Behavioural attitude
66 theses under this subject heading
Uluslararası göç hareketliliğine ilişkin tutumların karma araştırma yöntemi ile incelenmesi: Edirne ili
Türkiye, dünyada en çok sığınmacıya ev sahipliği yapan ülkedir. Bunun sonucu olarak birçok şehirde yabancı uyruklu göçmen ve yerel halk sosyal alanda etkileşime girmektedir. Bu şehirlerden biri de Edirne'dir. Türkiye'nin Avrupa'ya geçiş kapısı olarak öne çıkan Edirne'de yaşayan yabancı uyruklu göçmenler ile yerel halkın karşılıklı tutumları sosyal psikoloji disiplini dâhilinde bu araştırmada tartışılmıştır. Araştırmada, karma araştırma yöntemi ve yöntemin alt desenlerinden yakınsayan paralel desen kullanılmıştır. Ölçeklerle, elde edilen nicel bulgular analiz edilmiştir (SPSS 25). Ölçekler arasında anlamlı bir ilişki kurulduğu görülmüştür. Nitel bulgular ise yarı yapılandırılmış görüşme formlarıyla analiz edilmiştir (MAXQDA 24). Araştırma sonucunda, yerel halkın göçmenlere yönelik olumsuz tutumları öne çıkarken, göçmenlerin ise yerel halka yönelik daha olumlu tutumlar besledikleri görülmüştür. Bu araştırmanın, grupların birbirine yönelik tutumlarına ilişkin politika geliştirilmesinde farklı bir bakış açısı kazandıracağı düşünülmektedir.
Genetiği değiştirilmiş gıdalar ve risk algısı: Sonradan edinilen pozitif bilginin tutuma etkisi
Son yıllarda yaşanan gıda panikleriyle birlikte sağlıkla ilgili olası kayıplar, tüketicilerin gıda seçimlerini etkileyen en önemli unsurlardan biri, gıda güvenliği de öncelikli bir rekabet unsuru olmuştur. Yabancılık, sınırlı bilgi seviyesi, belirsizlik ve doğala müdahale gibi etkenlerle genetiği değiştirilmiş gıdalar, fiziksel risk algısının yüksek olduğu ürünler haline gelmiştir. Tartışmalar bu ürünlerin taşıdığı riskler ve getirdiği faydalar etrafında devam ederken, tüketicilerin çoğunluğunun, risklere odaklanan negatif içerikli bilgiye maruz kaldığı da bir gerçektir. Bu gerçekten yola çıkarak pozitif bilginin genetiği değiştirilmiş gıdalara karşı tutuma olan etkisinin araştırıldığı çalışmada, katılımcılar, algılanan riskin türünü belirleyen bilgi işleme stratejilerine göre üç grupta incelenmiştir. Günlük/popüler ve bilimsel olmak üzere iki farklı türde pozitif bilgiye maruz bırakılan katılımcıların tutumlarındaki değişimin anlamlı olup olmadığı araştırılmıştır. Bilgiyi sezgisel süreçten geçiren ve sezgisel risk algısına sahip olan katılımcıların tutumunda, her iki bilgi sonrasında da pozitif yönde değişim olmuştur. Sistematik süreci izleyen ve analitik risk algılayan grupta ise pozitif yönde değişim sadece bilimsel bilgi sonrasında görülmüştür. Analitik risk algısına sahip olan ancak konuyu politik bakış açısı ile değerlendirerek karara varanlar ise politik risk grubu altında incelenmiştir. Grubun tutumunda, her iki tip bilgi sonrasında değişiklik beklenmezken bilimsel bilgi pozitif yönde değişim yaratmıştır.
İstanbul ilinde öğrenim gören 15-17 yaş aralığındaki bir grup lise öğrencisinin aleksitimi,ruhsal ve davranışsal sorunlar ile üst biliş özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı 15-17 yaş aralığındaki öğrencilerin aleksitimik karakter özelliğine sahip olma durumlarına göre üst biliş özellikleri ile ruhsal ve davranışsal sorunları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi İstanbul ili Üsküdar ve Kadıköy ilçesinde bulunan toplam 5 ortaöğretim kurumunda öğrenim gören lise 1. 2. ve 3. Sınıf 592 kişiden oluşmaktadır. Katılımcıların 331'i (%58,1) kız, 239'su (%41,9) erkektir, 22 katılımcıdan ise sağlıklı veri toplanamamıştır. Araştırmanın verileri Demografik Soru Formu, 20 soruluk Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Üst Biliş Ölçeği Çocuk ve Ergen Formu (ÜBÖ-ÇE) ile Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS v22.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde frekans, aritmetik ortalama, standart sapma, minimum, maksimum, yüzde gibi betimsel istatistiklerden faydalanılmıştır Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ki-kare ilişki, bağımsız iki grubun karşılaştırılmasında ise bağımsız gruplar t testi kullanılmıştır. İlişki analizinde Pearson ilgileşim katsayısı hesaplanmıştır. Ölçekler arasındaki ilişki korelasyon analiziyle ve ilişki katsayısı pearson korelasyon katsayısı olarak gösterilmiştir. İstatistiksel anlamlılık değeri p<0.05 kabul edilmiştir. Araştırma bulgularına göre; kızlar ve erkekler arasında aleksitimi sıklığı açısından anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Aleksitimik ergenler ile aleksitimik olmayan ergenler karşılaştırıldığında yaş ortalamaları arasında istatistiksel anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Aleksitimik ergenlerin ailelerinin aylık gelir ortalamaları, aleksitimik olmayan ergenlere oranla istatistiksel anlamlı olarak düşüktür. Aleksitimik ergenlerin üst biliş puanları incelendiğinde olumsuz üst endişeleri, batıl inanç, ceza ve sorumluluk inançları ve üst biliş toplam sorunları yaşıtlarına göre anlamlı olarak daha yüksektir. GGA puanları incelendiğinde aleksitimik ergenlerin toplam sorun puanları, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik puanları, akran, davranış ve duygusal sorun puanları yaşıtlarına oranla istatistiksel anlamlı oranda yüksek, olumlu özelliği ölçen sosyal davranış puanları ise istatistiksel anlamlı oranda düşüktür. Korelasyon analizi sonuçları incelendiğinde TAÖ-20 puanları ile ÜBÖ-ÇE puanları arasında pozitif yönde zayıf ve TAÖ-20 puanları ile GGA puanları arasında pozitif yönde orta düzey istatistiksel anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır.
Gelişimsel dil konuşma bozukluğu olan ve tipik gelişim gösteren okul öncesi çocukların sosyal beceri ve davranış problemlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, okul öncesi dönemde gelişimsel dil konuşma bozukluğu olan ço- cuklar ile tipik gelişim gösteren akranları arasında davranış problemleri ve sos- yal beceri alanları arasındaki farklılıklar incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi İstanbul ili Kadıköy ilçesindeki uygunluk örneklemine göre belirlenmiş yedi ma- hallede bulunan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi ilk okullarda ve bağımsız anaokullarının okul öncesi sınıflarında okumakta olan çocuklardan oluşmaktadır. Araştırmaya 23'ü erkek, 17'si kız; toplam 40 çocuk katılmıştır. Katılımcıların yaş- ları 36 aylık ile 72 aylık arasında değişmektedir. Araştırmanın verileri, örnekleme dahil edilen çocukların ebeveynleri ve gittikleri okullardaki anasınıfı öğretmenleri tarafından doldurulmuş anketler aracılığı ile toplanmıştır. Bu çalışmada Sosyo- demografik Bilgi Formu, İletişim, Dil ve Konuşma Gelişimi Değerlendirme Ölçeği, Conners Ebeveyn Dereceleme Ölçeği ve Conners Sınıf Öğretmeni Dereceleme Öl- çeği, Anaokulu ve Anasınıfı Davranış Ölçeği'nin Sosyal Beceri Ölçeği ve Dikkat Eksikliği Aşırı Hareketlilik Bozukluğu Değerlendirme Listesi veri toplama araç- ları olarak kullanılmıştır. Conners Ebeveyn ve Öğretmen Ölçeği ile Sosyal Beceri Ölçeği ve bu ölçeklerin her bir alt ölçeği için gruplar arası anlamlı bir fark olup olmadığı Mann-Whitney U testi yapılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuç- ları beklenene uygun şekilde davranış problemleri ve sosyal beceriler açısından gruplar arası bir fark olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgulara göre, gelişimsel dil-konuşma bozukluğu olan çocuklarda dil-konuşma alanında normal gelişim gös- teren akranlarına göre karşı gelme, bilişsel problemler/dikkatsizlik, hiperaktivite, sosyal problemler, huzursuzluk ve duygusal değişkenlik gibi davranış problemleri daha çok görülmektedir. Ayrıca, gelişimsel dil-konuşma bozukluğu olan çocukların Sosyal bağımsızlık ve Sosyal etkileşim alanlarında sosyal beceriler açısından daha zayıf becerilere sahip oldukları görülmüştür. Araştırmanın sonucu ilgili literatür ışığında tartışılmış, araştırma ve uygulama açısından ileride yapılabilecek gelecek çalışmalar için öneriler verilmiştir.
Türkiye'de yaşlılık olgusu yaşlılara ilişkin tutumların kültürel temelleri üzerine bir alan araştırması Van-Muğla örneği
Bu çalışmanın konusu hem dünyada hem de Türkiye'de değişen nüfus yapısı ve artan yaşlı nüfus oranıyla birlikte önemli bir toplumsal gerçekliği içinde barındıran yaşlılık ve yaşlanma olgusudur. Yaşlılık, takvimsel yaşın artması sonucu bireyde görülen fiziksel, bilişsel ve sosyal düzeyde fonksiyonel yetersizlik ve düşüşlerin görülmesidir. Yaşadığımız çağda bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ilerlemesi ve önem kazanması toplumun demografik yapısını da değiştirmiştir. İnsan ömrünün uzaması ve doğum oranlarının düşmesi, giderek Türkiye'deki yaşlı nüfusunu arttırmıştır. Bu nedenle diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye de hızla yaşlanan ülkeler arasına girmiştir. Araştırma, Türkiye'nin doğusu olarak nitelendirilen ve daha çok geleneksel tutum ve değerleri ile öne çıkmış Van ili ile Batı ili olarak kabul edilen görece modern, seküler bir yaşam tarzının hâkim olduğu Muğla ilinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Türkiye'nin iki önemli ili olan Van ve Muğla'da yaşayan bireylerin kültürel düzeyde yaşlılığa bakış açıları, yaşlılığa yükledikleri anlamlar, yaşlı bireylere ilişkin algı ve tutumlarını ele almayı amaçlamıştır. Araştırma kapsamında Türkiye'deki yaşlılara yönelik algı ve tutumlar nicel ve nitel veriler üzerinden incelenmiştir
Tasarım temelli fetemm (fen, teknoloji, matematik ve mühendislik) etkinliklerinin fen bilgisi öğretmen adaylarınınbilgi düzeylerine bilimsel süreç becerilerine ve tutumlarına etkisi
Bu çalışmada fen bilgisi öğretmen adaylarının Fen Öğretimi Laboratuvar Uygulamaları-II dersinin tasarım temelli FeTeMM (Fen, Teknoloji, Matematik Ve Mühendislik) etkinlikleriyle yürütülmesinin fen bilgisi öğretmen adaylarının bilgi düzeylerine bilimsel süreç becerilerine ve tutumlarına etkisini ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır. Bu çalışmada tek grup öntest-sontest deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını bir devlet üniversitesinin Fen Bilgisi Öğretmenliği Anabilim Dalı'nda öğrenim gören ve Fen Öğretimi ve Laboratuvar Uygulamaları II dersini alan 25 üniversite üçüncü sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Bu araştırma kapsamında öğretmen adaylarına Bilimsel Süreç Becerileri testi ve Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına Yönelik Tutum ölçeği, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına Yönelik Bilgi düzeylerine ilişkin açık uçlu sorular sorulmuş ve katılımcıların görüşleri yazılı olarak toplanmıştır. Uygulamada kullanılan ölçekler ve açık uçlu sorular uygulama öncesi ve uygulama sonrası olarak ön test ve son test olarak uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizi için frekans ve yüzde hesaplamaları ile bağımsız örneklem T testi ve içerik analizi kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgularda bilimsel süreç becerileri toplam puanları incelendiğinde ön test son test puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak son test lehine anlamlı bir farkın olduğunu görülmektedir. Bu bulgulara göre FeTeMM etkinlikleri fen bilgisi öğretmen adaylarının bilimsel süreç becerilerini geliştirdiği yorumu yapılabilir. Ancak etkinlikler sonrasında yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik tutumlarının değişmediği görülürken, açık uçlu sorulara verdikleri cevapların uygulama öncesiyle kıyaslandığında geliştiği yani bilgi düzeylerinin uygulama sonrasında arttığı yorumu yapılmıştır.
Devlette davranışsal kamu politikalarının ortaya çıkışı ve gelişim süreci: Türkiye örneği
Kamu politikalarını tasarlayıp uygulayanlar için en temel kaygı, hedef kitlenin hazırlanan kamu politikalarına tepkisi ve uyumunun nasıl gerçekleşeceğidir. 2000 yılından beri geçen dönem, davranışsal öngörülerin kamu politikalarının tasarımı ve uygulamasına başarılı bir şekilde uyarlanmasına tanıklık etmiştir. Kamu politikası tasarımı konusundaki bu yaratıcı yaklaşım ve uygulama, literatürde 'dürtme' (nudging) olarak ifade edilmektedir. 'Dürtme', bireysel karar verme sürecinde oluşan yanlılıklardan yola çıkarak, kamu politikası müdahalelerinin kalitesini ve başarısını artırmayı amaçlar. 2021 yılı itibarıyla dünyada 200'den fazla davranışsal kamu politikası/dürtme birimi vardır. Bunlardan birçoğu da devlet yapısı içinde örgütlenmiştir. Bu bağlamda, bu tezde, dünyada ve Türkiye'de davranışsal kamu politikası birimlerinin oluşum ve gelişim süreci detaylı bir biçimde incelenmiş ve bu alanda yapılan çalışmalar hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. Türkiye'deki davranışsal kamu politikası birimi, 2018'de Ticaret Bakanlığı bünyesinde oluşturulmuştur (Eski adı Ekonomi Bakanlığı). Bu birim, Ankara'daki Birleşik Krallık Büyükelçiliği'nin yardımı ve rehberliği sayesinde, Birleşik Krallık Davranışsal Kamu Politikası Birimi'nden esinlenilerek politika transferi yoluyla Türkiye'ye ithal edilmiştir. Bu transfer sürecini kursamsal açıdan da değerlendirebilmek amacıyla, Türkiye'deki 'dürtme' biriminin oluşum ve gelişim süreci Kingdon'ın Çoklu Akımlar Modeli'nden (Multiple Streams Model) yararlanılarak analiz edilmiştir. Bu çerçevede bu tezde Türkiye'deki davranışsal kamu politikası biriminin kuruluş süreci, örgütsel yapısı, faaliyetleri (dürtme deneyi, üniversitelerle yapılan işbirliği faaliyetleri, vb.) ve birimin gelecek hedeflerine yönelik olarak, ilgili literatürün taranması, resmi dökümanların incelenmesi ve mülakatlardan elde edilen veriler yardımıyla analiz edilmiştir. Bu alan araştırmasından çıkarılan dersler, başta bürokratlar olmak üzere tüm kamu politikası aktörleri için faydalı olabileceği gibi, gelişmekte olan ülkeler için de yarar sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Davranışsal kamu politikası, Dürtme, Kingdon'ın Çoklu Akımlar Modeli, Türkiye
Relationship between parental psychological control and adolescencent behavioral problems: the mediator role of different types of autonomy
Adolescence is a restructuring period which includes significant changes such as gaining new cognitive abilities, development of identity, increase in autonomy and decrease in dependency to parents. These developmental changes, specifically heightened need for autonomy may invalidate previous parenting practices such as parental control. The aim of the present study was to examine the mediating roles of different types of autonomy which are Emotional Autonomy and Self-Determination Autonomy (Self-Determination) in the relationship between maternal psychological control and behavioral problems in adolescents. The sample of the research consists of 121 female and 79 male participants. 200 adolescents recruited from 9th and 10thgrade of four public high schools in Tekirdağ. The results of mediation analyses indicated that both emotional autonomy and self-determination mediated the relationship between psychological control and anxiety for females as well as relationship between psychological control and depression for both gender. Besides, just self-determination mediated the relationship for psychological control and anxiety for males. However, results showed that only emotional autonomy mediated the relationship between psychological control and hostility for both gender.
Çocuklar için davranış değerlendirme kontrol listesinin Azerbaycan kültürüne uyarlanması
Bu araştırmanın amacı, 6-18 yaş Çocuklar İçin Davranış Değerlendirme Ölçeği'nin (Uşaqlar Üçün Davranış Dəyərləndirmə Şkalası) (CBCL 6-18) Azerbaycan kültürüne uyarlanmasıdır. Araştırmanın örneklemi, 1. sınıftan -11. sınıf düzeyine kadar ortaokullarda öğrenim gören, 6-17 yaşları arasındaki 1232 (630 kız, 599 erkek) çocuk ve ergenden oluşmaktadır. CBCL'in Azerbaycan Formundan elde edilen verilerin kuramsal model tarafından açıklanabilme gücü doğrulayıcı faktör analiziyle (DFA) incelenmiştir. Birebir ile ilişkili sekiz faktörlü alternatif model için RMSEA uyum indeksi .09, Karşılaştırmalı Uyum İndeksi (CFI) CBCL Azerbaycan formu için .93 olarak hesaplanmıştır.Bir sıra uyum/uyumsuzluk indeksin birlikte değerlendirildiği modelin kabul edilebilir uyuma sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.İç tutarlılık katsayıları Toplam Problemler için .94, İçe Yönelim .87 ve Dışa Yönelim için .87 olarak hesaplanmışdır. Ampirik temelli problem alt testleri için hesaplanan iç tutarlılık katsayıları ise .62 ile .86 arasında değişmiştir. Ölçeğin kız-erkek öğrenciler ve 6-11/12-17 yaş için sendrom alt testlerinin toplam puanla olan korelasyonları hesaplanmış, kız ve erkek öğrenciler ve 6-11/12-17 yaş grupları için pozitif yönde ve anlamlı ilişki bulunmuştur (p<.05). Toplam Problem ile bütün sendrom alt testleri arasında korelasyonlar erkek öğrenciler için .68-.88, kızlar için ise .67-.88 aralığındadır. Bununla birlikte, Anksiyete/Depresyon, Sosyal İçe Dönüklük/Depresyon ile İçe yönelim, Saldırgan Davranışlar, Kurallara Karşı Gelme Davranışı problem alt testleri ile Dışa Yönelim arasında güçlü ilişki (r>.70) olduğu saptanmıştır. Erkek çocukların Dışa Yönelim ve Saldırgan Davranışlar alt testlerinde kızlardan anlamlı olarak daha yüksek ortalamaya sahip olduğu tespit edilmiştir (p<.05). Kız çocukların Sosyal İçe Dönüklük/Depresyon ve İçe Yönelim, erkeklerin ise Sosyal Sorunlar ve Düşünce Sorunları puanlarının yaşla birlikte artış gösterdiği, erkekler için Sosyal İçe Dönüklük/Depresyon ve İçe Yönelim puanlarının düştüğü belirlenmiştir(p<.05).
Cerrahi alan enfeksiyonlarının önlenmesinde hemşirelerin tutum ve davranışlarının belirlenmesi
Cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin cerrahi alan enfeksiyonlarının (CAE) önlenmesine yönelik tutum ve davranışlarını incelemek amacıyla tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Ekim-Aralık 2017 tarihleri arasında İzmir ilinde yer alan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde cerrahi kliniklerde ve ameliyathanelerde çalışan 288 hemşire oluşturdu. Araştırma örneklemine Ekim-Aralık 2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde cerrahi kliniklerde ve ameliyathanelerde çalışan araştırmaya katılmaya gönüllü ve araştırma sınırlılıklarına uyan 199 hemşire dahil edildi. Veri toplama aracı, araştırmacı tarafından geliştirilen sosyodemografik bilgi formu ve literatür doğrultusunda hazırlanan CAE önlenmesinde hemşirelerin tutum ve uygulamaları soru formu olmak üzere toplam 50 sorudan oluşmaktadır. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile yapıldı. Araştırmanın yürütülebilmesi için etik kuruldan, araştırmanın yürütüleceği kurumdan ve hemşirelerden yazılı izinler alındı. Araştırma sonucu elde edilen verilerin değerlendirilmesi SPSS (IBM SPSS Statistics 23.0) programında yapıldı. Uygulanan anketlerin güvenilirliği Cronbach alfa katsayıları ile kontrol edildi. Veriler; sayı, yüzde, ortalama ± standart sapma olarak verildi. Bilgi ve tutum skorlarının normal dağılım varsayımı Kolmogrov Smirnov ve Shapiro-Wilk testleri ile test edildi. Bilgi ve tutum skorlarının normal dağılım göstermemesi nedeniyle bu skorlar non parametrik testler (Kruskall Wallis ve Mann Whitney U) kullanılarak değerlendirildi. Hemşirelerin bilgi düzeyi puanı ile mezuniyet durumu arasındaki ilişki incelendiğinde bilgi düzey puanı ile mezuniyet durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptandı (p=0.846). Hemşirelerin tutum puanı ile mezuniyet durumu arasındaki ilişki incelendiğinde tutum puanı ile mezuniyet durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptandı (p=0.526). Hemşirelerin çalışma süreleri ile bilgi düzeyi puanı arasındaki ilişki incelendiğinde, çalışma süreleri ile bilgi puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamadı (p=0.283). Hemşirelerin enfeksiyon eğitimi alma durumları ile bilgi puanı arasındaki ilişki incelendiğinde, enfeksiyon eğitimi alma durumları ile bilgi puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p=0.017). Enfeksiyon eğitimi alma durumları ile bilgi puanı arasında zayıf, negatif ve anlamlı bir ilişki korelasyon saptanmış olup enfeksiyon eğitimi alanların bilgi puanının daha yüksek olduğu belirlendi. Enfeksiyon eğitimi alma durumları ile tutum puanı arasında zayıf, negatif ve anlamlı bir ilişki korelasyon saptanmış olup (p=0.004) enfeksiyon eğitimi alanların tutum puanının daha yüksek olduğu belirlendi. Araştırmada elde edilen sonuçlar; enfeksiyon eğitimi alan hemşirelerin bilgi ve tutum puanlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmış olup, diğer karşılaştırma parametrelerinde anlamlı farklılık tespit belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Cerrahi alan enfeksiyonu, hemşire, bilgi, tutum, davranış
Beden eğitimi ve spor yüksekokulu öğrencilerinin sürdürülebilir çevre tutum düzeyleri: Diyarbakır Dicle Üniversitesi örneği
Tüketici ihtiyaçları ve talepleri arttıkça, çevre ve doğal kaynaklar üzerindeki etki de artmaktadır. Çevresel bozulmanın, doğal dengede değişiklikler, iklim değişikliği, kuraklık, türlerin yok olması gibi dünyamız üzerinde kalıcı etkisi olan sonuçları vardır. Bu değişiklikler, artan nüfus ve buna bağlı olarak artan tüketici talebi ile hızlanmaktadır. Türkiye'nin çevre koruma, doğal kaynak yönetimi ve sürdürülebilir kalkınma stratejileri, ülkemizin gelecekteki ekonomik kalkınmasını engellemeyecek şekilde ele alınmalı ve öncelikli alanlar çevresel öncelikler dikkate alınarak belirlenmeli ve geliştirilmelidir. Bu bağlamda yapılan bu çalışmada beden eğitimi ve spor yüksekokulu öğrencilerinin sürdürülebilir çevre tutum düzeyleri ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemi Diyarbakır Dicle Üniversitesi'nde eğitim görmekte 293 öğrenciden oluşmaktadır. Elde edilen sonuçlara göre sürdürülebilir çevre tutum düzeyinin yaş, eğitim görülen bölüm, çevreye yönelik eğitim alma durumu ve not ortalamasına göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılaştığı, fakat cinsiyete göre anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı tespit edilmiştir.
The predicaments of alla franca: Visions of proper behavior in Late Ottoman etiquette literature
This dissertation is about late Ottoman etiquette (âdâb-ı mu?âşeret) books published between 1889 and 1918. It examines these books as behavioral literature and discusses the emergence of this literature within the late Ottoman socio-political and cultural milieu and contemporary world context. It analyses late Ottoman etiquette books in terms of context, content and agenda as the visions of proper behavior of each etiquette author. By studying this genre and the manners it introduced, this study aims to obtain insights into how contemporary men of letters understood, confronted, negotiated and coped with change and transformation and how they define Ottoman etiquette under different circumstances and situations. In this manner, firstly, it analyzes late Ottoman etiquette books as a literature with all its differences and common points within a conceptual framework. Then, it reveals how it defines its audience and delineates different realms of life from dress to domestic life to patterns of sociability.
Sürdürülebilir temelli matematik etkinliklerinin matematik tutumu ve özyeterliliğine etkisi
Bu araştırmada, 6.sınıf matematik dersinde "Tam Sayılar" ve "Kesirlerde Sıralama ve İşlemler" konularında, sürdürülebilir temelli matematik etkinlikleri ile hazırlanan ders planlarına göre öğretim yapılarak, sürdürülebilir temelli matematik etkinliklerinin matematik tutumu ve özyeterliği üzerindeki etkisinin nasıl olduğu ve öğrencilerin sürdürülebilirliğe olan bakış açılarının değişimi incelenmiştir. Bu amaçla öğrencilerin matematik tutum ve özyeterlik düzeyleri ölçekler aracılığıyla ölçülmüştür. Araştırma, nitel ve nicel verilerin birlikte ele alındığı karma yöntem araştırma modeli ile yapılmış ve karma yöntem araştırmaları desenlerinden de sıralı açıklayıcı desen tercih edilmiştir. Araştırma, 2024-2025 yılları arasında Bursa ili Osmangazi ilçesinde öğrenim görmekte olan 26'sı deney 27'si kontrol grubu olmak üzere toplam 53 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Deney ve kontrol grubu öğrencileri seçilirken seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden uygun örnekleme yöntemi tercih edilmiştir. Araştırmacı uygulamanın yapıldığı okulda görev yapmakta olup deney ve kontrol grupları derse girilen sınıflar arasından seçkisiz olarak yapılmıştır. Gruplar başlangıçta birbirine denktir. Deney grubu öğrencileri hazırlanan ders planları dahilinde sürdürülebilir temelli matematik etkinlikleri ile öğrenim görürken, kontrol grubu öğrencileri de mevcut program dahilinde öğrenim görmüşlerdir. Uygulama toplamda 6 hafta 30 ders saati sürmüştür. Verilerin toplanması, nicel ve nitel olmak üzere iki şekilde yapılmıştır. Nicel veriler, daha önceden hazırlanmış, geçerliği ve güvenirliği test edilmiş matematik tutum ve özyeterlik ölçekleri yanında kişisel bilgi formu ile, nitel veriler ise sürdürülebilirlik hakkındaki görüşlerin araştırıldığı pilot uygulaması yapılan ve uzman görüşleri alınarak son hali verilen araştırmacının kendisinin oluşturduğu görüşme formu aracılığıyla yapılmıştır. Elde edilen nicel veriler SPSS 24 programı ile analiz edilmiştir. Analiz yöntemi olarak; nicel verilerin analizinde normallik analizi ve birden fazla ölçüm sonuçlarını grup içinde ve gruplar arasında karşılaştırmada kullanılan tekrarlı ölçümler için MANOVA; nitel verilerin analizinde içerik analizi yöntemi tercih edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarında, sürdürülebilir temelli matematik etkinliklerinin uygulanmasından sonra gruplar arasında ve gruplar içinde matematik tutumlarında anlamlı farklılıkların olduğu görülmüştür. Matematik özyeterliği ölçüm sonuçlarında ise gruplar arasında anlamlı farklılık olmazken deney grubunun kendi içinde değişiklik olmuştur. Deney grubunun matematik tutumlarında artış olurken, özyeterlik düzeylerinde anlamlı bir değişim olmamıştır. Nitel verilerin sonuçlarına bakıldığında ise öğrencilerin sürdürülebilirliğe olan bakış açılarında olumlu yönde değişiklikler olmuştur. Uygulama sürecinde matematiğin soyut yapısı, çeşitli etkinlikler aracılığıyla somutlaştırılarak öğrencilerin kalıcı öğrenmeleri desteklenmiş ve sürdürülebilirlik kavramının matematikle olan ilişkisini anlamaları sağlanmıştır. Böylece öğrencilerde sürdürülebilirlik konusunda farkındalık oluşturulmuştur. Uygulamaya katılan öğrenciler, matematik derslerinin etkinlikler ile işlenmesinin eğlenceli olduğunu, uygulama öncesinde sürdürülebilirlik hakkında bilgi sahibi değilken etkinlikler sayesinde anladıklarını ve bu uygulamaların diğer derslerde de olmasının daha iyi öğrenmelere ve davranışa dönüştürme için faydalı olacağını belirtmişlerdir. Öğrencilerin dünyamızın devamlılığı için onlara düşen sorumlulukların neler olduğunu anlamaları, bu sürecin toplumsal bir hareket olduğunu düşünerek yaygınlaştırmada görev almaları gerektiği de gerçekleştirilen dönem sonu sergisi ile hissettirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, Sürdürülebilir Eğitim, Matematik Tutumu, Matematik Özyeterliği
The impacts of behavioral factors on social media addiction
In last decade, social media has started to play a crucial role on people' lives. Almost everyone uses at least one of the social media platforms which gives users an opportunity to be connected to the world. However, excessive social media usage can bring with social media addiction that causes failure in academic life, business life, and even in private life. In order to prevent social media addiction, it is important to understand which factors are effective upon social media addiction. The main aim of the present study is to discover the impacts of specific behavioral factors which are openness, loneliness, self-esteem, life satisfaction, creativity, stress, neuroticism, social intelligence, and narcissism on social media addiction. In this study, a survey was conducted with 506 participants. Descriptive statistics, independent sample t- tests, one-way analysis of variance tests, correlation analyses and structural equation modeling were applied to test the hypotheses and the theoretical model of the current study. The results of these analyses showed that while demographical factors which were gender, marital status, age, and education level affected social media addiction, income status and occupation had no influence on social media addiction. Moreover, positive relationships between openness and creativity, openness and self-esteem, self-esteem and life satisfaction, loneliness and neuroticism, and negative relationships between self-esteem and neuroticism, life satisfaction and stress were detected. In the present study, mainly, it was found that some behavioral factors as stress, neuroticism and social intelligence had a positive impact on social media addiction, though, openness, creativity, self-esteem, loneliness, life satisfaction and narcissism had no impact on social media addiction.
İlkokulda STEM uygulamalarının öğrencilerin 21. yüzyıl becerilerine, STEM'e ilişkin tutumlarına ve STEM alanlarındaki mesleklere yönelik ilgilerine etkisi
21. yüzyılda uluslararası bütünleşmenin gerçekleşmesi ile ekonomi, teknoloji, savunma sanayi alanlarında gelişim ve değişim gün geçtikçe önem kazanmaya başlamıştır. Yaşanan bu gelişmeler ülkeler arasındaki rekabeti artırarak mühendislik ve teknoloji alanlarına yönelik yatırımların artmasına neden olmuştur. Küreselleşmenin getirdiği bu rekabet ortamı, eğitimde reformlar uygulanmasını sağlayarak bireylerin 21. yüzyıl becerilerini edinmesinde, fen, teknoloji, mühendislik ve matematik disiplin alanlarında yetkinlik kazanmasında önemli bir yere sahip olmuştur. Bu doğrultuda yeni bir eğitim yaklaşım olarak STEM eğitimi ortaya çıkmıştır. STEM eğitimi, fen, teknoloji mühendislik ve matematik disiplin alanlarının entegrasyonunu sağlayarak bütünleştirici yapısıyla bireylerin 21. yüzyıl becerilerinin gelişmesini, bu disiplin alanlarına eğilimlerinin artmasını ve bu alanlara ilişkin kariyer yönelimlerinin oluşmasını amaçlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, STEM uygulamalarının ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin 21. yüzyıl becerilerine, STEM'e ilişkin tutumlarına ve STEM alanlarındaki mesleklere yönelik ilgilerine etkisini ve bu etkiye ilişkin öğrencilerin STEM hakkındaki düşüncelerini incelemektir. Çalışmada, karma yöntem araştırma desenlerinden sıralı açıklayıcı desen kullanılmıştır. Çalışma grubunu 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Muğla İli Milas İlçesi'nde yer alan bir ilkokulda 4. sınıfta okuyan 34 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmanın nicel boyutunda tek gruplu deneysel desen, nitel boyutunda ise betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Veri toplama araçları olarak; "Çok Boyutlu 21. Yüzyıl Becerileri Ölçeği", "STEM Tutum Ölçeği", "STEM Mesleklerine Yönelik İlgi Ölçeği" ve araştırmacı tarafından geliştirilen "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen nicel verileri analiz etmek için bağımlı t-testi, nitel verileri analiz etmek için ise betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar STEM eğitimi uygulamalarının ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin 21. yüzyıl becerilerini, STEM'e ilişkin tutumlarını, STEM meslek alanlarına yönelik ilgilerini ve STEM'e yönelik düşüncelerini olumlu yönde etkilediğini göstermiştir. Anahtar kelimeler: STEM eğitimi, 21.yüzyıl becerileri, tutum, meslek
Hizmet işletmelerinde davranışsal karşılıkları etkileyen faktörlerin incelenmesi
Müşterilerin firmalara yönelik davranışsal karşılıkların oluşturulmasında geçmiş faaliyetlerin rolü büyüktür. Davranışsal karşılıklar, müşteri tutumu, bağlılıkları, ağızdan ağıza iletişim ve tatmini gibi müşterilerin firmaya dönük deneyimleri sonucu oluşturdukları tepkileri olarak ifade edilebilmektedir. Davranışsal tepkilerin yönetilmesi firmalar açısından incelenmesi oldukça önemlidir. Hizmet sektöründe iyileştirme ve geliştirmelerin yapılması ve sektörde farklılaşmaya yönelik önemli geri bildirimler sağlanabilmesi için davranışsal karşılıkları incelenmesi gerekmektedir. Söz konusu ölçümlemelerle sektörde yer alan firmaların güçlü ve zayıf yönlerinin belirlenmesi etkin strateji ve taktiklerin formüle edilmesine katkı sağlayacaktır. Bu çalışma, hizmet sektöründe yer alan firmalara yönelik davranışsal karşılıkları etkileyen faktörlerin incelenmesini amaçlamaktadır. Çalışma ilişkisel nedensel araştırma modeli şeklinde yapılandırılmıştır. Veri toplama aracı olarak anket formu kullanılmıştır. Araştırma birimi olarak, banka müşterisi olan katılımcılar seçilmiştir. Araştırmada, toplam 407 katılımcıdan veri elde edilmiştir. Elde edilen veriler tek ve çok değişkenli istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Elde edilen araştırma sonuçlarına göre, güvenilirlik, fiziksel koşullar, ürün yeniliği, çalışan yetkinliği değişkenlerinin müşteri memnuniyetini etkilediği ve müşteri memnuniyetinin müşteri sadakatini pozitif etkilediği ve değiştirme niyetini negatif etkilediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Davranışsal Karşılıklar, Müşteri Sadakati, Değiştirme Niyeti, Müşteri Memnuniyeti, Güvenilirlik, Fiziksel Koşullar, Ürün Geliştirme, Çalışan Yetkinliği
Effects of attitudinal functions in counterfeit purchase intention
This study aimed to investigate the relationships between attitudinal functions and counterfeit proneness and their major impacts on counterfeit product evaluation and counterfeit purchase intention. Consumer brand identification and brand conspicuousness were employed as moderators of which the former moderated the relationship between counterfeit proneness and counterfeit product evaluation; whereas latter moderated the influence of counterfeit product evaluation on counterfeit purchase intention. A questionnaire was developed from existing literature and adapted to Turkish context. The questionnaire was responded by 363 people from different cities in Turkey. The collected data was processed by using SPSS and factor analysis, reliability analysis and regression analysis were conducted to test the hypotheses. Findings demonstrated that most of the respondents showed a tendency toward buying counterfeit products, all the constructs positively affected counterfeit proneness, only consumer brand identification negatively affected counterfeit product evaluation when it moderated proneness. In conclusion, this thesis aimed to contribute to the existing literature by conducting a literature review, a comprehensive quantitative study and targeted to provide insights for future research on the topic of counterfeit purchase intention.
Sınıf öğretmenlerinin mülteci öğrencilere yönelik tutumlarının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı sınıfında mülteci öğrenci bulunan sınıf öğretmenlerinin mülteci öğrencilere yönelik tutumlarının incelenmesidir. Araştırmada karma araştırma desenlerinden yakınsayan paralel desen kullanılmıştır. Araştırmanın verileri Gaziantep ili Şahinbey ve Şehitkamil ilçelerinde görev yapan 197 kadın ve 114 erkek olmak üzere 311 sınıf öğretmeninden elde edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Demografik Bilgi Formu", "Mülteci Öğrenci Tutum Ölçeği" ve araştırmacı tarafından hazırlanan , ‟Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılmıştır. Veri toplama araçlarından elde edilen nicel verilerin analizinde SPSS 23.0 programı, nitel verilerin analizinde betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. İstatistiksel analiz sonuçlarına göre cinsiyet değişkeni açısından ölçeğin geneli ve yeterlik alt boyutunun erkek öğretmenler lehine, yaş değişkeni açısından yeterlik alt boyutunun 51-60 yaş grubu lehine, hizmet yılı değişkeni açısından yeterlik alt boyutunun 21+ yıl hizmette bulunmuş öğretmenler lehine ve öğretmenlerin sınıflarındaki mülteci öğrenci sayısı durumu açısından ölçeğin geneli ve uyum ve yeterlik alt boyutlarında 1 mülteci öğrencisi bulunan öğretmenler lehine anlamlı farklılaştığı bulunmuştur. Yapılan görüşmelerin içerik analizinde, öğretmenlerin mülteci öğrenciyle iletişimlerinde dil sorunu olduğu ve bunu Türkçe-Arapça bilen öğrenciler veya tercümanlar aracılığıyla aşmaya çalıştıkları, mülteci öğrencilerin uyumlarında dil sorunu olduğu ve velilerin bir arada eğitime sıcak bakmadıkları, öğretmenlerin uyum sağlama amacıyla etkinlikler ve grup oyunları planladıkları, mülteci eğitiminde dil sorunu ve okuduğunu anlamama en büyük sorunlar olarak dile getirilmiş olup öğretmenlerin çözüm önerileri olarak ayrım yapmama, mülteci öğrenci ve velilerine dil eğitimi verilmesi gerektiğini belirtmiş oldukları sonuçlarına ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular literatür ışığında tartışılmış, uygulayıcı ve araştırmacılara yönelik önerilere yer verilmiştir.
Üniversite öğrencilerinin İngilizce diline yönelik tutumlarının İngilizce dersindeki başarılarına etkileri: Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi örneği
The purpose of this study is to find out what attitudes university students hold towards English language in terms of cognitive, affective and behavioral aspects. The study also investigates whether there are any relationships between students' attitudes and their age, academic achievement, their fields of study, the high schools they graduated from, the year of study at the university, types of English courses and their aim for learning English language. In this mixed method research design study, Five-point Likert scale was used to collect quantitative data and semi-structured interviews conducted with 10 students were used to collect qualitative data. The sampling group for the study was 388 students who were enrolled in English courses at Bozüyük School of Applied Sciences and Bozüyük Vocational School of Bilecik Şeyh Edebali University in Turkey. Out of these 388 participants, 253 were females and 135 were males. The collected data was analyzed by SPSS program. The study revealed that participants generally hold positive attitudes towards English. Undergraduate level students had more positive attitudes in general compared to vocational school students' attitudes. Cognitive and affective attitudes of undergraduate level participants were statistically found to be higher than vocational school students' attitudes. Results suggested statistically meaningful differences between genders in terms of their cognitive and behavioral attitudes towards English. There was a statistically meaningful difference between fields of study, year of study, English courses the participants take, their academic achievement in these courses, their aims for learning English and their cognitive, affective and behavioral attitudes towards English. However, no meaningful difference was found between high school the participants graduated and their attitudes. The findings of this study may yield to further insights as to the importance of learner attitudes in English language learning. Keywords: Components of attitude, affective, behavioral, cognitive, language learning.
Sosyokültürel diyalektik yöntemin öğrencilerin davranışsal, bilişsel ve duygusal katılımlarına olan etkisi
Bu çalışmanın amacı sosyokültürel diyalektik (SKD) yöntemin öğrencilerin davranışsal, bilişsel ve duygusal katılımlarına olan etkisini ortaya koymaktır. Bu çalışmadaverilerin toplanması ve analizi için tek denekli ve yarı deneysel bir araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini üç farklı sınıf öğretmenin sınıf içi uygulamaları oluşturmaktadır. Yapılan çalışma iki aşamadan oluşmaktadır. Araştırmanın birinci aşamasında öğretmenlerin kendi yöntemleriyle anlattıkları ders, ikinci aşamasında ise SKD yöntemine uygun olarak anlattıkları ders video kayıt cihazı ile kayıt altına alınmıştır. Kayıt altına alınan her bir ders öğrenci katılımını gösteren kod-tanım tablosuna bağlı kalınarak analiz edilmiştir. Öğretmenlerin sınıf içi uygulamaları birbirinden bağımsız olacak şekilde incelenmiş ve her bir öğretmenin sınıf içi uygulamaları çalışmanın bir örneklemini oluşturmuştur. Araştırma sonunda SKD yönteminin öğrencilerin davranışsal, bilişsel ve duygusal katılımlarını sağladığı görülmüştür. Bununla birlikte, SKD yönteminin derslere katılan öğrenci sayısında her üç sınıfta da bir artışa neden olduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyokültürel diyalektik yöntem, Davranışsal Katılım, Bilişsel katılım, Duygusal Katılım.
Ergenlerin çocukluk dönemi istismar yaşantıları ile davranış problemleri ve psikolojik sağlamlıkları arasında ilişkinin incelenmesinde otomatik düşünceler ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolü
Bu araştırmanın amacı ergenlerin çocukluk dönemi istismar/ihmal yaşantıları ile davranış problemleri ve psikolojik sağlamlık düzeyleri arasındaki ilişkide bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve otomatik düşüncelerin aracı rolünü incelemektir. Araştırmanın örneklemi Gaziantep'te ortaöğretim kurumlarına devam eden yaşları 14 ile 19 arasında değişen (x = 16.15; Ss= 1.42) 338'i (% 51.1) kadın, 322'si (% 48.9) erkek olmak üzere toplam 671 ergenden oluşmaktadır. Çalışmada ergenlerin çocukluk dönemi istismar/ihmal yaşantılarını belirlemek için Çocukluk Örselenme Yaşantıları Ölçeği-Kısa Form (ÇÖYÖ-KF), davranış problemlerini belirlemek için 11- 18 Yaş Grubu Gençler için Kendini Değerlendirme Ölçeği (YSR-11/18), psikolojik sağlamlık düzeyini belirlemek için Yılmazlık Ölçeği (YÖ), otomatik düşüncelerini belirlemek için Çocuklar için Otomatik Düşünceler Ölçeği (CATS), bilişsel duygu düzenleme stratejilerini belirlemek için Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği (BDDÖ) ve demografik özellikleri belirlemek için ise Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma bulguları; ergenlerin çocukluk dönemi istismar/ihmal yaşantıları ile psikolojik sağlamlık düzeyleri arasındaki ilişkide uyumlu bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve otomatik düşüncelerin tam aracı rolünün olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte ergenlerin çocukluk dönemi istismar/ihmal yaşantıları ile davranış problemleri arasındaki ilişkide uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve otomatik düşüncelerin kısmi aracılık etkisi olduğu belirlemiştir. Diğer taraftan çocukluk dönemi istismar/ihmal yaşantıları ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkide uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin ve istismar/ihmal yaşantıları ile davranış problemleri arasındaki ilişkide ise uyumlu bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracılık etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Bulgular kapsamında son olarak, davranış problemlerinin varyansının açıklanmasında etkili değişkenlerin sırasıyla otomatik düşünceler, çocukluk dönemi istismar/ihmal yaşantıları ve uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejileri olduğu; psikolojik sağlamlığın varyansını açıklayan en önemli değişkenlerin ise sırasıyla uyumlu bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve otomatik düşünceler olduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış, araştırmacı ve uygulayıcılara bazı öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Çocukluk dönemi istismar/ihmal, davranış problemleri, psikolojik sağlamlık, otomatik düşünceler, bilişsel duygu düzenleme stratejileri
İlkokul düzeyi çevre tutum ölçeği geliştirme ve uygulama çalışması
Bu araştırmada, ilkokul öğrencilerinin çevreye yönelik tutum düzeylerini belirleyebilecek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracının geliştirilmesi ve geliştirilen ölçek kullanılarak öğrencilerin tutum düzeylerinin çeşitli demografik değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Nicel araştırma desenin benimsendiği araştırma tarama çalışması niteliğindedir. Araştırma 2022-2023 eğitim öğretim yılında Kırşehir ilinde yer alan ilkokullarda 1548 öğrencinin katılımıyla yürütülmüştür. Araştırmada, likert tipi ölçek geliştirme modeli kullanılmıştır. Ölçme aracında yer alan maddelerin birbiriyle ilişkili olduğu düşünülerek açımlayıcı (explanatory) faktör analizinde promax eğik döndürme tekniği kullanılmıştır. Üç kez uygulanan döndürme tekniği sonucunda, 3 alt faktörden oluşan, 17 maddelik ölçek elde edilmiştir. Ölçeğin Kaiser-Mayer-Olkin [KMO] Testi sonucu .837 olarak hesaplanmıştır. Hesaplanan Bartlett Testi sonucunun ise (p<.00) anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Geliştirilen veri toplama aracının geçerlik-güvenirlik analizleri sonucunda açımlayıcı faktör analizinde .76 olarak hesaplanan Cronbach Alpha iç tutarlık katsayısının doğrulayıcı faktör analizinde .91 olarak artış gösterdiği görülmüştür. Doğrulayıcı Faktör Analizi sonucunda ölçeğin yapısının ki-kare uyum değerinin (x2= 262.93 sd=116, p=.00) anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Örneklem büyüklüğüne göre değişiklik gösteren x2 değerinin 262.93, serbestlik derecesinin (df) 116 olduğu belirlenmiştir. Model uyumuna ilişkin x2/df ise 2.26 olarak hesaplanmıştır. Geliştirilen ölçek ile ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin çevreye ilişkin tutum düzeyleri çeşitli demografik değişkenler açısından ele alınıp değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularına göre ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin çevreye ilişkin tutum düzeylerinde; cinsiyete göre anlamlı fark bulunamadığı, sosyo-ekonomik düzeye göre üst düzey grupların lehine anlamlı fark görüldüğü, anne ve baba meslek gruplarına göre yine eğitim düzeyi lehine anlamlı fark olduğu görülmüştür.
Planlanmış Davranış Teorisi bağlamında evliliği sürdürme ve sonuçları
Evliliklerin sürdürülmesi zor fakat önemli bir süreçtir. Bu süreç kişinin gerek var olan ilişkiyi devam ettirmek gerekse onarmak için belli davranışlarda bulunmasını gerektirir. Bilimsel çalışmalar doyum sağlanan, ödülü yüksek, bedeli düşük evliliklerin sürdürüldüğünü ve evliliklerin sürdürülmesinde sosyal çevrenin ve benlik kurgularının etkili olduğunugöstermektedir. Doyum sağlanan, mutlu bir evliliğin hem kadın hem de erkeğin sağlığını olumlu etkilediği görülmektedir. Evliliğin sürmesi, kişinin ilişkiyi sürdürme isteği de dahil pek çok değişkenden etkilenmektedir. Bu çalışma kapsamında evliliği sürdürme niyeti ve bu yönde gösterilen sürdürme davranışları "Planlanmış Davranış Teorisi (PDT)" bağlamında ele alınmıştır. Bu amaçla evliliği sürdürme niyetine yönelik PDT temelli bir ölçek hazırlanmış ve ölçek maddelerinin hazırlanması, geçerliği ve güvenirliğin test edilmesi amacıyla pilot bir çalışma yapılmıştır. Ana çalışmada evliliği sürdürme niyeti ve bu yönde gösterilen davranışlar üzerinde evlilik doyumu, algılanan ödül-bedel, benlik kurguları, PDT değişkenleri olan inançlar, evliliğe yönelik tutum, öznel normlar ve algılanan davranışsal kontrolün nasıl etki ettiği incelenmiştir. Ayrıca çiftlerin evliliği sürdürme niyeti, evlilik doyumu ve ruhsal sağlık arasındaki etkileşimde ilişkiyi sürdürme davranışlarının rolünün hem bireysel hem de ikili ilişki düzeyinde incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya çiftlerin ikili analizleri için 168 evli çift ve PDT kapsamında yol analizleri için de 183 kadın 178 erkek olmak üzere 361 evli kişi katılmıştır. Katılımcılara araştırmacı tarafından pilot uygulaması gerçekleştirilmiş olan PDT'nin boyutlarını içeren Evliliği Sürdürme Niyeti Ölçeği'nin yanı sıra İlişki Sürdürme Mekanizmaları Ölçeği, Evlilik Yaşamı Ölçeği, Algılanan Ödül-Bedel Ölçeği, Genel Sağlık Anketi-12, İlişkisel-Özerk Benlik Kurgusu Ölçeği ve demografik bilgi formu uygulanmıştır. Gerçekleştirilen yol analizleri sonucunda, PDT'nde yer alan davranışsal inançlar, normatif inançlar ve kontrol inançları boyutlarının, ana değişkenler olan davranışa yönelik tutum, öznel normlar ve algılanan davranışsal kontrolle olumlu yönde ilişkili olduğu; ancak inançlar üzerinden çizilen modelin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. Bunun yanı sıra PDT'nin ana değişkenlerinin yer aldığı model anlamlı bulunmuştur ve modelin sonucuna göre evliliği sürdürmeye yönelik davranışsal tutumların, öznel normların ve algılanan kontrolün yüksek olması evliliği sürdürme niyetini olumlu yönde etkilemekte; bunun sonucunda da sürdürme niyeti ilişki sürdürme mekanizmalarına yol açmaktadır. Bu süreçte ilişkisel benlik kurgusu düzeyinin yüksek olduğu kişilerin evliliği sürdürmeye yönelik daha olumlu tutumlar ve daha yüksek öznel normlara sahip olduğu görülürken; ilişkisel benlik kurgusu düzeyinin yüksek olmasının algılanan davranışsal kontrol ile ilişkisi anlamlı bulunmamıştır. Ayrıca PDT değişkenlerine ek olarak, evlilik doyumunun sürdürme mekanizmaları ile ilişkisinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı; ancak algılanan ödül-bedelin sürdürme mekanizmaları üzerinde anlamlı ve orta düzeyde etkiye sahip olduğu görülmüştür. Gerçekleştirilen Aktör-Partner Karşılıklı Bağımlı Aracılık Modeli analizleri sonucunda erkeklerin evliliklerini sürdürme niyetleri ile ruh sağlıkları arasında kendilerinin sürdürme mekanizmalarını kullanması ve partnerinin sürdürme mekanizmalarını kullanması aracılık ederken; evlilik doyumu ve ruh sağlığı arasındaki ilişkide ise, yalnızca erkekler için partnerinin sürdürme mekanizmalarını kullanması aracılık etmektedir. Evliliği sürdürme niyeti ve evlilik doyumu arasındaki ilişkide sürdürme mekanizmalarını kullanmanın etkisinin incelendiği modelde, hem kadın hem de erkeğin evliliği sürdürme niyeti ile evlilik doyumu arasında kendisinin sürdürme mekanizmalarını kullanmasının aracılık ettiği görülürken; erkeğin evliliği sürdürme niyeti ile kadının evlilik doyumu arasında kadının sürdürme mekanizmalarını kullanmasının aracılık ettiği bulunmuştur. Bulgular alanyazın ışığında tartışılmış, çalışmaya dair sınırlılıklar ele alınmış ve gelecek çalışmalar ile uygulamaya dair önerilerde bulunulmuştur.
Doğurganlık ve çocuk doğurmaya yönelik tutum ölçeği Türkçe formunun geçerlik ve güvenirlik çalışması
Amaç: Bu çalışmada, 2015 yılında Söderberg ve arkadaşları tarafından ikinci versiyonu geliştirilen Doğurganlık ve Çocuk Doğurmaya Yönelik Tutum Ölçeği (AFCS, Attitudes Toward Fertility And Childbearing Scale)' nin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Metodolojik tipte olan araştırmanın örneklemini, Manisa ilindeki 20-30 yaş grubu henüz anne olmamış 240 kadın oluşturdu. Veriler, araştırmacı tarafından Birey Tanıtım Formu, Doğurganlık ve Çocuk Doğurmaya Yönelik Tutum Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanıtıcı bilgilerin sayı yüzde dağılımları, dil geçerliliği, kapsam geçerlik indeksi, yapı geçerliliği (Doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizi), standart hata, Cronbach Alfa katsayısı, madde toplam puan korelasyonu ve ölçek tepki yanlılığı testleri kullanıldı. Bulgular: Ölçek üç alt boyuta dağıldı, açıkladığı toplam varyans %65,10 olarak bulundu. Ölçek alt boyut Cronbach Alfa katsayıları sırasıyla birinci faktör; "Şimdiki Engel" α= 0,89, ikinci faktör; "Gelecekteki Önem" α= 0,92, üçüncü faktör; "Kadınlık Kimliği" α= 0,90 olarak bulundu. Madde analizi sonucunda maddelerin madde alt boyut puan korelasyonları şimdiki engel alt boyutunda 0,60-0,82, gelecekteki önem alt boyutunda 0,75-0,85, kadınlık kimliği alt boyutunda 0,78-0,90 arasında bulundu. Ölçek doğrulayıcı faktör analizi uyum indeksleri incelendi ve x2/df, CFI, NFI, NNFI indekslerinin kabul edilebilir değerlerde olduğu, RMSEA, GFI ve AGFI indekslerinin ise kabul edilebilir değerleri karşılamadığı belirlendi. Sonuç: Doğurganlık ve Çocuk Doğurmaya Yönelik Tutum Ölçeği Türkçe formunun yapılan analizler sonucunda kabul edilebilir derecede geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Doğurganlık, Tutum, Geçerlik, Güvenirlik