Delil

Bu konu başlığı altında 111 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebu'l-Kasım el-Ensari'de bilgi teorisi

Ebu'l-Kâsım el-Ensârî Eş'arî kelam geleneğinin önemli bir dönüşüm devrinde yaşamış, Cüveynî'nin öğrenciliğini, Şehristânî'nin hocalığını yapmış bir kelamcıdır. Onun kelam sisteminin temel konularından birini bilgi teorisi oluşturmaktadır. O, kelam sisteminde bu konuya oldukça önemli bir yer ayırmış, bilginin tanımı, mahiyeti, kaynakları ve nazar başlıklarını ayrıntılarıyla incelemiştir. Bu çalışma giriş ve iki bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde düşünce tarihinde bilgiyi ve bilginin kaynağı konusunda ortaya çıkan görüşler ele alınmıştır. Ayrıca bu bölümde yeterince tanınmamasından ötürü Ebu'l-Kâsım el-Ensârî'nin hayatı, hocaları, öğrencileri ve eserleri hakkında bilgi vermeye çalışılmıştır. Birinci bölümde ise Ebu'l-Kâsım el-Ensârî'de bilgini tanımı, bilginin ispatı ve hakikati, İkinci bölümde ise bilginin çeşitleri, bilginin kaynağı ve nazar konusu ele alınmıştır.

Akıl yürütmeBilgiDelil+6
Mehmet Emin Ulu
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Medeni usul hukukunda münhasır delil sözleşmesi

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), 193. maddesi ile delil sözleşmesini düzenlemiştir. Bu sayede taraflara ispat faaliyetinde başvuracakları delil veya delilleri seçme yetkisi tanınmıştır. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın amacı, delil sözleşmesinin bir türü olan münhasır delil sözleşmesinin değerlendirilmesidir. Buradan hareketle münhasır delil sözleşmesi kavramı delil sözleşmesi ve münhasır olmayan delil sözleşmesi kavramlarıyla birlikte ele alınarak hukuki niteliği, kuruluşu, etkileri, uygulanışı açıklanmış; sonrasında münhasır delil sözleşmesinin özel bir türü olan hakem-bilirkişi sözleşmesi ve münhasır delil sözleşmesinin çeşitli kanun hükümleri kapsamında denetlenmesi ele alınmıştır. Son olarak münhasır delil sözleşmesinin görüldüğü bazı alanlara değinilmiştir.

DelilDelil sözleşmeleriMedeni usul hukuku+1
Tutku Ecem Aslan
Hacettepe University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Debûsî ve Sem'ânî'de âhâd haber (Takvîmü'l-edille ve kavâtı'u'l-edille çerçevesinde)

Sünnetin hem aslî bir kaynak olması hem de Kur'ân'ın açıklayıcısı olma vasfını üstlenmesi onu, İslâmî araştırmaların odağına yerleştirmiştir. İslâm ulemâsı da bu kaynağın sonraki nesillere çoğunlukla âhâd yolla ulaşmış olmasını dikkate alarak özellikle âhâd haber üzerinde durmuş, bu haberlerin doğru olma ihtimalleri kadar olmama ihtimalini de göz önüne alarak onunla amel için belli şartlar ileri sürmüştür. Bu çalışma Hanefî fıkıh usûlünü ince bir tasnif ve tertibe tâbî tutan Debûsî ile eski mezhebi olması hasebiyle Hanefî mezhebine de hâkim Şâfiî fakîhi Sem'ânî'nin haber-i vâhidi nasıl değerlendirdikleri, sıhhati için aradıkları şartları ve diğer delillerle arasında nasıl bir ilişkinin olması gerektiğine dair ortaya koydukları tespitleri ve bunu yaparken birleştikleri ve ayrıldıkları yerleri ortaya koymayı hedeflemiştir. Üç bölümden oluşan bu çalışmada sırasıyla Debûsî ve Sem'ânî'de haber kavramı ve türlerine, âhâd haberin hücciyeti ve kabul şartlarına, âhâd haberin diğer delillerle ilişkisine yer verilmiştir.

DelilEbu Zeyd ed-DebusiHaber-i vahid+2
Beyza Önal
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fahreddin er-Râzî'de isbât-ı vâcib delilleri: Hudûs ve imkân

"Varlığı kendinden olup başka bir varlığa ve güce dayanmayan Tanrı'nın yetkin bir şekilde var oluşunu açıklamak, ortaya koymak için gösterilen ilmî, fikrî çabayı ifade eden isbât-ı vâcib", kelâm ve felsefenin ortak meselesidir. Bu disiplinlerin Tanrı'nın varlığını ispatlamak için kullandıkları deliller, ağırlık noktaları ve usulleri açısından farklılık göstermektedir. Kelâmcılar daha çok, cevher ve arazların değişkenliğinden yola çıkarak tümevarım yöntemiyle âlemin sonradan yaratıldığı ve dolayısıyla bir yaratıcıya muhtaç olduğu ispatına dayanan "hudûs delili"ni kullanırken, filozoflar ise zorunsuz (mümkin) niteliği taşıyan âlemdeki nesnelerin var oluşlarını yokluklarına tercih edecek zorunlu bir varlığın ispatını esas alan "imkân delili"ni kullanmıştır. İsbât-ı vâcib konusundaki görüşlerini incelediğimiz Fahreddin er-Râzî'nin (ö. 606/1210) eserlerinde, hudûs ve imkân kavramları ilk olarak, umûr-ı âmme bahislerinde, ayrıca Tanrı'nın varlığını ispatlamada kullanılan deliller olması hasebiyle ilahiyât bahislerinde incelenmektedir. Râzi, kelâm ve felsefede isbât-ı vâcib konusunda kullanılan delillerin farklı olmasının sebebinin, nesnenin fâile olan ihtiyacının "hudûs" veya "imkân" anlayışına bağlanmasından kaynaklandığı ifade eder. Çalışmamızda, her iki disiplininde de kullanılan delillerden yararlanan Râzî'nin, isbât-ı vâcib hakkında "zâtların ve sıfatların imkânından hareketle Tanrı'nın varlığına istidlâl" ve "zâtların ve sıfatların hudûsundan hareketle Tanrı'nın varlığına istidlâl" delillerini kullandığı tespit edilerek her iki yaklaşım da tartışılmıştır. Öte yandan Râzî'nin, bu delillerin dışında, Allah'ın varlığı hakkında zikredilen iknaî delilleri de ifade ettiği, özellikle sûfîlerin ve İslâm toplumunda meşhur kişilerin konuyla ilgili olarak dile getirdiği cümlelere yer verdiği ve muhatapların zihinlerinde oluşan şüpheleri farklı deliller kullanarak gidermeye çalıştığı görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Fahreddin er-Râzî, İsbât-ı vâcib, Hudûs, İmkân, Fâil, Fiil

Allah'ın varlığıDelilFail+6
Yunus Emre Çil
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fahreddin er-Râzî'de naklî/lafzî delillerin zannîliği meselesi

Kuruluşundan günümüze kelâm ilminin içeriğindeki bütün konulara temel teşkil eden iki önemli esas vardır: Bunların biri "şeylerin bir hakikati olduğu", diğeri ise "şeylerin hakikatinin bilgisinin mümkün, hatta gerçekleşmiş olduğu"dur. Epistemolojiden ontolojiye, ilâhiyât bahislerinden sem'iyât bahislerine kelâm ilminin ilgilendiği bütün konu ve meseleler temelde bu iki iddianın üzerine bina edilmiştir. Bu araştırma alanı içinde insana bilgiyi temin eden kaynaklar ise "duyular" "doğru haber/nakil" ve "akıl/nazar"dır. Bu kaynakların sınırları ve kesinlikte varabilecekleri nokta ise çok erken dönemlerden itibaren çeşitli tartışmalara konu olmuştur. Kelâm ilminin müteahhir döneminin kurucu ismi Fahreddin er-Râzî'nin (ö. 606/1210) bazı eserlerinde, bilgi kaynaklarından ikincisini oluşturan doğru haberin/naklin çeşitli ihtimaller sebebiyle kesinlik ifade etmeyeceği zikredilmiştir. Bu iddianın en önemli argümanlarından biri "aklî bir delilin naklî/sem'î/lafzî bir delille teâruz etmesi hâlinde, aklın naklin aslı olması ve aklî delilin kesinlik bildirmesi sebebiyle naklî delilin kesinliğinin ortadan kalkması"dır. Ayrıca Râzî'nin el-Metâlibu'l 'Âliye isimli eserinin mukaddimesindeki ifadeleri gerekçe gösterilerek "akıl/nazar"ın metafizikte verebileceği kesinlik hakkında, Râzî'nin olumsuz düşündüğü iddia edilmiştir. Bu çalışma, bilgi kaynaklarından bazılarının güvenilirliğini tartışmaya açması sebebiyle kelâm ilminin bilimsel faaliyetleri açısından sorun teşkil eden ve birbirleriyle uyumsuz gibi görünen bu iki iddiayı Râzî özelinde tahlil etmeyi amaçlamakta ve naklî/sem'î/lafzî delillerin zannîliği meselesinin Râzî söz konusu olduğunda nasıl anlaşılması gerektiğini ve Râzî'ye göre aklın metafizikte kesinliğe ulaşamayacağı iddiasının Metâlib'in ilgili pasajından çıkarılıp çıkarılamayacağını ortaya koymaya çalışmaktadır. Anahtar Sözcükler: Fahreddin er-Râzî, Naklî/Sem'î/Lafzî Delil, Aklî Delil, Kesinlik, Zannîlik

BelirsizlikDelilKelam+3
Zübeyir Çetin
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Analitik düşünce açısından Çağdaş Batı literatüründe Tanrı'nın varlığı lehinde ve aleyhindeki delillerin tanıtımı ve değerlendirilmesi

Bu çalışma, güncel kelâm ilmine ve tartışmalarına katkı sağlaması amacıyla çağdaş analitik düşüncede Tanrı'nın varlığı lehinde ve aleyhindeki delillerin genel tanıtım ve değerlendirmesini yapmaktadır. Düşünürlerin Tanrı hakkında ileri sürdüğü görüşler, içinde bulunduğu düşünce ekollerinden ve genel dünya görüşlerinden bağımsız değildir. Bu sebeple üç bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde, analitik düşünce açısından Tanrı'nın varlığına ilişkin temel bilgiler ifade edilmektedir. İkinci bölümde, Tanrı'nın varlığı lehinde ve aleyhindeki deliller kapsamlı bir tasnif eşliğinde tanıtılmış ve bu delillerden öne çıkan bazı örnekler ana hatlarıyla aktarılmıştır. Son bölümde ise delillerin genel değerlendirmesi babında bazı önemli hususlara işaret edilmiştir. Bu kapsamda, birinci bölüm içerisinde öncelikle kelâm ilmi ile mukayeseli olarak analitik düşünce ve analitik dinî düşünce tanıtılmış ve değerlendirilmiştir. Sonrasında Allah'ın sıfatları meselesi bağlamında mükemmel varlık tasavvuru ve Tevhîd inancıyla uyuşmayan alternatif Tanrı tasavvurları incelenmiştir. Son olarak Tanrı'nın varlığına ilişkin epistemik yaklaşımlardan teizm, ateizm ve agnostisizm incelenmiş ve epistemik olmayan yaklaşımlar da ana hatlarıyla aktarılmıştır. İkinci bölüm ise delillere giriş niteliğinde doğal teoloji ve ateoloji hakkında bazı önemli bilgilerle başlamaktadır. Daha sonra sırasıyla Tanrı'nın varlığı lehinde ve aleyhinde epistemik ile epistemik olmayan deliller sistematik bir şekilde tanıtılmış, bunlardan öne çıkan deliller aktarılmış ve İslâm düşüncesinde bu delillerin muadilleri ifade edilmiştir. Üçüncü bölümde ise öncelikle dini görüş ayrılığı kapsamında çeşitli stratejilere değinilmiştir. Ardından, teistik ve ateistik deliller sonucunda tercih edilen bazı alternatif Tanrı tasavvurları tanıtılmıştır. Son olarak İslâm düşüncesindeki örnekleriyle birlikte Tanrı'nın varlığına dair getirilebilecek en uygun delillerin kriterleri saptanmıştır.

Allah'ın varlığıAnalitik düşünme becerileriBatı edebiyatı+5
Muhammet Berhak Demir
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kâsım b. Sâbit es-Sarakustî ve ed-Delâil adlı eseri

Bu çalışma Endülüs'te hicrî üçüncü asrın ikinci yarısında yaşayan dil ve hadis âlimi Kâsım b. Sâbit'in garîbü'l-hadîs alanında telif etmiş olduğu Delâil adlı eserini yöntem ve muhteva açısında incelemektedir. Kâsım b. Sâbit'in ömrü vefa etmediği için kitabı babası Sâbit b. Hazm tamamlamıştır. Oğlu Sâbit b. Kâsım vesilesiyle de sonraki dönemlere nakledilmiştir. Eser kaynaklarda farklı isimlerle zikredilmiş olsa da araştırma sonucunda ed-Delâil ʿalâ meʿâni'l-hadîs bi'ş-şâhidi ve'l-meseli ismi tercih edilmiştir. Eserin Rabat, Zâhiriyye ve İstanbul olmak üzer üç yazması ve iki adet tahkikli neşri bulunmaktadır. Ebû Ubeyd ve İbn Kuteybe'nin garîbü'l-hadîs alanındaki eserlerinin yöntem ve muhteva açısından devamı niteliğinde olan Delâil, garîbü'l-hadîs alanının temel kaynakları arasındadır. Ancak Hattâbî'den İbnü'l-Esîr'e kadarki dönemde garîbü'l-hadîs âlimleri Delâil'den haberdar değillerdir. Aynı şekilde Ezherî ve Sağânî gibi sözlük yazarlarının da eserden haberdar olmadığı görülmektedir. Daha çok Endülüs'te hadisçiler ve dilciler tarafından tanınırlık kazanan Delâil'in Doğu ilim muhitinde tanınması hicrî yedinci yüzyıla kadar gecikmiştir. Kâsım b. Sâbit, hadislerde geçen lafızları açıklarken şiir, hadis, âyet ve mesel gibi edebî metinler ile istişhâd etmektedir. Garîb kelimeleri açıklamak için kullanılan bu dil malzemesi Arap edebiyatı ve dilbilimi için değerli bilgiler içermektedir. Kâsım b. Sâbit, garîb kelimeleri açıklarken sarf ve nahiv açısından tahlil yapmış, mekân isimleri hakkında bilgi vermiş, gerektiği durumda hadisleri şerh etmiş, hadis usûlü, fıkıh, kelam, kıraât ve tarih ilmine dair önemli bilgiler sunmuştur.

DelilHadisKasım bin Sabit es-Sarakustî+2
Hüseyin Yıldız
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hanefî mezhebinde delildeki zannîliğin teklîfî hüküm terminolojisine etkisi

Hanefî mezhebindeki farz-vacip ve haram-tahrimen mekruh ayrımlarının hükme ulaştıran delillerin bilgi ve amel değerlerindeki farklılıklardan kaynaklandığı bilinen bir husustur. Delilin kat'î olması durumunda hüküm farz ya da haram, zannî olması durumunda vacip ya da tahrimen mekruh olarak belirtilir. Bu çalışmada, söz konusu yaklaşımın mahiyeti ve kapsamı incelenmiştir. Bu doğrultuda, Hanefîler'in delaleti zannî naslar, âhâd haberler, zannî icma türleri veya kıyasla sabit olmuş hükümlerin tamamını vacip ya da tahrimen mekruh kategorisinde görüp görmediğinin sağlaması yapılmaya çalışılmıştır. Öncelikle kavramsal düzeyde teorik, sonrasında da örnekler üzerinden pratik boyut üzerinde durulmuştur. Araştırmanın neticesinde Hanefîler'in teklîfî hüküm terminolojisinde delilin kat'îliği-zannîliği üzerinden yaptıkları ayrımların ve geliştirdikleri yaklaşımın nassa ziyade anlayışıyla ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır.

DelilFarzHanefiler+5
Mücahit Bilgiç
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kelâm ve tasavvuf ilimlerinde delil anlayışı: Fahreddin er-Râzî ve Sadreddin el-Konevî örneği

İslâmî ilimlerin teşekkülünden itibaren ortaya çıkan problemler hakkında görüş bildiren âlimler, mensubu oldukları ilimlerin bilgi sistemlerine göre delil üretmiş ve muhataplarının delillerini geçerli gördükleri kendi bilgi sistemlerine göre değerlendirmişlerdir. Böylece delil, tarafların görüş beyan etmesini sağlamış ve bu beyanlar kullanılan delillerin bilgi değeri ölçüsünce itibar görmüştür. Kelâm ve tasavvuf ilimleri erken dönemden itibaren tartıştıkları meselelerde birbirlerinin delillerini geçerli görmeyen iki muhalif ilim olarak konumlanmıştır. İlimlerin çeşitli konularda birbirleri ile ihtilaf edişlerinin en temel gerekçelerinden birisi bilgi anlayışlarındaki farklılıktır. Bu çalışmada onların bilgi bahsindeki görüşlerinin farklı olmasının pratik bir sonucu olan "delil" anlayışlarındaki farklılıklar gündeme getirilmiştir. Bunun için ilk aşamada delilin mahiyeti incelenmiş ve İslâmî ilimlerdeki genel kullanımıyla açıklanmıştır. Ardından kelâm ve tasavvuf ilimlerinden örnek olarak seçilen Fahreddin er-Râzî (ö. 606/1210) ve Sadreddin el-Konevî'nin (ö. 673/1274) delil anlayışları açıklanmış, onların görüşleri üzerinden belirli gerekçelere bağlanarak mensubu oldukları ilimlere genelleme yapılmıştır. Son olarak örnek aldığımız iki âlimin delil anlayışları mukayese edilmiş ve her iki âlimin kesin vasfıyla sundukları delillerin mukayesesinin imkanı sorgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Delil, Fahreddin er-Râzî, Sadreddin el-Konevî, Kelâm, Tasavvuf, Akıl, Kalp.

DelilKelamRazi+3
Sadiye Seymen
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimEN

Epistemology in Islamic theology in the post-classical period: The concept of evidence in the works of Saʿd al-Dīn al-Taftāzānī

The works of Saʿd al-Dīn al-Taftāzānī (d. 792/1390) marked a pivotal point in Islamic intellectual history and were central to Islamic education until recent years. Due to the break with the traditional curriculum in the Islamic world and the axiomatic premise that philosophical inquiries in theology after the 5./11. century had nothing substantial to offer, the central position of Taftāzān'īs works vanished. Fortunately, contemporary scholarship questions these premises and shows interest in the Post-classical period in which scholars like Taftāzānī appeared. However, little advancement has been made so far due to the lack of understanding regarding the commentary tradition and highly technical texts. The present research throws light on some of the most fundamental topics of theology written by one of its most influential scholars. The first aim is to clarify important features of the commentary tradition, which will help eliminate confusion regarding the opposing positions the same author took in different works. The second aim is to show how later theologians defined theology, its connection to epistemology, and how they presented their most fundamental conceptual tools. The final aim is to investigate their definition of evidence and its twofold division into rational and textual evidence. Case studies will illustrate how different theological issues relate to the previously discussed topics of epistemology and evidence.

EvidenceEpistemologyIslamic theology+2
Navıd Chızarı
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimAR

Günümüz hukuku ile İslâm hukukunun karşılaştırılması (Kaynaklar, ceza hukuk ve kazaî deliller açısından)

AraĢtırmamızda, Ġslâm hukuku ile günümüz hukuku kaynaklar, ceza hukuk ve kazaî deliller açısından karĢılaĢtırılması yapılmıĢtır. Birinci bölümde geçmiĢ milletlerin inanç ve hukuklarına değinilmiĢtir.Tarih ve Kur‟ân-ı Kerîm perspektifinde Sümerler, Babiller, Asurlular, Yunanlılar, Romalılar, Eski Mısırlılar ve Câhiliye döneminde yaĢamıĢ olanların hukuklarının ele alındığı bu bölüm Ġslâm hukukunun ortaya çıkma sürecinin anlatılmasıyla sonlandırılmıĢtır. Ġkinci bölümde de Ġslâm hukuku ve günümüz hukukunun kaynakları incelenmiĢtir. Ġslâm hukukunun kaynaklarına öncelik verilerek bu kaynakların aslî (birincil) ve fer„î (ikincil) Ģeklinde ikili ayırımı üzerinde durulmuĢtur. Aslî kaynakların sırasıyla Kur‟ân, sünnet, icmâ ve kıyastan ibaret olduğu vurgulandıktan sonra Kur‟ân lafzının delâlet açısından kat„î ve zannî olarak ikiye ayrıldığı konusu ele alınmıĢtır. Bu bölümde sünnetin Ġslâm hukukunun ikinci dayanağı olduğu özellikle de Kur‟ân‟ın sünnetle nesh edilebileceği meselesine etraflıca iĢlenmiĢtir. Ġcmâ ve kıyas dayanaklarının da ele alındığı bu bölümdeyasama, örf, geleneksel ilkeler ve adalet kurallarından ibaret olan vaz„î/beĢeri hukuk (ilgili ve yetkililer tarafından oluĢturulmuĢ hukuk kurallarına) da yer verilerek bir karĢılaĢtırmaya gidilmiĢtir. Üç ayrı baĢlık altında ele alınan üçüncü bölümde ise genel bir Ģekilde suç kavramının Ġslâm hukuku ve beĢerî hukuk boyutu incelenmiĢtir. Hadd cezalarının anlatıldığı birinci baĢlığın altında gerek Ġslâm hukuku gerekse beĢeri hukuk bazında haddin tanımı, çeĢitleri ve boyutları ele alınmıĢtır. Sonrasında ilgili alandaki söylemlerin bir arada toplanılabilmesi hasebiyle Malikilerin görüĢüne öncelik verilerek yedi tane suç unsuru sırasıyla incelenmiĢtir. Zina suçu, zina suçunun tespitine yönelik deliller, Ġslâm ve beĢeri hukuka göre cezası karĢılaĢtırmalı bir Ģekilde aktarıldıktan sonra fıkhî mezheplerin yaklaĢımları ile günümüz hukukunun öngörüleri bağlamında kazif, içki içme, hırsızlık,yol kesme, irtidâd (Ġslâm dininden çıkma), zülüm ve haksızlık suçları mukayeseli bir Ģekilde incelenip değerlendirmeye tabî tutulmuĢtur. Üçüncü bölümün ikinci baĢlığı altında kısas ve diyet gerektiren suçlara değinilerek "katl" yani öldürme fiili ve fıkıh kitaplarında yer alan tüm benzeri eylemler tanıtılmıĢtır. Katl fiilinin üç çeĢidinin irdelendiği bu baĢlıkta her bir çeĢidi iki hukuk açısından mukayeseli olarak değerlendirilmiĢtir. Ayrıca varis olma ve vasiyet etme durumlarına da değinilmiĢtir. Üçüncü bölümün üçüncü baĢlığında ise ta„zîr gerektiren suçlar incelenmiĢ ta„zîrin ne olduğu, meĢruiyeti, çeĢitleri ve yargıdan sorumlu en üst kimlikli hâkimin, hakkında herhangi bir nassın olmadığı suçlarda yetkisini kullanarak uygun bir ceza verebileceği konusu üzerinde durulmuĢtur. Dördüncü bölümde ispat konusu Ġslâm hukuk ve beĢeri hukuk açısından incelenmiĢtir. Ġspat yollarından biri olan ikrar (itiraf) dan baĢlanarak tanımı, meĢruiyeti, Ģartları, rükünleri ve ilgili hükümler mukayeseli bir Ģekilde ele alınmıĢtır. Daha sonra Ģahitlik, tanıklığın reddi, yeminin reddi, yazı, parmak vs. izi, ip uçlar, yemin, hâkimin bilgisi, tanık ve bilir kiĢi raporları gibi diğer ispat delilleri detaylı bir Ģekilde ele alınmıĢtır. Bu bağlamda modern yöntemler olarak anestezi, hipnotize, yalan makinesi, eğitimli köpekler ve DNA‟nın ispattaki rolü üzerinde de ayrıca durulmuĢtur. Gâib (kaybolmuĢ-kendisinden haber alınamayan) kiĢinin Ġslâm ve beĢeri hukuka göre konumunun irdelendiği beĢinci bölümde gâibin tanımı, gâib sayılma süresi, gâible ilgili ilahi ve beĢerî hükümler mukayese edilmiĢtir. ÇalıĢmamızın sonunda araĢtırmamızdan elde ettiğimiz sonuçlar özetlenerek araĢtırma sonlandırılmıĢtır.

Najıb Muhsın Shakır Shakır
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şehristânî'ye göre isbât-ı vâcib

İsbât-ı vâcib meselesi, insanlık tarihi boyunca her zaman önemini korumuştur. Kelamcılar ve İslam filozofları, Allah'ın varlığı ve birliğini, birçok farklı delillerle ispatlamaya çalışmışlardır. Şehristânî de bu konuda farklı deliller öne sürerek aklî ve felsefî izahlarla İslam düşünce dünyasına katkı sağlamıştır. Şehristânî, İslam düşünce tarihinde önemli bir yere sahiptir. Dinî ilimlerden başta Kelâm olmak üzere Tefsir, Dinler ve Mezhepler Tarihi yanında ayrıca Felsefe alanındaki çalışma ve eserleri ile de ünlenmiştir. VI/XII. Yüzyıl Horsan bölgesinin önemli ilim merkezlerinde yaşamıştır. Gazzâlî ile başlayan müteahhirin döneminin en önde gelen temsilcisidir. Genel olarak Eş'arî kelam ekolüne bağlı olarak fikirlerini ortaya koymuştur. Şehristânî, farklı alanlarda eser telif etmiş olsa da yaşadığı dönem itibariyle mantık ve felsefe ilimleri ile de ilgilenmiş ve bu alanlarda eserler te'lif etmiştir. O, bu eserlerinde İslam düşüncesinde ihtilafa medar olmuş meseleleri ve özellikle de dinin temel inanç esaslarını işlemiş ve tartışmacı bir üslup ile mantıki ve felsefi yöntemler kullanmıştır. Bu tez çalışması, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı ve önemi, araştırmanın yöntem ve kapsamı, isbât-ı vâcib meselesinin ortaya çıkışı ile Şehristânî'nin hayatı, ilmî kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde de kelamcılar ve filozofların isbât-ı vâcib meselesindeki görüşleri ve bu konuda ileri sürdükleri temel delillere yer verilmiştir. Çalışmamızın esas konusunu teşkil eden ikinci ve son bölümde ise Şehristânî'nin isbât-ı vâcib meselesine yaklaşım tarzı ve bu çerçevede kullandığı deliller ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırmamızın kapsamı, Şehristânî'nin kelama dair olan ve genel olarak isbât-ı vâcib meselesini ele aldığı Nihâyetü'l-İkdâm fi İlmi'l-Kelâm ve Kitâb-u Musâraati'l-Felâsife adlı eserlerinden hareketle, konuyla ilgili görüşlerinin ortaya konulmasıyla sınırlandırılmıştır. Çalışma yöntemi olarak deskriptif ve analiz-sentez esas alınmakla beraber yeri geldikçe karşılaştırma metoduna da yer verilmiştir. Sonuç olarak tezde, Şehristânî'nin Allah'ın varlığı ve birliği konusundaki görüşleri bir bütün olarak bir arada sunmak amaçlanmış ve çalışılmıştır. Anahtar kelimeler : Kelâm, Şehristânî, Din, İsbât-ı Vâcib, Deliller.

DelilKelamİsbat-ı vacib+2
Mehmet Selim Balcin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Klasik tefsirler ışığında Rûm suresinin yorumu

Bu çalışmada Rûm suresi, ana konuları bağlamında incelenmiştir. Bir giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşan çalışmanın girişinde; araştırmanın konusu, amacı, yöntemi ve kaynakları anlatılmıştır. İlk bölümünde Rûm suresinin adı, nâzil olduğu yer, nüzûl sebebi gibi hususlarda genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümünde surenin ihtiva ettiği temel konular üzerinden bir tasnife gidilmiştir. Öncelikli olarak, dönemlerinin iki büyük imparatorluğu olan Doğu Roma İmparatorluğu ile İran Devleti arasında yüzyıllar boyunca süren savaşların son dönemine atıf yapılan ilk ayetler ele alınmıştır. Doğu Roma'nın İran karşısında yenilgiye uğradığı, fakat yakın bir zaman sonra bu durumun tersine dönerek galibiyet elde edeceklerinin haber verildiği söz konusu ayetler; Kur'ân'ın Allah tarafından gönderilmiş olduğunun delili ve Hz. Muhammed'in peygamberliğinin açık ispatlarından olması yönüyle ele alınmış, müfessirlerin konuyla ilgili görüşleri aktarılmıştır. Savaşın tarihsel seyri incelenerek Müslümanların ve müşriklerin bu savaşta taraftar oluşlarındaki temel sebepler tespit edilmeye çalışılmıştır. Bununla beraber, inanç faktörünün toplumların birbirlerini desteklemesindeki etkisi tartışılmıştır. Rûm suresinin ihtiva ettiği temel konular çerçevesinde isbât-ı vâcib, tevhid ve ahiret kavramları da çalışmanın son bölümünde yer almaktadır. Bu temel konular, Rûm suresi örnekliğinde, klasik ve çağdaş dönem müfessirlerinin görüşlerinden istifade edilerek, günümüze bakan yönleri de ortaya konulmak suretiyle işlenmiştir. Çalışmanın sonuç kısmı ise sureden çıkarılabilecek temel prensipleri ve elde edilen bulguları içermektedir. Anahtar Kelimeler: Kur'ân, Tefsir, Rûm Suresi, Doğu Roma İmparatorluğu, İran Devleti, Delil, Tevhid, Ahiret

AhiretDelilKur'an-ı Kerim+7
Hilal Başak Karakaş
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nesh anlayışında Mehmet Sait Şimşek ile Konyalı Mehmet Vehbi'nin mukayesesi

Hayatımıza hitap edip, yaşamımızın her alanına dahil olan Yüce kitabımızı doğru bir şekilde idrak edip mesajını anlayıp yaşamak, bu mübarek kitabın muhatabı olan beşeriyetin en temel amacıdır. Kur'ân-ı Kerim'de geçen "(Okudukları) Kur'an'ı (hiç) düşünmezler mi? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var? (kalpleri düşünmeye kapalı mıdır?)" ayeti, Kur'an-ı Kerîm'i yüzeysel bir şekilde asıl verilmek istenen mesajlara ulaşma çabasına girmeden okuyup geçmemeyi, ayetler üzerinde derin bir tefekkür, tedebbür ameliyesi gerçekleştirerek ayetlerdeki manayı içselleştirmeyi emretmektedir. Beşeriyete yol gösterici olması için gönderilen Yüce Kur'ân'ı anlama ve kavrama çalışmaları sonucunda çeşitli ilmî disiplinler oluşmuştur. Bu çalışmalar neticesinde meydana gelen ilmî disiplinlerden birisi de Kur'an ilimleridir. Bu dalın da en kadim ve günümüzde de en çok tartışılan önemli bir meselesi nesih meselesidir. Tefsir dalının konusunu oluşturan Kur'an; fıkıh, kelam, hadis gibi disiplinleri etkilemiştir. Bundan dolayı tefsir, fıkıh ve kelamî boyutta nesihle ilgili bu disiplinlerde çeşitli eserler telif edilmiş fakat neshin problematik durumu çözülememiş, günümüzde de halen tartışılan, ilmî çalışmalar devam ettikçe üzerinde tartışılacak bir mesele konumunda olmaya devam edecektir. Kur'an-ı Kerîm'de ayetlerin manalarının asıl mesajlarını anlamak için, nesh meselesinin çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Şüphesiz Kur'an ilmî disiplinlerin temelini oluşturmaktadır. Nihayetinde bu durum tefsircilere Kur'an'ın anlaşılması için önemli görevler yüklemektedir. Çalışmamızın birinci bölümünde, öncelikle neshin ne olduğunu anlamak adına, neshin tarifi, tarihi, şartları, neshi kabul eden ve etmeyenlerin delilleri, neshin hikmetleri gibi neshe dair birçok malumatı detaylı olarak irdeledik. İkinci bölümde ise, çalışmamızın asıl konusu olan Mehmet Sait Şimşek ile Mehmet Vehbi'nin neshe getirdikleri tanıma, neshe delil gösterilen ayetlere yaklaşımlarına, nesh addedilen ayetlere olan yaklaşımlarına ve üçüncü bölümde ise bu iki değerli müfessirimizin neshe dair yaklaşımlarını mukayeseli olarak ele almaya çalıştık. Çalışmamızı sonuç bölümü ile nihayetlendirdik. Anahtar Kelimeler: İlmî Çalışmalar, Kur'ân-ı Kerîm, Nesih, Delil.

DelilKur'an-ı KerimMehmed Vehbi Konevi+3
Hacer Sezek
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kişilik hakları bağlamında boşanma davalarında ispat

Kişilik hakları kişiliği meydana getiren bütün değerler üzerinde sahip olunan, şahsa sıkı sıkıya bağlı ve mutlak haklardandır. Kişinin özel yaşamı üzerinde sahip olduğu hakkı, kişilik haklarının bir parçasını oluşturur. Günümüz teknolojisinin büyük bir hızla gelişmesi, kişinin özel ve gizlilik alanlarına yönelik müdahalelerin sayısını ve kapsamını oldukça artırmış; farklı sızma yöntemlerinin doğması ile kişinin özel yaşamı müdahalelere açık bir hale gelmiştir. Boşanma davaları eşlerin kişilik hakkının bir parçasını oluşturan özel ve gizli hayat alanını yakından ilgilendiren davalardır. Bu durum kimi zaman ispat faaliyetinde bulunan eşin, diğerinin kişilik haklarına müdahale etmesini kaçınılmaz kılmaktadır. Kişilik haklarının ihlali kural olarak hukuka aykırılık teşkil edeceğinden bu suretle elde edilen delillerin de hukuka aykırı yollarla elde edildiği kabul edilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 189/II ile hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan delillerin mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağı açıkça belirtilmiştir. Bir tarafta adil yargılanma hakkının ve hukuki dinlenilme hakkının bir unsuru olan ispat hakkı; diğer tarafta ise kişilik hakları yer almaktadır. Çatışan değerler arasında hangisine üstünlük tanınması gerektiği konusunda yeknesak bir yaklaşım bulunmamaktadır. İspat hakkının kişilik haklarından daha üstün olduğunun kabul edilmesi halinde, ispat hakkının kullanılması bir hukuka uygunluk sebebi olarak değerlendirilecektir. Buna karşılık kişilik haklarına üstünlük tanınması halinde, ispat faaliyetinde bulunan eşin, diğerinin kişilik hakkına yönelik müdahalesi hukuka aykırı kabul edilecek ve bu durum beraberinde delillerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesini gündeme getirecektir. Anahtar Sözcükler Kişilik Hakları, Özel Hayat, Boşanma Davaları, İspat, İspat Hakkı, Hukuka Aykırı Deliller.

BoşanmaDavalarDelil+3
Bilgenur Canıtez Gözübüyük
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ceza muhakemesi hukukunda karakter delili

Ceza muhakemesinde karakter delili muhakemenin konusu olan vakıalar dışındaki davranışlar ile eğilime ilişkin delillerdir. Anglo-Amerikan Hukuku'ndaki karakter delili kullanım yasaklarına karşılık; Kıta Avrupası Hukuku'nda karakter deliline ilişkin kısıtlamalara yer verilmemektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nda da herhangi bir yasak öngörülmemektedir. Tez kapsamında öncelikle karakter kavramı çeşitli disiplinlerin yardımıyla tanımlanmaya çalışılırken; karakterin ceza muhakemesinde neden önemli olduğu vurgulanmaktadır. Karakter deliline ilişkin doğrudan düzenleme yapılmamış olmasına karşın Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki genel düzenlemeler ve öğretideki görüşlerden hareketle karakter delilinin ispat hukukundaki yerini tespit etmek amaçlanmıştır. Bu çerçevede çalışmada emare vakıa olarak karakterin ispat hukukunda çeşitli kurumlarla ilişkisi ortaya konulmaktadır. Son olarak Anglo-Amerikan Hukuku ve Kıta Avrupası Hukuku'nun karakter delili yaklaşımlarındaki farklılıklar izah edilmektedir. Anglo-Amerikan Hukuku'nda karakter delilinin leh ve aleyhine görüşlere yer verilerek Türk ceza muhakemesi hukukunda düzenleme yapılmasına gerek olup olmadığı belirlenmeye çalışılmaktadır.

Ceza mahkemesiCeza muhakemesi hukukuDelil+3
Asena Kamer Usluadam
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Günümüz din felsefesinde kozmolojik delil tartışması

Bu çalışma, din felsefesinin temel problemlerinden biri olan kozmolojik delilin güncel yorumlarını konu edinmektedir. Son yüzyılda özellikle kozmoloji alanındaki bilimsel gelişmelerin felsefi çıkarımları, büyük oranda kozmolojik delil merkezinde tartışılmaktadır. Teistik açıklamalar, bilimsel verilerin Tanrı'nın varlığını desteklediğini ileri sürerek kozmolojik delilin klasik versiyonlarını birtakım argümanlarla revize etmeye çalışmaktadır. Teizm karşıtı açıklamalar ise kozmolojik delilin güncel versiyonlarını birçok açıdan eleştirmekte ve Tanrı'nın varlığı için geçerli bir delil ortaya konamadığını ileri sürmektedirler. Güncel bilimsel veriler ışığında Tanrı'nın varlığı konusunda gündeme gelen bu tartışmalar, tezimizde Günümüz Din Felsefesinde Kozmolojik Delil Tartışması başlığı altında incelenmektedir. Giriş bölümü, tezin genel bir tanıtımını yapmakta ve çalışmamızda ihtiyaç duyulan bazı açıklamalara yer vermektedir. Birinci bölüm, kozmolojik delili ve bilim tarihini ana hatlarıyla tanıtmaktadır. Genel itibarıyla son yüzyılın bilimsel verileri üzerine açıklamalarla, günümüz kozmolojik delil tartışmasındaki problematiği ortaya koymaya çalışmaktadır. Çalışmamızda sınırlar, kelâm, olumsallık ve Zayıf Yeter-Sebep İlkesi yorumu olmak üzere kozmolojik delilin güncel üç versiyonu çerçevesinde çizilmiştir. İkinci bölüm, kozmolojik delilin kelâm versiyonunu, güncel tartışmalarda çok fazla ön plana çıkmayan ama önemli gördüğümüz düşünürler çerçevesinde incelemektedir. Üçüncü bölüm, kozmolojik delilin olumsallık versiyonunu güncelleyen Robert Koons'un yeni bir bakışını konu edinmektedir. Dördüncü bölüm ise, Leibnizci kozmolojik delili güncelleyerek ortaya konan Zayıf Yeter-Sebep İlkesi versiyonunu incelenmektedir. Son dönemde bu konuları merkeze alan birçok müstakil çalışma mevcuttur. Dolayısıyla özgünlüğü sağlama adına güncel bilimsel veriler ışığında yeniden yorumlanan kozmolojik delile karşı güçlü eleştirileriyle kendini gösteren Graham Oppy bütün bölümlerde ön planda tutulmuştur. Teist ve ateist birçok düşünürün de görüşlerine yer verdiğimiz bölümlerdeki incelemeler sonucunda birçok tespit yapılmıştır. Bu tespitler ışığında sonuç bölümünde, kozmolojik delilin güncel yorumlarının ve eleştirilerinin ne derece ikna edici güce sahip olduğu felsefi açıdan değerlendirilmiştir.

Allah'ın varlığıDelilDin felsefesi+3
Süleyman Altın
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Medeni usul hukukunda hukuka aykırı deliller

Hukuka aykırı deliller meselesinin temelindeki soru, gerçeğe uygun ama hukuka aykırı mı, yoksa hukuka uygun ama gerçeğe aykırı mı karar verilirse hüküm adaletli olur sorusudur. Bu soruya çeşitli hukuk sistemlerince verilen üç farklı cevap bulunmaktadır. Mutlak kabul görüşü gerçeğe uygun karar verilmesine üstünlük tanır. Bu nedenle delil nasıl elde edilmiş olursa olsun, hukuka aykırı da olsa dikkate alınmalıdır der. Mutlak ret anlayışı hukuka aykırı delilleri, hatta bu deliller vasıtası ile ulaşılabilecek diğer delilleri de hükme esas almaz. Esnek görüş ise, delil elde edilirken temel hak ve özgürlükler ihlal edilmişse delilin dikkate alınmaması gerektiğini ama diğer tüm hukuka aykırılık hallerinde delilin kullanılıp kullanılmayacağının hakimlerin takdirinde olması gerektiğini savunur. Türk Hukuku'nda Anayasa'nın 2 nci, 36 ncı, 38 inci, 138 inci, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 217 nci ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 189 uncu maddeleri ile mutlak ret görüşü benimsenmiştir. Medeni usul hukukundaki hukuka aykırı delilleri kullanma yasağı kamu düzenindendir ve mutlak emredicidir. Kural uygulanırken tezde önerildiği üzere dört temel aşaması olan bir değerlendirme yapılırsa hükmün sert lafzı yumuşatılabilir ve katı bir şekilde uygulanmasının yol açabileceği adaletsizlikler önlenebilir.

DelilHukuka aykırılıkKanuna aykırılık+1
Bora Kaya
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Teleolojik kanıt ve antropik ilke

Bilimsel gelişmeler, Newton'dan sonrası bilime hakim olan evrimci – materyalist- pozitivist paradigmanın bir ideoloji olduğunu göstermekte; teizmin teleolojik yaklaşımına güçlü veriler sunmaktadır. Teleolojik kanıtın çağdaş versiyonları kendilerini bilimsel bulgular üzerinden inşa etmektedir. Bunlardan antropik ilke, bu bilimsel bulgular üzerinden evrenin ince bir tasarım olduğunu savunmakla birlikte, bir adım öteye giderek insana merkezi bir rol vermektedir: Gözlemci. Bu ilke, gözlemci (insan) olmazsa evrenin varlığından söz edilemeyeceğini; evrenin ortaya çıkamayacağını savunmaktadır. Dolayısıyla, insanı, raslantısal olarak sahile vurmuş bir çakıl taşı olarak değil; bilakis, insanın var oluşu için var olan bir evren yaklaşımını esas almaktadır. Antropik ilkenin alt açılımlarından biri olan zayıf ilke, bilimsel sınırlar içinde kalarak tasarım fikrini kanıtlarken, diğerleri zayıf ilkenin "nasıl" sorusuna ek olarak felsefenin "niçin sorusunu da sormaktadırlar: Bu soru, tasarım kanıtlarını -daha açık bir şekilde- Tanrı'nın varlığına götürmektedir. Antropik ilke, yeni bir paradigmanın kapısını açmaktadır: Bilimsel düşünüş ile din (din kültü değil) arasındaki düalizmi yıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Antropik İlke, Teolojik Tanrı Kanıtı, Zayıf Antropik İlke, Güçlü Antropik İlke.

Allah'ın varlığıAntropikDelil+2
Ayşegül Usve Türkcan
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Medeni Usul Hukukunda delillerin hasredilmesi

11 YÜKSEK LİSANS TEZİ ÖZÜ MEDENÎ USUL HUKUKUNDA DELİLLERİN HASREDİLMESİ Tolga AKKAYA Özel Hukuk Ana Bilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ocak 2003 Danışman: Doç. Dr. Halûk KONURALP Medenî Usul Hukukunda Delillerin Hasredilmesi başlığını taşıyan bu çalışmada, bir taraf usul işlemi olan delillerin hasrı, medenî usul hukukundaki yeri ve uygulaması bakımından incelenmiştir. Kanunda düzenlemesi bulunmayan ve tarafın yeni (başka) delil gösterme imkânını sınırlandıran delillerin hasrı, bu güne kadar üzerinde pek durulmamış ve ayrı bir çalışma konusu yapılmamış bir usul işlemidir. Yanlış uygulanması halinde tarafların dava ile elde etmeye çalıştıkları hakları kaybetmelerine neden olacak kadar etkili bir işlem olan delillerin hasrı; unsurları, şekli, zamanı ve etkileri bakımından incelenmiştir. Çalışmanın birinci ve genel bölümünde, delillerin hasredilmesi bakımından davaya ilişkin bazı kavramlar ve usul ilkeleri başlığı altında, öncelikle ispat hukukunun temel kavramları, sonra mahkeme ve taraf usul işlemleri, daha sonra delillerin hasrına ilişkin usul ilkeleri ve son olarak tahkikat incelenmiştir. Bu bölümde, özellikle taraf usul işlemleri ve delillerin hasrına ilişkin usul ilkeleri üzerinde durulmuştur. Çalışmanın ikinci ve özel bölümünde, delillerin hasrı başlığı altında, ilk olarak delillerin toplanması amacına hizmet eden işlemler, sonra delillerin hasrının şekli ve zamanı, daha sonra delillerin hasrı bakımından özellik arz eden durumlar ve son olarak özel yargılama usullerinde ve çekişmesiz yargı işlerinde delillerin hasrı incelenmiştir. Bu bölümde, özellikle daraltıcı etkili delil sözleşmeleri ile delillerin hasrı, hakimin taraflardan delillerini hasretmelerini istemesi ve delillerin hasrına istisna teşkil eden hususlar üzerinde durulmuştur.

DavalarDelilDelillerin hasredilmesi+2
Tolga Akkaya
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2003
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Natüralizm ve akıl delili

Aklın bizi gerçeklerle ilgili doğru bilgiye ulaştırdığına dair inancımız her araştırma alanının temelindeki en sarsılmaz ilkedir. Bu inanç o kadar güçlüdür ki o olmadan akıl yürütemeyiz. Onun gerçekliğini dahi sorgulayamayız çünkü bu sorgulama için de aklımıza güvenmek zorundayız. Fakat natüralizm doğruysa bu inanç tehlikeye düşer. Çünkü natüralizme göre akıl, akıldan yoksun doğal süreçlerin bir sonucudur. Eğer akıl, gaye ve mantıktan yoksun fiziksel olayların bir ürünüyse onun güvenilirliğine duyduğumuz inancın doğal açıklamalarla temellendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle bir rasyonel görüş olarak natüralizm kendini çürütür. Buna karşın teizme göre akıl, kaynağını doğaüstü rasyonel bir varlıktan alır. Akıl doğal bir sonuç değil, tüm varlığın ilk sebebidir. Ancak akıl sahibi kişisel bir Tanrı varsa ve gerçeği bilmemizi hedeflediyse aklın doğru bilgiye ulaştıracağına inanmak için bir güvencemiz vardır. Bu çalışmada insanın gerek günlük hayatını gerek bilimsel çalışmalarını yürütmek için başvurduğu akıl yürütme ya da rasyonel çıkarım yetisinin varlığını natüralizm mi yoksa teizm mi daha makul açıklar sorusu cevaplanmaya çalışılacaktır. Temel iddiamız, akla duyduğumuz güveni temellendirmede natüralist teorilerin başarısız olduğunu savunan filozofların geliştirdiği argümanlar ışığında, aklın ve akıl yürütmek için gerekli koşulların varlığını ancak teizmin tutarlı bir şekilde açıkladığı ve bu nedenle akıl yürütme yetisinin natüralizme karşı güçlü bir delil oluşturduğudur.

AkılDelilDin felsefesi+3
Sare Levin Atalay
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ceza kovuşturmasında delillerin ortaya konulması ve değerlendirilmesi

Ceza muhakemesinde, geçmişte yaşanmış uyuşmazlık konusu olay, onu temsil eden deliller vasıtasıyla ortaya konulmaya çalışılır. Bu bağlamda maddi gerçek, uyuşmazlık konusu olayın deliller aracılığıyla ortaya konulmuş halini ifade eder. Ceza muhakemesinde maddi gerçeğin bulunmasının ve hukuk düzeni açısından doğru bir karar verilebilmesinin öncelikli şartı, delillerin sağlıklı bir şekilde ortaya konulup değerlendirilmesidir. Deliller duruşmada hükmün oluşmasına katkı sağlayacak süjelerin önüne konulmalı ve tartışmaya açılmalıdır. Deliller ortaya konulduktan sonra sıra değerlendirilmesine gelir. Geçmişte yaşanmış olayın bugün gerçeğe uygun biçimde temsil edilebilmesi için delillerin doğru değerlendirilmesi gerekir. Vicdani ispat sisteminde hakim duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delilleri akıl yürütmek suretiyle serbestçe değerlendirerek vicdani kanaatini oluşturur. Bu çalışmada "Ceza Kovuşturmasında Delillerin Ortaya Konulması ve Değerlendirilmesi" konusu ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde modern ceza muhakemesi ispat sistemi olarak vicdani ispat sistemine ilişkin temel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümünde delillerin ortaya konulması ve tartışılması açıklanmıştır. Üçüncü bölümünde delillerin serbestçe değerlendirilmesi incelenmiştir. Nihayet sonuç kısmında çalışma sayesinde ulaşılan sonuçlar özetlenerek çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Ceza kovuşturması, Delil, Delillerin ortaya konulması, Delillerin değerlendirilmesi, Vicdani kanaat

Ceza soruşturmaCeza yargılamasıDelil+3
Metin Köse
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bertrand Russell'da inanç ve delil ilişkisi

Biz bu çalışmada, Russell'ın inanç ve delil ilişkisine yönelik görüşlerini inceledik. İnançlarımızın temelinde ne olması gerektiği, hem epistemolojinin hem de Tanrı inancı bağlamında din felsefesinin önemli problemlerinden olagelmiştir. Özellikle Tanrı inancının ve dini inanç sistemlerinin delile ihtiyaç duyup duymadığı ve bu delillendirmeyi ne ölçüde sağladığına yönelik tartışmayı, Russell'ın görüşleri çerçevesinde ele almaya çalıştık. Çalışmanın birinci bölümünde din felsefesinde inanç ve delil ilişkisine yönelik temel yaklaşımları; delilcilik, reform epistemolojisi, imancılık ve eleştirel akılcılık başlıkları altında ele alarak konu hakkında genel bir çerçeve çizmeye çalıştık. Bu bölümde Tanrı inancının temelinde ne olması gerektiğine dair görüşleri ele aldık. İkinci bölümde ise; asıl konumuz olan Russell'ın inanç ve delil ilişkisine yaklaşımını ele aldık. Öncelikle inanç ve delil kavramlarına yer vererek Russell'ın inançlarımızı değerlendirmek için öne sürdüğü kriterlerden bahsettik. Daha sonra Tanrı'nın varlığına dair teizm tarafından ileri sürülen deliller hakkında bilgi vererek bu delillerin Russell'ın kriterlerini ne ölçüde karşılayabildiği meselesini tartıştık. Son olarak Russell'ın agnostisizm düşüncesi hakkında bilgi vererek gerekçelerini açıklamaya çalıştık.

DelilTanrıİnançlar
Asiye Bozyikıt
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarihselci metodoloji ekseninde nübüvvetin delillendirilmesinin imkânı

Kelam ilmi, İslam akaidini temellendirmek için ortaya çıkmış bir ilimdir. Bunu yaparken kendi sistematiği dâhilinde deliller kullanır. Bu delilleri de aklî ve naklî diye iki ana kategoride yapmaktadır. Bu delillerden naklî olanları tartışmalıdır. Mantık ilmi içerisinde naklin içeriği olan haberin doğrudan burhânî delil olmaması sebebiyle itikadın haber üzerinden delillendirilmesi problemli hale gelmektedir. Aynı problem nübüvvet meselesini delillendirirken de ortaya çıkmaktadır. Bu problem modern dönem âlimlerinin de dikkatini çekmiş olduğundan farklı delillendirme yollarına başvuranlar olmuştur. Bunlar arasında Avrupa'da ortaya çıkan tarihselcilik fikrini benimseyenler de olmuştur. Tezin birinci bölümünde istidlal meselesi, klasik kelam literatüründeki delillendirme türleri, modern dönem anlayışları ve bu anlayışlardan olan tarihselcilik düşüncesi ele alınmıştır. Tarihselciliğin yönleri tez kapsamını aşmayacak kadarıyla incelenmiştir. Kelam ulemâsı nübüvveti delillendirirken naklî delilleri çok sık kullanmışlardır. Bu sebeple tezin ikinci bölümü naklî delilleri incelemeye ayrılmıştır. Bu delilleri tehaddî, Kur'ân kıssaları, mucizeler ve hatm-i nübüvvet başlıkları içerisinde ele almak mümkündür. Bu başlıkların içeriği nübüvvet için ne derece delil olabileceği tezimizin ikinci bölümünü oluşturmaktadır. Bu konuyu incelerken önce mütekaddimûn kelamcıların saydığımız başlıklar içerisinde nübüvveti delillendirmeleri incelenmiştir. Daha sonra bu başlıkların her biri tarihselci metodoloji içerisinde yeniden ele alınmıştır. Bu sayede naklî delil olarak zikredilen bu başlıkların nübüvvet için delil değeri farklı bir metodoloji nazarında göstermeye çalışılmıştır. Sonuç bölümünde ise kelamcıların kullandığı naklî delilin modern dünya nazarında değerinin olup olmadığını ifade edilip yeni metodolojiler karşısında klasik literatürün konumuna değinilmiştir. Anahtar Kavramlar: Nübüvvet, tarihselcilik, tehaddî, mucize, hatm-i nübüvvet.

DelilKur'an-ı KerimKıssalar+5
Nevfel Tilkat
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00

İlgili konular