Bone regeneration

60 theses under this subject heading

Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Apikal rezeksiyon operasyonunda kullanılan retrograd dolgu materyallerinin yeni kemik oluşumuna etkisinin retrospektif olarak karşılaştırılması

Ömaç: Çalışmamızda, MTA, bioagregat ve guta dağlama ile apikal rezeksiyon yapılan hastalarında kemik kazanım miktarı açısından karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmesi amaçlandı. Materyal ve Metot: 01.01.2013 – 01.11.2020 tarihleri arasında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı'nda tedavi görmüş olan konservatif endodontik tedaviler ile yanıt alınamamış apikal lezyonlu dişleri bulunan hastalar değerlendirmeye alınmıştır. Endodontik tedavi görmüş ve apikal rezeksiyon işlemi uygulanmış 18 yaşından büyük hastalarda, kullanılan tekniğe göre MTA, bioagregat ve guta dağlama yöntemi uygulanan hastaların retrospektif verileri incelenerek gruplara ayrılmıştır. Hacim ölçümleri, işlem öncesi ve 6 ay sonrasındaki volumetrik tomografilerinde hacimsel ölçümler arasındaki fark üzerinden yapılmıştır. Alan ölçümleri işlem öncesi ve 6 ay sonrasındaki röntgenlerde, defektin horizontal ve vertikal en geniş noktaları esas alınarak yapılmıştır. Ölçümlerde Dolphin Imaging 11.8 dijital görüntüleme ve analiz programı ile kullanılmıştır. Gerçekleştirilen işlemler ve retrograd dolgu materyalleri hasta kayıt sisteminden ve formlarından temin edilmiştir. Hastaların yaş, cinsiyet, lezyon boyutu, kullanılan retrograd materyali kayıt altına alınmıştır. Çalışmamızda Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis parametrik olmayan istatistiksel analiz testleri uygulanmıştır. Bulgular: Arşivlerden elde edilen veriler incelendiğinde 40 hastadan alan ölçümü, 5 hastadan ise hacim ölçümü yapıldığı belirlenmiştir. 6 aydaki kemik kazanımı açısından alansal ve hacimsel ölçümler sonucundan MTA, bioagregat ve guta dağlama uygulanan hastalar arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır(P<0.05). Lezyon boyutları büyük olan hastalarda kemik dolum miktarının daha fazla olduğu gözlenmiştir. Rezeksiyon miktarın MTA uygulanan hastalarda daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda, apikal rezeksiyon işleminde guta dağlama yöntemi, MTA ve bioagregat retrograd dolgu materyalleri arasında kemik kazanımı açısından anlanmlı bir fark bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Apikal Rezeksiyon, Bioagregat, Kemik Kazanımı, MTA,

BiyoseramiklerCerrahi-diş hekimliğiDental materyaller+5
İbrahim Emre Mutlu
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Cerrahi olarak oluşturulan kemik defektlerinde sığır kaynaklı anorganik kemik grefti ve hemostatik bitki ekstresinin kombine kullanımının kemik rejenerasyonuna etkisi

Diş kayıplarına bağlı oluşan dişsiz alveoler kretlerin protetik rehabilitasyonu diş hekimliğinde sıklıkla uygulanan bir işlemdir. Konvansiyonel veya implant destekli bir protezin yerleşeceği yeterli bir alveoler kret bulunmadığı durumlarda, diş çekim işlemleri, periapikal cerrahi işlemler, kist operasyonları ve kemik fraktürü tedavileri sonrası greftleme işlemleri uygulanabilmektedir. Tüm bu uygulamalar mevcut kemik miktarında artış hedeflemektedir. Çeşitli deneysel ve klinik çalışmalar kemik greftleri, bariyer membranlar ve kemik fizyolojisi üzerinde yoğunlaşmış ve kemik rejenerasyonunu hızlandırmayı amaçlamışlardır. Bu çalışmanın amacı, yumuşak doku ve erken dönem kemik doku iyileşmesine olumlu etkileri bildirilen kanama durdurucu bitki ekstresinin (Ankaferd BloodStopper®, Ankaferd İlaç Kozmetik A.Ş., İstanbul ,Türkiye) (ABS) ve sığır kaynaklı anorganik kemik greftinin (Integros Boneplus-xs®, Integros Sağlık Ürünleri Ar-Ge İmalat, İthalat, İhracat, San. ve Tic. Ltd. Şti., Adana, Türkiye) (ABB) birlikte kullanımının cerrahi olarak oluşturulan defektlerde kemik iyileşmesi üzerine etkisinin incelenmesidir. Deneysel çalışmamızda 9 adet evcil domuz kullanılmıştır. Ağız dışı girişimle her hayvanın mandibulasında 3 adet kemik defekti oluşturulmuştur. Defektler, 10 mm çapında ve 5 mm derinliğindedir. Birinci defektlerde, ABS solüsyonu (0,3 ml/defekt), taşıyıcı olarak ABB (0,3 cc/defekt) içerisinde ve ikinci defektlerde, ABS kontrollü ilaç salınımına yönelik mikroküreler içerisinde (0,3 ml/defekt) yine ABB (0,3 cc/defekt) ile kombine uygulanmıştır. Her hayvanda üçüncü defekt boş bırakılmıştır. Tüm defektler rezorbe olabilen kollajen membranla örtülmüştür. Tüm hayvanlar 10 haftalık iyileşme periyodu sonunda sakrifiye edilmiştir. Histomorfometrik analiz için dekalsifiye edilmemiş kesitler hazırlanmıştır. Veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak, ABS ile ABB?nin her iki farklı şekilde kombine kullanımı, boş defekt grubuna kıyasla kemik rejenerasyonunu istatistiksel olarak anlamlı şekilde arttırmıştır. Ancak, mikroküre içerisine yerleştirilmiş ABS?nin ABB ile karışımı ve ABS solüsyonunun doğrudan ABB ile karışımı arasında yeni kemik oluşumu açısından anlamlı fark bulunamamıştır. Anahtar Sözcükler: hemostatik bitki ekstresi, sığır kaynaklı anorganik greft, ksenogreft, kemik iyileşmesi, kontrollü salınım, histomorfometri

Bitki özütüCerrahi-oralHemostatikler+7
Mert Sanrı
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit ve romatoid artrit hastalarında wingless/beta-catenin yolağı inhibitörlerinin düzeyi ve anti-TNF tedaviler ile ilişkisi

Amaç: Bu çalışmadaki öncelikli amacımız ankilozan spondilit (AS), romatoid artrit (RA) hastalarında ve sağlıklı kontrollerde Dickkopf-1 (dkk-1) ve sklerostinin düzeylerini karşılaştırmaktı. İkincil amacımız anti-tümör nekrozis faktör- (anti-TNF-) tedavilerinin serum dkk-1 ve sklerostinin serum düzeylerine olan etkisini değerlendirmekti. Son olarak dkk-1/sklerostin düzeyleri ile ankilozan spondilit hastalık aktivite skoru arasında herhangi bir ilişki olup olmadığını değerlendirmeyi amaçladık. Yöntem: Çalışmamıza 70 AS (35 anti-TNF- tedavi alan, 35 anti-TNF- naive), 60 RA (30 anti-TNF- tedavi alan, 30 anti-TNF- naive) ve 31 sağlıklı kontrol alındı. Serum dkk-1, sklerostin, C-reaktif protein ve eritrosit sedimentasyon hızı ölçüldü. ASDAS, Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite Skoru (BASDAİ), Bath Ankilozan Spondilit Metroloji İndeksi (BASMİ), Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASFİ), Hastalık Aktivite Skoru-28 (DAS-28) hesaplandı. Radyografiler hasta bilgilerine körleştirilmiş deneyimli bir radyolog tarafından modifiye Stoke Ankilozan Spondilit Spinal Skoru (mSASSS) ve Sharp/van der Heijde yöntemlerine göre skorlandı. Bulgular: AS-anti-TNF- tedavi alan hastalarda BASMI ve mSASSS skorları AS- anti-TNF- naive hastalara göre anlamlı olarak yüksekti. AS ve RA hastalarında serum dkk-1 ve sklerostin düzeyleri sağlıklı kontrollere göre anlamlı derecede düşüktü. AS hastalarında dkk-1 düzeyleri ile ASDAS ve BASMİ arasında ters yönlü bir korelasyon vardı. Dkk-1 ve sklerostin düzeyleri ile mSASSS arasında korelasyon yoktu. AS hastalarında BASMİ skoru ile mSASSS arasında anlamlı bir korelasyon vardı. RA hastalarında dkk-1 düzeyleri ile lomber toplam, kalça toplam ve femur boyun kemik mineral yoğunluğu arasında ters yönlü bir korelasyon vardı. Sonuç: AS hastalarındaki dkk-1 düzeyleri ile BASMİ arasında ters yönlü bir korelasyon vardı, diğer yandan BASMİ ve mSASSS skorları arasında güçlü bir korelasyon vardı. Bu nedenle, bu bulgular ankilozan spondilit hastalarındaki düşük dkk-1 seviyelerinin yeni kemik oluşumunda rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Ankilozan spondilit, Dickkopf-1 (dkk-1), sklerostin, anti-TNF tedavi, yeni kemik oluşumu

Artrit-romatoidKateninKemik rejenerasyonu+6
Ahmet Akyol
Gaziantep University
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Lokal uygulanan simvastatin'in periosteal distraksiyon üzerine etkisi

Diş kayıpları herhangi bir yaşta travma, çürük, periodontal kayıp ve diğer sebepler ile meydana gelebilen bir durumdur. Diş çekimi yapıldıktan sonra hastaların alveol kemiğinde rezorbsiyon oluşur. Oluşan bu rezorbsiyon protetik rehabilitasyon ve implant cerrahisi uygulamasında zorluklar oluşturmaktadır. Alveol kemiğinde yeniden kemik oluşturmaya yönelik işlemlerden biri de periosteal distraksiyon prosedürüdür. Bu işlemde periostun distraksiyonu bir aygıt ile sağlanarak periosttaki kemik oluşturacak hücrelerin bölgeye ulaşması ve kemik oluşturması amaçlanır. Bir kolestrol ilacı olan simvastatin'in kemik arttırımı sağladığını kanıtlayan bir çok çalışma yayınlanmıştır. Simvastatinin lokal ve sistemik olarak kullanımı mümkündür. İlacın periosteal distraksiyonda kullanımı üzerine literatürde herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Bu tez çalışmasındaki amacımız yeni tasarladığımız periosteal distraktör aygıtının lokal simvastatin uygulaması ile kemik oluşumuna etkisini değerlendirmektir. Deneysel çalışmamızda 20 adet Yeni Zelanda tavşanı kullanılmıştır. Ağız dışı girişim ile her hayvanın mandibulasına çalışmamız için üretilen periosteal distraktörler (Synthes İsviçre) ve distraktörlerin altına kollajen sünger yerleştirilmiştir. Deney grubuna ait 10 hayvanda kollajen süngere 0,2 ml simvastatin (Zocor®) emdirilirken, kontrol grubunda kollajen sünger boş bırakılmıştır. Distraksiyon işleminin latent periyodu için 7 gün beklendikten sonra günde 0,5 mm, 10 gün boyunca distraktörler aktive edilmiştir. Konsolidasyon periyodu için 30 gün beklendikten sonra tavşanlar sakrifiye edilmiştir. Alınan örnekler radyografik ve histomorfometrik analizlere tabii tutularak yeni oluşan kemik istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak yeni bir tasarıma ve avantajlara sahip olan periosteal distraktör kemik oluşumunu sorunsuz bir şekilde sağlamıştır. Lokal olarak simvastatin emdirilen grubun sonuçları bir parametre dışında istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermemiştir. Anahtar Sözcükler: Periosteal distraksiyon, periost, simvastatin, alveoler augmentasyon, periosteal distraktör

Alveolar kenar artırılmasıDikkat dağıtmaDiş dökülmesi+7
Onur Evren Kahraman
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda sagital suturdaki hızlı genişletme ile birlikte uygulanan düşük doz lazer terapisinin yeni kemik oluşumu ve relaps üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, sagital suturunda hızlı genişletme yapılmış ratlarda düşük doz lazer terapisinin, sutur bölgesinde yeni kemik oluşumuna ve relaps üzerine etkisini histolojik ve radyografik olarak incelemektir. Çalışmamızda kullanılan 36 adet 6-8 haftalık Wistar erkek ratta 100 gram kuvvet uygulayan bir ekspansiyon apareyi ile 7 gün ekspansiyon yapıldı. Daha sonra rast gele 3 gruba (kontrol, lazer + retansiyon, lazer ) ayrılan denklerden kontrol ve lazer + retansiyon grubuna bir retansiyon apareyi takılarak 7 gün retansiyon uygulandı. Lazer grubuna ise herhangi bir retansiyon apareyi uygulanmadı. Yedi günlük retansiyon sırasında lazer + retansiyon ve lazer grubuna düşük doz lazer terapisi uygulandı. 14. günün sonunda tüm gruplardaki deneklerin yarısı histolojik inceleme için sakrifiye edildi. Kontrol ve lazer + retansiyon grubundaki kalan deneklerin retansiyon apareyi çıkarıldı. Tüm denkler relaps için 7 gün bekletildi. 21. günün sonunda kalan tüm denekler sakrifiye edildi. Tüm deneklerden ekspansiyon öncesi (T0), ekspansiyon sonrası (T1), retansiyon sonrası (T2) ve relaps sonrası (T3) BT görüntüleri alındı. Histolojik incelemeler sonucunda, lazer + retansiyon ve laser grubunda osteoblast sayısında ve yeni kemik alanıdaki artış kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Radyografik incelemelerde, lazer + retansiyon grubunun relaps oranının kontrol ve lazer grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde düşük olduğu bulundu. Bulgularımıza göre, hızlı genişletme sonrası, retansiyon protokolü ile birlikte uygulanan düşük doz lazer terapisi yeni kemik formasyonunu hızlandırarak retansiyon süresini kısaltabilir ve relaps oranını düşürebilir. Anahtar sözcükler: düşük doz lazer terapisi, hızlı genişletme, relaps, sagital genişletme, yeni kemik formasyonu

Alveolar kenar artırılmasıKemik rejenerasyonuKemik ve kemikler+4
Kadriye Ebru Ademci
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kemik iliği kaynaklı kök hücre kullanımının onlay augmentasyonda etkinliği ve otojen greftleme ile karşılaştırılması

Dişsiz alveoler kretlerin dental implantlar ile protetik rehabilitasyonu diş hekimliğinde rutin bir tedavi seçeneği haline gelmiştir. Kemik augmentasyon işlemleri atrofik kretlerde dental implant yerleştirilmesi için sıklıkla gereklidir. Literatürde çeşitli augmentasyon işlemleri ve materyaller tanımlanmıştır. Kök/stromal hücrelerin diğer materyaller ile birlikte kullanımı umut verici sonuçlar göstermiştir. Bu çalışmanın amacı kemik iliği kaynaklı kök hücrelerin (KİKKH) kemik dokusunun onlay augmentasyonunda kullanılmasının sonuçlarını değerlendirmektir. Çalışmada 20 adet tavşan kullanıldı. Her bir tavşanın kraniyum bölgesi paslanmaz çelik yarım küreler kullanılarak aynı teknik uygulanarak fakat 3 farklı materyal ile augmente edildi. Materyaller 1) kemik iliği kaynaklı kök hücre emdirilmiş beta-trikalsiyum fosfat- kollajen bağlı iskele 2) tek başına aynı iskele 3) otojen kemik bloğudur. Kök hücrelerin ayrıştırılması 'Fikoll' yöntemi kullanılarak gerçekleştirildi. Kök hücrelerin varlığı tam kan sayım cihazı ve immünohistokimyasal yöntemler kullanılarak teyit edildi. Tüm hayvanlar augmentasyondan 12 hafta sonra sakrifiye edildi. Yeni oluşan kemik histomorfometrik, histolojik ve radyografik analizler kullanılarak değerlendirildi. Bu çalışmanın sonuçları KİKKH emdirilmiş iskelenin, kemik augmentasyonunda altın standart kabul edilen otojen kemik bloğu ile aynı kemik yenilenmesi kapasitesine sahip olduğunu göstermiştir. KİKKH uygulamaları, yeni kemik dokusu oluşumunu başarılı bir şekilde indüklemekte ve defekte göre üretilecek yönlendirilmiş doku rejenerasyonu kafesleri ile gereksinim duyulan hacim ve şekilde yeni kemik dokusu elde edilebilmesi mümkün olabilmektedir.

Cerrahi-oralKemik iliğiKemik iliği hücreleri+5
Halide Namlı
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İmplant çevresinde cerrahi yöntemle oluşturulan defektlerde plateletten zengin fibrinin kemik iyileşmesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Dental implantların kullanımı modern diş hekimliğinin önemli bir parçasıdır ve yaygın bir tedavi şekli haline gelmiştir. Protetik tedavi zamanını kısaltmak ve kemik kaybını en aza indirmek için yeni çekim soketlerine anında implant uygulaması önerilmektedir. Dental implantların etrafında cerrahi olarak yaratılan kemik defekti, deney hayvan modellerinde yeni çekim soketlerini simüle etmektedir. Bununla birlikte, implant boynu ve rezidüel kemik duvarları arasında kemik defektinin var olması nedeniyle bağ ve epitelyal dokudan defekt bölgesine hücre göçü meydana gelebilir ve bu durum muhtemelen osseointegrasyonu önler ve anında implant prosedürünün başarısını tehlikeye sokar. Çeşitli cerrahi tekniklerin, biyomalzemelerin ve anabolik ajanların etkinliği, bu tür defektlerin tedavisinde değerlendirilmektedir. Platelet konsantrelerinin ve ayrıca bu grubun içinde yer alan plateletten zengin fibrinin (PRF) kemik rejenerasyonunda kullanımı son zamanlarda popüler hale gelmiştir. Bununla birlikte, implant çevresi defektlerde PRF'nin etkinliği konusunda literatürde yeterli bilgi mevcut değildir. Bu deneysel çalışmanın amacı PRF'nin ve sığır kaynaklı hidroksiapatit (HA) kemik greftinin tek başına veya karıştırılarak dental implantlar etrafında cerrahi olarak oluşturulan kemik defektlerinde kemik iyileşmesine katkılarını değerlendirmektir. Deneysel çalışmamızda 5 koyun kullanıldı. Koyunların pelvisinde 10 mm çapında 4 mm derinliğinde 8 adet standart defekt oluşturuldu. Defektlerin tam merkezine olacak şekilde 40 adet dental implant yerleştirildi. Her bir hayvanda implant çevresinde oluşturulan iki defekt sadece PRF ile, iki defekt sadece 0,3 cc sığır kaynaklı HA kemik grefti ile, iki defekt PRF ve sığır kaynaklı HA kemik greftinin eşit karışımı ile dolduruldu ve iki defekt ise kontrol grubu olması için boş bırakıldı. Tüm defektler kollajen membranla örtüldü. Tüm hayvanlar 8 haftalık iyileşme periyodunun ardından sakrifiye edildi. İmplantlar çevrelerindeki defektlerle birlikte en bloc şekilde çıkarıldı. Histomorfometrik analiz için undekalsifiye kesitler hazırlandı. Veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Sonuç olarak PRF'nin tek başına veya sığır kaynaklı HA kemik grefti ile birlikte cerrahi olarak oluşturulan implant çevresi defektlerde kullanılmasının kemik rejenerasyonuna ve osseoentegrasyona fazladan bir katkı sağlamadığı belirlendi. Anahtar Sözcükler: İmplant, implant çevresi kemik defekti, PRF, trombosit konsantreleri, kemik rejenerasyonu, osseoentegrasyon, histomorfometri

Cerrahi-oralDental implantasyonDental implantlar+6
Erkan Arslan
Çukurova University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kompozit greft materyalinin (HA-TCP/COL) dental implant çevresinde onlay greft materyali olarak kullanımının yeni kemik oluşumuna etkisinin değerlendirilmesi

Son yıllarda implant cerrahisinin gelişmesiyle birlikte, kemik greft materyalleri kullanımı diş hekimliğinde daha fazla önem arz eder ve daha yaygın kullanılır hale gelmiştir. Değişen ve artan ihtiyaçlar araştırmacıların yeni kemik greft materyalleri geliştirilmesine yoğunlaşmalarına neden olmaktadır. Bu greft materyallerinden birisi de üç boyutlu kompozit greft (HA-TCP/Col) materyalidir. Doğal kemik dokusunun inorganik yapısını büyük oranda Hidroksiapatit (HA) oluştururken organik yapısını ise Tip 1 kollajen oluşturmaktadır. Bu yapıyı taklit etme amacıyla üretilen üç boyutlu kompozit greft materyallerinin başarılı sonuçlarıyla ilgili literatürde çalışmalar mevcuttur. Ancak kompozit greft materyalinin implant çevresinde onlay kullanımı ile ilgili literatürde yeterli sayıda çalışma gözlemlenememiştir. Bu deneysel çalışmada, implant çevresinde kompozit greft materyalinin onlay kullanımının sonuçları, onlay olarak otojen bone ring kullanımı sonuçlarıyla ve soket içerisinde kompozit greft kullanımı sonuçlarıyla karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Çalışmada toplam 4 adet erkek koyun kullanılmıştır. Koyunların pelvis bölgesinde 10 mm çapında ve 2 mm derinliğinde 4'er adet (onlay grupları), 10 mm çapında ve 6 mm derinliğinde 2'şer adet (soket grupları) defekt oluşturulmuştur. Her koyuna toplam 6 adet 3.7 mm çapında 10 mm boyunda implant yerleştirilmiştir. İmplantların çevresinde otojen ring blok greftler ve kompozit greftler uygulanmıştır. Tüm hayvanlar 12 haftalık iyileşme periyodunun ardından sakrifiye edilmiştir. İmplant ve çevresindeki greft yerleştirilen alan blok olarak çıkarılmış, elde edilen kesitlerle histomorfometrik inceleme yapılmıştır. Sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, üretilen kompozit greft materyalinin onlay olarak kullanımı otojen ring blok kullanımıyla karşılaştırıldığında, otojen greft grubu, kemik implant kontağı ve oluşan kemik hacmi açısından daha başarılı bulunmuş, ancak sonuçların istatistiksel olarak anlamlı bir fark ortaya koymadığı saptanmıştır. Ayrıca kompozit greft materyalinin onlay ve soket içerisinde implant çevresinde kullanımında da kemik implant kontak oranı ve oluşan yeni kemik hacmi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yaratmadıkları tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: İmplant, kompozit greft, onlay greftleme, otojen greft, histomorfometri Anahtar Sözcükler: İmplant, kompozit greft, onlay greftleme, otojen greft, histomorfometri

Dental implantasyonDental implantlarDental materyaller+5
Erol Aydın
Çukurova University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Lökosit ve trombositten zengin fibrinin bariyer membran olarak kullanılması ve kemik rejenerasyonu üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Lökosit ve Trombositten Zengin Fibrinin Bariyer Membran Olarak Kullanılması ve Kemik Rejenerasyonu Üzerine Etkisinin Değerlendirilmesi Bu çalışmanın amacı, kritik boyutlu kemik defektlerinin tedavisinde Lökosit ve Trombositten Zengin Fibrin (TZF) ve düşük doz lazer uygulanmış TZF (DDL-TZF)' nin bariyer membran olarak yeni kemik oluşumuna etkisinin, kolajen membranla karşılaştırılarak değerlendirilmesidir. Bu çalışmada 5 adet, ortalama 40 kg ağırlığında, 18-24 aylık merinos tipi erişkin erkek koyun kullanıldı. Koyunlardan 4 tüp, 10 cc kan alındı ve 2700 rpm' de 12 dakika santrifüj edilerek TZF elde edildi. Genel anestezi altında, koyunların sağ iliak krestine mukoperiosteal elevasyon ile ulaşım sağlandı. Her bir koyunda toplam 8 adet kritik boyutlu defekt oluşturuldu. Defektlerin tümüne deproteinize sığır kaynaklı kemik grefti yerleştirildi. Bir gruptan iki adet defekt olacak şekilde defektler dört gruba ayrıldı. Defektler sırasıyla kolajen membranla, membran haline getirilmiş TZF ile ve membran haline getirilmiş DDL-TZF ile örtüldü. Bir gruba, kontrol grubu olarak membran yerleştirilmedi. Toplam 40 defekt elde edildi. Hayvanlar 12. haftanın sonunda sakrifiye edildi. Elde edilen kesitler histomorfometrik yöntem ile incelendi. Çalışmanın sonuçlarına göre tüm gruplarda ana parametrelerimiz olan; yeni kemik oluşumu (BV/TV), kemik hacmi (BV) ve kemik yüzeyi (BS) değerlendirmelerinde artış gözlenmiştir. Gruplar arası karşılaştırmada tüm ana parametrelerde en yüksek değerler kolajen grubunda elde edilmiştir ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). DDL-TZF grubunda; TZF ve kontrol gruplarına göre daha yüksek değerler gözlenmiştir ancak istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). TZF grubu, kontrol grubuna göre daha başarılı olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir (p>0,05). Bu bulgulara göre TZF ve DDL-TZF' nin bariyer membran olarak etkinlik gösterdiği anlaşılmaktadır. Ancak TZF membranın etkinliğini arttırmak için daha ileri çalışmalara gerek vardır. Anahtar Kelimeler: Yönlendirilmiş Kemik Rejenerasyonu, Trombositten Zengin Fibrin, Düşük Doz Lazer Tedavisi

Kemik rejenerasyonuKemik ve kemiklerLazer tedavisi+5
Seren Sürmeli Baran
Çukurova University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ratların kalvaryumunda yapılan yönlendirilmiş doku rejenerasyonunda mine matriks proteini, plateletten zengin fibrin (PRF) ve kemik greftinin yeni kemik oluşumuna etkisinin incelenmesi

Yönlendirilmiş doku rejenerasyonu (YDR), kaybedilen dokuların yenilenmesinde kullanılan önemli bir tekniktir. Sement, periodontal ligament (PDL) ve kemik gibi periodontal dokuların yeniden oluşturulması amacıyla çeşitli materyaller kullanılmaktadır. Çalışmamızda trombositten (plateletten) zengin fibrin (PRF), mine matriks türevi protein ve kemik greftinin kullanılıp etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılan YDR'de yeni kemik oluşumu incelendi. Denekler rastgele olacak şekilde, Kontrol grubu (n=13), PRF grubu (n=13), PRF ve Kemik Grefti grubu (KG) (n=13), Emdogain (EMD) (n=13), Emdogain ve Kemik Grefti grubu (n=13), Kemik Grefti grubu (n=13) ve PRF, Emdogain ve Kemik Greftinin uygulandığı grup (n=13) olmak üzere 7 gruba ayrıldı. PRF elde edilmek üzere ayrıca (n=36) bir grup oluşturuldu. Deneklerin kalvaryum kemiklerine titanyum kubbeler yerleştirilerek üç ay sonrasında sakrifiye edildi. Deneklerden alınan kemik örnekleri yeni oluşan kemik miktarı, osteoblast- osteoklast miktarı, anjiogenezis ve fibrozis açısından histopatolojik, OPG-RANKL boyama kitleriyle kemik oluşumu immuno histokimyasal olarak incelendi. Çalışmamızda istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanıldı. PRF grubu, orta düzeyde yeni kemik oluşumu açısından PRF ve KG, EMD ve KG, PRF, EMD ve KG gruplarına göre istatistiksel olarak daha yüksek bulundu (p<0.05). EMD grubu orta düzeyde kemik oluşumu açısından PRF, EMD ve KG grubuna göre istatistiksel olarak daha yüksekti (p<0.05). Gruplar arasında yüksek düzey kemik oluşumu açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Osteoblast ve osteoklast düzeyleri, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Fibrozis ve anjiogenezis incelendiğinde gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). OPG-RANKL ile OPG/ RANKL düzeyleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Çalışmanın verilerine bakılarak YDR'de kemik oluşumunu artırılmasında, PRF, Emdogain ve kemik grefti kullanımı olumlu sonuçlar verdiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: PRF, emdogain, ksenogreft, yönlendirilmiş doku rejenerasyonu.

KafatasıKalvaryumKemik nakli+4
Tuğçe Dönmezer
Fırat University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Mini-vidaların yüklenmesiyle kemikte oluşan değişikliklerin histopatolojik, histomorfometrik, immünohistokimyasal ve tomografik değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı tavşan tibia kemiğine yerleştirilen farklı geometri ve çaplara sahip minividalara uygulanan kuvvetlerin kemik doku üzerindeki etkilerini histopatolojik, immünohistokimyasal, histomorfometrik ve tomografik olarak değerlendirmektir.Çalışmada 18 adet erişkin erkek tavşan kullanılmıştır. Silindirik A çapı (1.5 mm) mini-vidası, konik B çapı(1.5 mm) mini-vidası, boyun kısmı sık yivli konik geometride, C çapı (1.4 mm) ve D çapı (1.6 mm) mini-vidaları tibia kemiğine yerleştirilmiştir. Deneyde mini-vidalar, tavşanların sağ tibia kemiğine yerleştirilmiştir. Mini-vidalar tork değerleri ölçülerek kemiğe yerleştirilmiştir. Mini-vidalar arasına 1 N kuvvet verecek şekilde Nikel-Titanyum yaylar bağlanmıştır. Yerleştirilen mini-vidalar 1., 3. ve 5. haftaların sonunda denekler sakrifiye edilmiştir. Mini-vidalar kemikten tork değerleri ölçülerek çıkarılmış ve histopatolojik, histomorfometrik, immunohistokimyasal (RANK ve OPG) ve tomografik değerlendirme yapılmıştır.Silindirik yapıda olan A mini-vidası 1., 3. ve 5. haftanın sonunda konik mini-vidalara (B, C ve D) göre daha geç kemik iyileşmesi göstermiş ve çıkarma tork değerleri A mini-vidasında düşük bulunmuştur. İlk haftanın sonunda B mini-vidasında RANK immünoreaktivitesi, C mini-vidasında OPG immünoreaktivitesi gözlenmiştir. Üçüncü ve beşinci haftanın sonunda B,C,D mini-vidalarında OPG immünoreaktivitesinde artış kaydedilmiştir. En iyi kemik doku iyileşmesi, osteoblastik aktivite boyun kısmında sık yivli C ve D mini-vidasında gözlenmiş ve diğer vidalara göre daha yüksek tork değerleri ile çıkarılmıştır. Çapı fazla olan D mini-vidasında C mini-vidasına göre daha yüksek çıkarma tork değerleri kaydedilmiştir.Boyun kısmı sık yivli olan konik mini-vidaların daha stabil olduğu ve çap artışının stabilizasyonu arttırdığı kaydedilmiştir.

Dental implantlarDişlerKemik rejenerasyonu+5
Orhan Salmanlı
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Tavşanlarda deneysel olarak oluşturulan kemik defektlerinin iyileşmesi üzerinde değişik greft materyalleri ve trombositten zengin fibrin'in etkilerinin incelenmesi

Kritik boyuttaki kemik defektlerinde iyileşmeyi sağlamak için greft kullanılması zorunluluğu bilinmektedir. Bu amaçla kullanılan birçok kemik greft materyali bulunmaktadır. Bu çalışmada, deneysel olarak oluşturulan kemik defektlerinde iyileşmeyi hızlandırmak için kullanılan doğal koral, hidroksiapatit (HA), trikalsiyum fosfat (TCP) ve trombositten zengin fibrin (TZF) uygulamasının kemik iyileşmesi üzerine etkilerinin araştırılması ve elde edilen bulguların karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 24 adet Yeni Zellanda tavşanı kullanıldı. Tavşanların her iki tibiasının proksimal metafizine yakın mesafede ikişer adet olmak üzere her tavşanda dört adet tibial defekt oluşturuldu. Oluşturulan 96 adet defektin on iki adedi boş bırakılarak kontrol grubu olarak değerlendirildi. Geriye kalan defektler her birinden on iki adet olmak üzere koral, HA, TCP, TZF, koral+TZF, HA+TZF ve TCP+TZF ile dolduruldu. Operasyondan hemen sonra, 15, 30, 45 ve 60. günlerde klinik ve radyografik muayeneler gerçekleştirildi. Postoperatif 30. ve 60. günlerde ise her bir gruptan altı adet defekt bulunacak şekilde tavşanlar sakrifiye edilerek histopatolojik muayeneleri gerçekleştirildi. Radyolojik ve histolojik muayeneler sonucunda TZF kullanılan defektlerdeki kemik iyileşmesinin daha iyi olduğu belirlendi. Sonuç olarak, TZF'nin erken dönem kemik iyileşmesini önemli miktarda artırdığı, iyi bir greft materyali olarak rahatlıkla kullanılabileceği kanısına varılmıştır.

HidroksiapatitlerKemik defektleriKemik nakli+7
Havva Nur Can
Fırat University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Titanyum bariyer ve greft materyallerinin yönlendirilmiş kemik rejenerasyonu üzerine etkisinin deneysel olarak incelenmesi

Bu çalışmada; yönlendirilmiş kemik rejenerasyonu üzerine titanyum bariyer, pıhtı ve greft materyalleri gibi farklı uygulamaların etkinliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Çalışmada, 3-3,5 aylık 36 adet Yeni Zellanda tipi beyaz erkek tavşan kullanılmıştır. Dört farklı çalışma grubu oluşturulmuştur. Dört gruptan birincisine herhangi bir materyal yerleştirilmeyip sadece titanyum bariyer yerleştirilmiştir. İkinci gruba periferden elde edilen kan titanyum bariyere enjekte edilip, pıhtı şeklinde kemiğe yerleştirilmiştir. Üçüncü gruba ksenogreft olan OsteoBiol® Apatos mix (Tecnoss, Giaveno, Italy) titanyum bariyerle yerleştirilmiştir. Dördüncü grupa trikalsiyum fosfat Ostrix®-B (Tesla AG, Gunten, Switzerland) titanyum bariyerle yerleştirilmiştir. Cerrahi işlem sonrası 15., 30. ve 90. günde denekler sakrifiye edilerek, histopatolojik ve histomorfolojik olrak değerlendirilmişlerdir.Sonuç olarak YKR tekniği kullanılarak farklı uygulamalarla yeni kemik oluşumu sağlanmıştır. Yeni mineralize kemik miktarı ve dolum yüzdesinin dört grup için benzer olduğu ve aralarında anlamlı bir fark bulunmadığı görülmüştür. 90. günde elde edilen yeni doku yüksekliği ortalama değerleri; gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığını göstermiştir.

Kemik rejenerasyonuKemik ve kemiklerTitanyum+2
Esma Boysan
Gazi University · Institute of Health Sciences
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kaviter kemik defektlerinin iyileşmesinde otojen periost ve seramik kompozit greftinin etkisi

Amaç: Bu çalışmada, otojen periost parçalarının osteokondüktif sentetik kemik greft alternatifleriyle birlikte kullanımının, kaviter kemik defektlerinin iyileşmesindeki histolojik davranışının incelenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışmada, ortalama ağırlıkları 1000-1500 gr ağırlığında, 8-12 aylık 12 Yeni Zelanda tavşanı kullanıldı. 12 tavşana ait 24 femur eşit sayıda üç gruba ayrıldı. Tüm tavşanlarda, bilateral lateral girişimle, femur suprakondiler bölgede, 5 mm.'lik oyucuyla kaviter defekt oluşturuldu. Grup I'de dört tavşana ait sekiz femur boş bırakılarak kontrol grubu olarak atandı. Grup II'de kalan sekiz tavşanın sağ femurları (sekiz femur) sadece seramik greft granülleriyle dolduruldu. Grup III'de ise ikinci gruptaki tavşanların sol femurları (sekiz femur) seramik greft granülleri ve tibia kaynaklı periost parçaları karışımıyla greftlendi. Seramik olarak Cem-Ostetic? 5 cc granules (Berkeley Advanced Biomaterials, Inc. CA, U.S.A.) kullanıldı. Grup III'de defektlere konulan otojen periost şeridi deneğin ipsilateral tibia proksimalinin medial yüzünden alındı ve keskin bisturi yardımıyla minimal manuplasyon ile 1-2 mm2'lik parçalara ayrıldı. Denekler postoperatif 6. Haftada feda edildi ve defekteler kemik iyileşmesini değerlendirmek üzrere histolojik incelemeye tabi tutulduBulgular: Grup I'de (kontrol grubu) kemik oluşumunun oldukça az gözlendiği, defekt alanın fibröz doku yapısıyla kemiği taklit edercesine kapatıldığı dikkati çekti. Yeni kemiğin varlığı bölgede çok dar alanlarda gözlendi. Grup II'de (seramik grubu) fibröz dokunun aralarında yeni kemik oluşumunun kontrol grubuna göre daha fazla olduğu gözlendi. Kemiğin biçimlendiği bölgelerde damarlar ve osteositler yoğun çekirdekleriyle dikkati çekti. Grup III'de (periost-seramik kompozit) defekt bölgesinde proliferatif kıkırdak oluşumu gözlendi. Bölgede kemik oluşumu diğer gruplara göre daha yoğundu. Fibröz doku bölmeleri son derece azalmıştı.Histomorfometrik yöntemlerle elde edilen ölçümlerin istatistiksel analizi sonucunda, Grup III'de (periost-seramik kompozit) diğer iki gruba göre artmış örgü kemik oluşumu ve daha az fibröz doku oluşumu istatistiksel olarak kanıtlandı.Sonuç: Serbest periost parçalarının seramiklerle harmanlanması ile elde edilen kompozit greftin, hem kontrol grubundan, hem de tek başına seramik uygulanan gruptan çok daha üstün iyileşme performansı sağladığını söyleyebiliriz. Bunun seramiğin kabul görmüş osteokondüktif özelliklerinin, periostun osteojenik özellikleriyle birleştirilmesinin sonucu olduğunu düşünüyoruz. Ek olarak serbest periost parçacıklarının defektin her bölgesinde homojen şekilde bulunmalarını sağlayan uygulama şeklinin de iyileşme performansını olumlu etkilediğini düşünüyoruz.

Kemik defektleriKemik rejenerasyonu
Halil Can Gemalmaz
Gazi University
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Kemikiçi defektlere uygulanan cerrahi tedavi sonrası oluşan iyileşmenin klinik ve farklı radyografik yöntemlerle değerlendirilmesi

Günümüzde, periodontal dokuların rejenerasyonuna yönelik olarak sıgır kökenli inorganik kemik matriksiyle (ABM) birlestirilmis sentetik hücre baglayıcı peptid (P-15) içeren bir greft materyali (ABM/P-15) gelistirilmistir. Bununla birlikte ABM/P-15'in kemikiçi defektlerde kullanımına iliskin sınırlı klinik ve radyolojik degerlendirme bulunmaktadır. Çalısmamızın amacı kemikiçi defektlerin tedavisinde ABM/P-15'in gösterdigi etkinligi klinik ve radyolojik olarak degerlendirmektir. Bu amaçla, kronik periodontitis teshisi konulan 16 bireydeki toplam 38 defektin 19'u flep cerrahisi ile (kontrol), kalan 19 defekt ise ABM/P-15 ile (test) tedavi edildi. Cerrahi fazından önce tüm hastalara Faz I periodontal tedavi ile birlikte sıkı bir oral hijyen egitim programı uygulandı. Tüm klinik parametreler cerrahiden hemen önce, cerrahiden 6 ve 12 ay sonra kaydedildi. Belirtilen dönemlerde her çalısma bölgesinden standardize edilerek elde edilen dijital radyograflar çalısma dönemi sonunda subtraction radyografi ile degerlendirildi. Çalısmamızda, test ve kontrol grupları baslangıç degerleri ile kıyaslandıgında cerrahi sonrası tüm dönemlerde klinik atasman seviyesi (KAS) ve sondlanabilir cep derinliginde (SCD) anlamlı azalma meydana gelmistir. Ancak herhangi bir klinik parametre bakımından tüm ölçüm zamanlarında gruplar arasında anlamlı bir fark izlenmemistir. Sonuçlarımıza göre ABM/P-15'in flep cerrahisine kıyasla 6. ve 12. ayda anlamlı olarak daha fazla kemik dolumuna neden oldugu görülmektedir. Sonuçlarımız her iki yöntemin de KAS kazancı, SCD'de azalma ve defekt dolumu bakımından kemikiçi defektlerde klinik ve istatistiksel olarak anlamlı kazançlara neden oldugunu göstermektedir. Ancak, ABM/P-15 flep cerrahisine kıyasla yumusak doku verilerinden ziyade sert doku verilerinde anlamlı kazançlara yol açmıstır. ABM/P-15'in periodontal kemik defektlerinin tedavisindeki rolünü daha iyi degerlendirebilmek için ileri çalısmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: ABM/P-15, periodontal rejenerasyon, kemikiçi defekt, subtraction radyografi.

Kemik rejenerasyonu
Burcu Karaduman
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Spongioza blok kemik greftinin, dura mater ve fascia lata greft materyalleri ile birlikte uygulandığı segmental osteotomiler sonrasında iyileşmenin histopatolojik olarak incelenmesi

Günümüzde oral ve maksillofasiyal cerrahi disiplini içinde önemi giderek artan ortognatik cerrahi tekniklerinden olan segmental osteotomiler sonrasında ortaya çıkan kemik boşluklarının erken ve sorunsuz iyileşmeleri ve fonksiyona geçirilebilmeleri önemli bir noktadır. Yönlendirilmiş kemik rejenerasyonu tekniğinin bu amaçla kullanımına ilişkin verilerin az olması böyle bir çalışmanın yararlı olacağını düşündürmüştür. Çalışmada toplam altı adet köpek üzerinde standart koşullarda segmental cerrahi uygulanmış ve oluşan toplam 12 adet kemik boşluğu 4., 8., 12. hafta grupları olarak ayrılmıştır. Her grup böylelikle 4' er segmental defekt içermektedir. Defektler her grupta biri kontrol olmak kaydı ile izlemeye alınmış, diğer defektlere ise solvent dehidrate blok kemik greftleri uygulanarak üstleri rezorbe olabilen Fascia Lata yada Dura Mater membran materyalleri ile örtülmüştür. Hayvanlar deney periyodlan sonrasında öldürülerek operasyon alanları histopatolojik incelemeye alınmışlardır. Membranlann ve kemik greftinin klinik ve histopatolojik olarak izlenen hipersensitivite reaksiyonu oluşturmadığı ve dokular tarafından iyi tolere edildikleri saptanmıştır. Her iki membranın birbirlerine göre kemik iyileşmesi açısından bariz bir üstünlüklerinin bulunmadığı bulgulanmıştır. Ayrıca kemik grefti uygulanan örneklerdeki iyileşmenin kontrol grubundan farklı olmadığıda gözlenmiştir.

Cerrahi-oralDiş hastalıklarıDura mater+4
Erkan Erkmen
Gazi University · Institute of Health Sciences
2000
00
DoctorateOpen AccessTR

Sınıf 2 furkasyon defektlerinde değişik kemik greftlerinin peirodontal rejenerasyona etkisinin histolojik olarak incelenmesi

-70- SINIF II FURKASYON DEFEKTLERİNDE DEĞİŞİK KEMİK GREFT MATERYALERİNİN PERIODONTAL REJENERASYONA ETKİSİNİN HİSTOLOJİK OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ Periodontal tedavinin ana amacı yıkıma uğramış destek periodontal dokuların eski seviyelerine rejenerasyonunu sağlamaktır. Periodontal ligament ve kemik hücrelerinin diş ve alveoler doku arasında sağlıklı bağ oluşturacak potansiyele sahip yegane hücre tipleridir. Bu nedenle rejenerasyon oluşturmak için çeşitli materyaller kullanılmaktadır. Kalsiyum sülfat (Paris alçısı) ucuz, kolay elde edilebilir, kolay şekillendirilebilir, sert ve yumuşak dokular tarafından tolere edilebilir bir madde olduğu önceki çalışmalarla tesbit edilmiştir. Aynca kalsiyum sülfatın greft partiküllerinin kemik defektlerinden uzaklaşmasını engellediği, epitelin apikale migrasyonunu önlediği düşünülmektedir. Bundan yola çıkarak farklı kemik greft materyalleri ile birlikte periodontal rejenerasyon için kullanılması önerilmektedir. Bu materyalin kullanımıyla ilgili başarılı klinik vakaların sunulduğu son yayınlara rağmen, bu raporlarda histolojik veriler bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı solventlerie dehidrate edilmiş süngerimsi kemik grefti ve hidroksilapatit alioplastik kemik grefti ile birlikte kalsiyum sülfat kullanımının bu her iki kemik greft materyalinin yalnız kullanımına olan etkisinin incelenmesidir. Bu amaçla altı köpeğin mandibular dişlerinde sınıf II furkasyon defekti oluşturulmuştur. Her bir köpekte rastgele seçilen segmentte deneysel kemik defektlerinden biri solventlerie dehidrate edilmiş süngerimsi kemik grefti, diğeri bunun kalsiyum sülfatla kombinasyonu ile tedavi edilmiştir. Diğer segmentte defektlerden birine hidroksilapatit, diğerine hidroksilapatit ve kalsiyum sülfat karışımı uygulanmıştır. Her bir segmentte bir diş kontrol için ayrılmış ve sadece-71- flep operasyonu uygulanmıştır. Köpekler; iyileşmenin değişik safhalannın görülebilmesi için biri 6. hafta, diğeri 12. hafta olmak üzere iki dönemde sakrifiye edilmişlerdir. Elde edilen örnekler hîstomorfolojîk olarak incelenmiştir. Çalışmanın klinik sonuçlarında özellikle kalsiyum sülfatla kombine olarak tedavi edilen dişlerde dişeti çekilmesi, gingival enfeksiyon ve yapışık dişetinde azalma görülmüştür. Histolojik değerlendirmede de literatürdeki beklenen sonuçlar alınamamıştır. Kalsiyum sülfatın kemik greftleri ite kombine uygulanandığı deney gruplarındaki yeni ataşman ve yeni kemik oluşumu, kemik greftlerinin tek kullanıldığı gruplara ve kontrol gruplanna göre düşük bulunmuştur. Kanımızca kalsiyum sülfatın gündelik kullanıma geçmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

Kemik nakliKemik rejenerasyonuPeriodontal hastalıklar+1
Oya Albayrak
Gazi University · Institute of Health Sciences
1999
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyabetik ratlarda cerrahi olarak oluşturulan kemik defektlerinde alloplastik kaynaklı trikalsiyum fosfat kemik grefti ve kanama durdurucu bitki ekstresinin (ABS) kombine kullanımının kemik rejenerasyonuna etkisinin incelenmesi

Doğal dişleri destekleyen alveol kemiklerde gelişen rezorbsiyonlar ve periodontal hastalığın gelişiminde dokuda oluşan inflamasyonun, kemik morfolojisinde meydana getirdiği değişiklikler sonucunda kemik dokusunda kayıplar gerçekleşebilir. Bu nedenle meydana gelen deformitelerin kemik greftleriyle onarılması gerekir. Bu amaçla günümüzde farklı greft materyalleri uygulamanın yanı sıra Ankaferd blood stopper(ABS) gibi erken kemik rejenerasyonunda etkili olduğu düşünülen alternatif yöntemler kullanılarak osteogenezin hızlandırılması amaçlanmaktadır. Periodontal hastalıklarda birincil etken mikrobiyal dental plak olmasına rağmen bireylerdeki mevcut sistemik hastalıkların, hastalığın şiddetini ve prognozunu etkileyerek periodontal hastalık riskini arttırdığı kabul edilmiştir. Bu sistemik hastalıklardan toplumda en yaygın olanı diabetes mellitus(DM)'dur. Çalışmamızda, kemik yara iyileşmesinde etkinliği olan ABS ve β-TCP'nin birlikte kullanımının, nondiyabetik ve diyabetik ratlarda kemik rejenerasyonunda geç dönem etkilerinin histopatolojik ve immünohistokimyasal olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda, 128 adet Wistar Albino erkek rat kullanılmıştır. Ratların kalvaryumunda 7 mm çapında kemik defekti oluşturulmuştur. Bu ratlar diyabetik ve nondiyabetik olmak üzere iki ana gruba ayrılmıştır. Bu iki grup da kendi aralarında 4 farklı alt gruba ayrılmıştır. Nondiyabetik 1a grubu defekt boş bırakılmış, 1b grubuna, 0.125 cc β-TCP greft, 1c grubuna, 0.125 cc ABS, 1d grubuna, 0.125 cc (β-TCP + ABS) karışımı uygulanmıştır. Diyabetik 2a grubu defekt boş bırakılmış, 2b grubuna, 0.125 cc β-TCP greft, 2c grubuna, 0.125 cc ABS, 2d grubuna, 0.125 cc (β-TCP + ABS) karışımı uygulanmıştır. Her gruptan 8 rat 28. günde ve geri kalan 8 rat da 56. günde sakrifiye edilmiştir. Elde edilen nümunelerin histopatolojik, immünohistokimyasal ve radyolojik(DEXA) analizleri yapılmıştır. Yapılan histopatolojik analiz sonucunda; 28. günde nondiyabetik ratlarda β-TCP, ABS ve (β-TCP + ABS) uygulanan grupta osteoblastik aktivite kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p˂0,05). 28. günde nondiyabetik ratlarda β-TCP, ABS ve (β-TCP + ABS) uygulanan gruplarda inflamatuar hücre infiltrasyonu ve damar dilatasyonu ve hemaroji kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede azalma görülmüştür (p˂0,05). 28. günde nondiyabetik ratlarda β-TCP, ABS ve (β-TCP + ABS) uygulanan grupta yeni kemik oluşumu kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p˂0,05). Yapılan histopatolojik analiz sonucunda; 56. günde nondiyabetik ratlarda β-TCP ve (β-TCP + ABS) uygulanan grupta osteoblastik aktivite kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p˂0,05). 56. günde nondiyabetik ratlarda β-TCP ve (β-TCP + ABS) uygulanan grupta inflamatuar hücre infiltrasyonu ve damar dilatasyonu ve hemaroji kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede azalmıştır(p˂0,05). 56. günde nondiyabetik ratlarda β-TCP, ABS ve (β-TCP + ABS) uygulanan grupta yeni kemik oluşumu kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p˂0,05). Yapılan histopatolojik analiz sonucunda; 28. günde diyabetik ratlar gruplar arası karşılaştırılmasında β-TCP ve (β-TCP + ABS) uygulanan grupta osteoblastik aktivite kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p˂0,05). 28. günde diyabetik ratlarda β-TCP, ABS ve (β-TCP + ABS) uygulanan grupta inflamatuar hücre infiltrasyonu ve damar dilatasyonu ve hemaroji kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede azalmıştır(p˂0,05). 28. günde diyabetik ratlarda β-TCP ve (β-TCP + ABS) uygulanan grupta yeni kemik oluşumu kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p˂0,05). Yapılan histopatolojik analiz sonucunda; 56. günde diyabetik ratlarda β-TCP, ABS ve (β-TCP + ABS) uygulanan grupta osteoblastik aktivite kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p˂0,05). 56. günde diyabetik ratlarda β-TCP ve (β-TCP + ABS) uygulanan grupta inflamatuar hücre infiltrasyonu ve damar dilatasyonu ve hemaroji de kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede azalma görülmüştür (p˂0,05). 56. günde diyabetik ratlarda β-TCP, ABS ve (β-TCP + ABS) uygulanan grupta yeni kemik oluşumu kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p˂0,05). Yapılan biyokimyasal analizde, western blotting bulgularında nondiyabetik ratlarda 28. günde osteonektin ve osteopontin ekspresyonu β-TCP ve β-TCP + ABS grubunda anlamlı derecede artmıştır. Diyabetik ratlarda ise; osteonektin ekspreyonu 28. ve 56. günde β-TCP + ABS grubunda ve osteopontin ekspresyonu 28. günde β-TCP + ABS grubunda anlamlı derede artmıştır. Yapılan radyolojik analizde, 28. günde nondiyabetik ratlarda β-TCP ve (β-TCP + ABS) gruplarında KMM değerleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur(p˂0,05). 28. ve 56. günde nondiyabetik ratlarda ise KMY değerleri istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır(p˃0,05). 28. günde diyabetik ratlarda β-TCP, ABS ve (β-TCP + ABS) gruplarında KMM değerleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur(p˂0,05). 28. ve 56. günde diyabetik ratlarda ise KMY değerleri istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır(p˃0,05). Sonuç olarak, ABS'nin hem diyabetik hem nondiyabetik gruplarda yara iyileşmesinde ve yeni kemik oluşumunda olumlu etkileri olmasına rağmen tam bir kemik rejenerasyonunun istendiği durumlarda mutlaka bir kemik grefti ile birlikte kullanımının daha başarılı sonuçlar oluşturulacağını düşünmekteyiz.

Absorpsiyometri-fotonAnkaferd kanama durdurucuDiabetes mellitus+6
Abdulsamet Tanik
Dicle University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kritik boyutlu kemik defektlerinde denosumab ve ozon uygulamasının kemik iyileşmesi üzerine etkisinin araştırılması

Amaç: Maksillofasiyal cerrahide herhangi bir sebeple oluşan defektlerin iyileşmesini hızlandırmak amacıyla çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar arasında osteoporoz hastalığında kullanılan bifosfonat grubu ilaçlardan denosumabın , yeni kemik oluşumu üzerinde olumlu etkileri olduğu çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Genel tıp alanında ve dişhekimliğinde yaygın kullanımı olan ozon ise yine kemik yapımı üzerinde olumlu etkileri olan alternatif bir tedavi olarak son yıllarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı rat kalvaryumlarında oluşturulan kritik boyutlu defektlerde denosumab ve ozon uygulamaları yaparak, yeni kemik oluşumunun değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 40 adet Spraque Dawley cinsi erkek rat kullanıldı. Ratlar 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna sadece greft konuldu. Ozon grubu (O) ve ozon ve denosumab (O-D) gruplarına greft uygulandıktan sonra 15 saniye süreyle topikal ozon uygulandı. Denosumab grubu (D) ve ozon ve denosumab(O-D) grubuna 8 hafta süresinde 4 haftada bir olmak üzere subkütan (s.c) 10 mg/kg Prolia(denosumab) enjekte edildi. Her gruptan 5 hayvan 4. hafta sonunda, grupdaki diğer 5 hayvan ise 8. hafta sonunda sakrifiye edildikten sonra histopatolojik incelemeler yapıldı. Gruplar arasındaki farklılıklar istatistiksel analizlerle değerlendirilmiştir. Bulgular: Yapılan histopatolojik inceleme sonrası greft+ozon ve greft+denosumab uygulanan gruplarda sadece greft yerleştirilen kontrol grubuna kıyasla daha iyi kemik oluşumu gözlendi. Kontrol grubu dışındaki diğer gruplar birbirleriyle kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmasada denosumab uygulanan gruplarda ozon grubuna göre daha fazla yeni kemik oluşumu belirlendi. Sonuç: Çalışmamızın sonucunda ozon ve denosumab uygulamasının yeni kemik yapımı üzerine olumlu katkısı olduğunu ancak bu konuda daha fazla çalışma yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Sözcükler: rat, ozon, denosumab, yeni kemik yapımı

DenosumabHayvan deneyleriKemik defektleri+6
Ersin Keskin
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Rat kalvaryumunda oluşturulan kritik boyut defektlerinde mezenkimal kök hücreleri, bifazik kalsiyum fosfat seramikleri ve trombositten zengin plazmanın kemik rejenerasyonu üzerine etkilerinin histolojik ve immunohistokimyasal olarak araştırılması

Günümüzde yeni teknolojilerin gelişmesiyle, kemik defektlerinin onarılmasında birçok yeni tedavi metodları ve biyomateryaller kullanılmaktadır. Malformasyon, enfeksiyon, travma veya rezeksiyon nedeniyle oluşan oral ve maksillofasiyal bölgedeki kemik defektlerinin yapısal ve fonksiyonel rekonstrüksiyon problemleri, henüz tatmin edici bir Resimde çözümlenememiş olup, modern rekonstrüktif cerrahinin en zor uğraşlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Geniş kemik defektlerinin iyileşmesi amacıyla, çeşitli kemik greftlerinin veya kemik yerine geçen biyomateryallerin kullanımı bazen kaçınılmazdır.Bu tez çalışmasındaki amacımız; oral ve maksillofasiyal cerrahide kullanılan kemik greftlerinden bifazik kalsiyum fosfat seramik grefti, trombositten zengin plazma ve son yıllarda kullanılmaya başlanılan mezenkimal kök hücrelerin osteogenezis üzerine olan etkileriyle beraber, bu materyallerin osteonektin ve osteopontin enzim ekspresyonları ile osteosit yoğunluklarını karşılaştırmaktır.Çalışmamızda son yıllarda giderek artan bir merak uyandıran mezenkimal kök hücrelerin, trombositten zengin plazmanın ve bifazik kalsiyum fosfat seramiklerin, ratların kritik boyut kranial kemik defektlerindeki etkinliği araştırıldı. Bu araştırmada 90 adet Wistar-Albino türü dişi rat kullanılması planlandı. 10 adet rat trombositten zengin plazma elde etmek için kullanıldı. Geriye kalan ratlar beş gruba ayrıldı. Her bir ratın frontal kemiğinde 7 mm çaplı kritik büyüklükte tam kat kemik defekti oluşturuldu. Grup I (n=6) operatif kontrol grubu iken, Grup II'de (n=21) bifazik kalsiyum fosfat seramik grefti, Grup III'de (n=21) bifazik kalsiyum fosfat seramik grefti ve trombositten zengin plazma, Grup IV'de (n=21) mezenkimal kök hücre ve bifazik kalsiyum fosfat seramik grefti kombinasyonu ve Grup V'de (n=21) mezenkimal kök hücre, trombositten zengin plazma ve bifazik kalsiyum fosfat seramik grefti kombinasyonu defektlere uygulandı. Deneklerin tamamı 2., 8. ve 12. hafta sonunda sakrifiye edildi. Histolojik ve immunohistokimyasal değerlendirmede, gruplar arasında osteoblastik aktivite ve osteogenezis paternleri dikkate alınmıştır. Bunun yanısıra osteopontin ve osteonektin enzim ekspresyon oranları ile osteosit yoğunluklarının oranları incelenmiş ve gruplar arası kıyaslamaları istatistiksel olarak yapılmıştır.Yapılan çalışmanın sonucunda; araştırmanın 12. haftasında osteoblastik aktivite ve osteogenezisin daha ideal oluştuğu, osteogenezise bağlı olarak osteopontin ve osteonektin ile boyanmaya pozitif yanıt verdiği saptanmıştır. En ideal osteogenezisi oluşturan grubun Greft+Trombositten zengin plazma+Mezenkimal kök hücre grubunun olduğu, bunu sırasıyla Greft+ Mezenkimal kök hücre uygulanan grubunun, Greft+ Trombositten zengin plazma grubunun ve son olarakta yalnızca Greft uygulanan grubun izlediği gözlenmiştir.Gruplararası yapılan kıyaslamalarda da, istatistiksel olarak en anlamlı sonucu veren grupların Greft+ Trombositten zengin plazma + Mezenkimal kök hücre ile yalnız greft grubu (p=0,005), Greft+ Mezenkimal kök hücre ile yalnız greft grubu (p=0,028), Greft+ Trombositten Zengin Plazma ile Greft+ Trombositten zengin plazma + Mezenkimal kök hücre (p=0,031) grupları arasında olduğu saptanmıştır.Osteokondüktif etkili grefte Trombositten zengin plazma ve Mezenkimal kök hücre ilavesiyle kritik boyut defektlerinde bile önemli bir kemik yapımının oluştuğu ve osteoindüksiyonun sağlandığı izlenmiştir. Greft+Trombositten zengin plazma+Mezenkimal kök hücre uygulanan grubun osteogenezisi 2 kat artırması da önemli bir bulgu olup, ideal bir materyalin elde edilmesi hedefine yaklaşıldığı kanısı uyanmıştır.Anahtar sözcükler: Mezenkimal kök hücre, trombositten zengin plazma, bifazik kalsiyum fosfat, osteogenezis, kritik boyut kemik defekti

Cerrahi-oralKalsiyum fosfatKan trombositleri+6
Kamil Serkan Ağaçayak
Dicle University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Kemik rejenerasyonunda trombositten zengin plazma ve trombositten zengin fibrinin sağlıklı ve deneysel olarak diabet oluşturulmuş denek hayvanlarında iyileşme üzerine etkilerinin histopatolojik olarak karşılaştırılması

Günümüzde cerrahi alanında kemikte yapılan işlemler önemli derecede yer tutmaktadır. Kemikte madde kaybına neden olan travma, enfeksiyon, kemik tümörleri veya kistleri ve ortognatik cerrahi girişimler sonrasında çeşitli büyüklükte kemik defektleri ortaya çıkabilmektedir. Kemikte oluşan küçük defektler kemiğin kendini tamir edebilme yeteneği ile onarılabilirken büyük defektler çeşitli greft ve implant materyallerine gereksinim göstermektedir.Greft ve implant materyallerinin defektleri doldurma özelliklerinin yanında fazla miktarda onarımın gerektiği geniş kemik defektlerinde çevre dokuyu stimüle ederek kemik doku oluşturma özellikleri üzerinde çeşitli çalışmalar yapılmaktadır.Greft materyallerinin daha hızlı ve kaliteli sonuç vermesi için büyüme faktörleri ile karıştırılması gündeme gelmiştir. Büyüme faktörlerinden, Trombositten Zengin Plazma (TZP) ve Trombositten zengin Fibrin (TZF) bu yöntemlerden bazılarıdır.Sistemik problemli olan, özellikle diabetes mellituslu hastalarda yumuşak ve sert dokularda iyileşme geç ve komplikedir. Bu yüzden diabetes mellituslu hastalara greft uygulaması sağlıklı hastalara oranla daha risklidir.Trombosit zengin plazma (TZP) ve Trombositten zengin fibrin (TZF) vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF), trombosit kaynaklı büyüme faktörü (PDGF), `transforming' büyüme faktörü ? ve ß (TGF ? ve ß), epidermal büyüme faktörü (EGF), fibroblast büyüme faktörü (FGF), insülin benzeri büyüme faktörü (IGF) vb büyüme faktörlerini içeren ve kanın farklı iki frekansta sanrifüj edilmesiyle oluşan bir maddedir. Elde edilen plazmadaki trombosit miktarı normal plazmadakinin 3-5 katıdır. Bu ürüne trombin ilavesiyle trombositlerin ?-granüllerinden çok sayıda mediatör salınır. Bunların hemen hepsi kemik iyileşmesinde görev alan mediatörlerdir. Kolaylıkla kullanılabilir olmaları, hızlı etki göstermeleri ve pıhtı oluşumuyla uyumlu olmaları bu ürünlerin avantajları arasında yer almaktadır. Klinik olarak sinir anastomozlarında, yumuşak doku defektlerinde hemostaz ve keratinosit kültürleriyle birlikte yara iyileşmesi amaçlı kullanılmaktadır. Deneysel olan bir başka kullanımında ise, kültürde üretilmiş periosteal hücrelerle taşıyıcı olarak kırık iyileşme alanlarına uygulanmıştır.Oral ve maksillofasiyal cerrahide araştırmacılar sürekli olarak kemik greftleme tekniklerini geliştirmek, daha hızlı ve daha yoğun kemik rejenerasyonu elde edecek bir yöntem geliştirmek için çalışmaktadırlar. TZP ve TZF yara iyileşmesini ve rejenerasyonunu arttırmak için baş boyun cerrahisi, oral ve maksillofasiyal cerrahi, plastik cerrahi ve kardiyovasküler cerrahide rutin olarak kullanılmaktadır.Bu çalışmanın amacı; trombosit konsantrasyonları dışında benzer olan TZP ve TZF nin, kemik defektlerinin greftle kombinasyonunda ve deneysel olarak oluşturduğumuz diabetik ve sağlıklı hayvanlardaki iyileşmede etkilerinin histolojik olarak karşılaştırılmasıdır.Deneysel çalışmamız 80 adet Wistar albino cinsi rat üzerinde yapılmıştır. 8 rat TZP ve TZF' in elde edilişi sırasında kullanılmış, kalan 72 rat ise sağlıklı ve diabetik olmak üzere 2 gruba ayrılmış ve her grup kendi içinde Greft, Greft+ TZP ve Greft+ TZF olmak üzere 3 ayrı gruba ayrılmıştır. Tüm gruplara kollajen membrane ve greft uygulanmıştır Deney hayvanlarının anestezisi, 0.1 ml Xylozin Hydrochlorid (RompunR, Bayer, Türkiye) ve 0.2 ml Ketamin' in (KetalarR, Eczacıbası, Türkiye) intramusküler enjeksiyonu ile sağlanmıstır. Ratların sağ arka bacağının iç yüzü traşlandıktan sonra, antiseptik solüsyon ile silindi. Tibiada insizyon yapılarak açığa çıkartılan kemikte 10x3x2 mm ebadında defekt oluşturuldu.Postoperatif 7., 14. ve 42. günlerde ratlar sakrifiye edilerek, tibiaları histopatolojik olarak degerlendirildi. 42. günde her üç grupta, Greft, Greft+ TZP ve Greft+ TZF gruplarında yeni kemik oluşumunun arttığı gözlendi. Greft+ TZP ve Greft+ TZF gruplarında tek başına greft uygulanan gruba kıyasla daha iyi bir yara iyileşmesiolduğu görüldü. Greft+ TZF grubunda osteoblastik aktivite Greft+ TZP grubuna oranla daha iyi olduğu tespit edildi. Histolojik çalışma sonunda greftle birlikte PRF kullanıldığında kemik oluşumunun daha etkili olduğu gözlendi.Sonuç olarak greft ile birlikte TZP ve TZF kullanımının yeni kemik oluşumunu olumlu yönde etkiledikleri tespit edilmiştir. TZF de bulunan büyüme faktörlerinin iyileşme sürecinde etkili olduğu fakat kemik iyileşmesi üzerine etkisinin daha da araştırılması gerekmektedir.

Diabetes mellitus-deneyselFibrinKan trombositleri+3
Vedat Tarı
Dicle University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kallus distraksiyon yöntemiyle ekstremite uzatılması

ÖZET I- Ilizarov yöntemiyle tibial tek seviyeli metafizer uzat malarda: a- îlizarov eksternal sirküler fiksator tipi kulla nıldı. b- Metafizer subperiostal osteotomi yapıldı. c- Fibula diafizinden 1 cm uzunluğunda segment çıka rıldı - d- Periost hem fibulada hem de tibiada korundu. 2- Postoperatif günlerde; a- Postop l.gün ayak bileğini nötralde tutacak özel çelik tabanlığa geçildi ve dizin fleksiyon kontraktürünü önleyecek önlemler alındı. b- Hastaların yürümeleri kısıtlanmadı. c- Postop 2. günden itibaren aktif ve pasif hareket lere başlandı. d- Postop 7. gün hastaların tümünün distraksiyonu 2;<0.50 mm/gün oran ve ritminde başlanıldı. e- Her İO günde 2 gün uzatmaya ara verildi. (Kal lus yeterli alanlar hariç) f- Uzatma tamamlandıktan sonra kort ika 1 formasyona göre fiksa türler çıkarıldı. g- Fiksator çıkartıldıktan sonra ise herhangi bir alet verilmedi -Sadece korunması istendi. Yukarıda maddeler halinde sunduğumuz hastalarda istenilen sonuçlar l'i dışında alındı. 81

EkstremitelerKemik kallusuKemik rejenerasyonu
Ahmet Kapukaya
Dicle University
1993
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit hastalarında sindesmofit gelişimi ile ilişkili çeşitli biyobelirteçlerin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda ankilozan spondilit (AS) hastalarında kemik döngüsü ile ilişkili çeşitli biyobelirteçleri ve bunların yeni kemik oluşumu (sindesmofit) ile ilişkisini araştırdık. Yöntem: Çalışmamıza 94 AS hastası (sindesmofiti olmayan: 49 hasta, %67,3 erkek, 40,7±8,7 yıl; sindesmofiti olan: 45 hasta, %71,1 erkek, 43,9±9,9 yıl) ve 68 sağlıklı gönüllü (44,2±10,6 yıl ve %70,6 erkek) alındı. Sindesmofiti değerlendirmek amacıyla servikal ve lomber omurganın lateral direkt grafileri kullanıldı. Fetuin-A, dickkopf-1 (DKK-1), sklerostin, interlökin-6 (IL-6), high sensitive C-reaktif protein (hs-CRP) ve bone morphojenik protein-7 (BMP-7) için uygun ELİSA kitleri çalışıldı Bulgular: Sindesmofiti olan AS hastalarında sindesmofit olmayan hastalar ve sağlıklı kontrollere göre fetuin-A anlamlı oranda yüksek bulundu. Öte yandan sindesmofit olmayan hastalarda ve kontrollerde bu molekülün düzeyleri benzer oranlardaydı. Gerek sindesmofiti olan, gerekse olmayan AS hastalarında DKK-1 kontrollere oranla daha yüksek seviyelerdeydi. Öte yandan BMP-7; AS hasta grubunda kontrollere göre anlamlı oranda daha düşük tespit edildi. Sklerostin açısından bakıldığında gruplar arasında anlamlı fark tespit edilemedi. Regresyon analizinde sindesmofiti öngören en önemli değişkenler fetuin-A ve Bath Ankilozan Spondilit Metroloji İndeks(BASMI) olarak saptandı. ROC analiziyle sindesmofit olan ve olmayan grup değerlendirildiğinde 1,11 mg/mL üzeri fetuin-A seviyelerinin sindesmofiti olan ve olmayan grubu ayırt etmekte iyi bir özgüllük ve duyarlılığa sahip olduğu tespit edildi. Sonuç: Çalışılan çeşitli biyobelirteçler içerisinde fetuin-A ve sindesmofit arasında dikkat çekici bir ilişki tespit edilmiştir Anahtar kelimeler: Ankilozan spondilit; Fetuin-A; Dickkopf-1 protein; Sklerostin; İnterlökin-6; BMP-7

BiyobelirteçlerFetuin AKemik morfojenik proteinleri+5
Tuğba Başoğlu Tüylü
Dokuz Eylül University
2013
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Rejeneratif endodontik tedavide kullanılan farklı medikaman ajanların ve koronal bariyer materyallerinin yapay immatür dişlerin kırılma direnci üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu in-vitro çalışmanın amacı, rejeneratif endodontik tedavide yaygın olarak kullanılan farklı kanal içi medikaman (Ca(OH)₂, ikili antibiyotikli pat, üçlü antibiyotikli pat) ve koronal bariyer materyallerinin (MTA, Biodentin) yapay immatür dişlerdeki kırılma direnci üzerinde oluşturdukları etkiyi değerlendirmek ve karşılaştırmalı olarak incelemektir. Yüz beş adet çekilmiş maksiller santral diş mine-sement birleşiminin 7 mm koronal ve 10 mm apikalinden kesilerek standardize edildi. Pozitif kontrol grubu olarak seçilen 5 diş, immatür dişleri simüle etmek için Peeso Reamer frezler kullanılarak apikalden koronale doğru şekillendirildi. Geriye kalan 100 dişin giriş kaviteleri açılarak, kanallar sırasıyla 1-5 numaralı Peeso Reamer frezlerle genişletildi. Rastgele seçilen 10 diş, medikaman uygulaması yapılmadan, negatif kontrol grubu olarak ayrıldı. Uygulanan kanal içi medikamana göre 90 diş aşağıdaki gruplara ayrıldı (n=30/grup): Grup 1. Kalsiyum hidroksit (Jefix WooCal, İstanbul, Türkiye); Grup 2. Metronidazol, siprofloksasin ve doksisiklin karışımı (Üçlü Antibiyotikli Pat); Grup 3. Metronidazol ve siprofloksasin karışımı (İkili Antibiyotikli Pat). Örnekler 37 ºC ve >%95 nemli inkübatörde 4 hafta boyunca bekletildi. İrrigasyon ardından örnekler, uygulanacak olan koronal bariyer materyallerine göre iki alt gruba ayrıldı (n=15/deney grubu, n=5/negatif kontrol grubu): 1. ProRoot MTA (Dentsply Tulsa Dental, Tulsa, OK, ABD) ve 2. Biodentin (Septodont, Saint-Maur- des Fosses, Fransa). Örnekler 37 ºC ve >%95 nemli inkübatörde 1 hafta bekledikten sonra köklerine likit lateks sürüldü ve kendi kendine sertleşen akrilik rezin bloklara gömüldü. Daha sonra her bir örnek, Universal Test Cihazı (UTC) kullanılarak kırılma testine tabi tutuldu. Stereomikroskop altında incelenen örnekler, kırık tiplerine göre tamir edilebilir ve tamir edilemez olarak değerlendirildi. Kırılma direnci deneyine ait veriler Kruskal Wallis, kırık tiplerine ait veriler Ki kare testi ile analiz edildi. Farklı kanal içi medikaman ve koronal bariyer materyal kullanımına göre ayrılan gruplar arasında, kırılma direnci ve kırık tipleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p > 0,05). Çalışmamızda kullanılan farklı koronal bariyer materyaller ve kanal içi medikamanlar immatür dişlerde kırılma direncine etkisi açısından birbirlerinin yerine alternatif olarak kullanılabilir.

BiodentinDental materyallerDental stres analizi+4
Feyzanur Bayraktar
Karadeniz Technical University
2022
00

Related subjects