Ceza infaz kurumları

Bu konu başlığı altında 115 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'nin deradikalizasyon faaliyetlerinde Diyanet İşleri Başkanlığı'nın rolü: Cezaevi vaizi örneği

Bu tez, dini istismar eden terör örgütleri ve şiddete varan aşırıcılık ile mücadelede Diyanet İşleri Başkanlığı'nın rolünü tartışmaktadır. Buna binaen, kurumun radikalleşmeyi önleme, radikalleşme ile mücadele ve deradikalizasyon konularındaki rolüne ve bu konuda gerçekleştirdiği faaliyetlere odaklanmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın dini istismar eden terör örgütleri ile mücadele ve aşırıcılık eylemlerinde bulunan insanların deradikalizasyonunda önemli bir aktör olduğu tezin hipotezidir. Bu bağlamda, kurum tarafından cezaevine atanan cezaevi vaizlerinin kişilerin deradikalizasyonu konusundaki rolünün ne olduğunu sormaktadır. Türkiye'nin çeşitli hapishanelerinde görevli olarak çalışan sekiz resmi vaiz ile yapılan yarı yapılandırılmış mülâkatlar sonucunda ampirik veri toplanarak Diyanet İşleri Başkanlığı'nın dini istismar eden terör örgütleri ile mücadelesi ve bu örgüt üyelerinin deradikalizasyonundaki rolünün anlaşılması hedeflenmiştir. Seçilen cezaevi vaizleri FETÖ ya da DEAŞ gibi dini istismar eden terör örgütü üyeleri ile yakın ilişki içerisindedir. Bununla beraber, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bahsedilen terör örgütleri ile mücadelesi bağlamında gerçekleştirdiği faaliyetler ve yayınlar da incelenmiştir. Elde edilen veriler, terörist uygulamaların örgüt üyeleri gözündeki meşruiyetlerini ortadan kaldırmak ve terör gruplarının teorik ve ideolojik gerekçelerini reddetmek için dini rehabilitasyonun gerekli olduğunu vurgulamaktadır. Sonuç olarak, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın dini istismar eden terör örgütleri ve şiddete varan aşırıcılık ile mücadelede ve bu örgütlerin üyelerine yönelik deradikalizasyon faaliyetleri noktasında mevcut çalışmalarının oldukça önemli olduğu ortaya çıkmıştır. Cezaevine atanan vaizlerin dini istismar eden kişilerle olan temasının oldukça önemli ve geliştirilmesi gereken bir nokta olduğu anlaşılmıştır. Böyle bir mekanizmanın daha sistematik bir şekilde uygulanması gerekmektedir. Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı'nın cezaevine vaiz atama uygulamasının Daniel Koehler'in D tipi deradikalizasyon programının bir örneği olduğu ortaya konmuştur.

Ceza infaz kurumlarıDeradikalizasyonDiyanet İşleri Başkanlığı+2
Gizem Gönay Akbaş
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cezaevi anaokuluna devam eden 36-72 aylık çocuklar ile ilkokul bünyesinde bulunan ana sınıfına devam eden 36-72 aylık çocukların sosyal beceri düzeylerinin karşılaştırılması

Erken çocukluk dönemi, çocuğun geleceğe adım attığı ve geleceğinin temellerinin oluşturmaya başladığı bir dönemdir. Bu dönemde çocuklar akademik becerilerini geliştirirken sosyal çevreye de uyum sağlamaya çalışırlar. Çocuğun doğduğu çevrenin ona sunduğu imkânlar sosyal gelişimi için son derece önemlidir. Çocuk toplumsal kurallara uygun hareket etmeyi, model alarak iletişim kurmayı sosyalleşirken öğrenir. Sosyalleşme sürecinde bir takım sosyal kurallarla yüzleşen çocuk, çevresindekilerin sosyal kurallara uyma konusundaki beklentilerini ve toplumsal kuralları bu süreç içerisinde öğrenmeye başlar. Çocuğun yetişmekte olduğu ortamın, tüm gelişim alanları üzerinde etkisi büyüktür. Yetiştiği ortamın yapısı, sosyokültürel ve ekonomik özellikleri, çocuğun sosyalleşme sürecini kapsayan sosyal-duygusal gelişim alanının biçimlenmesini sağlar, sosyal becerilerin oluşmasına katkıda bulunur. Aile, çocuğun varlığı ve gelişimi için en önemli kurumdur. Ancak her çocuk aile ortamında büyüme şansına sahip değildir. Çeşitli nedenlerle olağan gelişimi desteklenmeyen koşullar altında bulunan çocukların genel gelişimleri diğer çocuklara göre farklılık gösterebilmektedir. Cezaevinde dünyaya gelen veya erken çocukluk döneminin önemli bir kısmını orada devam ettiren dezavantajlı çocuklar, aile ortamının sağladığı olumlu rol modellerinden, destekten, sıcak ve yoğun ilişkilerden yoksun oldukları için sosyal becerileri öğrenme, uygulamada sorunlar yaşayabilmektedirler. Bu durumun onların topluma entegre olmalarını, toplumla yaşama bilinçlerinin oluşmasını, sosyal beceri ve iletişimlerinin gelişmesini olumsuz etkilediği bilinmektedir Sosyal beceri eğitimine ihtiyaç duyulan üç neden vardır; ilki temel sosyal kurumlar hızla gelişmektedir ve bu kurumlar artık sosyalleşme işlevlerini yerine getirememektedir, ikincisi nüfus gittikçe daha fazla hareketlenmektedir ve sosyal ilişkiler zayıflamaktadır ve son olarak da bireyselliğin aşırı vurgulanması, bireyleri başkalarının ihtiyaçlarına karşı daha duyarsız ve daha az tepkici hale getirmektedir. Hem ailede hem de okulda farklı eğitim ortamlarında yetişen çocukların sosyal becerilerinin de farklılaşması kaçınılmazdır. Ülkemizde de sosyal beceri konusunda çalışmaların yapılmasına ve sosyal beceri eğitiminin eğitimle bütünleştirilmesine ihtiyaç vardır. Bu eğitimin gerçekleştiği eğitim ortamları sosyal beceri eğitimini belirleyici olan unsurdur. Buradan hareketle Cezaevi Anaokuluna Devam Eden 36-72 Aylık Çocuklar ile İlkokul Bünyesinde Bulunan bir Ana Sınıfına Devam Eden 36-72 Aylık Çocukların Sosyal Beceri Düzeylerinin Karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu araştırmada genel tarama modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, 2016-2017 eğitim ve öğretim yılında İstanbul ilinden, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okul öncesi eğitim kurumlarına devam etmekte olan 36-72 aylık 73 çocuktan ve cezaevi anaokuluna devam etmekte olan 40 dezavantajlı çocuktan oluşmaktadır. Araştırmanın uygulanabilirliği ve nesnelliğinin sağlanabilmesi için Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okul öncesi eğitim kurumlarına devam etmekte olan 36-72 aylık 73 çocuk, İstanbul ili sınırları içinde yer alan Avrupa yakasındaki okullar içerisinden rastgele (random) örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Cezaevi anaokuluna devam etmekte olan 40 dezavantajlı çocuğa ise İstanbul'daki tek cezaevi anaokulundan ulaşılmıştır. Araştırma için gerekli makamlardan izinler alınmıştır. Çocukların sosyal becerilerini ölçmek için Okul Öncesi Sosyal Beceri Değerlendirme (OSBED)-Öğretmen Formu kullanılmıştır. Ölçekte beceriler 4 kategori altında toplanmıştır. Bunlar; Başlangıç Becerileri, Akademik Destek Becerileri, Arkadaşlık Becerileri ve Duygularını Yönetme Becerileridir. Veri toplama sürecinde ölçeği cevaplayan öğretmenler, ölçekte yer alan ifadeyi okuduktan sonra değerlendirmesini yaptıkları çocuğun sahip olduğu sosyal becerilerin karşısındaki duruma uygun olanı işaretleme yapmışlardır. Araştırmanın verileri toplanmış, analiz edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu oluşturan öğrencilerin demografik özellikleri yaş, cinsiyet, öğretmenin öğrenim durumu gibi değişkenlere göre hesaplanmıştır. Çocukların sosyal becerilerini ölçmek için Okul Öncesi Sosyal Beceri Değerlendirme Ölçeğinden aldıkları puanların, bazı değişkenler bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılaşmaya neden olup olmadığını araştırmak üzere uygun istatistiksel analizler uygulanmıştır.

AnasınıflarıCeza infaz kurumlarıOkul öncesi eğitim+3
Tuğba Eryiğit
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adam öldürme suçundan Ceza İnfaz Kurumunda bulunan kadınların Öfke Tarzları, Problem Çözme Becerileri ve Anksiyete düzeyleri arasındaki ilişki

ÖZETADAM ÖLDÜRME SUÇUNDAN CEZA İNFAZ KURUMUNDA BULUNAN KADINLARIN ANKSİYETE DÜZEYLERİ, PROBLEM ÇÖZME BECERİLERİ VE ÖFKE TARZLARI ARASINDAKİ İLİŞKİHülya KIRANYüksek Lisans Tezi, Psikoloji Anabilim DalıDanışman: Yrd. Doç. Dr. Bayhan ÜGEHaziran, 2012Bu çalışmanın temel amacı; ceza infaz kurumlarında adam öldürme suçuyla bulunan kadınları, suça karışmamış kadınlarla öfke tarzları, problem çözme becerileri ve kaygı düzeyleri açısından karşılaştırmaktır. Ek olarak, suçlu kadınlardaki kaygıyı yordamada başetme becerilerinin temel değişken olup olmadığını test etmektir. Diğer bir ifade ile başetme becerilerinin kaygı düzeyini diğer değişkenlerin etkisi kontrol edildiğinde yordayıp yordamadığını araştırmaktır.Amaç doğrultusunda; Kişisel Bilgi Formu, Beck Kaygı Envanteri, Sürekli Öfke-Öfke İfade Tarzı Ölçeği ve Problem Çözme Ölçeğinden oluşan anket formu 2012 yılı mayıs ayında İstanbul ili Bakırköy Ceza İnfaz Kurumu Adam öldürme suçundan tutuklu/hükümlü bulunan 115 kadına ve herhangi bir suça bulaşmamış ve cezaevinde hiç bulunmamış tesadüfi olarak seçilmiş anket uygulamasını kabul eden 115 kadına uygulanmıştır.Anketlerden elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 20.0 istatistik paket programı aracılığıyla çözümlenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde; betimsel istatistiksel metotlarının yanı sıra (sıklık, yüzde, ortalama, standart sapma, korelasyon) Bağımsız Gruplar T-testi, One-Way ANOVA ve Hiyerarşik Regresyon yöntemleri kullanılmıştır.Araştırma sonucunda; suça karışmamış ve suçlu kadınların kaygı düzeylerinin istatistiksel olarak farklılaştığı, suçlu kadınların kaygı düzeylerinin suça karışmamış kadınlardan yüksek olduğu, suça karışmamış kadınlar ile suçlu kadınların problem çözme becerilerinin istatistiksel olarak farklılaşmadığı, suçlu kadınlar ile suça karışmamış kadınların benzer problem çözme becerilerine sahip oldukları saptanmıştır. Ayrıca; suça karışmamış ve suçlu kadınların sürekli öfke düzeyleri ve öfkeyi dışa vurma düzeylerinin istatistiksel olarak farklılaşmadığı, öfkeyi içte tutma ve öfkeyi kontrol etme düzeylerinin ise istatistiksel olarak farklılaştığı görülmüştür. Suça karışmış kadınların öfkeyi kontrol etme düzeylerinin suça karışmamış kadınlardan yüksek olduğu, bununla birlikte suça karışmış kadınların öfkeyi içte tutma düzeylerinin kontrol grubundan istatiksel olarak daha düşük olduğu gözlenmiştir. Bu sonuçlara göre; adam öldürme suçu işlemiş kadınların kaygı düzeyini azaltmak için özellikle öfke ile ilgili değişkenlerin dikkate alınması gereklidir. Özellikle, öfke kontrolünün sağlanması ve öfkeyi içte tutma yerine etkin iletişim yöntemleri ile olumsuz duyguların ve öfkenin açığa çıkartılması önemli stratejiler arasında yer alacaktır.Hiyerarşik Regresyon sonuçlarına göre; problem çözme becerilerinin sosyo-demografik değişkenler, suça özgü değişkenler, sağlıkla ilgili değişkenler ve öfkeyle ilgili değişkenlerin ötesinde kaygıyı yordamadığı gözlenmiştir. Bununla birlikte, daha önceki intihar girişiminin, sürekli öfkenin, öfkeyi dışa vurmanın ve öfkeyi içte tutmanın suça karışmış kadınlarda kaygıyı yordamada önemli değişkenler olduğu ortaya konulmuştur. Adam öldürme suçu işlemiş kadınlarda; sadece baş etme becerilerine odaklanan uygulamalar yerine bireyin önceki intihar tarihçesini de dikkate alarak öfke düzeyi ve öfkenin ifade biçimleri üzerine odaklanan yöntemleri içeren paket programların geliştirilmesi önerilebilir. Bulgular ilgili literatür çerçevesinde açıklanmış, uygulamaya yönelik önlemler yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Suçlu kadınlar, anksiyete, problem çözme becerisi, öfke, öfke tarzı, Ceza İnfaz Kurumu

AnksiyeteCeza infaz kurumlarıCinayet+5
Hülya Kıran
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ceza infaz kurumlarındaki mahkumlarda algılanan sosyal desteğin kurumdaki uyum ve ruhsal durum ile ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırmada ceza infaz kurumlarındaki mahkumların (hüküm almış olan hükümlü ve hüküm özlü kişilerin) çevrelerinden algıladıkları sosyal destek ile kurumda kaldıkları süre zarfında ruhsal durumları ve kurum uyumları arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmaktadır. Bu yolla, topluma kazanımı istenen bireylerin hüküm sürecinde, aile ve yakınları ile bağlarının önemini keşfederek, infaz süresini verimli geçirebilme konusunda, suçu ve suçluluğu önlemekle ilgili aile ve aile üyelerini de iyileştirmede paydaş kılacak etkili müdahaleler geliştirebilmek hedeflenmiştir. Yöntem: Bu araştırma Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'nden alınan resmi izin doğrultusunda Metris 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü ve hüküm özlü bulunan, 18-65 yaş arası gönüllü 200 mahkum birey ile yapılmıştır. Araştırmada öncelikle katılımcılara bilgilendirilmiş gönüllü onam formu verilmiştir. Sonrasında sırası ile Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Ziyaret Değerlendirme Formu, Kısa Semptom Envanteri (KSE) ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) verilerek uygulanmıştır. Araştırmada nominal veriler frekans analiziyle, ölçüm verileri ise ortalama ve standart sapma ile tanımlanmış ve ölçeklerin iç tutarlılık değerleri madde geçerlilik analizi ile verilmiştir. Araştırmada Spearman Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi, kategorik değişkenler arasındaki farklılığın tespiti için χ2 bağımsızlık testi, iki kategorili değişkenler için medyanlar arası farklılık için Mann-Whitney U testi, ikiden fazla kategorili değişkenler için medyanlar arası farklılık için Kruskal-Wallis H testi ve yordayıcı değişkenlerin bulunması için regresyon analizi kullanılmıştır. Verilerin analiz edilmesinde SPSS.22 (Statistical Package for Social Science) paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan katılımcıların 179'u (%89,5) hükümlü, 21'i (%10,5) hüküm özlü bireyden ve bu örneklemin %70,5'i şiddet suçu işlemiş, %29,5'i mala karşı suç işlemiş bireyden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan bireylerin algıladıkları sosyal destek seviyeleri, ruhsal durumu, kurum içi uyumu değerlendirildiğinde; Algılanan sosyal destek ile Kısa Semptom Envanteri, anksiyete altboyutu , depresyon altboyutu , olumsuz benlik altboyutu ve somatizasyon altboyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif bir ilişki olduğu görülmüştür. Ek olarak yüksek algılanan sosyal desteği olanların psikolojik rahatsızlık puan medyanları genel olarak düşük olduğu görülmüştür. Analiz daha önce cezaevi geçmişi olan ve olmayanlar biçiminde şekillendirildiğinde; daha önce cezaevine girmemiş olanların kurum içi uyum ve algılanan sosyal destek puan medyanlarının en yüksek olduğu ve algılanan sosyal desteğin; aile/yakınlardan para yatırılması, mektup alma sıklığı, aile/yakınlarla telefon görüşmesi sıklığı ve depresyon tarafından yordandığı bulgular arasındadır. Ayrıca; kişinin suçunun kayda geçtiği yaşın (18 yaş altı-19 yaş üstü) ve işlediği suç türünün (şiddet suçu-mala karşı suç) mükerrer suçu yordadığı, yine aynı değişkenin kurum içi uyum toplam puanının %22'lik kısmını pozitif yönde anlamlı bir şekilde yordadığı görülmüştür. Sonuç: Araştırmanın bulgularının sonuçlarına göre; kişinin algıladığı sosyal destekteki artışın, kişinin ruh sağlığındaki iyileşmeyle ilişkili olduğu, kişiyi topluma kazandırma ve ruhsal iyilik halliliği için aile ve yakınları ile iletişiminin devam etmesinin yani algıladığı sosyal desteğin önemi keşfedilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ceza İnfaz Kurumu, Ruh Sağlığı, Algılanan Sosyal Destek.

Algılanan sosyal destekCeza infaz kurumlarıHükümlüler+3
Asburçe Ravanoğlu
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Resim kursunun cezaevindeki tutuklu ve hükümlü kadınların üzerinde yarattığı etkileri: Bakırköy kadın kapalı ceza infaz kurumu

Sanatın gelişim süreci ve insanların iç dünyasındaki değeri ilk çağlardaki insanların yapmış oldukları üretimlerden itibaren gözlemlenebilmektedir. Sanat, semboller ve imgeler ile bir araç olarak yüzyıllar boyu kullanılmış, değişen insanların ve toplulukların ifade biçimi olmuştur. Günümüzde dinamik, değişken, iyileştirici ve dışavurumcu yapısı ön plana çıkarak önem kazanmış ve önemli bir bilim dalı olan psikolojide yerini almıştır. Psikoloji, sanatın katmanlarıyla birleşerek pozitif sonuç veren sağaltım metotları geliştirmiştir. Sanatın yaygın dalı olan görsel sanatlar, psikolojinin uygulamalı alanlarında "görsel sanatlar terapisi" tanımlamasıyla bir sağaltım yöntemi olarak kullanılmaktadır. Uygulama örneklerini dünyanın dört bir yanına taşıyan ve Türkiye'de de yerini bulan bu metotlardan biri "sanatla terapi" başlığı olarak ortaya çıkmıştır. Günümüzde toplumlar yeni hümanistik değer yapılanmalarını oluşturmakta ve sanatla terapiyi insanların öz saygınlığına, korkularına, tükenmişliğine, sevgisizliğine, hissizlik duygularına odaklayarak çalışmalarını sürdürmektedir. Korkunun güvene, öfkenin de şefkate dönüştürülebildiği bir süreçten söz edilmektedir. Bugün sanatın bu işlevi, sadece toplumsal normlarla uyumlu bir birliktelik sürdüren bireyleri kapsamamaktadır. Sanat artık bu çerçevenin dışına doğru genişleyerek, özel koşullar altında yaşayan insanlar için de bir ifade alanı yaratmaktadır. Bu tez çalışmasının örneklendirdiği gibi uzun zamandır farklılaştırılmış ve panoptikon mimari yapısı içinde hapis, nezaret altında tutma, tecrit, zorla çalıştırma, eğitim ve hastane gibi kurumların içinde yaşamakta olan insanlar için resim dersleri özgür ifade alanları olmaktadır. 20. yüzyılda başlayan yeni toplum sistemi içinde bütünü gözetlemek anlamına gelen "panoptikon" sistemi, bireyleri kendi gözetiminde tutarak belirli sınırlar içinde sağaltım ve motivasyon etkinlikleri oluşturmaktadır. 21.yüzyılda tüm dünyada yaygınlık kazanan bu sistemin kendi modelini, topluluklar üzerinde sessiz bir baskıyla görünür kıldığı ve bireyleri yalnızlaştırdığı, sosyologlar tarafından ifade edilmektedir. Panoptikon sisteminin yaygın olarak hapishanelerde uygulandığı bilinmektedir. Yalnızlaşan ve her an gözetlendiğini hisseden insanların davranışları böylece kontrol altına alınmaktadır. Bu ortam içinde bulunan bireylerde kişilik bozuklukları oluşabilmektedir. Panoptikon sistemi bu oluşuma karşı bir çözüm olarak sanatı ön plana çıkartmaktadır. Bu incelikli müdahale ile yapı içinde yaşamakta olan insanlara, sınırlı zaman ve alan içinde "ikincil savunma" olarak sanat üretim hakkı tanınmaktadır. Bu tez çalışması hapishane örneği üzerinden, toplumdan tecrit edilmiş insanların sanat yoluyla yeniden beceri kazanabilecekleri ve bu süreç içinde sağaltımlarını gerçekleştirebilecekleri düşüncesini referans almaktadır. Çalışma çerçevesinde Ekim 2015–Haziran 2016 tarihleri arasında Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda kalmakta olan adli ve siyasi tutuklu ve hükümlü kadınların yaptıkları resimlerden –kursa katılımları ve üretimdeki devamlılıkları esas alınarak- oluşan bir seçki incelenmiş, atölye çalışmalarında resim yapabilirlik süreçleri ortaya konmuştur. Tez çalışması kapsamında, kurs süresince katılımcıları gözlemleme ve onlarla birebir çalışma deneyimi edinilmiştir. Bunun sonucunda beceri gelişimleri, içerisinde bulundukları kapalılık ortamında baskılanmış olan duygularının resim aracılığıyla aktarımını ortaya koymuştur. Bu aktarım süreci içerisinde ortak ifade biçimleri, sembol ve renkler kullanıldığı belirlenmiş bunun yanı sıra gruplar arasında tercihe bağlı olarak farklılaşan sanat malzemesi kullanımı olduğu tespit edilmiştir.

Ceza infaz kurumlarıKadın suçlularKurslar+7
Eda Cığırlı
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadın tutuklu hükümlülerin travma düzeyleri ve bilişsel çarpıtma şekillerinin toplum örneklemi ile karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada cezaevinde tutuklu hükümlü bulunan kadınlar ile toplum örneklemi arasında psikolojik semptomlar, bilişsel çarpıtmalar ve travmatik yaşantıların karşılaştırılması; psikolojik semptomlar, bilişsel çarpıtmalar ve travmatik yaşantılar arasındaki ilişkinin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Yöntem:Araştırmaya 150 tutuklu hükümlü kadından oluşan çalışma grubu ve 150 toplum örnekleminden oluşan kontrol grubu olmak üzere toplam 300 kadın dahil edilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik bilgi formu ile birlikte Kısa Semptom Envanteri, Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği ve Travmatik Yaşantılar Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre tutuklu ve hükümlü kadınlardan oluşan çalışma grubunun anksiyete, depresyon, olumsuz benlik, somatizasyon ve hostilite düzeyleri kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Çalışma grubunda bilişsel çarpıtma faktörlerinden iki uçlu biçimde düşünmenin ortalaması kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek iken, diğer faktörler açısından iki grup arasında anlamlı farklılık görülmemiştir. Bununla birlikte çalışma grubunun travmatik yaşantı düzeyleri kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksektir. Çalışma grubunda değişkenler arası ilişkinin incelenmesi için yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre genel olarak psikolojik belirtiler, bilişsel çarpıtmalar ve travmatik yaşantılar arasında pozitif yönlü ilişkiler tespit edilmiştir. Kontrol grubunda yapılan incelemede ise psikolojik belirtiler, bilişsel çarpıtmalar ve travmatik yaşantılara ilişkin faktörlerden bazıları arasında pozitif yönlü ilişkilere rastlanmıştır. Sonuç: Kadın suçluluğunda genel olarak travmatik yaşantıların etkili olduğu ve bu örneklemin psikolojik belirtilerinin daha yüksek olduğu düşünülmekte; kadın suçluluğunu önleme ve tutuklu hükümlü iyileştirme çalışmalarında bu sonuçlara paralel politikalar üretilmesi önerilmektedir.

Bilişsel çarpıtmaCeza infaz kurumlarıKadınlar+4
Nurdan Çelik
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1908 Aff-ı Umumisinin İstanbul asayişine etkileri: İstanbul gazetelerine göre

Osmanlı Devletinin modernleşmesinin önemli merhalelerinden birisi olan ve siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel anlamda yakın tarihimizin şekillenmesinde derin etkileri görülen II. Meşrutiyet'in ilanı İmparatorluk coğrafyasında büyük bir heyecan uyandırmış ve hareketin baş aktörü olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin önemli bir zaferi olarak görülmüştür. İnkılâbı planlayan kadro, gerçekleştirme düşüncesinde olduğu birçok icraat olmakla birlikte işe, II. Abdülhamid döneminde siyasi fikirleri nedeniyle hapiste bulunan veya sürgüne gönderilen neredeyse tamamına yakını İttihatçı olan suçluların affedilmesi için bir af teklifi ile başlamıştır. Ancak toplumdan gelen baskılar ve biraz da padişahın bir lûtfu olarak affın kapsamı genişletilmiş ve bir genel af ilan edilmiştir. Bu derecede kapsamlı bir af neticesinde adi suçlular başta olmak üzere hapishanelerde bulunan birçok suçlu serbest bırakılmıştır. Bu çalışmada olumlu veya olumsuz etkileriyle hala tartışıla gelen umumi aflardan birisi olan 1908 affının İstanbul gazetelerine yansıdığı kadarıyla İstanbul asayişine ne gibi etkileri olduğu ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Sabah, İkdam, Tanin ve Tercüman-ı Hakikat gazetelerine yansıyan adi suçların, 1908 aff-ı umumisinden üç ay öncesi ve sonrası taranarak, suç oranlarında bir değişim olup olmadığı karşılaştırılmaya çalışılmıştır. Gazetelere yansıyan haberlere göre; aftan önceki adi suç oranlarıyla aftan sonraki adi suç oranları arasında belirgin bir farklılık görülmemektedir. Böyle bir farklılığın görülmemesinde ki temel sebep dönemin genel yapısıyla bağlantılıdır. Bunun yanı sıra aftan önce yukarıda bahsettiğimiz gazetelerde görülmeyen fakat aftan sonra İstanbul asayişinde bozulmalara neden olacak bazı suçların da ortaya çıktığı görülmüştür.

AfCeza infaz kurumlarıGazeteler+7
Gonca Kiş
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlı Dönemi Bursa hapishanesi

Osmanlı Devleti içerisinde XVIII. yüzyıldan itibaren başlayan yenilik hareketleri ve bunların sonucu olarak Osmanlı vatandaşlarının elde ettiği haklarla birlikte suç ve ceza kavramlarında da değişiklikler olmuştur. Bu değişikliklerden belki de en önemlisi, hapis kavramının suçlunun cezasını çekmesine kadar bekletildiği yer olmaktan çıkıp, cezanın çekileceği yer anlamında kullanılmaya başlamasıdır. Suçluların cezalarını bedenen ödeme dönemi Avrupa'dan sonra Osmanlı Devleti içinde de kapanmıştır. Hapis kavramındaki bu değişiklikle birlikte Osmanlı Devleti içerisinde var olan zindanlar hapishaneye çevrilmeye, hapishane olamayan sancaklarda yeni hapishane binaları açılmaya başlanmıştır. Yeniden yapılan binaların yanı sıra kiralama usulüyle de hapishanelerin açıldığı görülmüştür. Bursa Hapishanesi de yaklaşık olarak XIX. yüzyılda açılmış olduğunu tahmin ettiğimiz bir bina olarak, Osmanlı Devleti içerisindeki bu yapılaşmaya örnek olabilecek niteliktedir. Yeni binanın yapımından önce Bursa'da bir hapishanenin mevcut olduğu ancak ihtiyaçları karşılamada yetersiz kaldığı bilinmektedir. Bu sebeple yeni binanın yapımına başlanmışsa da maddi sıkıntılar nedeniyle uzun zaman tamamlanması mümkün olmamıştır. Aynı zamanda eski bina bir süre daha işlevini sürdürmüştür. Bursa Hapishanesi mahkûm ve mevkuf sayısı bakımından dönemindeki diğer hapishanelere göre daha yoğun olduğu ve memur sayısı bakımından da iyi durumda olduğu anlaşılmaktadır. Hapishanenin Merkez Vilayet Hapishanesi ismiyle de anıldığı bilinmektedir. Hapishanede çeşitli dönemde mahkûm ve mevkuf olanlar arasında çeşitli milletlerden insanların bulunduğu ve bunların zaman zaman başka bir hapishaneye nakil olmak istedikleri görülmüştür. Aynı şekilde başka hapishanelerden Bursa Hapishanesi'ne nakiller de olmuştur. Mahkûmiyet sürelerini tamamlamadan dışarı çıkan mahkûmlar olmuş bu da bazı dönemlerde af olayının gerçekleştiğini bizlere göstermektedir. Bursa Hapishanesi'nde kadın mahkûmlara ait bir bölümün olduğu ancak onlardan sorumlu bir kadın gardiyanın olmadığı bilinmektedir. Hapishanenin yapım aşamasında ve sonrasında pek çok problemle karşılaşılmıştır. Yaşanan sorunların çoğunlukla maddi odaklı olduğu görülmüştür. Bütün bunlara rağmen binanın yapılmasına devam edilmiştir. Binanın yapımı aşamasına ait elimizde bir plan olmamakla birlikte, yaklaşık olarak aynı tarihlerde yapılmış olan Erikli Hapishanesine ait krokiden yola çıkılarak binanın iki katlı olduğu düşünülmektedir.

BursaCeza infaz kurumlarıKamu kuruluşları+3
Banu Yılmaz
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hükümlülerin sosyo-ekonomik sorunları ve sosyal hizmet: Bingöl M tipi kapalı-açık ceza infaz kurumu örneği

Bu araştırma suç ve sosyal hizmet ilişkisi bağlamında Bingöl M Tipi Kapalı-Açık Ceza İnfaz Kurumunda kalan hükümlülerin sosyo-ekonomik sorunlarını ve ihtiyaç duydukları sosyal hizmet uygulamalarını ortaya koymak amacıyla yapılan betimsel bir çalışmadır. Toplumsal normlar toplumun düzenini ve devamlılığını sağlayan toplumsal sistemin unsurlarıdır. Toplumsal normlardan sapma eğilimi bazı sorunları ortaya çıkarabilmektedir. Bu sorunların en belirgin olanı ise suç olgusudur. Suç tarihte her zaman kendine yer edinmiştir ve insanlık tarihi boyunca da devam edecektir. Suç birçok bilim dalı ve disiplinler tarafından araştırılmıştır. Her disiplin kendi bakış açısıyla suçu açıklamaya çalışmıştır. Ayrıca suçu incelerken suçlulara da değinmek gerekmektedir. Dolayısıyla hükümlülerin yaşadığı sosyo-ekonomik sorunları, ihtiyaç duydukları sosyal hizmet müdahalelerini, suç işleme nedenlerini ortaya koymak bu araştırmanın temel amaçlarındandır. Araştırmada genel tarama modeli kullanılarak nicel bir çalışma yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Bingöl M Tipi Kapalı-Açık Ceza İnfaz Kurumunda kalan 250 adli hükümlü oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak hükümlülerin sosyo-ekonomik sorunlarını ortaya koymaya yönelik görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmada ortaya çıkan verilerde değişkenler arasındaki ilişkiyi ortaya koymak adına ki-kare analizi kullanılarak incelenmiştir. Araştırma sonucunda hükümlülerin yaşları ile suç türleri, aylık gelirleri ile suç türleri, suç işleme nedenleri ile suç türleri, hükümlülerin aile ve yakınlarıyla olan ilişkileri ile ziyarete gelme sıklığı, sosyal destek olma durumları arasında ki-kare analizi sonucunda anlamlı bir ilişki (X2<0,05) olduğu tespit edilmiştir. Ancak grupların homojen dağılması dolayısıyla hükümlülerin öğrenim durumu ile suç türleri, medeni durumları ile suç türleri, meslekleri ile suç türleri arasında ki-kare analizi sonucunda anlamlı bir ilişki olmadığı (X2>0,05) tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular hükümlülerin suç işleme nedenlerini, ceza infaz kurumunda bulundukları infaz süreci boyunca ve ceza infaz kurumundan tahliye sonrası süreçte de yaşadıkları sosyo-ekonomik sorunlar ile ihtiyaç duydukları sosyal hizmet müdahalelerini ortaya koymaktadır. Bunun yanısıra suçun önlenmesine yönelik önerilere de yer verilmektedir. Dolayısıyla çalışma sonucunda sosyal hizmet alanı için önemli bulgular elde edilmiştir.

BingölCeza infaz kurumlarıHükümlüler+5
Durmuş Ali Coşkunoğlu
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cumhuriyet Dönemi Türk şiirinde mahpushane (1923-1980)

Mekân olarak mahpushanenin hem Dünya tarihinde hem de Türk tarihinde köklü bir geçmişi vardır. Adaletin korunması ve egemenliğin devamlılığı için mahpushaneler önemli bir yer tutmaktadır. Fiilen suç işlemekle hükümlü olanların yanında filozofların, sanatçıların, yazarların ve şairlerin de mahpushaneye düştüğü görülmektedir. Bu çalışmanın amacı Cumhuriyet döneminde (1923-1980) eser vermiş şairlerin mahpushane kavramını nasıl algıladığını, bir metafor olarak şiirlerinde nasıl kullandığını ve yorumladığını tespit etmektir. Edebi eserler üzerinden böyle bir araştırmanın yapılması dönemin psikolojik, sosyolojik, eğitim, kültürel ve siyasal hayatı hakkında bilgi edinmemizi sağlaması bakımından önemlidir. Mahpushaneye düşüp bu temayı konu alan şairler olduğu gibi mahpushane girmemiş şairlerin de bu temayla şiir yazdığı görülmektedir. Bu çalışmada, Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatında 1923 ile 1980 yılları arasında eser veren 20 şairin hapishane temalı şiirleri taranmıştır. Şiir çözümleme yöntemi olarak içerik analizi yapılmıştır. Edebi eserlerin insan hayatı ve toplumu yansıttığı tezinden hareketle şiir türünde tema olarak mahpushanenin birçok açıdan incelenebileceği görülmüştür. Mahpushanenin tarih boyunca fiziksel koşullarındaki değişimi, kullanım amacı ve işlevi, mahkumların halleri ve özellikleri hakkında çarpıcı bilgilere rastlanmaktadır. Elde edilen bu bilgiler tarihimize ve kültürümüze ışık tutması bakımından önemlidir. 1923-1980 yılları arasında eser veren 20 şaire ait tüm şiirleri incelendiğinde dönemin siyaseti, iktidar tarafından uygulanan baskı ve yasaklar, ceza verme biçimleri ve hapishanelerin fiziksel koşulları hakkında tespitler yapılmıştır. Hapishane bir eğitim yeri olarak ele alındığında tutsakların burada marangozluk, kalaycılık, terzilik gibi meslekleri öğrendiği görülmüştür. Yine mahkumların okuma-yazma öğrendikleri de anlaşılmaktadır. Ruhsal değişim sadece mahkûmlarla sınırlı kalmamış, mahkûm yakınlarını da kapsadığı tespit edilmiştir. Bir imge ve simge olarak bakıldığında şiirde yalnızlık, ölüm, sevgiliden ayrı olma, gece, karanlık, siyah gibi anlamlara karşılık geldiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Mahpushane, Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri, şiir.

Ceza infaz kurumlarıCumhuriyet DönemiLirik şiir+5
Rabia Gülistan Okutan
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Trabzon vilayeti'nde asayiş, suç, suçlu ve hapishaneler (1876-1915)

Osmanlı Devleti, XIX. yüzyılın başlarından itibaren modernleşme sürecine girerek suç, asayiş ve hapishaneler konularına eğilmiş, bu konulara bakış açısının değiştiğini gösteren bir takım değişiklikler yapmıştır. Bu konudaki en somut adımlardan biri olan Islahat Fermanı'nın ilan edilmesiyle birlikte modern hapishane binalarının inşa süreci başlamış bununla birlikte var olan mahpeslerin bir bölümü hapishaneye dönüştürülmüştür. 1858 tarihinde ceza kanunnamesinin yayınlanması başta olmak üzere yeni kanunların çıkarılması, iç güvenliği sağlamaya yönelik modern polis ve jandarma teşkilatının oluşturulması gibi adımlar, devletin asayiş meselelerine eğildiğini göstermektedir. II. Meşrutiyet'in ilânıyla birlikte yönetimde etkili olan İttihat ve Terakki kadroları ise yapılan düzenlemeleri devam ettirmiştir. Bu dönemde yaşanan nüfus hareketleri ve ekonomik sorunlar asayiş, suç ve hapishaneler konusunda yeni düzenlemler yapılmasını zorunlu kılmıştır. İttihat ve Terakki döneminde yapılan istatistik toplama çalışmaları kapsamında hapishanelerdeki mahkûmlarla ilgili bilgilerin derlenmesi bunlar arasındadır. Bütün bu çalışmaların ortak amacı kamu düzeninin sağlanması ve iç güvenlik meselelerinin en aza indirgenmesidir. Yapılan düzenlemelerle hukuki anlamda bir dönüşüm içine giren Osmanlı Devleti aynı zamanda sosyal, ekonomik ve siyasi pek çok sorunla da karşı karşıya kalmıştır. Bütün bu sorunların imparatorluk genelinde olduğu gibi Trabzon Vilayeti'nde de olumsuz yansımaları olmuştur. Devlet hem savaşlarla mücadele edip hem de ülke içinde asayişi temin etmeye, halkın huzur ve güvenliğini sağlamaya çalışmıştır. Çalışmamızda; asayiş, suç ve hapishaneler konularına eğilen araştırma eserleri ile birlikte konu ile ilgili arşiv belgelerinin değerlendirmesi yapıldı. 1876–1915 arası dönemde Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik durumun, Trabzon Vilayeti'ndeki; asayiş, suç, suçlu ve hapishaneler üzerindeki etkisi ifade edilmeye çalışıldı. Bu amaçla suç cetvellerinin, vilayetle İstanbul arasındaki yazışmaların imkân verdiği ölçüde suç ve suçlulara ait bilgiler neden ve sonuçlarıyla birlikte değerlendirildi. Çalışmada ele alınan asayiş meseleleri resmi yazışmalar çerçevesinde ele alınarak bölgenin asayişini olumsuz yönde etkileyen kitlesel olaylar üzerinde duruldu. Son olarak da bütün bu konuların bir tamamlayıcısı niteliğinde olan hapishaneler konusu; mahkûmlar, tutuklu sayıları, memurlar, yaşanan problemler, binaların fiziki durumu gibi konular hakkında bilgi veren sual, izahat varakaları, yoklama cetvelleri ve resmi yazışmalardan hareketle ifade edilmeye çalışılmıştır.

19. yüzyılCeza infaz kurumlarıGüvenlik+3
Banu Yılmaz
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ceza infaz kurumlarında manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin verimliliği: Nitel bir araştırma (Ağrı örneği)

Özellikle son birkaç yüzyılda gerçekleşen bilimsel keşifler ve gelişmeler ile insanlık bugün, bu zamana kadarki elde ettiği toplam birikiminin binlerce kat fazlası bir sıçramayı gerçekleştirmiştir. Bu değişim ve dönüşüm hayata, evrene, olgulara, bireye ve topluma olan bakış açımızın yeniden şekillenmesini beraberinde getirmiştir. İnsanlık çok farklı evrelerden geçmiş ve sonunda ne kendisinin ne de evrenin sadece maddi bir yapıdan ve görünen bağlardan müteşekkil olmadığını keşfetmiştir. Psikolojik unsurlar her geçen gün aydınlanmakta, insanın manevi boyutu günbegün elle tutulur göz ile görülür bir noktaya doğru gitmektedir. Bugün, bilim bireyin bir davranışı ne gibi hisler ve duygularla gerçekleştirdiğini keşfetmiştir. Bir insanın karşılaştığı bir duruma verdiği tepkiyi hangi duygularla ve psikolojiyle verdiği, bedeninde gerçekleşen değişimler gözlemlenerek anlaşılabilmektedir. İnsanın manevi boyutu keşfedildikçe, hayatını yaratılışına uygun ve en selâmetli bir şekilde nasıl devam ettirmesi gerektiğinin kodları da zamanla gün yüzüne çıkmaktadır. Bu bağlamda çalışmamız, maneviyatın bir dalı olan, son yüzyılda üzerine yoğunlaşılan manevi danışmanlık ve rehberlik alanına dair ceza infaz kurumlarında yürütülen manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin verimliliğini incelemek istemiştir. Bu araştırmada 'ceza infaz kurumlarında manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetleri verimli bir şekilde yürütülmekte midir?' sorusuna cevap aranmaktadır. Ceza infaz kurumlarında manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetleri ile bu hizmetlerin verimlilik bağlamında ne şekilde yürütüldüğü, manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetlerindeki eksiklikler ve çözüm önerilerini ortaya koymak tezimizin konusu olacaktır. Analiz ve değerlendirmelerle tavsiye ve önerilerde bulunularak ceza infaz kurumlarında gerçekleştirilen manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin verimliliğine katkıda bulunmak tezimizin amacı olacaktır. Tez çalışmamızda literatür tarama tekniği kullanılarak kavramsal çerçeve oluşturulmuştur. Bununla birlikte nitel araştırma yöntemlerinden birisi olan yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Elde edilen veriler neticesinde ceza infaz kurumlarında yürütülen manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinde yürütülen çalışmaların bir kısmında verimlilik yüksek seviyedeyken bazı çalışmalarda verimliliğin düşük olduğu tespit edilmiştir. Verimliliği düşüren unsurlar sıralanarak çözüm yolları tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Maneviyat, Manevi Danışmanlık ve Rehberlik, Ceza İnfaz Kurumu, Verimlilik.

AğrıCeza infaz kurumlarıDini danışmanlık+4
Muhammed Emin Gül
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnfaz ve koruma memurlarının mesleki deneyimlerinin psikososyal etkileri üzerine nitel bir çalışma

Günlük yaşamda bireylerin sağlığını ve sosyal yaşamını etkileyen çeşitli faktörler bulunmaktadır. Bu faktörler düşünüldüğünde bireyin zamanının büyük bir çoğunluğunu geçirdiği iş ortamının, kendi sağlığı üzerinde önemli etkisi olan sosyal faktörlerden biri olduğunu söylemek mümkündür. İş ortamı, orada çalışan bireylerin sağlığı ve yaşamı üzerinde olumlu ya da olumsuz etkiler bırakabilmektedir. İşte tam bu noktada, yaptıkları işin çalışan bireylerin üzerindeki etkilerini incelemek ve bu incelemelerin ardından çalışmaları uzun psikoeğitim çalışmaları gibi anlamlı önleyici strateji çalışmalarıyla taçlandırmak için uğraşmak, ailesi ve sevdiklerinden çok iş ortamında vakit geçiren günümüz bireyleri için anlamlı olacaktır. Tüm bunlar doğrultusunda, iş ortamı ve mesleği gereğince travmatik yaşantılarla iç içe olan ve onlara yardım hizmeti sunan meslek çalışanlarının önem verilmesi gereken ve risk altında olan bir konumda olduğu düşünülmektedir. Bu durumda bu araştırma için seçilen katılımcı profili ise bahsedilen riskler doğrultusunda belirlenmiştir, infaz ve koruma memurları. Bu çalışma, ceza infaz kurumları gibi travma ve ilişkili faktörlerle iç içe bir iş ortamında çalışan meslek grubu olan infaz ve koruma memurlarının mesleki deneyimlerinin kendileri üzerindeki psikososyal etkilerini incelemek ve çalışma sonucunda elde edilen bulgular vasıtasıyla da ceza adaleti sisteminin önemli bir ajanı olarak infaz ve koruma memurlarına dikkat çekmek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada verileri elde etmek için katılımcılara yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanarak derinlemesine görüşme yapılmıştır. Görüşmeler hali hazırda mesleğine en az 5 senedir devam eden 10 infaz ve koruma memuruyla gerçekleştirilmiştir. Katılımcılardan elde edilen veriler tematik analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre infaz ve koruma memurlarının mesleğin ilk yıllarında ruhsal ve fiziksel olarak daha çok zorlandıkları görülmektedir. Kadın infaz ve koruma memurlarının özellikle duygusal olarak zorlandığı ve ebeveynlik yaşantılarında bazı sorunlar yaşadığı göze çarpan bulgular arasındadır. Yapılan mesleğin fiziki koşullarının ise zaman zaman psikolojik olarak meslek mensubu bireylerde olumsuz etkiler yarattığı söylenebilmektedir. Bir diğer önemli bulgu ise infaz ve koruma memurluğu için katılımcıların büyük bir çoğunluğu idare ve mesai arkadaşlarıyla yaşanan sorunları kendileri adına mesleğin en zorlayıcı yanı olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca katılımcıların mesleki açıdan yaptıkları işleri bir kanun gerekliliği olarak görmesinin, duygu ve stres yönetimlerine olumlu yönde katkı sağladığı görülmektedir. Bir diğer yandan katılımcıların neredeyse tamamının mesai saatleri dışında yaptıkları etkinliklerin çoğunlukla açık alanlara yönelik olması da infaz ve koruma memurlarının aktüel yaşamlarına dair bilgiler içermesi açısından önemli bulgular arasındadır. Son olarak ise infaz ve koruma memuru olan bireylerin mesleki yaşantılarının zamanla kendilerinde bazı önemli kişisel değişikliklere yol açtığı görülmektedir. Değişiklikler arasında infaz ve koruma memurlarının zaman geçtikçe daha sabırlı bireyler olması, öfke kontrolünü sağlayabilme yeteneklerinin gelişmesi ve ani kararlar vermeyip daha sağlıklı düşünebilme becerilerinin gelişmesi gibi durumların yer aldığı görülmektedir. Bu pozitif yöndeki değişimler de literatürle paralele çıktılara sahip olarak travma sonrası büyüme kavramıyla da bağdaştırılmaktadır.

Açık cezaeviCeza infaz kurumlarıKapalı cezaevi
Merve Nur Gamze Yavuz
İstanbul University-Cerrahpaşa · Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Madde bağımlılığındaki geçmiş suç öyküsü ile ruhsal süreçlerin Bağımlılık Profil İndeksi'ne göre karşılaştırılması

Bu araştırma madde kullanım bozukluğu olan kişilerin yasal süreç yaşaması ve yaşamaması ile ilişkili olarak ruhsal süreçlerinin karşılaştırılması amacı ile yapılmıştır. Yasal süreçler kapsamında katılımcıların, denetimli serbestlikten faydalanma durumları ile daha öncesinde cezaevi öyküsü olup olmaması baz olarak alınmıştır. Ek olarak araştırma içerisinde, cezaevi öyküsü olan ve olmayan katılımcılar ile denetimli serbestlik öyküsü olan ve olmayan katılımcılar, kullandığı madde türleri bazında da karşılaştırılmıştır. Araştırma İstanbul ilinde, MOODİST Hastanesi Yataklı AMATEM servisinde madde kullanım bozukluğu tedavisi gören 607 katılımcı ile yapılarak; mevcut veriler, Bağımlılık Profil İndeksi ölçeğinin servis psikologları tarafından doldurulması ile elde edilmiştir. Mevcut veriler, arşiv verileri olmakla beraber; 2021 Kasım- 2022 Kasım arasındaki verileri kapsamaktadır ve araştırma verileri retrospektif olarak ele alınmıştır. Araştırma içerisindeki katılımcıların büyük bir kısmının erkeklerden oluştuğu görülmekle birlikte; kadın katılımcıların sayısının oldukça düşük olduğu gözlemlenmiştir. Katılımcıların birçoğunun, eğitim düzeyinin ortaokul ve üzeri olduğuna rastlanmıştır ve yarısından fazlasının daha öncesinde en az 1 defa psikolojik tedavi aldığı ile karşılaşılmıştır. Yine yarısından biraz fazlasının medeni durumlarının bekar olduğu görülürken; kendine zarar veren kişilerin katılımcılar arasında az olduğu veriler doğrultusunda gözler önüne serilmiştir. Yasal süreç açısından denetimli serbestlikten faydalanan ve cezaevine giren katılımcıların sayısının oldukça az olduğu gözlemlenmiştir. Araştırma kapsamında denetimli serbestlik öyküsü bulunan katılımcıların denetimli serbestlik öyküsü bulunmayan katılımcılara oran ile ölçek puanlarının mevcut değişkenler doğrultusunda ölçek puanlarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Cezaevi öyküsü olan katılımcılar ile cezaevi öyküsü olmayan katılımcılar arasında mevcut değişkenlere ilişkin ölçek puanlarının ise değişkenler doğrultusunda farklılaştığına rastlanmıştır. Bazı madde türleri kapsamında ise katılımcıların yasal süreçlerinin incelenmesi doğrultusunda farklı madde türlerini tercih etme oranları katılımcıların yasal süreçleri olup olmamasına yönelik farklılık göstermektedir. Araştırma sonucunda; elde edilen bulgular, literatür çerçevesinde değerlendirilerek araştırmanın sınırlılıklarına yöntem kısmında değinilmiştir.

Ceza infaz kurumlarıDenetimli serbestlik sistemiMadde bağımlılığı+4
Aleyna Damla Özcan
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Foucault'nun iktidar ve disiplin kavramsallaştırmaları çerçevesinde 12 Mart cezaevi anılarını okumak

Bu çalışmanın amacı gayri insani uygulamaları ile oldukça tartışmalı bir süreç olan 12 Mart dönemini, bu süreçte hapishanede bulunmuş kişilerin hatıratı aracılığıyla Michel Foucault'nun tartışma konusu ettiği iktidar, hapishane, kapatılma denetim ve disiplin gibi kavramsal çerçeve üzerinden ele almaktır. Foucault'nun özne üzerine yaptığı çalışmalarda iktidar analizi önemli bir yer tutmaktadır. İktidarın, merkezi bir konumu olmadığını onun bir ağ gibi siyasal, sosyal yaşamın her yerinde olduğunu vurgulamaktadır. Foucault'nun iktidar kuramında, iktidar söylemler üzerinden özne üretmektedir. Bireyleştirmek, norm üretmek, normalleştirmek, söylem inşa etmek iktidarın özne üretiminde başvurduğu tekniklerdir. Foucault iktidarın merkezsizliğini vurgularken onu ancak kristalize olduğu mekânlarda çözebileceğimizi savunur. Bu mekânlar aynı zamanda normun üretildiği yerlerdir. Hapishaneler, akıl hastaneleri ve klinikler iktidarın kristalize olup normların üretildiği yerlerdir. Bu anlamda ceza iktidarın üstünlüğünü tesis etmez. Hapishane yumuşak başlı, üretken bedenlerin kapatılma, disiplin, gözetleme, bireyleştirme gibi tekniklerle ıslah yoluyla üretildiği mekânlardan biridir. Foucault'nun teorik olarak çizdiği çerçevenin geçerliliği ve deneyimlenme şekilleri 12 Mart dönemi tutuklu ve mahkûmlarının hatıratına yansıma biçimleri çerçevesinde tartışılacaktır. Bu anlamda hatırat tarihsel bir dönemin hapishane koşullarını betimlemeye ek olarak söz konusu teorik çerçevenin pratikteki yansımalarının tartışılabileceği bir kaynak işlevi görecek ve 12 Mart'ın tarihyazımına bir alternatif oluşturacaktır. Anahtar Sözcükler: Foucault, İktidar, Hatırat, 12 Mart Darbesi, Kapatılma

12 Mart müdahalesiCeza infaz kurumlarıDisiplin+4
Özge İpek Esen
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ceza infaz kurumlarındaki yetişkin hükümlülerde yineleyen fiziksel şiddet suçu davranışını yordayan psikolojik değişkenler

Bu çalışmanın amacı, fiziksel şiddet suçundan (yaralama ve/ya öldürme) ilk kez hapis cezası infaz edenlerle yineleyen (mükerrer) şekilde infaz edenler arasındaki psikososyal değişkenleri karşılaştırmak ve fiziksel şiddet suçundan yineleyen şekilde infaz etmeyi yordayan değişkenleri belirlemektir. Andrews ve Bonta'nın (2010) tanımladığı Tehlike (Risk) – Gereksinim (İhtiyaç) – Duyarlılık (TGD) Modeli kriminojenik gereksinimleri kapsayacak şekilde oluşturulan Demografik Bilgi Formu, bu tez kapsamında Türkçeye uyarlanan Suça Yönelik Tutumlar ve İlişkiler Ölçeği, UPPS Dürtüsel Davranış Ölçeği, Suçu Destekleyen Düşünceler Ölçeği, Tahliye Sonrası Gelecek Beklentileri Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılarak Ankara, Zonguldak, Eskişehir ve Kırşehir'deki kapalı ve açık ceza infaz kurumlarındaki 529 yetişkin erkek hükümlüden veri toplanmıştır. Fiziksel şiddet suçundan ilk kez hapis cezası infaz eden bireyler, yineleyen gruba göre anlamlı olarak daha az 18 yaş öncesi şiddet deneyimi, ailede alkol kullanımı ve suç öyküsü, ceza infaz kurumu öncesi alkol ve madde kullanımı, disiplin cezası, suç davranışında bulunmuş arkadaş sayısı, antisosyal niyet, güç yönelimi, heyecan arayışı, sıkışıklık, aileden ve arkadaştan algılanan sosyal destek bildirmiştir. Yineleyen suç davranışını yordayan değişkenler incelendiğinde ilk kez suç davranışında bulunma yaşı ve bugüne kadarki toplam şiddet suçu sayısının istatistiksel açıdan anlamlı yordayıcılar olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca yapılan aracı model analizlerine göre, heyecan arayışı ve yineleyen fiziksel şiddet suçundan hapis cezası alma arasında güç yönelimi anlamlı bir aracılık etkisine sahiptir. Salıverilme sonrası gelecek beklentileriyle ilgili yapılan regresyon analizlerine bakıldığında: salıverilme sonrasına ilişkin algılanan tehlike, gelecek endişesini; aileden algılanan sosyal destek ve güç yönelimi salıverilme sonrası başa çıkma güvenini; gelecek endişesi, suç davranışında bulunan kişilere yönelik tutum, suçu mantıksallaştırma, heyecan arayışı ve disiplin cezası sayısı ise salıverilme sonrasına ilişkin algılanan tehlikeyi anlamlı olarak yordamaktadır. Araştırmanın sınırlılıkları göz önünde bulundurularak, elde edilen bulguların suç davranışının yinelenmesini önleyici iyileştirme çalışmalarına ve politikalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Açık cezaeviCeza infaz kurumlarıHükümlüler+7
Hüseyin Nergiz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tutuklu/hükümlü anneleriyle birlikte ceza infaz kurumlarında kalan çocukların bağlanma güvenliğini açıklayan faktörler

Araştırmanın temel amacı, tutuklu/hükümlü annesiyle birlikte ceza infaz kurumlarında kalan 1-3 yaş aralığındaki çocukların bağlanma güvenliğini açıklayan faktörleri incelemektir. Bu kapsamda, anne ve çocuk arasındaki bağlanma aktarımı ve anne duyarlılığının bu aktarımdaki aracı rolü ele alınmıştır. Son olarak, anne duyarlılığı ve çocuğun bağlanması arasındaki ilişkiyi düzenleyen çocuğa (mizaç) ve anneye (psikososyal uyum) ilişkin faktörler incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini, 85 tutuklu/hükümlü anne (Ortyaş = 30.19, S = 6.30) ve kendileriyle birlikte ceza infaz kurumunda kalan 11-43 ay aralığındaki (Ortay = 25.39, S = 8.31, %56.5 erkek) çocukları oluşturmaktadır. Annelerin bağlanma güvenliği öykü tamamlama testiyle, çocuklarınki ise gözlem yoluyla değerlendirilmiştir. Çocuğun mizacının olumsuz duygulanım ve çaba gerektiren kontrol boyutları ele alınmıştır. Annenin psikososyal uyumu ise sosyal destek algısı, psikolojik belirti düzeyi, kurum dışındaki çocuğuna ilişkin stresi ve onun temel bakım verenine yönelik duygularını temsil etmektedir. Analiz sonuçları, çocukların çoğunun (%69.88) güvenli bağlandığını göstermiştir. Bağlanmanın nesiller arası aktarımına işaret eden tek bulgu, annenin kaygılı bağlanması ile çocuğun düzensiz bağlanması arasındaki pozitif yönlü ilişkidir. Anne duyarlılığının annenin bağlanması ile ilişkili olmadığı gözlendiği için bağlanma aktarımındaki aracı rolü test edilmemiştir. Analizler anne duyarlılığının, yalnızca olumsuz duygulanım düzeyi düşük ve çaba gerektiren kontrol düzeyi yüksek olan çocuklarda, çocuğun kaçınmacı ve düzensiz bağlanmasını negatif yönde yordadığını göstermiştir. Buna ek olarak, çaba gerektiren kontrol kapasitesi sınırlı olan çocukların annelerinin duyarlılığı, çocuğun kaygılı bağlanması ile negatif yönde ilişkilidir. Son olarak, yalnızca psikososyal uyum problemleri sergileyen annelerin duyarlılığının çocuğun güvenli bağlanmasını pozitif, düzensiz bağlanmasını ise negatif yönde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bu yöndeki bulgular, dezavantajlı anne çocuk çiftlerindeki bağlanma aktarımının ve anne duyarlılığının bu aktarımdaki aracı rolünün sınırlı olduğuna ilişkin tartışmaları desteklemektedir. Ayrıca kolay mizaçlı çocukların duyarlı bir anneye sahip olduklarında zor mizaçlı akranlarına kıyasla annelerine daha güvenli bağlandığı gözlenmiştir. Son olarak elde edilen bulgular, psikososyal uyumu düşük olan tutuklu/hükümlü annelerin duyarlılığının çocuğun bağlanması üzerinde önemli bir rol oynadığına işaret etmektedir. Araştırma bulguları, bağlanma kuramı çerçevesinde değerlendirilmiştir.

AnnelerBağlanmaCeza infaz kurumları+4
Zülal İşcanoğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir kapalı ceza infaz kurumundaki tutuklu/hükümlü örnekleminde alkol-madde kullanım özellikleri ile mizaç ve suç davranışı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Haz veren etkileri nedeniyle tekrar tekrar kullanılan uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin değişik şiddette fizyolojik ve psikolojik sorunların ortaya çıkmasına sebep olduğu bilinmektedir ve alkol-madde kullanımının nedenleri birçok araştırmanın konusu olmaktadır. Çalışmamızda ceza infaz kurumunda kalan hükümlü kişilerde alkol-madde kullanım özellikleri ile mizaç ve suç davranışı arasında ilişkinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmamız Eylül 2018-Ocak 2019 tarihleri arasında Şanlıurfa 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda bulunan 18-65 yaş aralığında adli suçlardan hükümlü olan 200 katılımcı ile yapılmıştır. Çalışmamızda Sosyodemografik Bilgi Formu, TEMPS-A Mizaç Ölçeği ve Bağımlılık Profil İndeksi- BAPİ kullanılmıştır. Çalışmamızın hipotezlerini değerlendirdiğimizde; alkol ve madde kullanımı ile suç davranışının niteliği arasında bir ilişki bulunmuştur (p=0,015). 'İnsana ve mala yönelik' şiddet içeren suç niteliği grubunda BAPİ ortalama toplam ölçek puanı daha yüksek saptanmıştır. Mizaç yapısı özellikleri ile alkol ve madde kullanım özellikleri arasındaki ilişkiyi değerlendirdiğimizde; irritabl mizaç yapısı ile BAPİ alkol-madde kullanım özellikleri alt ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur (r=0,305, p=0,004). Siklotimik ve irritabl mizaç yapısı ile BAPİ şiddetli istek alt ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur (r=0,253, p=0,02; r=0,328, p=0,002). İrritabl mizaç yapısı ile BAPİ toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönde çok zayıf bir ilişki bulunmuştur (r=0,245, p=0,024). Mizaç yapısı ile suç davranışının niteliği arasındaki ilişkiyi değerlendirdiğimizde, suç davranışının niteliği grupları arasında hipertimik mizaç yapısı özellikleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0,01). Mala yönelik suç niteliği grubunda hipertimik mizaç yapısı özellikleri daha yüksek bulunmuştur. Suçun şiddet özelliği grupları arasında ise, depresif mizaç ve siklotimik mizaç yapısı özellikleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0,009, p=0,012). 'Şiddet dışı' suç özelliği olan grupta depresif mizaç ve siklotimik mizaç özellikleri 'şiddet içeren' suç özelliği olan gruba göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. İleride yapılacak olan araştırmalarda, öz bildirime dayalı anketlerin yanında klinik değerlendirme araçlarının da kullanılması ve özellikle çalışmaya kadın ceza infaz kurumlarının dahil edildiği daha büyük örneklemlere ulaşılması, çalışmamızda elde edilen ön bulguların test edilip doğrulanması açısından önerilmektedir.

Alkol bağımlılığıAlkol içmeCeza infaz kurumları+5
Selin Sak
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Punishment, education and reintegration policies in a penitentiary housing convicted youth in Turkey: A study in the Izmir Juvenile Education House

This thesis scrutinizes the interpenetration of the principles of punishment and education at the discursive and practical level through focusing on the Izmir Juvenile Education House which is one of the penitentiaries receiving convicted youth in Turkey. From the very beginning, penitentiaries for juvenile convicts have employed educatory practices, and particularly vocational training through industrial or service sector works. Today, the Juvenile Education House which receives the convicted youth in Turkey incorporates educational practices as the basis of its correction method in the form of formal and vocational training. The main concern of this study is to illuminate today?s Juvenile Education Houses? governance of convicted youth as it is experienced and perceived by the convicted youth, itself. The historical transformation of the Juvenile Education House is also helpful in scrutinizing its institutional discourse.Today the specific educational levels of the convicted youth determine their programs in the Juvenile Education House, while the education received in relation to this background, within the walls of the institution, results in diverse and distinct experiences of conviction itself. In addition, techniques of discipline, surveillance, dominance, subjectification and, above all, self-formation stand out as the primary power mechanisms to shape the inmate as the convicts? presence in the institution is determined minute by minute via daily schedules. Thus, the self-positioning of the Juvenile Education House, in relation to other correctional facilities, eventuates in distinct punitive policies and practices intrinsic to the institution itself. The analysis of these policies and practices is based on in-depth interviews and a focus group conducted with the residents as well as participant observation within the İzmir Juvenile Education House.

PunishmentPrisonsEducation+7
Nilay Kavur
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

An analysis of correctional education programs in Turkish prisons: Perceptions of correctional educators and inmates

This study aims to explore the perceptions of correctional educators and inmates about the correctional education programs in a men?s and a women?s prison in Turkey and compare these perceptions of correctional educators and inmates to each other.Two groups, namely, correctional educators and inmates, participated in the study. Ten correctional educators, five from each prison, formed the first group of the participants in the study. Twenty inmates, ten from each prison, formed the second group.The data were collected through interview, a data collection technique of the qualitative method. A semi-structured interview form was developed. Both groups? interviews included fourteen questions and the data gathered from the interviews were analyzed by the content analysis method.The findings of the study revealed that correctional educators are not as satisfied with taking place in correctional education environment as inmates are. However, it was further revealed that both correctional educators and inmates have similar perspectives about the factors that facilitate or complicate inmates? success in correctional education programs, the necessity that all inmates should be provided with professional skills during their incarceration, the existence of the in-prison and after-prison positive effects of the correctional education programs on inmates and the existence of the problems in correctional education environments and the ways of solving these problems as well.In the light of the findings, recommendations for correctional educators, authorities and the entire society were made for the sake of improving the correctional facilities in Turkish prisons.

PrisonsEducationEducation programs+4
Hakan Ergin
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The Institution of work - dorms in Turkey

The purpose of this thesis is to evaluate the contemporary situation of the prison-labor in Turkey through adopting a political economic perspective. The significance and the new role that prison-labor gained regarding the transformation occurred in the Turkish penal system in the 21st century constitutes the main point of research. In this regard, the Institution of Work-dorms that is established in 1997 is analyzed throughout the thesis along with the historical aspects of the penal regime in Turkey. Through the analysis of legislation, archival material, official documents, and reports, I study the manifestations of neoliberal regulation, especially the forms of new public management, in the penal field by means of the advancement of the prison-labor. As I explore the link between the work and punishment, I argue that the neoliberal implementations of the rehabilitative model in the penal regime after 2004 cause the subordination of a social aim into an economic aim, while the involvement of the private sector within the system underscores the aspects of new public management. Since the studies conducted on the Turkish penal system mostly involved the issue of political prisoners, the aim of this study is to contribute to the social sciences literature through providing a political economic analysis of the state-punishment relations, while shedding a light on the aspects of the contemporary political economy of Turkey through the analysis of the penal field.

Justice MinistryPrisonsLabour+6
Hande Gökşin Uğur
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşanan mekan olarak Bayrampaşa Cezaevi'ni okuma

Bireylerin yaşamlarını geçirmek için en temel ihtiyaçları olan barınma ve korunma gereksinimleri sadece fiziksel çevreyi ifade etmemektedir. Fiziksel çevrenin sınırladığı koşullar, anlam kavramı ile birlikte biçim kazanarak o yerin bütünlüğünü oluşturulmakta ve ifade kazanmaktadır. Anlam arayışıyla başlayan ve devamını mekan kavramıyla birleştiren yaşantıların izlerini okumaya çalışmak bu çalışmanın temel hedeflerindendir. Mekanı oluşturan fiziksel yapı elemanlarının sınırladığı çevrede süren yaşantıların izinde, sadece temel gereksinimlerini karşılamaktan öte bazı gizli anlamlar mevcuttur. Tasarımcı için bu çevre koşullarının sınırladığı yaşamın keşfi tasarımın anlamını oluşturmaktadır. Mekanın anlamının arayışıyla başlayan bu çalışma, kendi dinamikleri içerisinde farklılaşarak kendi anlamını bulmaya çalışmıştır. Bu bağlamda anlamın kendisi yönteme dönüşmüştür. Anlamla beraber çevresinde dönüşen dil, diyalog, atmosfer, beden ve bellek ilişkileri irdelenenerek mekanın kendisi bulunmaya çalışılmıştır. Bayrampaşa cezaevi alan çalışması, bu sorgulamaların meslek pratiğinde nasıl bedene dönüşebileceğinin araştırılması ilkesine dayanır. Aşırı mekanlar üzerinden mekanın üretiminin irdelenmesi amacıyla yapılan bu çalışmada, kullanıcı ve mekanın arasında kurulmuş olan deneyimsel ilişki üzerinden okunmak üzere Bayrampaşa Cezaevi (Sağmalcılar Cezaevi) seçilmiştir. Bu "ilişkisellik" bağlamında örnek olarak adlandırmak ya da açıklamaya çalışmak yerine "örneklem" terimini kullanıyor olmak daha belirleyici olacaktır. Bayrampaşa Cezaevi örneklemi gerek dönemsel özellikleri, gerekse zaman içerisinde şehrin çeperlerinde olan bir tutukevinden şehrin gelişmesi ve büyümesiyle birlikte şehrin tüm dinamiklerini içinde barındıran bir yaşam merkezi haline dönüşmüştür. Bu çalışmada araştırılan değişim ve dönüşüm sürecinde bedenin enerjiye dönüştüğü mekanlarda hapsolan bedenlerin ne anlama geldiklerinin sorulması ya da anlamlarını nasıl dönüştürdüklerinin okunmaya çalışılmasıdır. Çalışma, tasarımcı olarak bireylerin mekanları nasıl deneyimlediği ve bunun diğer tarafında da deneyimleyen olarak bireyin mekanı anlamlandırma çabalarını açıklamaya çalışmaktadır. Hem tasarımcının, hem de mekanı deneyimleyen bireyin mekanlarda "varolması" ndan kaynaklanan algının ilişkiler bütününde okunmaya çalışılmasıdır. Ayrıca bu etkileşim sırasında, bireylerin deneyimlediği mekanların kendi aralarındaki ilişkilerinden çıkan potansiyellerin keşfedilmeye çalışılmasıdır. Tasarım süreci, öznenin, çözümlemenin kendisinde varolan başlangıç ve bitiş noktalarını tanımlamaya çalışmasından öte, o arada geçen zaman dilimini izlediği ve yaşadığı sürecin kendi kendine dönüşerek ifade kazanmansı olarak tanımlanabilir. Özneyle mekanın sürekli hareket halinde olmasından kaynaklanan bu dinamizm farklı biçimlerde karşılaşılan durumların tümü haline dönüşür. Bu çalışmalar süresince Finlandiya'lı teorisyen Pallasmaa'nın yönelimi ve kavramları yön belirleyici olmuştur. Pallasmaa (2011) mimarlığı sadece teknik terimler içerisinde çizimler ve inşaat dünyasında ifade etmeyip, mimarlığın felsefe ve sanatla birlikte varolmasını ortaya koymaktadır. Mimarlığın temel görevinin, barındırma ve öznenin mekanla olan bütünleştimesiyle sınırlı kalmayarak bütün duyulara hitap etmesi gerektiğini savunduğu için Pallasmaa' nın yönelimi belirleyici unsur olarak seçilmiştir. Bu çalşmanın giriş bölümünden sonra, ikinci bölümde, ağırlıklı olarak Pallasmaa' nın kavramları okuyucuya sunulmuştur. İkinci bölümde, yazarın orayı gezerken deneyimlediği mekansal karakterler ve mekan algısı üzerinden yapmış olduğu okumalar üzerinden mekan dili (grafitiler), mekan atmosferi, bellek- mekan ve deneyim- beden ilişkileri üzerinden okumalar yapılmıştır. Üçüncü bölümde, bu kavramlar üzerinden Bayrampaşa Cezaevi okuması yapılmış ve son bölüm olan sonuç bölümünde ise tez çalışmasının bütünü üzerinden bu konularla ilgili sorgulayıcı fikirler tartışmaya açılıp, çalışmanın iç mimarlık alanıyla olan ilişkileri tartışılmıştır. Bu deneyimin ya da tasarım sürecinin kazanımı da ayrıca bu ilişkiler ağında sorgulanan durumdur.

Ceza infaz kurumlarıMekanİç mekan+1
Hüma Bakır Doğru
İstanbul Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bitlis vilayet hapishaneleri (1908-1918)

İnsanlık tarihi kadar eski bir kavram olan suç davranışı işlendikten sonra suçun faili hakkında yasal süreç başlatılır. Bu süreç sonuçlanana kadar fail önce şüpheli sıfatıyla tutuklu olarak alıkonur. Suç kesinleştiği takdirde mahkûm edildiği süre kadar ceza, faile hapishanede tutularak çektirilir. Hapishaneler suça karşılık cezanın kurumsallaştığı mekânlardır. Osmanlı Devleti'nde zindandan hapishaneye geçiş, Tanzimat Dönemi ile başlayan bir süreçtir. Tanzimat Fermanı'nın ilanı sonrasında ceza infaz sisteminde bir takım değişiklikler gündeme getirilmiştir. Osmanlı hapishanelerinde yapılmak istenen iyileştirmelerle ilgili olarak mevcut hapishanelerin Avrupa hapishane sistemine bakılarak ıslahı için Avrupa'dan getirtilen uzmanlar ve raporları doğrultusunda hareket edilmeye çalışılmıştır. Hapishanelerle ilgili olarak somut reform adımları ise II. Abdülhamid döneminde başlamış, İttihat ve Terakki iktidarında ve II. Meşrutiyet Döneminde hız kazanmıştır. Karmaşık dinî ve etnik nüfus yapısına sahip Bitlis Vilayeti, Rus ve İngiliz emperyalist hedeflerinin kesiştiği, ülkenin doğu sınırına yakın önemli bir bölgedir. Bitlis Vilayeti; I. Dünya savaşı öncesinde ve savaş sırasında yaşanan Ermeni Komitacı eylemleri, 1914 yılındaki Bitlis Vakası, I. Dünya Savaşı sürecinde 1915 yılında gerçekleştirilen zorunlu göç, 1916 yılında maruz kalınan Rus işgali ile ekonomik canlılığını yitirmiş, sınırları içerisindeki nüfus ciddi oranda azalmıştır. 1908-1918 yılları arasında Bitlis vilayetinde bulunan Bitlis Merkez Sancağı, Ahlat Kaza, Hizan Kaza, Mutki Kaza; Genç Sancak, Çapakçur Kaza, Kulp Kaza; Muş Sancak, Bulanık Kaza, Malazgirt Kaza, Sason Kaza, Varto Kaza; Siirt Sancak, Eruh Kaza, Garzan Kaza, Pervari Kaza, Şirvan Kaza Hapishaneleri kısaca vilayetin tüm sancak ve kaza hapishaneleri çalışmamızda incelenmiştir. Araştırmamızın temel amacı; Osmanlı hapishane sistemi içerisinde Osmanlı modernleşmesini bir kurum ve vilayet örneğinde takip ederek II. Meşrutiyet Döneminde yapılmak istenen hapishane reform girişimlerinin Bitlis Vilayet Hapishaneleri üzerindeki etkisini saptamaktır. Ayrıca reform çabaları neticesinde hapishanelerin fiziki şartlarında, hapishane çalışanları ve mahkûmların sosyal yaşantılarında görülen değişiklikleri akademik düzlemde analiz ve tespit etmektir. Araştırmamızda ayrıca yapılan reformların başarısı ve başarısızlığı ortaya konmaya çalışılmıştır.

BitlisCeza infaz kurumlarıHükümlüler+4
Halit Aytuğ Tokur
Ankara University · Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eşleri cezaevinde olan kadınların yaşam durumlarının sosyal hizmet bakış açısı ile incelenmesi

Yakınları cezaevinde olan kişilerin; ekonomik, psikolojik ve sosyal açıdan birçok soruna sahip oldukları bilinmektedir. Eşleri cezaevinde olan kadınlar, bu sorunları yaşayan mahkûm yakınlarının başında gelmektedir. Türkiye'de mahkûm yakınları ile ilgili yapılmış az sayıda çalışmaya rastlanmıştır. Bu nedenle bu çalışma, literatüre katkı sağlamak ve eşleri cezaevinde olan kadınların yaşam durumlarıyla mevcut sorun ve ihtiyaçlarını belirleyerek, ilgili sosyal politikaların oluşmasına rehberlik edebilmek amacıyla hazırlanmıştır. Çalışma, nitel araştırma yaklaşımıyla tasarlanmıştır. Çalışma kapsamında, İstanbul ve Ankara illerinde yaşayan ve eşleri cezaevinde olan toplam 17 kadın ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmecilere kartopu örnekleme yöntemiyle ulaşılmıştır. Görüşmelerde eşleri cezaevinde olan kadınların; çocukluk yaşamları, evlilik süreçleri, evlilik yaşamları, eşlerinin suça karışma süreçleri, eşlerinin cezaevine girmesi sonrası yaşamlarında meydana gelen değişimler ve ne tür hizmetlere ihtiyaç duydukları hakkındaki görüşleri alınmıştır. Görüşmecilerin çoğunluğu ilkokul mezunu ya da hiç okula gitmemiş kişilerdir. Birçoğu çalışmamakta ve devletten aldıkları sosyal yardımlarla geçinmektedirler. Çoğu görüşmecinin ekonomik durumu, eşlerinin cezaevine girmesinden önce iyi değildir, ancak eşlerinin cezaevine girmesi ile birlikte daha da kötüleşmiştir. Birçok görüşmeci, eşinin cezaevine girdiği ilk dönemde psikolojik açıdan sorunlar yaşadığını, ancak zamanla özellikle de çocukları olduğu için kendilerini toparladıklarını ifade etmişlerdir. Görüşmecilerin birçoğu eşlerini iyi özellikleri ile tanımlamaktadırlar, ancak çoğunun evliliğinde; aldatma, alkol-madde kullanımı, eş sorumsuzluğu, şiddet gibi ciddi yapısal problemler mevcuttur. Görüşmeciler açısından eşlerini cezaevinde ziyaret etmek; ekonomik açıdan maliyetli, ulaşım açısından zorlayıcı ve psikolojik açıdan yıpratıcıdır. Görüşmeciler, eşleri cezaevinde olduğu için toplum içerisinde bir kadın olarak çeşitli zorluklarla karşılaştıklarını ifade etmişlerdir. Görüşmecilerin eşlerinin yokluğu sürecindeki destek mekanizmaları; çocukları, aileleri, eşlerinin aileleri, arkadaşları ve devlettir, ancak hiçbirisi aldığı desteği yeterli görmemektedir. Görüşmecilerin ekonomik ve psikolojik açıdan daha fazla desteklenmeye ihtiyacı vardır. Görüşmecilerin geleceğe dair en temel beklentileri eşlerine kavuşmak ve sorunların olmadığı yeni bir hayata başlamaktır.

Ceza infaz kurumlarıErkeklerHükümlüler+3
Şükran Kolay Çepni
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00

İlgili konular