Industrialization
101 theses under this subject heading
Endüstrileşme sürecinde porselen ürün tasarımı ve örnek uygulama
Endüstrileşme Sürecinde Porselen Ürün Tasarımı ve Örnek Uygulama başlıklı bu tez; tasarım tarihi üzerine kapsamlı bir araştırmayı içerir. İnceleme kapsamını, endüstri devriminden itibaren günümüze kadar gelen süreç ve bu süreçte yer alan tasarım ve üretimi yansıtan ürünler oluşturmaktadır. İlk bölümde tasarım olgusu tanımlanmakta, endüstri devriminden günümüze nesnenin değişimi incelenmektedir. İkinci bölümde öncü porselen fabrikaları, tasarımcılar ve tasarımı etkileyen faktörler ön planda tutularak; araştırma ve belgelendirme çalışması yapılmış ve tasarım olgusu porselen ürün örnekleri üzerinden çeşitli boyutlarıyla incelenmiştir. Endüstrileşme sürecinde; tasarımcı kimliğinin kazanılması ve ürün tasarımının oluşturulmasındaki etkisi incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, porselen ürün tasarımının tarihsel gelişimi kısaca incelenerek porselen ürün grupları araştırılmaktadır. Bulunan örneklerin detaylı incelemesinin ardından, araştırma günümüz porselen ürünleri üzerine yoğunlaşmaktadır. Araştırma, balık servisine özel porselen yemek takımı tasarımı ve uygulanmasıyla tamamlanmıştır. Yemek takımından beklenen temel ögeler dekoratif ve soyutlamacı bir yaklaşımla form ve yüzeylere aktarılmıştır. Yapılan katalog çalışması ile tez sonuçlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Porselen, ürün, tasarım, endüstri devrimi, yemek takımı
Organize sanayi bölgelerinin kent ekonomisine katkısı: Malatya örneği
Sanayi, ülkelerin gelişmesinde ve ekonomik kalkınmada önemli rol oynamaktadır. 18.yüzyılda İngiltere'de başlayan ve kısa zamanda Avrupa'ya yayılan sanayileşme, Avrupa'da ve dünyada önemli değişikliklere yol açmıştır. Öncelikle toplumsal sınıfların yapısında önemli bir değişiklik yaşandı ve Burjuva-İşçi Sınıfı ayrımı derinleşmeye başladı. Sanayinin gelişmesi kentlerde nüfusun artmasına neden olmuş, kentleşmeyi etkilemiştir.Bir başka açıdan hızla sanayileşen ve üreten ülkeler, büyümeye başlamış ve uluslar arası alanda söz sahibi olmuşlardır. Sanayinin kalkınmada öncelikli olduğu kanıtlanmıştı. Bu durum ise, sanayinin daha planlı ve programlı yürütülmesi gerektiğini gösterdi. Bu planların başında Organize Sanayi Bölgeleri'ni yaygın hale getirmek vardı. Çünkü Organize Sanayi Bölgesi ile sanayi belirli bir alanda toplanmış olacak ve özellikle kentleşme açısından önemli katkı sağlayacaktı. Ayrıca yatırımcılara ekonomik kolaylıklar ve fırsatlar sunmaktaydı.Bu çalışmada öncelikle sanayinin ortaya çıkışı, sanayi bölgelerinin oluşturulması, sanayi bölgelerinin Organize Sanayi Bölgesi haline gelmesi konuları üzerinde durulmuştur. Çalışmada ayrıca, Malatya Organize Sanayi Bölgesi hakkında gerekli bilgiler aktarılarak sonuç bölümünde Organize Sanayi Bölgeleri'nin gelişimi için önerilerde bulunulmaktadır.
İhracata yönelik sanayileşmenin Türkiye ekonomisi üzerine etkileri: Güney Kore ve Arjantin ile kıyaslamalı analiz
Küreselleşen dünya ekonomisinde finansal piyasaları ayıran sınırların ortadan kaldırılmaya başlamasıyla zamanla uluslararası sermaye akımları da hızla serbestleşme sürecine girmiştir. Bu anlamda birçok gelişen ve gelişmekte olan ülke de sermaye hareketlerini hızlandırmak adına bir liberilazsyon sürecine dâhil olmuştur. Bu uluslararası mal ticaretinin liberalizasyonu ile birlikte seyretmiştir. Birçok gelişmekte olan ülke özellikle 1980'li yıllar itibariyle İhracata Yönelik Sanayileşme Stratejisi ve dışa açık ticaret politikalarını uygulamaya başlamışladır. Bu çalışmanın amacı, Cumhuriyet'ten bu yana Türkiye'nin gelişen sanayileşme deneyimini ana hatlarıyla, ekonomideki yapısal değişimin boyutlarını ve yansıyan kırılma noktalarını derinlemesine irdelemek ve Türkiye ekonomisi üzerine etkilerini detaylı bir biçimde sorgulamaktır. Aynı zamanda Güney Kore ve Arjantin ülkeleriyle kıyaslamalı bir analiz gerçekleştirerek, stratejilerin uygulamadaki faydaları ve zararlarını analiz etmek amaçlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, sanayileşme kavramından yola çıkarak; ithal ikame stratejisi ve ihracata yönelik sanayileşme stratejilerine yönelme nedenleri, araçları, sonuçları ve etkileri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, Cumhuriyet'in ilanından günümüze kadar geçen süreçte tercih edilen kalkınma stratejilerinin ülke ekonomilerine etkileri, dönemler itibariyle etkileri, krizler ve beraberindeki durgunlukların Türkiye ekonomisine etkileri detaylandırılmıştır. Üçüncü bölümde ise, Güney Kore ve Arjantin devletlerinin dış ticaret performansları değerlendirilmiş olup, Türkiye ekonomisiyle bir kıyaslamalı analiz gerçekleştirilmiştir. İhracata Yönelik Sanayileşme Stratejisinde ülkelerin uyguladıkları politikalar, üstün ve zayıf yönleri tespit edilerek, devlet mekanizmasının stratejiler üzerindeki etkinliği tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İhracat, Dış Ticaret, Türkiye Ekonomisi.
Türk otomotiv sanayinin gelişimi; Güney Kore ile bir kıyaslama
Otomotiv, bulunduğu ülkede vergi geliri yaratması, ihracatı arttırması ve istihdam sağlaması bakımından katma değeri yüksek bir sanayi dalıdır. Ülkelerde ekonomik büyümenin gerçekleşmesi için göz ardı edilemez bir öneme sahiptir. Ekonomide hem alıcı hem satıcı konumunda olduğundan çeşitli sektörlerle ileri ve geri bağlılık içerir, diğer sektörler üzerinde itici güç oluşturur. Bu çalışmada 1960'lı yıllarda ekonomik göstergeler açısından Türkiye ile denk sayılan ve bugün dünya otomotivinde bir dev hâline gelen Güney Kore ile Türkiye arasında, 1960'lı yıllardan itibaren uygulanan stratejiler, ortaya çıkan gelişmeler ve ekonomik politikalar yönünden kıyaslamalar yapılmıştır. Çalışmanın amacı Güney Kore'nin tecrübesinden yola çıkarak Türkiye için çıkarımlarda bulunmaktır.
Türkiye'nin sanayileşme süreci ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının sanayi ihracatı ve GSMH'ya etkisi 1983-2000 yılları üzerine bir uygulama
Sanayileşme olgusu iktisat tarihi içerisindeki etkisi dikkate alındığında, tarihin akışını değiştiren, iktisadi değişkenlere bağlı olarak ülkeler arasında değişikliklere ve gruplaşmalara neden olan kritik bir eşik olarak kabul edilmektedir. Özellikle sanayi devrimi ile birlikte ülkelerin refah düzeylerindeki artışlar, ülkelerin hemen hemen tamamının sanayileşme üzerine odaklanmasına neden olmuştur. Bu paralelde Türkiye'nin de temel hedefi dış dünya ile ilişkilerini sekteye uğratmadan sanayileşmek ve bunun sonucunda gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşmak olmuştur. Bu süreçte iktisadi dönemlerin konjonktörüne uygun olarak yeni değişkenler devreye girmiş ve olayların gelişiminde ve değişiminde etken rol oynamıştır. Bu değişkenlerin önde gelenlerinden bir tanesi de küreselleşme ile birlikte önem kazanan doğrudan yabancı sermaye yatırımları olmuştur.Bu çerçevede, bu çalışmanın temel amacı, liberal ekonomiye geçişte ciddi katkılar sağlayan doğrudan yabancı sermaye yatırımları ile ihracat ve GSMH arasındaki ilişkinin 1983 ile 2000 yılları arasında Türkiye için analiz edilmesidir.Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm sanayileşme stratejileri çerçevesinde Türkiye'nin sanayileşme sürecinin irdelenmesini kapsarken, ikinci bölümde doğrudan yabancı yatırımların kapsamı ve temel bilgiler ile doğrudan yabancı yatırımların gelişimi hakkında gelişmelere yer verilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise doğrudan yabancı yatırımların sanayi ihracatı ve GSMH üzerindeki etkileri ekonometrik tekniklerle test edilmiştir.
Doğu-batı bağlamında kentleşme sürecine ilişkin eleştirel bir yaklaşım
Kentler, tarih boyunca insanoğlunun askeri, ekonomik, siyasal ve entelektüel ilgisini çekmiş, onu anlamak, onun içerisinde yer almak ve dahası onu merak etmek arsında gidip gelen duygularla kentler inşa edip yıkmışlardır. Kentlerin etkileri, ona bakanda kendisini hayran bırakan özelliklerinde kendisini göstermektedir. Dünyanın yedi harikasının tümünün kentlerde olması bu açıdan tesadüf değildir.En yaratıcı fikirlerin ortaya atıldığı, en güzel binaların inşa edildiği mekânlar olan kentleri anlamak oldukça karmaşık ve zor bir süreçtir. Çalışmada kentler tarihsellikleri içerisinde yaşadıkları çelişkileri, gelişimleri ve mücadeleleri içerisinde ele alınmaktadır. Kent tarihi, siyasal bir açıdan ele alınan ve çifte standarda açık bir özellik göstermektedir. Bu çifte standardı üreten, batı merkezli modernist yaklaşımın uzantısı olarak değerlendirilebilir. Çalışma içerisinde kentleşme süreçlerinin anlatımında yalnız batı kentlerini kapsayan kısmı eleştirilmiş, doğu kentlerinin tarihsel gerçekliği ortaya konmaya çalışılmıştır.Kentlilik bilincinin oluşumu ve kentlerin siyasi karakteri, doğu batı ekseninde meydana gelen karşıtlığın hem nedeni hem de sonucu olarak ifade edilecektir. Çalışmada doğunun tarihsel konumu ve doğu kentlerine bakış bu bağlamda eleştirilerek, doğu kentlerinin özelliklerine değinilmiştir.İnsanoğlunun doğaya en büyük meydan okuması olarak kentler, zaferleri, yenilgileri, inanışları simgeleyen büyük bir imaj olarak, insanoğlunun tarihi kadar eski, yaşanılan zaman kadar güncel ve geleceği hayal etmek kadar fantastiktir.Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Kentleşme, Küreselleşme, Modernizm, Post-modernizm, Sanayi Devrimi, Oryantalizm.
Çocukluk imgesi, oyun ve oyuncak: Sosyo-kültürel bir analiz
Çocukluk imgesi, çocuğa yüklenen anlamı, çocukluk anlayışını ifade eder. Çocukluk imgesi, çağlar boyunca farklı anlamlara sahip olmuştur; dolayısıyla çocukluk imgesi, toplumsal bir kurgudur. Oyun kültürü de, çocuk kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Değişik toplumsal süreçlerde değişik çocukluk imgelerinden bahsedilebildiği gibi, değişik çocuk oyunlarından/oyuncaklarından söz edilebilmektedir. Dolayısıyla çocukluk ve çocuk kültürü, toplumdan topluma, kültürden kültüre farklılık göstermektedir. Çocuk oyunları ve çocukluk imgesi, toplumsal değişimlerden en çok etkilenen ve toplumsalı da en çok niteleyen alanlardan biridir.Günümüzde çocukluk ve çocuk oyunları kültürü hızla değişmektedir. Yaşadığımız küreselleşme sürecinde, post-modern çocukluk imgesinden, sosyal oyunların ve geleneksel oyuncakların ortadan kaybolmasından söz edilmektedir. Dünyada ve Türkiye'de yaşanan toplumsal değişimlerin, çocuk oyun kültürünün ve çocukluk kavramının değişimine etkisi söz konusudur.Bu çalışmada çocukluk'un, oyun ve oyuncağın sosyolojik anlamda neleri ifade ettiği; değişen sosyo-kültürel süreçlerden çocukluk'un ve oyun kültürünün nasıl etkilendiği, değiştiği ve değişimin ne yönde olduğu ele alınmıştır. ?Geleneksel, modern ve post-modern? kavramsallaştırması kullanılarak, çocuk kültürünün toplumsal değişim kaynakları olan sanayileşme, kentleşme, teknolojik ilerlemeler, kapitalizm, tüketim kültürü ve küreselleşme süreçleriyle ne şekilde değiştiği tarihsel karşılaştırmalı yöntemle incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Çocukluk imgesi, oyun, oyuncak, toplumsal değişim, geleneksel, modern, post-modern, sosyo-kültürel analiz.
Cumhuriyet Dönemindeki hâkim sermayenin oluşumunda Türkiye İş Bankası'nın rolü: 1924–1938
Bu çalışmada Đş Bankası ve iştirakleri, kökeni Veblen'in iş dünyası ve endüstri ayrımına dayanan güç olarak sermaye teorisi çerçevesinde analiz edilmiştir. Bankanın 1924-1938 dönemindeki söz konusu faaliyetleri sanayileşme, kalkınma ya da sermaye birikimi kavramlarıyla sıkça değerlendirilmiştir. Ancak Đş Bankası bugüne kadar sermayeyi güç olarak kabul eden bir teorik çerçevede analiz edilmemiştir. Bu açıdan Đş Bankası'nın faaliyetlerini açıklayabilmek için iş dünyasının kapitalizasyon, sabotaj ve farklılaşmış birikim kavramları kullanılmıştır. Buna göre bankanın amacının sanayileşme, kalkınma ya da sermeye birikimi değil, yalnızca finansal değer artışları olduğu saptanmıştır. Đster iştirakler olsun, ister her tür bankacılık faaliyetinde, bankanın kullandığı temel algoritma kapitalizasyondur. Kapitalizasyonu mümkün kılan ise sabotaja dayalı olarak işleyen farklılaşmış birikim mekanizmasıdır. Cumhuriyetin kurumları hatta Osmanlı'da yaşanan dönüşüm, bu algoritmanın işleyişine dayalı olarak şekillenmiştir. Bunun da ötesinde bu çalışmanın konusu olan Đş Bankası, sürecin gelişiminde kilit bir rol üstlenmiştir. Bu rol, kapitalizasyon sürecindeki merkezi konumundan kaynaklandığı için, hâkim sermayenin oluşumunda ve tüm toplumsal yapının inşasında bankayla özdeşleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sanayileşme, Kalkınma, Đş Dünyası, Güç Olarak Sermaye Kapitalizasyon, Sabotaj, Farklılaşmış Birikim, Hâkim Sermaye.
XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde sanayi ve Zeytinburnu Demir Fabrikası
Tezimizin konusunu XIX. Yüzyılda Osmanlı Devleti'nde sanayi oluşturmaktadır. Konuya örnek olarak Zeytinburnu Demir Fabrikası verildi. Ekonomi ile siyasi olayların ve ıslahatların birbirine olan etkisinden dolayı bu konulara da yer verildi. Bu tezde Sanayi Devrimi'nin getirileri ve Osmanlı Devleti'nde oluşturduğu yenilik hareketleri sanayinin gelişmesi için yapılan hamleler anlatıldı. Mevcut ekonomik ilişkiler Sanayi Devrimi'nin getirisi ile değiştirdi. Buna ek olarak yapılan ticari anlaşmalardan dolayı uluslararası ticaret değişime uğratıldı. Devlet, sanayiyi geliştirmek için hem özel sermayeyi teşvik etmiş hem de kendisi sanayileşme yoluna gidildi. Esnaf Teşkilatı (Lonca)'nda değişim yapıldı. Şirketler oluşturulmuş ve üretime katkıda bulunmak için fuarlar düzenlendi. Tezimizin konusunu oluşturan fabrikalar Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz döneminde kurulan fabrikalardır. Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz döneminde kurulan tüm fabrikalar değil, dönemine göre farklı özelliklere sahip olan fabrikalar konu olarak alındı. Halı, bez ve cam fabrikaları dönemin yaygın ürünlerini üretmek adına oldukça önemliydi. Gazhaneler, henüz yeni başlayan sokak aydınlatması uygulamasını başlattığından belediyecilik adına önemli bir gelişmedir. Yine gazhaneler, telgraf fabrikası, değirmen, su ve tramvay şirketleri, Zeytinburnu Demir Fabrikası dönemin önemli yenilikleridir. Savaş sanayinde önemli yerleri bulunmaktadır. Mum, kahve, suma, mobilya ve boza üretimleri dönemin sosyal yapısında yenilik oluşturmuştur. Zeytinburnu Demir Fabrika-i Hûmayunu, büyük bir sanayi kompleksi olarak hem silah üretimi hem de tamiri görevlerini üstlendirildi. Ayrıca küçük ölçekte demir doğrama üretimi yapılmaktaydı. Fabrikaya zaman içerisinde ek binalar yapıldı. İlerleyen üretim döneminde savaş sanayisi için oldukça önemli olan topun dünyada ilk kez seri atışlı olarak üretimi de burada yapıldı. XIX. yüzyıl boyunca devlet sanayileşmek için büyük atılımlar yaptı. Yaşanan siyasi olayların etkisiyle ekonomi ve üretim etkilendi. Devlet zor ekonomik şartlar altında dahi sanayileşme hamlelerine önem verdi. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Sanayi, Sanayi Devrimi, Zeytinburnu Demir Fabrika-i Hûmayunu.
Sanayi devrimi sonrası kentin ve toplumun distopyaya göçü: Şehir planlama üzerine bir inceleme
Sanayileşme süreci, İngiltere'de ortaya çıktığı 18. Yüzyıl'dan itibaren toplumların ve kentlerin yapısını sürekli olarak değişime uğratmaktadır. Bu değişimin yaşanmasındaki en büyük etken sanayileşme ile birlikte kentlere olan yoğun göçlerdir. Yoğun nüfus artışı barınma ihtiyacını da beraberinde getirmekte fakat kentler bu yoğunlukta nüfus artışlarına yönelik olarak yeterli konuta sahip olmadıkları için ortaya plansız yapılaşmalar çıkmaktadır. Bu sürece batıdaki örneklerinden yıllar sonra katılan Türkiye kentleri de maruz kalmıştır. Bu soruna yönelik olarak Ebenezer Howard 'Garden Cities of Tomorrow' isimli kitabında sanayi kentleri ile kırsal alanın iyi yönlerini birleştirdiği sınıfsız ve sürdürülebilir bir kent planı sunmuştur. Bu gibi planlı kent çalışmaları sanayi kentlerinde ve Türkiye'nin Ankara şehrinde denenmiş fakat alınan sonuçlar en nihayetinde amacından saparak sınıfsal kutuplaşmaları daha da arttırmıştır. Küreselleşme çağına kadar alt sınıfın yaşam alanları kentlerde ortaya çıkmaya devam ederken üst sınıf kentlerin kalabalığından, kirliliğinden ve tehlikelerinden kaçma ihtiyacı hissetmiştir. Böylece yatırımlar kentleri dışında, orta-üst ve üst sınıfın ulaşabileceği alanlara aktarılırken kentler içi boşaltılarak yatırımlardan mahrum bırakılmışlardır. Fakat küreselleşme ve neoliberalizmin etkisi ile üretim merkezlerinin ikinci ve üçüncü dünya ülkelerine, merkezi kentlerden çevre kentlere taşınması kentleri sermaye dönüşüm araçları haline getirmiştir. Böylece kentler kentsel dönüşümler, soylulaştırma, yerinden etme gibi kavramlarla sınıfsal ayrımın merkezleri haline gelmişlerdir. Bu bağlamda batıdaki örneklerde Friedrich Engels, David Harvey, Anthony Giddens, Richard Florida gibi isimlerin, Türkiye'de ise Ruşen Keleş, İlhan Tekeli, Çağlar Keyder gibi literatüre önemli katkıda bulunan isimlerin çalışmalarından yararlanılarak eleştirel bir bakış açısı ile araştırmanın yürütülmesi hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sanayileşme, kent, toplum, sınıf
Globalleşme ve Türk endüstri ilişkileri
Ülkemizdeki endüstri ilişkileri sisteminin etkin ve sağlıklı işlemediği, sosyal taraflar olarak adlandırılan işçi, işveren ve devlet kesimlerince de kabul edilmektedir. Etkin ve sağlıklı işlemeyen bir endüstri ilişkileri sisteminin, ülkenin ekonomik, toplumsal ve siyasal yapılarını da etkilemesi kaçınılmaz bir gerçektir. Globalleşen dünyada, endüstri ilişkileri alanında da önemli değişimler yaşanmaktadır. Ülkemizdeki endüstri ilişkilerinde yaşanan sıkıntıların temel nedeni, globalleşme paralelindeki değişimlere olan direncimizdir. Direnmekten vazgeçip, endüstri ilişkilerimizi de küresel dünyanın standartlarına göre ayarlamamız gerekmektedir. Bunu gerçekleştiremezsek, daha uzun süre bu sorunlarla uğraşmamız gerekecektir. Bu çalışmada Türk endüstri ilişkileri ile globalleşmeye ayak uydurmuş ülkelerin endüstri ilişkileri karşılaştırılmış ve bizdeki temel sorunlara değinilmiştir. Bu sorunlar, sosyal diyalog eksikliği, çarpık ücret yapısı ve düşük verimlilik düzeyi ve çalışma hayatında esnekliğin olmaması şeklindeki başlıklarla sunulmuştur. Ayrıca, Türk endüstri ilişkileri sisteminin sorunlardan arınması ve daha çağdaş bir düzeye getirilebilmesi için önerilerde bulunulmuştur. Bu sorunların çözümünde özellikle devlet- işçi-işveren uzlaşmasının esas olması gerektiği vurgulanmıştır. Ücretin oluşumunda ekonomik gereklerle sosyal gerekler denge ve uyum içinde ele alınarak, milli bir ücret politikasının oluşturulması üzerinde durulmuştur. Ayrıca, ülkemizin uluslararası rekabet gücünün arttırılabilmesi için, iş hukukunun mutlaka esnekleştirilmesi gerektiği belirtilmiştir. vı
Haliç kıyı şeridinde sanayileşme ile ortaya çıkan kentsel dönüşüm
İstanbul'un önemli bir parçası olan Haliç kıyı şeridi, kentin kuruluşundan beri çok çeşitli işlevleri barındırarak gelişimini sürdürmüştür. 19. yüzyıldan itibaren ise, o zamana kadarki gelişiminden tamamen farklı bir yön izlemiş ve zaman içinde kentsel dönüşüme uğramıştır. 20. yüzyılda bu dönüşümün fiziksel, sosyal, ve işlevsel alanlardaki etkileri yoğun olarak hissedilmiş, tarihsel dokuda önemli kayıplar yaşanmıştır. Bu araştırmada, Haliç kıyılarının tarih boyunca izlediği fiziksel ve işlevsel gelişimin nasıl farklı bir yöne kaydığı ortaya konmak istenmiştir.Haliç çevresinin gelişimi ve değişimi, tarihsel süreç içinde, fiziksel ve tarihsel verilere dayandırılarak anlatılmıştır. Öncelikle Byzantion şehrinin kuruluşundan bu yana İstanbul'un ve Haliç'in tarihsel gelişimi, dönemlere ayrılarak anlatılmıştır. Bu dönemler içinde, Haliç kıyılarının fiziksel ve işlevsel gelişimi ortaya konulurken, burada yer alan ticaret, konut, sanayi, sayfiye, kutsal alanlar gibi işlevlerin çevreyi ve Haliç siluetini nasıl etkilediği incelenmiştir.19. yüzyıldan itibaren yaşanan sanayileşme sürecinin, yapılan kentsel planlama çalışmalarının Haliç'in kensel dönüşümüne olan etkileri araştırılmıştır. Sanayileşme ve kent ulaşımı ile ilgili yönetimsel kararların ve planlama çalışmalarının bu dönüşümde önemli rolü olduğu saptanmıştur.Araştırmada, çeşitli dönemlere ait harita, gravür, fotoğraf gibi görsel kaynaklar da kullanılmıştır. Elde edilen bilgi ve verilerden yola çıkarak, Haliç'in dönemsel olarak işlev gelişimini grafiksel bir anlatımla ortaya koyan harita ve siluet çalışmaları üretilmiştir.Anahtar Kelimeler: Haliç, kıyı şeridi, Haliç silueti, kentsel dönüşüm, kentsel planlama, sanayileşme, işlevsel gelişim, tarihi doku.
Erken Cumhuriyet Dönemi sanayi komplekslerinin mekansal analizi: Nazilli, Kayseri, Bursa ve Eskişehir örnekleri
Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu andan itibaren "tam bağımsız" bir ülke oluşturma hedefiyle hareket etmiştir ve bir çağdaşlaşma ve modernleşme projesi uygulamıştır. Bu projenin kurumsal, ekonomik, toplumsal ve bireye yönelik boyutları bulunmaktadır. Ekonomik boyut, çağın koşulları doğrultusunda sanayileşmeyi ve ekonomik bağımsızlığı içermektedir. Erken cumhuriyet dönemi, Türkiye Cumhuriyeti için ekonomik kalkınma savaşımının verildiği dönem olmuştur. Sanayileşmenin gerçekleşebilmesi için özel girişimcilere çeşitli kolaylıklar sağlanmış, ancak özel sektörün beklenen düzeyde bir sanayileşmeyi gerçekleştirecek sermaye ve deneyime sahip olmadığı görülünce devletçi uygulamalara gidilmiştir. 1930'lu yılların başından itibaren çeşitli yasal düzenlemelerle ve uygulamalarla, devlet ekonomik alanda ağırlığını hissettirmeye başlamıştır. 1932'de hazırlanmaya başlanan ve 1934 yılında yürürlüğe giren Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı da bu uygulamalardan birisidir ve tüketim malları üretimine yönelik olarak Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde fabrikalar kurulmasını öngören bir plandır. Bu sanayi planı, aynı zamanda cumhuriyetin mekansal stratejileri doğrultusunda uygulanmıştır. Fabrikaların yerlerinin demiryolu güzergahı üzerindeki küçük Anadolu kentleri olarak seçilmeleri, modernite projesinin tüm ülke sathına yayılma isteğinin somut bir kanıtıdır. Fabrikalar, kuruldukları bölgelerde, istihdam, nüfus artışı, sanayileşme ve kentleşmeye yol açmışlardır. Sağladıkları altyapı, sağlık ve eğitim hizmetleri ve rekreasyon olanakla rı ile halkın ve çalışanlarının yaşantısında etkin rol oynamışlardır. Cumhuriyetin çağdaşlaşma-modernleşme politikasının mekansal ve toplumsal karşılığını bir çok alanda olduğu gibi bu 'modern' sanayi kampüslerinde izlemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Sanayileşme,Türkiye'de Erken Cumhuriyet döneminde sanayileşme Türkiye Cumhuriyeti'nin Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı, Türkiye'deki sanayi yapıları
Gelişmekte olan ülkeler, sanayileşme ve ihracat: Türkiye ile seçilmiş ülke karşılaştırmaları
Bu çalışmanın temel amacı, uyumlaştırılmış uluslararası girdi-çıktı tabloları verilerinden sektörel dikey uzmanlaşma ve yurtiçi katma değer paylarını hesaplayarak, seçilmiş Asya ülkeleri ve Türkiye'nin ihracatlarının gerçekte ne kadarının bu ülkelerde üretildiğini belirlemektir. İkinci amaç, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde uluslararası ticaretin değişen yapılarına bağlı olarak ticaret teorilerinin ve analiz araçlarının gelişimini ortaya koymaktır. Üçüncü amaç, Doğu Asya ülkelerinin ihracata dayalı istisnai sanayileşme süreçlerinde (Asya mucizesi) neyi farklı yaptıklarına ilişkin muhtemel cevapları aramaktır. Dördüncü amaç, Türkiye'nin 1980 sonrası ihracata yönelik sanayileşme sürecini, sektörel ihracat gelişmeleri ve yapısal dönüşümü ile birlikte incelemektir. Son amaç ise, geleneksel ve yeni analiz yöntemlerini kullanarak, bu ülkelerin ihracat performanslarını çok boyutlu olarak karşılaştırmaktır. Böylece Çin ve Asya etkileri de ayrıca incelenmektedir. Çalışmada, çeşitli sektörel ve toplulaştırılmış verilerden gözlenen küresel gelişmeleri ve farklı analizlerden elde edilen sonuçları şu şekilde özetlemek mümkündür: i) İhracata yönelik sanayileşme modeli ekonomik gelişmenin temeli durumundadır. ii) Ticaret önündeki engelleri büyük oranda kaldıran gelişmekte olan ülkelerin, küresel ticaret sistemine katkıları son 20 yıldır sürekli artış trendi göstermektedir. iii) Yüksek ihracat performansı için talep ve arz yönlü faktörler önemlidir. iv) Küresel değer zincirleri, çok sayıda ülkenin iş bölümü içinde birlikte üretim yaptığı, sektörler arası ve sınır ötesi üretim sistemlerini biçimlendirmektedir. Bu yapı, rekabetçilik baskılarının yanında, karşılıklı tamamlayıcılığı da geliştirmektedir. v) Sanayileşme üretimde, ihracatta ve istihdamda bir kalite gelişimini ve yapısal dönüşümü ifade etmektedir. Bu dönüşüm, 'doğal' olarak var olan karşılaştırmalı üstünlüklerden çok, Doğu Asya ülkelerinin başardığı gibi 'edinilmiş' rekabetçi üstünlüklere işaret etmektedir. vi) Uzun bir süre geri planda kalan sanayileşme politikaları, Doğu Asya mucizesinde hükumet müdahalelerinin ve sektörel uygulamaların belirleyici olduğu yönündeki konsensus ile birlikte yeniden önem kazanmıştır. Ancak, özellikle aşırı müdahalelerin, günümüzde diğer gelişmekte olan ülkeler için uygulanabilirliği ve başarısı halen tartışmalıdır. vii) Birçok küresel değer zincirinde üretimin ve ihracatın yurt dışı faktör içerikleri ile katma değer payları 1990 yılından itibaren yükselme trendindedir. Bu süreçte aramalı ticareti nihai mal ticaretinden daha fazla artmaktadır. viii) Ülkelerin ne ürettikleri ve ne ihraç ettikleri önemlidir. Uygulamada, üretim ve ihracat içeriği daha sofistike olan ülke performanslarının daha sürdürülebilir olması, inovasyonun önemini vurgulamaktadır. ix) 2000'li yıllarla birlikte ihracatını hızlı bir şekilde artıran Türkiye, makine ve motorlu taşıtlar gibi orta seviye teknolojili ürünler ihracatındaki küresel payını, geleneksel tarım ve emek yoğun gıda ve tekstil ürünleri aleyhine artırarak yapısal bir dönüşüm de yaşamaktadır. Bu dönüşüm, şimdilik, gelişmiş ülkelerin sanayileşmeme eğilimleri ve yerel avantajlardan yararlanmak için üretim süreçlerini gelişmekte olan ülkelere kaydırmaları ile açıklanabilmektedir. x) Girdi ticareti ve yeniden ihracat kaynaklı çoklu hesaplama nedeniyle, standart toplam ticaret istatistikleri ülkelerin ticaretindeki net katma değerlerini ve kazançlarını yansıtmamaktadır. Ayrıca sadece nihai malları dikkate alan 'endüstri içi ticaret' ve sadece ihracatta ithal girdi payını gösteren (ithalattaki yurtiçi içerikleri kapsamayan) 'dikey uzmanlaşma' ölçümlerinin kullanımı da sınırlıdır. Bu nedenle katma değer ticareti hesaplamaları şimdilik en uygun yöntem durumundadır. xi) 2002 yılı için Türkiye'nin toplam ihracatının ithal girdi içeriği yaklaşık yüzde 17 ve toplam aramalı talebi içinde ithal ara mallarının payı yaklaşık yüzde 16 iken, 2009 yılında toplam ihracatının yurtdışı katma değer içeriği yaklaşık yüzde 22'dir. xii) 2009 yılında Türkiye, Güney Kore, Hindistan ve Çin için imalat sanayisi ihracatında yurtiçi katma değer payları sırasıyla yüzde 74, 64, 76 ve 74 iken, toplam katma değer ihracatının toplam katma değer ithalatını karşılama oranları sırasıyla yüzde 79, 69, 67 ve 51'dir. Sonraki değerler bu ülkelerin net katma değer ithalatçısı olduklarını göstermektedir. Güney Kore (yüzde 470) ulaşım araçlarında; Türkiye (yüzde 336), Hindistan (yüzde 226) ve Çin (yüzde 316) ise tekstil, deri ve ayakkabı ürünlerinde en yüksek oranlara sahiptir.
19.Yüzyılda Osmanlı Devleti'nin sanayileşme politikaları ve sonuçları
Sanayi Devrimi ile liberalizmi benimseyen Avrupalı devletler, sanayileşme sürecinde başarılı olmuştur. İktisadi yaşamın çeşitli safhalarındaki merkeziyetçi ve kontrolcü yapısıyla bilinen Osmanlı Devleti, özel sektörün sermaye birikimine ve dolayısıyla sanayileşmeye uygun bir iktisadi iklim oluşturamamıştır. Osmanlı Devleti'nde sanayileşme sürecinde sadece devletçi hamleler, sanayileşme sürecinin sağlıklı bir biçimde işleyişine imkân vermemiştir. Sanayileşme için uygun bir iktisadi yapısı olmayan Osmanlı Devleti sanayileşmede Avrupa'dan geri kalmıştır. Üretim artışı ile beraber, hammadde ve ucuz pazar arayışındaki Avrupa, hammadde eksikliği yaşamıştır. Bununla bağlantılı olarak ekonomik bir buhranın içine girmiş olan Avrupa, Osmanlı Devleti'nden ucuz hammadde almıştır. Alınan bu hammaddeleri dünyaya pazarlayan Avrupa, yüksek katma değerli ürün üretmiş olup sermaye birikimini artırmıştır. Büyük çaplı olmasa da üretim faaliyetlerine devam eden Osmanlı Devleti bir zaman sonra üretimde kullanacağı hammaddenin eksikliğini hissetmiştir. Verilen ticari imtiyazlarla yabancı menşeili mallarla mücadele edemeyen Osmanlı'nın sanayisi tükenme noktasına gelmiştir. Osmanlı Devleti temel ihtiyaçlarını bile ithal eder hale gelmiş ve ithalatın neticesi olarak bütçe açıkları oluşmuştur. Bütçe açıkları ve yabancılara verilen kapitülasyonlar ile birlikte Osmanlı Devleti'nin ekonomisi, aşılması mümkün olmayacak bir ekonomik buhrana sürüklenmiştir. Sonuç olarak, Osmanlı Devleti sanayileşme adımlarını istediği gibi atamamış ve gerek ekonomik durumundan dolayı gerekse Osmanlı bürokrasinin almış olduğu yanlış kararlar neticesinde sanayileşme çabaları başarısız olmuştur. Tez çalışmasında Osmanlı'nın sanayileşme çabalarının gelişimi ve bu gelişim sürecinin başarılı ve başarısız olma nedenleri eleştirel bir yaklaşımla incelenmiştir.
Ekonomik büyüme, sanayileşme ve orta gelir tuzağı ilişkisi: İnovasyon temelli çıkış stratejileri üzerine ampirik analizler
Dünya ekonomisinde yer alan orta gelirli ülkelerin (OGÜ) büyük çoğunluğunun uzun süreler itibariyle aynı gelir düzeyinde yer alıp, yüksek gelirli ülkeler (YGÜ) grubuna yükselememesi durumu "orta gelir tuzağı" kavramının önemli bir olgu olarak ortaya çıkmasına neden olmuştur. Orta gelir tuzağının kavramsal çerçevesi kadar ilgi uyandıran diğer bir yönü, orta gelir tuzağının arkasında yatan temel gerekçeler ve orta gelir tuzağından çıkış stratejileridir. Son dönemlerde, özellikle OGÜ'de uygulanan ihracata dayalı sanayileşme stratejilerinde belirli tıkanıklıkların yaşandığı görülmektedir. Kanchoochat ve Intarakumnerd (2014) çalışmasında, ihracata dayalı sanayileşme stratejilerinde yaşanan sorunlardan dolayı orta gelir tuzağına düşmüş olan ülkelere orta gelir tuzağından çıkışları amacıyla, ihraç edilen mal sepetlerinde ürün çeşitliliklerini arttırmaları gerektiği tavsiye edilmektedir. Genel olarak ülkenin ihracat kompozisyonu, yapısının değişmesi ve çeşitlenmesini ifade eden ihracat çeşitliliğinin, orta gelir tuzağından çıkış sürecindeki etkisinin sınanması amacıyla yapılan analizlerde, ülke grupları, orta gelir tuzağı yaklaşımlarından Robertson ve Ye (2013) yaklaşımına göre, 1975-2015 yılları itibariyle orta gelir tuzağında olan (OGT-middle income trap countries) ve orta gelir tuzağından kaçan ülkeler (KOGT-non-middle income trap) olmak üzere ayrıma tabi tutulmuştur. Bu çerçevede ilk olarak 1995-2015 yılları için OGT ve KOGT grubunda ihracat çeşitliliği ile ekonomik büyümeleri arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Yapılan analizde ihracat yoğunluğunu/uzmanlaşmasını tespit etmek amacıyla ilgili çalışmalarda en sık kullanılan Herfindahl-Hirschman Endeksi (HHI)'nden faydanılmıştır. Yapılan analiz sonucunda OGT grubunda ihracat çeşitliliğinin ekonomik büyümeyi pozitif, KOGT grubunda ise negatif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar, OGT grubunda ihracat çeşitliliğinin arttırılmasına yönelik politika uygulanması, KOGT grubunda ise ihraç edilen malların üretiminde uzmanlaşmaya yönelmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. OGT ve KOGT grubunda ekonomik büyüme için gerekli olan ihracatta çeşitlendirme ve uzmanlaşma, Cirera vd. (2015) ve Bebczuk ve Berettoni (2006) gibi çalışmalarda da ifade edildiği üzere inovasyona dayalı büyüme stratejisinin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, inovasyonun orta gelir tuzağından çıkış aşamasındaki etkisinin değerlendirilmesi amacıyla 1996-2015 yılları esas alınarak, OGT ve KOGT için 27 farklı inovayon göstergesi ile endeks hesaplanmaktadır. Hesaplanan inovayon endeksinin (HİE) tahmin edilmesinde Temel Bileşenler Analizinden (PCA) faydalanılmaktadır. Bu çerçevede, yapılan analizin sonraki aşamalarında HİE ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki II. Nesil Panel Veri Analiz Yöntemleri ve Dumitrescu ve Hurlin (2012) Panel Nedensellik Testleri kullanılarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen sonuçlarda, OGT için inovasyon göstergelerindeki gelişmelerin ekonomik büyümeye olan katkısının, KOGT grubundaki etkisine göre çok daha düşük olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Beklentilerle uygun olarak elde edilen analiz bulguları, OGT için orta gelir tuzağından çıkış bağlamında politik önerilerde bulunmaya imkan sağladığından, çalışmanın sonuç bölümünde bu doğrultuda çeşitli önerilerde bulunmaktadır.
Endüstri 4.0 'ın rekabet gücü üzerindeki etkisi: Türkiye ekonomisi analizi
İnsanlık, Dördüncü Endüstri Devrimi olarak bilinen yeni bir devrimin eşiğinde duruyor. Bu devrim fiziksel ve sanal dünyaları birbirine bağlayarak üretimin dijital dönüşümünü gerçekleştiriyor. Dördüncü devrim ile birlikte rekabet ortamı gittikçe zorlaşıyor ve eskisinden daha acımasız hale geliyor. Endüstri 4.0 rekabete yeni bir boyut kazandırmakla beraber, rekabet gücünü belirleyen faktörlere de etki ediyor. Dolayısıyla bu dönüşümün ülkelerin rekabet gücü üzerinde yaratacağı etkiyi anlamak son derece önemlidir. Endüstri 4.0 yeni iş yapma biçimleri sağlamakla birlikte yeni ürün ve hizmetler oluşturma ve üretimi gerçekleştirme konusunda yeni yollar sunacak. Bütün bunlar değişen ekonomik koşullara uyum sağlayabilen, değişen pazar talepleriyle baş edebilen ve hızla büyüyen uluslararası rakiplerle rekabet edebilecek endüstriler yaratmak için önemlidir. Önümüzdeki yıllarda üretim akıllı ve esnek üretim sistemlerine sahip üretime geçiş yapacak. Ürünler, makineler ve üretim tesisleri değer zinciri boyunca son derece ayrıntılı bir şekilde birbirileriyle bağlantılı olacak. Bu çalışmada Endüstri 4.0'ın rekabet gücü üzerindeki etkisi araştırılmaktadır. Bu bağlamda ilk olarak Endüstri 4.0 hakkında bilgi verilmiş ve dünyadaki uygulamalarından bahsedilmiştir. Daha sonra rekabet gücü teorilerine değinilerek, Endüstri 4.0'ın rekabet gücü ilişkisi ortaya konulmuştur. Son olarak da Türkiye'nin bu süreçteki rekabet gücü anlatılarak, politika önerilerinde bulunulmuştur.
Türkiye'de planlı dönem öncesi kırdan kente göç olgusu ve kentleşme
Tarihsel süreçte uzunca bir dönem insanlığın temel yaşam alanlarını oluşturan kırsal alanlar, geleneksel toplumdan sanayi toplumuna geçişle birlikte kentlerin sahip olmaya başladığı avantajlı konumlarının bir getirisi olarak kentlere göç vermeye başlamışlardır. Dünyada kır ve kent dengesinin değişmeye başladığı bu gelişmeyle birlikte sanayinin filizlenmeye başladığı kentler, her geçen gün kırlardan daha fazla işgücü talep etmeye başlamış ve böylece kırsal dünyadan kentsel dünyaya giden yolun kapıları aralanmıştır. Bununla birlikte, göçün kırlardan kentlere doğru olan şekilsel yapısı tüm ülkelerde benzer olarak gerçekleşmişse de içerik bakımından gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kentleşmenin farklılaştığı kabul edilmiştir. Bu iki kategoride ortaya çıkan farklılaşma ise kırdan kente göç sürecine tarımsal üretim ilişkilerinde yaşanan dönüşümün mü, yoksa sanayinin gelişiminin mi yön verdiğinin belirlenmesiyle açığa kavuşmaktadır. Türkiye bağlamında bu soruya cevap aramak için yola çıkan çalışma, planlı dönem öncesinde kırdan kente göç hareketlerinin ve kentleşme olgusunun ortaya çıkmasında rolü olan temel dinamiklerin neler olduğunu ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu yapılırken, Osmanlı'dan Cumhuriyet'in ilanına ve oradan da 1950'lere kadar olan süreçte ağırlıklı olarak kırda yaşayan nüfusun, hangi gelişmelerle birlikte kente göç etmeye başladığının anlaşılmasına odaklanılmıştır. Bu amaçla tarihsel süreklilik içerisinde dönemsel olarak kentsel gelişme dinamikleri ele alınmış, özellikle 1950 öncesi son on yılda yaşanan gelişmelerin kırsal alanlarda göçü hazırlayıcı yönleri ortaya koyulmaya çalışılmış ve hızlı kentleşmenin başladığı 1950'li yıllarda tarımsal yapı, ulaşım ve sanayi politikalarının kentleşme sürecine olan etkileri analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kırdan Kente Göç, Kentleşme, Planlı Dönem Öncesi, Sanayi Devrimi, Kentleşme ve Sanayileşme Sürekliliği.
Gümrük Birliği'nin, ihracata yönelik sanayileşme stratejisi açısından Türkiye'nin ekonomik kalkınmasına etkisi
Gümrük birlikleri (ekonomik entegrasyonlar) ile ilgili temel çalışmalar 1950'lerde yayınlandı. Buna ek olarak, 1950'lerin ortalarına gelindiğinde sanayileşme gelişme ile aynı anlama sahipti. Gümrük Birliği Üyeliği ve bunu takip eden sanayileşme stratejisi sadece dış ticareti değil aynı zamanda ekonomik gelişmeyi de etkilemektedir.1957 yılında Roma Anlaşması'na imza atarak altı Avrupa Devletinin (Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, İtalya) katılımıyla kurulmuş olan Avrupa Ekonomik Birliği halen gümrük birliğini oluşturmuş olan dünyadaki en büyük ekonomik bütünleşmedir.Türkiye ve AB arasında gümrük birliği temelli bir ilişki inşa etmiş olan Ankara Anlaşması 1963 yılında, Türk ekonomisini iyileştirmek ve Türkiye'de yaşayan insanların yaşam standartlarını yükseltmek üzere imzalandı.1970'lerin sonuna gelindiğinde ise Ankara Anlaşması'nın şartları ve açık ekonominin (serbest ticaret) bir zorunluluk haline gelmesi, ekonomik istikrarını sağlamak için Türkiye'yi sanayileşme stratejisini değiştirmeye zorladı. Bunun üzerine 1980 yılında İhracata Yönelik Sanayileşme uygulamaya konuldu.İhracata Yönelik Sanayileşme uygulaması sırasında Türkiye ihracatı sürdürmesi için gerekli olan üretim patlamasına ulaşamadı. Türk ekonomisinin üretim yapısı ithal ikamesi sanayileşme stratejisi üzerine kurulu idi. Üretim alanında teknoloji, araştırma, kalkınma ve teknik eğitim açısından eksikler mevcuttu. Bütün bu engellere rağmen, İhracata Yönelik Sanayileşmenin sonucunda ihracatımız 2.9 milyar dolardan (1980) 18 milyar dolara yükseldi. Bu dönemde ayrıca sektörel dağılımda da önemli yapısal değişiklikler yaşandı. Ülke ekonomisinde ihracatın önemini gösteren ihracat - gayrisafi milli hasıla oranı 1980 yılında yüzde 5 iken, 1994'e gelindiğinde yüzde 14'lere yükseldi.Gümrük Birliği, Türkiye ve AB arasında 31.12.1995 tarihinden itibaren uygulamaya konuldu. Bu birlik endüstriyel ürünleri ihtiva etmektedir. Gümrük Birliği ile Türk sanayisi dış rekabet ile yüzleşmektedir. Gümrük Birliği, yatırım ve üretim yapımızın yönünü dış pazarlara çevirmeye zorlayacaktır. Kaliteyi yükseltmek ve maliyetleri düşürmek için araştırma, geliştirme ve teknik eğitime önem vermemiz gerekmektedir. İhracat miktarlarımızdaki artış, ekonomimizin dünya ekonomisi ile uyumlu hale geldiğinin bir işaretidir.Bu araştırmada kullanılan temel yöntem özellikle Dış Ticaret ve Gayrisafi Milli Hasıla ile ilgili çeşitli göstergelerin neden sonuç ilişkisi içinde kullanılması ve yorumlanmasını temel almaktadır. Ayrıca yapılan yorumlar, istatistiksel analiz yöntemi ile de kanıtlanmaya çalışılmıştır.
Makroekonomik perspektif çerçevesinde Gaziantep sanayi tarihi
Gaziantep'te cumhuriyet ilan edilmeden önce, yüksek getirisi olan mesleklerin tamamına yakınını Ermeniler icra ediyordu. Antepli Türk harsı getirisi düşük işler yapıyor ve meslek erbaplığından uzak tutuluyordu. Antep Harbi sonrası şehirde kalan Türkler, viraneye dönmüş bir şehri imar edip, yaşanılabilir bir yer yapmak zorunda olduğunun farkındaydılar. Savaş henüz bitmişti ama şimdi daha uzun sürecek olan iktisadi savaş yeni başlıyordu. Antep Harbi'ndeki çaresizliğin vermiş olduğu kudretle, düşmanı defeden Antepliler, yine aynı çaresizlikle bir memleketin kendi başına kalkınması için gerekli mücadeleyi veriyorlardı. Bu iktisadi harpte de yokluklar en büyük unsurdu. Şehirde mesleğinde uzmanlaşmış insan sayısı yok denecek kadar azken, herhangi bir işten anlayanlar da ya çırak yada kalfa seviyesinde bilgi ve beceriye sahipti. Bu neslin yokluklardan başlattığı kutsal mücadele ile savaş yaraları sarılmış, şehir yeniden imar edilmiş ve bölgede hiçbir topluluğun yapamadığı sanayi adımlarını atmaya muvaffak olmuşlardı. 1923-1973 yılları arasını incelediğimiz yarım asırlık süreçte, çoğunlukla birincil ve ikincil kaynaklar taranmış, birçok buluşlar ve muvaffakiyetler anlatılmaya çalışmıştır.
Endüstri 4.0 ışığında Türkiye'de sanayi seviyesi: Tosya örneği
Geçmişten günümüze kadar olan süre zarfında kurumlar, akademik kesim ve üreticiler; üretimin nasıl rahat ve verimli hale getirilebileceği sorusuna yanıt aramıştır. Bu doğrultuda Almanya'nın Hannover kentinde düzenlenen teknoloji fuarında adı "Endüstri 4.0" olarak adlandırılan dijital dönüşüm devrimi düşüncesi dünyada hızla yayılmaya başlamıştır. Endüstrileşme kavramı üzerine sosyal bilimler literatürü içerisinde fazlasıyla kaynak bulmak mümkündür. Aydınlatılması gereken sorular ise Endüstri 4.0 nedir? Nasıl uygulanacak? Endüstri aşamasının neresindeyiz? gibi sorular olmalıdır. Bu çalışma ile endüstri kavramının tarihçesinden hareketle endüstri devrimlerine ışık tutulmuştur. Endüstrileşme yolunda geçmişten bugüne devletlerin attıkları adımlara literatür taraması metodu kullanılarak değinilmiştir. Çalışmanın devamında ise şu an için uygulanması zor gibi görünen ama gelişen teknoloji ile bunun uzun sürmeyeceği tahmin edilen Endüstri 4.0 kavramını anlayabilmek adına uygulamalar yapılmıştır. Endüstri düzeyinin ne olduğunu ve yetkinliğini sağlamak için neyin gerekli olduğunu anlamak, endüstriyel dönüşümün doğru şekilde uygulanması için büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla Tosya bölgesindeki bazı sektörler ele alınarak endüstrileşme durumları yerinde gözlem ve derinlemesine mülakat yöntemi kullanılarak atılması gereken adımlar ile ilgili bilgi edinilmeye çalışılmıştır.
Türkiye'de televizyon endüstrisinin temel yapılanışı bağlamında sağlığın işlenişi
Günümüzde teknolojinin getirdiği yenilikler ile birlikte birçok kitle iletişim aracı mevcut olsa da televizyon halen kitlelere ulaşmaktaki rolünü korumaktadır. Bu nedenle insanların en temel hakkı olan sağlıkla ilgili bilgi almaları konusunda da önemli bir yere sahip olmayı sürdürmektedir. Televizyonun bu konumu sağlık konularının ilgi çekici olması gerçeğiyle birleştiğinde sağlık programlarının televizyon kanalları tarafından önemsendiği ve yoğun bir biçimde üretildiği bir ortam karşımıza çıkmaktadır. Bu programlar, özellikle, medyanın bilgilendirme işlevi temeline dayandırılmakta ve insanların sağlık konusunda bilgilendirilmelerinin temel amaç olduğu ön plana çıkarılmaktadır. Ancak, sağlık programlarının televizyon endüstrisinin hâkim ticari yapılanışı içinde üretildikleri dikkate alındığında bilgilendirme işlevinin de sorgulanır bir hale dönüştüğü görülmektedir. Bu bağlamda, tezin konusunu televizyon endüstrisinin hâkim ticari yapısı temelinde televizyondaki sağlık programlarında sağlığın sunumunun gerçekleşme biçimleri oluşturmaktadır. Televizyon programcılığının yapılanış ve işleyiş biçimlerinin sağlığın sunumunu şekillendirmede önemli bir rol oynadığı düşünülmektedir. Bu çerçevede, televizyonda sağlık programlarının şekilleniş biçimleri temelinde sağlık konusunun işleniş ve sunum biçimleri analiz edilmektedir. Çalışmada, temel olarak, televizyon endüstrisinin yapılanış biçim ve mantığının sağlık programlarını bilgilendirmeden ziyade endüstrinin hâkim eğlence kodlarını ön plana çıkaran bir yapılanış biçimine yönlendirdiği ileri sürülmektedir. Bu durumun, sağlık programlarının birbirine benzer yapılanış biçimlerinde ve bu programlarda sağlık konularının sunuluş biçimlerinde karşılık bulduğu savunulmaktadır. Bu bağlamda, çalışmada temel olarak Doktor Geldi, Dr. Feridun Kunak Show, Sağlık Zamanı ve Kendine İyi Bak programları üzerinden gerçekleştirilen içerik analizi temelinde karşılaştırmalı bir inceleme yapılmıştır. Bu programların temel yapılanış ve sağlık konusunu ele alış biçimleri analiz edilerek televizyonda bu konuda hâkim bir işleyiş mantığının olup olmadığı sorgulanmıştır. Seçilen programlar sağlık konusundaki hâkim işleyişin ticari yayıncılık yapan kanallardan kamu yayıncılığına kadar televizyon sektöründe karşımıza çıkan tüm alanlara yayıldığını göstermeye aracılık etmektedir. Televizyon endüstrisi program içeriklerini birbirine benzetmektedir. Anahtar Kelimeler: Sağlık, Sağlık İletişimi, Medya, Televizyon, Sağlık Programları
Kaldor'un iktisat bilimine katkıları ve Türkiye'de Kaldor yasasının simetrik ve asimetrik nedensellik testleriyle analizi
Post Keynesyen bir iktisatçı olarak Kaldor, iktisada birçok katkı sağlamıştır. Kaldor'un ekonomik teoriye en büyük katkısı, sanayiye dayalı büyümedir. Sanayi ile ekonomik büyüme ilişkisi Kaldor'un kanunları ile birlikte incelenmektedir. Bu çalışmada Kaldor'un iktisada olan katkıları açıklanmış, Kaldor'un birinci (sanayi sektörü ekonomik büyümenin motorudur) ve ikinci (sanayi sektöründeki katma değer artışı işgücü verimliliğini arttırmaktadır) kanunu simetrik (Toda-Yamamoto (1995), Hacker-Hatemi-J (2003)) ve asimetrik (Hatemi-J (2012)) nedensellik analizleri ile Türkiye için test edilmiştir. Türkiye'de 24 Ocak 1980 kararlarından sonra ithal ikameci strateji terkedilerek ihracata dayalı sanayi stratejisine geçilmiş ve bu nedenle sanayi sektörü büyük ölçüde yapısal değişikliklere uğramıştır. Bu yapısal değişiklikler göz önüne alınarak çalışmada yıllık verilerle 1980-2014 dönemi seçilmiştir. Toda-Yamamoto (TY) (1995) ve Hacker-Hatemi-J (2006) nedensellik testlerinin sonuçlarına göre; Kaldor'un birinci ve ikinci kanunu Türkiye için geçerlidir. TY nedensellik analizi sanayi sektöründeki katma değer artışının ekonomik büyüme ve sanayi sektöründeki işgücü verimliliğini pozitif etkilediğini göstermektedir. Hatemi-J (2012) nedensellik testine göre Kaldor'un birinci kanunu geçerlidir; fakat Kaldor-Verdoorn kanununu destekler herhangi bir bulgu yoktur. Bu sonuçlar, Türkiye'de sanayi sektörünün ekonomik büyümeyi desteklediğini göstermektedir.
Türkiye'de 1960-2006 döneminde iç göç ve demografik yapıdaki değişimin bölgelerarası yakınsamaya etkisi
Türkiye ekonomisi 1950 yılı itibariyle değiştirmiş olduğu sanayileşme stratejisinin etkilerini, ilk etapta içgöç olgusunun yaygınlaşmasıyla yaşamıştır. Daha içe dönük, kendi kendine yetmeyi amaç edinmiş ithal ikameci sanayileşme stratejisinin 1950 yılı sonrasında, kısmi liberalizasyon ve ihracata yönelik bir sanayileşme stratejisine dönüştürmesi sonucunda, öncelikle sanayi kesiminin ihtiyaç duyduğu istihdam bir süre sonra tarım kesiminden sağlanmaya başlamıştır. Bu durum yalnızca sanayiye işgücü akımını sağlamakla kalmayıp, diğer tüm kalkınma göstergelerindeki doğu-batı farklılığını da gözler önüne seren bir unsur olarak değerlendirme altına alınmıştır. Bu çerçevede 1962 de DPT'nin kurulmasıyla, planlı dönem olarak adlandırılan ve ciddi kalkınma planlarının yapılmaya başlandığı 1960'li yıllar sonrasında içgöç yine önemli sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çerçevede ilk olarak incelenecek olan nokta, sanayileşme stratejisinde meydana gelen bu yönlü bir değişimin tarım kesiminden kentsel kesime işgücü akımını sağlarken, acaba göç teorileri o günün Türkiye koşullarını açıklamada yeterli olmuş mudur sorusu olacaktır. Daha sonrasında ise kentsel büyüme, içgöçün etkisiyle nasıl bir yapılanmaya sahne olmuştur şeklindeki bir inceleme ile içgöçün nedeni yalnızca sanayileşme stratejisi kapsamında değerlendirilmesi gereken bir sorun mudur diye bir açılım tartışılacaktır.Dünya konjonktüründe 1974 -1978 yıllarında yaşanan petrol krizleri Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeleri de ciddi bir dış ödemeler sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır. Bu durumdan kurtulabilmek için Bretoon-Woods Kuruluşları tarafından önerilen Yapısal Uyum Programları (YUP) çerçevesinde Gelişmekte Olan Ülkelerin uygulamaları gereken birtakım yapılanmalar 1980 sonrası Türkiye ekonomisinde de dışarıya açılma politikalarının gelir dağılımı üzerinde yarattığı etkiler dâhilinde içgöçün boyutları değiştirdiğini görmekteyiz. 1980 sonrasında meydana gelen bu değişme ve dinamiklere ek olarak özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşanan terör ve şiddet gibi olayların da iç göç üzerindeki etkisi yadsınamayacak durumdadır. Bu bölgelerin demografik yapıları da Batı bölgelerin demografik yapılarından çok farklılık göstermektedir. Kaba doğum oranının, bebek ölüm oranının, işsizlik oranının daha yüksek, hizmetler sektöründe çalışanların oranının daha düşük olduğu bu bölgelerde içgöç çoğu zaman yeni bir yol olarak görülmektedir. Bu bölgeler içinde kırsaldan kente olan göçün yanı sıra, bölge dışına göçün de yaygın olduğunu görmekteyiz. Göç, beraberinde yeni iş ve istihdam alanlarının oluşturulmasını da gerektirmektedir. Bu çerçevede kentsel formel sektörde istihdam edilemeyen yeni göç etmiş ve çoğu zamanda niteliksiz olan işgücü sonrasında kentsel enformel sektörün daha da büyümesine yol açmaktadır. Bunun yanında barınma, ulaşım gibi birtakım ihtiyaçların da karşılanmasını zorunlu kılmaktadır. Kentsel sektördeki iş alanlarının büyümesinin etkisi iç göçün artırılmasında bir faktör mü oluşturmaktadır yoksa bu işgücünün kayması sonucunda mı kentsel iş alanları büyümüştür şeklindeki bir ikilem analiz edilecektir.1960 -1980 ve 1980 -2006 dönemi iki ayrı durum olarak değerlendirilmeyi gerekli kılmaktadır. Çünkü Türkiye ekonomisi 1980 sonrasında yaşamış olduğu küçük ve orta büyüklükteki krizlerin sonucunda IMF ve DB gibi kuruluşlarla olan ilişkilerinde daha aktif olarak rol üstlenmeye başlamıştır ve bu bağlamda uygulanan Yapısal Uyum Programları bu kuruluşların desteği sonucunda geliştirilmiştir. Özellikle ?2001 Şubat krizi sonrasında uygulamaya konan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı (GEGP)'nın içinde barındırdığı tarım sektörüne yönelik olan maddeler, tarım sektöründe istihdam edilenler ile diğer sektörlerde istihdam edilenler arasında gelir farkını daha da belirgin olarak bozmuştur.? şeklindeki bir ön sav ile içgöçte bu dönem sonrasında yapısal olarak değişimin bulunup bulunmadığına bakılmalıdır.Tarımsal işgücünün daha yoğun bir biçimde istihdam edildiği Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde, doğu-batı farklılığının birçok yönüyle ortaya çıkarıldığı bu bölgelerdeki illerin hem gelir dağılımı sıralamalarında hem de ülke ekonomisine yapmış oldukları katkı, yerli ve yabancı yatırım olanaklarının sayısı bakımından, genel kalkınma göstergeleri olarak bilinen eğitim ve sağlık hizmetlerinden faydalanmadaki geri kalmışlık belirgin bir biçimde görülmektedir. Bu kapsamda yapılan bölgesel gelişme uygulamalarının bile gerekli oranda bu bölgelerden yapılan göçü engellemeye yetmediğini göstermektedir.Gerek 1980 sonrası uygulanan YUP'lar gerekse de sanayileşme stratejileri ve bölgesel kalkınma uygulamaları içgöç ve demografik yapı üzerinde gereken ya da beklenen iyileşmeyi sağlamış mıdır sorusunu gündeme getirmekte, hem de bölgelerarası gelir farklılığını ortadan kaldırmaya yönelik olarak uygulandığı söylenen bu politikaların bölgelerarası yakınsamaya etkisi ne şekildedir ve YUP'lar bölgelerarası yakınsamayı Türkiye için sağlamada ne ölçüde başarılıdır şeklinde bir analiz yapılacaktır.Anahtar Sözcükler1.Türkiye2.İçgöç3.Yakınsama4.Demografik Yapı ve İstihdam