Bulaşıcı hastalıklar

115 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Salgın edebiyatına karşılaştırmalı bir yaklaşım: Orhan Pamuk ve Gabriel García Márquez'de salgın hastalık

Bu çalışmada Orhan Pamuk'un Veba Geceleri ve Gabriel García Márquez'in Kolera Günlerinde Aşk adlı eserlerinde salgın hastalık teması karşılaştırmalı olarak incelenecektir. Çalışmada sosyolojik eleştiri yönteminden faydalanılacaktır. Çalışmanın amacı, edebi eserlerde salgın hastalık temasının nasıl ele alındığını göstermektir. İki farklı ülkenin salgın temalı edebi eserlerinde dönemin tarihi, sosyolojisi, siyasi ve dini görüşleri yer alacaktır. Salgın hastalıkların toplumlarda bıraktıkları etki ve sonuçlar ele alınacaktır. Veba Geceleri'nde veba, Kolera Günlerinde Aşk eserinde ise kolera çalışma konusu olacaktır. Öncelikle veba ve kolera hastalıklarının tarihsel kökeni hakkında bilgi verilecektir. Sonrasında ise Türk ve Dünya edebiyatında salgın hastalıklara yer veren edebi eserler hakkında kısa açıklamalar yapılacaktır. Veba Geceleri ve Kolera Günlerinde Aşk eserlerinde yer alan metaforik anlatımlar hakkında bilgilendirme yapılacaktır. Çalışmanın ilerleyen kısımlarında ise, edebi eserlerde salgın hastalıklara karşı alınan tedbirler açıklanacaktır. Burada karantina, tecrit ve diğer tedbir yöntemlerine değinilecektir. Sonrasında ise, salgın hastalıklarla birlikte her iki eserde gözlemlenen sosyal, dini ve siyasi etkileşimler ve sonuçları açıklanacaktır.

Bulaşıcı hastalıklarEpdemiKarantina+6
Canan Akbaba
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Milli Mücadelede ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Denizli sağlık hizmetleri (1919-1938)

Tarihi süreç içerisinde pek çok uygarlığa ev sahipliği yapan Denizli, Osmanlı Devleti teşkilat yapısı içerisinde Aydın Vilayeti'ne bağlı bir sancak durumunda varlığını sürdürürken, Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte il statüsünü kazanmıştır. Yaşanan bu sürecin çeşitli yönleri ve kent tarihine olan etkisi yerel ve ulusal araştırmacılar tarafından birçok kez irdelenmiştir. Pek çok değerli tarihçi tarafından Denizli'nin sosyal, ekonomik, dini, askeri ve kültürel tarihi hakkında belirli dönemleri de içine alan birçok çalışma yapılmasına karşın, "Denizli Sağlık Tarihi/Hizmetleri" özelinde monografik bir çalışma bu güne kadar yapılmamıştır. Bu eksikliği bir ölçüde gidermek amacıyla, "Millî Mücadelede ve Cumhuriyetin İlk Yıllarında Denizli Sağlık Hizmetleri (1919-1938)" konusu tez çalışması olarak seçilmiştir. 1919-1938 dönemini kapsayan çalışmamızda; Denizli'de gerçekleştirilen sağlık hizmetleri, yaşanan bulaşıcı ve salgın vakaları, görev yapan tabip ve diğer sağlık personelleri, hastalıklarla mücadele yöntemleri, Denizli ve kazalarında hizmet veren sağlık kurum ve kuruluşları, Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin bölgedeki faaliyetleri ile sağlık hizmetlerine doğrudan ya da dolaylı yönden etki eden faktörler arşiv belgelerinden de yararlanılarak incelenmiştir. Giriş ile birlikte dört bölüm olan çalışmamızda konunun tarihsel gelişimi, Cumhuriyet yönetiminin Osmanlı'dan devraldığı sağlık kuruluşları ile bulaşıcı hastalıklar ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Denizli, Sağlık Hizmetleri, Denizli Memleket Hastanesi, Salgın Hastalıklar, Cumhuriyet Dönemi.

Bulaşıcı hastalıklarCumhuriyet DönemiDenizli+6
Ali Tomalı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Investigating the factors affecting the available tuberculosis prevention and control in kampala, uganda

This study's main aim is to pinpoint the variables influencing tuberculosis preventive and control initiatives now in effect in Kampala, Uganda. The theoretical foundation for this cross-sectional study design was Wilber's integral theory. Data was put together using a structured questionnaire filled out by health workers at five Tuberculosis dispensaries in Kampala City Council Authority hospitals around Kampala district. A total of 413 respondents—151 women and 262 men—were questioned. Each respondent provided informed consent before the data was collected. Data analysis was done using SPSS. In order to understand how dependent and independent variables are related, the chi-square association test was used at a significance level of 0.05. 74.33% of the respondents had a treatment supporter while taking their TB medicine, yet 63.44% never disclosed their TB illness to anyone with whom they shared a home. Whereas 59.6% of the patients were HIV positive, 53.8% had low literacy about tuberculosis therapy. As 64.3% of people were taking other medications besides TB medicines, 64.2% were more likely to cease their Tuberculosis treatment due to feeling better in less than two months. These and other factors were pinpointed to be affecting the available Tuberculosis control and prevention programs in Kampala. In conclusion, the functioning of the existing TB prevention and control programs in the Kampala district of Uganda was figured to be aided by patients having a treatment supporter (DOT), TB dispensaries being close by or less than $3 in transportation costs away, the supply of TB drugs at the TB dispensaries, staff attitudes, convenient working hours, and short waiting times at the TB facilities.

Communicable diseases controlCommunicable diseasesInfection control+5
Hadıjah Mbonde
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2023
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Covid-19 ve diğer viral enfeksiyon tanılı çocuklarda koagülopati değerlerinin karşılaştırılması

Giriş: SARS-CoV-2 enfeksiyonu salgını, yeni bir koronavirüsün neden olduğu ve ilk olarak Aralık 2019'da Çin'in Wuhan şehrinde tespit edilen primer olarak solunum yolunu tutan multi-sistemik hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından koronavirüs Hastalığı 2019 (COVID-19) olarak adlandırılan oldukça bulaşıcı hastalığın ana klinik semptomları ateş, kuru öksürük, yorgunluk, kas ağrısı ve nefes darlığıdır. 11 Mart 2020 tarihinde 4000'den fazla insanın ölümüne yol açmasıyla Dünya Sağlık Örgütü tarafından resmen pandemi olarak ilan edilmiştir. Dünya çapında bugüne kadar 35 milyonu aşkın kesin COVID-19 vakası ve 1 milyon üzeri ölüm raporlanmasına karşın sayılar artmaya devam etmektdir. COVID-19'lu çocuklarda, genellikle hafif solunum yolu enfeksiyon bulguları bulunmaktadır. Çoğu hastada virüs hafif-orta düzeyde semptom göstersede vakaların %15'inde durum, sistemik inflamatuar cevap sendromu (SIRS), akut solu¬num sıkıntısı sendromu (ARDS), çoklu-organ tutulumu, yaygın damar içi pıhtılaşma (DİK) ve şok gibi ciddi hastalık tablolarına ilerleyebilmektedir. Bu hastalarda en önemli kötü prognoz göstergelerinden biri koagülopati gelişimi¬dir. Elde edilen veriler COVID-19 enfeksiyonunun patogenezinde koagülopatinin önemli bir yerinin olduğunu göstermektedir. Çalışmamızda SARS-CoV-2 enfeksiyonunda pediatrik yaş grubunda, yetişkinlerde olduğu gibi koagülopati ve D-Dimer parametrelerinde anlamlı değişikliğinin araştırılması, ayrıca COVID-19 dışı diğer viral enfeksiyonlarda da inflamatuar süreç ile birlikte tetiklenen koagülasyon kaskadı hakkında ve bunun enfeksiyonun şiddeti ve seyri ile olan ilişkisinin incelenmesi ve bu iki grubun verilerinin farklılıklar açısından karşılaştırılması amaçlandı. Yöntem ve gereçler: Mart 2020 ve Eylül 2020 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Çocuk Kliniğine başvuran ve yaş aralığı 1 ay ile 18 yaş olan, COVID-19 enfeksiyonu saptanan hastalar ile COVID-19 dışı diğer viral enfeksiyon geçiren hastalar çalışmaya alındı. Koagülopati değerleri (PT, INR, APTT, Fibrinojen, D-Dimer), tam kan sayımı, biyokimyasal değerleri (CRP, ALT, AST, LDH), anamnez/ fizik muayene bulguları ve akciğer grafileri tutulumu açısından değerlendirilip karşılaştırldı. Sonuç: Çalışmamızda COVID-19 hastaların yaşı, diğer viral enfeksiyon geçiren gruba kıyasla anlamlı olarak daha yüksek saptandı. COVID-19 (+) hastalarının COVID-19 (-) saptanan gruba göre D-Dimer değerinin anlamlı olarak yüksek olduğu gösterildi. Ayrıca klinik evre olarak orta düzeyde olan COVID-19 (+) hastaların hafif veya asemptomatik geçirenlere göre bu değerlerin daha yüksek olduğu tespit edildi. Fibrinojen COVID-19 (+) ve COVID-19 olmayan viral enfeksiyon geçiren diğer grup arasında anlamlı olarak farklı saptanmadı. Çalışmamızda COVID-19 (-) diğer viral enfeksiyonlarda D-Dimer'in tarama testi olarak prognostik değeri olmadığı ve rutin bakılmasının anlamlı fark yaratmayacağı saptandı. PT, INR, APTT değerlerinin COVID-19 (-) lerde, COVID-19 (+) hastalarına göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu gösterildi. COVID-19 (+) olan ve hafif-orta düzeyinde semptom gösteren çocuklarda hemogram tetkiklerinde lökopeni, nötropeni, lenfopeni, lenfositoz, monositoz, nötrofil/lenfosit oranı (NLR) artışı, trombositopeni ve trombositoz açısından diğer viral enfeksiyonlara göre anlamlı farklılık saptanmadı. Çalışmamızda COVID-19 (+) hastalarının COVID-19 (-) saptanan gruba göre baş ağrısı şikâyetinin anlamlı olarak daha fazla olduğu tespit edildi. HGB, MCV ve HCT değerleri COVID-19 (+) olan hastalarda diğer viral enfeksiyon geçiren gruba kıyasla anlamlı olarak daha yüksek olduğu tespit edildi. Anahtar kelimeler: COVID-19, pediatrik, koagülopati, D-Dimer, ACE-2 , çocuk, COVID-19 dışı viral enfeksiyon

Bulaşıcı hastalıklarCOVID 19D-dimer+4
Faraz Talebazadeh
Bezmialem Vakıf University
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of knowledge and attitudes about infection prevention among health care workers in kirkuk city hospitals

Hastane kaynaklı enfeksiyonlar (HKE), hastanede daha uzun süre kalma, daha yüksek ölüm oranı ve daha pahalı tıbbi bakım için bir faktördür. HKE önleme ve yönetimi çok önemli halk sağlığı sorunlarıdır. Her türlü işte güvenlik esastır, ancak özellikle sağlık hizmetleri ortamlarında daha da önemlidir. Bu çalışmanın amacı, sağlık çalışanlarının rutin enfeksiyon kontrol uygulamalarına yönelik bilgi ve tutumlarını değerlendirmekti. Çalışmanın tasarımında nicel araştırma kullanıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırma yapıldı. Araştırma, Kerkük ilindeki 2 hastaneden (Kerkük Genel Hastanesi, Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi) olasılıksız örnekleme (kolayda örnekleme) yöntemiyle seçilen 200 sağlık çalışanı ile gerçekleştirildi. Kendi kendine uygulanan yapılandırılmış bir anket kullanarak çalışma yapıldı. Bu anket önce toplum sağlığı alanında farklı üniversite profesörlerinden 10 kişilik bir uzman grubuna sunuldu ve üzerinde bazı değişiklikler yapıldı. Çalışmada kullanılan anket üç bölümden oluştu. İlk bölüm, sağlık çalışanlarının demografik ve mesleki bilgilerine ilişkin sorular içermekte olup, ikinci ve üçüncü bölümler sırasıyla enfeksiyon kontrol standart önlemlerine ilişkin bilgi ve tutuma odaklandı. Yüzdelik analizlerle değerlendirme yapıldı. Çalışma sonuçlarına göre, sağlık çalışanlarının %67'sinin 20-29 yaş aralığında, %56'sinin kadın, %55,5'inin evli, %71'inin 1-5 hizmet yılına sahip, %63,5'inin lisans mezunu, %57'sinin hastane enfeksiyonları ile ilgili 2 eğitime katıldığı ve sağlık çalışanlarının %55'nin hemşire olduğu görüldü. Sağlık çalışanların hastane enfeksiyonları ile ilgili bilgi düzeyi sonuçlarına baktığımızda ise; hastane enfeksiyonlarından korunmak için bir hastanede bir rehber olduğunu sağlık çalışanlarının %85'nin bildiği, hastande kullanılan malzemelerle hastane enfeksiyonun taşındığını %88.5 sağlık çalışanının bildiği ancak sağlık çalışanlarının iğneleri kullandıktan sonra atarken kapatılması gerektiğini %78'nin bilmediği görüldü. Sağlık çalışanlarının hastane enfeksiyonlarına karşı tutum sonuçlarında ise; %91.5'nin doğru çalışma yöntemi ile hastane enfeksiyonlarından kurtulabileceğine katıldığı ancak her hastada yeni bir eldiven giyilmesine %29 oranında sağlık çalışanının katılmadığı gibi sonuçlar ortaya çıktı. Tüm sonuçlara bakıldığında sağlık çalışanlarının hastane enfeksiyonları konusunda bilgi ve tutum düzeylerinin iyi olduğu görülmesine rağmen sağlık çalışanlarına bu konuda düzenli eğitim programlarının uygulanması önerilir.

KnowledgeLevel of knowledgeCommunicable diseases+7
Basım Hameed Ahmed Ahmed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin Al Nasiriya Şehrindeki Al Hussein Hastanesinde COVID 19'un yayılması hakkında bilgi ve önleyici davranışlarının değerlendirilmesi.

The COVID-19 infection has been a disease that has caused a crisis in both society and the health system due to its very high transmission rate and severe symptoms such as severe respiratory failure. Objectives: The study aims to assess the nurses' knowledge and preventive behaviors about the spread of COVID-19. Methods: A descriptive cross-sectional study has been carried out at Al Hussein Hospital in Al Nasiriya City among 150 nurses chosen by using non-probability sampling (a convienice sample). Results: The study found that 106 (70.7%) of nurses are female, 111 (74%) are between the ages of 20 and 29, 74 (49.3%) have a diploma in nursing and 112 (74.7%) have 1-5 years of experience. The mean of the clinical presentation of COVID-19 is 7.50, the transmission route is 5.36, prevention and control are 8.95, the overall knowledge about the spread of COVID-19 is 21.8, and the preventive behavior about COVID-19 is 32.74. There is a significant relationship between nurses' knowledge about the spread of COVID-19 and age, level of education, and years of service at p-values of 0.002, 0.047, and 0.020, respectively. Conclusion: The study concluded that nurses have good knowledge and preventive behavior about the spread of COVID-19. Recommendation: Educational lectures on the COVID-19 chain of infection should be given, training sessions should be held to teach nurses how to use personal protective equipment, and regular supervision of nursing staff should be evaluated on the practice of handwashing, masks, gloves and other personal protective equipment. 2023, 58 pages Keywords: Assessment, COVID-19, Nurses, Knowledge, Preventive behaviors, Spread,

Bulaşıcı hastalık kontrolüBulaşıcı hastalıklarCOVID 19+5
Shaymaa Odhaıb Husseın
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessAR

أحكام الأوبئة والأمراض – دراسة فقهية معاصرة

The subject of the study revolves around explaining the role of the purposes of Islamic law in epidemics and diseases that afflict humanity, and solving many calamities that afflict societies in a time of many calamities and developments. In it, pandemics and diseases brought about a radical change in most social and economic affairs and issues, even religious ones. These epidemics and diseases raised new questions, the greatest calamity is what was related to the law of infection and deadly diseases. So the mujtahid must look at a contemporary intentional view of these epidemics, and a disciplined ijtihad in which there is an accurate description and correct adaptation of these calamities, in order to preserve the human soul, achieve the interests of the people, and ward off harm from them, from all of the above, the importance of this study comes from explaining the rule of Sharia in epidemics and emerging diseases. In order to achieve the objectives of the study: the researcher followed the analytical descriptive approach in reviewing the sayings of jurists and fundamentalists on the issue of calamities, and discussing and analyzing these opinions in order to clarify the legal ruling on the issue of epidemics and emerging diseases in the light of the purposes of Islamic law. The most important conclusions of the study are: the flexibility of Islamic law and its ability to contain developments and pandemics, absorb calamities, and find effective solutions to them and address them when needed. It is obligatory for the mujtahid and whoever holds the reins of fatwa to take care of the objectives in emergencies of epidemics and diseases and not to cross the limits of the Sharia, in order to be closer to health and safety. Preventive medicine is an authentic Quranic and Prophetic approach based on purity and personal hygiene, preserving the environment, treating infectious diseases, and avoiding mixing, so that people protect themselves from the scourge of these epidemics and diseases. Sharia also decides, in the light of its purposes related to epidemics, that self-preservation takes precedence over the purpose of preserving religion, and the public interest takes precedence over the private, and therefore the harm must be paid by quarantining the injured and those with infectious diseases, and preventing them from attending and witnessing congregational prayers, or mixing in public places, also, the tolerance of Islamic law and the contemporary view to lift people's embarrassment allowed medication, suspended the witnesses of congregational prayers, and permitted the use of alcoholic sterilizers when needed, likewise, preserving cleanliness, purity, preserving the environment, and the legality of hand-washing are among the duties that fall on the shoulders of every taxpayer, and the preservation of the individual and society in these duties. Keywords: jurisprudence, epidemics, diseases, calamities, jurisprudence of purposes, corona.

Ahmed Mohammed Khamees Khamees
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Jinekoloji polikliniğine başvuran kadınların kullandıkları aile planlaması yöntemleri ile vajinal enfeksiyon sıklığı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma Jinekoloji polikliniğine başvuran kadınların kullandıkları aile planlaması yöntemleri ile vajinal enfeksiyon sıklığı arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı olarak yapılan bu araştırma, Ankara ilinin Kızılcahamam Devlet Hastanesi'nde jinekoloji polikliniğine başvuran ve çalışma kriterlerine uyan 204 kadınla yürütülmüştür. Veriler,05.12.2022-31.05.2023 tarihleri arasında "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Genital Hijyen Davranışları Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde frekans analizi (sayı, yüzde, ortalama), Bbağımsız iki örnek t-testi, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis H testi, Dunn testi, Duncan testi ve Spearman'srho korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Bu araştırmada kadınların yaş ortalaması 35,0 ± 8,10 bulunmuştur. Araştırmada kadınların %37,2 ile büyük bir kısmının lisans ve üzeri eğitim aldıkları ve %42,1'inin ev hanımı oldukları belirlenmiştir. Kadınların %38,7'sinin son bir yıl içinde aile planlaması yöntemi olarak kondom kullandıkları, %67,2'sinin kullandıkları AP yönteminin etkin olduğunu belirttikleri ve %33,3'ünün kullandıkları AP yönteminin güvenilir olduğunu düşündükleri saptanmıştır. Kadınların kadınların %60,8'inin anormal vajinal akıntı yaşamadığı, 50'sinin arada sırada anormal vajinal akıntı yaşadığı ve %87,3'ünün şuan vajinal enfeksiyon geçirmediği saptanmıştır. Araştırmaya katılan kadınların genital hijyen davranışları puan ortalaması 95,7±9,1'dir. Bu çalışmada kadınların eğitim düzeyinin, istemeden gebelik deneyimi yaşanma, daha önce AP yöntemi yöntemini kullanıp bırakma ve şuan vajinal enfeksiyon yaşama durumunun genital hijyen davranışlarını etkilediği belirlenmiştir. Kadınların yaşı arttıkça genel hijyen alışkanlıkları artarken, adet hijyeninde ve anormal bulgu farkındalığında azalma saptanmıştır. Kadın sağlığı alanında hizmet veren sağlık profesyonellerinin, jinekoloji polikliniğine başvuran kadınların vajinal enfeksiyon sıklığını ve genital hijyen davranışlarını değerlendirmesi kadınların yaşam kalitesinin artırılması açısından önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kadın, Aile Planlaması, Vajinal Enfeksiyon, Hemşirelik.

Aile planlamasıBulaşıcı hastalıklarEnfeksiyonlar+5
Özlem Konyalıoğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Irak Salah Eldin Hastanesinde farklı kaynaklardan izole edilen Staphylococcus spp. direnç genlerinin genotiplendirilmesi ve tespiti

Çalışma için gerekli olan örnekler 2022 yılının Mart-Temmuz ayları arasında Salahuddin Hastanesin'den alınmıştır. Toplamda farklı yaş ve cinsiyet grubunda olan 130 kişiden örnekleme yapılmıştır. Örnekler ; orta kulak iltihabı, burun ve boğaz, idrar yolu iltihabı, yanıklar, yaralardan alınmıştır. Elde edilen sonuçlar incelendiğinde, bakteri kültüründe 93 örneğin (%71,53) pozitif olduğu buna karşılık, 37 örneğin (%28,47) negatif olduğu tespit edilmiştir. En yüksek enfeksiyon oranı %45,16 ile yara enfeksiyonlarında tespit edilmiştir. Bunu sırasıyla, %19,35 ile idrar yolu enfeksiyonları,%13,97 ile yanık, %11,82 ile orta kulak enfeksiyonları ve son olarak %9,67 ile burun ve boğaz enfeksiyonları takip etmiştir. İzole edilen bakteri izolatlarının antibiyotik duyarlılık testi sonuçları yüksek antibiyotik direnci göstermiştir. İzolatların amoksisiline karşı direnci %96,77, azitromisine %64,52, siprofloksasin %56,99, seftaksim %88,17, amikasin %88,17, gentamisin %75,27, trimetoprim %66,67 meropenem %72,04 ve vankomisin %73,12 olarak tespit edimiştir. Staphylococcus aureus bakterilerinin virülans faktörü bakımından incelendiğinde COA geni tüm numuneler için %100 oranda, SPA ve HLY genleri ise %80 oranında tespit edilmiştir. Genetik dizileme tekniğini kullanarak yapılan moleküler teşhis sonuçlarında ise seçilen tüm numunelerin %100 oranında 16S rRNA genine sahip olduğu ortaya çıkmıştır.

Bulaşıcı hastalıklarDirenç genleriIrak+1
Alhamzah Qahtan Najı Najı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çankırı ili merkez ve Kızılırmak ilçesinde kullanılan hayvan yemlerinde bulunan mikotoksinlerin tespiti

Araştırmada bulunduğumuz bölgede (Merkez ve Kızılırmak ilçeleri) büyük baş hayvancılık yapan çiftçilerimizin kullanmış oldukları yemlerin mikotoksinlerle kontamine olma durumlarını tespit etmek ve yemlerin toksin yönünden durumlarını değerlendirme amaçlanmıştır. Bu nedenle değerlendirme yapabilmek amacıyla bölgemiz çiftçilerinin kullandığı yemlerden aynı tarihlerde ve yem torbalarına dikkat etmeden random şekilde 32 adet yem örneği toplanmıştır. Topladığımız yem örneklerini LC/MS-MS (Simadzu LCMS-8040) cihazı yardımıyla 11 farklı mikotoksinle (AFB1, AFB2, AFG1, AFG2, FB1, FB2, OTA, ZEA, DON, T-2, HT-2) bulaş durumlarının analizi yapılmıştır. Yapmış olduğumuz analiz sonucunda yem örneklerimizin birden fazla mikotoksin çeşidi ile bulaş olduğu tespit edilmiştir. Hayvan yemlerimizin büyük bir kısmında mikotoksin bulaş oranlarının yüksek seviyelerde olduğunu gözlemledik. Yem örneklerimizi geliştirme, büyütme, besi, tamamlayıcı ve karma yem grupları içerisinde detaylıca analiz ettik. Elde ettiğimiz veriler bölgemizde kullanılan yemlerin funguslar tarafından kontamine olduğunu ortaya koymuştur. Tespit edilen mikotoksin miktarları Yemlerde istenmeyen maddeler tebliğinde belirtilen toksin üst sınırlarıyla karşılaştırdığımız 2 yem örneğinin Aspergillius tarafından AFB1 ve 1 yem örneğinin ise Fusarium türleri tarafından üretilen ZEA üst limitinin üzerine çıktığı görülmüştür. Ayrıca HT-2 ve T-2 mikotoksinleri ile yem örneklerimiz yüksek oranlarda kontamine olmalarına rağmen bu mikotoksinler için tebliğde üst limit belirlenmediğinden bu yemlerin ilerde hayvanlarda ve hayvan ürünlerinden faydalanan canlıların sağlıklarında çıkartacağı sorunlar tam olarak öngörülememektedir.

AflatoksinlerBulaşma etkisiBulaşıcı hastalıklar+5
Elvan Emir Gülden
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of infection control practice for health care providers working in emergency units in al hilla city hospitals

In thıs study Infection acquired during the course of treatment and not apparent at the time of enrollment to a hospital or other health care institution. The risk of healthcare-associated illness is believed to from 2 to 20 times greater in poor nations than in developed ones, with 5 percent to 10 percent of patients hospitalized in developed countries contracting these diseases. the study aimed to assess healthcare providers' practices about infection control. The study used A cross-sectional descriptive design. There are 170 nurses working in emergency units in Al-Hilla city hospitals in Iraq.A convenience sample ıs amethod of selectıng a sample. The outcome demonstrates that nurses have made an effort to get high scores across all practice domains, (9.64%) for handwashing, (3.69%) for hand antisepsis, (16.02%) for isolation precaution, (5.84%) for masks, (12.88%) for medication, (12.78%) for intervention medication, (8.85%) for sharp disposal, (10.13%) for spillage, (34.55%) for indwelling urinary catheter, (9.04%) for transporting the patient to another department, (20.16%) for wound site care, (8.56%) for collection of specimen, (13.75%) for bed making, (29.70%) for suction, (7.76%) for maintenance of suction equipment, and finally (203.4%) for overall practice score for infection control. There is no statistically significant relationship between nurses' infection control practices and their demographics. The study finding concluded that most nurses have poor infection control practices. Also, they had poor handwashing and hand antisepsis management. Follow up on nurses' practice and identify the weak points in their practice regarding infection control and nosocomial infection. Nurses require additional training programs and educational institutions to concentrate more on standard precautions in order to increase their understanding and adherence to infection-control safe practices

Emergency service-hospitalEmergency medicineCommunicable diseases control+6
Najı Yahya Najı Al Shukur
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Nurses performance about compliance with infection control precautions in alhilla city hospitals

ABSTRACT NURSES PERFORMANCE ABOUT COMPLIANCE WITH INFECTION CONTROL PRECAUTIONS IN ALHILLA CITY HOSPITALS Mohammed Amer Mousa Mousa Master of Nursing Science Health Science Institute Advisor: Assoc.Prof. Özge Çınar Medeni September 2022 Background: Hospital surfaces that have been contaminated play an essential role in the propagation of harmful diseases .Because of the possible threats to the environment and public health that medical waste poses, it is a huge global concern. Aim: To assess nurses' compliance with standard precautions and determine the relationship between nurses' compliance with the standard preventive measure and their demographic characteristics in Al Hail city. Method: A suitable sample consisting of (270) nurses was selected using the appropriate sampling method with G.Power program, and these samples were collected from (3) hospitals. Scale, the Cronbach alpha scale was 0.89. The interview lasted (15-25) minutes. Data collected between 1st February 2022 – 1st May 2022. Results: The study showed that most nurses performed well. Half of the 135 nurses responded by always removing PPE in a designated area, 132–48.9% always disinfecting surfaces and equipment after use, 215 nurses (79.6%) always disposing of used needles after injection. Significantly different between age groups X2 = 9.94, P < 0.05. Nurses' compliance with respect to standard precautions did not differ significantly when disaggregating cases by sex, education level, marital status, total hours of clinical exposure and years of service p > 0.05. Conclusion: The results of the study concluded that most of the nurses have good precautionary standards. The nurses have good practices regarding infection control (person to person) by washing hands before and after patient care and wearing protective gloves. There are significant differences between nurses' compliance with regard to standard precautions and age nurses.

Communicable diseases controlCommunicable diseasesCOVID 19+5
Mohammed Amer Mousa Mousa
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sınıf öğretmenliği öğrencilerinin, sık görülen bulaşıcı hastalıklar ile ilgili bilgi düzeylerinin ve sağlığı koruma davranışlarının değerlendirilmesi

Bu araştırma sınıf öğretmeni adaylarının sık görülen bulaşıcı hastalıklarla ilgilibilgi düzeylerini ve sağlığı koruma davranışlarını değerlendirmek amacı ile yapılmıştır.Araştırma Çukurova Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği programındantoplam 357 (207 kız, 150 erkek) öğretmen adayı ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, 2008-2009 eğitim-öğretim yılında araştırmacı tarafından geçerlik ve güvenirlik testleriyapılarak hazırlanan sağlık bilgisi testi ve öğrencilerin sağlık davranışlarını ölçmekamacıyla hazırlanan bir anket kullanılarak toplanmıştır.Araştırma sonuçlarına göre; ikinci ve üçüncü sınıf öğrencilerinin sağlık bilgidüzeyleri arasında anlamlı bir farklılık olduğu; öğretmen adaylarının, sağlık bilgidüzeyleri ile sağlıkla ilgili edindikleri bilgilerin kaynakları arasında anlamlı bir farklılıkbulunduğu; öğrencilerin sağlık bilgi düzeylerinin anne ve babalarının eğitim düzeylerinegöre anlamlı bir farklılık göstermediği saptanmıştır.Öğrencilerin sağlık davranışları değerlendirildiğinde; el ve deri hijyeni, ayakhijyeni, ağız ve diş sağlığı, üriner sistem ve boşaltım sistemi sağlığı konularında yeterlidikkati göstermedikleri, ihmalkâr davrandıkları tespit edilmiştir.Bununla birlikte öğrencilerin; %41'inin kendisini sağlık konusunda yetersizbulduğu, %10'unun bir öğretmenin sağlık eğitimi almasını gerekli görmediğini,%35'inin öğretmenliğe başladığında sağlık konusunda öğrencilerine yeterli bilgiyisunabileceğini düşünmediğini belirttiği bulunmuştur.

Aday öğretmenlerBilgiBulaşıcı hastalıklar+7
Buse Eraslan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2004-2010 yılları arasında çocuk enfeksiyon hastalıkları kliniğinde izlenen Brucella tanılı çocuk hastaların retrospektif olarak değerlendirilmesi ve yakın temaslı aile bireylerinin Brucella enfeksiyonu gelişimi açısından incelenmesi

Amaç: Bu araştırmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları servis ve/veya polikliniğinde izlenen Brusellozis tanısı almış çocuk hastaların demografik ve klinik özellikleri, laboratuvar bulguları ve uygulanan tedavinin etkinliği ile yakın temaslı aile bireylerinin brusella enfeksiyonu gelişimi açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntemler: Ocak 2004-Eylül 2010 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları servis ve/veya polikliniğinde izlenen Brusellozis tanısı almış 65 çocuk hastanın dosyaları geriye dönük olarak incelendi. Çalışmaya alınan 65 hasta ile bu hastalardan yeni tanı alan 24'ünün yakın aile bireylerinin demografik ve klinik özellikleri kayıt edildi. Tüm hasta ve yakın aile bireylerinin serum tüp aglütinasyon testi Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Merkez Laboratuvarında çalışıldı. İstatistiksel değerlendirme Çukurova Üniversitesi, Tıp Fakültesi Biyoistatistik Anabilim Dalı'nda yapıldı.Bulgular: Araştırmaya alınan 65 hastanın 38'i (% 58,5) erkek, 27'si (% 41,5) kız idi. Hastaların yaşları 9-198 ay arasında değişmekte ve yaş ortalaması 103,78±52,97 aydı. Brusella tanısına kadar geçen süre 3 gün ile 150 gün arasında değişmekteydi ve ortalama tanı süresi 21 gündü. . En sık belirti 53 (% 81,5) hastada görülen ateş idi. En sık rastlanan fizik muayene bulgusu 13 (% 20) hastada saptanan hepatosplenomegaliydi. Tedavi öncesi Brusella seropozitivite oranları, ESH ve CRP değerleri ile tedavi sonrası Brusella seropozitivite oranları, ESH ve CRP değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma mevcuttu (p<0,001). Altı hafta süre ile yapılan üçlü antibiyotik tedavisi ile başarı oranı % 96,8 idi. Yakın temaslı aile bireylerinde seropozitivite oranı % 18,2 olarak saptandı.Sonuç: Bölgemizde ateş, hepatosplenomegali, pansitopeni veya bisitopeni nedeni ile başvuran hastalarda Brucella yönünden aile öyküsünün alınması, çiğ süt ve/veya süt ürünü tüketiminin sorgulanması erken tanı açısından büyük değer taşımaktadır.Bruselloz tanısı alan hastaların yakın aile bireylerinin klinik ve serolojik olarak incelenmesi olası yakın temaslı olguların da erken tanı ve tedavilerine olanak sağlayabilir. Bu araştırmanın Brusella açısından endemik bir ülke olan ülkemizde geniş temaslı gruplarında yapılması erken tanı ve tedavi açısından büyük önem taşımaktadır

AileBrusellaBruselloz+3
Fevzi Çağlar Özcanarslan
Çukurova University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Kırım Savaşı ve Kafkas göçlerinde salgın hastalıklar (1853-1864)

Salgın hastalıklar, insanoğlunun en büyük sorunlarındandır. İlk defa hayvanların evcilleştirilmesiyle insan hayatına giren hastalıklar, tarih boyunca hemen her dönemde görülmüştür. Daha çok doğal afetler, göçler ve savaşlardan sonra ortaya çıkan hastalık mikropları insana ve doğaya büyük zararlar vermiştir. Kırım Savaşı (1853-1856), hastalıkların en fazla görüldüğü savaşlardan biridir. Kırım Savaşı'nda hastalık kaynaklı ölümlerin savaştaki çarpışmalardan daha fazla olması bunu açıkça göstermektedir. Savaşta görülen hastalıklar İngiltere, Fransa, Sardunya ve Osmanlı Devleti'nin oluşturmuş olduğu ittifak birliği askerlerini olumsuz yönde etkilemiştir. Kırım Savaşı'nda görülen salgın hastalıklar, askerlerin ailelerine yazdıkları mektuplara, anılarına, arşiv belgelerine, vakanüvis eserlerine ve dönemin gazetelerine yansımıştır. Bu hastalıklar içerisinde askerlerin çoğunlukla tifüs, kolera, iskorbüt, sıtma ve dizanteri gibi hastalıklardan etkilendiği görülmektedir. Salgın hastalıkların savaşlar dışında sıklıkla görüldüğü ortamların başında göçler gelmektedir. Tarih boyunca göçler, dünyanın demografik ve etnik yapısının şekillenmesinde en etkili araçlardan biri olmuştur. İlk defa insanoğlunun temel geçim kaynaklarından olan hayvanlarına daha iyi yaşam koşulları bulabilmek için başlattığı göç hareketliliği, zamanla siyasi, etnik ve sosyo-ekonomik nedenlerle bütünleşerek devam etmiştir. Göçler, savaşların da sonucu haline dönüşmüştür. Savaşla birlikte gerçekleşen göçler ise büyük sorunlar yaratmıştır. Göçlerin yaratmış olduğu sorunların başında salgın hastalıklar gelmektedir. Kırım Savaşı'ndan sonra gerçekleştirilen Kafkasya göçleri (1856-1864), salgın hastalıkların en çok görüldüğü göçlerden biri olmuştur. Kırım Savaşı etkisiyle yurtlarını terk etmek zorunda kalan Kırım ve Kafkas halkları yollarda, limanlarda ve gittikleri her yerde en büyük zararı salgın hastalıklardan görmüşlerdir. Osmanlı Devleti, Kırım Savaşı ve Kafkas göçlerinde yaşanan hastalıklara karşı sayısız önlemler almıştır. Bu önlemler içerisinde karantina merkezlerinin oluşturulması ile Muhacirin Komisyonu'nun kurulması, hastalıkların şiddetini azaltmada etkili olmuştur. Bunun yanında, hastalıkların meydana geldiği bölgelere Mekteb-i Tıbbiye'den doktor ve çeşitli sağlık malzemeleri gönderilerek hastalıklar yerinde tedavi edilmek istenmiştir.

Bulaşıcı hastalıklarKafkasya göçleriKırım Savaşı+1
Yusuf Koğ
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hepatit B enfeksiyonunda aile içi geçiş, risk faktörleri ve aile bireylerinin bilgi düzeylerinin araştırılması

Giriş Hepatit B virüsü (HBV) dünya genelinde bir sağlık problemidir. Dünyada iki milyar insan HBV ile enfekte olmuştur ve 257 milyondan fazla birey kronik hepatit B yüzey antijen (HBsAg) taşıyıcısıdır. HBV taşıyıcılarındaki ana endişelerinden birisi ise enfeksiyonun aile üyelerine bulaşmasıdır. Bu çalışmanın amacı kronik HBV hastalarının aile üyelerinin bilgi düzeylerini değerlendirmek ve aile içi bulaşın incelenmesidir. Gereç ve yöntem Bu kesitsel çalışmaya 11.07.2019 ile 11.07.2020 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji polikliniğine başvuran HBsAg pozitif hastaların birinci derece akrabaları dahil edildi. Katılımcıların HBsAg, Anti-HBs ve Anti-HBc IgG düzeyleri ELISA yöntemiyle değerlendirildi. Sosyodemografik verilere ek olarak, HBV hakkında genel bilgiler, bulaş yolları ve korunma yollarından oluşan anket ile katılımcıların HBV hakkındaki bilgi düzeyi değerlendirildi. Bulgular Kronik hepatit B hastalarının birinci derece akrabalarından oluşan 266 katılımcının yaş ortalaması 42.6 ± 14.7 (18-75) yıldı. Katılımcıların %41'i erkek, %59'u kadındı, %59'u HBV hakkında daha önce bilgi almamıştı. HBsAg, Anti-HBs ve Anti-HBc IgG seropozitifliği sırasıyla %7,7, %69,5 ve %35,7 idi. Katılımcıların %84,6'sı hastalığı önleyen aşı olduğunu bilmekte iken sadece %39,9'ü aşı yaptırmıştı. Aşı yaptırma durumlarıyla eğitim düzeyleri arasında anlamlı ilişki saptandı. Katılımcıların HBV genel bilgi düzeyine, bulaş yolları ve korunma yöntemlerine yönelik sorulara vermiş oldukları median doğru cevap oranları sırası ile %64, %64, %57 idi. Katılımcıların genel bilgi düzeyi ile katılımcıların yaşları (p<0,001), eğitim düzeyi (p<0,001), yaşadığı yer (p<0,001), çalışma durumu (p=0,003), mesleki durumları (p<0,001), gelir düzeyi (p<0,001) ve sosyal güvenceleri (p=0,003) arasında istatistiksel anlamlı ilişkili bulundu. Sonuç Hasta yakınlarının kronik HBV hakkında yeterli düzeyde bilgi sahibi olmadıkları ve aşılanma oranlarının düşük olduğu izlenmektedir. Bu nedenle, hastalığın akılcı kontrolü ve yönetimi için hastanede veya toplumsal ortamlarda hastalara ve yakınlarına kapsamlı sağlık eğitimleri sağlanmalıdır. Anahtar kelimeler: Kronik hepatit B, Aile içi bulaş, Bilgi düzeyi, Aşılama

AileAşılamaAşılar+7
Osman Kocabıyık
Yozgat Bozok University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste gizli viral hastalıklar(HBV, HCV, HIV taraması)

AMAÇ: Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Erişkin Acil Servisi'ne 01.10.2018-01.12.2018 tarihleri arasında başvuran, daha önce hepatit veya HIV tanısı olup olmadığını bilmeyen hastalarda randomize şekilde HBsAg, Anti-HCV, Anti-HIV tetkiklerini çalıştık ve gizli kalmış kronik viral hastalıkların oranını tespit etmeyi hedefledik. MATERYAL VE METOD: Acil Tıp Anabilim Dalı'na bağlı olarak çalışan Erişkin Acil Servisine 01.10.2018 ile 01.12.2018 tarihleri arasında herhangi bir sebeple başvuran ve bulaşıcı viral hastalığı olup olmadığını bilmeyen sağlıklı erişkin hastalarda randomize olarak HBsAg, anti HCV ve Anti HIV tetkikleri çalışıldı. Tetkik sonuçları SPSS 23.0 ve AMOS programı kullanılarak analiz edildi. BULGULAR: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Erişkin Acil Servis'ine 01.10.2018-01.12.2018 tarihleri arasında başvuran ve daha önce bilinen bulaşıcı viral hastalığı olmayan 800 hasta çalışmaya alınmıştır. Bu hastalara ait kan örneklerinden HBsAg, Anti-HCV, Anti-HIV tetkikleri çalışılmıştır. Çalışma sonucunda HBsAg pozitifliği %2, Anti-HCV pozitifliği %0,8 bulunmuştur. HIV pozitif hastaya rastlanmamıştır. Hastaların ortalama yaşı 32,7 (±16,9), kadın/erkek oranı %54,2 / %45,8 dir. Daha önce herhangi bir cerrahi operasyon öyküsü olanlar %16,3, kronik hastalığı olanlar %23,3, kronik ilaç kullanımı olanlar %21,9'dur. Alkol/madde kullanımı öyküsü sorusunda madde kullanımı belirten hasta olmamıştır. Düzenli şekilde alkol kullandığını belirten olmamakla birlikte ara sıra alkol aldığını (sosyal içici) beyan edenlerin oranı %8'dir. Daha önce kendisine kan verildiğini beyan edenlerin oranı %5,6'dır. Hastaların yaşadığı evde bulaşıcı viral hastalığı olanlar sorgusunda 8 tanesi (%1) HBV, 4 tanesi (%0,5) ise HCV pozitif birey olduğunu söylemiştir. HBV'ye karşı aşılanma öyküsü oranı toplamda %15,5'tir TARTIŞMA VE SONUÇ: Türkiye'de rutin çocuk HBV aşılamasının başladığı 1998 tarihinden sonra doğanlarda HBV pozitifliği görülmemiş olması aşılamanın başarısını göstermektedir. Bu nedenle HBV'nin ilerleyen yıllarda prevalansının düşeceği ön görülmektedir. HCV için herhangi bir koruyucu aşı bulunmaması nedeniyle geçmiş yıllara oranla prevalansta belirgin bir değişme görülmemiştir. Ev içi bulaşların önlenmesi için HCV'ye karşı etkin bir aşı geliştirilinceye kadar toplumsal farkındalık oluşturulmalıdır. HIV ülkemizde çok düşük oranlarda görülmesine karşılık hala günümüzde önemli bir toplum sağlığı konusudur. Çalışmamızda HBV/HCV/HIV sıklığı düşük görünse de bulaş riskinin yüksek olması nedeniyle sağlık personellerinin kişisel korunma yöntemlerine tamamiyle riayet etmesi gerekmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Acil servis, HBV, HCV, HIV, Kronik, Viral.

Acil servis-hastaneAcil tıpBulaşıcı hastalıklar+7
Cuma Kılıçoğlu
Gaziantep University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel arz zinciri çerçevesinde COVID-19'un Türkiye dış ticaretine etkisi

Bu çalışma Covid-19 salgının Türkiye dış ticaretine etkilerini, küresel arz zincirini de dikkate alarak incelemektedir. Bu amaçla, ihracat/ithalat ve dış ticaret ülkesel ve sektörel olarak incelenmektedir. Ülkeler ve sektörler düzeyinde geçmiş yıllara ait tablolar ve Covid-19'un ortaya çıkış sürecindeki bu tablolarda meydana gelen değişimler izlenerek salgının ilk etkileri açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu kapsamda salgının ortaya çıkardığı ilk şok etkilerinin dış ticarete nasıl bir etkisi olmuştur? Olduysa bu etkiler ihracat ve ithalattı ne düzeyde etkilemiştir ve bu etkilerin sektörel dağılımı nasıl gerçekleşmiştir? Sorularına cevap aranmaktadır. TÜİK'ten alınan verilere göre Betimsel Analiz yöntemini kullanarak bazı sonuçlara ulaşılmıştır. İlk şok etkilerinin görüldüğü Mart-Nisan-Mayıs döneminde önceki yıla oranla Türkiye'nin ihracatı % 30'dan fazla küçülmüştür. Bu dönem için imalat ekonomisi faaliyetlerinde ihracat %30'dan fazla küçülmüştür. İthalatta ise %15'ten fazla daralmalar meydana gelmiştir. Ayrıca benzer bir salgın durumunda, Avrupa ve Ortadoğu pazarının hızla kaybedileceği, bu açıdan bu pazarlara yönelik çeşitlendirmenin önemli olduğu değerlendirilmektedir. Gıda, Eczacılık, kimya, demir-çelik sektörleri önemli ileri geri bağlantılara sahip ve arz güvenliği açısından önemli stratejik sektörlerdir. Toplam dış ticaret etkisinde ise, dış ticaret açığında artış olduğu görülmektedir. Bu açında, benzer bir salgın döneminde ithalatı azaltıcı, sektörlerin geri bağlantılarını zayıflatıcı, ileri bağlantılarını kuvvetlendirici bir strateji izlenmesinin önemli olduğu değerlendirilmektedir.

Bulaşıcı hastalıklarCOVID 19Pandemiler+4
Remziye Ela Akan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Koronavirüs (COVID-19) pandemisinin OECD ülkeleri hisse senedi piyasaları üzerine etkisi

COVID-19 salgını 2019 yılının Aralık ayında Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkmıştır. Kısa süre içerisinde dünyaya yayılmasıyla birlikte Dünya Sağlık Örgütü tarafından hastalık pandemi ilan edilmiştir. Salgının yayılımını engellemek için politik regülatörler kısıtlama kararları almışlardır. Bu kararlar neticesinde sosyal ve ekonomik yaşam, eğitim, finansal piyasalar ve birçok sektör büyük oranda etkilenmiştir. Bu kapsamda bu tez çalışmasında COVID-19'un hisse senedi piyasaları üzerindeki etkileri GARCH modeli yöntemiyle incelenmiştir. Çalışmada örneklem olarak tamamı OECD üyesi olan Almanya, Fransa, ABD, Türkiye, Polonya, Çekya, Meksika, İspanya, Birleşik Krallık ve İtalya ülkeleri alınmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre tüm ülkelerde pandemi ilanı sonrası ilk 5 günlük kısa vadede eş zamanlı bir şekilde anlamlı ve olumsuz getiri elde edilmiştir. Ancak uzun vadede COVID-19'un getiriler üzerinde anlamlı etkisine rastlanmamıştır. Öte yandan COVID-19 uzun vadede Türkiye ve Birleşik Krallık piyasasında volatilitenin artmasına sebep olmuştur. Türkiye, Almanya ve Fransa'da ise volatiliteyi kısa vadede artırmıştır.

BorsaBorsa endeksiBulaşıcı hastalıklar+7
Mehmet Hakkı Yıldız
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

II. Abdülhamid Dönemi İzmir'de salgın hastalıklar

Salgın hastalıkların, tarihin en eski dönemlerinden itibaren ve hemen her coğrafyada, insan hayatı üzerinde biyolojik ve beşeri açıdan yıkıcı tesirleri olmuştur. Aynı zamanda bu salgınlar, tarihin şekillenmesinde de büyük rol oynamıştır. Veba, kolera, frengi, çiçek, sıtma, tifo ve humma gibi bulaşıcı hastalıklar, dünyanın hemen her yerinde olduğu gibi, Osmanlı topraklarında da varlığını sürekli hissettirmiştir. Osmanlı Devleti'nin sürekli uğraştığı felaketlerin başında gelen salgın hastalıklar, XIX. yüzyılda devlet genelinde binlerce insanın hayatını kaybetmesine sebep olmuştur. Bu bağlamda salgınların en etkili olduğu şehirler, İstanbul ve İzmir'dir. İzmir'de hemen hemen her alanda etkisini hissettiren bulaşıcı hastalıklar, özellikle XIX. yüzyılın ikinci yarısında, iktisadi ve sosyal açıdan kent hayatını olumsuz yönde etkilemiştir. Kentteki salgınlar karşısında, resmi kurumlar ve sivil kuruluşlar adeta seferber olmuşlardır. Hastalıklar hakkında halkı bilgilendirme işini yerel basın üstlenmişken, altyapı ve şehrin temizliği hakkında belediyelerin büyük uğraşıları görülmüştür. Bütün bunların yanında salgınları önleme yolunda yapılan en kapsamlı çalışma ise, karantina uygulaması olmuştur.

Bulaşıcı hastalıklarKarantinaKolera+7
Ferdi Çiftçioğlu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokul öğretmenlerinin pandemide hastalanma kaygı düzeylerinin ve pandemi sürecinde çevrimiçi ve yüz yüze eğitime yönelik görüşlerinin incelenmesi

Öğretmenler eğitim-öğretim sürecine dahil olan en önemli unsurların başında gelmektedir. Her insanın olumlu yönde etkileyen çalışma koşullarının tehlikeden uzak olması öğretmenler içinde geçerlidir. Son dönemde yaşanan pandemi nedeniyle tüm dünya hastalık bulaşma riski altındayken çalışma şartları insanlarda tedirginliğe neden olmuştur. Bu noktadan başlayarak yapılan araştırma, Adana ili Merkez ilçelerinde Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı alt sosyo-ekonomik düzeydeki ortaokullarda görev yapan öğretmenlerin pandemide hastalanma kaygısı yaşamalarına karşın çevrim içi eğitim ve yüz yüze eğitime yönelik görüşlerinin belirlenmesi hakkındaki görüşlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, tarama modelinde nicel ve nitel veri toplama yöntemlerinin kullanıldığı betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Adana ili merkez Seyhan ilçesinde bulunan alt sosyo-ekonomik düzeydeki devlet okullarında görev yapmakta olan ortaokul öğretmenleri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini Özalp, Demir-Çelebi ve Ekşi (2021) tarafından geliştirilen "Pandemi Kaygısı Ölçeği"ne (PKÖ) gönüllülük esasına dayanarak cevaplayan 200 öğretmen oluşturmaktadır. Kaygı seviyesi yüksek olan öğretmenlerden, gönüllü olan 10 öğretmen ile görüşme yapılmıştır. Araştırma sonucunda Adana'da bulunan ortaokul öğretmenlerinin PKÖ Toplam Puan Ortalamaları cinsiyete göre kadın öğretmenlerin puanları lehine anlamlı bir fark göstermiştir. Ortaokul öğretmenlerin PKÖ puanları ne alt ölçekler ne de toplam puanlar bazında branşa göre anlamlı farklılık göstermemektedir. Öğretmenlerin büyük bir kısmının çevrim içi eğitime yatkınlığın olmaması, eğitimin yüz yüze kadar verimli olmaması, uzaktan (çevrim içi) eğitimin veya öğretmenlerin yetersiz kaldığını düşündükleri ortaya çıkarken, eğitimde sürekliliğin sağlanması, pandemi bulaş riskinden uzak olma hissi, öğrencilerin dersten kopmaması, öğrencilerle iletişim kurma olanağı olması gibi avantajları vardır. Öğretmen ve öğrencilerin bağlantı/teknik sorunlar, duygusal sorunlar, canlı derslerle ilgili sorunlar/öncesi-sonrası, fiziksel sorunlar, sosyal içerikli sorunlar, ortamla ilgili sorunlar yaşadıkları belirlenmiştir. Öğretmenler uzaktan eğitim sürecinde çevrim içi uygulamaları kullanarak ödev kontrolü ve sınav yaparken yeni uygulamalar kullanarak teknolojiye ayak uydurmuşlardır. Tüm bunlara rağmen akademik başarı istenilen seviyede olamamıştır. Yüz yüze eğitimin akademik başarıyı yükselttiği fakat hastalık bulaşma riski varken tercih edilmemektedir. Hibrit eğitimin daha uygun olduğu görülmüştür.

Branş öğretmenleriBulaşıcı hastalıklarCOVID 19+7
Ali Alper Eker
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hastanede Gelişen Pnömonide Klinik İnfeksiyon Skoru ve bazı infeksiyon belirteçlerinin tanı ve izlemdeki rolü

HGP, nozokomiyal infeksiyonlar içinde ikinci sıklıkta görülen infeksiyon olmakla birlikte, mortalitesi en yüksek olan infeksiyondur. Tanı konur konmaz uygun antibiyotik tedavisinin uygulanmaya başlanmasının mortalite üzerine etkili olduğu bilinmektedir. Ancak erken dönemde tedaviye yanıtın değerlendirilmesinde ve tedavinin devamı veya sonlandırılmasına karar verilmesi konusunda klinisyene yardımcı olabilecek bazı skorlama sistemleri ya da belirteçlerlere ihtiyaç duyulmaktadır.Araştırmamızda hastanede gelişen pnömonide "klinik pulmoner infeksiyon skoru" ile CRP ve PCT olmak üzere infeksiyon belirteçlerinin tedavi izlemi ve mortaliteye etkisini belirlemeyi ve KPİS-PCT ve CRP arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışmaya 25 HGP tanılı hasta dahil edildi. İlk gün başlangıç KPİS ve CRP, PCT değerleri bakıldıktan sonra TTD Erişkinlerde Hastanede Gelişen Pnömoni Tanı Ve Tedavi Uzlaşı Raporu'nda önerilene uygun antibiyotik tedavisi başlandı. 3. gün takip KPİS değerine ve 4. gün takip CRP ile PCT değerlerine tekrar bakıldı. Hastalar tanı sonrası 1. ayda değerlendirilerek mortalite bilgisi alındı.Çalışmaya aldığımız 25 olgunun 14'ü (%56) kadın, 11'i (%44) erkek idi. Yaş ortalaması 65,6 ± 15,16 olarak bulundu. HGP gelişimine kadar geçen süre incelendiğinde ortalama 9,4±8,2 gün olarak saptandı. Yaş ile KPİS, CRP, PCT, HGP gelişim süresi, hastenede yatış süresi ve mortalitenin ilişkisi incelendiğinde hiçbir parametrede anlamlı bir değişiklik saptanmadı ancak yaşın artışı ile HGP gelişme zamanının korelasyon analizinde bu 2 parametre arasında istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde ve (-) yönde korelasyon saptandı. Tüm olguların ateş, lökosit, PaO2/FiO2, sekresyonun niteliği, mikrobiyolojik üreme ve toplam KPİS'ten oluşan parametrelerinin takip değerlerinde başlangıca göre istatistiksel anlamlı değişiklik saptandı. KPİS değerine en fazla etkili olan parametre PaO2/FiO2 oranıydı. İnfeksiyon belirteçlerinden CRP ve PCT değerlerinde ise başlangıç ve takip değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı. Hastanede yatış süresi ve 1 aylık mortalite ile 6 KPİS parametresi, KPİS, CRP, PCT ve HGP gelişim süresi arasında anlamlı ilişki bulunmadı.Sonuç olarak, HGP tedavisinin izleminde klinik skorlama sistemi olan KPİS; CRP ve PCT gibi biyobelirteçlerden daha üstün bulunmuştur, ancak hiçbirinin mortalite üzerine etkisi saptanmamıştır. Daha kesin sonuçlar için, olgu sayısının daha yüksek olduğu çalışmalara ihtiyaç vardır.

Bulaşıcı hastalıklarEnfeksiyon kontrolüEnfeksiyonlar+1
Seher Satar
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kan kültürlerinde ideal örnek alma zamanı, sayısı ve ateşle ilişkisinin araştırılması

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hastane kaynaklı kan dolaşımı enfeksiyonları (KDE) yoğun bakım ünitelerinde (YBÜ) yatan hastalarda önemli morbidite ve mortalite nedeni olmaya devam etmektedirler. Günümüzde KDE düşünülen hastalarda, kan kültürü etiyolojik ajanın saptanmasında ve tanının doğrulanmasında hala en önemli tanı araçlarından biri olarak değerlendirilmektedir.Son yıllarda kan kültürü teknolojisinde büyük ilerlemeler olmuş, mikroorganizmaların saptanma zamanları kısalmıştır. Ancak tüm gelişmelere rağmen kan kültürü pozitiflik oranınlarının hala yeterli düzeyde olmadığı bildirilmektedir. Bu nedenle kan kültürü gibi çok önemli bir tanı aracının, daha verimli kullanılabilmesi için çeşitli çalışmalar yapılmaktadır.Kan kültürü almak için endikasyonlar çeşitlidir ve henüz standardize edilmemiştir. Günümüzde, kan kültürü alınmasının en sık endikasyonu hastanın ateşininin yükselmesidir. Ancak bazı çalışmalarda ateşle kan kültürü pozitifliğinin ilişkisinin bulunmadığı da gösterilmiştir.Bu çalışmada, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Anestezi Yoğun Bakım Ünitesinde (AYBÜ) yatan ve kan dolaşımı enfeksiyonu düşünülen hastalarda örnek alma zamanının ve sayısının ateşle ilişkisinin araştırılması, izole edilen mikroorganizmaların antibiyotiklere direnç durumlarının belirlenmesi ve hastanemiz AYBÜ'de yatan hastaların ampirik tedavi protokollerinin oluşturulmasına yardımcı olunması amaçlanmıştır.Çalışmaya Haziran 2010 - Mayıs 2011 tarihleri arasında AYBÜ yatan 45 hasta dahil edilmiştir. Hastalardan, birinci örnek klinik hekimin uygun gördüğü saatte (0. saat) ve ilk örnekten sonraki ikinci ve dördüncü saatlerde olmak üzere toplam 300 kan kültürü örneği alınmıştır. Örnek alımıyla eş zamanlı olarak hastaların ateşleri kaydedilmiştir.Kan dolaşımı enfeksiyonu ataklarında, klinisyenin uygun gördüğü zamanda alınan ilk örneklerin (0. saat örnekleri) sadece 39'unda (%39) üreme saptanırken, 2. saatte alınan örneklerinin 49'unda (%49), 4. saat örneklerinin ise 44'ünde (%44) bakteriyel üreme saptanmıştır. Ayrıca 0. ve 2. saat örneklerinde toplam pozitiflik oranı % 55'e ve 0., 2. ve 4. saatlerde alınan örneklerdeki toplam pozitiflik oranının ise % 62'ye çıktığı saptanmıştır.Ateşin yükselme döneminde olduğu 30 KDE atağında alınan 90 örneğin % 50'sinde, ateşin düşüş döneminde olduğu 43 KDE atağında alınan 129 örneğin % 53,5'inde üreme saptanırken, ateşi olmayan 27 KDE atağında alınan 81 kan örneğinde de % 22,2 oranında üreme tespit edilmiştir.Sonuç olarak, KDE düşünülen hastalarda ilk örnek klinisyen hekimin uygun gördüğü zamanda olmak üzere, 2 saat ara ile 3 kan kültürü örneği uygulaması ile kan kültürlerinde etken saptama oranlarında artış olduğu gözlemlenmiştir. Bu nedenle ateşe bakılmaksızın belli aralıklarla örnek alınmasının KDE tanısında yararlı olacağı düşünülmüştür. Aynı zamanda örnek sayısını artırarak yapılacak ileri çalışmalarla ve bu çalışmaların birbiriyle karşılaştırılması ile kan kültürü gibi çok önemli ve faydalı bir tanı aracının daha verimli kullanımının sağlanabileceği düşünülmüştür.Anahtar Kelimeler: Kan Dolaşımı Enfeksiyonu, Kan Kültürü, Pozitiflik Oranı

AteşBulaşıcı hastalıklarEnfeksiyonlar+3
Tolga Başkesen
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep il merkezindeki kadın kuaförlerinin fiziksel koşullarının, çalışanlarının sağlıkla ilgili yakınmalarının ve bulaşıcı hastalıklarla ilgili bilgi ve uygulamalarının değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmada Gaziantep il merkezinde bulunan kuaför salonlarının mevzuata uygunluklarının, burada çalışanların işleriyle ilgili olabilecek sağlık sorularının ve bulaşıcı hastalıklar ile ilgili bilgi ve uygulamaların belirlenmesi amaçlanmıştır.Gereç-Yöntem: Çalışma tanımlayıcı-kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırma evrenini Gaziantep il merkezinde bulunan toplam 622 kuaför salonu ve bunların personeli oluşturmuştur. Örnek seçilmemiş bütün salonlara gidilmesi planlanmıştır. Ulaşılan 473 kuaför salonundan 321'i 946 personelin 740'ı araştırmaya katılmayı kabul etmiştir. Araştırma evrenine erişim oranları; işyerleri için %67,9 ve işçiler için %78,2'dir.Bulgular: Kuaför salonlarının %42,4'ünün mevzuata uygun olduğu ve %82,3'ünde havalandırmanın kapı/pencere ile yapıldığı belirlenmiştir. Çalışanların %71,8'i mesleki eğitim aldıkları belirtmişlerdir. Çalışanların %45,0'ı manikür/pedikür yaptıklarını, %97,0'ı her işlemden sonra ellerini yıkadıklarını, %88,6'sı eldiven, %77,8'i koruyucu elbise kullandığını belirtmiştir. Çalışanların %58,1'i kuaförlükte bulaşıcı hastalık riski olmadığını belirtmiştir. Çalışanların %34,6'sının Hepatit B ile, % 15,3'ünün AIDS ile ve %18,1'inin Hepatit C ile ilgili yeterli bilgiye sahip olduğu belirlenmiştir. Mesleki eğitim alanlarda Hepatit B ile ilgili bilgisi yeterli olan oranı daha fazladır (p=0,00). Çalışanların %25,9'unun solunun sistemi, %52,4'ünün alerjik, %73,1'inin kas iskelet sistemi ve %32,6'sının da deri ile ilgili yakınması bulunmaktadır. Mevzuata uygun olmayan işyerlerinde çalışanlarda solunum sistemi ve alerjik yakınma sıklığı daha yüksektir (p<0,05).Sonuç: İş ortamı kişinin en fazla zaman geçirdiği ortamlardan biridir ve çalışanlar önemli çevresel etkenlere burada maruz kalabilmektedir. Bu araştırmada kuaför salonlarının yaklaşık yarısı mevzuata uygun bulunmamıştır. Kuaför salonlarında mevzuata göre en asgari koşullar bile sağlanamamıştır. Çalışanların bulaşıcı hastalıklar ve korunma ile ilgili bilgilerinin arttırılması gerekmektedir. Sağlıkla ilgili yakınmaların azaltılması için özellikle işyeri koşullarının düzeltilmesi gerekmektedir. Bu araştırma Gaziantep'te ilk kez düzenlenmiştir. Bu nedenle konu ile ilgili sorunların daha net ortaya konabilmesi için daha ileri ve farklı araştırmalara ihtiyaç vardır.

AIDSBulaşıcı hastalık kontrolüBulaşıcı hastalıklar+5
Eda İçbay
Gaziantep University
2011
00

Related subjects