Archeological areas
131 theses under this subject heading
Arkeolojik buluntular çerçevesinde Arkaik Dönem'de Güneydoğu Ege-Kıbrıs ilişkileri
MÖ 8.yüzyılın 2.yarısından itibaren Güneydoğu Ege'de kutsal alanlarda Kıbrıs kökenli figürinlerin görülmeye başlanması, MÖ 7.yüzyılın ortalarından itibaren batıklarda Kıbrıs amphora ve mortarlarının, Ege'nin başka bölgelerine ait (Miletos, Korinth) amphoralarla birlikte bulunması, Doğu Akdeniz'de uzak bölgeler arası ilişkilerde Kıbrıs ile Güneydoğu Ege topluluklarının işbirliği içinde olduklarının kanıtıdır. Güneydoğu Ege ile Kıbrıs arasındaki ilişkiler ağının anlaşılmasında öncelikle Kıbrıs kökenli malzeme grupları (terracottalar, kireçtaşı heykelcikler, seramik, amphora, mortar) ve bu malzeme gruplarının Güneydoğu Ege'deki dağılımı incelenmiştir. Bulunan Kıbrıs kökenli malzemelerin hangi dönemlerde görüldüğü ve kaçar adet örnekle temsil edilmiş olduğuna dair sayısal veriler elde edilmiştir. Bu farklı malzeme gruplarının kronolojik olarak örtüştüğü ve ayrıştığı dönemler bir bütünlük içinde ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada değerlendirilen kronolojik süreklilikte Kıbrıs kökenli malzeme gruplarının dönem içerisindeki değişimi, artması ve azalmasının arkasında yatan sebepler, iki bölgenin siyasi-politik örgütlenmesi çerçevesinde araştırılmıştır. Çalışma kapsamında; Arkaik Dönem'in tamamını kapsayan süreçte gerçekleşmiş olan politik, kültürel, sosyo-ekonomik ve ticari ilişkiler ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Arkaik Dönem, Güneydoğu Ege, Kıbrıs, Kutsal Alan, Batıklar
Olympos Antik Kenti Erken Bizans Dönemi dini yapılarında malzeme ve teknik
Bu çalışmada Olympos Antik Kenti'nde yer alan Erken Bizans dönemi dini yapılarında kullanılan malzeme ve inşa teknikleri konu edilmiştir. Tez çalışması kent içerisindeki Erken Bizans Dönemi dini yapılarından altısını kapsamaktadır. Bu yapılardan üçü kentin kuzey bölümünde yer alan Nekropol Kilisesi ve aynı kompleks (Episkopeion) içerisinde bulunan Piskoposluk Kilisesi ve Vaftizhanesidir. Diğer üçü ise kentin güney bölümünde yer alan Liman Bazilikası, Yamaç Yerleşimi Aşağı Kilise ve Yamaç Yerleşimi Yukarı Kilisedir. Çalışma kapsamında bu dini yapıların mimari tasvirleriyle birlikte kendi araştırma ve gözlemlerimize dayanarak, yapıların duvar örgüsü ve diğer mimari elemanlarda kullanılan malzeme türleri ve yapım teknikleri ayrıntılarıyla tanıtılmıştır. Aynı zamanda kentsel dönüşüm süreci içerisinde kentteki dini yapılarda görülen malzeme-teknik farklılıklar ortaya koyulmuştur. Ayrıca söz konusu dini yapıların malzeme-teknik özellikleri kent içerisindeki ve Likya bölgesindeki benzer örnekleriyle karşılaştırılarak tarihlendirme sorunlarına çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Olympos, Likya, Bizans, Kilise, Malzeme, Teknik.
Eskişehir Karacahisar Kalesi 2011-2014 yılları kazı buluntuları
Bu çalışmada Eskişehir Karacahisar Kalesi 2011-2014 yılı kazılarında ele geçen küçük buluntuların ve mimari birimlerin değerlendirilmesi konu edilmiştir. Coğrafi konumu itibariyle önemli yolların kavşak noktasında bulunan Karacahisar Kalesi Ortaçağ'da, Bizans Devleti ve Osmanlı Beyliği için stratejik bir nokta olmuştur. Osman Bey'in 1288 yılında bu kaleyi fethetmesiyle birlikte Osmanlı Beyliği kendi varlığını ve gücünü bölgede hissettirmeye başlamıştır. Karacahisar Kalesi alındıktan sonra Osmanlı Beyliğinin fetihleri sürekli devam etmiş ve Beylikten, güçlü bir imparatorluğa doğru yol almıştır. Bu çalışma kapsamında beş farklı çalışma alanı ve çok sayıda küçük buluntu değerlendirmeye alınmıştır. Küçük buluntulara ve mimari verilere bakıldığında, Karacahisar Kalesi'ndeki yerleşim dokusunun Ortaçağ'da daha yoğun olduğu ve 15. yüzyıldan sonra kalenin kullanımın azaldığı ileri sürülebilir. Daha sonraları kullanılmayan kalenin zamanla çoğu bölümleri yıkılmıştır. Hala devam eden arkeolojik kazılar sonucunda kalenin toprak altında kalan kısımları, gün ışığına çıkarılmaktadır.
Side Agora-Tiyatro kompleksi
Doğu Akdeniz'deki konumu nedeniyle Pamphylia Bölgesi, Yunanistan, Ege Adaları, Kıbrıs, Suriye, Fenike ve Mısır arasındaki deniz taşımacılığı ve ticareti için vazgeçilmez bir durak noktası olmuştur. Güzergahta belirleyici faktör, ticaretin gerçekleşeceği limanlardır. Bu nedenle, bir liman kenti olan Side, ihraç malları ve köle ticareti sayesinde Pamphylia bölgesindeki en önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bu durum Side'nin kent mimarisine de yansımış, anıtsal yapıların oluşturulabilmesine zemin hazırlamıştır. Side, şehircilik açısından değerlendirildiğinde, şehir merkezindeki agora ve tiyatro yapıları, kentin ticaret boyutunun ne kadar büyük olabileceği konusunda ipucu vermektedir. Side agora ve tiyatro yapıları göz önüne alındığında, iki bağımsız yapı olarak değil, bir yapı kompleksi adı altında değerlendirilmeleri gerekmektedir. Agora-Tiyatro kompleksi olarak adlandırılan "kompleks" kelimesinin anlamı, birbirine bağlı ve birbiriyle ilişkili olan ve birden fazla parçadan oluşan bir olgu olarak kabul edilmelidir. Bu nedenle, Side'deki agoranın ve tiyatronun genel kompozisyonu bir "yapı kompleksi" adı altında değerlendirilmelidir. Bu özellik sayesinde Side Agora-Tiyatro Kompleksi, Roma Dönemi Kompleks Binaları arasında eşsiz bir konumda yer almaktadır.
Erken Hristiyanlık Dönemi martyriumları ve İznik Gölü Bazilikal Kilisesi martyriumu
Nikaia kenti tarih boyunca birçok önemli olaya sahne olmuş, özellikle de Erken Hristiyanlık döneminde bünyesinde toplanan iki konsile ev sahipliği yapması ününü daha da arttırmıştır. Konsil döneminden ve Hristiyanlığın Büyük Konstantin tarafından serbest hale gelmesinden önce kentte ciddi bir Hristiyan nüfusun bulunduğu şehit edilen azizlerden anlaşılmaktadır. Buna bağlı olarak, İznik Gölü Su Altı Bazilikal Kilisesi'nde yer alan ve ilk başta diakonikon olarak adlandırılan pastophoria odasının Erken Hristiyanlık döneminde martyrium olarak inşa edilip kullanıldığı saptanmaya çalışılmıştır. Mekân, yerinde incelenen, mimarisi, taş sırası, duvar örgüsü, iç dekorasyonu, mezarları ve buluntularıyla batıda ve doğuda inşa edilmiş ilk bağımsız martyriumlarla karşılaştırılmıştır. Tarihsel süreçte bu martyriumlara eklenen kilise örnekleriyle, bazilikal ana yapı mimarisi kıyaslandığında özellikle Kilikia ve Suriye bölgelerinde yer alan doğu martyrium-kilise mimarisiyle benzerlik gösterdiği anlaşılmıştır. Ancak bu kadar kuzeyde bulunmasıyla da şaşırtıcı bulunan bazilikal kilisenin, ilk evresinin martyrium olduğu, mekânın mimarisinin yanında tarihlendirilmesi yapılmış buluntuları ve kentin antik çağ tarihçesiyle desteklenmiş; yapının Aziz Neophytos için inşa edildiği, martyr azizin kent dışında, göl kenarında şehit edilmesi ve gömüldüğü yere de bir kilise yapılmasıyla ilişkilendirilmiştir.
Seyitömer Höyük 24 No'lu Orta Tunç Çağı (IVA) Mekânının değerlendirilmesi
Batı Anadolu'da Orta Tunç Çağı, siyasal ve sosyo-ekonomik açıdan doğusunda bulunan Assur Ticaret Kolonileri Çağı ve batısında yer alan Minos Uygarlığı'na göre daha az bilinen bir dönemi karakterize etmektedir. Bu durumun başlıca sebebi olarak bölgede gerçekleştirilen kazıların azlığı ve kazıların ayrıntılı yayınlarının henüz gerçekleştirilmemiş olması gösterilebilir. Son yıllarda bir kurtarma kazısı projesi olarak gerçekleştirilen Seyitömer Höyük Kazıları, sözü geçen döneme ait tabakalarının tümüyle kazılmış olması ve sunduğu veriler sebebiyle, Batı Anadolu'nun OTÇ için önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada; Seyitömer Höyük 24 No.lu OTÇ (IVA) mekanının, öncelikle yerleşimde bulunan diğer OTÇ yapılarıyla ve kendisinden önce gelen ETÇ yapılarıyla olan konum ve işlevi konusundaki benzer veya farklı yönleri incelenmiştir. Daha sonra Anadolu'da çağdaşı olan anahtar yerleşimlerde ortaya çıkartılan yapılarla olan plansal ve iç donanımsal benzerlikleri karşılaştırılmıştır. Son olarak da 24 No.lu Mekân'dan yola çıkarak mekânların hem kendi yerleşimlerinin içerisinde hem de diğer yerleşimlerle olan plansal benzerliklerini etkileyen etmenler yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, Orta Tunç Çağı, Mimari, Mekân, Konut.
Üçgöl kaya odası mezarları duvar resimleri
Üçgöl Kaya Odası Mezarları, Gaziantep İli, Yavuzeli İlçesine bağlı Üçgöl Mahallesi'nin 600 metre batısında yer almaktadır. Gaziantep Müze Müdürlüğünce 2016 yılında yapılan kurtarma kazısı sonucunda Roma Dönemi'ne tarihlendirilen iki adet kaya odası mezarı temizlenerek ortaya çıkarılmıştır. Bu mezar odalarının iç kısımları yüksek kalitede duvar resimleriyle süslüdür. Yapılan bu çalışmayla Üçgöl Kaya Odası Mezarları özelinde kaya mezarları, duvar resimlerinin tarihsel gelişimi, yapım teknikleri ve kullanılan renkler, Roma Dönemi resim atölyeleri ve stil evreleri hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. Ayrıca teze konu olan duvar resimleri Gaziantep, Gaziantep çevresinde ve diğer yerlerdeki duvar resimleri, mozaikler ve stellerle karşılaştırılmıştır.
Likya Bölgesi'nde Bey dağları ve yakın çevresi kırsal kült alanları
Bu tez çalışması kapsamında Türkiye'nin güneybatısında yer alan Likya Bölgesi'nin Bey Dağları kırsalı ve yakın çevresindeki kırsal kült alanları incelenmiştir. Çalışmada bölgedeki kutsal alanlar ve kültler, ikonografik özellikler ve arkeolojik veriler göz önüne alınmıştır. Araştırma kapsamında Likya Bölgesi ve kırsal yerleşimleri esas alınmıştır. Bu amaçla kutsal alanlarda bulunan arkeolojik kalıntılar yerinde incelenmiş, ayrıca bugüne kadar alanda yapılan araştırma ve çalışmalarla bağlantılı kaynakçalardan yararlanılmıştır. Bölgede çok daha fazla kült alanı olduğu bilinmekle birlikte, bu tür merkezler, tapınım gören tanrılar ve bu alanlarla bağlantılı yapı ve kültür ürünleri Likya Bölgesi'nde bugün ve daha ileriki dönemlerde yapılacak araştırma ve çalışmalarla daha net olarak ortaya konabilecektir.
Kremna antik kenti savunma sistemleri Cilt I
Kremna, Burdur İli, Bucak İlçesi, Çamlık Köyü sınırlarındaki Hacıbağ Mahallesi'nde yer almaktadır. Kent, antik Pisidia Bölgesi'nin dağlık kentlerinden birisidir. Konumu ve savunma yapıları, zapt edilmesi güç kentlerin arasında gösterilmesindeki önemli faktörlerdendir. Bu çalışmada, Kremna'nın savunma sistemleri incelenmiştir. Buna göre kentin savunmasını oluşturan sur duvarları, kule yapıları ve bastionlar ile kapılar ve antik karayolları, ayrı başlıklar altında açıklanarak mimari ve askeri özellikleri yönüyle ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Kentin savunmasını somutlaştırmak için haydut lideri Lydius'un kenti işgalinden sonra Roma İmparatorluğu'nun kenti tekrardan hakimiyetine almak amacıyla kentin batısında askeri mühendislerine yaptırdığı kuşatma alanı ve ilişkili yapılar da çalışmaya dahil edilmiştir. Böylelikle kenti korumak için inşa edilen yapıların geniş bir bakış açısıyla tartışılması ve açıklanması sağlanmıştır. Ayrıca, kentin khorasındaki kırsal yerleşimler ve kırsaldaki alanın güvenliği için yapılmış yapılar incelenerek kent merkezindeki savunma yapıları ile stratejik ilişkileri belirlenmiştir. Bununla birlikte kent ve territoryumundaki yapıların arasında güçlü bir ilişkinin olduğu ve kırsal çevrede hareketli bir siyasi, askeri ve sosyo-iktisadi hayatın sürdüğü anlaşılmıştır. Bu konudaki çalışmalarda Pisidia Bölgesi'nin ve kentin tarihsel olaylarının, kentteki seramik ve metal buluntular gibi arkeolojik bulguların yanı sıra, Anadolu'daki ve Kıta Hellas'taki kentlerin savunma unsurlarının mimari ve askeri özellikleri analojileri yardımı ile incelenerek kentin savunma yapılarının yaklaşık tarihlendirilmesi yapılmıştır. Dolayısıyla Kremna'nın savunma sistemlerinin stratejik ve plan özellikleri ortaya çıkarılmış, kentin savunma olgusunun Hellenistik Dönem'den başlayarak Roma ve Bizans dönemlerine kadar aktif bir şekilde kullanıldığı ve yapısal değişimlere uğramasına rağmen korunduğu sonucuna varılmıştır.
Kültürel miras ve alan yönetimi: Gaziantep Rumkale arkeolojik sit alanı örneği
Korumanın uzun bir geçmişi olmasına rağmen, Alan Yönetimi, Yönetim Planı, Kültürel Miras gibi kavramlar 20. yüzyılda literatüre girmiş, korumanın yasal ve paydaşlar anlamında boyutları da bu yüzyılda şekillenmiştir. Dolayısıyla koruma – kullanma dengesi, gelecek kuşaklara mirasın bırakılması adına korumanın sürdürülebilir olması, katılımcı bakış açısıyla korumanın önemli adımları da bu yüzyılda olmuştur. Unesco bu anlamda somut sözleşmeler ve organları ile önemli bir rol üstlenmiştir. Unesco yaratıcı şehirler ağına dahil olan Gaziantep, Mezopotamya'da konumlanması sebebiyle önemli bir tarihe sahiptir. Çalışma alanı olan Rumkale, Asurlular, Roma İmparatorluğu, Memlükler, Dulkadiroğulları ve Osmanlı medeniyetinin izlerini taşımıştır. Ayrıca uzun yıllar Ermeni katolikosluğunun merkezi olması ve Yakubiler'in burada yaşaması nedeniyle önemli bir inanç merkezi olmuştur. İnsanlığın tarihsel süreci açısından önemli bir Kültürel Miras olan Rumkale için hazırlanan Arkeolojik Alan Yönetim Planı Modeli ile ulusal ve uluslararası kanun, sözleşme ve tüzükler doğrultusunda, bütüncül, katılımcı ve sürdürülebilir korunmasını amaçlayan bir yönetim planı modeli gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.
Metropolis Aşağı Hamam Palestra kazılarında bulunan Hellenistik dönem seramikleri
Metropolis antik kenti; İzmir ilinin Torbalı ilçesine bağlı Yeniköy ve Özbey mahalleleri arasındaki bir tepede yer almaktadır. Tez konusunu oluşturan buluntuları kentin kurulmuş olduğu tepenin doğu yamacında konumlandırılmış Aşağı Hamam-Palaestra yapısına ait Hellenistik Dönem seramikleri oluşturmaktadır. 2003-2006, 2008-2016 ve 2018 yılları arasında yapılan kazı çalışmaları sonucu ele geçen Hellenistik Dönem'e ait seramik gruplarından 280 parça kataloğa alınmıştır. Metropolis Aşağı Hamam-Palaestra yapısı Hellenistik Dönem seramikleri on grup altında incelenmiştir. Bu gruplar tam astarlı, Batı Yamacı Stili, kalıp yapımı kaseler, beyaz zeminli seramikler olarak ayrılmaktadır. Form olarak ise kaseler, tabaklar, kantharoslar, kraterler, lagynolar, Unguentariumlar, kandiller, amphoralar ve chytralar yer almaktadır. Bu formlar içerisinde tabaklar ve kalıp yapımı kâseler buluntu yoğunluğunu oluşturmaktdır. Bu gruplar içerisinde en erken MÖ 4. yüzyıl örnekleri yer alırken en geç MÖ 1. yüzyıl başına tarihlenen örnekler yer almaktadır. Gruplar arasında en yoğun buluntular ise MÖ 2. yüzyıla ait parçalardır. Anahtar Kelimeler: Metropolis, Aşağı Hamam-Palaestra, Hellenistik Dönem Seramikler
Eski Smyrna'da ele geçen khios chaliceleri
Eski Smyrna'da ele geçen Khios chalicelerinin incelendiği çalışma kapsamında, daha önce J. M. Cook ve E. Akurgal tarafından aktarılan bilgilerin dahil edildiği detaylı bir çalışma ve daha çok örnekle temsili amaçlanmıştır. 2014 yılı öncesinde ele geçen örnekleri kapsayan bu çalışma, chaliceler üzerinden Khios ve Eski Smyrna arasındaki etkileşime dair ipuçları sunar. Üç ana bölümden oluşan tezde çalışmanın detaylarının anlaşılması açısından ilk bölümünde materyal ve metod başlığı altında çalışmanın yöntemlerine ait bilgiler sunulmuştur. İkinci bölümde kent tarihçesi ele alınmıştır. Son bölümde, chaliceler hem kronolojik hem de tipolojik bir sıra ile detaylandırılmıştır. Her stil, stil özellikleri ve örnekleri ile bir arada verilerek bütünlük içinde değerlendirilmiştir. Chalicelerin büyük bölümünün ufak parçalar halinde ele geçmesi hem tipolojik hem kronolojik değerlendirmeyi güçleştirir. Bu sebeple bazı parçalar gruplandırılmaksızın dahil edilmiştir. Chalice formunun ortaya çıkış süreci ile birlikte başlayan Eski Smyrna'daki varlığı, MÖ 540 – 530 dolaylarına kadar devam eder. Eldeki veriler, MÖ 600 dolaylarında ticaretin kesintiye uğradığını düşündürür. Bu süreci kapsayan buluntular, olasılıkla Alyattes saldırısının tahrip tabakalarında parçalanmıştır. Bazı stiller en seçkin örnekleri ile temsil edilirken, Grand stile ait örneğe veya yazıtlı chalice parçasına da rastlanmaz. Ancak devam eden çalışmalar sırasında ele geçen yeni buluntular yahut farklı stilleri temsil eden örnekler ile sonuçların değişebileceğini de belirtmek gerekir. Anahtar Kelimeler: Eski Smyrna, Chalice, Arkaik Dönem
Yukarı Fırat Bölgesi Hellenistik ve Roma Dönemi yerleşimleri
Yukarı Fırat Bölgesi, ılıman iklimi, tarıma, yaşamsal faaliyetlere elverişli düzlüklere sahip olması nedeniyle, tarih öncesi dönemden günümüze, kültürel hareketliliğin yoğun olarak görüldüğü bir bölgedir. Bu özellikleri sebebiyle geçmişten günümüze çeşitli mücadelelere sahne olmuştur. Bölge hakkında bugüne kadar çok kısıtlı çalışma yapılmış olsa da, eldeki mevcut verilerden bu bölgede konumuz açısından, Hellenistik ve Roma Dönemleri'nde bir hareketlilik yaşandığı, gerçekleştirilen kazı ve yüzey araştırmaları sayesinde görülmektedir. Özellikle, Roma'nın, bölgede yoğun mücadelelere girdiği, bu mücadelelere, Küçük Asya'da hakimiyet kurduktan sonra, sınırlarını Fırat'a kadar genişletme amacının sebep olduğu görülmüştür. Bu fetih hareketlerinin izlerini, bölgede özellikle Elazığ ve Malatya illerinde kazılar sonucu tespiti yapılan, kale yapılarının varlığı ile net bir şekilde görmekteyiz. Bu çalışma, eldeki kısıtlı sayıdaki verilerden yola çıkarak, Yukarı Fırat Bölgesi'nin, Paleolitik Çağlar'dan, Roma Dönemi'nin sonuna kadar geçirmiş olduğu evreleri, bir araya getirmeye, tek başlık altında toplamaya çalışmıştır.
MÖ 3. ve 2. binyıl Kuzey Suriye'de kentleşme süreci
Kent ve kentleşme tanımı üzerine birçok bilim insanı tarafından farklı fikirler öne sürülmüştür. Tarihte ilk kentlerin MÖ 4. binyılda Güney Mezopotamya'da doğduğu birçok araştırmacı tarafından kabul edilmiştir. Güney Mezopotamya kökenli kültürün kuzeye yayılımı da Uruk yayılımı olarak adlandırılmıştır. Bu dönemde güney karakterli özellikler kuzeyde de görülmeye başlamıştır. Bu yayılım dünyadaki ilk kolonizasyon hareketi olarak da bilinmektedir. Özellikle MÖ 4. binyılın sonu MÖ 3. binyılın başlarında Kuzey Suriye Bölgesinde Güney karakterli kentsel özellik gösteren yerleşim yerlerinin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu çalışmada MÖ 3. ve 2. binyılda Kuzey Suriye'de kentsel özellik gösteren yerleşim yerleri ayrıntılı olarak incelenecektir.
Müslümantepe kazıları ışığında yukarı Dicle bölgesi M.Ö. II. bin mimarisi
Konumları itibari ile Orta ve Doğu Anadolu kültürleri ile Suriye ve Mezopotamya kültürleri arasında kalan tampon bölgede yer alan Yukarı Dicle Bölgesi yerleşimleri, kuzeyinde ve güneyinde yer alan söz konusu bölgelerdeki kültürlerin etkilerini bünyesinde barındıran önemli yerleşim alanlarıdır. Yukarıda belirttiğimiz bu durum kültür çeşitliliği açısından bölge yerleşimlerini genellikle olumlu yönde etkilemiş olsa da zaman zaman kuzeyinde ve güneyinde yer alan büyük devlet oluşumları arasındaki sınır mücadelelerine maruz kalan bölge yerleşimlerinde, otorite boşlukları ve karmaşalardan dolayı kendine has köklü bir kültür oluşumunu olumsuz yönde etkilemiştir. Yukarı Dicle Bölgesi'nde M.Ö. 2. binin ilk yarısında yukarıda belirttiğimiz duruma benzer bir siyasi durum izlenebilmektedir. M.Ö. 2. binin ilk yarısında güçlü bir devlet otoritesinin yer almadığı bölgede, aşiret geleneklerini sürdüren Hurri kökenli yerleşik ya da yarı göçebe toplulukların oluşturduğu küçük devletler yer almaktadır. M.Ö. 2. binin ikinci yarısında ise bölge Hitit İmparatorluğu, Mitanni Krallığı ve Asur Devleti arasındaki egemenlik mücadelelerine sahne olmuştur. Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığımız M.Ö. 2. binyılda meydana gelen otorite boşlukları ve siyasi çekişmelerin, başta Müslümantepe olmak üzere bölgede yer alan yerleşimlerdeki mimari yapılaşma üzerinde ne tür etkiler yarattığını izlemeye çalıştığımız tez çalışmamızda, kent ve kırsal kesimdeki yerleşim dokusu, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapı bütünsel olarak aydınlatılmaya çalışılmıştır.
Metropolis aşağı hamam-palaestra cam buluntuları
İzmir İli, Torbalı ilçesine bağlı Yeniköy ve Özbey mahalleleri arasındaki bir tepe ve yamaçlara kurulmuş olan Metropolis, Küçük Menderes ovasına hakim konumdaki bir yerleşimdir. Kentte 2003-2018 yılları arasında yapılan kazılarda ortaya çıkarılan Aşağı Hamam-Palaestra yapısı cam buluntuları bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Roma hamamlarının yalnızca halkın yıkanma ihtiyacını karşılamadığı, aynı zamanda yapıya palaestra (spor alanı), yeme içme ile ilişkilendirilebilecek tabernalar, portikolar eklenerek insanların sosyal ve kültürel paylaşımlarda bulundukları yapılar haline dönüştürüldüğü bilinmektedir. Böylece sadece yıkanma değil, aynı zamanda sosyalleşme alanları olan hamamlarda saptanan cam buluntular, bu farklı işlevleri yansıtan arkeolojik veriler olarak da anlam kazanmaktadır. Metropolis Aşağı Hamam-Palaestra kazılarında tespit edilen cam buluntular MÖ 1. yüzyıl'dan başlayarak MS 7. yüzyıl'a kadar geniş bir zaman dilimine tarihlenirken, cam vazo repertuarı ve cam mamüllerin kullanım biçimini aydınlatıcı nitelikte bir bütünlük göstermektedir. Bu kapsamda, kentin günlük hayatında oldukça yaygın bir kullanım yelpazesine sahip olduğu anlaşılan cam malzeme kullanım amacı ve bulundukları mekanlar göz önünde tutularak değerlendirilmiş, form repertuarı belirlenerek tarihlendirmeleri yapılmıştır. Ayrıca, yine hamam kazıları sırasında tespit edilen pencere camı buluntuları ile yapının mimari çalışmalarına katkı sağlanmaya çalışılmıştır. Arkeolojik veriler MS 4. yüzyılda hamam yapısının işlevini yitirmiş olduğunu ve ardından bir atelye alanına dönüştürüldüğünü ortaya koymaktadır. Bu atelye alanında bir cam işliğine rastlanması, cam çalışmaları bakımından önem taşımaktadır. Adı geçen işliğe ait buluntular Geç Antik Dönem'de Batı Anadolu'daki bir cam işleme atelyesinin teknik özelliklerini, üretim biçimini yansıtması bakımından değer taşımakta ve çalışma kapsamında ayrıntılı olarak değerlendirilmektedir.
Zincirli Höyük, Tatarlı Höyük ve Ovaören-Yassıhöyük arkeobotanik verileri ışığında Demir Çağı'nda beslenme
Bu çalışmada, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin Orta Fırat Bölgesinde yer alan Geç Hitit dönemi yerleşimlerinden biri olan Zincirli Höyük arkeobotanik örnekleri çalışılmıştır. Genellikle kömürleşmiş vaziyette ve az sayıda mineralleşme ile korunan bitki kalıntıları tanımlanmış ve fotoğraflanmıştır. Kıyaslama amacıyla Tatarlı Höyük (Adana) ve Ovaören-Yassıhöyük (Nevşehir) arkeobotanik örnekleri de incelenmiştir. Zincirli Höyük coğrafi konumundan, doğal kaynaklarından ve verimli topraklarından dolayı Erken Tunç Çağı'ndan Helenistik döneme kadar yerleşim görmüştür. Yerleşimin paleo-çevresel görünümünü, beslenme alışkanlıklarını, tarımsal faaliyetlerini ve ritüel pratiklerini anlamak için arkeobotanik bulgular önem arz etmektedir.Beslenme pratiklerini ortaya koymak için yapılan arkeobotanik çalışmalar sonucunda familya, cins ve tür seviyesinde toplamda 16 farklı bitki taksonu tespit edilmiştir. Orta Anadolu'da karasal iklim özelliklerine sahip Ovaören-Yassıhöyük yerleşiminde incelenen Demir Çağı örnekleri sonucunda beslenmenin göstergesi olan 14 farklı takson bitki çeşidi tespit edilmiştir. Akdeniz bölgesinde bulunan ve Akdeniz iklim özelliklerine sahip Tatarlı Höyük yerleşiminde Demir Çağı seviyelerinden alınmış örneklerin inceleme sonuçlarına göre ise beslenme emaresi olan 6 farklı takson tespit edilmiştir. Demir Çağı örneklerinin inceleme sonuçlarına göre buğdaygiller ve baklagiller baskın olarak tüketilmiş mahsullerdir. Buğdaygiller (Poaceae) içerisinde; arpa (Hordeum sp.), ekmeklik/makarnalık buğday (Triticum aestivum/durum) baskın görünmektedir. Baklagiller (Fabaceae) içerisinde ise mercimek (Lens culinaris) ve karaburçak (Vicia ervilia) yoğun olarak karşımıza çıkmaktadır. Üzüm (Vitis vinifera) ve zeytin (Olea europaea) ise beslenme açısından önemli diğer arkeobotanik veriler olarak görülmektedir. Tatarlı Höyük ve Ovaören-Yassıhöyük'ün yabani bitki kalıntıları da bu çalışmada yer almaktadır. Ovaören-Yassıhöyük'te aile, cins ve tür bazında toplam 15 farklı yabani bitki taksonu tespit edilmiştir. Tatarlı Höyük'te ise aile, cins ve tür bazında toplam 4 farklı yabani bitki görülmüştür.
Tatarlı Höyük 2007-2016 yılları kazılarında açığa çıkarılan Hitit Imparatorluk dönemi seramikleri
Ovalık Kilikya'nın doğusunda yer alan ve bölgenin en büyük yerleşimlerinden birisi olan Tatarlı Höyük, çevresindeki bol su kaynakları ve doğal geçitlere olan yakınlığı ile jeopolitik açıdan oldukça önemli bir konuma sahiptir. MÖ II. binin ortalarında Kizzuwatna ismiyle karşımıza çıkan Çukurova Bölgesi'nin Kuzey Suriye ve Mezopotamya topraklarına yakınlığı Hitit dünyasıyla ilişkilerini beraberinde getirmiştir. Bu etkileşimin sadece siyasal değil ekonomik, kültürel ve dinsel boyutları da bulunmaktadır. Özellikle II. Suppiluliuma ile başlatılan Hitit İmparatorluk Döneminde Çukurova Bölgesi Hitit siyasi yayılımının bir parçası olarak karşımıza çıkar. Tatarlı Höyük'te bu yayılımın bir yansıması olarak öne çıkan buluntu gruplarından birisi de seramiklerdir. Bu çalışmada IVa tabakasında ele geçen ve yaklaşık olarak MÖ 14-13.yy'lar arasına tarihlenen seramikler ayrıntılı bir tipolojik sınıflama ile ele alınmış ve büyük çoğunluğu monokrom olan bu seramiklerde kullanılan hamur grupları tespit edilerek, arkeometrik analizlerle mikromorfolojik yapıları ortaya konmuştur. Özellikle tabak, çanak ve testi formlarıyla yapılan tipolojik karşılaştırmalar bu seramiklerin Hitit çekirdek bölgesi içinde yer alan merkezlerle büyük oranda benzerlik taşıdığını göstermektedir. Höyükte IVa tabakasına tarihlenen seramik fırınının varlığı ve arkeometrik sonuçların ortaya koyduğu volkanik kayaçların bozunumundan elde edilen kil ve minerallerin varlığı, bölgenin jeolojik yapısı da dikkate alındığında yerel bir üretimi işaret etmektedir. Bunun yanı sıra daha az oranda görülen boyalı parçalar OTÇ'ndan beri süregelen Suriye-Kilikya geleneğinin etkisinde yerel özelliklerle karşımıza çıkmaktadır. Tekil örnekler olmakla birlikte Ege ve Kıbrıs dünyasıyla bağlantıları gösteren seramik parçalar MÖ 14. yy içerisinde Tatarlı Höyük'ün çevre kültürlerle bağlantılı bir yerleşim olduğunun kanıtlarını sunmaktadır. Yapılan bu çalışma ile Çukurova bölgesinde GTÇ IIa dönemi ile çağdaş olan Hitit İmparatorluk Döneminde, bölgenin seramik repertuarına ayrıntılı bir katkı sunulması amaçlanmış, yerleşimdeki Hitit etkisinin boyutları ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Zeugma Mousalar Evi Terra Sigillataları ışığında convivium sofra takımları
Zeugma Antik Kenti, günümüzde Gaziantep İli, Nizip İlçesi, Belkıs Köyü sınırları içinde, Fırat nehri kıyısında yer almaktadır. Tez konusunu oluşturan malzeme, Zeugma Doğu Konut sektöründe yer alan Mousalar Evi'nde 2014 yılında yürütülen kazı çalışmaları sırasında ele geçen terra sigillata grubuna ait seramiklerdir. Terra Sigillatalar Roma Geç Cumhuriyet/İmparatorluk Dönemi convivium'larında masa üstü kullanım kap repertuvarı içinde yer bulmaları bakımından oldukça önem taşımaktadır. İmparator sofralarında convivium geleneğinde yer alan Terra Sigillatalar, refah seviyesi yüksek olan Romalılar tarafından da ziyafet sofralarında zenginlik ve statü göstergesi olarak tercih edilen masa üstü kapları olmuştur. Tez kapsamında sunulan seramikler; teknik bilgileri, çizim ve fotoğraflarıyla birlikte Zeugma ile ilişkili yakın coğrafyaya ait örneklerle paralellik kurularak kataloglanmış, yapılan değerlendirmeler ışığında DSA grubu içinde değerlendirilerek, MÖ 1.yy -MS 2.yy arasına tarihlendirilmiştir. Güncel verilerle seramik üretimi yapan fırın ya da atölye Zeugma Antik Kenti'nde henüz tespit edilmemiştir. Ancak civar kentlerde bulunan üretim merkezlerine ait örneklerin ele geçmesi, iletişim ağının ya da ticaretin varlığını kanıtlar niteliktedir. Tez kapsamına alınan seramikler içerisinde yer alan Batı Sigillataları da bu ticaretin bir diğer kanıtıdır. Çalışma konusunu oluşturan seramiklerde karşılaşılan formlar ve bunların alt tipleri, tipolojik ve kronolojik saptamalarla ve oranları karşılaştırmalı istatistiklerle gösterilmiştir. Zeugma'nın masa üstü kullanım kaplarını oluşturan malzemeler içerisinde terra sigillataların yoğunluğu dikkat çekmektedir. Bu yoğunluk irdelenerek yapılan yorumlarla sunulmaktadır.
Gordion çakıl taşı mozaiklerinin yeni taşıyıcı panellere aktarılmasında yöntem uygulaması
Gordion Ören Yeri'nde 1956 yılında yapılan 5. Kazı sezonunda ortaya çıkarılan Megaron II yapısının tabanında döşeli olan çakıl taşı mozaik MÖ.850-800 yıllarına tarihlenmektedir ve dünyanın bilinen en eski mozaiklerindendir. Bu mozaik 1963 yılında Antika Eserler Müdürlüğü'nce görevlendirilen Muzaffer Ertoran tarafından 33 parça halinde kaldırılmış ve beton panellere aktarılmıştır. Mozaik panelleri bahçesinde 1983 yılına kadar açık havada bekletilmiş, iklim ve hava koşullarından etkilenmiştir. Bu dönemde, mozaiklerde bozulma, çatlak ve kayıplar gelişmiş, uygun olmayan müdahaleler yapılmıştır. 1983 yılından beri müze bahçesinde, sundurma altında ve zemin seviyesinin altında, yine açık havada uygun olmayan şartlarda sergilenmektedir. Mozaik panellerinde kayıp ve bozulmalar, yapılan bakımlara rağmen devam etmektedir. Mozaiklerin sağlığı, bakım, onarım ve sergilenme kolaylığı açısından beton taşıyıcılardan arındırılması, mozaiklerin yapıldığı malzeme ile uyumlu hafif taşıyıcılara aktarılması ve bu işlemin sırasında çakıl taşı tesseraların zarar görmemesi gerekmektedir. Mozaiklerde, tanımlanmış ve güvenle uygulanan yöntemler olmakla birlikte çakıl taşı teseralardan yapılan mozaikler için güvenli bir yöntem henüz tarif edilmemiştir. Bu çalışmada Gordion mozaikleri ile benzer özellikteki çakıl beton taşıyıcı üzerindeki çakıl taşı mozaik panel üzerinde silikonla yapılan bir facing ve fiber glass zarf modeli denenmiştir.
Kurul Kalesi Hellenistik Dönem mimarisi
Kurul Kalesi, Orta ve Doğu Karadeniz'i birbirinden ayıran Melet Irmağı'nın (Melanthios) kenarında ve Karadeniz'in (Pontos Aksenos/Euksenos) kuş uçuşu yaklaşık 9 kilometre güneyinde bulunmaktadır. 2010'dan beri süregelen kazılar hem Karadeniz, hem de Anadolu arkeolojisi açısından çok önemli sonuçlar sunmuştur. "Kurul Kalesi Hellenistik Dönem Mimarisi" adlı doktora tezi çalışması kapsamında 2010-2019 yılları arasında açığa çıkartılan yerleşime ve mimariye dayalı arkeolojik veriler irdelenmiştir. Kurul Kalesi'nde açığa çıkartılan otuz sekiz adet yapı, "Kaya" ve "Mekân" mimarisi olarak iki ayrı başlıkta incelenmiştir. Yerleşim dokusunu oluşturan unsurlar hakkında nicel-nitel gözlemler, veriler, düşünceler aktarılmış olup bu yapıların olası fonksiyonları hakkında bazı öneriler ileri sürülmüştür. Pontos Bölgesi'nde gözlemlenebilen Hellenistik Dönem'e ait diğer mimari veriler ile karşılaştırılarak Kurul Kalesi yapıları ve mimari teknikleri değerlendirilmiştir. Mimaride kullanılan materyallerin laboratuvar analizleri yapılmış ve bu materyallerin karakterleri ve arkeometrik özellikleri ortaya koyulmuştur. Kurul Kalesi'nin VI. Mitradates Dönemi'nde çok etkin bir biçimde kullanıldığı anlaşılmıştır. Kurul Kalesi'nin mimari açıdan değerlendirilmesi; kalenin yerleşim karakteri, yapıların ve mekânların olası fonksiyonlarının belirlenmesi, kültsel faaliyetlerin mekânlara yansıyışı ve ileriki dönemde bölgede yapılacak diğer kazı çalışmalarına bilimsel bir temel oluşturması açısından önem taşımaktadır.
Ovaören Demir Çağı mimarisinin Orta Anadolu Demir Çağı mimari gelenekleri içindeki yeri ve önemi
Orta Anadolu Bölgesi'nin jeolojik açıdan zengin Kapadokya Bölümü içerisinde yer alan Ovaören, Nevşehir ili Gülşehir ilçesine bağlı Ovaören kasabasının 2,5 km güneyinde, 3 farklı birimden oluşan arkeolojik bir bütünlüğü temsil etmektedir. "Ovaören Arkeolojik Yerleşim Alanı" olarak da tanımlanan söz konusu alan batıda Topakhöyük ve Teras Alanı, doğuda ise bu birimlere 350 m uzaklıktaki Yassıhöyük'ten oluşmaktadır. Ovaören'de 2007-2021 yılları arasında gerçekleştirilen çalışmalar, 3 birimin kronolojik olarak birbirini tamamlayan nitelikte alanlar olduğunu ortaya koymakla beraber, Topakhöyük ve Teras Alanı'nda Erken ve Orta Tunç Çağı tabakaları, Yassıhöyük'te ise Geç Tunç Çağı ve Demir Çağı tabakaları açığa çıkarılmıştır. Geç Tunç Çağı'nda mimari, seramik ve küçük buluntuları ile Hitit kültürünün temsilcilerinden biri olan Ovaören, Hitit Devleti'nin ortadan kalkması ile sonuçlanan kültürel ve politik değişimden etkilenmiş ve Erken Demir Çağı'nda geçici bir yerleşime dönüşmüştür. Orta Demir Çağı'nda Tabal Coğrafyası'nın batısındaki Göstesin Ovası'nda, savunmalı yerleşim modeli ile öne çıkan Ovaören, Geç Demir Çağı'nda ise Kapadokya Satraplığı sınırları içerisinde yer alan bir kasabaya dönüşmüştür. Bu kapsamda yerleşimde, Demir Çağı tabakalarında açığa çıkarılan mimari kalıntılar ve arkeolojik buluntular bölgenin Demir Çağı kültürünün anlaşılmasına katkıda bulunmaktadır. Ovaören'de bu gelişim ve değişim sürecini kapsayan Demir Çağı tabakaları, Yassıhöyük'ün Erken Demir Çağı'na tarihlenen YH 8-7, Orta Demir Çağı'na tarihlenen YH 6-4 ve Geç Demir Çağı'na tarihlenen YH 3-2 tabakaları ile temsil edilmektedir. Tez çalışmasının konusunu oluşturan mimari kalıntılar, tüm tabakalarda farklı yoğunlukta açığa çıkarılmakla birlikte, Erken, Orta ve Geç olmak üzere 3 başlık altında değerlendirilen Ovaören Demir Çağı mimarisi, kendi dönemleri içerisinde detaylıca değinilen diğer merkezlerdeki örnekler ile karşılaştırılmış ve bu kapsamda yerleşimin Orta Anadolu Bölgesi, Demir Çağı mimari geleneği içerisindeki yerinin ortaya konması amaçlanmıştır.
Anadolu'da su kültü ve Letoon kutsal alanı
İnsanoğlu, tarih boyunca bulunduğu coğrafya ve siyasi koşullara bağlı olarak tanrısal bir gücün varlığına inanmış olup; inancı gereğince arınmanın ve yeniden doğuşun simgesi olarak "suyu" görmüş ve suyu kişileştirerek ona bir kimlik kazandırmıştır. Anadolu da "su" ile ilgili olan inançların arkeolojiye çeşitli dönemlerde yansımalarının saptandığı bir coğrafyadır. Bu çalışmada Anadolu'da su kültünün niteliği ve onun varlığını gösteren veriler incelenmekte; ayrıca bu bağlamda Letoon Kutsal Alanı özelinde de konu ele alınmaktadır. Muğla İlinin Seydikemer İlçesi'nin Kumluova Mahallesi'nde bulunan Letoon Kutsal Alanı, Leto-Apollon-Artemis tapınakları, nymphaionu, portikoları, tiyatrosuyla ve Eliyanalardan bu yana dinsel inanışların mimari yapılara yansımalarının izlenebildiği, Likya Bölgesi'nin önemli dinsel merkezidir. Letoon Kutsal Alanı'nda yer alan kaynak suyu etrafında gelişen kutsallık kavramı, tarihi dönem ve uygarlıklar boyunca insanların ihtiyaçlarının karşılanmasının yanısıra "suyun" dinsel ve kamusal alan ve yapılardaki yerini yansıtması bakımından dikkat çekici görülmektedir. Çalışmamızda Letoon Kutsal Alanında "suyun" kazandığı değer ve önem ile bunun nasıl değerlendirildiği, mimariye yansımaları ele alınmaktadır.
Antik dönem Pisidia bölgesi su yapıları
Su insan yaşamında her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. Yerleşik yaşama geçiş ve tarımın başlangıcı su ile bağlantılıdır. Önceleri kentlerin çoğu akarsu yakınlarına kurulmuştur. Güvenlik gerekçeleriyle kentlerin, muhkim alanlara konumlandırılmasıyla, suyun kente taşınması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Yunan ve Roma şehirlerinin en önemli sorunu, konumlandıkları coğrafya nedeniyle su temin etmek olmuştur. Su yapıları bu noktada kurtarıcı olmuş ve zamanla ihtiyaç karşılamaktan ziyade sanat eserleri haline gelmiştir. Suyollarının geçtiği coğrafi koşullara göre inşa edilen yapılar, su kaynağından başlamak üzere, suyolları, su kemerleri, çeşmeler, hamamlar ve sarnıçlardır. Romalılar kentlere su götürürken, kemer ve tonoz işçiliğinde usta oldukları için sanat eseri niteliğinde olan su kemerlerini kentlere kazandırmışlar ve bunlar günümüze kadar gelmiştir. Kentlere su getirmek için coğrafi koşullar uygun ise taş, kurşun veya pişmiş toprak künklerin birbirine eklenmesi yoluyla yapılan su yoları kullanılmıştır. Fakat arazi koşulları buna uygun değilse bir veya birden fazla katlı su kemerleri (aquaduct) inşa edilmiştir. Bazı durumlarda kilometrelerce uzunlukta suyolları inşa edildiği bilinmektedir. Tez kapsamında, Antik Dönem'de, su iletim sistemleri, su yapıları ve suyu ileten suyolları ve boru sistemleri irdelenmiş, Pisidia Antiokheia, Ariassos, Apollonia, Konana, Kremna, Sagalassos, Seleukeia Sidera ve Termessos Antik Kentlerinde bulunan su yapıları değerlendirilmiştir.