İsyanlar
117 theses under this subject heading
Cumhuriyet Dönemi Türk düşüncesinde iki ahlâk görüşü: Aşk ahlâkı ve isyan ahlâkı
Çalışmamızın konusu ve amacı, Türk düşünce tarihi içerisinde Cumhuriyet döneminde geliştirilen iki önemli ahlâk anlayışı olan, Aşk Ahlâkı ve İsyan Ahlâkı görüşlerini ortaya koymaktır. Konunun bütünlüğünü sağlamak amacıyla öncelikle felsefe tarihinde öne çıkan çeşitli ahlâk görüşlerine değindikten sonra çalışmamızın asıl konusunu oluşturan Aşk Ahlâkı ve İsyan Ahlâkı görüşlerine yer verilmektedir. Çalışmamızda, ahlâkın zorunluluğunu ve söz konusu iki ahlâk görüşünün kaynakları, diğer disiplinlerle ilişkileri ve amaçlarının ne olduğu belirlenmiştir. Kökleri Türk-İslâm düşünce geleneğine dayanan bu ahlâk görüşleri, felsefî, bilimsel bağlamda ele alınmakta ve esasında dayandıkları temel dolayısıyla aralarında çok da fark bulunmadığı ortaya konulmaktadır. Özellikle "aşk" ve "isyan" kavramları üzerinde durularak, ikisinin de ahlâkî kavramlar olduğu vurgulanmaktadır.
Toplumsal bir hareket olarak isyan ve din
Toplumsal hayatta önemli bir olgu olan din ile toplumsal hareketlerin bir türü olan isyanın karşılıklı etkileşiminin ele alındığı bu araştırmanın temel amacı; din ile isyan arasında ne tür sosyal ilişki olduğunu ortaya koymak, dinin genelde toplumsal hareketlere özelde de isyana ne tür katkılar sağladığını tespit etmektir. Bunun yanında bir isyanın dini isyan olarak sınıflandırılmasının; hangi unsurlara dayalı olduğunun kriterlerini ortaya koyarak Türklerin hakimiyetine girdikten sonra Anadolu'da meydana gelen isyanların türünün belirlenmesinde bir tipoloji oluşturulması amaçlanmıştır. Yapılan teorik çalışmanın iki olay incelemesi ile örneklendirilmesine gidilmiş, ortaya konan teorik bilgilerin pratik uygulamaları da tarihi sosyolojik bakış açısıyla ortaya konulmuştur. Örnek olay incelemesinde gerek meydana geldikleri dönem açısından gerekse günümüze kadar gelen tarihsel süreç içerisinde Türkiye'nin toplumsal, siyasal ve dini hayatında derin izler bırakmış olan, Anadolu'nun inanç coğrafyasını şekillendiren Baba'î İsyanı ve Şeyh Bedreddin İsyanı ele alınmıştır. Böylece bu iki isyan din ve isyan ilişkisi bağlamında sosyolojik bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Araştırmamızda yorumlayıcı sosyal bilim paradigmasından hareket edilerek; araştırmanın benimsediği felsefe temel araştırma deseni, yöntemi nitel araştırma yöntemi olarak belirlenmiştir. Verilerin toplanmasında doküman tarama tekniği kullanılmış olup bu dokümanların incelenmesinde içerik inceleme yöntemi ve analizinde de tarihsel analiz metodu kullanılmıştır. Araştırmamızın sonunda din ile isyan olgularının yakın sosyolojik ilişkilere sahip olduğu, dinin isyanların oluşumunda etkin fonksiyonlar üstlendiği, isyanların da dini toplumsal hayatın biçimlenmesinde önemli rollere sahip olduğu sonucuna varılmıştır.
Balkan Savaşları'nın Balkanlar'dan Anadolu'ya Türk göçü üzerine etkisi
Yarımadadaki ilk Türk varlığı, Hunların 4. yüzyılda bölgeye gelmesiyle başlamış ve daha sonraki yüzyıllarda Avarlar, Bulgarlar, Vardar Türkleri, Peçenekler, Uzlar, Kumanlar-Kıpçaklar gibi Türk kavimleri bölgeye göç etmiştir. Balkanlar'a kuzeyden gelen bu Türk kavimlerinden sonra 13. yüzyılda Anadolu'dan Selçuklu Türkleri ve onları takiben de 14. yüzyıldan itibaren Osmanlı Türkleri gelmeye başlamıştır. 1361'de Edirne'nin fethinden sonra Balkan topraklarına doğru genişleyen Osmanlı Devleti, Balkanlar'da kurulmuş ve bir Balkan İmparatorluğu olarak doğup gelişmiştir. Anadolu gibi Balkanlar da Türklere vatan olmuştur. 19. yüzyılda Balkan Müslümanlarının yeni milliyetçilik akımı ile katliama uğramaları 1821 Yunan ayaklanmasıyla başlamış ve Yunan ulus devletinin kurulması diğer Balkan milletleri için örnek teşkil etmiştir. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde, Osmanlı İmparatorluğu yüzyıl boyunca Balkanlar'da isyanlarla mücadele etmiştir. Balkan Savaşı'na hazırlıksız yakalanan Osmanlı İmparatorluğu, Balkan devletleri karşısında beklenmedik bir yenilgiye uğramıştır. Doğu Sorunu'nun bir hedefi ve bu siyasi düşüncenin bir sonucu olan Balkan Savaşı'nda, Rumeli'nin tamamına yakın kısmı çok kısa bir süre içerisinde elden çıkmıştır. 17. yüzyıl sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa'da toprak kaybetmesiyle başlayan göçler, Avrupa'daki topraklardan geri çekilmenin devam etmesi ile hızlanmıştır. Balkanlar'da yeni ulus devletler yaratılırken bir engel olarak görülen Müslümanlar ya katliama uğramış ya da göç etmeye zorlanmışlardır. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında ve sonrasında yaşanan göç ve katliamların benzerleri Balkan Savaşı sürecinde de yaşanmıştır. Balkan Savaşları sonunda Türkler, Anadolu ile birlikte vatan olan ve bazı bölgelerinde çoğunluğu oluşturdukları Balkanlar'da azınlık durumuna düşmüşlerdir. Anahtar Kelimeler: Balkanlar, İsyanlar, İskân, Balkan Savaşları, Mezalimler, Göçler.
1831 Şam vakası
1826 yılında tarihe ? Vaka-i Hayriye ? olarak geçen Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılıp yerine ?Asakir-i Mansure-i Muhammediye? ordusunun kurulması, kadrolarının uzmanlaştırılıp, sayısının artırılması için büyük bir mali kaynağa ihtiyaç vardı. 1831 Şam Vakası, Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusunun ihtiyaçlarını karşılamak için uygulamaya konulan ? İhtisap ? vergisine bir tepki olarak ortaya çıktı ve büyüyerek Osmanlı Devleti'ne isyan haline dönüştü. Çalışmanın birinci bölümünde Sultan II. Mahmut'un idari yapıda yaptığı yenilikler ve padişah döneminde eyaletlerin idari, ekonomik, toplumsal ve askeri yapısı ortaya konulmaya çalışıldı. Çalışmanın ikinci bölümünde ise 1831 senesinde Şam Eyaleti'nin idari, toplumsal, askeri ve ekonomik durumunun nasıl olduğu belirtildi. 1831 Şam Vakası'nın nedenleri, yaşanan süreç ve sonuçları ortaya konulmaya çalışıldı. Şam vakasının görünür sebebi ? İhtisap ? vergisidir. Gerçekte ise iç ve dış güçlerin hazırladığı bir isyan hareketi olarak görülmektedir. İsyanın baş müsebbibi, Sayda Valisi Abdullah Paşadır. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa, Şam vakasına müdahil olmuştur. Yaşanan gelişmeler sonucunda Şam Eyaleti, Osmanlı yönetiminden ayrıldı. Bu durumun da devlette idari, siyasi ve ekonomik pek çok soruna yol açtı.Anahtar Kelimeler: II. Mahmut, Vaka-i Hayriye, Asakir-i Mansure-i Muhammediye, İhtisap Vergisi, Şam Eyaleti, Şam Vakası, İsyan, İhtilal
Albert Camus felsefesinde yabancılaşma ve ölüm
Saçma ve başkaldırı kavramları Albert Camus'nün düşüncesinin mihenk taşlarıdır. İnsan zihni ve dünya arasındaki iletişimde oluşan boşluk yine insanı yabancılaşma ile yüz yüze getirir. Camus'nün öğretisi bu yabancılaşma ile ortaya çıkan uyumsuzun idrakinden hareketle bir başkaldırı felsefesine geçiştir. Bu düşünce sistemindeki geçiş evresinde ölüm kavramı önemli bir basamaktır. Albert Camus'nün felsefesinde yabancılaşma ve uyumsuzluk probleminden hareketle başkaldırı ve intihar kavramları ön plana çıkar. Bu kavramlar üzerinden hareketle yaşamın anlamına dair bir sorgulama meselesinin ortaya çıkışı Camus'nün tüm ana kavramlarıyla bütünsel bir anlam taşımaktadır. Bu çalışma Albert Camus felsefesinde yabancılaşmanın rolünü ve Camus'nün düşüncesinde ölüm kavramını irdelemeye çalışmıştır. Onun felsefi öğretisinin derinine inebilmek adına Camus'nün varoluş felsefesindeki yerine ve temel kavramlarına yer verilmiştir. Tezin birinci bölümünde Albert Camus'nün varoluş felsefesi içindeki yerine değinilmek istenmiştir. İkinci bölümde tezin ana meselelerinden biri olan yabancılaşma kavramı irdelenmiş neden ve sonuçları üzerinden tartışılmıştır. Üçüncü bölümde ise tezin diğer bir ana meselesi olan Albert Camus felsefesi içinde ölüm kavramı incelenmiştir.
Çerkez Ethem'in Kurtuluş Savaşı'ndaki faaliyetleri
30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması'yla Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı'nın yenilgisini kabul etmiş sayılmaktadır. Mondros Ateşkes Antlaşması, Osmanlı Devleti gibi iki cihana 600 yıl boyunca hükmetmiş bir devletin sonu değil, aynı zamanda bir milleti olan Türklüğün yok edilmek istenmesinin neticesidir. Mondros Ateşkes Antlaşması'yla savunmasız bırakılan Anadolu halkı, kendilerini savunmak için yerel direniş örgütü olan Kuvâ-yi Milliye birliklerini oluşturmuşlardır. Yunanlıların 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir'i işgal etmesi, Anadolu ve bölge halkının hızlıca teşkilatlanmasına neden olmuştur. Düzensiz olarak örgütlenen teşkilatlar içerisinde önemli olanlardan biri, Çerkez Ethem öncülüğünde kurulmuş olan Kuvâ-yi Seyyâre'dir. Kuvâ-yi Seyyâre işgallere karşı müdahalelerde ve yerel isyanları bastırmada büyük rol oynamış, merkezi otoritenin güçlenmesine katkı sağlamıştır. İzmir'in işgali ile başlayan dış güçlerin Anadolu'da yayılması, Yunanlıların Ege Bölgesi'nin içlerine kadar ilerlemesiyle devam etmiştir. İşgallere karşı Batı Anadolu'da Kuvâ-yi Milliye örgütlenmesi oluşmuştur. Rauf Orbay, Kuvâ-yi Milliye örgütünün ilerlemesi ve Yunanlıların memleket topraklarından atılması için Bandırma'ya giderek, Çerkez Ethem ve ağabeyleri ile görüşerek, Milli Mücadele'ye desteklerini istemiştir. Milli Mücadele'ye katılarak, başlangıçta Yunan ilerlemesini durdurmuş ve ülkede meydana gelen iç isyanları başarıyla bastırarak Anadolu'da kurulan yeni ve düzenli Türk ordusunun teşkilatlanması için yaklaşık bir buçuk yıl gibi bir zaman kazandırmıştır. Bu sayede de Türk İstiklal Harbi'ne önemli bir katkı sağlamıştır.
Ed-Dahhâk b. Kays eş-Şeybânî ve Emevî Devletinin zayıflamasındaki rolü
Bu tez, genel olarak İslam devleti tarihinin ilk dönemindeki haricî isyanlarını ve özelde Emevî döneminin sonunda meydana gelen haricî isyanlarından birini konu edinen bir araştırmadır. Özelde konu edilen isyan, Emevî döneminin sonunda ve son Emevî halifesi halife Muhammed bin Mervan el-Cadi döneminde ortaya çıkan Dahhâk bin Kays eş-Şeybânî isyanıdır. Çalışma, üç ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Birinci bölümde Emevî Devleti ve Hilafet, ikinci bölümde Emevî Devletinin kurucusu Muaviye b. Ebu Süfyan, Emevî Devletinin kuruluşu ve siyaseti, Emevî Devletinin son dönemlerinde ortaya çıkan karışıklık ve isyanlar, üçüncü bölümde ise Emevîler döneminde Haricîler ve Dahhâk b. Kays eş-Şeybanî isyanı ele alınmıştır. Daha sonra da çalışmadan elde edilen netice, tavsiye ve bilimsel bulguların ortaya konduğu bir sonuç bölümü ile çalışma sonlandırılmıştır.
1802-1820 yıllarına ait "Arnavutluk Ahvaline Dair Tahrirat" adlı el yazması eserin transkripsiyonu
Bu çalışma halen Arnavutluk Milli Kütüphanesi'nde orijinali bulunan "1802-1820 Yıllarına ait "Arnavutluk Ahvaline Dair Tahrirat" adlı el yazması eserin transkripsiyonunu ihtiva etmektedir. Eserin muhtevasını, Arnavutluk'un o dönemdeki siyasi ve ekonomik durumunu ortaya koyan ve özellikle zamanının en güçlü ayanlarından olan Tepedelenli Ali Paşa ile ilgili raporlar oluşturmaktadır. Tepedelenli Ali Paşa; XIX. yy. başlarında Osmanlı Devleti'nin zayıflaması ile beraber, merkezi yönetim tarafından kendisine emanet edilen yönetme erkini kötüye kullanarak, ölçüsüz bir şekilde zenginleşmiş, bu ölçüsüz zenginlik ve iktidar sarhoşluğu ile imparatorluğa başkaldırmıştır. Bu çalışma ile -tarihin derinliklerinde çok tartışmalı konuları ile kaybolmaya yüz tutan- 1802-1820 yılları arasındaki Arnavutluk'ta yaşanan olayların gün yüzüne çıkmasının kapısı aralanmıştır. Çalışma, tarihte Osmanlı-Arnavutluk, Arnavutluk Türkiye ilişkilerindeki olumlu-olumsuz tüm gelişmeleri objektif bir yaklaşım ile değerlendirilebilmesi için anahtar olabilecek raporları ihtiva ettiğinden, faydalı olacağı değerlendirilerek araştırmacıların dikkatine sunulmuştur.
Rauf Fico'nun hayatı (1881-1944) ve hatıraları
Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde devletin yıkılmasını hızlandıran pek çok olay olmuştur. Bu olayların başında ise ayaklanmalar, milletlerin bağımsızlıklarını istemesi sonucu çıkan kargaşalar gelmektedir. Böyle bir kargaşanın ortasında ise Osmanlı Devleti'nin yıkılmaması ve karışıklıkların giderilmesi için uğraşan bir kaymakam vardır. Rauf Bey hatıralarında bu kaos ortamını ele almıştır. Bu tezde Rauf Bey'in olayları nasıl değerlendirdiği anlaşılmaya çalışılmıştır. Tez, Rauf Bey'in doğumu yılı olan 1881'den 1944 yılında ölümüne kadar olan dönemi kapsamaktadır. Ancak Rauf Bey'in Osmanlı Devleti'nde görev yaptığı yıllar ağırlıklı olarak ele alınmıştır. Özellikler Yabanabad bugünkü adıyla Kızılcahamam'a ağırlık verilmiştir. Çünkü Rauf Bey görev yaptığı iki yıl boyunca Yabanabad' ta ki her faaliyeti, durumu hatıralarında belirtmiş ve ayrıca valiliğe bu konuda uzun uzun raporlar yazmıştır. Bu raporlar incelenerek dönemin olumlu olumsuz bütün yanları ele alınmaya çalışılmıştır. Bu raporlarda ayrı ayrı başlıklar atmıştır. Dönemin alt yapı, eğitim, sağlık, askeriye, posta, ulaşım vb. konularda ne seviyede olduğu görülmüştür. Günümüzle yüz yıl önceki durum arasında kıyaslamalar yapılmıştır. Kıyaslamalar yapılırken dönemin şartları göz önüne alınmıştır.
التمرد في شعر بدر شاكر السياب
This study aims to identify rebellion in the Badr Shaker al-Sayyab's poetry, determine its concept and types, and explain its effect on the contents of his poetry. Determining its characteristics Al-Sayyab's poetry and clarifying the most important aspects of stylistics based on references and valuable sources based on the extrapolation and analysis of poetic texts and this was confirmed by the chapters and investigations of the study according to the divisions included in the text. In the poet, in addition to the presence of seeds of conflict and rebellion in his personality, which developed in him a love of revolution and protest against reality, this was reflected in his biography and poetic works. Keywords: (Rebellion, Badr Shaker Al-Sayyab ,Poetry)
1909 Adana olayları (İğtişaşı)
Bu çalışma, muhtelif dinamiklere bağlı olarak meydana gelen 1909 Adana Olaylarının tarihsel bağlamı içerisinde değerlendirilmesidir. XIX. yüzyıldaki siyasal ve sosyo-ekonomik gelişmelerin etkisiyle büyük değişim yaşayan Adana bölgesindeki Müslümanlar ve Ermeniler arasındaki ilişkilerin bu değişimlerden etkilenmiş olduğu görülmüştür. Bu bağlamda 1909 Adana Olaylarının uzun bir tarihsel sürecin ve çeşitli dinamiklerin sonucunda hâsıl olduğunu bilgisinden hareketle, bilhassa II. Meşrutiyet'in ilânından sonra yaşanan çatışmaların olayların seyrini nasıl etkilediğini incelemek bu çalışmanın ana eksenini oluşturmuştur. Bu inceleme yapılırken Osmanlı, İngiliz ve Amerikan Board Komisyonu arşiv malzemelerinden ayrıca döneme ilişkin gazete arşivlerinden, raporlardan, hatıratlardan, tanıklıklardan faydalanma yoluna gidilmiştir. Adana, verimli toprakları sayesinde Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemindeki iç ve dış gelişmelere bağlı olarak tarımsal açıdan büyük ilerleme kaydetmiştir. Bölgenin ekonomik bir güç haline gelmesi sürecinde Osmanlı yöneticileri uyguladıkları politikalarla bölgedeki toplumsal değişimi önemli ölçüde etkilemiştir. Osmanlı yöneticileri, bölgeye ilişkin tasarruflarında göçebe aşiretleri kontrol altına almış, alışılagelmiş yapılarını kırmış ve dışarıdan gelen Müslüman göçmenleri yerleşik hayata geçirerek köklü değişiklikler yapmanın yolunu açmışlardır. 1870'li yılların sonunda Ermeni Meselesinin Osmanlı yöneticileri açıdan büyük bir problem haline gelmesi birçok bölgeyi etkilediği gibi Adana vilayeti üzerinde de etkisini hissettirmiştir. Belirtilen bu tarihten II. Meşrutiyet'in ilanına kadar olan süreç içerisinde Ermeni komitecilerinin yol açtığı sorunlar, dönemin padişahı II. Abdülhamid'in yereldeki politikalarını büyük ölçüde etkilemiştir. II. Abdülhamid'in Ermenilerin çoğunlukta yaşadıkları yerlerdeki denge siyaseti zamanla toplumsal krizi daha da derinleştirmiştir. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra da devam eden toplumsal kriz geçici olarak çözülmüş ancak bu süreçte meydana gelen yeni gelişmeler ve değişen dinamiklere bağlı olarak Adana vilayetindeki toplumsal gerilim had safhaya ulaşmıştır. Çalışmada; yeni dönemde bölgede değişen dinamiklerin yol açtığı sorunlar ele alınmıştır. Meşrutiyet karşıtlarından kaynaklanan kaos, Müslümanlar ve Ermeniler arasında artan panik ve endişe, ekonomik menfaat beklentileri gibi birçok faktörün sebepleri arasında yer aldığı 1909 Adana Olayları tarihi veriler çerçevesinde incelenerek meselenin farklı yönleri ortaya konulacaktır. Anahtar Kelime: Adana Vilayeti, 1909 Adana Olayları, Ermeni, II. Meşrutiyet, 31 Mart Hadisesi.
Siyasî, dinî, ictimaî ve iktisadî yönleriyle Babaî isyanları
Anadolu'da Türk hâkimiyetinin tesisi açısından en önemli siyasî yapı olan Türkiye Selçuklu Devleti'ni yıkılışından az önce bir hayli uğraştırmış ve belki de yıkılışını hızlandırmış olan Babaî İsyanı'nın doğru anlaşılabilmesi Anadolu Türk tarihi açısından oldukça önemlidir. Türkiye Selçuklu Devleti'ne karşı başlatılan isyana kendi öz halkı niçin katılmıştı? Baba İlyâs ve Baba İshak önderliğinde 1240 yılında Türkiye Selçuklu Devleti'ne karşı gerçekleştirilen Babaî İsyanı'nı daha çok siyasî sebeplere ağırlık vererek, dinî, ictimaî ve iktisadî sebepleriyle incelemeye çalıştık. Babaî isyanlarını konu edindiğimiz bu çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Girişte konumuza temel teşkil etmesi bakımından "isyan" ve "baba" terimlerinin açıklaması, bu kavramların Türk ve İslâm kültüründe yeri ve önemi anlatılarak örneklendirilmiştir. Birinci bölümde Türkiye Selçuklu Devleti'nin 1230-1240 yılları arasındaki siyasî durumunu; dinî, kültürel ve iktisadî yönleriyle/sebepleriyle destekleyerek ele almaya çalıştık. İkinci bölümde ise Babaî İsyanı'nı organize edenleri tespit ederek isyanın hazırlık safhasında yaşananlar ile isyanın silahlı olarak fiilen başlamasını ele aldık.
Moğol istilası sonrası Türkiye Selçuklu Devletinde görülen Türkmen kökenli isyanlar
Türkiye Selçuklu Devleti 627/1230 yılında Yassı Çimen Savaşı'nda Hârizmşahlar'ı mağlup ederek bu devletin yıkılmasına zemin hazırlamıştır. Savaş sonrasında Türkiye Selçuklu Devleti Moğollar ile komşu devlet olmuştur. Bunun sonucu olarak da Moğollar istilâ faaliyetlerini gerçekleştirmek için yönünü zayıflamaya başlayan Anadolu topraklarına çevirmiştir. II. İzzeddin Keykâvus dönemine kadar az sayıda görülen dini-siyasi ya da sadece dini kökenli gerçekleşen Türkmen isyanları II. İzzeddin Keykâvus döneminden sonra sayısal olarak ani bir artış göstermiştir. İsyanların sebepleri arasına ekonomik sıkıntılar da girmiştir. Türkmen isyanlarının bu derece artması ve amacının değişiklik göstermesinin temel sebebini 634/1243 Kösedağ Savaşı ile devletin gerileme ve çöküş dönemine girmesinin ardından Moğollara verilen yüklü vergilere bağlayabiliriz. Moğol istilâları Türkiye Selçuklu Devleti'ni dıştan parçalamaya çalışırken; Türkmen isyanları, kabiliyetsiz devlet adamları, devleti yönettiği bilincinde olmayan Sultanlar da devletin içten çökmesine sebep olmuştur. Çalışmamızda Moğolların Anadolu topraklarını istilâ etmesinin akabinde Türkiye Selçuklu Devleti'nin yıkılmasına zemin hazırlayan önemli etkenlerden Türkmen kökenli isyanlar ve bunlara neden olan faktörler birlikte ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: Türkiye, Selçuklu, Türkmen, İsyan, Anadolu
Türk siyasal hayatında Menemen olayı
Bu çalışmada 23 Aralık 1930 günü Menemen'de Cumhuriyet ve onun devrimlerine karşı gerçekleşmiş bir isyan hareketi anlatılmaktadır. Menemen Olayı öncesinde Türk toplumunu derinden etkileyen, birbiri ardına gerçekleşmiş siyasal ve toplumsal değişimler yaşanmıştır. Ayrıca 1929 Ekonomik Krizi'nin olumsuz etkileri, halkı iyice bunaltmıştır. Ekonomik krizin etkileri ve değişimlerin halkta yarattığı hoşnutsuzluk hali birleşmişken yaşanan Menemen Olayı'ı devrin hükümetini oldukça güç durumda bırakmıştır. Dönemin gazeteleri, meclis ve mahkeme tutanaklarına göre Nakşibendi Tarikatı'na mensup, başlarını Giritli Derviş Mehmet'in çektiği altı kişi Manisa'dan Menemen'e gelerek Cumhuriyet ve onun getirdiği yeniliklere karşı halkı ayaklandırmak istemişlerdir. Yaşanan olaylar sonucunda isyanı bastırmak için gönderilen Asteğmen Kubilay, başı kesilerek, olaya müdahale etmek isteyen mahalle bekçileri Şevki ve Hasan vurularak şehit edilmişlerdir. Daha sonra gönderilen takviye birlikler olayı bastırmış ve kontrolü sağlamışlardır. Hükümet tarafından otoriteyi sağlamak ve düzeni korumak amacı ile Menemen, Balıkesir ve Manisa illerinde sıkı yönetim kararı alınmış ve uygulanmıştır. Yaşanan olay ile doğrudan ve dolaylı olarak bağlantısı tespit edilen yüzlerce kişi Menemen'e getirilerek sorgulanmıştır. Yapılan kovuşturma ve sorgulama neticesinde suçlu bulunanlar yargılanarak çeşitli cezalara çarptırılmışlardır. Menemen Olayı, Menemen'de ve Türkiye Cumhuriyeti'nde silinmesi zor izler bırakmıştır. Anahtar kelimeler: Menemen Olayı, Kubilay, Tek Parti Dönemi, muhalefet, basın, tarikatlar
Hay'at Tahrir al-Sham (HTS) from an insurgent group to a local authority emergence, development, and social support base
In today's world, more violent armed conflicts occur within state borders. Since 1945, more than 75 per cent of armed conflicts have been civil conflicts in which NSAGs played significant roles. In 2011, the Middle East entered a new era of turmoil. Some countries witnessed violence perpetrated by NSAGs; some of these groups managed to control geographical areas and posed security challenges to national security of these countries or their neighbours. Some of these armed actors also succeeded in establishing local governance, limited in space or time. Now, ten years after the Arab uprisings, the emergence of many NSAGs has been observed, some of which developed and dominated while others faded and disappeared. The Syrian Context has been the scene of the evolution of many violent actors. HTS is one of the prominent violent organisations that developed its relations, discourse, approach to competition and control, and established local government. Many researchers have studied the HTS; however, a complete understanding of the factors that enabled the HTS to develop capabilities and mobilise resources to control the local community still needs further research. This descriptive study aims to analyse and understand the factors that helped the HTS become one of the main NSAGs in areas outside the control of the Assad Regime and establish a local government. This study used a qualitative research methodology using two data sources, primary, fieldwork through semi-structured interviews with informants and experts, and secondary, analysing data sources. The study concluded by summarising the factors that contributed to the HTS control, studied the relationship with the local community, and discussed the factors that helped it support the establishment of a local government, the Syrian Salvation Government (SSG). The study found that the decisive military factor and the HTS' ability to build an interestbased relationship with a specific segment of the local elites and its ability to impose order and security and provide public services to civilians were critical in imposing hegemony and laying the foundation for local governance. Finally, the researcher studied the role of the HTS in the Syrian conflict to extrapolate its future and its connection with the local government. Keywords: Non-State Armed Group, local government, Syria, Idleb, HTS.
II. Abdülhamid devrinde sürgün siyaseti ve uygulamaları
Bu çalışmanın amacı II. Abdülhamid dönemindeki sürgün uygulamalarını inceleyerek Osmanlı Devleti'nde Sultan II. Abdülhamid devrine özgü, sistemli bir sürgün siyasetinin olup olmadığını ortaya koymaktır. Çalışmanın ana kaynağı Osmanlı Devlet Arşivleridir. Giriş bölümünde sürgün kavramı ile bu uygulamanın farklı uygarlıkların tarihindeki yeri üzerinde durulmuştur. Daha sonra uygulamanın İslam hukukundaki yeri ve eski Türk devletlerindeki uygulama biçimleri hakkında bilgi verilmiştir. Uygulamanın Osmanlı Devleti'nin klasik döneminde icra ediliş şekline değinildikten sonra Tanzimat Döneminde aldığı şekil anlatılmıştır. Birinci bölümde Sultan II. Abdülhamid'in henüz tam anlamıyla otoritesini tesis edemediği, saltanatının ilk yıllarındaki sürgün uygulamaları incelenmiştir. II. Abdülhamid'in mutlak otoritesini tesis etme yolunda önünde engel olarak gördüğü güç odaklarını tasfiyede sürgün yönteminden nasıl yararlandığı ortaya konulmuştur. İkinci bölümde ise mutlak otoritesini tesis ettiği dönemde iktidarına karşı yönelen potansiyel ve aktif tüm tehditlere karşı sürgün siyasetini bir tedbir olarak nasıl kullandığı gösterilmiştir. Üçüncü bölümde uygulamalar analiz edilmiştir. Uygulamanın hangi toplumsal kesimler üzerinde, daha çok hangi sebeplerle ve nasıl icra edildiği ortaya koyulmuştur. II. Abdülhamid'in saltanatı boyunca karşılaştığı dahili problemler karşısında sürgün yöntemine sıkça başvurduğu görülmüştür. Uygulama Osmanlı Devleti'nin klasik döneminde olduğu gibi adi suçlar, eşkıyalık, isyanlar karşısında bir cezai yaptırım ve toplumda asayiş ve nizamı sağlama gayesiyle bir güvenlik tedbiri olarak kullanılabildiği gibi; bu dönemde özellikle daha çok muhalif kesimleri ve kamuoyunu kontrol altında tutabilmek maksadıyla politik bir araç olarak kullanılmıştır. II. Abdülhamid, sürgün siyasetini icra ederken sadece geleneğe değil dönemin çağdaşı Avrupa ülkelerinin deneyimlerine de müracaat etmiştir. Fakat onun sürgün siyasetinin sadece günü kurtarmaya yeten geçici bir çözüm olarak kaldığı ve uzun vadede II. Abdülhamid adına başarılı bir netice vermediği görülmektedir.
İslam hukukunda kamu yararı bağlamında devlet başkanına karşı ayaklanma
Araştırmada yüzyıllardır güncelliğini koruyan bir mesele olan "Devlet Başkanına Karşı Ayaklanma" meselesi; İslam hukukunun temel ilkeleri bağlamında incelenecektir. Araştırmanın giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, sınırlılıkları ve yöntemine ilişkin bilgiler yer almaktadır. Birinci bölümde devlet başkanının hak ve sorumlulukları ve İslam'da yönetim teorisi ele alışmıştır. İkinci bölümde, zalim devlet başkanına karşı halkın sorumlulukları başlığı altında, zalim devlet başkanlarına karşı nasıl hareket edilmesi gerektiğiyle ilgili âlimlerin görüşleri değerlendirilmiş olup sivil gösterilerin hükmüne dair bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde ise devlet başkanına karşı ayaklanma konusu İslam hukuku bağlamında ele alınmıştır. İslam Târihi'nde görülen en önemli ayaklanma örnekleri ve âlimlerin bunlara dâir görüşleri ışığında günümüzün önemli ayaklanmalarından birine dönüşmüş olan Suriye örneği özelinde devlet başkanına karşı ayaklanmanın dini hükmü üzerinde durulmuştur.
İstanbul basınına göre 31 Mart Vak'ası
Her geçen gün zayıflayan Osmanlı Devleti, ömrünü sürdürebilmek amacıyla Avrupalı devletlerin siyasetini yakından takip edip kendine hayat sahası bulmuştur. Fakat 1907 yılında Rusya-İngiltere ikilisinin Reval'de görüşmelerde bulunması ve burada İngiltere'nin Rusya'yı Osmanlı üzerinde serbest bırakması İttihat ve Terakki yanlılarını harekete geçirmiştir. Reval görüşmelerinin olumsuz etkisini kırmak için meşrûtiyeti ilân etmenin gerekli olduğu kanaatiyle İttihat ve Terakki yanlılarının harekete geçmesiyle ?II. Meşrûtiyet? ilân edilmiştir.Osmanlı toplumu meşrûtiyeti tam anlamıyla algılayamamıştır. Bu durum ileride çıkabilecek olası yıkıcı hareketlere ortam hazırlamıştır.İttihatçıların baskıcı tutumları muhalefeti artırmıştır. Halkın eğitim seviyesinin ileri düzeyde olmaması yüzünden dolayı da isyan kıvılcımları hızla tutuşmuştur. Rûmî takvimle 31 Mart 1325 tarihinde başlayan bu isyan hareketi Selanik'ten gelen ?Hareket Ordusu? tarafından bastırılmıştır. İsyanda parmağı olanlar kurulan Divan-ı Harb'ler vasıtasıyla yargılanmıştır. Çalışmamızda bu konular üzerinde durulmuştur.
I. Dünya Savaşı'ndan sonra Kastamonu ve çevresinin asayiş durumu (1918-1923)
Kastamonu ve çevresinde asayişin genel durumu ve asayiş sorunlarının değerlendirilmesidir. Bu çalışmada asayiş sorunlarının hangi nedenlerden kaynaklandığını ve bu sorunların toplum üzerindeki etkisini ve bu sorunların hangi dönemleri kapsadığı anlatılmaya çalışılmıştır.1918 tarihinde Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasıyla birlikte, Mütareke hükümlerine dayanarak İtilâf Devletleri Anadolu'yu işgale başlamışlardır. Bu işgaller sonucunda hem yerli halk, hem de azınlıklar tarafından çıkarılan birtakım isyanlar baş göstermeye başlamıştır. Bu çerçevede bahse konu dönemde Kastamonu'nun içinde bulunduğu genel durum hakkında bilgi verildikten sonra, Kastamonu ve çevresinde görülen asayiş sorunlarının genel nedenleri ile devletin almış olduğu önlemler konusunda tespitlerde bulunulmaya çalışılmıştır.
Mechanisms behind the expansion of the last insurgency organization ELN despite the peace agreement of Colombia
This thesis aims to explore the sufficient causal explanation for the expansion of the last leftist insurgency organization, Ejército de Liberación Nacional (ELN), despite the Colombia Peace Agreement. It has already been four years since the government signed the Peace Agreement and the largest insurgency organization in Colombia, Fuerzas Armadas Revolucionarias de Colombia (FARC). Following the primary articles of the Peace Agreement, the FARC disarmed and got the right of political representation and took its place in the political sphere of Colombia; the rural economic reforms have started to be implied, countering to drug trafficking has accelerated, the transitional justice policies have been already welcomed. However, the remaining last leftist insurgency organization, the ELN, now with the most extended history, has continually expanded in Colombia as well both across the border of Ecuador and Venezuela. On the other hand, in 2017, the ELN accepted the formal peace talks with the Colombian government as similar to previous peace talks that began in the 1980s. However, one more time, the peace talks were ended because of the disagreements with the newly elected government and the ELN's car bombing at a police academy in Bogotá, 2019. Followingly, under the conditions of the Peace Agreement, which ended the armed conflict with the largest insurgency organization, ELN continues to expand throughout the new presence with a more significant number of members. Either this question or even the ELN itself is still not well-scoped and inquired in the literature. In this thesis, the implicit interacting causal mechanisms, the ideology of ELN, the organizational strategies during its existence, and popular support for the ELN are observed by the causal process tracing. In the end, through the evidence of these causal mechanisms and the causal relations among them, the sufficient explanation for the expansion of the ELN despite the Peace Agreement provides more details than before in the literature.
Beyond the Arab Uprisings: The emergence and development of the Sudanese social movement (2018-2021)
This thesis aims to conduct a case study of 2018 Sudanese Uprising and investigate why and how it emerged, how it developed and how it can be characterized in terms of various empirical and theoretical concepts in the literature on social movements. We will ask whether the 2018 Sudanese Uprising can be considered a part of New Social Movements, Arab Spring (Arab Uprisings) or City Square Movements? Can it be characterized as a revolution or social movement? In the thesis, it is argued that the literature on the 2018 Sudanese Uprising cannot be considered as a part of the Arab Uprisings process Sudan for long has been in a cycle where the power has constantly changed hands between the governments and military regimes through social movement and revolution since its independence. This thesis explains the 2018 Sudanese Uprising by combining both domestic and international political opportunities structures, mobilized resources and framing processes.
Cancavid milisleri ve Sudan siyasetindeki rolleri
İlk insan topluluklarından günümüze; sınırlı kaynakların kullanımı, güvenlik, çıkar ve nihayetinde toplulukların; hayatta kalma endişeleriyle birbirleri arasında çatışmalar ve buna bağlı olarak da kaos var olmuştur. Dünya siyasetinde bir süre sömürge faaliyetlerinin merkezinde yer alan Afrika kıtası, sömürgeciliğin kalıtsal getirileri sonrasında; asimilasyon, yozlaşma, kimliksizlik, otorite boşluğu, teknolojik geri kalmışlık, güvenlik ve istikrarsızlık gibi sorunlar nedeniyle kıta olarak istikrarı sağlayamamıştır. Afrika, günümüzde birçok çatışma ve gruplaşmanın merkezi haline gelmiştir. Yoğun çatışma ve zayıf devlet idaresi alanlarında devletler paramiliter gruplar oluşturur veya mevcut örgütleri destekler. Bu yapılar, otoriteden aldıkları teçhizat, asker, gıda ve mühimmat gibi lojistik yardımlar sayesinde varlıklarını sürdürürler. Devletlerden aldıkları güçle çatışma alanlarında devletlerin çıkarları için var olurlar ve bu varlık resmen devletin elinde olmadığı için bazı durumlarda devlet çıkarlarını korumak için bu tür yollara başvurabilir. Coğrafi olarak Afrika'nın en büyük ülkesi olan Sudan, 40 yıldır aralıklı olarak iç savaşla harap durumdadır. Güney Sudan'da son yirmi yılda savaş ve kıtlık nedeniyle 2 milyondan fazla insan yaşamını yitirmiş ve milyonlarca insan evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. Darfur'daki kriz, Şubat 2003'te Darfur'daki iki isyancı grubun, Ulusal Kongre Partisi hükümetine meydan okumak için ortaya çıkmasıyla, büyük bir insani felakete yol açmış ve yaklaşık 2 milyon kişi yerinden edilmiştir. 200 binden fazla insan komşu Çad'a göçe zorlanarak mülteci konumuna düşmüş ve yaşanan çatışmalarda 300 binden fazla insan hayatını kaybetmiştir. Sudan'ın geçmişten günümüze siyasi tarihi incelendiğinde hiç şüphesiz göze çarpan ana konulardan biri Darfur Sorunu ve Cancavid paramiliterleri olmaktadır. Cancavid paramiliterleri, Darfur bölgesinde uzun süredir varlığını sürdüren bir yapıdır. Cancavid milisleri, Darfur'daki isyanda, Sudan hükümetini desteklemek için kullanılan paramiliter bir güçtür. Bu tez; devletlerin neden paramiliter gruplara destek verdiğini, bu desteğin faydaları ve zararlarını anlaşılmasına yardımcı olmak amacıyla Sudan'ın siyasal hayatında önemli bir yere sahip olan paramiliter grup Cancavidler'in ele alınmasını hedeflemiştir. Sudan'ın Darfur bölgesinde çok sayıda katliam, yağma ve şiddet olayları ile suçlanan Cancavid Milislerinin kimler olduğu, ortaya çıkmalarındaki etkenleri, Darfur Sorunu ve 2019 yılında Ömer El Beşir'in askeri darbeyle devrilmesinin ardından halihazırda Sudan'daki pozisyonları ele almıştır. Böylelikle Cancavidler'in tarihini, amacını, eylemlerini ve Sudan siyasetindeki rolünü de anlayabilmemize yardımcı olmuştur. Anahtar kelimeler: Cancavid, Paramiliter, Sudan, Darfur, Afrika
The relationship between Egypt and Hamas after the Arab uprisings: From ideological discrepancies to reconciliation
The bilateral relations between Egypt and Hamas have been very complex and multifaceted, and characterized by ups and downs. The Hamas takeover of Gaza in 2007, the Arab uprisings, and the military takeover in Egypt in 2013 were among the most important turning points in this relationship. Relations followed the expected course, except for the rapprochement that took place in the post-Arab uprisings period since 2017. To unravel the mystery of this rapprochement between the two sides, this study traced the history of bilateral relations through empirical comprehensive analysis and explanation. It argued that this rapprochement can be explained by realpolitik. It argued that the rapprochement was achieved by both sides embracing their own and common interests. However, to build trust, Hamas had to make some changes in its stance and political vision. Hamas desired the rapprochement with Egypt because it is the only way out of the geopolitical deadlock and humanitarian crisis in Gaza, and the most viable negotiation channel with its rivals. On the other hand, Egypt embraced it to restore its leadership position in the region and consolidate its national security with coordination with Hamas. Keywords: Egypt, Hamas, Middle East, Muslim Brotherhood, Realpolitik
Soğuk Savaş dönemi Hollywood sinemasında başkaldırı figürleri
Sinema; ortaya çıktığı günden itibaren fiziki olmayan, yalnızca ideolojik bir algı aracı olarak kullanılmış; ancak fiziki baskılara göre çok daha büyük sonuçlar elde edilmesine olanak sağlamıştır. İki Dünya Savaşı'nda da iktidar sahiplerinin savaş gerekçelerini toplum nezdinde meşrulaştıran önemli bir araç olarak ön plana çıkmıştır. Çalışma kapsamında sinemanın, ideolojiyi yayma ve kitle kontrolü sağlama üzerindeki etkisi; hegemonya ve kültür endüstrisi gibi kavramlar doğrultusunda analiz edilmiş ve bu etkinin dünya sinemasındaki kullanım örnekleri ele alınmıştır. Çalışmayla varılmak istenen nokta ise özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nin, sinemanın bu gücünü Soğuk Savaş döneminde (1947-1957) kullanma yöntemlerinin saptanması ve bu yöntemlere karşı yine Hollywood'da ortaya çıkan başkaldırı temsillerinin sosyal ve siyasal gerekçelerinin belirlenmesidir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda sinemanın, yalnızca egemen güçlerin ideolojik algı yoluyla hegemonya kurmasına hizmet etmediği, aynı zamanda iktidar eleştirisine de imkan veren muhalif bir kitle iletişim aracı olduğu görülmüştür. Çalışmayla; Hollywood'u kendi ideolojisini topluma empoze etmek amacıyla kullanan McCarthy dönemi (1947-1957) faaliyetlerinin, yine Hollywood'un içinden gelen Marlon Brando ve James Dean gibi gençliğin idolleştirdiği başkaldırı figürlerinin ortaya çıkışını engelleyemediği görülmüştür. Bu çerçevede elde edilen çıkarımların, çalışma sonunda örnek olarak seçilen filmlerin sosyolojik ve ideolojik incelemesi neticesinde desteklenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın son bölümünde, bahsi geçen döneme karşı muhalif bir tutum sergilediği düşünülen Laslo Benedek, Elia Kazan ve Nicholas Ray gibi yönetmenlerin Marlon Brando ve James Dean'i döneme karşı birer başkaldırı figürlerine dönüştürdüğü öngörülen ''The Wild One (1953)'', ''On the Waterfront (1954)'' ve ''Rebel Without a Cause (1955)'' filmlerinin sosyolojik ve ideolojik analizlerine yer verilmiştir.