Causality

231 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Türkiye ekonomisinde enerji tüketiminin temel belirleyicileri: Bir zaman serisi analizi

Bu tezin temel amacı, Türkiye ekonomisinde enerji tüketiminin belirleyicilerini ampirik olarak analiz etmektir. Çalışma 1975-2015 zaman serisi verilerini kullanarak ekonomik büyüme, finansal gelişme, sermaye, endüstrileşme ve ticari dışa açıklığın enerji tüketimi üzerindeki etkisi üzerinde durmuştur. Serilerin birim kök analizleri için ADF, PP, DF-GLS, KPSS ve Ng-Perron testleri kullanılmıştır. Ayrıca, birim kök analizleri için Lee-Strazicich tek yapısal kırılmalı testi de kullanılmıştır. Seriler arasındaki eşbütünleşmeyi araştırabilmek için ARDL sınır testi tercih edilmiştir. Seriler arasındaki nedensellik ilişkilerinin belirlenmesinde Granger ve Toda-Yamamoto nedensellik testleri uygulanmıştır. Yapısal kırılmalı birim kök analizinden elde edilen sonuçlar değişkenlerin düzeyde ya da birinci farkında durağan olduğunu ortaya koymuştur. Bu birim kök sonuçları ARDL sınır testi yaklaşımının kullanılmasına imkan sunmuştur. ARDL sınır testi sonuçları her üç modelde de değişkenler arasında bir uzun dönem ilişkisinin varlığını tespit etmiştir. Uzun dönem tahmin sonuçları; ekonomik büyüme, finansal gelişme, sermaye, endüstrileşme ve ticari dışa açıklığın enerji tüketimini artırdığı bulgusuna ulaşmıştır. Nedensellik analizi sonuçlarına göre; ticari dışa açıklık ve finansal gelişmeden enerji tüketimine doğru işleyen tek yönlü nedensellikler belirlenmiştir. Tezden elde edilen sonuçlar, enerji politikaları ile ilgili önemli öneriler sunabilecektir.

ARDL Sınır TestiEkonomik etkiEnerji+6
Uğur Çınar
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Beşerî sermaye ve ekonomik büyüme ilişkisinin test edilmesi: Türkiye ekonomisi üzerine bir zaman serisi analizi

Bu tezde beşerî sermaye ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki teorik ve ampirik olarak araştırılmaktadır. Ekonomik büyüme yaklaşımlarının ele alınmasından sonra Türkiye ekonomisi örneğinde 1970-2018 döneminde beşerî sermaye-ekonomik büyüme ilişkisi ampirik olarak incelenmektedir. Beşerî sermayenin bir belirleyicisi olarak doğuşta yaşam beklentisi kullanılmaktadır. Değişkenlerin durağanlık analizi için DF-GLS ve KPSS testlerinden yararlanılmaktadır. Eşbütünleşme analizi için Johansen testi uygulanmaktadır. Değişkenlerin katsayılarının tahmin edilmesi için DOLS, FMOLS ve CCR tahmincileri kullanılmaktadır. Değişkenlerin nedensellik analizi için Toda-Yamamoto nedensellik yaklaşımı kullanılmaktadır. Çalışmadan elde edilen ampirik bulgular Türkiye ekonomisi için önemli politika önerile sunabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Beşerî Sermaye, Ekonomik Büyüme, Eşbütünleşme, Nedensellik, Türkiye

Beşeri sermayeEkonomik büyümeEkonomik etki+4
Mazlum Özdil
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

G-20 ülkelerinde sağlık harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin analizi

Bu çalışmada G-20 ülkelerinden Türkiye'nin de dahil olduğu 8 ülkenin ( Kanada, Almanya, İtalya, Japonya, Kore Cumhuriyeti, Türkiye, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri ) 1982-2017 yıllarındaki verileri kullanılarak sağlık harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki panel verileri kullanılarak ekonometrik olarak analiz edilmiştir. 1980-2017 yılları arasında kişi başına kamu sağlık harcamaları, kişi başına özel sektör sağlık harcamaları ve ekonomik büyümeyi temsil eden kişi başına gayri safi yurt içi hasıla değişkenlerine ilişkin panel veri analizi kullanılmış, STATA kodları kullanılarak STATA 13 paket programıyla analiz edilmiştir. Analizde öncelikle değişkenliklerin durağanlıkları panel birim kök testleri ile sınanmış ve tüm değişkenlerin 1. farklarında durağan olduğu görülmüştür. Çalışmanın devamında değişkenlerin aralarındaki nedensellik ilişkisi PANEL granger nedensellik testi ile analiz edilmiş ve analiz sonucunda ekonomik büyümeden hem kamu sağlık hem özel sağlık harcamasında çift yönlü nedensellik ilişkisi olduğu kamu sağlık harcamasından özel sağlık harcamasına tek yönlü nedensellik ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Panel Birim Kök Testleri iki kısımda incelenmiştir. Birinci kısımda, Im, Peseran, Shin (2003) ve Fisher odaklı (ADF ve PP testleri gibi), bireysel birim kök testleri, ikinci kısımda ise, Levin, Lin, Chu (2002); Breitung (2000) ve Hadri (2000) birim kök testleri kullanılmıştır. Çalışmada ayrıca incelenen dönemde kamu ve özel sektör sağlık harcamalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkileri varyans ayrıştırması ve etki tepki analiz yöntemleri ile ortaya konulmuştur.

Ekonometrik analizEkonomik büyümeFinansman+5
Esra Ertürk
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme ve ekonomik büyüme ilişkisi: Türkiye örneği

Bu tez çalışmasının temel amacı, küreselleşme ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi teorik ve ampirik olarak araştırmaktır. Ampirik açıdan bakıldığında; küreselleşme ve ekonomik büyüme ilişkisi Türkiye ekonomisi bağlamında 1987-2018 döneminde zaman serisi analizi kullanılarak analiz edilmektedir. Küreselleşmenin yanı sıra enerji tüketimi, sabit sermaye yatırımları ve teknolojik yenilikler ekonomik büyümenin diğer belirleyicileri olarak büyüme modeline dahil edilmişlerdir. İlk olarak; değişkenlerin birim kök özellikleri Vogelsang-Perron tek kırılmalı birim kök testi ile araştırılmaktadır. İkinci olarak; değişkenler arasında bir uzun dönem ilişkisinin varlığı ARDL sınır testi ile incelenmektedir. Üçüncü olarak; uzun dönem katsayıları ARDL, DOLS, FMOLS ve CCR yaklaşımlarıyla tahmin edilmektedir. Son olarak; değişkenler arasındaki nedensellik ilişkilerinin analizinde Toda-Yamamoto testi kullanılmaktadır. Ekonometrik analizlerden elde edilen sonuçlar uzun dönemde küreselleşmenin ekonomik büyümeyi zayıflattığı yönündedir. Bu durum önemli politika önerilerinin sunulmasına imkan tanımaktadır.

ARDL Sınır TestiEkonomik büyümeKüreselleşme+3
Emrah Sarıtaş
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Klasik ve kuantum mekanik paradigma bağlamında nedensellik kavrayışının incelenmesi

Doğa araştırmasının salt bir theoria etkinliğinden yöntemli ve sistematik bir etkinliğe evrilmesiyle, doğaya ilişkin bilgimizin mahiyeti de dönüşüme uğramıştır. Bilimsel etkinliğin yöntemi, doğaya bakışın ufkunu belirleyen bir sınırlama olarak iş görür. Araştırmanın yöntemi tarafından sınırlanan bilgimiz gerçeklik anlayışımızı belirlerken, her yeni bilimsel kuramla, doğa hep yeniden tasarlanır. Fizik bilimi, Antik Çağ'dan günümüze, doğa ve bilgi kavrayışımızı kökten bir şekilde dönüştüren iki büyük kuramsal devrime tanıklık etmiştir. Bu tez çalışması, Aristoteles fiziğinden, Newton fiziğine ve buradan kuantum fiziğine doğru gerçekleşen bu devrim hattını takip ederek, fizik biliminde neden kavramı ve nedensellik kavrayışlarının dönüşümünü incelemektedir. Tezin amacı, nedensellik düşüncesinin fizik teorilerinde nasıl yer bulduğunun ve teorilerde temel alınan doğa, bilgi ve bilim tasarımlarının nedensellik kavrayışlarına olan etkisinin incelenmesi; ayrıca kuantum fiziğindeki nedensellik tartışmalarının, kuantum mekaniğinin standart yorumu ve David Bohm'un geliştirdiği alternatif nedensel yorum üzerinden bilim felsefesi ışığında değerlendirilmesidir. Tezin ilk iki bölümü Aristoteles felsefesinde ve klasik fizikte nedenselliğin ele alınış biçimini ortaya sererken, son bölüm kuantum mekaniğinde söz konusu iki yorum kapsamında nedensellik tartışmalarına odaklanır; ardından, bu yorumlardan birinin ötekine yeğlenmesinin sebeplerini açıklamayı dener. Sonuç bölümünde nedensellik kavrayışının fizik teorilerinin temel aldığı doğa ve bilgi tasarımlarına bağlı olarak değişime uğradığı, bu bağlamda kuantum mekaniğinin nedensel bir yorumunun mümkün olup olmadığı iddiasının deneysel ya da tanıtlamalı bir yolda değil, ama felsefi bir temelde gerekçelendirilebileceği ileri sürülmüştür.

Bilim felsefesiDeterminizmFizik+5
İlayda Başpınar
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Monetary transmission mechanism and banking sector: The case of Turkey

Changes in the financial and economic structure have put banks, particularly credit, at the center of economic policies in Türkiye over the last two decades. This dissertation examines the linkage between monetary transmission and the banking sector for the Turkish economy, covering the period between 2003 and 2021. The first chapter investigates the money-output and credit-output relationships using the time-varying Granger causality framework. The research finds a causal link between money and output with temporal variations. Accordingly, it suggests that money has a predictive content for output in the pre-global financial crisis period (GFC). However, the causal relationship between money and output disappears after 2015. On the other hand, while the results do not indicate any causality from the credit to output in the pre-GFC period, they identify several causal episodes in the post-GFC period. The study also clarifies that the credit-output linkage in the Turkish economy has weakened after 2015. The such result points out the importance of selective credit policies. The findings also suggest that money has no predictive power for output during economic downturns, while credit is somewhat predictive, except for the GFC. The second chapter analyzes the interest rate pass-through to the deposit and lending rates using a time-varying parameter VAR methodology. The results reveal that the pass-through is incomplete and time-varying. Furthermore, the changes in policy rates are mostly transmitted to the bank rates within one month. The empirical evidence also shows a more robust and stable pass-through for the deposit rates than the lending rates. However, the responses of lending rates to the policy rate appear to be more volatile between 2014 and 2021. Finally, the results suggest heterogeneity across loan rate responses. Accordingly, pass-through is found to be the fastest and highest for commercial loans and the slowest and weakest for housing loans.

Bank creditsBanking sectorBanks+6
Abdullah Küçükönder
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İdarenin kusursuz sorumluluğu çerçevesinde sosyal risk ilkesinin gelişimi ve uygulanışı

Hukuk devletinin başlıca ögelerinden birisi de idarenin yapmış olduğu eylem ve işlemlerden doğan sorumluluğudur. Özel hukuktan esinlenerek ortaya çıkan ve yasal düzenlemelerden ziyade yargı kararlarıyla gelişen idarenin kamu hukukundan kaynaklan sorumluluğu başlangıçta kusur temelinde ele alınmıştır. Fransız İdari Yargısı'nın içtihatlarıyla gelişen hizmet kusuru kavramı zaman içerisinde ihtiyaçlara cevap verememiştir. Devletin toplumsal alanda artan rolü ve liberal ideolojinin yerini sosyal devlet anlayışının almasıyla birlikte idarenin kusuru olmasa da sorumlu olacağı anlayışı ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Günümüzde karmaşıklaşan toplumsal hayat, bireylerin kusurları olmadığı halde zarara uğrama olasılıklarını artırmaktadır. İdarenin eylem veya işlemlerinin sebep olmadığı bu zararların hakkaniyet ve sosyal devlet ilkeleri gereği karşılanmasını öngören sosyal risk ilkesi Türk Hukuku'nda Fransa'nın aksine yasal düzenlemelerle değil de yargısal içtihatlarla ortaya çıkmış ve gelişmiştir. 1990'lı yıllarda artan terör olaylarının neden olduğu zararların tazmininde kullanılan sosyal risk ilkesi, idari yargı yerlerince kusursuz sorumlulukta illiyet bağının aranmadığı istisnai bir ilke olarak görülmüştür. Bu ilke, yasal temelinin olmayışı ve sorumluluk hukukunun kurucu unsuru illiyet bağı üzerinden öğretide çokça tartışmalara konu olmuştur. Sosyal risk ilkesinin uygulandığı durumlardan biri olan terör olaylarından doğan maddi zararların karşılanmasına imkân tanıyan yasal düzenleme 2004 yılında çıkarılan 5233 sayılı Kanun ile olmuştur. Çalışma kapsamında idarenin kusursuz sorumluluk ilkelerinden farklı özelliklere sahip olan sosyal risk ilkesinin Türk Hukuku'nda ele alınış şekli ve uygulaması, öğretide öne sürülen görüşler ve yargı kararları eşliğinde incelenmiştir. Ayrıca sosyal risk faktörlerinden doğan zararlar karşısında idarenin sorumluluğunun sınırlarının ve kapsamının ne şekilde olacağına ilişkin bir çerçeve çizilerek yaklaşım önerilerinde bulunulmuştur.

Hizmet kusuruKanunlar 5233 sayılıKusursuz sorumluluk+3
İsmail Güney
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

On the contagion of financial risk

The global financial system has become highly interconnected over the past few decades and financial shocks have propagated faster, causing systemic events to occur more frequently. This dissertation examines systemic risk contagion through two linked chapters, each contributing to different strands of the literature. In the first chapter, I construct a contagion test, based on time varying Granger causality and dynamic conditional correlation approaches. Using the test on the systemic risk contributions of international banks, I identify several contagion episodes during the period 2004-2021, particularly concentrated during the four periods of turmoil. I then analyze systemic risk spillovers across international banks following extreme adverse and beneficial shocks, identify the main risk transmitters, and scrutinize changes in network topology during the four contagion episodes. The results reveal that the main transmitters of systemic risk differ not only across magnitudes and directions of shocks, but also across crisis periods. In the second chapter, I investigate the determinants of systemic risk contagion based on tail behavior, taking into account time-variation, slope heterogeneity and endogeneity. Using explanatory variables derived from banks' balance sheets representing size, profitability, capital adequacy, credit quality, leverage, and funding structure I find that determinants of systemic risk contagion change over time, differ in each crisis episode, and no single factor drives contagion persistently. I show that some determinants gradually lose their influence on the propagation of shocks, while others are effective only during a single period of turmoil. The results also show significant heterogeneity across banks, and I do not detect significant clustering at either the national or regional level. The findings reveal that static surveillance methods may fail to capture the factors that propagate systemic risk. In light of my findings, I propose a holistic systemic risk surveillance model that uses high-frequency data and incorporates several risk factors simultaneously.

BankingBanksContagion effect+7
Burak Sencer Atasoy
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hume ve Kant'ın nedensellik anlayışı itibariyle nesnenin kuruluşu ve a priori olumsal nedensellik

Nedensellik felsefenin en temel problemlerinden biri olup felsefenin bütün dalları ile ilgilidir. Özellikle bilim ve fizik felsefesinde nedensellik en merkezi problemdir. Bu tezde Hume ve Kant'ın nedensellik hakkındaki görüşlerini karşılaştırmayı amaçladık ve Kant'ın nedensellik kavramının tecrübeye öncelikli olarak belirlediğimiz sentetik a priori koşullardan biri olduğunu savunarak Hume'a cevap verdiğini açıkladık. Bununla birlikte, nesnenin dilde var olmasından önce, bir nedensellik senaryosuna sahip olmamız gerektiğini ve Kant'ın nedensellik hakkındaki görüşlerinin aksine bu senaryo fikrinin kuantum fiziğindeki nesnelerle uyumlu olduğunu iddia ettik. Anahtar Sözcükler: nedensellik, nesne, a priori, zorunlu, Hume, Kant, Kripke, Bohm

FelsefeHume, DavidKant, Immanuel+2
İbrahim Türkmen
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

İllet sebebi olarak teferrüd el-İlelü'l-Kebîr özelinde

Râvinin hadis rivâyetinde tek kalması hadis ilminde "teferrüd" olarak ifade edilir. Râvinin tek kalması âlimler tarafından şüpheyle karşılanan bir durumdur. Teferrüd, hadislerdeki illetlerin tespitinde önemli bir unsur olarak kabul edilmiştir. İlel kitaplarında teferrüd sebebiyle ta'lîl edilen pek çok hadis mevcuttur. Zayıf râvinin teferrüdünün kabul edilmeyeceği konusunda âlimler görüş birliği içindedir. Güvenilir (sika) râvinin teferrüdü meselesi ise bu şekilde net değildir. Sika râvinin teferrüd ettiği bazı hadisler âlimler tarafından sahîh kabul edilirken bazıları da illetli olmaları sebebiyle reddedilmiştir. Âlimlerin ta'lîl ettikleri bu hadisler incelendiğinde, sika râvinin teferrüdünün müstakil olarak bir illet sebebi olmadığı ve râvinin teferrüdüne eşlik eden bazı durumların hadisin muallel kabul edilmesinde etkili olduğu görülür. Bu çalışmada, Tirmizî'nin el-'İlelü'l-kebîr isimli eserinde Buhârî'nin sika râvinin teferrüdüyle ta'lîl ettiği hadisler özelinde, sika râvinin teferrüdü meselesi ele alınmış ve râvinin tek kalmasının reddedilmesini gerektiren hususlar tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: illet, teferrüd, sika, el-'İlelü'l-kebîr, Tirmizî, Buhârî

BuhariHadisNedensellik+4
Ayşe Güler
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Quentin Meillassoux'da mutlak olumsallık

Bu çalışmada Fransız filozof Quentin Meillassoux'nun spekülatif materyalizm felsefesi bağlamında mutlak fikri konu edilecektir. Tezin temel iddiası, Meillassoux'nun post-modern düşünceyi eleştirisindeki zeminin Kant sonrası felsefedeki sonluluk fikriyle metafizik dönemin temel prensibi olan yeter-neden ilkesinin birlikte düşünülmesinden kaynaklanan bir fanatizm krizi olarak okunması gerektiği ve Meillassoux'nun bu bağlamda mutlak fikrini radikal bir olumsallık olarak düşüncenin kapsamı dahilinde göstermek istediğidir. Meillassoux'ya göre metafiziksel olmayan spekülatif bir yaklaşım çağdaş felsefenin olguluk fikrini mutlaklaştırmak suretiyle olanak bulur ve söz konusu krizi çözebilecek yegane felsefi teklif olarak nedensizlik öne çıkarılmalıdır: Buna göre yalnızca her şeyin olgusal oluşu olgu değildir, yalnızca her şeyin olumsal oluşu olumsal değildir. Bu çerçevede ilk bölüm Meillassoux felsefesinin temel kavramlarını açıklamayı ve çağdaş düşüncede filozofun işaret ettiği fanatizm krizini nedenlilik bağlamında incelemeye ayrılmıştır. İkinci bölümde nedensizlik ilkesine dair Meillassoux'nun felsefi temellendirmesi ve kaotik mutlağın teorik çıktıları analiz edilecektir. Son bölümde ise zorunlu olumsallığın Hume problemini epistemolojik bir şüphecilikten ontolojik bir temele dönüştürmeyi amaçladığı ve doğanın matematikselleştirilebilir kendindeliği için bu temelden hareket etmeyi amaçladığı ortaya konulacaktır.

MateryalizmMeillassoux, QuentinMutlak+7
Abdussamet Şimşek
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessEN

The principle of sufficient reason in the kalam tradition

Foundational ideas of the kalām tradition are still to be studied. The Principle of Sufficient Reason (PSR) as an ontological principle is one of the most potent principles for metaphysics. Many philosophical discussions in Islamic literature refer to this principle. Moreover, the mutakallims, for their divine goal of building a solid theology consistent with the Qurʾān and the Ḥadīṯ, utilize it extensively. To better understand the metaphysics of the overall kalām tradition, this study investigates how the muhaqqiqīn explained the foundations of a specific variant of the PSR and utilized it: Tarajjuḥ bilā murajjih bāṭil. The aim is a general but complete picture. Hence, primarily major works of the muhaqqiqīn are examined and clarification of an accepted view had priority over the conveyance of different opinions. Comparisons to the contemporary philosophical debates enabled us to see how a possible defense by the mutakallims would start. The mutakallims claim a type of modalism based on a nonmodal account of essentialism, and there is a nonrealist truth theory behind everything. After addressing these metaphysical foundations, the explananda and the explanantia were restricted. As a result, a well-rounded variant of the PSR led to a theory of causality. The causal theory introduced a voluntary type of causation: a willing powerful agent who decides without any external reason. The utilization of these findings and their effect on some metaphysical issues were explained. Finally, some supposedly eligible objections are discussed. The results show that the PSR is central to the kalām tradition. Main arguments for the existence of God and important maxims about the divine attributes are based on it. Restrictions on it are based on elaborations in the modal theory rather than pragmatic modifications. This variant of the PSR avoids the objections and is on par with contemporary solutions, if not better than them.

Religious philosophyIslamic theologyModality theory+4
Saadeddin Say
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık harcamalarının ekonomik büyüme üzerine etkisi nedensellik analizi: Türkiye örneği

Bu çalışmanın amacı, sağlık harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisinin incelenmesi ve Türkiye örneği üzerinden ortaya konmasıdır. Çalışma kapsamında sağlık sektörü ile ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisinin belirlenmesi ve bu ilişkinin zaman içindeki seyrinin ortaya konması hedeflenmektedir. Hazırlanan bu çalışmada öncelikle beşeri sermaye kavramı ve sağlık ilişkisi üzerinde durulmuştur. Modern ekonomilerde gelişmeyi belirleyen önemli faktörlerden bir tanesi beşeri sermayedir. Beşeri sermayenin asıl kaynağını eğitim oluşturmakla birlikte, toplumun sağlık düzeyi beşeri sermayeyi besleyen ve gelişmesine önemli katkıda bulunan diğer bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumun sağlık düzeyi ile ekonomik gelişmişlik arasında yakın bir ilişki söz konusudur. Bir ülkenin sağlık harcamalarının yapısı ortaya konulurken sağlık sistemlerinin belirleyici unsur olması sebebiyle, çalışmada Türkiye?nin sağlık sistemi hakkında bilgi verilmiş daha sonra sistem içerisinde gerçekleştirilen sağlık harcamaları ortaya konmuştur. Sağlık kavramı ve sağlık hizmeti hakkında genel bilgiler verilmiş, günümüzde gelişmiş toplumlarda giderek önem kazanan sağlık ekonomisi hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. Çalışmanın asıl konusunu oluşturan sağlık harcamaları ve ekonomik büyüme ilişkisini açıklayabilmek için gayri safi yurtiçi hâsıla, doğuşta yaşam beklentisi, sağlık personeli başına düşen kişi sayısı vb? sağlık göstergelerindeki gelişmeler yıllar itibariyle incelenmiş ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütüne üye diğer ülkelerdeki sağlık göstergelerinde meydana gelen gelişmeler ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuç, Türkiye?deki sağlık göstergelerinin pek de iç açıcı olmadığı yönündedir. Çalışmada sağlık harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki ekonometrik yöntem olan nedensellik analiziyle değerlendirilmiştir. Ayrıca yapılan nedensellik analizi sonucunda sağlık harcamaları ile ekonomik büyüme arasında karşılıklı bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sağlık Sektörü, Ekonomik Büyüme, GSYİH, Doğuşta Yaşam Beklentisi, Sağlık Personeli Başına Düşen Nüfus, Granger Nedensellik Testi

BüyümeEkonomik büyümeEkonomik kalkınma+4
Pınar Kısa
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Terörizmin turizmin gelişimi üzerindeki etkisi: Sahra Altı Afrika ülkeleri örneği

Turizm, küreselleşmenin hız kazanmasıyla birlikte ülkeler açısından önemli bir gelir kaynağı ve ihracat kalemi haline gelmiştir. Turizm sektörünün gelişmesiyle birlikte çok sayıda araştırmacı sektörün sosyokültürel, ekonomik ve çevresel etkileri üzerine çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmada ikinci nesil eş bütünleşme testi ile nedensellik testi kullanılarak 2002-2016 döneminde Sahra Altı Afrika ülkelerinde terörizm ile ticari serbestleşmenin turizmin gelişimi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışma sonucunda, kısa dönemde terörizm, ticari serbestleşme ve turizmin gelişim arasında anlamlı bir nedensellik ilişkisi tespit edilmemiştir. Uzun dönemde ise terörizm ve ticari serbestleşmenin turizm üzerindeki etkisi ülkeler arasında farklılık göstermektedir.

NedensellikSahraaltı AfrikaSerbest ticaret+4
Tuğba Betül Özav
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının çevre üzerindeki etkisi: Avrupa Birliği geçiş ekonomileri örneği

Doğrudan yabancı sermaye yatırımları 1980'li yıllardan itibaren artmaya başlamış ve özellikle gelişmekte olan ülkeler ile yükselen piyasa ekonomileri için önemli bir yatırım ve teknoloji transfer kaynağı olmuştur. Birçok ülke doğrudan yabancı sermaye girişlerinin olumlu ekonomik etkilerini dikkate alarak kurumsal ve ekonomik araçları kullanarak doğrudan yabancı sermaye yatırımı çekmeye çalışmışlardır. Bu çalışmada ikinci nesil eşbütünleşme testi ve nedensellik analizi kullanılarak 1996-2018 döneminde 11 Avrupa Birliği geçiş ekonomisi örnekleminde doğrudan yabancı sermaye yatırımları ile ekonomik büyümenin çevre üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışma sonucunda, değişkenler arasından anlamlı bir nedensellik etkileşimi olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca uzun dönemde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının çevre üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı, ancak ekonomik büyümenin çevreyi olumsuz etkilediği belirlenmiştir.

Avrupa BirliğiDoğrudan yabancı sermaye yatırımlarıEkonomik büyüme+6
Seher Uysal
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Kamu iç borçlanmasının finansal gelişme üzerindeki etkisi: Avrupa Birliği geçiş ekonomileri örneği

Finans sektörü ekonomik büyüme ve kalkınma, vergi gelirleri, doğrudan yabancı sermaye yatırımları, kayıt dışı ekonomi, gelir dağılımı ve yoksulluk başta olmak üzere çok sayıda ekonomik değişkenin önemli bir belirleyicisidir. Finans sektörünün söz konusu ekonomik etkileri dikkate alındığında finans sektörünün gelişiminin belirleyicilerinin tespit edilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmada ikinci nesil eşbütünleşme ve nedensellik analizleri kullanılarak 1996-2017 döneminde kurumsal ve ekonomik bir dönüşüm geçiren Avrupa Birliği geçiş ekonomilerinde kamu iç borçlanması ile birlikte doğrudan yabancı sermaye yatırımları ve işçi dövizlerinin finansal gelişme üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Ekonometrik analiz kapsamında nedensellik analizi, kamu iç borçlanmasının finansal gelişme üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Diğer yandan, eşbütünleşme analizi ile uzun dönemde güvenli varlık (safe asset) ve tembel banka (lazy bank) görüşlerini destekleyen bulgulara ulaşılmıştır. Ayrıca, doğrudan yabancı sermaye yatırım girişleri ile işçi dövizlerinin uzun dönemde finans sektörünün gelişimi üzerinde zayıf pozitif etkiye sahip olduğu belirlenmiştir.

BorçlanmaDoğrudan yabancı sermaye yatırımlarıDöviz+7
Emre Şakar
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Üretkenlik karşıtı iş davranışlarının nedensel akıl yürütme yaklaşımı çerçevesinde incelenmesi: Bilişsel çarpıtmaların düzenleyici rolü

Üretkenlik karşıtı iş davranışları son yıllarda araştırmacıların dikkatini çeken konulardan biridir. İş yerinde bireyler tarafından sergilenen örgütün ve paydaşlarının iyilik halini zedeleyen davranışların tamamı üretkenlik karşıtı iş davranışları olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada amaç; üretkenlik karşıtı iş davranışlarının öncüllerini, nedensel akıl yürütme yaklaşımı çerçevesinde açıklamaya çalışmaktır. Örgütsel adalet algısının zedelenmesi karşısında çalışanların yapacakları nedensel yüklemenin türü üzerinde bilişsel çarpıtmaların düzenleyici bir rol oynayıp oynamayacağı ve çalışanların yaptıkları nedensel yükleme türünün üretkenlik karşıtı iş davranışı türünü yordayıp yordamadığı bu araştırmanın soruları olarak belirlenmiştir. Araştırma, bir ön çalışma ve ana çalışmadan oluşmaktadır. Ön çalışmada "Counter Productive Work Behaviour Scale" adlı ölçeğin ve "Workplace Explanatory Style Questionnaire" adlı ölçeğin Türkçe geçerlik güvenirlik çalışmaları yapılmıştır. Gerçekleştirilen analizler sonucunda iki ölçeğin de çalışmada kullanılmak üzere geçerli ve güvenilir olduğu görülmüştür. Yürütülen ön çalışmanın ardından ana çalışmaya geçilmiş, Ankara'da iş yaşamını sürdüren hemşirelerden oluşan 248 gönüllü katılımcıya ulaşılmıştır. Elde edilen veriler korelasyon analizi ve düzenleyici aracı etki analizine tabi tutulmuştur. Araştırma sonucunda bilişsel çarpıtmaların düzenleyicilik etkisi saptanamamış ve nedensel yükleme türünün üretkenlik karşıtı iş davranışlarının türünü yordama etkisi tespit edilmemiştir. Ancak bilişsel çarpıtmaların yükleme yanlılıkları üzerinde anlamlı etkisi olduğu bulunmuş, elde edilen veriler ışığında araştırma bulguları tartışılmış ve gelecek çalışmalar için öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Üretkenlik karşıtı iş davranışı, nedensel akıl yürütme yaklaşımı, örgütsel adalet, bilişsel çarpıtmalar, hemşireler.

Akıl yürütmeBilişsel çarpıtmaHemşireler+6
Ezgi Baysalman
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sebep-sonuç ilişkisi bağlamında kötülük problemi (Gazzâlî-İbn Rüşd örneği)

Bu çalışma, İslam düşüncesinde derin izler bırakmış iki önemli filozof olan Gazzâlî ve İbn Rüşd'ün nedensellik teorilerini ve bu teorilerin kötülük problemine yansımalarını analitik bir yöntemle incelemeyi hedeflemektedir. Çalışmanın ilk bölümünde, felsefe tarihinin önemli tartışmaları arasında yerini alan nedensellik ilkesinin epistemolojik ve ontolojik temelleri irdelenmiş; akabinde Gazzâlî'nin nedensellik anlayışı ve Aristotelesci nedensellik anlayışına yönelttiği eleştiriler, daha sonra da İbn Rüşd'ün bu eleştiriler doğrultusunda Aristotelesci nedensellik anlayışını savunması ele alınmış ve mukayeseli bir analize tabi tutulmuştur. Bu bağlamda Gazzâlî, tabiatta a priori nedensellik bağı bulunduğu fikrini reddederek, sebep-sonuç ilişkisinin ancak ilahî iradenin sürekli yaratımıyla mümkün olduğunu öne sürmüştür. Buna karşılık İbn Rüşd, nedenselliğin empirik ve akli verilerle temellendirilebileceğini iddia etmekte ve doğadaki düzenliliğin zorunlu bir yapıya sahip olduğunu savunmaktadır. İkinci bölümde ise kötülük problemi felsefi ve kelâmî tartışmalar çerçevesinde ele alınmıştır. "Kötülüğün mahiyeti ve kaynağı" sorusuna dair geliştirilen argümanlar ekseninde, Gazzâlî'nin kötülüğü âdem (yokluk) kavramıyla açıklayan ve ilahî kudretin mutlaklığını merkeze alan teolojik yaklaşımı ile İbn Rüşd'ün kötülüğü kozmolojik düzenin kaçınılmaz bir bileşeni olarak yorumlayan teodise anlayışı karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Her iki düşünürün, Tanrı'nın adaleti ve hikmeti ile âlemdeki kötülük olgusunu uzlaştırmak için geliştirdikleri teoriler, varlık, nedensellik ve ahlak arasındaki ilişkiyi aydınlatmaktadır. Bu çalışmada, nedensellik ve kötülük problemi arasındaki bağı ontolojik ve teolojik düzlemde sorgulayarak, İslam felsefesindeki Tanrı-âlem-insan üçgenine dair temel gerilim alanlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Gazzâlî ve İbn Rüşd'ün felsefî sistemleri üzerinden yapılan bu analiz, yalnızca klasik bir tartışmanın yeniden değerlendirilmesini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda çağdaş metafizik ve teodise tartışmaları için de yeni perspektifler sunmaktadır.

GazaliKudretKötülük+4
Elmas Kübra Karaca
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Uçuş adetleri ve kişi başına milli gelir arasında nedensellik ilişkisi sınaması: G7 ülkeleri örneği

Bu çalışmanın amacı, hava taşımacılığının G7 ülkelerinin makroekonomisi üzerindeki etkisini araştırmaktır. Uzak mesafelere seyahat edebilmek için genellikle havayolu tercih edilmektedir. Uzak mesafeler için havayolu tercih edilme sebepleri arasında öncelikle seyahat süresinin kısa sürmesidir. Diğer sebep ise varış noktasına en hızlı şekilde ulaşım sağlandığı için zamandan tasarruf edilmesidir. Aynı zamanda kara ve deniz yolu seyahatlerine göre daha konforludur. Güvenlik açısından ise kaza oranlarına bakıldığında havayolu seyahatlerinin karayolu seyahatlerinden daha güvenli olduğu bilinmektedir. İçinde bulunduğumuz rekabet ortamında havayolları rakiplere karşı üstünlük sağlamak için bu faktörlere yeni, çekici faktörler eklemeleri beklenmektedir. Havacılık sektörü, hizmet sektörünün önemli kollarından biridir. Buna göre hem ulusal hem de uluslararası düzeyde öneminden söz edilebilir. Hava yolculuğu bir zamanlar lüks bir ürün olarak görülmekteydi ve yüksek maliyeti nedeniyle nispeten daha az insan tarafından tercih edilmekteydi. Son yıllarda uçak bileti fiyatlarının düşmesiyle birlikte hava taşımacılığına olan talep ciddi bir artış göstermiştir. Hava taşımacılığına ilişkin yeni düzenlemelerle, hizmet veren firma sayısı da artmıştır. Uçuş Adetleri ve Kişi Başına Milli Gelir Arasında Nedensellik İlişkisi Sınaması; G7 Ülkeleri Örneği konulu bu tezde 1970-2020 döneminde seçilen G7 ülkelerinde hava taşımacılığının makroekonomik etkisi incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre bu ülkelerin dünya ekonomisinde önemli bir payı olduğu tespit edilmiştir.

G-7 ülkeleriGayri safi milli hasılaGayri safi yurtiçi hasıla+6
Deniz İnci
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Turizm sektörünün ekonomik büyümeye etkisi: Türkiye örneği

Bu tezde 2003 yılı 1. Çeyreğinden 2017 yılı 3. Çeyreğine kadar gerçekleşen dönemde Türkiye'de turizm sektörünün ekonomi üzerinde etkileri incelenmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde; turizm sektörünün tanımı, ülke ekonomileri içerisindeki yeri ve önemi, dünya üzerindeki tarihsel gelişimi, ülke ekonomileri üzerindeki olumlu ve olumsuz etkileri ve bununla birlikte turizm sektörünün Dünya'da geleceğine dair beklentilere yer verilmektedir. İkinci bölümde; Dünya'da ve Türkiye ekonomisi içerisinde turizm sektörüne dair temel göstergeler yer almaktadır. Üçüncü bölümde ise literatür özeti, veri seti ve değişkenler, yöntem ve model, elde edilen analiz sonuçları ve analiz sonuçlarının değerlendirilmesi yer almaktadır. Çalışmanın amacı ilgili yıllarda turizm sektörünün ekonomi üzerindeki etkilerinin tespit edilmesidir. Çalışmada yapısal kırılmaları dikkate alan Gregory-Hansen eşbütünleşme yöntemi ve Toda Yamamoto Nedensellik Analizi kullanılarak analiz gerçekleştirilmiştir. Yapılan eşbütünleşme testi sonucunda %5 ve %10'da eşbütünleşik ilişkinin bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan nedensellik testinde gayrisafi yurtiçi hasıladan turizm harcamalarına ve döviz kurundan turizm harcamalarına doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Ekonomik büyümeEkonomik etkiEşbütünleşme+5
Sinan Çinar
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

The problem of induction from a metaphysical point of view

The aim of this study is to examine the metaphysical solutions recently proposed for the problem of induction, which we inherited from the Scottish empiricist philosopher David Hume. The problem of induction concerns its justification. One way to understand the problem is as follows: If there is some time-invariant regularity in nature, can we know (or have some degree of justification for believing) it from experience? This is a conditional question; because, if there is no regularity, then there is no problem. Also, one need not assume that there is full regularity in many regards. According to Hume, our opinions regarding the unobserved parts of nature, our beliefs based on inductive inference are not justified. He argues that it is impossible to justify placing even a small degree of trust in any of our predictions regarding the unobserved parts of nature. The power of Hume?s problem lies in the strength of this argument. Recently, we see that there is a significant effort to provide a metaphysical solution to the problem of induction. The most prominent roles in this effort are played by the defenders of the views nomic necessitarianism and dispositional essentialism. In this thesis, both nomic necessitarian and essentialist solutions to the problem of induction are examined and taken issue with. This aim is pursued along two main lines. The first line is to show that the nomic necessitarian solution is incomplete since it does not help us with the epistemic issue, that is, how we can know (or have some degree of justification for believing) that there are time-invariant regularities from experience. The second line is to show that dispositional essentialist solutions, despite being more sophisticated than the nomic necessitarian solution, are highly problematic. The result of this examination is that, as they stand, none of these approaches to the problem of induction can overcome inductive skepticism as they claim to.

Hume, DavidCausalityInduction
Eser Bakdur
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Amerikan depo sertifikası getiri ve volatilite ilişkisi: Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerine bir uygulama

Bir firmanın yabancı bir ülke piyasasında işlem görmek için ihraç ettiği pay senetlerine depo sertifikalar denir. Uluslararası portföy çeşitlendirmesinde önemli bir yeri olan depo sertifikalar ABD borsalarında ADR (American Depositary Receipts) olarak isimlendirilir. Bu çalışmanın amacı, New York Menkul Kıymetler Borsasında işlem gören gelişmiş ve gelişmekte olan ülke firmalarına ait depo sertifikalarının getirileri ile kendi ülke piyasasındaki getirileri arasında bir nedensellik ilişkisinin olup olmadığının tespit edilmesidir. Bu amaçla 3 gelişmiş ülke ve 5 gelişmekte olan ülkeden toplam 24 firmaya ait 2002-2018 yılları arasında haftalık getiri serileri kullanılarak nedensellik ilişkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Nedensellik ilişkisinin varlığının tespiti için Hong (2001) tarafından geliştirilen ortalamada ve varyansta nedensellik testi uygulanmıştır. Ortalama nedensellik test sonuçlarına göre, Hindistan ve Almanya'dan birer firma ile Güney Afrika'dan iki firma için ADR'dan pay senedi getirisine doğru bir nedensellik ilişkisi tespit edilirken Arjantin, Çin ve Japonya'dan birer firma için pay getirisinden ADR getirisine doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Ayrıca İngiltere'de bir firma için karşılıklı bir ortalamada nedensellik ilişkisi gözlemlenmiştir. Varyansta nedensellik testi sonuçlarında ise Almanya ve Güney Afrika'dan birer firma için ADR getirisinden pay senedi getirisine doğru bir nedensellik ilişkisi tespit edilirken, Almanya için bir firma İngiltere ve Japonya'dan iki firma için pay senedi getirisinden ADR getirisine doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Ayrıca Arjantin ve Japonya'dan birer firma için karşılıklı bir varyansta nedensellik ilişkisi olduğu gözlemlenmiştir.

Amerika Birleşik DevletleriDepo sertifikalarıFiyat hareketi+7
Barış Akkaya
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası göç ve işgücü piyasası arasındaki ilişki: Ampirik bir uygulama

Hızla artan nüfus sorununun yanında, mülteci krizi ve artan göç hareketleri nedeniyle göç sorunları son yıllarda daha da ön plana çıkmıştır. Kökeni ne olursa olsun göçlerin toplum üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır ve bunlar tartışmalı olabilmektedir. İktisadi perspektifte göçler, hem tüketici talebine hem de mal ve hizmet üretiminde kullanılan emek talebine katkıda bulunabilir. Göçün ekonomik etkileriyle ilgili tartışmalar eğitim ve istihdam gibi alanlarda politikaların oluşturulmasında son derece önemlidir. Bu nedenle bu tez çalışmasının amacı, 1990-2019 dönemi baz alınarak en çok göçmen barındıran 7 ülkenin uluslararası göç ve işgücü piyasası arasındaki ilişkinin ekonomik etkilerini ampirik yönden incelemektir. Bu doğrultuda, paneli oluşturan birimler arasında yatay kesit bağımlılığını dikkate alan Durbin-H ve heterojen katsayıların tahminine imkan sağlayan CCE tekniklerine dayalı ekonometrik modeller kullanılmıştır. Seriler arasındaki nedensellik ilişkisi Kónya tarafından geliştirilen bootstrap panel nedensellik testi ile analiz edilmiştir. Tahmincilerden elde edilen bulgular, işgücü piyasasının uluslararası göç üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Bu bulgulara dayanarak işgücü piyasasında açık veren ve büyük sermayeli ülkelerin uluslararası göçe neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Buna ek olarak nedensellik analizinden elde edilen bulgular, göçlerden ücretlere doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisinin olduğunu göstermektedir. Bu bulgu, bahsi geçen ülkelerde meydana gelen göç hareketlerinin ücret seviyelerini değiştirme gücüne ve kapasitesine sahip olduğunu göstermektedir. Çalışma ayrıca, uluslararası göçlerin emek zengini ile sermaye zengini ülkeler arasındaki ücretlerde ortaya çıkan farklılıklardan kaynaklandığını savunan Neoklasiklerin makroekonomik göç teorisi ile de uyumlu bulgular elde etmiştir.

EkonomiGöçlerNedensellik+2
Sevil Özdil
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ar-ge ve ihracat arasındaki nedensellik ilişkisi: 1996-2019 Türkiye uygulaması

Son yıllarda teknolojinin hızla gelişmesi, inovasyon faaliyetlerinin de pek çok alanda etkili olmaya başlamasına neden olmuştur. İnovasyonun en önemli araçlarından biri ise Ar-Ge'dir. Ar-Ge faaliyeti sağlayan firmalar, hizmet ve ürünlerin iyileştirilmesi, rekabet gücünün arttırılması ve pazarda farklılık yaratılması gibi hedefler koyar. Bu faaliyetlere önem veren firmalar aynı zamanda ihracat faaliyetlerine de yönelerek dış dünyaya açılmak isterler. Bu çalışmada, Ar-Ge ve ihracat arasındaki nedensellik ilişkisi 1996-2019 arasındaki dönemde Türkiye verileriyle incelenmiştir. Çalışmada ilk olarak, değişkenlerin durağanlıklarını ölçmek amacıyla ADF birim kök testi yapılmıştır. Diagnostic test yapılarak VAR modelinin durağan olduğu desteklenmiştir. Sonrasında yapılan etki-tepki analizi ile ihracat değişkeninin Ar-Ge değişkenini etkilediği ancak, Ar-Ge değişkeninin, ihracat değişkeni üzerinde bir etkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Granger Nedensellik Testi ve Toda Yamamoto Testleri ile de bu sonuç desteklenerek, ihracattan, Ar-Ge'ye doğru tek yönlü bir nedensellik olduğu incelenmiştir. Buna göre Ar-Ge faaliyetleri ihracat değerlerinde bir artışa neden olmazken, ihracat değerlerinin artması Ar-Ge faaliyetlerinde bir artışa neden olabilmektedir. Anahtar Kelimeler: İnovasyon, Ar-Ge, ihracat, nedensellik

Araştırma-geliştirmeNedensellikİhracat+1
Büşra Karagöz
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00

Related subjects