Acil tıp servisleri

Bu konu başlığı altında 101 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Acil servislerde çalışan sağlık profesyonellerinin hasta güvenliğine ilişkin tutumları ve hasta güvenliğinde etkili faktörler

Araştırma, acil servislerde çalışan sağlık profesyonellerin hasta güvenliğine ilişkin tutumlarını ve hasta güvenliğinde etkili faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlandı. Araştırmanın evrenini, Türkiye'de bulunan üç kurum hastanesinin acil servislerinde çalışan 150 sağlık profesyoneli, örneklemi ise sağlık profesyonellerinden araştırmaya alınma kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 143 kişi oluşturdu. İlgili kurumlardan etik kurul ve çalışma izinleri alındı. Araştırmanın verileri, literatür doğrultusunda hazırlanan demografik özellikleri ve çalıştıkları bölüme dair bilgileri içeren "Kişisel Bilgi formu" ve "Hasta Güvenliği Tutum Ölçeği" kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodlar kullanıldı. Nicel verilerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro-Wilk testi ve grafiksel incelemeler ile sınandı. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının Hasta Güvenliği Tutum Ölçeği'nden ve ölçeğin alt boyutlarından aldıkları puan ortalamaları incelendiğinde "Hasta Güvenliği Tutum Ölçeği" toplam puan ortalaması 3,34± 0,369 (dağılım 2,28-4,43 (3,33)) olduğu saptandı. Alt boyutlarından aldıkları puan ortalamaları değerlendirildiğinde; 3,53± 0,63 (dağılım 1,57-5 (3,57)) puan ile en yüksek alt boyutun "yönetim anlayışı", 3,02±0,84 (dağılım1-5 (3)) puanı ile en düşük alt boyutun "stresi tanımlama" olduğu belirlendi. Çalışma süreleri değerlendirildiğinde; acildeki çalışma süresi 10 yıl ve üzerinde olan sağlık çalışanlarının "çalışma koşulları" alt boyut puanı, çalışma süresi 4-6 yıl arasında olanlara göre anlamlı düzeyde yüksek saptandı (p=0,012; p<0,05). Hasta ya da hasta yakınları ile iletişim sorunu yaşayan sağlık çalışanlarının "iş doyumu" alt boyutundan aldıkları puanlar, iletişim sorunu yaşamayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptandı (p=0,024; p<0,05). Sonuç olarak, hastanelerde sağlık profesyonellerinin hasta güvenliği ile ilgili tutumları değerlendirilirken; çalışma koşullarının, personel yeterliliğinin ve hasta güvenliğinde etkili faktörlerin göz önünde bulundurulması ve hasta güvenliği uygulamaları ile ilgili tüm çalışanlara eğitim programlarının düzenlenmesi ve bu eğitimlerin süreklilik taşıması önerilmektedir. Bu konuda farkındalık yaratılması hasta güvenliği kültürünün yerleşmesi için önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Sağlık profesyonelleri, Acil Servis, Hasta Güvenliği

Acil servisAcil tıpAcil tıp servisleri+2
Gönül Akçay
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kalabalık acil servisler için yeni bir triyaj sistemi; öztriyaj

Aciliyetin belirleyicisi hastadır ve hastanın aciliyet algısı acil servis başvuruları ile direk ilişkilidir. Hastanın yüksek aciliyet algısı, uygunsuz acil başvurularına ve hastane kalabalığına neden olur. Düşük aciliyet algısı ise, hastanın acil bakım hizmeti arayışlarına engel olarak, morbidite ve mortaliteyi arttırabilir. Bu çalışmada hastaya triyaj yaptırılarak, hastanın aciliyet algısını, sağlık personeli aciliyet değerlendirmesi ile karşılaştırmak amaçlandı. 1 Haziran 2018 ile 15 Kasım 2018 tarihleri arasında, Hacettepe Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na başvuran 18 yaşından büyük, bilinci açık, sağlık personeli triyajına göre T1 veya T2 triyaj kategorisinde olmayan, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, onam formu alınmış hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastalardan, ortalama bekleme sürelerinin de verildiği beşli triyaj kategorisinden, kendi aciliyetlerine en uygun triyaj kategorisini seçmeleri istendi. Hasta triyajı ile sağlık personelinin yaptığı triyaj karşılaştırıldığında; hastaların %26'sının (n=769) sağlık personeli ile aynı triyaj kategorisini seçerek uyumlu triyaj yaptığı, %67'sinin (n=2012) yüksek triyaj yaptığı, %6'sının (n=178) ise düşük triyaj yaptığı tespit edildi. Bu çalışmada, hastaların aciliyet algısı ile sağlık personelinin aciliyet değerlendirmesinin farklı olduğu saptandı (kappa=0,041, ağırlıklı kappa=0,1585). Kadın cinsiyet, daha düşük yaş ortalaması, travma dışı nedenler ile başvuru, ayaktan başvuru ve taburcu sonlanımı, yüksek triyaj ile ilişkili bulundu. Bir kategori yüksek hasta triyajı ile bir kategori düşük hasta triyajının uyumlu hasta triyajına dahil edilmesiyle oluşturulan 'genişletilmiş uyumlu hasta triyaj grubu' ile sağlık personeli triyajının karşılaştırmasında da, uyumsuzluğun devam ettiği saptandı (kappa=0,1133). Toplumun bilgilendirilmesi ve farkındalığın arttırılması, orta ve uzun vadede hastanın aciliyet algısının iyileştirilmesine katkıda bulunabilir. Aile hekimleri tarafından yüz yüze, telefon veya mail yoluyla ya da teletıp gibi yöntemler ile hastalara sağlık durumlarının aciliyetleri hakkında danışmanlık hizmetinin verilmesi ise, kısa ve orta vadede etkili olabilecek çözümlerdir.

Acil servis-hastaneAcil tıpAcil tıp servisleri+3
Aslı Bilge İpek
Hacettepe University
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ankara ilinde acil yardım ambulansının yanıt süresine trafik yoğunluğu dışında etki eden faktörler

Afetlerde ve hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinde, acil bakım gerektiren olayın meydana gelişini takip eden ilk dakikalarda atılacak her adım, ölümle yaşam arasında seçim yapmak demektir. Ambulansın vakaya ulaşma süresi, diğer bir deyişle yanıt süresi, hastane öncesi acil sağlık hizmetinin hastaya ulaşma hızını belirlemek için kullanılan bir kavramdır. Bu çalışmada trafik yoğunluğu dışında ambulans yanıt süresine etki eden faktörler sorgulanarak vakaya ulaşmayı geciktiren faktörlerin tespiti ve sonrasında bu faktörlerin iyileştirilmesine yönelik sürece katkı sağlamak amaçlanmıştır. Araştırma Ankara ilinde 112 Acil Sağlık Hizmetleri personelinin bulunduğu iki grup üzerinde yapılmıştır. İlk grup katılımcı Ankara İli Acil Yardım İstasyon sorumluları olup bu gruba hasta/yaralıya ulaşmayı etkileyen faktörler konusunda kendi deneyimleri sorulmuştur. Ayrıca afet senaryoları üzerinden ambulans yanıt süresini etkileyebilecek faktörler sorgulanmıştır. İkinci grubun çalışma evrenini acil çağrı vakaları oluşturmaktadır. İkinci grupta, uygunluk örneklemiyle seçilen istasyonların ekip sorumlularının 24 saatlik görevleri esnasında gittikleri vakalar örnek olarak alınmıştır. İlk grubun yanıtlarına göre vakaya ulaşmayı en çok etkileyen üç neden adresin yanlış bildirilmesi, bina numaralarının görünür yerde olmaması ve dış bahçe bariyeri olarak belirlenmiştir. Acil çağrı vakalarının evrenini oluşturduğu diğer grupta olumsuz etken daha çok bildirilmiştir (vaka sayısı: 202, olumlu etken: 29, olumsuz etken: 110). Sokağa çıkan, ekibi adrese yönlendiren hasta/yaralı yakını en sık bildirilen olumlu etkendir. Trafik dışlandığı zaman adresin düzgün verilmemesi en sık, yol ve hava şartları ikinci sık olumsuz etken olarak belirtilmiştir. Ayrıca vakalarda ilk yardım ihtiyacının olup olmadığı, var ise uygulanıp uygulanmadığı da sorgulanmıştır. İlk yardım ihtiyacı olan vakaların %74,8'ine ilk yardım uygulanmadığı tespit edilmiştir. En sık görülen olumsuz etken olarak karşımıza çıkan, yanlış adres bildirimini ortadan kaldırabilmek için halk eğitimleri planlanmalıdır. Açık alan vakalarında ise çağrı karşılayıcı kapalı uçlu sorular ile en doğru adresi almaya yardımcı olmalıdır. Bina numaraları standart biçim ve boyutta olmalı, görünebilir yerlere asılmalıdır. Konu ile ilgili yönetmelik çerçevesinde denetimler daha da sıkılaştırılmalıdır. Toplumda verilen mevcut ilk yardım eğitimi gözden geçirilmeli, farklı eğitim modelleri düşünülmelidir. Olası afet senaryoları üzerinden yapılan anketlerde ise merkezi bir alanda afet anında ambulansın yanıt süresine en sık etki eden faktör olay yerinde kaos olması, periferde meydana gelen bir afet de ise ambulansın yanıt süresine en sık etki eden faktör bozuk ve kapatılmış, kapanmış yollar olarak bulunmuştur. Acil sağlık hizmetleri sunumu yaralı sayısının fazla olması nedeniyle doğal ve insan kaynaklı afetlerde aksayabilir. Afet tatbikatları ve toplum bilgilendirmeleri ile bu etmenlerin çözülebileceği düşünülmektedir.

112 Acil Çağrı MerkeziAcil servis-hastaneAcil tıp+6
Ali Osman Altıner
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Plasenta previa olgularının yönetimi ve yatırarak takip kriterlerinin belirlenmesi

Bilgi birikimi ve baş döndürücü teknolojik gelişimlere rağmen peripartum kanamalar maternal morbidite ve mortalitenin nedenleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Plasenta previa olguları modern obstetri pratiğinin yönetilmesi zor hasta gruplarından birisini oluşturmaktadırlar. Literatür genişçe değerlendirildiğinde özellikle hospitalizasyon zamanı açısından net bilgiler görülememektedir. Yapılan prospektif klinik çalışmaya 2016-2019 yılları arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'ne başvuran plasenta previa olguları dahil edilmiştir. Çalışmaya alınan katılımcı sayısı 98'dir. Olguların yaşı, geçirdikleri gebelikler, doğumları hazırlanan olgu formu ile kayıt altına alınmıştır. Plasenta previa olgularında çok sık görülen ve klinik sonuçlar için anlamlı olan kanama miktarı ve zamanı hazırlanan olgu formları ile kayıt altına alınmıştır. Kanama takibi gebelik sonlanana kadar sürmüştür. 32. gebelik haftasında olgular vajinal ultrasonografi ile gri skala ve doppler parametleri olmak üzere değerlendirilmiştir. Çalışmamızda 28. haftadan önce kanamanın olması ve/veya iki ve daha fazla kanama atağının olmasının acil sezaryen ihtiyacı ile ilişkili olduğu ortaya konmuştur ve bu ilişki istatistiki olarak anlamlıdır (p<0,05). Servikal uzunluğun 30 mm'den daha kısa olmasının acil sezaryen ile ilişkisi gösterilmiştir ve bu ilişki istatistiki olarak anlamlıdır (p<0,05). Gebelik sayısı ve geçirilmiş sezaryen sayısı ise plasental invazyon patolojileri ile istatistiki anlamlı olarak ilişkilidir (p<0,05). Ayrıca yapılan çalışma ile elde edilen önemli bir bilgi olarak, plasenta previalı olgularda acil sezaryen ihtiyacı ile invazyon patolojileri arasında bir ilişki gösterilememiştir (p=0,241). Plasenta previalı hastaların yönetimi için donanımlı cerrahi ekip, tecrübeli bir anestezi grubu ve her an yüksek düzeyde destek sağlayabilecek bir aktif kan merkezinin varlığı zaruridir. Sonuç olarak hangi hastanın acil cerrahi müdahale için yüksek risk taşıdığının belirlenmesi yönetimin kişiselleştirilmesi ve aylarca süren hastane yatışlarının önlenmesi için önemlidir.

Acil servis-hastaneAcil tıpAcil tıp servisleri+3
Sabahattin Anıl Arı
Ege University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servis hızlı bakı alanına gelen hastaların aciliyet durumlarının hasta ve hekim tarafından değerlendirirmesi ve acil servislerin uygunsuz kullanımı

Günümüzde acil servislere başvuru oranları her geçen gün artmakta ve acil servis kalabalığı dünya çapında bir sorun olmakla birlikte, birçok ülkede en büyük ulusal sağlık hizmeti krizlerinden biri olarak tanımlanmaktadır. Acil olmayan başvurular, birinci basamak sağlık hizmetlerinin etkin kullanılamayışı, acil serviste yatış bekleyen hastalar nedeniyle oluşan blokaj bu krizin nedenlerinden sadece bir kaçıdır. Literatürde Acil servis kalabalığına çözüm yaklaşımları nedenleri kadar geniş bir yelpazede yer bulmaktadır. Bu çözüm önerilerinden biri olan hızlı bakı uygulaması birçok çalışmada, hastaların hızlı şekilde tedavi edilmesi, bekleme süresinin ve acil servis kalabalığını azaltıcı bir çözüm önerisi olarak sunulmaktadır. Çalışmamız, bir üniversite hastanesinin acil servis hızlı bakı birimine başvuran hastaların, aciliyet uygunlukları, bu duruma etkisi olabilecek sosyo-demografik özellikleri ve elde edilen verilerle acil servis kalabalığına çözüm önerilerine katkıda bulunmak amacıyla, prospektif ve kesitsel olarak planlanmıştır. Çalışmamızda hızlı bakı birimine başvuran ve çalışmayı kabul eden 1281 hastanın %65,3'ü acil olmayan başvuru olarak saptanmıştır. Acil olmayan başvurularda kadınların, üniversite mezunu olanların, 17-34 yaş grubundaki hastaların, bekârların oranı daha yüksek çıkmıştır (p<0,05). Acil servisi tercih etme nedenleri arasında yakınlık ve güvenilir bulma ilk sırada yer almıştır. Acil olmayan başvurular en fazla 17-20 saatleri arasında yapılmıştır. Hasta ve hekimlerin aciliyet algıları arasında anlamlı düzeyde farklılık olduğu saptanmıştır. Hastaların acil servis kalabalığına getirdikleri çözüm önerileri arasında en büyük oran çalışan personel sayısının artırılması olmuştur. Acil servislere başvurularda aciliyeti değerlendirebilecek standart bir yöntem bulunmamaktadır. Bu nedenle başvuru taleplerinin acil servis kalabalığına neden olmayacak ivedilikle çözümlenmesi gerekmektedir. Çalışmamız sonucunda, acil servislerde hızlı bakı birimlerinin bu talepleri karşılayacak personel sayısı ve fiziki düzenlemesinin yapılması, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirlmesi, sevk 10 zincirinin oluşturulması, yatış bekleyen hastaların akışının sağlanması çözüm önerilerimiz arasında yer almıştır. ANAHTAR KELİMELER: acil servis, hızlı bakı birimi, acil servis kalabalığı

Acil servis-hastaneAcil tedaviAcil tıp+6
Mustafa Zeybeker
Ege University
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Paramediklerin (Ambulans ve acil bakım teknikeri) sık kullanılan ilaçlar ve girişimsel işlemler hakkındaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi

Bu anket çalışması acil sağlık hizmetlerinde çalışan Paramediklerin (Ambulans ve Acil Bakım Teknikeri) sık kullanılan ilaçlar ve girişimsel işlemler hakkındaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi. Amaç: Bu anket çalışması acil sağlık hizmetlerinde çalışan Paramediklerin (Ambulans ve Acil Bakım Teknikeri) sık kullanılan ilaçlar ve girişimsel işlemler hakkındaki bilgi düzeylerinin belirlenmesini amaçlamaktadır. Anket sonuçları mezuniyet öncesi ve sonrası eğitimlerin gözden geçirilmesi ve yeniden yapılandırılmasının gerekliliği açısından önem arz etmektedir. Materyal Metot: Çalışmaya 2016-2017 tarihleri arasında, Ankara ili ve ilçelerinde 112 ambulansları ve acil servislerinde çalışan 324 paramedik (Ambulans ve Acil Bakım Teknikeri) katılmıştır. Anket formu oluşturulurken ilk bölümde demografik veriler, ikinci bölümde ise acil servislerde ve ambulanslarda sıklıkla kullanılan intravenöz ilaçların endikasyonları, kontrendikasyonları, yan etkileri, uygulama dozları, dikkat edilmesi gereken özel durumlar ve girişimsel işlemlerle ilgili hazırlanan ifadelere yer verilmiştir. Bulgular: Katılımcıların çoğunluğu 18-26 yaş grubunda, önlisans mezunu, 2- 6 yıllık meslek deneyimine sahip paramediklerden oluşmaktadır. Katılanların çoğunluğu ilaç ve ilaç uygulamaları konusunda bilgi düzeyinin yetersiz (%48,7) olduğunu düşünmektedir. Katılımcıların çoğu mezuniyet sonrası girişimsel uygulamalar ile ilgili hizmet içi eğitim almıştır (%81,3). Katılımcıların sorulan sorulara verdikleri cevaplara göre aldıkları puan en yüksek 91,53; en düşük 32,2'tür. Katılımcıların puan ortalaması 70,57'dir. Kurumlarında girişimsel işlemler, ilaç ve viii ilaç uygulamaları ile alakalı hizmet içi eğitim alanların daha başarılı olduğu görülmüştür (p<0.05). Sonuç: Acil sağlık hizmetlerinde çalışan paramediklerin kardiyak ilaçlar, laringeal maske havayolu ve intraosseöz başta olmak üzere bazı konularda bilgilerinin yetersiz olduğu saptanmıştır. Bu konular başta olmak üzere hizmet içi eğitimlerin artırılmasının gerekli olacağını düşünmekteyiz.

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriAmbulanslar+4
Erdem Haytaç
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise göğüs travması ile başvuran hastalarda injury severity score (ISS) ve new injury severity score (NISS) travma skorlarının 28 günlük mortaliteye etkisi

Amaç: Tüm travma olgularının içerisinde baş-boyun ve ekstremite travmalarından sonra üçüncü sıklıkta göğüs travmaları görülmekte ve travmaya bağlı ölümlerin %25 ine sebep olmaktadır. Skorlama sistemleri, travmaların tedavi ve sonuçları hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlar. Biz bu çalışmada hastanemiz acil servisine başvuran toraks travması olan hastaların demografik ve klinik özelliklerini belirlemeyi; travma skorlama sistemleri ve bunların 28 günlük mortalite üzerine olan etkilerini analiz etmeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Çalışmamızda bir yıl süreyle acil servisimize toraks travması ile başvuran hastalar retroprospektif olarak değerlendirildi. Bu hastalar yaş, cinsiyet, acile başvuru şekli, travma oluş mekanizması, eşlik eden yaralanmalar, hastanede kalış süreleri ve mortalite açısından incelendi. Ayrıca her hasta için Şok indeksi, Glaskow koma skoru (GKS), Injury severity score (ISS) ve New injury severity score (NISS) hesaplandı. Bulgular: Toplam 449 toraks travma olgusu çalışmaya dahil edildi. Bunların %72,6 si erkekti. Göğüs travmalarının %95'i künt travma şeklinde oluşmuşken, sadece %5,6 oranında penetran yaralanma mekanizması görüldü. Künt toraks travma nedenleri arasında en sık motorlu araç kazası (%41,9), yüksekten düşme (%24,7) ve düşme (%13,1) görüldü. Acil serviste hastaların %13,4'üne tüp torakostomi ve %0,024 torakotomi yapıldı, hastaların büyük çoğunluğuna konservatif tedavi uygulandı. Tanısal açıdan en sık kot kırığı (%71,5) görüldü. 28 günlük mortalite mortalite için yapılan ROC analizinde Şok indeksi için AUC=0,915 (<0,001), ISS için AUC=0,902 (p<0,001), NISS için AUC=0,892 (p<0,001), olarak tespit edildi. AUC 0,8 den büyük olduğu için ayırt etme gücü çok iyi olarak değerlendirildi. Şok indeksi, ISS ve NISS skorlarının mortaliteyi öngörmede etkili olduğu görüldü. Sonuç: Toraks travmalarında ISS ve NISS sistemlerinin ikisi de etkin olarak kullanılabilir. Çalışmamızda ISS ve NISS sonuçları ile 28 günlük mortalite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edildi. ISS ve NISS arasında mortaliteyi öngörmede fark bulunamadı. ISS ve NISS'in spesifik hasta durumu ve travma türüne uygun kullanımını belirlemek için daha ileri araştırmalar yapılmalıdır.

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriDemografi+4
Eyüp Karaoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste yoğun bakım ihtiyacı olan hastalarda thiol-disülfid düzeylerinin mortalite oranları ile korelasyonu

Amaç: Acil servise başvuran ve yoğun bakım ihtiyacı olan kritik hastalarda yeni bir oksidatif stres parametresi olan thioldisülfid düzey ölçümlerinin mortalite açısından prognostik olarak kulanılabilirliğini araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metod: Çalışmamızda Kasım 2017-Nisan 2018 tarihleri arasında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Servisine başvuran ve yoğun bakım ihtiyacı olan kritik hastalar prospektif olarak değerlendirildi. Çalışmaya acil servise başvuran 79 hasta ve 71 sağlıklı gönüllü kontrol olmak üzere toplam 150 kişi dahil edidi. Bu hastalar yaş, cinsiyet, acile başvuru şekli, bilinç durumu, akut fizyolojik durumu, nativ thiol, toplam thiol, disülfid, iskemi modifiye albümin, feroksidaz değerleri açısından incelendi. Ayrıca her hasta için ortalama arter basıncı, Glaskow koma skoru (GKS) ve APACHE 2 skorlarıhesaplandı. Her hastanın 28 gün sonraki mortalite durumları belirlendi. Bulgular:Hasta ve kontrol grupları cinsiyetine göre gruplara ayrıldı ve istatiksel olarak incelendi. Hasta grubun % 39,2'si kadın ( n: 31 ), %60,8'i erkekti (n:48). Kontrol grubunun %38'i kadın (n:27) , %62'si erkekti ( n:44 ). Cinsiyet dağılımında iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (ki-kare testi; p:0,879). Erel paneli parametrelerinden 28 günlük mortalite ile karşılaştırıldığında anlamlı çıkan değerler nativthiol ve toplam thiol değerleridir. Nativ thiol ortanca değeri 28 gün sonra tüm hasta örneklemde 277, sağ olanlarda 314 saptanırken exitus olanlarda ortanca değer 228 saptanmış olup istatiksel olarak anlamlıdır ( p <0,001 ). Yine benzer şekilde toplam thiol ortanca değeri tüm hasta örneklemde 28 gün sonra 322,5 sağ olanlarda 363,3 saptanırken exitus olanlarda ortanca değer 266 saptanmış olup istatiksel olarak anlamlıdır ( p <0,001 ). APACHE 2 mortalite yüzdelerinin de 1 aylık mortaliteyle ilişkisi anlamlı saptanmış olup hasta örneklemde toplam mortalite ortancası %22, 1 ay sonra sağ olanlarda ortanca % 16, ex olanlarda ise ortanca %42 olarak değerlendirilmiştir ( p:<0,001 ). Oksidatif stres göstergesi olan EREL parametrelerinden NT ve TT düzeylerinin APACHE 2 skorlaması ve APACHE 2 mortalite yüzdeleriyle negatif korelasyonu saptanmıştır. Sonuç:Oksidatif stres göstergesi olan EREL parametrelerinden NT ve TT düzeylerinin 28 günlük mortalite ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisi olduğu ve APACHE 2 skorlaması ve APACHE 2 mortalite yüzdeleriyle negatif korelasyonları saptanmış olup hasta prognozunu belirlemek için anlamlı birer parametre olabileceğini düşündürmektedir.

APACHE skorlama sistemiAcil servis-hastaneAcil tıp+5
Nihal Şeylan
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

TÖTM acil servisine başvuran hastaların değerlendirilmesinde modifiye erken uyarı skoru ve mainz acil değerlendirme skoru kullanımının hasta prognozunu öngörmedeki etkinliği

Giriş ve Amaç: Son yıllarda, acil servisler ve yoğun bakım birimlerinde kritik hastaların taburculuk ve hastalık ciddiyetinin değerlendirilmesinde kullanılabilecek skorlama sistemlerine olan ilgi giderek artmaktadır. Bu çalışmada amacımız acil servise başvuran hastaların hastalık ciddiyetlerini belirleme ve hastaneye yatırılan hastaların sonlanımlarını öngörmede MEES ve mEWS sistemlerinin etkinliğini araştırmaktır.Materyal ve Metot: 01 Ocak ? 15 Şubat 2011 tarihleri arasında, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Acil Servisi'ne herhangi bir yakınma ile başvuran ve acil serviste müdahale edilen veya gözlem altında tutulan tüm hastalar arasından hastaneye yatışı gerçekleştirilen 1051 hasta çalışma evrenimizi oluşturdu. Çalışmaya alınan hastaların yaşının, cinsiyetinin, triaj kategorisinin, acil servise başvuru saatlerinin, mEWS ve MEES parametrelerinin herhangi bir kliniğe yatırıldığında yatış yerlerine ve mortalitelerine göre etkileri araştırıldı. İstatistiksel verilerin analizinde windows için SPSS paket programının 16.0 nolu versiyonu kullanıldı. Veriler ortalama, standart sapma (SD), ve yüzde olarak özetlendi. Risk faktörlerinin hesaplanması amacıyla univariate ve multivariate analizler kullanıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalamaları 58±19'du ve bunların 467'si (%44) kadın, 584'ü (%56) erkekti. Hastaların 21'i (%2) triaj 1 kategorisi, 646'sı (%61) triaj 2 kategorisi ve 384'ü ise (%37) triaj 3 kategorisindeydi. Bu hastaların 341'i (%32) yoğun bakıma, 710'u ise (%68) herhangi bir sevise yatırıldı. Çalışmaya alınan 1051 hastadan 935'i (%89) hastaneden taburcu edilirken, 116 hasta (%11) hastanede ex oldu. Hastaların mortalitelerine göre GKS, AVPU ve mEWS değerleri istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.0001).Hastaların mortalitelerine göre delta MEES değerleri istatistiksel olarak anlamsız olarak bulundu (p<0.127). Yapılan multivariate analizde hastaların mortalitelerini belirlemede hasta yaş grupları, GKS ve mEWS değerleri ve yatış yerlerini belirlemede ise yaş grupları, GKS ve AVPU değerleri etkin faktörler olarak bulundu.Sonuç: Çalışmamızın sonuçları mEWS değerlendirmesinin acil serviste kullanımının hasta prognozunu ön görmede ve hastaların yatacağı birimlerin belirlenmesinde etkin ve güvenilir bir araç olduğunu desteklemektedir. Aynı zamanda acil servislerde kolayca kullanılabilen GKS ve AVPU değerlerinin de güvenilir yol göstericiler olduğunu ortaya koymuştur. Diğer yandan MEES değerleri acil servislerde kullanım için uygun bulunmamıştır.

Acil durumlarAcil servis-hastaneAcil servis-psikiyatri+7
Feride Sinem Akgun
İnönü University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

2016-2017 yıllarında 6 aylık dönemde erişkin acil Servise 112 ilkyardım servisi ile başvuran hastaların analizi

GİRİŞ VE AMAÇ: Türkiye acil hastalıkların, doğal afetlerin, kaza ve yaralanmaların sık yaşandığı bir ülkedir .Bu nedenle acil sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi ve organizasyonu büyük önem taşımaktadır. Bu tez çalışmasında 112 Acil Servis Hizmetleri ile getirilen hastalar incelenerek; hasta başvurularının demografik özelliklerinin değerlendirilmesi ve acil servislerde ileriye yönelik planlama yaparken 112 ambulanslarının Acil Servis yoğunluğu üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma kesitsel bir araştırma olup; araştırmanın evrenini 01 Eylül 2016-31 Aralık 2016 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine 112 ambulansı ile getirilen kişiler oluşturmaktadır. Hasta bilgilerine 112 acil servis ambulansı formundan ve hastane sisteminden ulaşılmıştır. Araştırmanın örneklemini verileri eksiksiz olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 1066 kişi oluşturmuştur. Araştırmanın verileri tarafımızca hazırlanan veri toplama formu ve 112 acil ambulansı veri formu kullanılarak toplanmıştır. Veri toplama formu on iki bölümden oluşmaktadır. Veri toplama formu ile hastaların bileklik barkodu, hastaların vital bulguları ( tansiyon arteriyel, nabız, ateş, oksijen satürasyonu ), 112 ile geliş saati, 112 ile geliş günü, 112'de hesaplanan Glasgow Koma Skoru, 112 de yapılan müdahaleler (damar yolu açılması, hava yolu entübasyonu), 112 ön tanısı, hastane kesin tanısı, hastaların klinik seyri ( Acil servis bakısı sonrası sonuç, Hastane genel sonuç), servis veya yoğun bakım yatış süresine hastaların epikriz formundan ulaşılarak kayıt altına alınmıştır. Veriler, veri toplama formuna araştırmacı tarafından kaydedilmiş ve sonrasında SPSS isimli istatistik programında değerlendirilmiştir. Tanımlayıcı istatistiksel analizler ortanca (minimum-maksimum), ortalama ± standart sapma, frekans, yüzde kullanılarak belirtilmiştir. Analitik istatistiksel analizlerde ise Kolmogorov Smirnov testi, Ki-kare testi, Student T testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Tip 1 hata düzeyi 0,05 olarak alınmıştır. BULGULAR: Çalışmaya dâhil edilen hastaların % 52,3'ü (n:558) erkek, % 47,7'si (n: 508) kadındır. Yaş ortancası 52,0 ( 1,0 -112,0), yaş ortalaması 49,75 ± 24,99'dur. Hastalar en çok cumartesi günü (%15,4), en az ise pazartesi günü (%12,8) getirilmiştir. Hastalar en sık 09.01-16.00 saatleri arasında (%44,3) (n=472), en az 00.00-09.00 saatleri arasında (%18,9) (n=201) getirilmiştir. 112 ön tanılarına göre acil servisimize en sık travma hastaları ( n= 335, % 31,4), ikinci sırada kardiyovasküler sistem acilleri( n= 169, % 15,9 ), üçüncü sırada gastrointestinal sistem acilleri ( n= 131, % 12,3 ) ve dördüncü sırada nörolojik aciller ( n= 114, % 10,7) getirilmiştir. 112 acil yardım ambulansı ile acil servisimize getirilen hastaların %67,9'ı (n=724) ilk değerlendirmede taburcu edilmiş, %0,7'si (n=7) sevk edilmiş, %0,5'i (n=5) eksitus olmuştur. Acil serviste değerlendirildikten sonra 209 hastaya servis yatışı verilmiştir. Servis yatışına karar verilen hastaların ilk 3 tanısı sırasıyla travma acilleri (%22,5), nörolojik aciller (%13,9), pulmoner acillerdir (%12,0). Acil servisimizde değerlendirildikten sonra %11,10 (n=118) hastaya yoğun bakım yatışı verilmiştir. Yoğun bakım yatışı verilen hastaların ilk 3 tanısı sırasıyla kardiyovasküler sistem acilleri (%30,6) , pulmoner aciller (%24,0) ve gastrointestinal sistem acilleridir (%12,4). SONUÇ: 112 acil yardım ambulansı ekiplerince getirilen hastaların çoğunluğu taburculukla sonuçlandı. Bu durum 112 acil yardım ambulanslarının gereksiz kullanıldığını düşündürmektedir. Bu konuda toplumun bilinçlendirilmesiyle bu sorun çözülebilir. 112 acil yardım ambulansı ile getirilen hastalarda en sık tanının travma olduğu düşünülürse hastane öncesi travma konusunda 112 personelinin bilgisini ve tecrübesini arttırmaya yönelik çalışmalar planlanabilir. Acil servislerde personel kadroları oluşturulurken 112 acil yardım ambulanslarından en sık başvurunun olduğu saatler göz önünde bulundurularak buna uygun planlamalar yapılabilir. En sık servis ve yoğun bakım yatışı yapılan bölümlerin yatak kapasiteleri gözden geçirilmelidir. Anahtar Kelimeler: Acil servisler, Acil sağlık hizmetleri, ambulans, hastane öncesi acil bakım

Acil servis-hastaneAcil tedaviAcil tıp+6
Ahmet Tunç Deniz
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal devlet anlayışı çerçevesinde sağlık çalışanlarının mesleki tükenmişlik düzeyi ve iş doyumu ilişkisi: "Ankara ili acil sağlık hizmetleri örneği"

Sağlık insanoğlu için en önemli nimetlerden biridir. Her birey farklı koşullarda yaşamasına rağmen sağlık aynı düzeyde öneme sahiptir. Sağlık hizmeti bu noktada kaynakları etkin ve doğru yöntemlerle hayata geçirmeyi gerektirir. Ülkelerin sunmuş oldukları sağlık hizmetleri ise vatandaşına sağladığı bir sosyal politika aracıdır. Bu bağlamda Sağlık hizmetlerinin etkinliği ve bütünlüğü sosyal devlet anlayışı çerçevesinde değerlendirmeyi gerektirir. Mesleki Tükenmişlik kavramı özellikle insan odaklı çalışılan meslek gruplarının başında yer alan sağlık çalışanlarının hizmet bütünlüğünü aksatmaktadır. Yaşanılan tükenmişlik durumu ise iş doyumunu azaltmaktadır. Bu çalışmanın amacı, başarılı bir sağlık hizmeti sunumunda çalışanların bilgi ve tecrübesinin yanı sıra memnuniyet ve fedakârlık düzeylerinin önemli bir role sahip olduğu bu doğrultuda yaşamış oldukları mesleki tükenme durumu ve iş doyumunu birlikte değerlendirebilmektir. Bu değerlendirme sonucunda elde edilen bulgular doğrultusunda literatüre katkı sağlayıcı önerilerin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada artan mesleki tükenmişlik sorunsalı ele alınmış olup, iş doyumu ile etkileşim içerisinde olduğu sos yo demografik değişkenler; cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, aylık hane geliri, meslekte geçirilen süre bağımsız değişkenleri ile değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın yöntemi olarak nicel yöntem kullanılmıştır. Tüm çalışma popülasyonlarında demografik özelliklere göre kategorize edilmiş gruplarda, Maslach Tükenmişlik Ölçeğinde yer alan duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı alt kategorilerinde alınan puanlar ile Minnesota İş Doyum Ölçeğinde alınan puanlar arasındaki ilişki Regrasyon Analizi ile karşılaştırılmış, Pearson korelasyon katsayısı ile incelenmiştir. Çalışmanın bulgularında tüm gruplarda İş doyumu ile tükenmişliğin alt grupları arasında anlamlı düzeyde negatif yönde ve güçlü düzeyde ilişki saptanmıştır. İş doyumu ile duygusal tükenme ve duyarsızlaşma alt kategorileri arasında negatif yönde güçlü düzeyde anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Kişisel başarı alt kategorisi ile de iş doyumu arasında pozitif yönde zayıf düzeyde ilişki tespit edilmiştir. Sonuç olarak, iş doyumu, çalışanların tükenmişlikleri ile ilişkilidir. Sosyal politika belirleyicileri için bu ilişkinin göz önünde bulundurulması fayda sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Devlet, Sosyal Politika, Sağlık Hizmetleri, Mesleki Tükenmişlik, İş Doyumu

Acil servisAcil tıp servisleriAnkara+7
Özlem Bağlar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hasta güvenliği kültürü algısının değerlendirilmesi: 112 acil sağlık hizmetleri örneği

Hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinin önemli bir ayağını oluşturan 112 acil sağlık hizmetleri, sağlıkta dönüşüm projesi ile acil sağlık sisteminin en önemli parçalarından biri haline gelmiştir. 112 Acil sağlık hizmetlerinin personel yapısı tekrar düzenlenerek, büyük çoğunluğu Ambulans ve Acil Bakım Teknikerleri ile Acil Tıp Teknisyenleri tarafından sunulmaya başlanmıştır. Ambulans ve personel sayısının yeterli seviyelere gelmesi ile meydana gelen kaza ve olaylarda, ölüm ve sakat kalma oranları da azalım göstermeye başlamıştır. 112 Acil sağlık hizmetleri sunumunda olay yerinde ve ambulans içerisinde, hızlı ve doğru tedavi uygulamaları oldukça zordur. Bu durum çalışanların, müdahalelerinde tıbbi hata yapmalarına da sebebiyet vermektedir. Hasta güvenliği kültürünün böylesine dezavantajlı meslek gruplarında, olumlu anlamda, çalışanlara katkı sağlamaktadır. Araştırmamızda 112 acil sağlık hizmetlerinde çalışan Ambulans ve Acil Bakım Teknikerleri ile Acil Tıp Teknisyenlerinin hasta güvenliği kültürü algısı değerlendirilmiştir. Araştırmamızda, oluşturulan hasta güvenliği ölçeği ile Ambulans ve Acil Bakım Teknikerleri ve Acil Tıp Teknisyenlerinin hasta güvenliğini etkileyen nedenler tespit edilmeye çalışılmış, faktörler analiz edilmiştir.

112 Acil Çağrı MerkeziAcil tıpAcil tıp servisleri+7
Mustafa Arık
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tıp eğitiminde simülasyonun önemi ve simülasyon eğitimi ile acil tıp ekibinin kardiyopulmoner resüsitasyon uygulamasında takım performansının artırılması

AMAÇ: Bu çalışmada tıp eğitiminde simülasyonun önemini, simülasyonla eğitimin kardiyo-pulmoner resüsitasyonda takım performansını artırıp artırmadığını ve tıp eğitiminin kalitesini artırmak için yapılması gerekenleri araştırdık. MATERYAL VE METOD: Çalışma Eylül 2013 ve Kasım 2013 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı tarafından yürütüldü. Tıp fakültesi 3. Sınıf öğrencilerinden gönüllü olan 120 kişi 4 gruba ayrılarak Temel Yaşam Desteği eğitimi verildi. Eğitim yöntemleri olarak; geleneksel yolla eğitim, basit manken üzerinde simülasyon yöntemi ile eğitim, yüksek teknoloji içeren manken üzerinde simülasyon yöntemi ile eğitim ve kendi kendine eğitim yöntemleri uygulandı. Takım performansı değerlendirmesi için kontrol listeleri kullanıldı. Uygulamalar kamera ile kaydedildi. İstatistiksel olarak verilerin analizinde Independent-Samples T testi, One-Way Anova (Robust Test: Brown-Forsythe) , Post Hoc analizler için Tukey ve Games-Howell, Paired-Samples T test, Repeated Anova (Wilks' Lambda), Mc-Nemar testi Monte Carlo Simülasyon tekniği ve Pearson Chi-Square testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık değeri p<0,05 olarak kabul edildi. BULGULAR: Tüm grupların cinsiyet ve yaş ortalamalarına göre dağılımları arasında anlamlı bir fark yoktu (sırasıyla p=0,311-0,217). Tüm grupların teorik bigi düzeylerinin eğitimler sonrası arttığı test edildi. Bu artışta gruplar arasında anlamlı bir farklılık yoktu (p>0,067). Ancak teorik bilgi düzeylerindeki bu artış takım performansı düzeylerindeki artışla uyumlu değildi. Takım performansı ve beceri yeterliliğinde simülasyonla eğitilen 2 grup diğer gruplara göre anlamlı ölçüde daha başarılı bulundu (p<0,001). Simülasyonla eğitilen bu iki grubun arasında performans değerlendirmelerinde anlamlı bir fark yoktu (p=1). Geleneksel yöntem ile eğitilen grupla kendi kendine eğitim alan grup arasında takım performansı açısından anlamlı bir fark yoktu(p=1) ancak beceri değerlendirmesinde kendi kendine eğitim alan grup daha başarılı oldu (p=0,018). Uygulanan anket sonuçlarına göre öğrencilerin kendine olan güveni genel olarak artmıştı(p<0,001). Performans değerlendirmeleri için kullanılan kontrol listeleri kendi aralarında mükemmel düzeyde korelasyon göstermekteydi (p<0,001). SONUÇLAR: Simülasyonla eğitim tekniği resüsitasyon gibi karmaşık olayların yönetilmesinde takım performansını, beceri düzeyini ve öğrencilerin kendilerine olan güvenlerini artırmaktadır. Bu nedenle tıp eğitimine entegre edilmesi gerekmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Simülasyon, resüsitasyon, takım performansı.

Acil tıpAcil tıp servisleriBenzetim+4
Demet Arı Yılmaz
Gaziantep University
2014
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste kardiyopulmoner resüsitasyon uygulanan erişkin hastalarda serum SCUBE 1 düzeyinin spontan dolaşımın geri dönüşü ile ilişkisi

Amaç: Signal peptide-CUB (complement C1r/C1s, Uegf, and Bmp1)-EGF (epidermal Growth factor)-like domain-containing protein 1 (SCUBE 1)'in son güncel çalışmalarda miyokart enfarktüsü, inme, mezenter iskemi, gastrik kanser gibi hastalıklarda biyobelirteç olarak kullanılabilirliği üzerinde durulmuştur. Bu çalışmada kardiyopulmoner resüsitasyon (KPR) uygulanan hastalardaki SCUBE 1 değerinin spontan dolaşımın geri dönüşü (SDGD) ile ilişkisi araştırıldı. Materyal ve Metod: Acil serviste KPR yapılan 18 yaş üzerindeki gebe olmayan hastalar, KPR sonucuna göre exitus kabul edilenler (grup I) ve SDGD sağlananlar (grup II) olarak iki gruba ayrıldı. İki gruba da 25 hasta alındı. İlk başvuru anında alınan kan örneğinden SCUBE 1 ve diğer rutin biyokimyasal parametreler çalışıldı. Bulgular: İki grup arasında cinsiyet dağılımı ve hastaların yaşı arasında anlamlı farklılık görülmedi (p=0.248). SCUBE 1 değerleri SDGD sağlanan grupta exitus kabul edilen gruba göre anlamlı oranda yüksek bulundu (p=0.002). Cut off 9 ng/mL değerinde duyarlılığı %100, pozitif kestirim değeri %65.8, özgüllük %48, negatif kestirim değeri %100 olan sonuçlar elde edildi. Bakılan diğer parametreler( Hgb, pH, PCO₂, HCO₃, nötrofil lenfosit oranı, lökosit sayısı, Trombosit sayısı, AST, ALT, LDH, CK, CK-MB, Troponin-I, üre, D-Dimer, INR, kreatinin) için iki grup arasında anlamlı farklılık görülmedi (p > 0.05). Sonuç: Çalışmamızda KPR sırasında ölçülen SCUBE 1 değeri SDGD sağlanan hastalarda exitus olanlara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0.002). Bu veriler bize KPR'nin sonucu ile ilgili bir öngörüde bulunulabileceğini, ancak daha net yargılar ortaya konulabilmesi için kardiyopulmoner arrest (KPA) etyolojilerine göre daha büyük alt gruplar ile daha kapsamlı çalışma yapılmasına gerek olduğunu düşündürmektedir.

Acil servis-hastaneAcil tıpAcil tıp servisleri+3
Cahit Yılmaz
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 pandemisi sürecinde acil sağlık hizmetleri çalışanlarında anksiyete, koronavirüs fobisi, uyku kalitesi ve psikolojik esneklik durumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma; Covid-19 pandemi döneminde Acil Sağlık Hizmetleri çalışanlarının anksiyete durumlarında, uyku düzenlerinde ve psikolojik esnekliklerinde herhangi bir değişiklik olup olmadığının araştırılması ve varsa bu değişikliklerin koronavirüs enfeksiyonu ile ilişkisinin ortaya konması amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla; salgınla mücadelede büyük rol oynayan, hastaların tedavi ve tanı süreçlerinde bizzat bulunan yoğun çalışma temposu, riskli alanlarda çalışma ve ölüm haberleri üzerine salgınla mücadele eden sağlık çalışanlarının, özellikle birinci basamakta olan sağlık personeli tercih edilmiştir. Tanımlayıcı ve kesitsel araştırma Ağustos 2020 – Ocak 2021 tarihleri arasında İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi Acil Servis çalışanları, Siirt Devlet Hastanesi Acil Servis çalışanları, VM Medicalpark Kocaeli Hastanesi Acil Servis çalışanları ile Kocaeli 112 Acil Sağlık Hizmetleri sağlık çalışanları ile gerçekleştirilmiştir. Veriler uzman görüşleri ve literatür bilgisi çerçevesinde; Sosyodemografik Bilgi Formu, Koronavirüs 19 Fobisi (Cp19-S) Ölçeği, Yaygın Anksiyete Bozukluğu-7 Ölçeği (YAB-7), Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKİ) ve Kabul ve Eylem Formu-2 (KEF-2) anket formları ile toplanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular SPSS 21.0 programında değerlendirilmiştir. Normal dağılıma uygun verilerin analizinde parametrik testler student t testi ve One way Anova, Pearson Korelasyon Analizi ve Ki-Kare testi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar %95 güven aralığında ve anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmadaki 287 katılımcının %43,2'si erkek, %56.8'i kadın, %78'i 20-34 yaş arası, %22'si 35-55 yaş arası, %46,3'ü evli, %53,7'si bekar, %63,1'i çocuksuz, %19,5'i 1 çocuk sahibi, %16,0'ı 2 çocuk sahibi, %1,4'ü 3 çocuk sahibi iken; katılımcıların %35,2'si 0-5 i, %41,1'i 6-10, %23,7'si 11 yıl ve üstü çalışma süresine sahiptir. %36,9'u haftada 0-48 saat, %38,7'si haftada 49-64 saat, %24,4'ü haftada 65 saat üzeri çalışmaktadır. %32,1'i ATT, %28,2'si AABT, %7,3'ü sağlık memuru, %20,9'u hemşire ve %11,5'i doktor olarak görev yapmaktadır. 62,11 ortalama ile en yüksek koronavirüs fobisi ATT'lerde görülmüştür. Somatik ve Sosyal alt boyut değerleri sırasıyla 13,14 ve 16,70 ortalama ile en yüksek ATT'lerde, YAB-7 değeri 9,46 ortalama ile en yüksek ATT'lerde, PUKİ ortalaması 11,28 ile en yüksek Siirt DH'sinde, PUKİ ortalaması 9,85 ile en yüksek hemşirelerde, PUKİ ortalaması 9,47 ile en yüksek bekarlarda, uykuda geçirilen saat değerleri 6,51 ortalama ile en yüksek evlilerde, haftalık çalışma saat değerlerine göre PUKİ ortalaması 10,27 ile en yüksek 0-48 saat aralığı çalışanlarda, uykuda geçirilen saat ortalaması 6,59 ile 49-65 saat aralığı çalışanlarda gözlemlendi. Araştırma sonucunda koronavirüs fobisinin en yüksek olduğu meslek grupları ATT ve sağlık memurları iken onları AABT'ler ve hemşireler izledi, en düşük fobi düzeyi doktorlarda tespit edildi. Anksiyete düzeyleri en yüksek ATT'lerde tespit edildi, ATT'leri sırasıyla; AABT'ler, doktorlar, hemşireler izledi, en düşük oran sağlık memurlarında tespit edildi. Sağlık personellerindeki uyku kalitesi en düşük olan sağlık kurumu Siirt Devlet Hastanesi olarak tespit edilirken, onu sırasıyla; Kocaeli 112 ve Göztepe EAH izlerken, kurumlar arasındaki en iyi uyku kalitesine sahip sağlık çalışanlarının Kocaeli Özel VM Medikalpark'ın sağlık çalışanları olduğu belirlendi. En düşük uyku kalitesi hemşirelerde tespit edildi, hemşireleri sırasıyla; ATT'ler, AABT'ler, doktorlar ve sağlık memurları izledi. Evlilerin bekarlara göre uykuda geçirilen saat değeri ve uyku kaliteleri daha yüksek tespit edildi. En düşük uyku kalitesi ve uykuda geçirilen en düşük saat değerleri, haftalık çalışma saatleri 0-48 saat arasında olanlarda tespit edilirken onları sırasıyla; haftalık 65 saat ve üstü çalışanlar ve 49-65 arası haftalık çalışma saati olanlar izledi. Psikolojik esneklik düzeyleri düşük tespit edilen sağlık çalışanlarında; anksiyete düzeyleri ile Covid-19 fobileri daha yüksek gözlemlenirken uyku kalite düzeylerinin de daha düşük olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Uyku Kalitesi, Anksiyete, Psikolojik Esneklik, Sağlık Çalışanları

Acil servisAcil tıp servisleriAnksiyete+7
Zeynep Aldemir
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinde yeni bir birim olan vaka formu onay biriminin retrospektif analizi

Bu çalışmada hastane öncesi acil sağlık hizmetini yürüten İstanbul Acil Sağlık Hizmetlerine bağlı çalışan 112 İl Ambulans Servisi Başhekimliği (Avrupa) bünyesinde 2019 Aralık ayında kurulmuş olan Vaka Formu Onay Biriminin 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonları tarafından ASOS'a (Acil Sağlık Otomasyon Sistemi) manuel olarak bilgilerin girildiği Vaka Formlarını incelediği ve hatalarla ilgili geri bildirimde bulunarak hastanın tıbbi geçmişi, sağlık personelinin yaptığı uygulamalar, kullanılan malzemeler ve faturalandırma açısından iyileştirmeye sebep olup olmadığını incelemeyi amaçlamaktadır. Retrospektif bir analiz olan çalışmada Ki-kare testi, bağımsız örneklem t testi ve varyans analizi kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini İstanbul 112 İl Ambulans Servisi Başhekimliği (Avrupa) yakasında hizmet veren Acil Sağlık Hizmetleri istasyonlarına bağlı sağlık personellerinin 2020 Ocak - 2020 Kasım ayları arasında doldurduğu 614.957 vaka formu oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemi olarak 11 ay içerisinde hata tespit edilen 26.919 vaka formu incelenmiştir. Elde edilen veriler SPSS 25.0 paket programı ile çözümlenmiştir. Bu çalışmada Vaka Formu Onay Biriminin aktif olarak çalışmasının vaka formlarında var olan vaka bilgisi, uygulama, malzeme hatalarının tamamında azalmaya yol açtığını göstermiştir. Çalışmada incelenen veriler istasyonların bulunduğu ilçelere ve aylara göre incelenmiştir. Hataların tamamı ay bazından incelendiğinde Ocak ayı itibariyle kademeli olarak hataların vaka bilgisi, malzeme ve uygulama alanlarının tamamında %90'dan fazla oranında azalma olduğu tespit edilmiştir.

112 Acil Çağrı MerkeziAcil servisAcil tıp+6
Tayfun Bağcı
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Minor kafa travması ve kamçı ucu travması sonrası acil servise gelen hastalardaki postravmatik başağrısı sıklığı

Amaç: Bu çalışmada minör kafa ve kamçıucu travması sonrası acil servise başvuran hastalarda travma sonrasında ortaya çıkan posttravmatik başağrılarının (PTBA) sıklığı, hasta ve travmanın temel özelliklerinin bu olaya katkısı, PTBA klinik temel özellikleri, sonrasında tedaviye verdiği yanıt ve sosyal boyutunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Prospektif olarak yapılan bu çalışmada 119 olgu çalışma materyalini oluşturmaktadır. Posttravmatik başağrısı tanısında ICHD-II kriterleri esas alınmıştır. Olgulara serebral tomografi görüntüleme incelemesi yapılmış ve bilinç düzeyi Glasgow Koma Skalası (GKS) skorlamasına göre değerlendirilmiştir.Bulgular: Travma sonrası acil servise başvuran olguların travma oluş şekilleri; araç içi trafik kazası geçiren %36.1(43), araç dışı (yaya) %32.8(39), düşme olguları %11.8(14), darp %10.9(13), bisiklet-motor %8.4(10) olarak saptanmıştır. Olgularda ki kafa travmasının şekli; sadece kafa travması %38.7(46), kafa+servikal travma %36.1(43), kafa+servikal+kamçıucu travması %25.2(30) olarak belirlenmiştir. Vakalar da PTBA oranı %68 olup, sadece kafa travması sonrası başağrısı gelişen %87(40), kafa+servikal travma sonrası başağrısı olan%88.4(38), kafa+servikal+kamçıucu travma sonrası başağrısı olan ise %93.3 (28)'dir. Kadın cinsiyet, olayın oluş şekli, kafa travmasının şekli, olguda psikiyatrik hastalık öyküsünün varlığı, madde bağımlılığı, alkol alımı, antidepresan ilaç kullanımı öyküsü, kamçıucu travmasının varlığı ve travma sonrası posttravmatik sendromun gelişmesi posttravmatik başağrısı gelişim oranını arttırdığı belirlenmiştir.Sonuç: Ülkemizde ve bölgemizde farklı nedenlere bağlı kafa travmalarının yoğun yaşandığı bilinmektedir. Özellikle bu travmaların erken dönemlerinde ortaya çıkan, dalgalı bir seyir gösteren duygudurum bozuklukları ve bu duruma eşlik eden başağrısı şikayetleriyle sık karşılaşılabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.Kadın cinsiyet, psikiyatrik öykü, madde ve alkol kötü kullanımı bulunan olgularda PTBA gelişimi açısından dikkatli olunmalıdır. Bu olgular erken evrede, PTBA ve ona eşlik eden posttravmatik sendrom açısından bilgilendirilmeli ve yönlendirilmelidir.Anahtar Kelimeler: Glasgow Koma Skalası (GKS), ICHD-II PTBA kriterleri, Kamçıucu travması (Whiplash), Minör kafa travması, Posttravmatik Başağrısı (PTBA), Posttravmatik Sendrom

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriBaş ağrısı+4
Mediha Doğan
Çukurova University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servisten dahiliye yoğun bakıma yatan yaşlı hastalarda inflamatuvar belirteçler ile mortalite arasındaki ilişki

Yoğun bakımda yatan yaşlı hastalarda mortalite oranı oldukça yüksektir. Bu çalışmada dahiliye yoğun bakıma yatan yaşlı hastaların (55 yaş üstü) mortalitesini tahmin etmemize yardımcı olan inflamatuvar belirteçler ve GKS, APACHE-II, SAPS -II, skorlarınıda kullanarak bunların birbirleriyle olan ilişkisini saptamaya çalıştık.Çalışmamıza, 48'i (% 65.8) erkek, 25'i (% 34.2) kadın olmak üzere toplam 73 hasta aldık. Hastalarda mortaliteyi tahmin etmek için kullanılan belirteçler olarak; yaş, APACHE II skoru, SAPS -II skoru, GKS, serumda lökosit sayısı, hemoglobin, CRP (c reaktif protein), IL-1 (interlökin-1), IL-6 (interlökin-6),IL-10 (interlökin-10), TNF-alfa (tümör nekroz faktör-alfa), PTZ (protrombin zamanı), aPTT (aktive parsiyel tromboblastin zamanı), Albumin, ferritin belirlendi.Eksitus ve taburcu olan hastalar arasında yaş ortalaması istatistiksel olarak anlamlı değildi. Ortalama yatış süresi ise anlamlı bulundu.Prognostik belirteçlerinden, APACHE II skoru, lökosit sayısı, PTZ, IL-1, IL-6, TNF-alfa, hemoglobin'in istatistiksel olarak mortalite ile ilişkisi bulunamadı. Ferritin, aPTT, GKS, SAPS -II'nin yüksekliği ve albümin düşüklüğü ile mortalite arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu.CRP, TNF-alfa, IL-1, IL-6, IL-10 düzeylerinin mortalite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadı.Sonuç olarak DYBÜ'ne yatan yaşlı hastaların mortalite tahmininde; SAPS -II, GKS, ferritin, albümin, aPTT ölçümlerinin kullanılabileceği tespit edildi.Anahtar Sözcükler: Albumin, APACHE-II, aPTT, ferritin, GKS, mortalite, SAPS-II, sitokin, yaşlı hastalar, yoğun bakım.

APACHE skorlama sistemiAcil servis-hastaneAcil tıp servisleri+9
Haşim Onur Uluöz
Çukurova University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise zehirlenme sonucu gelen hastaların sosyodemografik özellikleri ve psikiyatrik analizi

Amaç: Ölüme götüreceğini bilerek bireyin gerçekleştirdiği tüm eylemler özkıyım olarak tanımlanabilir. Zehirlenme bireyin kimyasal bir maddeye maruz kalması sonucu yaşamsal fonksiyonlarının etkilenmesidir. Tüm toplumlarda özkıyım sıklığı giderek artan bir halk sağlığı sorunudur. Özkıyım davranışının gelişimine katkıda bulunan psikiyatrik, çevresel, sosyal, ekonomik ve ailesel faktörler göz önünde bulundurulmalıdır. Bizim amacımız özkıyım düşüncesi ve davranışının altında yatan nedenleri araştırmak, hastaların özkıyım öncesinde ve esnasında içinde bulundukları psikiyatrik tabloyu tanımlayarak gerekli medikal ve psikoterapinin sağlanmasıyla ileride gelişebilecek özkıyım girişimlerini önlemektir.Gereç ve Yöntem: İleriye dönük olarak planlanan bu çalışmada fakülte etik kurul onayı alındıktan sonra 2009-2011 yılları arasında üniversitemiz acil servisine başvuran 18 yaş üstü, çalışmamıza katılmayı kabul eden, bilinçli olarak özkıyım davranışında bulunan 38'i erkek (% 31,1) ve 84'ü (% 68,9) kadın toplam 122 hasta alındı. Çalışmamız için hastaların sosyodemografik özelliklerini çözümlemeye yönelik oluşturduğumuz anket formundaki sorular yöneltildi. Hastaların istatistiksel analizi SPSS 15.0 veri analiz paket programı ile yapıldı.Bulgular: Özkıyım girişiminde bulunan hastaların 67'sinin (% 54,9) 18-24 yaş grubunda olduğu, 61'inin (% 50) bekar olduğu, 80'inin (% 65,6) çalışmadığı görülmüştür. Hastaların ortak özelliklerine baktığımızda bekar, bayan, genç yaş grubu, işsiz oldukları görülmektedir. Zehirlenme tedavileri bittikten sonra psikiyatri ile konsülte edilen hastaların 55'inde (% 45,1) depresyon en fazla konulan tanı oldu.Sonuç: Bireyin yaşadığı toplumsal, ekonomik, ailesel ve psikiyatrik sorunlar sonucu başvurduğu bir yöntem olan özkıyım davranışı, bireye göre alternatif bir çözüm yolu veya kendini ifade etme biçimidir. Özkıyım davranışında bulunan bireylere verilecek destek ile bu kişilerin özkıyım riskinde azalma sağlanabilir. Bu amaçla özkıyımda bulunan hastaların sosyodemografik özellikleri bilinmeli ve psikiyatri tarafından değerlendirilmelidir.Anahtar kelimeler: Acil servis, Zehirlenme, Özkıyım, Psikiyatri

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriPsikiyatri+3
Ufuk Saraçoğlu
Çukurova University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Derin ven trombozu tanısında acil hekimi tarafından yapılan renkli doppler ultrasonografi ve infrared kamera ölçümlerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı; derin ven trombozu (DVT) düşünülen hastaların değerlendirilmesinde, Wells skoru, d-dimer testi, infrared kamera (IR) ölçümü, acil ve radyoloji hekiminin yaptığı renkli Doppler ultrasonografinin (RDUSG) etkinliğinin analiz edilmesidir. Gereç Ve Yöntem: Bu çalışma DVT'den şüphelenilen 71 hasta ve 60 kişilik kontrol grubu ile prospektif olarak yapıldı. DVT semptomları ile başvuran hastaların yaş, cinsiyet, ek hastalık, ilaç kullanımı, ateş, arteryel tansiyon, nabız, periferik oksijen saturasyonu, Wells skorları kaydedildi. Hastaların IR ve RDUSG görüntülemeleri, eğitim almış 4 acil tıp asistanı tarafından yapıldı. Ayrıca hastalara radyoloji asistanlarınca RDUSG tekrar yapıldı. İstatiksel analiz için SPSS 18.0 paket programı kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 71 hastanın 15'inde (%21.1) akut DVT, 7'sinde (%9.9) subakut DVT, 4'ünde (%5.6) kronik DVT tespit edilirken, 13'ünde (%18.3) sellülit tespit edildi. Kontrol grubunda bireylerin her iki bacak için ortalama sıcaklık farkı 0.17 °C olarak ölçülüp istatistiksel olarak anlamsız bulunurken (p=0.289), çalışma grubunun genelinde bu fark 0.72 °C olarak tespit edildi ve bu istatistiksel olarak anlamlı idi (p=0.04). Çalışmada kullanılan tanısal yöntemlerin sensitivite ve spesifite sırasıyla; IR kamera için %88.5- %35.6, acil RDUSG için %100-%95.5, d-dimer için %96.2-%24.4, Wells skoru için%96.2-%6.7 olarak bulundu. IR kamera ile 15 akut DVT'nin tamamında oluşturulan yapay zeka programı ile anlamlı fark tespit edilirken, 7 subakut DVT'nin 1 tanesinde, 4 kronik DVT'nin 2'sinde anlamlı ısı farkı bulunamadı. DVT şüphesi olan tüm hastalara sadece acil yatakbaşı RDUSG yapılsaydı, 2 hastaya gereksiz antikoagülan tedavi başlanacaktı. Hastalara IR kamera, d-dimer ve acil yatakbaşı RDUSG ile oluşturulan algoritma uygulandığında, 1 hastada DVT tanısı atlanırken, 2 hastaya gereksiz tedavi başlanmış olacaktı. Sonuç: Alt ekstremite DVT tanısında acil hekimi tarafından yapılan USG ile hastaların tanısı daha kısa sürede, yüksek doğruluk oranı ile konularak, tedavideki gecikme, maliyet artışı ve hastaların acil serviste uzun süre beklemesi gibi faktörlerde iyileşme sağlanabilir. IR kamera özellikle DVT'nin akut döneminde bir öntest olarak kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Derin Ven Trombozu, Venöz tromboemboli, Renkli Doppler Ultrasonografi, İnfrared görüntüleme, Yapay Zeka, Acil Servis

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriDoktorlar+6
Şener Cindoruk
Gaziantep University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ağrılı kriz ile acil servise başvuran orak hücre anemili hastalarda biyokimyasal parametrelerin düzeyinin belirlenmesi

Amaç: Bu çalışmada acil servise ağrılı kriz nedeni ile başvuran hastalarda tam kan düzeyi, sedimentasyon düzeyi, laktat düzeyi, kan gazı düzeyi ve semptomlarla ayaktan tedavi süresi arasındaki ilişkiyi göstermeyi amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya 21 erkek 19 kadın toplam 40 hasta alındı. Hastaların acil servise başvurudaki semptomları sorgulandıktan sonra ağrı skalaları üzerindeki ağrı şiddetlerini işaretlemeleri söylendi. Sonrada hastalardan tam kan, laktat, sedimentasyon ve kan gazı düzeyleri çalışıldı. Hastaların ayaktan tedavi süresi kayıt edildi. Semptomlar, ağrı skala ölçümleri, kan biyokimyasal düzeyleri ile ayaktan tedavi süresi istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması ve standart sapması 28,65±6,841'idi. Hastaların 35'inde (%87,5) eklem ağrısı ve 24'ünde (%60) göğüs ağrısı başvuruda en sık görülen semptomlardı. Hastaların ağrı şiddetlerinin ortalaması ve standart sapması visüel analog skalada (VAS) 7,84±1,408; sayısal ağrı skalasında (SAS) 7,95±1,449; Wong Baker yüz skalasında 4,08±0,616'idi. Biyokimyasal parametrelerin ortalaması ve standart sapması: pH:7,39±0,041, pO2:45,69±11,02, pCO2:39,52±6,68, HCO3:23,94±3,15, lökosit:16,59±6,73, hemoglobin:8,31±1,03, hematokrit:24,35±3,50, trombosit:456±216,03, laktat:1,43±1,10, sedimentasyon:5±4,86 olarak tespit edildi. Ayaktan tedavi edilen 22 hastanın ayaktan tedavi sürelerinin ortalaması ve standart sapması 5,23±2,65 saat olarak hesaplanırken; yatırılarak tedavisi devam ettirilen 18 hastanın tedavi sürelerinin ortalaması ve standart sapması 6,27±4,50 gün olarak hesaplandı. Hastalar en sık 2 saat (%15) ve 4 saat (%15) ayaktan tedavi aldı. En uzun süre ayaktan tedavi alan hasta 12 saat (%2,5) acil serviste takip ve tedavi edildi. Hastaların biyokimyasal parametreleri ile ayaktan tedavi süreleri karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı sonuç bulunamadı(p değeri˃0,05). Sonuç: Acil servise ağrılı kriz ile gelen hastalarda bakılan kan biyokimyasal parametreleri ile ayaktan tedavi süresi arasında bir ilişki bulunamamıştır.

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriAnemi-orak hücreli+4
Özgür Şahan
Çukurova University
2014
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Alt ve üst solunum yolu enfeksiyonu ile çocuk acile başvuran çocuklarda viral etyoloji sıklığının araştırılması

Amaç: Solunum yolu enfeksiyonları çok yaygın olup en sık nedeni genellikle virüslerdir. Çocuk acile solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle getirilen çocuklarda solunum yolu virüslerinin varlığı, sıklığı, tehlike etmenlerinin belirlenmesi, bu hastaların yaşları, cinsiyetleri, başvuru sırasındaki belirti ve bulguları, tedavi seçenekleri, prognoz gibi özelliklerin belirlenmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Kasım 2014 ve Nisan 2015 tarihleri arasında Çocuk Acil'e getirilen viral solunum yolu enfeksiyonu olduğu düşünülen 118 hastadan nazofaringiyal sürüntü örneği alındı. Alınan örnekler Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Viroloji Laboratuvarı'nda solunum yolu virusları olan, Adenovirus, Respiratuvar sinsisyal virus (RSV), Human metapnömovirus (hMPV), Parainfluenzavirus (PIV), İnfluenza A ve B, İnfluenza H1N1 ve Rinovirus varlığı real-time PCR testleri kullanılarak araştırıldı. Olguların cinsiyeti, yakınmaları, tehlike etmenleri, fizik muayene bulguları kaydedildi. Klinik tanıları ve uygulanan tedaviler kaydedildi. Bulgular: Çocuk Acil'e getirilen hastaların başvuru sırasında klinik ve laboratuvar bulgularına göre 3 hasta (%2,5) tonsillofarenjit, 11'i (%9,3) krup, 49'u (%41,5) bronşiyolit, 55'i (%46,6) pnömoni tanısı almıştı. Çalışmaya dahil edilen hastalar en çok %94,1 öksürük, %95,8 hırıltı, %80,5 solunum güçlüğü, %81,4 takipne yakınması ile başvurmuştu. Solunum yolu enfeksiyonu olan toplam 118 hastanın real-time PCR yöntemi ile 115'inde (%97,4) solunum yolu virüsü saptandı. Bütün hastaların 16'sında (%13,6) tek virüs, 99'unda (%83,9) çoğul üremeler mevcuttu. En sık izole edilen virüs H1N1 olurken bunu RSV ve RV izledi. En sık başvurunun Ocak, Şubat ve Mart aylarında olduğu görüldü. Sonuç: Çalışmamızda viral solunum yolu enfeksiyonları %97,4 gibi yüksek oranda saptanmıştır. Bu nedenle viral solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan çok sayıda virüsleri aynı anda, kısa sürede ve yüksek duyarlılıkla tespit edilmesinin klinik yaklaşımın doğru olarak yönlendirilmesi, gereksiz antibiyotik kullanımının engellenmesi konusunda yararlı olacağı kanısındayız. Anahtar Kelimeler:Çocuk, solunum yolu enfeksiyonları, virüsler, real-time PCR.

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriEtyoloji+6
Suzan İcil
Çukurova University
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi'nde atriyoventriküler tam blok tanısı konulan hastalarda atriyoventriküler tam blok nedenleri

Amaç: Atriyoventrilüler tam blok sinüs uyarılarının ventriküle iletilememesinden kaynaklanan önemli bir ritm bozukluğudur. Bu çalışmanın amacı; acil serviste atriyoventriküler tam blok tanısı konulan hastalarda demografik verileri araştırmak ve nedenleri belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 1 Şubat 2013-1 Eylül 2015 tarihleri arasında Dr. Ali Boz'un çalıştığı mesai saatlerinde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Servisi'ne başvuran ve atriyoventriküler tam blok tanısı konulan, 18 yaş üstü 30 hasta dahil edildi. Bu hastaların anamnezleri alınıp fizik muayeneleri yapıldı. Rutin biyokimya, hemogram, tiroid fonksiyon testleri bakılarak EKG çekildi. Hastaların 24'üne ekokardiyografik inceleme, 10'una koroner anjiyografi yapıldı. Bulgular: hastaların %60'ı (n=18) erkek olup %40'ı (n=12) kadındır. Yaş ortalaması 65,46±15,98'dir. 11 hastada (%36,7) başvuruda senkop mevcuttur. Etyolojileri incelendiğinde ilk sırada kronik iskemik kalp hastalığı (%33,3; n=10) sonrasında akut iskemik kalp hastalığı (%23,3; n=7) ve ikili-üçlü antiaritmik ilaç kullanımı (%23,3; n=7) gelmektedir. Hiperkalemi %20 (n=6) hastada bulunmuştur. Hastaların %3,3'ünde (n=1) hiperpotasemiye hiponatremi, %3,3'ünde (n=1) aort stenozu, %3,3'ünde (n=1) ikili antiaritmik ilaç kullanımı eşlik etmektedir. Tüm hastaların %6,7'sinde (n=2) akut iskemik kalp hastalığı hiperpotasemiye eşlik etmektedir. Hastaların %6,7'sinde (n=2) ilaç intoksikasyonu, %6,7'sinde (n=2) pacemaker disfonksiyonu, %3,3'ünde (n=1) myokardit saptanmıştır. Sonuç: Atriyoventriküler tam bloklu hastalarda neden araştırılırken sık görülen akut ve kronik iskemik kalp hastalğı yanı sıra diğer nedenleri ortaya çıkarmaya yönelik ayrıntılı anamnez alınıp fizik muayene yapılmalıdır. Geri dönüşümlü nedenler olmaları sebebiyle; ilaç kullanım öyküsü sorgulanmalı ve elektrolit değerlerine dikkat edilmelidir. Etyolojide zehirlenme olabileceğine dikkat edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Acil Tıp, atriyoventriküler tam blok, etyoloji.

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriAritmi-kardiyak+5
Ali Boz
Çukurova University
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvuran zehirlenme olgularının değerlendirilmesi

Acil Servise Başvuran Zehirlenme Olgularının Değerlendirilmesi Amaç: Bu çalışmada; acil servise başvuran ve zehirlenme tanısı alan hastaların demografik analizini yapmayı, toksik madde veya ilaçları ve mortalite oranlarını çıkartmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Kliniğine 1 Ocak 2013 -1 Eylül 2015 tarihleri arasında başvuran ve zehirlenme tanısı alan 1008 hasta alındı. Hastalar retrospektif olarak acil kayıt formları ve yatış dosyalarının incelenmesi ile değerlendirildi. Hastaların yaşları, cinsiyetleri, acil servise başvuru tarihleri, tıbbı özgeçmişleri, ne ile nasıl zehirlendikleri, başvuru anındaki bilinç düzeyleri, acil serviste hastaların sonlanımı, mortalite oranları kaydedildi. Bulgular: 1008 hastanın %56,3'ü kadındı. Zehirlenme en sık 24-40 yaş grubunda görüldü (%44,9). Hastalar en sık yaz aylarında başvurmuşlardı (%28). Zehirlenmeler en sık çoklu ilaç alımıyla olup en sık neden suisiddi (%69,7). Zehirlenmeler en sık oral yolla olmuştu (%78,4). Hastaların %87,8'i acil serviste tedavileri yapılıp gözlendikten sonra taburcu edildi. Sonuç: Zehirlenme vakalarının azalması için halkın ve ailelerin bilgilendirilmesi, reçetesiz ilaç satışının engellenmesi, tarımsal kimyasalların dikkatli kullanılması ve temizlik malzemelerinin, böcek ilaçlarının güvenli kutularda saklanması gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Acil servis, ilaç, zehirlenme.

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriDemografi+5
Yücel Cansu Ünaldı
Çukurova University
2015
00

İlgili konular