Yazı sanatı
Bu konu başlığı altında 56 tez
Ankara Altındağ ilçesindeki 12-19.yy arası cami ve mescidlerdeki yazılar
Ankara, tarihte çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmış kadim bir şehirdir. 1071 Malazgirt Zaferi'nden iki yıl sonra 1073'te Selçukluların hâkimiyetine geçen şehir, mescit ve camilerle İslam şehrine dönüşmüştür. Eski dönemlerin izlerini taşıyan yapıların Ankara'da, özellikle Altındağ bölgesinde, kale ve çevresinde yoğun olduğu görülmektedir. Buralarda Roma dönemi yapıları, Anadolu Selçuklu Devleti ve Osmanlı Dönemi yapılarına sıkça rastlanmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'nin başkenti olan ve ilkçağlardan bugüne farklı uygarlıkların yaşadığı Ankara kentinin Altındağ ilçesinde 12-19. yüzyıllarda inşa edilmiş cami ve mescitler ele alınmıştır. Dinî yapıların tezyinatında Hat Sanatı önemli bir yere sahiptir, bu durum göz önüne alınarak bu çalışmamızdaki cami ve mescitlerin hat sanatı açısından incelemesi yapılmıştır. Bu çalışmamızla söz konusu cami ve mescitlerin günümüzdeki durumları tespit edilerek, özellikle bu yapılarda yer alan mihrap, minber, kitabelerdeki yazıların detaylı olarak ele alınması amaçlanmıştır. Bu cami ve mescitlerin tezyinatında farklı alanlarda kullanılmış olan yazılar da inceleme kapsamındadır. Bu yazıların genel özelliklerinden bahsedilerek, fotoğraf ve çizimlerle desteklenerek yazıların içeriğine dair malumat verilmiştir. Bu çalışmada arşiv belgeleri, güncel kaynaklar, fotoğraf ve çizimler kullanılmıştır.
Hattat Çırçırlı Ali Efendi'nin eserleri ve hat sanatına katkıları
Yaşadığı dönemin en seçkin hattatlarından biri olan Şefik Bey'in talebesi olan Hattat Çırçırlı (Haydarlı) Ali Efendi XIX. yüzyılda yaşamış ve bilhassa istifleriyle bu mecrada kilometre taşı olarak addedebileceğimiz mühim bir sanatçıdır. İsmi çokça zikredilmesine rağmen, hakkında müstakil bir eser yazılmamış ve eserleri bir araya getirilerek incelenmemiş olması sebebiyle bu konuyu ele almak istedik. Sanat eserinin kıymetini bilmek için sanatçıyı tanımak lazım gelir. Biyografi çalışmaları bu bakımdan önemli bir yer teşkil etmektedir. Bu çalışmanın konusu Kazasker Mustafa İzzet Efendi ve Sâmi Efendi gibi üstâd-ı kâmil hattatların kendisinden övgüyle bahsettiği Çırçırlı Ali Efendi'nin hayatı ve sanatıdır. Ali Efendi'nin yazılarını çeşitli kaynaklardan toplayıp bir araya getirerek katolog biçiminde sunmaya çalıştık. Anahatar Kelimeler: Çırçırlı Ali Efendi, Hat Sanatı, Hattat, İstif.
Türk kaligrafi tarihi özelinde Etem Çalışkan
Yazı topluluklar halinde yaşamanın sonucu olarak, ihtiyaçlar doğrultusunda ortaya çıkmıştır. Tarihi boyunca, neredeyse bütün medeniyetler tarafından kabul edilmiş, kullanılmış ya da değişime uğratılmış olan yazı, zamanla iletişim amacının yanı sıra sanatsal yaklaşımların da en temel malzemelerinden biri halini almıştır. Osmanlı Döneminde Arap "elifbası" (alfabesi) olarak kullanılan ve 28 harften oluşan alfabe ile dönemin koşulları nedeniyle tasfir yapamayan halk, yazıya, sanatsal değerler yüklemiş ve hat sanatı'na (hüsn-i hatta) ulaşmıştır. Cumhuriyet'in ilanından sonra harf inkılabının kabulü ile latin harfleri kullanılarak, batı kültürlerinde var olan kaligrafi sanatına ulaşılmıştır. "Yazıya değer verme ve güzelleştirme" temelinde hat sanatı ile buluşan kaligrafi sanatı, hat sanatından etkilenmiş fakat disiplin bakımından farklılık göstermiştir. Doğumu harf inkılabı ile aynı yıla denk gelen ve ömrünü yazı sanatına adayan Etem Çalışkan, yüksek öğrenim yıllarından bugüne kadar üreten ve üretmeye devam eden usta bir isimdir. Cumhuriyet'in ilk yıllarında, güzel sanatlar alanında yazı eğitimini Türkiye'ye taşıyan ve Türk alfabesi ile kaligrafik eserler ortaya çıkaran Emin Barın'ın atölye öğrencisi ve asistanı olmuştur. "Geçmişten günümüze bütün önemli isimler, kayıplarının ardından değer bulmuştur." görüşünden yola çıkılarak, kaligrafi sanatını tüm ustalığı ile yaşatan Etem Çalışkan'ı tarihe olan tanıklığı ve bu süreçteki deneyimleri ile bir bütün olarak ele almak ve ölümsüzleştirmek gerekliliği, bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler Yazı, Kaligrafi, Hat Sanatı, Tipografi, Elifba (Alfabe)
İstanbul sultan ve paşa camilerinde kubbe yazıları
Osmanlı Devleti devrinde İstanbul'da inşa edilmiş sultan ve paşa camilerinin kubbelerinde bulunan kubbe yazıları çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Giriş bölümünde İstanbul'un fethi, fetihten sonra yapılan imar ve iskân faaliyetleri, Osmanlı devrinde İstanbul'da hat sanatı ele alınmış, çalışmanın yöntemi açıklanmıştır. Katalog bölümünde, çalışma kapsamına giren camilerin genel özellikleriyle kubbelerinde bulunan yazılar üzerinde ayrıntılı olarak durulmuştur. Ana kubbe yazıları ile yarım ve diğer kubbe yazıları bölümünde katalog bölümünde kubbe yazıları hakkında elde edilen veriler ışığında ayrıntılı değerlendirmeler yapılmıştır. Sonuç bölümünde, çalışmada elde edilen verilerden yola çıkılarak ulaşılan sonuçlar sıralanmıştır.
Türk hat sanatı sayfa tasarımlarının günümüz sayfa tasarımlarında kullanılan grafik tasarım ilkelerine göre irdelenmesi
Kökeni Arapça olan ?Hat? kelimesi, sözlükte ?ince, uzun doğru yol, birçok noktaların birbirine bitişerek sıralanmasından meydana gelen çizgi, çizgiye benzeyen şeyler ve yazı? anlamına gelir. Türk Hat Sanatı sayfa tasarımları genel olarak estetik değer ve kompozisyondan oluştuğu bilinmektedir. Bu bilgiler usta-çırak ilişkisi şeklinde nesilden nesile devam ederek günümüze kadar gelmiştir.Bu araştırmanın amacı; Türk Hat Sanatı'nın tarihi gelişim evrelerindeki eserleri, günümüz grafik tasarım ilkelerine göre incelemektir. Bu genel amaca bağlı olarak Türk Hat Sanatında kullanılan sistemin grafik tasarım ilkeleri ile ortak yönleri veya farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma tarama modelinde desenlenmiştir. Araştırmada ayrıca nitel araştırma tekniklerinden doküman ve eser incelemesinden de yararlanılmıştır.Türk Hat Sanatı'nın tarihi gelişim evreleri incelendiğinde, yazıyı sanat seviyesine yükselten hattatların, günümüz grafik tasarım ilkelerinin ve sayfa tasarımında önemli olduğu bilinen grid sisteminin gelişmesinde etkili oldukları anlaşılmaktadır.Türk Hat Sanatı sayfa tasarımlarında başlangıç aşamasından sonuna kadar olan dönem içersinde, hattatlar bilgi ve deneyimlerini kuşaktan kuşağa aktarmışlardır. Sayfa tasarımındaki düşünce anlayışı da bu şekilde gelişme göstermiştir. Hattatlar sayfa tasarımlarında diğer konuların yanında, dini ve ahlaki sözleri levhalar halinde kullanarak bunu bir sanat haline getirmişlerdir.Hat sanatının gelişim evresinde; kâğıdın hazırlanması, tasarımcının sayfa düzenine göre (ızgara grid sistemini) hazırlaması, tipografik olarak hazırlanan sayfa düzenlemesinden sonra görsel etkiyi arttırmak için tezhip (süsleme) yapılması ve ciltlenmesi sayfa tasarımının oluşma aşamasının bilgi, tecrübe, dikkat ve estetik kaygılar altında yapıldığını göstermektedir. Bu durum sayfa tasarımlarının hazırlanmasına katkıda bulunan nakkaşlar, ciltçiler ve yazı karakteri (fontlar) tasarlayan meslek guruplarının olduğunu göstermektedir.Sayfa tasarımlarında hattatların günümüz grafik tasarım ilkelerine benzer kurallara tabi olduğu, harflerin anatomik yapısı, kullanılacak metnin anlamı ve sayfadaki yerine göre tasarımlarına yön verdikleri anlaşılmaktadır. Bu süreç doğrultusunda yeni ve farklı tasarımlara ulaşmış olduklarını ortaya çıkarmıştır. Bu süreç günümüz grafik tasarımcıları tarafından da izlenmektedir. Araştırma sonuçları çerçevesinde; Türk Grafik Sanatlar Tarihinin kökeninin nereden başladığına ilişkin yeni araştırmaların yapılması önerilebilir. Türk Hat Sanatı eserleri günümüz grafik tasarım çalışmalarında sistem ve ilkeler açısından bir eğitim aracı olarak kullanılabilir.Anahtar Kelimeler: Türk Hat Sanatı, Grafik tasarım, Sayfa tasarımı, Grid
Geleneksel Türk sanatlarının 1970 sonrası çağdaş Türk resmine yansıması
Bu araştırma Geleneksel Türk Sanatlarının 1970 Sonrası Çağdaş Türk Resmine Yansıması konusunu içermektedir. Araştırmada, geleneksel Türk sanatlarından minyatür ve hat sanatının çağdaş Türk resim sanatına yansıtılarak özgün sanat oluşturma süreci, gelişimi ve geleneksel sanatları günümüz sanat anlayışıyla yorumlayarak tuvallerine yansıtan sanatçıların örnek eserleri ele alınmıştır. Bu araştırmada geleneksel sanatların Türk resim sanatındaki plastik ve simgesel açıdan kullanımı ve Türk ulusallığını resimlere aktarılmasındaki rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Tarama modelinde desenlenen araştırma, 1970 sonrasında geleneksel Türk sanatlarının etkilerini yapıtlarına taşıyan sanatçılardan Erol Akyavaş, Ömer Uluç, Ergin İnan, Devrim Erbil ve Süleyman Saim Tekcan'ın sanat anlayışları ve örnek eserleri ile sınırlıdır.Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, Türk resim sanatının minyatürden sonraki batılılaşma aşamalarında, sanatçıların geleneksel Türk sanatlarına sahip çıkarak resimlerine gerek motif gerekse biçim ve kompozisyon açısından etkilerini yansıttıkları görülmektedir. Böylelikle sanatçılar, milli bir karakter oluşturma çabalarıyla Türk resmine katkı sağlamışlardır. 1970 sonrasında Batı'nın da etkisi ile gelişen resim sanatına Kavramsal Sanatların girmesi ile geleneksel yaklaşımlar geri planda kalmış, geleneksellikten uzaklaşılmıştır. Batılı sanat anlayışını benimseyen Türk ressamlarının 20. yüzyılın sonuna doğru ise kendi kültür ve sanat miraslarını inceleme, araştırma ve hatırlatma gereksinimi duydukları görülmektedir. 1970 sonrası sanatçılarından olan Erol Akyavaş ve Devrim Erbil, Matrakçı Nasuh'un kent tasvirlerinden ve geometrik disiplininden yararlanarak minyatür tekniğinden etkilenmiş. Ömer Uluç, Ergin İnan ve Süleyman Saim Tekcan ise geleneksel Türk sanatı olan hüsn-ü hat sanatından etkilenerek eserler üretmişlerdir. Bu sanatçılar geleneksel Türk sanatını batılı teknik anlayışıyla oluşturarak Türk resmini yeni bir senteze ulaştırmışlardır.Tez bağlamında adı geçen sanatçıların örnek eserlerinin incelenmesi sonucunda;geleneksel Türk sanatlarının, Türk resim sanatının bütün dönemlerinde etkili olduğu ve bu etkinin evrensel bir sanat dili yaratılması çabasının karşısında gelişen ulusal bir sanat yaratma eğiliminde somutlanmış olduğu görülmektedir. Bu durum açıkça kendini sanatçılarımızın yapıtlarında göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Kültür, Gelenek, Geleneksel Sanatlar, Çağdaş Türk Resim Sanatı
Hacı Bayram Camii hat levha süslemeleri
Hacı Bayram Camii Ankara'nın Ulus semtinde 14. ve 15. yüzyılda Hacı Bayram-ı Veli adına inşa edilmiştir. Cami ve türbe, meydana adını veren Ogüst-Augustus (Monumentum Anciranium) tapınağının hemen yanında yer almaktadır. Tapınak ve caminin yan yana inşa edilmesi, Türk insanının hoşgörüsü ile birlikte Hacı Bayram-ı Velî'nin birleştirici düşüncelerini güzel bir şekilde ortaya koymaktadır. Hacı Bayram Camii'nin yapımı Hacı Bayram-ı Velî'nin ölümünden iki yıl önce 831 H. (1427/28) gerçekleştirilmiştir. Cami süslemelerinden hüsn-i hat (güzel yazı) yabancı dilde karşılığı, kaligrafi olarak tanımlanmakta ayrıca latin harfleriyle yazılan güzel yazıya da yine bu ad verilmektedir. Bu araştırmada; Hacı Bayram Camii'nin günümüzdeki, sekiz adet dış mekân ve erkekler bölümünün girişinde bulunan on sekiz adet iç mekân hat levha süslemelerin incelemesi yapılmıştır. Süslemeler genel olarak kapı ve pencere üstlerinde yer almaktadır. Erkekler bölümünün üst katında ve kadınlar bölümünde bulunan hat süslemeleri ise uzun levha şeklinde birbirini takip etmektedir. Hat sanatı açısından oldukça zengin yazı örneklerinin yer aldığı âyet-i kerimeler, esma-ül hüsna'dan bir kısım ve dua metinleri bulunmaktadır. Bu süslemelerin günümüzde değer kazanması için Arapça okunuş ve Türkçe anlamları da verilmiştir. Caminin erkekler ve kadınlar bölümünde yer alan süslemelerin birbirinden farklı şekillerde yazıldığı tespit edilmiştir. Erkekler bölümündeki süslemeler celi sülüsle ve kadınlar bölümündeki süslemeler kufî yazı tipiyle yazılmıştır. Hacı Bayram Camii'nin içinde bulunan süslemeler, harf bünyeleri ve tasarımı açısından oldukça değerlidir. Araştırmada camii içinde kullanılan yazılarda, hangi metinlerin hangi yazı çeşidiyle yazılması ve yazıların nasıl korunduğuna dair bilgiler verilmiştir. Aynı zamanda kullanılan yazım teknikleri ve kalem ölçüleri gibi bilgiler verilmiş olup yazıların biçimsel özellikleri farklı açıdan tekrar vurgulanmıştır. Yapmış olduğumuz bu araştırmada, günümüzdeki şekliyle yazılar incelenip, hat sanatı açısından değerlendirmesi yapılmıştır. Süslemelerin restorasyon sonrası durumları hakkında bilgi verilmiştir.
Naht sanatının günümüzdeki temsilcileri ve çeşitli uygulamalar
Naht sanatı, genel olarak hat yazısının kıl testere kullanarak ahşap, metal ya da sedef malzeme üzerine uygulanmasıdır. Naht sanatı, oygu ya da kıl testere işi olarak da adlandırılmaktadır. Geçmişte meydana gelen sel ve yangınlar ahşap malzeme üzerine uygulanan naht sanatına ait eserlerin zarar görmesine ya da yok olmasına neden olmuştur. Geleneksel sanatlarımızdan hat, tezhip, minyatür, ebru gibi sanatlar günümüzde yaygın bir şekilde öğretilerek birçok eser ortaya koyulmaktadır ancak naht sanatının bu sanat dallarına göre unutulmaya yüz tutmuş bir sanat olduğu gözlemlenmektedir. Bu çalışma ile naht sanatının bütün incelikleri ile tanıtılması ve gelecek nesillere aktarılması amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden eylem araştırması gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın katılımcılarını, naht sanatını akademik ve sanatsal olarak gerçekleştiren ve resim, grafik, hat, tezhip, minyatür gibi birçok sanat dalını bünyelerinde barındıran Prof. Dr. Mehmet Zeki KUŞOĞLU ve icazetli öğrencisi görsel sanatlar öğretmeni Mesut DİKEL oluşturmaktadır. Araştırmada katılımcılar ile görüşmeler yapılmış, süreç içerisinde sanatsal incelikleri gözlemlenmiş ve elde edilen veriler betimsel olarak analiz edilmiştir. Ayrıca Mesut DİKEL hoca ile naht sanatı meşk edilmiş, Mesut DİKEL hocanın hüsn-i hat alanındaki tasarımlarından oluşan vav kreasyonu araştırmacı tarafından ilk defa ahşap oygu olarak gerçekleştirilmiş ve sanal sergi olarak sunulmuştur. Ayrıca dünyadaki sanal İslam sanatları müzeleri gezilerek bu müzelerde sergilenen naht sanatı ile ilgili örneklere, sanatçıların yaşam öykülerine, mesleki deneyimlerine ve öne çıkan eserlerine yer verilmiştir. Naht sanatının ön plana çıkarılması ve gelecek nesiller tarafından tanınır hale gelmesi adına değerlendirme ve önerilerde bulunulmuştur.
Divan edebiyatında hat redifli gazeller
Yazılı edebiyat geleneğimizin büyük ve önemli bir kısmını oluşturan klasik Türk edebiyatımız şairlerin yüzyıllardır ince hayaller, gelişmiş bir edebi zevk ve estetikle ördükleri şiirlerden oluşmaktadır. Bu edebiyatın klasik hale gelmesi sadece ortak biçimleri kullanmaları ile değil, özellikle sevgiliyle ilgili zamanla oluşan ortak mazmunlara her şairin kendince yepyeni anlamlar, çağrışım ve hayaller kazandırmasıyla mümkün olmuştur. Yüzyıllarca devam eden bu süreçte şairler üsluplarını geliştirmek, diğer şairlerden söyleyişte bir adım öne geçmek için önce usta şairleri taklit etmişler sonra kendi özgün şiir anlayışlarını bulmaya yönelmişlerdir. Usta şairleri taklit etmek, söyleyişte ustalaşmak için nazirecilik geleneği genç şairlere bir okul işlevi görmüştür. Sadece genç şairler değil usta şairler de beğendikleri, takdir ettikleri şairlerin şiirlerine nazireler yazarak hem nazirecilik geleneğinin yüzyıllarca sürmesini sağlamışlar hem de yazılmış bir şiire aynı vezin, kafiye, redif ve temayla yazdıkları nazirelerle kimi zaman model şiirden bile sanatsal olarak üstün sayılan eserleri edebiyatımıza kazandırmışlardır. Bu çalışmamızda nazirecilik geleneği içinde var olmuş "Hat Redifli Gazeller" bir araya getirilmiş, şiirler biçim ve içerik olarak incelenmiştir. Çalışmamıza konu olan gazellerde dizin çalışması yapılarak ortak sözcükler tespit edilmiş, bundan hareketle şairlerin birbirlerinden ne ölçüde etkilendikleri tespit edilmeye çalışılmıştır.
Çağdaş sanat pratiği olarak yazı
Sanat eserlerinin dönemin toplumsal gerçeklerinden bağımsız değerlendirilemeyeceği ve dönemin koşullarından etkilendiği bilinmektedir. Fakat sanat eserlerinin diğer ifadesiyle sanatçının eserinde bahsettiği gerçekliğin ya da vermek istediği mesajın insanlar tarafından anlaşılması belirli bir bilgi ve birikim gerektirmektedir. Bu durum sanatı sadece bir sınıf ile sınırlı tutmuş ve sanatçı ile insanlar arasında derin uçurum meydana getirmiştir. Yaşanan bu sorun sanatçıları yeni metodoloji arayışına itmiştir. Tarihsizliği ifade eden çağdaş sanatta yazının sanatsal bir anlatım dili olarak kullanılmasına yol açan pratikler, yepyeni bir okuma metodolojisi geliştirmiştir. Çağdaş sanatın hareketlendirdiği yazılı dinamiklerin çok sesli/çokkatmanlı yapılanması, genellikle algıyı zorlaştırmakta ve yapıtlar çözümlenmesi gereken bir söyleme dönüşmektedir. İzleyicinin algısına gereksinim duyan bir çözümleme modelinde yazıyı bir araç olarak kullanan sanatçılar, yapıtın değişik öznelerce alımlanması ve istenilen yöne doğru bir ipucu vermesi için yazıdan yararlanmaktadır. Bu bağlamda sanatçının iletmek istediği mesaj üzerinde sanatçı ve alımlayan özne mutabık kalırsa alımlama gerçekleşmiş olur. Bu çalışma, eski gramer ile algılanamayan yazının konumunu belirli kategorizasyonlarla anlamaya çalışan bir pratik için yola çıkmakta ve bir düşünce süreci oluşturmayı amaçlamaktadır. Yazının kronolojik tarihi ve sanat pratiklerindeki yerinin kuramsal boyutuna genel bir bakış sunan bu çalışmada, göstergebilim yöntemi kullanılarak yazının çağdaş sanatçı işleri üzerindeki bileşenlerine ilişkin bir dizi saptama yapmaktadır. Çalışmada ortaya çıkan düşünce düzlemi psikoloji, sosyoloji, felsefe gibi disiplin alanlarına yaslanmakta ve çağdaş sanat pratiği olarak yazı ilişkisinin ontolojik saptamaları incelenmektedir.
Oğuz grubu Türk yazı dillerinde sıfat ve zarflarda derecelendirme
Sıfatlar ismin önüne gelerek ismi niteleyen sözcüklerken zarflar, fiilin önüne gelerek fiili durum, tarz, yer, yön ve zaman bakımından sınırlayan sözcüklerdir. Sıfatlar bir ismin niteliğini belirtirken, o niteliğin derecesini de belirtebilirler. Aynı şekilde zarflar da fiillerin anlamını sınırlandırır ve o hareketin nasıl, ne şekilde gerçekleştiğini belirtirken bunun azlık veya çokluğunu çeşitli biçimlerde derecelendirerek ifade edebilirler. Bu çalışmada Oğuz grubunda yer alan Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Gagavuz Türkçesi gibi lehçelerimizde sıfat ve zarfların nasıl derecelendirildiği incelenmiş ve derecelendirme yöntemleri belirlenmeye çalışılmıştır. Derecelendirme eklerle yapılan, tek kelimeyle yapılan, en az iki kelimeyle yapılan ve kelime grubu halinde olmak üzere dört alt başlık altında incelenmiştir. Eklerle yapılan derecelendirmede, " +Ik/ + Uk, – gylt, +den de, + CIk/ +CUk, + CAnA , + CAk, + CAğIz, + CA, +Ak, +Aç, + mI/ + mU, + mAn, + ja/ + je, + jyk/ + jik, Imsov,+ ımtıl ( azaltma) – mtyk/ - mtik, - ymtyk/ - imtik, - umtyk/ - ümtik, + mtı+ rak ( azaltma), + ( I) msI/ + ( U) msU, + şın (azaltma), sowult, + rAk" ekleri kullanılmıştır. Tek kelimeyle yapılanda ise, en, çok, daha, hayli, az, hüyt, birazcık, qeder, tünd, tüys, zil vs. kelimeleri kullanılırken birden fazla kelimeden oluşanlar da ise, az çok, az- maz, bir iki defe, bir qeder, son derece, bir hayli, hedden artıq vs. kullanılmıştır. Kelime grubu halinde yapılan derecelendirmelerde tekrarlara, pekiştirmelere durum ad eklerine, isim tamlamasına yer verilmiştir. Derecelendirme sıfat ve zarfların önemli konularından birini oluşturur. Bu tezde de derecelendirme konusu işlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Derecelendirme, Sıfat, Zarf, Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Türkmenistan Türkçesi, Gagavuz Türkçesi
Resim-iş eğitimi anabilim dalında okutulan anasanat atölye grafik dersi kapsamında üç boyutlu kaligrafik form uygulamaları üzerine bir çalışma
Bu araştırmanın amacı, Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı, anasanat atölye-grafik dersi öğrencileri ile, iki boyutlu ?ekilden, üç boyutlu forma geçi? öğretimi kapsamında gerçekle?tirilen eğitim ve çalı?maların, dü?ünme, algılama ve uygulama geli?imlerine katkısı var mıdır, sorusuna cevap aramaktır.Ara?tırmanın evreni, Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü, Resim-?? Öğretmenliği programında yer alan grafik bölümü öğrencileridir.Gazi Eğitim Fakültesi, Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü, Resim-?? Eğitimi Anabilim Dalı'nda üçüncü yarıyıla yeni geçmi? ve daha önce anasanat atölye dersi almamı? sınıflardan birinde eğitim gören dokuz öğrenci, çalı?ma grubu olarak olu?turulmu?tur.Bu ara?tırmada verilerin toplanması, kuramsal ve uygulamalı eğitime bağlı olarak, a?amalı süreçler boyunca gerçekle?tirilmi?tir.Seçilen çalı?ma grubuna, önce ilk ürün uygulaması yaptırılmı?tır. Bu ürünler toplandıktan sonra, katılımcı öğrenci grubu; yeterli süre içinde, üç boyutlu tasarım ve görsel algı ile ilgili kuramlar doğrultusunda eğitilmi?tir. Alınan eğitimin ardından, aynı öğrencilerden, aynı harfleri, aynı ko?ulda, tekrar yapmaları istenmi?tir.vDaha sonra, be? kriterden olu?an bir değerlendirme tablosu hazırlanmı? ve yapılan üç boyutlu kaligrafik formlar, bu kriterler doğrultusunda, uzman bir kurul tarafından değerlendirilmi?tir.Ara?tırma verileri elle i?lenmi? ve her kriter için verilen notlar, tablolar halinde sunulmu?tur.Ara?tırmadan elde edilen bulgular; üç boyutlu tasarım, görsel algı ve derinlik algısı ile ilgili eğitim ve uygulamaların; öğrencilerin dü?ünme, algılama ve sanatsal uygulama geli?imlerine katkısı olduğunu ortaya koymaktadır.Anahtar Kelimeler : Üç Boyutlu Tasarım, Görsel Algı, Derinlik Algısı, Üç Boyutlu Kaligrafik Form.
Nusretiye Camii hat süslemeleri
Hat sanatı Arap Yarımadası'nda doğmuştur. İlk örneklerinde sanatsal bir özellik yoktur. İlk yazılar Kûfî ve Ma'kılî yazılardır. 13. yüzyılda gelişmeye başlayan İslâm yazısında en önemli gelişme Aklâm-ı Sitte ile gerçekleşmiştir. Türkler tarafından geliştirilmiş ve sanatsal özellik kazandırılmıştır.Hat sanatında kullanılan malzemenin önemi de büyüktür. Hattatlar malzemeye büyük önem vermişlerdir. Bu konuda titiz davranmışlardır. Genellikle kullandıkları malzemeleri kendileri üretmişlerdir. Örneğin binbir zorlukla ?is mürekkebi? yapmışlardır. Kağıtlarını olduğu gibi kullanmayıp boyamışlar, aharlamışlar ve mührelemişlerdir. Kamış kalemlerini doğadan çıktığı kullanmayıp onu bir müddet güneşte, gübre içerisinde bekletmişler ve kalemin olgunlaşıp sertleşmesini sağlamışlardır. Ayrıca kullandıkları birçok malzeme de sanat eseridir. Kalemtraş, makta, divit, hokka gibi malzemelerin Osmanlı döneminde özel sanatçıları vardır. Bunlar İstanbul' da divitçiler, maktacılar, kalemtraşçılar caddesi diye ayrılmışlardır. Bu sanatçılar övünmekten ve gururlanmaktan hoşlanmadıkları için eserlerine isimlerini yazmazlar, parazvana kısmının yakın bir yerine uygun gördükleri damgaları koymuşlar veya takma isim kullanmışlardır.Hattatlar birkaç çeşit yazı ile yetinmeyip bir çok yazı çeşidi geliştirmişlerdir. Kûfî yazıdan ortaya çıkan Aklâm-ı Sitte; Sülüs, Nesih, Muhakkak, Reyhânî, Tevki, Rıkaa' gibi yazı çeşitleri geliştirmişlerdir. Aklâm-ı Sitte dışında da Divanî, Celî Divâni, Ta'lik, Nestalik ve Tuğra gibi birçok yazı çeşidi gelişmiştir.
Hat sanatının tarihî geçmişi ve Hattat Adem Sakal'ın Türk hat sanatında ve eğitimdeki yeri
Hat sanatı Arap Yarımadası'nda doğmuştur. İlk örneklerinde sanatsal bir özellik yoktur. İlk yazılar Kûfî ve Ma'kılî yazılardır. 13. yüzyılda gelişmeye başlayan İslâm yazısında en önemli gelişme Aklâm-ı Sitte ile gerçekleşmiştir. Türkler tarafından geliştirilmiş ve sanatsal özellikler kazandırılmıştır.Hat sanatında kullanılan malzemenin önemi de büyüktür. Hattatlar malzemeye büyük ehemmiyet vermişlerdir. Bu konuda titiz davranmışlardır. Genellikle kullandıkları malzemeleri kendileri üretmişlerdir. Örneğin bin bir zorlukla ?is mürekkebi? yapmışlardır. Kâğıtlarını olduğu gibi kullanmayıp boyamışlar, aharlamışlar ve mührelemişlerdir. Kamış kalemlerini doğadan çıktığı gibi kullanmayıp onu bir müddet güneşte, gübre içerisinde bekletmişler ve kalemin olgunlaşıp sertleşmesini sağlamışlardır. Ayrıca kullandıkları birçok malzeme de sanat eseridir. Kalemtıraş, makta, divit, hokka gibi malzemelerin Osmanlı döneminde özel sanatçıları vardır. Bunlar İstanbul'da divitçiler, maktacılar, kalemtıraşçılar caddesi diye ayrılmışlardır. Bu sanatçılar övünmekten ve gururlanmaktan hoşlanmadıkları için eserlerine isimlerini yazmazlar, parazvana kısmının yakın bir yerine uygun gördükleri damgaları koymuşlar veya takma isim kullanmışlardır.Hattatlar birkaç çeşit yazıyla yetinmeyip birçok yazı çeşidi geliştirmişlerdir. Kûfî yazıdan ortaya çıkan Aklâm-ı Sitte; Sülüs, Nesih, Muhakkak, Reyhânî, Tevki, Rıkaa' gibi yazı çeşitleri geliştirmişlerdir. Aklâm-ı Sitte dışında da Divâni, Celî Divâni, Ta'lik, Nestalik ve Tuğra gibi birçok yazı çeşidi gelişmiştir.Günümüz hattatlarından Adem Sakal da eğitimde ve hat sanatında sabırla ve titizlikle sanatını icra etmektedir. Yeni tasarımlar yapmakta, yazı meşk etmekte, yarışmalara katılmakta, sergilere katılmakta ve hat sanatında kendisini geliştirmektedir.
Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim-iş Eğitimi Anabilim Dalında yazı dersinin grafik tasarım dersine katkısının değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı, Yazı dersinden elde edilen kazanımların Grafik Tasarım dersinde uygulanabilme düzeyini ölçmektir.Araştırmanın evrenini, Türkiye'deki Eğitim Fakültelerinin Güzel Sanatlar Eğitimi Resim-İş Öğretmenliği Programında yer alan 28 üniversitenin Grafik Tasarımı Anasanat atölye öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise; Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı 4. Sınıfına devam etmekte olan önceki dönemlerde Yazı dersi almış ve Anasanat atölyesi Grafik olan öğrenciler oluşturmaktadır.Bu araştırmada, tarama modeli kullanılmıştır. Tarama modeli, geçmişte olmuş ya da halen var olan bir durumu var olduğu şekliyle betimlemeyi amaçlayan araştırma yaklaşımıdır. Bu bağlamda araştırmacı tarafından anket geliştirilmiştir.Araştırma, pilot ve asıl uygulama olmak üzere iki basamakta gerçekleştirilmiştir. Pilot uygulama, Yazı dersi almış olan Grafik Anasanat Atölyesi 3. sınıf öğrencilerinden 45 kişiye yapılmıştır. Asıl uygulama, Yazı dersi almış olan Grafik Anasanat Atölyesi 4. sınıf öğrencilerinden 60 kişiye uygulanmıştır.Araştırma verilerinin çözümlenmesinde, SPSS bilgisayar programından yararlanılmıştır. Elde edilen veriler tablolar halinde sunulmuştur.Öğrencilerin, araştırmadan elde edilen bulgulara dayalı olarak, sanat eğitimcisi yetiştirilen öğretim kurumlarındaki Resim-İş Öğretmenliği Programında Yazı Dersinin programdaki yeri, öğrenme-öğretme süreci, Yazı Dersi ve Grafik Tasarım Dersi arasındaki ilişki gibi bazı konularda güçlükler yaşadıkları söylenebilir.Anahtar Kelimeler: Yazı Dersi, Grafik Tasarım, Tarama modeli, Anket.
Yozgat ili Etnoğrafya Müzesindeki (Nizamoğlu Konağı) el yazması eserlerin incelenmesi
ÖZET Türklerin İslamiyet'le birlikte yazılarım da kabul etmeleriyle başlayan Türk hat sanatı yazının ne denli büyük bir sanat aracı olabileceğinin en büyük göstergesidir. Türk hattatlar zaman içerisinde bu yazı şeklini çok ileri boyutlarda geliştirerek yeni türlerinde oluşmasını sağlamışlardır. Bu sanatın estetik kurallarım hiçbir zaman ihlâl etmeden, son derece titizlikle ve sabırla çalışmışlardır. Sonraki öğrencilerine de aynı titizliği ve sabrı aktararak günümüze kadar gelmesini sağlamışlardır. Yazıların güzelliğinin yanında bu yazılarda bir çok güzel mesajda insanlara aktarılmıştır. Bir çok hattat ise üstün yetenekleriyle kendi ekollerini oluşturmuştur. Geçmişte Medresetü'l Hattatin isimli hattat okulunda verilen bu eğitim günümüzde ise sınırlı sayıdaki bazı üniversitelerde ve özel kuruluşlarda verilmeye devam etmektedir. Geçmiş dönemlere ait bir çok eser zamanla kaybolup gitmiş, bazıları ise son derece tahrip olmuştur. Bu nedenle günümüze ulaşan eserlerin titizlikle korunması gerekmektedir. Bu ise bu çalışmaların bir sanat eseri olduğunu farkına varmakla ve bizim olduğunu kavrayarak sahip çıkmakla mümkündür. Yapılan araştırmada Türk İslam Hat sanatının tarihi gelişimi tüm ayrıntılarıyla İncelenmiş ve uygulanan yazı çeşitleri, kullanılan araçlar, iyi bir yazının nitelikleriyle; Türklerin bu sanatın eğitimindeki katkıları, nasıl bir yöntem izledikleri, ünlü ustaların biyografileri, o dönemlere ait hat eğitim kitaplarından örneklerle anlatılmıştır. Günümüz hat eğitimi çalışmalarını incelediğimizde ise çoğunlukla karşımıza üniversitelerin güzel sanatlar fakülteleri çıkmaktadır. Tespit edilen üniversiteler ise şunlardır: Gazi Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi,Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi, Süleyman Demirel Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi ve Mimar Sinan Üniversitesidir. Bu Üniversitelerin çoğunda 2. sınıftan itibaren seçilen branşlara göre hat eğitimiu verilmektedir. Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi ise bütün bu üniversiteler arasında öğretmenlik formasyonunun verildiği tek bölümdür. Bu nedenle her türlü bilgiden sorumlu tutulan öğrencilere her yarıyıl farklı bir müfredat verilmektedir. Bu yüzden branşlaşmaya gidilmemiştir. Araştırma yöresin de ayrıntılı olarak tanıtıldıktan sonra Yozgat Etnografya Müzesinde tespit edilen eserler katalog kısmında hazırlanan gözlem fişlerinde tek tek tanıtılmıştır. 19 adet eserin 8 adeti Ankara Etnografya Müzesinden, 2 adeti Müzeler Genel Müdürlüğünden gelmiştir. 5 adetini müze satın almış, 2 adeti yörede bulunmuş, 1 adeti ise hediye edilmiştir. 10 adetinin yapılış tarihi ve hattatların isimleri belirtilmemiştir. Ebatları ise 45X41 cm ile 130x190 cm arasında değişmektedir. Çalışmaların 12 adeti kağıda, 5 adeti camaltına, 2 adeti de kumaş üzerine uygulanmıştır. Kullanılan yazım teknikleri ise 12 adeti Sülüs, 3 adeti Celi Sülüs, 1 adet Talik, 1 adeti Müsenna Talik, 1 adeti kırma Nesih tekniği ile yazılmıştır. Süsleme kompozisyonlarında en fazla bitkisel bezemeler daha sonra ise sembolik, geometrik ve anlam yüklü bezemeler kullanılmıştır. Yazılarda en fazla siyah renk, süslemelerde ise yeşil, san, altın yaldız, mavi, beyaz, pembe, kırmızı, bordo, gri, turuncu ve turkuaz renkleri kullanılmıştır. Araştırma sonuç ve öneriler bölümü ile tamamlanmıştır. Bu kısımda ise araştırmanın sonucunda elde edilen bilgiler tekrar değerlendirilerek bu sanatın devamlılığını sağlamak amacıyla çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
The effect of computer - based tests on students' writing performance
Writing is one of the skills in which most of EFL students have difficulty. To help students improve their writing skills, there has been a shift from traditional techniques to more innovative ones like integrating technology into writing instruction and these applications have yielded better results. However, in the assessment of writing, the advantages of technology have not been fully used. There are a few studies on whether students can perform better on computer-based writing tests. Therefore, the purpose of this study is to find out whether computer-based tests can improve students' performance in writing tests. The study adopted both qualitative and quantitative approaches. A quasi-experimental design was used as the research method. 36 prep class students at B1 level at Akdeniz University School of Foreign Languages participated in the study as control and experimental groups. In the beginning of the study, both of the groups took the same writing test on paper as pre-test. Then, every week for two months, the experimental group took an exam on computer while the control group took the same exam on paper. At the end of this period, the experimental group took the post-test on the computer and the control group did it on paper. The pre and post test scores of both groups were analysed through SPSS. According to results of the analysis, the effect of computer based test on students' writing performance was positive, though not statistically significant. Students in the experimental group were also asked to write a reflection on how they felt about taking computer-based writing tests. It was observed that they had positive attitudes towards this testing mode.
Türk hat sanatının seramik sanatına biçimlendirme öğesi olarak yansıması
Yazı, tarihin en önemli dönüm noktalarından birisidir. Geçmişten günümüze insanoğlu iletişim kurarken ya dasahip olduğu bilginin aktarımında araç olarak çoğunluklakonuşma dilinikullanmaktadır. Yazıdan daha eski kökleri olan ve insanlığın varoluşundan bu yana günlük yaşamın her alanında kullanılan seramik ise en basit tanımıyla pişmiş topraktan yapılmış ürünler anlamına gelmektedir. İnsanın yerleşik hayata geçmesinden günümüze kadar olan süreçte seramiğin tüm dönemlerde gündelik yaşamın yanı sıra sanatsal açıdan da çok fazla kullanılması, bu malzemenin çok zengin bir içeriğe sahip olduğunu göstermektedir. Zaman içerisinde estetiğe önem veren insanoğlu yapmış olduğu seramiklere farklı değerler yüklemiştir. Bunlardan biri de yazı sanatıdır. Yazı türlerinden biri olan Arap kaligrafisi Türk hat sanatında kullanılan yazı karakteridir. İslam ülkelerinde soyut veya stilize desenlerin çok fazla tercih edilmesi nedeniyle sevilerek kullanılan Arap yazısı gerek iletişim maksadıyla gerekse kültürel veya dinsel ritüel amaçlı olarak insanoğlunun hayatında tarih boyunca kullanılan süsleme unsurları arasında yerini almıştır. Günümüzde halen daha varlığını sürdüren ve kullanmakta olduğumuz hat sanatı yeni arayışlar içerisinde bulunan sanatçıları, tasarımcıları da estetik ve plastik yapısıyla etkilemiş yazının sanat içindeki kullanımına yeni bir boyut farklı bir bakış açısı kazanılmasını sağlamıştır. Seramik sanatında ise kaligrafi, İki boyutlu yüzey anlayışı kavramından çıkıp üçboyutlu biçimde sanatta ve günlük yaşamda yerini almasını sağlamıştır. Bu çalışmada; sanatın interdisipliner olabilme özelliğinden yola çıkılarak Türk Hat Sanatının seramik sanatında form ve anlatı dili olarak nasıl yansıdığı konusu üzerinde durulmuştur.
Edirne Camilerinde yazı
Osmanlı Cihan Devletine doksan iki yıl başkentlik yapmış ve 18. yüzyıla kadar da ikinci başkent niteliğini korumuş olan Edirne şehri, sadece siyâsi târihimizde değil mîmârî târihimizde de önemi tartışılmaz özel bir yere sahiptir. Rıfkı Melül Meriç bu özelliği şöyle dile getiriyor: " Edirne, değişik amaçlarla inşâ edilmiş bulunan büyüklü küçüklü mîmârî eserleriyle Osmanlı Mîmârî sanatının bütün aşamalarını kendinde toplayan tek ve örneksiz bir müze şehrimizdir". Edirne Câmilerindeki yazılar da Türk İslâm Hat Sanatını en iyi şekilde yansıtmaktadır. Eski Cami sanat bakımından mahalli değerdeki yazı ve yazı-resimleriyle meşhur olmuştur. Edirne'de " Eski Câmi'nin yazısı, Üç Şerefeli'nin kapısı, Selimiye'nin yapısı " sözü de Eski Câmi'nin yazıları ile meşhur olduğunu kanıtlamaktadır. Ancak son yıllarda yapılan restorasyon sonucunda bu yazıların çoğu yeniden yazılmak üzere silinmiş ya da bozulmuştur. Günümüzde çok az yazı kalmış ve camiin orijinal havası bozulmuştur. Muradiye Camii duvarlarında ve mihrâbındaki çinileri, süslemeleriyle devrin san'at anlayışını yansıtmaktadır. Son zamanlarda bu çinilerin bir kısmı çalınmış ve çalınırken de diğer çiniler zarar görmüştür. Geriye kalan çinilerde de camiin kapalı ve bakımsız, halkımızın da ilgisiz olması nedeniyle tahribat devam etmektedir. Üç Şerefeli Camide restorasyon çalışmaları hâlen devam etmektedir. Üç Şerefeli Cami içindeki yazılar restorasyondan sonra yenilenmiş, avlu revak kubbelerindeki yazılar, inşâ ve tamir kitabeleri ise restorasyon öncesi resimleriyle beraber değerlendirilmiştir. Ahşab işçiliğinin eseri olan pencere ve kapı kanatlarındaki yazılar resimleri, metinleri ve okunuşlarıyla birlikte değerlendirilmiştir. Yine Selimiye Camii mîhrâb duvarında bulunan " Fatiha " ve " Âmene'r= Rasûlü " yazıları, hünkâr mahfilindeki çiniler ve yazılar, inşâ ve tamir kitabeleri, camiin avlu ve içindeki yazılar resimleri ve metinleriyle beraber değerlendirilmiştir. Diğer camilerde kitabeler dışında orijinal hat sanatı kalmamıştır. Yukarıda belirttiğimiz camiler dışındaki diğer camilerde bulunan son dönem yazılan kitabeleri resim, metin ve okunuşlarıyla beraber sunularak gelecek kuşaklara ışık tutulmaya çalışılmıştır.
Karatay Medresesi süslemelerinin desen ve tasarım özellikleri
Konya Karatay Medresesinin Süslemelerinin Desen ve Tasarım Özellikleri konulu tez çalışmasında yapının tezyinatını, motiflerini ve işçiliğini görsel anlamda ifade etmekle beraber, özünde barındırdığı anlamı kavramak, ayrıca bu zenginliğini uygulamalar ile yansıtma çabasını içermektedir. Medreseler, Türklerin İslamiyet'e geçişten sonra geliştirdikleri mimari yapılardandır. Anadolu'da Selçuklu dönemine ait medreseler geniş Anadolu coğrafyasına yayılmış olmasına rağmen çoğunluğu Konya çevresindedir. Medreseler mimari yapısı ile açık avlulu ve kapalı avlulu olarak değerlendirilir ayrıca kendi içlerinde de farklılıklar göstermektedirler. Gelişen mimarinin yanında Uygurlardan, Karahanlı, Gazneli ve Selçuklularla gelişen çini sanatı ve sırlı tuğla Anadolu'ya gelmiş ve Anadolu Selçukluları ile Osmanlı döneminde çini sanatı daha iyi bir noktaya taşınmıştır. Bu dönemin mimari süslemesinde mozaik çini ve tuğla-taş işçiliği özellikle minareler, mihraplar, kemerler, eyvanlar ve kubbelerde dikkati çekmektedir. Üç bölüm halinde sunulan bu çalışmanın; Birinci bölümünde, Anadolu Selçuklu Devletinde medrese mimarisi, yazı ve tezyini unsurlar, özelliklerine göre sınıflandırılarak incelendi. İkinci bölümde, Konya Karatay Medresesi tarihi, yapısı, mimari özellikleri ve tezyinatı kataloglama yapılarak bilgisayar destekli çizim ve görseller ile oluşturuldu. Ayrıca kubbe kuşağında bulunan zemini bezemeli düğümlü kufi mozaik çini yazının diğer mimari yapılarda benzer örnekleri bu bölümde ayrı bir başlık adı altında sunuldu. Uygulamaların yer aldığı üçüncü bölümde Karatay Medresesi ve Anadolu Selçuklu yapılarında kullanılan motiflerden çıkışlı tasarımlar Corel Draw ve Rhinoceros programlarında görselleştirilmiştir. Desen çizimi bilgisayarda yapılan tasarımların çini uygulamaları yapılmış ayrıca CNC teknolojisi de kullanılmıştır. Bilgisayar destekli tasarımların Geleneksel Türk Sanatlarında etkin kullanımına vurgu yapılmıştır. "Değerlendirme ve Sonuç" bölümünde, Karatay Medresesi'nin tezyinat yönünden önemi, benzer yapılardaki süsleme özellikleri ile karşılaştırılmıştır. Karatay Medresesinin Anadolu Selçuklu mimarisi içindeki yeri belirlenmeye çalışılmış ve tespitlerimiz genel bir yorumla belirtilmiştir.
16. yy Üsküdar tarihi camilerinde yer alan hat eserleri ve hattatları
16. yüzyılda Osmanlı Devleti siyasi gücünün yanı sıra kültür sanat alanında da zengin bir temele sahipti. İslam medeniyetinin en ihtişamlı imparatorluğu olan Osmanlı Devleti hâkimiyeti altındaki topraklarda adaletli, hoşgörülü olmasının yanı sıra güzide mimarisi ve sanat dolu bir anlayışa sahip olması batı dünyası için önemli bir örnek teşekkül etmiştir. Böylesine eşsiz zenginliğin sanatsal anlamda en güzel örnekleri ise Osmanlı devletine uzun süre başkentlik yapan İstanbul'dadır ve şehir içinde, Osmanlı Devletinin uzun süren hükümdarlığından dolayı güzide yapılarıyla pek çok sayıda cami inşa edilmiştir. Camiler, çeşmeler, mezar taşları, bina cepheleri hüsn-i hat ile süslemektedir. İstanbul asırlardan beri Hüsn-i Hat Sanatı alanında da dünyaya başkentlik yapmıştır. Hat sanatının, hem Kur'an sanatı olması hem de kutsal kitap olan Kur'an'a verilen değerden dolayı İslam kültüründe özel ve manevi bir değeri vardır. Bu nedenle sure veya ayetler mimari yapılara özenle nakşedilmiştir. Mevzubahis mekânların başında camiler yer alır. Bu sebeple böyle bir değere başkentlik yapmış İstanbul'un Üsküdar ilçesinde yer alan '16. yy Üsküdar Tarihi Camilerinde Yer Alan Hat Eserleri ve Hattatlar' başlıklı araştırma konusu belirlenirken bu değerler esas alınmıştır. Araştırılan dönemde toplam 18 cami tespit edilmiştir. Ancak yazı bakımından değerlendirilebilecek 12 cami incelenmiş ve 15 hattat belirlenmiştir. Diğer camilerde yazı bakımından değerlendirilebilecek eserler tespit edilemediğinden, listeye alınmamıştır. Kitabe, levha, sıva üstü kalemişi uygulamaları ve cami takımı diye de adlandırılan lafzatullah, ism-i nebî, Çehâr yâr-ı güzîn ve hasaneyn levhaları dâhil olmak üzere toplam 67 esere rastlanmıştır. Bunlar; Selman Ağa, Gülfem Hatun, Mihrimah Sultan, Çakırcı Hasan Paşa (Doğancılar), Solak Sinan, Valide-i Atik, Murat Reis, Şemsi Ahmet Paşa (Kuşkonmaz), Debbağlar (Tabaklar), Kurban (Kurbağı) Nasuh, İmrahor (Mirahur) ve Aziz Mahmut Hüdâi camilerinde yer almaktadır. İncelenen levha, kitabe ve sıvaüstü kalemişi uygulamalarının bazılarının hattat imzası yer almamaktadır. Hattat imzası bulunmayan ve kaynaklarda da yer almayan bazı kitabe ve levhaların hattatları tespit edilememiştir. Bu tez kapsamında ele alınan hat sanatı unsurları süsleme tarihi açısından geçmişten geleceğe yansıyan birer belge niteliğindedir. Bu belgeler farklı yüzyıllardaki yazı sanatında adım adım oluşmuş, sonucunda kurallı bir yapıya dönüşmüş halinin gelecek yıllarda da izlenebilmesini ve değerlendirilmesini sağlayacaktır.
İstanbul Kadıköy ilçesinde bulunan tarihi camilerde yer alan hat eserleri ve hattatları
İstanbul yüzyıllarca Osmanlı Devletinin başkenti olarak kültür ve sanat alanında önemli bir yere sahip olmasının yanı sıra, İslam sanatları bakımından da çok büyük bir önem taşımaktadır. İslam sanatları alanında da camiilerin, mescitlerin çeşmelerin, mezar taşları gibi mimari eserlerin yoğun olarak bulunduğu şehirlerin başında gelmektedir. Hüsn-i hat eserleri dini yapılara özenle nakşedilmiştir. Bu eserler önemleri itibarı ile güzel yazı sanatının gelişimini ve farklı yazı stillerinin zaman içindeki değişimlerini de gözler önüne sermektedir. Bu nedenle İstanbul'un Kadıköy ilçesinde yer alan tarihi camiilerinde hat eserleri ve hattatları başlıklı araştırma konusu belirlenirken hattatlar, yazı stilleri, yazının tarihi gelişimi baz alınmıştır. Kadıköy bölgesi içinde yüzyıl ayırımı yapılmaksızın Çehâr Yâr-ı Güzîn, kitabe,levha,sıva üstü ve kalem işi uygulamaları yapılmış toplam 75 esere rastlamıştır. Hüsn-i Hat sanatı açısından değerlendirilebilecek, Kethüda Camii, İbrahim Ağa Camii, Osman Ağa Camii, Cafer Ağa Camii, Sultan III. Mustafa İskele Camii, Sahrayı Cedid Camii, Zühtü Paşa Camii, Galip Paşa Camii, Tütüncü Mehmet Efendi Camii, Mustafa Zihni(İstasyon) Camii, Suadiye Camii, Bostana Kuloğlu Camii, Rasim Paşa Camii, Moda Camii, Söğütlü Çeşme Camii, İhsaniye Camii olmak üzere toplam da 16 camii tespit edilmiştir. Tespit edilen levha, sıva üstü, kalem işi, kitabe gibi eserlerin bazılarında hattat imzası yer almamaktadır. Araştırılan kaynaklarda da yazının hattatı belirtilmediğinde bu konu muallakta kalmaktadır. Hattatı bilinen eserlerde, hattatın döneminde yazı sanatına önemli eserler kazandırdığı tespit edilebiliyorsa; yazı sanatı açısından önemli bilgi ve belgelere ulaşılabilmeyi sağlamak ve belki de yıllarca unutulmuş bir eserin yeniden sanat tarihine kazandırılması mümkün olmaktadır. Yapılan incelemeler sonucu imzası okunabilen ama hayatı hakkında bir bilgiye ulaşılamayan hattatın nasıl bir eser oluşturduğu da görülebilmektedir. Tespit edilen bazı eserlerin restorasyon geçirdikten sonra, restorasyon işinin ehli olmayan kişilere verilmesinden kaynaklı, orijinal hallerinden uzak, estetikten yoksun bir hale geldikleri de görülebilmektedir. Araştırma sonuçlarının elde edilmesi, önemli bilgi ve belgelere ulaşılması bugün gibi gelecekte de bu eserlerin doğru şekilde değerlendirilmelerine ışık tutacaktır.
İzmit merkez camilerinde hat sanatı
Dini mimarînin varoluşundan buna yana yapıların belli kısımlarında Hat (Yazı) Sanatı görülmektedir. Bu olgu yer aldığı toplumun kültürel durumuna göre de şekillenmiştir. Aslında insanlığın ilk devirlerinden itibaren topluluklar süslemeye yönelik çalışmalarda bulunmuşlardır. Bunlar kimi zaman görsel ihtiyaç, kimi zaman bir iletişim biçimi, kimi zaman da bir belge niteliği taşımıştır. Her ne amaçla olursa olsun yazı sanatı insanlar arasında zamanla bir ihtiyaç haline gelmiştir. Tarih boyunca da gelişim göstermiş, toplumların karakterini kimliğini toplumsal özelliklerini yansıtan ve ait oldukları ülkelerin kendine has özel duygularını zevk anlayışlarını biçimlendirerek ortaya konulmasını sağlamıştır. Türk Tarihinde ilk devirlerden Cumhuriyet dönemine kadar geçen süreçlerde Yazı sanatları sürekli gelişme göstermiş, çeşitli malzeme üzerlerinde ve mekânlardaki yüzeylerde vazgeçilmez oranlarda uygulanmıştır; halen de uygulanılmaya devam edilmektedir. ''İzmit Merkez Camilerinde Hat Sanatı'' adı ile ele alınan tez çalışmasında Yeni Cuma, Orhan, Hüseyin Paşa, Fevziye, İmaret, Veli Ahmet Zeytinlik, Yalı, Akça, Hacı Ayvaz, Tepecik, Dere ve Arabzade camilerinde bulunan yazılar sanatsal açıdan incelenilmiştir. Buna göre, yazıların mimarî yapı içlerindeki yerleri ile uyumu, dönem özellikleri ve üslûpsal olarak nitelikleri tespit edilerek Türk Hat Sanatı içerisindeki yeri ve önemi ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu suretle bu çalışma ile hat sanatının tarihsel gelişiminin bir kısmına ev sahipliği yapan İzmit merkez camilerinin günümüzde de hat sanatının varlığını sürdürdüğü belgelenmiş olunmaktadır.
Üsküdar Nasûhî Mehmet Efendi Câmii, Türbesi ve hazîresi'ndeki mezar taşları
Üsküdar Nasûhî Mehmet Efendi Camii ve müştemilatı, 1688 H. (1099 M.) yılında Nasûhiyye tarikatinin kurucusu Nasûhi Mehmet Efendi adına bir dergâh olarak inşâ edilmiştir.Nasûhî Mehmet Efendi vefât edince dergâhın bahçesine defnedilmiş, daha sonra kabrinin üzerine bir türbe inşâ edilmiştir. 1925' de Tekkeler Kanunu ile dergâhın tevhidhâne kısmı camiye çevrilmiştir. Dergahın selamlık binasına da Nasûhî Mehmet Efendi'nin akrabaları yerleşmiştir. Cami geçmişte çeşitli tamirler geçirmiş olarak işlevini günümüzde sürdürmektedir. Selamlık binası ise; Nasûhî Derneği, Sebil Yayınevi ve Sosyologlar Derneği'ne ev sahipliği yapmaktadır. Caminin hazîresinde 275 adet muhtelif özellikte şâhide bulunmaktadır. Şâhidelerden 179 tanesi kitabelidir. Bezemeli 67 adet şâhide mevcuttur. 3 tane de cellat mezar taşı bulunmaktadır. Çalışmamız, giriş, Nasûhî Mehmet Efendi'nin kısaca hayatı, Nasûhî Mehmet Efendi Camii ve Türbesi'nin tarihi ve mimârî açıdan değerlendirilmesini kapsayan birinci bölüm ile cami hazîresindeki şâhidelerin değerlendirilmesinden oluşan ikinci bölümden müteşekkildir. Nasûhî Mehmet Efendi'nin hayatı ve Nasûhî Efendi Cami ve Türbesinin tarihi hakkında yazılı kaynaklara ve arşiv belgelerine müracaat edilmiştir. Cami, türbe ve selamlık binasının, iç-dış, bütün ve detay fotoğraflarına yer verilerek mimari açıdan değerlendirilmiştir. Hazîredeki şâhideler kitâbeli olanlar ve bezemeli olanlar ayrı ayrı gruplandırarak ele alınmıştır. Kitâbeli olanlar, numaralandırılıp fotoğraflanarak okumaları yapılmıştır. Her bir şâhide için bilgi fişi oluşturulmuş, mezar sahibinin kimlik, cinsiyet, kitâbenin yazı türü, varsa hattatı, şâhidenin incelenme tarihi, ölçüleri gibi bilgilere yer verilmiştir. Kitâbelerin hat sanatı açısından değerlendirilmesi ayrı başlık dahilinde ele alınmıştır. Bezemeli olan taşlar dönem özelliklerine göre yine ayrı başlık altında değerlendirilmiştir. Şâhidelerin, kabir sahibinin cinsiyet, meslek, tarikat mensubiyeti ve sosyal statü gibi durumlara göre değişiklik arz eden şâhide başlıkları, türlerine göre değerlendirilmiş ve şâhide başlıkları hakkında bilgi verilmiştir.