Özelleştirme
94 theses under this subject heading
Mesleki ve teknik ortaöğretim yönetici ve öğretmenlerinin mesleki eğitimde özelleştirmeye ilişkin görüşleri
Bu araştırmada mesleki eğitimde özelleştirmeye ilişkin mesleki ve teknik anadolu liselerinde görev yapan yönetici ve öğretmenlerin görüşlerinin nasıl olduğunun cevabı aranmıştır. Kavramsal alt yapının oluşturulmasına dönük olarak öncelikle özelleştirme kavramı ile ilgili siyasi, iktisadi ve toplumsal alanlarda alan yazın taraması yapılmıştır. Bunun ardından özelleştirme ile ilgili eğitim alanındaki algılara yönelik alan yazın taraması yapılmıştır. Tüm bunlarla beraber araştırmanın konusunu oluşturan mesleki eğitim ile ilgili alan yazın taramasının yapılmasıyla beraber özelleştirme ve mesleki eğitim konusu ele alınmıştır. Nicel araştırma yönteminin tercih edildiği çalışma için araştırmacı tarafından mesleki eğitimde özelleştirmeye ilişkin görüşler ölçeği geliştirilmiştir. Ölçek araştırma için gereken verileri toplayacak toplumsal fayda, insan kaynakları ve finansman olmak üzere üç boyutlu bir model oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinde mesleki ve teknik anadolu liselerinde görev yapan tüm öğretmenler içinde 378 öğretmen oluşturmuş ve araştırmaya katılan 484 öğretmenin görüşleri değerlendirilmiştir. Yapılan analizler neticesinde mesleki eğitimde özelleştirmeye yönelik öğretmen görüşlerinin tüm boyutlarda olumlu olmadığı görülmüştür. Öğretmenlerin verdiği cevaplar göz önünde bulundurulduğunda özelleştirme ile ilgili en büyük kaygının toplumsal fayda boyutunda yaşandığı anlaşılmıştır.
Belediye iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi: İstanbul Deniz Otobüsleri (İDO) A. Ş. örneği
1970'li yılların sonlarında etkisini artıran ekonomik kriz ile gelişmiş ülkelerde kamu hizmetlerinin sunum yöntemleri sorgulanmaya başlanmış kamu idaresinin teorisyenler ve uygulayan birimlerce yeniden ele alınmasını sağlamıştır. Kapitalist sistemin, 1970'li yılların sonlarında etkisini artıran ekonomik krizden çıkış yolu olarak gördüğü neo-liberal politikalar, bu tarihten sonra başta gelişmiş ülkelerde ve ardından gelişmekte olan diğer ülkelerle birlikte ülkemizde de uygulanmaya başlanmıştır. Dünya ekonomisinde yaşanan gelişmelere kayıtsız kalmayan Türkiye'de Neo-liberal politikaların etkinliğini artırmasıyla birlikte yerel hizmetlerin sunulmasında da değişiklikler yaşanmaya başlanmış, yerel idareler halkın ihtiyaçlarını etkin ve verimli bir biçimde yerine getirebilmek için yeni hizmet araç ve teknikleri bulma ve geliştirme gayreti içine girmişlerdir. Özelleştirme olgusunun dünyanın gündeminde yer aldığı bu dönemde, Türkiye'de de yerel hizmetlerin sunumunda özel sektör kuruluş ve yöntemlerinden yararlanma yoluna gidilmiştir. Kamu hizmetlerinin sunumunda verimlilik ve etkililiği en üst seviyeye çıkarma amacıyla yola çıkan belediyelerimiz, kamu sektörü içinde özel sektör olmanın vermiş olduğu avantajlardan yararlanmak istemişlerdir. Yerel hizmet sunucusu belediyeler, özel sektör statüsünden yararlanmak, bazı kamu hizmetlerini daha etkin ve verimli yerine getirmek amacı ile kamu hukukunun ve bürokrasinin katı kurallarından ve hantal yapısından kurtulmak için ekonomik girişimlerini belediye iktisadi teşebbüsleri kurma yolunu tercih ederek yerine getirmişlerdir. Bu ekonomik gelişmeler göz önüne alınarak bu tez çalışmasında belediyelerin ekonomik girişimlerinin bir sonucu olarak doğan belediye iktisadi teşebbüsleri detaylı olarak tanıtılmış, kuruluş itibariyle bir belediye iktisadi teşebbüsü olan İstanbul Deniz Otobüsleri AŞ'nin 2011 yılında satılarak özelleştirilmesinin analizi yapılarak sonuçları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Özelleştirme, Belediye İktisadi Teşebbüsleri. Kamu Hizmeti, Özelleştirme Yöntemleri
Kamu işletmelerinin serbest piyasa ekonomisine uyumlaştırılmasında etkin ve etkili yönetim modeli Et ve Balık Kurumu örneği
İşletme; insan iradesiyle üretim öğelerinin bir araya getirilerek ve belli bir amaca yönelik olarak, mal veya hizmet şeklinde kıymet üreten ünitedir. İster küçük olsun, ister büyük olsun her türlü işletmenin, kâr elde etmeyi hedef alarak en iyi yönetilmesi olgusu, çalıştırmak anlamına gelen ?İşletmeciliğin? konusunu oluşturmaktadır. Girişimcilik, işletme yöneticiliği, çalışanlar ve tüketiciler ile ilgili bilinmesi gerekli tüm normlar, işletme sahiplerinin ve yöneticilerinin bilmesi gerekli temel konulardır. Verimlilik, etkinlik, etkililik, üretkenlik ve kârlılık, işletmecilikte başarı ilkeleri olarak sayılmaktadır.Devletin, ekonomik alanda faaliyet göstermek için kurduğu işletmelere ?Kamu İktisadi Teşebbüsü? denmektedir. Ekonomik, ticari ve siyasi konjonktürle yakından ilişkili olan KİT'ler, 20. yüzyılın başlarından itibaren hızlı bir gelişim göstermiştir. Bunun nedenleri olarak, piyasa mekanizmasının yetersizliği, sosyal amaçlar, kalkınma, özel teşebbüsün isteksizliği, monopollerle mücadele ve stratejik sektörlerin varlığı gibi faktörler sayılabilir.Günümüzde KİT'ler, 1984 yılında çıkartılan 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye göre kurulup yönetilmektedirler. Başlangıçtaki faaliyetleri ile bir çok alanda gelişmeye ve özel sektöre öncülük eden kamu işletmeleri, daha sonraları özellikle siyasi baskılar ve daha başka baskı ve uygulamalar ile, işlevlerini tam anlamıyla yerine getirememiştir. Dolayısıyla kamu açıklarına sebep olacak nitelikte zarar etmeleri kaçınılmaz olmuştur.1980'lerdeki liberalleşme rüzgarından sonra ve özellikle ?24 Ocak Kararları? ile ekonomimizde, ?Serbest Piyasa Ekonomisi? kuralları, programa alınmış ve ?Özelleştirme? uygulamalarına geçilmiştir. Piyasa ekonomisinin başarılı olması güçlü bir devlet yapısı ile mümkündür. Özelleştirme, serbest piyasa ekonomisinin vazgeçilmezidir.. Ancak, KİT'lerin özelleştirme uygulamalarına, sadece gelir getirici bir rol yüklenmiştir. Bu ise, sosyal dengenin bozulmasına sebep olmuş ve ardından hukuki mücadelelere gidilmiş ve mahkemeler, özelleştirmesi yapılan KİT'lerin, satışlarını ?iptal? kararları vermiştir. Bununla beraber, serbest piyasa ekonomisinin egemen olduğu modern ekonomilerde bile, belli ölçülerde bazı devlet müdahaleleri de söz konusu olmaktadır. Devletin ekonomik yaşama müdahalesinin temelinde, genel yarar ve kamusal hizmet nedenleri yatmaktadır.Özel sektörün elinde bulunmayan imkanların, devletin elinde bulunduğu halde, KİT'lerin aşırı zarar etmeleri etkin ve etkili yönetilmediğini göstermektedir. İşletmecilikteki başarı ilkeleri doğrultusunda, KİT'lerin yeniden yapılandırılması ile , etkin ve etkili yönetilmeleri mutlaka sağlanmalıdır.KİT'ler, tek tip bir kanuni düzenleme ile yönetilmemeli, başta siyasi olmak üzere her türlü baskılardan arındırılmalıdır. Özel sektörün girmek istemediği veya başarılı olamadığı sektörlerde, stratejik ürünlerin olduğu sektörlerde, katılımcılığın ön planda olduğu ve kamu yararı ve sosyal fayda temelli ve sınırları iyice çizilmiş kamu işletmelerinin varlığına ihtiyaç vardır. KİT'lerin yönetim şekli yeniden belirlenmeli ve yönetim kurullarına özerklik verilmelidir.Et ve Balık Kurumu için de, ayrı bir kanuni düzenleme yapılarak yeniden yapılandırılması gereklidir. EBK'nın yeniden yapılanma süreci kısa bir sürede bitirildiği taktirde; oluşturulacak yeni yönetim anlayışı ile etkin ve etkili yönetilmesi durumunda, özel sektör ile ve hatta özel sektörün gelişmesine yardımcı olacak şekilde piyasa ekonomisi kuralları içerisinde kamu yararı ağırlıklı faaliyetlerini sürdürüp düzenleyici ve destekleyici bir rol üstlenmesi mümkündür.Anahtar Kelimeler : Etkili, İşletme, Özelleştirme, Serbest piyasa ekonomisi, Teşebbüs,Verimlilik, Yönetim.
Telekomünikasyon sektöründeki regülasyonun rekabet üzerindeki etkisi: OECD ülkeleri için ampirik bir uygulama
Regülasyon iktisadı, bir iktisat alt disiplini olarak gelişmeye devam etmektedir. Regülasyonun kamu yararı teorisinden bu yana pek çok iktisadi regülasyon teorisi geliştirilmiştir. Bu teorilerin tamamı kendi içinde tutarlı olmakla birlikte, değişen iktisadi koşullar ve devletin ekonomiye müdahale şeklinin hızla değişiyor olması, bu alanda genel bir teorinin kabul görmesini zorlaştırmaktadır. Günümüzde rekabet politikasının bir aracı olarak kabul edilen regülasyonlar, bağımsız düzenleyici kurumlar tarafından yürütülmekte, piyasalarda rekabeti geliştirmek ve rekabeti engelleyici uygulamaları ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Doğal tekel özelliğine sahip olan telkekomünikasyon sektörü, rekabetçi bir yapıya dönüşmeye başlamış, kamuya ait operatörler özelleştirilmiş ve sektörde bağımsız düzenleyici kuruluşlar oluşturulmuştur.Bu çalışmada, literatürdeki çalışmalardaki yöntemlere paralellik gösterecek şekilde, telekomünikasyon sektöründeki düzenleyici reformların OECD ülkelerindeki telekomünikasyon sektörünün rekabetçi performansı üzerindeki etkileri panel veri yöntemi ile analiz edilmiştir. OECD ülkeleri için yapılan çalışmada, telekomünikasyon sektöründeki regülasyon çalışmalarının fiyatlar ve abone başına düşen gelir seviyesi üzerinde azalış; istihdam, yatırım, gelir, İnternet kullanımı, abone sayısı ve işgücü verimliliği üzerinde artış etkisi sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca sektörde rekabetçi katkısı olduğu düşünülen özelleştirme çalışmalarının fiyatlar, istihdam ve abone başına düşen gelir üzerinde azaltıcı; yatırım, abone sayısı, İnternet kullanımı, gelir ve işgücü verimliliği üzerinde ise arttırıcı etkisi vardır. Araştırmanın uygulama sonuçlarına göre, telekomünikasyon sektöründeki düzenleyici faaliyetlerin oluşturulmasının sektörün rekabetçi yapısının gelişimi ve sektörün büyüme dinamikleri üzerinde olumlu etkileri olduğu, panel veri sonuçlarının teorik beklentilerle genel olarak tutarlı ve araştırmanın hipotezlerini destekleyici nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Regülasyon, Rekabet, Telekomünikasyon, Panel Veri, Bağımsız Düzenleyici Kurum, Özelleştirme.
Özelleştirmenin verimlilik üzerine etkisi Kütahya Azot Fabrikası örneği
Çalışmanın ilk bölümlerinde özelleştirme kavramı üzerinde durulmuş olup, özelleştirmenin tanımı çeşitleri ve yöntemleri açıklanmaya çalışılmıştır. Temel kavramların açıklanmış, KİT'lerin tarihi süreç içerisindeki kurulmaları, gelişmeleri, ekonomi içerisindeki önemleri sorunları ortaya konulmuştur. Türkiye ve dünyadaki özelleştirme uygulamalarına yer verilmiş özelleştirmeyle ilgili yasal çerçeve açıklanmıştır. Özelleştirmeye gerekçe teşkil eden nedenler sorunlar ve çözüm önerileri ortaya konmuştur. İkinci bölümde verimlilik kavramı üzerinde durulmuş verimlilik kavramları açıklanmıştır. Üçüncü bölümde özelleştirme ve verimlilik kavramları tartışılmış ve özelleştirmenin verimlilik üzerine etkisi araştırılmıştır. Son bölümde ise örnek işletmemiz tanıtılmış, örnek işletmemiz hakkında toplanan veriler değerlendirilmiş ve kurumun özelleşmeden önceki verileri ile özelleştikten sonraki verileri karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmada kapasite kullanım oranları, üretim miktarları ve personel sayıları göz önünde bulundurularak yorumlanmıştır.Bugüne kadar yapılan Özelleştirme uygulamalarında dersler çıkartılması bundan sonra yapılacak özelleştirmelerin başarısı bakımından büyük önem arz etmektedir. Zira Türkiye'nin KİT'lerin özelleştirilmesi ve serbest piyasa mekanizmasının işlerliği konularında göstereceği performans bilgi çağındaki konumunu belirleyecektir.Anahtar Kelimeler: Özelleştirme, Verimlilik, Karlılık
Türkiye'de seçilmiş bazı sektörlerde altyapı hizmetlerine özelleştirme yoluyla özel sektör katılımı
Altyapı, bir yatırımın yapılabileceği yerde aranan ulaştırma, iletişim, enerji, su gibi maddi olanakları içermektedir. Ekonomik ve sosyal kalkınmanın en temel unsuru, iyi bir altyapı oluşumunun gerçekleştirilmiş olmasıdır. Bir anlamda altyapı, kalkınmanın ve refahın en önemli unsurudur. Bu hizmetlerin sunumu ve finansmanı kamu tarafından üstlenilmiştir. Ancak günümüzde farklı nedenlerden dolayı, altyapı hizmetleri sunum ve finansmanında özel sektöre başvurulmaktadır. Özelleştirme ile bütçe yükünün hafifletilmesi, ekonomide etkinlik ve verimliliğin arttırılması düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Altyapı, Özelleştirme, Altyapı Yatırımları.
Yerel yönetimlerde özelleştirme -Yozgat belediyesi örneği-
VI ÖZET Tarihsel süreçte kumu hizmeti ve faaliyetlerinin yürütülmesi umacıyla oluşturulun devlet, merkezi yönetim ve yerel yönetimle amaçlarını gerçekleştirmeye çalışmaktadır; Devlet ve yerel yönetim, ekonomik anlamda teşebbüsatı elinde bulunduruyorsa, birey üzerinde ekonomik hegemonya olması söz konusudur. Bu hegemonya bireyin hareket kabiliyetini önemli ölçüde kısıtlayacaktır. Dolaysıyla tam demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Ekonomik teşebbüsatı da elinde bulunduran bir devlet ve yerel idare, asli vazifelerini yerine getirmede zayıf kalacaktır. Ayrıca asli unsurlar dışındaki işler üzerinde de verim noktasında zayıf kalacaktır. Kısacası ekonomide başarılı olması, halkına refahı sağlaması çok zordur. Ayrıca birçok problemle karşı karşıya kalacaktır. Bu tür problem yaşayan devletler ve yerel idareler, alternatif bir gelişme içerisine girerek, özelleştirme yöntemini uygulamaya başlamışlardır. Özelleştirme uygulaması tüm gelişmiş devletlerde ve yerel idarelerde çok ileri bir düzeyde uygulama alanı göstermektedir. İleride ne gibi bir olumsuz sonuçları olabilir bilinmez fakat bugün için faydasının olduğu tartışılmaz bir gerçek gibi görünmektedir. Uygulamada geç kalan ülkemizin, özellikle konu başlığımız olan yerel yönetimlerin, problemlerine karşı alternatif bir yöntem olarak özelleştirmeyi aktif bir şekilde uygulamaları gerektiğini düşünüyoruz. Fakat bilimsel ve rasyonel bir temele oturtulması en önemli şartlardan biridir. Yerel yönetimlerde özelleştirme konusundaki bilimsel çalışmalar, ülkemizde yeterli noktadan çok uzaktır. Bu çalışma, bu alandaki eksikliğin giderilmesine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Elektrik özelleşmesinin tekstil işletmelerinin maliyetlerine etkisi: Maliyet analizi
Elektrik enerjisi milyonlarca insan tarafından kullanılan insan hayatı için oldukça önemli bir enerji türüdür. Elektrik enerjisi sektörü dünya ve ülke ekonomisinde oldukça önemli bir paya sahiptir. Elektrik enerjisi üretim yapan sektörleri de önemli düzeyde etkilemektedir. Bu sektörlerin başında tekstil sektörü gelmektedir. Tekstil üretimi, teknolojinin geliştirmiş olduğu makinelerle üretimi gerçekleşmektedir. Küresel rekabetin artması kalitesi yüksek olan ürünlerin daha düşük maliyet ile üretilmesini zaruri bir hale getirmiştir. Küresel piyasanın böyle bir şekil alması, tekstil işletmelerinde maliyetin ve maliyet muhasebesinin önemini da arttırmaktadır. Çalışmanın amacı, özelleşen elektrik enerjisinin tekstil işletmelerindeki maliyetine etkisini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda elektrik enerjisi sektörünün yeni oluşumu, tekstil sektörünün gelişimi ortaya konularak, tekstil sektöründe girdi olarak kullanılan elektrik enerjisi fiyatının ürün üzerindeki maliyet etkisi tespit edilmesi için Safha Maliyet yöntemi kullanılmıştır. Gaziantep'te faaliyet gösteren emsal iki işletmeninin üretime konu olan ürünlerin maliyet yapısı bu işletmelere hizmet veren SMMM ofisinden temin edilmiştir. İşletmelerin ismi değiştirilerek ve verilerin gerçekliğine bağlı kalarak; sayısal işlemlerin kolaylaştırılması amacıyla rakamların sıfırları azaltılıp tam sayı şeklinde bir düzeltme yapılmıştır. Elektriğin özelleştirilmesi sonucu serbest tüketici olarak tedarikçisini seçme hakkını kullanan Y tekstil A.Ş, X Tekstil A.Ş 'ye göre her iki tür üründe de birim başına 0,24 Türk Lirası daha az maliyete katlanmıştır. Gaziantep'te faaliyet gösteren emsal iki şirket olan X A.Ş ve Y A.Ş Tekstil üretim işletmesinde karşılaştırmalı olarak anlatılmaktadır. Kelimeler: Elektrik Enerjisi, Tekstil İşletmesi; Maliyet muhasebesi, Özelleştirme
Türkiye şeker politikalarının dönemsel analizi
Şeker, yalnızca doğrudan insan tüketimine yönelik temel bir gıda ürünü olmakla kalmayıp; hayvancılık, biyoenerji, kimya ve ilaç sanayii, gıda ve içecek üretimi, kâğıt ve ambalaj, tekstil, biyoplastik, sağlık, kozmetik ve lojistik gibi pek çok sektöre katkı sağlayan stratejik bir emtiadır. Gıda güvenliğindeki rolü, stratejik niteliği, tarım ile sanayi arasında köprü işlevi görmesi ve kırsal kalkınmaya olan katkıları sayesinde, şeker birçok ülkenin tarım ve ekonomi politikalarında kritik bir konumda yer almaktadır. Bu çalışma, Türkiye'de 1925 ile 2025 yılları arasında uygulanan şeker politikalarının tarihsel, ekonomik ve kurumsal dönüşümünü incelemektedir. Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki devlet öncülüğünde yürütülen sanayileşme çabalarından başlayarak, 1980 sonrası dönemde uygulamaya konulan neoliberal politikalar ve 2001 yılında yürürlüğe giren Şeker Kanunu çerçevesinde başlatılan özelleştirme süreci ayrıntılı biçimde analiz edilmiştir. Tarım ve sanayi politikalarının kesişim noktasında yer alan bir sektör olarak şeker, yalnızca ekonomik yönüyle değil; sosyal, politik ve çevresel boyutlarıyla birlikte ele alınmıştır. Araştırma, akademik literatür ve kurumsal raporların belge analizi esas alınarak nitel bir yöntemle yürütülmüştür. Çalışmanın temel bulgusu, Türkiye'de şeker politikalarının yalnızca tarımsal bir düzenleme alanı olmadığı; aynı zamanda sanayi stratejileri, kırsal dönüşüm, sosyal refah ve dış ticaret politikalarını bütüncül biçimde kapsayan çok boyutlu bir yapı arz ettiğidir. Bu çerçevede, Türkiye'nin şeker politikasının geleceği; üreticiyi merkeze alan, kamu yararını ve uzun vadeli sürdürülebilirliği önceleyen bir düzenleyici çerçevenin benimsenmesini zorunlu kılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Şeker politikaları, Özelleştirme, Tarımsal destekler, Nişasta bazlı Şekerler (NBŞ), Şeker kanunu, Kırsal kalkınma
Türkiye'de özelleştirme: 4/c geçici personel statüsünde çalışanlar ve özlük hakları
Türkiye'de özelleştirme, özellikle 2001 krizinden sonra hız kazanmış ve krizle küçülen ekonomi, özelleştirilmesi sağlanan Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile büyük gelirler elde etmiştir. Devlet, özelleştirme sonrası Kamu İktisadi Teşebbüslerinde çalışırken hizmet akitleri sona erecek olan çalışanlarına 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamındaki 4/C Geçici Personel kadrosuna geçme imkânı sunmuştur. Bu kadro kamu işverenine minimum maliyet sağlayan, çalışanı memur ve diğer kamu görevlileri dışında bırakan, sözleşmeyle çalıştıran fakat işçi de saymayan, güvenceli iş tanımından uzak, sınırlı yasal düzenlemelere sahip istisnai bir istihdam şeklidir. Çalışmamız, özelleştirme sonrasında statüsü 4/C'ye dönüştürülmüş ve halen bir kamu kuruluşunda bu statüde çalışanlar üzerinde uygulanan bir anketle özlük haklarına yönelik durum tespiti yapmayı, çalışanların sendikal örgütlenmeye olan inançlarını ölçmeyi amaçlamıştır. Anket sonuçları incelendiğinde katılımcıların özlük haklarında yaşanan eşitsizliğe, iş güvencesizliğine dair kaygıları öne çıkmıştır. Çözümün sendikal örgütlenmede olduğuna inanmalarına rağmen sendikaların pasif tutumu sebebiyle katılımcıların sendikaya mesafeli duruşu göze çarpmaktadır.
Belediye iktisadi teşekküllerinin özelleştirilme sürecindeki sorunlar ve çözüm önerileri
Özelleştirme genel bir ifadeyle kamunun doğrudan veya dolaylı sahip olduğu varlıkların ve imtiyaz haklarının özel sektöre devredilmesidir. Özelleştirme hareketi dünyada serbest piyasa ekonomisinin 80'li yıllardan sonra yeniden yaygınlaşmasına paralel olarak devletin ekonomi üzerindeki ağırlığını azaltmaya yönelik uygulamaların başladığı döneme denk gelmektedir. Özelleştirme ülkemizde 80'li yıllarda başlasa da gerçek ilerleme son 18 yılda sağlanmıştır. Özellikle son 15 yılda gerçekleştirilen özelleştirmelerle Devlet ekonominin birçok alanından çekilmiştir. Bu çekilme sağlanırken toplamda 72,6 milyar $ tutarında özelleştirme geliri elde etmiştir. Türkiye'de yaşanan özelleştirme uygulamaları merkezi idareye bağlı şirketlerle sınırlı kalmamış belediyelere ait şirketler de özelleştirilmeye başlanmıştır. Bu süreçte bazı BİT'ler bağlı bulundukları belediyeler tarafından özelleştirilirken bazıları da özelleştirme idaresi başkanlığı tarafından özelleştirilmiştir. Belediyeler bu işlemleri yaparken ciddi sıkıntılar yaşamış bu yüzden bazı özelleştirme uygulamaları hala hayata geçirilememiştir. Yapılan bu çalışma ile Türkiye'de özellilikle BİT'lerin özelleştirilmesinde yaşanan sorunlar tespit edilmiştir. Bu sorunlar dikkate alınarak yapılan değerlendirmeler neticesinde bir yasal değişiklik üzerinde durulmuştur. Sonuç olarak söz konusu özelleştirmelerin ÖİB tarafından yapılması gerekliliği sonucuna varılmıştır.
Kamu hizmetlerinin alternatif sunumunda devlet rolünün değişmesi ve yeni arayışlar
ÖZET Devlet insanların birarada yaşama ihtiyacın sonucu ortaya çıkmıştır, insanlar, toplumsal ihtiyaçların giderilmesi için bir organizatöre ihtiyaç duydular. Devlet adını verdikleri bu organizatör, yetki ve sorumlulukları, bizzat halk tarafından belirlenen alanda hizmet üretecekti. Halk dilerse bu hizmet alanını genişletebilir isterse daraltabilirdi. Başlangıçtaki görevleri koruma ve güvenlik olarak belirlenen devlet, sonraları, ekonomik, sosyal ve siyasi sebeplerle bu alanı genişletmiştir. özellikle bu yüzyılın ikinci yarısında hız kazanan, büyüme niçin engellenemiyor? Devlet neden küçülemiyor? ya da nasıl küçültülebilir? Peki devlet mutlaka küçültülmeli midir? Bu sorular, ve devletin nasıl sarsıntısız küçültülebileceği, en azından, devletin temel görevlerini yok etmeden bu işin nasıl başarılabileceği, maliyecilerin sürekli cevap aradığı problemler olmuştur. Günümüzde, Liberalist görüş çerçevesinde devletin milli ekonomi içerisindeki rolünü ve sınırlarını belirlemeye yönelik araştırmalar yoğunluk kazanmıştır. Bu yaklaşımlar çerçevesinde, devletin ancak; devleti yönetenlerin sahip oldukları güç ve yetkilerin, (harcama, vergileme, borçlanma ve para basma gibi) anayasal kurallarla sınırlandırılması halinde küçülebileceği savunulmaktadır. Bunun için de, anayasada "kamusal mal ve hizmetlerin" ne.olduğu ve devletin faaliyet alanının genel çerçevesi kanunla belirtilmelidir. Bununla birlikte devlet her türlü üretim işinden elini çekmeli ve bir hakem rolünü oynamalıdır. Yeni yaklaşımların, devlete belirlediği alan, devletin asgari varlık sebebi olan ve onlar olmasa, devlete ihtiyaç kalmayacağı düşünülen; adalet, savunma, asayiş ve diplomasi çerçevesiyle sınırlandırılmıştır. Bunun yanında devletin, bir kısım yarı kamusal hizmet alanlarında da varolabileceği tartışılmaktadır. Özel sektörün yetersiz kaldığı düşünülen refah harcamaları alanı da, kimilerince "üçüncü sektör", kimilerince de gönüllü organizasyonlar (kar amaçsız kuruluşlar) olarak adlandırılan kuruluşlar tarafından yerine getirilebilecektir. Nitekim günümüzde, özellikle vakıf adı altında örgütlenen bu kesimin, kamuya yararlı pek çok hizmete (okul, hastahane, yurt gibi) imza attıkları bilinmektedir.Bu gün devletin, küçültülmesi ve kamuya sunulan refahın azaltılmaksızın, özel kesime devri için bir yönteme inanıyoruz. Bu da, refah harcamaları ve sosyal yardım hizmetleriyle eğitim ve sağlık gibi alanların gönüllü kuruluşlara bırakılması önerisidir. Bu uygulama siyaset tarihinde refah devleti uygulamasından çok önce başlamıştır. Gerçekten de insanların sosyal hizmet ve yardımlar için dini motiflerin etkisiyle harekete geçmeleri tarihin çok eski dönemlerinden beri varolagelmiştir. örneğin, Türk-İslam aleminde, bu uygulamanın karşılığı olan vakıf kurumunun tarihi, dört bin yıllık geleneğe dayanmaktadır. Sonuç olarak, Kamu hizmetlerinin üretiminde, devlet, bizzat kendisinin varlık sebebi olan; milli sınırların korunması, yurt içi asayişin sağlanması, yasama ve yargı görevlerinin dışında, hiçbir alana girmemeli ve bunların dışında kalan özel ve yarı kamusal nitelikli hizmetler de tamamen, kar amaçlı özel sektör ve kar amaçsız gönüllü organizasyonlar arasında dağıtılmalıdır.
Türkiye'de özelleştirme uygulamaları (Tüpraş örneği)
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarında ülke ekonomisinin içinde bulunduğu kötü durum ile birlikte 1929 yılında ortaya çıkan Dünya Ekonomik Krizi sonrasında hakim olan Keynezyen İktisat Politikaları sonucu devletin ekonomik yaşamda etkin bir rol almasını gerektirmiştir. Devletin ekonomi üzerindeki etkinliği ve payı 1970'li yıllara kadar artarak devam etmiştir.Ancak 1970'li yılların başlarında ortaya çıkan petrol krizi ile birlikte ekonomik sorunlar artmış ve devletin ekonomik yaşamdan çekilmesi gündeme gelmiştir. 1980'li yılların başlarında ABD ve Batı Avrupa ülkelerinde "yeni sağ" politikalarının ülke yönetimine gelmesi ile birlikte özelleştirme politikaları hükümetlerin resmi politikası olmuştur.ingiltere de Thatcher hükümeti ile ABD'de Reagan hükümeti özelleştirme politikalarını etkin bir şekilde kullanarak diğer ülkelere örnek ve model oluşturmuşlardır. Ülkemizde de 24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Kararları sonrası liberal iktisadi ekonomi politikalarının uygulanmaya konması ile birlikte özelleştirme politikaları gündeme gelmiştir.Dünya da ise merkezi planlı Doğu Bloku Ülkeleri ile Rusya'nın Serbest Piyasa Ekonomisine geçmesi ile birlikte özelleştirme politikalarının uygulamaya konulması ülkede hız kazanmıştır. Bu çalışmada ülkemizde özelleştirme uygulamaları kapsamında Tüpraş'ın özelleştirilmesi örnek olarak seçilmiş olup, ülke sanayinin öncü kuruluşlarından biri olan bu kuruluşun özelleştirilmesi incelenmiştir.
Kamu iktisadi teşebbüsleri ve özelleştirme uygulamarı: Şeker fabrikaları örneği
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında liberal ekonomik sistem modeli benimsense de çeşitli nedenlerle bunu gerçekleştirmek mümkün olamamıştır. 1930'lu yıllarda hem ulusal hem de uluslararası alanda gerçekleşen tablo Türkiye'de devlet işletmeciliğinin oluşmasını ve hızlı bir şekilde ülke içerisinde yaygınlaşmasını zorunlu hale getirmiştir. Türkiye'de 1930'lu yıllardan 1980'li yılların başlarına kadar olan dönemde zaman zaman liberal politikalar uygulanmaya çalışılsa da genel olarak kamu işletmeciliği ile özel sektörün birlikte yer aldığı karma ekonomik modele uygun politikalar oluşturulmuş ve uygulanmıştır. 1980 yılı ve sonraki yıllar neoliberal politikalara uygun olarak özelleştirme uygulamalarının gündeme geldiği ve serbest piyasanın ön plana çıktığı yıllardır. Yeni Sağ düşünce ve bunun yansıması olan Yeni Kamu İşletmeciliği özelleştirme fikrinin gelişip yayılmasında yol gösterici olmuştur. Şeker, yan ürünleriyle birlikte Türkiye'de tarıma dayalı sanayinin gelişmesinde ve özellikle kırsal kesimin kalkınmasında önemli rol üstlenmiştir. Dünya'da pancardan şeker üretiminde 5. olan Türkiye ülkeler arasında önemli bir konuma sahiptir. Bu çalışmada literatür taraması sonucu elde edilen verilerle birlikte özelleştirme uygulamalarının nedenleri, etki ve sonuçları genel teorik bir çerçevede değerlendirilmiştir. Şeker sektöründeki özelleştirmelerde öncelikle Türkiye gibi pancardan şeker üreten bazı Avrupa Birliği ülkelerindeki reform uygulamaları incelenmiş olup daha sonra Türkiye'deki şeker sektörünün mevcut durumu ve özelleştirilmesi analiz edilmiştir.
Sivil havacılık sektöründe yap-işlet-devret modeli uygulamalarının mali açıdan incelenmesi ve değerlendirilmesi
İnsanların ihtiyaçları, bilindiği üzere sınırsızdır ve sürekli olarak da artmaktadır. Özellikle teknoloji alanında yaşanan gelişmeler mal ve hizmet çeşitliliğini arttırmaktadır. Bu durum da insanların ihtiyaçlarını arttırmaktadır. Yeni mal ve hizmetlerin bir kısmı kamu sektörü tarafından, bir kısmı da özel sektör tarafından üretilebilmektedir. Ancak bazı özelliklere sahip ve büyük miktarlarda kaynak gerektiren mal ve hizmet üretimleri de devlet tarafından üstlenilmek zorundadır. Devletin bu şekilde kamu hizmeti sunma konusunda farklı yöntemleri bulunmakta olup, bunlardan bir tanesi de Yap-İşlet-Devret Modelidir. Buna ilaveten YİD modeli özelleştirme amacıyla da sıkça kullanılmaktadır.Türkiye'de DHMİ Genel Müdürlüğü'nce YİD modeli yolcu terminallerinin yapımında sıkça kullanılmış ve halen de kullanılmaktadır. Bu durum sivil havacılık alanındaki hızlı gelişmelerin bir sonucu olmuştur. Bu çalışmada YİD modeline ilişkin Türkiye'deki vergi mevzuatına değinildikten sonra DHMİ Genel Müdürlüğü'nce gerçekleştirilen YİD uygulamalarına ilişkin sözleşmelerdeki temel ve mali hükümler incelenmiştir. Ayrıca çalışmada ?yaklaşık işletim süresi? kavramı geliştirilmiş ve bunun hesabına ilişkin bir model önerisinde bulunulmuştur.
Türkiye'de tarım sektörüne yönelik özelleştirme uygulamalarının incelenmesi ve değerlendirilmesi
Bu çalışma, Türkiye'de tarım sektörüne yönelik özelleştirme uygulamalarının incelenmesi ve değerlendirilmesi üzerinde durmaktadır. Çalışmada, tarım sektörüne yönelik özelleştirmeler iktisadi etkinlik, üretim, istihdam, kamu yararı, özelleştirme yöntemleri vd. yönleri ile ele alınıp, tarıma yönelik özelleştirmelerin başarı derecesi ortaya konulmaktadır. Çalışmada, tarıma yönelik özelleştirmelerin, tarım sektörü üzerinde beklenildiği gibi olumlu sonuçlar doğurmadığı sonucuna varılmaktadır.Çalışma, temel olarak üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde kamu iktisadi teşebbüsleri, özelleştirme ve tarım sektörü ile ilgili genel bilgilere yer verilmiştir. Bu bölümde KİT'ler ve özelleştirmenin kavramsal boyutu, tarihçesi, yasal çerçevesi ele alınırken; tarımın tanımı, fonksiyonları, tarihsel gelişimi, küreselleşme ve AB ortak tarım politikalarına yer verilmiştir.İkinci bölümde, tarıma yönelik özelleştirme uygulamalarına yer verilmiştir. Bu bölümde, Türkiye'de tarımsal KİT'lerin özelleştirilmesinde süreçlere yer verilmiş; tarımda, başta küreselleşme olmak üzere, özelleştirmede etkili olan unsurlar ele alınmış; Türkiye'de özelleştirilen tarımsal kuruluşlar ayrı ayrı incelenmiştir.Üçüncü bölümde tarıma yönelik özelleştirme uygulamaları, iktisadi etkinlik, üretim, istihdam, kamu yararı ve özelleştirme yöntemleri vd. boyutları ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonunda, tarımsal kuruluşların özelleştirilmesinin başta tarım sektörü olmak üzere, ülke ekonomisine önemli ölçüde katkı sağlamadığı, tarımsal kazançların cazibesini yitirdiği, tarım sektörünün birkaç ulusal veya uluslararası firma tarafından yönlendirildiği, devletin bu alanda üretim ve denetiminin zayıfladığı, özelleştirmelerin tarımda üretim, istihdam gibi temel göstergeleri olumsuz etkilediği sonuçlarına varılmıştır.Anahtar Sözcükler;1.Tarım sektörü2.Özelleştirme3.Tarımsal destekleme4.Küreselleşme5.Kamu iktisadi teşebbüsleri
Dünyada ve Türkiye'de su sorunu ve çok uluslu şirketler
Bu tez, hayatın devamını sağlayan, temel ihtiyacımız olan suyun, artan talebi karşılayabilmesinin çözümü olarak, özelleştirme politikasının önerilmesini irdelemek amacıyla yazılmıştır. Su sorununun boyutları belirlenerek, konu ile ilgili uluslararası alanda yapılan tartışmalar ve alınan kararlar neticesinde şebeke suyu hizmetinin özel sektöre devredilmesi ve uygulamaları incelenmiştir. Artan talep karşısında temiz suya erişimin sağlanması ve/veya arttırılması için gerekli altyapı yatırım ihtiyacının büyüklüğü ile özellikle GOÜ'deki finansman zorluklarını gösteren uluslararası kuruluşlar, su sorunun vahimiyetini vurgulayarak, suyu serbest mal statüsünden çıkararak kıt mal olarak kabul ettiler. Ekonomik bir mal haline gelen suyun en iyi özel sektör tarafından yönetileceği fikri, ÇUŞ'ların da desteğiyle örgütler ve kuruluşlar tarafından ülkelere empoze edilmeye başlandı. Kredi kuruluşları ülkelere kredi verirken özelleştirmeyi şart koştu. Böylece şirketlerin önü açıldı ve desteklenen bu şirketler dünya devleri haline geldiler.Bahsedilen süreç ve özelleştirme uygulamalarının sonuçlarının araştırıldığı bu tezde, özelleştirmenin tek ve iyi bir yöntem olup olmadığı üzerinde durulmuştur. Sonuç olarak tezde, özelleştirme uygulamalarının başarısızlıkları neticesinde, şebeke suyu hizmetinin tüketici kooperatifleri tarafından verilmesinin daha etkin ve etkili olacağı düşüncesine varılmıştır.Anahtar Sözcükler1.Su Sorunu2.Su Hakkı3.Uluslararası kuruluşlar4.Özelleştirmeler5.Çok Uluslu Şirketler
Türk Telekom'un özelleştirme öncesi ve sonrası örgüt kültürü farklılaşması üzerine bir araştırma
Kültür, insan davranışlarını, yaşam tarzını konu alan eylemlerdir. Kültür, doğuştan var olmayan sonradan öğrenilerek kazanılan bir etkileşim ve birikim sentezidir. Toplumsal kültür de doğuştan kazanılmayan, yaşadığımız çevre ile şekil alan tutumların, normların yansıyan görüntüsüdür. Örgüt kültürü ise insanların belli bir amaç ve değerler ışığında ortaya koydukları birlikteliği ifade eder. Bu çalışmada 2005 yılında özelleştirilen Türk Telekom firmasının özelleştirme neticesinde örgüt kültürü modeli değişimi var olup olmadığı, oldu ise örgüt kültürünün ne yönde ve nasıl değiştiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmada Edgar Schein 'in "kültürel katmanlar" olarak adlandırdığı kurum kültürü sınıflandırması açılımları olan "Oluşumlar, Değerler ve Varsayımlar" ile Quinnve Cameron örgüt kültürü modeli kullanılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden biri olan fenomenoloji yöntemi kullanılarak Türk Telekom özelleştirme öncesi ve sonrası çalışanlarından oluşan 13 kişi ile mülakat şeklinde yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiştir. Özelleştirme sonrasında Quinn ve Cameron modelinde rekabetçilik ve çeşitlilik arz eden, pazar modeli örgüt kültürü benimsendiği belirtilmiştir. Çalışma sonucunda kültürel katmanlar kapsamında örgüt farklılaşmasına dair bulgular elde edilmiş ve Türk Telekom'da oluşumlar olmak üzere; fiziksel, davranışsal ve sözel şeklinde sınıflandırılmış ve bu oluşumlar kapsamında değişim özelleştirme sonrasında ölçebilir parametreler ile denetim altına alındığı bildirilmiştir. Temel değerler kapsamında hoşgörü ve müşteri memnuniyeti yani misafirperverliği daha sade fakat özenli hale getirildiği savunulmuştur. Temel varsayımlar kapsamında ise insan doğası gereği tembel olabileceği öngörüsü performans karneleri ile dinamik tutulmuştur. Varsayımların diğer bir yönü müşterilerin ihtiyaçlarının şekillenmesi sonrası müşteri değişiminin önlenmesi ile ilgili tutundurma akıllı cihaz satışları ve taahhüt yöntemleri ile uygulandığı aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kültür, Toplumsal Kültür, Örgüt Kültürü, Nitel Araştırma, Fenomenoloji, Özelleştirme, Türk Telekom.
Devlet ve vakıf üniversitelerindeki öğretim elemanlarının algılanan örgütsel destek, örgütsel bağlılık düzeyleri ile yükseköğretimde özelleştirmeye ilişkin görüşlerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın temel amacı özelleştirme kavramını eğitim alanı içerisinde derinlemesine incelemek ve devlet üniversiteleriyle vakıf üniversitelerindeki öğretim elemanlarının algıladıkları örgütsel destek, örgütsel bağlılık düzeyleri ve özelleştirme ile ilgili görüşlerini karşılaştırmaktır. Betimsel nitelikteki ilişkisel tarama modelinde olan bu araştırmanın örneklemini 2012-2013 akademik yılında Türkiye'deki sekiz vakıf ve altı devlet üniversitesinde görev yapan 2.246 akademik personel oluşturmaktadır. Araştırmada üç farklı ölçek uygulanmıştır. Bunlar Örgütsel Bağlılık Ölçeği, Algılanan Örgütsel Destek Ölçeği ve Yükseköğretimde Özelleştirmeye İlişkin Görüşler ölçeğidir. Elde edilen veriler SPSS for Windows paket programı ve AMOS programıyla analiz edilmiş ve bu analiz için frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, bağımsız örneklemler t-testi, tek yönlü varyans analizi, tek yönlü varyans analizinde farklılığın kaynağını bulmak amacıyla LSD testine başvurulmuştur. İki değişken arasındaki ilişki için korelasyon, bağımsız değişkenin bağımlı değişkene etkisini saptamak için regresyon testleri kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre devlet ve vakıf üniversitelerindeki öğretim elamanlarının algıladıkları örgütsel destek düzeyleri kurum tipine göre farklılık göstermektedir. Vakıf üniversitelerinde görev yapan öğretim elamanlarının örgütsel destek algısı puan ortalamaları devlet üniversitelerindeki öğretim elamanlarının örgütsel destek algısı puan ortalamalarından daha yüksek düzeyde bulunmuştur. Devlet ve vakıf üniversitelerindeki öğretim elamanlarının örgütsel bağlılık düzeyleri kurum tipine göre anlamlı farklılık göstermemektedir. Hem devlet hem de vakıf üniversitelerinde cinsiyet değişkenine göre öğretim elemanlarının örgütsel bağlılık puanları üzerinde anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır. Bu araştırmayla devlet ve vakıf üniversitelerindeki öğretim elamanlarının özelleştirmeye yönelik görüşlerinde anlamlı farklılık bulunduğuna yönelik sonuçlar elde edilmiştir. Vakıf üniversitesi öğretim elemanlarının yükseköğretimde özelleştirmeye ilişkin görüşler ölçeğindeki puan ortalamaları devlet üniversitesindeki akademisyenlerin puan ortalamalarından yüksek bulunmuştur. Vakıf üniversitelerindeki akademisyenler devlet üniversitelerindeki meslektaşlarına göre özelleştirmeye karşı daha olumlu görüşler taşımaktadır. Ancak her iki kurum türünde de akademisyenlerin kararsızım düzeyinde görüş bildirmeleri akademisyenlerin özelleştirme uygulamalarının yükseköğretim sistemimizdeki sorunların çözümünde tek başına etkili olamayacağını düşündüklerini göstermektedir. Örgütsel bağlılığın ve örgütsel desteğin yükseköğretimde özelleştirmeye yönelik görüşleri yordayıp yordamadığı regresyon analiziyle test edilmiştir. Regresyon analizi sonuçları devlet üniversitelerinde özelleştirme ile ilgili görüşlerin yordayıcılığında örgütsel destek düzeyi puanlarının açıklayıcılık gücünün çok zayıf olduğunu göstermektedir. Ancak vakıf üniversitelerinde ise algılanan örgütsel destek düzeyi yükseköğretimde özelleştirmeye yönelik görüşlere ilişkin puanları pozitif yönde anlamlı olarak yordamaktadır. Devlet üniversitelerindeki öğretim elamanlarının özelleştirme ile ilgili görüşlerinin örgütsel bağlılık değişkeninden etkilenmediği ortaya çıkmıştır. Ancak vakıf üniversitelerindeki akademisyenlerin örgütsel bağlılık düzeylerinin yükseköğretimde özelleştirmeye ilişkin görüşler üzerinde yordayıcılık bakımından anlamlı etkiye sahiptir.
Türkiye'de belediye hizmetlerinin özelleştirilmesi
Yerel yönetimlerde özelleştirme, özel sektör alternatiflerinden yararlanılması ve yerel hizmet alanlarının piyasaya açılmasıdır. Yerel hizmetler, yerel birimler dışında sivil toplum kuruluşları, dernek, vakıf gibi gönüllü örgütler, meslek örgütleri ve özel sektör firmaları tarafından da yerine getirilebilmektedir.Para sıkıntısı içindeki belediyeler, çeşitlenerek sayısı artmış yerel mal ve hizmet sunumunu giderek artan bir oranda alternatif yöntemlere başvurarak gerçekleştirmektedirler. Böylece özel sektörün yerel hizmetleri daha az maliyetle sunması, israf ve savurganlıkların önüne geçilmesi hedeflenmektedir.Çalışmamızın amacı; yerel idarelerin alternatif hizmet sunumuna yönelmelerinin nedenlerini, özelleştirmenin olumlu ve olumsuz yönlerini, belediye hizmetlerinin özelleştirmesinde kullanılan yöntemleri incelemektir. Bazı ülkelerdeki ve Türkiye'nin bazı kentlerindeki özelleştirme uygulamalarına değinilerek neden-sonuç ilişkisi kurulmaya çalışılacaktır.Çalışmamızın birinci bölümünde; kamu hizmetlerinin ve yerel kamu hizmetlerinin tanımı ve özellikleri, yerel yönetimlerin varlık nedenleri ve özelikleri, desantralizasyon, yeni kamu yönetimi anlayışı, yönetişim, küreselleşme, toplam kalite yönetimi kavramlarıyla yerel yönetim ilişkileri ve son olarak da belediyelerle ilgili yapılan güncel hukuki düzenlemeler incelenmiştir.İkinci bölümde özelleştirme kavramı, özelleştirmenin nedenleri ve belediye hizmetlerinin özelleştirilmesinin nedenlerini, belediye hizmetlerinin özelleştirilmesi sonucu doğabilecek sorunları ve özelleştirme yöntemleri ele alınmıştır.Üçüncü bölümde dünyada ve Türkiye'de gerçekleştirilen belediye hizmetlerini özelleştirme uygulamalarına yer verilmiştir.
Türk basınında mülkiyet ve sahiplik yapısı bağlamında özelleştirme uygulamaları: Ciner medya grubu
Bu çalışmanın konusu, Türk basın sektöründe mülkiyet ve sahiplik yapısında yaşanan değişim süreci ve bu süreç içerisinde bir örnek olarak Ciner Medya Grubu'nun sahibi olduğu medya kuruluşlarıdır.1980'lerle birlikte gerek dünya çapında gerekse Türkiye'de girilen yeniden yapılandırma sürecinin, Türk medya sektörünün mülkiyet ve sahiplik yapısı üzerindeki etkilerini ortaya koymayı amaçlayan bu çalışmada, eleştirel ekonomi politik bir yaklaşım sergilenmiştir.Türk medya sektörünün önemli temsilcilerinden biri olan Ciner Medya Grubu'nun, medya faaliyetlerinin ve sektördeki konumunun ekonomik olarak analiz edildiği çalışmada, Ciner Medya Grubu'ndan yola çıkılarak, Türk medya sektörünün ekonomik yapısına yönelik bir değerlendirme yapılmıştır. Bu bağlamda çalışma verilerinin özellikle Ciner Medya Grubu'na yönelik analizlerin yapılacak diğer bilimsel çalışmalara ışık tutması umut edilmektedir.Bu değerlendirme yapılırken yalnızca Türkiye'deki gelişmelerle sınırlı kalınmamış; bütünsel ve tarihsel bir çalışma ortaya koymak amacıyla, öncelikle dünya çapında yaşanan tarihsel, ekonomik ve siyasi süreçler çerçevesinde ele alınmıştır.Anahtar Kelimeler: İletişimKapitalizmMedyaMülkiyetÖzelleştirme
Yönetişim kavramı ekseninde örgütsel süreçlerin değerlendirilmesi Erdemir T.A.Ş. özelleştirme örneği
Globalleşmenin getirisi olarak gerek neo liberal politikaların yaygınlaşması, gerekse bu politikaların örgütlerin yönetsel süreçlerine ve ekonomi politiklerine yansıması sonucu bir takım değişmeler kaçınılmaz olmuştur. Bu değişmeler de örgütlerin yapısıyla beraber örgütün çalışanlarını ve dış çevresini de etkilemiştir.Bu değişimler ekseninde kamu kurumlarının verimsizleşmesi ve kaynaklarını doğru kullanamaması temelinde özelleştirme politikaları beraberinde klasik yönetim anlayışını da zedelemiştir. Özelleştirme olgusu, örgütlerin üzerinde baskılar yaratarak, örgütlerin değişme kayıtsız kalamamalarını sağlamıştır. Bu noktada devreye giren yönetişim ve iyi yönetişim yaklaşımı örgütlere belli ilkelerle farklı bir yönetim anlayışı sunmuştur. Yönetişim anlayışının temel argümanı yönetsel alanda çalışan- yönetim arasındaki hiyerarşinin esnekleştirilerek `birlikte yönetme ideali'nin yasama geçirilmesidir. Bu anlamda yönetimin klasik yönetim anlayışında göz ardı ettiği, çalışanın yönetim sürecine dâhil olması, yönetimde açıklık, hesap verebilirlik, doğruluk, eşitlik, sorumluluk ve tam katılım ilkeleriyle yakından ilişkili görülmektedir.Yönetişim anlayışı, özellikle özelleştirme politikaları sonucunda örgütlerin iç ve dış yapılanmalarında belli süreçler üzerinde işlemesi zorunlu bir sürece dönüşmüştür. Çalışanların moral ve motivasyonlarından, verimli çalışmaları ve iş doyumundan, örgütün kültürüne, değerlerine uzanan aynı zamanda bu içsel süreçlerin dışarıya yansımasında önem arz eden örgüt imajını, kimliği, itibarı ve sosyal sorumluluk anlayışını da içinde barındıran bir paradigma olarak karşımıza çıkmıştır.Özelleştirilen örgütler başta olmak üzere bu süreçlere kayıtsız kalan örgüt yönetimi, çalışanlarının ve örgütün yapısının değişimlere karşı hazırlıklı olmasını sağlamalıdır. Farklı yapılanmayla ve yönetsel süreçlerle karşı karşıya kalan örgüt ve çalışanlar değişimler karşısında iyi yönetişimin en önemli unsurlarından biri olan bilgilendirme ve açıklık ilkeleri doğrultusunda yönetim sürecine dâhil edilmelidir. Dolayısıyla özelleştirmenin örgütler üzerindeki etkilerinin yönetişim anlayışı bağlamında okunması gerekliliği günümüz rekabet ortamında zorunlu hale gelmektedir.
Özelleştirmede kamu yararı kavramı
Günümüzde özelleştirme uygulamalarına sıklıkla başvuruluyor olması ve dünyanın birçok ülkesinde özelleştirmenin ekonomik ve sosyal politikalar içerisinde yer alması özelleştirmeyi birçok açıdan tartışılır hale getirmiştir. Bu açıdan çalışmamızda özelleştirme uygulamalarında kamu yararı kavramı incelenmiştir. Öncelikle kamu yararı kavramının ne olduğu açıklanmaya çalışılmış, daha sonra özelleştirmede kamu yararının ne şekilde gerçekleşeceği, kamu yararı kriterlerinin neler olması gerektiği üzerinde durulmuştur. Diğer yandan geçmişten bugüne özelleştirme ile ilgili yapılan birçok yasal düzenleme kronolojik olarak incelenmiş ve özelleştirme ve kamu yararı bu incelemeler esas alınarak açıklanmıştırKamu yararı kavramının somut bir tanımı olmamakla birlikte, kamunun gereksinimleriyle ilgili olan, toplumun ortak yararını karşılayan, yasaların ve idarenin her türlü eylem ve işleminin amacını oluşturan bir kavram olarak ifade edilmesi mümkündür. Özelleştirme uygulaması da bir idari işlem olduğundan, bu uygulamada kamu yararının gözetilmesi gerekliliği kuşkusuzdur. Özelleştirme en geniş itibariyle devletin elinde bulunan varlıkların ve devletin yürüttüğü faaliyetlerin mülkiyetin ve işletilmesinin özel kesime devredilmesidir. Bununla birlikte özelleştirmenin sosyal hayata, ülkenin bağımsızlığına olumsuz etkileri olacağı düşüncesiyle özelleştirmeye karşı çıkanlar olduğu gibi, serbest piyasa mekanizmasının kamu sektörüne göre daha verimli olduğu ve sosyal devletin ekonomik alana müdahale etmemesi gerekçeleriyle özelleştirme lehine olan görüşler de bulunmaktadır.Her idari işlemde olduğu gibi özelleştirmede de amaç kamu yararıdır ve her özelleştirme uygulamasında kamu yararının gerçekleşip gerçekleşmeyeceği, hangi yöntemlerin kamu yararı bakımından seçilmesi gerektiği üzerinde durulması gerekmektedir. Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunda belirtildiği üzere özelleştirmede temel amaç ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalmanın sağlanmasıdır. Bununla birlikte yapılan incelemede özelleştirmede kamu yararının sağlanması bakımından sadece bu kriterlerin yeterli olmadığı, özelleştirme uygulamalarının istihdam, verimlilik, kamu hizmetinin gördürülmesi ve stratejik konu ve kuruluşların durumu bakımlarından da ele alınması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.Bununla birlikte belirttiğimiz tüm bu hususların gündemde tartışmalara konu alan TÜPRAŞ özelleştirmesinde irdelenmesi gerektiği düşünüldüğünden, TÜPRAŞ özelleştirmesi çalışmamızda örnek olay olarak seçilmiş ve konuyla ilgili mahkeme kararları da dikkate alınarak özelleştirmede kamu yararının ne şekilde ele alınması gerektiği ve özelleştirmenin kamu yararı bakımından sonuçları bu özelleştirme örneği bakımından açıklanmaya çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler1.Özelleştirme2.Kamu Yararı3.Kamu Hizmeti4.Yargı Kararları5.TÜPRAŞ
Neoliberalizm ve üniversitelerin yapısal dönüşümü
Bu çalışmada neoliberalizmin gelişim süreci ele alınmış ve neoliberalizm bağlamında üniversite yapılarının dönemsel olarak dönüşümleri incelenmiştir. İlk bölümde dünyada neoliberalizm kavramı ele alınmış tanımı, ilk ortaya çıkışı, gelişim süreci ve yönetsel beklentileri ile ilgili kaynaklar taranarak incelenmiştir. Ardından Türkiye bazında neoliberalizm gelişimi ele alınmıştır ve burada kamu yönetimi ile ilişkisinden, kamu yönetimine olan etkilerinden bahsedilmiştir. Yönetişim kavramının ortaya çıkışına değinilmiş ve bu bağlamda özelleştirme, yerelleşme ve küreselleşme kavramları açıklanmıştır neoliberalizme ilişkin görüşlere de bu bölümde yer verilmiştir. İkinci bölümde hem dünyada hem de Türkiye'de yükseköğretim kavramı ele alınarak incelemesi yapılmıştır. İlk olarak üniversite kavramının Avrupa ve Amerika'daki gelişiminden bahsedilmiş daha sonra ise Türkiye'de üniversite gelişimine değinilmiştir. Türkiye'deki gelişim süreçleri reformlar bazında ele alınmış ve yükseköğretim modellerine yer verilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise artık çalışmanın amacı olan neolibealizmin üniversite yapılarına olan etkileri ve dönüşüm süreci ele alınmış ve tüm yapısal özellikler ve dönüşüm süreci bu bölümde nihayete kavuşturulmuştur. Neoliberalizm etkisi ile yönetişim kavramı ortaya çıkmış ve neoliberal politikalar ile tek başına devlet yönetimi yerine devlet ve sivil toplumun bir arada yer aldığı yönetişimin etkileri başlamıştır. Hizmet Ticareti Genel Anlaşması ile de neoliberal politikalar artık eğitim alanında uygulanacak duruma gelmiştir. 1980 ve 1994 yılları arasında daha da etkin olan neoliberalizm politikaları etkisi ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu çıkarılmış ve atama usulü benimsenmiştir. Akademide bölümler düzeni esas alınmıştır. Kurullar eliyle yönetime de son verilerek hiyerarşik bir düzen oluşturulmuştur. Bu hiyerarşik düzende ise en üstte YÖK başkanı olmak şartıyla sırasıyla Rektör, Dekan ve Bölüm Başkanı bulunmaktadır.