Art history

68 theses under this subject heading

Proficiency in ArtOpen AccessTR

Sanat tarihinde paradigmatik kırılmalar ve resim sanatına yansımaları

Bu çalışmanın amacı, sanat tarihinin kırılma noktalarına ve bu kırılmaların ardında yatan içinde bulunulan dönemin güç ilişkilerinin neden olduğu dinamiklere odaklanmak ve özgürlükçü, çoğunlukçu bir ortamda, resim sanatının çağdaş sanat sunumları içerisindeki yerini vurgulamaktır. Sanat tarihi toplumun sosyal ve ekonomik ilişkilerini belirleyen güç ilişkilerinden bağımsız değerlendirilemez. Batı sanatı, tarih boyunca düşünce yapılarındaki bu kırılmalar sonucu farklı biçimlerde şekillenmiştir. Çağdaş sanat yaklaşımına kadar geçen süre içinde bütün sanat dönemleri hâkim akımların, büyük anlatıların etkisinde biçimlenmiştir. Ancak, çağdaş sanatla birlikte sanat gündelik hayatla bağlarını, yaşanılan dönemin gerçekliği ile tekrar kurmuş ve herkesi kapsayan bir niteliğe bürünmüştür. Bu anlayışın açtığı özgürlük alanı geçmişteki sanat anlayışından farklı olarak herkese sanatçı ve her şeye de sanat eseri olabilme yolunu açmıştır. Çağdaş sanatın gelenekselin tam karşısında şekillendiğini ileri süren tezlere rağmen çağdaş sanatın içinde barındırdığı özgürlük ve çoğulculuk karakteri, resmin ve sanatın sonu gibi karamsar tezleri çürütmüştür. Günümüzde, geleneksel yöntemlerden dijital teknolojinin sağladığı yeni imkânlara kadar her türlü sunum yöntemi uygulanabilir durumdadır. Aksi, çağdaş sanatın avangardlarının eleştirdikleri, modern sanatın seçkinciliği sorununu tekrar doğuracaktır. Ancak, avangard çıkışların sanatçılara sağladığı özgürlük alanının, kapitalizmin ve kültür endüstrisinin kontrolünde olduğu da yadsınamaz bir gerçekliktir. Çağdaş sanatın özgürlükçülüğü ve çoğulculuğu bir kazanım olmakla birlikte sanatın ve sanatçıların para ile kurduğu ilişki sanatın metalaşması sorununu, sanat ve hayatın kültür endüstrisi koşullarında birleşmesini de gündeme getirmiştir. Çağdaş sanatın bu iki farklı gerçekliği ekseninde oluşan gerilim, günümüz sanatının karakterini oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: mimesis, estetik, çağdaş, modernizm, postmodernizm, çoğulculuk

ModernizmParadigmaPostmodernizm+4
Haydar Taşçılar
Anadolu University · Institute of Fine Arts
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır'da mevlid kültürü: Mevlidhanlık geleneği ve Süleyman Çelebi Mevlidi'nin icra analizi

Diyarbakır'da bulunan ve tasavvufi geleneğe sahip, mûsikîye kabiliyetli şairler Süleyman Çelebi'den ilhâm alarak mevlid yazmışlardır. Zengin bir mevlid kültürüne sahip olan Diyarbakır'da yazılan mevlid metinleri zamanında okunduğu gibi, Diyarbakırlı olmayan şairlerin yazmış olduğu mevlidler de yıllar içerisinde okunmuştur. Osmanlıca, Türkçe, Kürtçe ve Zazaca gibi çeşitli dillerde yazılmış olan mevlid metinleri yörede hâlâ okunmaktadır. Bu mevlidler icra edilirken kendilerine özgü yapı, ses ve ezgiler barındırmaktadır. Çalışmamız betimsel bir çalışma olup tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmada metin analizi ve yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırmamızın kapsamında okunan mevlid metinleri, ilgili literatürün yazılı ve görsel materyalleri, ses kayıtları, video, yapılan bire bir görüşme kayıtları veri toplama araçlarıdır. Yöredeki geleneksel mevlid yapısının tespiti için mevlidhanlarla görüşmeler yapılmış ve okunan mevlid metinlerinin icra tarzları üzerinde durulmuştur. Bu metinler araştırılırken yörede okunan Bateyî mevlidinin (Kürtçe) Dersaadet nüshalarından biri tarafımızca bulunmuştur. Çalışmanın sonucunda yöre mevlidlerinde Türk mûsikîsinin özelliklerini ustaca yansıtan icraların Kesikbaş Mevlidi diye bilinen Süleyman Çelebi mevlidi olduğu tespit edilmiştir. Yörede 1970'li yıllarda olduğunu tespit ettiğimiz ve ustaca icra edilen Süleyman Çelebi mevlidinin bir kaydına tarafımızca ulaşılıp ilk beş bahir –Davet, Tevhid, Nur, Velâdet ve Merhaba Bahirleri- ve bu bahirler arasında okunan eserler notaya alınarak (makamsal) makam dizisi analizi yapılmıştır. Yörede icra edilen Kürtçe ve Zazaca mevlidlerin Uşşak, Hüseyni ve Hicaz gibi temel makamlarda icra edildiği ortaya çıkmıştır. Tüm mevlidlerde Merhaba Bahri'nin ayakta okunması yörede gelenekselleşmiş bir âdet olduğu görülmüştür. Diyarbakır'daki mevlid kültürü ürünlerinin bir araya getirilip kaydedilmesi ve Diyarbakır mevlid kültürüne kaynaklık etmesi amaçlanan bu çalışmamızla Diyarbakır'daki geleneksel mevlid kültürünü benimseyen icracıların ve bu minvalden yetişecek mevlidhanların istifade etmesi en önemli gayemiz olacaktır.

Dini müzikDiyarbakırMevlid+3
Sara Erdem
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

1883'ten 2003'e Türk azınlık ressamları ve yapıtları

Azınlık; bir ülkenin içinde, baskın halka mensup olmayan, ancak kendine ait bir kültürü, bütünlüğü olan topluluk demektir. İlk defa ortaçağda kullanılan ?azınlık? kavramı, günümüzde de kullanılmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'nda azınlık halklar ticari, siyasi, ekonomik, ve sanatsal alanlarda etkin rol oynamıştır. Etkin oldukları sanat alanlarından biri de resim sanatıdır. Araştırmanın amacı Türkiye'deki azınlık ressamlarının 1883'ten 2003'e kadar geçen sürede resim sanatına yapmış oldukları katkıları, yaşantılarının Türk Resim Sanatı'na yansımaları ve yabancı ülkelerde Türk Resim Sanatı'nı temsil etme durumlarını irdelemektir. Ayrıca Sanayi Nefise'den günümüze doğru bu sanatçıların eserlerinin yanında Türk Toplumu ve Devleti'nin azınlık sanatçılarına bakışını da incelemektir. Konuya paralel olarak 20. Yüzyıla doğru Osmanlı İmparatorluğu ve Avrupa'da sosyo-ekonomik durum da incelenmiştir.Araştırmada 1883 yılından 2003 yılına kadar Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyetinde yaşamış olan azınlık ressamları hakkında genel bilgiler verilmiş ve bu ressamların Türk Resim Sanatına olan katkıları incelenmeye çalışılmıştır. Araştırma bu açıdan önemlidir. Araştırma tarama modelinde desenlenmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırmada öncelikli olarak 1883'ten itibaren Türk Sanatının gelişimi, batılılaşma süreci ve azınlık sanatçıları hakkında alan yazın taraması yapılmıştır.Araştırmada Osmanlı İmparatorluğu'nda 18. Yüzyıldan günümüze kadar eğitim ve sanat alanında yenileşme hareketleri, devletin ve toplumun azınlık sanatçı ve toplumuna bakışı incelenmiş, toplumsal olayların azınlık sanatçılarına etkileri araştırılmıştır. Türkiye de azınlık sanatçılar her türlü sanatsal faaliyetlerini, özgürce ifade etmekte yurtdışında ülkemizi temsil edip, Türk Milleti adına ödüller kazanmaktadır. Türk sanatçılarla beraber aynı atölyelerde çalışmakta, beraber sergiler açıp etkileşim içinde çalışmalarını sürdürmektedirler.

RealizmReformResimler+7
Rifat Sarıoğlu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Geç Osmanlı resminde melankoli, yalıtılmışlık ve tekinsiz temsiller

Bu tez, Geç Osmanlı dönemi resim sanatında melankoli, yalıtılmışlık ve tekinsizlik temalarını Halil Paşa, Simon Hagopian, Ömer Adil, Müfide Kadri, Ahmed Ziya Akbulut ve Halid Naci gibi sanatçıların seçili eserleri üzerinden incelemektedir. Çalışma, bu temaları yalnızca imparatorluğun çöküşü, modernleşme sancıları ve kimlik krizleri gibi tarihsel ve psiko-sosyal süreçlerin bir yansıması olarak değil, aynı zamanda sanatın kendine özgü estetik ve inşa mantığına sahip özerk bir ifade alanı olarak analiz eder. Psikanalitik, fenomenolojik ve sosyo-mekânsal kuramlar eleştirel bir süzgeçten geçirilerek, sanat eserlerinin yalnızca semptomlar veya bastırılmış içeriğin bir göstergesi olmadığı, aksine imgenin pozitif karakterini ortaya koyan yaratıcı birer eylem olduğu savunulur. Bu bağlamda tekinsizlik, sadece bastırılmış olanın geri dönüşü değil, aynı zamanda sanatın tanıdık olanı yabancılaştırma ve izleyiciyi en yüksek düzeyde telkin edilebilirlik yoluyla kendi beklentileriyle yüzleştirme stratejisidir. Eser analizleri, temaların farklı estetik ifade modları (dramatik, lirik, epik) aracılığıyla nasıl çeşitlendiğini ortaya koyar. Ömer Adil ve Simon Hagopian'ın eserleri dramatik bir gerilime odaklanırken, Müfide Kadri'nin tablosu lirik bir duygu durumunu, Halid Naci'nin manzarası ise epik bir genişliği temsil eder. Sonuç olarak bu çalışma, Geç Osmanlı resmindeki melankoli ve tekinsizliğin, tarihsel travmaların üzerinde yer alan ve sanatçıların evrensel bir sanatsal içgüdüyle yarattığı yaratıcı bir katman olduğunu ve bu eserlerin gücünün, hayatın karmaşıklığını yansıtan bu indirgenemez estetik dilde yattığını öne sürmektedir.

Görsel kültürModern resimOsmanlı sanatı+1
Demet Dinç
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Fine Arts
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Selçukluları döneminde Ankara ve çevresindeki camilerin mihraplarının yazı ve süsleme bakımından incelenmesi

Ankara'da Türkiye Selçuklu Dönemine ait cami mihrapları içerisinde ki Ahi Şerafettin Cami mihrabı hariç diğer alçı mihraplar, İran örneklerinden ayrılarak kendine özgü bir gelişim göstermişlerdir. Bu mihraplar ayrı ve kapsamlı bir şekilde ele alınabilecek özelliktedir. Selçuklu Dönemine ait Ankara'da ki cami mihraplarının inşa tarihlerini belirleyen ve bu mihraplar hakkında detaylı bilgi veren bir çalışma yoktur. Yapılan çalışmalarda mihrapların inşa tarihleri hakkında farklı görüşler vardır. Amacımız bu sorunu ortadan kaldırmak, eksikliği gidermek ve İslam sanatına katkı sağlamaktır. Bu sorun ve eksikliği giderirken delillendirme yöntemi ile saha çalışması yapılmıştır. Bu çalışmada Türkiye Selçuklu dönemine ait Ankara ve çevresindeki toplam 10 adet cami mihrabı ele alınmıştır. Bu camilerden yalnızca 5 adeti günümüze kadar ulaşabilmiştir. Diğer 3 adeti yıkılmış, 2 adeti ise yıkılıp yerine başka dönemlerde cami yapılmıştır. Günümüze kadar ulaşamayan cami mihrapları detaylı bir şekilde incelenememiş olup yalnızca günümüze ulaşan bilgiler aktarılmıştır.

SanatSanat tarihi
Betül Harmancı
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Çağdaş sanatta pasif özne bağlamında bedenin yeniden üretimi

"Çağdaş Sanatta Pasif Özne Bağlamında Bedenin Yeniden Üretimi" adlı sanatta yeterlik tezinde kullanılan 'pasif özne' kavramı, sosyal, politik ve kültürel ilişkiler temelinde beden imgesinin edilgen biçimini ifade etmek amacıyla ele alınmaktadır. Bu kavram, Michel Foucault'nun otorite ve iktidar temelli söylemlerinde ortaya koyduğu, iktidarın üretildiği kurumlar üzerinden şekillenen "Panoptikon" modeli/metaforu aracılığıyla; sürekli gözetlenme ve gözetlenebilirlik ilkeleri ekseninde değerlendirilir. Algı ve sanat bağlamında beden olgusu, hakikat ve yanılsama ikileminde ele alınarak, özellikle kitle iletişim araçları ve sosyal medya ile etkisini artıran popülizm üzerinden yeniden düşünülmektedir. Bu kapsamda, popülizmin günümüz sanatına etkileri incelenmekte ve post-truth kavramı üzerinden çağdaş sanatta beden temsiliyle ilişkisi kavramsal bir zemine oturtulmaktadır. Beden imgesinin tüketim kültüründeki konumu ise Jean Baudrillard'ın Tüketim Toplumu adlı yapıtında ele alınan nesneleşen ve edilgenleşen beden kavramı üzerinden kapsamlı bir şekilde değerlendirilmektedir. Pasif özne bağlamında özellikle kadın bedeninin klasik ve çağdaş sanat yapıtlarında temsil ediliş biçimi, tarihsel olarak süreklilik gösterse de bu varoluş, genellikle uysal ve edilgen bir beden kurgusu içinde yer almaktadır. Cinsiyet ve cinsellik söylemleriyle biçimlenen beden idealleri, bedenin kendi öz varlığından uzaklaştırılarak dışsal kodlara göre şekillenmesine, yani uysal beden formuna dönüşmesine zemin hazırlar. Bu bağlamda dişil ve eril formlar, çoğunlukla yalnızca "bakılan" edilgen imgeler olarak konumlandırılmaktadır. Tezin araştırma ve gelişim sürecinde; klasik ve çağdaş sanat üretimlerinin günümüzde nasıl biçimlendiği, hazır-yapımlar ve türleri, bedenle kurulan ilişkiler, bedenin dönüşümü ve bedenin hem biçimsel hem de içkin yapısının yapıbozuma uğratılması gibi konular kuramsal ve kavramsal boyutlarıyla ele alınmaktadır.

Post panoptikonSanatSanat eleştirisi+3
Adil Öksüz
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

1940-1960 yılları arasındaki kültür-sanat dergilerinde resim sanatı eleştirileri

Bilindiği gibi 1940-1960 arası Türk resim sanatı hakkında birkaç bilgi dışında yeteri kadar derli toplu çalışma bulunmamaktadır. Bu sebeple tezin amacı, anılan zaman dilimine ait kültür ve sanat dergileri ışığında birçok karanlık noktayı ortaya çıkarmak olmuştur. Türk resim sanatının gelişim sürecini izlemek için 1940 ve öncesi ile 1960 ve sonrası yıllardaki yenilikler de tez kapsamına alınmıştır.Bütün bu materyal belirleme çalışmaları sonucunda 450'ye yakın kaynağın tamamı giriş bölümünde belirtilen kurumlarda taranmıştır. Ayrıca, tezimizin konusunu ilgilendiren Türk resim sanatı ile ilgili 46 adet kültür ve sanat dergisinden yararlanılmıştır. Bu yayınlardan elde edilen 2800'ün üzerinde makale, yazı ve fotoğraf dijital ortama aktarılarak döküm ve gruplandırma yapılmıştır. Yıllara göre dergiler, yıllara göre konular, konulara göre yazarlar, konulara göre dergiler ve yazarlara göre dergilerin tablo dökümleri çıkartılmıştır.1940-1960 arası taranan kültür ve sanat dergilerindeki 2800'ün üzerinde makale ve yazının tamamı incelenerek gruplandırmaya gidilmiştir. Eleştiriler, sergiler, röportajlar, sanat akımları ile ilgili yazılara tezde yer verilmiştir. İzlenilecek yöntem sonucunda, 1940-1960 arası dönemin siyasi yapılanmasının sanat ortamına etkisi ile dışarıda gelişen sanat olaylarının ülkemize yansıması ve oluşturduğu etkilerini, dönemin kültür sanat dergilerinden izleyebileceğiz.Sonuç olarak; Çağdaş Türk resim sanatı, 1940-1960 arasında kırılma noktası olmuştur. II. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında değişen dünya düzeni Türkiye'yi de etkilemiştir. Bu etkileşimin sonuçları Türk resim sanatınada yansımıştır. Türk resim sanatı, tarihinin hiçbir döneminde bu kadar hareketli bir dönem yaşamazken, yirmi yıllık bu süreçte, geleneksel ve modern çatışması bir arada var olma çabası içerisine girmiştir.1940'larda devletin desteği sanat üzerinde bütünüyle hissedilirken, 1950'ler sonrasında devlet sanat ve sanatçıdan desteğini tamamen çekmesi sonucu, yalnız kalan sanatçı, arayış içine girerek kendi üslubunu yaratmıştır. Bundan dolayı 1940?1960 arası yıllar birkaç sanat akımın aynı anda Türk resim sanatında görüldüğü bir dönemdir.

DergilerResim eleştirisiResim sanatı+6
Candaş Keskin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Tarih öğretmenlerinin sanat tarihi öğretiminde karşılaştıkları problemler ve çözüm önerileri

Bu araştırmada, ortaöğretim kurumlarında halen görev yapmakta olan tarih öğretmenlerinin tarih ders kitaplarındaki sanat tarihi konularının öğretiminde karşılaştıkları problemler ve çözüm önerileri dikkate alınarak hazırlanmıştır. Araştırma Ankara İlindeki beş merkez ilçede (Yenimahalle, Keçiören, Sincan, Gölbaşı, Mamak) 2011-2012 eğitim öğretim yılının ikinci döneminde yürütülmüştür. Araştırma sonucunda, 2011-2012 eğitim-öğretim yılında ortaöğretim kurumlarında halen görev yapmakta olan öğretmenlerin tarih ders kitaplarındaki sanat tarihi konularının öğretiminde sıkıntılar yaşadıkları ve bu konuların öğretiminde yetersiz kaldıkları ortaya çıkmıştır. Bu araştırmayla öğretmenlerin bu problemlerine neden olan etmenler araştırılmışve elde edilen bulgular doğrultusunda çözüm önerileri verilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sanat Tarihi, Kavram, Alan, Dönem, Estetik Beceri

Lise öğretmenleriOrtaöğretim okullarıSanat tarihi+4
Yasemin Deringöz Arslan
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Güncel sanatta bir tema olarak korku

Bu çalışmada insanın geçmişten bugüne korku kavramı ile olan ilişkisi, toplumsal, siyasal, kültürel ve hatta bilimsel gelişmelerle paralel olarak ele alınmıştır. Korku bazı durumlarda iktidar ilişkileri temelinde değerlendirilirken bazı durumlarda salt bir psikolojik durum olarak ele alınmıştır. Korkunun oluşum nedenleri ve dönemsel olarak değişiklik gösteren bu nedenlerin sanat tarihindeki yansımaları, sanatın dilindeki değişim de göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir.Temelde teknoloji bağlamından yola çıkılarak, gözetim toplumu, savaş, çevresel tahribat gibi olgulara dair korkuların altı çizilmiş, felsefe, sosyoloji ve psikoloji alanında yapılmış çalışmalar aracılığıyla, sanat tarihinde bu konulara duyarlılık göstermiş sanatçıların yapıtları okunmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada güncel sanat yaklaşımları ve anlayışı temel alınmakla beraber korku temasının sanat tarihindeki yerini saptamak adına, geçmiş dönem sanatçılarının pek çoğunun eserlerinden referanslar alınmıştır. Korku temasının sanat tarihindeki yansımaları ele alınırken, yer yer edebiyat eserlerinden de yararlanılmış ve bu eserlerin günümüz toplumu üzerine yaptığı analizlerden faydalanılmıştır.Çalışmanın birinci bölümünü korku ve onunla bağlantılı alt kavramlar oluşturmuştur. İkinci bölümde ise adı geçen alt kavramların yanı sıra gözetim toplumu, teknoloji, savaş, çevresel tahribatlar gibi konuların sanat tarihinden eserler üzerinden analizleri yapılarak sanatçı, kavram ve bağlam ilişkileri kurulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde yapılan uygulama çalışmalarında, sanat tarihinde örneklerine rastladığımız bu temalar, daha güncel bir dille işlenerek yorumlanmıştır.Çalışmanın sonunda problem olarak ele alınan korku kavramının diğer pek çok heyecan gibi sanatçının hayal gücünü son derece zorlayan veyaratıcılığı artıran yönü gözlemlenmiştir. Bununla birlikte özellikle günümüz sanatın kavramlar üzerinden ilerlediği görüşünden yola çıkıldığında uygulama çalışmaları korku bağlamına oturtulmuş ve adı geçen kavrama dair ortaya konan çalışmalar çok yönlü olarak analiz edilmiştir.Anahtar Sözcükler1.Korku2.Sanat3.Gözetim4.Savaş5.Çevresel Tahribat

GözetimGüncel sanatGüzel sanatlar+7
Hazal Aksoy
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihsel süreçte resim sanatı bağlamında çürümenin ele alınışı ve görsel yorumlar

?Tarihsel Süreçte Resim Sanatı Bağlamında Çürümenin Ele Alınışı Ve Görsel Yorumlar? adlı tezin amacı, çürümenin sanatsal bir dile ya da kavrama dönüşmesinin incelenmesi ve çürüme sürecinin yorumlanmasıdır. Bu amaç doğrultusunda sanat tarihinde çürümenin sanata yansımaları araştırılmıştır. Çürüme, akımlara, sanatçılara ve yapıtlara bakılarak incelenmiştir. Sanatta çürümenin, gerçeklik olgusu bağlamında hangi biçimsel ifadelerle ilerlediği gösterilmiştir. Araştırma çürüme kavramıyla birlikte bu kavramın yan anlamı olan ölümü (yok oluşun) de kapsamaktadır.Doğada gerçekleşen çürüme sürecinin öneminden dolayı süreç, hem kuramsal olarak incelenmiş hem de uygulamalarda deneyimleyerek sonuçları değerlendirilmiştir. Birinci bölümde çürüme kavramı tanımlanarak ayrıca çürüme çeşitlemeleri, fiziksel, kimyasal ve biyolojik değişimleriyle birlikte açıklanmıştır. Nesneler ve canlılar üzerinde, çürümenin etkileri incelenmiş ve süreçleri görsel olarak verilmiştir. Çürümenin canlı ve cansız varlıkların özelliklerine göre biçim değiştirme durumundan yola çıkılarak, çürümenin ilk halinden son haline kadar süreci gözlemlenmiş, çürümenin bazı aşamalarıyla yok oluş aşaması uygulamalara aktarılmıştır.Sanat tarihinde, 16. ve 17. yüzyılda hayatın kısalığını ve kırılganlığını ölü doğa resimleriyle gösteren çalışmalarda ölüm ve çürüme kavramı üzerine yorumlar görülmektedir. Örneğin, Rönesans döneminde yaşayan Hans Holbein'nin Mezardaki İsa adlı eserinde, ölüm tüm gerçekliğiyle gözler önündedir. 20. yüzyıl sanatında da yeni olanakların gelişmesiyle deneysel çalışmalar yapılmış, aynı zamanda çalışmalarda çürüme değişimleri hakkında da bilgi paylaşılmıştır.Modern sanat akımları, güzel olanın yanında iğrenç ve çirkin olan ile ölüm, çürüme gibi konuları da gündeme getirmiştir. Ölüm ve çürüme konulu çalışmalar, Dışavurumculuk, Sürrealizm, Kübizm, Dada, Pop Sanat ve Fluxus'ta görülmektedir. Özellikle 20. yüzyılın en etkili akımlarından olan Fluxus, 1960'lardan sonra gelişen kavramsal eğilimle birlikte, çürüme ve süreç kavramları sanata konu olmuştur. Örneğin, Joseph Beuys'un gerçekleştirmiş olduğu performanslarında çürüme süreçsel olarak işlerlik kazanmaya başlamıştır.Araştırmacının uygulamalarında değişen doğa, ölümle sonuçlanan çürüme, uygulamaların düşünsel temelini oluşturmuştur. Video, fotoğraf, enstalasyon ve tuval resmi uygulamalarında çürüme sürecini yansıtan çalışmalar üretilmiştir. Çürüme sonucu ortaya çıkan yeşilimsi renk, böcekler ve bozulmalarla birlikte kullanılmıştır.Anahtar Kelimeler:1.Çürüme2.Ölüm3.Süreç4.Sanat5.Resim

Görsel etkiGörsel sanatlarGörsellik+6
Nurten Nasır
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Figüratif resimlerde yeni olanaklar

Figür her zaman sanatın ve sanatçının konusu olarak sanat tarihinde çok önemli bir konumdadır. Figürün sanat tarihinde, mekânsal, zamansal boyutuyla, kavramsal ve deneysel şeklinde işlendiğini görmekteyiz. Figür günümüz sanatında halen önemini yitirmemiş ve farklı disiplinlerde kullanılmaya devam edilmektedir. Seçilen konunun düşünsel ve biçimsel boyutu özellikle 20. yüzyılın sonlarından günümüze figürü konu alan sanat yapıtları ve yorumlarına yer verilerek incelenmiştir. ?Figüratif Resimde Yeni Olanaklar? adlı bu tezin amacı, geçmişten günümüze dek figürün sanat tarihindeki yeri ve önemini belirtmek ve yeni olanakların figür resimlerini nasıl etkilediği üzerinde durmaktır. Yeni olanaklar hem sanatçıya hem de sanatına yeni malzemeleri, günlük yaşantıların çelişkili durumlarını farklı bir dille anlatma olanağı sunmaktadır. Figür her zaman sanatın merkezindedir. 1980 sonrası ile birlikte figürün bugünkü durumu konu anlatımı olarak bir araca, bazı sanatçılar içinse bir amaca dönüşmüştür. Doğada insan kendi yerini belirlemesi için hem fizik olarak hem de ruh olarak, iki boyutlu yüzeylerde sıkıştırılmış ve aynı zaman da kalabalıklara karıştırılmıştır. Özet olarak sanat tarihinde ve günümüz sanatında figür resmi her zaman karşımıza çıkmaktadır. Gündelik yaşamda insan kendini ve ruhunu nasıl keşfe çıkmışsa araştırmacı da aynı şekilde bu keşfi figür resimlerinde aramaya başlamıştır. Bu bağlamda yapmış olduğu çalışmaları da simgelerle dile getirmiş yeni bir dil yaratmaya çalışmıştır. Bu dil, geçmişte ve günümüzde nesnelere yüklediğimiz simgeler doğrultusunda gelişmektedir. Araştırmacı da yapış olduğu çalışmaları bu simge diline çevirmiştir. Bu simgeleri ağaç, çember ve yılan oluşturmaktadır. Ağaç simgesi, yeryüzü ve gökyüzü arasında bir köprü görevi görmektedir. Çember simgesi, gök ve kutsallığı temsil eder. Yılan simgesi, insanoğlu açısından her zaman gizemli ve bazı kültürlerde değişen yaklaşımlara sahiptir. Kompozisyonların ana figürü genellikle insandır. Tamamlayıcıları ise değişik simgeler, biçim ve renklerdir. Bu kompozisyonlardaki amaç ise, araştırmacıya göre insanın kendini ruhen de tanımasına yardım etmesidir.Anahtar Kelimeler:1. Figür2. Biçim Bozma3. Başkalaşım4. Doğa5. Simge?..

Figüratif resimFigüratif sanatResim sanatı+2
Azar Khatabakhsh
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Edirne Yeni Saray kazılarında ele geçen lüleler

17. yüzyılın ilk çeyreğinde, İngilizler tarafından Osmanlı'nın başkenti olan İstanbul'a getirilen tütün, kısa sürede tüm ülkeye yayılarak, her kesimden halk arasında kullanılmaya başlamıştır. Tütünün Osmanlı'da lüle, çubuk ve imameden oluşan üç parçalı lüle şeklinde kullanıldığı görülmektedir.Bu tez kapsamında Edirne Yeni Saray Kazısı 2009-2010 dönemlerinde bulunan lülelerden seçilen 103 örnek üzerinde çalışılmıştır. Bu örneklerin 15'inin envanter kaydı yapılarak Edirne Müzesi'ne 88'i ise etütlük malzeme olarak EYSK deposuna teslim edilmiştir.Lüleler, form, hamur, ölçü, yapım ve bezeme tekniği gibi özelliklerine göre incelenmiştir. Form özelliklerine göre 5 farklı tip tespit edilmiştir. Tarihlendirme, formların tipolojik gelişimine göre yapılmıştır. Örneklerin geneli erken dönemi temsil eden formlardan oluşmaktadır ve 17.-18. yüzyıla tarihlenmiştir. Daha geç dönem özelliklerini temsil eden sadece 6 lüle 19. Yüzyıla tarihlenir.EYSK lülelerinde görülen hamur renkleri beyaz, gri, bej, kırmızı ve kahverengidir. Bazı örneklerin hamurunda gümüş ve mika karışımı vardır. Dış yüzey daha çok perdahlanmıştır, örneklerin 10'u astarlı, 1'i yeşil renkte sırlıdır.Lülelerden 17'si üzerinde mühür bulunmaktadır. Bunlar arasında yer alan ?Vize? mühürlü 4 lülenin, üretim yerine ilişkin bilgi sunduğu tespit edilmiştir.Lüle, 17. yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlamış fakat Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşüyle eş zamanlı olarak 20. yüzyılın ilk yarısında halkın yaşamından ve toplumsal bellekten silinmiştir. İstanbul'daki son lüleci dükkânı, lüle satışlarının durması sebebiyle 1928'de kapanmış ve zaman içinde bu halk sanatı da unutulmuştur.Anahtar Kelimeler: Osmanlı, lüle, tütün, kil, lüle ustası, mühür

17. yüzyılArkeolojik kazılarEdirne+6
Aysun Cengiz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de 1923-1950 yılları arasında sinema ve tiyatro

Bu tez, Türkiye'de Batı tarzı Türk tiyatrosunun ve Türk sinemasının gelişim tarihini incelemektedir. Türk tiyatrosunun ve sinemasının bugünkü görünümünü nasıl kazandığını, hangi evrelerden geçtiğini, belli başlı özelliklerini ve Türkiye'nin çağdaşlaşma hedefindeki rolünü konu almaktadır. Dini törenlerden doğduğu var sayılan tiyatro, diğer uygarlıklarda olduğu gibi Türk tarihinde de yer alan bir sanattır. Batıda tiyatro, Yunan tiyatrosundan evrilerek XVIII. Yüzyıldan sonra kendi alanındaki ürünleriyle olgunlaşmaya başlamıştır. Türkiye'ye, Avrupa'dan yabancı gösteri gruplarıyla birlikte gelmiş olan tiyatronun oyunları hem metinle hem de belli bir dekor içinde yer alan sahnede oynanmaktadır. Geleneksel Türk tiyatrosu ise daha çok doğaçlama gelişen, bir metne bağlı olmayan ve gösteriye uygun herhangi bir yerde icra edilebilen bir sanattır. Avrupa'nın, ekonomik ve sosyal yönden ilerlemesiyle, Batıya karşı duyulan hassasiyet Batı kültürünün Türkiye'de karşılık bulmasını sağlamıştır. İlk başta Saray eğlencesi olarak düşünülen tiyatro, bir süre sonra yerli gayrimüslimler ve yabancı gruplar vasıtasıyla İstanbul'da özellikle eski adı Pera olan bugünkü Beyoğlu'nda yapılan binalarda yerleşmeye başlamıştır. Saraydan sonra İstanbul zenginlerinin kendi evlerinde sahne kurdurması bu tiyatronun yerleşmesini hızlandırmıştır. Türk tiyatrosu, geleneksel ve batı olmak üzere iki farklı türde sahne hayatında yer almıştır. Batı tarzı tiyatro, oyunda metin ve çerçeve sahne gerektirdiğinden Geleneksel Türk tiyatrosunun farklı algılanmasına neden olmuştur. İlk dönem, sahnede bu ayrım çok belirgin değildir, ilerleyen dönemde ise Batı tiyatro eserleri ile anlaşılmaya başlamıştır. Yine de halkın alıştığı, bildiği, sevdiği, Geleneksel Türk tiyatrosu, yalnızca köy, kasabalarda değil şehirlerde de halkın ilgi gösterdiği tiyatro olmaya devam etmiştir. 1914'te Darülbedayi adında bir tiyatro kurumu kurulmuş ancak I. Dünya Savaşı'nın çıkması kurumun faaliyetlerini yavaşlatmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, önderliğinde yürütülen Milli Mücadelenin kazanılmasından sonra Türkiye'de rejim değişikliği meydana gelmiştir. İmparatorluğun son yüzyılında, doğal bir şekilde başlayan Avrupa ile kültürel etkileşim, Cumhuriyet ile birlikte devlet politikası olarak hayata geçirilmiştir. Cumhuriyet'in ilanı, Batı tarzı Türk tiyatrosunu güçlendirmiştir zira, modern dünyayı yakalamada Batı'nın kültür kurumları ön plana alınmıştır. Darülbedayi yeniden düzenlenmiş, kuruma yeni bir kimlik kazandırılmış ve özellikle 1930'lardan sonra Türk tiyatrosu artık Batı tarzı olarak ayrılmak yerine Türk tiyatrosu genel başlığı altında toplanmıştır. Geleneksel Türk tiyatrosu yaşamaya devam etmiş ancak metinli ve sahneli tiyatro kadar devlet desteği görememiştir. İstanbul'da Darülbedayi, 1931'den sonra Belediye bünyesine katılmış ve 1934'te adı İstanbul Şehir Tiyatrosu olmuştur. Oyuncu kadrosu genişlemiş ancak Türkiye'de tiyatro adına eğitim veren bir okul henüz açılmamıştır. Cumhuriyet'in modern yüzü başkent Ankara'nın tiyatro kurumu eksikliği 1934'te Müzik ve Temsil Akademisi'nin kurulması ile kapatılmıştır. Okulda eğitim verecek akademisyenler Avrupa'dan davet edilmiş, onların hazırladıkları raporlarla tiyatro eğitimi için gerekli hazırlıklar yapılmıştır. Ancak okul, iki yıllık gecikmeli başlayabilmiştir. Müzik bölümü okulda daha baskın olmuş, tiyatro bir anlamda ikinci planda kalmıştır. İşte bu durum, 1940'ta Ankara Devlet Konservatuvarı Kanunu ile çözümlenecektir. Türk tiyatrosu Tatbikat Sahnesi adıyla ayrı bir alan kazanmıştır. Hem eğitim hem uygulama sahnesi olarak değerlendirilebilecek Tatbikat Sahnesi, dokuz yıl boyunca Türk tiyatrosunun önemli bir kurumu olacaktır. 1940 yılı, tiyatronun özerkleşme serüveni içinde çok önemli bir tarihtir. Dokuz yıl sonra Devlet Tiyatroları Kanunu çıkacak ve artık tiyatro tam anlamıyla müstakil bir sanat kurumu olacaktır. İstanbul'da olduğu gibi Ankara'da da tiyatro binası sorunu ise hala çözülememiştir. Bütün eksikliklere rağmen Türk tiyatrosu, 1923 yılında başlayan inkılaplardan sonra bugünkü çehresini kazanmıştır. Sinema, 1895'te ortaya çıkışından hemen sonra dünyadaki gelişmelere paralel olarak yine aynı hızda Türkiye'ye gelmiştir. Türkiye'de sinema makinesi yabancı menşelidir ancak ilk dönem sinema işi ile uğraşanlar yurttaşlardır. Yabancılar gelip şirket kurmamış genelde sinema makinelerini ve filmlerini pazarlamıştır. Hareketli görüntü kayıtları olarak sinemanın ilk başta oluşturduğu heyecan, merak ve ilgi yerini konulu filmlere bırakmaya başlayacaktır, sonra sinema yavaş yavaş bir sanat halini alacaktır. Türkiye'de, modernizasyon askeri kurumlardan başlatıldığı için 1915 yılında ordunun içinde bir sinema dairesi kurulmuş ve bu gelenek bozulmamıştır. Türk sineması adına ilkler yine 1920'lerden sonra ortaya çıkacak, Kemal Film ve İpek Film Şirketleri önemli film yapım şirketleri olacaktır. 1930'lar Türk sinemasının belki de en kısır yıllarıdır, 1940'lara gelindiğinde tiyatro kökenli sinemacıların yerini artık bu sanata ilgi duyan ve bizzat bu işle uğraşan isimler alacaktır. 1940'lardan sonra sinema piyasasının Mısır, Avrupa ama özellikle ABD filmlerinin sardığı düşünülürse Türk sinemasının üzerinde yabancı film baskısı olduğu göze çarpar. İkinci bir savaşın gölgesinde kalan Türk sineması atılımlarını daha çok 1945 yılı ve sonrası gerçekleştirecektir. Türk sineması, oyuncuları, yapımcıları, yönetmenleriyle dışardan gelen bu baskıya rağmen zayıflamayacak aksine kuvvetli bir biçimde yeniden doğacaktır. Anahtar kelimeler: Darülbedayi, Türk tiyatrosu, İstanbul Şehir Tiyatrosu, Müzik ve Temsil Akademisi, Ankara Devlet Konservatuvarı, Devlet Tiyatrosu, Türk sineması.

Sanat tarihiSinemaSinema sektörü+5
Özlem Kahraman
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

1945 sonrası öncü sanat akımlarının lisans düzeyinde sanat eğitimi veren kurumların programlarıyla (2007)paralelliği

Nitel araştırma yöntemi ile yapılan bu çalışmada, 1945 sonrası öncü sanat akımlarının lisans düzeyinde sanat eğitimi veren kurumların programlarıyla paralelliğini araştırmak amacıyla, öğretim elemanı ve öğrencilerin görüşlerinden yararlanılmıştır.Yönteme ilişkin veriler, literatür taraması ve görüşme formları ile elde edilmiştir. Çalışma grubu, Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim-İş Öğretmenliği Anabilim Dalı, Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Uygulamalı Sanatlar Bölümü Mesleki Resim Öğretmenliği Anabilim Dalı, Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'ndeki öğrenci ve sanat eğitimcilerinden oluşmaktadır. Görüşme formu ile elde edilen verilerinin analizinde `nitel içerik analizi' yöntemi kullanılmıştır.Araştırma sonuçlarına bakıldığında mevcut sanat eğitimi programlarının 1945 sonrasındaki sanatsal değişimleri karşılamakta yetersiz olduğu ve çeşitli düzenlemeler yapmaya ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Ayrıca programlardaki derslerden daha çok, eğitimcilerin niteliği/ bakış açısı ve derste kullanılan yöntemlerin sonucu etkilediği, teknik olanak ve alt yapı eksikliklerinin de konuyla ilgi önemli etkenler arasında olduğu belirlenmiştir.

1950 sonrası1960 sonrasıAvangard+7
Funda Oruç
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel Türk halk resim sanatı camaltı resimlerinden örnekler

Türk Halk El Sanatlarının en güzel ve bugüne kadar fazla tanıtılmamış ve bilinmeyen örneklerinden birisi olan ,sayısız Türk El Sanatı evreni içerisinde önemli bir yere sahip olan Türk Camaltı resimleri; gerek yapılış şekilleriyle, gerekse konularıyla oldukça ilginç örnekler arasında yer almaktadır.Cama desenleri ters olarak uygulayıp resmetme şeklinde yapılan bu sanat dalında cam ters çevrilince desenler düz olarak görünmekte, arkaya konan karton, folyo gibi malzemelerle de resim dış tesirlerden korunmakta olup, arkada bir fon da elde edilmektedir.Katalog kısmında ele aldığımız 100 örnekte çeşitli konular tercih edilmiştir.Figürlü fantastik konulardan halk mitolojisine ait ve kökeni daha eskilere, Mezopotamya'ya kadar dayanan yarı insan yarı yılan Şahmaran tasvirleri, buna benzer şekilde resmedilmiş Deniz Kızları figürleri, dinimizde önemli bir yere sahip olan Hz.Muhammed'in Mirac'a çıkarken bindiği binek olarak inanılan yarı kadın yarı kuş olarak tasvir edilen Burak tasvirleri melekli kompozisyonlar; hayvan figürlerinden tavuskuşları, çifte kuşlar; insan figürlü çalışmalardan Sultan Abdülaziz, Hz.Ali ve Devesi, Hz.Ali ve Oğulları, Karagöz-Hacivat, gemide insan figürleri; yazılı kompozisyonlardan Besmeleler, Kelime-i Tevhid'ler, Allah'ın isimleri, Dört Halife'nin , Oniki İmam'ın isimleri gibi çeşitli türlerde yazılmış hat sanatı örnekleri, yazı-resim gemi tasvirleri, tarikat sikkeleri, kayıklar; nesneli konulardan ibrikli kompozisyonlar,Osmanlı İmparatorluğu'na ait bazı zırhlı gemi tasvirleri, Osmanlı armaları, tarikat resimleri ve sembolleri, imparatorluğun önemli yerlerinden görüntüler, Kâbe, Cami tasvirleri ( Sultanahmet, Edirne Selimiye, Konya Mevlana Camileri), geometrik , bitkisel kompozisyonlar, Ah Minel Aşk tasvirleri, Süleyman'ın Mührü olarak da bilinen geometrik kompozisyon, Ashab-ı Kehf kompozisyonları gerçekten ilgi çekici konulardandır.Ele aldığımız 100 örnekten 29'unun tarihi bilinmekle beraber bunlardan 16'sının tarihi yenidir( 2004-2005).En eski tarihli örneğimiz ise H.1259-M.1842-43 tarihli yazılı örneğimizdir..Geriye kalan 71 resmin tarihi bilinmemektedir.Yapılan tarihlendirme çalışmalarında tarihi bilinmeyen bu resimlerden 26'sının 20.yy ortalarına, 14'ünün 19.yy sonu ile 20.yy başları arasındaki bir döneme, 10'unun 20.yy başlarına ,5'inin 19.yy ortası ile 20.yy ortası arasına ,3'ünün 20.yy sonlarına ,3'ünün 20.yy başı ile ortası arasına, 2'sinin 21.yy başına, 2'sinin 20.yy 2.yarısına, 2'sinin 19.yy ortası 20.yy başına 1'inin 19.yy 2.yarısı- 20.yy başlarına, 1'inin 20.yy sonu 21.yy başına, 1'inin 19.yy başına ait olabileceği ortaya çıkarılmıştır.Örneklerimizden 35 eserin ustası bilinmektedir.Tarihli 29 örnekten 3'ünde sadece tarih yazılı, 10'unda tarihle beraber usta ismi (ketebe tarihli) yazılıdır.16 örnekte tarih bilinmektedir ( yeni olduğundan).Anahtar Sözcükler1-Camaltı2-Geleneksel3-Halk4-Resim5-Sanat

El sanatlarıHalk resim sanatıSanat tarihi
Yüksel Çiçekdal
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Güzel sanatlar eğitimine yönelik hazırlanan bir eğitim cd' sinin sanat tarihi öğretimine katkıları

Bu araştırmada, Türkiye'de lisans düzeyinde, bilgisayar destekli eğitiminin tarihsel gelişimi, bu günkü durumu, avantajları ve dezavantajları Sanat Tarihi dersi ekseninde incelenmiş ve akabinde uygulama olarak Sanat Tarihi Dersi Eğitim ve Çalışma CD' si tasarlanmıştır. Hazırlanan bu eğitim CD'si yoluyla, Sanat Tarihi ders sorumlusu gözetiminde, bir ünite temel alınarak işlenmiş ve sonuçları bir anket aracılığıyla değerlendirilmiştir.Uygulanan ankette deneklere CD ile ilgili, biçim, içerik ve genel değerlendirme soruları yöneltilmiş ve sonuçları incelenmiştir. Ayrıca verilen cevaplara ek olarak Sanat Tarihi ders sorumlusu öğretim elemanlarının görüş ve önerileriyle sonuç zenginleştirilmiştir.Anketin çözümlenmesinden, araştırmacının gözlemlerinden CD' nin kullanabilirlik, taşınabilirlik, saklanabilirlik, verimlilik ve satın alınabilirlik açısından avantajlı olduğu. Ders öğretim elemanın yorumlarından ise, derste öğrencilerin bol görseli bir arada görerek ders sorumlusunun anlattığı her bir sanat tarihi konusunu daha iyi kavradıkları ve derse olan ilginin teknoloji aracılığıyla arttığı saptanmıştır.

Grafik sanatlarGrafik tasarımıGörsel-işitsel materyaller+3
Onur Toprak
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Güzel sanatlar fakültelerinin resim bölümlerinde okutulan kuramsal derslerin atölye derslerine etkisi ile ilgili öğrenci ve öğretim elemanlarının görüşleri

Bu araştırmanın amacı, Güzel Sanatlar Fakültelerinin Resim Bölümlerinde okutulan kuramsal derslerin atölye derslerine etkisi ile ilgili öğrenci ve öğretim elemanlarının görüşlerin belirlenmesidir. Bu niteliklerin belirlenmesi için program; teknoloji kullanımı, ders saatleri ve içerikleri açısından incelenmiş ve programın verimliliğinin tespit edilmesi amacıyla oluşturulan araçla akademisyenlerin ve öğrencilerin görüşleri saptanmaya çalışılmıştır. Bu yolla öğretim elemanları ve 3. ve 4. sınıf öğrencilerin okutulan kuramsal derslerin atölye derslerine etkisi ile ilgili görüşleri alınmıştır.Araştırmanın evrenini, Güzel Sanatlar Fakültelerinin Resim Bölümü öğrencileri ile öğretim üyeleri oluşturmaktadır. Araştırmada evrenin tümüne ulaşılmadığı için örneklemi , Akdeniz Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü 3. ve 4. sınıf öğrencileri ve bu öğrencilerin kuramsal ve atölye derslerine giren öğretim üyeleri olmak üzere toplam 91 kişi oluşturmaktadır.Öğrencilere uygulanan anket, frekans ve yüzde olarak ortaya konulmuştur. Öğretim üyeleri için görüşme formu oluşturulmuş ve yüz yüze görüşme tekniği kullanılmıştır.Görüşme formlarında öğretim görevlilerine 10 soru sorulmuş; anketlerde ise öğrencilere 29 soru sorulmuştur.Araştırma sonucunda;1) İlgili üniversitelerdeki öğretim elemanları, resim bölümlerindeki mevcut eğitim sistemi ideal eğitim sistemi düşüncesiyle tam olarak örtüşmemektedir.2) Ankete göre, okutulan kuramsal dersler için öğrencilerin % 80'ni içeriğini, % 91 saatini, % 92'si çeşitliliğini yeterli olarak gördüğü saptanmıştır.3) Ankete göre, toplamda %56 öğrenci atölye, %57 öğrenci ise kuramsal derslerin yeterliliğini orta seviyenin altında bulduğu için bu derslerin gözden geçirilmesi gerektiği saptanmıştır.4) Ankete göre, % 79 öğrenci atölye derslerinin daha ağırlıklı, % 21'i ise kuramsal ve atölye derslerinin eşit olması gerektiğini düşündüğü saptanmıştır.5 ) Ankete göre, % 56 öğrenci kuramsal ve atölye derslerinin tümüne, % 24'ü desen, % 20`si ise Temel Sanat Eğitimi dersine önem vermekte olduğu saptanmıştır.Araştırma sonunda, ortaya çıkan sorunlara dayalı olarak araştırmacı tarafından ortaya konulan önerilere yer verilmektedir.

Güzel sanatlar fakülteleriResim eğitimiResimler+5
Yasemin Öztürk Yasan
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Çorum şehri mezar taşları

?Çorum Şehri Mezar Taşları? isimli Yüksek Lisans tezimizde Çorum ilindeki Ulu ve Hıdırlık mezarlığında bulunan mezar taşları incelenmiştir.Bu mezarlıklarda toplam 194 (baş ve ayak taşı ayrı sayıldığında bu sayı 342'ye çıkmaktadır.) mezar tespit edilmiştir. 194 mezardan 103 tanesi erkek, 70 tanesi kadın mezarıdır. 21 mezarın kimliği ise tespit edilememiştir.194 mezarın 44 tanesinde ayak taşı mevcutken, 1 tanesinde baş taşı bulunmamaktadır.103 erkek mezarın, 2 tanesi 18.yy.a, 26 tanesi 19.yy.a ve 29 tanesi 20.yy. aittir. 46 tane erkek mezarın tarihi okunamamıştır.70 kadın mezarın, 1 tanesi M. 1727 tarihine ait olup çalışmamızda incelediğimiz tüm mezarların en eski tarihli olanıdır. 2 tanesi 18.yy.a, 19 tanesi 19.yy.a, 35 tanesi 20.yy. aittir. 13 tane kadın mezarının tarihi okunamamıştır.194 mezarı, mezar taşı olarak incelediğimizde 342 adet mezar taşı bulunmaktadır. Bunların 193'ü baş taşı ve 149'u ayak taşıdır.Toprak mezar , çerçeveli mezar ve sembolik lahit olmak üzere mezar tipleri 3 grupta incelenmiştir. Ayrıca sembolik lahit, açık sembolik lahit ve kapalı sembolik lahit olmak üzere iki alt gruba ayrılmıştır. İncelemiş olduğumuz 194 mezarın 127 tanesi toprak mezar, 34 tanesi çerçeveli mezar ve 33 tanesi ise sembolik lahittir. Sembolik lahitlerden de 22 tanesi açık ve 11 tanesi kapalı sembolik lahittir.İncelemiş olduğumuz 342 mezar taşını mezar taşı tiplerine göre ilk önce başlıklı ve başlıksız olarak iki ana başlıkta gruplandırılmıştır. Başlıklı mezar taşlarını da erkek başlıklar ve başlıklı ayak taşları olarak sınıflandırılırken, erkek başlıkları ise düşey dikdörtgen ön görünüşlü, dikdörtgen yatay kesitli erkek başlıklılar ve düşey dikdörtgen ön görünüşlü, yarım ovale yakın dikdörtgen yatay kesitli erkek başlıklılar olmak üzere bir alt grup içinde değerlendirilmiştir. Başlıksız mezar taşlarını da tepeliklerine göre üçgen tepelikler, sivri kemer tepelikliler, yuvarlak kemer tepelikliler, bitkisel tepelikliler, dilimli alınlıklı tepelikler ve piramidal tepelikliler olarak 6 grupta incelenmiştir. Bunlar da başlıklı mezar taşları gibi düşey dikdörtgen ön görünüşlü, dikdörtgen yatay kesitli ve düşey dikdörtgen ön görünüşlü, yarım ovale yakın dikdörtgen yatay kesitliler olarak bir alt grupta incelenmiştir.Baş ve ayak taşı olmak üzere toplam 342 mezar taşından 97 tanesinde başlık tespit edilmiştir. Bunlardan 96 tanesi başlıklı erkek baş taşı ve bir tanesi başlıklı ayak taşıdır. Başlıklar sarık , kavuk , fes ve oval başlıklar olarak 4 grupta incelenmiştir. Oval başlıklar ise kısa silindirik başlık ve hotoz başlık olmak üzere iki alt grupta değerlendirilmiştir. 96 başlıklı erkek baş taşından 5 tanesi sarık, 3 tanesi kavuk, 71 tanesi fes ve 17 tanesi kısa silindirik başlıktır. Başlıklı bir ayak taşında ise hotoz başlığı kullanılmıştır. Kadın baş taşlarında başlığa rastlanmamıştır.Mezar taşlarında uygulanan süslemeler değerlendirildiğinde bitkisel, nesneli ve geometrik motiflerin kullanıldığı toplam 18 mezarda süsleme ile karşılaşılmıştır. Mezar taşlarında bitkisel motiflerden; 8 örnekte gül, 2 örnekte lale, 6 örnekte mine, 8 örnekte kır çiçeği, 3 örnekte gonca, 5 örnekte kıvrık dal, bir örnekte hurma, 9 örnekte akant yaprakları, 8 örnekte soyut yapraklar ve bir örnekte servi motifi kullanılmıştır. Nesneli motiflerden; 3 örnekte vazo ve birer örnekte kandil ve tabanca motiflerine rastlanılmıştır. Geometrik motiflerden ise birer örnekte altı kollu yıldız, rozet ve yıldız motifleri kullanılmıştır.Mezar taşlarında kullanılan malzemeler incelendiğinde, 194 mezardan 177'sinde taş, 15'inde mermer kullanılmıştır. Ancak bu sayının haricinde 93 numaralı mezarın baş taşı taş, ayak taşı mermer olup 99 numaralı mezarın ise baş taşı mermer ve ayak taşı kireç taşından yapılmıştır. Bu mezarların tamamında oyma tekniği uygulanmıştır.İncelemiş olduğumuz mezar taşlarında süslü, nesih ve talik olmak üzere 3 yazı tipi kullanılmıştır. 4 örnek sülüs, 166 örnek nesih ve 23 örnek talik hatla yazılmıştır. Bir örnekte yazı bulunmamaktadır.Sonuç olarak Çorum şehri'nde bulunan mezar taşları genel olarak basit işçilikle yapılmıştır. Ancak yapan kişinin ustalığına göre ince işçilik ile yapılmış örneklerde mevcuttur. Süsleme öğelerinin az olması sebebiyle İstanbul, Kastamonu, Giresun ve Trabzon'da mevcut bulunan mezar taşı örnekleri ile kıyaslandığında daha sadedir.Çorum şehrinde bulunan mezar taşları mezar tipleri bakımından da örneklerine Urfa'da ve Kastamonu Müzesi'nde az rastladığımız dikdörtgen yatay kesitli ve düşey dikdörtgen ön görünüşlü, yarım ovale yakın dikdörtgen yatay kesitli mezar taşlarının fazla olması sebebiyle ayrıcalık göstermektedir.Anahtar Sözcükler1. Sanat Tarihi2. Çorum3. Mezarlar4. Mezar Taşları5. Tipoloji

Mezar taşlarıMezarlarSanat tarihi+2
Emine Nilüfer Sevin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Mehmet Ruhi Arel ve Sanatı

279 ÖZET Türk resim sanatının gelişim süreci, Osmanlı İmparatorluğu'nun batılılaşma hareketiyle başlar. 1793 yılında askeri okullara resim dersleri konulması; 1 883 'te Sanayi-i Nefise Mektebi'nin açılması, 1908 yılında II. Meşrutiyet' in ilam ile birlikte, Avrupa'ya resim eğitimine gönderilen gençlerin, 1914 yılında yurda dönmesiyle çağdaş Türk resminin Cumhuriyet öncesi dönemi tamamlanır.Bu ilk dönemin önemli gelişmeleri içinde, 1909 yılında Osmanlı Ressamlar Cemiyeti adı ile ilk sanatçı bnüğinin kurulması, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi'nin yayınlanması, genç kızların sanat eğitimi için 1914 yılında înas Sanayi-i Nefise Mektebi'nin açılması ve 1916 yılından başlayarak her yıl düzenli olarak Galatasaray Sergileri'nin düzenlenmesi vardır. Ayrıca 1917 yılında Şişli Atölyesi 'nin kurulması ve 1918'de Viyana Sergisi önemli gelişmedir. Türk resminde ikinci dönem Mustafa Kemal önderliğinde kazanılan Kurtuluş Savaşı sonunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile başlar ve günümüze kadar devam eder. 1914 kuşağı bu iki dönem arasında bir köprü vazifesi görmüşler ve Cumhuriyet dönemi sanatçıları üzerinde de etkili olmuşlardır. MEHMET RUHÎ AREL 1880 yılında İstanbul'da Galata semtinde doğmuştur. Babası Halil Bey'dir. Dedesi Diyarbakırlı Kadiri şeyhi Hacı Ali Baba, Gülşeni soyundan köklü bir aileden gelmektedir. 1900'de gemi mühendis subayı olarak Bahriye Mektebi' ni bitirir. Aynı yıl bu okula resim muallim muavinliğine atanır. Resim merakım, sistemli bir eğitim üzerine oturtmak isteyen Ruhi Bey, Sanayi-i Nefise' ye kayıt yaptırır. 1905 yılında F. Muzaffer Neyzi Hanım ile evlenir. 1906' da büyük oğlu Şemsettin doğar. 1909' da Sanayi-i Nefise'yi birincilikle bitirir. Sanayi-i Nefise' de Valeri' nin öğrencisidir. Desen ve suluboyada üstün bir beceriye kavuşmasında bu hocanın, büyük payı vardır. 1909'da Sanayi-i Nefise' de açılan sınavı kazanarak Paris' e gider. Paris'te I'Ecole National Superieur des Beaux-Arts'a devam eder. Burada akademik resmin inceliklerini öğrenir. Hocası Fernand-Anne Piestre Cormon'dur. 1914'de Birinci Dünya Savaş başlaymca Mehmet Ruhi Bey de diğer arkadaşları gibi yurda döner. Akademi' de "menazır" (perspektif) öğretmeni olarak görev alır.l917'de Şişli Atölyesi'nde çalışır. Sanatın sağlam bir gözleme ve teknik bilgiye280 dayanması gerektiği yolunda temel bazı görüşlere sahiptir. Bu görüşlerden ödün verilmesini ve batılı anlamda bir sanat eğitiminin gerektirdiği ortamdan uzak düşülmesini şiddetle eleştirir. Akademideki öğretmenliği sırasında da bu görüşlerini uygulamaktan geri kalmaz. Ne var ki akademideki öğretim, henüz onun istediği düzeyde değildir. Atölyelerde çıplak modeller, peştemallarla poz veriyorlardı. Ruhi Bey sanat eğitimiyle çelişik gördüğü bu tür yöntemlere karşı çıktığı için, kısa süre sonra akademiden uzaklaştırılır. Bundan sonra, Darüleytam, Kabataş, Namık Kemal, Kız Muallim okullarında ve Bahriye' de resim öğretmenliklerinde bulunur. 1924 yılında tekrar Sanayi-i Nefise'de "menazır" öğretmenliğine atanır. 1926 yılında küçük oğlu Orhan doğar. Ruhi Bey'in son görevi Üsküdar Ortaokulu'nda resim öğretmenliğidir. Ruhi Bey, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin kurulmasında ve sanatçıların belli bir meslek örgütü çevresinde toplanmasında da büyük katkısı olan sanatçı, geniş kültürüyle dostları ve arkadaşları arasında saygı uyandırmıştır. Keman çalar, iyi İngilizce ve Fransızca bilirdi. Resimleri yaşadığı dönemde, Avusturya, Almanya ve İtalya' da karma sergilerde yer almıştır. Galatasaray sergilerinde gösterilen tabloları, o zaman büyük hayranlık uyandırmıştır. Özellikle derin perspektif bilgisi, Ruhi Bey'e saygm bir kişilik kazandırmıştır. Avrupa'da tahsil ettiği halde garplılaşmamış ve idealist bir milli ressam olarak kalması nedeniyle, ona çağdaşlarından farklı bir gözle bakılmıştır. Resimlerinde milli varlık ve hisli rengin olgunluğunu yaşatmış, özellikle de ordumuzun kahramanlıklarım gösteren "askeri" tablolar yapmıştır. Bu tablolarda aynı konuyu işlemiş diğerleriyle karşılaştırıldığında Ruhi Bey'inkilerde, konuyu aşan ve sorunun özüne yaklaşan ayn bir tutum görmekteyiz. Ruhi Arel'in daha gerçekçi yaklaşımlar içinde, halkın gündelik yaşamına eğilmiş olması, o zamana kadar pek denenmemiş bir yoldu. 1940' larda "Yeniler" ve Liman ressamları grubuyla resim sanatımıza girecek olan yöresel içerikli eğilimin temeli, Ruhi ile atılmış oluyordu. Büyük "Taşçılar" kompozisyonu başta olmak üzere, "Hilal-i Ahmer' e Para toplayanlar", "Yaşmaklı Kadın", "Hicrette Bir Valide", "Gazi'yi İstikbal" onun bu yönünü ortaya koymaktadır. Figür ressamlığının sonraki aşamasını, doğrudan doğruya çalışan ve üreten insanların konu alındığını, her yönüyle gerçekçi bir kompozisyon olan "Taşçılar" da görmekteyiz. Halk yaşamına bir gözlemci tavrıyla281 eğilmiştir. Samimiyet ve hassasiyetin ifadesi olan tabloları, gösterişten her zaman sakınmasını bilen bir anlayışın ürünleridir. 1919'da Galatasaray' da sergilenen "Sabah Namazı", doğu ruhunun bir yankısı olarak karşılanmış ve bu görüş, batılı eleştirmenlerce de paylaşılmıştı. Ruhi' yi çağdaşlarından ayıran çizgi, insan figürüne yaşayan ve üreten bir varlık gözüyle bakmış olmasıdır. Bu tutum onun kendi döneminden çok ilerde olduğunu göstermektedir. Eşinin yaşmak ve feraceli portresi, bu dalda da başarılı olduğunu gösterir. Paris dönemine ait bu eserde, ince ve titiz bir beğeni akla gelir. Cormon atölyesindeki akademik eğitimin klasik öğretisi bu tabloya yansımıştır. Desenin etkisini ikinci plana iten, geniş fırça darbeleri, yeni ve modern bir portre yorumun akla getirir. Çok figürlü, büyük boyutlu kompozisyonlar oluşturma düşüncesi de, çağdaş sanatımızda Ruhi Arel ile yöresel ve toplumsal bakışın bir göstergesi olmuştur. "Atatürk Köylülerle" adlı tablosunda, sanatçıyı bu anlayış içinde, öğrenmiş olduğu klasik atölye geleneğini bir yana koyarak içsel eğilimlerini yönlendiren bir anlayışta görürüz. Ruhi Bey resimlerinde, konuya, resmi sanat öğretilerinin bağlayıcı gözlükleri ile bakmaz. Doğa sevgisi, Ruhi Bey' de yöresel kökenli bir insan sevgisine dönüşmüştür. Onun resminde insan, bir model olmanın ötesinde, belli bir çevrenin inşam olarak karşımıza çıkar. Ruhi Bey'in bu sıcak yorumlu insanları, bize çalışmanın erdemini düşündürür, tüm toplumu ilgilendiren bir mutluluğun ışıklarım sezdirir. Ne var ki yaşamının son yıllarına kadar, Ruhi Bey'in sanatı yeterince anlaşılıp değerlendirilememiştir. Eserleri, müzelerimizde, torunlarmda, özel koleksiyonlarda, hatta Amerika'da (Mr. Crane'in Koleksiyonu'nda) gerçek değerlerini bulacağı günü beklemektedir. Son yıllarda çok çalıştığı için yorulan ve hastalanan Mehmet Ruhi Arel, sanat yaşamının verimli ve olgun döneminde 14 Ekim 1931 'de vefat etmiştir. Okmeydanı aile mezarlığında yatmaktadır.

Arel, Mehmet RuhiBiyografiResim sanatı+2
Önder Çetin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara Arslanhane ve Ahi Elvan Camiilerinin mihrap süslemeleri

Mihrab; cami ilerin kıble duvarında bulunan ve imamın namaz kılarken durması gereken bîr yer olmasının getirdiği yön göstericilik ve dinsel önemi nedeniyle gerek Selçuklu lar döneminde gerekse Osmanlılar döneminde dini mimarinin en önemli bölümü olmuştur. Anadolu'nun, Türklerin eline geçmesinden ve İslâm laşmanın başlamasından sonra, yüzlerce mihrab yapılmıştır. Mihrab I arda kullanılan teknikler, mimarinin ve mima ri süslemenin gelişmesine paralel olarak çeşitlenmiş ve ol gunlaşmıştır, ilk zamanlar Türklerin Anadolu'ya geldikle rinde taş, ocaklarını ve ustalarını hazır bulmaları nede niyle, en çok kullanılan malzeme olurken, daha sonraları mimarinin ve mimari süslemenin gelişmesiyle birlikte çini mozaik, alçı stüko ve örnek az da olsa ahşap mihraplarda kullanılan ana teknikler arasına girmiştir. Mihraplarda kullanılan bu tekniklerle, dönemin süsleme konuları olan geomet rik-bi tki sel ve hat 'ta olağanüstü eserler verilmiş tir. Mimarî form ve işlevsel fonksiyonu bakımından olduğu kadar, süslemeleri açısından da oldukça Önemli olan mîhrab- lar, gerek Anadolu Selçuklularında gerekse daha sonraki dö nemlerde özel olarak yeterince incelenmemiş konulardan bi risidir. Konu; mihrabın Anadolu'ya girmesi ve erken dönem gelişimlerinin anlaşılabilmesi amacıyla Anadolu Selçuklu dönemi ile sınırlandırılmış ve 13. ve 14. yüzyıl başlarına ait iki esas örneği teşkil eden Ankara Arslanhane ve Ahi Elvan cami ileri mihrab süslemeleri ayrıntılı olarak ince- I enmi şt i r. Türk süsleme sanatlar», Türk uygarlığının egemen ol-116 duğu bölgelerdeki pek çok kaynaktan ve kültürün sanat biri kimlerinden etkilenmiş olsa da; konu, renk, motif ve kom pozisyon açılarından Türk duyarlılığıyla ve üstün sanat zevkiyle yeni anlatımlar ortaya koymayı her zaman başarmı ş- I ard ı r. Belli dönemlerde incelenen mihrapların, ortaya konu lan sanat anlayışları ve tarzlarından doğru orantılı olarak etkilendiği ve ait olduğu dönemin bütün özelliklerini bün yesinde taşıdığı görülmüştür. 12. ve 13. yüzyıl mihrab süslemelerinde teknik, renk, konu ve kompozisyon açılarından tam bîr olgunluk dö nemi yaşandığı, coşkun ve özenli anlatımlara değişik tek nikler denenerek gidildiği görülürken, 14. yüzyıl başların da daha sade bir anlatımın hem süsleme hem de teknik ala nında egemen olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın sonucunda; 12. yüzyıldan 14. yüzyılın başına kadar mihrabların genel özellikleri île ilgili bil giler verilmiştir. Dönemlerin temel özelliklerini taşıyan Ankara Arslanhane ve Ahi Elvan camii mihrabları seçilerek, ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu mîhrablarda kullanılan teknik, malzeme, konu ve komp.ozisyon biçimleri sonut olarak incelenmiştir. 3u mihrapların motif ve kompozisyonları 1/1 ölçeğinde gerçek ölçüleriyle aydınger kağıtlara çıkarılmış ve yine 1/1 ölçeğiyle, özellik gösteren bölgelerden seçilen kısımlar renkli çalışılmıştır. Ayrıca çalışmanın bütünüyle görülebilmesi için aynı motifler a format ında tekrar çizi lerek araştırmanın bütününe dahil edilmişlerdir. Oluşturu lan bu çizim katalogunun yanı sıra renkli çalışmaların da bütün içinde yer almaları, fotoğraflarının çekilip, fotoğ raf kataloguna katılmaları ile sağlanmıştır. 3u iki camii mihrabı gibi Anadolu'daki diğer mihrap-117 larında, dönemlerinin temel özelliklerini taşıyan eserle rin motif ve kompozisyonları çizilerek hem süreklilikleri sağlanabilir hem de yeni projelerde kullanılma imkânı oluş- t uru I abi I ir. 1/1 ölçeğiyle çizim yöntemiyle süslemeleri somutlaş tırmak, diğer yapı tiplerinde yüzyıllar boyu uygulanan süs lemeler için de geçerli olabilir. Modern mimari süslemesinde; modernize yoluyla bu zengin süsleme ve motif repertuarından yararlanmak, bu ko nuyla ilgilenen kişilerin kazanması gereken bîr duyarlılık tır. Zaman içerisinde bu eserlerin bilinçsizce kullanımı, tamirlerinin ve bakımlarının bilgisiz insanlar tarafından yapılmasıyla, bu eserler yok olmaktadırlar. Araştırmada esas olarak incelenen iki mîhrab başta olmak üzere, diğer mihrapların bakımları da ilgili kurumlar ve uzman kişilerce yap ı İmal ıdır. Türk sanatı, süslemesi ve kültürünün tanıtılıp, ya şatılması konusunda değişik bir bakış açısı sağlamada bir sinyal vereceğine inandığımız bu çalışmanın, bundan sonraki bu tür çalışmalar için de bîr- kaynak olacağı umudundayız.

Ahi Elvan CamiAnkaraArslanhane Cami+4
Ferda Akgül
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1992
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara Arslanhane ve Ankara Alaeddin Cami minber süslemeleri

Anadolu Türk sanatı XI. yüzyılla birlikte gelişme göstermeye başlamıştır. Zengin bir kültür birikimine sahip Anado¬ lu'da Türkler yeni yaratma ortamı bularak günümüze kadar gelen güçlü bir sanat geleneği oluşturmuşlardır. XII. yüzyılla birlikte gelişme gösteren Anadolu Selçuklu sanatı son derece ilginç bileşimler sunarak kendinden sonraki sanat biçemlerine temel oluşturmuştur. Genel bir belirlemeyle iki yüzyılı aşan bu süreçte, Anadolu'nun farklı bölgelerinde farklı mal¬ zemelerde gözlenen ortak süsleme ilkeleri, Anadolu Selçuklularının bir sanat biçemi oluşturduklarının göstergesidir. Selçukluların geliştirdiği bu biçem, dinsel ve sivil mimari yapı un¬ surlarında izlendiği gibi, bu unsurların süsleme biçimleriyle de or¬ taya çıkmaktadır. Birçok malzemeyi ustaca kullanan Anadolu Selçukluları, ahşap malzemede de çok başarılı örnekler yaratmışlardır. Bu dönemden günümüze az sayıda ahşap eser kalmıştır. Bu eserler-94 den büyük bir çoğunluğu dinsel mimari elemanlarıyla, bu eleman¬ lara ait minber, rahle, sanduka, kürsü, tavan kirişleri, sütun, sütun başlıkları, pencere ve kapı kanatlandır. Anadolu Selçukluları ahşap işçiliğinde kullanılan malze¬ melerin fiziksel özelliklerine uygun teknikleri geliştirmiş ve ustalıkla kullanmışlardır. Daha çok ceviz, elma, armut, sedir, aba¬ noz, gül, şimşir ve çam malzemeyi tercih etmişlerdir. Bu malzeme¬ lerde kullanılan teknik, konu ve kompozisyonların da bu dönemde çeşitlilik gösterdiği gözlenmektedir. Anadolu Selçuklularının zengin biçim dağarcıkları, sonsuz bileşimleri içeren kompozisyon anlayışları ahşap sanatı üzerindeki başarılı uygulamalarla karşımıza çıkar. Ahşap işçiliğinin gazel örneklerini oluşturan minber süslemelerinde bu etki daha da yoğunlaşmaktadır. Günümüze az sayıda kalan Anadolu Selçuklu minber örneklerinden bir kısmı orijinal olarak camilerde, bir kısmı ise bütün ya da parçalar halinde müzelerde bulunmaktadır. Konya Alâeddin, Konya Beyşehir Eşrefoğlu, Ankara Alâeddin, Ankara Arslanhane, Kayseri Huand Hatun, Divriği Ulu, Afyon Ulu, Kayseri Ulu, Konya Küçük Ali Oğlu, Ankara Ahi Elvan, Ankara Kızılbey, Sahip Ata, Harput Sare Hatun, Siirt Ulu camileri¬ nin minberleri bu dönemin en güzel ahşap işçiliğine örnek oluşturmaktadırlar.95 Anadolu Selçuklu dönemi ahşap minberleri, çok zengin çeşitli tekniği ve bu tekniklerdeki ustalığı sergiler niteliktedir. Bu dönemde yaygın olarak k ü rı d e k ar i, taklit kündekâri, oyma (düz satıhlı derin oyma, yuvarlak satıhlı derin oyma, çift katlı rölyef), kafes, ajur, şebekeli oyma ve eğri kesim teknikleri birçok eserde birlikte ele alınarak kullanılmıştır. Anadolu Selçuklu minber süslemelerinde ortak konular, bitkisel bezemeler (palmet, lotus, kıvrık dallar, arabeskler), rûmiler, geometrik bezemeler ve hat olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine bu dönemde minberlerdeki ortak kompozisyon dizi¬ lişi, geometrik birimlerin sonsuz karakterli ve simetrik düzenlenişiyle oluşturulmuştur. Günümüzde orijinal haliyle bulunan Anadolu Selçuklu ahşap minberlerinden Ankara Arslanhane Camii ve Ankara Alâeddin Camii minberlerinde kullanılan teknik, konu ve kompozi¬ syon düzeni, aynı dönemde yapılmış olan diğer ahşap minber örnekleriyle yakın benzerlikler göstermektedir. Ankara Alâeddin Camii minberi bugün harap bir durumda bulunmaktadır. Bu minbere oranla Ankara Arslanhane Camii min¬ beri ise daha iyi durumdadır. Her iki minberde de kullanılan ortak malzeme ceviz ağacıdır.96 Araştırmaya konu olan Ankara Arslanhane ve Ankara Alâeddin camileri minber örneklerinde taklit kündekâri, kafes, yuvarlak satıhtı derin oyma, dûz satıhlı derîn oyma ve çift katlı rölyef ortak kullanılan tekniklerdir. Bu tekniklerden taklit kündekâri ortak olarak minberlerin yan aynalık ve şerefe altlarında, buna ek olarak Ankara Alâeddin Camii'nin minber kapı kanatlarında kullanılmıştır. Her iki minberde de taklit kündekârinin kullanıldığı yan aynalık ve şerefe altı panolarında boydan boya ayrılmalar gözlenmektedir. Kafes tekniği ortak olarak korkuluklarda uygulanmıştır. Yuvarlak satıhlı derin oyma tekniği motiflerde ve hafta, düz satıhlı derin oyma tekniği ile çift katlı rölyef tekniği ise minberlerin kapı kitabelerinde görülmektedir. Şebekeli oyma tekniği Ankara Arslanhane Camii kapı taç kısmı ve korkuluk gergiliğinde kullanılmıştır. Her iki minberde de adı geçen tekniklerin birlikte ele alındığı gözlenmektedir. Ankara Arslanhane ve Ankara Alâeddin camilerinin minberlerinde kullanılan ortak konular, geometrik birimler, bitkisel bezemeler (palmet ve arabesk), rûmi ve hat olarak belirlenmiştir. Geometrik birimlerde ortak olarak üçgen, dörtgen, beşgen, altıgen, sekizgen, yıldız ve dilimli formlar kullanılmıştır. Bu formlar minberlerin yan aynalık, şerefe altı. süpürgelik ve korkuluk bölümlerinde görülmektedir. Her iki minberde de bitkisel bezemeler, rûmilerle birlekte geometrik formların içlerinde ele alınmıştır. İncelenen örneklerde hafin minber kapı kitabelerinde ve korkuluk gergilikle- rinde yer aldığı görülmektedir. Kapı kitabesinde kullanılan hat, iki örnekte de bitikisel ve rûmi bezemelerle birlekte ele alınarak de-97 koratif bir nitelik göstermektedir. İncelenen minberlerde ahşabın doğal rengi dışında her hangi bir renk kullanılmamıştır. Ancak zamanın etkisi ile ahşabın renginde yer yer açılma ve solmaların olduğu gözlenmektedir. Ankara Arsfanhane ve Ankara Alöeddin camileri minberlerinde zemin dolgulu geçmeler, aralıksız bağlantılı tekrarlarla ele alınmıştır. Motifler simetri ve bağlantılı tekrar ilkeleriyle oluşturulmuştur. Her iki minberde de kullanılan iç ve dış bordürler, minber bölümlerini belirler ve minberi tamamlar niteliktedir. İncelenen örnekler doğrultusunda her iki caminin minber süslemelerinde malzeme, konu, teknik ve kompozisyon bakımlarından benzerlikler görülmektedir. Ancak birbirine aynen benzeyen iki ya da daha fazla motife rastlanmamıştır. Dönemin güzel örneklerinden olan bu minber süslemeleri gerçeklikten uzak, stilize bir eğilim göstermektedirler. Farklı yüzyıllarda farklı ustalarca yapılmış ahşap minber süslemelerinin temel özelliklerinde benzerlik gösteriyor olmaları Anadolu Selçuklularının ortak bir süsleme biçemi geliştirdikleriyle açıklanabilir. Bir dönemin kültür ve sanatını yansıtan ve zamanla yıpranan bu orijinal minber süslemelerinin zenginliği göz önüne98 alınarak, bu konuda daha ciddi ve ayrıntılı bilimsel çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bugün halka açık bulunan bu orijinal örneklerin ilgili kurum ve kuruluşlarca denetleme, bakım ve onarımlarının sürekli olarak yapılması, Türk sanat tarihi ve süsleme sanatları için gerekli ve ivedi önem taşımaktadır. Türk sanatı ve süsleme sanatlarının geliştirilmesi ve gele cek kuşaklara aktarılması ancak uzman kadrolarca orijinal örneklerin belgelendirilip arşivlenmesi ve bu alanla ilgili çizim ka taloglarının oluşturulması ile mümkün olacaktır. Anadolu Selçuklu dönemi Ankara Arslanhane ve Ankara Alâeddin camilerinin zengin ahşap minber süslemelerini oluşturan unsurları çizim, boyama ve fotoğraflarla ayrıntılı olarak incelemeyi amaçlayan bu çalışmanın Türk süsleme sanatlarına bir kaynak ola bilmesi dileğiyle.

Alaeddin CamiAnkaraArslanhane Cami+4
Kafiye Özlem Akgül
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1992
00
Master'sOpen AccessTR

Yükseköğretim sanat tarihi bölümlerinde yer alan derslerin ve ders içeriklerinin değerlendirilmesi

Bu araştırmada, Türkiye'de edebiyat fakültelerinde yer alan sanat tarihi bölümlerindeki eğitimin Cumhuriyet'ten günümüze tarihsel gelişimi ve bu günkü durumu ile bu üniversitelerin sanat tarihi bölümlerinin 2014-2015 eğitim-öğretim yılındaki ders adları ve içerikleri incelenmiştir. İnceleme sonucunda elde edilen veriler ışığında, sanat tarihi bölümlerinin lisans ders programları ders adları ve ders içerikleri açısından değerlendirilmiştir. Araştırmada, tarama yöntemi kullanılmıştır. Literatür taraması sonucunda sanat tarihi eğitiminin Türkiye'deki durumu ortaya konulmuştur. Sanat tarihi bölümlerinin lisans ders programları ve ders içerikleri üniversitelerin Bologna Bilgi Paketleri (Ders Bilgi Paketleri) sayfasından alınmıştır. Araştırmada Türk yükseköğretiminde öğrencisi bulunan ve eğitimin devam ettiği 32 sanat tarihi bölümünün lisans ders programları ve ders içerikleri değerlendirilmiştir. Ders programları ve ders içerikleri verilerinden tablolar oluşturulmuştur. Tablolardaki bulgulardan yola çıkarak lisans ders programlarındaki ders adları ve ders içerikleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın amacı, Türkiye'de yükseköğretim kurumlarındaki Sanat Tarihi eğitiminin gelişimini günümüzdeki durumu ile ortaya koymak, sanat tarihi bölümleri arasındaki ders programları çeşitliliğini ortaya koymak, lisans ders programlarında yer alan derslerin ve ders içeriklerinin sanat tarihi bölümleri arasında değerlendirmesini yapmak, elde edilecek bulgular sonucunda sanat tarihi bölümlerinde ortak bir lisans ders programı oluşturarak bu durumdan kaynaklı sorunların çözümüne katkıda bulunmaktır. Araştırmadan elde edilen sonuca göre; Yükseköğretim sanat tarihi bölümlerinde YÖK'ün belirlemiş olduğu bir ders programı olmadığı her sanat tarihi bölümünün kendi ders programını oluşturmuş olduğu tespit edilmiştir. Sanat tarihi bölümlerinin ders programlarının karşılaştırılması yapıldığında, seçmeli dersler haricinde çok sayıda zorunlu dersin olduğu belirlenmiştir. Bölümler arası ders uyumsuzlukları ve ders içerik farklılıkları Farabi Öğrenci Değişimi yoluyla ya da yatay geçiş yoluyla bölüm değiştirecek öğrenciler için sorun oluşturabilmektedir. Aynı sanat alanını konu edinen derslerde ortak bir ders adı belirlenmemiş ve aynı ders için çok farklı ders adları kullanılmıştır. Ders adlarının çok olması hem kavram karışıklığına sebep olmakta hem de bölümler arası ders adları açısından uyumsuzluk oluşturmaktadır. Sanat tarihi bölümlerinin lisans ders programlarında mimarlık ile ilgili derslerin ağırlıklı olduğu diğer sanat alanlarına ilişkin derslere aynı oranda yer verilmediği görülmektedir. Arkeoloji, Müzecilik, El Sanatları, Nümizmatik, Epigrafi ve Fotoğrafçılık gibi derslere programlarında yeterince yer verilmediği söylenebilir. Teknik resim ve rölöve gibi derslerde geleneksel şekilde el çizimleri yaptırılmakta, bilgisayar destekli teknik resim çalışmalarına yeterince yer verilmediği gözlenmiştir. Selçuklu Sanatı, İslam Sanatı, Avrupa Sanatı gibi derslerde, mimarlık, resim, heykel, el sanatları… gibi konulara yer verilmesi gerekmektedir. Ancak bu derslerde çoğunlukla mimarlık dışındaki konulara çok fazla yer verilmemektedir. Ders içeriklerinin hedeflere uygun nitelikte olmaması, amaçları ve sanat tarihi çalışmalarını olumsuz olarak etkileyebilecektir. Anahtar Kelimeler: Sanat, sanat eğitimi, sanat tarihi eğitimi, sanat tarihi ders programı

Ders programlarıEğitimProgram değerlendirme+7
Özgür Minteş
Dicle University · Institute of Educational Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Trabzon mimarlık ve sanat tarihi literatürü: Bibliyografya, dizin ve değerlendirme

Bu çalışma, en genel tanımıyla Trabzon kentinin mimarlık ve sanat tarihi birikimini ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu amaçla en erken metinlerden günümüze kadar şu veya bu nedenle kaleme alınmış her türlü geleneksel ve modern araştırma ve inceleme metinleri bir araya getirilerek bir mimarlık ve sanat tarihi bibliyografyası oluşturulmuştur. Hedef, Trabzon'un mimarlık ve sanat tarihi üzerine çalışma yapacak araştırmacılar için birikmiş literatür bağlamında bir rehber ve el kitabı hazırlamaktır. Çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Trabzon kenti ele alınmıştır. Trabzon'un tarihi arka planı ile ilgili bilgi verilerek yerel tarih çalışmaları bağlamında kent, mimarlık ve sanat tarihi alanlarındaki önemi hakkında değerlendirmelerde bulunulmuştur. İkinci bölümde bibliyografyalara ve dizinlere yer verilmiştir. Elde edilen künyelerin eser adları ve yazar adları dizinleri hazırlanarak ?Bibliyografik Dizin? adı altında düzenlenmiştir. Araştırmalar esnasında önemli görülen yayınların, yapı, yer, mahalle isimleri bağlamında dizinleri oluşturularak ?Seçilmiş Kaynakça Dizini? oluşturulmuştur. Üçüncü bölüm, Trabzon mimarlık ve sanat tarihi literatürünün elde edilen bibliyografyalar ve istatistiki veriler doğrultusunda değerlendirildiği bölümdür. Çalışmanın dördüncü bölümünü oluşturan Sonuç kısmında ise; oluşturulan bibliyografyalar ve elde edilen veriler ışığında Trabzon mimarlık ve sanat tarihi literatürüne ilişkin değerlendirme sonuçları ortaya koyulmuştur.

BibliyografyaMimarlık tarihiSanat tarihi+2
Beyhan Sarıcaoğlu
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Güzel sanatlar ve spor lisesi resim bölümü öğrencilerinin sanatsal ifadelerinde sanat tarihi bilgisinin rolü (Diyarbakır ve Gaziantep illeri örneği)

Bu araştırmanın temel amacı, Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi Resim Bölümü'nde okuyan 12. sınıf öğrencilerinin sanatsal ifadelerinde sanat tarihi bilgisinin rolünü saptamaktır. Bu rolün belirlenmesi için sanat tarihi bilgisinden en çok yararlanılan uygulama çalışmalarının yapıldığı atölye olarak tespit edilen İki Boyutlu Sanat Atölye ve Sanat Tarihi ders programları; etkinlikleri ve kazanımları çerçevesinde incelenmiştir.Problem durumunda ortaya çıkan sorunların tespit edilmesi ve ölçülmesi amacıyla öğrencilere anket, öğretmenlere görüşme formu uygulanmıştır. Bu formlara yansıyan görüşler vesilesiyle öğrenci ve öğretmenlerin; sanat tarihi bilgisinin sanatsal ifadeye etkisi, Sanat Tarihi dersinin işlenişi, disiplin temelli sanat eğitiminin uygulanması ve bu okullarda verilen sanat eğitiminin niteliği konularında görüşleri alınmıştır.Araştırma evrenini, Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi öğretmen ve öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmada evren içinden örneklem olarak Diyarbakır Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi ile Gaziantep Ticaret Odası Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi öğrencileri ve öğretmenleri seçilmiştir.Diyarbakır ve Gaziantep Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi Resim Bölümünde okuyan 12. Sınıfa devam eden 36 öğrencinin anket formu kullanılarak görüşleri alınmıştır. Bu okullarda görev yapan resim öğretmenlerinden 6 tanesinin de görüşme formu kullanılarak görüşleri alınmıştır.Öğrencilere uygulanan anket formunda 25, öğretmenlere uygulanan görüşme formunda ise 11 adet soru bulunmaktadır.Bu formlar sonucunda öğrencilerin edindikleri sanat tarihi bilgisini sanatsal ifadelerine yansıttıkları görülmüştür. Bu yansımanın en çok İki Boyutlu Sanat Atölye çalışmalarında görüldüğü tespit edilmiştir. Ayrıca sanat tarihi eğitiminin terminolojik ifade gücünü geliştirdiği belirlenmiştir. Öğretmenlerin çoğu disiplinlerin birleştirilmesi ile gerçekleşen sanat eğitiminin verimli olacağı görüşündedir. Ancak Çok Alanlı Sanat Eğitimi Yöntemi'nden haberdar olmayan ve bu yöntemi kullanmayan öğretmenler de bulunmaktadır.Araştırma sonuçlara göre, sanat eğitiminin temellerinin oluşturulduğu Güzel Sanatlar ve Spor Liseleri'nde; Sanat Tarihi dersinin 9, 10, 11, ve 12. sınıflara dengeli bir şekilde dağıtılması, sanat tarihi bilgisinin sanatsal ifadeyi olumlu yönde etkilemesi sonucu dikkate alınarak, bunu gerçekleştirecek Çok Alanlı Sanat Eğitimi Yöntemi gibi çağdaş eğitim yaklaşımlarının öğretmenlere öğretilmesi ve kullanılması önerilmiştir.

Güzel sanatlar ve spor liseleriLise öğrencileriSanat tarihi+1
Cansu Çelebi
Dicle University · Institute of Educational Sciences
2012
00

Related subjects