Anestetikler
93 theses under this subject heading
Sağ hepatektomi cerrahisi uygulanan karaciğer nakli vericilerinde propofol ile izofluranın antioksidan etkinliğinin karşılaştırılması
Giriş ve AmaçÜlkemizde son yıllarda kadavradan organ bağışının azlığı, artan hasta popülasyonuna bağlı olarak organ ihtiyacının gün geçtikçe artması nedeniyle canlı vericili karaciğer transplantasyonunda artış olmuştur. Hem cerrahi stres nedeniyle, hem de donör hepatektomi operasyonu sırasında uygulanan pringle manevrası ile karaciğerde oluşabilecek iskemi genellikle oksidatif stresi indükleyebilir. Bu nedenle donör hepatektomi cerrahilerinde anestezik ajanların antioksidatif etkileri klinik olarak önemli olabilir.Bu çalışmada donör hepatektomi operasyonlarında izofluran ve propofolün oksidan ve antioksidan sistem üzerine olan etkilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır.YöntemSağ hepatektomi cerrahisi uygulanacak karaciğer nakli vericisi ASA I-II, 18-65 yaş arasındaki toplam 70 olgu çalışmaya dahil edildi. Olgular propofol grubu (n=35) ve izofluran grubu (n=35) olarak ikiye ayrıldı. Propofol grubundaki olgulara; propofol, remifentanil, O2/hava, izofluran grubundaki olgulara ise izofluran, remifentanil, O2/hava kullanılarak anestezi uygulandı. Operasyon boyunca olguların KAH, sistolik kan basınçları, diyastolik kan basınçları, ortalama arter basınçları, SpO2, ETCO2, TOF ve BİS değerleri 30 dakikada bir kaydedildi. Operasyon bitiminde hastaların ekstübasyon, göz açma ve derlenme süreleri dakika olarak kaydedildi. Operasyon sırasında gözlenilen komplikasyonlar yazıldı. Tüm hastalardan preoperatif, intraoperatif 1. saatte ve postoperatif 1. saatte kan örnekleri alındı. Antioksidan etkinin değerlendirilmesi amacı ile plazma süperoksit dismutaz (SOD), malondialdehit (MDA), total oksidatif durum (TOS), total antioksidan kapasite (TAK) düzeyleri çalışıldı. Oksidatif stres indeksi (OSİ) hesaplandı.BulgularGruplar arasında demografik özellikler, anestezi, cerrahi süreleri ile greft ağırlığı, idrar çıkışları, tahmini kan kaybı ve verilen sıvı açısından istatistiksel bir fark bulunmadı.Propofol ve izofluran grupları arasında göz açma ve ekstübasyon süresi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark (p < 0.05) olup bu fark propofol grubunda daha düşük olarak bulundu.Her iki grupta da intraoperatif TAK düzeyi preoperatife göre azaldı. Propofol grubunda postoperatif TAK düzeyi preoperatife göre azalırken, izofluran grubunda artış görüldü. Bu değişim miktarları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05).Her iki grupta da OSİ düzeyi preoperatife göre intraoperatif artmış görüldü. Propofol grubunda postoperatif OSİ değerleri izofluran grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksekti (p<0.05).Gruplar arasında intraoperatif dönemdeki MDA düzeyleri karşılaştırıldığında izofloran grubunda anlamlı artış bulundu (p<0.05). Postoperatif MDA düzeylerinde preoperatif döneme göre propofol grubunda azalma, izofluran grubunda ise artma görüldü. Bu değişim miktarları istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05).SonuçDonör hepatektomi operasyonlarında iki farklı anestezi tekniğinin oksidatif stres üzerine etkilerini incelediğimiz çalışmamızda propofolün lipid peroksidasyonunun bir göstergesi olan MDA'yı anlamlı bir şekilde düşürdüğü görülmüştür. Ancak toplam antioksidan aktiviteyi gösteren TAK düzeyi propofol anestezisinde azalmıştır. Propofolün in vivo ve in vitro deneysel çalışmalarda antioksidan etkinliği gösterilmesine rağmen klinik kullanımdaki kan konsansantrasyonlarının etkinliğinin daha fazla araştırılması gerektiği düşüncesindeyiz.
Koroner arter hastalarında sevofluran ile anestezi indüksiyonunda oluşan qt intervali değişikliklerine magnezyumun etkisi
Giriş ve Amaç: Koroner arter bypas cerrahisi için anestezi; dolaşım fizyolojisi, farmakolojisi ve patofizyolojisi hakkında doğru ve yeterli bilgi ile birlikte, kardiyopulmoner bypass, miyokardın korunması ve cerrahi teknikler hakkında eksiksiz bir bilgi gerektirir. Koroner arter hastalığı olan olguların perioperatif dönemde aritmiye eğilimleri vardır. QT aralığının 440 ms uzun olması Uzun QT Sendromu olarak adlandırılır. İskemik kalp hastalığı olanlarda mortalitenin 2-5 kat artmasına neden olan oldukça mortal seyreden nadir görülen bir hastalıktır. Uzun QT Sendromu idiyopatik, iyatrojenik veya doğumsal (akkiz) olabilir. Çalışmamızda koroner arter hastalığında rutin olarak kullandığımız sevofluranla anestezi indüksiyonunda Mg+2?un potansiyel antiaritmik etkinliği (Elektrokardiyografi değişikliklerine; QT uzaması) ve hemodinamiye etkisini araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metot: Bu çalışma İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu?nun onayı alınarak Turgut Özal Tıp Merkezi hastanesinde elektif koroner arter bypas cerrahisi yapılması planlanan koroner arter hastalıklı 40-70 yaşlar arasında, ASAII-III, 89 olguda gerçekleştirildi. Olgular Sevofluran grubu (Grup S, n=41) ve Sevofluran-Mg+2 grubu (Grup SM, n=48) olarak ikiye ayrıldı. Grup S?de olgular 8 L/dk oksijen/medikal hava karışımı ile FiO2:0.3 olacak şekilde sevofluran ile havalandırılmaya başlandı. Grup SM?de end tidal sevofluran %2.5 olunca 50 mg/kg olacak ve 20 dk sürecek şekilde Mg+2 başlandı. Olgularda T1 (Giriş): hasta operasyon odasına alındıktan hemen sonra, T2: Sevoflurane-Mg+2 sülfat infüzyonu sonlandığında, T3: entübasyondan hemen önce, T4: entübasyonun 30. sn sonra, T5: entübasyonun 1. dakikası ve T6: entübasyonun 5. dakikası olarak 6 farklı zamanda kalp atım hızı, kan basınçı, satürasyon ve elektrokardiyografi değişiklikleri kaydedildi. Bulgular: Olgular yaş, kilo, boy ve cinsiyet yönünden benzerdi (Tablo;1). Grup içi değerlendirmede her iki grupta QTc intervali, bazal değere göre tüm dönemlerde anlamlı olarak arttı ancak gruplar arası değerlendirmede anlamlı fark yoktu. Grup S?de QTc intervali T3 dönemine göre T5 ve T6? da Grup SM?de ise T4, T5 ve T6?da anlamlı olarak arttı yine gruplar arası fark yoktu. Her iki grupta Tp-e intervali değerleri ise hem grup içi, hem de gruplar arası fark yoktu. Her iki grupta ortalama arter basıncı; giriş değerine göre tüm dönemlerde anlamlı azalırken, bu azalma Grup SM?de daha fazla idi. Her iki grupta ortalama arter basıncı; T3 dönemine göre T4, T5 ve T6?da anlamlı arttı. Bu artış Grup S?de daha fazla idi. Kalp atım hızı her iki grupta giriş değerine göre tüm dönemlerde anlamlı azalırken, bu azalma Grup SM için T3, T4 ve T5 döneminde daha fazla idi. T3 dönemine göre Grup S?de kalp atım hızı; T4 ve T5?de, Grup SM?de T4, T5 ve T6?da anlamlı arttı. Bu artış T4 dönemi için Grup S? de daha fazla idi. Sonuç: Koroner arter hastalığı olan olguların sevofluranla yapılan anestezi indüksiyonunda bolus 50 mg/kg Mg+2 kullanımı sevoflurana bağlı QTc intervali uzamasına ve Tp-e intervaline etki etmedi. Her iki ilaç güvenle kullanılabilir. Ve Mg+2 entübasyona hemodinamik yanıtı daha fazla baskıladığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Koroner Arter Hastalığı, Sevofluran, Magnezyum, QT İntervali
İntravenöz anesteziklerin ratlarda manyetik rezonans spektroskopi üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Günümüzde noninvazif tanı metodları giderek artmaktadır. Nonivazif tanı metodlarından biri olan manyetik rezonans spektroskopi çekimi esnasında sonucun doğru olması için hastanın hareketsiz durması esastır. Fakat bazı psikiyatrik hastalıklarda ve çocuklarda bunu sağlamak için genel anesteziye ihtiyaç duyulur. Bu amaçla sıklıkla intravenöz anesteziklerden; propofol, tiyopental, midazolam, ketamin tek başlarına ya da kombinasyonlar şeklinde tercih edilir. Bütün anesteziklerde olduğu gibi intravenöz anestezik ajanlar da beyin metabolizmasını değişen derecelerde etkilemektedir. Bizim amacımız ideal bir manyetik rezonans spektroskopi çekiminde hastanın hareketsiz olmasını sağlayacak ve aynı zamanda beyin metabolizmasını en az ya da hiç etkilemeyecek bir genel anestezik ajanı belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada; İnönü Üniversitesi deney hayvanları etik kuruldan onay alındıktan sonra Wistar Albino grubu 35 erkek rat kullanıldı. Manyetik rezonans spektroskopi çekimi esnasında beyindeki metabolik değişimleri saptayabilmek için ratlar rastgele beş gruba (yedişerli) ayrıldı. Gruplar; grup M (midazolam 50 mg/kg-1,n=7), grup K (ketamin 40 mg/kg-1, n=7), grup T (tiyopental sodyum 40 mg/kg-1, n=7), grup P (propofol 26 mg/kg-1, n=7), ve grup S intraperitoneal izotonik ile %1 izofluran maske anestezisi olmak üzere belirlendi. Anestezik ilaçlar ve izotonik intraperitoneal olarak 3,5 mL volüm halinde verildi. İntraperitoneal propofol uygulanması sonrası sedasyon sağlanamaması ile grup P çalışma dışı bırakıldı. Bulgular: Manyetik rezonans spektroskopide ölçülen beyin metabolitleri (N-asetil aspartat, kolin ve kreatin seviyeleri) açısından gruplar arasında istatistiksel olarak fark saptanmamıştır. Her bir gruptaki ratlar arasında da, kolin/kreatin, N-asetil aspartat/kolin ve kolin/ N-asetil aspartat oranları açısından fark olmadığı gösterilmiştir. Sonuç: Sedasyon amacıyla, tek doz midazolam, ketamin ve tiyopental verilmesinin manyetik rezonans spektroskopi sonuçlarını etkilemediği kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Manyetik Rezonans Spektroskopi, Sedasyon, Midazolam, Ketamin, Tiyopental sodyum, İzofuloran.
Kalça protezlerinde postoperatif analjezi için kullanılan epidural infüzyon ve bolus tekniklerinin karşılaştırılması
Amaç: Çalışmamızda, kalça protezi sonrası, postoperatif ağrı tedavisinde, epidural bolus doz uygulamasının etkinliğini, devamlı Eİ ile karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya kalça protezi operasyonu planlanmış ASA 1-3 kategorisinde, 40-70 yaş arası, kombine spinal epidural anestezi tekniği uygulanan, 60 hasta dahil edildi. Hastalara L3-L4 veya L4-L5 aralığından, 3 mL heavy bupivakain (Marcain®) ile spinal anestezi uygulandı. Daha sonra epidural boşluğa kateter yerleştirildi. Epidural kateterden 10 μg adrenalin ile 10 mg lidokain yapılarak kateterin intratekal ve intravenöz alanda olmadığı gösterildi. Hastaların vaka boyunca, spinal anestezi öncesi ve sonrası, spinal anestezinin 1, 3, 5, 10, 15, 20, 25, 30, 40, 50, 60, 70, 80, 90, 110, 130. dakikaların daki nabız, sistolik ve diastolik kan basınç değerleri, oksijen saturasyon değerleri, Bromage Skorları, takip edildi. Operasyon sonrası analjezi için kullanacakları %0.125 lik bupivakain içeren 330 ml solüsyon hazırlandı. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Grup B için HKA cihazı, 6 ml bolus verecek şekilde, kilitli kalma süresi ise 30 dakika olacak şekilde ayarlandı ve epidural kateterden 48 saat uygulandı. Grup İ için HKA cihazı, 6 ml/saat infüzyon ve 6 ml bolus verecek şekilde, kilitli kalma süresi ise 30 dakika olacak şekilde ayarlandı ve epidural kateterden 48 saat uygulandı. Operasyon sonrası iki grup arasında 12. 24. ve 48 saatlerde ve ilk oturma ile ilk walker kullanma zamanlarındaki KAH, OAB, SpO2 değerleri karşılaştırıldı. Ayrıca hasta ve cerrah memnuniyet düzeyleri, VAS,VAS-H değerleri, motor blok düzeyi, HKA cihazında denenen, verilen ve tüketilen toplam ilaç miktarları, ek olarak uygulanan analjezi miktarları ve gelişen yan etkiler iki grup arasında karşılaştırıldı. Bulgular: VAS değerleri; 24. ve 48. saatlerde Grup B'de, Grup İ'ye göre anlamlı düzeyde düşük bulundu (p<0.05). Toplam tüketilen analjezik miktarı, Grup İ'de Grup B'ye göre; ilk oturma, walker kullanma, postoperatif 12, 24 ve 48. saatlerdeki zaman diliminde, anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0.0001). Cerrah ve hasta memnuniyet düzeyleri; tüm zaman aralıklarında Grup B de Grup İ'ye göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05). Ek analjezik tüketim düzeyleri; Grup İ'de, Grup B'ye, göre 24 ve 48. saatlerde anlamlı düzeyde yüksek bulundu(p<0.05). Postoperatif görülen motor blok düzeyleri 12. ve 24.saatlerde Grup İ'de, Grup B'ye göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05). Her iki grupta da hiçbir yan etki gözlenmedi. Sonuç: Kalça protezi operasyonlarında, EI olmadan, HKA cihazı ile aralıklı bolus doz uygulamalarının; motor blok ve herhangi bir yan etki oluşturmadan, yüksek hasta ve cerrah memnuniyet düzeyi sağlanarak, daha düşük analjezik kullanarak, daha iyi postoperatif analjezi sağlandığı kanısına vardık.
Laparoskopik sleeve gastrektomi ameliyatlarında düşük akımlı anestezi yönteminin hemodinami üzerine etkisi
Giriş Amaç: Obezite yaşam kalitesini ve süresini olumsuz olarak etkileyen kronik bir hastalıktır. Obezitenin en etkili tedavi yöntemlerinden birisi bariatrik cerrahidir. Bariatrik cerrahide anestezi uygulamak riskli ve komplikedir. Yıllardır kullanılan düşük akımlı anestezi tekniğine obezite cerrahisinde kullanımına rastlanmamıştır. Anestezi makinelerinin yüksek standartlara sahip olması, düşük akımlı anestezinin güvenli bir şekilde uygulanabilmesi büyük ölçüde kolaylaştırmıştır. Çalışmamızda günümüzde sıklıkla kullanılan düşük akımlı anestezi tekniği, laparoskopik sleeve gastrektomi ameliyatlarında kullanıp hemodinamik açıdan hastaların nasıl seyrettiğini inceledik. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya LSG ameliyatı planlanan 18-60 yaş arası ASA II-III vücut kitle indeksi 40-55 arasında olan toplam 40 hasta dahil edildi. Hastaların düzeltilmiş kilosu hesaplandıktan sonra ilaçlar buna göre yapıldı. Endotrakeal entübasyon sonrası tüm hastalarda tidal volüm 7ml/kg, solunum frekansı 12/dk ve PEEP 5 cmH2O olacak şekilde ventilasyon başlandı. Düşük akım grubunda balangıçta 4lt/dk (denitrojenasyon amacıyla) %50 O2 - %50 hava ve %2-2,5 sevoflurane ile 10 dk devam edildikten sonra 1lt/dk %50 O2 - %50 hava ve %2-2,5 sevoflurane ile düşük akıma geçildi. Normal Akım grubunda 4lt/dk (denitrojenasyon amacıyla) %50 O2 - %50 hava ve %2-2,5 sevoflurane ile anestezi idamesi sağlandı. Hastalardan anestezi başlangıcı ve bitişinde arter kan gazı örneği alındı. Anestezi başlangıcından sonra 10dk aralıklarla, kalp atım hızı, sistolik arter basıncı, diyastolik arter basıncı, ortalama arter basıncı, periferik oksijen saturasyonu, bispektral indeks, train of four değerleri kaydedildi. Operasyon bitiminde hastanın spontan solunumu başlayınca dekürarizasyon uygulandı, spontan solunumu ve kas gücü yeterli olduğunda ekstübe edildi. Bulgular: Çalışmamızda; düşük akım grubunda ve normal akım grubunda arter kan gazı örneklerinde, pH, PaO2, PaCO2, HCO3, Laktat ve BE açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Hemodinamik verilerde SAB, DAB, OAB, KAH, SpO2 ve BİS ölçümlerinde iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ameliyat sırasında ve sonrası dönemde hastalarda düşük akımlı anestezi uygulamasına bağlı hemodinamik açıdan herhangi bir değişiklik, beklenmeyen etki veya komplikasyon belirlenmedi. Sonuç: LSG ameliyatı uygulanan morbid obez hastalarda düşük akım tekniği güvenle kullanılabilir.
Lokal anesteziklerin tonik ve fazik etkilerinin sukroz-gap tekniği ile incelenmesi
oz LOKAL ANESTEZİKLERİN TONİK VE FAZİK ETKİLERİNİN SUKROZ-GAP TEKNİĞİ İLE İNCELENMESİ Lokal anesteziklerin zar ve aksiyon potansiyeli üzerine etkileri intrasellüler ve ekstrasellüler olarak çeşitli tekniklerle belirlenebilmektedir. Bu çalışmada, sukroz-gap tekniğiyle lokal anesteziklerden prokain ve lidokainin, kurbağa siyatik sinir demetlerinin bileşik dinlenim potansiyeli (BDP) ve bileşik aksiyon potansiyeli (BAP) parametreleri (genlik (V), latans (TJ, depolarizasyon zamanı (TDE), yarı-repolarizasyon zamanı (1/2TRE)) üzerine olan etkileri arıştırıldı. BDP ve BAPları kayıtlamak için beş bölümlü ve her bölümü perfüze edilebilen bir sukroz-gap aparatı geliştirildi. Kayıtlanan DC ve AC potansiyele perfüzyonun ve asimetrinin etkileri belirlendi. Ayrıca ekstrasellüler KCl'ün konsantrasyonlarına bağlı olarak zarda oluşan depolarizasyon da ölçüldü. Çalışmada ağırlıkları 70-80 gram arasında değişen kurbağalardan (Rana cameranoi) çıkarılan 5-7 cm uzunluğundaki siyatik sinir demetleri kullanıldı. Sukroz-gap tekniğiyle bu sinirlerin BAP parametreleri ve BDP'leri kontrol, 1, 2.1, 4.2, 8.4 mM Prokain ve 1, 2.1, 4.2 mM lidokain konsantrasyonlarında, tek uyarımla uyarılarılarak ve tonik ve frekansa bağlı uyarılarılarak kayıtlandı. Sonuç olarak, tek puis uyarımlarında prokain ve lidokain konsantrasyona bağlı olarak BAP'nin genliğini düşürdüğü, latans, depolarizasyon zamanı ve yarı- repolarizasyon zamanını arttırdığı ve bileşik dinlenim potansiyelini çok az hiperpolarize ettiği belirlendi. 2.1 mM prokain ve lidokain konsantrasyonlarının frekansa bağlı uyarımlarda genliği daha fazla düşürdüğü belirlendi. Anahtar Kelimeler: Bileşik Dinlenim Potansiyeli, Bileşik Aksiyon Potansiyeli, Sukroz-Gap Tekniği, Prokain, Lidokain. vııı
Çocuklarda lumbar paravertebral ve kaudal bloğun postoperatif ağrı tedavisindeki etkileri
Amaç: Bu çalışmamızda tek taraflı inguinal herni, hidrosel ve inmemiş testis olgularında yapılan lumbar paravertebral ve kaudal blokta levobupivakainin peroperatif anestezik ajan tasarrufu ve postoperatif ağrı tedavisi analjezi üzerindeki etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu'nun ve ebeveynlerin onayı alındıktan sonra tek taraflı inguinal herni, hidrosel ve inmemiş testis nedeniyle çocuk cerrahisi tarafından cerrahi uygulanan, Amerikan Anestezi Cemiyeti (ASA) I-II grubu, 1-12 yaşları arasındaki 70 çocuk çalışmaya dahil edildi. Hastalar rastgele 2 gruba ayrıldı.I. Gruba maske ile indüksiyon sonrası ameliyat edilecek üstte kalacak şekilde lateral dekübitis pozisyonu verilip levobupivakain (% 0,25) 0,2 ml/kg volüm ile paravertebral blok uygulandı.II. Gruba maske ile indüksiyon sonrası sol lateral dekübitis pozisyonu verilip levobupivakain (% 0,25) 0,5 ml/kg volüm ile kaudal blok uygulandı.Olguların sevofluran konsantrasyonları ile intraoperatif ve postoperatif sistolik ve diastolik kan basınçları, kalp atım hızları kaydedildi. Ağrı (CHEOPS) skorları, ebeveyn memnuniyeti dereceleri, ek analjezik gereksinimi olan olgu sayısı ve yan etkiler not edildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri, operasyon süreleri, hemodinamik parametreleri bizbirine benzerdi. İntraoperatif 10., 15., 30., ve 60. dakikalarda kaydedilen sevofluran konsantrasyonu Grup I'de Grup II'den daha düşük olarak saptandı. (p=0,001) Postoperatif ilk 24 saatte analjezik gereksinimi olan olgu sayısı, Grup I'de 5, Grup II'de 12 olarak belirlendi. (p=0,050) Olguların postoperatif analjezi süresinin Grup I'de Grup II'ye oranla istatistiksel olarak uzun olduğu saptandı. (p=0,050) Grup I de ebeveyn memnuniyeti açısından mükemmel ve iyi şeklinde değerlendirme yapan ebeveyn sayısı fazla iken Grup II de iyi ve kötü şeklinde değerlendirme yapan ebeveyn sayısı fazla idi. (p=0,010) Postoperatif CHEOPS değerleri her iki grupta 120. dk dışında benzerdi. Hiçbir olguda hipotansiyon, bradikardi ve solunum depresyonu gözlenmedi.Sonuç: Çocuklarda lumbar paravertebral blok uygulamasının kaodal bloğa göre peroperatif anestezik gereksinimi daha çok azalttığı, daha uzun postoperatif analjezi sağladığı, ek analjezik gereksinimi daha çok azalttığı ve ebeveyn memnuniyetini arttırdığı kanısına varıldı.Anahtar Sözcükler: Çocuklar, lumbar paravertebral blok, levobupivakain, kaudal blok, postoperatif ağrı, peroperatif anestezik ajan tasarrufu.
Çocuklarda sevofluran ve sevofluran-remifentanil uygulamalarında bispektral indeks değerlerinin karşılaştırılması
Amaç: Çalışmamız pediatrik elektif cerrahilerde anestezi sağlamak amacıyla kullanılan ajanların anestezi derinliği,sevoflurane tüketimi ve hemodinamik parametreler üzerine etkilerinin karşılaştırılması amacıyla planlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza fakülte etik kurulu ve ebeveyn onayları alınarak, yaşları 3-10 yaş arasında değişen, ASA I-II grubu 1 saatten uzun sürecek elektif cerrahi geçirecek 60 adet çocuk hasta alındı.Hastalar monitörize edildikten sonra 2 gruba ayrıldı ve tüm hastalarda anestezi indüksiyonu sevofluran inhalasyonu ile yapıldı.Birinci grupta indüksiyonu takiben anestezi idamesi MAK:%0,5-2 olacak şekilde sevofluran inhalasyonu ile sağlandı. İkinci grupta indüksiyonu takiben 0,5 µ/kg remifentanil 1 dakikada yüklendi ve idame için 0,25 µ/kg/dk remifentanil infüzyonu ve MAK: %0,5-2 olacak şekilde sevofluran inhalasyonu verildi.Her iki grupta da peroperatif devamlı olarak bispektral indeks değerleri takip edildi ve 5 dakikada bir kaydedildi. Aynı zamanda peroperatif kalp atım sayısı, sistolik ve diastolik kan basıncı değerleri, oksijen saturasyonu, end-tidal sevofluran konsantrasyonu, gözyaşı, terleme, öksürme ve ıkınma gibi otonomik yanıtlar takip edilerek 5 dakikada bir kaydedildi.Bulgular: Yapılan tüm ölçümlerde KAH'nın istatistiksel olarak Grup 2'de Grup 1'e göre daha düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Sistolik ve diyastolik kan basınçları arasında ise her iki grupta fark yoktu (p>0,05). Çalışmamızda endtidal sevofluran konsantrasyonlarının Grup 1'de istatistiksel olarak daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). BİS ölçümlerinin değerlendirilmesinde ise Grup 2'de değerlerin daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Çalışmaya alınan olguların hiçbirinde otonomik yanıtlara rastlanmadı; dolayısıyla bu parametre istatistiksel değerlendirmeye alınmadı.Sonuç: Çalışmamızda sevofluran ve remifentanil uygulanan grupta, sadece sevofluran uygulanan gruba göre BİS değerlerinin daha yüksek olduğu, fakat endtidal sevofluran konsantrasyonlarının daha düşük olduğu saptandı. Sonuçta; remifentanilin BİS değerleri üzerine bir etkisi olmadığı, sadece hemodinamik yanıtı baskıladığı kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler: Bispektral indeks, sevofluran, remifentanil.
Anestezik ajanların elektrokonvülsif terapide nöbet süresine ve hemodinamik yanıta olan etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: EKT, genel anestezi altında major depresyon başta olmak üzere birçok psikiyatrik rahatsızlığın tedavisinde rutin olarak kullanılmaktadır. EKT'de hedef, nöbet oluşumu esnasında hemodinamik stabilitenin korunması ve nöbet süresinin uzun sürmesidir. Çalışmamızda, bu hedefe en uygun anestezi stratejisinin hangisi olduğunun araştırılması amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 18 ile 60 yaş arası 54'ü kadın, 102'sı erkek hastadaki 160 EKT işlemi alınmış ve 4 farklı ilaç kombinasyonu karşılaştırılmıştır. Her 4 grup hasta anestezi odasına alındığında kalp atım hızı, sistolik, diyastolik ve ortalama arteryal basınçları ile periferik oksijen satürasyonu değerleri ölçülerek kaydedildi. Grup I (n=40)'e Tiopental Sodyum (2,5 mg/kg) + Suksametonyum Klorür (1 mg/kg), Grup II (n=40)'ye Tiopental Sodyum (2,5 mg/kg) + Roküronyum Bromür (0,3 mg/kg), Grup III (n=40)'e Propofol (1 mg/kg) + Suksametonyum Klorür (1 mg/kg), Grup IV (n=36)'e Propofol(1mg/kg) + Roküronyum Bromür (0,3 mg/kg) olmak üzere indüksiyon yapıldıktan sonra, EKT öncesi, EKT sonrası 1., 3. ve 5. dakika ile postoperatif bakım ünitesine alındıktan sonraki 5. dakika hemodinamik parametre verileri ile periferik oksijen satürasyonu değerleri kaydedildi. Olguların nöbet süresi ile spontan soluma başlama, göz açma, basit emirlere uyma zaman verileri ve ortaya çıkan yan etkiler kaydedildi.Bulgular: Grupların dermografik özellikleri karşılaştırıldığında istatistiksel fark saptanmadı (p>0,05). Nöbet süreleri karşılaştırıldığında özellikle Grup III ve Grup IV'de kısalmış olmakla birlikte aralarında anlamlı fark bulundu (p=0,002). Hemodinamik veriler karşılaştırıldığında verilerin zaman içinde değiştiği ve grupların seyrinin farklı olduğu görüldü (p<0,05). Derlenme süresi (spontan solunuma başlama, göz açma ve basit emirlere uyma zamanı) verileri karşılaştırıldığında özellikle Grup II ve IV'de uzamış olmakla birlikte aralarında anlamlı fark bulundu (p<0,05). Grupların SpO2 verileri seyri açısından benzer olduğu görüldü(p=0.288).Sonuç: Tiopental sodyumun EKT'de nöbet süresini uzatması nedeniyle tercih edilebileceği, roküronyum bromürün her ne kadar derlenme süresini uzatsa da süksametonyum klorürün potansiyel yan etki ve komplikasyonları göz önüne alındığında alternatif kas gevşetici olabileceği kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler: Elektrokonvülsif terapi (EKT), nöbet süresi, hemodinami, propofol, rokuronyum bromür.
Çocuk cerrahisinde transvers kesi ile yapılan laparotomilerde preoperatif ultrasonografi eşliğinde, levobupivakain ile yapılan rektus kılıf bloğunun postoperatif analjezi üzerine etkisinin araştırılması
Amaç: Çalışmamızda, çocuklarda transvers kesi ile yapılan laparotomilerde, USG eşliğinde levobupivakain ile yapılan rektus kılıf bloğunun, intraoperatif sevofluran tüketimi ve postoperatif analjezik tüketimine etkisini araştırdık.Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniğinde, T.C. Sağlık Bakanlığı Etik Kurul onayı ve ebeveyn izni alınarak yapıldı. Çocuk Cerrahisi kliniğinde transvers kesi ile batın ameliyatı uygulanacak 3-18 yaş arası, ASA I-II grubu, 40 hasta çalışmaya alındı. Hastalarımız rastgele seçilen ve toplam 40 hastadan oluşan 2 gruba ayrıldı.Grup I hastalara genel anestezi sonrası preoperatif % 0,25 levobupivakain 0,2 ml/kg ile ultrasonografi eşliğinde rektus kılıf bloğu, grup II hastalara ise genel anestezi ve operasyon sonrası 0,1 mg/kg morfin yükleme dozu iv. olarak yapıldı. Postoperatif ağrı için her iki gruba da morfin ile Hasta Kontrollü Analjezi (HKA) cihazı, 0,01 mg/kg bolus ve 30 dk. kilit süresi ile kuruldu.Her iki grubun da operasyon süresince inspire edilen (%) ve tüketilen (ml/saat) sevofluran konsantrasyon ve miktarları, intraoperatif ve postoperatif sistolik ve diyastolik kan basınçları, kalp atım hızları, oksijen saturasyonları gibi hemodinamik veriler ölçülerek kaydedildi. Postoperatif HKA ile analjezik tüketimi, ağrı skorları (FLACC), sedasyon düzeyi, bulantı kusma, ek analjezik gereksinimi olan olgu sayısı ve yan etkiler izlenerek not edildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri, operasyon süreleri ve hemodinamik parametreleri birbirine benzerdi. İntraoperatif dönemde inspire edilen ve tüketilen sevofluran miktarlarının grup I hastalarda, grup II hastalardan daha düşük olduğu saptanmış; ortalama sevofluran tüketimi grup I hastalarda 18,7±2,1 ml/saat, grup II hastalarda ise 21,5 ±2,9 ml/ saat olarak belirlenmiştir (p<0,001).Postoperatif hemodinamik veriler karşılaştırıldığında ise; sistolik arter basınçları, grup I hastalarda, grup II hastalara göre daha düşük bulunmuş, diğer parametreler benzer bulunmuştur.Hastaların postoperatif FLACC ve sedasyon skorlarının ve 24 saatlik kümülatif morfin tüketiminin grup I hastalarda, grup II'ye göre daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0.001). Grup II'de 3 hastada bulantı görülürken, grup I'de hiçbir hastada bulantı- kusma görülmemiş, yine postoperatif hiçbir hastada ek analjezi ihtiyacı olmamıştır.Sonuç: Sonuç olarak preoperatif rektus kılıf bloğu uygulanan hastalarda, postoperatif iv. morfin uygulanan hastalara göre, peroperatif sevofluran tüketiminin ve HKA yöntemi ile postoperatif morfin tüketiminin daha az olduğu gözlenmiştir.Çalışmamızın sonucunda USG eşliğinde rektus kılıf bloğu uygulamanın etkin ve güvenilir bir analjezi sağladığı kanısına varılmıştır.Anahtar Sözcükler: Çocuklar, Hasta Kontrollü Analjezi, Levobupivakain, Rektus Kılıf Bloğu, Sevofluran, Ultrasonografi.
Jinekolojik cerrahide ultrasonografi eşliğinde yapılan rektus kılıf bloğunun postoperatif analjezi üzerine etkileri
Amaç: Çalışmamızda jinekolojik cerrahide pfannenstiel (transvers) kesi ile yapılan miyomektomi ve histerektomi olgularında ultrasonografi eşliğinde levobupivakain ile yapılan rektus kılıf bloğunun, peroperatif sevofluran ve postoperatif tramadol tüketimi üzerine olan etkilerini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniğinde, T.C. Sağlık Bakanlığı Etik Kurul onayı ve yazılı hasta onayı alınarak yapıldı.Çalışmaya Jinekolojik Cerrahi kliniğinde pfannenstiel kesi ile miyomektomi ve histerektomi operasyonu yapılacak 20-70 yaş arası, ASA I-II grubu, 75 hasta alındı.Hastalar rastgele seçilen ve toplam 75 hastadan oluşan üç gruba ayrıldı.Grup I (n=25) hastalara genel anestezi indüksiyonu ve entübasyon sonrası preoperatif % 0,25 levobupivakain serum fizyolojik içinde 0,2 ml/kg volüm (maksimum 40 ml) ile ultrasonografi eşliğinde rektus kılıf bloğu, grup II (n = 25) hastalara peroperatif % 0,25 levobupivakain serum fizyolojik içinde 0,2 ml/kg volüm (maksimum 40 ml) ile insizyon bölgesinden açık teknik ile rektus kılıf bloğu, grup III (n = 25) hastalara peroperatif operasyon bitiminden 30 dakika önce 2 mg/kg intravenöz tramadol yapıldı.Postoperatif ağrı tedavisi için her üç gruba da tramadol ile Hasta Kontrollü Analjezi (HKA) cihazı, 0,2 mg/kg bolus doz ve 10 dakika kilit süresi ile kuruldu.Her üç grupta da peroperatif inspire edilen (%) sevofluran konsantrasyonu, peroperatif ve postoperatif sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp atım hızı,oksijen saturasyon değerleri ölçülerek kaydedildi.Ayrıca yine postoperatif dönemde HKA ile tüketilen total tramadol miktarı,VAS ağrı skoru değerleri ile bulantı-kusma,ek analjezik gereksinimi,gaz-gaita çıkışı olan olgu sayısı ve olası yan etkiler izlenerek kayıt edildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri,operasyon süreleri ve preoperatif hemodinamik parametreleri birbirine benzerdi.Peroperatif dönemde inspire edilen sevofluran konsantrasyonu (%), grup I hastalarda grup II ve grup III hastalara göre anlamlı oranda daha düşük saptandı (p = 0,0001), grup II ve III arasında ise istatistiksel fark yoktu (p > 0,05).Postoperatif dönemde ise sistolik-diyastolik arter kan basınçları, kalp atım hızları her üç grupta klinik açıdan hemodinamik sınırlar içerisinde ve birbirine benzer saptandı. 24 saatlik kümülatif tramadol tüketimi grup I ve grup II hastalarda birbirine benzer (p>0,05), grup III hastalardan ise düşük bulundu (p = 0,0001), grup I ve II'de ise benzer bulundu (p>0,05). VAS ağrı skoru da grup I hastalarda postoperatif 30. dk, 1., 2., 4., saatlerde grup II ve III'den daha düşük olarak saptandı (p = 0,021) (p = 0,020) (p = 0,045) (p = 0,044). Grup II ve grup III arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Gruplar arasında bulantı-kusma ve ek analjezik gereksim insidanslarında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Grup III hastalarda gaz-gaita çıkışı saptanmamış iken, grup I hastaların 5'inde, grup II hastaların 1'inde gaz-gaita çıkışı saptanmış olup, istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05).Sonuç: Preoperatif (preempitif) ultrasonografi eşliğinde levobupivakain ile yapılan rektus kılıf bloğu uygulamasının, peroperatif inspire edilen sevofluran konsantrasyonunu (%) ve postoperatif tramadol gereksinimini azalttığı, etkin bir analjezi sağladığı, hemodinamik parametreleri klinik anlamlı etkilemediği ve ciddi yan etkilere yol açmadığı sonucuna varıldı.Anahtar sözcükler: Jinekolojik cerrahi, Hasta Kontrollü Analjezi, Levobupivakain, Rektus Kılıf Bloğu, Sevofluran, Ultrasonografi
Orta kulak cerrahisi anestezisinde hemodinamik stabilite sağlamada Esmolol HCL ile Deksmedetomidin HCL'ün etkinliklerinin karşılaştırılması
Amaç: Orta kulak cerrahisinde hipotansif anestezi, kanama miktarını azaltmak, daha iyi bir cerrahi görüş kalitesi sağlamak için çeşitli ajanlarla sıklıkla uygulanmaktadır. Çalışmamızda timpanoplasti cerrahisi uygulanan hastalarda 55-70 mm Hg aralığında bir kontrollü hipotansiyon hedeflenerek, esmolol ve deksmedetomidin'in hemodinamik stabilite sağlamadaki etkinlikleri, renal ve hepatik fonksiyonlara etkileri karşılaştırıldı.Gereç ve Yöntem: Etik Kurul onayı ve olguların yazılı onayı alındıktan sonra, çalışmamıza timpanoplasti cerrahisi uygulanan ASA ? grubu 18-65 yaş arası 40 olgu alındı. Olgular rastgele iki gruba ayrıldı. Birinci gruba (n=20) (Grup E); genel anestezi uygulamasından önce 500 mcg/kg/dk. esmolol yüklemesi 1 dakika içinde uygulandı. Ardından ilk 5 dakikada 50 mcg/kg/dk, 5.dakikadan cilt kapanmasına geçilinceye kadar 250 mcg/kg/dk. esmolol idame infüzyonu başlandı. İkinci gruba (n=20) (Grup D) genel anestezi uygulamasından önce 10 dakika süreyle 1 mcg/kg. deksmedetomidin yükleme dozu uygulandı. Ardından 0,5 mcg/kg/saat idame dozu başlandı. Her iki grupta da genel anestezi indüksiyonu 3-7 mg/kg tiyopental, 0,1 mg/kg vekuronyum, %2 sevofluran, %35 O2 %65 N2O ile yapıldı. İki grupta da N2O cerrah grefti koymadan 10-15 dakika önce kesilerek %100 O2 uygulamasına geçildi. Tüm olgularda preoperatif, peroperatif, postoperatif hemodinamik veriler (OAB, KAH), cerrahi saha temizliğini değerlendirmek için altı noktalı kanama skalası, renal ve hepatik fonksiyonları değerlendirmek amacıyla preoperatif, postoperatif BUN, Kreatinin, ALT, AST, Sevofluran tüketimi, preoperatif ve postoperatif PaO2, SpO2 değerleri kaydedildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri birbirine benzerdi. Preoperatif ve intaroperatif hemodinamik parametreleri benzer olup, postoperatif kalp atım hızı Grup D' de anlamlı olarak düşüktü. Grupların preoperatif ve postoperatif BUN, Kreatinin, ALT, AST değerleri benzer olup, Grup E'de postoperatif BUN ve Kreatinin değerleri preoperatif döneme göre daha düşük seyretti. (p<0,05) Altı nokta skalasına göre değerlendirildiğinde Grup E'de kanama skorları daha düşük, dolayısıyla cerrahi görüş kalitesi daha yüksekti.(p<0,05) Her iki grupta da Sevofluran tüketimi intraoperatif dönem içinde anlamlı bir düşüş göstermekle beraber (p<0,001) Grup E'de Sevofluran tüketimi anlamlı olarak daha düşüktü. (p<0,05)Sonuç: Orta kulak cerrahisindeki kontrollü hipotansiyon uygulamasında esmolol ve deksmedetomidin ile ideal bir hemodinamik stabilite sağlandığı, her ikisiyle de renal ve hepatik fonksiyonlardaki değişikliklerin benzer olduğu, cerrahi saha görüş kalitesinin esmolol ile daha etkin sağlandığı ve sevofluran tüketiminin esmolol grubunda daha az olduğu kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler: Orta kulak cerrahisi, Esmolol, Deksmedetomidin, Hipotansif anestezi, Kontrollü hipotansiyon, Renal ve hepatik fonksiyon, Sevofluran
Supraklavikular Brakial Pleksus Bloğunda Preoperatif Gabapentinin, Postoperatif Ağrı Üzerine Etkisinin Değerlendirilmesi
Amaç: Üst ekstremite cerrahisinde supraklavikular brakial pleksus bloğu uygulanan hastalarda, preoperatif uygulanan Gabapentinin, postoperatif ağrı üzerine etkisinin değerlendirilmesini amaçladık.Gereç ve yöntem: Üniversite Etik Kurul onayı ve olguların yazılı onayları alındıktan sonra, arteriyo-venöz fistül açılacak üroloji hastaları, debritman veya flep uygulanacak plastik ve rekonstriktif cerrahi hastaları ile üst ekstremite cerrahisi uygulanacak ortopedi hastaları çalışma kapsamına alınarak, toplam 60 hastaya supraklavikular brakiyal pleksus bloğu uygulandı.Hastalar rastgele iki gruba ayrılarak; Grup I'de 40 ml % 0,5'lik levobupivakain ve 0,5 ?g/kg fentanil kullanıldı Grup II'de ise bloktan 30-45 dakika önce oral 800 mg gabapentin kullanıldı. Blok supraklavikuler teknik ile periferik sinir stimülatörü yönlendiriciliğinde uygulandı. Uygulamanın başlamasını takiben cerrahi başlama süresi, sedasyon ve analjezi düzeyleri Vizüel Analog Skala ile değerlendirildi ve kaydedildi. Hemodinamik parametreler blok öncesi ve blok sonrası 5., 10., 15., 30., 45., 60., 90. ve 120. dakikalarda ölçümleri yapılarak kaydedildi. Operasyon esnasında ve postoperatif derlenme odasında hastalarda; bulantı, kusma, kaşıntı, solunum depresyonu ve Horner Sendromu gelişip gelişmediği izlendi. Bulantı ve kusması olan hastalarda 4 mg Ondansetron intravenöz yapılması planlandı. Hastaların ağrı başlama süreleri postoperatif ikinci gün ziyaret edildiklerinde veya telefon ile kendilerine sorularak öğrenildi ve kaydedildi. Ağrıları başladığında oral tramadol HCl kullanmaları önerildi.Bulgular: Grupların demografik verileri ve hemodinamik parametrelerinin benzer olduğu ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı belirlendi. Cerrahi başlama süresi Grup I'de 25,67 ± 3,77 ve Grup II'de 20,50 ± 2,48 olup istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,05). Preoperatif ve postoperatif dönemde her iki grupta da Vizüel Analog Skala ve sedasyon değerleri arasında istatistiksel olarak farklılık saptanmadı (p>0,05). Postoperatif ağrı başlama süreleri; Grup I'de 14,60 ± 1,14 ve Grup II'de 20,43 ± 2,36 olup istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0,05). Hastalarda diğer yan etkilere rastlanmadı.Sonuç: Üst ekstremite cerrahisinde uygulanan supraklavikular brakiyal pleksus bloklarında, preoperatif oral yoldan uygulanan 800 mg gabapentinin hemodinamik değişiklikler ve diğer yan etkilere yol açmaksızın cerrahi başlama süresini kısalttığı ve postoperatif analjezi süresini uzattığı kanısına varıldı.Anahtar kelimeler: Levobupivakain, Postoperatif analjezi, Supraklavikuler brakiyal pleksus bloğu, Fentanil, Gabapentin, Preemptif analjezi.
Çocuklarda şaşılık cerrahisinde sevofluran ve sevofluran-desfluran anestezisinin hemodinami, derlenme ve erken ajitasyon üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Çocuklarda Şaşılık Cerrahisinde Sevofluran ve Sevofluran-Desfluran Anestezisinin Hemodinami, Derlenme ve Erken Ajitasyon Üzerine Etkilerinin KarşılaştırılmasıAmaç: Çalışmamızda şaşılık cerrahisi uygulanan çocuklarda sevofluran anestezisi ve sevofluran ile indüksiyon sonrası desfluran anestezisinin hemodinami, derlenme ve erken ajitasyon üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Danışma Kurulu onayı ve ebeveynlerin yazılı ve sözlü izni alınarak, elektif şaşılık cerrahisi uygulanacak American Society of Anesthesiology (ASA) I-II grubu, 2-10 yaşları arasında 42 hasta çalışma kapsamına alındı. Hastalar rastgele seçimle 2 gruba ayrıldı.Anestezi indüksiyonu, uygun yüz maskesi kullanılarak, % 6-8 konsantrasyonda sevofluran, % 50 azot protoksit ve % 50 oksijen karışımı ile sağlandı. Anestezi idamesi grup 1'de sevofluran konsantrasyonu % 1-2, grup 2'de desfluran konsantrasyonu % 4-6 olacak şekilde sağlandı.Olguların sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp atım hızı, periferik arteriyel oksijen satürasyonu değerleri kaydedildi. Kayıtlar indüksiyon öncesi, indüksiyon sonrası, entübasyon sonrası, cerrahinin 15. dk, 30. dk, 45. dk ve 60'ncı dakikalarını kapsadı. Operasyon süresi, ekstübasyon, göz açma, uyarılara riayet, oryantasyon süreleri ile bulantı-kusma, laringospazm ve diğer yan etkiler kaydedildi.Operasyon bitiminde postoperatif 1. dk, 5. dk, 15.dk, 30.dk, 60. dakikalarda hemodinamik parametreler ve Modifiye Aldrete Derlenme Skoru, Pediatrik Anestezi Deliryum Skalası ve Watcha Davranış Skalası değerleri kaydedildi.Bulgular: Demografik veriler birbirine benzerdi. Yapılan ölçümlerde sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp atım hızı, SpO2 değerlerinin benzer olduğu gözlendi. Ekstübasyon, göz açma, uyarılara riayet, oryantasyon süreleri Grup 2'de Grup 1'den daha kısa saptandı. Modifiye Aldrete Derlenme Skoru, Pediatrik Anestezi Deliryum Skalası ve Watcha Davranış Skalası değerleri bakımından gruplar arasında istatistiksel açıdan fark saptanmadı. Hiçbir olguda öksürük, nefes tutulması, laringospazm görülmedi.Sonuç: Sevofluran ve sevofluran ile indüksiyon sonrası desfluran anestezisi uygulanan çocuklarda hemodinamik değişikliklerin, derlenmenin, postoperatif ajitasyonun ve bulantı-kusmanın benzer olması, buna karşın desfluran anestezisinin daha kısa ekstübasyon, göz açma, uyarılara riayet ve oryantasyon süreleri sağlaması nedeniyle çocuklarda anestezi idamesinde sevoflurana tercih edilebileceği kanısına varıldı.Anahtar Sözcükler: Sevofluran, desfluran, hemodinamik parametreler, derlenme, erken ajitasyon.
Major abdominal cerrahi uygulanacak çocuklarda ultrasonografi eşliğinde yapılacak rektus kılıf bloğunda farklı volümlerde kullanılan lokal anesteziğin peroperatif anestezik ajan ve postoperatif analjezik ajan tüketimi üzerine etkisinin araştırılması
ÖZETMajor Abdominal Cerrahi Uygulanacak Çocuklarda Ultrasonografi Eşliğinde Yapılacak Rektus Kılıf Bloğunda Farklı Volümlerde Kullanılan Lokal Anesteziğin Peroperatif Anestezik Ajan Ve Postoperatif Analjezik Ajan Tüketimi Üzerine Etkisinin AraştırılmasıAmaç: Çalışmamızda, çocuklarda yapılacak major abdominal cerrahilerde, USG eşliğinde yüksek volüm levobupivakain ile yapılan rektus kılıf bloğu ile, az volümle uygulanan bloğa oranla peroperatif sevofluran tüketimini ve postoperatif analjeziyi daha da azaltmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmanın Çukurova üniversitesi Tıp Fakültesi Anestezi ve Reanimasyon A.D. ve Sağlık Bakanlığı Etik Kurul onayı ile hastalardan bilgilendirilmiş rıza onam formu alınarak yapılması planlandı.Yaşları 1-16 arasında, transvers insizyonla major batın cerrahisi yapılacak ASA I-II grubu 40 hasta çalışmaya alındı. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Grup I (n=20)'deki hastalara 0,1 ml/kg levobupivakain(% 0,5) 0,1 ml/kg serum fizyolojik içinde, Grup II (n=20)'deki hastalara 0,1 ml/kg levobupivakain(% 0,5) 0,4 ml/kg serum fizyolojik içinde preoperatif ultrasound eşliğinde rektus kılıf bloğu uygulandı. Postoperatif takipte ek analjezi için, gerektiğinde 0,1 mg/kg iv morfin uygulanması planlandı.Operasyon sırasında hastaların hemodinamik parametreleri ve sevofluran tüketimi, operasyon sonunda ağrı düzeyleri, sedasyon düzeyleri, bulatı, kusma ve diğer yan etkiler kaydedildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri, operasyon süreleri ve hemodinamik parametreleri birbirine benzerdi. İntraoperatif dönemde inspire edilen ve tüketilen sevofluran miktarları her iki grupta da benzer olup, toplam sevofluran tüketimi grup I hastalarda 106,85±28,6 ml, grup II hastalarda ise 91,50±36,6 ml olarak belirlenmiştir (p>0,05).Postoperatif hemodinamik veriler karşılaştırıldığında, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır.Hastaların postoperatif ağrı skalaları ve sedasyon skorları, ek analjezik ihtiyacı benzer olup, Grup I'de 7 hastada, Grup II'de 3 hastada ek analjezik ihtiyacı olmuştur. Hiç bir hastada bulantı-kusma ve yan etki görülmemiştir.Sonuç: Sonuç olarak major abdominal cerrahi uygulanacak çocuklarda preoperatif yüksek volümle rektus kılıf bloğu uygulananlarda, normal volümle uygulananlara göre intraoperatif sevofluran tüketiminde ve postoperatif ek analjezik ihtiyacında istatistiksel olarak fark olmadığı gözlenmiştir. Yine ultrason eşliğinde rektus kılıf bloğu uygulamanın etkin ve güvenilir bir analjezi sağladığı kanısına varılmıştır.Anahtar Sözcükler: Çocuklar, Rektus Kılıf Bloğu, Levobupivakain, Postoperatif analjezi, Sevofluran, Ultrasonografi.
65 Yaş üstü hastalarda tek doz Esmololün, Desfluran ve Sevofluran anestezisinde trakeal entübasyon sırasındaki Bispektral indeks düzeyi ve derlenme üzerine etkileri
Amaç: Çalışmamızda, yaşlı hastalarda trakeal entübasyon öncesi tek doz uygulanan esmololün entübasyon sonrası oluşan hemodinamik yanıt, bispektral indeks düzeyi ve postoperatif derlenme üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Materyal Metod: Çalışmamız elektif operasyon planlanan Amerikan Anestezi Derneğine göre II-III grubu 65 yaş üstü 80 hastada gerçekleşti. Olgular rutin monitörize edildi. Ayrıca peroperatif anestezi derinliğini belirlemek için bispektral indeks monitörizasyonu yapıldı. Hastalar rastgele 4 gruba ayrıldı. Grup I de sevofluran ve entübasyon öncesi intravenöz salin, Grup II de desfluran ve entübasyon öncesi intravenöz salin, Grup III de sevofluran ve entübasyon öncesi tek doz esmolol 1 mg/kg, Grup IV de desfluran ve entübasyon öncesi tek doz esmolol 1 mg/kg uygulandı. Operasyon öncesi kaydedilen bispektral indeks , sistolik ve diyastolik kan basınçları ve kalp atım hızı değerleri bazal değerler olarak kabul edildi. Hastaların indüksiyon ajan uygulanması sonrası, esmolol uygulanması sonrası, kas gevşetici uygulanması sonrası, entübasyon esnasında, entübasyon sonrası 30.saniyede, entübasyon sonrası 1.dakikada, entübasyon sonrası 3.dakikada, entübasyon sonrası 5.dakikada saturasyon, sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, kalp atım hızı ve bispektral indeks değerleri kaydedildi. Operasyon bitiminde hastaların ekstübasyon süresi, göz açma ve uyanıklık süresi kaydedildi. Peroperatif komplikasyon oluşan olgular bildirildi. P< 0,05 istatiksel olarak anlamalı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda grupların demografik verileri birbirine benzerdi (0,30-0,97) . Sistolik ve diyastolik kan basınçları esmolol kullanılan gruplarda daha düşüktü. Hiçbir hastanın sistolik kan basıncı 80 mmhg'nın altına düşmedi. Tüm hastalarda yeterli anestezi derinliğine ulaşıldı. Tek doz esmolol uygulamasının sevofluran ve desfluran anestezinde endotrakeal entübasyona bağlı bispektral indeks değerlerindeki artışı engellediği görüldü. Gruplar karşılaştırıldığında esmolol uygulanan gruplarda göz açma , uyanıklık , derlenme süreleri daha kısaydı ( p=0,0001). Grupların postoperatif 5., 15., 30 . dakikadaki Aldrete skorları birbirine benzerdi. Sonuç: Yaşlı hastalarda , sevofluran ve desfluran anestezisinde tek doz esmolol uygulaması endotrakeal entübasyona bağlı hemodinamik değişiklikleri ve bispektral indeks değerlerindeki artışı baskılamıştır. Tek doz esmolol uygulanması ile göz açma, uyanıklık ve ekstübasyon zamanı kısalmıştır Anahtar kelimeler:Sevofluran, desfluran, esmolol, bispektral indeks, postoperatif derlenme
Preoperatif değerlendirmede uzun ve kısa anamnezin anestezi tekniği ve komplikasyonları üzerine etkileri
Preoperatif Değerlendirmede Uzun ve Kısa Anamnezin Anestezi Tekniği ve Komplikasyonları Üzerine Etkileri Amaç: ASA I grubu hastalarda preoperatif değerlendirme sırasında alınan kısa ve uzun anamnezin anestezi yönetimi ve komplikasyonlar üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Üniversitemiz etik kurul onayı alındıktan sonra cerrahi operasyon planlanan ASA I grubu 750 erişkin hasta randomize olarak iki gruba ayrıldı. Birinci gruptaki (n=375) hastalar anestezi polikliniğinde preoperatif değerlendirme amacıyla belirlediğimiz beş temel sorudan oluşan sorgulama formu ile ikinci gruptaki (n=375) hastalar ise preoperatif değerlendirme kliniğimizde bulunan 26 sorudan oluşan geniş anamnez formu ile sorgulandı. Tüm hastalarda; anestezi polikliniğindeki değerlendirme sırasında geçen süre, ek tetkik veya konsültasyon istemi olup olmadığı, anestezi için seçilen ve uygulanan teknik, peroperatif ve postoperatif hemodinamik ve respiratuar veriler, kullanılan analjezik ajanlar ve yöntemleri ile operasyon sırasında ve sonrasında gelişen komplikasyonlar izlenerek kaydedildi. Bulgular: Kısa anamnez alınan hastaların preoperatif değerlendirmelerinde ortalama anamnez süreleri 38,52 saniye bulunurken uzun anamnez alınan grupta bu süre 103,17 sn olarak saptandı (p< 0.001). Preoperatif değerlendirme sırasında her iki grupta da benzer olarak 4 hastadan hikayedeki verilere göre ek konsültasyon isteme gereksinimi duyulmuştur. Her iki grup arasında anestezi yönetimi ve tercihi açısından bir fark bulunmadığı tespit edildi (p=0,340). Gruplar anestezi sırasında ve sonrasında oluşabilecek komplikasyonlar açısından karşılaştırıldığında iki grup arasında fark olmadığı belirlendi (p=0,50),(p=0,27). Sonuç: Preoperatif değerlendirmede, ASA I grubu erişkin hastalarda kısa anamnez ile hikaye almanın uzun anamnez ile hikaye alınan hastalarla karşılaştırıldığında, anestezi yönetimi ve komplikasyonlarda değişiklik oluşturmadan preoperatif değerlendirme için gereken süreyi önemli ölçüde azalttığı belirlendi. Polikliniklerdeki bu zaman kazancının özellikle yoğun hasta potansiyeli olan büyük merkezlerde bir avantaj sağlayabileceği kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: Anamnez, Anestezi Yönetimi, Morbidite, Preoperatif Değerlendirme
Majör abdominal cerrahide farklı iki dozda kullanılan remifentanil infüzyonunun desfluran tüketimine etkisi
Amaç: Majör abdominal cerrahi uygulanacak olgularda anestezi sırasında farklı iki dozda kullanılan remifentanil infüzyonunun desfluran tüketimi, postoperatif ağrı ve analjezik ihtiyacı üzerine etkisinin araştırılması amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Plasebo kontrollü, randomize, çift kör çalışmamız Çukurova üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu ve hastaların yazılı bilgilendirilmiş onamı alınarak majör abdominal cerrahi uygulanacak yaşları 18-65 arasında ASA I-II grubu 90 erişkin hasta üzerinde gerçekleştirildi. Hastalarda anestezi indüksiyonu tiyopental (3-5 mg/kg) ile sağlandıktan sonra desfluran (%6), azot protoksit (% 66) ve oksijen (%33) kombinasyonu ile anestezi idamesi sağlandı. Entübasyon sonrası I. Gruba salin (% 0.9 NaCl) infüzyonu, II. Gruba düşük doz remifentanil (0.125 mcg/kg/dk) ve III. Gruba yüksek doz remifentanil (0,25 mcg/kg/dk) uygulanmak üzere 3 eşit gruba ayrıldı. Hastalarda anestezi derinliği BIS değerleri 40-60 arasında tutulacak şekilde desfluran konsanrasyonu % 1 volüm değiştirilerek ayarlandı. Operasyon bitimine 30 dakika kala 1 mg/kg tramadol ve 10 mg metoklopramid uygulandı. Hastaların intraoperatif 1. dk, 5.dk, 15. dk, 30. dk, 60. dk, 90. dk ve 120. dakikalarda hemodinamik parametreleri, BİS değerleri ve desfluran konsantrasyonları kaydedildi. Postoperatif 1. dk, 5.dk, 10. dk, 15. dk, 20. dk ve 30. dakikalarda hemodinamik parametreler, ağrı skorları, analjezik ihtiyacı ve komplikasyonlar kaydedildi. Bulgular: Desfluran konsantrasyonu grup 1'de grup 2 ve 3'e göre 1 ile 60. dakikalar arasındaki dönemlerde istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ortalama desfluran tüketiminin dakikada Grup 1'de 1,612 gr, Grup 2'de 1,468 gr ve Grup 3'de 1,416 gr olduğu ve aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi. Postoperatif ortanca ağrı (VAS) skorları, ek analjezik ihtiyacı ve bulantı kusma oranlarının Grup 3'de grup 1 ve 2'ye göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi(p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda, majör abdominal cerrahi uygulanan olgularda anestezi sırasında iki farklı dozda kullanılan remifentanil infüzyonunun, desfluran tüketimini azalttığı, intraoperatif daha stabil bir hemodinami sağladığı fakat postoperatif ek analjezik ihtiyacı ve bulantı-kusma sıklığının arttığı kanısına varıldı Anahtar Kelimeler: remifentanil, desfluran, Bispektral indeks
Üst ekstremite önkol ve el cerrahisinde geleneksel üst kol Bier bloğu ile önkol Bier bloğunda lokal anestezik tüketiminin ve etkilerinin karşılaştırılması
Giriş: Rejyonal anestezi yöntemlerinden biri olan 'Rejyonal İntravenöz Anestezi' (RİVA), dolaşımı turnike ile engellenen ekstremitede bir ven içine lokal anestezik solüsyonun enjeksiyonu ile oluşturulan rejyonal blok tipidir. Başta üst ekstremite olmak üzere ekstremite cerrahisinde gerek güvenilirliği, gerekse tekniğin kolaylığı nedeniyle yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada; geleneksel üst kol Bier B lok tekniği ile dirsek ekleminin distaline yerleştirilen tek turnike ile uygulanan ön kol rejyonal intravenöz anestezi tekniğinin, anestezi başlangıcı, anestezi ve analjezi süreleri ve lokal anestezik tüketimi üzerine et kilerinin karşılaştırılması amaçlandı. Materyal - metod: Çalışmamıza rejyonal intravenöz anestezi altında el bileği ve el cerrahisi uygulanacak, 18 - 65 yaş arası, ASA I - III grubu 60 erişkin hasta dahil edildi. 2015 Nisan - Ekim arasında çalışmaya uygun olan hastalar basit randomizasyon yöntemi ile rastgele 2 gruba ayrıldı. Grup 1'de (n: 30) üst kolda Bier B lok (çift turnike ile) 3 mg/kg % 0.5 prilokain (maksimum doz: 300 mg) ile, Grup 2 ' de: (n: 30) ön kolda RİVA (tek turnike ile) 2 mg/kg % 0.5 prilokain (maksimum doz: 200 mg) ile uygulandı. Her iki grupta da ilaç, 60 - 90 saniyede gidecek şekilde intravenöz olarak uygulandı. Cerrahi başlama ve sonlanma süreleri, turnike zamanları, perioperatif analjezi başlama zamanları kaydedildi. İntraoperatif 5., 10., 20., 40., 60., 90.dakikalarda ve postoperatif 5., 15., 30.,60. ve 120. dakikalarda kan basınçları, kalp hızları, periferik oksijen saturasyonları, görsel ağrı skalası (VAS) ve yan etkiler (bulantı - kusma, kaşıntı, hipotansiyon, bradikardi, allerjik reaksi yon, kulak çınlaması, ağızda metalik tat vs.) kaydedildi. Bulgular: İ k i grup arasında c errahi başlama ile sonlanma süreleri, turnike zamanları, ve perioperatif analjezi başlama zamanları arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunamadı (p > 0,05) , kan basınçları (p > 0,05 ), kalp hızları (p > 0,05 ), periferik oksijen saturasyonları (p > 0,05 ), arasında da istatistiksel olarak önemli bir fark saptanmadı. Her iki grupta eşdeğer intraoperatif analjezi gözlendi (p > 0,05). Sonuç: Ön kolda tek turnike ile uygulanan rejyonal intravenöz anestezinin, ön kol cerrahisinde etkili ve güvenli bir yöntem olduğu ve daha düşük dozda lokal anestezik gereksinimi nedeniyle klasik Bier Blok'a tercih edilebileceği kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler : Rejyonel anestezi, lokal anestezik, prilokain
Anestezi altındaki farelerde, anestezik maddelerin elektrokardiyografi üzerine etkilerinin incelenmesi
Amaç: Bu tez çalışmasında, farklı anestezik maddelerin elektrokardiyogram ve kalp atım hızı değişkenliği üzerine etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada deney hayvanı olarak 10-12 haftalık, ortalama 26,2±2,1g ağırlığında 21 adet BALB/c türü fare kullanıldı ve üç grup oluşturuldu;1:Na-Pentobarbital (75 mg/kg, n=7), 2:Na-Pentobarbital/Fentanil (75 mg/kg+ 0,04 mg/kg, n=7), 3:Ketamin / Ksilazin (100 mg/kg+8 mg/kg, n=7). Bulgular: Deney sonuçlarımızda, Na-Pentobarbital ve Na-Pentobarbital-Fentanil grupları arasında sECG parametreleri açısından yalnızca PR intervalinde çok az bir artış görülmüştür diğer parametrelerde literatürle uyumlu olarak bir farklılık tespit etmemiştir. Ketamin+Ksilazin grubunda kalp atım hızının dramatik olarak düştüğü gözlemlenmiştir, Na-Pentobarbital ve Na-Pentobarbital+Fentanil kombinasyonuna göre VLF ve HF'yi azalttığı, LF ve LF/HF'yi arttırdığı bulunmuştur. Ketamin/Ksilazin kombinasyonunun Na-Pentobarbital ve Na-Pentobarbital+Fentanil kombinasyonuna göre HRV parametrelerini daha fazla etkilediği tespit edilmiştir. Sonuçlar: Yapılan çalışmada Ketamin/Ksilazin kombinasyonunun elektrokardiyografi ve kalp hızı değişkenliği üzerine olumsuz etkilerinin olduğu saptanmıştır. Sempatik parasempatik balansı etkileyip etkileyemediğine tam olarak karar verilemediyse de, RR intervalini azaltmış ve HRV' deki bütün bant değerlerini çok net bir şekilde değiştirmiştir. Ayrıca J ve Jc EKG parametrelerini de arttırdığı için kalpte iskemi yapma ihtimali olacağı da düşünülerek tavsiye edilebilecek bir anestezi metodu olmadığı kanaatindeyiz. Çalışmamızda Na- Pentobarbital'e ilave edilen Fentanil'in güvenli bir şekilde kullanılabileceğini gördük. Böylece kullanılan anestezik madde miktarını azaltarak daha güvenli analjezi seviyesi yüksek bir uygulama yapılabileceğini tavsiye edebiliriz. Anahtar kelimeler: Anestezi, Elektrokardiyografi, HRV, Fare
Türkiye'de sezaryen ameliyatlarında nöroaksiyel blok uygulamalarına yaklaşımın değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızda, Türkiye'de çalışmakta olan Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanları ve araştırma görevlilerinin sezaryen ameliyatlarında uyguladıkları nöroaksiyel blok uygulamalarına pratik yaklaşımlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 1 Nisan 2021-1 Haziran 2021 tarihleri arasında Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde çalışmakta olan Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanları ve araştırma görevlilerine online olarak ulaşılarak obstetrik anestezi uygulamalarında nöroaksiyel blok kullanımı ile ilgili 48 soruluk bir anket uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamız sonucunda toplam 212 Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanı ve araştırma görevlisine ulaşılmıştır. Katılımcıların %54,2'si (n=115) kadın cinsiyet olarak tespit edilmiştir. Katılımcılar arasında en büyük grubu uzmanlar (%53,8, n=114) ve araştırma görevlileri (%28,3, n=60) oluşturmaktaydı. Katılımcıların %73,7'si (n=156) nöroaksiyel eğitiminin yeterli olduğunu düşünürken uygulama düzeyinin yeterli olduğunu düşünenlerin oranı %76,5 (n=162) olarak tespit edilmiştir. Sezaryen ameliyatlarında nöroaksiyel blok uygulama oranları %99'un üzerinde tespit edilmiştir. Nöroaksiyel blok uygulamama nedenleri en önemli faktörün hastanın istememesi (%90,5; n=191) olduğu gözlenmiştir. Katılımcıların %70,1'i (n=148) nöroaksiyel blok uygulama öncesi aspirin kullanımının bırakılmaması gerektiğini bilmiştir. Nöroaksiyel blok uygulanması sırasında en sık uyulan kuralın steril eldiven giyilmesi (%99,5; n=210) olduğu ve en az uyulan kuralın ise ellerin yıkanması kuralı (%53,1; n=112) olduğu bulunmuştur. Nöroaksiyel blok uygulaması sırasında en sık tercih edilen pozisyon oturur pozisyondur (%93,4; n=198). Katılımcıların neredeyse tamamı (%99,5; n=211) orta hat girişimi tercih ederken girişim sırasında ultrasonografi kullanımını tercih edenlerin sayısı 3 olarak tespit edilmiştir. Spinal anestezi uygulamalarında katılımcıların %94,9'u (n=201) hiperbarik bupivakain tercih ederken opioid olarak fentanil tercih edenlerin oranı %93,9 (n=199) olarak saptanmıştır. Spinal anestezi sırasında karşılaşmaktan en korkulan 3 komplikasyon sırasıyla yüksek spinal blok (%85,4; n=181), spinal hematom (%79,3; n=168) ve post-spinal baş ağrısı (%51; n=108) olarak bulunmuştur. Hipotansiyon tedavisinde en sık tercih edilen vazopresör efedrin (%80,8; n=171) olarak tespit edilirken fenilefrin tercih edenlerin oranı %1,5 (n=3) olarak tespit edilmiştir. Katılımcıların çoğunluğu (%76,3; n=161), otolog epidural kan yamasını konservatif ve farmakolojik tedaviye yanıt alamadıkları takdirde uyguladıklarını bildirmişlerdir. Epidural anestezi sırasında en fazla tercih edilen lokal anestezik bupivakain (%76,3; n=161); opioid ise fentanildir (%87,1; n=184). Epidural anestezi sonrası en çok korkulan 3 komplikasyon sırasıyla epidural hematom (%86,1; n=182), total spinal anestezi (%83,5; n=177) ve lokal anestezi toksisitesi (%69,1; n=146) olarak saptanmıştır. Epidural uygulama sırasında kazara dura ponksiyonu yapılması durumunda katılımcıların büyük bir çoğunluğu hastayı takip ve bolus sıvı alımı (%76,3; n=161) ile takip etmektedir. Epidural kateteri dural aralığa ilerletenlerin oranı %19,1 olarak tespit edilmiştir. Sonuç: Ülkemizde, obstretrik anestezi uygulamaları genel olarak dünya ile paralellik göstermektedir. Dünya genelinde nöroaksiyel blok uygulamalarında sıklıkla kullanılan bazı ilaçlara Türkiye şartlarında ulaşım kısıtlı olduğundan küçük farklılıklar gözlenmektedir.
Supratentorial tümör cerrahisinde %20 mannitol ve %3 hipertonik salin kullanımlarının beyin relaksasyonu, hemodinamik parametreler, PPV, PVI indexi, serum osmolaritesi ve elektrolitleri üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Supratentorial tümör cerrahisinde beyin relaksasyonu büyük önem taşır, bu amaçla Mannitol en sık kullanılan ajanlardandır. Hipertonik Salin de (HS) beyin gerginliğini azaltmak için uygulanmaktadır. Biz çalışmamızda supratentorial tümör cerrahisi sırasında uygulanan isoosmolar % 20 Mannitol ve % 3 HS'nin beyin relaksasyonu, hemodinamik parametreler, idrar debisi ve sıvı miktarı, PPV, PVI, serum osmolaritesi ve elektrolitleri üzerine etkilerinin değerlendirilmesini amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya supratentorial tümör cerrahisi planlanan, ASA 1-2 sınıfı,18-65 yaş arası 60 hasta alındı. Anestezi state entopi 40-60 olacak şekilde sevofluran ve remifentanil ile sürdürüldü. OAB'nin 65-95 mmHg, ETCO2'nin 30-35 civarında olması planlandı. Hastalar nihai pozisyon sonrasında iki gruba ayrılarak Grup 1'e %20 Mannitol (2,5 ml/kg) ve Grup 2'ye %3 HS (2,5 ml/kg) verildi. Dura açıldıktan sonra beyin relaksasyon skorları değerlendirildi. Preoperatif dönemde, anestezi indüksiyonu ve entübasyon sonrasında hemodinamik değişkenler, kan gazları ve PVI, arteryel kanül sonrasında PPV not edildi. PPV ve PVI değerlerinin ≤%13 olması planlandı. İnfüzyonun bitiminden sonra 60. dakikada, 2. saatte ve 3. saatte sodyum ve potasyum değerleri, idrar miktarı ve verilen sıvı kaydedildi. Preoperatif ve postoperatif BUN, kreatinin ve osmolarite değerleri not edildi. Bulgular: Demografik özellikler arasında fark yoktu. Dura açıldığında, 2. ve 3. saatlerde beyin relaksasyonlarının birbirine benzer oldukları tespit edildi. Hemodinamik veriler arasında bir fark saptanmadı. İnfüzyon başlangıcından itibaren HS grubunda PVI ve PPV değerlerinin mannitol grubuna göre daha yüksek seyrettiği saptandı. Mannitol grubunda idrar miktarı ve verilen sıvı miktarı yüksekti. Mannitol ile Na değerlerinde azalma, HS ile artma tespit edildi BUN ve kreatinin değerlerinin benzer olduğu, serum osmolaritesinin, Mannitol grubunda postoperatif dönemde değişmediği, HS grubunda ise yükseldiği tespit edildi. Ortalama yoğun bakım ve hastanede kalış süreleri benzerdi. Sonuç: Supratentorial tümör cerrahisinde Mannitol ve HS ile etkin bir beyin relaksasyonu sağlandığı, hemodinamik değişikliklerin etkilenmediği, Mannitol grubunda diürezle birlikte uygulanan sıvı tedavisinin PPV ve PVI'da düşmeye neden olduğu, kan gazları, serum sodyum ve potasyum, BUN, Cr, osmolarite düzeylerinde ciddi değişikliklerin oluşmadığı, o nedenle HS'nin supratentorial cerrahide mannitole alternatif olarak kullanılabileceği kanısına varıldı.
Koroner arter cerrahisi geçirecek olgularda anestezi indüksiyonunun QT intervali üzerine etkisi
Amaç: Anestezi pratiğinde kullanılan pek çok ilacın QTc intervali ile etkileşebileceği gösterilmiştir. Anestezi uygulaması sırasında hayatı tehdit eden aritmiler ve ölüm vakalarının uzamış QT intervali ile birlikte olduğu gösterilmiştir. (81).Bu çalışmanın amacı koroner arter revaskülarizasyonu uygulanacak hastaların anestezi indüksiyonunda sık kullanılan, midazolam+fentanil veya hipnomidat +fentanil ile kas gevşetici ajan roküronyumun iki farklı dozunun (0.6 mg.kg-1 ve 1.2 mg.kg -1) QTc intervali üzerine etkilerinin araştırılmasıdır.Gereç ve Yöntem: Çalışma Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı, 0057 Sayılı Etik Kurulu onayı alındıktan sonra, 04.2010 ? 12.2010 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi ameliyathanesinde prospektif olarak uygulandı. Elektif koroner arter revaskülarizasyon operasyonu geçirecek, 44 olgu çalışmaya dahil edildi. Anestezi indüksiyonu sırasında hemodinamik stabilitenin bozularak resüsitasyon gerektirmesi çalışmadan çıkarılma kriteri olarak belirlendi.Hastalar operasyon odasına alındıklarında kalp atım grafilerinin sürekli kaydedilmesi amacı ile, 7 yollu HOLTER cihazı (DM Software,NV,USA) elektrodları göğüs ön yüzüne yerleştirilerek sürekli kayıt başlatıldı. Kayıt entübasyon sonrası 5. dakikada sonlandırıldı.Anestezi indüksiyonu öncesinde olgular kura yöntemi ile dört gruptan birine dahil edildiler. Hipnotik amaçla Grup I ve Grup II de midazolam 0.07- 0.1 mg.kg-1 dozda, Grup III ve Grup IV de etomidat 0.1-0.2 mg.kg-1 dozda intravenöz yolla titre edilerek uygulandı. Tüm gruplarda fentanil 3-4 µg.kg-1dozda intavenöz verildi. Kas gevşemesi amacı ile roküronyum Grup I ve Grup III de 0.6 mg.kg-1dozda ve Grup II ile Grup IV de ise 1.2 mg.kg-1 dozda uygulandı.Kalp atım hızı (KAH), ortalama arter basıncı verileri (OAB) değerleri, başlangıçta indüksiyon öncesi (T0), indüksiyon sonrası (indüksiyon ilaçları verildikten kirpik refleksi kaybolana dek) (T1), kas gevşetici sonrası (kas gevşetici ajan verildikten TOF < % 5 olana dek) (T2), entübasyon sonrası 2.dk (T3) ve entübasyon sonrası 5.dk da (T4) kaydedildi. Aynı zaman dilimleri, Holter cihazı üzerinde işaretleme düğmesine (EVENT) basılarak sürekli kayıt üzerinde işaretlendi. Holter kayıtları, çalışmanın sonlandırılması sonrasında çalışma gruplarına kör bir uzman kardiyolog tarafından değerlendirildi. Kayıt üzerinde işaretlenmiş her bir zaman dilimi aralıklarında,1 dakikalık süreler içinde rastgele seçilen 2 RR aralığı ve QT süreleri ortalaması kayıt edildi. QTc hesaplaması Bazette formülü ile yapıldı. 440 ms üzeri uzun QTc olarak kaydedildi.Bulgular: Tüm gruplarda indüksiyon ajanları ve roküronyumun verilmesinden sonra QTc başlangıca göre değişmedi (p?0.05), entübasyon sonrası 2.dk da QTc de anlamlı uzama görüldü (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise, çalışma periodlarındaki ortalama QTc değerleri tüm çalışma periodlarında benzerdi (p>0.05).Grup I (% 33, n:5 ) ile Grup II de (% 33, n:5) ve Grup III (% 0, n:0) ile Grup IV (% 0, n:0) arasında aritmilerin görülme sıklığı benzerdi (p?0.05). Grup I ile Grup III de ve Grup II ile Grup IV arasında aritmilerin görülme sıklığı istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu (p?0.05). Grup II de 2 olguda başlangıçta prematüre atriyel kontraksiyon mevcut idi. Bu aritmi çalışma aralığı boyunca devam etti. Grup II de 2 olguda, entübasyon sonrası 2. dakikada ST depresyonu gözlendi. Diğer geri kalan aritmilerin tümü (n:8,entübasyon sonrası aritmi gözlenen olguların %80' i) laringoskopi sırasında ve entübasyondan sonra 2. dakikada ortaya çıktı ve 5. dakikada devam etti. Grup I de 1 olguda non-sustain ventriküler taşikardi gelişti.Entübasyon sonrası uzun QTc ye sahip olguların ( %72.7, n:32), 3 tanesinde (% 7.1) aritmi gözlendi. Entübasyon sonrası uzun QTc görülmeyen (%27.3, n: 12 ) olguların 7 tanesinde (% 58.3) aritmi görüldü. Aritmi ile uzun QTc arasında istatistiksel anlamlılık saptanmadı (p>0.05). Aritmiler, çalışma aralığında hemodinamik kötüleşmeye neden olmadı ve tedavi gerektirmedi.Sonuç olarak, bu çalışmada koroner arter revaskülarizasyonu uygulanacak hastaların indüksiyonunda, etomidat+fentanil ve midazolam+fentanil' in roküronyumun hem 1.2 mg. kg -1hem de 0.6 mg. kg -1 dozları ile, QTc intervalinde uzamaya yol açmadan güvenle kullanılabileceği kanısına varıldı. Laringoskopi ve entübasyon işlemi QTc uzamasına ve aritmilere yol açtı. Beta bloker kullanımı entübasyonun neden olduğu QTc uzaması ve aritmi oluşumunu engellemedi. Bu çalışmada olgu sayılarının azlığı çalışma sonuçlarını sınırlamaktadır. Olgu sayılarının arttırılarak çalışmanın genişletilmesi gerektiği kanısındayız.
Rat siyatik sinirine uygulanan kapsaisin ve bupivakainin aksiyon potansiyeli, blok kalitesi ve nörotoksik etkilerinin karşılaştırılması
Giriş: Periferik sinir bloklarında uygulanan lokal anestezikler ve lokal anesteziklerin doz bağımlı toksik etkilerini azaltmak için eklenen adjuvan ilaçların blok sürelerine etkilerinin karşılaştırılması sadece klinik çalışmalarda bulunmaktadır. Çalışmamızda amacımız rat deney modeli üzerinde bupivakaine eklenen farklı dozlarda kapsaisinin sinir iletim hızını, blok kalitesini ve nörotoksik etkilerini değerlendirmektir. Böylece adjuvan bir ajan olarak kapsaisinin değerlendirilmesini amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamızda 36 adet rat kullanıldı; Salin (n=4) ve kontrol (n=4) grupları, çalışma grupları olarak Grup DK: Kapsaisin düşük doz (% 0,01 kapsaisin, n=7), Grup YK: Kapsaisin yüksek doz (% 0,1 kapsaisin, n=7), Grup DKB: Bupivakin+düşük doz kapsaisin (% 0,01 kapsaisin + % 0,25 bupivakain, n=7), Grup YKB: Bupivakain+yüksek doz kapsaisin (% 0,1 kapsaisin +% 0,25 bupivakain, n=7) grupları olmak üzere toplam 6 grup oluşturuldu. Ratlara ketamin hidroklorit 90 mg/kg ve ksilazin 3 mg/kg intraperitoneal verilerek anestezileri sağlandıktan sonra sol siyatik sinirleri longitudinal kesi yapılarak açıldı. Eksplore edilen kısmın distaline ve proksimaline olmak üzere iki kayıt elektrodu yerleştirilerek kontrol kaydı alındı, çalışma ilaçları 0,2 ml volüm olarak hazırlanarak rat siyatik siniri üzerine damlatıldı. Bioamplifikatör cihazıyla 5 dakikalık aralıklarla 10 mA şiddetinde 10 adet akım verilerek, bileşik aksiyon potansiyelleri ve sinir ileti hızları elektronik ortamda kaydedildi (0.dk, 5.dk, 10.dk, 15.dk, 20.dk, 25.dk, 30.dk, 35.dk, 40.dk, 45.dk). İlaçların yol açtığı motor ve duyu bloğunu cerrahiye bağlı ağrıdan bağımsız olarak değerlendirebilmek için işlemden 18 saat sonra sağlam taraf olan sağ siyatik sinir bölgesine de aynı ilaç infiltre edildikten sonra her iki ekstremitede 0.dk, 30dk., 1, 2, 6, 12 ve 24. saat Hot-plate (Sıcak Plaka) ve Pençe Çekme testleriyle ratların motor ve duyu testleri yapıldı. Sonrasında sakrifiye edilen deneklerden alınan siyatik sinir örnekleri histopatolojik olarak değerlendirildi. Bulgular: Rat siyatik sinirine % 0,1'lik ve % 0,01 konsantrasyonlarda uygulanan kapsaisinin sinir ileti hızlarını anlamlı derecede azalttığı görüldü. Bileşik aksiyon potansiyeline etkisinin ise bupivakain içeren hem % 0,1'lik konsantrasyonun iii hem de % 0,01'lik konsantrasyonların, bupivakain içermeyen % 0,1'lik konsantrasyonla birlikte benzer sonuçlara sahip olduğu, kontrol ve bupivakainsiz % 0,01'lik konsantrasyonda uygulanan gruplardan ise anlamlı farklı oldukları bulundu. Davranış testleri değerlendirildiğinde ise % 0,1'lik konsantrasyondaki kapsaisinin tüm gruplara göre motor ve duyu yanıtını en fazla baskılayan grup olduğu görüldü. Aksine % 0,01'lik konsantrasyondaki kapsaisin ise sinir ileti hızını azaltıp, bileşik aksiyon potansiyelinde anlamlı değişiklik yapmasına karşın motor ve duyu yanıtını bariz baskılamadan hem kontrol gruba göre ve hem de kendi içinde anlamlı değişiklikler oluşturduğu görüldü. Histopatolojik incelemede herhangi bir grupta nörodegenerasyon saptanmadı. Mast hücre sayımına bakıldığında ise % 0,25'lik bupivakainle kombine edilen % 0,01'lik kapsaisinin kontrol ve salin gruplarına benzer histopatolojik özelliklere sahip olduğu diğer çalışma gruplarında ise mast hücre sayısının kontrol ve saline göre daha yüksek çıktığı gözlendi. Sonuç: Kapsaisin % 0,1 konsantrasyonda bupivakainli veya bupivakainsiz olarak etkin bir şekilde sinir bloğu oluşturmakla birlikte her ne kadar nörodegenerasyon gözlenmesede nöroinflamasyona neden olabileceği, bununla birlikte % 0,01 konsantrasyondaki kapsaisinin bupivakainle birlikte uygulanmasının yeterli sinir blok etkisi ile birlikte antiinflamatuar etkinliğe sahip olabileceğini düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: Kapsaisin, bupivakain, aksiyon potansiyeli, nosisepsiyon, rat.