Hastalık

179 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Sağlık iddiası içeren gıda reklamlarının iletişim etkisinde sağlık ilginliğinin rolü

Günümüzde tüketicilerin sağlıklı beslenme ve sağlıklı yaşama olan ilgisinin artmasıyla birlikte pazarlamacılar ürünlerini farklı şekilde konumlandırmaya, gıda firmaları sağlık iddiası olan ürünler sunmaya başlamışlardır. Bu çalışma, sağlık ilginlik seviyesi belirlenmiş katılımcıların gördükleri reklamdaki sağlıkla ilgili üç tür iddiaya yönelik tutumlarını, reklamdaki iddiayı hatırlamalarını ve satın alma niyetlerini, Ayrıntılandırma Olasılığı Modeli (ELM) çerçevesinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında deneysel araştırma modellerinden faktöryel tasarım kullanılmış, belirlenen amaçlara ulaşmak için nicel veri toplama tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, kadınlar, 48 yaş ve üzerindekiler, evliler ve çocuk sahibi katılımcılar daha yüksek sağlık ilginliklidir ve reklamdaki iddiaya yönelik tutumları daha olumludur. Sağlık ilginlik seviyesi arttıkça, satın alma niyeti azalmakta, iddiaya yönelik tutumları ile satın alma niyetleri arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Hastalık riskini azaltan iddiayı gören katılımcılar, reklamdaki iddiayı hatırlamada daha başarılıdır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara dayanarak, reklamdaki iddia ile reklam görseli uyumuna, sağlık iddialarının doğruluğuna ve demografik özelliklere göre iddialar hazırlanmasına yönelik çıkarımlarda bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sağlık İlginliği, Reklamda Sağlık İddiası, Reklamda Besin İddiası,Reklamda Hastalık Riskini Azaltan İddia, Ayrıntılandırma Olasılığı Modeli (ELM), Tutum, Satın Alma Niyeti, Hatırlama

Ayrıntılandırma olasılığı modeliGıda sektörüGıdalar+7
G. Motif Atar
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyo-psikolojik bir şifa fenomeni olarak dua: Yozgat örneği

Sağlık-hastalık olgusu ve bireylerin bu konudaki algısı ile dua ilişkisinin incelendiği bu çalışmada, araştırma yapılan alanda, mevcut sosyo-kültürel yapı içinde hastalık-dua-şifa arasındaki ilişkiyi sosyolojik yöntemlerle açıklamak üzere bireylerin dua tutumlarını sekülerlik olgusu bağlamında açıklamak ve Din Sosyolojisi çalışmalarına katkı sağlamak amaçlanmıştır. Sağlık Sosyolojisi ve Din Sosyolojisi konularının kesiştiği bir araştırma modeli içeren bu çalışma 3 ana bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölümünde kavramsal ve kuramsal bilgilere yer verilmiş olup hastalık ve sağlık olgusu sosyolojik yönü ile incelenmiştir. Araştırmanın kuramsal bölümü sekülerlik teorileri ile açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde araştırma metodolojisi açıklanmıştır. Araştırmanın uygulama bölümünde Şifa Fenomeni Olarak Dua Ölçeği geçerlik-güvenirlik çalışmasını yapmak amacı ile Yozgat Şehir Hastanesine 15 Şubat-15 Nisan 2019 tarihleri arasında müracaat eden ayaktan hastalar üzerinde bir uygulama yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini 18-65 yaş arasında olan 489 ayaktan hasta oluşturmaktadır. Veriler Yozgat Şehir Hastanesinde basit rastlantısal örnekleme yöntemiyle seçilmiş katılımcılarla yüz yüze görüşmeye dayalı anket tekniğiyle toplanmıştır. Anket, araştırmacı tarafından çalışmanın teorik bölümü ile bağlantılı olan ve uzman görüşü alınarak hazırlanan sorulardan oluşturulmuştur. Anketin kapsam geçerliği, pilot çalışma, yapı geçerliği ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Verilerin analizinde SPSS Programı kullanılmıştır. Araştırmada "Şifa Fenomeni Olarak Dua Ölçeği" yapı geçerliliğini kontrol etmek için Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmıştır. AFA'de örneklem grubu uygunluğu yeterliliği Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) katsayısı ile Barlett Sphericity testleri ile test edilmiştir. Faktör analizi için Varimax dik döndürme tekniği uygulanmıştır. Madde Test Toplam Korelasyonu ve madde ayırt edicilik değerleri test edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda 8 faktörlü, 53 maddeli bir ölçek elde edilmiştir. 8 faktörden meydana gelen ölçeğin toplam verilerle uyum derecesini belirlemek amacı ile DFA yapılmıştır. Yapılan DFA sonucuna göre RMSEA GFI, AGFI, RMR ve SRMR değerlerinin kabul edilebilir uyumda, CFI, NNFI, NFI değerlerin ise mükemmel uyum kriterleri içerisinde olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar açıklanan faktör yapısının doğrulandığını göstermektedir. Cronbach's Alpha = 0,890 değeri ile güvenilir bir ölçüm aracı olarak belirlenmiştir. Örneklem grubunun, demografik değişkenlere göre dua etme tutumlarında farklılaşma olup olmadığını anlamak için belirlenen 12 hipotez test edilmiş olup araştırmanın kavramsal ve kuramsal çerçevesine dayanılarak ortaya atılan düşüncenin elde edilen bulgularla desteklenip desteklenmediği ortaya konulmuştur. Ulaşılan verilerin istatistiksel analizi, t-testi (Independent-Samples T Tests), Varyans Analizi (Analysis of Variance, ONE-WAY-ANOVA) testleriyle ile yapılmış olup, gruplar arasındaki farkların kaynağının belirlenmesi için Post-Hoc analizlerinden Scheffe analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucuna göre; Katılımcıların duayı şifa olarak görme düzeylerinde cinsiyetlerine, medeni durumlarına, yaş, eğitim, dini inanışını tanımlama şekline, kronik hastalığı olma durumuna, yakınlarında kronik hastalığı olma durumuna, dua etme sıklıklarına, hastaneye gitme sıklıklarına, sağlık durumlarını tanımlama şekillerine, dua etmenin kişiyi etkileme şekline göre sekülerlik tutumlarında farklılaşmalar olduğu saptanmıştır. Anahtar Kavramlar: Dua, Hastalık, Sekülerlik, Şifa, Yozgat

Din sosyolojisiDuaHastalar+5
Muradiye Varol
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

İslam felsefe geleneğinde et-Tıbbu'r-Rûhânî kavramı -İbnü'l-Cevzî merkezli bir inceleme-

et-Tıbbu'r-Rûhânî, insan nefsinde meydana gelen hastalık ve istenmeyen durumların belirlenmesi ve bu hastalıkların tedavisini amaçlayan bir disiplindir. Ahlak ilminin temel amacı olan "kişinin mutluluğu kazanması" (Tahsilu's-Saade), bireyin doğru ve iyi eylemler yaparak nefsini eğitmesine bağlıdır. Bu noktada bireyin ruhunun sağaltımını hedefleyen et-Tıbbu'r-Rûhânî ilmi önem arz etmektedir. Zira bu ilim, ruh ve beden şeklinde ikili bir yapıdan oluşan insanın nefsindeki eksiklikleri giderip hastalıkları tespit ederek onun rûhen ve buna bağlı olarak bedenen sağlığını geri kazandırmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, et-Tıbbu'r-Rûhânî ilmi ile ilişkili olan kavramların ve et-Tıbbu'r-Rûhânî kavramının felsefe, psikoloji ve İslam düşüncesindeki arka planının incelenmesi neticesinde meseleyi İbnü'l-Cevzî merkezli olarak ele almaktadır. Felsefe geleneğinin bir parçası niteliğindeki et-Tıbbu'r-Rûhânî ilminin, felsefî çizgide olmayan, bilakis ehli hadis ekolünün yaklaşımlarını benimseyen Hanbelî bir düşünür olan İbnü'l Cevzî tarafından ele alınması bu çalışmayı orijinal kılan bir husustur. et-Tıbbu'r-Rûhânî ilmini oluşturan unsurlar, İslam ahlâk felsefesinde nefsin manevi bir cevher olarak görülmesi neticesinde ortaya konulan nefs-beden ilişkisi konusundaki teoriler, Aristo, Platon, Galen gibi düşünürleri kapsayan Grek düşüncesi, psikoloji ve psikiyatri gibi bu ilmin anlaşılmasını sağlayan kavramlar, İslam literatüründe ele alınan beden ve ruh sağlığı eserleri ve Ebu Bekir er-Râzî, İbnül-Cevzî tarafından yazılanlar başta olmak üzere, et-Tıbbu'r-Rûhânî ismiyle kaleme alınan eserlerdir. Çalışmanın birinci bölümünde "İbnü'l-Cevzî ve İlmî Kişiliği" ele alınmaktadır. Bu başlık altında onun hayatı, eserleri ve yöntemi ortaya konulmuştur. İkinci bölüm "Kavramsal Çerçeve" başlığı altında konuyla ilgili kavramlardan oluşmaktadır. Bu bağlamda et-Tıbbu'r-Rûhânî kavramının tarihsel gelişimi üzerinde durulmuş ve bu kavram ile ilintili diğer kavramlara yer verilmiştir. Bu kavramlar sırası ile Tıp, Tıp Ahlâkı, Erdem ve Değerler Eğitimi, Nefs ve Ruh kavramlarıdır. Yine bu bölümde konu ile ilgili modern kavramlara da yer verilmiştir. Bu kavramlar ise Psikoloji, Psikiyatri, Psikoterapi ve Psikanaliz kavramlarıdır. Üçüncü bölümde "İbnü'l-Cevzî'nin et-Tıbbu'r-Ruhanî Geleneğindeki Yeri ve Katkısı" ele alınmıştır. Bu bölüm "et-Tıbbu'r-Ruhanî'de Akıl ve Hevâ", "et-Tıbbu'r-Rûhânî'de Ahlâk Eğitimi ve Nefsin Hastalıkları" ve "Nefsin Eğitimi ve Kâmil Hayatın Sağlanması" şeklinde üç başlıktan oluşmaktadır. "et-Tıbbu'r-Rûhûnî'de Ahlâk Eğitimi ve Nefsin Hastalıkları" ana başlığı altındaki "et-Tıbbu'r-Rûhânî'de sosyal ilişkiler ve eğitim" başlığı altında sırasıyla "Çocukların Disiplini", "Aile İçerisinde Uyum ve Kişisel Gelişim" başlıklarına yer verilmiştir. "et-Tıbbu'r-Rûhânî'de Ahlâk Eğitimi ve Nefsin Hastalıkları" ana başlığı altındaki "et-Tıbbu'r-Rûhânî'de bireysel eğitim: nefsin hastalıkları ve sağaltımı" başlığı altında ise sırasıyla "aşk, açgözlülük, cimrilik, dünyevi otoriteyi sevmek, savurganlık, yalan, haset, kin, öfke, kibir, şımarıklık/kendini beğenme, riya, aşırı(gereksiz) düşünme, aşırı hüzün, aşırı tasa ve gam, ölüm kaygısı ve korkusu, aşırı rahatlık ve tembellik" hastalıklarının ve bunların sağaltımlarının İbnü'l-Cevzî açısından nasıl değerlendirildiği üzerinde durulmaktadır. Üçüncü bölümün sonunda ise İbnü'l-Cevzî açısından "Nefsin Eğitimi ve Kâmil Hayatın Sağlanması" konusu ele alınmaktadır. Sonuç bölümü ise konuyla ilgili bulgular, sonuç ve önerileri kapsamaktadır. Anahtar Kavramlar: Ahlak, et-Tıbbu'r-Rûhânî, İbnü'l-Cevzî, Nefs, Sağaltım

Ahlak felsefesiAhlak ilmiEbu'l-Ferec İbnü'l-Cevzi+7
Sema Bolat
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Belirli bazı hastalıklarla bilinen kan grubu genetikleri arasındaki ilişkiler

Kan grupları, kanda bulunan hücrelerdeki çeşitli antijenik yapılar tarafından belirlenen bir çeşit hücre kimliğidir. Bu antijenik yapıdan faydalanılarak çok sayıda kan grubu sistemi tespit edilmiştir. 19. Yüzyılın başında Landsteiner tarafından keşfedilen ABO kan grubu sistemi, hem ilk bulunan kan grubu sistemi hem de en yaygın olarak kullanılan kan grubu sistemidir.Bu çalışmada, ABO kan grubu sistemi ile bazı hastalıklar arasında ilişki araştırılmıştır. Kullanılan bilgiler 390 kişiden elde edilmiştir. Ardından SPSS istatistik programı kullanılarak veriler değerlendirilmiştir. Ki- kare (X2) anlamlılık analizi yapılmıştır. Analizi yapılan karakterlerde istatistik önem sınırına ulaşmayan kan grupları arasında kümilatif, mutlak ve oransal değerler belirlenmiştir.Kemik kırıkları, romatizmal hastalıklar, psikolojik hastalıklar, hepatit, kızamık, suçiçeği, kızıl, boğmaca, kabakulak, şeker hastalığı, kalp damar hastalıkları, tansiyon bozuklukları, alerjik hastalıklar, böbrek hastalıkları ve soğuk algınlığı araştırmanın konusunu oluşturmuştur. Bununla beraber araştırmada kan grubu dağılımı, deneklerin cinsiyet, yaş, boy, kilo gibi verileri de belirlenmiştir. Kan grubu ve hastalıklar arasında anlamlı bir ilişki bulunmamasına rağmen, kan grubu dağılımı Türk toplumunun genel kan grubu dağılımıyla uyumlu bulunmuştur.

ABO kan grup sistemiHastalıkKi-kare testi
Mehmet Ali Keser
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Son dönem Osmanlı doktorlarından Dr. Ali Rıfat'ın Cihâz-ı Hazmî Hastalıkları adlı eserinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi

Bilinen insanlık tarihi boyunca, çeşitli sebepler aracılığıyla meydana gelen hastalıklar neticesinde sağlık alanında faaliyetlerde bulunulmuş ve bu alandaki birikim gelişerek günümüze kadar ulaşmıştır. Sağlık unsuru canlıların hayatını sürdürmesi bakımından en elzem ihtiyaçların başında gelmektedir. Bu ihtiyacın karşılanması adına eski zamanlardan bu yana uygulanan tekniklerin günümüzde de aynen veyahut da geliştirilmiş biçimiyle kullanıldığını bu çalışmaya kaynak eserde de görmekteyiz. Bu çalışmada sindirim sistemi çerçevesinde bulunan organlar ile ilgili hastalıklardan, bu hastalıkların bulaşma yollarından, oluştuğu vakit kişide meydana getirdiği belirtilerden, hastalığı tanımlamak adına uygulanan tekniklerden, tedavi sırasında uygulanan yöntemlerden, eserde bahsedilen hastalıklardan korunmak adına uygulanacak kural ve alınacak önlemlerden bahsedilmektedir. Dr. Ali Rıfat'ın bu eseri sayesinde XIX. ve XX. yy. da genel olarak sağlık alanında kullanılan yöntemlerden haberdar olarak; bu alandaki literatür eksikliğinin görüldüğü tıp tarihine kazandırmak ve günümüz sağlık tarihi alanı çalışanlarına bir nebze de olsa katkı sağlaması çalışmanın asıl amacını oluşturmaktadır. Bu çalışmayı icra ederken oluşturulan sözlük de yine sağlık alanında çalışma yapacak olan araştırmacılara fayda sağlaması düşüncesi ile hazırlanmıştır. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde Türklerin eski dönemlerinden Cumhuriyet devrine kadar olan faaliyetleri hakkında kısaca olmak üzere bilgi sunulmuş, ikinci bölümde eserin transkripsiyon yapılmış hali verilmiş olup üçüncü bölümde ise eserde işlenilen dönem ile günümüzde bahsedilen alanda kullanılan teknikler hakkında karşılaştırmada bulunulmuştur.

Ali RıfatDoktorlarHastalar+7
Kübra Baykara
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Son dönem Osmanlı doktorlarından Dr. Besim Ömer'in "Mi'de, Tegaddî ve Hazma Dâ'ir Kavâ'id-i Sıhhîye" adlı eserinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi

Tıp; Eski Yunan ve Roma dönemlerinde, MÖ V. yüzyılda bir bilim dalı olarak gelişmeye başlamıştır. İlk dönemlerden itibaren kabul gören tıbbî kaidelerden birisi de tıp bilimi ile beslenme arasında doğrudan ilişki olduğudur. Beslenme olgusu insanın yaşına, cinsiyetine, yaşadığı coğrafi bölgeye hatta dinine göre değişiklik göstermiştir. Osmanlı Dönemi'nde de beslenme, hazm ve sıhhi kurallar bu olgular üzerinde yoğunlaşmıştır. Osmanlı tıbbı; koruyucu hekimliğin ön planda olduğu ve genel olarak insanları hastalıktan koruma, hastalıklara devâ bulabilmenin ötesinde geleneksel uygulamalar hakkında geniş bilgi yelpazesi sunmuştur. Çalışmamızda son dönem Osmanlı doktorlarından Besim Ömer'in "Mi'de, Tegaddî Ve Hazma Dâ'ir Kavâ'id-i Sıhhîye" adlı eseri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Söz konusu eserde beslenme, hazm ve sıhhi kurallardan yoğun olarak bahsedilmekte olup bu konular hakkında önemli bilgiler bulunmaktadır. Çalışmamız üç bölümden oluşmakta olup birinci bölümde geçmişten günümüze besin ve beslenmenin tarihsel süreci hakkında bilgilere yer verilmiş, ikinci bölümde sindirim sistemi hastalıkları ve hıfzıssıhha konularına değinilmiş, üçüncü bölümde ise eserin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Tıbbı, Besim Ömer, Mide Tegaddi ve Hazma Dair Kavaid-i Sıhhiye.

Besim Ömer PaşaDoktorlarHastalar+5
Bahar Kaya
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pelvik enflamatuar hastalık tanısı olan hastalarda endometrial-endoservikal IL-1ß, IL-6, IL-10 düzeylerinin belirlenmesi

Amaç: Pelvik inflamatuar hastalıkta endoservikal-endometriyal dokudaki proinflamatuar sitokinlerin(IL-1β, IL-6 ve IL-10) tedavi öncesi ve sonrasında düzeylerini karşılaştırdık. Bununla da pelvik inflamatuar hastalıkta sitokinlerin patogenezdeki ve hastalığın progresyon sürecindeki rolünü belirlemeyi amaçladık. Gereç ve yöntem: Hastalık kontrol ve önleme merkezi (CDC) kriterlerine göre majör kriterlerden ikisine eşlik eden en az bir minör kriteri olan 10 Pelvik inflamatuar hastalık (PIH ) tanısı almış ve beraberinde ultrasonografide veya tomografide adneksiyel kitle izlenen 10 tuboovaryan apse (TOA) tanısı almış ve 19 kontrol grubu hastası çalışmaya alındı. PIH ve TOA olgularda tedavi öncesi ve 14 günlük antibiyoterapi sonrası endoservikal-endometriyal dokuda IL-1β, IL-6 ve IL-10 düzeyleri çalışıldı. Ayrıca, tedavi öncesi ve tedavi sonrası serum lökosit, nötrofil ve C reaktif protein düzeyleri değerlendirildi. Bu belirteçler kontrol grubu ile de karşılaştırıldı. Bulgular : TOA ve PIH olgularla kontrol grubu olgulari arasinda gravida ve parite açısından kıyaslamalarda anlamlı bir fark gözlenmemiştir. PIH ve TOA olgularında doku örneklerinde tedavi öncesi ve tedavi sonrası IL-6 ve IL-10 düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0,05). TOA olgularında doku örneklerinde tedavi öncesi ve tedavi sonrası IL-1β düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0,05). TOA olgularında serumda tedavi öncesi ve tedavi sonrası Lökosit , nötrofil ve CRP düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Ancak PIH olgularında serumda Lökosit ve nötrofil düzeyleri ile serumda aynı markerlerin tedavi sonrası düzeyleri arasında anlamlı bir fark gözlemlenmedi (p>0,05), sadece serumda tedavi öncesi ve tedavi sonrası CRP düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). PIH ve TOA olgularinin doku örneklerinde IL-1β, IL-6 ve IL-10 ve serumda Lökosit ve nötrofil düzeylerinin tedavi sonrası ile kontrol grubunda aynı markerlerin düzeyleri arasinda istatistiksel olarak anlamli bir fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç : IL-1β, IL-6 ve IL-10 düzeyleri PIH patogenezinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu sitokinlerin doku düzeylerinin belirlenmesi PIH tanısında ve hastalığın progresyonunun öngörüsünde yardımcı bir belirteç olarak kullanılabilir. Anahtar kelimeler: Interlökin-1β (IL-1β), Interlökin-6 (IL-6 ), pelvik inflamatuar hastalık , proinflamatuar sitokinler.

AdneksitC reaktif proteinHastalık+6
Aygun Mammadzada
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kardeşi epilepsi hastalığına sahip olan bireylerin deneyimleri

Bu araştırma, epilepsi hastalığına sahip kardeşi olan, bireylerin yaşam deneyimlerini tanımlamak amacıyla fenomenolojik yaklaşımlı niteliksel araştırma deseni kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada kartopu örneklem yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini en az 6 ay önce epilepsi tanısı almış hastaların, 6-18 yaş aralığında, dahil olma kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 10 sağlıklı kardeşi oluşturmuştur. Veriler araştırmacılar tarafından ulusal ve uluslararası literatür doğrultusunda hazırlanan kişisel bilgi formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Görüşme öncesinde katılımcılar ve ebeveynlerinden sözlü ve yazılı onam alınarak, ses kayıt cihazı kullanılmıştır. Veriler derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Görüşmeler 45 ile 90 dakika arasında sürmüştür. Araştırmanın analizinde içerik analizi kullanılarak tümevarımsal yaklaşım benimsenmiştir. Kardeşlerin yaş ortalaması 13,4±3,97, cinsiyeti %90 kadın, öğrenim durumu %30 ilkokul, %30 ortaokul, %30 lise, yetiştiği sosyal çevre %60 kent, aile yapısı %80 çekirdek aile, hasta kardeşin yaş ortalaması 12,2 ± 7,45, kardeşin engellilik durumu %70 engelli, şeklinde bulunmuştur. Yapılan görüşmeler sonucunda epilepsili kardeşi olan bireylerin deneyimleri üç boyutta temalandırılmıştır. Bunlar; 1. Kardeşin epilepsi hastası olmasının anlamı, 2. hastalık süreci ve nöbetler ile ilgili deneyimler, 3. Aile içi ilişkiler ile sosyal hayat ve eğitim hayat deneyimleridir. Kardeşin epilepsi hastası olmasının sağlıklı kardeş için anlamı, "sorumluluk" teması altında, "tetikte olma ve yalnız bırakamama", "bakım sorumluluğu", "rol üstlenme" ve "kurtarıcı rol" olmak üzere dört alt kategoride, hastalık süreci ve nöbetler ile ilgili deneyimleri, "korku ve üzüntü" teması altında "nöbet" ve "hastalık süreci" alt kategorilerinde, aile içi ilişkiler, sosyal hayat ve eğitim hayatı ile ilgili deneyimleri ise "mahrumiyet" teması altında "duygusal", "sosyal", ve "eğitim" alt kategorilerine ayrılmıştır. Niteliksel çalışma yöntemi ile epilepsi hastası kardeşlerin deneyimlerini araştıran bu çalışma, deneyimi doğrudan yaşayan kardeşlerin perspektifinden önemli veriler sunmaktadır. Bu sonuçların epilepsi hastası kardeşe sahip bireylerin neler yaşadığının anlaşılmasında, hasta kardeşe ve ailesine yönelik destekleyici yaklaşım ve programların geliştirilmesinde önemli rol oynayacağına inanılmaktadır. Sağlıklı kardeşin hasta kardeşle ilgili yaşadığı sorumluluklar, ebeveyn bakım yükünün bir sonucu olabileceğinden hasta çocuğun bakımına diğer aile üyeleri de katılmalı, kardeş ve aileye psikososyal destek sağlanmalıdır. Bu durum hem ailenin hem de kardeşlerin yaşadığı stres, korku, üzüntü ve endişelerin azaltılmasında etkili olacaktır.

EpilepsiHastalıkKardeşler+2
Şulenur Eski
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Study the alteration of some biochemical parameters in blood of thalassemia minor patients

The current study was aimed to determination the levels of some Hematological parameters, serum iron, TIBC, hepcidin, testosterone and some vitamins in β thalassimia minor patients. 140 subjects, reported for infected with β thalassemia in Khanaqin Hospital (blood bank and blood donation centre) from April 2022 to July 2022 in Diyala Governorate / Khanaqin city and its affiliated areas. The experiments were conducted in private labs in the Iraqi province of Diyala. In the present research, the participants were split up as follows: Group A: 55 men with thalassemia minor patients. Group B: 55 women with thalassemia minor patients. Group C: 30 healthy subjects without thalassemia minor patients (control group). The results showed the percentage of HbA1 in males (93.32± 0.75) and in females (93.34± 0.99), while HbA2 was in males (4.94 ± 0.695) and females (5.09 ± 0.762), while in the control group, the percentage of HbA1 in males (97.13±0.401) and in females (97.6± 0.476), while HbA2 was in males (2.22 ± 0.353) and in females (2.34 ± 0.233). The present investigation found statistically significant (P <0.05) variations in the variables of interest. Hematological measures in thalassemia patients, including hemoglobin concentration, PCV, MCV, and MCH percentages, indicated substantial (P <0.05) reductions in patients compared to the control group.

Biochemical propertiesDiseaseHematology+3
Azad Husseın Mamah Al-wındı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of radiation risks and occupational health and safety measures to be taken about the health sector employees of the city of Babylon

Radiation exposure among radiologists and radiographers has become a concern. The level of radiation safety knowledge influences them. If there is a lack of protection knowledge, their actions won't be safe and may have unfavorable consequences. The study aimed to assess and reduce radiation risks for health workers in the radiation fields. A cross-sectional study was conducted at the Morgan and Imam Sadiq hospitals. The sample size was 200 workers. They were selected using random sampling and then interviewed by the questionnaire elements. Age groups (31-35 years) and (41-45 years) show good assessment levels (1.511± 0.178) and (1.623±0.127), respectively. While workers who have postgraduate certificates with an evaluation (1.592±0.157). As for career, the study found that radiologists have good scores (1.636±0.00) followed by radiologic technologists (1.500±0.186). The present study reveals that the mean of overall prevention and safety measures assessment was 16.33±2.24, which rested within poor levels (<17 scores). The results of this study indicate that the highest percentage (56.5%) of the participants have a poor assessment score for prevention and safety measures. In contrast, 43.5% of them with a good score. The study found that workers in the radiation field who have served more than ten years show a good assessment score regarding occupational health and safety measures. This study also recommends training courses and ensuring the necessary radiation protection tools available for newly hired employees.

DiseaseHospitalsRadiation+7
Qasım Arkan Hamzah Hamzah
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessAR

أحكام الأوبئة والأمراض – دراسة فقهية معاصرة

The subject of the study revolves around explaining the role of the purposes of Islamic law in epidemics and diseases that afflict humanity, and solving many calamities that afflict societies in a time of many calamities and developments. In it, pandemics and diseases brought about a radical change in most social and economic affairs and issues, even religious ones. These epidemics and diseases raised new questions, the greatest calamity is what was related to the law of infection and deadly diseases. So the mujtahid must look at a contemporary intentional view of these epidemics, and a disciplined ijtihad in which there is an accurate description and correct adaptation of these calamities, in order to preserve the human soul, achieve the interests of the people, and ward off harm from them, from all of the above, the importance of this study comes from explaining the rule of Sharia in epidemics and emerging diseases. In order to achieve the objectives of the study: the researcher followed the analytical descriptive approach in reviewing the sayings of jurists and fundamentalists on the issue of calamities, and discussing and analyzing these opinions in order to clarify the legal ruling on the issue of epidemics and emerging diseases in the light of the purposes of Islamic law. The most important conclusions of the study are: the flexibility of Islamic law and its ability to contain developments and pandemics, absorb calamities, and find effective solutions to them and address them when needed. It is obligatory for the mujtahid and whoever holds the reins of fatwa to take care of the objectives in emergencies of epidemics and diseases and not to cross the limits of the Sharia, in order to be closer to health and safety. Preventive medicine is an authentic Quranic and Prophetic approach based on purity and personal hygiene, preserving the environment, treating infectious diseases, and avoiding mixing, so that people protect themselves from the scourge of these epidemics and diseases. Sharia also decides, in the light of its purposes related to epidemics, that self-preservation takes precedence over the purpose of preserving religion, and the public interest takes precedence over the private, and therefore the harm must be paid by quarantining the injured and those with infectious diseases, and preventing them from attending and witnessing congregational prayers, or mixing in public places, also, the tolerance of Islamic law and the contemporary view to lift people's embarrassment allowed medication, suspended the witnesses of congregational prayers, and permitted the use of alcoholic sterilizers when needed, likewise, preserving cleanliness, purity, preserving the environment, and the legality of hand-washing are among the duties that fall on the shoulders of every taxpayer, and the preservation of the individual and society in these duties. Keywords: jurisprudence, epidemics, diseases, calamities, jurisprudence of purposes, corona.

Ahmed Mohammed Khamees Khamees
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sınıf öğretmenliği öğrencilerinin, sık görülen bulaşıcı hastalıklar ile ilgili bilgi düzeylerinin ve sağlığı koruma davranışlarının değerlendirilmesi

Bu araştırma sınıf öğretmeni adaylarının sık görülen bulaşıcı hastalıklarla ilgilibilgi düzeylerini ve sağlığı koruma davranışlarını değerlendirmek amacı ile yapılmıştır.Araştırma Çukurova Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği programındantoplam 357 (207 kız, 150 erkek) öğretmen adayı ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, 2008-2009 eğitim-öğretim yılında araştırmacı tarafından geçerlik ve güvenirlik testleriyapılarak hazırlanan sağlık bilgisi testi ve öğrencilerin sağlık davranışlarını ölçmekamacıyla hazırlanan bir anket kullanılarak toplanmıştır.Araştırma sonuçlarına göre; ikinci ve üçüncü sınıf öğrencilerinin sağlık bilgidüzeyleri arasında anlamlı bir farklılık olduğu; öğretmen adaylarının, sağlık bilgidüzeyleri ile sağlıkla ilgili edindikleri bilgilerin kaynakları arasında anlamlı bir farklılıkbulunduğu; öğrencilerin sağlık bilgi düzeylerinin anne ve babalarının eğitim düzeylerinegöre anlamlı bir farklılık göstermediği saptanmıştır.Öğrencilerin sağlık davranışları değerlendirildiğinde; el ve deri hijyeni, ayakhijyeni, ağız ve diş sağlığı, üriner sistem ve boşaltım sistemi sağlığı konularında yeterlidikkati göstermedikleri, ihmalkâr davrandıkları tespit edilmiştir.Bununla birlikte öğrencilerin; %41'inin kendisini sağlık konusunda yetersizbulduğu, %10'unun bir öğretmenin sağlık eğitimi almasını gerekli görmediğini,%35'inin öğretmenliğe başladığında sağlık konusunda öğrencilerine yeterli bilgiyisunabileceğini düşünmediğini belirttiği bulunmuştur.

Aday öğretmenlerBilgiBulaşıcı hastalıklar+7
Buse Eraslan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipertansiyon kontrolünde hastalık algısı ve grup görüşmelerinin etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, hipertansiyon hastalarının hastalık algısı ile kan basıncı regülasyonu arasındaki ilişkiyi belirlemek ve hastalık algısına yönelik grup görüşmelerinin hastalık algısı ve kan basıncı regülasyonuna etkisini incelemektir.Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne 23.05.2008?23.11.2008 tarihleri arasında başvuran 152 hipertansiyon hastası çalışmaya alındı. Hasta Bilgi Formu ve Hastalık Algısı Ölçeği uygulandı. Hastalar, rasgele yöntemle iki gruba ayrıldı: Birinci grup kontrol grubu olup ikinci grup grup görüşmesine alındı. Grup görüşmeleri, bir öğretim üyesi, bir asistan ve bir hemşire ile birlikte grup görüşmesi kurallarına uygun bir şekilde ayda bir kez olmak üzere üç ay boyunca yapıldı ve son görüşmeden bir hafta sonra kontrol grubu ile birlikte tüm hastalara ?Hastalık Algısı Ölçeği? tekrar uygulanarak kan basıncı değerlerinin hedef değerlere ulaşıp ulaşmadığı kontrol edildi. Veriler bilgisayara girildi ve istatistiksel paket programı ile değerlendirildi.Bulgular: Çalışmaya alınan 109 hastadan 92'si (% 84,4) çalışmayı tamamladı. Bu hastalardan 40'ı (% 43,5) grup görüşmesine alındı. Grup görüşmesine katılan hastaların grup görüşmeleri öncesindeki kan basıncı regülasyonu % 27,5 iken, grup görüşmeleri sonrasında anlamlı şekilde % 70'e yükselmiştir. Kontrol grubunun kan basıncı regülasyonu ise bu süre içerisinde % 23,2'den % 31,9'a ulaşmıştır.Sonuç: Hipertansiyon hastalarının büyük çoğunluğunun kan basıncı kontrolü istenen düzeyde değildir ve yeni bakım modellerinden grup görüşmesi, hastaların hastalık algılarını olumlu yönde etkileyerek kan basıncı regülasyonunda iyileşmeye katkı sağlayabilir.Anahtar kelimeler: Hipertansiyon, hastalık algısı, hastalık algısı ölçeği, grup görüşmesi.

Aile hekimliğiAlgıHastalık+2
Orhan Acehan
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolorektal karsinogeneziste MikroRNA'nın rolü

Giriş ve Amaç: Kolorektal kanserler her iki cinste en sık görülen 3. kanser olup, tüm kansere bağlı ölümlerde akciğer kanserinden sonra en fazla öldüren kanser türüdür. Kolorektal karsinogeneziste protein kodlamayan, ancak protein kodlayan genlerin protein ifadelerini düzenleyen miRNA molekülünün rolü tanımlanmıştır. Bu çalışmada; MiRNA-196a-2 gen polimorfizminin kolorektal karsinogenezisteki rolü araştırıldı.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fak'ne başvuran patolojik olarak kolorektal kanser teşhisi konmuş, kemoterapi veya radyoterapi naif 84 hasta çalışmaya alındı. Çalışmaya katılmayı kabul eden hastalardan bilgilendirici yazılı onam alındı. Hastaların; yaş, cinsiyet, sigara/ alkol içip içmedikleri, kanser evresi, lenf nodu tutulumu, vasküler invazyon, metastaz durumu, ailede Ca öyküsü, CEA, CA-19-9 düzeyleri kaydedildi. Alınan kan örneklerinden MiRNA-196a-2 gen polimorfizmleri çalışıldı. Kaydedilen parametreler ile gen polimorfizmlerinin karşılaştırılması için SPSS.20 istatistik programı kullanıldı.Bulgular: MiRNA-196a-2 gen polimorfizmleri ile hastalık evresi, lenf nodu tutulumu, vasküler invazyon, CEA, CA 19-9 düzeyi, BMI, tümör boyutu, metastaz durumu, cinsiyet karşılaştırıldığı zaman istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Hasta ve kontrol grubu olarak ayrıldığı zaman ise gen polimorfizmi ile istatiksel olarak anlamlı bir ilişki mevcut idi. (p: 0,001)Sonuç: MiRNA-196a-2 gen polimorfizminin CC genotip homozigot formunun kolorektal kanser risk artışı ile ilişkisi bulunmamaktadır. Çalışmaya alınan hasta sayısının az olması ve daha erken evrelerdeki hastalardan örnek alınmış olması çalışmamızın sonuçlarını olumsuz etkilemiş olabilir.Anahtar Sözcükler: Kolorektal kanser, mikro RNA, polimorfizm

HastalıkKarsinomaKolorektal neoplazmlar+3
Ferda Köksal
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana ili havutlu bölgesinde 15-49 yaş kadınlardaki depresif belirtilerin sıklığı ve etkileyen faktörler

Amaç: Çalışmamızın amacı Adana ili Havutlu bölgesinde yaşayan 15-49 yaş kadınlarda depresif belirti sıklıklarını, kadınların depresif semptom görülme durumları ile sosyodemografik, sosyoekonomik ve sosyokültürel özellikleri arasındaki ilişkileri belirlemektir.Gereç Yöntem: Bu çalışma Havutlu Aile Sağlığı Merkezi bölgesi içinde 15-49 yaş kadınlarda depresif belirti sıklığı ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla planlanmış kesitsel tanımlayıcı bir araştırmadır. Çalışma, basit rastgele yöntemi ile 01.06.2010- 30.12.2010 tarihleri arasında ETF'lerden seçilen 403 kadına araştırmacı tarafından yüz yüze, sosyodemografik, sosyoekonomik ve yaşam olaylarını içeren anket formu ve Beck depresyon ölçeği ile uygulandı.Bulgular: Çalışmaya katılan kadınların %30,3'ü anlamlı depresif belirtiler gösteriyordu. Bu çalışmanın sonuçlarına göre depresif belirtilerin görülmesi ile sosyodemografik, sosyoekonomik, sosyokültürel özellikler ve depresyona ait risk faktörleri arasında anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Depresif belirti göstermede kikare analizinde anlamlı ilişki bulunan değişkenler lojistik regresyon modeli ile incelendiğinde; fiziksel şiddete maruziyet, anne baba baskısı görme, anne baba ilgisizliği, bakmak zorunda olduğu kronik hasta varlığı, medeni durumun dul ve boşanmış olması, eşiyle cinsellik dışı ilişkisinin kötü olması depresif belirti düzeyini arttıran anlamlı bağımsız değişkenler olduğu belirlenmiştir.Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre eğitim düzeyinin ve sosyoekonomik düzeyin düşük olması, sosyo kültürel etkinliklere katılımın az olması, aile ve evlilik ilişkilerinin sorunlu olması, kadınlarda depresif belirtilerin artmasına neden olmaktadır.Anahtar Kelimeler: 15-49 yaş kadın, depresif belirtiler, etkili faktörler

Depresif bozuklukDepresyonHastalık+3
Esra Gündüz
Çukurova University
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Mycobacterium bovis izolatlarının MIRU - VNTR ve spoligotyping ile surveyansı

İnsan ve hayvan tüberküloz olgularından izole edilen M. bovis suşlarının epidemiyolojik özelliklerinin belirlenmesi, kaynağı hayvan ve hayvan ürünleri olan bir grup tüberküloz olgusunun kontrolü ve etkin kontrol tedbirleri ile en aza indirilmesini sağlayacaktır. Bu çalışmada Çukurova bölgesinde pulmoner tüberküloz ön tanılı hastaların balgam örnekleri ile Adana mezbahasında et üretimi amacı ile kesilen hayvanların akciğer ve lenf nodlarının makroskopik incelemelerinde tüberküloz şüphesi yaratacak lezyona sahip olan dokulardan izole edilen M. bovis suşlarının muhtemel bir bulaşa delil teşkil etmek üzere klonal düzeyde irdelenmeleri ve bu amaçla kullanılan yöntemlerin tek başlarına veya birlikte kullanılmaları halindeki ayırım güçlerinin tespiti amaçlandı. Çalışmaya Mart 2011-Haziran 2012 tarihleri arasında izole ve identifiye edilen hayvan kökenli 32 ile insan kökenli 10 M. bovis izolatı dahil edildi. Klonal ilişkinin belirlenmesinde 12 lokus MIRU-VNTR yöntemi ile spoligotyping yöntemi kullanıldı. Test izolatlarının tamamının spoligotipleme ile 6, MIRU-VNTR ile 10 farklı patern gösterdikleri, her iki yöntemin birlikte kullanılması halinde ise patern sayısının 28'e çıktığı, MIRU lokusları içerisinde MRU4, MIRU26, MIRU31 ve MIRU40'ın ayırım gücü en yüksek lokuslar olduğu, spoligotiplemede de izolatların % 42.85 oranı ile SB0120 paterninde yoğunlaştıkları, aynı yöntemle 7 izolatın M. bovis ssp caprae paterni, 2 insan izolatının da M. bovis BCG paterni sergiledikleri, 5 insan izolatının spoligotyping ve MIRU-VNTR kalıplarının sığır kökenli izolatlar ile % 100 uyumlu olduğu yani ortak kökenden enfekte edildikleri görüldü. Bu çalışmada M. bovis izolatlarının epidemiyolojik analizinde spoligotyping ve MIRU-VNTR yöntemlerinin birlikte kullanılması halinde ayırım güçlerinin her iki yöntemin tek başına kullanılmasına oranla daha yüksek olduğu, bölgemizde bir kaynaktan köken alan suşların hem insanları hem de hayvanları enfekte ettiği bu sebeple de M. bovis moleküler epidemiyolojisine yönelik çalışmaların sürdürülerek elde edilen sonuçların Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile paylaşılmasının uygun olacağı kanaatine varılmıştır.Anahtar Kelimeler: M. bovis, MIRU-VNTR, Spoligotyping

GenotipHastalıkMycobacterium bovis+4
Nevin Tuzcu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit hastalarında mevalonat kinaz gen polimorfizmlerinin araştırılması

Amaç: Ankilozan spondilit (AS), sıklıkla aksiyel iskelet sistemini tutan, kronik, progresif bir inflamatuar hastalıktır. Etyolojisi tam bilinmemekle birlikte genetik faktörler, AS gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Mevalonat kinaz (MVK) enzimi, kolesterol biyosentez yolağında yer alan bir enzimdir. MVK geni mutasyonları, Hiperimmünglobulinemi D ve periyodik ateş sendromu patogenezinden sorumlu tutulmaktadır. AS?de MVK gen polimorfizmleri daha önce araştırılmamıştır. Biz bu çalışmada, AS hastalarında MVK gen polimorfizmleri araştırarak, patogeneze katkısını ve klinik bulgulara etkisini bildirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu kesitsel çalışmaya 18 yaş üstü, 1984 Modifiye New York kriterlerini karşılayan ardışık, 32 erkek ve 19 kadın olmak üzere toplam 51AS hastası alındı. Kontrol olarak, SpA bulguları, sistemik otoimmün ve otoinflamatuar hastalık öyküsü olmayan, yaş ve cinsiyet uyumlu 31 erkek ve 21 kadın toplam 52 sağlıklı gönüllü birey alındı. Periyodik ateş semptomları sorgulandı. AS hastalarının spinal mobilite ölçümleri ve fizik muayenesi yapıldı. Hastaların eş zamanlı bakılan ESR ve CRP düzeyleri kaydedildi. Hastalar, BASDAI ve BASFI formunu doldurdu. AS hastalarının IgD düzeyi radial immünodifüzyon yöntemi ile çalışıldı. MVK gen analizi, periferik kan örneklerinden DNA?ları elde edilip PCR/sekans yöntemi ile çalışıldı. Kontrol ile AS hastaları arasında bu polimorfizmler açısından farklılıklar araştırıldı. Bulunan MVK geni polimorfizmlerinin, AS?in klinik bulguları ve tutulum şekillerine etkisi incelendi. Bulgular: 51 AS?li hastanın yaş ortalaması 37,31±10,297 yıl idi. 32?si (% 62,7) erkek ve 19?u (% 37,3) kadındı. Kontrol grubunun yaş ortalaması 33,81±12,367 yıldı. Birinci grup semptomatik olarak adlandırılan tek nükleotid polimorfizmlerinden, c.769-38 C>T heterozigot, c.769-7 T>G heterozigot, c.769-38 C>T homozigot, hasta ve kontrol grubunda sıklığı benzer bulundu (p=0,646). İkinci grup semptomatik olmayan tek nükleotid polimorfizmleri, AS hastalarında kontrole göre daha fazla bulundu (83/58), ancak bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Yeni bulunan tek nükleotid polimorfizmleri, AS hastalarından dördünde, I56V A>G heterozigot, E281D G>D heterozigot, V80I G>A heterozigot, C173Y G>A heterozigot olarak tespit edildi. Bu polimorfizmlere literatür taraması ve Infevers web sitesinde rastlanmadı. Tüm MVK gen polimorfizmleri değerlendirildiğinde, 36 (% 70,6) AS hastasında ve 33 (% 63,4) kontrol grubunda tek nükleotid polimorfizmleri vardı. Her iki grup arasında sıklık farkı anlamlı değildi (p>0,05). AS hastalarında MVK geni polimorfizmleri taşıyanlarla taşımayanlar arasında klinik bulgularda fark bulunmadı. Sonuç: AS hastalarında toplam MVK gen polimorfizm sıklığı sağlıklı kontrollerden daha fazla bulundu. Ancak, klinik bulgulara etkisi saptanmadı. Sağlıklı bireylerde de bulunan bu polimorfizmlerin, AS?de daha sık görülmelerin nedenini araştırmak ve klinik bulgulara etkisini incelemek için daha geniş çaplı hasta gruplarında ve farklı popülasyonlarda benzer çalışmalar tekrar edilmelidir. Bu çalışmada daha önce bildirilmeyen dört adet yeni tek nükleotid polimorfizmi bulunmuştur.

Ailevi akdeniz ateşiAnkilozAteş+5
Fatih Yıldız
Çukurova University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokul öğrencilerinin hijyen alışkanlıklarının hastalanma durumlarına etkisi

AMAÇ: Bu araştırmada, ortaokul öğrencilerinin hijyen alışkanlıklarının belirlenmesi ve hijyen alışkanlıklarının öğrencilerin hastalanma durumlarına etkisinin incelenmesi amaçlandı. GEREÇ-YÖNTEM: Tanımlayıcı tipte yapılan araştırmanın evrenini Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı üç merkez ilçede yer alan ortaokul öğrencileri oluşturdu. Örneklem için kademeli örnekleme yöntemi kullanıldı. İlk kademede evreni belirlemek için ilçelerin okulları listelendi ve her bir ilçeden bir okul seçildi. Toplam üç okuldaki 2780 öğrenci araştırmanın evrenini oluşturdu. İkinci kademede evreni belli olan örnekleme yöntemi kullanıldı ve 514 öğrenci araştırmanın örneklemini oluşturdu. Her bir okuldan kaç öğrenciye ulaşılacağı okullardaki öğrenci sayısına göre ağırlıklı olarak belirlendi. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Kişisel Hijyen Durumu Anketi ve Öğrencilerin Hastalanma ve Başarı Durumu Formu kullanıldı. Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğünden ve öğrenci ailelerinden, ölçek kullanımı için yazarından yazılı izin, etik kurul onayı ve öğrencilerden sözlü izin alındı. Veriler iki aşamada toplandı. İlk aşamada 2015-2016 eğitim-öğretim yılının güz dönemde Ortaokul Öğrencilerinin Kişisel Hijyen Durumu Tanılama Anket Formu araştırmacının kontrolünde doldurtuldu. İkinci aşamasında ise sömestr tatilinde, öğrencilerin 2015-2016 eğitim-öğretim yılı güz döneminde almış oldukları sağlık durum raporları, özürlü devamsızlıkları ve akademik başarı not ortalamaları kayıt edildi. İstatistik analizde tek yönlü varyans analizi, Pearson χ2 analizi ve Tukey testi kullanıldı. BULGULAR: Çalışmadaki öğrencilerin %44.7'si (n:230) erkek, %55.3'ü (n:284) kız öğrencidir. Öğrencilerin %30.9'u (n:159) 7.sınıftır. Öğrencilerin kişisel hijyen durumu puanın 7-22 arasında değiştiği ve ortalamanın 16.6 olduğu belirlenmiştir. Kişisel hijyen durum puanı yüksek olan öğrencilerin dönem başarı ortalamasının daha yüksek olduğu belirlendi ve bu durum istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Öğrencilerin kişisel hijyen durumu puanı ile herhangi bir hastalıktan rapor alma durumu arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görüldü (p>0.05). SONUÇLAR: Öğrencilerin kişisel hijyen puanlarının ortalamanın üstünde olduğu bu durum hastalanmalarına etkisinin olmadığı belirlendi. Anahtar kelimeler: hijyen, rapor alma, okul sağlığı, okul hemşireliği

HastalıkHijyenOkul hemşireliği+4
Ömer Ödek
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesan idiyopatik skolyozlu hastalarda skolyoz şiddeti ile skolyoz algısı ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Skolyoz, kolumna vertebralisin şeklindeki bozuklukları tanımlayan bir terimdir. Klinik olarak frontal düzlemde 10°' nin üzerinde lateral bir eğriliğe, horizontal düzlemde aksiyal rotasyona neden olurken, sagittal düzlemin anatomik eğrilikleri olan, kifoz ve lordozun genellikle, düzleşme yönünde bozulmasına neden olmaktadır. Birçok nedene bağlı olarak gelişebilen skolyozun, yapısal olan ve etyolojisi bilinmeyen formu olan idiyopatik skolyoz (İS) tüm skolyoz tiplerinin %75-80' ni oluşturmaktadır. Adölesan İdiyopatik Skolyoz (AİS), İS' nin bir çeşidi olup, puberte başlangıcından büyüme plakları kapanana kadar olan dönemde ortaya çıkar ve idiyopatik skolyozlu olgular arasında en çok görülen tiptir. AİS' li olguların skolyoz derecelerinin artması olguların görsel algılarında ve yaşam kalitelerinde belirgin farklılıklar oluşturabilmektedir. Etiyolojik olarak AİS' in neden olduğu spinal deformite, multifaktöriyel etiyolojiye sahip bir sendromun belirtisi olarak tanımlanabilir. AİS' li bireylerde skolyoz şiddeti, skolyoz algısı, yaşam kalitesi, alt ve üst eksremite uzunluk ölçümleri, ağrı, depresif semptomları, göğüs çevre ölçümleri ve solunum frekansı arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanan bu çalışmaya, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji polikliniğine başvuran ve Lenke tip 1 eğriye sahip olan, AİS tanısı konan ve dahil olma kriterlerini sağlayan 69 hasta dahil edilmiştir. Bireylerin sosyo-demografik bilgileri, ekstremite uzunluk ölçümleri, göğüs çevre ölçümleri, solunum değerleri kayıt edilmiştir. Ayırca eğrilik derecesi Cobb yöntemi ile, görsel deformite algılamaları Walter Reed Görsel Değerlendirme Skalası ile, yaşam kaliteleri Scoliosis Research Society -22 anketi ile, depresyon seviyeleri Çocuk Depresyon Anketi ile ve Ağrı değerlendirmeleri Visual Analog Skalası ile yapılmıştır. Çalışmaya dahil edilen adölesan bireylerin Cobb dereceleriyle SRS-22 yaşam kalitesi skoru, WRGDS skoru, ÇDÖ değerleri ve VASİ skoru arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuşken (p<005), Cobb dereceleri ile VASG ve VASA arasında istatistksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05) ayrıca SRS-22 Yaşam kalitesi skoru ile hem VASİ hem de WRVAS arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuşken (p<005), SRS-22 ile VASG, VASA ve ÇDÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05) WRVAS ile VASİ, VASA ve VASG arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). AİS' in vertebral düzgünlüğü etkilediği kadar yaşam kalitesini, algılanan vücut düzgünlüğünü, ağrı ve depresyon seviyesini de etkilediği bu çalışmada tespit edilmiştir. Kasım 2019 Anahtar Kelimeler: Adölesan idiyopatik skolyoz, Skolyoz şiddeti, Yaşam kalitesi, Depresyon Seviyesi, Görsel Deformite Algılaması.

ErgenlerHastalıkHastalık şiddeti indeksi+2
Mehmet Hanifi Kaya
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Eski Anadolu toplumlarında tüberküloz olgusu

İnsanlık tarihi boyunca dünyada mikroorganizmaların neden olduğu birçok enfeksiyon hastalığı görülmüştür. Bu hastalıklardan bir diğeri de tüberküloz 'dur, Mycobacterium tuberculosis basili tüberküloz enfeksiyonuna yol açarak birçok insanın hastalanmasına ve hayatlarını kaybetmesine neden olmuştur. Bir enfeksiyon hastalığı olan tüberküloz, Neolitik dönemde insanların yerleşik hayata geçmeleri sonrası yayılım hızını her geçen zaman diliminde biraz daha arttırarak günümüze kadar ulaşmıştır. Mycobacterium tuberculosis basili en çok solunum yolu ile insanlara bulaşmakta olup, havada asılı kalabilmesi nedeniyle toplu yaşam ortamlarında daha kolay yayılmaktadır. Hastalığın temel etkeni tüberküloz basili olmasına rağmen, bireylerin yaşam biçimi hastalığın ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Yetersiz ve tek tip beslenme, savaşlar, kötü hava koşuları, rutubete uzun süre maruz kalma vb. nedenlerle gelişen bağışıklık sisteminin yeterli savunmayı gösterememesi neticesinde hastalığın ortaya çıkması kolaylaşmaktadır. Tüberküloz basili, bazı durumlarda uzun yıllar boyunca vücutta gizlenebilmekte olup, yıllar sonra hastalığa neden olabilmektedir. Eski toplumlarda yaşayan bireylerin yaşam biçimlerinin incelenmesinde paleopatolojinin önemi oldukça büyüktür. Toplumların gelişmişlik düzeylerinin belirlenebilmesi, toplumda yaşayan bireylerin yaşam biçimlerinin analiz edilebilmesi için paleopatolojik ve paleoepidemiyolojik çalışmalara fazlaca ihtiyaç duyulmaktadır. Ülkemiz ve Dünya'da literatüre bakıldığında, tüberküloz hakkında yapılan paleopatolojik çalışmaların henüz istenen düzeyde olmadığı anlaşılmaktadır. Birçok topluma ev sahipliği yapmış olan Anadolu coğrafyasında yapılan çalışmalar, geçmiş toplumları inceleyerek günümüzle kıyas yapılabilme, farklılıkları belirleyebilme ve tarihe katkı sağlama açısından oldukça önemlidir. Bu bağlamda yapılan çalışmamızın toplumların yaşam koşullarının daha iyi incelenebilmesi ve tüberküloz hastalığının daha iyi anlaşılması açısından literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu çalışmada, geçmiş yıllarda yapılmış arkeolojik ve antropolojik kazılarda çıkarılan bireyler araştırılmış olup, ilgili literatürlerden alınan paleodemografik veriler işlenmiş ve toplu hale getirilerek incelenmiştir. Çalışma neticesinde bireylerin kötü yaşam koşullarına bağlı olarak Mycobacterium tuberculosis enfeksiyonuna daha kolay yakalandığı ve bazı bireylerin bu enfeksiyona bağlı olarak hayatlarını kaybettikleri sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda, Büyük Saray Eski Cezaevi Toplumunda 1, Hakkâri Erken Demir Çağı toplumunda 2, Kadıkalesi Toplumunda 2, Karagündüz Toplumunda 6, Konstantin ve Helena Klisesi Toplumunda 2, Nif Olimpos Toplumunda 1, Tasmasor Toplumunda 3 ve Van Kalesi Toplumunda 1 bireyde tüberküloz enfeksiyonu izlerine rastlanılmıştır.

EpdemiEski AnadoluEski Anadolu medeniyetleri+3
Onur Karayiğit
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Şanlıurfa (Merkez) ili halk hekimliği araştırması

Sağlık, canlıların sahip olduğu en büyük hazinedir. Bu nedenle insanoğlu sağlığını korumak için hastalıklara karşı, yüzyıllardan beri çözüm arayışı içinde olmuştur. Bireyin hastalıkları tedavi ederken elde ettiği tecrübeler sayesinde toplumun "halk hekimliği" olarak adlandırdığı kültürel yapı ortaya çıkmıştır. Tezimizin konusunu oluşturan Şanlıurfa (Merkez) ili halk hekimliği; inanma ve geleneksel tedavi pratiklerinin yörede en yaygın olanlarını içermektedir. Çalışmanın birinci bölümü; Şanlıurfa'nın tarihi, coğrafi, beşeri, turistik ve ekonomik yapısı ile halk hekimliği hakkında yapılan çalışmalardan oluşmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde halk hekimliği ve genel kavramlar ile ilgili olarak halk hekimliğinin tanımı, tarihi, toplum içindeki yeri, Türklerde halk hekimliği, Anadolu ve Şanlıurfa'daki halk hekimliğinin yeri belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca halk hekimliği ile ilgili genel kavramlar da bu bölümde açıklanmıştır. Tedavi yöntemleri başlığı altında incelediğimiz üçüncü bölümde ise büyü niteliği taşıyan tedavi yöntemleri, hem büyü hem gerçekçi nitelik taşıyan tedavi yöntemleri ve tamamen gerçekçi nitelik taşıyan tedavi yöntemleri ele alınmıştır. Tezimizin dördüncü bölümünde Şanlıurfa'daki halk hekimliği uygulamaları kapsamlı bir şekilde ele alınarak yöredeki hastalıklar için başvurulan tedavi yöntemleri tespit edilmiştir. Beşinci bölümde ise yöredeki ocaklara yer verildikten sonra çalışmanın değerlendirme ve sonuç kısmına görüşme yaptığımız kaynak kişilerin listesine, kaynakçaya, fotoğraflara ve ekler bölümüne yer verilmiştir Anahtar Sözcükler: Şanlıurfa halk kültürü, halk hekimliği, hastalık, sağaltma.

Halk bilimiHalk hekimliğiHalk sağlığı+4
Mehmet Dağ
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gonartrozlu bireylerde hastalık algısı ile hemşirelik bakım algısı arasındaki ilişki

Bu araştırma, gonartrozlu bireylerin hastalık algısı ile hastanın hemşirelik bakımını algılayışı arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın verileri 27 Eylül-27 Nisan tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırma, Kırşehir İli Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne bağlı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezinde ve Ortopedi servisinde gonartroz tanısı ile yatarak tedavi gören hastaları kapsamaktadır. Araştırma kapsamında 193 gonartrozlu birey rastgele yolla araştırmaya dâhil edilmiş ve araştırmaya katılım da gönüllük aranmıştır. Veri toplama sürecinde; Hasta Bilgi Formu, Hastalık Algısı (HAÖ) ve Hastanın Hemşirelik Bakımını Algılayışı Ölçekleri (HHBAÖ) kullanılmıştır. Gonartrozlu bireylerden elde edilen veriler bilgisayar ortamında frekans (f), yüzde (%), ortalama ( ) ve standart sapma (SS), Mann Whitney U, Kruskall Wallis H testi, Spearman Brown Sıra Farkları korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Gruplar arası anlamlı farkın kaynağı çoklu karşılaştırma testi (multiple comparison) yapılarak belirlenmiştir. Araştırmadaki bireylerin büyük çoğunluğunun (%77.2) 60-79 yaş aralığında, (%78.2) kadın, evli, ev hanımı, geliri giderine denk, olduğu ve sigara alkol kullanmadığı saptanmıştır. Araştırmaya katılan bireylerde en fazla ağrı (%98.4), uzun süre yürüyememe (%91.2), uzun süre ayakta duramama (%89.6), diz ekleminden ses gelme (%87.6), yorgunluk şikayetleri yaşadığı bulunmuştur. HAÖ'nin hastalık hakkındaki görüşleri alt boyutu yaş, yaptığı iş, alkol kullanma durumu, dizinden ameliyat olma durumu, yardımcı cihaz kullanma durumu (p<0.05), eğitim durumu (p<0.001), günlük aktivite durumu ve kronik hastalık durumu (p<0.01) açısından değişmektedir. HAÖ'nin hastalık nedenleri alt boyutu cinsiyet, eğitim durumu, gelir durumu, günlük aktivite durumu, tanı süresi (p<0.05) yaşanılan kişiler (p<0.01) açısından değişmektedir. HHBAÖ dizinizde ameliyat olma durumu, yardımcı cihaz kullanma durumu, beden kitle indeksi (p<0.05) değişkenler açısından etkilidir. HAÖ'nin hastalık hakkındaki görüşleri alt boyutu ile hastanın hemşirelik bakımını algılama durumları arasındaki ilişki incelendiğinde sadece hastanın hemşirelik bakımını algılayışı ile duygusal temsiller arasında çok düşük düzeyli pozitif yönlü anlamlı bir ilişki (r=.143; p<0.05) oluştuğu görülmektedir. HAÖ'nin hastalık nedenleri alt boyutu ile hastanın hemşirelik bakımını algılayışı arasında ilişki incelendiğinde ise psikolojik atıflar (r=-.165) ve risk faktörleri (r=-.203) arasında negatif yönlü düşük düzeyli anlamlı ilişkiler bulunmuştur. (p<0.05). Bu sonuçlara göre; gonartrozlu bireylerin hastalık algıları ve hemşirelik bakımını algılayışları değerlendirilerek çok yönlü bir yaklaşım ile takip ve tedavilerinin sürdürülmesi önerilmektedir.

AlgıEklem hastalıklarıEklemler+4
Rabia Ümüş Öztürk
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek irtifa hastalıklarını öngörmede kullanılabilecek biyomarker ve fizyololik parametreler

Yüksek irtifa hastalıklarına yatkın bireyleri önceden tespit edebilmek için hastalığın oluşumunda rol alan fizyolojik ve biyokimyasal süreçler aydınlatılmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmada daha önce hipoksi, pulmoner hipertansiyon, akut kalp yetmezliği ve inflamasyon süreçlerinin araştırılmasında kullanılmış 8 farklı biyomarker (BNP, HIF-1α, NGAL, MMP-3, MMP-9, SESN2, Substance P, U-II) değerlendirilmiş ve bunların Yüksek İrtifa Hastalıkları ile ilişkisi araştırılmıştır. Türkiye Dağcılık Federasyonu'nun Rize'de düzenlediği eğitim tırmanışına katılan dağcı grubundan gönüllü olarak çalışmaya katılan 52 kişinin 2200 metredeki birinci kamp alanında vital bulguları ölçülmüş, venöz kan örnekleri alınmış ve Lake Louise Skorlaması uygulanmıştır. Bu kamp alanında hastalık tespit edilmeyen bireylerin daha yüksek irtifadaki ikinci kamp alanında vital bulgularının ölçümü ve Lake Loise Skorlaması tekrarlanmıştır. Buna göre dağcı grubu Akut Dağ Hastalığı olan (ADH+) ve Akut Dağ Hastalığı olmayan (ADH-) şeklinde iki gruba ayrılarak elde edilen veriler karşılaştırmalı değerlendirilmiştir. Değerlendirmeye alınan 52 kişilik dağcı ekibinde ortalama yaş 34,58 ± 11,53 olup en düşük yaş 20 en yüksek yaş 61'dir. 6 kadın ve 7 erkek olmak üzere toplam 13 kişiye (%25) Akut Dağ Hastalığı tanısı konulmuştur. Cinsiyet ile hastalığa yatkınlık arasında bir ilişki saptanmadı (p=0.232). Araştırılan markerlerdan MMP-9 ve Substance P'nin Akut Dağ Hastalığı olan grupta birinci kamp alanındaki değerlerinin daha yüksek olduğu (p=0,037 ve p=0.038), diğer sonuçların ise her iki irtifada istatistiksel olarak farklı olmadığı saptandı. Fizyolojik parametrelerde ise irtifa arttıkça oksijen saturasyonunun düştüğü (p<0.01), nabız sayısının arttığı (p<0.01), sistolik ve diastolik tansiyonlarda anlamlı fark olmadığı (p=0.238 ve p=0.484) tespit edildi. Yüksek irtifa hastalıklarını öngörmede araştırma konusu olan biyomarkerlardan MMP-9 ve Substance P hafif bir hipoksik stres ortamında hasta grubunda daha yüksek tespit edilmiş ve bu biyomarkerların hastalığın öngörülmesinde kullanılabileceği düşünülmüştür. Ayrıca yüksek irtifaya çıkıldıkça meydana gelen hipoksi ve taşikardi gibi fizyolojik cevapların ise ADH+ ve ADH- gruplar arasında farklılık göstermediği görülmüştür.

Akciğer hastalıklarıAkut hastalıkBeyin hastalıkları+7
Akın Yolcubal
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Epilepsili hastaların hastalıklarına dair tutumlarının ruhsal sağlık ve yaşam kalitesine etkisi

Amaç: Araştırma, epilepsi tanısı almış hastaların ruhsal sağlıklarının değerlendirilmesi, epilepsi hastalığı hakkındaki tutumlarının değerlendirilmesi ve yaşam kalitesiyle ilişkisinin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma Nisan 2015-Ağustos 2018 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Nöroloji Polikliniğinde tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapıldı. Araştırmanın örneklemini 182 hasta oluşturdu. Veriler, Epilepsi Hastaları İçin Tanıtıcı Bilgi Formu, Epilepsinin Etkisi Ölçeği, Epilepsi Bilgi Envanteri, Epilepsi Tutum Envanteri, Short Form-36 (Yaşam Kalitesi Ölçeği), Kısa Semptom Envanteri kullanılarak toplandı. Veri analizi için SPSS 21 paket programı kullanıldı. Verilerin analizinde t testi, Anova, Scheffe post hoc testi, Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 36,39±13,44'tür. Katılımcıların %54,9'u kadın, %46,7'si çalışmakta, %84,6'sı yaşamını stresli bulmakta, %68,7'si kontrollere düzenli olarak gitmekte, %35,2'sinin epilepsi dışında hastalığa sahip, %83,5'i hastalık ile baş etmede destek almaktadır. Katılımcıların epilepsi tutum ölçek puanı 48,66±13,13 olarak hesaplanıp tutumları olumsuz yöndedir. Katılımcıların yaşam kalitesi ölçeğinde alt boyutlarından aldıkları puanlar düşük tespit edildi. Epilepsiye ilişkin tutumu yüksek düzeyde olumlu olan epilepsi hastalarının yaşam kalitesi algısı yüksektir. Epilepsiye ilişkin tutumu olumlu olan epilepsi hastalarının psikolojik belirtileri azalmaktadır. Sonuç: Epilepsi etkisini yüksek düzeyde olumsuz olarak algılayan epilepsi hastalarının yaşam kalitesi düştüğü ve psikolojik belirtileri yükseldiği belirlendi. Yaşam kalitesi algısı yüksek düzeyde olumlu olan epilepsi hastalarının psikolojik belirtileri azaldığı belirlendi. Anahtar Kelimeler: Epilepsi, yaşam kalitesi, tutum, psikolojik belirti, hemşire.

Belirti ve semptomlarEpilepsiHastalık+5
Tuğba Akyol
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2018
00

Related subjects