Atatürk Dönemi

Bu konu başlığı altında 79 tez

DoktoraAçık ErişimTR

Atatürk'ün sathı müdafaa taktiğine 1940 Fransa savunması üzerinden doktrinel bir yaklaşım

1921 Sakarya ve 1940 Fransa muharebelerini konu alan bu çalışma, bu muharebelerdeki askerî idare anlayışı ve taktiksel yönelimleri değerlendirmektedir. Bu sebeple özellikle kurmayların karşılıklı bakış açıları, yönetimdeki psikolojileri ve coğrafî yapının etkisi gibi koşullardan örnekler sunarak bir doktrin çerçevesi sunmak amaçlanmıştır. 1600'lerde ateşli silahların yükselişiyle miras kalan ateş hattı, savunma hattı ve aktif/pasif direniş terimleriyle karşı saldırı sistemlerinin Paris ve Berlin ikileminde nasıl karşı karşıya geldikleri ve iki ekolün meydanlardaki temel uygulamaları gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın amaçlarından olan farklı coğrafya ve güçlerdeki iki muharebenin benzer doktrinlerle nasıl yönelim gösterdiklerine yönelik askerî bir örnek verilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın askerî teori alanında odaklandığı iki kırılma, 1870-1914 ve 1917- 1940 evrelerindeki iki gelişmedir. İlki, güçlü direniş hatlarının saldırı karşısında dayanamadığı Alman ekolünün ilk yükselişidir. İkinci kırılma, Almanların bu kez mekanize harp teknikleriyle yıldırım savaşı doktrinini geliştirmesiyle yaşanır. Sakarya Muharebesi'nin burada ikinci kırılımın eksik altyapı ve melez tekniklerle Türk başarısına sahne oluşu değerlendirilir. 1940 Fransa'nın İşgali çarpışmalarındaysa ikinci Berlin üstünlüğü evresinde siper savaşını yenen Alman teknik yapısı tanıtılarak Fransızların buradaki askerî hatalarına örnekler verilmiştir. Sakarya ve Fransa muharebelerindeki operasyonlarda, durağan saldırı ve savunma karşısında Türk ve Alman taraflarının buldukları çözümler tanıtılmış, olayların kronolojik dizimi içerisinde askerî değerlendirmelerle karşılaştırmalı olarak askerî teknikler açıklanmıştır.

Askeri doktrinlerAtatürk Dönemi
Emre Uysal
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Atatürk Döneminde çocuk algısı

Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyeti kurduğu zaman sadece rejimi değil aynı zamanda geleneksel anlayışı ve toplum hayatına etki eden konuları da değiştirme ve medenileştirme yoluna gitmişti. Cumhuriyet rejimi ile beraber yeni Türk kimliği yaratılmış ve rejimin kalıcılığını sağlamak amacıyla bazı çalışmalar yürütülmüştü. Çalışmaların odağına bakıldığında bu konuların daha çok, ülkenin geleceğini temsil eden çocuklar ve çocukları da kapsayan gençlik üzerine doğrudan veya dolaylı olarak ele alındığı görülmektedir. Geçmişte böyle bir anlamdan mahrum olan, diğer bir deyişle ihmal edilen çocuk olgusu, cumhuriyet ile beraber kendisine ülkede bir yer edinecek, görünür olacak ve toplumun çocuk algısında yeni bir kavram oluşturmaya başlayacaktı. Cumhuriyet'in yeni ulus-devlet kimliğini taşıyacak ideal vatandaşını çocukluktan yetiştirmesi gerekmekteydi.

Atatürk DönemiAtatürk, Mustafa KemalCumhuriyet+5
Özgür Kağan Balsızan
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Atatürk dönemi (1923-1938) Türk tiyatrosunda folklorik unsurlar

"Atatürk Dönemi (1923-1938) Türk Tiyatrosunda Folklorik Unsurlar" adlı bu eserde Atatürk döneminde kaleme alınmış elli dokuz adet tiyatro eseri incelenmiş ve bu eserlerin içerisinde barındırdıkları folklorik unsurlar dönemin tiyatro anlayışı bağlamında tespit edilmiştir. Tez folklor ve edebiyat ilişkisinin anlatıldığı giriş bölümünden sonra iki bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde Atatürk döneminde güzel sanatlar alanında yaşanılan gelişmelerden, Atatürk'ün güzel sanatlara ve sanatçılara bakış açısından ve tiyatro sanatının durumundan bahsedilmektedir. İkinci bölümde Atatürk döneminde kaleme alınan tiyatro eserlerinin içerisinde bulundurdukları folklorik unsurlar tespit edilip değerlendirilmiştir. Atatürk dönemi tiyatrosu batı tesirinde gelişen Türk tiyatrosunun önemli bir dönemini kapsamaktadır. Bu dönemde kaleme alınan tiyatro eserlerinin en önemli özelliklerinden birisi özgür ve baskılardan uzak sanat anlayışıyla kaleme alınmasından dolayı halkın öz değerlerine ve folklorik unsurlarına rahatlıkla değinebilmesi ve halkı bilinçlendirici konulara yönelerek milli kimliğin inşasında aktif rol oynamasıdır. Bu dönemde yazılan tiyatro eserleri içerisinde barındırdığı folklorik unsurlar sayesinde hem eğlenceli olmuş hem de halkın tiyatroya olan ilgisinin artmasında etkili olmuştur.

Atatürk DönemiCumhuriyet DönemiEdebi metinler+7
Alperen Kınık
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Atatürk döneminde Ankara Belediyesi (1923-1938)

Tanzimat'ın ilanından sonra ortaya çıkan modern belediyelerin kökeni 1854 yılına dayanmaktadır. Kırım Savaşı'ndan sonra Şehremaneti'nin kurulmasıyla başlayan belediyecilik faaliyetleri, Cumhuriyet'e kadar birçok kanun ile değişikliğe uğramış ve tüm vilayetlere yayılmıştır. 1857 yılında Paris modelli Altıncı Daire-i Belediye'yi emsal alarak oluşturulan ve 1864 Tuna Vilayeti Nizamnamesi ile yaygınlaşan belediye teşkilatları arasında Ankara Belediyesi'nin varlığı da 1866 yılından beri bilinmektedir. Ankara Belediyesi, Cumhuriyet'in ilanına kadar geçen süre zarfında mali imkansızlıklardan dolayı kısıtlı hizmetlerde bulunabilmiştir. Ankara'nın başkent olması ve Cumhuriyet'in ilanından sonra Ankara'nın çehresini değiştirmek için belediye teşkilatında düzenlemelere gidilmiştir. 1924 yılında yürürlüğe giren Ankara Şehremaneti Kanunu ile Ankara'nın fiziki ihtiyaçları, devlet güvencesi altında karşılanmaya çalışılmıştır. 1930 yılında çıkarılan Belediye Kanunu ile Ankara Şehremaneti kaldırılmış, yerine Ankara Belediye Başkanlığı kurulmuştur. Cumhuriyet'in ilk yıllarına nazaran plan ve programlı bir çalışma metodunu şiar edinen Ankara Belediyesi, Atatürk'ün talimatları, Tandoğan'ın uygulayıcılığı ile Ankara'yı modern bir başkent haline getirmek için çalışmalarda bulunmuştur. Bu çalışma, Ankara Belediyesi'nin tarihsel süreçte geçirdiği değişimler doğrultusunda Ankara'nın yaşadığı büyük dönüşümü inceleyecektir.

AnkaraAnkara Büyükşehir BelediyesiAtatürk Dönemi+3
Çağlar Solmaz
Ankara University · Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Atatürk döneminde Türk-Macar kültürel ilişkileri ve Ferenc Zajti (1919-1938)

Türk ve Macar ilişkileri tarihin erken dönemlerine dayanmaktadır. Macarların, Türk kavimleri ile birlikte yaşamasının sonucunda, özellikle dilsel bağlamda Türkler ve Macarlar arasında bir etkileşim yaşanmıştır. Bu durum, Türk ve Macar ilişkilerinin temelini oluşturmuştur. Osmanlı Devleti, 1541 yılının ardından yaklaşık 150 yıl boyunca Macaristan'a hâkim olmuştur. Osmanlı Devleti'nin Macar topraklarından çekilmesinin ardından ise bölgeye Habsburglar egemen olmuştur. Macarlar, Habsburg siyasetinin altında ezilmiş, milli kimliklerini koruyabilmek için sonuncusu 1848 yılında olmak üzere 3 defa isyan etmiştir. Bu süre zarfında Macarlar, Turancılık ve Türkoloji alanında bilimsel çalışmalar gerçekleştirmişlerdir. Osmanlı Devleti, XX. yüzyıl başlarında Trablusgarp, Balkan ve I. Dünya Savaşı'nın olumsuz sonuçları ile karşılaşmıştır. Macarlar, savaşlar sırasında gerek maddi yardımlarla gerekse sığınmacı askerlere sınırlarını açarak Osmanlı'nın yanında yer almıştır. I. Dünya Savaşı'ndaki müttefiklik durumu ise iki milleti birbirine daha da yakınlaştırmış, özellikle kültürel alandaki ilişkiler zirve dönemine ulaşmıştır. Macarlar, Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde gerçekleşen Millî Mücadele hareketinde de Anadolu halkının yanında bulunmuştur. Erken Cumhuriyet döneminde eğitim, spor, sanat ve daha birçok alanda iki ülke ilişkileri canlılık kazanmıştır. Macar uzmanlar, Anadolu'da her alanda yapılan yenileştirme çalışmalarına katkı sunmuştur. Ankara'ya gelen ve tarih alanındaki bilimsel çalışmalara katkı sunan, I. Türk Tarih Kongresi'ne katılan Ferenc Zajti'de bu bilim insanları arasında bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Türk, Macar, Macar Uzman, Kültürel İlişkiler.

AtatürkAtatürk DönemiKültürel ilişkiler+5
Sergen Coşkun
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1923-1939 yılları arasında Türk ordusunda yapılan askeri yatırımlar

Araştırmada Türklerin tarih sahnesine çıkmalarından itibaren özelliklle dünya politikalarına yön veren güçlü imparatorluk ve devletler kurdutkları dönemlerde sahip oldukları askeri gücün ne kadar etkili olduğu ortaya konulmuş, günümüzde dünya ülkelerinin nezdinde söz sahibi olmak isteyen Türkiye'nin gelecekte bu konuda yapacağı yatırımlar için ışık tutulmaya çalışılmıştır.

Askeri yardımlarAskeri yeniliklerAtatürk Dönemi+3
İrfan Sezgin
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Atatürk dönemi öğrenci olayları (1918-1938)

Atatürk DönemiMilli Türk Talebe BirliğiYükseköğretim+1
Tahsin Şensoy
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1998
30
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mustafa Kemal Atatürk'ün strateji uygulamaları

1881 yılında Selanik'te doğan Mustafa Kemal Atatürk; sırasıyla Selanik Askeri Rüştiyesi'ni, Manastır Askeri İdadisi'ni, Mekteb-i Harbiye'yi ve Mekteb-i Harbiye Erkan-ı Harp Sınıfını okuyarak 1905 yılında kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezun olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağıldığını gören ve çareler arayan bir neslin üyesiydi. O yıllar imparatorlukların parçalatıldığı, bütün dünyada devletlerce silaha sıkça başvurulan ve isyanların yaygın şekilde görüldüğü bir dönemdi. Atatürk, 1910 Arnavutluk İsyanı'nın bastırılmasına katıldı. Ardından 1911-1922 yılları arasında Türk milletinin bir savaştan çıkıp diğer bir savaşa girdiği dönemde katıldığı tüm cephelerde parlak başarılar elde etti. 1919 yılında Türk Kurtuluş Savaşı'nı başlattı. 1921 yılında da TBMM kararıyla önce Başkomutanlık makamına getirildi, sonrasında Mareşal rütbesine yükseltildi. Bu çalışmada Atatürk'ün dönemine kadar stratejinin gelişimi, Atatürk'ün eğitimi, katıldığı muharebelerdeki uygulamaları ve askerliğin temel kavramlarına bakışı incelenmiş, bu şekilde Mark Twain Enstitüsünce Büyük İskender, Jül Sezar ve Napolyon'la mukayese edilen Atatürk'ün kurmay subay olarak olgunlaşma sürecinde "büyük stratejilerinin" ayak izlerinden yürüyerek, kendini yetiştirmesi analiz edilmeye çalışılmıştır.

Atatürk DönemiAtatürk, Mustafa KemalLiderlik+3
Eren Balevi
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Milli Mücadele ve Atatürk Döneminde Gelibolu (1919-1938)

Çanakkale zaferine ve savaşın tahribatına tanıklık eden Gelibolu, Mondros mütarekesi gereğince 30 Kasım 1918'te, İngilizler tarafından işgal edilmiştir. 4 Ağustos 1920 tarihinde Yunan ordusu tarafından işgal edilmesine kadar, İngilizlerin denetiminde kalan Gelibolu'da Müslüman halk, özellikle bölgede yaşayan Rumlar tarafından, hakarete ve zulme maruz kalmıştır. Ayrıca işgal döneminde Gelibolu, 1917 Ekim devrimi sonucu Rusya'da iktidarı Bolşeviklere devreden Çar yönetimine mensup Wrangel ordusuna da, 22 Kasım 1920'den son kafilenin ayrılış tarihi olan 5 Mayıs 1923'e kadar ev sahipliği yapmıştır. Gelibolu'nun işgal dönemi, 26 Kasım 1922 tarihinde Büyük Millet Meclisi Hükümeti'ne devredilmesi ile birlikte sona ermiştir.Gelibolu, 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması sonucu askerden arındırılmış bölge kapsamına alındı. Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin, bölgede hâkimiyetini tesis etmesinin ardından, 1923 yılında vilayet yapılmıştır. Ancak kısa süren vilayet döneminin ardından, 1926 yılında ilçeye çevrilmiştir. Mübadele anlaşması kapsamında çok sayıda muhacir Gelibolu'da iskân edildi. 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Antlaşması ile birlikte askerden arındırılmış bölge statüsüne son verilerek, bölgede tam anlamıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti hâkimiyeti esas kılındı.

Atatürk DönemiGelibolu YarımadasıMilli Mücadele Dönemi+3
Umut Çevik
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Atatürk Döneminde genel milletvekili seçimleri: Çanakkale örneği (1923?1938)

Türkiye'de seçim olgusunun ortaya çıkmasında Muhassıllık meclislerinin ve ardından Vilâyet İdare Meclisi gibi yerel meclislerin önemli etkisi olmuştu. Burada yapılan seçimler Meclis-i Mebusan için yapılmış olan seçimlerin provası niteliğindeydi. Ancak yerel meclislerde gerçekleştirilen faaliyetler tam anlamıyla seçim olmaktan ziyade Meşrutiyet dönemindeki siyasal yaşama giden yolda bir köprü vazifesi görmüştü. Osmanlı Dönemi'nde ilk seçimler 1877 yılında yapıldı. Herhangi bir seçim kanunu bulunmadığı için geçici bir talimat çıkarılmıştı. Seçimler geçici talimata göre gerçekleştirilmişti. İstanbul'a diğer yerlere nazaran değişik bir sistem uygulandı. O dönemde Çanakkale'nin idarî yapısı çok farklıydı. Kale-i Sultaniye (Çanakkale) Cezayir-i Bahr-i Sefid Vilayeti içindeki Biga Sancağı'nın merkeziydi. Çanakkale'nin ilçesi olan Gelibolu ise Edirne vilâyetine bağlıydı. Daha sonra, idarî açıdan Çanakkale bağımsız sancak olarak yer almıştı. Osmanlı Devleti zamanında Çanakkale'nin nüfus yapısı da farklıydı. Nüfustaki Gayrimüslim oranı bir hayli yüksekti. Bu yüzden yapılan genel seçimler neticesinde Çanakkale'yi temsilen birden çok Gayrimüslim milletvekili parlamentoda yer almıştı. Osmanlı Dönemi'nde 1877 seçimleriyle 1908, 1912, 1914, 1919 seçimleri ve 1911 ara seçimi ile toplamda altı seçim yapılmıştı. II. Meşrutiyet ile birlikte ?İntihab-ı Mebusan Kanunu? çıkarıldı ve 1908 seçimlerinden itibaren bu kanun uygulandı. Cumhuriyet Dönemi de dâhil olmak üzere 1942 yılına kadar bütün seçimlerde bazı değişiklikler yapılmak kaydıyla İntihab-ı Mebusan Kanunu esas alındı.16 Mart 1920'de İstanbul'un işgal edilmesiyle birlikte Osmanlı Mebusan Meclisi'nin de sonu gelmişti. 23 Nisan 1920 tarihinde olağanüstü şartlarda toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi siyasi açıdan farklı bir dönemin kapısını aralamış, ulusal egemenlik ilkesi bu zamanın temel kavramı haline gelmişti. 1920 seçimleri sonrasında göreve gelen TBMM iki kaynaktan beslenmişti. Bunlar, yapılan seçimler sonucunda Ankara'ya ulaşan ve İstanbul'daki Meclisten Ankara'ya gelebilenlerdi. 1920 seçimleri sırasında Çanakkale işgal altında olduğu için seçimler, ilçelerindeki Müdafaa-i Hukuk şubeleri aracılığıyla gerçekleştirilebildi.Milli Mücadele'nin başarı ile sonuçlandırılmasından sonra Lozan görüşmeleri başlamış ve Nisan 1923'te genel seçimlere karar verilmişti. Haziran-Temmuz 1923'te yapılan seçimlerle yeni parlamento oluşmuştu. 1923 milletvekili seçimlerinde de yine İntihab-ı Mebusan Kanunu esas alınmış, ancak kanunda bazı değişikliklere gidilmişti. Buna göre her 20 bin erkek nüfus 1 milletvekili seçecek, 18 yaşını dolduran her erkek, seçme hakkına sahip olacaktı. Ayrıca seçmen olabilmek için vergi verme koşulu kaldırılmıştı. İki dereceli ve mutlak çoğunluk ilkesine bağlı kalınarak yapılan seçimlerde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu seçimleri kazanmıştı. Çanakkale 1923 seçimleri döneminde de işgal altındaydı. Fakat seçimler gerçekleştirilebildiği gibi, seçim propagandası bile yapılmıştı. Ayrıca isimle oynamak suretiyle yapılmaya çalışılan bir seçim hilesi karşısında Mustafa Kemal tarafından bir uyarı tamimi yayımlanmıştı. Seçimleri Atatürk'ün gösterdiği adaylar kazanmıştı. 1926 yılına kadar vilâyet olduğu için, Gelibolu'dan da ayrı vekil seçilmişti. 1923 seçimleri sonrasında göreve başlayan II. TBMM cumhuriyeti ilan etmiş ve ardından 1924 Cumhuriyet Anayasası'nı kabul etmişti. 1924 Anayasası'nda seçimlerle ilgili kanunî hükümler yer almıştı. Seçme hakkı on sekiz yaşını bitiren her Türk erkeğine verilmişti. Otuz yaşını bitiren her Türk erkeği milletvekili seçilebilecekti. Vergi verme veya emlak sahibi olma şartının bulunmaması ile seçimlerdeki sınırlamanın kaldırılması durumu anayasaya yansımış oldu. Ayrıca 1927 seçimleri öncesi yapılan değişiklikle ordu mensuplarının aday olabilmesi silahlı kuvvetlerden ilişiğini kesmek şartına bağlandı.1927 milletvekili seçimlerinde Cumhuriyet Halk Fırkası'nın seçilecek adayları gösteren tebliği yayınlanarak halkın oyuna sunulmuş ve bu partinin başarısıyla seçimler noktalanmıştı. 1927'de tüm ülkedeki milletvekili adaylarını Mustafa Kemal kendisi belirlemişti. Çanakkale'de de onun gösterdiği adaylar bütün oyları alarak kazanmışlardı.Dört yıl sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri yenilenmişti. 1931 seçimleri öncesinde ikinci kez çok partili hayata geçiş denemesi olmuştu. 12 Ağustos 1930 tarihinde kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası 17 Kasım 1930'da kapatılmıştı. 1931 seçimlerinde 1927'de uygulanan kurallar değiştirilmemişti.1935 milletvekili seçimleri öncesinde Türk siyasi yaşamını etkileyen önemli değişiklikler olmuştu. Yerel seçimlere katılma hakkını elde eden kadınlar, anayasanın ilgili maddeleri değiştirilmesiyle milletvekili seçme ve seçilme hakkını 1934 yılında elde etmişlerdi. Yapılan değişiklikle 22 yaşını bitiren kadın erkek her Türk, milletvekili seçebilecek, 30 yaşını bitiren kadın erkek tüm vatandaşlar milletvekili seçilebilecekti. 1935 seçimleri, ilk kez kadınların oy kullanması ve seçimler neticesiyle kadınların parlamentoda 18 milletvekiliyle temsil edilmesi bakımından önem taşımaktadır. Böylece genel oy ilkesi bu seçimlerle Türk demokrasi hayatına yerleşmişti. Kadınların elde ettiği hakların yansıması olarak Çanakkale'de bir takım hareketlenmeler yaşanmış, 1935 yılıyla beraber kadınların siyasete olan ilgisi artmaya başlamıştı.

Atatürk DönemiCumhuriyet DönemiCumhuriyet Halk Fırkası+4
Erhan Acar
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Atatürk Dönemi eğitim dergilerindeki sosyal bilimlerle ilgili konuların incelenmesi (1923-1938)

Atatürk Dönemi Eğitim Dergilerindeki Sosyal Bilimler Konularının İncelenmesi (1923 - 1938) Atatürk Dönemi hem siyasi değişimler, hem de kültürel değişimler açısından pek çok araştırmaya konu edilmiştir. Bu çalışmada, Cumhuriyet tarihinin eğitim ve kültür alanında köklü yeniliklerin ve reformların yapıldığı bir dönemi olan Atatürk Dönemi'nde yayınlanan eğitim dergilerinin incelenmesi ve bu dergilerde yer alan Sosyal Bilimler konularının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Dönemin özelliklerinin eğitim dergilerine yansımaları ve Sosyal Bilimler konularının ele alınış şekilleri ortaya konulmuştur. Çalışmada, Atatürk Dönemi eğitim dergilerinde yer alan Sosyal Bilimlerle ilgili makaleler incelenmiştir. Tarama yöntemiyle yapmış olduğumuz çalışmada, veriler doküman incelemesi yöntemiyle elde edilmiştir. İncelenen 18 eğitim dergisinden elde edilen veriler nitel veri analizi programları yardımıyla konularına göre sınıflanmıştır. Sosyal Bilimleri oluşturan Tarih, Coğrafya, Psikoloji, Sosyoloji, Felsefe, Ekonomi, Siyaset Bilimi, Hukuk, Eğitim, Sanat Tarihi ve Sanat Eğitimiyle ilgili makaleler kendi içlerinde alt başlıklara ayrılmıştır. Bulgular kısmında ilk olarak çalışmada kullanılan dergilerin Sosyal Bilimlerle ilgili makale dağılımları verilmiştir. Ardından her bir bilim dalıyla ilgili makaleler tablolar halinde gösterilmiş ve makalelerin isimleri, yayınlandıkları dergiler, yayın yılları ve içerikleriyle ilgili bilgiler verilmiştir. Sonuç olarak incelenen 18 eğitim dergisinde yer alan 4223 makaleden 773'ünün Sosyal Bilimlerle ilgili olduğu görülmüştür. Bu makalelerde dikkat çeken en önemli nokta Sosyal Bilimler konularının eğitimine verilen önemdir. İlaveten Sosyal Bilimlere yardımcı bilim dallarının da öneminin vurgulandığı anlaşılmaktadır. İncelenen makalelerin ele alınan konuların çoğu günümüzde de güncelliğini koruduğu yapılan araştırmalarla kıyaslanarak ortaya konulmuştur. Anahtar kelimeler: Türk Eğitim Tarihi, Atatürk Dönemi, Sosyal Bilimler, Süreli Yayınlar, Eğitim Dergileri.

Atatürk DönemiDergilerEğitim dergileri+4
Gönül Türkan Demir
Kütahya Dumlupınar University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Atatürk Dönemi Türk kadınının değerlendirilmesine İngiliz basınından örnekler (1923-1938)

29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle Mustafa Kemal Atatürk'ün "Muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak" olarak tanımladığı Çağdaşlaşma, bir başka deyişle Türk toplumunda zihinsel ve kültürel değişim hedeflenmiş ve uygulamaya konulmuştur. Toplumsal yapılarda meydana gelen değişiklikler, aileyi şekillendiren temel unsur olan Türk kadınının toplum içerisindeki konumunu da etkilemiştir. Çalışmada İngiliz gazetelerinden yararlanmak suretiyle, Türk kadınının modernleşme sürecinde geçirdiği yapı değişikliğinin İngiliz basını tarafından nasıl algılandığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada; nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi kullanılmış ve Cumhuriyet dönemi bazı İngiliz gazeteleri incelenmiştir. Sonuç olarak; İngiliz Basınında Türk Kadınının gelişimi "Batılılaşma" olarak tanımlanırken; İngiliz politikasının, dönemin Türk Kadınını anlama boyutunda etkili olduğu görülmüştür.

Atatürk DönemiBasınBatılılaşma+4
İlken Şen
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mustafa Kemal'in dış politika anlayışı ve 19 Mayıs 1919'dan Lozana gelinen süreçte Türk dış politikası

20. Asır, sanayi inkılâplarını tamamlamış batılı devletler için, 17. yüzyıldan beri süregelen emperyalist hedeflerinin, yeni bir boyut kazandığı bir asır olarak başlamıştır. Bu asrın başında batılı devletler, kendi aralarında, uluslarının refahı adına dünyayı paylaşma yarışına girişmişlerdir. Bu yarış, doğal olarak çıkar çatışmalarına ve sonunda da I. paylaşım savaşının çıkmasına neden olmuştur.Osmanlı İmparatorluğunun hükümran olduğu, merkezi dünya olarak da ifade edilen bölge batılı devletlerin aralarındaki paylaşım savaşının ana hedefi konumunda idi. Osmanlı Devletinin de müdahil olduğu bu savaşın sonucunda, Osmanlı Devleti şartları çok ağır olan bir anlaşmaya taraf olmak zorunda bırakılmıştı.Çalışmamızda, işte bu anlaşma döneminin şartları içerisinde, Anadolu'da Milli Mücadeleyi başlatan ve 1919'dan 1923'e kadar sürecek bu mücadelede ulusal ve uluslar arası durumun oluşturduğu şartları doğru bir şekilde analiz ederek, mücadeleyi Misak-ı Milli çerçevesinde yönlendiren Mustafa Kemal'in gün be gün çalışma arkadaşları ile oluşturdukları stratejiler doğrultusunda bağımsız, egemen bir devlet kurmak için giriştikleri dış politik ilişkiler incelenmiştir.Yüksek lisans tez çalışmamın hazırlanmasında katkı ve desteğini esirgemeyen değerli hocam ve danışmanım Sayın Yrd. Doç. Dr. Necati AKSANYAR'a, bu süre içerisinde ilgi ve yardımlarını esirgemeyen bütün öğretmenlerime teşekkür ederim.Anahtar Kelimeler: Milli Mücadele, Kurtuluş Savaşı, Dış Politika, Uluslararası İlişkiler, Mustafa Kemal.

Atatürk DönemiAtatürk, Mustafa KemalLozan Antlaşması+4
Murat Yılmaz
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İki dünya savaşı arası dönemde Türkiye'nin Arnavutluk politikası (1919-1939)

Arnavutluk tarihsel geçmişi ve stratejik önemi neticesinde Türkiye'nin politikaları içerisinde önemli bir yere sahip olmuştur. İlişkilerin geliştirilmesi adına Arnavutluk ve Türkiye arasında 1923 yılının kasım ayında Dostluk Antlaşmaları imzalanmış ve sonraki süreçte ise Türkiye Tiran'a elçi tayin etmiştir. Fakat 1 Eylül 1928 tarihinde Ahmet Zogu'nun kral olması Türk-Arnavut ilişkilerinde kırılma noktası olmuş ve bu durum Türkiye'nin politikalarına ters düştüğü için Türkiye'nin Arnavutluk ile olan ilişkileri kesilmiştir. Fakat yaklaşmakta olan Almanya ve İtalya tehlikesi karşısında Türkiye, Balkan Birliği'nin oluşturulması için 1931 yılında Ahmet Zogu'nun krallığını tanımıştır. M. Kemal Atatürk Tiran'a tecrübeli devlet adamlarını elçi olarak atayarak, Arnavutluk ile olan ilişkilerine büyük önem verdiğini göstermek istemiştir. Atatürk'ün özel gayretleri ne yazık ki sonuçsuz kalmış, Ahmet Zogu'nun kız kardeşi Prenses Saniye'nin II. Abdülhamit'in oğlu Abid bey ile evlenmesiyle iki ülke arasındaki ilişkiler yeniden kesilmiştir. Bu gelişmeyle birlikte Türkiye_Arnavutluk ilişkileri atatürk'ün ölümüne kadar istenilen seviyeye ulaşamamıştır.Anahtar Kelimeler: Mustafa Kemal Atatürk, Ahmet Zogu, Balkan Birliği, Arnavutluk, Türkiye

ArnavutlukAtatürk DönemiTürk dış politikası+4
Soner Yıldırım
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Atatürk Dönemi Manisa milletvekilleri (1923-1938)

1923-1938 Atatürk Dönemi Manisa Milletvekilleri adlı tezimizde Atatürk zamanında Manisa milletvekillerinin hem Kurtuluş Savaşı zamanında hem de Kurtuluş Savaş'ında sonra inşa edilmekte olan devlette yaptıkları kahramanlıklar üzerinde durulmuştur. Milletvekillerinin hem cephede askerle birlikte olarak askerlere moral desteği vermeleri, işgallere karşı direniş cemiyetlerinin kurulmasına ön ayak olmaları, Mecliste yaptıkları faaliyetler ve çıkarılan kanunlara vermiş oldukları oylarla Anadolu hareketini destekledikleri yaptığımız çalışma ile ortaya konmuştur.Anahtar Kelimeler: Atatürk, Manisa, Milletvekili, TBMM.

Atatürk DönemiManisaMilletvekili+3
Hasan Karakuzu
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Atatürk dönemi Türk tiyatrosu: Afife Jale ve kadın tiyatrocular

Bu çalışmada, kadının tiyatrodaki yerinin, Atatürk Döneminin ilk yıllarında tiyatro anlayışına paralel değişimi incelenerek, bu dönemde tiyatroda yaşanan gelişmeler değerlendirilmiştir. Kadınlarımızın tiyatroda varlıklarını göstermek için verdikleri mücadele uzun zaman almış, bu süreçte onları destekleyen veya eleştiren görüşler ifade edilmiştir. Afife Jale, Türk kadınının erkekler gibi tiyatroda yer alabilmesi için mücadele etmiştir. Afife Jale'nin sahneye çıkan ilk Türk kadın tiyatrocu olarak yaşadıkları kadar diğer ilk kadın tiyatrocularımızın da sanat yaşamları oldukça zorlu bir süreçtir. Bu doğrultuda Atatürk Döneminin kazanım ve değerlerinin kadın- tiyatro ekseninde topluma yansıma süreci ve toplumda yarattığı etki ele alınmıştır. Araştırmamızda uzun ve zorlu mücadeleler vererek mesleklerinde "ilk" olan bu öncü kadınların sanat yaşamına olan katkılarının belgeler ışığında ortaya konması hedeflenmiştir.

Atatürk DönemiJale, AfifeKadın sanatçılar+6
Gülfem Adile Şankaya
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güvenlik stratejileri bağlamında Atatürk dönemi Türkiye-İtalya ilişkileri

Bu tez Atatürk döneminde Türkiye-İtalya ilişkilerini güvenlik stratejileri bağlamında incelemektedir. Çalışmanın Türk dış politikasında İtalya konusu özelinde güvenlik araştırmalarında oluşan boşluğu doldurması hedeflenmektedir. Çalışma, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanı ile birlikte Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümüne kadar geçen süre zarfında, On İki Adalar üzerinde hakimiyeti bulunan İtalya'dan bu dönemde Türkiye ve bölgeye yönelik tehdit olup olmadığı, eğer varsa bu tehdidin hangi derecede olduğunu ve bu tehditlere karşı Cumhuriyetin yönetici kadrosunun Türk dış politikasında siyasi ve askerî anlamda nasıl bir güvenlik stratejisi uygulamaya çalıştığını ve bu stratejiler özelinde Atatürk dönemi Türk dış politikasında güvenlik stratejisinin ne olduğunu araştırmayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda Cumhuriyetin yönetici kadrosu içerisinde İtalya tehdidine karşı hangi isimlerin ve kurumların ön plana çıktığı sorusuna cevap aranmaktadır. Tez çalışmasında konu ile ilgili kitap, bilimsel makale, Türkiye Büyük Millet Meclisi Arşivi, Cumhuriyet Arşivi, Türk Diplomatik Arşivi ve Milli Savunma Bakanlığı Askeri Tarih Arşivi'nden yararlanılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden tarama-derleme ve yazılı doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmalar sonucunda On İki Adalar üzerinden Türkiye'nin Ege ve Akdeniz sahillerine karşı bir tehdit olduğu görülmüş, 1923-1928 arası ilişkiler karşılıklı güvensizlik ortamında şekillenmiş, 1928 yılında taraflar arasında imzalanan Tarafsızlık, Uzlaştırma ve Yargısal Çözüm Antlaşması ilişkilerde dönüm noktası teşkil etmiştir. 1928-1934 arası ilişkiler nisbeten daha olumlu gelişmiş, 1934 yılında Mussolini İtalya'nın geleceğinin Asya ve Afrika'da olduğunu söylemiş, bu durum Türkiye'yi oldukça rahatsız etmiş, ilişkiler tekrardan gerilmiştir. Türkiye İtalya tehdidine karşı Balkanlardaki anti-revizyonist ülkeler ile birlikte hareket etmiş, Balkan Antantı'nın kurulmasına öncülük etmiştir.

Atatürk DönemiDoğu AkdenizEge Denizi+3
Fakhrı Gulmammadov
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1923-1938 Atatürk Dönemi göç ve iskân politikaları

Göç, canlıların yaşamlarını sürdürebilmek amacıyla yaptıkları sosyal bir hareketliliktir. İnsanlar da bulundukları coğrafyalardan çeşitli nedenlerle başka coğrafyalara göç etme arzusu ile hareket etmektedirler.1877-1878 yılları arasında cereyan eden ve 93 harbi olarak adlandırılan Osmanlı- Rus savaşı sonrası kaybedilen topraklardan Anadolu'ya doğru bir göç başlamıştır. Kafkaslarda ve Balkanlarda sürekli devam eden bu göç olgusu bu sefer tersine göç hareketi ile karşılaşmıştır. Bu savaşın ardından yaşanmış olan Balkan Savaşları ve I. Dünya Harbi ise 1914-1918 yılları arasında meydana gelmiş ve göç hareketi bu savaşlar sonrasında da hızla devam etmiştir. 1919-1922 yılları arasında yine topraklarımızda meydana gelen Kurtuluş Harbi sonrasında sular durulmuş ve savaşın tarafları İsviçre'nin Lozan kentinde bir barış konferansı için toplanmıştır. Bu toplantı sonrası azınlıklar meselesi Türkiye ve Yunanistan arasında yapılmış olan 30 Ocak 1923 tarihli Türk ve Rum Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol ile açıklığa kavuşmuştur. 1923-1938 yılları arasında Yeni kurulan Türk Devleti ülkeye gelen yeni nüfusu homojen bir şekilde topraklarında dağıtabilmek amacıyla önemli iskân kanunlarını meclis görüşmelerinde müzakere etmiştir. Bu amaçla ilk olarak Lozan Antlaşması sonrasında Mübadele edilecek ahali işleri için Mübadele İmar ve İskân Vekâlet'ini meydana getirmişlerdir. Ayrıca çeşitli kanunlar ile iskân edilmiş olan muhacirleri her alanda faal hale getirmeye çalışmışlardır. Bu çalışmada 1923-1938 yılları arasında Türkiye'nin Göç ve İskân Politikaları değerlendirilmiş, ayrıca bu tarihler arasında Türkiye'ye gelen göçmenlere de değinilmiştir. Bu bağlamda 362 Sayılı Kanun ve 885 Sayılı kanun Türkiye'nin İskân Politikasının belirlenmesinde önemli bir etkenlerinden olmuştur.

Atatürk DönemiGöç politikalarıGöçler+4
Elif Zülal Saygın
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadın haklarında geleneksel bakış aşısının etkinliğinin Yargıtay'ın bir kısım boşanma kararlarındaki kadın olgusuna yansıması

Tez konusu problemin sınırlarının belirlenebilmesi için; öncelikle ataerkil (geleneksel) bakış açışım oluşturan ve karşıtı eşitlikçi haklan hazırladığı düşünülen olgular kısaca ele alınmış ve bu kapsamda; Kadım erkeğe bağımlı kılan ataerkil bakış açısının oluşumu ve devamında etken olan, tarım toplumu yaşam koşullan, din öğesi ve Tek Tann'lı üç dinin şeriat kurallarındaki erkek lıakimiyeti ve kadının ikinciliği olgusu vurgulanmıştır. Sanayi toplumu yaşam biçimine geçişle; kadınların ücret karşılığı üretime kaülmalannın, kamusal alanda çalışmalarının getirdiği özgürleşme sonucu eşitlikçi haklara kavuşmalarının, geleneksel rollerin değişimindeki etkisi üzerinde durulmuştur. Türkiye yönünden tarihsel sürece bakıldığında: Hukuk normlanyla kadın haklan arasındaki bire bir bağlantı nedeniyle, Osmanlı Dönemi teokratik hukuk sistemi içerisinde kalan kadın ve aile ilişkileri ele alınarak n.Meşrutiyet sonrası kadınlara tanınan haklar belirtilmiştir. Ardından geleneksel bakış açısmda köktenci değişimi sağlayan Atatürk îlke ve Devrimleri içinde son derece önem taşıyan ve eşitlikçi haklan içeren kanunlara değinilmiştir. Laik Pozitif Hukuk Sistemi'nin, kadının özgürleşmesinde ve sosyo-ekonomik hayata katılımındaki etkisinin geleneksel bakış açısının değişimindeki önemi vurgulanmıştır. n.Dünya Savaşı'nda yaşananlar sonucu; İHEB'in düzenlendiği ancak; buna rağmen fiili eşitliğin sağlanamaması üzerine BM'ce KKHAÖS'nin oluşturulduğu, Türkiye'nin de kabul ettiği bu sözleşme gereği, geleneksel rollerdeki değişim için ulusal mahkeme kararlan da içinde olmak koşuluyla, her türlü önlemin alınması yolundaki yükümlülükler üzerinde durulmuştur. VIAncak eşitlikçi haklara bu konudaki taahhütlere karşın, halen Yargıtay'ın bir kısım boşanma kararlarına yansıyan geleneksel bakış açısının, fiili eşitliğin önünde duran hukuksal engeller içinde olduğu düşünüldüğünden bu bağlamda, tez konusuna ilişkin kararlardaki geleneksel bakış açısını içeren gerekçeler; eşitlikçi ve kadın lehine pozitif haklar kapsamında irdelenmiştir. Sonuç olarak; toplum yaşamında fiili eşitliğin uygulanırlığını sağladığı düşünülen eşitlikçi ve kadın lehine pozitif haklar doğrultusunda verilecek Yargı Kararlarının, geleneksel rollerin değişiminde en az eşitlikçi haklar kadar önemli olabileceği hususu vurgulanmaya çalışılmıştır. vn

Atatürk DönemiBoşanmaDeğişim+7
Saliha Esen
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Atatürk Dönemi kadın eğitimi

92 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM ÖZET VE SONUÇLAR Osmanlı Devletinde eğitim kurumlan olarak sıbyan mektepleri, enderim mektepleri ve medreseler bulunmaktaydı. Kızlar sadece ilk eğitim görebilme hakkına sahip oldukları için karma eğitim bir sorun olmamıştır. Çünkü devlet kız çocukları için ayrıca bir eğitime gerek görmemiştir. O dönemde sadece varlıklı aileler kızlarına özel dersler aldırmışlar, böylece kızların dış dünya ile ilişkileri kopmuş ve toplumdan uzaklaşmışlardır. Osmanlı Devletinde kız çocuklarının eğitilmesi düşüncesi ilk defa Tanzimat Döneminde olmuştur. Fakat 1869 Maarif Nizamnamesi'ne kadar resmi bir görünüm kazanamamıştır. Nizamname ile okuma yazma çağındaki tüm çocuklara kız erkek ayrımı yapılmadan ilköğretim zorunluluğu getirilmiştir. Maarif Nizamnamesi ile kızlar için öğretmen okulu açılmış, rüşdiyelerin sayısı arttırılmış ve ebe mektebi açılmıştır. Bu dönemde orta dereceli okullara kızlarında alınmasına izin verilince kızlar daima erkeklerden ayrı okullarda okutulmuşlardır. Bu okullara kesin zorunluluk olmadıkça erkek öğretmenler atanmamıştır. Geleneksel temeller üzerine kurulu Osmanlı Devletinin modernleşmesine öncülük eden yapısal değişimler, II. Meşrutiyet Dönemiyle gündeme gelmiştir. Modernleşme sadece siyasal yapıda değil, eğitim, hukuk ve toplumsal yaşamda da değişmeye başlamıştır. Meşrutiyet Dönemindeki, kadınlarla ilgili gelişmelerin en önemli yam, bu gelişmelerin Cumhuriyet Döneminde alınacak tedbirler olmasıdır. Meşrutiyet, Cumhuriyetin labaratuvandır sözü, kadınlar için de geçerlidir. Bu dönemde evlenme ve boşanmada eşit haklar tanınması, üniversite dahil bütün öğretim kurumlarında karma eğitime geçilmesi gibi konular büyük ölçüde Cumhuriyet Döneminde gerçekleşecektir. Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde, kızların eğitimleriyle ilgili sınırlı bazı adımlar atılmıştır. Ancak bunlar yeterli olmamıştır. Meşrutiyet devrinde kızların eğitimi93 ele alınmışsa da bu uygulama meslek sahibi olmaları için yeterli olmamıştır. Üniversite bile İnas Darülfünunu (Kız Üniversitesi) olarak ayrılmıştır. Milli Mücadele yıllarında Türk kadını dünyada eşi görülmemiş kahramanlık destanları yazdırmıştır. Kurtuluş Savaşı boyunca cephede savaşan, cephe gerisinde sırtında cephane taşıyan Türk kadınının memleketin kurtuluşu yolunda mitinglere katılmak, dernekler kurmak ve yabancı devletlerin dikkatlerini çekici bildiriler yayınlamak suretiyle pek çok siyasi hareketleri mevcuttur. Böylece siyasi hayata fiilen katılmışlardır İstanbul'da kızlar erkeklerle beraber okuma eylemini başlatmışlardır. Bu hareketle kadınların eğitim olanakları arttırılmış oldu. Atatürk Kurtuluş Savaşında yüksek fedakarlık gösteren Türk kadınına temel hak ve görevlerini tekrar kazandırmıştır. Kural olarak, eğitim temel alınmalıdır. Eğitim sayesinde kadınlar bilinçlenecek, haklarına sahip çıkacak, toplumu yetiştirecek ve her alanda ülkeye hizmetlerde bulunacaktır. Eğilimin kadınlar açısından olan önemini sık sık dile getiren ve bunun için çeşitli uğraşlar veren Atatürk, toplumun gelişebilmesi kadınların eğitilmesinin şart olduğu kanaatindedir. Atatürk'e göre yüzyıllardır eksik önlemlerle hiçbir yere varılamamıştır. Çünkü ne hukuk, ne de eğitim bu sistemle çağdaşlaşamaz. Ülke istenilen medeniyete ulaşamazdı. Bunun için bir tek yol vardır. Devlet temel yapışım, eğitim, hukuk ve kadın konumunu laikleştirecek, kimsenin dini inancına ve vicdan hürriyetine karışmayacak, din ile devlet işleri birbirinden ayrılarak, ulus akılcı ve çağdaş bir yola girecektir. Atatürk'ün en büyük arzusu kız ve erkek okullarının bir olmasıdır. 3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim laikleştirilmiş ve kadın erkek eşit seviyede karma eğitime geçilmiştir Eğitim özgürlüğü, her mesleğin, sanatın ve bilim alanının kadınlara kapalı kalmamasını sağlamıştır. Bu surette çağdaş düzeyde dünya milletleri arasında Türk kadını, öğrenim durumunda ve meslek edinmede her türlü hakka sahip olmuştur. Eğitim ve öğretimin birleştirilmesiyle ilköğretim zorunluluğu getirilmiş ve eğitim ve öğretim kurumlan, Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır Böylece ilkokuldan Üniversiteye kadar bütün programlar gözden geçirilmiş ve laik eğitim gereği olarak müfredattan dini kanunlar çıkartılmış deney ve gözleme dayan pozitif bilimlere ağırlık94 verilmiştir. Dolayısıyla, bugünkü eğitim sistemimizin temeli Atatürk'ün görüşleri ve sürekli takibi ile atılmıştır. Tüm Atatürk devrimlerinin esas gayesi insan haklarına bağlı bir düzende, her türlü fikir ve düşünceleriyle özgür insanlar yaratmak olduğu için, önce kadınların eğitilmesi gerekmekteydi. Böylece Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan reformlar sayesinde kadın eğitimi gelişmeye başlamıştır. 1922-23 yıllarında karma eğitimin başarısı çeşitli düzeydeki okulların arttırılması, özellikle Yeni Harflerin kabulü, millet mekteplerindeki okuma seferberliği, Türk kadınının fikren değişmesine ve çeşitli mesleklere giren kadınlarımızın çoğalmasına ve dolayısıyla Türk kadının kendisine güvenin artmasına sebep olmuştur. Türk kadını yüzyıllar boyunca insan olmanın koşullarına bile sahip değilken, birkaç yıl içinde uygarlık dünyasında en ileri haklara sahip olmuştur. Kendisine verilen bu haklan çok kısa sürede benimsemiştir. Toplumsal yapıdaki hızlı değişmeler, yaşamın her alanında olduğu gibi çalışma yaşamım da etkilemiştir. Kadınlar yöneticilik alanında kendilerini göstermek imkanım bulmaya başlamışlardır. Geleneksel kadını kimliğinden yavaş yavaş sıyrılarak kadın artık yalnızca eş ve anne rolleriyle yetinilmeyeceğinin bilincindedir. 4 Ekim 1926 yılında yürürlüğe giren Medeni Kanun Cumhuriyetin temelini oluşturan hukuk devrimlerinin en önemli yasasıdır. Medeni Kanun en gerçekçi Hukuk devrimini aile hukuku alanında yapmıştır. Bu kanun ile kadın, güçlenmiş kişiliğini bulmuş ve erkeğin yanında sosyal faaliyetlere katılmıştır. Temel haklarım en ileri düzeyde ulaşma imkanına sahip olmuştur. Kanun, medeni hakların kullanımında kadın erkek ayrımı yapmamış, Türk yurttaşı olarak eşit saymıştır. Miras ve mülkiyet hakları bakımından kadını ikinci derece varlık olmaktan kurtararak kendi benliğine kavuşturmuştur. Kadın seçme ve seçilme hakkı gibi, erkekle eşitlik davasında ve daha önemlisi de temel insan hakları arasında başta gelen bu hakkın, Türk kadınına bazı ileri Avrupa ülkelerinden hemen hemen yarım yüzyıl önce verilmiş olması, diğer milletlere örnek olacak niteliktedir. Bu kutsal hakkın yeteri kadar kullanılmaması ve dünya kamuoyuna tanıtılmaması bizim için üzücü bir olaydır. Bunu gidermek için her Türk insanının elinden geleni yapması büyük bir milli vazifedir.95 Kadınlara siyasi hakların verilmesi ile yasalar 3 Nisan 1930 tarihinde, kadınlara Belediye Başkanlığı'na ve Meclis üyeliğine seçilme hakkı vermiştir. 26 Ekim 1934'de Köy Kanununda Muhtar ve İhtiyar Heyeti Üyeliğine Seçilme hakkı 5 Aralık 1934 Milletvekili Seçilme Hakkı verilmiştir. Kadınlara bu hakların verilmesiyle ve gerekli kanunların yürürlüğe girmesiyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kadma verdiği önemi çağdaş anlamda göstermiştir. Atatürk devrimlerinin en büyüklerinden ve dünyada en fazla yankı uyandıranlardan birinin, kadınlara tanınan haklar olduğundan kimsenin şüphesi yoktur. Türk kadınına eşit haklar tanıyan yasalar arka arkaya kabul edilirken, gösterilen cesaret ve uygulamadaki çabukluk bütün dünya kadınlarını şaşırtmıştır. Atatürk büyük komutan ve yetkin bir siyasal lider olmasının yanında, kadın hakları alanında da ileri ve inkılapçı olmasıyla tanınır. Atatürk'ten başka hiçbir ülkede hiçbir siyasal lider kadınlarla erkeklere eşit olarak sosyal ve siyasal haklar sağlamak için bu kadar uğraş vermemiştir. Atatürk, kadın hakları statüsü konusunu sadece milli 'bir mesele olarak görmemiştir. Cumhuriyetin kurulmasından sonra onu süratle milletlerarası alana götüren ilk insandır. Türk kadını eğitim alanındaki gelişmesini cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan reformlar ile sağlamıştır. Kadını haklarının temelini eğitim alanında yapılan çalışmalar oluşturur. Atatürk Dönemi eğitim sistemi, günümüz sisteminden daha modern ve yenilikçidir. Atatürk Dönemi sonrasında, Atatürk İlke ve İnkılaplarının gerektiği gibi uygulanmaması sonucu eğitimde büyük aksaklıklar ortaya çıkmıştır. Atatürk Döneminde, okullarda okutulan ders kitaplarında, kadını eğitim görmüş, aktif, üretken ve meslek sahibi olarak gösterilmiştir. 1945 sonrasında ise kadın, toplumun sosyal yaşantısından uzaklaştınlmış ve sadece ev kadını olarak tanıtılmaya başlanmıştır. Bugünkü eğitim sistemindeki sorunlar Atatürk ilkelerinin gerektiği gibi uygulanmamasıdır, Türk gençleri, Türk kadınının haklarının anlamım iyice kavramalı ve Atatürk'ün eserlerine bilinçle sahip çıkmalıdır. Cumhuriyet toplumumuzun Rönesansıdır. Eğitim özgürlüğü laiklikle birlikte sağlanmıştır.96 Cumhuriyet ile Türk kadını, kültürel, siyasal, ekonomik ve toplumsal yasaklayıcı unsurlardan arındırılmıştır. Bugünlere gelinirken Türk gelenek ve görenekleri yitirilmeden, yaşam şartlarına göre yeniden biçim verilerek toplumumuzun çekirdeğini teşkil eden aile yapısı korunmuştur. Ailenin taşı olan kadını da sahip olduğu saygınlığı ve üstünlüğü sürdürmüştür. Günümüz Türk kadını bilinçli, kişilikli yaratıcı üretici kendine güvenen ve toplumda kendine yakışır bir statüye sahip olmak durumundadır. Ailenin temeli olan kadın, aynı zamanda geleceğin güvencesi olan çocuklarının ilk eğiticisidir. Hızlı bir gelişme sürecinde olan Türkiye'de kadınlar, çalışma yaşamında geleneksel çizgi dışına çıkmaya başlamışlardır. Olumlu yöndeki bu değişiklik kuşkusuz çalışan kadın İçimliğinin çağdaş bir niteliğe kavuşmasını sağlaması bakımından önemlidir. Günümüzde, dünya ülkelerinde gelişmişlik düzeyi, o toplumlarda kadının eğitilmesiyle ölçülmektedir. Atatürk eğitimin önemini, çağdaşlaşma zorunluluğumuzun temel ihtiyacı olarak görmüştür. Hızla kalkman bir ülke olarak Türkiye, gelecek dönemde kadın eğitimine daha fazla önem vererek, bu eğitimi çeşitlendirmek, yaygınlaştırmak ve niteliğini arttırmak zorundadırlar. Kadınların genel, mesleki ve teknik eğitimine verilen önem, onların aile içindeki konumlarından, çalışma hayatına daha fazla girmelerine, teknoloji kullanımından, teknoloji üretimine ve siyasal hayata katılımlarına kadar çok çeşitli alanda daha etkili olmalarım sağlamıştır. Bu katilinim artması, toplum refahım daha ileriye götürücü bir ortam hazırlamakta ve kadın gücü üretkenliği bu sayede toplumun çağdaş düzeye ulaşmasında etkin bir rol oynamıştır.

Atatürk DönemiEğitimKadınlar+1
Suna Öztoprak
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1999
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Atatürk Dönemi uygulamaları

Bu çalışmada Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun çıkarılması ve Atatürk dönemi uygulamaları üzerinde durulmuştur. Osmanlı Devleti'nde bilinen en eski eğitim kurumları medreselerdir. Kuruluş ve yükselme dönemlerinde toplumun eğitim ihtiyacını karşılayan bu kurumlar, zamanla Avrupa'nın gerisinde kalmıştır. Osmanlı devlet adamları, eğitimde yaşanan bu geri kalmanın önüne geçmek için medreselere dokunmamış, ancak bu kurumların yanına batılı tarzda eğitim veren modern kurumlar açmıştır. Azınlık ve yabancı okulların da açılmasıyla, medrese ? mektep ikililiğinin yanına üçüncü bir zihniyet daha eklenmiştir.Atatürk, Osmanlı Devleti'ndeki eğitimin, kurumsal ve amaçsal açıdan parçalandığını, ulusallıktan uzak olduğunu görmüştü. Osmanlı eğitim sisteminde üç değişik insan tipi yetiştiriliyordu. Bu durum ulusal, laik ve bağımsız bir devlet olmanın en büyük engeliydi.Bu nedenle, 3 Mart 1924'te, Tevhid-i Tedrisat Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi. Kanunun uygulanması sırasında en tartışmalı geçen konular, medreselerin kapatılarak yerine İmam-Hatip okullarının açılması ve yabancı okulların denetim altına alınması olmuştur. Bu araştırmada özellikle Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun neden çıkarıldığı, bu kanunun din eğitimi ile yabancı okullar üzerindeki etkisi üzerinde durulacaktır.Literatür taramasıyla, yapılan araştırmada; Osmanlı Devleti'nin eğitim sistemi, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun çıkarılması, Atatürk'ün eğitim anlayışı, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun yabancı ve azınlık okulları üzerine etkileri, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun çıkarılmasından önceki eğitim sistemi ile kanun çıktıktan sonra yaşanan değişimler hakkında da bilgi verilmiştir.Anahtar Kelimeler: Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Medrese, Azınlık ve Yabancı Okulları.

Atatürk DönemiAzınlık okullarıEğitim tarihi+4
Rukiye Demirel
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
DoktoraAçık ErişimTR

Atatürk Dönemi (1923-1938) Türk şiirinde "Gurbet" temi

Bu çalışmada dönemin önemli temalarından biri olan gurbetin, Atatürk dönemi Türk şiirinde nasıl ele alındığıaraştırılmış, bu amaçla 1923-1938 yılları arasında yayımlanan şiir kitapları ve süreli yayınlar taranmıştır.Çalışmamızın Giriş kısmında Atatürk dönemi Türk şiirinin seyri ile şairleri hakkında bilgi verilmiş ve gurbet kavramı ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Çalışmanın inceleme bölümü Maddî Gurbet ve Manevî Gurbet olmak üzere iki ana başlığa ayrılmış, birinci bölümde şiirler Maddî Gurbetin Sebepleri ve Maddî Gurbetin Sonuçları başlıkları altında incelenmiştir. Söz konusu dönemde Savaş, Esaret-Sürgün-Mahpusluk, Seyahat-Eğitim, İdeoloji, Beşerî Aşk gurbetin maddî sebepleri olarak belirlenmiş ve şiirler bu şekilde sınıflandırılarak değerlendirilmiştir. Maddî Gurbetin Sonuçları'nda ise gurbet acısı, sıla hasreti, yalnızlık, yabancılık ve her an gurbette hissetme gibi gurbetin yarattığı duyguların şiirlerde nasıl işlendiği yine bu başlıklar altında değerlendirilmiştir. İkinci bölümünde ise şiirler İçinde Bulunulan Dünyada Mahkûmiyet Düşüncesi ve Sonuçları ile Ruhun İlk Kaynağa Dönme Arzusu (Tasavvufî Gurbet) olmak üzere iki ayrı alt başlıkta incelenerek gurbetin metafizik yönünün şiirlerdeki yansıması değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde çalışmamızın genel bir değerlendirilmesi yapılmış, Kaynakça kısmında da öncelikle dönemin şiir kitaplarının ve dergilerinde tespit edilen gurbet temalı şiirlerin listesi verilmiştir. Ardından yararlandığımız diğer kaynakların listesine yer verilmiştir.

Atatürk DönemiEdebiyatGurbet+3
Asuman Gürman Şahin
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eğitim politikası bağlamında Cumhuriyet Döneminde Türkiye'de sanat eğitimi (1923-1950)

Atatürk ve yöneticileri gerçekleştirdikleri ilke ve inkılaplarla, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak gayretiyle Türk eğitim sisteminde köklü değişiklik ve reformlar yapmıştır. Bu tez, Cumhuriyetin ilanından sonraki dönemde (1923-1950) ilkokul, ortaokul, lise ve öğretmen yetiştiren okullarda sanat eğitimi özelinde uygulanan derslerin (resim, resim-iş, müzik, güzel yazı, halk oyunları) hükümet, eğitim ve okulların müfredat programlarında kapsadığı yer ve gelişimini incelemeyi amaçlamaktadır. Osmanlı Devleti'nde Tanzimat'tan sonra başlayan modernleşme hareketleri sonucu, askeri okullarda resim derslerinin yer alması, batı tarzı sanat eğitiminin başlangıcını oluşturmuştur. Atatürk ve İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı döneminde (1923-1950), eğitimde yapılan reform ve düzenlemeler, CHP, tarafından gerçekleştirilen milli eğitim şuraları ülkeye davet edilen yabancı uzmanların, sanat eğitimine yönelik tavsiyeleriyle Milli Eğitim Bakanlığına sundukları raporlar, ilkokul, ortaokul ve Köy Enstitülerinin müfredat programları, araştırmanın temelini teşkil etmiştir. Verilerin toplanmasında konu ile ilgili Cumhuriyet Arşiv Belgeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridesi, tutanak ve kanunlar dergileri, Cumhurbaşkanlığı Resmî Gazetesi ile dönemin süreli yayınları arasındaki çeşitli dergi, gazete, kitap ve makalelerden yararlanılmıştır. Elde edilen veriler, doküman analizi yöntemi ile çözümlenmiştir. Sonuç itibariyle, Atatürk'ün "Cumhuriyet" düşüncesi ve çağdaş eğitim modeline göre oluşturulan, okullarda sanat eğitimi; ders programlarında, uygulama alanlarında; teknik zorluk ve imkansızlıklar, eğitim politikalarını belirleyenlerin bu dersleri önemli görmemeleri nedeniyle, ikinci planda kalarak beklenen gelişmeyi kaydedememiştir.

Atatürk DönemiCumhuriyet DönemiEğitim+5
Mehmet Karaoğlu
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

CHP ve DP dönemi tarih öğretimi anlayışının karşılaştırılması (1939-1960)

Bir milletin oluşumunda etkin olan en önemli kültür öğelerinden biri olan tarih bir ulusun hafızasıdır. Uluslararası ilişkilerin düzenlenmesinde, toplumların değişim ve gelişmelerinin belirlenmesinde tarih biliminden yararlanılır. Tarih araştırmalarında, metodolojik yaklaşım ve yöntemine yönelik araştırmalar 18. yüzyılda başlamıştır. 19. yüzyılda demokrasi hareketleri ile birlikte, ulus-devlet sisteminin ortaya çıkışı ile beraber dünya üzerinde tarih eğitimi de ayrı bir önem kazanmaya başlamıştır. Öğrencilerde tarih bilinci oluşturmak, tarihsel düşünme ve anlama becerilerini geliştirmek tarih öğretiminin zorunlu temel hedefi olmuştur. Tarih eğitimi, laiklik kavramı ve ulus bilinci ile okul ders programlarında yer almaya başlamıştır. Türkiye'de cumhuriyetin ilanından sonra tarih öğretimi, dönüm noktası yaşamıştır. M. Kemal Atatürk'ün kendiside, Türk tarihi ile ilgili çok önemli çalışmalar yaptırmıştır. Osmanlı döneminde yeterli ilgi gösterilmeyen Türk tarihinin araştırılması ve öğretilmesini, Türk milli kimliğinin ve bilincinin oluşması için olmazsa olmaz bir şartı olarak görmüştür. Türkiye Cumhuriyeti kadrosu, milli eğitim programlarında ve halkevleri programlarında tarih ve dilbilgisine ayrı bir önem vermiş, yeni tarih ders kitaplarının hazırlanması sürecine hız verilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk ile beraber cumhuriyetin kuruluşunda büyük emeği olan İsmet İnönü dönemi tarih anlayışı, Atatürk dönemi tarih anlayışından farklıdır. Atatürk, inkılapları halka benimsetme amacı ile milli tarih politikasına ağırlık vermiştir. 1938- 1950 yılları arasında CHP'nin lider olduğu dönem tarih eğitim sisteminde, Batı'ya yönelik politikalar ve hümanizm ağırlıklı bir politika görülmektedir. Demokrat Parti dönemi milli yaklaşımı benimsemiş gibi görünse de tarih eğitimi daha ziyade İsmet İnönü dönemine yakın olmuştur. Toplumda milli birlik ve beraberliği sağlamak, ulusal bilinç oluşturmak için milli kültür ve tarihi karaktere uygun eğitim, ulusal tarih müfredatı oluşturmak zorunlu bir gerekliliktir. Bu noktada ortaöğretim ve lise programlarının müfredatı, okutulan ders kitaplarının müfredat ile uyumu, ders kitaplarının kapsamı ve içeriği, fikir akımları, sosyo politik değişimler, dönemin şartlarına göre tarih anlayışı, tarih bilimi metodolojisinin temel ilkeleri önem arz etmektedir. Bu çalışmada 1939-1960 yıllarında Türkiye'de; tarih bilinci, tarih öğretimi sistemi, okullarda tarih öğretimi müfredatı üç dönemde ele alınmış, dönemlerin farklılıkları, eksiklikleri, yenilikleri kıyaslanarak bu yıllarda Türkiye'de tarih öğretimi süreci analiz edilmiştir.

Atatürk DönemiCumhuriyet DönemiCumhuriyet Halk Partisi+7
Latife Sungur
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00

İlgili konular