Anesthetics

98 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Çeşitli anesteziklerin kalp ve beyin oksitosin sistemi üzerine etkisi

Oksitosin çok yönlü bir hormondur ve bilinenin aksine sadece annelik, doğum gibi durumlarla değil, aynı zamanda vücudun farklı sistemleri, organları ve hatta kişinin sosyal ilişkileri ve psikolojik süreçleri üzerinde de etki sahibidir. Biz de çalışmamızda klinikte yaygın olarak kullanılan ketamin, propofol, fentanyl'nin beyin ve kalp oksitosin sistemi üzerine etkisini ve oksitosinin beyin çekirdekleri ve kalpteki oksitosin reseptörleri yoluyla etki mekanizmasını araştırdık. Çalışmamızı 24 sıçanla Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi deney hayvanları laboratuvarında gerçekleştirdik. 24 adet Spraque dawley cinsi 250-350 gr ağırlığında erkek sıçanları kullandık. Sıçanlar kontrol, ketamin, fentanyl ve propofol olmak üzere 4 gruba ayrıldı ve her gruba etkin dozlarda (ketamin için 75 mg/ kg, fentanyl için 0.2-0.5 ml/kg, propofol içinse 2 mg/kg) ilgili ilaçlar verildi, 10 dk sonra sakrifiye edilerek ötanazi uygulandı. Alınan serum, hipotalamus ve sağ atriyum örneklerinin oksitosin oranları değerlendirildi. Değerlendirilme sonucunda kontrol grubuyla Ketamin grubu arasında beyin, kalp ve serum değerleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Fentanyl grubu ise Kontrol grubuyla kıyaslandığında kalp oksitosin düzeyi anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (P=0,024). Propofol grubu ve diğer gruplar arasında yapılan kıyaslamada, kalp oksitosin düzeyi hem kontrol grubuna göre hem de ketamin grubuna göre anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur(P=0,000). Ayrıca propofol grubu kalp oksitosin/protein düzeyi hem kontrol grubuna göre (P=0,004) hem de Ketamin grubuna göre (P=0,001) anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Çalışmamızla ortaya koyduğumuz sonuçlar farklı parametrelerle yapılacak deneysel hayvan modellerinde veya insanlarda gerçekleştirilecek deneysel araştırmalarda çalışılan anesteziklerin beyin ve kalp oksitosin sistemine etkisi daha net ortaya konabilecek ve oksitosinin kardiovasküler sistem ile bağlantılarının daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

AnestetiklerAnestezi ve analjeziBeyin+5
Berkay Öztürk
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kardiyopulmoner baypas kullanılarak kardiyak cerrahi geçiren erişkin hastalarda intraoperatif remifentanil veya deksmedetomidin kullanımının renal etkilerinin karşılaştırılması

Giriş: Kardiyovasküler cerrahide en önemli postoperatif morbidite ve mortalite nedenlerinden biri akut böbrek hasarıdır (ABH). Bu hastalarda renal hasardan; metabolik faktörler, eksojen ve endojen toksinler, iskemi-reperfüzyon hasarı, hücresel ve sistemik enflamasyon ile oksidatif stres varlığı sorumlu tutulmaktadır. Kardiyopulmoner baypas sırasında anestezi indüksiyonunu takiben intraoperatif analjezi sağlamak için deksmedetomidin veya remifentanil rutin kullanılan ilaçlardandır. Çeşitli çalışmalarda deksmedetomidin kullanımının renal protektif etkisi olduğuna dair bulgular saptanmıştır. Çalışmamızın amacı, kardiyovasküler cerrahi uygulanan hastalarda deksmedetomidin veya remifentanil kullanımının postoperatif ABH gelişimi üzerinde etkilerini araştırmaktır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 01 Ocak 2021-01 Ocak 2022 tarihleri arasında merkezimizde kardiyopulmoner baypas kullanılarak kardiyak cerrahi geçiren toplam 210 erişkin hasta dahil edildi. Hastalara ait bazal demografik ve klinik verilerin yanı sıra, intraoperatif dönemde kullanılan ajanlar, anestezi süresi, aort kros klemp süresi, pompa süresi, kan ürünü kullanımı, alınan ve çıkarılan sıvı miktarı ve postoperatif ilk 7 günlük kreatinin izlemi verileri retrospektif olarak incelendi. Deksmedetomidin (n=105) veya remifentanil (n=105) kullanımının postoperatif ABH gelişimi üzerinde etkileri istatistiksel yöntemlerle araştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların [111 (%52,9) erkek ve 99 (%47,1) kadın] yaş ortalaması 58,5±14,7 yıl idi. Hastalarda postoperatif ABH sıklığı %16,2 (34 hasta) olarak saptandı. Postoperatif ABH gelişiminin ortanca 20 (0-29) aylık izlem süresinde ölüm riskini 13,5 kat artırdığı gösterildi. Deksmedetomidin uygulanan hastalarda postoperatif ABH gelişim oranı %8,6 iken, remifentanil uygulanan hastalarda bu oran %23,8 idi. Çoklu lojistik regresyon analizinde ≥65 yaş ,preoperatif hemoglobin düzeyinin <10 g/dl olması, intraoperatif; furosemid kullanımı ve noradrenalin kullanımının postoperatif ABH gelişimi açısından bağımsız risk faktörleri olduğu; deksmedetomidin kullanımının ise bağımsız koruyucu faktör olduğu ortaya konuldu. Sonuç: Çalışmamızda kardiyak cerrahi yapılan erişkin hastalarda postoperatif akut böbrek hasarının sık olduğu ve mortaliteyi önemli ölçüde etkilediği gösterildi. İntraoperatif idame analjezide deksmedetomidin kullanımının bu hasta grubunda postoperatif ABH riskini azaltabileceğine dair kanıtlar ortaya konuldu. Bunun yanısıra, 65 ve üzeri yaş, preoperatif <10 g/dl hemoglobin düzeyi ve intraoperatif furosemid veya noradrenalin uygulamalarının postoperatif ABH riskini artırdığı saptandı. Anahtar kelimeler: Akut böbrek hasarı, kardiyopulmoner baypas, deksmedetomidin, remifentanil.

Akut böbrek hasarıAnestetiklerAnestezi+7
Gizem Toker Kökten
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ultrasonografi eşliğinde erektör spina kasının farklı torakal seviyelerde ve farklı pozisyonlarda cilde olan uzaklığının karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: USG'nin kullanımının artmasıyla beraber periferik sinir blokları yaygınlaşmaya başlamıştır. USG kullanımıyla interfasiyal plan bloklarından ESP bloğunun uygulanmasıda gündeme gelmiştir. Fasiyal plan blokları hem anestezik amaçlı hem de akut ve kronik ağrının tedavisinde kullanılmaktadır. ESPB; torakotomi, meme cerrahisi, kardiyak cerrahi, vertebra cerrahisi, kolesistektomi, inguinal herni onarımı, kalça cerrahisi gibi kronik omuz ağrısından kalça ameliyatına kadar çeşitli endikasyonlarda analjezi için başarıyla uygulanmıştır. ESPB farklı pozisyonlarda(oturur-lateral ve pron) ve farklı torakal seviyelerde yapılabilmektedir. Çalışmamızda Erektör Spina Plan blok uygulanacak hastalarda blok kalitesini artırmak için farklı torakal vertebral seviyelerde (T1-T2,T5-T6,T11-T12) ve farklı pozisyonlarda (lateral-oturur ve pron) ultrasonografi eşliğinde erektör spina kasının cilde olan mesafesinin en ideal ölçümünü hesaplamayı amaçladık. Metot: Bu çalışma, Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalında prospektif olarak yapıldı. Bu çalışma için Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurul (06.09.2021 Tarih ve 21.15.13 Nolu Karar ) onay kararı alınmıştır. Üst-orta ve alt torakal bölgeyi ilgilendiren her hasta çalışmaya dahil edildi. 18-65 yaş arası ASA I-II 40 kadın ve 40 erkek olmak üzere toplam 80 hasta çalışmaya katıldı. Hastalar ilk olarak elleri göbek bölgesinde bağlanıp dik oturur pozisyonda sağ tarafları, ikinci olarak lateral dekübit pozisyonda sol taraflarının üzerine yatarak elleri yanlarında sağ tarafları, üçüncü olarak pron pozisyonda elleri yanlarına uzatılarak başları sola çevirilip sağ tarafları ultrason eşliğinde muayene edildi. Lateral, dik oturur ve pron pozisyonlarda olmak üzere ilgili vertebraların (T1-T2, T5-T6, T11-T12) spinöz proçesleri belirlenip transvers proçes görünene kadar 3 cm laterale hareket ettirilip transvers proçes tespit edilince prob 90 derece çevrilir, sonra USG nin yüksek frekanslı 10-15 mmhz lineer probu sagittal konuma alınarak sırasıyla subkutanöz doku, rhomboid, trapezius, erektör spina kasları USG ekranında belirlendi. Erektör spina kası ve ilgili vertebraya bağlı transvers proçes belirlendikten sonra en net görüntü sağlanıp USG freezlenerek ekranın üst orta noktasından vertebral proçese kadar olan mesafe ölçülerek kayıt altına alındı. Böylece bu farklı ölçümler kendi içlerinde kıyaslandı. XI Bulgular: Yaş arttıkça erektör spina kasının cilde olan uzaklığı arasında zayıf bir ilişki bulunmuştur. BMI artışı ile erektör spina kasının cilde olan uzaklığı arasında güçlü bir ilişki vardır (p=0,001;p<0,01). T1-T2,T5-T6,T11-T12 de duruş pozisyonu pron olan olguların ciltle olan uzaklığı, duruş pozisyonu oturur ve lateral olan olgulara göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0,001; p=0,001; p<0,01). Oturur-lateral ve pron pozisyonda torakal seviyesi T5-T6 olan olguların ciltle olan uzaklığı, torakal seviyesi T1-T2 ve T11-T12 olan olgulara göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0,001; p=0,001; p<0,01). Aynı şekilde Torakal seviyesi T1-T2 olan olguların ciltle olan uzaklığı, torakal seviyesi T11-T12 olan olgulara göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0,001; p<0,01). Sonuç: Erektör spina kasının ciltle olan uzaklığı yaş, kilo ve BMI ile alakalı olarak değişmektedir. Uygulanan torakal seviyenin farklılığına göre ve uygulama pozisyonunun farklılığına göre de ciltle olan mesafesi değişmektedir. Sonuç olarak bakacak olursak hastalar pron pozisyondayken erektör spina kası cilde daha yakın bulunmuştur. Seviyeler açısından bakacak olursak T5-T6 seviyesinde erektör spina kası cilde en yakın mesafede bulunmaktadır. T11-T12 seviyesinde ise erektör spina kası en uzak mesafede bulunuyor. Bunların neticesinde pron pozisyonunda ve T5-T6 torakal seviyesinden uygulanacak bir ESP bloğu daha kolay olacaktır. Anahtar kelimeler: Erektör spina plan blok, erektör spina kası, periferik sinir bloğu, interfasiyal plan blok.

AnestetiklerAnesteziNöromusküler blokaj+4
Muhammed Halit Satıcı
Harran University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sezaryende uygulanan anestezi yöntemlerinin retrospektif değerlendirilmesi

Obstetrik cerrahide en önemli girişim sezaryendir ve gittikçe artan bir insidansla tüm doğumların yaklaşık % 25'ini oluşturmaktadır. Normal bir cerrahi anestezide sadece bir kişinin güvenliği ve optimal koşullar sağlanmaya çalışılırken; sezaryende annenin ve annede oluşan her türlü değişiklikten etkilenen fetusun da güvenliği sağlanmak zorundadır. Çalışmamız, hastanemiz etik kurul onayı alındıktan sonra Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde yapıldı. Bu çalışmada, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde Ocak 2015- Aralık 2015 tarihleri arasındaki dönemde sezaryen operasyonu geçiren gebelerin anestezi yönetimi ve yenidoğan kayıtları retrospektif olarak tarandı. Hastaların demografik verileri (yaş, kilo, boy), gebelik sayısı ve haftası, paritesi, sezaryenin acil ya da elektif olması, yandaş hastalıkları, operasyon süresi, yenidoğan Apgar skoru, yenidoğanın boyu ve kilosu, uygulanan anestezi yöntemi (genel, spinal, epidural ve kombine spinal epidural), yenidoğan 1. ve 5. dakika APGAR skorları ve annenin yoğun bakım ihtiyacı kaydedildi. Bu yöntemlerin anne ile yenidoğan üzerine etkileri değerlendirildi. İstatiksel analiz için SPSS 21.0for Windows programı kullanıldı. Tanımlayıcı istatistikler, kategorik değişkenler için sayı ve yüzdeler, sayısal değişkenler için ortalama, standart sapma ve ortanca olarak sunuldu. Sayısal değişkenler için çoklu bağımsız grup karşılaştırmalarında normal dağılım varsayımı sağlandığı durumda ANOVA Test, sağlanmadığı durumda Kruskal Wallis Test; ikili bağımsız grup karşılaştırmalarında normal dağılım varsayımı sağlandığı durumda ise T Test kullanıldı. Kategorik değişkenler için ise Ki-Kare koşulu sağlandığı durumda çoklu ve ikili grup karşılaştırmalarında Ki-Kare test istatistiği kullanıldı. Sayısal veriler arasındaki ilişkide normal dağılım sağlandığı korelasyonlar için Pearson istatistiği kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p değerinin 0,05 ten küçük olması durumu olarak kabul edildi. Araştırma kapsamına alınan hastaların yaş, boy ve kilo verileri değerlendirildiğinde, hastaların yaş ortalaması 30,08±5,54 (min:20, max:45), boy ortalaması 161,69±6,25 cm (min:145, max:180) ve kilo ortalaması 78,08±13,31 kg (min:42, max:163) olarak bulundu. Hastaların en çok gebelik sayısı %31,8 ile 2 gebelik olurken, en yüksek parite sayısı %40 ile 0 ve %37,2 ile 1 olarak saptandı. Çalışmamızda hastalara uygulanan anestezi yöntemleri incelendiğinde, hastaların %83,7'sine spinal anestezi uygulanırken, %11,6'sına genel anestezi, %2,9'una epidural- spinal kombine anestezi ve % 1,8'ine epidural anestezi uygulanmıştır. Hastalara uygulanan sezeryan operasyonun %58,1'i elektif operasyon iken %41,9'u acil olarak gerçekleştirilmiştir. Ayrıca hastaların toplam % 0,36'sında ek anestezi ihtiyacı olmuştu.Hastaların %71,45'i 36-40 gebelik 34 hastasında doğum yapmışlardı. Hastaların gebeliğe bağlı gelişen ek hastalıkları incelendiğinde ise %68'inde gebeliğe bağlı herhangi bir ek hastalık bulunmazken, %9,4'ünde preeklampsi, %4'ünde plesanta previa totalis, %1'inde ablasyo plasenta, %1,1'inde gebelik kolestaz, %6,4'ünde GDM olduğu görüldü. Hastalarda bulunan ek hastalıklar incelendiğinde %57,6'sında herhangi bir ek hastalık bulunmazken, %1,2'sinde DM, %1,4'ünde HT, %11,3'ünde tiroid bozukluğu, %5,3'ünde hematolojik rahatsızlıklar, %2,6'sında kardiyak hastalıklar ve astım, %2,5'inde karaciğer rahatsızlığı ve %12,5'inde diğer hastalıklar bulunduğu saptandı. Toplamda 1657 hastadan doğan bebeklerin, 1 çocuk olanlarda 76'sı yoğun bakıma kaldırılırken, 32 adedi exitus olmuş ve 92 adet doğan 2. çocuklardan 15'i yoğun bakıma kaldırılırken, 4 tanesi exitus olmuştur. Doğan bebeklerden 1. çocuk olanların ortalama kilosu 3020±802,4 g (min:600, max:5500), 2. çocuk olanların ortalama kilosu 2117±603,2 g (min:890, max:4070) ve 3. çocukların ortalama kilosu 1673,33±552,25 g (min:1564, max:1830) olduğu tespit edilmiştir. Bu bebeklerin boy uzunlukları incelendiğinde; 1. çocuk olanların ortalama boyu 48,34±4,3 cm (min:32, max:60), 2. çocuk olanların ortalama boyu 44,97±3,01 cm (min:38, max:51) ve 3. çocukların ortalama boyu40±1 cm (min:39, max:41) olduğu saptanmıştır. Hastaların postoperatif dönemdeki yoğun bakım ihtiyaçları değerlendirildiğinde 2 hastanın dahiliye yoğun bakıma, 4 hastanın anestezi yoğun bakıma ve 1 hastanın da göğüs hastalıkları yoğun bakıma transfer edildiği bulunmuştur. Obstetrik anestezide hangi anestezi yönteminin uygulanacağına operasyonun aciliyeti, hastada varolan patolojiler, her yöntemin avantaj ve dezavantajları gibi faktörler, hastanın tercihi ve anestezistin tecrübesi göz önünde bulundurularak karar verilmelidir. Anne veya fetus için vital tehdit oluşturan acillerde (çok acil) genel anestezi, erken doğum gerektiren fakat anne veya fetus için tehlike oluşturmayan stabil acillerde ve elektif sezaryenlerde rejyonal, çoğunlukla da spinal anestezi uygulanması genel bir yaklaşımdır. Biz de rejyonal anestezinin hem anne hem de yenidoğan için güvenle tercih edilecek bir yöntem olduğu kanısındayız. Yaptığımız bu retrospektif araştırma sonucu elde edilen verilere dayanılarak gebelerde anestezi yöntemini seçerken pek çok faktörün birlikte ele alınması; genel anestezinin sadece endikasyonu varsa uygulanması gerektiği sonucuna varıldı. Rejyonal anestezi yöntemlerini tercih ederken de operasyonun aciliyeti, gebenin gebeliğe bağlı veya gebelikten bağımsız yandaş hastalıkları gibi faktörler değerlendirilmelidir.

AnestetiklerAnesteziAnestezi ve analjezi+3
Arda Yaman
Ege University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kedilerde ovariohisterektomi operasyonu anestezisinde kullanılan medetomidin, ketamin, isofluran ve medetomidin, butorfanol, isofluran kombinasyonlarının postoperatif analjezik etki yönünden karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, kedilerin sağlıklı yaşam sürelerini uzatmak için yapılan ovariyohisterektomi işleminde kullanılan farklı analjezik ve anestezik madde kombinaslarının operasyon sonrası analjezik etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Kedilerin ovariohisterektomi operasyonu sıklıkla yapılan bir operasyondur. Bu operasyon sonucunda hayvanlarda hafif-orta şiddetli ağrı oluşmaktadır. Hayvanların ağrıya karşı verdiği tepkiler ve davranışlar değişkenlik göstermektedir. Bu tepkileri ve davranışları gözlemlemek uzmanlık gerektirir. Ağrı kesici ilaç kombinasyonlarının karşılaştırılabilmesi için hayvanların post operatif olarak çok iyi gözlemlenmesi gerekmektedir. Ağrı mutlaka sağaltılması gereken bir durumdur. Günümüzde operasyon öncesi ve sonrası kullanılabilecek birçok ağrı kesici ajan mevcuttur. Bu ağrı kesiciler tek başlarına kullanılabileceği gibi birbirleri ile kombine olarak kullanıldıklarında daha etkili sonuçlar elde edilmektedir. Yapılan tez çalışmasının amacı, ovariohisterektomi operasyonu uygulanan kedilerde medetomidin, ketamin, isofluran, meloxicam ve medetomidin, butorfanol, isofluran, meloxicam ilaçlarının kombinasyonlarının postoperatif ağrı kesici etkileri yönünden karşılaştırılmasıdır. Çalışma materyalini Edrevet Veteriner Hekim Muayenehanesi' ne kısırlaştırılmak üzere getirilen farklı ırk ve en az 6 aylık yaşa sahip sağlıklı dişi kediler (n=20) oluşturmuştur. Operasyon için uygun olan kedilerin kiloları ölçülerek tüm kedilere preanestezik olarak 80μg/kg dozda medetomidin kas içi, analjezik olarak ilk gruba ketamin 0.5mg/kg dozda deri altı olarak, ikinci gruba ise 0.4mg/kg deri altı butorfanol uygulanacak ve anestezinin indüksiyon (%5) ve idamesi (%2) inhalasyon anestezisi(isofluran) ile sağlanmıştır. Göbek deliği ve pubis arasındaki mesafe üçe bölünerek bölgenin orta üçte birinden ensizyon yapılarak operasyonlar gerçekleştirildi. Operasyon sonrasında oluşturulan gruplar arasındaki ağrı farklılıklarını ölçmek amacıyla kedilerin postoperatif 0, 1, 2, 3, 4, 6 ve 12. saatlerde kalp atımı, solunum sayısı ve vücut ısıları ölçülerek ayrıca vücut dilleri 'Colorado State Universitesi Kedilerin Akut Ağrı Skalası'na göre değerlendirildi. Ağrı skorları butorfanol grubunda post operatif birinci ve ikinci saatlerde ketamin grubuna göre daha yüksek bulundu. Gruplar arası nabız ve vücut sıcaklıkları benzer değerlerdeyken solunum sayıları gruplar arasında farklılık gösterdi. Ketamin deri altı subanestezik ve analjezik dozunun butorfanolun analjezik dozuna kıyasla daha etkilidir.

AnaljeziAnestetiklerAğrı-postoperatif+7
Yalım Uzel
Balıkesir University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üst ekstremite cerrahisinde infraklavikuler brakiyal pleksus bloğunda bupivakain ile bupivakain+deksmedetomidinin anestezik etkilerinin retrospektif olarak karşılaştırılması

Retrospektif olarak planlanan çalışmamızda, el ve önkol cerrahisi hastalarında anestezi amacıyla uygulanan infraklavikuler brakiyal pleksus bloğunda bupivakaine adjuvan olarak eklenen deksmedetomidinin anestezik etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Etik kurul onayı sonrası, elektif el ve önkol cerrahisi uygulanan, Amerikan anestezistler derneği (ASA) sınıflaması I-II olan (Ek-1), 18-70 yaş arası, anestezisi ultrason eşliğinde infraklavikuler brakiyal pleksus bloğu ile yapılan 84 hasta çalışmaya dahil edildi. Grup B (n=42): 20 ml bupivakain %0,5+20 ml SF, Grup (B+D) (n:42): 20ml bupivakain %0,5+1mcg/kg deksmedetomidin eklenerek blok uygulanan hastalardan seçildi. Hastaların demografik bilgileri (isim-soyisim, protokol numarası, kilo, boy, yaş, vücut kitle indeksi, komorbidite, ASA skoru) preoperatif anestezi değerlendirme formundan alınarak kaydedildi. Hasta izlem formunda kayıtlı olan bilgilerden 0. dk, 10. dk, 20. dk, 30. dk, 1. saat, 2. saat, 4. saat, 8. saat, 12. saatte kaydedilmiş olan kalp tepe atımı, ortalama arteryel basınç, oksijen saturasyon yüzdesi, Vizüel Analog Skala (VAS) skorları, pinprick testi skoru ve bromage skoru çalışma verileri olarak kayıt altına alındı. Hastalara uygulanmış ek analjezik ilaçlar ve kaydedilen yan etkileri, operasyon süresi, gelişen komplikasyonlar, hasta ve cerrah memnuniyeti sorgulamasındaki veriler kaydedildi. Grup B ile karşılaştırıldığında, Grup B+D'de duyusal ve motor blok başlama zamanı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha erken, duyusal blok, motor blok ve analjezi süresi istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha uzundu (p<0,05). Grup B+D'de VAS skoru 10.dk, 20.dk, 8.saat ve 12.saatte istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0,05). İnfraklavikuler brakiyal pleksus bloğunda 20 ml %0,5 bupivakaine 1mcg/kg deksmedetomidin eklenmesinin duyusal ve motor blok başlama zamanlarını hızlandırdığını, motor, duyusal blok ve analjezi sürelerini uzattığını tespit ettik.

AnestetiklerAnesteziBrakiyal pleksus+6
Şahan Şahinkaya
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda siyatik sinir bloğunda amitriptiline deksmedetomidin eklenmesinin blok süresine etkisi

Amaç: Lokal anestezik etkileri bupivakainden daha potent olan amitriptilin, yüksek konsantrasyonlarda kullanıldığında dozla ilişkili olarak, nörotoksik etkilerinin şiddetide artar. Nörotoksik etkileri, amitriptilinin lokal anestezik olarak kullanımını sınırlandırmaktadır. Bu çalışmada; ratlarda siyatik sinir bloğunda amitriptiline deksmedetomidin eklenmesinin, farklı amitriptilin dozlarında blok başlama ve bitiş süresine etkisinin, tek başına amitriptilin ve bupivakainle karşılaştırılması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmada toplam 42 adet erkek Sprague-Dawley rat rasgele 7'şerli 6 gruba ayrıldı. Grup 1; amitriptilin 0.625 mg, Grup 2; amitriptilin 0.312 mg, Grup 3; deksmedetomidin 10 µg, Grup 4; amitriptilin 0.625 mg ve deksmedetomidin 10 µg, Grup 5; amitriptilin 0.312 mg ve deksmedetomidin 10 µg, Grup 6; %0.5 bupivakain.Ratlara 5mg/kg intraperitoneal ketamin enjeksiyonu ile anestezi verildi. Posterior yaklaşımla sağ bacakta lateral insizyon ile siyatik sinir eksplore edilerek epinöryum ve perinöryum bütünlüğüne zarar vermeden siniri çevreleyen faysa altına 0.2 mL lokal anestezik enjekte edildi. Lokal anestezik etkinliği motor fonksiyon, proprioseptif ve nosiseptif duyu değerlendirilerek belirlendi. Grup içi verilerin değerlendirilmesinde Kruskal-Wallis testi kullanıldı. Gruplar arası farkların değerlendirilmesinde tek yönlü Varyans analizi ( Oneway ANOVA) ve Post Hoc testlerden Tukey HSD testi kullanıldı. Değerler ortalama ? standart sapma olarak verildi. İstatistiksel anlamlılık için p<0.05 olan değerler anlamlı kabul edildi.Bulgular: Ratlarda siyatik sinire lokal anestezik enjeksiyonu sonrasında enjeksiyon yapılmayan kontrlateral arka ektremitede her hangi bir proprioseptif, motor ve nosiseptif blok gelişmedi. Tüm ratlarda blok sonrası klinik olarak saptanabilen herhangi bir nörolojik defisit olmaksızın tam geriye dönüş oldu.Çalışmamızda amitriptilin ve amitriptilin-deksmedetomidin kombinasyonları bupivakainden daha uzun süreli lokal anestezik etki gösterdi. İstatistiksel olarak anlamlı olmasada ortalama blok başlama süreleri bupivakain grubunda amitriptilin grubundan daha kısa idi. 0.625 mg amitriptiline 10 µg deksmedetomidin eklenmesi blok sonlanma sürelerini, tek başına 0.625 mg amitriptiline göre belirgin uzattı (p<0.05). Aynı dozda deksmedetomidinin 0.312 mg amitriptiline eklenmesinin blok sonlanma sürelerinde istatistiksel olarak anlamlı olmayan minimal bir uzamaya neden oldu. Kombinasyon grublarında blok başlama sürelerinde istatistiksel olarak anlamlı gecikme saptandı (p<0.05).Sonuç: Bu çalışma ile periferik sinir bloğunda amitriptilin ve deksmedetomidin kombinasyonunun blok süresini uzattığı ve artan dozlarda oluşan aditif etkileşimin daha fazla olabileceği gösterildi. Deksmedetomidin ilave edilmesinin blok başlama sürelerini geciktirdiği saptandı.Anahtar kelimeler: Siyatik sinir bloğu, Amitriptilin, Deksmedetomidin, Uzun etkili lokal anestezik

AmitriptilinAnestetiklerAnestezi+5
Mukadder Şanlı
İnönü University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karaciğer Transplantasyonunda BIS kullanılarak fazlara göre anestezik ajan ihtiyacının belirlenmesi

Giriş ve amaç: Karaciğer (KC) nakli son dönem karaciğer yetersizliğinin ve bazı akut karaciğer yetersizliği olgularının tedavisinde seçilen yöntem olmuştur. Hepatik disfonksiyonun şiddeti ile ters orantılı olarak operasyon sırasında anestezik ihtiyacın değiştiği gösterilmiştir. Peroperatif dönemde ise karaciğer nakli operasyonu üç farklı evrede gerçekleşir: Disfonksiyone KC'in olduğu diseksiyon, KC'in olmadığı anhepatik ve yeni ve sağlam bir KC'in olduğu neohepatik dönem.Bispektral indeks (BIS) anestezik ve sedatif ajanların beyin üzerindeki hipnotik etkilerini ölçen işlenmiş bir EEG parametresidir. Bu sayede anestezi derinliği saptanarak anestezik ilacın titrasyonu mümkün hale gelir.Bu çalışmada, son dönem karaciğer hastalığına sahip olan ve karaciger nakli ameliyatı yapılacak hastalarda, BIS monitörizasyonu eşliğinde 40-50 düzeyinde BIS hedefleyerek, intraoperatif izofluran ihtiyacının fazlara göre değişip değişmediğini saptamayı amaçladık.Gereç ve yöntem: Bu çalışma etik kurul onayı alındıktan sonra karaciğer nakli yapılacak 18 ? 65 yaş arasındaki 50 hastada gerçekleştirildi. Operasyon odasına alınan hastalara EKG, periferik oksijen satürasyonu, noninvazif arteryel kan basıncı ve BIS monitorizasyonu yapıldı. Anestezi indüksiyonu 1-1,5 mg/kg lidokain, 3-7 mg/kg tiopental ve 2 mcg/kg fentanyl ile yapıldıktan sonra entübasyon amacıyla 0,2 mg/kg cisatrakuryum verildi. Yarı kapalı sistem kullanılan anestezi idamesinde FiO2 = 0,5 olacak şekilde hava/oksijen içinde izofluran kullanıldı ve konsantrasyonu BIS değeri 40-50 arasında olacak şekilde ayarlandı. Analjezi amaçlı olarak 0,15 mcg/kg/dk remifentanil ve kas gevşetici olarak ise 0,08 mg/kg/sa cisatrakuryum infüzyonu yapıldı. Anestezi indüksiyonundan sonra hastalarda invazif arteryel monitörizasyon için sol radial artere 20 G arteryel kateter yerleştirildi. Sağ internal juguler venden üç yollu santral kateter ile pulmuner arter monitorizayonu için 8-8,5 F intraducer sheath yerleştirildi. İlk 15 dakikadan sonra, çalışmaya alınan hastalarda kalp atım hızı (KAH), ortalama arteryel basınç (OAB), ortalama pulmuner arter basıncı (OPAB), vücut ısısı, bispektral indeks (BIS), tidal sonu izofloran konsantrasyonu (ETiso), tidal sonu karbondioksit konsantrasyonu (ETco2) disseksiyon ve neohepatik fazda 30 dakika, anhepatik fazda ise 15 dakika aralıklarla operasyonun son 30 dakikasına kadar kaydedildi.Bulgular: Fazlar arasında KAH farklı değilken, AOB, OPAB, BIS, ETCO2 ve vücut ısısı istatistiksel olarak anlamlı derecede farklı idi. Ancak bu parametrelerin değeri fizyolojik sınırlardaydı ve klinik olarak anlamsızdı. ETiso değeri ise anhepatik dönemde en düşük değere sahipti. Anhepatik faza göre, diseksiyon fazında %5 ve neohepatik fazda %8,6 daha yüksekti ve istatistiksel olarak anlamlı idi.Sonuç: Sonuç olarak, KC nakli sırasında yeterli anestezi derinliği için 40-50 aralığında BIS'in hedef alınan hastalarda, diseksiyon ve neohepatik döneme göre anhepatik fazda en düşük tidal sonu izofluran konsantrasyonu gereklidir.Anahtar Kelimeler: Karaciğer Transplantasyonu, Minimum Alveolar Konsantrasyon, Bispektral indeks

AnestetiklerAnestetiklerAnestezi+4
Ali Şener
İnönü University
2010
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mikrolaringoskopilerde Remifentanil ile Suksinilkolinin entubasyon koşullari

Mikrolaringoskopilerde Remifentanilin Entubasyon Kosullari

AnestetiklerAnesteziEntübasyon+3
Sevgi Topal
İnönü University
2011
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağ hepatektomi cerrahisi uygulanan karaciğer nakli vericilerinde propofol ile izofluranın antioksidan etkinliğinin karşılaştırılması

Giriş ve AmaçÜlkemizde son yıllarda kadavradan organ bağışının azlığı, artan hasta popülasyonuna bağlı olarak organ ihtiyacının gün geçtikçe artması nedeniyle canlı vericili karaciğer transplantasyonunda artış olmuştur. Hem cerrahi stres nedeniyle, hem de donör hepatektomi operasyonu sırasında uygulanan pringle manevrası ile karaciğerde oluşabilecek iskemi genellikle oksidatif stresi indükleyebilir. Bu nedenle donör hepatektomi cerrahilerinde anestezik ajanların antioksidatif etkileri klinik olarak önemli olabilir.Bu çalışmada donör hepatektomi operasyonlarında izofluran ve propofolün oksidan ve antioksidan sistem üzerine olan etkilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır.YöntemSağ hepatektomi cerrahisi uygulanacak karaciğer nakli vericisi ASA I-II, 18-65 yaş arasındaki toplam 70 olgu çalışmaya dahil edildi. Olgular propofol grubu (n=35) ve izofluran grubu (n=35) olarak ikiye ayrıldı. Propofol grubundaki olgulara; propofol, remifentanil, O2/hava, izofluran grubundaki olgulara ise izofluran, remifentanil, O2/hava kullanılarak anestezi uygulandı. Operasyon boyunca olguların KAH, sistolik kan basınçları, diyastolik kan basınçları, ortalama arter basınçları, SpO2, ETCO2, TOF ve BİS değerleri 30 dakikada bir kaydedildi. Operasyon bitiminde hastaların ekstübasyon, göz açma ve derlenme süreleri dakika olarak kaydedildi. Operasyon sırasında gözlenilen komplikasyonlar yazıldı. Tüm hastalardan preoperatif, intraoperatif 1. saatte ve postoperatif 1. saatte kan örnekleri alındı. Antioksidan etkinin değerlendirilmesi amacı ile plazma süperoksit dismutaz (SOD), malondialdehit (MDA), total oksidatif durum (TOS), total antioksidan kapasite (TAK) düzeyleri çalışıldı. Oksidatif stres indeksi (OSİ) hesaplandı.BulgularGruplar arasında demografik özellikler, anestezi, cerrahi süreleri ile greft ağırlığı, idrar çıkışları, tahmini kan kaybı ve verilen sıvı açısından istatistiksel bir fark bulunmadı.Propofol ve izofluran grupları arasında göz açma ve ekstübasyon süresi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark (p < 0.05) olup bu fark propofol grubunda daha düşük olarak bulundu.Her iki grupta da intraoperatif TAK düzeyi preoperatife göre azaldı. Propofol grubunda postoperatif TAK düzeyi preoperatife göre azalırken, izofluran grubunda artış görüldü. Bu değişim miktarları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05).Her iki grupta da OSİ düzeyi preoperatife göre intraoperatif artmış görüldü. Propofol grubunda postoperatif OSİ değerleri izofluran grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksekti (p<0.05).Gruplar arasında intraoperatif dönemdeki MDA düzeyleri karşılaştırıldığında izofloran grubunda anlamlı artış bulundu (p<0.05). Postoperatif MDA düzeylerinde preoperatif döneme göre propofol grubunda azalma, izofluran grubunda ise artma görüldü. Bu değişim miktarları istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05).SonuçDonör hepatektomi operasyonlarında iki farklı anestezi tekniğinin oksidatif stres üzerine etkilerini incelediğimiz çalışmamızda propofolün lipid peroksidasyonunun bir göstergesi olan MDA'yı anlamlı bir şekilde düşürdüğü görülmüştür. Ancak toplam antioksidan aktiviteyi gösteren TAK düzeyi propofol anestezisinde azalmıştır. Propofolün in vivo ve in vitro deneysel çalışmalarda antioksidan etkinliği gösterilmesine rağmen klinik kullanımdaki kan konsansantrasyonlarının etkinliğinin daha fazla araştırılması gerektiği düşüncesindeyiz.

AnestetiklerAntioksidanlarDoku ve organ tedariği+4
Muharrem Uçar
İnönü University
2012
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter hastalarında sevofluran ile anestezi indüksiyonunda oluşan qt intervali değişikliklerine magnezyumun etkisi

Giriş ve Amaç: Koroner arter bypas cerrahisi için anestezi; dolaşım fizyolojisi, farmakolojisi ve patofizyolojisi hakkında doğru ve yeterli bilgi ile birlikte, kardiyopulmoner bypass, miyokardın korunması ve cerrahi teknikler hakkında eksiksiz bir bilgi gerektirir. Koroner arter hastalığı olan olguların perioperatif dönemde aritmiye eğilimleri vardır. QT aralığının 440 ms uzun olması Uzun QT Sendromu olarak adlandırılır. İskemik kalp hastalığı olanlarda mortalitenin 2-5 kat artmasına neden olan oldukça mortal seyreden nadir görülen bir hastalıktır. Uzun QT Sendromu idiyopatik, iyatrojenik veya doğumsal (akkiz) olabilir. Çalışmamızda koroner arter hastalığında rutin olarak kullandığımız sevofluranla anestezi indüksiyonunda Mg+2?un potansiyel antiaritmik etkinliği (Elektrokardiyografi değişikliklerine; QT uzaması) ve hemodinamiye etkisini araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metot: Bu çalışma İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu?nun onayı alınarak Turgut Özal Tıp Merkezi hastanesinde elektif koroner arter bypas cerrahisi yapılması planlanan koroner arter hastalıklı 40-70 yaşlar arasında, ASAII-III, 89 olguda gerçekleştirildi. Olgular Sevofluran grubu (Grup S, n=41) ve Sevofluran-Mg+2 grubu (Grup SM, n=48) olarak ikiye ayrıldı. Grup S?de olgular 8 L/dk oksijen/medikal hava karışımı ile FiO2:0.3 olacak şekilde sevofluran ile havalandırılmaya başlandı. Grup SM?de end tidal sevofluran %2.5 olunca 50 mg/kg olacak ve 20 dk sürecek şekilde Mg+2 başlandı. Olgularda T1 (Giriş): hasta operasyon odasına alındıktan hemen sonra, T2: Sevoflurane-Mg+2 sülfat infüzyonu sonlandığında, T3: entübasyondan hemen önce, T4: entübasyonun 30. sn sonra, T5: entübasyonun 1. dakikası ve T6: entübasyonun 5. dakikası olarak 6 farklı zamanda kalp atım hızı, kan basınçı, satürasyon ve elektrokardiyografi değişiklikleri kaydedildi. Bulgular: Olgular yaş, kilo, boy ve cinsiyet yönünden benzerdi (Tablo;1). Grup içi değerlendirmede her iki grupta QTc intervali, bazal değere göre tüm dönemlerde anlamlı olarak arttı ancak gruplar arası değerlendirmede anlamlı fark yoktu. Grup S?de QTc intervali T3 dönemine göre T5 ve T6? da Grup SM?de ise T4, T5 ve T6?da anlamlı olarak arttı yine gruplar arası fark yoktu. Her iki grupta Tp-e intervali değerleri ise hem grup içi, hem de gruplar arası fark yoktu. Her iki grupta ortalama arter basıncı; giriş değerine göre tüm dönemlerde anlamlı azalırken, bu azalma Grup SM?de daha fazla idi. Her iki grupta ortalama arter basıncı; T3 dönemine göre T4, T5 ve T6?da anlamlı arttı. Bu artış Grup S?de daha fazla idi. Kalp atım hızı her iki grupta giriş değerine göre tüm dönemlerde anlamlı azalırken, bu azalma Grup SM için T3, T4 ve T5 döneminde daha fazla idi. T3 dönemine göre Grup S?de kalp atım hızı; T4 ve T5?de, Grup SM?de T4, T5 ve T6?da anlamlı arttı. Bu artış T4 dönemi için Grup S? de daha fazla idi. Sonuç: Koroner arter hastalığı olan olguların sevofluranla yapılan anestezi indüksiyonunda bolus 50 mg/kg Mg+2 kullanımı sevoflurana bağlı QTc intervali uzamasına ve Tp-e intervaline etki etmedi. Her iki ilaç güvenle kullanılabilir. Ve Mg+2 entübasyona hemodinamik yanıtı daha fazla baskıladığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Koroner Arter Hastalığı, Sevofluran, Magnezyum, QT İntervali

AnestetiklerElektrokardiyografiHemodinami+3
Hasan Ergin
İnönü University
2013
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntravenöz anesteziklerin ratlarda manyetik rezonans spektroskopi üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Günümüzde noninvazif tanı metodları giderek artmaktadır. Nonivazif tanı metodlarından biri olan manyetik rezonans spektroskopi çekimi esnasında sonucun doğru olması için hastanın hareketsiz durması esastır. Fakat bazı psikiyatrik hastalıklarda ve çocuklarda bunu sağlamak için genel anesteziye ihtiyaç duyulur. Bu amaçla sıklıkla intravenöz anesteziklerden; propofol, tiyopental, midazolam, ketamin tek başlarına ya da kombinasyonlar şeklinde tercih edilir. Bütün anesteziklerde olduğu gibi intravenöz anestezik ajanlar da beyin metabolizmasını değişen derecelerde etkilemektedir. Bizim amacımız ideal bir manyetik rezonans spektroskopi çekiminde hastanın hareketsiz olmasını sağlayacak ve aynı zamanda beyin metabolizmasını en az ya da hiç etkilemeyecek bir genel anestezik ajanı belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada; İnönü Üniversitesi deney hayvanları etik kuruldan onay alındıktan sonra Wistar Albino grubu 35 erkek rat kullanıldı. Manyetik rezonans spektroskopi çekimi esnasında beyindeki metabolik değişimleri saptayabilmek için ratlar rastgele beş gruba (yedişerli) ayrıldı. Gruplar; grup M (midazolam 50 mg/kg-1,n=7), grup K (ketamin 40 mg/kg-1, n=7), grup T (tiyopental sodyum 40 mg/kg-1, n=7), grup P (propofol 26 mg/kg-1, n=7), ve grup S intraperitoneal izotonik ile %1 izofluran maske anestezisi olmak üzere belirlendi. Anestezik ilaçlar ve izotonik intraperitoneal olarak 3,5 mL volüm halinde verildi. İntraperitoneal propofol uygulanması sonrası sedasyon sağlanamaması ile grup P çalışma dışı bırakıldı. Bulgular: Manyetik rezonans spektroskopide ölçülen beyin metabolitleri (N-asetil aspartat, kolin ve kreatin seviyeleri) açısından gruplar arasında istatistiksel olarak fark saptanmamıştır. Her bir gruptaki ratlar arasında da, kolin/kreatin, N-asetil aspartat/kolin ve kolin/ N-asetil aspartat oranları açısından fark olmadığı gösterilmiştir. Sonuç: Sedasyon amacıyla, tek doz midazolam, ketamin ve tiyopental verilmesinin manyetik rezonans spektroskopi sonuçlarını etkilemediği kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Manyetik Rezonans Spektroskopi, Sedasyon, Midazolam, Ketamin, Tiyopental sodyum, İzofuloran.

AnestetiklerAnestetiklerAnestezi+7
Hamza Nakır
İnönü University
2013
00
DoctorateOpen AccessEN

Toxicological evaluation of the interaction between circadian rhythm activators and general anesthetics

The circadian rhythm lasts about 24 hours and is constituted by 4 main genes/proteins; Circadian Locomotor Output Cycle Clock (Clock), Brain-Muscle-Arnt-Like protein-1 (Bmal1), Cryptochrome (Cry) and Period (Per). Many pathologies, diseases, and medications including general anesthetic agents are thought to cause a change in these genes/proteins. On the other hand the activation or inhibition of the genes/proteins can contribute to the reduction of the oxidative stress potential of anesthetic agents. We investigated the effect of combination therapy of KL001 with isoflurane. Twenty-four mice were randomly divided into 4 groups of 6 animals each as a control, KL001, isoflurane and KL001 plus isoflurane group. Animals were exposed to isoflurane for 4 hours and KL001 was administered of 100 mg/kg at night hours. The Cry levels and oxidative stress parameters including malondialdehyde (MDA) level and superoxide dismutase (SOD), catalase (CAT), glutathione peroxidase (GSH-Px) activities were investigated in liver, kidney, brain, and erythrocyte. Our results showed decreased MDA level in erythrocyte and liver, increased GSH-Px activity in liver and brain, increased SOD activity in erythrocyte, kidney, and brain, decreased CAT activity in liver in isoflurane group. According to our findings, isoflurane changed the oxidative stress parameters remarkably in brain. We also found a decrease of Cry level in the plasma, liver, and brain in isoflurane group. KL001 increased Cry level inhibited by isoflurane and decreased the isoflurane-induced oxidative stress. In conclusion, our data indicated that we can reduce the potential oxidative stress of isoflurane or other anesthetic agents by triggering the Cry level with a synthetic activator or by arranging drug administration time at certain period of the day. Especially in early hours of the morning, KL001 may be protective against isoflurane-induced oxidative stress. In further research, the effects of Per, Clock, and Bmal1 on anesthetic agents toxicity can also be investigated. It can be determined at which time the operations are performed to create the least toxicity.

AnestheticsGenesCircadian rhythm+4
Feyza Kelleci
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklarda Roküronyum ve Atrakuryum`un derlenmeye etkilerinin hastane bütçesi üzerine yaptığı etkilerin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızda çocuklarda kısa süreli alt abdominal ve ürogenital cerrahi operasyonlarda 0,5 mg/kg Atrakuryum ile 0,6 mg/kg Roküronyum uygulamalarının sağladıkları maksimal bloğa ulaşma süreleri, entübasyon koşulları ve derleme süreleri üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması esas alınmıştır. Bu etkilerin karşılaştırmasından elde edilen sonuçlar doğrultusunda özellikle derlenme süresine olumlu etki yapan nöromuskuler ile kazanılacak zamanın hastane bütçesine parasal kazanımının yansıması yapılarak hastane yönetimleri için kısa süreli pediyatrik ameliyatlarda nöromüsküler bloker seçimiyle hastane bütçesine olumlu katkı sağlanmasına yönelik bakış açısı amaçlanmıştır.Materyal ve Metod: Bu çalışma için Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniklerine başvuran elektif alt abdominal ve ürogenital cerrahi girişim uygulanan ASA I, 1-7 yaş arasında 60 olgu rastgele 2 grup oluşturularak çalışmaya dahil edildiği; ?Çocuklarda Rokuronyum ve Atrakuryum un Entübasyon Zamanına, Entübasyon Koşullarına Nöromuskuler Blok Süresine ve Derlenmeye Etkilerinin Farmakoekonomik Karşılaştırılması? adlı klinik çalışmanın verileri kullanılmıştır. Hesaplamalarda özel bir farmakoekonomik karşılaştırma tekniği kullanılmamış, basit gelir gider analizi ile farmakoekonominin bir alanı olan ilaçların kullanımı ile sağlanacak zaman kazanımının bütçe etkileri değerlendirilmiştir.Bulgular ve Sonuç: Klinik çalışmanın sonucuna göre TOF 75`e ulaşma süreleri Roküronyum grubunda 38,77±8,24 dakika ve Atrakuryum grubunda 51,37±1,95 dakika ve aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu gözlemlenmiştir. Yayınlanan pediyatrik grup ve erişkin grup çalışmalarında gösterildiği gibi Roküronyum Atrakuryum dahil olmak üzere bir çok nöromüsküler blokere göre daha hızlı etki başlama ve derlenme süresi sağlamaktadır. Yapılan modellemeye göre aradaki bu zaman farkı doğrultusunda kısa süreli operasyonlarda Atrakuryum yerine Roküronyum tercih edilirse, optimum koşüllarda hastanelerin aylık 15 ekstra kısa süreli operasyon yapabileceği tespit edilmiştir. Bu 15 operasyon ile Roküronyum ile aylık 3654 TL ek gelir sağlanabileceği hesaplanmıştır. Kısa süreli operasyonlarda gerek hızlı etki başlangıcı gerekse hızlı derlenme ile zaman kazanımı sağlayan Roküronyum`un pediyatrik ve diğer çalışmalara paralel olarak erişkin cerrahi hastalarında benzer yaşam kalitesini sunarken hastane gelirini maksimize edebileceği söylenebilir.

AnestetiklerAnesteziden ayılma dönemiAtrakuryum+5
Güvenç Koçkaya
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Ortopedik cerrahi amaçlı anesteziye alınan köpeklerde propofol-izofluran ve propofol- sevofluran anestezisinin bazı hematolojik, biyokimyasal ve fizyolojik parametreler üzerine etkisinin araştırılması

Bu çalışmada veteriner hekimlikte sıkça kullanılan propofol-izofluran ve propofol-sevofluran anestezisinin ortopedik cerrahi hasta grubunda bazı hematolojik, biyokimyasal ve fizyolojik parametreler üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışma materyalini çeşitli amaçlarla anesteziye alınması gereken değişik ırk ve cinsiyetten 30 köpek oluşturdu. Köpekler her grupta 15 hasta olacak şekilde rastgele 2 gruba bölünerek farklı anestezi protokolleri uygulandı. Preanestezik dönem, anestezinin 15, 30, 45 ve 60. dakikaları ile anesteziden 60 dakika sonra kan alınarak tam kan sayımı gerçekleştirildi. Serum ALT, AST, üre, kreatinin değerleri, preanestezi, anestezinin 30. dakikasında ve anesteziden 60 dakika sonra ölçüldü. Anestezi öncesi değerlendirilen kardiyopulmoner parametreler perianestezik, 15, 30, 45, 60. dakikada ve hasta uyandıktan 60 dakika sonra da kaydedildi. Anestezi süresince hastalar monitörize edildi. Her iki gruptaki hastalara propofol ile anestezi indüksiyonu sağlandıktan sonra 1. grubun anestezisine izofluran, 2. grubun anestezisine sevofluran ile devam edildi. Her iki anestezi grubunda vücut sıcaklığı fizyolojik değerlerin altına düşmüş, solunum sayısı da fizyolojik sınırlara düşmüştür. Her iki anestezik ajanın kullanım esnasında hematokrit düzeyi fizyolojik sınırların altına düştüğü saptansa da istatistiksel olarak anlamlı değildi. Her iki anestezik ajanın hematolojik ve biyokimyasal değerleri olumsuz yönde etkilemediği tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Propofol, İzofluran, Sevofluran, Ortopedik cerrahi, Köpek

AnestetiklerAnesteziCerrahi+3
Görkem Gürkan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Major jinekolojik cerrahide TİVA ile birlikte değişik dozlarda uygulanan epidural anestezinin etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmadaki amacımız, TİVA ve farklıkonsantrasyonlarda levobupivakain kullanılarak gerçekleştirilen EA altında, major jinekolojik cerrahi yapılan hastalardaki intraoperatif hemodinami, intraoperatif anestezik ajan gereksinimi, anestezik ajan maliyeti ve postoperatif analjezi kalitesinin sadece TİVA anestezisi uygulanan hastalara göre üstünlük ve farklılıklarınıaraştırmaktır. Elektif major jinekolojik cerrahi yapılacak, 18-65 yaşarası, ASA I-II olan toplam 100 hasta çalışmaya alındı. Hastalar TİVA ile birlikte lumbal EA uygulanacak olanlar Grup 1, Grup 2 ve Grup 3 olarak, sadece TİVA uygulanacak olan Grup 4 olmak üzere rastgele 25'şerli 4 gruba ayrıldı. Hastalar oturur pozisyona alındı. EA L3-L4 aralığından girilerek uygulandı. EA uygulanan hastalara 20 ml levobupivakain % 0.0625 (Grup 1), % 0.125 (Grup 2), % 0.25 (Grup 3) konsantrasyonlarında verildi. Tüm hastalara anestezi indüksiyonu için 2 mg/kg propofol ve 0.5 mg/kg rokuronyum bromür iv verildi ve entübasyon uygulandı. Her 4 grupta, 6-12 mg/kg/saat propofol infüzyonu ve 0.01-0.1 μg/kg/dk remifentanil infüzyonu ile TİVA uygulandı. Tüm hastalara BİS monitörizasyonu yapıldı. Cerrahi sonunda nöromusküler blok antagonize edildi ve hastalar ekstübe edildi. Çalışmamızda TİVA+ değişik konsantrasyonda levobupivakain ile EA uygulanan hastalarda yalnızca TİVA uygulanan hastalara göre vegrup 2'de (%0.125) EA uygulanan diğer gruplara göre derlenme süresinin daha kısa, propofol- remifentanil tüketim miktarının, propofol - remifentanil toplam tüketim maliyetinin daha az, ilk 24 saatteki analjezik ihtiyacının ilk ortaya çıkma süresi daha uzun ve ilk mobilizasyon için geçen sürenin daha kısa, cerrahi konforun daha iyi olduğunu gözlemledik. Major jinekolojik cerrahi yapılan ve TİVA+EA uygulanan hastalarda sadece TİVA uygulanan hastalara göre intraoperatif hemodinami, intraoperatif anestezik ajan gereksinimi, maliyeti ve postoperatif analjezi kalitesi bakımından daha avantajlıolduğu ayrıca, epidural olarak verilen % 0.125 konsantasyondaki levobupivakainin belirtilen optimal etkiyi sağlamak için optimal doz olduğu kanaatindeyiz.

AnestetiklerAnestezi-epiduralAnestezi-intravenöz+5
Sevda Mecit
Gaziantep University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalça protezlerinde postoperatif analjezi için kullanılan epidural infüzyon ve bolus tekniklerinin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızda, kalça protezi sonrası, postoperatif ağrı tedavisinde, epidural bolus doz uygulamasının etkinliğini, devamlı Eİ ile karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya kalça protezi operasyonu planlanmış ASA 1-3 kategorisinde, 40-70 yaş arası, kombine spinal epidural anestezi tekniği uygulanan, 60 hasta dahil edildi. Hastalara L3-L4 veya L4-L5 aralığından, 3 mL heavy bupivakain (Marcain®) ile spinal anestezi uygulandı. Daha sonra epidural boşluğa kateter yerleştirildi. Epidural kateterden 10 μg adrenalin ile 10 mg lidokain yapılarak kateterin intratekal ve intravenöz alanda olmadığı gösterildi. Hastaların vaka boyunca, spinal anestezi öncesi ve sonrası, spinal anestezinin 1, 3, 5, 10, 15, 20, 25, 30, 40, 50, 60, 70, 80, 90, 110, 130. dakikaların daki nabız, sistolik ve diastolik kan basınç değerleri, oksijen saturasyon değerleri, Bromage Skorları, takip edildi. Operasyon sonrası analjezi için kullanacakları %0.125 lik bupivakain içeren 330 ml solüsyon hazırlandı. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Grup B için HKA cihazı, 6 ml bolus verecek şekilde, kilitli kalma süresi ise 30 dakika olacak şekilde ayarlandı ve epidural kateterden 48 saat uygulandı. Grup İ için HKA cihazı, 6 ml/saat infüzyon ve 6 ml bolus verecek şekilde, kilitli kalma süresi ise 30 dakika olacak şekilde ayarlandı ve epidural kateterden 48 saat uygulandı. Operasyon sonrası iki grup arasında 12. 24. ve 48 saatlerde ve ilk oturma ile ilk walker kullanma zamanlarındaki KAH, OAB, SpO2 değerleri karşılaştırıldı. Ayrıca hasta ve cerrah memnuniyet düzeyleri, VAS,VAS-H değerleri, motor blok düzeyi, HKA cihazında denenen, verilen ve tüketilen toplam ilaç miktarları, ek olarak uygulanan analjezi miktarları ve gelişen yan etkiler iki grup arasında karşılaştırıldı. Bulgular: VAS değerleri; 24. ve 48. saatlerde Grup B'de, Grup İ'ye göre anlamlı düzeyde düşük bulundu (p<0.05). Toplam tüketilen analjezik miktarı, Grup İ'de Grup B'ye göre; ilk oturma, walker kullanma, postoperatif 12, 24 ve 48. saatlerdeki zaman diliminde, anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0.0001). Cerrah ve hasta memnuniyet düzeyleri; tüm zaman aralıklarında Grup B de Grup İ'ye göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05). Ek analjezik tüketim düzeyleri; Grup İ'de, Grup B'ye, göre 24 ve 48. saatlerde anlamlı düzeyde yüksek bulundu(p<0.05). Postoperatif görülen motor blok düzeyleri 12. ve 24.saatlerde Grup İ'de, Grup B'ye göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05). Her iki grupta da hiçbir yan etki gözlenmedi. Sonuç: Kalça protezi operasyonlarında, EI olmadan, HKA cihazı ile aralıklı bolus doz uygulamalarının; motor blok ve herhangi bir yan etki oluşturmadan, yüksek hasta ve cerrah memnuniyet düzeyi sağlanarak, daha düşük analjezik kullanarak, daha iyi postoperatif analjezi sağlandığı kanısına vardık.

AnaljeziAnaljezi-epiduralAnaljezikler+6
Emine Yılmaz Güler
Bezmialem Vakıf University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Laparoskopik sleeve gastrektomi ameliyatlarında düşük akımlı anestezi yönteminin hemodinami üzerine etkisi

Giriş Amaç: Obezite yaşam kalitesini ve süresini olumsuz olarak etkileyen kronik bir hastalıktır. Obezitenin en etkili tedavi yöntemlerinden birisi bariatrik cerrahidir. Bariatrik cerrahide anestezi uygulamak riskli ve komplikedir. Yıllardır kullanılan düşük akımlı anestezi tekniğine obezite cerrahisinde kullanımına rastlanmamıştır. Anestezi makinelerinin yüksek standartlara sahip olması, düşük akımlı anestezinin güvenli bir şekilde uygulanabilmesi büyük ölçüde kolaylaştırmıştır. Çalışmamızda günümüzde sıklıkla kullanılan düşük akımlı anestezi tekniği, laparoskopik sleeve gastrektomi ameliyatlarında kullanıp hemodinamik açıdan hastaların nasıl seyrettiğini inceledik. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya LSG ameliyatı planlanan 18-60 yaş arası ASA II-III vücut kitle indeksi 40-55 arasında olan toplam 40 hasta dahil edildi. Hastaların düzeltilmiş kilosu hesaplandıktan sonra ilaçlar buna göre yapıldı. Endotrakeal entübasyon sonrası tüm hastalarda tidal volüm 7ml/kg, solunum frekansı 12/dk ve PEEP 5 cmH2O olacak şekilde ventilasyon başlandı. Düşük akım grubunda balangıçta 4lt/dk (denitrojenasyon amacıyla) %50 O2 - %50 hava ve %2-2,5 sevoflurane ile 10 dk devam edildikten sonra 1lt/dk %50 O2 - %50 hava ve %2-2,5 sevoflurane ile düşük akıma geçildi. Normal Akım grubunda 4lt/dk (denitrojenasyon amacıyla) %50 O2 - %50 hava ve %2-2,5 sevoflurane ile anestezi idamesi sağlandı. Hastalardan anestezi başlangıcı ve bitişinde arter kan gazı örneği alındı. Anestezi başlangıcından sonra 10dk aralıklarla, kalp atım hızı, sistolik arter basıncı, diyastolik arter basıncı, ortalama arter basıncı, periferik oksijen saturasyonu, bispektral indeks, train of four değerleri kaydedildi. Operasyon bitiminde hastanın spontan solunumu başlayınca dekürarizasyon uygulandı, spontan solunumu ve kas gücü yeterli olduğunda ekstübe edildi. Bulgular: Çalışmamızda; düşük akım grubunda ve normal akım grubunda arter kan gazı örneklerinde, pH, PaO2, PaCO2, HCO3, Laktat ve BE açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Hemodinamik verilerde SAB, DAB, OAB, KAH, SpO2 ve BİS ölçümlerinde iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ameliyat sırasında ve sonrası dönemde hastalarda düşük akımlı anestezi uygulamasına bağlı hemodinamik açıdan herhangi bir değişiklik, beklenmeyen etki veya komplikasyon belirlenmedi. Sonuç: LSG ameliyatı uygulanan morbid obez hastalarda düşük akım tekniği güvenle kullanılabilir.

AnestetiklerAnesteziCerrahi+3
Zeynep Ertaş Dursun
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Lokal anesteziklerin tonik ve fazik etkilerinin sukroz-gap tekniği ile incelenmesi

oz LOKAL ANESTEZİKLERİN TONİK VE FAZİK ETKİLERİNİN SUKROZ-GAP TEKNİĞİ İLE İNCELENMESİ Lokal anesteziklerin zar ve aksiyon potansiyeli üzerine etkileri intrasellüler ve ekstrasellüler olarak çeşitli tekniklerle belirlenebilmektedir. Bu çalışmada, sukroz-gap tekniğiyle lokal anesteziklerden prokain ve lidokainin, kurbağa siyatik sinir demetlerinin bileşik dinlenim potansiyeli (BDP) ve bileşik aksiyon potansiyeli (BAP) parametreleri (genlik (V), latans (TJ, depolarizasyon zamanı (TDE), yarı-repolarizasyon zamanı (1/2TRE)) üzerine olan etkileri arıştırıldı. BDP ve BAPları kayıtlamak için beş bölümlü ve her bölümü perfüze edilebilen bir sukroz-gap aparatı geliştirildi. Kayıtlanan DC ve AC potansiyele perfüzyonun ve asimetrinin etkileri belirlendi. Ayrıca ekstrasellüler KCl'ün konsantrasyonlarına bağlı olarak zarda oluşan depolarizasyon da ölçüldü. Çalışmada ağırlıkları 70-80 gram arasında değişen kurbağalardan (Rana cameranoi) çıkarılan 5-7 cm uzunluğundaki siyatik sinir demetleri kullanıldı. Sukroz-gap tekniğiyle bu sinirlerin BAP parametreleri ve BDP'leri kontrol, 1, 2.1, 4.2, 8.4 mM Prokain ve 1, 2.1, 4.2 mM lidokain konsantrasyonlarında, tek uyarımla uyarılarılarak ve tonik ve frekansa bağlı uyarılarılarak kayıtlandı. Sonuç olarak, tek puis uyarımlarında prokain ve lidokain konsantrasyona bağlı olarak BAP'nin genliğini düşürdüğü, latans, depolarizasyon zamanı ve yarı- repolarizasyon zamanını arttırdığı ve bileşik dinlenim potansiyelini çok az hiperpolarize ettiği belirlendi. 2.1 mM prokain ve lidokain konsantrasyonlarının frekansa bağlı uyarımlarda genliği daha fazla düşürdüğü belirlendi. Anahtar Kelimeler: Bileşik Dinlenim Potansiyeli, Bileşik Aksiyon Potansiyeli, Sukroz-Gap Tekniği, Prokain, Lidokain. vııı

AnestetiklerLidokaineProkain+1
Tufan Mert
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1997
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda lumbar paravertebral ve kaudal bloğun postoperatif ağrı tedavisindeki etkileri

Amaç: Bu çalışmamızda tek taraflı inguinal herni, hidrosel ve inmemiş testis olgularında yapılan lumbar paravertebral ve kaudal blokta levobupivakainin peroperatif anestezik ajan tasarrufu ve postoperatif ağrı tedavisi analjezi üzerindeki etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu'nun ve ebeveynlerin onayı alındıktan sonra tek taraflı inguinal herni, hidrosel ve inmemiş testis nedeniyle çocuk cerrahisi tarafından cerrahi uygulanan, Amerikan Anestezi Cemiyeti (ASA) I-II grubu, 1-12 yaşları arasındaki 70 çocuk çalışmaya dahil edildi. Hastalar rastgele 2 gruba ayrıldı.I. Gruba maske ile indüksiyon sonrası ameliyat edilecek üstte kalacak şekilde lateral dekübitis pozisyonu verilip levobupivakain (% 0,25) 0,2 ml/kg volüm ile paravertebral blok uygulandı.II. Gruba maske ile indüksiyon sonrası sol lateral dekübitis pozisyonu verilip levobupivakain (% 0,25) 0,5 ml/kg volüm ile kaudal blok uygulandı.Olguların sevofluran konsantrasyonları ile intraoperatif ve postoperatif sistolik ve diastolik kan basınçları, kalp atım hızları kaydedildi. Ağrı (CHEOPS) skorları, ebeveyn memnuniyeti dereceleri, ek analjezik gereksinimi olan olgu sayısı ve yan etkiler not edildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri, operasyon süreleri, hemodinamik parametreleri bizbirine benzerdi. İntraoperatif 10., 15., 30., ve 60. dakikalarda kaydedilen sevofluran konsantrasyonu Grup I'de Grup II'den daha düşük olarak saptandı. (p=0,001) Postoperatif ilk 24 saatte analjezik gereksinimi olan olgu sayısı, Grup I'de 5, Grup II'de 12 olarak belirlendi. (p=0,050) Olguların postoperatif analjezi süresinin Grup I'de Grup II'ye oranla istatistiksel olarak uzun olduğu saptandı. (p=0,050) Grup I de ebeveyn memnuniyeti açısından mükemmel ve iyi şeklinde değerlendirme yapan ebeveyn sayısı fazla iken Grup II de iyi ve kötü şeklinde değerlendirme yapan ebeveyn sayısı fazla idi. (p=0,010) Postoperatif CHEOPS değerleri her iki grupta 120. dk dışında benzerdi. Hiçbir olguda hipotansiyon, bradikardi ve solunum depresyonu gözlenmedi.Sonuç: Çocuklarda lumbar paravertebral blok uygulamasının kaodal bloğa göre peroperatif anestezik gereksinimi daha çok azalttığı, daha uzun postoperatif analjezi sağladığı, ek analjezik gereksinimi daha çok azalttığı ve ebeveyn memnuniyetini arttırdığı kanısına varıldı.Anahtar Sözcükler: Çocuklar, lumbar paravertebral blok, levobupivakain, kaudal blok, postoperatif ağrı, peroperatif anestezik ajan tasarrufu.

AnaljeziAnestetiklerAnestezi+5
Remzi Tuğ
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda sevofluran ve sevofluran-remifentanil uygulamalarında bispektral indeks değerlerinin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamız pediatrik elektif cerrahilerde anestezi sağlamak amacıyla kullanılan ajanların anestezi derinliği,sevoflurane tüketimi ve hemodinamik parametreler üzerine etkilerinin karşılaştırılması amacıyla planlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza fakülte etik kurulu ve ebeveyn onayları alınarak, yaşları 3-10 yaş arasında değişen, ASA I-II grubu 1 saatten uzun sürecek elektif cerrahi geçirecek 60 adet çocuk hasta alındı.Hastalar monitörize edildikten sonra 2 gruba ayrıldı ve tüm hastalarda anestezi indüksiyonu sevofluran inhalasyonu ile yapıldı.Birinci grupta indüksiyonu takiben anestezi idamesi MAK:%0,5-2 olacak şekilde sevofluran inhalasyonu ile sağlandı. İkinci grupta indüksiyonu takiben 0,5 µ/kg remifentanil 1 dakikada yüklendi ve idame için 0,25 µ/kg/dk remifentanil infüzyonu ve MAK: %0,5-2 olacak şekilde sevofluran inhalasyonu verildi.Her iki grupta da peroperatif devamlı olarak bispektral indeks değerleri takip edildi ve 5 dakikada bir kaydedildi. Aynı zamanda peroperatif kalp atım sayısı, sistolik ve diastolik kan basıncı değerleri, oksijen saturasyonu, end-tidal sevofluran konsantrasyonu, gözyaşı, terleme, öksürme ve ıkınma gibi otonomik yanıtlar takip edilerek 5 dakikada bir kaydedildi.Bulgular: Yapılan tüm ölçümlerde KAH'nın istatistiksel olarak Grup 2'de Grup 1'e göre daha düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Sistolik ve diyastolik kan basınçları arasında ise her iki grupta fark yoktu (p>0,05). Çalışmamızda endtidal sevofluran konsantrasyonlarının Grup 1'de istatistiksel olarak daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). BİS ölçümlerinin değerlendirilmesinde ise Grup 2'de değerlerin daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Çalışmaya alınan olguların hiçbirinde otonomik yanıtlara rastlanmadı; dolayısıyla bu parametre istatistiksel değerlendirmeye alınmadı.Sonuç: Çalışmamızda sevofluran ve remifentanil uygulanan grupta, sadece sevofluran uygulanan gruba göre BİS değerlerinin daha yüksek olduğu, fakat endtidal sevofluran konsantrasyonlarının daha düşük olduğu saptandı. Sonuçta; remifentanilin BİS değerleri üzerine bir etkisi olmadığı, sadece hemodinamik yanıtı baskıladığı kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler: Bispektral indeks, sevofluran, remifentanil.

AnestetiklerAnesteziBilinçli sedasyon+5
Feride Karacaer
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anestezik ajanların elektrokonvülsif terapide nöbet süresine ve hemodinamik yanıta olan etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: EKT, genel anestezi altında major depresyon başta olmak üzere birçok psikiyatrik rahatsızlığın tedavisinde rutin olarak kullanılmaktadır. EKT'de hedef, nöbet oluşumu esnasında hemodinamik stabilitenin korunması ve nöbet süresinin uzun sürmesidir. Çalışmamızda, bu hedefe en uygun anestezi stratejisinin hangisi olduğunun araştırılması amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 18 ile 60 yaş arası 54'ü kadın, 102'sı erkek hastadaki 160 EKT işlemi alınmış ve 4 farklı ilaç kombinasyonu karşılaştırılmıştır. Her 4 grup hasta anestezi odasına alındığında kalp atım hızı, sistolik, diyastolik ve ortalama arteryal basınçları ile periferik oksijen satürasyonu değerleri ölçülerek kaydedildi. Grup I (n=40)'e Tiopental Sodyum (2,5 mg/kg) + Suksametonyum Klorür (1 mg/kg), Grup II (n=40)'ye Tiopental Sodyum (2,5 mg/kg) + Roküronyum Bromür (0,3 mg/kg), Grup III (n=40)'e Propofol (1 mg/kg) + Suksametonyum Klorür (1 mg/kg), Grup IV (n=36)'e Propofol(1mg/kg) + Roküronyum Bromür (0,3 mg/kg) olmak üzere indüksiyon yapıldıktan sonra, EKT öncesi, EKT sonrası 1., 3. ve 5. dakika ile postoperatif bakım ünitesine alındıktan sonraki 5. dakika hemodinamik parametre verileri ile periferik oksijen satürasyonu değerleri kaydedildi. Olguların nöbet süresi ile spontan soluma başlama, göz açma, basit emirlere uyma zaman verileri ve ortaya çıkan yan etkiler kaydedildi.Bulgular: Grupların dermografik özellikleri karşılaştırıldığında istatistiksel fark saptanmadı (p>0,05). Nöbet süreleri karşılaştırıldığında özellikle Grup III ve Grup IV'de kısalmış olmakla birlikte aralarında anlamlı fark bulundu (p=0,002). Hemodinamik veriler karşılaştırıldığında verilerin zaman içinde değiştiği ve grupların seyrinin farklı olduğu görüldü (p<0,05). Derlenme süresi (spontan solunuma başlama, göz açma ve basit emirlere uyma zamanı) verileri karşılaştırıldığında özellikle Grup II ve IV'de uzamış olmakla birlikte aralarında anlamlı fark bulundu (p<0,05). Grupların SpO2 verileri seyri açısından benzer olduğu görüldü(p=0.288).Sonuç: Tiopental sodyumun EKT'de nöbet süresini uzatması nedeniyle tercih edilebileceği, roküronyum bromürün her ne kadar derlenme süresini uzatsa da süksametonyum klorürün potansiyel yan etki ve komplikasyonları göz önüne alındığında alternatif kas gevşetici olabileceği kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler: Elektrokonvülsif terapi (EKT), nöbet süresi, hemodinami, propofol, rokuronyum bromür.

AnestetiklerBromürElektrokonvülsif tedavi+3
Volkan Eroğlu
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk cerrahisinde transvers kesi ile yapılan laparotomilerde preoperatif ultrasonografi eşliğinde, levobupivakain ile yapılan rektus kılıf bloğunun postoperatif analjezi üzerine etkisinin araştırılması

Amaç: Çalışmamızda, çocuklarda transvers kesi ile yapılan laparotomilerde, USG eşliğinde levobupivakain ile yapılan rektus kılıf bloğunun, intraoperatif sevofluran tüketimi ve postoperatif analjezik tüketimine etkisini araştırdık.Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniğinde, T.C. Sağlık Bakanlığı Etik Kurul onayı ve ebeveyn izni alınarak yapıldı. Çocuk Cerrahisi kliniğinde transvers kesi ile batın ameliyatı uygulanacak 3-18 yaş arası, ASA I-II grubu, 40 hasta çalışmaya alındı. Hastalarımız rastgele seçilen ve toplam 40 hastadan oluşan 2 gruba ayrıldı.Grup I hastalara genel anestezi sonrası preoperatif % 0,25 levobupivakain 0,2 ml/kg ile ultrasonografi eşliğinde rektus kılıf bloğu, grup II hastalara ise genel anestezi ve operasyon sonrası 0,1 mg/kg morfin yükleme dozu iv. olarak yapıldı. Postoperatif ağrı için her iki gruba da morfin ile Hasta Kontrollü Analjezi (HKA) cihazı, 0,01 mg/kg bolus ve 30 dk. kilit süresi ile kuruldu.Her iki grubun da operasyon süresince inspire edilen (%) ve tüketilen (ml/saat) sevofluran konsantrasyon ve miktarları, intraoperatif ve postoperatif sistolik ve diyastolik kan basınçları, kalp atım hızları, oksijen saturasyonları gibi hemodinamik veriler ölçülerek kaydedildi. Postoperatif HKA ile analjezik tüketimi, ağrı skorları (FLACC), sedasyon düzeyi, bulantı kusma, ek analjezik gereksinimi olan olgu sayısı ve yan etkiler izlenerek not edildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri, operasyon süreleri ve hemodinamik parametreleri birbirine benzerdi. İntraoperatif dönemde inspire edilen ve tüketilen sevofluran miktarlarının grup I hastalarda, grup II hastalardan daha düşük olduğu saptanmış; ortalama sevofluran tüketimi grup I hastalarda 18,7±2,1 ml/saat, grup II hastalarda ise 21,5 ±2,9 ml/ saat olarak belirlenmiştir (p<0,001).Postoperatif hemodinamik veriler karşılaştırıldığında ise; sistolik arter basınçları, grup I hastalarda, grup II hastalara göre daha düşük bulunmuş, diğer parametreler benzer bulunmuştur.Hastaların postoperatif FLACC ve sedasyon skorlarının ve 24 saatlik kümülatif morfin tüketiminin grup I hastalarda, grup II'ye göre daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0.001). Grup II'de 3 hastada bulantı görülürken, grup I'de hiçbir hastada bulantı- kusma görülmemiş, yine postoperatif hiçbir hastada ek analjezi ihtiyacı olmamıştır.Sonuç: Sonuç olarak preoperatif rektus kılıf bloğu uygulanan hastalarda, postoperatif iv. morfin uygulanan hastalara göre, peroperatif sevofluran tüketiminin ve HKA yöntemi ile postoperatif morfin tüketiminin daha az olduğu gözlenmiştir.Çalışmamızın sonucunda USG eşliğinde rektus kılıf bloğu uygulamanın etkin ve güvenilir bir analjezi sağladığı kanısına varılmıştır.Anahtar Sözcükler: Çocuklar, Hasta Kontrollü Analjezi, Levobupivakain, Rektus Kılıf Bloğu, Sevofluran, Ultrasonografi.

AnaljeziAnestetiklerLaparotomi+3
Aydın Halefoğlu
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Jinekolojik cerrahide ultrasonografi eşliğinde yapılan rektus kılıf bloğunun postoperatif analjezi üzerine etkileri

Amaç: Çalışmamızda jinekolojik cerrahide pfannenstiel (transvers) kesi ile yapılan miyomektomi ve histerektomi olgularında ultrasonografi eşliğinde levobupivakain ile yapılan rektus kılıf bloğunun, peroperatif sevofluran ve postoperatif tramadol tüketimi üzerine olan etkilerini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniğinde, T.C. Sağlık Bakanlığı Etik Kurul onayı ve yazılı hasta onayı alınarak yapıldı.Çalışmaya Jinekolojik Cerrahi kliniğinde pfannenstiel kesi ile miyomektomi ve histerektomi operasyonu yapılacak 20-70 yaş arası, ASA I-II grubu, 75 hasta alındı.Hastalar rastgele seçilen ve toplam 75 hastadan oluşan üç gruba ayrıldı.Grup I (n=25) hastalara genel anestezi indüksiyonu ve entübasyon sonrası preoperatif % 0,25 levobupivakain serum fizyolojik içinde 0,2 ml/kg volüm (maksimum 40 ml) ile ultrasonografi eşliğinde rektus kılıf bloğu, grup II (n = 25) hastalara peroperatif % 0,25 levobupivakain serum fizyolojik içinde 0,2 ml/kg volüm (maksimum 40 ml) ile insizyon bölgesinden açık teknik ile rektus kılıf bloğu, grup III (n = 25) hastalara peroperatif operasyon bitiminden 30 dakika önce 2 mg/kg intravenöz tramadol yapıldı.Postoperatif ağrı tedavisi için her üç gruba da tramadol ile Hasta Kontrollü Analjezi (HKA) cihazı, 0,2 mg/kg bolus doz ve 10 dakika kilit süresi ile kuruldu.Her üç grupta da peroperatif inspire edilen (%) sevofluran konsantrasyonu, peroperatif ve postoperatif sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp atım hızı,oksijen saturasyon değerleri ölçülerek kaydedildi.Ayrıca yine postoperatif dönemde HKA ile tüketilen total tramadol miktarı,VAS ağrı skoru değerleri ile bulantı-kusma,ek analjezik gereksinimi,gaz-gaita çıkışı olan olgu sayısı ve olası yan etkiler izlenerek kayıt edildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri,operasyon süreleri ve preoperatif hemodinamik parametreleri birbirine benzerdi.Peroperatif dönemde inspire edilen sevofluran konsantrasyonu (%), grup I hastalarda grup II ve grup III hastalara göre anlamlı oranda daha düşük saptandı (p = 0,0001), grup II ve III arasında ise istatistiksel fark yoktu (p > 0,05).Postoperatif dönemde ise sistolik-diyastolik arter kan basınçları, kalp atım hızları her üç grupta klinik açıdan hemodinamik sınırlar içerisinde ve birbirine benzer saptandı. 24 saatlik kümülatif tramadol tüketimi grup I ve grup II hastalarda birbirine benzer (p>0,05), grup III hastalardan ise düşük bulundu (p = 0,0001), grup I ve II'de ise benzer bulundu (p>0,05). VAS ağrı skoru da grup I hastalarda postoperatif 30. dk, 1., 2., 4., saatlerde grup II ve III'den daha düşük olarak saptandı (p = 0,021) (p = 0,020) (p = 0,045) (p = 0,044). Grup II ve grup III arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Gruplar arasında bulantı-kusma ve ek analjezik gereksim insidanslarında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Grup III hastalarda gaz-gaita çıkışı saptanmamış iken, grup I hastaların 5'inde, grup II hastaların 1'inde gaz-gaita çıkışı saptanmış olup, istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05).Sonuç: Preoperatif (preempitif) ultrasonografi eşliğinde levobupivakain ile yapılan rektus kılıf bloğu uygulamasının, peroperatif inspire edilen sevofluran konsantrasyonunu (%) ve postoperatif tramadol gereksinimini azalttığı, etkin bir analjezi sağladığı, hemodinamik parametreleri klinik anlamlı etkilemediği ve ciddi yan etkilere yol açmadığı sonucuna varıldı.Anahtar sözcükler: Jinekolojik cerrahi, Hasta Kontrollü Analjezi, Levobupivakain, Rektus Kılıf Bloğu, Sevofluran, Ultrasonografi

AnaljeziAnestetiklerAğrı+4
Şule Cüneyitoğlu
Çukurova University
2011
00

Related subjects