Body image
243 theses under this subject heading
18-24 yaş arası yurtta barınan üniversite öğrencilerinin beden algısının obezite ön yargısına etkisinin araştırılması
Bireylerin bedeninden memnun olma durumu olarak tanımlanan beden algısı; fizyolojik, psikolojik ve kültürel birçok unsurun bireysel algılanışını kapsayan bir kavramdır. Obezite önyargısı ise obez kişilere karşı olumsuz tutum ve davranışları, kaygı ve endişleri içermektedir. Dünya genelinde zayıflık ve ince bir bedene sahip olmak kabul görürken obezite prevelansı giderek artmakta; obez bireylere karşı damgalama ve önyargı da giderek artmaktadır. Bunun sonucunda obez bireyler özellikle sosyal yaşamda olumsuz etkilenebilmektedirler. Toplumda oluşan beden algısının obezite önyargısını etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu çalışma Tekirdağ il merkezinde T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı Tekirdağ Yurdunda barınan 1824 yaş aralığındaki 334 bireyin beden algısı ve obezite önyargısı aradındaki ilişkiyi ve bu bireylerin beslenme durumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Oluşturulan soru formu bireylerin sosyodemogrofik ve antropometrik özellikleri alınmış; beden algısını tespit etmek için Beden Algısı Ölçeği (BAÖ), obezite ön yargılarını ölçmek için Obezite Önyargı Ölçeği GAMS-27 formu kullanılmıştır. Bireylerin Beden Algısı Ölçeği puanları 136-200 aralığında yüksek beden algısı, 135-40 aralığı düşük beden algısı olarak değerlendirilmiştir. En düşük 27 en yüksek 135 puan alınabilen obezite ön yargı ölçeğinde 68 puan ve altının önyargısız, 69-84 puan arasında önyargıya eğilimli ve 85 puan ve üstü önyargılı olarak kabul edilmiştir. Bireylerin BAÖ puan ortalaması 154,19±22,39 ve GAMS-27 puanı ortalama 84,93±12,10 bulunmuştur. Çalışmaya katılan öğrencilerin beden algıları genel olarak incelendiğinde, öğrencilerin %18,9'unun beden algısının düşük, %81,1'inin beden algısının yüksek olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin obezite önyargısı genel olarak incelendiğinde öğrencilerin %6,3'ünün önyargısız, %43,1'inin önyargıya eğilimli, %50,6'sının önyargılı olduğu görülmüştür. Öğrencilerin BAÖ ve GAMS-27 puanlarının ilişkisi değerlendirildiğinde puanlar arası negatif korelasyon görülmüştür. Sonuç olarak beden algısının obezite ön yargısını olumlu olarak etkileyebileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Beden algısı, Beden imajı, Obezite önyargısı, Obezite yanlılığı, Beslenme durumu
Genç Erkeklerin Bigoreksiya Düzeyine; Beden Algısı, Sosyal Fizik Kaygı ve Algılanan Desteğin Etkisi
Bu çalışmada genç erkeklerin bigoreksiya düzeyine; beden algısı, sosyal fizik kaygı ve algılanan sosyal desteğin etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel analitik tipteki bu çalışma, 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Süleyman Demirel Üniversitesi'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evreni, üniversitedeki 15 fakülteden herhangi birinde lisans düzeyinde eğitim alan 15 890 erkek öğrencidir. Evrendeki birey sayısı (N): 15 890, sıklık (p): 70/120, hata payı (α): %5, desen etkisi 1 alınarak OpenEpi programında 366 hesaplanmış, %5 daha eklenerek, fakültelere göre tabakalama ve yuvarlama yapıldığında 386 olarak belirlenmiştir. Veriler, tabakalı basit rastgele örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 386 erkekten hibrit olarak toplanmış; SPSS 22.0 programında yüzde, ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler, ki-kare ve t testi, Pearson korelasyon ve lojistik regresyon analizleri ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel anlamlılık için p<0,05 kabul edilmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkeni, MDDI puanına göre belirlenen bigoreksiya durumudur. Sosyodemografik, egzersiz, beslenme, ergojenik destek ürünü kullanımı gibi özelliklerin yanında; beden algısı (BAÖ), sosyal fizik kaygı (SFKE) ve algılanan sosyal destek (ÇBASDÖ) durumları incelenmiştir. Araştırma grubunda bigoreksiya %18,9; düzenli egzersiz %58,8 ve ergojenik destek ürün kullanımı %19,4 sıklığa sahipti. Kendi evinde kalanlarda; apart, yurt veya akraba evinde kalanlara göre bigoreksiya sıklığı 0,5 kat daha azdı (p=0,017). Sportif performans için ergojenik destek ürün kullananlarda, kullanmayanlara göre bigoreksiya sıklığı 4,8 kat daha fazlaydı (p<0,001). Dış görünüşten duyulan kaygı (SFKE puanı) arttıkça; bigoreksiya riski 1,3 kat artmaktaydı (p<0,001). Beden algısı memnuniyet düzeyi (BAÖ puanı) ve algılanan sosyal destek düzeyi (ÇBASDÖ puanı) arttıkça, bigoreksiya düzeyi (MDDI puanı) azalmaktaydı (sırasıyla r=-0,011, p=0,832, r= -0,152, p=0,003). Aile veya arkadaş kaynaklı algılanan sosyal destek düzeyi arttıkça, bigoreksiya düzeyi (MDDI puanı) azalmaktaydı (sırasıyla r= -0,150, p=0,003 ve r= -0,148, p=0,004). Sonuç olarak, bu çalışmada yaklaşık beş genç erkekten birinde, yani oldukça yüksek bir sıklıkta, bigoreksiya varlığı tespit edilmiştir. Ayrıca genç erkeklerdeki beden algısının, sosyal fizik kaygının ve algılanan sosyal desteğin bigoreksiyada etkili faktörler olduğu görülmüştür.
Bazı spor branşlarının kan grupları dağılımı ve kan gruplarıyla spor branşları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma bazı spor branşlarının kan gruplarına göre dağılımı ve kan gruplarıyla spor branşları arasındaki ilşkiyi incelemek amacıyla yapıldı. Araştırma amatör ve profesyonel spor kulüplerinde lisanslı 14-25 yaş arası 810 erkek, 695 kadın toplamda 1505 sporcuya 56 soru ve iki bölümden oluşan Kişisel Bilgi Formu ve Vücut Algısı Ölçeği'nin yer aldığı anket uygulanarak gerçekleştirildi. İstatistiksel analiz SPSS 22 paket programında anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak değerlendirildi. Kan gruplarının spor branşlarına göre dağılımında ve vücut algısı düzeyinin millilik, cinsiyet, spor branşları değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterdiği gözlemlendi (p<0.05). Sonuç olarak; A Rh + kan grubunun tüm spor branşlarında en sık görülen kan grubu olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen sonucun Türkiye'de en sık görülen kan gruplarının dağılımıyla benzerlik gösterdiği belirlenmiştir. Kan gruplarının branş seçimine etkisinin belirlenmesi kapsamında çalışmaların daha geniş bir alanda, daha geniş ölçekte yapılmasının fayda sağlayacağı ve bu araştırmanın yapılacak olan çalışmalara öncülük edeceği, literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Postür ölçümleri: Farklı lise türlerinde bir araştırma
Bu çalışma; farklı lise türlerinde öğrenim gören öğrencilerin, sırt eğriliklerinin karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırma; Spor Lisesi, Fen, Anadolu ve Meslek liselerinde öğrenim gören yaşları 13-19 aralığında olan 587 gönüllü öğrenci üzerinde uygulanarak yapılmıştır. Öğrencilere Kişisel Bilgi Formu, Vücut Algısı Ölçeği (Hovardaoğlu, 1993) uygulanmış olup sırt eğrilikleri ''Skolyometre'' kullanılarak ölçülmüştür. Araştırmadan elde edilen veriler sonucunda okul türlerine göre eğrilik derecesi, vücut algısı, telefon ve bilgisayar kullanımı bakımından öğrenciler arasında anlamlı farklılıklar mevcuttur. Telefon ve bilgisayar kullanan öğrencilerin eğrilik derecesi daha yüksek bulunmuştur. Spor Lisesi öğrencilerinin aktif spor yaşantısından dolayı diğer türdeki lise öğrencilerine göre sırt eğriliklerinin daha az olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuçların bu alanda gelecekte yapılacak olan çalışmalarda literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Postür, Postür Bozukluğu, Skolyoz, Vücut Algısı
Erişkinlerde vücut farkındalığı ile üst ekstremite becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma erişkinlerde vücut farkındalığı ile üst ekstremite becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Şanlıurfa'nın Birecik ilçesinde yaşayan 100 sağlıklı birey oluşturdu. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik bilgi formundan elde edildi. Vücut farkındalığını değerlendirmek için Vücut Farkındalık Anketi (VFA), üst ekstemite becerisini değerlendirmek için O'Connor Parmak Beceri testi ve Kutu Blok Testi (KBT) kullanıldı. Testler dominant ve dominant olmayan tarafa yapıldı. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro-Wilk Testi ile test edildi. Sayısal değişkenlerin 2 grupta karşılaştırılmasında Student t (normal dağılan değişkenler için) ve Mann Whitney U (normal dağılmayan değişkenler için) testleri kullanıldı. Sayısal değişkenlerin 2 den fazla grupta karşılaştırılmasında Tek yönlü Anova (normal dağılan değişkenler için) ve Kruskal Wallis-Dunn çoklu karşılaştırma normal dağılmayan değişkenler için) testleri kullanıldı. İstatistiksel analizlerde SPSS for windows version 24 programı kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda VFA toplam puanı ile O'Connor parmak beceri testi ve KBT'nin dominant ve dominant olmayan ölçümleri arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05). O'Connor parmak beceri testinin dominant ve dominant olmayan ölçümleri arasında anlamlı bir fark saptandı (p<0,05). KBT'nin dominant ve dominant olmayan ölçümleri arasında anlamlı bir fark saptandı (p<0,05). VFA toplam puanı ile yaş, cinsiyet, VKİ arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05). Sonuç olarak; çalışmamızda vücut farkındalığı ile üst ekstremite becerisi arasında anlamlı bir fark bulunamadı. Bu konunun daha farklı parametrelerle araştırılması gerektiğini düşünmekteyiz.
Kadın sporcularda medya tutumu ile beden memnuniyetsizliği arasındaki ilişkide şişmanlık konuşmalarının düzenleyici rolü
arasındaki ilişkide şişmanlık konuşmalarının düzenleyici rolünün incelenmesi olarak belirlenmiştir. Araştırmaya takım sporları veya bireysel sporlarda aktif olarak en az iki yıldır yarışmalara katılım gösteren toplam 297 kadın sporcu katılmıştır. Araştırma verilerini toplamak amacıyla katılımcılara Şişmanlık Konuşmaları Ölçeği, Beden Memnuniyetsizliği Ölçeği ve Görünüme Yönelik Sosyo-Kültürel Tutumlar Ölçeği-4 uygulanmıştır. Veriler SPSS 27 ve Lisrel programı ile analiz edilmiştir. Çalışmada normallik testi sonucu doğrultusunda uygun test yöntemi seçilmiştir. Ölçek puanları için yapılan normallik testi, örneklem sayısı büyük olacağı için Kolmogorov-Smirnov testi ile yorumlanmıştır. Ayrıca verilerin dağılımlarına ilişkin karar sürecinde çarpıklık ve basıklık değerlerinden de yararlanılmıştır. Verilerin analizi sürecinde değişkenlerin birbirleriyle ilişkilerini belirlemek için ilk olarak Pearson korelasyon analizi, ölçüm araçlarının araştırmamıza ilişkin geçerliliğinin belirlenmesi amacıyla DFA, medya tutumu ve beden memnuniyetsizliği ilişkisinde şişmanlık konuşmalarının düzenleyici rolünü test etmek amacıyla process macro analizi yapılmıştır. Araştırma çerçevesinde kadın sporcularda medya tutumunun beden memnuniyetsizliğini belirlemede şişmanlık konuşmalarının düzenleyici rolü belirlenmesi sağlanarak spor ve egzersiz psikolojisi literatürüne katkıda bulunulmuştur.
Tarihsel sosyoloji açısından beden imgesi: Türkiye'de uluslaşma öncesinden günümüze beden tasarımı ve temsilleri
Bu araştırmada tarihsel sosyolojik bir yaklaşımla Türkiye'de bedenin bir proje olarak inşası ve bu inşanın günümüzdeki yansımaları ele alınmaktadır. Türkiye'nin uluslaşma öncesi, uluslaşma süreci ve günümüz olmak üzere üç döneminde, beden üzerine gelişen anlayışlar karşılaştırmalı olarak araştırılmaktadır. Bahsi geçen anlayışlar; klasik, modern ve postmodern anlayışlardır. Araştırmanın odakları, uluslaşma öncesi dönemde resim ve heykel sanatlarındaki beden temsilleri, uluslaşma sürecinde fotoğraf sanatındaki beden temsilleri ve aydınların bu bağlamdaki görüşleri, günümüzde ise resim, heykel ve fotoğrafı içeren görsel sanatlardaki beden temsilleri olmak üzere birkaç ayaktan oluşmaktadır. Böyle bir tercihin nedeni, beden temsili olgusunun farklı dönemlerde, dönemin özellikleri itibariyle farklı alanlarda öne çıkmasıdır. Bu bağlamda, uluslaşma öncesi dönemde, Türkiye'de beden temsilini etkileyen olaylar Avrupa'da gerçekleşmiştir. Avrupa'da sanatın yaygınlaşmasının neticesinde beden, henüz bugünkü anlamda kurumsallaşmamış sanatlara nazaran, resim, heykel gibi görsel sanatlarda temsil edilmiştir. Uluslaşma öncesi dönemi incelerken; ulusal bir beden tasarımının geliştirilmesinde etkili olan, dışarıdan ve içeriden bakışları gözler önüne seren görsel sanatlardaki Osmanlı ve Türk bedeni temsilleri ortaya konulmaktadır. Uluslaşma sürecinde bedenle ilgili temsillerin, fotoğraf teknolojisinin gelişmesi ile fotoğraf dalında ve basılı materyale ulaşımın kolaylaşması sayesinde, yazılı metinlerde karşılık bulduğu dikkat çekmektedir. Uluslaşma sürecinde Türkiye'deki aydınların Batı'daki fikirler karşısında, beden hakkındaki fikirlerinin tartışılmasına yer verilmektedir. Bunun yanında bedenin ulusal temsilin bir öğesi olarak aldığı biçimler fotoğraflardaki imgeler incelenerek tartışılmaktadır. Günümüzde ise Türkiye'de beden temsilinin inceleneceği zengin toplumsal bağlam görsel sanatlarda karşılığını bulmaktadır. Araştırmada görsel analiz tekniği uygulanmakta; tematik analiz çerçevesinde görseller analiz edilmektedir. Türk beden temsilleriyle ilgili araştırmanın amacına uygun olarak örnekler seçilmiş ve bu örnekler içerisinden imgeler incelemeye tabi tutulmaktadır. Ayrıca, resim, fotoğraf ve görsel sanat dallarından, sanatı aynı zamanda icra eden akademisyen ve sanatçılarla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, Antalya ve Karaman'daki üniversitelerde çalışan akademisyenlerden ve sanat faaliyetlerini bu kentlerde yürüten sanatçılar arasından seçilmiştir. Araştırmanın amaçları gözetilerek seçilen dokuz kişi ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler, tematik analize tabi tutulmuştur. Türkiye'de ulusal beden tasarımı ve temsilleri konusunda, geçmişteki ve günümüzdeki örnekleri inceleyen karşılaştırmalı, sosyolojik bir çalışmanın tespit edilmemesi, bu araştırmanın önemini ortaya koymaktadır. Sanatta beden kavramı sıklıkla yer bulsa bile ikonolojinin ulusal bir kavram olarak tanımlanması ve merkezine bedenin toplumsal anlamlarının yerleştirilmesi nedeniyle özgün bir konum edinmektedir.
Pelvik organ prolapsusunda vücut imajı ölçeği'nin kültürel adaptasyonu, güvenirlik-geçerliği ve vücut imajının farklı parametrelerle ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Pelvik Organ Prolapsusu (POP)'na özgü vücut imajını sorgulayan ''Pelvik Organ Prolapsusunda Vücut İmajı Ölçeği'' (POPVİÖ)'ni Türk kültürüne adapte etmek, güvenirlik-geçerliğini araştırmak ve POP'a özgü vücut imajı ile fiziksel aktivite düzeyi ve POP'a yönelik bilgi düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışmaya evre 2 ve üzerinde POP'u olan 150 birey dahil edildi. Bireylerin tanımlayıcı özellikleri ve tıbbi özgeçmişleri sorgulandıktan sonra, vücut imajı POPVİÖ ve ''Kadın Genital Organ İmajı Anketi (KGOİA)'' ile değerlendirildi. POP ile ilişkili semptomatik rahatsızlık düzeyi ve semptomların yaşam kalitesine etkisi sırasıyla ''Pelvik Organ Prolaps Distres Envanteri-6 (POPDE-6)'' ve ''Pelvik Organ Prolapsusu Etki Anketi-7 (POPEA-7)'' ile değerlendirildi. Fiziksel aktivite düzeyi ''Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (UFAA-Kısa Form)'' ile ve POP'a yönelik bilgi düzeyi ''Prolaps İnkontinans Bilgi Anketi-POP (PİBA-POP)'' ile değerlendirildi. POPVİÖ'nün güvenirlik ve geçerliği; iç tutarlılık, test-tekrar test, kriter ve yapı geçerliği analizleri ile incelendi. Çalışma sonuçlarına göre POPVİÖ'nün iç tutarlılığının (Cronbach's α=0,918) ve ölçek maddelerinin test- tekrar test güvenirliğinin (0,538˂r˂0,828) yüksek olduğu bulundu. POPVİÖ'nün; KGOİA (r=-0,450; p˂0,05), POPDE-6 (r=0,321; p˂0,05) ve POPEA-7 (r=0,377; p˂0,05) skorları ile ilişkisine dayanarak kriter geçerliği ortaya konuldu ve 2 faktörlü yapı geçerliği doğrulandı. Semptomatik POP'u olan bireyler ile asemptomatik POP'u olan bireylerin POPVİÖ skorlarının farklı olduğu ortaya konuldu (p=0,015). POP'a özgü vücut imajı ile fiziksel aktivite düzeyi ve POP'a yönelik bilgi düzeyi arasında ilişki olmadığı bulundu (p>0,05). Türkçe POPVİÖ, POP'a yönelik vücut imajını değerlendirmede güvenilir ve geçerli bir ölçektir. POPVİÖ'nün konservatif yaklaşımlar başta olmak üzere çeşitli tedavilere duyarlılığını araştıran ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Sporcuların besin seçimlerinin beden imajı ve yeme davranışına göre değerlendirilmesi
Sporcular özel beslenme gereksinmeleri olan tüketici grubu şeklinde tanımlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı; cinsiyete göre sporcuların besin seçimi davranışlarındaki farklılıkları, beden imajı takıntısı ve/veya bozulmuş yeme davranışı olan sporcuların besin seçiminde dikkat ettikleri faktörleri belirlemektir. Çalışmaya yaşları 16-25 yıl arasında değişen, 98 kadın ve 126 erkek olmak üzere toplamda 224 profesyonel sporcu katılmıştır. Çalışmada farklı spor branşlarından sporcular yer almaktadır. Sporcuların %48,7'si sıklet sporcularından ve %51,3'ü diğer spor branşlarında yarışan sporculardan oluşmaktadır. Sporcuların genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, yeme davranışları, beden algıları ve besin seçimi davranışları yüz yüze uygulanan anket yardımıyla öğrenilmiştir. Sporcuların yeme davranışları "Yeme Tutum Testi (EAT-40)", beden imajları "Beden Şekli Anketi (BSQ)" ve besin seçimi davranışları "Besin Seçim Anketi (FCQ)" ile değerlendirilmiştir. Sporcuların besin seçiminde dikkat ettikleri faktörlerin başında; sağlık, vücut ağırlığı kontrolü ve duyusal özellikler gelmektedir. Kadın sporcular besin seçiminde en çok sağlık ve vücut ağırlığı kontrolüne dikkat ederken, erkek sporcular en çok duyusal özellik ve sağlık faktörüne dikkat etmektedir. Sporcuların yaş gruplarına göre, besin seçim kararında bulunurken dikkat ettikleri faktörler arasında anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür (p>0,05). Sıklet sporcularının besin seçiminde dikkat ettikleri faktörlerin başındaysa sağlık, vücut ağırlığı kontrolü ve duyusal özellikler gelmektedir. Sporcular arasında bozulmuş yeme davranışı ve beden imajı bozukluğu görülme sıklığına bakıldığındaysa; kadın sporcular arasında bozulmuş yeme davranışı ve beden imajı bozukluğu görülme sıklığı, erkek sporculara göre yüksek çıkmıştır (p<0,05). Beden imajı takıntısı ve/veya bozulmuş yeme davranışı olan sporcular besin seçerken vücut ağırlığı kontrolü faktörüne daha fazla dikkat etmektedirler. Türk sporcularının besin seçiminde dikkat ettikleri faktörlerin daha iyi anlaşılabilmesi için farklı spor branşlarındaki sporcularla da araştırma yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Besin seçimi, yeme davranışı, beden imajı.
Lise öğrencilerinde algılanan anne baba tutumunun beden algısı üzerindeki etkisinde kişisel biriciklik algısının aracılık rolü
Bu tez çalışmasının temel amacı, lise öğrencilerinde algılanan anne baba tutumlarının beden algısı üzerindeki etkisinde birciklik algısının aracılık rolünü incelemektir. Araştırma 437 katılımcıdan oluşmaktadır, çalışma çoğunlukla Balıkesir ili içerisinde yer alan Sırrı Yırcalı Anadolu Lisesi ve Cumhuriyet Anadolu Lisesi'nde öğrenim gören lise öğrencilerini kapsamaktadır. Araştırmada katılımcılara veri toplama aracı olarak 'Sosyo Demografik Bilgi Formu, Leuven Algılanan Ana Babalık Ölçeği, Beden Algısı Ölçeği ve Kişisel Biriciklik Algısı Ölçeği' uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda elde edilen yapısal modelde, algılanan anne tutumu ile beden algısı arasındaki ilişkide biriciklik algısının rolü istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur, ancak bu ilişki algılanan baba tutumu yönünden anlamlı sonuçlar çıkarmamıştır.
İrrasyonel inanışlar ile yeme tutumu ve beden algısı ilişkisinin incelenmesi
Araştırma evreni, kolaydan örneklem yöntemi ile belirlenmiş olup İstanbul'da yaşayan 14-57 yaş arası 221 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcıların irrasyonel inanışlarına dair veriler "Genel Tutum ve İnanışlar Ölçeği Kısa Formu", yeme tutumu düzeylerine dair veriler "Yeme Tutumu Ölçeği" ve beden algısı düzeylerine dair veriler ise "Vücut Algısı Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Sosyodemografik özelliklere ilişkin veriler için ise araştırmacı tarafından "Kişisel Bilgi Formu" oluşturularak kullanılmıştır. Analiz bulguları incelendiğinde irrasyonel inanışlar ile beden algısı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülürken; yeme tutumu ile pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu bulgularına ulaşılmıştır. Ayrıca katılımcıların yeme tutum düzeyleri ile vücut algısı düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Bu durumda kişilerin irrasyonel inanış düzeyleri arttıkça beden memnuniyetlerinin azaldığını ve yeme tutum puanlarının arttığını görülmüştür. Araştırmaya göre irrasyonel inanışlar, yeme tutumu düzeyine istatistiksel açıdan anlamlı etki ederek yeme tutumu düzeyini arttırmaktadır. İrrasyonel inanışların beden algısı düzeyine olan etkisi incelendiğinde ise istatistiksel açıdan anlamlı bir etki ettiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: irrasyonel inanışlar, yeme tutumu, beden algısı
Andropoz dönemindeki kişilerin depresyon ve kaygı düzeyleri ile beden algılarının incelenmesi
ÖZET Dünya nüfusunun hızla yaşlanmasına bağlı olarak andropoz olgusu önemli bir sağlık sorunu haline gelmiş ve bu dönem erkeklerin yaşam kalitesinde hızlı bir düşüşe neden olmaktadır. Kadınların menopoz dönemine ait çalışmaların sıklığının yanı sıra erkeklerin bu dönemine ait çalışmalar oldukça sınırlıdır. Araştırmamızın temel amacı; yaşlanmakta olan erkeklerde testosteron düzeyinin de azalacağı beklentisine dayanarak bedenden duyulan memnuniyetsizlik (beden memnuniyetsizliği), andropoz yaşantısı, depresyon ve anksiyete arasındaki ilişkileri incelemektir. Bunun yanı sıra depresyon ve anksiyetenin önemli yordayıcıları arasında medeni durum ve eğitim düzeyi gibi psikososyal değişkenlerin de yer aldığı göz ardı edilmemiştir. Bu bağlamda araştırmamızda kronik hastalık durumu, eğitim düzeyi, medeni durum, gelir düzeyi ve yaş aralıklarının da bedenden duyulan memnuniyetsizlik, andropoz yaşantısı, anksiyete ve depresyon üzerindeki etkilerinin kontrol edilmesi ayrıca amaçlanmıştır. Çalışmanın verilerinin toplanmasında, Yaşlanan Erkek Semptom Sorgulama Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Vücut Algısı Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Veriler, SPSS 15.0 paket programından analiz edilmiş ve araştırma verilerinin analizinde iki kategorili durumlar için Mann-Whitney U testi, ikiden fazla kategorili durumlar için ise Kruskal-Wallis testi uygulanmıştır. Tüm korelasyon analizleri Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Değişmezlik katsayıları hesaplanarak yürütülmüştür. Bu araştırmada kullanılan ölçeklerin iç tutarlılıkları Cronbach Alpha değerleri hesaplanarak sınanmıştır. Bulgular arasında tüm ölçek puanları yaş aralıklarına ve kronik hastalık durumu kategorilerine göre değişim göstermektedir. Yaş arttıkça beden memnuniyetsizliği, depresyon, anksiyete, ve andropozun genel, somatik, psikolojik ve cinsel belirtileri de artmaktadır. kronik hastalığı olanların tüm ölçeklerden almış oldukları puanların kronik hastalığı olmayanlardan anlamlı derecede yüksek olduğu gözlenmiştir Anahtar Kelimeler: Andropoz, Hipogonadizm, Testosteron ve Erkek Sağlığı.
Genç yetişkinlik dönemindeki bireylerin beş faktörlü kişilik özellikleri ile beden algısı ve yaşam doyumu düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
İnsanların neden birbirinden farklı oldukları, aynı olaylar karşısında neden farklı tepkiler verdikleri psikoloji tarihi içinde her zaman önemli sorular olarak görülmüş ve kişilik konu başlığı altında sürekli araştırılmıştır. Kişilik insanlık tarihi boyunca üzerine hipotezler üretilmiş, düşünürler ve bilim insanları tarafından farklı tanımlanmış ve ele alınmıştır. Günümüzde de üzerine fikir birliği yapılmış bir tanım yoktur ve kişiliği tanımlayan birbirinden farklı kişilik kuramları bulunmaktadır. Fakat bu tanımlamaların ortak öğeleri göz önüne alındığında kişiliği "bireyi diğer insanlardan ayıran, kişiye özgü, tutarlı ve kalıplaşmış özellikler bütünü" olarak ifade etmek mümkündür. Son yıllarda psikologlar beş faktörlü kişilik yapısı üzerine yoğunlaşmışlardır. Beş faktör kişilik modeli, kişiliğin beş genel boyutunu ve bu boyutların içerdiği özgül kişilik özelliklerini konu almaktadır. Uzmanlar tarafından kabul gören beş faktör modeli kişilikteki bireye has farklılıkları göz önüne almakta ve kişilik özelliklerinin önemli bir sınıflamasını yapmaktadır. Modelin beş temel faktörü: dışadönüklük, nevrotiklik(duygusal dengesizlik), gelişime-deneyime açıklık, öz disiplin(sorumluluk) ve yumuşak başlılık(uyumluluk)tır. Araştırmanın temelini oluşturan bir diğer konu olan beden algısı da, insanın kişiliğiyle yakından ilişkilidir. Depresif bir kişiliğe sahip olmanın, kendine güvensizliğin ve mükemmeliyetçi kişilik örüntüsünün beden algısına yönelik olumsuz tutumlarla ilgili olduğu üzerinde durulmaktadır. Bir bütün olarak beden algısı bireyin dış görünüşü, bedensel işlevleri ve diğer özellikleriyle ilişkili algısından meydana gelmektedir. Bu algı oluşurken kişinin içsel duyumlarından, hayal dünyasından, tecrübelerinden ve diğer kişilerden aldığı geri dönütlerden etkilenerek şekillenmektedir. Bireylerin ergenlik çağı bitiminde; cinsiyetine uygun toplumsal rolü gerçekleştirme, iki cinsiyetle de yakın ilişkiler kurabilme, duygusal bağımsızlığa erişme, ahlaki sistem elde etme, mesleğe ve aile kurmaya hazır olma, bedenlerini kabul etme hedeflerini başarmaları beklendiği düşünüldüğünde, bedensel doyumla ilişkili olan beden algısı kişinin ruh sağlığında önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle son dönemlerde medyanın da etkisiyle uzmanlar bireylerde olumsuz beden algısı temelli bir çok problemle karşı karşıya gelmektedir. Bu problemlere yaklaşımda farklı bir bakış açısı kazandırmak adına beden algısının, kişilik özellikleri ve yaşam doyumuyla araştırılması kuşkusuz literatüre olumlu katkı sağlamaktadır. Bireyin yaşamında önemli yere sahip konulardan biri de yaşamdan aldığı keyif, doyumdur. Doyum kişinin hayattan beklentileri, istekleri ve gereksinimlerini kapsar. Yaşam doyumu ise kişinin sahip olmak istediğiyle sahip olduğu arasında yaptığı karşılaştırma sonucunda hissettiğidir. Yaşam doyumu kavramı, yetişkin bireylerde olduğu gibi gençlerde de psikolojik iyi oluşun temel göstergelerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu doğrultuda bireylerin, beş faktörlü kişilik özelliklerinin beden algıları ve yaşam doyumları üzerinde ne tür bir etkiye sahip olduğu tez çalışmasının ana amacını oluşturmaktadır. Literatürde bu değişkenler üzerine birbirinden bağımsız çalışmalar bulunurken birlikte incelenen çalışmalar yok denecek kadar azdır. Bu bilgiler ışığında tez çalışmasının birinci bölümü; giriş, problemin tespiti, çalışmanın amacı, araştırmanın yöntemi ve ünite planından oluşmaktadır. Tezin ikinci bölümünde öncelikle kişilik kavramı ve çeşitli kuramlara göre kişiliğin tanımları verilmekte daha sonra beş faktörlü yapının tanımı yapılmaktadır. Beş faktörlü yapıyı oluşturan değişkenler teker teker açıklanıp zıt kutuplarıyla ortaya konulmaktadır. Tezin üçüncü bölümünde tezin diğer ana gövde konularından beden algısı ve yaşam doyumuna değinilmektedir. Bu çerçevede önce beden algısı olgusuna ilişkin kavramsal bir bakış açısı getirilmiş, daha sonra beden algısının boyutları ve etkileyen faktörleri incelenmiştir. Ardından yaşam doyumu kavramı üzerinde durulmuş ve bu kavramı etkileyen faktörler açıklanmaya çalışılmış ilgili kuramlar belirtilmiştir. Tezin dördüncü bölümü ise araştırmadaki bu ikinci ve üçüncü bölümde bahsedilen teorik varsayımların bireyler üzerindeki yansımasını ölçmek amacıyla yapılan bir çalışmaya dayandırılmıştır. Bu araştırma İstanbul Arel Üniversitesi'ndeki 370 öğrenciye uygulanmıştır. Bu çerçevede araştırmanın bulgularına geniş bir şekilde yer verilmektedir. Son olarak araştırmanın son bölümünde ise elde edilen sonuçlara ilişkin bulgular yer almaktadır. Bu bulgulara göre beş faktör kişilik özellikleri, beden algısı ve yaşam doyumu çeşitli demografik özelliklerle (cinsiyet, yaş, anne ve baba eğitim düzeyi, algılanan aile ekonomik durumu) anlamlı ilişki içermektedir. Nihayetinde araştırma sonucu elde edilen bu bulgular ortaya konularak, literatürdeki araştırmalar da dikkate alınarak yorumlanmaktadır.
Anoreksiya nervoza tanısı alan kadınlarda beden imgesi ve çocukluk çağı travmasının incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı anoreksiya nervoza tanısı alan kadınlarda beden imgesi ve çocukluk çağı travması arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığının incelenmesidir. İkinci amacı ise sosyo-demografik değişkenler ile çocukluk çağı travması ve beden imgesi arasındaki ilişkilerin araştırılmasıdır. Araştırmaya anoreksiya nervoza tanı grubunu oluşturan 30 kadın hasta ile sağlıklı kontrol grubunu oluşturan 30 kadın olmak üzere toplam 60 kişi katılmıştır. Araştırmada kişisel bilgileri belirlemek için araştırmacı tarafından geliştirilen Demografik Bilgi Formu, kişinin kilosunun boyuna oranını tanımlamak için Beden Kitle İndeksi (BKİ), bedenlerini algılama düzeylerini belirlemek amacıyla "Çok Yönlü Beden-Kendilik (Self) İlişkileri Ölçeği (ÇYBKİÖ)" ve çocukluk çağında yaşanmış ihmal ve istismar durumunu belirlemek için de " Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-28)" kullanılmıştır. Veriler SPSS 22.0 programı kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre anoreksiya nervoza ile beden imgesi bozukluğu ve çocukluk çağı travması arasında anlamlı ve güçlü bir ilişki saptanmıştır. Sosyo-demografik değişkenler ile çocukluk çağı travması ve beden imgesi bozukluğu arasında olan ilişkilere bakıldığında; 25 yaş üstü grupta cinsel istismar faktör puanı 25 yaş altı gruptan anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Önlisans ve altı eğitimli grupta fiziksel ihmal faktör puanı lisans ve üstü eğitimli gruptan anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Çocuk sahip olma ile kilo memnuniyet durumunun çocukluk çağı travması ve beden imgesi bozukluğu ile anlamlı ilişki göstermediği bulunmuştur. Beden imgesi bozukluğu ile çocukluk çağı travması arasında olan ilişkilere bakıldığında; beden imgesi bozukluğu ile ile duygusal ihmal faktörü puanı arasında anlamlı düzeyde ilişkili olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Anoreksiya Nervoza, Beden İmgesi, Çocukluk Çağı Travmaları, Kadın
Estetik cerrahi deneyime sahip bireylerde olumsuz çocukluk çağı yaşantıları, mükemmeliyetçilik ile beden imajı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada temel olarak estetik cerrahi deneyime sahip bireylerde olumsuz çocukluk çağı yaşantıları, mükemmeliyetçilik ile beden imajı arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda estetik cerrahi deneyimine sahip bireylerin olumsuz çocukluk çağı yaşantıları ve mükemmeliyetçilik algılarının beden imajı üzerindeki yordayıcılığı incelenmiştir. Çalışmanın örneklemi 20-60 yaş arasında Türkiye'de yaşayan 173'ü kadın 62'si erkek olmak üzere toplamda 235 estetik cerrahi deneyime sahip bireyden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmalar Ölçeği, Beden İmajı Ölçeği, Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği kullanılmıştır. Bulgularda nicel ölçme araçlarından elde edilen verilerin analizi sonucunda estetik cerrahi deneyime sahip bireylerin olumsuz çocukluk çağı yaşantıları ile beden imajı arasında negatif yönlü ilişkinin var olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışmada belirtilen örneklemde beden imajı ile mükemmeliyetçilik alt boyutlarından hata yapma endişesi, ailesel beklenti, ailesel eleştiri, yaptığından emin olamama ile negatif yönde; düzen alt boyutu ile pozitif yönde ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu araştırmada ayrıca, estetik cerrahi deneyimine sahip bireylerin olumsuz çocukluk çağı yaşantılarından fiziksel ihmal ve aşırı kontrol, mükemmeliyetçiliğin hata yapma endişesi, kişisel standartlar ve düzen alt boyutlarının beden imajını yordadığı sonucu ortaya çıkmıştır. Gelecek araştırmalar için estetik cerrahi operasyon planlayan ve/veya geçirmiş bireylerde çocukluk çağı travmalarının ve mükemmeliyetçiliklerinin ele alındığı nitel ve nicel yöntemlerin kullanıldığı klinik araştırmalar yapılması önerilebilir.
Orta yaş dönemindeki kadınlarda beden algısı, sosyal görünüş kaygısı ve öz şefkat
Psikolojik iyilik hali ve psikolojik iyilik halinin insanlara olan etkilerini anlamaya yönelik çalışmalar her geçen gün artmakta ve alınan veriler günümüzde büyük önem taşımaktadır. Bireylerin bedenlerinden duydukları memnuniyet, bedenlerini olumlu algılamaları ve öz şefkat düzeylerindeki artışın psikolojik iyilik haline etki ettiği bilinmektedir. Sosyal görünüş kaygısının ise olumsuz beden algısının bir sonucu olduğu ve olumsuz beden algısının sosyal görünüş kaygısını arttırdığı bilinmektedir. Öz şefkat, olumsuz beden algısı ve utanç duygularına karşı tampon görevi yaparak kadınların bedenlerini ve yeteneklerini takdir etmelerini, kabul etmelerini ve kendilerine daha sevecen bir tutumla yaklaşmaları için yardımcı olmaktadır. Kadınların yaşamları boyunca geçirdiği fiziksel ve ruhsal değişikliklerden biri olan menopoz da orta yetişkinlik dönemindeki kadınların beden algılarına da etki etmektedir. Bu araştırmada, kadınların orta yetişkinlik döneminde geçirdikleri değişimlerin beden algılarına, sosyal görünüş kaygısı ve öz şefkat düzeylerine etki edebileceği öngörülmüş; bu amaçla değişkenler arası ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmış ve veriler Araştırma Soru Formu, Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ), Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği (SGKÖ), Öz Şefkat Ölçeği ile toplanmıştır. Yapılan çalışmanın katılımcı grubunu, 20-65 yaş arası, araştırmaya katılmaya gönüllü olan 462 kadın oluşturmaktadır. Araştırmada kadınların beden algılarının, sosyal görünüş kaygıları ve öz şefkat düzeylerinin ilişkisi incelenmesi sonucunda kadınların öz-şefkat düzeyleri arttıkça beden algılarının düzeyde arttığı tespit edilmiştir. Araştırmada kadınların sosyal görünüş kaygıları arttıkça beden algılarının azaldığı belirlenmiştir. Elde edilen bir diğer bulguya göre ise; kadınların öz şefkat düzeyleri arttıkça sosyal görünüş kaygıları azalmaktadır. Araştırma bulguları yerli ve yabancı literatür ile desteklenerek tartışılmıştır. Elde edilen bulgular kadınların bedenlerine daha şefkatle, daha sevecen ve daha kabullenici yaklaşabilmeleri için önleyici programlar geliştirmek adına ışık tutacaktır. Kadınların beden algıları ile ilgili değişkenlerin belirlenmesi ve bunlar üzerine çalışmalar yapılması ruh sağlığı alanında çalışan araştırmalar çalışanları açısından oldukça önemlidir. Anahtar Kelimeler: Beden Algısı, Sosyal Görünüş Kaygısı, Öz Şefkat
Ortoreksiya nervoza ile mükemmeliyetçilik algısı, beden imajı ve algılanan ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada ortoreksiya nervoza ile mükemmeliyetçilik algısı, beden imajı ve algılanan ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma örneklemini, 18-65 yaş arasında araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 344 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada; Bilgilendirilmiş Onam Formu, Sosyo-demografik Bilgi Formu, Ortoreksiya Nervoza Değerlendirme Ölçeği (ORTO-11), Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (ÇBMÖ), Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ), Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumları-Çocuk Formu (KAET-Ç) kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişki Pearson Korelasyon Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi ile değerlendirilmiştir. Ortoreksiya nervozanın araştırmanın ana değişkenleri ile olan ilişkisine bakıldığında; mükemmeliyetçilik ve mükemmeliyetçilik alt boyutları ile ortoreksiya nervoza puanı arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Beden imajı ve algılanan ebeveyn tutumları alt boyutları ile ortoreksiya nervoza puanı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Kendine yönelik mükemmeliyetçilik alt boyutunun ortoreksiya nervozayı yordadığı; beden imajı ve algılanan ebeveyn tutumları alt boyutlarının ortoreksiya nervozayı yordamadığı bulunmuştur. Sonuç olarak; mükemmeliyetçilik algısı ve alt boyutları ile ortoreksiya nervoza arasında pozitif yönde ilişki vardır. Aynı zamanda kendine odaklı mükemmeliyetçilik eğilimleri ortoreksiya nervozayı yordamaktadır. Bu açıdan bakıldığında ortoreksiya nervoza ile ilgili yapılacak çalışmalarda kişilerin mükemmeliyetçilik algısının dikkate alınmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.
Lise öğrencilerinde yeme tutumu üzerinde beden algısı, kontrol odağı ve ebeveyn tutumu etkisi
Yeme tutumu davranışı son yıllarda fiziksel ve psikolojik sorunlar doğurması nedeniyle araştırılan önemli konulardan birisi olmuştur. Özellikle yeme tutum davranışında değişikliklerin meydana gelmesi açısından ergenlik dönemi önem taşımaktadır. Yeme tutum davranışında bozulmaların meydana gelmesi tek bir değişkene bağlanmamaktadır. Bu nedenle bu araştırmanın amacı yeme tutumunu etkileyen yordayıcıları incelemektir. Araştırmanın örnekleminin yaşı 15-18 yaş aralığında değişen lise öğrencilerinden oluşmaktadır. Toplamda 318 kişiye ulaşılmış ve ölçekler uygulanmıştır. Katılımcılara yeme tutumu üzerinde etkisini araştırmak amacıyla; Yeme Tutum Testi (YTT), Beden Algısı Ölçeği (BAÖ), Kontrol Odağı Ölçeği (KOÖ), Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutum Testi (KAETT) uygulanmıştır. Araştırmada, cinsiyet ve Beden Kitle İndeksi (BKİ) değişkenleri açısından yeme tutumu, kontrol odağı, beden algısı ve algılanan ebeveyn tutumları karşılaştırılmıştır. Ayrıca, yeme tutumu, beden algısı, iç-dış kontrol odağı ve algılanan ebeveyn tutumları incelenmiştir. Bulgular doğrultusunda, cinsiyet ve Beden Kitle İndeksi (BKİ) değişkenleri bakımından beden algısı ve algılanan ebeveyn tutumlarının anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır. Yeme tutumunun beden algısı, iç ve dış kontrol odağı ve algılanan ebeveyn tutumlarıyla ilişkisi incelendiğinde, iç kontrol odağı, anne ve babadan algılanan reddedici tutumlar ile babadan algılanan aşırı koruyucu tutum pozitif yönlü ve anlamlı ilişki bulunmuştur. Babadan algılanan sıcaklık tutumu ile yeme tutumu negatif yönlü ve anlamlı ilişkili bulunmuştur. Yeme tutumunun yordayıcıları incelendiğinde, babadan algılanan reddedici tutumların yüksek düzeyde oluşu yeme tutumunun normal olmayan seyirde olduğunu açıklamaktadır. Elde edilen bulguların, ergenlik dönemindeki lise öğrencilerinin psikososyal açıdan sağlıklı bir gelişim süreci geçirmelerine katkı sağlayabilecek koruyucu ve önleyici programların ya da ebeveynleri bilinçlendirmeye yönelik yapılacak çalışmalara katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Beden Algısı, Ebeveyn Tutumu, Kontrol Odağı, Yeme Tutumu
Judıth Butler'da bedenin cinsiyet kimliğindeki konumu
Bedenli varlıklar olmanın dünyayı algılayışımızı nasıl etkilediği sorusu zihin- beden düalizmi üzerine kurulu ontolojik anlayışlara eleştirel bir tavır getirir. Judith Butler Cinsiyet Belası: Feminizm ve Kimliğin Altüst Edilmesi metniyle cinsiyet çalışmalarında, toplumsal alanda cinsiyet kavramını ele almış ve biyolojik cinsiyetin toplumsal cinsiyete olan büyük etkisinin yıkılmasını, toplumsal cinsiyetin cinsiyetten ayrılmasını ve cinsiyetin söylemsel bir alana taşınmasını, çeşitli filozoflara referans vererek kimlik- cinsiyet bağlantısını yeniden kurduğu kuramını açıklamıştır. Ancak cinsiyet kimliği inşası teorisi, "Bedenin maddeselliğine ne oldu?" sorusuyla karşılaşılmasına neden olmuş ve Butler, Bela Bedenler: Cinsiyetin Söylemsel Sınırları Üzerine metniyle bedene dair yorumlar getirmiştir. Beden, olasılıkların dramatize edildiği bir alan olarak görüldüğünde, deneyimlerin cinsiyet kimliğindeki değeri de ne olur? Bu beden ilk dönem feminist fenomenoloji olarak kabul ettiğimiz Beauvoir feminizmindeki beden ile aynı anlama mı gelir? Butler deneyimi esas aldığı halde, metinlerinde atıfta bulunduğu Simone de Beauvoir'ın ve bazı varoluşçu düşünürlerin, cinsiyetli bedenler konusundaki görüşlerini "özcü olmak" nedeniyle eleştirmiştir. Ancak Butler geleneksel epistemonolojik- ontolojik ayrımının içindeyken cinsiyet- toplumsal cinsiyet ayrımını yıkmak ister, bu nedenle de "hammadde" ve "biçimlendirici güç" ayrımı yüzleşmeye devam eder. Bu çalışmayla Judith Butler'ın toplumsal cinsiyet kimliği konusundaki kuramını, kuramın feminist felsefedeki arka planını araştıracağım. Beden üzerine incelemeler yapan fenomenolog Maurice Merleau-Ponty'e ve varoluşçuların beden ve cinsiyet alanındaki görüşlerine getirdiği eleştirileri ve bu eleştirilere feminist fenomenologların getirdiği yorumları da sunup, Butler'ın kuramında bedenin konumunu incelemeye çalışacağım.
Türk çağdaş sanatında sanat nesnesi olarak beden kullanımı
Türk çağdaş sanatında sanat nesnesi olarak beden kullanımı" başlıklı bu çalışmada, Antik Yunan'dan başlayan bir tarih çizgisi boyunca sanatçının kendi bedeniyle ilişkisinin izi sürülmüş; öncü sanatçılar, akımlar ve sanat eserleri incelenmiştir. Oluşturulan bu temelin ardından, çağdaş Türk sanatında performans ve performatif eserler üreten sanatçılar ve işleri incelenerek detaylı bir okumaya tabî tutulmuştur. Tezin nihai amacı, Türk çağdaş sanatında, sanatçının bedeniyle ilişkisini keşfetmeye çalışarak, bu alanda bir kaynak yaratmaktır.
Bedensel dokunuşların izleri
Tarih öncesi devirlerden bu yana kullanılan bir teknik olan iz alma/bırakmanın, oluşum ve uygulama alanları açısından incelenmesinin ilginç olacağı fikrinden hareketle hazırlanan bu tezde bedensel dokunuşun izini taşıyan ve Charles Sanders Peirce'in index adı verdiği bazı imgelerden örnekler vermeye çalıştık. Çalışmanın ilk bölümünü izin oluşumuna, niçin bir teknik olarak kabul edilmesi gerektiğine, ve onun yardımıyla oluşturulan bir imgenin sahip olduğu özellikleri (diyalektik, anakronik, tinsel vb.) incelemeye ayırdık. Bunu yaparken tarih öncesi devirlerden bazı duvar resimlerinin yanısıra bazı kutsal emanetlerden de örnekleri, imge üzerine düşünsel ürünler vermiş sanat kuramcılar ve felsefecilerin görüşleri eşliğinde sunduk. İkinci bölümdeyse bedensel dokunuşun izinin yine bedene aktarıldığı uygulamalara eğildik. Bedenin iz çıkarma yoluyla hakkedildiği ya da damgalandığı ilkel topluluklarda dövme, yakma ve yaralama gibi kalıcı vücut tadilatlarının yanı sıra, Türk ve Doğu toplumlarına özgü bir işaretleme şekli olan mühür ve tamganın kullanım alanları ile işlevlerine, izle olan organik bağlarına değindik. Üçüncü bölümde beden-kitap analojisinden hareketle, öncelikle kitabı oluşturan öğelerden yazı ardından kağıdın tarihi gelişimine ve nihayet kağıt damgalarının oluşum ve işlevine göz attık. Kilden kağıda ve kitaba uzanan dönüşümü konu etmemek olmazdı kaldı ki bu, konusu iz olan bir çalışmada bedensel dokunuşun iziyle çoğaltılan metinlerin varlığını ıskalamak demekti. Kitapla ilgili olarak, ona vurulan damganın, izin aktarımını ne şekilde üstlendiğine, yer verdik. Ekslibris ve pul konularına ayırdığımız dördüncü ve son bölümde ise bu iki imgeyi daha iyi anlayabilmek ve çözümleyebilmek adına kısaca tarihlerine değindikten sonra, iz ve temsil yönünden okumaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: iz, beden, mühür, kağıt damgası, ekslibris
Türkiye'de yeni ekspresyonist resimde beden imgesi
20. yy.da üç farklı zaman diliminde; Ekspresyonizm, Soyut Ekspresyonizm, Yeni Ekspresyonizm biçiminde ortaya çıkan, İfadecilik olarak da anılan, Ekspresyonizm akımı, sanatçı merkezli bir anlatımın düşünsel bir eğilimi olarak görülmüştür. Yaygın olduğu yüzyıla bir başkaldırı niteliğinde yansıyan bu anlayış, 1900'lü yılların başlarında Almanya'da ortaya çıkmıştır. Ekspresyonizm, özellikle savaş sonrası dönemde sanatçıların iç dünyasındaki birikimlerini, duygularını ve acılarını yansıttıkları bir anlatım dilini sunmuştur. Gerçekçi bir resimsel tavrın nesnenin ruhunu yeterince yakalayamadığını savunan dönemin sanatçıları, bu zaman diliminde nesnelerin ruhuna inip, biçimi bozarak, renkçi bir tavırda çalışmalar ortaya çıkarmışlardır. 1980'lerde Yeni Ekspresyonizm adı altında kendini tekrar var eden bu anlayış; 1960-1980 arası yıllarda kavramsal temelli, sanatın boyadan uzak kalışı ile yaşanan sürece karşı resmin tekrar doğuşunu sağlamış ve boyaya, tuvale, renge duyulan özlemi geri getirmiştir. Bu Postmodern yaklaşımla resmin içine farklı disiplinlerde birçok tekniğin katıldığı geniş bir çerçevede figüratif ağırlıklı işler elde edilmiştir. Eşzamanlı olarak Türkiye'de de kendini gösteren Yeni Ekspresyonizm, günümüze kadar gelen süreçte farklı anlatımlarla kendine yer bulmuştur. Bu araştırmada resmin figüratif anlamda gelişimi ve beden imgesi ile kurduğu diyalog; Yeni Ekspresyonizm'e kadar gelen süreçle, sonrası ve günümüz sanatına yansımaları incelenmiştir. Türk resmindeki figüratif eğilimlerde, beden imgesinin ifadeciliği üzerinden sanatçı ve eserlerinden örnekler verilerek araştırmanın detayına inilmiştir.
Bir grup lise öğrencisinin internet kullanımlarının beden algıları ve yeme tutumları ile ilişkisi
Problemin Tanımı: Kullanım oranı sürekli artan ve yaygınlaşan internet; insanların işlevselliklerini olumsuz yönde etkilemekte ve sağlıksız kullanımlara yol açmaktadır. Özellikle ergenlik dönemindeki gençler, problemli internet kullanımı için risk grubundadır. Beden algısı kavramı; kişilerin kendi bedenlerine dair duygu ve düşüncelerini tanımlamaktadır. Bedensel gelişim ve değişimin büyük oranlarda gerçekleştiği ergenlik döneminde kişilerin beden algıları oldukça önemlidir. Yeme bozuklukları son yıllarda yükseliş göstermektedir; özellikle genç kızlarda görülmektedir. Bu araştırmanın amacı; lisede öğren görmeye devam eden ergenlerin internet kullanım sıklığını, problemli internet kullanımı davranışlarını araştırmak, sosyodemografik değişkenleri yanı sıra; beden algıları ve yeme tutumlarıyla ilişkili olup olmadığını belirlemektir. Yöntem: Araştırmaya İstanbul'da yaşayan, yaşları 14-18 arasında değişen 274 (%40,5 erkek - % 59,5 kız) gönüllü lise öğrencisi katılmıştır. Kullanılan veri toplama araçları; Sosyodemografik Bilgi ve Veri Formu, Problemli İnternet Kullanımı Ölçeği-Ergen Formu, Vücut Algısı Ölçeği ve Yeme Tutumu Testi'dir. Verilerin analizi için; SPSS (Statistical Package Program for Social Science) for Windows 24.0 programından yararlanılmıştır. Sosyodemografik Bilgi ve Veri Formu'ndaki değişkenlerin dağılımları Frekans Analizi ile tespit edilmiş; uygulanan ölçekler ile ilişkisini saptamak için Bağımsız T-Testi Analizi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişkiyi tespit etmek için Pearson Korelasyonu, yordayıcı etkiyi saptamak amacıyla ise Regresyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Cinsiyet değişkeni Problemli İnternet Kullanımı Ölçeği için istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık göstermezken; Vücut Algısı Ölçeği ve Yeme Tutumu Testi için anlamlı düzeyde farklılık göstermektedir. Kız öğrencilerin Vücut Algısı Ölçeği puanları, erkek öğrencilerden anlamlı derecede yüksek çıkmıştır. Ayrıca; kız öğrencilerin Yeme Tutumu Testi puanlarının da erkek öğrencilerden anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Problemli internet kullanımı ile yeme tutumu arasında pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca; beden algısı ile yeme tutumu arasında da pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Öte yandan; problemli internet kullanımı ile beden algısı arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir ilişki tespit edilememiştir. Anahtar Kelimeler: Ergenlik Dönemi, Problemli İnternet Kullanımı, Beden Algısı, Yeme Tutumu, Yeme Bozuklukları
Yoga yapan bireylerin cinsel doyumlarının, beden farkındalıklarının ve yaşam memnuniyetlerinin değerlendirilmesi
Amaç: Yoga yapan ve yapmayan bireylerin cinsel işlevlerinin, beden algısının ve yaşam niteliğinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma, yoga grubu ve yoga yapmayanlar grubu (Kontrol grubu) olmak üzere iki gruptan oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi, kolayda örneklem yoluyla belirlenen 42'si yoga grubu, 52'si yoga yapmayanlar grubu katılımcısı olmak üzere 94 kişiden oluşmaktadır. Yoga yapmayanlar grubunu, yoga veya herhangi bir spor yapmayan, sosyo-demografik özellikleri yoga grubu ile eşleşen, gönüllü katılımcılar oluşturmaktadır. Yoga grubunu, en az 3 aydır, haftada 2 gün veya üzeri ve günde 1 saat yoga yapan gönüllü kişiler oluşturmaktadır. Veri toplama aşamasında Sosyo-demografik Özellikler ve Bilgi Formu, Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği (GRCDÖ), Beden İmgesinin Yaşam Niteliğine Etkisi Ölçeği (BİYNEÖ) ve Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ) kullanılmıştır. Araştırmada, frekans analizi, tanımlayıcı istatistikler, ikili gruplar için bağımsız t-testi, anova analizi ve lineer regresyon analizleri uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmamızda, yoga grubu ile kontrol grubu arasında cinsel işlevler, yaşam niteliği ve vücut algısı bakımından anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Araştırma bulgularına göre, yoga yapan kişilerin yoga yapmayanlara göre cinsel işlevleri, yaşam nitelikleri ve vücut algıları daha iyi bulunmuştur. Yoga yapma süresi ile cinsel işlev ve yaşam niteliği arasında bir ilişki bulunmazken, vücut algısı ile yoga yapma süresi arasında bir ilişki bulunmuştur. 12 ay ve üzeri süredir yoga yapan kişilerin vücut algıları, 12 aydan az süredir yoga yapanlara göre daha olumludur. Yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre, yoga yapan grupta vücut algısı ve yaşam niteliği arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunurken, cinsel işlev ve yaşam niteliği, cinsel işlev ve vücut algısı arasında bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Araştırma bulguları doğrultusunda, yoga yapan kişilerin yoga veya herhangi bir spor yapmayan kişilere kıyasla cinsel işlev, yaşam niteliği ve vücut algısı açısından daha iyi olduğu belirlenmiştir. Yoga yapan kişiler kendi aralarında değerlendirildiğinde ise uzun süre yoga yapanların vücut algılarının daha iyi olduğu gözlenmiştir. Bunun yanında, yoga yapan kişilerin vücut algılarındaki iyilik hali ile yaşam niteliklerinin iyilik hali arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu alanda yapılacak olan çalışmalar için uzun süreli, boylamsal araştırma yöntemi kullanılarak yapılacak olan çalışmalar önerilmektedir.