Diz protezi

76 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total diz protezinde medial parapatellar insizyon ile subvastus insizyonun sonuçlarının karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Total diz protezi ortopedik cerrahide en sık uygulanan ameliyatlardan biridir. Ameliyat sonrası komplikasyonları en aza indirmek ve hasta memnuniyetini arttırmak temel hedeflerden biri olmalıdır. Amacımız diz protezinde sıklıkla kullanılan iki insizyon olan medial parapatellar insizyon ile subvastus insizyonun patellofemoral komplikasyonlarla ilişkisini araştırmak ve hasta memnuyetini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada hastanemize 2010 - 2020 yılları arasında başvuran, osteoartrit tanısı konulmuş ve total diz protezi yapılmış olan ve takiplerine devam edilmiş olan 488 hastayı değerlendirdik. Bunlardan 242 tanesine medial parapatellar(%49.6), 246 tanesine ise subvastus insizyon (%50.4) kullanılarak total diz protezi yapılmıştı. Bu iki hasta gurubunu anterior diz ağrısı, patellar tilt, lateral retinakular gevşetme ihtiyacı, insall salvati indeksi ve womac skoru açısından karşılaştırdık. Bulgular: MPP veya SV insizyon ile total diz protezi uygulanan hastalar demografik özellikleri açısından karşılaştırıldığında iki gurup arasında yaş(p:0,186), cinsiyet(p:0,769), sigara kullanımı(p:0,607), BMI(p:0,051), eşlik eden hastalıklar (p:0,509) bakımından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Subvastus insizyonda lateral retinakular gevşetme ihtiyacının (p:0,001), insall salvati indeksinin (p:0,001) ve patellar tiltin (p:0,001) MPP insizyona göre belirgin olarak daha az olduğu saptandı. İki gurup arasında anterior diz ağrısı (p:0,087) ve WOMAC skorları(0,052) açısından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Sonuç: Subvastus insizyon patellofemoral komplikasyonlar bakımından medial parapatellar insizyona göre avantajlıdır. Fakat bu avantajlara rağmen hastaların womac skorlarında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Dolayısıyla subvastus insizyon patellofemoral komplikasyonları azaltsada total diz protezinin başka komplikasyonlarını arttırmış olabilir. Bunun için iki insizyonu farklı komplikasyonlar açısından karşılaştıran çalışmalar da yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Total diz protezi, medial parapatellar insizyon, subvastus insziyon

DizDiz eklemiDiz protezi+3
Mehmet Menken
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Unikondiler diz protezinde postoperatif dizilimin diz fonksiyonları ve hasta memnuniyeti üzerine etkileri

Amaç: Medial kompartman gonartroz tedavisinde unikondiler diz ptotezi (UDP) uyguladığımız hastaların, ameliyat sonrası dizilimin diz fonksiyonları ve hasta memnuniyeti üzerine etkilerinin görülmesi amaçlanmıştır. Hastalar ve Yöntemler: Çalışmamızda 2011- 2014 yılları arasında UDP uyguladığımız 55 hastadeğerlendirildi. Bu hastaların 6 tanesine aynı seansta bilateral uygulandı. Toplam 61diz çalışmamıza dahil edildi. Hastalarımızın takip süresi ortalama 18.3 (9 – 43) aydır. Hastaların 49'u (%89.1) kadın, 6'i (%10.9) erkekten oluşmaktadır. Hastaların ortalama yaşı 63 (46 – 82)'dür. Hastalarımız ameliyat sonrası dizilimlerine(Mekanik aks) göre üçe ayırılmıştır. Zone 1'den geçenlere 1. Grup, Zone 2'den geçenlere 2. Grup , Zone C'den geçenler ise 3. Grup olarak adlandırılmıştır. Hastaların klinik ve fonksiyonel değerlendirilmeleri ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 9. ayda Diz Cemiyeti(Knee Society) Skorlaması , WOMAC ve VAS skorlarına göre yapılmıştır. İstatiksel sonuçları SPSS 19.0 programı kullanılarak hesaplanmıştır. Bulgular: Her üç grubun yaş dağılımı ve VKİ(Vücut kitle indeks) birbirine benzer bulunmuştur. Diz cemiyeti(Knee socitey) skoruna göre 2. ve 3. gruplar sırasıyla 80, 90, 92.5 bulunmuş ve bu üç gruptaki farklılık statistiksel olarakanlamlı çıkmıştır. WOMAC skalasına göre sırasıyla 1. 2. ve 3. gruplar31.8, 24.9 ve 23.0 bulunmuştur.1. grup ile2. ve 3. gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır(p<0.001). VAS skoruna göre ise 1. 2. ve 3.gruplar sırasıyla 2.0, 1.33 ve 0.89 bulunmuştur. 1. grup ile3. gruparasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır (p<0.001). Sonuçlar: Medial kompartman gonartrozun tedavisinde, deneyimli ellerde yapılması ve ameliyat öncesi hastanın hassas değerlendirilmesi şartıyla UDP yüksek klinik başarıya sahiptir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan birisi alt ekstremite dizilimin(mekanik aksın) optimum noktaya getirilmesidir. Bu çalışmamız göstermektedir ki; dizilimin diz ekleminin ortasından geçtiği(Zone C) vediz eklemimin hafif medialinden(Zone 2) geçtiği hastalarda, hem diz fonksiyonu hem de hasta memnuniyeti açısından daha iyi sonuçlar elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Diz, Unikoniler diz protezi, Dizilim, WOMAC,

DizDiz proteziHasta memnuniyeti+3
Ahmet Can Erdem
Bezmialem Vakıf University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal anestezi altında diz protezi operasyonu yapılan hastalarda uygulanan preoperatif sedasyonun postoperatif analjezi düzeyine etkisi

Spinal anestezi altında total diz protezi operasyonu yapılan hastalarda uygulanan preoperatif sedasyonun postoperatif analjezi düzeyine etkisi Amaç: Bu çalışmada spinal anestezi uygulanan hastalarda, midazolam sedasyonuna eklenen düşük doz ketaminin, postoperatif analjezik etkinliğini araştırmak hedeflendi. Çalışmamızda araştıracağımız primer sonuç, preoperatif verilen ketaminin postoperatif ilk 24 saat içindeki analjezik tüketimine ve bulantı - kusma insidansına etkisidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, hastanemiz etik kurulundan onay alındıktan sonra erişkin yaş grubunda diz protezi operasyonu geçirecek ASA I-II risk grubundaki 48 hastada gerçekleştirildi. Hastaların preoperatif yazılı onamları alındı. Prospektif, randomize, çift-kör planladığımız bu çalışmada hastaları, Ketamin ve kontrol olmak üzere 24'er kişiden oluşan 2 gruba ayırdık. Kontrol grubu hastalara 0.03 mg/kg midazolam ile Ketamin grubu hastalara 0.01 mg/kg midazolam ve 0.3 mg/kg ketamin (10 dakikada) ile sedasyon sağlandıktan sonra; 15 mg % 0.5 hiperbarik bupivakain ile L3-4 veya L4-5 aralığından spinal anestezi uygulandı. Her iki gruba da intraoperatif sedasyon ihtiyacı durumunda (hastayı Ramsey Sedasyon Skalasına göre 3 düzeyinde tutacak şekilde) 0.5 mg'lık dozlar halinde (3 - 5 dk beklenerek) midazolam i.v uygulandı. Duyusal blok, soğuk-sıcak ayrımı; sempatik blok, pinprick testi; motor blok, bromage skalası ile değerlendirildi. Duyusal blok T10 düzeyine yükselince ameliyata izin verildi. Preoperatif, intraoperatif ve postoperatif hemodinamik parametreler izlendi, kaydedildi. Postoperatif her iki gruba da hasta kontrollü analjezi yöntemiyle i.v morfin 24 saat süreyle uygulandı. Postoperatif Visuel Analog Scala, toplam morfin tüketimi, komplikasyon, yan etkiler ve hasta memnuniyeti değerlendirildi. Bulgular: Yaş ortalaması 66 ± 7 yıl olan 45 hasta çalışmaya alındı. Üç hasta cerrahi komplikasyon nedeni ile çalışmadan çıkarıldı. Gruplar arasında demografik veriler, anestezi süresi ve cerrahi süre, duyusal blok başlangıç süresi, motor blok gerileme süresi, uyku kalitesi ve hasta memnuniyeti açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ketamin grubunda total morfin tüketimi, 2, 4, 6, 12 ve 24. saatlerdeki VAS düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p < 0.05). Sonuç: Preoperatif verilen düşük doz ketamin, VAS skorlarını, bulantı - kusma insidansını ve postoperatif morfin tüketimini anlamlı derecede azaltmıştır. Anahtar sözcükler: ketamin, spinal anestezi, morfin, hasta kontrollü analjezi.

AnaljeziAnesteziAnestezi-spinal+7
Fatma Bingöl Altıner
Bezmialem Vakıf University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz eklemi protezinin tasarımı için gerekli antropometrik ölçümler

Amaç:Bu çalışmanın amacı, diz eklemine yönelik ideal protez tasarımı için kuru kemik ve canlıda antropometrik ölçümleri elde etmektir.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı laboratuvarlarında bulunan 109 adet femur ve 119 adet tibia'da antropometrik ölçümler yapıldı. Ayrıca 55-65 yaş arası 58 gönüllü kişide antropometrik ölçümler gerçekleştirildi. Kuru kemik ölçümlerinde dijital kaliper ve plastik gonyometre kullanıldı. Canlıdaki ölçümlerde antropometrik set, gonyometre, dijital kaliper, mezura ve boy ölçerli mekanik tartı kullanıldı. İstatistiksel analizler SPSS 17 programı kullanılarak yapıldı.Bulgular: Femur'a ait ölçümlerde; medio-lateral genişlik doğu toplumundakilere benzer, batı toplumundakilere kıyasla küçük; antero-posterior uzunluk doğu ve batı toplumundakilerden küçük, sulkus interkondilaris genişlikleri doğu toplumundakilere benzer, batı toplumundakilerden büyük bulundu. Sağ ve sol taraf kıyaslandığında sadece kollodiafizer açıda anlamlı fark görüldü. İnterkondiler fossa genişliği hariç diğer ölçümler arasında kuvvetli ilişki saptandı (p<0.001). Tibia'ya ait ölçümlerde; antero-posterior uzunluk ve medio-lateral genişlik batı toplumuna göre küçük, doğu toplumuna yakın bulundu. Sağ ve sol taraf kıyaslandığında; sağ taraftaki ölçümler daha büyüktü. Canlıda yapılan ölçümlerde kadınların sağ ve sol Q açısı erkeklerden daha dar bulundu. Boy ile diz ROM'u arasında pozitif korelasyon (p<0.001), kilo ve vücut kitle indeksi ile diz ROM'u arasında negatif korelasyon (p<0.001), boy ile Q açısı arasında zayıf korelasyon bulundu (p<0.001). Kadınlarda erkeklere göre; biiliak çap, uyluk ve bacak çevresi daha büyük, ROM ve Q açısı daha dar, tibia ise daha kısa idi.Sonuç: Total diz artroplastisinin başarısı, operasyon sırasında ölçüm ve kesilerin hatasız yapılması ve uygun ebatta komponent seçimine bağlıdır. Rezeke kemik yüzeyi ile protez arasındaki uyumsuzluğu en az seviyeye indirebilmek için; diz eklemini oluşturan kemiklerde ve osteoartrit prevelansının yüksek olduğu 55-65 yaş arası bireylerde ırk, yaş ve cinse özgü anatomik ve morfolojik farklılıkları dikkate alarak yapılan bu antropometrik ölçümlerin hem ortopedik cerrahlar hem de diz protezi tasarımını yapanlar için yol gösterici olacağı düşünülmektedir.Anahtar Sözcükler: antropometrik ölçümler, diz morfometrisi, femoral komponent tasarımı, tibial komponent tasarımı

ArtroplastiDizDiz eklemi+2
Aşse İmge Uslu
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total diz protezinde postoperatif hasta kontrollü analjezide levobupivakain levobupivakain-morfin ile femoral sinir bloğu

Total Diz Protezinde Postoperatif Hasta Kontrollüanaljezide Femoral Sinir Kateterinden Levobupivakain ve Levobupivakain-Morfinin Karşılaştırılması Amaç: Total diz protezinde ultrasaund eşliğinde femoral sinir bloğu ile birlikte postoperatif hasta kontrollü analjezide femoral sinir kateteri yoluyla levobupivakain (% 0.5) ve levobupivakain (% 0.5) + morfin (1 mg) uygulamasının operasyon sonrası ağrı kontrolü, analjezik tüketimi ve ek ilaç gereksinimi üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurul onayı ve gönüllülerin yazılı ve sözlü onayları alınarak, ortopedi ve travmatoloji bölümü tarafından diz protezi cerrahisi yapılacak yaşları 18-75 arasında değişen toplam 40 hasta çalışmaya alındı. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Tüm hastalarda anestezi indüksiyonu sodyum tiopental (3-5 mg/kg) ile gerçekleştirildi ve nöromuskuler blokaj için vekuronyum (0,1 mg/kg) kullanıldı. Anestezi idamesi oksijen + azot protoksit + sevofluran ile sağlandı. Operasyon sonrası ultrason eşliğinde öncesinde I. gruba (n=20) 20ml % 0,5 levobupivakain ile blok sonrasında femoral sinir kateterinden 6ml/st gidecek şekilde % 0,5 levobupivakain, II. gruba (n=20) 20 ml % 0,5 levobupivakain + 1 mg morfin ile femoral sinir bloğu sonrasında femoral sinir kateterinden 6 ml/st % 0,5 levobupivakain + 0,05 ml/kg morfin hasta kontrollü analjezi ile uygulandı. Hastaların intraoperatif sevofluran tüketimi, hemodinamik parametreleri ve postoperatif dönemde 1.,15.,30.,60.dakika, 2., 4., 6., 12.,18. saatlerde hemodinamik parametreleri , ağrı düzeyleri (VAS), ek analjezi ihtiyaçları, sedasyon düzeyleri ve bacaktaki motor hareketleri ve yan etkiler kaydedildi. Postoperatif takipleri 2. saatten sonra Ortopedi ve Travmatoloji servisinde alındı. 18. saatte kateter çıkarılarak 24. saate kadar takiplerine devam edildi. Bulgular: Grupların demografik verileri ve hemodinamik parametreleri, sedasyon düzeyler ve yan etkileri benzerdi. Postoperatif Vizüel Analog Skala değerleri, levobupivakain + morfin kullandığımız grupta sadece levobupivakain kullandığımız gruba göre anlamlı derecede düşük bulundu (p<0,05). Ayrıca bu hasta grubunda diğerine göre daha fazla motor blok oluştuğu, ancak bunun postoperatif mobiliteyi etkilemediği gözlendi. Kullanılan total lokal anestezik miktarı benzer olmasına rağmen morfin eklenen gruptaki hastalarda analjezik talebinin diğer grubuna göre daha az olduğu belirlendi. Sonuç: Diz protezi yapılan hastalarda postoperatif analjezide femoral sinir bloğu ve sonrasında kateter yoluyla uygulanan HKA etkili bir yöntemdir. Lokal anesteziğe eklenen morfin ile daha etkin analjezi sağlandığı, ek analjezik gereksiniminin azaldığı ve hastaların mobilizasyonunu etkilemeyecek düzeyde motor blok süresini uzadığı kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: Femoral sinir bloğu, levobupivakain, morfin, Vizüel Analog Skala

AnaljeziklerDizDiz eklemi+6
Naciye Seriner
Çukurova University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Arka çapraz bağın korunarak uygulandığı ve kesilerek uygulandığı diz protezlerinde klinik ve radyolojik sonuçların karşılaştırmalı değerlendirilmesi

Çalışmamızda bağ korunarak ve kesilerek uygulanan total diz protezlerinin retrospektif olarak uzun dönem sonuçlarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Kliniğimizde Haziran 2006-2014 tarihleri arasında arka çapraz bağı koruyarak uyguladığımız 54 total diz protezli hastamızın 59 dizi ve Temmuz 2006-2012 yılları arasında bağ kesen total diz protezi uygulanan bulunan 61 hastanın 80 dizi çalışmamıza dahil edilmiştir. 54 hastamızın 51'i (%94,5) primer osteoartrit nedeniyle opere edilirken, geride kalan 3 hastamızın (%5,5) altta yatan romatoid artrit hastalığı vardı. Yaşları 54 ile 82 arasında değişiyordu, yaş ortalaması ise 67,4'idi. Bağ kesen grubun yaşları 42-85 arasında değişiyordu. (ortalama 65.4) 59 hasta primer osteoartrit nedeniyle opere edilirken, 1 hasta romatoid artrit nedeniyle, 1 hasta diz travması sonucu gelişen sekonder osteoartrit nedeniyle opere edildi. Hastalarımız Amerikan Diz Cemiyeti skorlama sistemine göre ameliyat öncesi ve sonrası değerlendirildiler. Radyolojik değerlendirmesi ise Total Diz Protezi Radyolojik Değerlendirme Kriterlerine göre yapılmıştır. Diz skoru bağ koruyan grupta preoperatif 48,4 (36-72) iken postoperatif 93,3 (76-100) olarak hesaplanmıştır. Bağ kesen protezde ise preoperatif değerlendirilen 61 hastanın 80 dizinde diz skoru ortalama 38-71 arasında olup ortalama 43.7 olarak hesaplanmışken postoperatif dönemde diz skoru 78-100 olarak hesaplanmıştır. Bağ koruyan protez yapılan grupta hastaların fonksiyonel skoru preoperatif 31,2 (15-60) iken ameliyat sonrası 84,8' e (60-100) yükselmiştir. Bağ kesen grupta ise fonksiyon skoru 10-60 ortalama 35.08 postoperatif 60-100 ortalama 82.2 olarak hesaplanmıştır. 1 hastamızda 5 yıl sonra geç protez enfeksiyonu olduğundan revizyon total diz protezi operasyonu yapılmıştır. Bağ kesen grupta ise 1 hastaya GÜS 'den yayılan hematojen enfeksiyon nedeniyle revizyon diz protezi uygulanmıştır. Her iki grupta da iyi sonuçlar bildirilmiştir.. Uygulanan total diz protezleri uygun hasta seçildiğinde, uygun ameliyathane koşulları sağlandığında, tecrübeli cerrahlar tarafından uygulanan, sonuçları yüz güldürücü cerrahi bir girişimdir.

Arka çapraz bağArtroplastiDiz+5
Sezgin Bahadır Tekin
Gaziantep University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Total diz protezi uygulanan hastalarda öz yeterliliğin ağrı, hareket korkusu, fonksiyonel iyileşme ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi

Amaç: Çalışma; total diz protezi (TDP) uygulanan hastalarda öz yeterliliğin ağrı, hareket korkusu, fonksiyonel iyileşme ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma ileriye dönük izlem çalışmasıdır. Çalışmaya TDP yapılan 145 hasta dahil edildi. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Visual Analog Skala (VAS), Ağrı Öz Yeterlilik Anketi (AÖYA), TAMPA Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), WOMAC Osteoartrit İndeksi ve SF-12 ölçeği ile toplandı. Veriler ameliyattan önce, sonra, birinci ve üçüncü ayda toplandı. Veriler tanımlayıcı istatistikler ve tek değişkenli analizler ile değerlendirildi. Bulgular: Araştırma grubunun yaş ortalaması 66,24±6,99 yıl ve %77,9'u kadındır. VAS-istirahat ve VAS-aktivite ağrı değerleri, TKÖ, WOMAC Osteoartrit İndeksi toplam ve alt boyut puanlarının ilk ölçümden son ölçüm zamanına kadar azaldığı ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0,05). Ağrı Öz Yeterlilik Anketi, SF-12 fiziksel ve mental özet skor puanlarının ise ilk ölçümden son ölçüm zamanına kadar arttığı ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p<0,05). Ayrıca ameliyattan önce, sonra, birinci ve üçüncü ay AÖYA puanları ile VAS-istirahat ve VAS-aktivite ağrı, TKÖ, WOMAC alt boyutları arasında negatif yönde, SF-12 fiziksel ve mental özet skorları arasında pozitif yönde ilişki bulundu (p<0,05). Sonuçlar: Araştırma sonucunda; hastaların ağrı özyeterlilik düzeylerinin arttığı, ağrı yoğunluklarının ve hareket korkularının azaldığı, fonksiyonel iyileşme ve yaşam kalitelerinin arttığı saptandı.

AğrıDiz proteziHareket korkusu+2
Gülsüm Abalı Çakar
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Total diz replasmanı geçirmiş bireylerde geç dönem egzersiz eğitiminin etkinliğinin karşılaştırılması

Bu çalışma, diz osteoartriti sonucu total diz replasmanı geçirmiş bireylere geç dönemde verilen egzersiz eğitiminin yaşam kalitesi, hareket korkusu, ağrı ve eklem sertliği üzerine olan etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya en az 6 ay önce total diz replasmanı geçiren 55 yaş ve üzeri 14'ü kadın, 6'sı erkek 20 gönüllü birey dahil edildi. Bu çalışma için özel olarak egzersiz programı oluşturuldu. Bireylere uygulanacak 8 haftalık bu egzersiz programı haftada 5 gün, günde 2 defa 15'er tekrar olacak şekilde hastalara öğretildi ve hatırlatma amacıyla özel olarak hazırlanan egzersiz görsellerinin açıklamalarıyla birlikte yer aldığı broşürler bireylere verildi. Bireylerin egzersiz takibi düzenli olarak yapıldı. Egzersiz takibi için bireyler haftada 1 gün evlerinde gözlemlendi. Çalışmamızda yaşam kalitesini ölçmek için Short Form 36 (SF-36) ölçeği, eklem sertliğini değerlendirmek için Western Ontario Mc Masters Osteoartrit İndeksi (WOMAC) testi, ağrı için Visual Analog Skala (VAS) ölçeği ve hareket korkusunu ölçmek için ise Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) kullanıldı. Testler egzersiz öncesi ve sonrasında aynı fizyoterapist tarafından bireylere tekrarlandı. Toplanan veriler kaydedildi, analizleri yapıldı ve sonuçlar karşılaştırıldı. Elde edilen verilere bakıldığında; egzersiz öncesi ve sonrası ağrıda azalma olduğu görüldü. Aynı şekilde hareket korkusu ve eklem sertliğinde azalma olduğu, fiziksel fonksiyon, enerji ve ruh sağlığı parametresinde ise artma olduğu belirtildi. Bu değişimlerin anlamlı olduğu belirlendi (p<0,05). Fiziksel rol ve genel sağlık algısı parametrelerinde olumlu anlamda değişim olmasına rağmen sonuçlar anlamlı düzeyde değildi (p>0,05). Sonuç olarak total diz replasmanı geçiren hastalarda geç dönemde ağrıyı azaltmak, hareket korkusunu en aza indirgemek ve fiziksel fonksiyonu iyileştirmek için egzersiz tedavisinin kullanılabileceği gösterilmiş oldu. Anahtar kelimeler: Total Diz Replasmanı, Hareket Korkusu, Yaşam Kalitesi, Egzersiz, Ağrı.

AntrenmanAğrı algısıAğrı-postoperatif+7
Fatma Beyza İnal
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total diz artroplastisi cerrahisi sonrası patellar klunk sendromu insidansı

Amaç: Patellar klunk sendromu (PKS), total diz artroplasti (TDA) ameliyatları sonrasında oluşan eklem içi ile ilgili mekanik problemlerden biridir. Özellikle arka çapraz bağ kesen implantların kullanımı sonrası görülme sıklığı artan bu patoloji, kuadriseps tendonunun distal kısmının patella üst kutbu birleşim yeri çevresinde oluşan patolojik fibroz doku sebebiyle ortaya çıkan bir klinik tablodur. Fleksiyondaki dizin ekstansiyona getirilmesi esnasında 30° ve 45 ° fleksiyon açıları aralığında oluşan ağrı, sendroma adını veren klunk sesi ile karakterizedir. Semptomlar genel olarak TDA ameliyatları sonrası 3-8. aylarda ortaya çıksa da, tanı için geçen süre 2 yıla kadar uzayabilmektedir. Görülme sıklığı kullanılan implantlara bağlı olarak % 0-7.5 arasında değişen bu sendromun etiyolojisi preoperatif, implant ilişkili, cerrahi yaklaşıma bağlı etmenler olmak üzere 3 ana başlık altında özetlenebilir. Ağır semptom veren hastaların tedavisinde artroskopik veya açık cerrahi yöntem ile fibroz doku rezeke edilerek klinik tabloda dramatik bir iyileşme ortaya çıkar. Total Diz Artroplastisi cerrahisi çok sık uygulanan ve hastaların klinik olarak çok fayda gördüğü bir operasyondur. Görece nadir olan bu sendrom cerrahi sonuçları olumsuz olarak etkileyen bir komplikasyondur. Literatürde az miktarda geniş kapsamlı, tanımlayıcı çalışmalar mevcuttur. Amacımız kliniğimiz vaka serileri içinde PKS klinik tanı, etyoloji, insidans oranlarını tespit ederek tanımlayıcı bir çalışma ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamızda Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda 2016-2018 yılları arasında primer gonartroz tanısıyla total diz artroplastisi uygulanan 330 hasta incelendi. Daha sonrasında revizyon TDA ameliyatı olan, mental durumu sağlıklı olmayan ve TDA ameliyatı sonrası aynı dizden ikinci bir cerrahi geçirmiş olan hastaları çalışmanın dışında tuttuk. Hastaların ameliyat öncesi ve sonrası direkt grafilerindeki dizilim, insall-salvati (IS) oranı, patellar tendon uzunluğu (PTU), patella kalınlığı, tibial slope açısı 2 ayrı ortopedi doktoru tarafından incelendi, ölçümleri yapıldı ve aritmetik ortalaması alınarak kayıt altına alındı. Hastaların demografik özellikleri, ameliyatlarda kullanılan implantların markaları, kesen veya koruyan türde olmaları açısından, ve cerrahi tekniklere göre gruplandırıldı. Postoperatif 2., 4., 6. 8. haftalarda, 3., 4., 5., 6., 9., 12., 18. ve 24. aylardaki poliklinik takiplerinde hastaların diz eklemi hareket açıklıkları, röntgen üzerinden dizilimleri ve ölçümleri, muayene bulguları, Knee Society Score, Knee Society Score Function, Visual Analog Scale (VAS) açısından değerlendirildi. Ekstansiyon esnasında "klunk" hissi veya sesi alınan hastalar kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen tüm hastalara yüzeyel doku ultrasonu yapıldı. Ultrason (USG) görüntülerinde patella üst kutbunda fibröz doku oluşumu olup olmaması değerlendirildi. Patellar klunk tanısı alan ve almayan tüm hastaların verileri incelenerek PKS ile ilişkileri değerlendirildi. İstatistiksel Analiz: Verilerin dağılımı Kolomogorov-Simirnov ve Shapiro-Wilk testleriyle incelenmiş, normal dağılım gösteren değişkenler bakımından grup karşılaştırmalarında Independent samples t test, normal dağılım göstermeyen değişkenler için Mann-Whitney U test kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında beklenen değer kuralına bağlı olarak Pearson chi-square, Fisher's-Exact veya Fisher-Freeman-Halton testleri kullanılmıştır. İstatistiksel analizler SPSS v.22 paket programı ile yapılmış ve anlamlılık düzeyi 0,05 olarak dikkate alınmıştır. Sonuçlar: Çalışmamızda, Düzce Üniversitesi Ortopedi Kliniği'nde 2016-2018 yılları arasında yapılan TDA cerrahisi sonrasında gelişen patellar klunk sendromu insidansı % 7,49'dur. Patellar klunk sendromu tanısı koyulan hastalar arasında implant tipi açısından bağ kesen total diz protezi (n=20), bağ koruyan total diz protezine (n=3) kıyasla anlamlı düzeyde çoğunluktadır (p<0,05). Femoral implant ölçüleri dikkate alındığında, Zimmer Biomet Vanguard® marka implantın 60 ve 62,5 numara boyutlarının (tüm ölçüler:60, 62,5, 65, 67,5, 70), Pasifik PMG Motion® marka implantların 4, 5 ve 6 numara boyutlarının (tüm ölçüler:4, 5, 6, 7, 8, 9, 10), Smith&Nephew Anthem® marka implantın 3 ve 4 numaralı boyutlarının (tüm ölçüler:3, 4, 5, 6, 7, 8), Stryker Energy® marka implantın 4, 5, ve 6 numaralı boyutlarının (tüm ölçüler:4, 5, 6, 7, 8, 9) kullanıldığı, yani küçük femoral implant kullanılan vakalarda PKS daha sık izlenmektedir (p<0,001). Cerrahide kullanılan insert ölçüleri açısından incelendiğinde ise insert kalınlığı >12mm olan hastaların PKS tanısı alanlar arasında yoğunlaştığı izlenmiştir. Patella değişimi yapılan hastalar arasında preoperatif patella kalınlığı ve postoperatif patella kalınlığı açısından incelendiğinde, patella kalınlığının PKS tanısı alan hastalarda daha az değiştiği, PKS olmayanlarda ise patella kalınlık değişiminin daha fazla olduğu izlenmiştir. Bilateral total diz artroplastisi yapılan hastalarda PKS görülme sıklığı (n=7, %30,4), unilateral total diz artroplastisi yapılan hastalardan (n=16, %5,21) anlamlı düzeyde sık izlenmiştir (p<0,001). Post-operatif takiplerde muayenesi sırasında "klunk" sesinin alınması, ultrasonografide de yüksek oranda suprapatellar bölgede fibröz dokunun tespiti ile ilişkilidir, fakat muayenesinde "klunk" olmamasına rağmen patellofemoral ağrı nedeniyle ultrasonografi yapılan hastalarda da nadir de olsa suprapatellar fibröz doku izlenebilmektedir. Hasta popülasyonu açısından incelendiğinde "aktif çalışma hayatı" olan hastalarda PKS (n=2, %8,7), "aktif çalışma hayatı" olmayanlardan (n=2, %0,7) anlamlı düzeyde sık izlenmektedir (p=0,026). Çıkarımlar: Patellar Klunk Sendromu, yaptığımız araştırmaya göre TDA ameliyatı sonrasındaki poliklinik takiplerde 6. ay ile 40. ay aralarında tanı alabilen, çoğu hastanın konservatif tedavi ile takip edilebildiği, artroskopik veya açık cerrehi ile debritman yapıldıktan sonra çok iyi sonuç alınabilinen bir hastalıktır. PKS için risk faktörleri arasında arka çapraz bağı kesen tip implant, eklem çizgisinin yukarı kaymasına sebep olabilecek kalınlıklarda insert, tercih edilen herhangi bir marka femoral implantının küçük boyutlu olanları, patellar rezeksiyon yapılan hastalarda rezeksiyonun yetersiz (<3mm) yapılması, cerrahi yapılan hastanın aktif bir çalışma hayatının olması ve işe dönüş süresinin <6 ay olması yer almaktadır. Hastalar total diz artroplastisi operasyonuna hazırlanırken dikkatli bir şekilde radyografileri üzerinden ölçümleri yapmak, kullanılacak implant seçimine karar vermek, daha sonra karşılaşabilinecek PKS riskinin önceden analizinin yapılmasına olanak tanır. Bunun yanında postoperatif takiplerde "klunk" sesinin veya hissinin olması, ileri tetkik gereksinimini artırır, hatta klinik bulgular ile birlikte ise, gelecek bir cerrahinin habercisi olabilir. Anahtar Kelimeler, Patellar Klunk Sendromu, Total Diz Artroplastisi, Komplikasyon, Ultrason, Suprapatellar Fibröz Doku

ArtroplastiDizDiz eklemi+5
Yunus Emre Bulum
Düzce University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total diz artroplastisi uygulanan hastalarda turnike uygulamasının kuadriseps kas gücüne etkisinin izokinetik kas kuvvet testi ölçümü ile değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda total diz artroplastisi uygulanan hastalarda turnike kullanım süresinin kuadriseps kas gücüne etkisini prospektif olarak izokinetik kas kuvvet testi ölçümü ile değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 1 Nisan 2010 ve 1 Ağustos 2010 tarihleri arasında polikliniğimize başvuran , primer osteoartrit tanısı ile total diz protezi yapılan 25 hasta dahil edildi. Hastaların cinsiyeti, yaşı, vücut ağırlığı, boyu, uygulanacak olan diz protezinin tarafı kaydedildi. Hastalara ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 6. hafta, 12. hafta ve 6. ayda 60°/sn açısal hızda izokinetik kas kuvvet testi uygulandı. Hesaplanan pik tork ortalama değeri kaydedildi.Bulgular: Ameliyat öncesi ölçülen kuadriseps kas gücü ortalaması 75 N/m olarak bulunmuştur. Ameliyattan 6 hafta sonra ölçülen kuadriseps kas gücü ortalaması 29 N/m, ameliyattan kuadriseps 12 hafta sonra 58 N/m ve 6. ay sonra 71 N/m olarak ölçülmüştür. Turnike süresi ile ameliyattan 6 hafta ,12 hafta ve 6 ay sonra ölçülen kas gücü ölçümleri arasında negatif yönlü anlamlılık düzeyinde bir ilişki bulunmuştur.Sonuç: Turnike süresi uzayan hastalarda ameliyat sonrası 6. hafta, 12. hafta ve 6. ayda kas gücü değerlerinde azalma saptanmıştır. Bu sonuçları incelediğimizde turnike süresinin uzamasının kuadriseps kas gücü üzerine olumsuz etkisinin olduğu ve kas gücünü azalttığı düşünülmektedir.

ArtroplastiDizDiz eklemi+3
Gökay Görmeli
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalça ve diz protezi uygulayacağımız hastalarda nazal staphylococcus aureus taşıyıcılığının cerrahi alan enfeksiyonu ile ilişkisinin araştırılması

Artroplasti dejeneratif artrit gibi bir çok hastalığın neden olduğu ağrı, deformite ve hareket kısıtlılığının giderilmesinde, konservatif tedavi ve diğer cerrahi yöntemlerin yetersiz kaldığı durumlarda uygulanan, hastanın yaşam kalitesini arttıran başarılı bir cerrahi yöntemdir. Artroplastideki başarı bir çok faktöre bağlıdır. Uygun endikasyon, hasta seçimi, yeterli cerrahi teknik, ameliyathane koşulları ve ameliyat sonrası rehabilitasyon başarıda rol oynamaktadır. Artroplasti ameliyatlarında elde edilen sonuçlar çoğunlukla başarılı olmasına rağmen, oluşabilecek komplikasyonlar cerrah ve hasta için üzücü problemlere de neden olabilmektedir. Bu komplikasyonları en aza indirebilmek için ameliyat öncesi iyi bir hazırlık, özenli bir cerrahi uygulama ve dikkatli bir ameliyat sonrası bakım gerekmektedir. Artroplastiden sonra sık görülen ve sonuçları kötü olan bir komplikasyon enfeksiyondur. Bu sebeple ameliyat öncesi enfeksiyon riskini arttıran risk faktörleri iyi araştırılmalı ve en aza indirilmelidir. Enfeksiyon etkenleri arasında ise Staphylococcus aureus ile oluşan cerrahi alan enfeksiyonu önemli yer tutmaktadır. Staphylococcus aureus taşıyıcılığının en fazla olduğu bölgenin burun ön kısmı olduğu bilinmektedir. Bu nedenle artroplasti ameliyatı yapacağımız her hastadan operasyon öncesi nazal staphylococcus aureus taşıyıcılığı açısından nazal sürüntü kültür örnekleri alındı. Kalça ve diz artroplastisi uygulayacağımız hastalarda nazal Staphylococcus aureus taşıyıcılığının cerrahi alan enfeksiyonu ile ilişkisi araştırıldı. Bu çalışmamızda Fırat Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'na 2014-2015 tarihleri arasında başvuran artroplasti ameliyatı planladığımız 65 hasta prospektif olarak değerlendirildi. Dört hasta erken postoperative dönemde öldüğünden dolayı çalışmaya dahil edilemedi. On altı hastaya total kalça protezi (%26.2), 27 hastaya total diz protezi (%44.3), 18 hastaya ise kalça kırığı sonrası parsiyel kalça protezi (%29.5) operasyonu yapıldı. Hastalarımızın 47'si kadın (%77), 14'ü erkek (%23) idi. Takip edilen hastaların ortalama yaşı 68.4 (28-95) yıl idi. Nazal Staphylococcus aureus taşıyıcılığı 8 (%13.1) hastada tespit edildi, 53 (%86.9) hastada taşıyıcılık saptanmadı. Hastalarımızın takiplerinde 9 (%14.8) hastada cerrahi alan enfeksiyonu olduğu görüldü. Elli iki (%85.2) hastada herhangi bir enfeksiyon tespit edilmedi. Enfeksiyon olan 9 hastanın 5'inde yüzeyel cerrahi alan enfeksiyonu 3'ünde derin cerrahi alan enfeksiyonu 1'inde ise postoperative geç protez enfeksiyonu gelişti. Takip edilen ve enfeksiyon gelişen 9 hastanın 5'ine antibiyoterapi, 3'üne debridman ve protez enfeksiyonu gelişen 1 hastaya ise iki aşamalı cerrahi uygulandı. Nazal Staphylococcus aureus taşıyıcılığı olan 8 hastanın 3 'ünde cerrahi alan enfeksiyonu gelişip yara yeri kültüründe taşıyıcılık ile ilişkili üreme tespit edildi, 5 'inde ise taşıyıcılık ile ilişkili üreme saptanmadı. Bu sonuçlar ışığında protez uygulayacağımız hastaların preop, perop ve postop yakın takiplerinin yapılmaları ve nazal taşıyıcılık yönünden değerlendirilmeleri gerekmektedir. Bu hastaların takip ve tedavileri kliniklerce oluşturulacak tanı ve tedavi algoritmalarına göre standardize edilmelidir. Tedavi esnasında enfeksiyon hastalıkları ve mikrobiyoloji klinikleriyle sürekli temas halinde olunarak gerekli yardımlar alınmalıdır. Özellikle son yıllarda ortaya çıkan bazı yeni teknikler sayesinde enfeksiyonların etkenlerinin tam olarak tespit edilerek duyarlı oldukları antibiyotiklerle tedavi edilmesi mümkün olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Cerrahi alan enfeksiyonu, Nazal staphylococcus aureus taşıyıcılığı, Artroplasti

ArtroplastiCerrahi yara enfeksiyonuDiz+4
Halil Saraç
Fırat University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total diz artroplastisi sonuçlarımızın değerlendirilmesi

Total diz artroplastisinin birincil endikasyonu; dizde önemli miktarda deformite olsun veya olmasın, şiddetli artritin neden olduğu dize ait ağrıyı ortadan kaldırmaktır. İleri derecede deformiteye yol açan dejeneratif diz hastalıklarında total diz artroplastisi olguların yakınmalarını ve fonksiyonel sonuçlarını anlamlı derecede iyileştirmektedir.Ocak 2002- Aralık 2007 tarihleri arasında ileri derecede deformiteye ve ağrıya yol açan dejeneratif hastalık nedeniyle 40 hastanın (34 kadın, 6 erkek; ort. yaş 61.15; dağılım 54?75) 65 dizine total diz artroplastisi uygulandı. Dizlerin büyük çoğunluğunda tanı osteoartrit (37 diz, % 92.5) veya romatoid artrit (3 diz, %7.5) idi.Dizlerin 2'sinde (%3.1) arka çapraz bağı kesen tipte, 63'ünde (%96.9) arka çapraz bağı koruyan tipte artroplasti uygulandı. Ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası değerlendirmelerde Amerikan Diz Cemiyeti'nin skorlama sistemleri kullanıldı. Ortalama izlem süresi 29.3 ay (dağılım 11?74 ay) idi.Olguların %86.2 sinde sonuçlar iyi veya mükemmel bulundu. 2 hastada derin enfeksiyon, 3 hastada derin ven trombozu ve 1 hastada da patellar tendon ruptürü gelişti.Diz skorlarında ortalama 41.5 puanlık artış görüldü. Dizlerdeki fleksiyon kapasitesinde ise ameliyat öncesine göre ortalama 8.1 derecelik artış saptandı. Dizlerdeki ortalama dizilim açısı 4.8° valgus ve 3.5° varus bulundu.Revizyon nedenleri enfeksiyona bağlı sorunlar (2 diz; %3.07) ve aseptik gevşeme (3 diz; %4.6) idi.Anahtar kelimeler: Total diz artroplastisi, dejeneratif diz eklemi hastalıkları

Diz eklemiDiz protezi
Deniz Kargın
Fırat University
2008
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Genel anestezi altında total diz protezi ameliyatı olan hastalara USG eşliğinde infiltrasyon popliteal arter kapsül diz blok ileaddüktör kanal blok uygulamasının postoperatif analjezi üzerine olan etkisininincelenmesi

Total diz artroplastisi (TDA) sıklıkla ileri yaş grubuna uygulanan bir ameliyattır. TDA sonrası, postoperatif dönemde hasta memnuniyetini arttırmak ve opioid kullanımını azaltmak amacıyla uygun ağrı kontrol yöntemi üzerine araştırmalar devam etmektedir. İntravenöz (IV) hasta kontrollü analjezi (HKA), kontinü santral nöroaksiyel ve periferik sinir bloklar infiltrasyon popliteal arter kapsül diz bloğu (IPACK) adduktor kanal bloğu (ACB) ağrı kontrolünde yer alan yöntemlerdir. Biz bu çalışmamızda total diz artroplastisi öncesinde USG eşliğinde yapılan ACB ve IPACK blok kombinasyonun postoperatif analjezi üzerine etkisini değerlendirmeyi amaçladık. Etik kurul ve hastaların yazılı onamı alındıktan sonra randomize, prospektif olarak genel anestezi altında TDA olacak ASA I-III fiziksel statüde olan, yaşları 18- 75 arası 40 hasta çalışmaya dahil edildi. Grup A (ACB+IPACK)'ya USG eşliğinde ACB ve IPACK blok, her bir blok uygulmasında 10 mL %0,5'lik Bupivakain (Bustesin % 0,5 20 ml/100 mg-Vem ) ve 10 mL %0,9'luk NaCl uygulandı. Grup B'de yer alan hastalara blok uygulanmadı. Her iki gruptaki hastalara operasyon bitiminden 30 dakika önce intravenöz (IV) Hasta Kontrollü Aneljezi (HKA) takılarak; Tramadol HCL 100 cc serum fizyolojik içerisinde 4mg/ml konsantrasyonda arka plan 2cc/saat infüzyon olacak şekilde 24 saat içinde maksimum 400mg doza izin verilerek, 30 dk'lık bir kilitlenme aralığı ile 20 mg bolus tramadol HCL ayarlandı. Postoperatif sistolik arter basıncı (SAB), diyastolik arter basıncı (DAB), ortalama arter basıncı (OAB), kalp atım hızı (KAH), vizüel analog skala (VAS), analjezik tüketimi, bulantı, kusma, hasta memnuniyeti değerlendirilerek kaydedildi. Demografik özellikler ve anestezi verileri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0,05). Grup A'da istirahat VAS skorları 1., 2., 4., ve 8. saatlerde Grup B'ye oranla istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu (p değeri <0,05). Tramadol tüketim miktarı Grup A'de her saat diliminde ve total tüketim miktarında Grup B'ye oranla istatistiksel olarak anlamlı düşük olduğu gözlendi (p<0,05). Hasta memnuniyeti açısından Grup A'da Grup B'ye oranla hasta memnuniyet oranının yüksek olması istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p değeri<0,05). Sonuç olarak; Total diz artroplastisinde HKA ile verilen tramadol'ün VAS değerlerini düşürdüğünü, tramadol ile USG eşliğinde yapılan ACB ve IPACK blok kombine edildiğinde postoperatif VAS değerini daha da düşürdüğü, total tramadol tüketimini, postoperatif ilk bir saat içerisinde morfin ihtiyacını, intraoperatif remifentanil tüketimini azalttığı ve hasta memnuniyetini artırdığını, yan etki açısından anlamlı bir fark oluşturmadığını tespit ettik. Anahtar Kelimeler: Total diz artroplastisi, postoperatif ağrı, adduktör kanal bloğu, infiltrasyon popliteal arter kapsül diz bloğu bupivakain.

AnesteziAnestezi-genelAğrı+7
Asım Erçelik
Bolu Abant İzzet Baysal University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyatın diz protezi uygulanan hastalar üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Amaç: Ameliyatın diz protezi uygulanan hastalar üzerindeki etkilerini anlamaktır.Yöntem: Fenemolojik desen kullanılarak yapılan kalitatif araştırma Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde yürütülmüştür. Amaçlı örneklem yöntemi ile seçilen diz protezi ameliyatı uygulanmış 17 hasta çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler ?yarı yapılandırılmış görüşme formu? kullanılarak ?derinlemesine görüşme? yöntemi ile toplanmıştır. Görüşmelerin tamamı hastalardan yazılı ve sözlü izin alındıktan sonra ses kayıt cihazına kayıt edilerek yapılmıştır. Veriler içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir.Bulgular: Çalışmada ameliyatın diz protezi uygulanan hastalar üzerindeki etkilerinin ameliyat öncesi ve sonrası değişimler olmak üzere iki ana temada ortaya çıktığı belirlenmiştir. Ameliyat öncesi etkiler ana teması altında; hastanın ameliyata karar verme süreci, ameliyat öncesi dönemde hasta üzerindeki psikolojik ve bilişsel etkiler ile hastalığın fizyolojik, psikolojik ve sosyal etkilerinin olduğu; ameliyat sonrası etkiler ana teması altında ise ameliyat sonrası fizyolojik etkiler, ameliyatın hastanın psikolojik ve bilişsel sürecindeki etkileri ile aktivite sırasında yaşanan zorluklar şeklinde etkilenme olduğu bulunmuştur.Sonuç ve öneriler: Araştırma sonuçları ameliyat öncesi dönemde hastaların en çok ameliyat endikasyonu oluşturan hastalık nedeniyle etkilendiklerini ve bunun ameliyat kararını hızlandırdığı; ameliyat öncesi ve sonrası dönemde duygu ve düşüncelerinin olumlu ve olumsuz yönde etkilendiğini göstermiştir. Bu doğrultuda hemşirelerin ameliyat öncesi dönemde psikolojik hazırlık yapmaları; ameliyat sonrası dönemdeki girişimlerinde ise ağrı kontrolü, fiziksel sınırlılıkla baş etme ve taburculuk eğitiminin üzerinde daha çok durmaları önerilir.Anahtar kelimeler: Ameliyatın etkileri, diz protezi, hemşirelik, kalitatif

CerrahiDizDiz eklemi+4
Hale Turhan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Enfekte diz protezli hastalarda yapılan iki aşamalı revizyon diz protezi sonuçlarının değerlendirilmesi: Retrospektif çalışma

Amaç: Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğinde Ocak 2005 – Ocak 2019 tarihleri arasında enfekte diz protezi tanısı alan ve tedavi yöntemi olarak iki aşamalı revizyona karar verilen hastalar çalışma grubu olarak seçildi. Klinik ve radyolojik sonuçlarının değerlendirilmesi ve sonuçlarının paylaşılması amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Hasta kayıt incelemeleri ve radyolojik görüntüleme değerlendirmesi retrospektif olarak hastane dosya ve radyoloji arşivinden yapıldı. En kısa takip süresi 18 ay olmak üzere hastalar belirlendi. Çalışmaya toplam 27 hasta dahil edildi. Hastalara enfeksiyon tanısı; klinik muayene ile beraber C reaktif protein (CRP), eritrosit sedimentasyon hızı (ESR) ve beyaz küre (WBC) değerleri, yapılan aspirasyon ve doku kültürleri, radyografileri değerlendirilerek koyuldu. Hastalara birinci aşamada enfekte implantların çıkarılması, agresif debridman ve antibiyotikli sement kullanılarak spacer uygulaması yapıldı. Birinci aşama sonrası hastalara intravenöz antibiyotik verildikten sonra oral antibiyoterapi geçilerek totalde ortalama 6,5 hafta antibiyotik tedavisi düzenlendi. Takiplerde de özellikle CRP ve ESR'deki düşüş izlendi. Antibiyotik kullanımı olmadan stabil seyreden normal seviyelerine gerilemiş CRP, ESR ve WBC değerleri olan hastalara ikinci aşama cerrahi revizyon artroplasti uygulandı. Hastalar ameliyat sonrası takip dönemlerinde aynı laboratuvar parametrelerle takip edildi. Son takipte hastalara ayrıca Amerikan Diz Cemiyeti (KSS) klinik ve radyolojik skorlaması yapıldı. Hastaların ayrıca tedavi öncesi ve sonrası ağrı skorları(VAS), eklem hareket açıklıkları (ROM), fleksiyon kontraktürleri ve yürüme mesafeleri kaydedildi. Bulgular: Hastaların 19'u kadın, 8 tanesi erkekti. Ortalama hasta yaşı 71,4 ± 6,7 olarak saptandı. Çalışmaya alınan hastaların ortalama takip süresi 48 ay(1439,4 ± 966,8gün) olarak saptandı. Hastaların 16'sında (%59) kültürde üreme tespit edildi. En sık üretilen mikroorganizma koagülaz negatif stafilokok olarak bulundu. Hastaların ameliyat öncesi ve sonrası KSS diz skoru sırasıyla 43,1 ve 54,1 olarak elde edildi. Ameliyat öncesi ve sonrası KSS fonksiyonel skorları ise sırasıyla 26,5 ve 41,7'dir. Ortalama eklem hareket açıklığı ameliyat öncesi dönemde 80˚ iken ameliyat sonrasında 90˚'ye yükselmiştir. Hastaların ameliyat öncesi ortalama VAS skoru 59,3 iken ameliyat sonrası ortalama 27,6'e gerilemiştir. CRP, ESR ve WBC'de ameliyat öncesi döneme göre ameliyat sonrası dönemde anlamlı düşüş saptanmıştır. Sonuç: Total diz protezi sonrası enfeksiyon, en korkulan ve tedavisi zor komplikasyondur. İki aşamalı revizyon artroplastisi uygulamaları hasta ve hekim için uzun ve yorucu olsa da iyi sonuçlar vermektedir. Enfekte diz protezi tanısıyla iki aşamalı revizyon artroplastisi uygulanan hastalarımızın orta ve uzun dönem sonuçları; ameliyat öncesi ve sonrası değerleri karşılaştırıldığında literatür ile uyumlu bulunmuştur. Birinci aşama esnasında antibiyotikli sement kullanımı ve ekstra antibiyotik eklenmesi enfeksiyon eradikasyonuna yardımcı olmaktadır. İyi sonuç elde etmek için üremelere uygun antibiyoterapi enfeksiyon konsultasyonu da istenerek intravenöz ya da oral en az 6 haftaya tamamlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Enfekte Diz Protezi, İki Aşamalı Revizyon

DizDiz eklemiDiz protezi+4
Gökhan Beşir
Karadeniz Technical University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kalça ve diz protezi planlanan hastalarda ameliyata karar verme kaynaklarının belirlenmesi: Bunların hasta memnuniyet düzeyiyle ilişkisinin incelenmesi

GİRİŞ/AMAÇ Total kalça protezi (TKP) ve total diz protezi (TDP) ameliyatları dünyada ve ülkemizde en yaygın uygulanan ameliyatlardandır; bu ameliyatların önümüzdeki yıllarda daha da yaygınlaşması beklenmektedir. Literatürde hastalar TKP ve TDP ameliyatlarını olma kararını verirken izledikleri farklı yöntemler belirtmişlerdir. Hastaların bu karmaşık süreçte ameliyata nasıl karar verdiklerini araştıran birçok çalışma olmasına rağmen toplumumuzda yapılmış herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle çalışmamız TKP ve TDP planlanan hastalarda ameliyata karar verme kaynaklarının belirlenmesi; bunların postoperatif dönemde hasta memnuniyet düzeyiyle ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. GEREÇ/YÖNTEM Çalışmaya TKP ve TDP ameliyatı planlanan, 18-85 yaş aralığında 48 hasta alındı. TKP planlanan hastaların yaş ortalaması 54,63±6,3, TDP planlanan hastaların yaş ortalaması 62,00±14,9'tür. Preoperatif dönemde hastaların bilgi edinme kaynakları (BEK) ve karar verme kaynaklarını (KVK) da içeren bilgileri veri kayıt formuna kaydedildi ve kalça hastalarına Harris kalça ve diz hastalarına Hospital for Special Surgery (HSS) diz skorlamaları yapıldı. Postoperatif 1. haftada memnuniyet anketi, 6. haftada memnuniyet anketi ve Harris kalça ve HSS diz skorlamaları uygulandı. BULGULAR TKP ve TDP planlanan hastalar arasında BEK ve KVK açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0.05). BEK ve KVK parametreleri ile postoperatif Harris kalça ve HSS diz skorlamaları arasında anlamlı fark vardır (p<0.05). BEK ve KVK parametreleri ile postoperatif 1. ve 6. hafta memnuniyet parametreleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Harris kalça ve HSS diz skorlamaları ile bazı memnuniyet parametreleri arasında korelasyon bulunmuştur (p<0.05). TARTIŞMA Sonuç olarak BEK ve KVK parametreleri ile postoperatif Harris kalça ve HSS diz skorlamaları arasında anlamlı fark bulunmuştur ancak BEK ve KVK parametreleri ile postoperatif 1. ve 6. hafta memnuniyet parametreleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Çalışmamızın uzun ve maliyetli TKP ve TDP rehabilitasyonuna katkıda bulunacağını, ileride yapılacak benzer çalışmalara yön vereceğini ve sonuçların hastane kaynakları ve rehabilitasyon olanaklarının verimli kullanılması açısından rehabilitasyon ekibine yol gösterici olacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Kalça, Diz, Osteoartrit, Endoprotez, Karar verme, Memnuniyet.

Diz eklemiDiz proteziHasta memnuniyeti+7
Serpil Kalkan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Diz protezi cerrahisi geçiren hastalarda preoperatif ve postoperatif kinezyofobinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, total diz protezi cerrahisi geçiren bireylerde cerrahi öncesi kinezyofobi ile cerrahi sonrası dönemdeki kinezyofobinin incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya, total diz protezi cerrahisi geçiren 44 gönüllü birey dahil edildi. Bu çalışmaya katılan bireylere hareket etme korkusunu değerlendirmek için Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), eklem hareket açıklığını ölçmek için "universal gonyometre", ağrı değerlendirmesi için Vizüel Analog Skala (VAS), hastaların bağımsızlık düzeyini belirlemek için Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri (GYA) İndeksi, diz fonksiyonlarını ölçmek için Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC), yaşam kalitesini değerlendirmek için Kısa Form- 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF- 36) uygulandı. Çalışmanın verileri cerrahi öncesinde, cerrahi sonrası 3.günde ve 1.ayda yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 3.gün ve ameliyat sonrası 1.ay TKÖ puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Cerrahi öncesi kinezyofobi şiddeti ile cerrahi sonrası 3.gün ve 1.ay kinezyofobi şiddeti arasında pozitif ilişki bulundu (p=0,002, p=0,001). Cerrahi öncesi kinezyofobi ile cerrahi öncesi ağrı şiddeti, cerrahi öncesi SF-36 ağrı ve enerji alt parametreleri, cerrahi sonrası 3.gün SF-36 enerji alt parametresi ve cerrahi sonrası 1.ay EHA arasında negatif yönlü orta düzey ilişki bulundu (p=0,002, p=0,022, p=0,013, p=0,022, p=0,020). Cerrahi sonrası 3.günde ölçülen kinezyofobi şiddeti ile cerrahi öncesi ağrı şiddeti, 1.ay ağrı şiddeti, ve cerrahi öncesi WOMAC skoru arasında pozitif yönlü orta düzey ilişki bulundu (p=0,018, p=0,046, p=0,014). Cerrahi sonrası 1.ayda ölçülen kinezyofobi şiddeti ile 1.ay SF-36 genel sağlık alt parametresi, cerrahi öncesi SF-36 mental sağlık alt parametresi, cerrahi sonrası 3.gün Barthel GYA İndeksi, SF-36 sosyal fonksiyon ve enerji alt parametrelerinde negatif yönlü orta düzey ilişki bulundu (p=0,004, p=0,015, p=0,017, p=0,038, p=0,022). Cerrahi sonrası 1.ayda ölçülen kinezyofobi şiddeti ile cerrahi öncesi ağrı şiddeti ve WOMAC skoru arasında pozitif yönlü ilişki bulundu (p=0,001, p=0,017). Çalışma sonuçlarına göre cerrahi sonrası erken ve uzun dönemdeki kinezyofobi cerrahi öncesindeki kinezyofobi, ağrı şiddeti, fonksiyonel seviye ve yaşam kalitesi ile ilişkilidir. Hastaların preoperatif dönemde kinezyofobi ile ilgili değerlendirilmesi postoperatif dönemde görülebilecek kinezyofobi için fayda sağlayabilir.

Diz eklemiDiz proteziHareket korkusu+4
Sıla Çağla Demiralay
Başkent University · Institute of Health Sciences
2023
11
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz ve kalça eklem protezlerin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada hastaların ilk protez cerrahisinden protez enfeksiyonu tanısı konulduğu zamana kadar geçen sürede, enfeksiyon için risk faktörü olan etmenlerin neler olduğu ve protez enfeksiyonlarını nasıl etkilediklerini ortaya çıkarmak. Bu etkenlerin birbirleriyle olan etkileşimlerinin nasıl olduğu ve özellikle kronik hastalıkları olanları nasıl etkilediklerini tesbit ederek protez eklem enfeksiyonlarının tanı tedavi ve önlenmesinde doğru stratejiler geliştirilmesine katkıda bulunmaktır. Gereç ve yöntem: Bu çalışma Haziran 2003 ile Mart 2012 yıları arasında diz ve kalça protez cerrahisi dış merkezde(75) yada ilk protez cerrahisi hastanemizde(61) yapılmış olan enfekte olup tedavi için bize başvuran olguları yirmibir parametre üzerinde değerlendirildi. Bu olguların yaş, cinsiyet, ilk protez cerrahisindeki tanıları, hastanede ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası kalış süreleri, hangi eklem protezi olduğu, kronik hastalıklar(DM, RA, HT), profilakside kullanılan ilaçlar, kortikosteroid kullanımı, operasyonun acil mi elektif mi olduğu, enfeksiyon tanısı konulup yapılan cerrahi işlem, operasyon süresi ve ameliyat sonrası akıntıları değerlendirildi. Protez enfeksiyonu tanısı konulduğunda ağrı, sedimentasyon, CRP değeri, ameliyat döneminde alınan kültürde üreme değerlendirildi. Bu veriler hastalara ait Ortopedi ve Travmatoloji? deki dosyaları, ameliyat raporları, Enfeksiyon hastalıkları polikliniğinde enfekte protez hastalarına ait dosyalar ve özel formları, hastalara ait dış merkezlerde kendilerine ait epikrizleri, Radyoloji ve Diagnostik Anabilim Dalının arşivlerindeki filmler, hastanemizde kullanılan hasta verileriyle ilgili probel sistemi, laboratuar ve mikrobiyoloji sonuçları, hastanemizin ortopedi ve travmatoloji servisinde yatan hastaların hemşire izlem formları retrospektif olarak taranarak elde edildi. İstatiksel analizde SPSS (Versiyon15.0, IBM corporation, 2001) programı kullanıldı. Bulgular: Protez eklem enfeksiyonu tanısı alan 136 olgunun %72,1?i kadın ve %27,9?u erkeklerden oluşuyordu. Olguların %63,9?u 65 yaş ve üzerinde, %31,6?sı 45 ve 64 yaş aralığındaydı. Enfekte kalça protezi %45,6 enfekte diz protezi %54,4 oranındaydı. Protez cerrahisinın %47,7?nin nedeni artroz(gonartroz ve koksartroz) olarak tesbit edildi. Olguların %91,2?sine daha önce iki ve üzeri sayıda cerrahi işlem uygulanmıştı. Sonuç: Protez eklem enfeksiyonlarını değerlendirdiğimiz bu çalışmada en sık semptom %89,7?sinde ağrı saptandı. Protez enfeksiyonu olmadan önce yapılan protez cerrahisinden sonra olguların %23?ünde akıntı tespit edildi. İlk protez ameliyatlarında en sık profilaktik ilaç olarak sefalosporin kullanılmıştır (%81,6). Protez enfeksiyonu tanısı konulduğunda olguların %71,2?nin CRP değeri 10 ve üzeri, %83,1?inin sedimentasyon değeri 30?un üzerinde tespit edilmiştir. Kronik hastalık olarak %41,9?unda Hipertansiyon,%25?inde Diyabetes mellitus ve %9,6?sında Romatoid artrit saptanmıştır. Protez enfeksiyonu tanısı alan olguların cerrahi tedavilerinin çoğunda ilk seansta protezleri çıkartılıp debridman yapılmıştır (%52,9). Protez enfeksiyonu nedeni ile ameliyat esnasında alınan kültürlerde %47,8?inde üreme saptanmadı. Üreme olanlarda ise en sık Metisiline Dirençli Koagulaz Negatif Stafilokokus(MR-KNS) üredi(%25,7). 65 yaş ve üzeri, kortikosteroid kullanan ve hipertansiyonu olan olguların protez ameliyatı sonrası akıntılarının istatiksel olarak anlamlı bir şekilde fazla olduğu tespit edildi.(p<0.05). Akıntının da enfeksiyon için bir risk faktörü olduğu biliniyor. İleri yaş ve kortikosteroid kullanımı enfeksiyon için bir risk faktörü olduğu biliniyor fakat hipertansiyon hakkında böyle bir bilgiye raslanılmadı. Çalışmamızda hipertansiyon da eklem protez enfeksiyonu için risk faktörü olduğu tesbit edildi. Hipertansiyonu olan hastalarda uygulanacak eklem protez cerrahisinin tedavi algoritması yeniden düzenlenmesi gerektiği tespit edildi. Anahtar kelimeler: Diz protezi, kalça protezi, protez komplikasyonları, enfeksiyon ve hipertansiyon, kültürde üreme, protez sonrası akıntı, sedimentasyon, CRP, debridman, iki aşamalı protez tedavisi.

C reaktif proteinDiz eklemiDiz protezi+7
Abbas Tokyay
Dokuz Eylül University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Lazer yüzey desenleme parametrelerinin ultra-yüksek moleküler ağırlıklı polietilen yüzeylerin tribolojik performanslarına etkisinin incelenmesi

Yüzey desenleme yöntemleri birçok endüstri dalında malzemelere; yağlayıcılık, hidrofobiklik, sürtünme ve aşınmayı azaltıcı etkiler oluşturma gibi farklı özellikler kazandırmak için kullanılmaktadır. Bu çalışma kapsamında kalça implant bağlantılarındaki sürtünmenin dolayısı ile aşınma etkilerinin oluşturduğu yüzey hasarı ve sınırlı ömür gibi olumsuzlukların azaltılması amaçlanmıştır. Kalça protezi içerisinde eş çalışan parçalar arasında yer alan ultra yüksek moleküler ağırlıklı polietilen yüzeylerine nanosaniye lazer ve femtosaniye lazerler ile desenlemeler yapılarak tribolojik testler ile sürtünme ve aşınma değerleri hesaplanmıştır. Tribolojik deney kapsamında 3 farklı malzeme kullanılmış ve bu malzemeler çapraz bağlı polietilen olan GUR 1020 XL (ÇUYMAPE), çapraz bağlı vitamin E katkılı polietilen olan GUR 1020 EXL (VE-ÇUYMAPE) ve standart polietilen (UYMAPE)'dir. Malzemelerin sürtünme katsayıları incelendiğinde VE-ÇUYMAPE en düşük sürtünme katsayısına ve aşınmaya karşı en dirençli olduğu tespit edilmiştir. Test edilen 3 farklı mikro-çukur alan desen yoğunluğu (%5, %10 ve %15) değerlerinden en düşük sürtünme katsayısı %10 alan desen yoğunluğuna sahip olan numunelerde ortaya çıkmıştır. Desenli UYMAPE, desensiz versiyonları ile karşılaştırıldığında malzemenin aşınmaya karşı direnci yaklaşık %20 oranında olmuştur. Ayrıca malzeme grupları için alan desen yoğunluğu aşınma üzerinde en etkili faktör olduğu tespit edilmiştir.

AşınmaDesenlendirmeDiz protezi+5
Tufan Çavrar
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
10
Master'sOpen AccessTR

Total diz protezi ameliyatı planlanan hastaların cerrahi korku düzeyleri ile ameliyat sonrası ağrı düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışmanın amacı; total diz protezi ameliyatı planlanan hastaların cerrahi korku düzeyleri ile ameliyat sonrası ağrı düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Tanımlayıcı özellikte olan bu araştırmanın uygulaması, Aralık 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında Ankara ilinde bulunan bir vakıf hastanesinin cerrahi karma servislerinde yatan hastalarda gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamına total diz protezi ameliyatı olmak için başvuran, örnekleme dahil olma kriterlerine uyan ve katılmayı kabul eden 74 hasta alınmıştır. Araştırmanın verileri "Hasta Tanıtıcı Bilgileri Veri Toplama Formu", "Cerrahi Korku Ölçeği (CKÖ) (Surgical Fear Questinonaire - SFQ)", "Görsel Kıyaslama Ölçeği (Visual Analog Skala - VAS)", "Ameliyat Sonrası Ağrı Değerlendirilmesi ve Analjezik Kullanma Durumu Formu" ile toplanmıştır. Araştırmada hastaların Cerrahi Korku Ölçeği toplam puan ortalaması 33,89±24,04 olup, kısa dönem korkular alt boyutu puan ortalaması 15,44±14,38, uzun dönem korkular alt boyutu puan ortalaması 18,44±11,30'dır. Hastaların ameliyat sonrası ağrı puan ortalamasının 2,19±1,09 olduğu belirlendi. Hastaların ağrı puan ortalaması ile CKÖ toplam ve alt boyutlarının puan ortalaması arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). Hastaların cerrahi korku düzeyi arttıkça ameliyat sonrası dönemde daha fazla ağrı yaşadıkları belirlendi. Daha önce ameliyat olan hastaların kısa dönem korkular puan ortalaması, verilen eğitimi yetersiz bulan hastaların ölçek toplam ve kısa ve uzun dönem korkular puan ortalaması anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, ameliyat öncesi dönemde korku düzeyi yüksek olan hastaların ameliyat sonrası dönemde daha fazla ağrı yaşadıkları belirlenmiştir. Cerrahi korkunun azaltılmasında hemşireler hasta bakımında önemli bir yere sahiptir. Hemşireler tarafından cerrahi girişim planlanan hastaların cerrahi korku düzeylerinin ve nedenlerinin belirlenmesi, korku duygusunu azaltacak yöntemlerin uygulanması ve hasta eğitimlerinin bu doğrultuda kapsamlı verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Total diz protezi, cerrahi korku, postoperatif ağrı, hemşirelik

AnksiyeteAğrı-postoperatifCerrahi+4
Zeynep Mete
Başkent University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

80 yaş üzeri hastalarda total diz protezi sonuçlarının diğer yaş gruplarıyla karşılaştırılması

Giriş ve amaç: Teknoloji ilerledikçe ve yaşam süresi uzadıkça yaşın getirmiş olduğu kas iskelet hastalıkları da hızlanarak artmaya devam etmektedir. En sık görülen eklem artrozlarından biri gonartrozdur. Bu hastalık için son 20-30 senedir en sık uygulanan tedavi total diz artroplastisidir (TDA). TDA aktivite düzeyinin azaldığı ama fiziksel dinçlik düzeyinin olağan olduğu 60 yaş üstü olgularda tercih edilse de, bazen tedavinin uygulanmasında yaş başlı başına engel teşkil edebilmektedir. Biz TDA için endişe uyandırıcı bir yaş sınırının olup olmadığını günümüz perspektifinden değerlendirmeye çalıştık. Gereç ve yöntem: Başkent Üniversitesi Hastanesinde (Ankara yerleşkesi) 2010-2016 yılları arasında ameliyat edilmiş en az 5 yıllık takibi bulunan 207 hasta bir araya getirilerek <60, 60-70, 70-80, 80< olmak üzere 4 yaş grubuna tasniflendi. İstatistiksel homojeniteyi etkilememesi açısından belirtilen sürelerden daha önce primer TDA ve bu süreler içinde revizyon TDA geçiren olgular çalışma dışı bırakıldı. Hastaların tamamı hastaneye çağırılarak subjektif formlar doldurulduktan sonra muayene edilerek veriler kaydedildi. Vefat eden olguların vefat tarihleri kaydedildi. Mortalite, Diz Cemiyeti Skoru, Ağrı Skoru, Lysholm Skoru, eklem hareket açıklığı, aktivite düzeyi ve s. açısından istatistiksel metotlarla karşılaştırma yapıldı. Bulgular: Baskın popülasyon 70< yaşlı kadınlardan oluşmaktaydı. 207 hastadan ilk 5 senede mortalite oranı %6,8 (14)'dir ve bu rakam aynı zamanda genel mortalite oranını yansıtmaktaydı. Exitus olan olguların tamamı 79 < yaş grubuna mensup kadınlardı. Total yatış süresi, ameliyat sonrası yatış süresi, ameliyat öncesi yatış süresi ve yatıştan sonra geçen süre yaş grupları arasında klinik sonuçlar bakımından değişim göstermemekteydi. Klinik Kırılanlık Ölçeğinde 79 < grupta ameliyat sonrası düşüş diğer yaş gruplarına göre anlamlı (p<0.05) düzeydeydi. Sonuç: Hasta zindeliği ve potansiyel faydalanım optimal düzeyde ise TDA endikasyonunda yaş belirgin bir karar faktörü değildir. TDA gonartrozun cerrahi tedavisinde 80 yaş üzeri de dahil olmak üzere her yaş grubunda güvenilir, sonuçları öngörülebilir, uygun maliyetli ve etkili bir prosedürdür. Anahtar kelime: artroplasti, diz protezi, kırılganlık, ileri yaş, mortalite

DizDiz eklemiDiz protezi+3
Alı Yawz Alı Alı
Başkent University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total Diz Artroplastisi sonrası femoral ve tibial komponent rotasyonlarının değerlendirilmesi

Total diz artroplastisinin başarısı komponentlerin pozisyonun düzgün ayarlanması ile yakından ilişkilidir. Dizilim yanlışlığı, instabilite ve patellofemoral komplikasyonlara bağlı olan erken başarısızlıkların en önemli nedeni olmakla beraber, polietilen aşınması ve tespit yetersizliklerine bağlı olarak uzun dönemde de başarısızlıklara yol açar. Bu çalışmada amaç, total diz artroplastisi sonrası komponent rotasyonlarının ölçülmesi, malrotasyon nedenlerinin tartışılması ve bu sonuçların klinik yansımasının, The Hospital for Special Surgery skoru (HSS) skoru eşliğinde değerlendirilmesidir.Çalışmamızda 37 katılımcının 49 dizine uygulanan total diz artroplastisi incelendi. BT eşliğinde komponentlerin rotasyonları; daha önceden tanımlanmış cerrahi epikondiler eksen ve tibia tüberkülün medial 1/3 referans alınarak ölçüldü ve katılımcıların dizlerinde The Hospital for Special Surgery skoru (HSS) belirlendi.Çalışmamızdaki katılımcıların dizleri primer total diz artroplastisi uygulanmış, patellar komponent değişmemiş, arka çapraz bağ korunmuş ve sabit insert kullanılmış ve ekstansiyon sorunu olmayan dizler olarak seçildi.Sonuç olarak; BT aracılığıyla elde ettiğimiz femoral komponent rotasyon değerleri ile hedef olarak belirlediğimiz (-3) değer arasında anlamlı fark bulundu (p<0,01). Aynı şekilde elde ettiğimiz tibial komponent rotasyon değerleri ile hedef olarak belirlediğimiz (0) değer arasında anlamlı fark bulundu (p<0,01). Bu bizim cerrahi esnasında kullandığımız kesi guideları ve referans olarak aldığımız noktaların tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini düşündürmüştür. Aynı zamanda elde ettiğimiz femoral ve tibial komponent rotasyon değerlerinin, HSS skoruna ve fleksiyon derecesi üzerine istatistiki olarak etkisi olmadığını göstermiştir (p>0,05).

ArtroplastiCerrahi tedaviDiz+5
Mehmet Doğan
Dokuz Eylül University
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Total diz protezi uygulanan hastalara ameliyat öncesi ve sonrası verilen danışmanlığın özbakım gücü, fonksiyonel durum ve ağrıya etkisi

Amaç: Bu araştırmada total diz protezi uygulanan hastalara ameliyat öncesi ve sonrası verilen danışmanlığın öz bakım gücü, fonksiyonel durum ve ağrıya etkisi belirlenmiştir.Yöntem: Araştırmaya Şubat-Nisan 2011 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinde diz protezi ameliyatı uygulanan alınmıştır. Örneklemi 30 olgu, 30 kontrol grubu olmak üzere 60 hasta oluşturmuştur.Çalışmaya katılan tüm hastalara veri toplamak amacıyla Hasta Tanıtım Formu, Fonksiyonel Değerlendirme Formu, Öz Bakım Gücü Ölçeği ve Kısa Ağrı Envanteri uygulanmıştır. Ayrıca araştırmacı tarafından hazırlanan eğitim kitapçığı olgu grubundaki bireylere verilmiştir. Çalışma kapsamındaki bireylerin klinik ve poliklinikteki izlemleri ameliyat öncesi dönemde, ameliyat sonrası 2. haftada ve 6. haftada yapılmış, olgu grubundaki bireylere yüz yüze ve telefon ile danışmanlık uygulanmıştır.Bulgular: Yapılan istatistiksel değerlendirmede olgu ve kontrol grubundaki bireylerin demografik özellikleri, sağlık ve hastalık durumları arasında istatistiksel olarak fark olmadığı (p>0.05) grupların homojen olduğu saptanmıştır. Araştırma sonucunda total diz protezi uygulanan hastalardan danışmanlık verilen olgu grubunun öz bakım gücü puanının istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı arttığı (p=0.00), fonksiyonel değerlendirme bulgularının ameliyat sonrası 6. haftada ameliyat öncesine benzer olduğu fakat gruplar arasında istatistiksel olarak bir fark yaratmadığı (p>0.05), ağrı puanının olgu grubunda anlamlı düzeyde düşük olduğu (p<0.05), ağrı yönetiminin olgu grubunda daha etkili olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma danışmanlığın öz bakım gücünü arttırdığını, ağrı puanını düşürdüğünü, fonksiyonel durumu etkilemede yetersiz olduğunu göstermektedir. Ayrıca hastaların, danışmanlıktan memnun olma puan ortalamasının 4.83 (1-5) olduğu, hastaların danışmanlık almaktan oldukça memnun olduğu saptanmıştır.Sonuç: Total diz protezi için hastaneye yatan hastalara danışmanlık uygulanması ve evde izlenmesi hastaların hızlı iyileşmesi ve memnuniyetinin artması açısından önemlidir.

AğrıDanışmanlık hizmetleriDiz+6
Emine Ünal Taşkın
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz protezi yapılan hastalarda postoperatif kullanılan analjezi yöntemlerinin karşılaştırılması

Total diz artroplastisi, en başarılı cerrahi yöntemlerden bir tanesidir. Total diz artroplastisini takiben ağrı yönetimi, bu prosedürün önemli bir yönüdür. Yeterli ağrı kontrolü hızlı bir iyileşme sağlar ve postoperatif komplikasyon riskini azaltır. Elektif, total diz protezi cerrahisi geçirecek olan 18-85 yaş arası 26 hasta, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu onayı alınarak yapılan bu çalışmaya dahil edildi. Çalışmamız 01.05.2011-01.12.2011 tarihleri arasında prospektif olarak gerçekleştirildi. Hastalar iki gruba ayrıldı. Grup FBdeki hastalara, uyandırılmadan önce femoral blok ve postoperatif dönemde IV HKA uygulandı. Grup HKAdaki hastalara sadece IV HKA uygulandı. Grup FBdeki iki hasta intraoperatif dengesizlik nedeniyle yoğun bakıma çıkarıldı ve çalışma dışı bırakıldı. HKA pompası 24 saat boyunca devam edildi. 4er saatlik aralarla hastaların istirahatte ve dinlenirken VAS skorları değerlendirildi. Hastaların hemodinamik ve demografik verileri benzerdi. Ameliyat günü ve postoperatif 1. gün değerlendirilen VAS skorları grup FBde daha düşüktü. İlk ağrı duyulan zamanı grup FBde 24. saat, grup HKA?da 18. saat olarak belirledik. Her ne kadar ilk ağrı duydukları zaman farklı olsa da ek analjezik olarak kullanılan parasetamol dozu her iki grupta benzerdi (grup FB: 0,59 gr, grup HKA: 0,76 gr). Morfin tüketimi Grup FBde 26 mg, grup HKA?da 30 mg olarak bulunmuş ve grup FB?de anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır. Femoral sinir bloğuna bağlı olarak nörolojik komplikasyona rastlanılmadı. Grup FBde 11 hastanın 2sinde kusma, grup HKAda 13 hastanın 1inde bulantı görülmesi dışında diğer komplikasyonlara rastlanılmadı. Çalışmamızda, total diz protezi yapılan hastaların postoperatif dönemde analjezi amacıyla uygulanan yöntemlerden femoral sinir bloğu ve IV HKA yöntemini karşılaştırdık. Ameliyat günü ve postoperatif 1. gün femoral blok uygulanan grupta hastaların VAS skorunun daha düşük olması ve morfin tüketiminin daha düşük olması, femoral bloğun TDP cerrahisi geçiren hastalarda analjezi amacıyla etkin ve uygulaması kolay ve güvenilir bir yöntem olarak kullanılabileceğini göstermiştir.

AnaljeziArtroplastiDiz+4
Gülsüm Kahveci Kılınç
Akdeniz University
2012
00

Related subjects