Bilim
Bu konu başlığı altında 127 tez
Yükseköğretimde bilim diplomasisi
Bu araştırmanın amacı, devlet ve vakıf üniversitelerinde görev yapan dekan ve dekan yardımcılarının görüşlerine göre yükseköğretim kurumlarınca yürütülen bilimsel çalışmaların bilim diplomasisi uygulamalarına etki düzeyini belirlemektir. Araştırmada nicel araştırma deseninde kesitsel tarama modeli tercih edilmiştir. Türkiye genelinde 433 dekan ve dekan yardımcısına ulaşılarak "Yükseköğretimde Bilim Diplomasisi Ölçeği" ile veriler toplanmıştır. Araştırma sonucunda dekan ve dekan yardımcıları yükseköğretim kurumlarınca yürütülen bilimsel çalışmaların, bilim diplomasisi uygulamalarına genel olarak "orta" düzeyde etki ettiğini belirtmiştir. Dekan ve dekan yardımcıları, "iş birliği ve bilimsel çalışma" ile "eğitim ve öğretim" alt boyutunda yer alan bilimsel çalışmaların, bilim diplomasisi uygulamalarına "orta" düzeyde; "ortaklık ve toplumsal katkı" ile "kurumsal uluslararasılaşma" alt boyutunda yer alan bilimsel çalışmaların ise bilim diplomasisi uygulamalarına "düşük" düzeyde etki ettiği yönünde görüş bildirmiştir. Yükseköğretim kurumlarınca yürütülen bilimsel çalışmaların bilim diplomasisi uygulamalarına etki düzeyi dekan ve dekan yardımcılarının cinsiyetine, görev yaptıkları fakülte türüne, üniversite türüne, coğrafi bölgeye ve yurtdışında çalışma/görev alma durumuna göre anlamlı bir farklılık göstermekte iken yaşlarına ve görev durumuna göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Ayrıca yükseköğretim kurumlarında bilim diplomasisi uygulamalarını etkin yürüten araştırma kapsamındaki ülkeler sırasıyla; İngiltere, ABD, Çin, Türkiye ve İran'dır.
Halkın bilime ve bilimsel araştırmaya dair görüşleri: COVID-19 pandemisi örneği
COVID-19 Pandemisi, ortaya çıkışından itibaren tüm dünyada tartışma konusu olmuştur. Halk farklı kanallardan pandemi hakkında bilgilere erişmeye çalışmış, "bilim iletişimi" bu dönemde hiç olmadığı kadar ön plana çıkmıştır. Bu durum; bilim insanlarının, politikacıların ve medyanın "halkın bilimi anlaması" konusundaki rollerini değerlendirmelerine neden olmuştur. Bu sebeple halkın pandemide bilim ve bilimsel araştırmaya dair görüşlerini anlamak; etkili bir bilim iletişimi geliştirmek için önem taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı ise "bilim iletişimi" çerçevesinden, COVID-19 Pandemisi döneminde halkın bilime ve bilimsel araştırmaya dair görüşlerini araştırmaktır. Bu amaçla, Wissenschaft im Dialog tarafından 2020 yılında geliştirilerek uygulanmış "Science Barometer Special Edition on Corona" ölçeği uyarlanarak araştırma amacına uygun hale getirilmiştir. Pilot çalışmanın ardından ölçek; kolay ulaşılabilir durum örneklemesi yöntemi ile SurveyMonkey üzerinden katılımcılara ulaştırılmıştır. 1010 katılımcıdan elde edilen veri seti kategorilendirilerek, SPSS 25.0 paket programı ile normallik ve homojenlik testleri yapılmıştır. Cronbach Alpha iç tutarlılık katsayısı 0,705 olarak belirlenmiştir. Veriler her bir alt probleme uygun şekilde analiz edilmiş, frekans dağılımları ve yüzdeler elde edilmiştir. Bulgulara göre Türk halkı COVID-19 Pandemisi döneminde bilim ve bilimsel araştırmaya yüksek oranda güven duymakta; bilimsel bilgilere ulaşmak için çoğunlukla televizyon veya sosyal medyayı tercih etmektedir. Kitle iletişim araçlarında, bilim insanları, doktorlar ve sağlık personelleri tarafından yapılan bilimsel açıklamalara duyulan güvenin politikacılara duyulan güvenden daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Buna karşılık halk, pandemiye dair alınan politik kararların bilimsel verilere dayanması gerektiğini düşünmektedir. Halkın bilimsel bilginin doğasını anlama durumuna dair bulgular; demografik özellikler bakımından farklılaştığı noktalarda tartışılmış, bu bulgular ışığında etkili bir bilim iletişimi ekosistemi oluşturulabilmesi için çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
Din-bilim ilişkisi bağlamında mûcize (Ferîd Vecdî örneği)
XIX. ve XX. yüzyıllarda batılıların akıl-din arasında çatışma olduğu iddialarına ve İslâm'a yönelik eleştirilerine karşı İslâm âlimlerinin dini yorumlarken aklı önceleyerek batılılara İslâm'ın akılla uyumlu olduğunu ispatlama gayreti içinde olduğu bilinmektedir. Bu amaçla başta Allah inancı olmak üzere nübüvvet ve mûcize meselesi gibi kelâmî konular aklî verilerden yararlanılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Ancak bu dönemde mûcize hakkındaki bazı açıklamalar onun "olağanüstülük" ve "âciz bırakma" özelliklerine gölge düşürmüştür. Bu çalışmada XIX. ve XX. yüzyıldaki mûcize anlayışı, Mısırlı düşünür Ferîd Vecdî merkeze alınarak karşılaştırmalı bir şekilde incelenmiştir. Birinci bölümde dönemin özellikleri ve Ferîd Vecdî'nin hayatı ile yaşadığı dönem ele alınmış, ikinci bölümde klasik dönem mûcize anlayışı incelenmiş, üçüncü bölümde ise bu anlayışın XIX. ve XX. yüzyıllarda nasıl değiştiği Ferîd Vecdî'nin görüşleri üzerinden karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Ferîd Vecdî, mûcize, hârikulâde, nübüvvet, İslâm, bilim, nedensellik.
Erken dönem Osmanlı tarihi'nde ilim ve tasnif anlayışı: Abdurrahman Bistâmî'nin el-Fevâʾihü'l-Miskiyye fî'l-Fevâtihi'l-Mekkiyye adlı eseri ve etkileri
Bu tez, erken Osmanlı tarihindeki ilim ve tasnif anlayışlarını II. Murad dönemini ve Abdurrahman Bistâmî'yi merkeze alarak incelemektedir. Nazarî/Amelî ve Zâhir/Bâtın olmak üzere iki ana başlık altında tespit edilen bu anlayışlar İslam düşüncesinin devamı niteliğinde olup mezkûr dönemde de varlıklarını devam ettirmişlerdir. Bu iki anlayış Abdurrahman Bistâmî'nin tasnifinde birleştirilmiş ve böylece siyasi olarak bütünlük arz etmeyen İslam dünyasında ilmî düşünce için bir zemin oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu zemin aynı zamanda özellikle XV. yüzyılda yaygınlaşan ve Bistâmî'de de gördüğümüz gizli ilimler marifetiyle geleceğe yönelik çıkarımlar yapmaya da olanak sunmaktadır. Kendi dönemindeki konumunun yanında Bistâmî'nin eserlerinin XVI. yüzyılda da dolaşımda olması ve hassaten Taşköprîzâde Ahmed Efendi ile olan irtibatının tespiti Osmanlı ilmî düşüncesindeki Bistâmî'nin yerini göstermesi açısından oldukça önemlidir.
The rise of the socio-philosophical ground of Islamic knowledge tradition through its technical terms (650-900)
This study examines the emergence of the socio-philosophical foundation of knowledge tradition in Islamic civilization through technical terms which are utilized in later development in all sciences in the period that extends just about from 650 AD until almost 900 AD. The transformation of a civilization into a world civilization in a short period of time is a remarkable event in the history of thought. The determination of the factors that prepared it also requires an investigation of the reasons why Islamic scholars made the universe a subject of research from the early period. Therefore, the aim of this thesis is to examine the process of the emergence of technical terms in general, especially in the disciplines that contributed to the emergence of a sophisticated knowledge tradition that provided a social and philosophical foundation for scientific progress in Islamic civilization. In our study, we will take into account the perspectives of the Muslim scientific community expressed in technical terms such as the 'ulamā' and the fuqahā. This is because the Islamic knowledge tradition grew out of a religious context. For this reason, religious terminology played a significant role in the development of scientific nomenclature, including physical sciences. As a study in the sociology of knowledge, this thesis will pay attention to the scientific progress only in the first three centuries, following the footsteps of mainly technical terms as they gradually unfolded in Islamic scientific tradition.
Sanatta mikroskobik görüntülerin dünyada ve Türkiye'deki yansımaları
Bu tezde,sanatta mikroskobik görüntülerin dünyada ve Türkiye'deki yansımaları araştırılmıştır.Çalışmanın merkezine doğa ve sanat arasındaki etkileşimi alarak,bilim ve teknolojinin gelişimi ve modern biyolojiye etkisi;modern biyoloji ve teknolojinin de sanattaki yansımaları ortaya konmuştur.Bilim,sanat ve teknoloji arasındaki bu dinamik ağda yer karşılıklı etkileşimler,insanın varoluş serüvenin ve evreni anlama çabasının sanat aracılığıyla nasıl ele alınır irdelnmiştir. Çalışmanın amacı,sanat-bilim ekseninde doğanın boyutunun nasıl kavrandığı ve mikroskobun sağladığı yeni tekniklerin sanata nasıl yansıdığının araştırılmasıdır.Bu çalışma,sanat,teknik ve bilim arasındaki ilişkilerin ve etkileşimlerin belirli bir kavramsal çevreve kapsamında incelediği nitel bir yöntemin yanısıra,mikroskobik görüntülerle üretilen sanat eserlerinin izleyiciler üzerinde yarattığı etkiyi de röportajlar ve anket çalışmaları aracılığıyla irdeleyen nicel bir araştırmayı da barındırır. Sonuç olarak bu tez,santta mikroskobik görüntülerin dünyada ve coğrafyamızdaki yansımaları ekseninde,makro ve mikro kozmos arasındaki bağların,insana doğa arasındaki ayrımın ve benzerliğin,nihayetinde de teknik gelişmelerin hem sanatta hem de bilimdeki yansımlarının incelendiği bir çalışmadır.
Bilimsel tefsir açısından Kur'ân'ın i'câzı
Yüce Allah, her peygambere nübüvvetini tasdik eden mucizeler vermiştir. Hz. Peygamber'in de en büyük mucizesi Kur'ân'dır. Kur'ân, gaybî haberlerden bahsetmesi, ümmî bir peygamber tarafından tebliğ edilmesi, erişilmez bir hidâyet kaynağı olması, beyânı, nazmı, tertibi, üslûbu, psikolojik etkileme gücü, teşrîʻ için koyduğu hükümler ve sonradan keşfedilen birçok ilmî gerçeğe işaret etmesi gibi pek çok yönden mu'cizdir. Tez konumuzu bilimsel tefsir açısından Kur'ân'ın i'câzı teşkil etmektedir. Bilimsel tefsir anlayışı dirâyet tefsirin ortaya çıkmasıyla başlamıştır. Zira kevnî âyetleri pozitif bilimlerin verileriyle tefsir etmeye çalışmak, bir tür içtihat ve görüş beyân etmektir. Zaten bilimsel tefsir hareketi müstakil bir ekol haline gelinceye kadar dirâyet tefsirleri içinde yer almış ve böylece gelişmesini sürdürmüştür. Bilimsel tefsir anlayışı, Abbasîler döneminde başlayan tercüme faaliyetleriyle canlanmıştır. Bu faaliyetler neticesinde, İslâm âlimleri Kur'ân'ı daha fazla düşünmeye ve özellikle kevnî âyetleri anlamaya ve mahiyetini araştırmaya çalışmışlardır. İslâm alêminde canlılık ve yeniliğe sebep olan felsefe, fizik, kimya, tıp ve astronomi gibi ilimlerde yüzlerce ilim adamı yetişmiş ve bilimsel tefsir hareketinin başlamasına da önemli bir etken olmuştur. Bilimsel tefsirin doğuşunu etkileyen dinî, sosyal ve kültürel birçok etken bulunmaktadır. Dinî etkenlerin başında da Kur'ân'da her şeyin mevcut olduğu, çıkmış ve çıkacak bütün ilimlerin onda var olduğu hususudur. Ayrıca Kur'ân'da evrenin yaratılışı, genişlemesi, daralması, dünyanın şekli, dönmesi, göklerin ve yerin yaratılması, ay ve güneş hareketleri gibi astronomi ile ilgili; yeryüzündeki uyum, kömürün oluşumu ve demirin indirilmesi gibi jeoloji ile alakalı; hayatın kaynağı olan su ve rüzgârların aşılayıcı fonksiyonları gibi biyoloji ile ilgili; insanın yaratılış aşamaları, koruyucu hekimlik ve jinekoloji tıp gibi bilimlerle ilgili insanı düşünmeye ve araştırmaya sevk eden âyetlerle birlikte açık ve dolaylı olarak, tabiat olaylarına, evrendeki canlı veya cansız varlıklara temas eden âyetler de bilimsel tefsirin doğuşuna neden olan etkenlerdendir. Kur'ân'da birçok sûrede bilimsel hakikatlere değinilmekte, yeryüzü, gökyüzü, yıldız, dağ, deniz, hava, su, insan, kuş, böcek, evcil ve yabani hayvanlar hakkında pek çok âyet bulunmaktadır. İlk dönemlerde bu âyetlerin mahiyetinden ziyade daha çok onların hikmetleri üzerinde durulmuş, VIII. yüzyıldan itibaren de onların tefsiri üzerinde fikir yürütme sürecine girilmiştir. Kur'ân'da pozitif bilim dallarına ait bilgilerin yer alması, birçok ilim adamını bu yönden Kur'ân'a yönelmeye ve yorumlamaya sevk etmiştir. Bilim ve teknoloji geliştikçe, bilimsel açıdan Kur'ân'a yöneliş ve ilerleme de o oranda gelişmiştir. Kur'ân'da pozitif bilim dallarına ait bazı bilgilerin bulunması, onun bir bilim kitabı olduğu anlamına gelmez. Kur'ân bir bilim kitabı olmaktan ziyade bir hidayet kitabıdır. Zira Kur'ân'ın temel amacı insana yol göstermektir. Anahtar Kelimeler: Kur'ân, Tefsir, İ'câz, Bilimsel Tefsir, İlmî İ'câz, Kur'ân'ın Modern Bilimlerle münasebeti
Nietzsche ve Dostoyevski'de bilimci insan tasarımının reddi
İnsan varoluşu ve insanın ne olduğu problemi uzun zamandır felsefenin temel konusu olmuştur, olmaya da devam edecektir. Fyodor M. Dostoyevski (1821-1881) ve Friedrich Nietzsche (1844-1900) 19. yüzyılda düşünce, felsefe ve edebiyat hayatına büyük katkı sağlamış ve damga vurmuş iki önemli düşünürdür. Her ne kadar farklı şehirlerde, farklı ortamlarda yaşamış olsalar da hayatları boyunca insan ve insanın problemlerine dair düşüncelerini ortaya koymuşlardır. Her iki düşünürde insanı ele alırken zaman zaman benzer sonuçlara varmışsa da çoğunlukla insanı farklı biçimlerde ele almışlardır. Dostoyevski ve Nietzsche, temelde insan hayatının anlamını ve değeri problemi çerçevesinde, insanın kendisinde sahip olduğu olanakları nasıl en üst değere çıkaracaklarına dair teoriler üretmişlerdir. Dostoyevski için insanın kendi varlığını gerçekleştirmesinin yolu; insan sevgisi, merhameti ve kendisinden üstün olan yegâne güç olan Tanrı'ya inanmak ile dinine temiz bir kalple bağlanmaktır. Nietzsche açısından ise bu yol, insana toplum tarafından dayatılmış ve sorgulamadan kabul ettiği ahlaki ve dini değerlerin özünde değersiz olduğunu bilmesi ve bu değer yargılarından kurtularak kendi içinde bulunan gücü keşfetmek kaydıyla üstinsana ulaştırabilmesidir. Her iki düşünürün ortaklaştığını iddia ettiğimiz yanları, ikisinin de insanın kendini gerçekleştirmesine ve bunu dışsal bir otoriteden bağımsız yapması gerektiğine dair vurgularıdır. Bizim bu tezde göstermeye çalışacağımız şey tam da bu otoritenin ideolojik görünümlü bir bilim tasarımı olduğudur.
Kur'ân'ın anlaşılmasında ilmî tefsir yönteminin yeri ve çağdaş dönem Türkçe tefsirlerden örnekler
İnsanlara yaratılış maksatlarına uygun hareket etmeleri ve varlıklarının sebebi olan Allah'ı tanımaları için bir hidayet rehberi olarak indirilen Kur'ân'ın muhtevasında insanın yaratıcısına ve çevresindeki diğer canlılara karşı görev ve sorumluluklarını bildiren âyetler bulunmaktadır. Bununla birlikte Kur'ân, kendisinin Allah katından olduğunun ispatı ve Allah'ın güç ve kudretinin boyutlarının muhataplara tasviri için insanın yaşadığı evrenin oluşumu ve işleyişine dair bazı âyetler de içermektedir. Kevnî âyetler olarak da isimlendirilen bu âyetlerin pozitif bilimlerin ulaşmış olduğu verilerden yararlanılarak tefsir edilmesi, ilmî/bilimsel tefsir adında bir tefsir yöntemi ortaya çıkarmıştır. İlmî tefsirin ortaya çıkması bilimsel gelişmeler ile paralellik gösterir. Zira bazı âlimler, bilim alanında bir keşif yapıldığı zaman bunun Kur'ân'da var olduğunu, din ve bilimin birbirini desteklediğini ispatlamaya gayret etmektedirler. Fakat âyetlerin bilimsel keşifler ile açıklanmasını doğru bulmayanlar da bu tür bir yaklaşımın Kur'ân'ın ruhuna zarar verdiği kanısındadırlar. Bundan dolayı ilmî tefsirin mümkün olup olmadığı veya sınırları ile alakalı birçok tartışma yapılmıştır. Tezimizin birinci bölümünde din ve bilim ilişkisini ele alarak ayrıştıkları ve uzlaştıkları yerlere değinilecek; ikinci bölümde ilmî tefsirin tarihçesine ve örneklerine yer verilecek; üçüncü bölümde ise ülkemizde ilmî tefsire dair çağdaş dönemde yapılmış ilmî çalışmalar ve bu çalışmaların müelliflerinin ilmî tefsire yaklaşımları değerlendirilecek, sonuç bölümünde ise ilmî tefsirin günümüzdeki yeri ve değerine dair mülahazalarda bulunulacaktır. Anahtar kelimeler: Kur'ân, Tefsir, Din, Bilim, İlmî Tefsir.
Abdurrahman Küçük'ün dinler tarihçiliği ve bilim anlayışı
Ülkesini gerek yurt içinde gerekse de yurt dışında temsil eden, yaptığı çalışmalarla adından söz ettiren ilim insanlarını tanımak, tanıtmak; başkalarına örnek olması açısından son derece önemlidir. Her ülkede olduğu gibi Türkiye'de de değerli şahsiyetler yetişmiş ve bu şahsiyetlerinde yetiştirdiği nesiller var olmaya devam etmektedir. Dinler tarihi alanına bakıldığında ilk Türk dinler tarihçisi unvanını kazanan Hikmet Tanyu'nun dinler tarihi alanının günümüzdeki konumuna gelmesindeki rolü çok büyüktür. Onun danışmanlığında birçok önemli akademisyen yetişmiştir ve bunlardan biri de bu çalışmanın konusunu oluşturan Abdurrahman Küçük'tür. Abdurrahman Küçük, Türkiye Dinler Tarihi biliminde Hikmet Tanyu Ekolü'nün yaşayan bir mirasçısı olarak Dinler Tarihçiliği ve Türkiye Dinler Tarihi biliminin kurumsallaşması açısından önemli bir etkene sahiptir. Abdurrahman Küçük'ün dinler tarihçiliği ve bilim anlayışı ile ilgili bir çalışmanın yapılmaması tarafımızca bir eksiklik olarak görülmüştür. Bizi bu çalışmaya yönelten temel amaç böyle değerli bilim insanının hayatını ve eserlerini, düşünceleri bağlamında dinler tarihine ve Türkiye'deki dinler tarihi bilimine ne tür katkılarda bulunduğunu, gelecek kuşaklara doğru bir şekilde tanıtmak ve eserlerinden elimizden geldiğince faydalı olmayı amaçlamaktır. Nitel bir çalışma ile yürütülen bu tezde, edebiyat çalışması ile birlikte, görüşme ve içerik analizi yöntemleri kullanılmıştır.
Din-bilim ilişkisi bağlamında kuantum teorisi
İnsanlık için önemli iki fenomen olan din ve bilim tarihi süreç içerisinde kaçınılmaz ve sürekliliği olan bir etkileşim içerisindedir. Tarihi süreçte bazı dönemlerde dinin bazı dönemlerde ise bilimin etkin olması iki alan arasındaki ilişki üzerinde etkili olmuştur. Özellikle 17.yy'dan itibaren önemli derecede gelişme gösteren bilim, bilgi edinme ve bilginin imkanı gibi konularında büyük ve kapsayıcı bir değişime neden olmuş, evrenin anlaşılmasında da bilgi temelli bir anlayış ortaya çıkarmıştır. Bilimsel bilginin atağa geçtiği ilk önemlerde everen ile ilgili determisit, mekanik ve maddeci bir anlayışı varken 20. yy'ın başlarında fizik alanında yapılan çalışmaların meydana getirdiği köklü değişimler determinizmin öne sürdüğü mutlak evren anlayışını yıkarak, değişkenliği ve belirsizliği de kapsayan bütüncül bir bakış açısı inşa etmiştir. İnşa edilen bu yeni anlayış yani kuantum teorisi maddenin yapısına dair bilgi ve bakış açımızı değiştirmiş kesin ve öngörülebilir bir evren yerine değişkenlerden dolayı, belirsizliklerin ve olasılıkların var olduğu bir evren anlayışı kazandırmıştır. Kuantum fiziğinin kazandırmış olduğu bu veriler teoloji alanında da köklü değişimlere neden olmuştur. Bu köklü değişimler din ve bilim ilişkisini de etkilemiştir.
Bilim diplomasisinde Türkiye ve İngiltere'nin politikaları ve uygulamaları
Gelişen ve küreselleşen dünyada bilimin her alandaki önemi artmaktadır. Son zamanlarda küreselleşen sorunlar, ekonomik ilişkiler ve ticaret gibi durumlar nedeniyle ülkeler arası kurulan ilişkilerin güçlendirilmesi için bilimden ve bilimsel faaliyetlerin yapılabilmesi için diplomasiden faydalanılmaktadır. Bu bağlamda bilim diplomasisi ortaya çıkmaktadır. Bilim diplomasisi Türkiye'de son yirmi yıldır daha fazla ele alınmaktadır. Bu çalışmada Türkiye ve İngiltere yürütülmekte olan bilim diplomasisi faaliyetlerini incelemek amaçlanmıştır. Öncelikle Bilim Diplomasisi ve boyutları hakkında ve ABD, Almanya, Fransa, İtalya'nın bilim diplomasisi politikalar ve yürüttükleri faaliyetler hakkında açıklamalar yapılmıştır. Türkiye ve İngiltere'nin bilim diplomasisi politikaları ve kurumları aracılığıyla yürüttükleri faaliyetler ele alınarak benzer ve farklı yönler ortaya konulmuştur. Bilim diplomasisi faaliyetleri bakımından benzer özellik taşıyan kurumlar tablo halinde sunulmuştur. Çalışma aracılığıyla yapılan bilim diplomasisi faaliyetleri ve ülkelere ait başarılı bulunan faaliyetlerin tanıtılmasına katkı sağlanacaktır. Çalışmada nitel araştırma desenlerinden olan doküman tarama yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen verilerin birincil kaynaklarına ulaşılarak doğrulukları teyit edilmiştir.
TÜBİTAK tarafından çocuklara yönelik yayımlanan popüler bilim dergilerinin çocuk hakları açısından incelenmesi
Bu araştırmada, TÜBİTAK tarafından aylık olarak yayımlanan Meraklı Minik ve Bilim Çocuk dergilerinin, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'de yer alan maddeler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Her iki derginin farklı mevsimlerinde yayımlanmış toplam on altı sayısı araştırmanın veri kaynağını oluşturmuştur. Nitel araştırma yöntemlerinden biri olan içerik analiziyle veriler ele alınarak, olumlu ve olumsuz kullanımları açısından değerlendirilmiştir. Hem metinleri hem de görselleri incelenen dergilerde, çocuk haklarının olumsuz kullanımı olarak değerlendirilen çok az örneğe rastlanmıştır. Dergilerde en çoktan en aza sırasıyla katılım hakkı, gelişme hakkı, yaşama hakkı ve korunma hakkına yer verildiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Çocuk, Çocuk Hakları, Popüler Bilim Dergileri, Meraklı Minik, Bilim Çocuk.
Wittgenstein ve Kuhn: Yeni bir epistemolojiye doğru
Thomas S. Kuhn tarafından sunulan yeni bilim imgesi göreliliğe yol açtığı gerekçesiyle sıklıkla eleştirilmiştir. Kuhn, temel eseri Bilimsel Devrimlerin Yapısı'ndan sonraki çalışmalarında bu eleştirilere yanıt vermeye çalışsa da bu konudaki tartışmaları tatmin edici bir şekilde sonlandırdığı söylenemez. Bu çalışmanın temel amacı, Kuhn'un sunduğu bilim imgesini geç dönem Wittgenstein felsefesinin gramer kavramıyla beraber okumak ve bu yönde bir okumanın görelilik tartışmaları açısından yaratacağı imkanları tartışmaktır. Bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Bunlardan ilki, Kuhn'un sunduğu bilim imgesini, bu imgenin oluşumu ve tarihsel gelişiminden hareketle betimlemekte ve onun görelilik ile olan ilişkisi ele almaktadır. İkinci bölüm çalışmanın iddiasını şekillendiren Wittgensteincı gramer kavramının temel özellikleri incelemektedir. Üçüncü ve son bölümde Kuhn'un bilim imgesi gramer kavramından hareketle yeniden değerlendirilmekte ve bu tip değerlendirmenin görelilik tartışmaları açısından sonucu ele alınmaktadır.
Karl Jaspers felsefesinde üniversite kavramı
Bu araştırmanın amacı 20. yy'da varoluş filozofları arasında sayılan ve birçok ülkede çok iyi tanınmasına rağmen ülkemizde az derecede tanınan Alman filozof Karl Jaspers'in üniversite fikrini incelemek ve Türkçe literatüre kazandırmaktır. Filozofun üniversite fikrini konu hakkında ortaya koyduğu eseri The Idea of the University ve diğer eserlerinde üniversite hakkındaki fikirleriyle açığa çıkarmak temel amaçtır. Filozofun ileriye sürdüğü fikirlerle üniversite konusunda dikkat edilmesi gereken temel düşünceleri yeniden gündeme getirmek ve bu alandaki literatüre katkıda bulunmak temel amaçlar arasındadır. Çalışma kapsamında Karl Jaspers'in üniversite fikrini ortaya koymak için onun konu hakkındaki temel eseri olan The Idea of the University isimli kitabı ve diğer eserleri incelenmiştir. Genel felsefesinde üniversite kavramını anlamak için Türkçe'ye çevrilen eserleri ve elde edilen diğer tüm kaynaklar nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi yoluyla ele alınmıştır. Elde edilen bulgulara göre; Jaspers, bir varoluş filozofu olarak felsefesinin temeline insanı koymuş; insanın dünyadaki varlığını anlamlandırmaya, insanın bir olanak olarak sahip olduğu varoluşunu anlatmaya ve bu varoluşu aydınlatma yollarını ortaya koymaya çalışmıştır. Jaspers, insanın bilme isteğiyle varolduğunu, bu hakikate ulaşma çabasını ise üniversite gibi evrensel olan, bilim ve felsefeyi bünyesinde barındıran bir kurumda sürdürebileceğini düşünmüştür. İnsanlığa hizmet edecek bir kurum olan üniversite Jaspers ve onun öncesinde var olan Alman idealistlerin görüşlerinde önemlidir. Başta Immanuel Kant olmak üzere Johann Gottlieb Fichte, Friedrich Schelling ve Schleiermacher gibi Alman filozoflar üniversite fikrini önemsemiş; konu hakkında fikirlerini ortaya koymuşlardır. Jaspers, konu hakkında özellikle Schleiermacher ve Kant fikirlerine bağlı kalmış; üniversite fikrini onların fikirlerine yakın kılmıştır. Jaspers, üniversitede yapılacak temel işin araştırmacıların ve öğrencilerin birlikte hakikati aramak olduğunu yazar. Ona göre üniversite insana bir meslek kazandırmalı, genel olarak insanı eğitmeli ve araştırma yapmalıdır. Üniversitenin bünyesinde bilim ve bilginlik, entelektüel hayat, bilim ve felsefe, araştırma, eğitim ve öğretimi sağlamak, iletişim, üniversitenin bir kurum olarak var olması, üniversitede tüm bilimlerin birlik ve bütünlüğünün sağlanması, üniversitenin devlet ile olan kaçınılmaz bağı ve üniversiteye öğrenci seçiminde dikkat edilmesi gereken hususlar düşüncelerinde yer alan başlıca konulardır.
Achievement in and attitudes toward science: The combined effects of formal and non-formal learning
The purpose of this study is to investigate the combined effect of formal and non-formal learnings on the fifth -grade students' achievement in and attitude toward science. It compares the effects of formal education with combined effects of formal and non-formal education. An experimental design is implemented for 48 5th -grade students at a private primary school in Istanbul. In the fall term of the 2015-2016 education year, science program objectives were covered in school as formal learning. Students were taught science in the classroom and at the science laboratory. In the spring term of the 2015-2016 education year, a science program was enriched with non-formal science learning. Throughout the spring term, students were taken to the non-formal learning settings and each unit in the 5th -grade curriculum was taught both in school and at non-formal science centers. Students' achievement and attitudes were investigated with the quantitative analysis of test measurement. Wilcoxon Signed Ranks Test analysis showed that there was not a statistically significant difference between fall and spring term achievement scores of the students but that there was a statistically significant difference between their fall and spring term attitude scores. Moreover, the effects on students with varied performance were revealed.
A Turkish adaptation of the stem competency beliefs instrument
Achievement on science, technology, engineering and mathematics (STEM) education is important for the economic developments of countries. According to the social cognitive theory, the self-efficacy beliefs are a core construct which is a crucial predictor of achievement (Bandura, 1986). Self-efficacy beliefs are described as "people's judgments on their own capabilities for specific performance" (Bandura, 1986). In order to measure the self-efficacy variables in STEM education, STEM Competency Beliefs Instrument was developed by Chen, Cannady, Schunn, and Dorph at 2017. The instrument measures STEM self-efficacy beliefs of 10-14 years old students. This study aimed to adapt the instrument into Turkish and to investigate the validity of the Turkish version. The process consisted of three stages: adaptation of the instrument into a Turkish version based on expert work, a pilot study, and the main study to test the psychometric properties of the Turkish version. The instrument has 12 statements with 4 options for each. With the pilot study, reliability and validity analyses were conducted and the clarity of the items was examined. The result of the main study showed that the reliability of the instrument pointed out good internal consistency. Construct validity analysis showed that, in contrast to the original instrument, the Turkish version of the instrument has two-dimensional structure. The study concluded that the instrument can be utilized for STEM-related research to assess competency beliefs of students.
Bilimcilik ve bilimde demokrasi
In this thesis I examine understanding, a cognitive phenomenon which for many philosophers has a distinct epistemic standing than that of knowledge. Understanding, it is assumed, requires some cognitive abilities that are not required for having knowledge and understanding can be achieved in the absence of knowledge. In analysing the nature of understanding it is customary to compare it with the nature of knowledge and in this comparison, philosophers use a propositional model of knowledge. I will argue that while a simple propositional model of knowledge is insufficient to account for our complex epistemic relation with the world, propositional models do not exhaust models of knowledge. After introducing main features of model-based approach to scientific theorizing, I will investigate the strategies of separating knowledge from understanding, taking this account of scientific knowledge as my point of departure. I will show the impossibility of achieving understanding without knowledge and vice-versa. Next, I will review Grimm's account of understanding according to which understanding is a form of non-propositional knowledge. I will argue that his account of a priori knowledge is problematic, and we should not take it as our point of departure in dealing with understanding natural phenomena. Lastly, I will examine the ramifications of these arguments on questions concerning scientism and democracy and suggest some threads for further research.
Seyyid Hüseyin Nasr'ın bilim anlayışı
Bu tez, yaşayan en büyük İslam bilim ve felsefe tarihçisi olarak kabul edilen Seyyid Hüseyin Nasr'ın bilim anlayışını inceleyen bir tezdir. Bu bağlamda, Nasr'ın varlık, bilgi ve bilim anlayışı, gelenek ve modernizm karşıtlığı temelinde irdelenmiş ve Nasr'ın modern bilimin metafiziksel arkaplanına yönelttiği eleştiriler ele alınmıştır. Nasr, Gelenekçi Ekol adı verilen ve R. Guenon'un temellerini attığı ve F. Schuon'un sistemleştirdiği düşünce akımının yaşayan en büyük temsilcisi olarak kabul edilmektedir. Adından da anlaşılacağı üzere, bu ekolün merkezi kavramı 'Gelenek'tir. Bu ekole göre Gelenek, tüm semavi dinlerin özünde yer alan ilahi mesaj olup geleneksel toplumların bilim, sanat, fikriyat, edebiyat gibi tüm kültürel unsurlarında tezahür eden ezelî ve ebedî Hakikat'tır. Gelenekçi düşünürlere göre sophia perennis (ezeli hikmet) olarak da bilinen Gelenek, kadim tüm toplumların geleneksel bilimlerinin temelinde yer alır. Geleneksel bilimler bu özelliğinden dolayı kutsal bilimler olarak da adlandırılır Nasr tarafından. Geleneksel bilimler ile modern bilim arasındaki en önemli fark, geleneksel bilimlerin ezeli hikmete dayanıyor olması iken modern bilimin seküler bir dünya görüşüne dayanmasıdır. Bu iki bilim arasındaki farklılıklar bu tezin en önemli konusunu oluşturmaktadır.
Sosyal bilgiler dersinde argümantasyon temelli öğretimin öğrencilerin bilimsel değerlere ve yenilikçi düşünme eğilimlerine etkisi
Araştırma, ilköğretim 7.sınıf sosyal bilgiler dersi "Bilim, Teknoloji ve Toplum" öğrenme alanı dahilinde uygulanan Argümantasyon Temelli Öğretim yönteminin, öğrencilerin bilimsel ve yenilikçi düşünme eğilimleri üzerindeki etkisinin var olup olmadığını ortaya koymayı amaçlamıştır. Çalışma, 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Aydın'ın Efeler ilçesindeki bir devlet okulunda gerçekleştirilmiştir. Araştırmada nitel ve nicel araştırma tekniklerinin bir arada kullanıldığı karma araştırma deseninin açımlayıcı sıralı örnekleme yöntemiyle yürütülmüştür. Araştırma, araştırma ve referans gruplarında bulunan toplam 62 öğrenciyle gerçekleştirilmiştir. Argümantasyon temelli öğretim yöntemin uygulanmasında, ünitenin konularıyla alakalı ders planları, etkinlikler ve dersin işlenişi tartışmacı bir ortam yaratabilmeye yönelik hazırlanmıştır. Referans grubuna ise, mevcut program kullanılarak dersler işlenilmiştir. Araştırmanın nicel boyutunda, bilimsel eğilim ölçeği ve yenilikçi düşünme eğilimi ölçeği ilk-ölçüm ve son-ölçüm olarak hem araştırma grubuna hem de referans grubuna uygulanmıştır. Araştırmanın nitel boyutunda ise, araştırma grubu öğrencilerine uygulamayla ilgili yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanmıştır. Araştırmanın verilerinin analizine göre, araştırma grubunun bilimsel eğilim ölçeğinden aldıkları ilk-ölçüm ve son-ölçüm puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Referans grubunda da ilk-ölçüm ve son-ölçümlerde anlamlı bir farklılığın olmadığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca, araştırma grubu ve referans grupları arasında bilimsel eğilim ölçeğinde son ölçümlerde araştırma grubuna yönelik anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Yenilikçi düşünme ölçeği üzerinde ise, araştırma grubunun ilk-ölçüm ve son-ölçüm sonuçları arasında anlamlı bir farklılığın olduğu gözlemlenmiştir. Referans grubunda ise, yenilikçi düşünme eğiliminde ilk-ölçüm ve son-ölçümleri arasında herhangi bir anlamlı farklılık gözlemlenmemiştir. Her iki grubun yenilikçi düşünme ölçeği üzerinde ise, araştırma grubunun referans grubuna göre son-ölçümlerde anlamlı bir farklılık gösterdiği ortaya konulmuştur. Yapılan görüşmelerde ise, öğrencilerin Argümantasyon Temelli Öğretim hakkında görüşleri genellikle pozitif yönde olmuştur. Araştırmanın bulguları ışığında, uygulamanın ortaokul öğrencilerinin bilimsel ve yenilikçi düşünme eğilimleri üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğu gözlemlenmiştir.
Bilimde rasyonalite ve sınır çizme problemi Kuhn, Lakatos ve Feyerabend
Bilim felsefesinin temel tartışma konuları arasında yer alan bilimde rasyonalite ve sınır çizme problemleri, bilimin ne olduğundan hareketle, bilime bir alan belirleme, bilim olan ile olmayan arasına bir sınır çizme, söz konusu sınırı ve bilimi belirli bir rasyonalite düşüncesiyle temellendirme talepleri doğrultusunda şekillenen, birbiriyle bağlantılı iki problemdir. Bilimde rasyonalite ve sınır çizme problemleri, özellikle 20. yüzyıldan itibaren, mantıkçı pozitivizmle birlikte, temel bir konu olarak gündeme gelmektedir. Mantıkçı pozitivistler, bilimin sınırlarını belirlemek, bu doğrultuda bilim olmayanı bilimden elemek üzerinde durmaktadır. Metafiziğin bilimden elenmesi, bilimsel metot, bilimsel açıklama söz konusu anlayışın temel tartışma konularını oluşturmaktadır. Mantıkçı pozitivistler bilimsel ölçüt olarak doğrulanabilirlik ilkesini ve bu ilkeye eşlik eden mantıksal çözümleme yöntemini öne sürmektedir. Dolayısıyla doğrulanabilirlik ilkesi önermelerin bilimsel kabul edilmesi için, anlamlılık ve test edilebilirlik olmak üzere iki kriter belirlemektedir. Mantıkçı pozitivizmle aynı sorunları paylaşan Popper, doğrulanabilirlik ilkesini mümkün bulmamaktadır. Ona göre doğrulanan tikel önermelerden hareketle yapılan endüktif çıkarım, tümel önermelerin doğruluğunu zorunlu kılmamaktadır. Böylece doğrulanabilirlik ilkesi, bilim için amaçlanan sınırlandırmayı sağlamamaktadır. Popper'a göre bilimsellik ölçütü, sınama ve eleştirel rasyonalizm zemininde yer alan yanlışlanabilirlik ilkesidir. Bu ilkeye göre, bir kuram kendinin hangi koşullar altında yanlışlanabileceğini belirttiği ve bu koşullara belirli sınırlar getirdiği ölçüde bilimseldir. Bilimde rasyonalite ve sınır çizme problemlerinin tartışmasında bir kırılma noktası olarak Kuhn, bu çalışmanın odaklandığı düşünürler arasında yer almaktadır. Kuhn'un bilim anlayışı, kendine kadar olan anlayışların çizdiği çerçeveyi genişleterek, bilimsel süreçte toplumsal ve kültürel unsurların önemini vurgulamaktadır. Onun bilim anlayışı, paradigma terimiyle karakterize edilmekte ve paradigma bilimsel etkinliği kuşatmaktadır. Çalışmanın odaklandığı bir diğer düşünür olan Lakatos, hem Kuhn'un hem de Popper'ın bilim anlayışlarının izlerini taşımaktadır. Lakatos'un bilim anlayışı, Popper'ın yanlışlanabilirlik ilkesinden hareket etmekte ancak bu ilkeyi özellikle Kuhn'un eleştirileri doğrultusunda geliştirmektedir. Lakatos'a göre, bilimin en küçük parçası bilimsel araştırma programlarıdır. Böylece bilimsellik sınaması, katı çekirdeğin, koruyucu kuşağın ve heuristiğin oluşturduğu bilimsel araştırma programına yönelmektedir. Çalışmanın odaklandığı son düşünür olan Feyerabend, buraya kadar ele alınan bilim anlayışlarından tamamen farklı bir perspektife sahiptir. Onun bilim anlayışı, bilimde rasyonalite ve sınırlandırma problemlerinin kendisini konu edinmektedir. Feyerabend'a göre bilimsellik için önerilen her türden standart ve ölçüt bilgi edinme sürecini sınırlandırmaktadır. Bu doğrultuda Feyerabend, bilimin her türden düşünceye açık olması gerektiğini savunan bir bilim anlayışı ortaya koymaktadır. Bu çalışma, bilimde rasyonalite ve sınır çizme problemlerini bahsedilen bilim anlayışları çerçevesinde araştırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Bilimsellik, Bilimsel Ölçüt, Paradigma, Bilimsel Araştırma Programları, Bilgi Kuramsal Anarşizm
Orta öğretim öğrencilerinin bilimsel okuryazarlık seviyeleri ile evrimi anlamaları arasındaki ilişki (Malatya ili örneği)
Fen ve Biyoloji eğitiminin iki temel paradigması: Bilimsel okuryazarlık ve Evrim. 21. Yüzyılın iş gücüne hazırlanabilmek için Türkiye'de ve dünyadaki bütün eğitim reformların temel vurgusu bilimsel okuryazar vatandaşa gereksinim olduğudur. Evrim ise; bizi çevreleyen her şeydir. Evrim kuramı, yaşam bilimlerinin özünde yatan bir gerçek`izm'dir. Bilimsel okuryazarlık; hayatta karşılaşılması olası olan konular ve kişisel, sosyal, politik, ekonomik sorunlarla ilişkili bilimsel ve mantıklı düşünmeyi gerektiren çağdaş bir kazanımdır. Evrim kuramının anlaşılması; yaşam bilimleriyle bağlantılı toplumsal sorunlara ve farklı biyoloji konuları üzerindeki tartışmalara katılabilmek için gerekli olan önkoşuldur. Günümüzün en büyük paradokslarından biri; bilim ve evrim; yaşamımızı ne kadar çok etkiliyorsa biz onları o kadar az anlamaktayız.Çalışmamızda; Malatya il merkezinde farklı ortaöğretim kurumlarının 12. sınıfında öğrenim gören öğrencilerin bilimsel okur-yazarlık seviyesi ve evrimi anlamaları arasında ilişkiyi araştırmayı amaçlamaktayız. Çalışma, 2010 -2011 eğitim ve öğretim yılının ikinci döneminde yapıldı. Çalışmaya, Anadolu, Fen, Meslek, Özel, Sanat ve Genel Lise türlerinden seçilen 1447 (821 bayan, 626 erkek) öğrenci katılmıştır. Öğrencilerin bilimsel okur-yazarlıklarını ve evrim görüşlerini belirlemek için 28 maddeden oluşan ?bilimsel okur-yazarlık ve evrim? anketi geliştirilmiştir. Araştırmada; cinsiyet, okul türü, alan türü, ailenin aylık geliri, anne ve baba öğrenim durumu, anne ve babanın mesleği, takip edilen dergi ve ders çalışma süresi, kitap okuma süresi ve benzeri, bağımsız değişkenler olarak belirlenmiştir. Toplanan veriler SPSS 17,0 paket programı kullanılarak analiz edilerek tartışılmış ve yorumlanmıştır. Verilerin analizinde; frekans, aritmetik ortalama, standart sapma değerleri ile bağımsız gruplar için Pearson korelasyon, t testi ve tek yönlü ANOVA istatistikleri kullanılmıştır.Araştırmanın sonuçlarına göre; öğrencilerin bilimsel okuryazarlıkları; cinsiyet, okul türü, alan türü, ailenin aylık gelir, anne ve baba öğrenim durumu, annenin mesleği, takip edilen dergi ve ders çalışma süresine göre anlamlı (p<0,01) bir şekilde farklılık görülmektedir. Ortaöğretim 12. sınıf öğrencilerinin evrim teorisini anlamaları açısından ise; cinsiyet, okul türü, alan türü arasında anlamlı (p<0,01) bir fark olduğu görülmektedir. Öğrencilerin bilimsel okuryazarlıklarının ortalaması x=3,57, evrim teorisini anlama açısından ortalamaları ise, x=2,92'dir. Öğrencilerin bilimsel okuryazarlıkları ile evrimi anlamaları arasında hem genel olarak hem de okul türleri açısından, anlamlı fakat negatif bir korelasyon olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, geleceğin yurttaşlarının bilimsel okuryazarlıklarını geliştirmek için, bilimsel sorgulamanın doğası ve evrim öğretimi bir zorunluluktur.
Karl R. Popper, Thomas S. Kuhn ve Paul K. Feyerabend'in bilgi kuramlarında bilim eleştirisi
Bilim, hem toplumsal hem de bireysel yaşamlarımızda tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar yoğun bir biçimde vardır ve son derece belirleyicidir. Bilimin insan hayatında ve toplumsal yaşamda bu kadar yoğun ve belirleyici biçimde varoluşu, bilimin sürekli bir sorgulamaya tabi tutulmasını gerektirmektedir. Bilimin teknoloji ile birlikte ve ?bilimsel? olarak belirleyiciliği, sorgulanamaz bir niteliğe bürünmektedir. Ayrıca, bilimin yaşamlarımızda işgal ettiği yer ile, bilgi kuramı tartışmalarının yoğunluğu ters orantılı ilerlemektedir.Bu çalışmada özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında ,süregiden bilgi kuramı tartışmalarında çok önemli yere sahip olan, üç düşünürün, Karl R. Popper, Thomas S. Kuhn ve Paul K. Feyerabend'in bilim ve bilimsel bilgi eleştirileri sorgulanmaya çalışılacaktır. Bu üç düşünürün bilime yönelttikleri eleştiriler, bilgi kuramı tartışmalarında birer dönüm noktasını temsil etmektedir. Bu sebeplerle, bu üç düşünürün bilgi kuramına katkıları değerlendirilmeye çalışılacaktır.
Türkiye'de popüler bilim dergilerinin eleştirel ekonomi politik çözümlemesi: Bilim ve Teknik ile Popular Science örnekleri
Bu çalışmada, popüler bilim dergileri özelinde popüler bilim yayıncılığı, eleştirel ekonomi politik açıdan soruşturulmuştur. Popüler bilim kavramının tarihsel olarak geçirdiği dönüşüm ve belirli tarihsel uğraklarda ekonomi politik yapı ile arasındaki ilişki ele alınarak; popüler bilimin, tarihsel, toplumsal ve ekonomi politik boyutları irdelenmiştir. Bilim iletişimine yönelik farklı yaklaşımların da tartışıldığı çalışmada, genel olarak bilim iletişimi etkinlikleri, özel olarak popüler bilim yayıncılığına yönelik eleştirel bir tutum arayışlarının neden başladığı tartışılmıştır. Eleştirel tutum arayışlarına, eleştirel ekonomi politik yaklaşımdan yararlanılabileceği yanıtının verildiği çalışmada, eleştirel ekonomi politiğin kökenleri ve medyanın ekonomi politiğine ilişkin yaklaşımlar irdelenmiştir. Popüler bilim dergilerinin üretiminin gerçekleştiği maddi yapının tanımlanması ve bu maddi yapının içerikler üzerindeki etkilerinin saptanması çalışmanın genel çerçevesini oluşturmuştur. Kuramsal tartışmalar ve çalışmanın amaç soruları doğrultusunda, nitel çözümleme yönteminden yararlanılmıştır. İkili veri toplama tekniğinin kullanıldığı çalışmanın çözümleme bölümünde, sektörel ve metinsel çözümleme gerçekleştirilmiştir. Dergilerin üretim aşamasına ilişkin sektör çözümlemesinde, ekonomi politik açıdan öne çıkan ticari yayıncılık ve kamusal yayıncılık modelleri içinde işleyen iki derginin editöryal kadrolarıyla, yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş ve bu görüşmeler, belirlenen tematik başlıklar altında değerlendirilmiştir. Dergilerin içeriklerine ilişkin metin çözümlemesinde ise, Bilim ve Teknik ile Popular Science dergilerinin 2014 yılı sayılarının tamamı oluşturulan tematik başlıklar çerçevesinde çözümlenmiştir. Sonuç olarak, iki farklı yayıncılık modeli ve sahiplik yapısı içinde üretilen dergilerde ortaya çıkan farkların; üretim ilişkileri, üretim biçimleri, emek süreçleri, sahiplik yapısı ve yayıncılık modeli gibi ekonomi politik unsurlarda ortaya çıkan farklılıklardan kaynaklandığı saptanmıştır. Eşdeyişle, dergilerin içeriklerinin, ilk aşamada üretildikleri maddi yapı tarafından belirlendiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Popüler bilim yayıncılığı, popüler bilim dergileri, eleştirel ekonomi politik yaklaşım, kamusal yayıncılık, ticari yayıncılık, nitel çözümleme yöntemi.