Davranışsal tutum
53 theses under this subject heading
Sınıf öğretmenlerinin mülteci öğrencilere yönelik tutumlarının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı sınıfında mülteci öğrenci bulunan sınıf öğretmenlerinin mülteci öğrencilere yönelik tutumlarının incelenmesidir. Araştırmada karma araştırma desenlerinden yakınsayan paralel desen kullanılmıştır. Araştırmanın verileri Gaziantep ili Şahinbey ve Şehitkamil ilçelerinde görev yapan 197 kadın ve 114 erkek olmak üzere 311 sınıf öğretmeninden elde edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Demografik Bilgi Formu", "Mülteci Öğrenci Tutum Ölçeği" ve araştırmacı tarafından hazırlanan , ‟Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılmıştır. Veri toplama araçlarından elde edilen nicel verilerin analizinde SPSS 23.0 programı, nitel verilerin analizinde betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. İstatistiksel analiz sonuçlarına göre cinsiyet değişkeni açısından ölçeğin geneli ve yeterlik alt boyutunun erkek öğretmenler lehine, yaş değişkeni açısından yeterlik alt boyutunun 51-60 yaş grubu lehine, hizmet yılı değişkeni açısından yeterlik alt boyutunun 21+ yıl hizmette bulunmuş öğretmenler lehine ve öğretmenlerin sınıflarındaki mülteci öğrenci sayısı durumu açısından ölçeğin geneli ve uyum ve yeterlik alt boyutlarında 1 mülteci öğrencisi bulunan öğretmenler lehine anlamlı farklılaştığı bulunmuştur. Yapılan görüşmelerin içerik analizinde, öğretmenlerin mülteci öğrenciyle iletişimlerinde dil sorunu olduğu ve bunu Türkçe-Arapça bilen öğrenciler veya tercümanlar aracılığıyla aşmaya çalıştıkları, mülteci öğrencilerin uyumlarında dil sorunu olduğu ve velilerin bir arada eğitime sıcak bakmadıkları, öğretmenlerin uyum sağlama amacıyla etkinlikler ve grup oyunları planladıkları, mülteci eğitiminde dil sorunu ve okuduğunu anlamama en büyük sorunlar olarak dile getirilmiş olup öğretmenlerin çözüm önerileri olarak ayrım yapmama, mülteci öğrenci ve velilerine dil eğitimi verilmesi gerektiğini belirtmiş oldukları sonuçlarına ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular literatür ışığında tartışılmış, uygulayıcı ve araştırmacılara yönelik önerilere yer verilmiştir.
Ergenlerin çocukluk dönemi istismar yaşantıları ile davranış problemleri ve psikolojik sağlamlıkları arasında ilişkinin incelenmesinde otomatik düşünceler ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolü
Bu araştırmanın amacı ergenlerin çocukluk dönemi istismar/ihmal yaşantıları ile davranış problemleri ve psikolojik sağlamlık düzeyleri arasındaki ilişkide bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve otomatik düşüncelerin aracı rolünü incelemektir. Araştırmanın örneklemi Gaziantep'te ortaöğretim kurumlarına devam eden yaşları 14 ile 19 arasında değişen (x = 16.15; Ss= 1.42) 338'i (% 51.1) kadın, 322'si (% 48.9) erkek olmak üzere toplam 671 ergenden oluşmaktadır. Çalışmada ergenlerin çocukluk dönemi istismar/ihmal yaşantılarını belirlemek için Çocukluk Örselenme Yaşantıları Ölçeği-Kısa Form (ÇÖYÖ-KF), davranış problemlerini belirlemek için 11- 18 Yaş Grubu Gençler için Kendini Değerlendirme Ölçeği (YSR-11/18), psikolojik sağlamlık düzeyini belirlemek için Yılmazlık Ölçeği (YÖ), otomatik düşüncelerini belirlemek için Çocuklar için Otomatik Düşünceler Ölçeği (CATS), bilişsel duygu düzenleme stratejilerini belirlemek için Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği (BDDÖ) ve demografik özellikleri belirlemek için ise Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma bulguları; ergenlerin çocukluk dönemi istismar/ihmal yaşantıları ile psikolojik sağlamlık düzeyleri arasındaki ilişkide uyumlu bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve otomatik düşüncelerin tam aracı rolünün olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte ergenlerin çocukluk dönemi istismar/ihmal yaşantıları ile davranış problemleri arasındaki ilişkide uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve otomatik düşüncelerin kısmi aracılık etkisi olduğu belirlemiştir. Diğer taraftan çocukluk dönemi istismar/ihmal yaşantıları ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkide uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin ve istismar/ihmal yaşantıları ile davranış problemleri arasındaki ilişkide ise uyumlu bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracılık etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Bulgular kapsamında son olarak, davranış problemlerinin varyansının açıklanmasında etkili değişkenlerin sırasıyla otomatik düşünceler, çocukluk dönemi istismar/ihmal yaşantıları ve uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejileri olduğu; psikolojik sağlamlığın varyansını açıklayan en önemli değişkenlerin ise sırasıyla uyumlu bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve otomatik düşünceler olduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış, araştırmacı ve uygulayıcılara bazı öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Çocukluk dönemi istismar/ihmal, davranış problemleri, psikolojik sağlamlık, otomatik düşünceler, bilişsel duygu düzenleme stratejileri
İlkokul düzeyi çevre tutum ölçeği geliştirme ve uygulama çalışması
Bu araştırmada, ilkokul öğrencilerinin çevreye yönelik tutum düzeylerini belirleyebilecek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracının geliştirilmesi ve geliştirilen ölçek kullanılarak öğrencilerin tutum düzeylerinin çeşitli demografik değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Nicel araştırma desenin benimsendiği araştırma tarama çalışması niteliğindedir. Araştırma 2022-2023 eğitim öğretim yılında Kırşehir ilinde yer alan ilkokullarda 1548 öğrencinin katılımıyla yürütülmüştür. Araştırmada, likert tipi ölçek geliştirme modeli kullanılmıştır. Ölçme aracında yer alan maddelerin birbiriyle ilişkili olduğu düşünülerek açımlayıcı (explanatory) faktör analizinde promax eğik döndürme tekniği kullanılmıştır. Üç kez uygulanan döndürme tekniği sonucunda, 3 alt faktörden oluşan, 17 maddelik ölçek elde edilmiştir. Ölçeğin Kaiser-Mayer-Olkin [KMO] Testi sonucu .837 olarak hesaplanmıştır. Hesaplanan Bartlett Testi sonucunun ise (p<.00) anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Geliştirilen veri toplama aracının geçerlik-güvenirlik analizleri sonucunda açımlayıcı faktör analizinde .76 olarak hesaplanan Cronbach Alpha iç tutarlık katsayısının doğrulayıcı faktör analizinde .91 olarak artış gösterdiği görülmüştür. Doğrulayıcı Faktör Analizi sonucunda ölçeğin yapısının ki-kare uyum değerinin (x2= 262.93 sd=116, p=.00) anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Örneklem büyüklüğüne göre değişiklik gösteren x2 değerinin 262.93, serbestlik derecesinin (df) 116 olduğu belirlenmiştir. Model uyumuna ilişkin x2/df ise 2.26 olarak hesaplanmıştır. Geliştirilen ölçek ile ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin çevreye ilişkin tutum düzeyleri çeşitli demografik değişkenler açısından ele alınıp değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularına göre ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin çevreye ilişkin tutum düzeylerinde; cinsiyete göre anlamlı fark bulunamadığı, sosyo-ekonomik düzeye göre üst düzey grupların lehine anlamlı fark görüldüğü, anne ve baba meslek gruplarına göre yine eğitim düzeyi lehine anlamlı fark olduğu görülmüştür.
Planlanmış Davranış Teorisi bağlamında evliliği sürdürme ve sonuçları
Evliliklerin sürdürülmesi zor fakat önemli bir süreçtir. Bu süreç kişinin gerek var olan ilişkiyi devam ettirmek gerekse onarmak için belli davranışlarda bulunmasını gerektirir. Bilimsel çalışmalar doyum sağlanan, ödülü yüksek, bedeli düşük evliliklerin sürdürüldüğünü ve evliliklerin sürdürülmesinde sosyal çevrenin ve benlik kurgularının etkili olduğunugöstermektedir. Doyum sağlanan, mutlu bir evliliğin hem kadın hem de erkeğin sağlığını olumlu etkilediği görülmektedir. Evliliğin sürmesi, kişinin ilişkiyi sürdürme isteği de dahil pek çok değişkenden etkilenmektedir. Bu çalışma kapsamında evliliği sürdürme niyeti ve bu yönde gösterilen sürdürme davranışları "Planlanmış Davranış Teorisi (PDT)" bağlamında ele alınmıştır. Bu amaçla evliliği sürdürme niyetine yönelik PDT temelli bir ölçek hazırlanmış ve ölçek maddelerinin hazırlanması, geçerliği ve güvenirliğin test edilmesi amacıyla pilot bir çalışma yapılmıştır. Ana çalışmada evliliği sürdürme niyeti ve bu yönde gösterilen davranışlar üzerinde evlilik doyumu, algılanan ödül-bedel, benlik kurguları, PDT değişkenleri olan inançlar, evliliğe yönelik tutum, öznel normlar ve algılanan davranışsal kontrolün nasıl etki ettiği incelenmiştir. Ayrıca çiftlerin evliliği sürdürme niyeti, evlilik doyumu ve ruhsal sağlık arasındaki etkileşimde ilişkiyi sürdürme davranışlarının rolünün hem bireysel hem de ikili ilişki düzeyinde incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya çiftlerin ikili analizleri için 168 evli çift ve PDT kapsamında yol analizleri için de 183 kadın 178 erkek olmak üzere 361 evli kişi katılmıştır. Katılımcılara araştırmacı tarafından pilot uygulaması gerçekleştirilmiş olan PDT'nin boyutlarını içeren Evliliği Sürdürme Niyeti Ölçeği'nin yanı sıra İlişki Sürdürme Mekanizmaları Ölçeği, Evlilik Yaşamı Ölçeği, Algılanan Ödül-Bedel Ölçeği, Genel Sağlık Anketi-12, İlişkisel-Özerk Benlik Kurgusu Ölçeği ve demografik bilgi formu uygulanmıştır. Gerçekleştirilen yol analizleri sonucunda, PDT'nde yer alan davranışsal inançlar, normatif inançlar ve kontrol inançları boyutlarının, ana değişkenler olan davranışa yönelik tutum, öznel normlar ve algılanan davranışsal kontrolle olumlu yönde ilişkili olduğu; ancak inançlar üzerinden çizilen modelin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. Bunun yanı sıra PDT'nin ana değişkenlerinin yer aldığı model anlamlı bulunmuştur ve modelin sonucuna göre evliliği sürdürmeye yönelik davranışsal tutumların, öznel normların ve algılanan kontrolün yüksek olması evliliği sürdürme niyetini olumlu yönde etkilemekte; bunun sonucunda da sürdürme niyeti ilişki sürdürme mekanizmalarına yol açmaktadır. Bu süreçte ilişkisel benlik kurgusu düzeyinin yüksek olduğu kişilerin evliliği sürdürmeye yönelik daha olumlu tutumlar ve daha yüksek öznel normlara sahip olduğu görülürken; ilişkisel benlik kurgusu düzeyinin yüksek olmasının algılanan davranışsal kontrol ile ilişkisi anlamlı bulunmamıştır. Ayrıca PDT değişkenlerine ek olarak, evlilik doyumunun sürdürme mekanizmaları ile ilişkisinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı; ancak algılanan ödül-bedelin sürdürme mekanizmaları üzerinde anlamlı ve orta düzeyde etkiye sahip olduğu görülmüştür. Gerçekleştirilen Aktör-Partner Karşılıklı Bağımlı Aracılık Modeli analizleri sonucunda erkeklerin evliliklerini sürdürme niyetleri ile ruh sağlıkları arasında kendilerinin sürdürme mekanizmalarını kullanması ve partnerinin sürdürme mekanizmalarını kullanması aracılık ederken; evlilik doyumu ve ruh sağlığı arasındaki ilişkide ise, yalnızca erkekler için partnerinin sürdürme mekanizmalarını kullanması aracılık etmektedir. Evliliği sürdürme niyeti ve evlilik doyumu arasındaki ilişkide sürdürme mekanizmalarını kullanmanın etkisinin incelendiği modelde, hem kadın hem de erkeğin evliliği sürdürme niyeti ile evlilik doyumu arasında kendisinin sürdürme mekanizmalarını kullanmasının aracılık ettiği görülürken; erkeğin evliliği sürdürme niyeti ile kadının evlilik doyumu arasında kadının sürdürme mekanizmalarını kullanmasının aracılık ettiği bulunmuştur. Bulgular alanyazın ışığında tartışılmış, çalışmaya dair sınırlılıklar ele alınmış ve gelecek çalışmalar ile uygulamaya dair önerilerde bulunulmuştur.
Doğurganlık ve çocuk doğurmaya yönelik tutum ölçeği Türkçe formunun geçerlik ve güvenirlik çalışması
Amaç: Bu çalışmada, 2015 yılında Söderberg ve arkadaşları tarafından ikinci versiyonu geliştirilen Doğurganlık ve Çocuk Doğurmaya Yönelik Tutum Ölçeği (AFCS, Attitudes Toward Fertility And Childbearing Scale)' nin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Metodolojik tipte olan araştırmanın örneklemini, Manisa ilindeki 20-30 yaş grubu henüz anne olmamış 240 kadın oluşturdu. Veriler, araştırmacı tarafından Birey Tanıtım Formu, Doğurganlık ve Çocuk Doğurmaya Yönelik Tutum Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanıtıcı bilgilerin sayı yüzde dağılımları, dil geçerliliği, kapsam geçerlik indeksi, yapı geçerliliği (Doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizi), standart hata, Cronbach Alfa katsayısı, madde toplam puan korelasyonu ve ölçek tepki yanlılığı testleri kullanıldı. Bulgular: Ölçek üç alt boyuta dağıldı, açıkladığı toplam varyans %65,10 olarak bulundu. Ölçek alt boyut Cronbach Alfa katsayıları sırasıyla birinci faktör; "Şimdiki Engel" α= 0,89, ikinci faktör; "Gelecekteki Önem" α= 0,92, üçüncü faktör; "Kadınlık Kimliği" α= 0,90 olarak bulundu. Madde analizi sonucunda maddelerin madde alt boyut puan korelasyonları şimdiki engel alt boyutunda 0,60-0,82, gelecekteki önem alt boyutunda 0,75-0,85, kadınlık kimliği alt boyutunda 0,78-0,90 arasında bulundu. Ölçek doğrulayıcı faktör analizi uyum indeksleri incelendi ve x2/df, CFI, NFI, NNFI indekslerinin kabul edilebilir değerlerde olduğu, RMSEA, GFI ve AGFI indekslerinin ise kabul edilebilir değerleri karşılamadığı belirlendi. Sonuç: Doğurganlık ve Çocuk Doğurmaya Yönelik Tutum Ölçeği Türkçe formunun yapılan analizler sonucunda kabul edilebilir derecede geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Doğurganlık, Tutum, Geçerlik, Güvenirlik
Babanın çocuk davranış problemleri ve iyi olma hali üzerindeki etkisi
Bu araştırmada 8 - 10 yaş aralığında bulunan çocuklarda baba katılımı ile davranış problemleri ile iyi olma hali arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır.Araştırma İstanbul ili içindeki Avrupa yakasında bulunan 9 farklı ilçede yaşayan 8 -10 yaş arası 274 çocuk, anneleri ve babaları ile gerçekleştirilmiştir. Babaların kişisel ve ailesel özelliklere ilişkin veriler "Baba Bilgi Formu", babaların baba katılımına ilişkin veriler "Baba Katılım Ölçeği", çocukların davranış problemlerine ilişkin veriler "Conners Anne-Baba Değerlendirme Formu", çocukların iyi olma haline ilişkin veriler araştırmacı tarafından hazırlanan "Çocukların İyi Olma Hali Anketi" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde Bağımsız Gruplar için T-testi ve Pearson Momentler Çarpımı Katsayı tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre babaların kız çocuklarına yönelik daha fazla katılımda bulundukları bulunmuştur. Baba katılımının yüksek olduğu çocuklarda iyi olma halinin yüksek olduğu bulunmuştur. Baba katılımının çocukların davranış problemleri üzerinde etki ettiği bulunmuştur. Anne ve babanın çocuklarını davranış problemleri açısından ayrı olarak değerlendirmeleri ilişkisel olarak anlamlı bulunmuştur. Son olarak Çocukların iyi olma hali ile bunu ölçen göstergelerin ilişkili olduğu saptanmıştır.
Gebe ve lohusaların aile planlaması tutumları
Amaç: Bu çalışma, gebe ve lohusaların aile planlaması tutumları ve etkileyen faktörleri belirlemek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma, tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini, Manisa ilinde araştırmanın yapıldığı hastanelerin gebe polikliniğine başvuran ve doğum yapan 403 kadın oluşturdu. Veriler, araştırmacı tarafından kadınların sosyo-demografik, obstetrik ve aile planlaması özeliklerini belirleyebilecek türden sorular içeren soru formu ve Aile Planlaması Tutum Ölçeği (APTÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzde dağılımı, Bağımsız Gruplarda Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U Testi ve ilişki için Spearman Korelasyonu kullanıldı. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan gebe ve lohusaların çoğunluğunun 21-40 yaş aralığında olduğu, büyük bir kısmının lise mezunu olduğu (gebeler: %48,8, lohusalar: %53,6) ve çalışmadığı (gebeler: %68,7, lohusalar: %61,6) belirlendi. Gebe ve lohusaların evlilik süresi ortalamalarının gebelerde 7,09±4,66 (min: 1.0- max: 20.0), lohusalarda 8,23±5,63(min: 1.0- max: 25.0) olduğu saptandı. Araştırmaya katılan gebe ve lohusaların %100'ünün aile planlaması hakkında bilgisi olduğu belirlendi. APTÖ toplam puan ortalaması gebelerde 95,76±9,31 (min:71-max: 113.0), lohusalarda 95,75±9,92 (min:71.0–max:113) olarak bulundu (p>0,05). Çalışan, lise ve üzeri eğitim alan, sosyo ekonomik düzeyi iyi ve orta olan, sosyal güvencesi olan gebe ve lohusaların APTÖ puan ortalamasının yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Sonuç: Çalışma sonucuna göre APTÖ puan ortalamalarına göre gebe ve lohusaların aile planlaması tutumları arasında fark yoktur. Gebe ve lohusaların aile planlaması tutumlarını etkileyen faktörlerin; eğitim durumu, çalışma durumu, sosyal güvencesi, sosyo ekonomik düzeyi, evlilik süresi, eşin eğitim durumu olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Aile planlaması, gebelik, lohusalık, aile planlaması tutumu
Bireysel yatırımcıların davranışsal hata ve yanlılıklarının portföy getirileri üzerine etkisi
Davranışsal finansa yönelik araştırmalarda rasyonel yatırımcı kavramının aksine yatırımcıların rasyonel olmadığı vurgulanmaktadır. Yatırımcıların psikolojik ve duygusal unsurları demografik faktörler ile birlikte ele alındığında hata ve yanlılıklar görülebilmektedir. Finansal piyasalarda yapılan hata ve yanlılıkların belirlenmesi ile bireysel yatırımcıların bu hataların farkına varmaları ve tekrarlamamaları sağlanabilir. Bu araştırma ile bireysel yatırımcıları finansal yatırım kararına yönlendiren ve kararlarını şekillendiren davranışsal eğilimlerin portföy getirisi üzerinde anlamlı bir etkisi olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Aynı zamanda finansal piyasalarda işlem yapan kişilerin yatırım yaparken gösterdikleri davranışsal eğilimler incelenmiş ve çeşitli gruplar arasında bir fark olup olmadığı belirlenmiştir. Bu doğrultuda bu araştırmada çeşitli kaynaklardan uyarlanarak, yatırımcıları finansal yatırım kararına yönlendiren ve kararlarını şekillendiren eğilimleri ölçen temel bir ölçek hazırlanmıştır. Ankete eklenen cinsiyet, medeni durum, öğrenim durumu, meslek, gelir durumu gibi demografik özellikler ve finansal piyasalarda yatırım yapma süresi, yatırım portföy büyüklüğü, finans eğitimi alma durumu gibi finansal geçmişe ilişkin sorular ile yatırımcıların finansal yatırımlarında davranışsal eğilimlerine göre farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Hazırlanan ölçek Türkiye'de 307 bireysel yatırımcıya uygulanmıştır. Elde edilen veriler Bağımsız Örneklemler T-testi, ANOVA, Regresyon Analizi ve Yapısal Eşitlik Modellemesi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda bireysel yatırımcıların son bir yılda elde ettikleri portföy getirisi üzerinde finansal yatırım kararlarına etki eden davranışsal eğilimlerinden aşina olanı tercih etme, mental muhasebe ve temsil edebilirlik yanlılığı eğilimlerinin istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olmadığı fakat kendine aşırı güvenme ve aşırı iyimser olma davranışı eğiliminin istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Davranışsal Finans, Portföy Getirisi, Davranışsal Hata ve Yanlılıklar
Aile eğitim programının annelerin ebeveynlik davranışlarına ve çocuklarında gözlenen davranış problemlerine etkisi
Bu araştırma ADDT'ye dayalı Aile Eğitim Programının annelerin ebeveynlik davranışları üzerindeki etkisini ve annelerin çocukların da algıladıkları davranış problemleri üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlanmıştır. Çalışmaya çocukları ilkokula devam eden 28 anne katılmıştır. Katılımcılardan 14 anne deney grubunu oluştururken 14 anne kontrol grubunu oluşturmaktadır. Uygulama öncesinde deney ve kontrol gruplarına Alabama Ebeveyn Davranışları Ölçeği ve Conners' Anababa Derecelendirme Ölçeği uygulanmıştır. Öntest ölçümlerinin ardından deney grubunda yer alan anneler ile 7 oturumdan oluşan Akılcı Duygusal Aile Eğitim Programı gerçekleştirilmiştir. Kontrol grubu ile herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Deney grubu ile uygulamaların bitiminden 1 hafta sonra sontest ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde 2x2 yönlü varyans analizi tekniği kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda aile eğitim programına katılan annelerin çocuklarında bu eğitim programına katılmayan annelerin çocuklarına göre annelerin çocukları için algıladıkları davranış problemlerinde önemli düzeyde azalma olduğu annelerin işlem öncesine göre kendi ebeveynlik rollerine ilişkin olumlu tutum ve davranışların arttığı olumsuz tutum ve davranışların azaldığı görülmektedir.
Davranışsal kurumsal finans ekseninde kar payı dağıtım kararları: Borsa İstanbul örneği
Çalışmanın temel amacı, firmaların nakit kar payı dağıtım kararlarını davranışsal kurumsal finans ekseninde incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, davranışsal kurumsal finansta iki temel yaklaşım olan rasyonel yatırımcı-irrasyonel yönetici ve irrasyonel yatırımcı-rasyonel yönetici varsayımları üzerinden hareket edilmiştir. Rasyonel yatırımcı-irrasyonel yönetici yaklaşımı çerçevesinde, yöneticilerin nakit kar payı dağıtım kararlarında sürü davranışı ve aşırı güven davranışlarının etkileri; irrasyonel yatırımcı-rasyonel yönetici yaklaşımı çerçevesinde ise catering teorisinin geçerliliği araştırılmıştır. Çalışmada payları Borsa İstanbul Yıldız Pazar'da işlem gören Türkiye İmalat sanayiindeki 77 firmaya ait Temmuz 1999-Haziran 2014 dönemi verileri kullanılmıştır. İki aşamalı En Küçük Kareler ve Panel Lojistik Regresyon analizi yöntemleri aracılığı ile veriler analiz edilmiştir. Yapılan analiz ile yöneticilerin rasyonel yatırımcı-irrasyonel yönetici varsayımı altında nakit kar payı dağıtım kararlarında sürü etkisiyle hareket ettikleri; bununla birlikte, aşırı güven davranışı göstermedikleri belirlenmiştir. İrrasyonel yatırımcı-rasyonel yönetici varsayımı çerçevesinde ise catering teorisinin geçerli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Diğer taraftan, firma karlılığının, geçmiş dönem kar dağıtım kararlarının, toplam aktif değerinin ve likidite oranının yöneticilerin nakit kar payı dağıtım kararları üzerinde pozitif etki taşıdığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte, firmaların nakit kar payı ödeme kararlarında kaldıraç oranının, büyüme fırsatlarının ve öncü firmaların aktif değerinin negatif etkiye sahip oldukları tespit edilmiştir. Çalışmada, kar payı dağıtım kararları yeni bir yaklaşımla ele alınmış ve söz konusu kararlar üzerinde yöneticilerin davranışsal önyargılarının belirleyici faktörler olduğu ortaya konulmuştur. Bu çalışmanın, yeni bir araştırma alanı olarak davranışsal kurumsal finans konusunda Türkçe literatür için önemli bir referans kaynak olma özelliği taşıdığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Davranışsal Kurumsal Finans, Kar Payı Kararları, Sürü Davranışı, Aşırı Güven, Catering Teorisi
5-6 yaş çocukların bakış açısı alma becerileri ile davranış problemleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, 5-6 yaş çocukların bakış açısı alma becerileri ile davranış problemleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Burdur ilinde Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okul öncesi eğitim kurumlarında öğrenim gören 5-6 yaş grubu 276 çocuk oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama araçları olarak; "Çocuklar İçin Bakış Açısı Alma Testi (ÇBT)", "Okul Öncesi Davranış Sorunları Tarama Ölçeği (OÖDSTÖ)" ve araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde; verilerin normallik değerlerini incelemek için basıklık-çarpıklık değerlerine bakılmıştır. Buna göre; Çocuklar İçin Bakış Açısı Alma Testi ölçeğine ait verilerin normal dağılım gösterdiği ancak Okul Öncesi Davranış Sorunları Tarama Ölçeğine ait verilerin normal dağılım göstermediği belirlenmiştir. Çocukların bakış açısı alma becerilerinin, bazı değişkenlere (cinsiyet, yaş, doğum sırası, kardeş sayısı, anne ve baba eğitim düzeyine) göre incelenmesinde t-test ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Ayrıca çocukların davranış problemlerinin, bazı değişkenlere (cinsiyet, yaş, kardeş sayısı, doğum sırası, anne-baba eğitim düzeyi ve anne çalışma durumu) göre incelenmesinde Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis-H analizi kullanılmıştır. Son olarak 5-6 yaş çocukların bakış açısı alma becerisi ile davranış problemleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre; çocukların bakış açısı alma becerileri, cinsiyet, yaş, kardeş sırası, doğum sırası değişkenlerine göre anlamlı farklılık göstermektedir. Ayrıca, çocukların davranış problemleri, cinsiyet değişkenine göre anlamlı farklılık göstermektedir. Araştırmadan elde edilen diğer bir sonuca göre; çocukların davranış problem düzeyleri ile bakış açısı alma düzeyleri arasındaki ilişkinin düşük düzeyde, negatif yönde olduğu ve istatistiksel olarak anlamlı bulgusuna ulaşılmıştır. Araştırmada elde edilen bu sonuca göre; bakış açısı alma becerisine sahip çocuklar daha az davranış problemi göstermektedir. Çocukların bakış açısı alma becerisi ile davranış problemleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi, farkındalık oluşturması bakımından önemli görülmekte ve araştırmanın, ilgili alanda yapılacak diğer çalışmalara fayda sağlayacağı düşünülmektedir.
Sosyal bilgiler öğretmenlerine göre medyanın ortaokul öğrencilerinin davranış eğilimlerine etkisi (Burdur ili örneği)
Bu araştırmanın amacı, sosyal bilgiler öğretmenlerinin görüşlerine göre medya ortam ve araçlarının ortaokul öğrencilerinin davranış eğilimlerine etkisini tespit etmeye çalışmaktır. Araştırma nitel araştırma yaklaşımı kapsamında temel nitel araştırma desenine uygun olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2020-2021 eğitim-öğretim yılında, Burdur'daki farklı ortaokullarda görev yapan 11 sosyal bilgiler öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırma sürecinde veriler araştırmacılar tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formuyla toplanmıştır. Verilerin çözümlemesinde içerik analizi ve betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, doğrudan alıntılarla desteklenmiştir. Araştırmada yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgular incelendiğinde, sosyal bilgiler öğretmenlerinin görüşlerine göre; medya ortam ve araçları, ortaokul öğrencilerini model alma, yeni davranışlar ve değerler kazandırma, sosyal beceri, sağlık, genel duygu durumu, akademik başarı ve düşünce dünyası gibi birçok alanda etkilemektedir. Bununla birlikte araştırmada, öğrencilerin medyanın kurgusallık boyutuna ilişkin farkındalık düzeyleri ve medya ortam ve araçlarının eğitim sürecinde kullanılıp kullanılmadığına ilişkin bulgulara da ulaşılmıştır.
48–66 aylık okul öncesi çocukların duygu düzenleme becerileri ile davranış sorunları ve ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 48-66 aylık çocukların duygu düzenleme becerileri ile davranış sorunları ve ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Adana ilinde Çukurova, Seyhan ve Sarıçam ilçelerinde bulunan özel okul öncesi eğitim kurumlarındaki 48-66 aylık 342 çocuk ve bu çocukların ebeveynleri ile kolayda örnekleme yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma verilerin toplanmasında ise tarama modellerinden sıklıkla kullanılan tekniklerden birisi olan anket tekniği kullanılmıştır. Araştırmada 48-66 aylık çocukların öğretmenlerine Kanlıkılıçer (2005) tarafından geliştirilen Okul Öncesi Davranış Sorunları Tarama Ölçeği ile Batum ve Yağmurlu (2007) tarafından geliştiren Duygu Düzenleme Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmaya dahil edilen çocukların ebeveynlerine ise Demir ve Şendil (2008) tarafından geliştirilen Ebeveyn Tutum Ölçeği uygulanmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların demokratik ve aşırı koruyucu ebeveyn tutumlarının "düşük" düzeyde, otoriter ve izin verici tutumlarının ise "orta" düzeyde olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmada 48-66 aylık çocukların "düşük duygu düzenleme zorluğu" olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte 48-66 aylık çocukların "yüksek duygu düzenleme becerilerine sahip" olduğu ve "düşük duygu düzenleme zorlukları" yaşadığına yönelik sonuçlar ortaya çıkmıştır. Araştırmada 48-66 aylık çocukların "değişkenlik/olumsuzluk" düzeyi ile "kavgacı-saldırgan olma" düzeyi arasında anlamlı bir ilişki olmadığı ancak "endişeli ağlamaklı olma, aşırı hareketli dikkatsiz olma" düzeyi arasında yüksek düzeyde negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır.
Lise öğrencilerinin ambalajlı su tüketim alışkanlıkları ve satın almaya yönelik tutumları
Bu çalışma, lise öğrencilerinin ambalajlı su tüketim alışkanlıkları ve satın almaya yönelik tutumlarına odaklanmaktadır. Son birkaç yılda, şişelenmiş su sektörü üstel bir büyüme yaşadı ve önemli bir pazar olarak ortaya çıktı. Bu büyüme ile birlikte şişelenmiş suyun önemli ölçüde plastik şişe veya bardakla ile pazarlanmasına yönelik tartışmalar, insan ve çevre sağlığı açısından önemli ölçüde artmıştır. Su, tarih boyunca çeşitli uygarlıklar için doğal bir kaynak olarak büyük önem taşımış ve birçok büyük toplum için yerleşim yerlerinin belirlenmesinde önemli bir faktör olmuştur. Teknolojinin ilerlemesi ve su kullanım şeklinin ve sıklığının artması ile içme suyu, sulama suyu, elektrik üretimi gibi birçok amaç için su kaynakları geliştirilmiş ve her ülkenin ekonomik kalkınmasında önemli rol oynamıştır. Genellikle "gelişmiş ülkeler" olarak etiketlenen çok sayıda ülke, statülerini su kaynaklarının optimizasyonu yoluyla elde etmişlerdir. Teknolojik gelişmeler, su kaynaklarının potansiyelinden yararlanmada çok önemli bir rol oynarken, sanayileşme ve kentleşmenin paralel büyümesi, istemeden de olsa, acil bir kirlilik sorununa, özellikle de su kirliliğine yol açmıştır. Su kirliliğinin önemi artmaya devam ettikçe, ülkeler bu çıkmazla mücadele etmek için katı önlemler almaya ve çok sayıda mevzuat uygulamaya zorlandı. (Ünal, 2011). Günümüzde insanların büyük önem taşıyan temiz ve güvenli içme suyu ihtiyacı çok çeşitli seçeneklerle karşılanmaktadır. Kentin su kaynaklarının yeterince temiz olmadığı endişesi ve ambalajlı suyun daha sağlıklı olduğu düşüncesi, ambalajlı su tüketiminin artmasına neden oldu. Araştırmanın ikinci aşaması, konuyla ilgili hem ulusal hem de uluslararası literatürün kapsamlı bir incelemesini içermektedir. Mevcut çalışmalar değerlendirildiğinde özellikle Türkiye'de ambalajlı su konusunda araştırma eksikliği olduğu sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, mevcut çalışma bu boşluğu doldurmak ve mevcut literatüre değerli bilgiler sağlamak için yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket ve tutum ölçeği kullanılmıştır. Çalışma, Diyarbakır ilinde Lice ilçesinde bulunan Lice Anadolu lisesinde öğrenim gören 406 lise öğrencisi ile yapılmıştır. Lise öğrencilerinin şişelenmiş su hakkında ne düşündüklerine baktığımızda çoğunun olumlu görüşe sahip olduğunu gördük. Ayrıca çevreyi önemseyen ve çok fazla şişe suyu kullanan öğrencilerin bundan daha çok hoşlanma eğiliminde olduklarını da fark etmiştir. Şişelenmiş su içmek, insanların nereden geldiğini bildikleri için kendilerini güvende hissetmelerini sağlayabilir. Bu güven duygusu, daha fazla şişelenmiş su içmek istemelerine neden olabilir. Öğrencilerin ambalajlı suya olan ilgi ve tutumları dikkate alınarak bilinçli bir eğitim verilmelidir. Öğrencilerin çevre etkinliklerine katılması ve bilinçlendirilmesi teşvik edilmelidir. Öğretmenleri çevre konusunda bilinçlendirecek eğitimler ve etkinlikler düzenlenmelidir. Şişelenmiş suyun faydalarına yönelik bilgilendirme içerikleri hazırlanmalı ve eğitim paydaşlarına dağıtılmalıdır.
Okul öncesi dönemdeki çocukların bağlanma örüntüsünün davranış problemleri ve ebeveyndeki psikopatolojik belirtiler açısından incelenmesi
Bu araştırmanın başlıca hedefi okul öncesi dönemdeki çocukların bağlanma örüntüsünün davranış problemleri ve ebeveyndeki psikopatolojik belirtiler açısından incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini Uşak il merkezindeki okul öncesi eğitim almakta olan 503 çocuk, çocukların anneleri ve öğretmenleri oluşturmaktadır. Araştırmada Okul öncesi dönemdeki çocukların davranış problemlerini belirlemek için Okul Öncesi Davranış Sorunları Tarama Ölçeği kullanılmıştır. Aile ve çocuğa ilişkin demografik bilgilerin öğrenilebilmesi için annelerin dolduracağı Aile Bilgi Formu, çocukların bağlanma örüntülerinin değerlendirilebilmesi için Bağlanma Öykü Tamamlama Testi, annelerin psikopatolojik belirtilerinin saptanması için SCL-90-R kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına bakıldığında güvensiz bağlanan çocukların güvenli bağlanan çocuklara oranla davranış sorunlarının görülme sıklığının daha yüksek olduğu ve güvensiz bağlanmaya sahip çocukların annelerinin güvenli bağlanmaya sahip çocukların annelerine oranla psikopataloji görülme düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Güvensiz bağlanmaya sahip çocukların güvenli bağlanmaya sahip çocuklara oranla kavgacı / saldırgan, endişeli / ağlamaklı ve aşırı hareketli / dikkatsiz olma düzeylerinin daha yüksek olduğu bulguları elde edilmiştir. Ayrıca güvensiz bağlanmaya sahip çocukların annelerinin güvenli bağlanmaya sahip çocukların annelerine oranla somatizasyon, okb, depresyon, kaygı ve fobik anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler : Bağlanma, bağlanma örüntüsü, davranıĢ problemleri,Psikopatolojik belirtiler
Ergenlik dönemindeki bireylerde saldırganlık davranışı ve algılanan anne baba tutumları arasındaki ilişkiye benlik saygısı düzeylerinin etkisi
Bu çalışmanın amacı, ergenlik dönemindeki bireylerde saldırganlık davranışı ve algılanan anne baba tutumları arasındaki ilişkiye benlik saygısı düzeylerinin etkisinin ortaya konulmasıdır. Ek olarak, araştırmada bireylerin cinsiyeti, yaşı, ebeveynin medeni durumu, evde kiminle yaşamakta oldukları, evde kendilerine en yakın hissettikleri kişinin kim olduğunun; anne baba tutumları, saldırganlık ve benlik saygısı üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul ilinde, özel bir kolejde okumakta olan 14-18 yaş arasındaki 400 birey alınmıştır. Veri toplama araçları olarak Algılanan Anne Baba Tutum Ölçeği, Saldırganlık Ölçeği ve Benlik Saygısı Ölçeği kullanılmıştır. Aynı zamanda bireylerin sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından Kişisel Bilgi Formu oluşturulmuştur. Araştırmada sosyo-demografik özelliklere göre bakıldığında; erkeklerin kızlara oranla anne babalarından algıladıkları demokratik tutum düzeylerinin daha yüksek olduğu, kendisine kimseyi yakın görmeyen bireylerin diğer bireylere oranla anne babalarından algıladıkları otoriter tutum düzeylerinin daha yüksek olduğu, bireylerin anne babalarından algıladıkları demokratik tutum düzeyi arttıkça bireylerin benlik saygısı düzeylerinin de artmakta olduğu, bireylerin anne babalarından algıladıkları otoriter tutum ölçeğinden aldıkları puan arttıkça bireylerin benlik saygısı düzeylerinin düşmekte olduğu gibi sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırmada yer alan yaş, ebeveynin medeni durumu gibi sosyo-demografik özelliklere göre de anlamlı sonuçlar elde edilmemiştir. Araştırmanın sonunda yer alan tartışma bölümünde bulgulara dayalı olarak araştırmacılara, alanda çalışan psikolojik danışmanlara ve ailelere yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler : Ergenlik, Saldırganlık, Anne-Baba Tutumu, Benlik Saygısı.
Karadeniz Ereğli Devlet Hastanesi çalışanlarının hasta haklarına yönelik bilgi düzeyi ile hasta haklarına yönelik tutumlarının karşılaştırılması
İnsan haklarının sağlık alanındaki yansıması olarak karşımıza çıkan ve kaynağını insan haklarıyla ilgili belgelerden alan hasta hakları son yıllarda sağlık alanında en çok tartışılan konulardan biri olmuştur. Bu tez çalışmasında ikinci basamak sağlık kuruluşlarında görev yapan personelin hasta hakları konusundaki bilgi ve tutumları karşılaştırılmaya çalışılmıştır. Sağlık hizmeti bir ekip hizmetidir. Bu nedenle araştırma tüm hastane çalışanlarının hasta haklarına ilişkin görüşlerini ortaya koyabilmek amacıyla düzenlenmiştir. Araştırma tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini Zonguldak ilinde bulunan Kdz. Ereğli Devlet Hastanesi? nde çalışan 314 çalışan oluşturmaktadır. EDH? de yapılan bu çalışmada araştırmaya katılanların hasta hakları konusunda yeterli düzeyde bilgi sahibi oldukları ancak hasta haklarına yönelik tutumlarının orta düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hasta Hakları, Bilgi ve Tutum, Hastane Çalışanları
Denge döviz kuru: Gelişmekte olan ülkeler üzerine bir uygulama
Önemli makroekonomik değişkenlerden biri olan döviz kuru, ülkeler için rekabet gücünün bir göstergesidir. Son yıllarda gelişmekte olan ülkeler, küreselleşmenin etkisiyle döviz kuru dalgalanmalarıyla ve sürekli olarak cari açık sorunuyla karşılaşmaktadır. Özellikle 2000'li yıllarda yükselen reel efektif döviz kuru hareketlerinin olduğu Türkiye gibi çoğu gelişmekte olan ülkede, ulusal paranın değerindeki artışla birlikte cari açığın da arttığı görülmüştür. Bu nedenle reel efektif döviz kurunun denge değerinin belirlenmesi son zamanlarda sürekli tartışılan konuların başında gelmektedir. Türkiye'de, 2001 yılındaki krizden sonra reel efektif döviz kurunun değerlenme eğiliminde olduğu ve buna bağlı olarak aşırı değerli reel efektif döviz kurunun cari açığa katkı yaptığı düşünülmektedir. Bu amaçla çalışmada, Türkiye gibi cari açık sorunu yaşayan 15 gelişmekte olan ülke için 1995-2012 döneminde panel veri teknikleri kullanılarak denge döviz kuru tahminleri yapılmıştır. Buna göre Türkiye başta olmak üzere incelenen ülkelerde denge döviz kurundan sapmalar belirlenerek, reel anlamda kurların değeri tespit edilmiştir. Bu kapsamda denge döviz kuru, döviz kurundaki konjonktürel hareketleri açıklayan Davranışsal Denge Döviz Kuru Yaklaşımı (BEER) ve ekonomide iç ve dış dengeyle uyumlu döviz kurunun elde edilmesini sağlayan Temel Denge Döviz Kuru Yaklaşımı (FEER) ile tahmin edilmiştir. İki yaklaşımla elde edilen denge döviz kuru değerleri ve sapmaların seviyesi karşılaştırmalar yapılarak ekonomik dengeler açısından değerlendirilmiştir. FEER yaklaşımla yapılan analiz sonuçlarına göre, incelenen ülkelerin çoğunda cari reel efektif döviz kuru değerlerinin denge düzeyine yakın olduğu, BEER yaklaşım sonuçlarına göre ise cari reel efektif döviz kuru değerlerinin denge seviyelerinden oldukça farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Buna göre BEER yaklaşımla elde edilen döviz kuru sapmalarının FEER yaklaşıma göre oldukça yüksek olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, bazı ülkelerde reel efektif döviz kurunun denge seviyesine göre düşük seviyede olmasına rağmen, Türkiye gibi bazı ülkelerde reel efektif döviz kurunun yüksek düzeyde olduğu bulunmuştur. Denge düzeyine göre düşük seviyeli reel efektif döviz kuruna sahip ülkelerde cari açık sorununun olması, bu ülkelerin üretim yapılarının ve dolayısıyla ihracatının ithalata bağımlı olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde Türkiye gibi denge düzeyine göre yüksek reel efektif döviz kuruna sahip olan ülkelerde de ihracatın ithalata bağımlı yapı sergilediği görülmüştür. Buna göre Türkiye'de reel efektif döviz kurunun denge seviyesine göre yüksek düzeyde olmasının yanında ihracat yapısının ithalata bağımlı olmasının, cari açık seviyesini arttıran unsurlar olduğu tespit edilmiştir.
Birinci basamakta fazla kilolu ve obez kadınlarda davranışsal yaklaşımın kilo kaybına etkisi
GİRİŞ VE AMAÇ: Obezite ve fazla kiloluluk tedavisinde kalıcı yaşam tarzı değişiklikleri önerilmektedir. Bu çalışmada, birinci basamakta obezite danışma birimine (ODB) başvuran fazla kilolu ve obez kadınlarda, oluşturulan davranışsal yaklaşımın kilo verme üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. YÖNTEM: İleriye dönük, girişimsel bir çalışmadır. Aralık 2013 ile Temmuz 2014 tarihleri arasında, İzmir Balçova Toplum Sağlığı Merkezi ODB'ye başvuran, Beden Kütle İndeksi (BKİ) 25.0-39.9 kg/m2 olan, egzersiz yapmak için herhangi bir fiziksel ve bilişsel engeli olmayan, gebe veya emzirme döneminde olmayan 25-64 yaş arası kadınlar araştırmaya alındı. Girişimin beklenen etkisi BKİ'yi 1.5 kg/m² azaltmak olarak kabul edildiğinde girişim grubunda olması gereken kişi sayısı %25 yedekle birlikte 80 kişi olarak belirlendi. Hastalarla altı ay süresince 0, 15, 30, 45, 60, 90,120, 150 ve 180. günlerde görüşüldü. Her görüşmede, fiziksel aktiviteyi artırmak ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmak için, hastalara kendini izlem, kilo hedefi belirleme, uyaran kontrolü, alternatif davranış geliştirme, sosyal destek ve kendini ödüllendirmeden oluşan bir model uygulandı. Katılımcıların beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyleri ve antropometrik ölçümleri başlangıçta ve 6. ay sonunda kaydedildi. Veri çözümlemede frekans, yüzde dağılımları ve Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanıldı. BULGULAR: Dahil edilme kriterlerini karşılayan 103 kişi çalışmaya alındı. Takiplere gelmeyen 18 kişi çalışmadan çıkarıldı ve çalışma 85 kişi (%82.5) ile tamamlandı. Yaş ortalaması 47.8±9.1 idi. Katılımcıların ağırlığı girişim öncesi ortalama 82.7±10.8 kg iken altı ay sonunda ortalama 79.9±10.7 kg bulundu (p<0.05). Benzer şekilde, BKİ girişim öncesi ortalama 32.1±3.9 kg/m2 iken girişim sonrası ortalama 31.0±3.9 kg/m2 bulundu (p<0.05). SONUÇ VE ÖNERİLER: Birinci basmakta, kalori hesabı yapılan katı diyet ve uygulaması zor ağır fiziksel aktivite yerine, yeme ve fizik aktivite alışkanlıklarının değiştirilmesine dayalı, hekim ya da hekim dışı sağlık personeli tarafından uygulanabilecek "davranışsal yaklaşım" fazla kilolu ve obez kadınların kilo vermelerine yardımcı olabilir. Anahtar kelimeler: Fazla kiloluluk, obezite, davranışsal yaklaşım, birinci basamak.
Obez kadınlarda davranışsal tedavinin beslenme davranışına etkisi
Girişimsel tipte planlanan bu çalışmada, İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Diyet Polikliniği'ne başvuran obez kadınlara verilen davranışsal tedavinin beslenme davranışına etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma grubunu, 1 Eylül-1 Kasım 2010 tarihleri arasında diyet polikliniğine başvuran, BKİ 30 kg/m2'den fazla olan, 30-49 yaşları arasında, fiziksel engeli olmayan, süregen hastalığı olmayan, gebe olmayan, son 6 ay içinde diyet programı uygulamamış, zayıflama ilacı kullanmayan ve en az ilkokul mezunu olan kadınlar oluşturmaktadır. Örnek büyüklüğü etki büyüklüğü 0.20, %80 güç ve %95 güven düzeyinde 188 kişi olarak hesaplanmıştır. Araştırma grubuna davranışsal tedavi 3 ay süre ile uygulanmıştır. Bu tedavi kapsamında, kadınlara yeterli ve dengeli beslenmelerini sağlayacak beslenme eğitimi verilmiş, beslenme programları ayarlanmış, tükettiklerini yazmaları için günlük tutmaları istenmiştir. Kadınlara 15 günde bir telefon ile danışmanlık hizmeti verilmiş, ayda bir kontrole gelmeleri istenmiştir. Araştırmanın bağımsız değişkeni davranışsal tedavi, bağımlı değişkenleri bir gündeki öğün sayısı, tüketilen su miktarı, meyve sebze tüketimi, tüketilen ekmek türü ve BKİ'dir. Araştırma 127 kişi ile tamamlanmıştır. Çözümlemede bağımlı gruplarda t testi ve McNemar analizi kullanılmıştır. Araştırma başında bir günde tüketilen ortalama öğün sayısı 3.00±1.18, su miktarı 6.20±3.34 su bardağı, meyve-sebze miktarı 3.42±1.62 porsiyondur. Tam tahıllı ekmeklerden herhangi birini tüketen kişilerin sayısı 24'dür. BKİ ortalaması 36.21±5.30 kg/m2'dir. Üç ay süren izlem sürecinin sonunda bir günde tüketilen ortalama öğün sayısı 5.46±0.99'a, su miktarı 8.81±2.80 su bardağına, meyve-sebze miktarı da 5.83±1.59 porsiyona yükselmiştir. Tam tahıllı ekmeklerden herhangi birini tüketenlerin oranı artmıştır. Davranış değişikliği beklenen davranışlarda 3. ayın sonunda başlangıca göre anlamlı bir artış ve BKİ'de de anlamlı bir düşüş saptanmıştır. Davranışsal tedavi ile kişilerin beslenme davranışlarında değişim gerçekleşmiştir. Yemek yeme ve bedensel etkinlik ile ilgili olumlu davranışların kalıcı olmasını ve yaşam tarzı haline gelmesini sağlamak, obezite tedavisinin temelini oluşturmalıdır.Anahtar sözcükler: Obezite, davranışsal tedavi, beslenme davranışları, girişim
Okul öncesi dönem çocuklarında fiziksel ve ilişkisel saldırganlığın ebeveyn tutumları açısından incelenmesi
Yapılan bu çalışmada, okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden üç, dört, beş ve altı yaş grubu çocuklarında görülen fiziksel ve ilişkisel saldırganlık ile ebeveyn tutumları arasındaki ilişkiyi belirlemek ve bu saldırganlık davranışlarının bazı değişkenlere göre (cinsiyet, yaş, kardeş sayısı, doğum sırası, okul öncesi eğitim kurumuna devam etme süresi, annenin öğrenim durumu, annenin çalışma durumu, ailenin gelir düzeyi) farklılaşmasını incelemek amaçlanmıştır. İlişkisel tarama modeli temel alınarak yapılan bu araştırmanın örneklemini 2014-2015 eğitim-öğretim yılında Balıkesir ili Karesi merkez ilçesinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi bağımsız anaokullarındaki 36-72 aylık 300 çocuk ile anneleri ve babaları (300 anne-300 baba) oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, Genel Bilgi Formu, Ebeveyn Tutum Ölçeği ve Okul Öncesi Sosyal Davranış Ölçeği-Öğretmen Formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, anne ve babanın otoriter tutumu ile fiziksel ve ilişkisel saldırganlık arasında pozitif yönde bir ilişki bulunurken, annenin izin verici tutumu ile fiziksel saldırganlık arasında negatif yönde bir ilişki bulunmuştur. Fiziksel saldırganlık ile anne ve babanın demokratik tutumu, aşırı koruyucu tutumu, babanın izin verici tutumu arasında bir ilişki bulunamamıştır. Ayrıca ilişkisel saldırganlık ile annenin demokratik, aşırı koruyucu, izin verici tutumu, babanın demokratik, aşırı koruyucu ve izin verici tutumu arasında bir ilişkiye rastlanamamıştır. Bunun yanında, cinsiyet ve okul öncesi eğitim kurumuna devam etme süresi değişkenlerinin fiziksel saldırganlık üzerinde anlamlı bir farklılık yaratırken; ilişkisel saldırganlık üzerinde saptanamamıştır. Yaş, sahip olunan kardeş sayısı, doğum sırası, annenin öğrenim durumu, çalışıp çalışmama durumu, ailenin gelir düzeyi değişkenlerinin fiziksel ve ilişkisel saldırganlık üzerinde anlamlı bir farklılığa sahip olmadığı belirlenmiştir.
Aile hekimlerinin vejetaryen/vegan beslenme ile ilgili bilgi, tutum ve davranışları
Vejetaryen beslenme, hayvansal gıdalarla beslenmeme temelinde ve alınmayan hayvansal gıdaların çeşitlerine göre alt başlıklara ayrılan bir beslenme biçimiyken, veganlık hiçbir hayvansal gıdayla beslenmeyip, hayvansal ürünlerin kullanıldığı veya üretiminde hayvan deneyleri yapılmış hiçbir ürünün de kullanılmadığı bir yaşam biçimidir. Dünyada vejetaryen/vegan beslenme prevalansı ve bu konuya olan ilgi artmaktadır. Ancak artan prevalansla birlikte bu bireylerle daha sık karşılaşacak olan birinci basamak hekimlerinin vejetaryen/vegan bireylerle ilgili bilgi, tutum ve davranışlarını inceleyen bir çalışmaya literatürde rastlanmamıştır. Bu çalışmadaki amacımız; İzmir ili merkez ilçeleri ASM'lerinde çalışan birinci basamak hekimlerinin vejetaryen/vegan beslenme ile ilgili bilgi, tutum ve davranışlarını saptamaktır. Kesitsel analitik tipte planlanan araştırmamızın evrenini, İzmir ili merkez ilçeleri ASM'lerinde çalışan 796 birinci basamak hekimi oluşturmaktadır. Örneklem büyüklüğü en az 247 aile hekimi olarak hesaplanmıştır. Anket formu; katılımcıların demografik bilgilerini, vejetaryen/vegan beslenme konusundaki görüşlerini, vejetaryen/vegan beslenen bireylere karşı olan tutum ve davranışlarını ve vejetaryen/vegan beslenmenin sağlık etkileri konusundaki bilgi düzeylerini araştıran sorulardan oluşmaktadır. Tüm veriler için tanımlayıcı analizler yapılmış, karşılaştırmalarda kategorik değişkenler için Chi-Square testi; sürekli değişkenler için ise Student's t testi, ANOVA ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Katılımcıların her doğru cevabı için 1 puan verilerek bilgi puanları hesaplanmıştır. Ek olarak 31 bilgi sorusunun ve öz değerlendirme, görüş, tutum ve davranış sorgulayan 13 sorunun iç tutarlılıklarını ölçmek için Cronbach's Alpha testi uygulanmıştır. Çalışmaya toplam 307 aile hekimi dahil edilmiş olup, yaş ortalamaları 44,01 ± 7,440 idi. Katılımcıların %39,4'ü kadındı, %80,5'i evliydi, %12,4'ü ise bir evcil hayvanla beraber yaşamaktaydı. Meslekte geçirdikleri toplam yıl ortalaması 20,45 ± 7,336 yıldı. Katılımcıların yalnız 1'i vejetaryen/vegan idi, yalnız %2'si (n=6) vejetaryen/vegan beslenmeyi daha önce denemişti ve %16,9'unun (n=52) ailesinde ve/veya yakın çevresinde vejetaryen/vegan beslenen insanlar mevcuttu. Daha önce vejetaryen/vegan beslenmenin sağlık etkileri konusunda eğitim almadığını belirtenlerin oranı %94,8 (n=291) idi. Bilgi puanları ortalaması 11,45 ± 3,271 idi. Bilgi puanı ile yaş, biyolojik cinsiyet, meslekteki yıl, aile sağlığı merkezinde çalışılan yıl, günlük ortalama hasta sayısı, her bir hastaya ayrılan ortalama süre, yeterli eğitim alma durumları ile ilgili öz değerlendirmeleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Ailesinde ve/veya yakın çevresinde vejetaryen/vegan beslenen insanlar mevcut olan katılımcıların ve vejetaryen/vegan beslenmenin insan doğasına aykırı olmadığını düşünenlerin bilgi puanlarının ortalaması, diğer katılımcılara göre anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,05). Sonuç olarak çalışmaya katılan aile hekimlerinin vejetaryen/vegan beslenme ve sağlık etkileri konusundaki bilgilerinin zayıf olduğu, vejetaryen/vegan beslenmeyle ilgili görüş ve tutumlarının olumsuz olduğu ve bu beslenme tipine hastaları yönetmekte yetersiz olduğu görülmektedir. Ayrıca katılımcıların, bu konuda hem mezuniyet öncesinde hem de mezuniyet sonrasında aldıkları eğitimin yeterli olmadığı düşüncesindedirler. Hekimlerin bu konu ile ilgili bilgi düzeylerini, görüşlerini, tutumlarını ve davranışlarını etkileyen faktörler başka çalışmalarla daha derinlemesine incelenmeli ve bu konudaki ihtiyaçlar gerekirse diğer disiplinlerin de literatürleriyle bütüncül çalışılarak ortaya konmalıdır.
Öğretmen adaylarının küresel iklim değişikliğine ilişkin bilgi, tutum ve davranışlarının incelenmesi
Bu çalışma, dünyayı tehdit eden bir çevre problemi olan küresel ısınma konusunda bilinçli ve duyarlı bireyler yetiştirecek olan öğretmen adaylarının küresel iklim değişikliği konusundaki farkındalıklarının hangi düzeyde olduğunu tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada, nicel araştırma yaklaşımı olan tarama (survey) yöntemi kullanılmıştır. Çalışma grubunu basit seçkisiz örnekleme kullanılarak Fen Bilgisi öğretmenliği, İlköğretim Matematik öğretmenliği, İngilizce öğretmenliği, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık öğretmenliği, Sınıf öğretmenliği, Okul Öncesi ve Türkçe öğretmenliği bölümlerinde öğrenim gören 741 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Öğretmen adaylarının bilgi, tutum ve davranış düzeylerini saptayabilmek için "Küresel Isınma Bilgi Ölçeği", "Küresel Isınma Tutum Ölçeği" ve "Çevre Dostu Davranış Ölçeği" kullanılmıştır. Öğretmen adaylarının küresel ısınma konusuna ilişkin bilgi, tutum ve davranış düzeyleri cinsiyet, okudukları bölüm, sınıf düzeyi ve küresel ısınma konusuna ilişkin bir ders alıp/almamasına göre değerlendirilmiştir. Toplanan veriler nicel analiz yöntemleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Cinsiyete ve kurs alıp/almama durumuna göre karşılaştırmada bağımsız örneklemler için t-testi, okudukları bölüm ve sınıf düzeyi değişkenleri için tek yönlü varyans analizi (One Way ANOVA) ile analiz yapılmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda, bilgi düzeyi anlamlı bir farklılık göstermezken; tutum ve davranış düzeyi cinsiyete göre anlamlı fark oluşturduğu tespit edilmiştir. Öğretmen adaylarının küresel ısınma hakkındaki bilgi ve tutum düzeyi bölüm değişkenine göre anlamlı bir farklılık gösterirken, davranış düzeylerinde ise anlamlı bir farklılığa rastlanmadığı tespit edilmiştir. Çevre eğitimi dersi alan Sınıf ve Okul Öncesi öğretmenliği bölümlerinde öğrenim gören öğretmen adaylarının bilgi, tutum ve davranış düzeylerinin sınıf değişkeni üzerinde anlamlı farklılaştığı tespit edilmiştir. Öğrencilerin karbondioksit gazını sera gazı olarak bildikleri, ancak kloroflorokarbon gazı hakkındaki yeterince bilgi sahibi olmadıkları tespit edilmiştir. Öğretmen adaylarının küresel ısınmaya yönelik tutum ve davranış düzeyleri arasında orta düzeyde negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Küresel Isınma, Bilgi, Tutum, Davranış, Öğretmen Adayları, İklim Değişikliği
Dahili birimlere başvuran hastalarda kanser bilgi yükü ile kanser taramalarına yönelik tutumların değerlendirilmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Kanser dünyadaki ölüm sebepleri arasında ikinci sırada yer alan ve uygun önlemlerin alınmasıyla önlenebilen bir hastalıktır. Kanserin önlenmesinde ve sağlığın korunmasında, en önemli yöntemlerden birisi kanser taramalarıdır, kanser bilgi yükü ise taramaların önünde önemli engellerden birisidir. Bu araştırmanın amacı; dahili birimlere başvuran hastalarda kanser bilgi yükü ile kanser taramalarına yönelik tutumların değerlendirilmesidir. GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı ve kesitsel olarak planlanan araştırma Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi dahili birimlere başvuran 410 hastanın katılımı ile gerçekleşmiştir. Veri toplama aracı olarak; Hasta Bilgi Formu, Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği ve Kanser Bilgi Yükü Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 26 programı, R programlama dilinin 4.1.3 sürümü ve G*Power 3.1 kullanılarak değerlendirilmiştir. BULGULAR: Hastaların yaş ortalamasının 38.25±12.46 olduğu, %69.8'inin kadın, %68.8'inin evli, %58.5'inin kanser hakkında bilgi sahibi olduğu, %66.1'inin kanser taraması yaptırmadığı saptanmıştır. Katılımcıların kanser bilgi yükü düzeylerinin 17.14±4.91 ortalama ile düşük olduğu, kanser taramalarına yönelik tutum düzeylerinin 100.13±13.58 ortalama ile yüksek olduğu belirlenmiştir. Hastaların kanser bilgi yüklerinin gelir düzeyine göre anlamlı farklılık gösterdiği (p<0.05), kanser taramalarına yönelik tutumlarının aylık gelir, ailesinde/çevresinde kanser öyküsü olma, kanser hakkında bilgili olma ve kanser taraması yaptırma durumu arasında da anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır (p<0.05). Kanser bilgi yükünün, kanser taramalarına yönelik tutumu üzerindeki etkisini belirlemek üzere geliştirilen regresyon modeli F(1,408)=49.896, p=0.001 anlamlı bulunmuştur. Kanser bilgi yükünün kanser taramalarına yönelik tutum üzerinde negatif ve anlamlı bir etkisi vardır (β= -0.321; t(408)=-6.855, p=0.001). Çalışmada kanser taramalarına yönelik tutumun tahmininde Shapley değerlerine göre en önemli değişkenin kanser bilgi yükü olduğu saptanmıştır. SONUÇ: Hastaların kanser bilgi yükünün düşük, kanser taramalarına yönelik tutum düzeylerinin yüksek olduğu görülmüştür. Kanser taraması yaptıranların sayısının ve kanser hakkında herhangi bilgiye sahip olma durumunun yeterli düzeyde olmadığı belirlenmiştir. Hastaların kanser bilgi yükü düştükçe taramalara yönelik tutumları artmıştır. Çalışmada makine öğrenimi yaklaşımıyla tahmin analizi, bulguları güçlendirmiş olup, kanser taramalarına yönelik tutumu etkileyen en önemli değişkenin Kanser Bilgi Yükü Ölçeği olduğu saptanmıştır. Kanser taramalarına yönelik longitudinal ve makine öğrenmesi yaklaşımlarıyla tahmine yönelik yeni modellerle çalışmalar yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kanser Bilgi Yükü, Kanser Taramalarına Yönelik Tutum, Hemşire, Makine Öğrenimi