün silindir mühür üsluplarında ve damga mühür baskılarında görülür. Çatalhöyük'ten açığa çıkartılmış olan insan ve boğa başı tasvirli kap aslında, boğa-adam karışık varlığının çok daha erken bir zamanda Anadolu'daki varlığına işaret edebilir. Tek örnek olmakla birlikte boğa-insan olgusunun insan karışık varlıkları: aslan-adam, kanatlı aslan-adam, bir başı insan diğeri aslan olan adam ve çift aslan başlı adam olmak üzere dört ana tiptedir. Tasvirli sanat eserlerinde her iki mitolojik karışık varlık tipi yüceltme, savaşçı, koruma (bekçilik), ibadet eden veya tapınılan figürler olarak ortaya çıkar. Anahtar Sözcükler: Anadolu, boğa-insan, aslan-insan, mitoloji, karışık varlık.

AnadoluAslanBoğalar+6
Malik Ejder Demirtaş
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'daki fikri gelişmelerin Cemal Süreya'nın düşüncesine etkileri -Felsefeyi Anadolu'da yeniden yurtlandırmak bağlamında bir inceleme-

Her insan gibi şair ve yazarların da yaşadıkları coğrafyanın siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik değişimlerinden etkilendiklerini görmekteyiz. Bu tez çalışmamızda gayemiz, Felsefeyi Anadolu'da Yeniden Yurtlandırmak Projesi kapsamında Anadolu'daki fikri gelişmelerin ışığında şair Cemal Süreya'da karşımıza çıkan kavramsal yansımalar ve bireysel davranışları mümkün olduğunca temellendirmektir. Cemal Süreya günceli temsil ederken bu güncel olanın arka planına ulaşmak için geçmişe dönmemin gerekliliği vurgulanmıştır, fakat burada anakronizm riski de göz önünde bulundurulmuştur. Cemal Süreya ve şiir konusuna hangi temellendirme ile ulaşabilirimin planlaması yapılmıştır. Bu planlamada öncelikli olarak İslam Felsefesinin kurucu metinlerinden Farabi'nin "İlimlerin Sayımı" adlı eseri çıkış noktamız olmuştur. Buradan hareketle dil ilmi ve beş sanat ele alındıktan sonra şiirî sözlerin de felsefi arka planı olduğundan hareketle Cemal Süreya'da kavramsal yansımalara ve bireysel tutuma dair açıklamalar yapılmıştır. Burada amaç "Felsefeyi Anadolu'da Yeniden Yurtlandırmak Projesi" ne uygun hareket ederek Anadolu'nun sadece topraktan müteşekkil bir mekân olmayıp aslında kökleri Orta Asya'da, Ortadoğu'da, Balkanlarda ve Afrika'da olan ve oralardan beslenen kültürel bir yarımada olduğu ve bu coğrafyada yetişen her şair ve yazarın bu kültür ve uygarlığa katkı sağladığını gözler önüne sermektir.

AnadoluFelsefeFelsefi düşünce+3
Nihat Piriçci
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu heykel sanatının gelişim süreci ve frig dönemi heykel sanatının günümüz heykel sanatına etkisi ile uygulama örnekleri

s anatı nın ortaya çıkışı insanlık t arihi kadar eski olduğu bilinmekte dir . İnsanlık; uygarlaşma sürecinde doğa karşısında korunma, hayatta kalma, soyun devamını sağlama ve bereketi artırma gibi amaçlar gütmüştür. Bunun için de tanrıyla i lişkilendirdiği idol , heykel ve anıtsal heykel biçimind e yapıtlar meydana getirmiştir . Bu yapıtlar ın ç ağlara ve toplumlara göre maddesel, biçimsel ve düşünsel olarak farklılıklar gösterdiği söylenebilir. Anadolu, konumundan dolayı insanlığın ilk evrelerinden itibaren Doğu ve Batı medeniyetleri arasında geçiş noktası olmuştur. Binlerce yıllık kültür birikimiyle insanlığın uygarlaşmasında büyük öneme sahip olan Anadolu'nun coğrafi özelliklerinden dolayı büyük medeniyetlere ev sahipliği yaptığı düşünülebilir. Frigler'in Anadolu'da kurulan büyük medeniyetlerden biri olduğu bilinmektedir. Frig heykel sanatının da kendinden önceki medeniyetlerden etkilendiği gibi kendinden sonraki medeniyetleri de etkileyerek günümüz dünyasının uygarlık seviyesine ulaşmasında önemli katkısı olduğu düşünülmektedir. Yapmış olduğumuz bu araştırmada Anadolu'da sanatın ortaya çıkışından Frigler'e kadar olan süreçte uygarlıkların sanat gelişimi incelenmiştir. Asur ve Geç Hitit heykel sanatı etkileri görülen Frig sanatının günümüz heykel sanatına etkileri araştırılarak günümüz heykeltıraşlarından Frig sanatı etkisinde eserler üreten on sanatçının eseri tespit edilerek yorumlanmıştır. Araştırmada literatür taramasından, nitel yöntemlerden, yerinde gözlem ve müze incelemelerinden yararlanılmıştır. Yakın çevremizde anıtsal nitelikte çok sayıda eser bırakan Frigler'in kültürel değerlerinin günümüzde tanınması amaçlanmıştır. Uygulama çalışması olarak Frig sanatında büyük öneme sahip olan, kaya mezar cephelerinde, kaya anıt cephelerinde ve ortostatlarda görülen, Ana Tanrıça Kybele'nin kutsal hayvanı olan aslan figürü ele alınmıştır. Frig sanatından esinlenerek yorumlanan simetrik iki aslan heykeli, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, protokol giriş kapısı önüne yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Heykel, Kabartma, Anadolu Kültürlerinde Heykel Sanatı, Heykel Yapım Aşamaları

AnadoluFriglerFrigya+3
Şaban Uysal
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu coğrafyasından etkilenen Yunan müziğinin müzikal kimlik arayışındaki yolculuğu

Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Anadolu toprakları, üzerinden asırlar geçmiş olmasına rağmen hala geleneklere, kültürlere, müziklere ev sahipliği yapmaya devam etmektedir. Uzun yıllar boyunca aynı bölgede yaşayan kültürlerin kendilerinden iz bırakmaları ve diğer toplumların bu izleri takip ederek benimsemeleri kaçınılmaz bir sonuçtur. Etkileşimlerin ortak noktalarda nasıl benimsendiği konusu ve kökenine inildiğinde karşılaşılan sonuçların netliği tam olarak doğrulanamamıştır. Kültürler arası etkileşimin, temel noktalarda nasıl birleştiğinin, yaşamlarında ayrılmaz bir parça haline nasıl geldiğinin, geleneklere ve müziklere nasıl etkisinin olduğunun daha iyi anlaşılabilmesi açısından tarihteki önemli noktaların mutlaka bilinmesi gerekmektedir. Bu araştırmada, Anadolu coğrafyasından etkilenen Yunan müziğinin müzikal kimlik arayışındaki yolculuğunun incelenmesi amaçlanmaktadır. Nitel araştırma çalışması olup, araştırmada genel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma tür olarak betimsel tarihi bir araştırmadır. Kaynak taraması ve doküman analizi teknikleri kullanılmıştır. Araştırmanın konusu belirlenen amaç doğrultusunda; aynı topraklar üzerinde uzun yıllar beraber yaşamış olan Yunan topluluklarının müzikal kimliklerinin oluşumunda etkili olan dönemler; Anadolu coğrafyasında yaşamış olan Yunan ve Rum kimliklerinin Yunan müziğine etkisi; bağımsızlık ve mübadele dönemlerinin Yunanistan'ın müzikal kimliğinin farklılaşmasındaki etkisi alt problem başlıklarıyla incelenmiştir. 20. Yüzyıla gelindiğinde popüler müziklerden keyif alan iki toplumun ortak müzikleri hakkında bilgi verilmiş, yurt içinde ve yurt dışında konu ile ilgili elde edilen yazılı ve görsel kaynaklar objektif olarak geniş bir perspektifle ele alınarak betimsel olarak verilmiştir.

AnadoluAntik YunanEtnomüzikoloji+4
Hakan Aryol
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Fine Arts
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye`de bir kadın müzesi için program oluşturma

Türkiye'de bir kadjn müzesi kurulması için koleksiyon ve sergileme programı sunan bu çalışmanın birinci bölümünde, Türk kadınının tarih öncesi çağlardan başlayarak, İslamiyet öncesi ve sonrası ile Cumhuriyet öncesi dönemlerdeki konumu ele alınmış, Cumhuriyet döneminde eşit eğitim ve eşit hukuksal hakların elde edilmesiye birlikte oluşmaya başlayan çağdaş Türk kadını kimli ğininin gelişimi incelenmiştir. İkinci bölümde, çağdaş Türk kadını kimliğinin korunacağı, sergileneceği ve geliştirileceği bir mekan olacak olan kadın müzesinin koleksiyonunun belirlenmesi ve sergilenmesi ile ilgili öneriler getirilmiştir. Bu çerçevede, koleksiyonun oluşturulması için örnek olarak yüz Cumhuriyet kadınının yaşamları ile çalışma ve eserleri değerlendirilmeye alınmış, bu değerlendirmeden yola çıkılarak sergi tasarımı için model önerileri ve ileriye yönelik çalışma programı sunulmuştur. Üçüncü bölüm, Türkiye'de kadın kültürü ve Türkiye'nin kadın politikası üzerine kısa bir değerlendirme yapılarak sonuçlandırılmıştır.

AnadoluCumhuriyet sonrasıCumhuriyet öncesi+8
Esra Akın
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı kroniklerine göre Türkiye iklimi

Bu çalışma Anadolu'da 14-17. yüzyılları arasında yaşanan iklim özelliklerini (günümüz Türkiye sınırları ve yakın çevresinde) yeniden inşa ederek hem tarihi süreci daha iyi anlamayı hem de geçmişten günümüze sürekli olarak değişiklik gösteren Türkiye iklimini açıklamayı amaçlamaktadır. Çalışmanın ana materyali Osmanlı kronikleri/vekayinameleri olup bunlar, hava şartlarının nicel veya nitel olarak kayıt altına alındığı tarihi belgelerdir. Zira kronikler ve arşiv belgeleri, geçmiş yüzyılların iklimini ortaya koymak için gerekli olan verileri bünyesinde barındırabilmektedir. İncelenen dönem içerisinde yaşanan iklim salınımları kapsamında bulunduğundan, Küçük Buzul Çağı da dikkate alınmıştır. Çalışmada bulgular ortaya konmadan önce ilk olarak dünyada yapılan tarihi iklim çalışmaları incelenmiştir. Sırasıyla bakıldığında giriş bölümünde çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi açıklanmıştır. İkinci bölümde iklim elemanlarına yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümü ise kroniklerden elde edilen verilere ayrılmıştır.

AnadoluKroniklerKüçük Buzul Çağı+5
Neşe Engiz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Mezopotamya'da Halaf seramikleri ve Önasya'da yayılım alanlarının incelenmesi

Bu tezin asıl amacı Kuzey Mezopotamya, Kuzey Suriye ve Anadolu'da Halaf seramiğinin kültürel, ticari ilişkilerdeki rolünü belirlemek olmuştur. Diğer amaç dış ilişkilerde, toplulukların kültürel bağlantıları ne derece belirlediğini ve değiştirdiğini, bu çok bölgeli etkileşim dünyasında seramikten başka hangi maddelerin anahtar rol üstlendiği araştırmaktır. Bu nedenle, bu sorunları irdelemek için başlıca Halaf yerleşimleri seçilmiş ve tezimize eklenmiştir.Ana vurgu olan Mezopotamya için seçilen, ana kaynakları Anadolu'da bulunan Halaf seramiği bölgeler arası ilişkilerin izini sürmek için ideal bir maddedir. Ayrıca Obsidyen, Tholos ve belli başlı küçük buluntular kültürel ilişkileri gösteren diğer örneklerdir. Bu tezde üç bölge arasında benzerlikler tespit edilen Halaf seramiklerinin yoğunluğu, formları ve bezemeleri bu üç bölgenin siyasi, kültürel ve ticari ilişkilerini yansıtmaktadır. Halaf seramikleri M.Ö. 5500-5000 yıllarında üretilmiştir. Bu seramikler gerek yapım kalitesi gerekse bezeme özellikleri açısından üç evreye ayrılmışlardır. Erken, orta ve geç evre olarak belirtilen bu aşamalar seramiklerin gelişmişlik düzeylerine göre belirlenmiştir.Erken Halaf seramikleri orta ve geç evre seramiklerine göre kalitesizdir. Seramiklerin çok azı perdahlanmış, çoğu elle şekillendirilmiştir. Orta Halaf seramiklerinde perdah uygulaması artmıştır. Seramiklerin fırınlama kalitesi gelişmiştir. Seramiklerin yüzeyine uygulanan bezemelerde gelişim sağlanmıştır. Motifler belirli bir metot çerçevesinde seramiğin tüm yüzeyini kaplamıştır. Geç Halaf seramikleri Erken ve Orta Halaf seramiklerine göre çok fazla gelişmiştir. Erken ve Orta evrede seramiklere uygulanan kırmızı, siyah, kahverengi bezemelere beyaz renk eklenmiştir. Çok renklilik, çok bezeklik bu döneme damgasını vurmuştur.Anahtar Kelimeler: Halaf-Halaf, Mezopotamya-Mesopotamia, Obsidyen-Obsidian, Seramik-Ceramic, Suriye-Syria

AnadoluHalafMezopotamya+2
Umut Parlıtı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Başlangıcından Tunç Çağlarının sonuna kadar Anadolu'da savunma sistemleri mimarisi

Bu tezin amacı Neolitik Dönemden başlayarak Geç Tunç Çağının sonuna kadar Anadolu'da var olan yerleşim yerlerindeki savunma olgusunun mantığını ve gelişimini takip etmektir. Bu konu bağlamında yerleşmeler tek tek incelenirken bölgesel özellikleri ve çevresel koşullar gibi olguların savunma sisteminin oluşumunda nasıl bir rol oynadığı da irdelenmiştir. En başından beri insanların neden kendilerine savunma hattı çektikleri ve bu savunma hattı gerçekten de yerleşmeyi savunmak için miydi? gibi sorulara cevap bulmak ilk bölümün ana mantığını oluşturmaktadır.Diğer bölümler ile beraber yavaş yavaş şekillenip belli bir düzene oturmaya başlayan savunma sistemlerinin merkezler arasında değişen teknik anlayışları ile beraber kullanılan farklı materyallerin savunma sistemi üzerinde nasıl bir etki yarattığını tespit etmek asıl hedef olacaktır.Çalışmanın sonlarına doğru ise Anadolu'da değişen dengelerin savunma mimarisine nasıl katkı sağladığına vurgu yapılacaktır. Bu dönem içinde Anadolu'da bir güç olan ve geniş bir bölgede egemenlik kuran Hitit İmparatorluğu'nun başkenti Hattuşa ile beraber ondan pek de aşağı bir öneme sahip olmayan diğer Hitit yerleşimlerinin savunma sistemlerini ve bunların Anadolu mimarlığına kattığı yenilikler takip edilmeye çelışılacaktır.

AnadoluHititlerMimari+3
Mehmet Cevher
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'nun kültürel dönüşümü: Moğol istilasının dinî etnik ve sosyokültürel sonuçları (13-14. yüzyıl)

Dünyanın gördüğü en büyük istila hareketlerinden biri olan Moğol istilasının diğer coğrafyalara nazaran belki en yoğun tesiri Anadolu üzerinde olmuş, bu tesirler sadece siyasî olmakla kalmayıp birçok alanda kendini göstermiştir. Moğol tahakkümü sonrası daha da artan bu tesir dinî, etnik ve sosyokültürel olarak büyük bir dönüşüme vesile olmuştur. Devlet teşkilatında ve idarî sahada hukukî, iktisâdî ve askerî olarak Moğol etkisi hissedilmiş, bu etki kendisini Cengiz Yasası, mali vergiler ve askeri unvanlar konusunda göstermiştir. Yaşanan diğer bir gelişme ise demografik değişimdir. Anadolu'daki Türk nüfusu bu göçlerin sonucunda artmış, daha sonra da gelen Moğol boylarının iskân edilmesiyle Moğollar zamanla Türkleşmişlerdir. Coğrafi ve lisan olarak benzerlik taşıyan bu iki ırk bu coğrafyada kaynaşmış ve karşılıklı etkileşime girmiştir. Bu koşullarda Türkçe de doğal olarak ehemmiyet kazanmıştır. Bilhassa istila sonucunda Batı Anadolu'ya göç eden ve beylikler kuran Türkmen unsurlar Türkçeye önem vermişlerdir. Bununla beraber Moğolcadan dilimize kelime girmesi ve Anadolu'nun pek çok yerindeki Moğolca yer adları da bu etkileşimin bir sonucudur. Din konusu ise bu etkinin en bariz yaşandığı ve dönüşümün en fazla olduğu alandır. Yaşanan göçler vesilesiyle Anadolu'da yeni tasavvufî yapıların meydana gelmiş olması bu coğrafyadaki İslam tasavvuru ve algısını köklü değişime uğratmıştır. Daha önceleri kısmen kitabî ve medrese temelli olan İslâm anlayışı Moğol zulmünden kaçan şeyh ve dervişlerin Anadolu'ya akın etmesiyle birlikte değişime uğramıştır. Bu gelen insanlar eski dinleri ile İslâm arasında ortak noktaları çoğaltan heterodoks ve uzlaşmacı din anlayışına sahiptiler. Ayrıca eski Şamanizm kalıntısı adetlerini de muhafaza ediyorlardı. Anadolu'ya gelen Moğol boylarının hoşuna giden bu durum onların da kısmen ihtida etmelerini sağlamış böylece tasavvuf temelli anlayış Anadolu'nun geneline yayılmıştı.

AnadoluMoğol istilasıMoğollar+5
Furkan Şahin
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu miyosen dönem Bovid'lerinin paleobiyocoğrafyası ve paleoekolojisi

Milyonlarca yıl boyunca süregelen memeli göçlerini coğrafik ve iklimsel parametreler başta olmak üzere birçok faktör etkilemiştir. Küresel ya da bölgesel göç dalgaları Neojen dönem boyunca faunal değişimlerin ve göç yollarının anlaşılması açısından önemlidir. Bu bağlamda Anadolu bovid faunası Senozoik dönem boyunca gerçekleşen paleobiyocoğrafik jeolojik ve ekolojik değişimlere bağlı olarak çeşitliliğini artırdığı görülmektedir. Bovidler yaşam süresi boyunca uzun göç mesafelerini kat edebilirken bir mikromemeli aynı mesafeyi kapatmak için daha fazla jenerasyona ihtiyaç duyar. Bovidlerin evrimi ve aynı zamanda göç faktörleri eş zamanlı olabilmesine olanak sağlamış olmalıdır. Bu nedenle bovid fosillerinin taksonomisi belirlenirken göç ve dağılımın analizi önemli bir faktördür. Hypsodonty diş kategorilerini temel alan ve Fortelius tarafından geliştirilen ekometrik analiz yöntemlerinin paleo-çevresel koşulların tahmininde oldukça kullanışlı olduğu ve sonuçlarının habitatların nemlilik ve kuraklık dereceleri hakkında önemli bilgiler verdiği görülmektedir. Erken Miyosen dönemde ortalama hypsodonty haritası, nemli ve ormanlık çevre koşullarının homojen bir dağılımını göstermektedir. Bu dönemde paleobiyocoğrafya daha nemli ve ormanlık koşulların hâkim olduğu, Orta Miyosen'in ise Erken Miyosen'e göre ekosistemin, karasal alanların ve bovid türlerin çoğalması açısından daha uygun bir çevrenin var olduğunu düşünülebilir. Geç Miyosen'de ise Mesinien tuzluluk krizinin de büyük etkisini dikkate alırsak bovidlerin yaşam alanlarının daha da artması ve buna paralel olarak çeşitliliğin de önemli bir şekilde arttığı sonucuna varılabilir. Bovid türlerinin kökenini, dağılımını, yayılmasını, iklimsel farklılıklar ve vejetasyon yapısını Miyosen boyunca kısa ve uzun dönemli büyük çevresel değişimler etkileyerek coğrafik sınırlarını şekillendirmiştir. Anadolu, bulunduğu coğrafik konumu nedeniyle memeli göçlerinde önemli bir rol oynamıştır. Bu memeliler içinde özellikle primat takımıyla aynı paleobiyocoğrafya'yı paylaşan bovidlerin morfolojik özellikleri, yapılan detaylı literatür çalışmada paleoekolojik anlamda önemli ipuçları vermiştir. Kısıtlı sayıdaki paleontolojik çalışmalara rağmen, özellikle Anadolu Miyosen dönem bovid faunası hakkında önemli veriler elde edilmiştir. Anadolu'da 22 lokalitede 53, İran'da 2 lokalitede 19 ve Yunanistan'da ise 30 lokalitede 52 bovid cins ve tür düzeyinde karşılaştırma ile analiz yapılmıştır. Yapılan kapsamlı literatür çalışması sonucu Anadolu-İran-Yunanistan provinsindeki lokalitelerden elde edilen ortak 8 farklı bovid (Gazella capricornis, Gazella sp., Miotragoceros sp., Oioceros rothi, Palaeoreas sp., Prostrepsiceros houtumschindleri, Prostrepsiceros rotundicornis ve Tragoportax amalthea) cins ve türünün bu lokaliteler arasında büyük ölçüde paleoekolojik ve paleobiyocoğrafik benzerliğin olduğunu ortaya koymaktadır. Fauna elemanlarının yansıttığı özellikler paleoekolojik bağlamda değerlendirildiğinde, Anadolu, Yunanistan ve İran biyoprovensinin yapılan benzerlik indeksi diyagramında da belirli sonuçlara ulaşılmıştır. Miyosen dönem boyunca söz konusu bu cins ve türlerin morfolojik yapıları, diyetleri ve yaşamlarını sürdürebilecekleri yerler göz önünde bulundurulduğunda subtropik orman örtüsünün, yazın yeşil savanahlara ve bazen tamamen kuruyan step alanlara dönüştüğü bir paleoekolojiye işaret ettiği anlaşılmaktadır. Aynı zamanda bu türlerin Anadolu'nun kıtalar arası geçişte bir köprü görevini gördüğü ve söz konusu Asyatik türlerin Miyosen dönem boyunca Avrupa'nın üst seviyelerine kadar çıktığı sonucuna varılabilir.

AnadoluAnadoluBovidae+3
Ali Taş
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk romanında kasaba (1860-1960)

"Türk Romanında Kasaba" adlı bu çalışmada 1860-1960 yılları arasında tefrika edilen/yayımlanan ve mekân olarak doğrudan veya büyük ölçüde kasabada geçen Çalıkuşu, Akşam Güneşi, Bir Kadın Düşmanı, Yeşil Gece, Acımak, Eski Hastalık, Ateş Gecesi, Değirmen, Kavak Yelleri, Son Sığınak, Vurun Kahpeye, Kuyucaklı Yusuf, İnsan Kurdu, Rahmet Yolları Kesti, Yediçınar Yaylası, Köyün Kamburu, Teneke, İnce Memed 1, Baba Evi, Zeliş, Aganta Burina Burinata, Nabi'nin Park Kahvesi, Denizin Çağırışı, Karanlık Dünya ve Yağmur Duası olmak üzere yirmi beş (25) roman, bireysel ve toplumsal izlekler bakımından ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Anlatma esasına bağlı metinlerde mekân, salt bir dekor olmaktan ziyade karakterlerin ruh hâllerinin ve algılarının yansıtılıp çözümlenmesinde ve bir coğrafyanın; tarihî, siyasi, kültürel, ekonomik ve sosyolojik özelliklerinin ortaya konmasında en temel unsurlardan biridir. Söz konusu çalışma ile kasabaların, metin içinde yüklendiği değer ve fonksiyonlar ortaya konmuş ve incelenen romanların tümünde kasaba teminin, bireysel ve toplumsal izlekler bağlamında ele alındığı görülmüştür. Bu durum, dış dünyayı gözlemleyen ve edebiyat ile buluşturan yazarların genel olarak eleştirel gerçekçi bir çizgide olduğunu ortaya koyar. Romanlarda Osmanlı Devleti'nin çöküş süreci, Millî Mücadele yılları, yoksulluk ve tedirginlik içinde olan halkın gerçekliği, inkılabın yansımaları, dönemin bürokrasisi ve memuriyet anlayışı, ağa/eşraf hâkimiyeti, yanlış dinî algıların sosyal hayatı yönlendirmesi, eğitim, kadın erkek ilişkileri, yozlaşmış ilişkiler, toplumsal değişimler ve yaşanan çatışmalar gibi pek çok sosyal gerçeklik, eleştirel bir bakış açısıyla ele alınmıştır. Bu sayede bireyin varoluş ve kendini gerçekleştirme serüveni ortaya konmuştur. Bu eserler aracılığıyla romancılar genel olarak toplum düzeninin değiştirilmesi ve halkın bilinçlendirilmesi gerektiğine dair mesajlar vermişlerdir.

AnadoluKasabaMekan+2
Havvaana Karadeniz
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu geç Miyosen rhinocerotidae paleoekolojisi ve biyostratigrafisi

Bugün soyları neredeyse tükenme derecesine gelen gergedanlar 40 milyon yıldan bugüne kadar yaşayan en yaygın başarılı memeli gruplarından biridir. Dünya'nın farklı coğrafyalarında farklı dönemlerinde ortaya çıkan gergedanlar Orta Eosen dönemde Kuzey Yarımküre 'de ilk kez görülürken, Afrika'da Erken Miyosen dönemde ortaya çıkmıştır. Orta Eosenden günümüze kadar toplam 41 cins ve 142 tür ile temsil edilmektedir. Anadolu'da 78 lokalitede Rhinocerotidae buluntusu mevcuttur. Yapılan tarama sonucunda 19 tür ve cins tespit edilmiştir. Bu lokalitelerde Aceratherium, Acerorhinus, Begertherium, Beliajevina, Brachypotherium, Ceratotherium, Chilotherium, Dicerorhinus, Dihoplus, Hoploaceratherium, olmak üzere 10 farklı cins içermektedir. Anadolu Geç Miyosen dönemde en yaygın ve ortak buluntulardan olan Chilotherium ve Ceratotherium' un baskın türlerden olduğu ve bu türlerin büyük ölçüde aynı ekolojik ortamları paylaştığı görülmektedir. Rhinocerotidaeler, Anadolu Miyosen dönemde oldukça değişen mevsimsel ortamlara daha sert ve daha aşındırıcı beslenme biçimi ile adapte olmuş başarılı bir memeli grubudur. Formasyonlar göz önüne alındığında, Miyosen dönemde jeolojik dönemlerin gerek fiziksel gerekse iklim şartlarına bağlı olarak ekolojik koşulların devamlı olarak değiştiği ve bu türlerin değişikliklere adapte olup evrimsel değişimler ile tepki gösterdiği görülmektedir. Bu tez çalışmasında tür çeşitliliğinin Erken Miyosen'den Geç Miyosen döneme kadar olan süreçte en üst seviyelerde olduğu görülmekte ve Geç Miyosen sonlarında ise tür çeşitliliğin tekrardan azaldığı izlenmektedir. Genel olarak incelendiğinde Anadolu gergedanlarının diyetleri, morfolojik özellikleri ve ekolojisinin sürekli olarak değiştiği görülmektedir. Özellikle Miyosen dönemin başlarında ve ortalarında Anadolu'nun birçok gölden oluşan kısmen yarı açık ve yarı ormanlık, yağışlı ve nemli bir habitatın olduğu anlaşılmıştır. Orta Miyosen sonları ve Erken Miyosen başlarında orman habitatının yok olduğu ve Anadolu orman alanlarının yerini küçük göller ve bataklıklardan oluşan açık ve bozkır alanlara bıraktığı görülmektedir.

AnadoluBiyostratigrafiGergedangiller+3
Emrah Şimşek
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Miyosen Dönem Rodentia (kemirici=memeli) takımının incelenmesi

Küçük memeliler genelde her türlü habitata adapte olup, değişen coğrafyaya göre hızla evrilen memeli grupları içerisinde en önemlilerinden biridir. Bu yüzden paleobiyocoğrafyayı ve paleokronolojiyi anlamlandırmak için Rodentia faunasını çalışmak son derece önemlidir. Küçük memeliler özellikle Rodentia takımı nişlerini gerçekleştirdikleri habitatlara özgü olan türler olup ekolojik indikatörler olarak kullanılabilirler. Rodentia faunasındaki değişimi izleyerek Miyosenden günümüze meydana gelen ekolojik değişimleri anlamlandırabiliriz. Anadolu'da yapılan paleontolojik kazılardan elde edilen Rodentia fosillerine dayalı olarak yayımlanan ve veri tabanlarında yer alan kayıtlar baz alınarak, Miyosenden günümüze Anadolu'nun paleobiyocoğrafyasını ve paleoekolojisini yorumlamak ve Anadolu'da bugüne kadar çalışılmış, yayınlanmış tüm Rodentia kayıtlarından yola çıkarak fosil Rodent faunasının listesinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada Rodentia takımı söz konusu olduğu için Anadolu'nun Erken Miyosende yoğunluk olarak sırasıyla Ciricetidae, Muridae, Gliridae ve Sciuridae ailelerinin baskın görülmesi nemlilik oranının yüksek olduğunu gösterir. Orta Miyosende ise tropik ya da yarı-tropik bir iklim hakimdir. Bu dönemin sonlarına doğru ekolojide meydana gelen değişimler makromemeliler gibi mikromemelilerin biyocoğrafyasındada kompleks bir oluşuma neden olmuştur. Orta Miyosende Muridae ailesinde %65 oranında ciddi düşüş yaşanması, Eomyidae ailesinin ortaya çıkışı ve Spalacidae ailesindeki ciddi artış görülmesi iklimsel bir değişimin göstergesidir. Fakat Geç Miyosende Muridae ailesinde tekrar maksimum seviyeye çıkması ve en yoğun aile olması bu dönemin nemlilik oranında düşünülenin dışında artış olduğunu gösteriyor olabilir. Eomyidae ve Castoridae türlerinin bu dönemde görülme oranını koruması yine sucul ortam ve nemlilik konusunda düşündürücüdür. Güncel Rodentia faunasının bu denli çeşitlilik göstermesi Anadolu'nun kompleks bir ekolojiye sahip olduğunu gösterir. Aynı şekilde Miyosende de Rodentia faunasının çeşitlilik göstermesi paleoekolojisinin ne denli farklı ortamlara sahip olduğunu gösteriyor olabilir. Erken Miyosenden Orta Miyosenin sonlarına doğru tam olarak kapalı ve nemli bir ekolojiye sahip olduğunu söylemek yerine yer yer daha kapalı ve tropikal bir ekolojiye sahip olduğunu söylemek daha doğru olabilir.

AnadoluKemiricilerMemeliler+1
Hasan Vural
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Roma dünyasında yeme içme kültürü

Beslenme, canlıların yaşamında önemli bir yer tutmaktadır. Paleolitik Çağlar'dan bu yana, insanların beslenme alışkanlıkları çok çeşitli çalışmaların konusu olmuştur. Yabani otlar ve hayvansal gıdalarla beslenen insanlar, ateş ile birlikte yiyeceklerini pişirmeye başlamış, dolayısıyla çeşitli büyüklük ve biçimde pişirme kapları kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle yerleşik düzen ve tarıma geçişin yaşandığı Neolitik Dönem'de toplanan ve hasadı yapılan ürünlerin depolanması gerekmiştir; geniş depolama alanlarının yanı sıra, depolama kapları kullanılmaya başlanmış, pişirme ve saklanma kapları çeşitlenmiştir. Yeme ve içmenin önemli olduğu Roma dünyası, başta İtalya olmak üzere, zengin besin çeşitliliğine sahiptir. Başlangıçta, Roma sosyal sınıflarındaki yeme-içme alışkanlıkları arasındaki fark büyük değilse de imparatorluğun büyümesiyle farklılıklar oluşmuştur. Sebzeler, meyveler, yabani ve evcil hayvanlar, çeşitli meyve suları, süt ürünleri, zeytinyağı ve şarap merkez İtalya'da sıklıkla tüketilmiştir. Ayrıca arpa ve buğdaydan yapılan ekmek ve çeşitli unlu ürünler gündelik diyetin önemli parçasıdırlar. Yiyecek, içecek, hayvanlar ile pişmiş toprak, metal ve camdan yapılan kaplar Roma mozaikleri ve freskolarında sıklıkla betimlenmişlerdir; bu tür arkeolojik veriler özellikle İtalya'daki yeme-içme alışkanlıkları hakkında detaylı bilgi vermektedirler. Apicius, Athenaeus, Plinius, Columella gibi çok sayıda antik yazar yeme-içme, bitkiler ve hayvanlardan söz etmiştir. Roma İmparatorluğu'nun yayılım gösterdiği ve siyasi açıdan bir Roma eyaleti haline gelen ve geniş alana yayılan Anadolu topraklarında yeme-içme alışkanlıkları, coğrafi olarak değişiklik gösterebildiği gibi, binlerce yıllık yeme-içme geleneklerini sürdürmüştür. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Arkeoloji, Roma, Anadolu, Mutfak, Kültür.

AnadoluErken Roma DönemiMutfak+4
Hafize Alkurt
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Antik çağ'dan bugüne Anadolu medeniyetlerinde yaşayan farklı toplumlardaki antropometrik ve radyolojik değerler

Boy uzunluğu, toplumlar hakkında bilgi vermesi açısından literatürde önemli bir parametre olarak kabul edilmiş ve birçok araştırmacı iskelet kalıntılarından boy uzunluğu tahmini için farklı yöntemler geliştirmiştir. Günümüzde kullanılan ve geçerliliğini koruyan çeşitli yöntemler bulunmaktadır. Bu projede ilk aşamada, günümüz populasyonundaki yetişkin bireylerin kemik radyografilerinden elde edilen ölçümlerle boy uzunluğu regresyon denkleminin oluşturulması, daha sonra bu denklemin Antik dönemde yaşamış toplumlara ait yetişkin isketlere uygulanması ve değişik boy uzunluğu tahmin yöntemleri ile kıyaslayarak iskelet boylarındaki farklılıkların incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda, Van ve Kütahya bölgelerinde yapılan kazılardan elde edilen eski Anadolu toplumlarına ait 158 (84 erkek, 74 kadın) iskelet ile günümüz toplumundaki 167 (97 erkek, 70 kadın) sağlıklı bireyin radyografik görüntülerden alt ve üst ekstremitede bulunan altı uzun kemiğin (humerus, radius, ulna, femur, tibia ve fibula) maksimum uzunluk ölçümleri alınmıştır. Populasyonumuza ait bireylerin maksimum kemik uzunluklarından boy uzunluğu tahmini için doğrusal ve çoklu regresyon denklemleri oluşturulmuştur. Bu denklemlerde standart hata 1,68-4,09 cm aralığında bulunmuştur. Ayrıca toplumumuzdaki kadın ve erkeklerde, boy uzunluğu ile sağ maksimum humerus uzunluğu ölçümleri arasında yüksek bir pozitif korelasyon görülmüştür. Çalışma sonucunda, elde ettiğimiz regresyon denklemleri boy uzunluğu tahmininde oldukça güvenilir ve başarılı sonuçlar vermiştir. Bu denklemler özellikle ülkemizde yapılan kazılarda elde edilen tarih öncesinde yaşamış toplumlara ait boy uzunluğu tahmininde bize oldukça kolaylık ve tahmin doğruluğu sağlayacaktır.

AnadoluAntik ÇağAntropometri+6
Ahmet Kürşad Açıkgöz
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaçağ Doğu Hıristiyanlığında mistik hayat

Monastisizmin kaynağına baktığımızda, onu, koğuşturmanın korkusundan güçlü bir şekilde etkilenen, sıradan meşguliyetlerini terk eden, kendilerini güvenlik için dağlara, ıssız çöllere ve yeryüzünün karanlık mağaralarına çeken, doğuda erken dönem Hıristiyanlarının yarattığını keşfederiz. Ancak monastisizm ideali bir yol olarak istisnasız bir şekilde Yahudi, Pagan veya Hıristiyan olsun neredeyse dünyanın tüm dinlerinde bulunur. Doğu'da Kilise'nin ilk doktorları İskenderiye'li Clement ve Origen inziva hayatını övdüler. Onlar, kişinin arınması ve kendisini Tanrı'ya adamasının gerekli koşulunun bir insanın düşüncelerini ve tutkularını kontrol etmesinden geçtiğini ifade ettiler. Mısır'da ilk ve en önemli hermitlerden biri St. Antony örneği, birçoğunu münzevi hayatı kabul etmesi için ikna etti. Birçok kişi çölde ıssızlığı ve münzevilerin bu yolunu takip etti ve çok geçmeden çölü adeta akrabalarını terk eden ve kendilerini semanın tabiiyetine adayan keşişlerden bir şehir olan Mısır'ın dağlarında manastırlar teşekkül etti.Doğu manastırcılığı, çoğunlukla ifade edildiği gibi iki şekilde gelişti: cenobitik hayat ve hermit hayatı. Öncekiler, onların düzenli kurallar ve disiplin altında yaşayışlarından dolayı; sonrakiler de onların kendi bireysel usullerini düzenlemekte ki aşırı taassuplarından ve birbirleri ile hiçbir münasebette bulunmamalarından dolayı bu şekilde adlandırıldı. Aziz Antony, hermit hayatının kurucusuydu. Cenobitik hayat ise ilk manastır ?Kural?ını tesis eden Aziz Pachomius ile başlatıldı. Biraz sonra Aziz Basil bir başka ?Kural? tanzim etti ve bu tüm doğuda Pachomius'un ?Kural?ının yerine geçti. Küçük Asya'da Aziz Basil'in etkisi altında, doğu monastisizmi gelişimini tamamladı ve son şeklini aldı. Suriye ve Mezopotamya'nın keşişleri ise uzun bir zaman birbirlerinden ayrı olarak ve her biri kendi yolunda, bir baş keşişin hükmü olmaksızın yaşadı. Anadolu'da, Suriye'de ve Filistin'de manastır hayatının yayılması müthiş bir literatürü de beraberinde getirdi.Hıristiyanlıktan önce ve erken doğu Hıristiyanlığında, inziva hayatının ne ifade ettiği bu çalışmanın konusunu teşkil etmektedir.

AnadoluDoğu toplumuErken Bizans+8
Murat Tural
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Geçmişten günümüze Anadolu topraklarında soslar ve örnek sosların yiyecek-içecek sektörüne kazandırılabilirliği üzerine bir çalışma

Modern hayatın getirdiği şehirleşme ve kadınların iş hayatına atılması gibi sebeplerle günümüzde dışarıda yemek yeme oranı hızla artmaktadır. Yeme-içmeye artan talep yeni restoranların açılmasına ve bu restoranlar arasında rekabete sebep olmaktadır. Restoranlar menü kalemlerinde genellikle hızlı, servise uygun ve ön hazırlık yapılabilecek yemekler tercih etmektedirler. Ön hazırlığının yapılıp saklanabilmesi, ana malzemeye çeşitlilik katılabilmesi, yemeğe lezzet, hoş görüntü ve karakter kazandırması bakımından sosların kullanımı giderek artmaktadır. Gastronomi tarihinde varlığını Roma'dan bu yana sürdüren 'sos', son yıllarda önemi giderek artan bir olgudur. Dünyada Türk mutfak kültürü hakkında oluşmuş olan izlenimin aksine Türkiye'de sosların kullanım alanları oldukça geniş bir yelpazededir. Çorbalardan salatalara, et yemeklerinden hamur işlerine ve tatlılara kadar bünyesinde sos barındıran çeşitli yemekler mevcuttur. Bu bağlamda öncelikle Türk mutfak kültürüne ait basılı kaynaklarda yer alan soslara ilişkin ön çalışma niteliğinde bir sınıflandırma yapılmıştır. Sınıflandırma çalışmasında; sos yapımında temel olarak kullanılan malzemeler veya sosların yemek kültüründe kullanım şekilleri baz alınarak başlıklar belirlenmiştir. Ayrıca Anadolu topraklarında kurulmuş devletlerin (Roma İmparatorluğu, Selçuklu İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti) egemen olduğu dönemlerde yazılmış mutfak kitaplarında yer alan 10 sos (Fıstık Salçası, Baharlı Salça, Hamsi Terbiyesi, Antik Hardal Sos, Hypotrima, Kimyon Sos, Yoğurtlu Mastafa, Osmanlı Usulü Ceviz Tarator, Çekirdekli Biber ve Tarhana Sosu) tespit edilmiş ve bu soslar orijinali olabildiğince korunarak günümüze uyarlanmıştır. Ardından hazırlanan soslar gerçekleştirilen "Lezzet Profil Analizi" yöntemiyle lezzet ve beğeni açısından değerlendirilmiştir. Genel beğeni bakımından 7 puanın altında kalan soslar, olumsuz sonuçları elimine etmek için revize edilmiştir. Duyusal analiz sonucunda en beğenilen üç sos sırası ile Yoğurtlu Mastafa, Fıstık Salçası revize edilmiş tarif ve Baharlı Salça olmuştur. Böylece çalışmada, unutulmuş sos tariflerinin günümüze uyarlanarak Türk mutfak kültürüne ve yiyecek-içecek sektörüne kazandırılması adına bir ön çalışma yapmak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Duyusal Analiz, Soslar, Türk Mutfağı, Anadolu Mutfağı

AnadoluDuyusal analizMutfak+5
Ayşe Gülnihal Kahraman
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Moğollar karşısında Hârzemşahlar ve Celâleddin Hârzemşah

Bu araştırmada Hârzemşahlar Devleti'nin Moğollar ile olan münasebetleri, özellikle Celâleddin Hârzemşah döneminde cereyan eden hadiseler ve mücadeleler ele alınmıştır. Konu, Hârzemşahlar Devleti'nin tarih sahnesinde olduğu 1097-1231 yılları arasında sınırlandırılıp, Cengiz Han ve Celâleddin Hârzemşah dönemindeki mücadeleler ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Hârzemşahlar'ın Anadolu'ya gelişlerinin öncesinde ve sonrasında meydana gelen hadiseler ve bunun günümüze yansımaları hakkında yapılan araştırmaların az olması bu konuda çalışma yapılmasını gerekli kılmaktadır. İslâm dünyasını büyük yıkıma uğratan Moğol istilası Hârzemşahlar Devleti'nde büyük katliamların yaşanmasına yol açmıştır. Bu bölgeden göç eden kimselerin civar ülkelere, bilhassa Anadolu'ya gelerek kültürel bir etkileşimin yaşanmasını sağlamışlardır. Anadolu'da oluşturdukları etkiler açısından araştırma ve inceleme yapılması ihtiyacını doğurmuştur. Bu bakımdan, Hârzemşahlar Devleti'nin tarihi ile ilgili yapılacak incelemelere katkı sağlamak bu araştırmanın amaçlarından biridir. Bu araştırmada, İbnü'l-Esîr, Cüzcânî, Cüveynî ve Nesevî gibi önemli yazarların birincil kaynakları ve ikincil kaynak olan araştıma, inceleme, derleme eserlerden yararlanılmıştır. Araştırma konusu incelenirken, Hârzemşahlar Devleti'nin kuruluşundan yıkılışına kadar geçen süre zarfında dönemin şartları, gelişmeleri ve etkileri göz önünde bulundurulmuştur. Araştırma sonucunda; Hârzemşahlar Devleti, Büyük Selçuklu Devleti'nin yıkılmasından sonra ortaya çıkan boşluğu doldurarak, bu devletin mirasçısı olduğu görülmüştür. Özellikle Batı Türkistan, Horasan, İran ve Azarbaycan'a kadar uzanan geniş coğrafyaya hâkim olmayı başarmışladır. Türk-İslâm Devleti olan Hârzemşahlar XII. yy'da bölgesinde çok parlak bir dönem yaşatmıştır. Ancak Alâeddin Muhammed döneminde başlayan ve Celâleddin Hârzemşah zamanında ise şiddetini arttıran, Türk tarihini derinden etkileyen Moğol istilası ile yapılan stratejik hatalar sonucunda, Hârzemşahlar Devleti 1231'de yıkılarak tarih sahnesinden silinmiştir.

AnadoluCelaleddin HarzemşahHarezmşahlar+1
Kübra Gökoğlu
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi'nde menkıbeler: Anadolu sahası

Evliyâ Çelebi Seyehatnâmesi'nde Menkıbeler (Anadolu Sahası) adlı çalışmamızda Seyahatnâme adlı eserde bulunan Anadolu coğrafyasında geçmiş ve Evliyâ Çelebi tarafından kayıt altına alınmış menkıbelerin başlı başına bir tür olarak ayrılıp tanıtılması amaçlanmıştır. Eserin taranmasına başlanmadan Seyahatnâme ile ilgili yapılmış tezler gözden geçirilmiştir. Son ve günümüze en yakın Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi (Günümüz Türkçesiyle) seçilmiş ve taranmıştır. Çalışmanın birinci kısmında yazar, eser, tür ve çalışmanın içerdiği temel kavramlar hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci kısımda bu eser ile ilgili Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı'nda yapılmış on iki tez ele alınmıştır. Üçüncü bölümde materyal ve yöntem seçimi sunulmuştur. Dördüncü bölümde menkıbelerin motif tasnifi yapılarak menkıbe metinleri epizotlarıyla birlikte incelenip yöre tasnifi yapılmıştır. Çalışmanın sonunda ise sonuç ve kaynakça yer almıştır.

AnadoluEvliya ÇelebiMenkıbe+1
Muhammet Atasever
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Anadolu sahil şeridi Kalkolitik Çağ mimarisi ve yerleşim modelleri

Bu çalışmada Batı Anadolu sahil şeridinde, kazısı yapılan Kalkolitik Çağ merkezlerinin mimarisi stratigrafik düzen içerisinde değerlendirilerek yapıların inşasında kullanılan malzeme, teknik, yapı tipleri ve yerleşim modelleri ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Ege Denizi boyunca, kuzeyde Çanakkale?den güneyde Muğla?ya kadar Batı Anadolu sahil şeridi içerisinde bereketli tarım ovaları üzerine kurulan Kalkolitik Çağ merkezlerinin birçoğu, Büyük ve Küçük Menderes, Bakır Çay, Gediz Çayı ve kollarının oluşturduğu alüvyon dolguları altında kalmıştır. Yeterince araştırılmayan ve içerisinde kronoloji sorunları bulunduran Kalkolitik Çağ, yaklaşık olarak M.Ö. 6000-3000 yılları arasında; Erken, Orta ve Geç olmak üzere üç dönem içeren uzun bir kültür sürecidir. Kullanılan malzeme, teknik ve yapı tipleri yerleşim yerleri içerisinde küçük farklılıklar olmasına rağmen genel olarak bir bütünlük arz eder. Yapıların inşasında kullanılan malzemeler, taş, ahşap, çamur harç, dal, saz ve otsu bitkilerden oluşmaktadır. Teknik olarak ise dal-örgü ve çamur-harç, taş temel üzeri kerpiç ve kerpiç duvar tekniği kullanılmıştır. Dal-örgü ve çamur-harç ve taş temel üzeri kerpiç mimari teknikleri tüm Kalkolitik Çağ boyunca kullanılmışken, kerpiç duvar tekniği Erken ve Geç Kalkolitik Çağ içerisinde kullanılmıştır. Bu tekniklerle inşa edilen, dikdörtgen, apsidal, ızgara, çukur ve dairesel planlı yapıların Kalkolitik Çağ merkezleri içerisinde farklı dönemlerde yoğun olarak kullanıldığını görmekteyiz. Dikdörtgen planlı yapılar, Kalkolitik Çağ?ın tüm evrelerinde kullanılırken Çukur ve dairesel planlı yapılar Orta ve Geç Kalkolitik Çağ içerisinde, apsidal ve ızgara planlı yapılar ise Batı Anadolu sahil şeridinde sadece Geç Kalkolitik Çağ içerisinde kullanılmıştır Batı Anadolu sahil şeridi Kalkolitik Çağ yerleşim modelleri, yetersiz mimari kalıntılardan dolayı birkaç merkez dışında tam olarak anlaşılamamıştır. Bu merkezlerden elde edilen mimari veriler ışığında, yerleşim yerleri; sokak veya açık işlik alanlarıyla ayrılmış açık bir yerleşim modeli sunmaktadır. Anahtar Sözcükler 1 Kalkolitik 2 Mimari 3 Yerleşim modelleri 4 Batı Anadolu 5 Yapı teknikleri

AnadoluBatı AnadoluKalkolitik Dönem+5
Ümit Gündoğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Hitit döneminde Anadolu'da Istar-Sauska Kültü

ÖZET Yüksek Lisans Tezi HİTİT DÖNEMİNDE ANADOLU‟DA IŠTAR-ŠAUŠKA KÜLTÜ Okan DEMİR Kastamonu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Danışman: Yrd. Doç. Dr. Fahri MADEN Mezopotamya kökenli Ištar kültü Anadoluya önce Asurlu tüccarlar tarafından getirilmiştir. Koloni Çağının Anadoluda aktif olduğu M.Ö. 1950-1725 arası yılllarda tanrıça Ištar‟a dair bilgiyi, Kültepe‟deki (Kaniš) çivi yazılı tabletlerden ve başta Kültepe olmak üzere dönemin önemli ticaret merkezlerinden çıkarılarılan ikonografik buluntulardan edinilmektedir. Bununla birlikte, Ištar kültünün Anadolunun yerli halkarı arasında yayılmayıp, Asurlu tüccarlar arasında sınırlı kaldığı anlaşılmaktadır. M.Ö. II. binyılın ikinci yarısından itibaren Anadolu ve Kuzey Suriye‟yi kapsayan bir coğrafyada İmparatorluk kuran Hititlerin oluşturdukları dinsel yapıda çevre halkların inanışlarından önemli ölçüde etkilenmişlerdir. Eski Hitit dönemine ait yazılı ve ikonografik buluntularda Ištar kültüne değil bilgilerin çok kısıtlı olmasından hareketle, bu dönemde Ištar kültünün Hitit panteonunda yer almadığı sonucuna ulaşılabilinir. İmparatorluk döneminde, Güney Anadolu, Kuzey Suriye ve Kuzey Irak‟ı kapsayan bölgede yaşayan Kafkas kökenli Hurrilerin Hitit egemenliği altına girmesi, Mezopotamya inanışlarından büyük ölçüde etkilenmiş olan bu halkın, Mezopotamya kültürünü Anadolu topraklarına taşıyıcısı konumuna getirmişlerdir. Hurri yorumuyla Ištar-Šauška kültünün İmparatorluk döneminde ve sonrasında Hitit panteonunda önemli bir yer işgal ettiği ikonografik nitelikteki buluntulardan ve siyasi ve dinsel metinlerden anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hititler, Hurri, Ištar, Šauška, Anadolu, din, kült 2016, sayfa 84

AnadoluAnadolu uygarlıklarıDin+4
Okan Demir
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00

Related subjects