Evlilik ilişkisi
76 theses under this subject heading
Dinin eşler arası ilişkiler üzerine etkisi: Dindar evli çiftlerin algısı üzerine nitel bir araştırma
Bu çalışma, dindar eşlerin ilişkilerine dinin nasıl etki ettiğine ilişkin algılarını anlamayı amaçlamaktadır. Dinin Eşler arası ilişkiler üzerine etkisinin nasıl algılandığı anlamanın yanı sıra, dinin evlilik ilişkisinin kurulmasına, anne-baba ve çocuk ilişkilerine, eşler arasında yaşanan sorunların önlenmesine, aile sorunlarının ve krizlerinin çözümüne etkileri anlaşılmak istenmektedir. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden kuram oluşturma yaklaşımına dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda amaçlı örnekleme yöntemi ile ulaşılan, yaşları 32 ile 63 arasında değişen, en az 10 yıldır evli bulunan 30 çiftle (60 kişi) yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmada içerik analizi ve betimsel analiz yapılmıştır. Araştırmamıza katılan dindar eşlerin algısında, din, eş seçiminden itibaren aile ilişkilerini etkilemekte, hem eşler arası ilişkilere hem de anne-baba ve çocuk ilişkilerine olumlu katkılar sağlamaktadır. Araştırmamızın sonuçları dinin aile ilişkilerine etkilerini ele alan literatür ile uyumludur. Araştırmamız, dindar eşlerin, dini, aile sorunlarının oluşmasında önleyici ve ortaya çıkan aile sorunlarının çözümünde destek sağlayıcı olarak gördüklerini ortaya koymaktadır. Bu nedenle din, aile sorunlarının çözülememesinden kaynaklı içsel aile krizlerinin ortaya çıkmasını engelleyici, dışsal nedenli aile krizlerinin aşılmasında destek sağlayıcı ve aile yılmazlığını güçlendirici bir faktör olarak algılanmaktadır. Araştırmanın bulguları ilgili literatüre dayalı olarak tartışılmış, elde edilen sonuçların literatürle uyumlu olduğu görülmüştür. Son olarak ileri çalışmalar ve aile üzerinde çalışma yapan kurumlar için önerilerde bulunulmuştur.
حكم نشوز الزوجة عند المذاىب الأَربعة وأَثره في المجتمع العراقي
One of the most important reasons that prompted me to choose this topic is the exacerbation of the dangerous phenomenon of disobedience in the Islamic society, which in the collection of its results leads to the disunity of families and the loss of their children, and to hatred and hatred, which ultimately leads to divorce. And the problems of the West, and it touched upon dealing with cases of family disintegration and identifying its causes and manifestations and the consequences of that from a legal and social point of view; And because the family is the first basic building block in society and its pillar on which it stands and by which it strengthens its pillars, and wives are the pillar in building the family, and through it the psychological bonds and solid social ties are strengthened. Then I divided my research into an introduction and a preface, and made it into two chapters, sections, demands and conclusion. In the introduction, I spoke about the importance of the family in the life of the individual and the group, and ways to protect the self and immunize it from falling into sin, as well as the importance of marriage and procreation, and the more seriousness of disobedience as a disease that disturbs the marital life and threatens it with collapse, and I mentioned in its introduction the principles of Islam In building the family and its importance, the husband's right to guardianship, its meanings and effects, good cohabitation and its rulings, and the effect of obedience on building a Muslim home. From our message on two sections, the first was of two demands, the first dealt with the means of disobedience and the second was the procedures for disobedience. As for the last topic, the first demand came in the impact of the wife's disobedience, and in the second the impact of disobedience on women's rights in Iraqi society
Evli bireylerin aldatma eğilimleri ve affetme düzeylerinin bağlanma stillerine göre incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, evli bireylerin aldatma eğilimi ve affetme düzeylerinin bağlanma stillerine göre incelenmektir. Araştırmanın örneklemi Adana ilinde yaşayan 200 (103 kadın, 97 erkek) evli bireyden oluşmaktadır. Bu çalışmada Kişisel Bilgi Formu, Griffin ve Bartholomew'un (1994) geliştirdiği, Sümer (1999) tarafından Türkçe'ye uyarlanan İlişki Ölçekleri Anketi, Polat (2006) tarafından geliştirilen Aldatma Eğilimi Ölçeği, Thompson ve ark. (2005) tarafından geliştirilen ve Türkçe'ye uyarlaması Bugay ve Demir (2010) tarafından gerçekleştirilen Heartland Affetme Ölçeği kullanılmıştır. Parametrik testlerden T-Testi ve Regresyon Analizi ise veri analizinde yer almıştır. Verilerin analizinde T-Testi ve Regresyon analizi yöntemleri kullanılmıştır. Tüm veriler 0.05 anlamlılık düzeyinde test edilmiştir Araştırma bulgularına göre aldatma eğilimi ve bağlanma stilleri arasında anlamlı bir ilişki olmadığı görülmektedir. Bununla birlikte, kadın katılımcılarda affetme düzeyi ve aldatma eğiliminde pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Aldatma eğilimi, affetme düzeyi, bağlanma stilleri.
Ebeveynlik stresi ve evlilik kalitesi arasındaki ilişkide stresle çift olarak baş etmenin aracı rolünün incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı ebeveynlik stresi ve evlilik kalitesi arasındaki ilişkide stresle çift olarak baş etmenin aracı rolünü incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu çocuk sahibi, evli bireyler oluşturmuş, analizlere 803 (%59 kadın, %41 erkek) birey dâhil edilmiştir. Araştırmanın dışsal değişkeni ebeveynlik stresi; aracı değişkenleri stresle çift olarak baş etmenin alt boyutları olan duygu odaklı-problem odaklı destekleme, negatif baş etme ve duygu odaklı-problem odaklı ortak baş etmedir. İçsel değişken ise evlilik kalitesidir. Araştırmada belirlenen amaç doğrultusunda üç model oluşturulmuş, birinci modelde ebeveynlik stresi ve evlilik kalitesi arasındaki ilişkide stresle çift olarak baş etmeye yönelik bireylerin kendilerine yönelik algısı, ikinci modelde eş'e yönelik algısı, üçüncü modelde ise ortak baş etmelerine yönelik algısı test edilmiştir. Araştırmada ebeveynlik stres düzeyini belirlemek için Anne Baba Stres Ölçeği, stresle çift olarak baş etme düzeyini belirlemek için araştırma kapsamında Türkçe'ye uyarlanan Stresle Çift Olarak Baş Etme Envanteri ve evlilik kalitesini ölçmek için araştırma kapsamında Türkçe'ye uyarlanan Evlilik Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Verilerinin analizinde SPSS 20 ve AMOS 23 paket programlarından yararlanılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde ebeveynlik stresi, duygu ve problem odaklı destekleme, duygu ve problem odaklı ortak baş etme ve evlilik kalitesini negatif yönde, negatif baş etmeyi ise pozitif yönde doğrudan etkilemektedir. Stresle çift olarak baş etmenin alt boyutları ve evlilik kalitesi arasındaki doğrudan ilişkilere bakıldığında, bireyin kendine dair algısı ve eş'e dair algısı modellerinde, duygu odaklı destekleme, problem odaklı destekleme ve negatif baş etmenin evlilik kalitesi üzerinde doğrudan etkisinin bulunmadığı görülmüştür. Modeldeki bazı yolların modele anlamlı katkısı olmayabileceği düşünülerek doğrudan etkisi olmayan yolların etkileri tek tek sıfıra eşitlenerek göz ardı edilmiş, her bir işlemden sonra analiz tekrarlanmıştır. Sonuç olarak bireyin kendine dair algısı ve eş'e dair algısı modelinde duygu odaklı desteklemenin evlilik kalitesini doğrudan etkilediği görülmüştür. Ortak modelde ise duygu ve problem odaklı ortak baş etme evlilik kalitesini doğrudan etkilemektedir. Dolaylı etkilere dair bulgular incelendiğinde ise, ebeveynlik stresi ve evlilik kalitesi arasındaki ilişkide kendine dair algı ve eş'e dair algı modellerinde, duygu odaklı desteklemenin kısmi aracılık ettiği; ortak modelde ise ebeveynlik stresi ve evlilik kalitesi arasındaki ilişkide duygu odaklı ve problem odaklı ortak baş etmenin kısmi aracı etkisi olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmış, araştırmacı ve uygulayıcılara bazı öneriler sunulmuştur.
Evli bireylerde yaşam doyumunun yordayıcısı olarak evlilik doyumu ve bağlanma boyutları
Bu araştırmada evli bireylerin yaşam doyumunun yordayıcısı olarak evlilik doyumu ve bağlanma boyutlarını incelemek ve ayrıca belirlenen demografik değişkenlere göre evlilik doyumu ve yaşam doyumunun anlamlı farklılık gösterip göstermediğini ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırma, Türkiye'nin çeşitli illerinde yaşayan 374 (259 kadın, 115 erkek) evli bireyden kartopu örnekleme yöntemi ile toplanan verilerle gerçekleştirilmiştir. Bireylerin yakın ilişkilerde yaşantılarına yönelik bağlanmaya ilişkin kaygı ve bağlanmaya ilişkin kaçınma boyutu verileri "Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II (YIYE II)", evlilik doyumuna ilişkin veriler "Evlilik Doyum Ölçeği", yaşam doyumuna ilişkin veriler "Yaşam Doyumu Ölçeği" ve kişisel bilgiler ise araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu" ile toplanmış olup; verilerin analizinde IBM SPSS 25 Programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Gruplar T-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Basit Regresyon Analizi, Çoklu Regresyon Analizinden yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; bağlanmaya ilişkin kaygı ve kaçınma boyutlarının birlikte evlilik doyumunu anlamlı bir şekilde yordadıkları, evlilik doyumuyla orta düzeyde anlamlı bir ilişki içinde oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Bağlanmaya ilişkin kaygı ve kaçınma boyutlarının birlikte yaşam doyumunu anlamlı bir şekilde yordadıkları, yaşam doyumuyla düşük düzeyde anlamlı bir ilişki içinde oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Kaygı ve kaçınma boyutu puanlarının her ikisinin de cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermediği bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen diğer bulgulara göre; evlilik doyumu cinsiyet, evli olma süresi ve sahip olunan çocuk sayısına göre anlamlı bir farklılık göstermezken, eğitim düzeyi, ailenin aylık geliri ve evlilik biçimine göre anlamlı şekilde farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Yaşam doyumu eğitim düzeyi, evlilik biçimi, evli olma süresi ve sahip olunan çocuk sayısına göre anlamlı bir farklılık göstermezken, cinsiyet ve ailenin aylık gelirine göre anlamlı şekilde farklılık gösterdiği bulgularına ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bağlanma boyutları, evlilik doyumu, yaşam doyumu
Planlanmış Davranış Teorisi bağlamında evliliği sürdürme ve sonuçları
Evliliklerin sürdürülmesi zor fakat önemli bir süreçtir. Bu süreç kişinin gerek var olan ilişkiyi devam ettirmek gerekse onarmak için belli davranışlarda bulunmasını gerektirir. Bilimsel çalışmalar doyum sağlanan, ödülü yüksek, bedeli düşük evliliklerin sürdürüldüğünü ve evliliklerin sürdürülmesinde sosyal çevrenin ve benlik kurgularının etkili olduğunugöstermektedir. Doyum sağlanan, mutlu bir evliliğin hem kadın hem de erkeğin sağlığını olumlu etkilediği görülmektedir. Evliliğin sürmesi, kişinin ilişkiyi sürdürme isteği de dahil pek çok değişkenden etkilenmektedir. Bu çalışma kapsamında evliliği sürdürme niyeti ve bu yönde gösterilen sürdürme davranışları "Planlanmış Davranış Teorisi (PDT)" bağlamında ele alınmıştır. Bu amaçla evliliği sürdürme niyetine yönelik PDT temelli bir ölçek hazırlanmış ve ölçek maddelerinin hazırlanması, geçerliği ve güvenirliğin test edilmesi amacıyla pilot bir çalışma yapılmıştır. Ana çalışmada evliliği sürdürme niyeti ve bu yönde gösterilen davranışlar üzerinde evlilik doyumu, algılanan ödül-bedel, benlik kurguları, PDT değişkenleri olan inançlar, evliliğe yönelik tutum, öznel normlar ve algılanan davranışsal kontrolün nasıl etki ettiği incelenmiştir. Ayrıca çiftlerin evliliği sürdürme niyeti, evlilik doyumu ve ruhsal sağlık arasındaki etkileşimde ilişkiyi sürdürme davranışlarının rolünün hem bireysel hem de ikili ilişki düzeyinde incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya çiftlerin ikili analizleri için 168 evli çift ve PDT kapsamında yol analizleri için de 183 kadın 178 erkek olmak üzere 361 evli kişi katılmıştır. Katılımcılara araştırmacı tarafından pilot uygulaması gerçekleştirilmiş olan PDT'nin boyutlarını içeren Evliliği Sürdürme Niyeti Ölçeği'nin yanı sıra İlişki Sürdürme Mekanizmaları Ölçeği, Evlilik Yaşamı Ölçeği, Algılanan Ödül-Bedel Ölçeği, Genel Sağlık Anketi-12, İlişkisel-Özerk Benlik Kurgusu Ölçeği ve demografik bilgi formu uygulanmıştır. Gerçekleştirilen yol analizleri sonucunda, PDT'nde yer alan davranışsal inançlar, normatif inançlar ve kontrol inançları boyutlarının, ana değişkenler olan davranışa yönelik tutum, öznel normlar ve algılanan davranışsal kontrolle olumlu yönde ilişkili olduğu; ancak inançlar üzerinden çizilen modelin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. Bunun yanı sıra PDT'nin ana değişkenlerinin yer aldığı model anlamlı bulunmuştur ve modelin sonucuna göre evliliği sürdürmeye yönelik davranışsal tutumların, öznel normların ve algılanan kontrolün yüksek olması evliliği sürdürme niyetini olumlu yönde etkilemekte; bunun sonucunda da sürdürme niyeti ilişki sürdürme mekanizmalarına yol açmaktadır. Bu süreçte ilişkisel benlik kurgusu düzeyinin yüksek olduğu kişilerin evliliği sürdürmeye yönelik daha olumlu tutumlar ve daha yüksek öznel normlara sahip olduğu görülürken; ilişkisel benlik kurgusu düzeyinin yüksek olmasının algılanan davranışsal kontrol ile ilişkisi anlamlı bulunmamıştır. Ayrıca PDT değişkenlerine ek olarak, evlilik doyumunun sürdürme mekanizmaları ile ilişkisinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı; ancak algılanan ödül-bedelin sürdürme mekanizmaları üzerinde anlamlı ve orta düzeyde etkiye sahip olduğu görülmüştür. Gerçekleştirilen Aktör-Partner Karşılıklı Bağımlı Aracılık Modeli analizleri sonucunda erkeklerin evliliklerini sürdürme niyetleri ile ruh sağlıkları arasında kendilerinin sürdürme mekanizmalarını kullanması ve partnerinin sürdürme mekanizmalarını kullanması aracılık ederken; evlilik doyumu ve ruh sağlığı arasındaki ilişkide ise, yalnızca erkekler için partnerinin sürdürme mekanizmalarını kullanması aracılık etmektedir. Evliliği sürdürme niyeti ve evlilik doyumu arasındaki ilişkide sürdürme mekanizmalarını kullanmanın etkisinin incelendiği modelde, hem kadın hem de erkeğin evliliği sürdürme niyeti ile evlilik doyumu arasında kendisinin sürdürme mekanizmalarını kullanmasının aracılık ettiği görülürken; erkeğin evliliği sürdürme niyeti ile kadının evlilik doyumu arasında kadının sürdürme mekanizmalarını kullanmasının aracılık ettiği bulunmuştur. Bulgular alanyazın ışığında tartışılmış, çalışmaya dair sınırlılıklar ele alınmış ve gelecek çalışmalar ile uygulamaya dair önerilerde bulunulmuştur.
İlişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmaların evlilik doyumunu yordama gücü
Bu araştırmada, evli bireylerin sahip oldukları ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmaları ile evlilik doyumu arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın evreni Gaziantep'te yaşayan evli bireylerdir. Örneklem Gaziantep'te bulunan bir özel üniversite, bir kamu hastanesi, bir özel anaokulu, bir fabrikada çalışan evli bireylere, ölçeklerin gönüllülük şartıyla uygulanmasıyla oluşturulmuştur. Araştırmaya 336 birey katılmıştır. Katılımcıların 170'i kadın, 166'sı erkektir. Ölçme araçları, demografik bilgiler formu, ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ölçeği, evlilik yaşam ölçeğidir. Analizler sonucunda, evlilik doyumu ile bilişsel çarpıtmalar arasında negatif yönde bir korelasyon bulunmuştur. Yaş ile bilişsel çarpıtmalar arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Fakat yaş ile evlilik doyum arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyon olduğu görülmüştür. Kadınların erkeklere kıyasla bilişsel çarpıtma düzeyleri daha yüksek bulunmuştur. Evlilik süresi ile bilişsel çarpıtmalar ve evlilik doyumu arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Eğitim seviyesi ile bilişsel çarpıtmalar arasında negatif yönde bir ilişki varken, eğitim seviyesi ile evlilik doyumu arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu bulgusuna ulaşılmıştır.
Evlilikte bağlanma stili ile evlilikte sorun çözme becerisi arasındaki ilişkide duygusal zekanın aracı değişken rolü
Bu çalışmada, evli bireylerde bağlanma stilleri (güvenli bağlanma) ile evlilikteki sorun çözme becerileri arasındaki ilişkide duygusal zekânın aracı rolünün olup olmadığının incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmaya, rastlantısal olarak seçilen, Kahramanmaraş ilinde yaşayan ve gönüllü katılımı kabul eden evli bireyler katılmıştır. Çalışma 179'u (%58.7) kadın, 126'sı (%41.3) erkek toplam 305 kişi ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Kişisel Bilgi Formu, Griffin ve Bartholomew tarafından geliştirilen, Türkçeye uyarlama çalışması Sümer ve Güngör tarafından yapılan İlişki Ölçekleri Anketi, Baugh, Avery ve Sheets-Hawoth tarafından geliştirilen, Türkçeye standardizasyonu Hünler ve Gençöz tarafından yapılmış olan Evlilikte Sorun Çözme Ölçeği ve Acar tarafından Türkçe'ye çevrilen ve geçerlilik, güvenilirlik çalışmaları yapılan Bar-OnDuygusal Zekâ Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmadaki bulgulara SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 21,0 programı kullanılarak ulaşılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, güvenli bağlanma stili ve evlilikte sorun çözme becerisi arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur. Duygusal zekâ ile evlilikte sorun çözme arasında ve güvenli bağlanma ile duygusal zekâ arasında da anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonrasında yapılan regresyon analizi sonuçlarında duygusal zekâ (toplam puanlarının) güvenli bağlanma ve evlilikte sorun çözme arasındaki ilişkide kısmi aracı etkiye sahip olduğu sonucu tespit edilmiştir. Araştırma değişkenlerinden bağlanma stilleri ve duygusal zekâ alt boyutları arasındaki ilişki incelendiğinde güvenli bağlanma ile duygusal zekâ alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu korkulu, saplantılı ve kayıtsız bağlanma stilleri ile duygusal zekâalt boyutları arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler olduğu bulunmuştur. Evlilikte sorun çözme becerisi ile duygusal zekâ alt boyutlarının tamamı arasında pozitif yönde ilişki bulunmuştur. Araştırmada evli bireylerin cinsiyetleri, gelir durumları ve çalışma durumlarına göre duygusal zekâ ve alt boyutlarının değiştiği gözlemlenmiştir. Evli bireylerin bağlanma stillerine göre evlilikte sorun çözme becerileri incelendiğinde; güvenli bağlanan bireylerin evlilikte sorun çözme becerisi puanları saplantılı bağlananlardan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Güvenli bağlanan evli bireylerin duygusal zekâ puanları da korkulu, saplantılı ve kayıtsız bağlanma stillerine göre yüksek bulunmuştur. Araştırmanın bulguları ve gelecek çalışmalar için öneriler ilgili literatür doğrultusunda tartışılmıştır.
Evli kadınlarda evlilik doyumu, yetişkin bağlanma stilleri ve depresyon düzeyinin ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, evlilik ilişkisinde bireylerin evlilikten doyum almasına etki ettiği düşünülen yetişkin bağlanma stilleri ile kişilerin depresyon düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Katılımcılara, İlişki Ölçeği Anketi, Evlilik Yaşam Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Ayrıca Kişisel Bilgi Formu ile katılımcılarla ilgili demografik bilgiler toplanmıştır. Ölçekler, 219'u online, 121'i ise yüz yüze yapılan görüşmeyle olmak üzere toplam 340 evli kadına uygulanmıştır. Bu araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre; depresyon ile evlilik doyumu arasında negatif ve anlamlı ilişki bulunmuştur. Evlilik yaşam puanlarının bağlanma tarzları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır. Depresyon düzeylerinin bağlanma tarzları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği bulunmuştur.
Evlilik ilişki kalitesinin benliğin farklılaşması ve ilişkisel özgünlük bağlamında incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, evlilik ilişki kalitesini benliğin farklılaşması ve ilişkisel özgünlük bağlamında incelemektir. Araştırmanın çalışma grubu, çevrim içi form kullanılarak ulaşılan 18-63 yaş (Ort. =31.98 Ss= 8.00) aralığında, 328'i kadın (%54.4), 275'i erkek (%45.6) olmak üzere toplam 603 evli bireyden oluşmaktadır. Araştırmada katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Benliğin Farklılaşması Ölçeği, Algılanan Romantik İlişki Kalitesi Ölçeği ve İlişkilerde Otantiklik Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22 istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, evlilik ilişki kalitesi, benliğin farklılaşması ve ilişkisel özgünlük arasında anlamlı ilişkiler elde edilmiştir. Hiyerarşik regresyon analizi sonuçlarına göre benliğin farklılaşması alt boyutlarından ben pozisyonu alma ve duygusal kesme ile ilişkisel özgünlük alt boyutlarından dürüstlük ve yansızlık evlilik ilişki kalitesini manidar biçimde yordamaktadır. Bununla birlikte benliğin farklılaşması, ilişkisel özgünlük ve evlilik ilişki kalitesi cinsiyete göre anlamlı farklılıklar göstermiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlar, evlilik ve aile danışmanlığı alanı içerisinde yapılan araştırmalar ve kültürel bağlam göz önüne alınarak tartışılmış olup, önerilerde bulunulmuştur.
Evlilik çatışması ve evlilik doyumu arasındaki ilişkide affetmenin aracı rolü
Bu çalışmada, evli bireylerin evlilik çatışması ve evlilik doyumu arasındaki ilişkide affetmenin aracı rolü incelenmiştir. Araştırma grubu 204 (% 64.2) kadın, 113 (% 35.5) erkek, cinsiyetini belirtmeyen 1 katılımcı olmak üzere toplamda 318 evli bireyden oluşmaktadır. Araştırmada katılımcıların çatışma sıklığını belirlemede Evlilik Çatışma Ölçeği, evlilik doyumunu değerlendirmede Evlilik Yaşam Ölçeği, affetme eğilimlerini ölçmede Heartland Affetme Ölçeği ve genel kişisel bilgileri elde edilmek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Araştırmanın veri analizinde SPSS 21 istatistik programından yararlanılmıştır. Yapılan betimsel analizler sonucunda, evlilik çatışma sıklığı cinsiyete göre anlamlı farklılık gösterirken, affetme ve evlilik doyumu cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermemiştir. Evlilik çatışma sıklığı, evlilik doyumu ve affetme arasında anlamlı ilişkiler olduğu gözlenmiştir. Evlilik çatışma sıklığı ile affetme arasında negatif ve anlamlı; evlilik çatışma sıklığı ile evlilik doyumu arasında negatif ve anlamlı; evlilik doyumu ve affetme arasında ise pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Aracılık rolünün test edilmesi için PROCESS makro kullanılmış ve evlilik çatışma sıklığı ve evlilik doyumu arasında affetme alt boyutlarından kendini affetme ve durumu affetmenin negatif yönde kısmi aracılık rolünün olduğu görülmüştür. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular ilgili alanyazın bağlamında tartışılmış ve araştırmacı ve uygulamacılar için araştırma sonuçlarına dayalı öneriler sunulmuştur.
Engelli bireylere yönelik evlilik tutumları ölçeğinin geliştirilmesi: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu çalışmanın amacı, Engelli Bireylere Yönelik Evlilik Tutumları Ölçeğinin geliştirilmesi, güvenirliğinin ve geçerliğinin incelenmesidir. Çalışma, 19 farklı şehirden dört yüz elli beş yetişkin birey ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ilk olarak problem durumlar ve alan yazını göz önünde bulundurularak 24 maddeden oluşan beşli likert tipte bir form oluşturulmuştur. Oluşturulan formla görüşme yöntemi ile 10 kişilik bir gruptan ve uzmanlardan görüş alınmıştır. Bu görüşler doğrultusunda 16 olumlu, 16 olumsuz ifade içeren toplamda 32 maddeden oluşan, beşli likert tipte madde havuzu oluşturulmuştur. Oluşturulan aday ölçek 405 yetişkin bireye uygulanmıştır. Elde edilen veriler üzerinde açımlayıcı faktör analizi yapılmış ve hem faktör yükleri hem de ölçeğin amacına hizmet etmesi adına uygun olması açısından 3 alt boyut ve 24 maddeden oluşan son haline karar verilmiştir. Yapılan açımlayıcı faktör analizi sonucunda bu faktörlerin toplam varyansın %45.70'ini açıkladığı görülmüştür. Ölçme aracının hem geneli hem de alt boyutları açısından faktör yapısı, iç tutarlılığı, benzer ölçek geçerliliği, test-tekrar test güvenirliği çalışmaları yapılmıştır. Ölçek geneli, Eş Seçimi alt boyutu, Ebeveynlik ve Sosyal Çevre alt boyutu, İşlevsellik ve Kabul alt boyutları için Cronbach Alfa değerleri sırasıyla, 0.94, 0.94, 0.86 ve 0.86 olarak bulunmuştur. Bu veriler ışığında Engelli Bireylere Yönelik Evlilik Tutumları Ölçeği (EBYETÖ) geçerlik ve güvenirlik bakımından güçlü bulunmuş ve ilgili çalışmalarda kullanılması önerilmiştir.
Evli bireylerde ilişkisel yardım arama davranışının fedakârlık davranışları ve özgünlük ile açıklanabilirliğinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, evli bireylerin ilişkisel yardım arama davranışını (yardım arama sıklığı ve problemliliği) özgünlük ve fedakârlık (fedakarlık sıklığı, fedakarlıktan algılanan zarar ve doyum) değişkenlerinin ne şekilde yordadığını incelemektir. Araştırmaya 250 evli birey (199 kadın, 51 erkek) katılmıştır. Veriler İlişkisel Profesyonel Yardım Arama Ölçeği, Özgünlük Ölçeği, Fedakârlık Envanteri ve Kişisel Bilgi Formu aracılığıyla elde edilmiştir. Veri analizinde değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla korelasyon ve hiyerarşik çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Tüm analizler SPSS 25 programı aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonuçları, hiyerarşik regresyon analizinin ilk basamağında kontrol edilen cinsiyet ve evlilik süresi değişkenlerinin, ilişkisel yardım arama sıklığını açıklamada anlamlı ancak yardım arama problemliliğini açıklamada anlamlı olmadığını ortaya koymuştur. Özgünlük değişkeni yardım arama sıklığını anlamlı bir şekilde yordamazken yardım arama problemliliğini anlamlı bir şekilde ve pozitif yönde yordamaktadır. Fedakârlık sıklığı ve fedakârlıkta algılanan zarar değişkenlerinin ise ilişkisel yardım arama sıklığını anlamlı düzeyde açıkladığı ancak ilişkisel yardım arama problemliliğini anlamlı bir şekilde açıklamadığı görülmüştür. Son olarak, fedakarlıktan algılanan doyum değişkeninin ilişkisel yardım arama sıklığı ve problemliliğini açıklamada anlamlı bir faktör olmadığı ortaya çıkmıştır. Araştırmanın sonuçları ilgili alanyazın ışığında tartışılmış ve ileride yapılacak araştırmalar ve uygulamalar için önerilerde bulunulmuştur.
Engelli çocuğa sahip çiftlerin başa çıkma davranışlarının evlilik uyumları üzerindeki diyadik etkisinin incelenmesi
Ailelerin engelli bir çocuğa sahip olmalarının ebeveynler arasında stres yaratan bir durum olabileceği ve eşlerin yaşadıkları stresle başa çıkmak için başvurdukları yöntemlerin evlilik uyumlarını açıklamada önemli olduğu bilinmektedir. Bu araştırmanın amacı, engelli çocuğa sahip çiftlerin stresle başa çıkma davranışları ve evlilik uyumları arasındaki ilişkinin ikili (dyadic) olarak incelenmesidir. Bu amaçla engelli çocuğa sahip çiftlerin başa çıkma davranışlarının çiftlerin hem kendi evlilik uyumları (aktör etkisi) hem de eşlerinin evlilik uyumları (partner etkisi) ile ilişkisini ortaya koyabilmek amacıyla Aktör Partner Karşılıklı Bağımlılık Modeli kullanılmıştır. Korelasyonel araştırma modeline sahip olan bu çalışmada, araştırma grubu ölçüt örnekleme yöntemi ile belirlenmiş ve araştırma sırasında evlilikleri devam eden, engelli bir çocuğu olan ve araştırmaya katılmayı her iki eşin de kabul ettiği katılımcılar örnekleme dahil edilmiştir. Araştırmanın örneklemini 105 çift (210 birey) oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Çift Başa Çıkma Envanteri ve Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği aracılığıyla elde edilmiştir. Veriler SPSS 22.0 ve AMOS 21.0 aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırmada kadın ve erkeklerin evlilik uyumu üzerinde toplam çift başa çıkma, pozitif çift başa çıkma ve negatif çift başa çıkma değişkenlerinin aktör ve partner etkilerinin inceleneceği üç ayrı model test edilmiştir. Test edilen birinci modelde eşlerin sahip olduğu toplam çift başa çıkma puanlarının artmasının kendilerinin (aktör etkisi) ve partnerlerinin evlilik uyumlarını arttırmakta olduğu sonucuna ulaşılmıştır (partner etkisi). İkinci modelde; eşlerin pozitif çift başa çıkma puanlarının artmasının kendi evlilik uyumlarını arttırmakla birlikte (aktör etkisi) eşlerinin de evlilik uyumu arttırdığı görülmüştür (partner etkisi). Üçüncü modelde ise eşlerin negatif çift başa çıkma puanları arttıkça kendi evlilik uyum puanlarının azaldığı (aktör etkisi) ancak bu durumun eşlerinin evlilik uyumu üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı bulunmuştur (partner etkisi). Özetle, araştırmanın bulguları çiftlerin stresle başa çıkma davranışları ile evlilik uyumları arasında anlamlı aktör ve partner etkileri olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın bağlamında tartışılmış ve teori, araştırma ve uygulama açısından araştırmanın etkileri sunulmuştur. Ayrıca, araştırmacı ve uygulamacılar için araştırma sonuçlarına dayalı önerilerde bulunulmuştur.
Uzak mesafeli evlilik ilişkilerinde fedakarlıktan algılanan doyum ve zararın evlilik doyumu üzerindeki diyadik etkisi
Bu çalışmada, ilişkilerini uzak mesafeli olarak sürdüren evli çiftlerin fedakârlık doyumları ve fedakarlıkta algıladıkları zarar ile evlilik doyumları arasındaki ilişki ikili (dyadic) olarak incelenmiştir. Araştırmada uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışmaya katılmak için ölçütler belirlenmiş, haftanın en az üç gecesi evinden uzak kalan ve başka bir bölgede ikamet eden bir eşin olduğu, en az 6 aydır uzak mesafeden ilişkilerini sürdüren evli çiftler örnekleme dâhil edilmiştir. Araştırmanın örneklemini 21-49 yaş grubundaki 101 çift (n= 202 birey) oluşturmaktadır. Araştırmada, uzak mesafeli evliliklerde bireylerin fedakârlık doyumlarının ve fedakarlıkta algıladıkları zararın hem kendi evlilik doyumları (aktör etkisi) hem de eşlerinin evlilik doyumları (partner etkisi) üzerindeki etkisi Aktör Partner Karşılıklı Bağımlılık Modeli ile incelenmiştir. Veri toplama aracı olarak, Fedakârlık Doyum Ölçeği, Fedakârlıkta Algılanan Zarar Ölçeği ve Evlilik Yaşamı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22.0 ve AMOS 21.0 programlarından faydalanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, bireylerin fedakârlık doyumu puanlarının artması kendilerinin (aktör etkisi) ve partnerlerinin (partner etkisi) evlilik doyumlarını arttırmaktadır. Öte yandan bireylerin fedakarlıkta algılanan zarar puanlarının artması ise kendilerinin (aktör etkisi) ve partnerlerinin (partner etkisi) evlilik doyumlarını azaltmaktadır. Araştırmadan elde edilen bulgular, uzak mesafeli evliliklerde çiftlerin fedakârlık doyumları ve fedakarlıkta algılanan zararları ile evlilik doyumları arasında anlamlı aktör ve partner etkilerinin olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgular, ilgili alanyazın bağlamında tartışılmıştır. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda araştırmacılara ve uygulayıcılara önerilerde bulunulmuştur.
Evlilik hoşnutsuzluğunda; yaşam doyumu ve cinsel öz bilinç rolünün incelenmesi
Bu araştırmada evli bireylerin, evlilik hoşnutsuzluğunun yordayıcısı olarak yaşam doyumu ve cinsel öz bilinçlerini incelemek ve ayrıca belirlenen demografik değişkenlere göre evlilik hoşnutsuzluğunun anlamlı farklılık gösterip göstermediğini ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırma, Türkiye'nin çeşitli illerinde yaşayan 435 (239 kadın, 196 erkek) evli bireyden kartopu örnekleme yöntemi ile toplanan verilerle gerçekleştirilmiştir. Bireylerin evlilik yaşantılarına yönelik hoşnutsuzluklarına ilişkin veriler "Evlilik Hoşnutsuzluğu Ölçeği", yaşam doyumuna ilişkin veriler "Yaşam Doyumu Ölçeği", cinsel öz bilinçlerine ilişkin veriler "Cinsel Öz Bilinç Ölçeği" ve kişisel (demografik) bilgiler ise araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS 26 Programı kullanılmış olup, analiz sürecinde Bağımsız Gruplar t-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Çoklu Regresyon Analizinden yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; yaşam doyumunun ve cinsel öz bilincin evlilik hoşnutsuzluğunun anlamlı bir şekilde yordadıkları; yaşam doyumunun evlilik hoşnutsuzluğu ile negatif, cinsel öz bilincin ise evlilik hoşnutsuzluğu ile pozitif bir ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada demografik değişkenlere göre evlilik hoşnutsuzluğu incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre evlilik hoşnutsuzluğunun; eğitim düzeyine göre anlamlı bir farklılık göstermediği bulgulanırken, cinsiyet, evlilik biçimi, evlilik süresi ve çocuk sayısına göre ise anlamlı bir farklılık gösterdiği bulgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Evlilik hoşnutsuzluğu, yaşam doyumu, cinsel öz bilinç.
Bağlanma yaralanmasına yönelik duygu odaklı psiko-eğitim programının etkililiği: Bir karma yöntemler araştırması
Bu çalışmanın temel amacı duygu odaklı kendini affetme psiko-eğitim programının (DOKAPEP) bağlanma yaralanması yaşayan evli kadınların kendini affetme ve ilişkisel yılmazlık düzeyleri üzerindeki etkisini incelemektir. Bu araştırmanın çalışma modeli karma yöntem araştırma modellerinden biri olan deneysel (karma) yöntem desenidir. Çalışmanın nicel kısmı ön-test, son-test, izleme testi ölçümlü plasebo kontrol gruplu deneysel desen, nitel kısmı ise durum çalışması olarak tasarlanmıştır. Çalışmanın nicel verileri Evlilikte Bağlanma Yaralanmaları Ölçeği, Kendini Affetme Ölçeği ve İlişkisel Yılmazlık Ölçeği, nitel verileri ise araştırmacı tarafından hazırlanan Yarı Yapılandırılmış görüşme formları aracılığı ile elde edilmiştir. Nicel ve nitel veriler eş zamanlı olarak toplanmıştır. Kendini Affetme Ölçeğinin yapı geçerliğini belirlemek amacı ile Açımlayıcı Faktör Analizi, ortaya çıkan modelin yapı geçerliğini test etmek için ise Doğrulayıcı Faktör Analizi yapılmıştır. Bu çalışma sonucunda evli bireylerin kendilerini affetme düzeylerini ölçmek amacı ile 19 madde 3 faktörlü (Kendini kabul, kendini suçlama, zorlanma) bir yapıdan oluşan Kendini Affetme Ölçeği elde edilmiştir. Deneysel çalışma sürecinde DeneyI (11 katılımcı), DeneyII (11 katılımcı) ve plasebo kontrol (11 katılımcı) olmak üzere üç farklı grupta toplam 33 evli kadın katılımcı ile çalışılmıştır. Araştırma kapsamında her iki deney grubundaki katılımcılara 8 oturumdan oluşan DOKAPEP uygulanmış, plasebo kontrol grubuna bu uygulamalardan bağımsız 4 oturumluk bir uygulama yapılmıştır. Tüm katılımcılara deneysel işlem süreci öncesinde ön-test, deneysel işlem sona erdikten sonra son-test ve son testin ardından 6 hafta sonra izleme testi uygulanmıştır. Deneysel işlem süreci devam ederken katılımcılar Yarı Yapılandırılmış Katılımcı Günlüklerini lider ise Yarı Yapılandırılmış Lider Günlüklerini doldurmuştur. Nicel veri analizinde SPSS 26 istatistik paket program aracılığıyla deneysel işlemin etkililiğini test etmek amacıyla iki faktörlü ANOVA kullanılmıştır. Nitel veriler ise MAXQDA 20 programı kullanılarak analiz edilmiş, yansıtıcı günlüklerden elde edilen verilerden tema ve kodlar çıkarılmıştır. Elde edilen bulgulara göre ilişkisel yılmazlık puanlarında DeneyI grubunun lehine anlamlı bir farklılık olduğu, kendini affetmenin alt boyutları olan kendini kabul ve zorlanma puanlarında DeneyI grubunun lehine anlamlı bir farklılık olmadığı ancak nitel bulgularda bu boyutlarda katılımcıların yaşadıkları bağlanma yaralanmalarının neden olduğu olumsuz duygu ve düşüncelerle etkili bir şekilde baş edebildikleri görülmüştür. Bu bulgular birlikte yorumlandığında kendini kabul ve zorlanma alt boyutlarında deneysel uygulama sonucunda düşük düzeyde de olsa bir artış olduğu görülmektedir. Sonuçların yeniden üretilebilirliğini test etmek amacı ile DeneyII grubuna uygulanan müdahale programı sonucunda bu grupta kendini kabul ve zorlanma alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık elde edilmiştir.
Çiftlerin evlilik kalitesinin, bağlanma yaralanmaları ve stresle çift olarak baş etme değişkenleri açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, bağlanma yaralanmaları ve stresle çift olarak baş etme değişkenlerinin evlilik kalitesini ne derecede yordadığını belirlemektir. Araştırmaya en az bir yıllık evliliğe sahip 489 kişi (194 erkek, 295 kadın) katılmıştır. Araştırmada Evlilik Kalitesi Ölçeği, Evlilikte Bağlanma Yaralanmaları Ölçeği, Stresle Çift Olarak Baş Etme Envanteri ve katılımcılara yönelik sosyodemografik bilgileri elde etmek için Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni evlilik kalitesi, yordayıcı değişkenleri ise bağlanma yaralanmaları alt boyutları olan bağlanma ve travma ile stresle çift olarak baş etme alt boyutları olan eş destekleyici ikili baş etme, duygu odaklı ortak baş etme, problem odaklı ortak baş etme, eş negatif baş etme ve kendi negatif baş etmedir. Araştırmada bağlanma yaralanmaları ve stresle çift olarak baş etme alt boyutları olan yordayıcı değişkenlerin evlilik kalitesini ne derecede yordadığını tespit edebilmek için Standart Regresyon Analizi, değişkenler arasındaki ilişkileri incelemek için ise Pearson Korelasyon Katsayısı kullanılmıştır. Evlilik kalitesinde; cinsiyet, eğitim düzeyi, evlenme biçimi, çocuk sayısı ve evlilik yılı gibi sosyodemografik özelliklere göre farklılaşmanın olup olmadığını tespit etmek için Mann Whitney U-Testi ve Tek Faktörlü Varyans Analizi (ANOVA) tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırmada verilerin analizi SPSS 23.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın amaçları kapsamında yapılan Standart Regresyon Analizi sonuçlarına göre eş destekleyici ikili baş etme, bağlanma, duygu ve problem odaklı ortak baş etme, kendi negatif baş etme, eş negatif baş etme değişkenleri çiftlerin evlilik kalitesini anlamlı şekilde yordadığı tespit edilmiştir. Travma değişkeninin ise evlilik kalitesinin anlamlı bir yordayıcısı olmadığı belirlenmiştir. Sosyodemografik özelliklere göre yapılan analizler sonucunda ise evlilik kalitesi ile çocuk sayısı ve evlilik yılı arasında anlamlı bir farklılık olduğu bulgulanırken, evlilik kalitesi ile cinsiyet, evlenme biçimi ve eğitim düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmadığı tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları ilgili literatür kapsamında değerlendirilerek, ileride yapılacak çalışmalarda araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: Evlilik, evlilik kalitesi, bağlanma yaralanmaları, stresle çift olarak baş etme.
Evliliğe yüklenen anlam ile yalnızlık arasındaki ilişkide umutsuzluğun aracı rolü
Bu araştırmada, evliliğe yüklenen anlam, yalnızlık, umutsuzluk ve bazı değişkenler (cinsiyet, yaş, romantik ilişki durumu) açısından incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu 348 kadın ve 219 erkek olmak üzere 567 bireyden oluşmaktadır. Evliliğe yüklenen anlam ile ilgili veriler "Evliliğe Yüklenen Anlam Ölçeği" (Özabacı ve diğ., 2018), yalnızlık ile ilgili veriler "UCLA Yalnızlık Ölçeği Kısa Formu" (Doğan ve diğ, 2011), umutsuzluk ile ilgili veriler "Beck Umutsuzluk Ölçeği" (Seber, 1991) ile toplanmıştır. Araştırmanın hipotezleri doğrultusunda araştırma verileri Pearson Korelasyon Analizi ve Bağımsız Gruplar t Testi kullanılarak analiz edilmiş olup evliliğe yüklenen anlam ve yalnızlık arasındaki ilişkide umutsuzluğun istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde aracılık rolünün olup olmadığı aracı model kullanılarak test edilmiştir. Araştırma sonucunda, evliliğe yüklenen pozitif anlam ile negatif anlam, yalnızlık ve umutsuzluk arasında negatif yönde, yaş ile arasında pozitif yönde istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişkinin olduğu bulunmuştur. Aynı zamanda test edilen aracı modelde, evliliğe yüklenen pozitif ve negatif anlam ile yalnızlık arasındaki ilişkide umutsuzluğun kısmi aracı role sahip olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte evliliğe yüklenen anlamın cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmüş ve evliliğe atfedilen pozitif anlamın kadınlarda erkeklere göre daha yüksek; negatif anlamın ise kadınlarda erkeklere göre daha düşük olduğu belirlenmiştir. Ayrıca yalnızlığın ve umutsuzluğun cinsiyete göre anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmüştür. Erkeklerin yalnızlık ve umutsuzluk düzeyleri kadınlardan daha yüksek bulunmuştur. Bununla birlikte evliliğe yüklenen pozitif anlam, bireyin romantik ilişki durumuna göre istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde farklılaşmış olup evliliğe yüklenen pozitif anlamın romantik ilişkisi olan bireylerde olmayanlara göre daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Evliliğe yüklenen negatif anlam, yalnızlık ve umutsuzluk ise bireyin romantik ilişki durumuna göre anlamlı düzeyde farklılaşmamıştır. Elde edilen bulgular, ilgili alanyazın bağlamında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Evlilik, evliliğe yüklenen pozitif anlam, evliliğe yüklenen negatif anlam, yalnızlık, umutsuzluk.
İlişkide bilişsel çarpıtma, evlilikte problem çözme, evlilik uyumu ve tölerans arasındaki ilişki
Bu araştırmada ilişkiye dair bilişsel çarpıtma, evlilikte problem çözme, tolerans düzeyi ve evlilik uyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bununla birlikte yapılan araştırmada cinsiyet, yaş, eşlerin eğitim düzeyi, sosyo-ekonomik durum, evlilik süresi, çocuk sahibi olup olmama ve çocuk sayısı gibi değişkenler ile ilişkiye dair bilişsel çarpıtma, evlilikte problem çözme, tolerans düzeyi ve evlilik uyumu arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmada betimsel istatistik yöntemi kullanılmıştır. Araştırma grubu Şanlıurfa merkezde ikamet etmekte olan çeşitli kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektörde çalışan tesadüfi örnekleme yoluyla seçilen evli bireylerden oluşmaktadır. 231 kişiden oluşan katılımcı grubun 104'ü kadın, 127'si ise erkektir. Araştırmada Hamamcı (2000) tarafından geliştirilen İlişkilere İlişkin Bilişsel Çarpıtma Ölçeği, Ercüment ERSANLI tarafından geliştirilen Tölerans Ölçeği, Baugh, Avery ve Sheeths-Hawoth tarafından geliştirilen Evlilikte Problem Çözme Ölçeği Locke ve Wallace (1959) tarafından geliştirilen Evlilik Uyumu Ölçeği ile bazı değişkenler ve evliliğe ilişkin bilgi toplamak amacıyla geliştirilen 'Kişisel Bilgi Formu' kullanılmıştır. Bulgular değerlendirildiğinde evli bireylerin ilişkide bilişsel çarpıtmalar ile tolerans düzeyi arasında negatif yönde düşük düzeyde; ayrıca evlilikte problem çözme becerileri ve evlilik uyumları arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişkinin olduğu görülürken diğer ölçek puanları arasında .05 düzeyinde anlamlı bir ilişkinin olmadığı görülmüştür. Ayrıca evli bireylerin evlilikte problem çözme puan ortalamalarının çocuk sahibi olma, çocuk sayısı ve eğitim düzeyine göre anlamlı bir şekilde farklılaşırken; cinsiyet, yaş, eşlerinin eğitim düzeyi, sosyo-ekonomik durum ve evlilik süresi değişkenlerine göre anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı; ilişkide bilişsel çarpıtma puan ortalamalarının yaş, eğitim düzeyi, eşlerinin eğitim düzeyi ve sosyo-ekonomik düzeylerine göre anlamlı bir şekilde farklılaşırken; çocuk sahibi olma, çocuk sayısı ve evlilik süresi değişkenlerine göre anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı; tolerans düzeyleri puan ortalamalarının cinsiyet, evlilik süresi ve sosyo-ekonomik düzeylerine göre anlamlı bir şekilde farklılaşırken; çocuk sahibi olma, çocuk sayısı, yaş, eğitim düzeyi ve eşlerinin eğitim düzeyi değişkenlerine göre anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı; evlilik uyumu puan ortalamalarının ise çocuk sahibi olma, çocuk sayısı, eğitim düzeyi ve eşlerinin eğitim düzeylerine göre anlamlı bir şekilde farklılaşırken; cinsiyet, evlilik süresi, sosyo-ekonomik düzey ve yaş değişkenlerine göre anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı görülmüştür.
Evlilik sorunlarının yaşanmasında eşlerin aile bireylerinin müdahalelerinin etkisi
Araştırmanın temel amacı eşlerin aile bireylerinin evliliğe müdahalelerinin evlilik çatışmalarındaki yerini irdelemektir. Çalışmada bireylerin eşlerinin aile üyeleriyle yaşadığı problemlerin nedenleri ve bu problemlerin eşler arasındaki ilişkilere yansıması üzerine odaklanılmaktadır. Araştırma kapsamında, katılımcılarının Elazığ'da yaşayan gelin, damat, kayınvalide ve kayınbabaların oluşturduğu, toplamda 34 kişiyle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bu araştırmada evlilikte eşlerin aile bireylerinin müdahalelerinin, evliliğin özellikle ilk dönemlerinde, eşler arasında çatışmaların yaşanmasında ve hatta boşanma kararının alınmasında önemli bir neden olduğu, evlilikte uyum ve mutluluğu azalttığı ve aile müdahalelerinden kaynaklanan problemlerin gelin, damat, kayınvalide ve kayınbabalar tarafından farklı algılandığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Aile, Evlilikte Ebeveyn Müdahaleleri, Evlilikte Çatışma.
Evlilik birliğinin korunması
Aile, toplumun temel yapı taşı, en küçük sosyal birimidir. Ailenin dağılmadan, dirlik ve düzen içinde devam etmesinin aile bireylerine olduğu kadar içinde bulunduğu topluma da faydaları vardır. Bu nedenle aile kurumu hem anayasal hem de genel ve özel kanunlarla koruma altına alınmıştır.Dayanağı Anayasa'nın 41. maddesindeki ailenin korunması ilkesi olan evlilik birliğinin korunması kurumu temel olarak 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 195 ve 201. maddeleri arasında ve ayrı ayrı bazı maddelerinde düzenlenmiştir. Bu hükümler, hâkimin uyuşmazlık içerisindeki evlilik birliğine müdahalesi ile evlilik birliğinin devamı sırasında ortaya çıkan sorunların, boşanma veya ayrılık aşamasına gelinmeden çözülmesini ve evlilik birliğinin huzurlu bir şekilde devamını sağlamaya yönelik olarak düzenlenmiş hükümlerdir. Ancak evlilik birliğini korumaya yönelik hükümler bunlarla sınırlı değildir. Türk Medenî Kanunu'nun Aile Hukuku başlıklı kitabında dağınık bir şekilde evlilik birliğini koruyucu birçok hüküm yer almaktadır. Bu hükümler, evlilik birliğinde henüz bir uyuşmazlık söz konusu olmamasına rağmen uyuşmazlık çıkması muhtemel konularda eşlerin sözleşme özgürlüğüne sınırlamalar getirerek evlilik birliğini korumayı amaçlamaktadır.Türk Medenî Kanunu'nun evlilik birliğini koruyucu hükümlerinin aile içi şiddeti önlemede yetersiz kaldığı düşüncesiyle 14.01.1998 tarihinde 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun kabul edilmiş; böylece toplumun huzuru ve refahı için ailenin daha etkin bir şekilde korunması amaçlanmıştır. 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun, 04.05.2007 tarihinde Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5636 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile önemli değişikliklere uğramış, birçok açıdan kanunun daha yaygın şekilde uygulanması hedeflenmiştir. 01.03.2008 tarihinde yayınlanan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun'un Uygulanması Hakkında Yönetmelik ile kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiş, kanunun uygulanmasına birçok konuda açıklık getirilmiştir.?Evlilik Birliğinin Korunması? başlıklı bu çalışmada Türk Medenî Kanunu'nun ve 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun'un evlilik birliğini koruyucu hükümleri incelenmiştir. Üç ana bölümden oluşan çalışmamızın giriş bölümünde konu ve konu ile ilgili temel kavramlar açıklanmıştır. Birinci bölümünde Türk Medenî Kanunu'nun eşlerin sözleşme özgürlüğünü sınırlayan hükümleri; ikinci bölümde Türk Medenî Kanunu'nun hâkimin evlilik birliğinin iç işleyişine müdahalesini öngören hükümleri incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise eşleri ve aynı zamanda diğer aile bireylerini aile içi şiddetten korumak amacıyla özel olarak hazırlanan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun kapsamında hâkimin alabileceği tedbirler ele alınmıştır.Anahtar Sözcükler1.Medenî Hukuk2.Aile Hukuku3.Evlilik Birliği4.Ailenin Korunması5.Aile İçi Şiddet
Bağlanma stilleri, ilişkilere ilişkin bilişsel çarpıtmalar, kişilerarası ilişki tarzlarıve kişilik özelliklerinin evlilik uyumunu yordamadaki rolünün incelenmesi
Evlilik uyumu ile ilgili yapılan araştırmaların büyük bir kısmı evlilik uyumunun yordanabilirliğini belirlemek amacıyla yapılmaktadır. Bireylerin evlilik uyumu düzeylerini yordayan bir çok değişken vardır. Bu araştırma da amaç bağlanma stilleri, ilişkilere ilişkin bilişsel çarpıtmalar, kişilerarası ilişki tarzları ve kişilik özelliklerinin evlilik uyumunu yordama düzeylerinin incelenmesidir. Çalışmada ayrıca yaş, cinsiyet, evlenme yaşı, evlenme şekli, eş ile yaş farkı, evlilik süresi, eğitim düzeyi, çocuk sayısı, kadının çalışma durumu, boşanmayı düşünmüş olup olmama durumu gibi demografik değişkenlerle evlilik uyumu arasındaki ilişkiler de araştırılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu en az bir yıllık evli ve eşiyle birlikte yaşayan 423 (Kadın =220, Erkek=203) bireyden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Evlilik Uyumu Ölçeği, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri, İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği, Eysenck Kişilik Anketi ve Kişilerarası Tarz Ölçeği kullanılmıştır. Veri analizlerinde Pearson ve Spearman Korelasyon Katsayısı, Çoklu Doğrusal Regresyon, Bağımsız t Testi, Kruskal Wallis, Mann Whitney U ve ANOVA tekniklerinden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgular nörotisizm, kaçınma ve boşanmayı düşünmüş olup olmama durumunun evlilik uyumunu yordadığı, dışadönüklük ve psikotiklik, kaygı, kişilerarası ilişki tarzları ve ilişkilere ilişkin bilişsel çarpıtmaların ise evlilik uyumunu yordamadığını göstermektedir. Dörtlü bağlanma modeline göre de evlilik uyumu farklılaşmaktadır. Güvenli ve saplantılı bağlanma stiline sahip bireylerin evlilik uyumu puan ortalamaları korkulu ve kayıtsız bağlanma stiline sahip bireylerden daha yüksektir. Evlilik uyumu yaş, evlenme şekli, çocuk sayısı, eğitim düzeyi ve evlilik süresi gibi demografik değişkenlere göre de farklılaşmaktadır. Cinsiyet, evlenme yaşı, kadının çalışma durumu ve eşler arasındaki yaş farkı değişkenlerinin ise anlamlı bir fark oluşturmadığı belirlenmemiştir. Araştırma bulguları literatür ışığında tartışılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin evliliğe ilişkin tutumlarında toplumsal cinsiyetin ve romantik ilişkilerde akılcı olmayan inançların rolü
Bu araştırmanın amacı, Burdur ili Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi'nde öğrenim gören üniversite öğrencilerinin evliliğe ilişkin tutumları, toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ve romantik ilişkilerde akılcı olmayan inançları arasındaki ilişkinin incelenmesi ve bazı değişkenler açısından katılımcıların evlilik tutum ölçeğinden aldıkları toplam puanlara göre tutumlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılaşma olup olmadığının belirlenmesidir. Araştırmada tarama modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmış olup çalışma grubu 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi'nde öğrenim gören 654 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, 'İnönü Evlilik Tutum Ölçeği (İETO)', 'Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği (TCRTÖ)', 'Romantik İlişkilerde Akılcı Olmayan İnançlar Ölçeği(RAİNÖ)' ve araştırmacının hazırladığı 'Kişisel Bilgi Formu' kullanılarak toplanmıştır. İETÖ'nün cronbach alfa güvenirlik katsayısı .94, TCRTÖ'nün cronbach alfa güvenirlik katsayısı .93 ve RAİNÖ'nün cronbach alfa güvenirlik katsayısı .85 hesaplanmıştır. Verilerin çözümlenmesinde Pearson Momentler Çarpım Korelasyon Katsayısı, Çoklu Hiyerarşik Regresyon Analizi, Bağımsız Örneklemler İçin T Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi(ANOVA) kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi ise .05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre evlilik tutumu toplam puanı ve toplumsal cinsiyet rolleri tutumu toplam puanı arasında negatif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Evlilik tutumu toplam puanı ile romantik ilişkilerde akılcı olmayan inançlar toplam puanları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Toplumsal cinsiyet rolleri tutumu toplam puanı ve romantik ilişkilerde akılcı olmayan inançlar toplam puanı arasında negatif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Kısacası evliliğe ilişkin tutum toplam puanları arttıkça toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutum toplam puanları azalmakta; romantik ilişkilerde akılcı olmayan inanç toplam puanları ise artmaktadır. Bir başka deyişle evliliğe ilişkin olumlu tutum arttıkça toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin eşitlikçi tutum azalmakta ve romantik ilişkilerde akılcı olmayan inançlar artmaktadır. Araştırmanın bir diğer bulgusuna göre toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumların ve romantik ilişkilerde akılcı olmayan inançların evliliğe ilişkin tutumları anlamlı şekilde yordamakta olduğu sonucuna varılmıştır. Bu iki değişkenden evliliğe ilişkin tutumları en fazla yordayan değişkenin romantik ilişkilerde akılcı olmayan inançlar olduğu görülmektedir. Araştırma kapsamına dâhil edilen bu iki değişkenin evliliğe ilişkin tutumların %11.2'sini açıkladığı görülmektedir. Bu bulgulara ek olarak katılımcıların cinsiyeti, yaşı, yaşamının çoğunun geçtiği yer, romantik ilişki durumu ve aile birlikteliği değişkenlerine göre evliliğe ilişkin tutumlarında farklılaşma durumu incelenmiştir. Katılımcıların yaş düzeyleri açısından evliliğe ilişkin tutumlarında anlamlı farklılaşma bulunamamış ancak erkeklerin kadınlara göre, kırsal bölgelerde yaşayanların kentsel bölgelerde yaşayanlara göre, şu an ilişkisi olanların olmayanlara göre ve ebeveynleri bir arada olanların boşanmış olanlara göre evliliğe ilişkin tutumlarının daha olumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Evlilik Tutumu, Romantik İlişkilerde Akılcı Olmayan İnançlar, Toplumsal Cinsiyet Rollerine İlişkin Tutum