İngiltere
Bu konu başlığı altında 271 tez
Sailing through modernity: Journey of mirror of victory to portsmouth and connected history of the Ottoman naval modernisation
In 1850, Mirror of Victory (Mir'āt-ı Zafer) and Stamp of the Sea (Sürāğ-ı Bahrī) went on a journey to Portsmouth and stayed at the harbour for six months for naval purposes. The harbour was the naval base and was amongst the modernising industrial towns of Britain. The journey of the Ottoman ships was an example of how the Ottoman navy was reformed in contact with Britain. During their stay in Portsmouth, both the deck of the ships and the harbour set the conditions for cultural interaction between the Ottoman marines and British locals. The locals visited the ships daily and communicated with the crew. The opinion-based articles of the journalists during and after the visits show that their interaction was not bounded to East-West dichotomy and Eurocentrism. Accordingly, the transmission of naval science and technology revealed after the interaction was an example of reciprocal transfer rather than imitation of Europe. The Ottoman naval officers who were trained at the harbour brought British style guns to on their return to Istanbul. A report written by Captain Mustafa Bey on the journey and logbook of the Mirror of Victory present valuable information about naval reforms. Going beyond the Westernisation/Europeanisation perspective, this thesis discusses Ottoman modernisation on the axis of interaction and transfer of technology. To overcome the problematic nature on the debates over modernisation, a connected modernisation approach is presented through the exemplary case of Mirror of Victory.
İngiltere'nin Orta Doğu askeri stratejisinde Kıbrıs'ta konumlanması (1945-1955)
Bu çalışmada, İngiltere'nin, 1945-1955 yılları arasında Orta Doğu'da tutunma stratejisini, burada karşılaştığı zorlukları, Mısır'daki Orta Doğu Komutanlığı Genel Karargâhı'nı neden Kıbrıs'a taşımak zorunda kaldığı ve taşınma ile hangi amaçları hedeflediği incelenmektedir. Araştırma, İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya askeri-politik dengelerinin yeniden kurulduğu bir dönemi kapsaması itibariyle önemlidir. Nitekim İngiltere'nin Mısır sonrası Kıbrıs'ta kalıcı olmaya çalışması, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz'de onun askeri-politik teşkilatlanmalarda varlığını koruma-sürdürme refleksi olarak değerlendirildi. Konunun ortaya konulması için, İngiltere Hükümetinin Mısır ile yaşadığı sorunlar, Kıbrıs adasının konumu, adadaki Rumların ve Yunanistan'ın İngiltere'ye karşı tepkileri ve İngiltere'nin hangi askeri güçle adaya yerleştiğine yer verildi. Ayrıca Türkiye ve Yunanistan'ın Kıbrıs'a bakışaçılarına, Kıbrıs Başpiskoposu Makarios'un İngiltere'ye karşı giriştiği faaliyetleri ile Mısır lideri Cemal Abdünnâsır'ın İngiltere'ye karşı duruşuna da dikkat edildi. Araştırmanın sonunda Mısır'dan çıkışının zorunlu hale geldiği ve Kıbrıs'ta yeniden yapılandırdığı Orta Doğu Genel Karargâhı'nın, küresel hedeflerini sürdürmesinin aracı olarak planlandığı tespiti yapıldı. Bu amaca ulaşmak için de içerideki muhalefete üstünlük sağlandığı ve adada Rumların çıkardığı istikrarı bozucu eylemlerin de çözülmesi için gayret ettiğine değinildi. Bu araştırmanın ortaya konulmasında, İngiltere Bakanlar Kurulu ve İngiliz Parlamentosu tutanakları ana kaynakları oluşturdu. Ayrıca araştırma, dönemin İngiliz gazeteleriyle desteklendi.
Tanpınar, Prıestley ve James'te şehir algısı
Şehir ve şehirleşme birçok alanın konusu olduğu gibi edebiyatın da nesnesi olmuş ve çeşitli ülkelerden yazarların şehre dair algıları eserlerinde sıklıkla kendine yer bulmuştur. Bu çalışmada Türk, İngiliz ve Amerikan edebiyatlarının önemli yazarlarının belli eserlerindeki şehir algısının incelenmesi amaçlanmakta olup, bu doğrultuda üç farklı yazarın kendi ülkelerinde yaptıkları gezilere odaklanan eserleri ele alınmıştır. Bunun için Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Beş Şehir (1946), John Boynton Priestley'in The English Journey (1933) ve Henry James'in The American Scene (1907) romanları belirlenmiştir. Çalışmada bu eserlerin nesnesi olan şehirlerin mimari, tarihi ve kültürel unsurlarının temsillerinin yazarların şehir algısını nasıl inşa ettiği incelenmekte ve her üç yazarın bu unsurları temsil ediş biçimleri analiz edilmektedir. Tezde eserlerdeki şehir algısını ortaya koymak için ilgili şehir tasvirleri Marksist bakış açısı başta olmak üzere, periferik şehir, gezi edebiyatı ve edebi gazetecilik açısından ele alınmış olup, zaman ve mekân yönünden de incelenmiştir. Bu kapsamda ilgili eserlerin nesnesi olan şehirlerdeki sosyo-kültürel değişimler ile bu şehirlerin periferide yer almalarından kaynaklanan kendilerine özgü durumlar tespit edilmiş olup, şehir ve şehirleşme kavramları ile şehir-edebiyat ilişkisinin eserlerdeki yansıması ortaya koyulmuştur. Böylece bu tez, adı geçen kuram ve kavramları kullanarak, üç farklı ülkeden üç yazarın kendi seyahatlerinde gözlemledikleri şehirlere dair algılarının merkezinde bulunan tarih, kültür ve mimari gibi temel unsurları inceler, karşılaştırır ve edebiyat çerçevesinde temsillerini ortaya koyar. Bu yaklaşım, Tanpınar, Priestley ve James'in eserlerindeki şehir algısının detaylı biçimde incelenmesini sağlar.
Mercia Krallığı
Keltlerin MÖ 3. yüzyıldaki yayılmaları sonucunda Keltlerin hakimiyetine geçen Britanya, MS 43'te Roma İmparatoru Claudius'un seferiyle Roma İmparatorluğuna bağlanmıştır. Roma'nın dört asırlık hakimiyeti boyunca birçok önemli olaya tanık olan Britanya eyaleti, MS 5. yüzyılda bütün Avrupa'yı etkisine alan Kavimler Göçü'nün yıkıcı etkileri sebebiyle Romalılar tarafından boşaltılmıştır. Bunun sonucunda kaderleri ile baş başa kalan Romalılaşmış Britonlar kendi hükümdarlıklarını oluşturmaya başlamışlardır. Çok geçmeden Britanya'ya ulaşan Kavimler Göçü'ndeki Germen akınlarının Angıl, Sakson ve Jüt kolu adada yayılmaya başlamıştır. Britonlardan ele geçirdikleri topraklara yerleşen ve kader birliklerinden dolayı Anglosaksonlar olarak adlandırılan bu halk birkaç yüzyıl içinde eski inançlarını bırakarak Hıristiyanlığa geçmiştir. Hıristiyanlık öncesi ve sonrasında savaşkan bir millet olan Anglosaksonlar hem Britonlar ile hem de kendi aralarında birçok savaşa girmişlerdir. Anglosaksonların tarihte örneği olmayan Heptarşi düzenini kurmaları ve bu düzende gücü ele geçirme çabaları ise iç mücadelelerindeki başlıca etkendir. Heptarşi düzeninin en önemli devletlerinden olan Mercia krallığı, bu düzenin uzun yıllar boyunca baş aktörü olmuştur. Mercia Krallığı'nın geçirdiği tarihsel süreç ve kırılma noktaları, Britanya'daki Anglosakson ulusunun kaderini derinden etkilemiştir. 8. yüzyılın sonlarında başlayan Viking akınları, 9. yüzyılın ortalarından itibaren Mercia Krallığı'nın ve Britanya'daki diğer ulusların en önemli sorunlarından biri olmuştur. Viking saldırılarının yıkıcı etkisi, Mercia'yı en kuvvetli dönemlerinde vurmaya başlayarak gücünü tüketmesinde önemli bir etken olmuştur. 918 yılına gelindiğinde ise Mercia Krallığı, Wessex'e bağlanarak tarih sahnesinden çekilmiştir. Britanya topraklarında, Anglosaksonların yaşadığı bütün toprakları birleştiren ve İngiltere Krallığı'nı kuracak olan Wessex Krallığı'nın şafağı da bu birleşmeden sonra sökmüştür.
William Gifford Palgrave ve Trabzon Konsolosluğu
Trabzon'da tesis edilen yabancı konsolosluklar içinde İngiliz Konsolosluğu, Osmanlı-İngiliz ilişkilerine paralel olarak şehirdeki en aktif ve etkili konsolosluk olarak uzun yıllar şehirdeki varlığını devam ettirmiştir. Bunu İngiliz Konsolosluğu'nun geride bırakmış olduğu zengin arşivlerinden anlamak mümkündür. İngilizlerin siyasi ve ticari kaygıları ile 1830'da tesis edilen bu kurumda James Brant ve Henry Suter'den sonra uzun bir müddet Stevens'lar konsolosluk görevini yerine getirmiştir. Ancak İngiliz hükümeti 1867'de buraya seleflerinden oldukça farklı özelliklere sahip olan William Gifford Palgrave'i tayin etmiştir. Palgrave, Oxford Trinity College'deki eğitiminden sonra Hindistan'a giderek İngiliz ordusunda görev yapmıştır ve 1862-1863'te Arabistan'da yapmış olduğu seyahatler ve bu seyahatlerine ilişkin eseri ile meşhur olmuş bir gezgin ve oryantalisttir. 1866 yılında İngiliz Hariciyesi'ne giren Palgrave, aynı yıl Sohumkale'ye konsolos olarak tayin edilmiş, burada bir yıllık görevden sonra Trabzon'a nakledilmiş ve görevine 1873'ün başlarına kadar devam etmiştir. Bu çalışmasının konusu William Gifford Palgrave'in Trabzon Konsolosluğu'nu İngiliz arşiv belgeleri üzerinden değerlendirmektir. Palgrave'in Trabzon'da görev yaptığı 1867-1873 yılları arasında The National Archives'ta pek çok belge bulunmaktadır. Bu belgeler üzerinden Palgrave'in konsolosluk dönemine ilişkin değerlendirmeler yapmak mümkündür. Buna göre Palgrave, Trabzon'da bulunduğu sürenin önemli bir kısmını bölgede yapmış olduğu gezilere ayırmıştır. Bu bakımdan Palgrave, diplomatik kariyerine başlamadan önce ortaya koyduğu seyahat tutkusunu, Trabzon'da konsolos olarak görev yaptığı dönemde, oldukça geniş olan kosolosluk bölgesinde, bir taraftan Rus sınırına, diğer taraftan da Orta Anadolu'ya kadar süren geziler ile ortaya koymuştur. Palgrave'in konsolosluğu ve hazırlamış olduğu raporları, bölgedeki İngiliz konsoloslarının siyasi ve askeri misyonlarının öne çıkmaya başladığı ve görev bölgelerinin dikkate değer bir dönüşüm sürecine denk gelmesi açısından ehemmiyet arz etmiştir. Çalışma giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Eserin ilk bölümü William Gifford Palgrave'in biyografisi üzerine hazırlanmıştır. Burada Palgrave'in konsolosluğunu daha iyi anlamak adına, konsolosun hayatı, kariyeri ve karakterine dair bilgiler ortaya konulmuştur. Trabzon'daki görev dönemine ilişkin olarak bizzat konsolosun kendi yazmış olduğu eserlerden istifade edilmiştir. İkinci ve üçüncü bölümde Palgrave'in 1867 ve 1872'de konsolosuk bölgesinde yapmış olduğu geziler değerlendirmeye alınmıştır. Bu gezilerde Palgrave, vilayet sınrıları içinde seyahat ettiği yerlerin idari yapısını ve bunun gibi bazı önemli ayrıntılarını ortaya koymuştur. Çalışmanın dördüncü bölümünde ise Palgrave'in bölgede yapmış olduğu gezilerden hareketle nüfus, yönetim, vergi sistemi, askeri durum ve çalışma hayatı gibi konularda hazırlamış olduğu raporlar değerlendirilmiştir.
Tarımsal kapitalizme geçiş sürecinde İngiliz çitleme hareketi ve toprak mülkiyetinin hukukî dönüşümü
XX. yüzyıl tarım tarihi çalışmalarında önemli bir yer teşkil eden çitleme kavramı, ilkel birikim ve piyasa ilişkilerinin yerleşmesi tartışmalarında giderek daha önemli bir yer tutmaktadır. Bununla birlikte ekonomik büyüme konusunda derinleşen tartışmalarda toprak mülkiyeti ve kullanım haklarının nasıl bir ilişki içerisinde olduğu hususu üzerinde fazlaca durulmamaktadır. Feodal üretim tarzında kırsal emeğin doğa ve toprakla kurduğu örf ve âdet hukukuna dayanan faydalanma şekilleri, XVII. yüzyıla kadar malikane topraklarındaki mülkiyet haklarını kırsal nüfusu tamamen dışlayarak kullanmak isteyenlerin taleplerinin önünde engel oluşturmuştur. Bu bağlamda kırsal bölgelerde aileleriyle birlikte küçük topraklar ve doğal kaynaklardan faydalanan köylülerin bu durumu, tarihsel süreçte servet birikimi yolundaki toprak sahipleri için bir ön sorun oluşturmuştur. İngiliz tarımının gelişim çizgisinde sermayenin artırımı için toprağa el koyma ve kır emeğini göçe zorlama eylemlerinin nasıl gerçekleştiğini iktisadi ve tarihsel bakımdan incelemenin yanında yasal değişimin buna nasıl eşlik ettiğini göstermek çalışmanın çıkış noktasını oluşturmaktadır. Bunu gerçekleştirebilmek için çalışma, çitleme olgusunu İngiliz tarımında üç tarihsel aşamada incelemektedir. 1450'ye kadar süren erken dönem kısmi çitlemeler, yerini koyun yetiştiriciliğinin etkisiyle genel çitlemeler dönemine bırakmıştır. Bu iki dönemin ardından XVIII. yüzyılla birlikte, İngiliz ve Galler kırsalında toprak sahiplerinin şikayetleriyle parlamentoya intikal eden ve bölgedeki komisyonlar eliyle toprağın paylaşımının yapıldığı parlamentoda kabul edilen çitleme kararları dönemi başlamaktadır. 1850'ye kadar devam eden bu kararlar yoluyla ormanlar, çayırlık alanlar ve diğer ortak araziler daha hızlı ve yasal bir güvenceyle paylaşılmıştır. Çalışma bu kapsamda parlamentonun bu kararları nasıl almış olduğunu ve komisyonların yapısını incelerken arazi sahibi toplulukların bu süreçte göreneklere karşı "common law"ı bir enstrüman olarak kullanışını ele almayı planlamıştır.
Cumhuriyet'in seyyahları: Türk aydınının gözünden Avrupa'ya bakmak (1923-1960)
Türklerin yüzyıllardır süregelen Avrupa'yı tanıma çabası, Cumhuriyet dönemi ile zirvesine ulaşmış ve bizatihi devletin öncülüğünde Batılı kurumlar, alışkanlıklar ve sosyal düzen Türkiye şartlarına uyarlanmaya çalışılmıştır. Askeri, siyasi ve mali bakımdan örnek alınan Batılı devletlere İmparatorluk döneminden başlayarak yapılan gezilerle de modernleşmenin kutup yıldızları mesabesinde görülen memleketler ve milletler yerinde gözlemlenerek her alandaki usulleri idrak edilmeye uğraşılmıştır. Cumhuriyet döneminde hız kazanan Batı'yı tanıma çabası, tersine bir oryantalizm, garbiyatçılık ve Türklerin Batı'yı Osmanlı İmparatorluğu'nu kurtarma gailesinden münezzeh surette keşfetmesi süreci olarak nitelendirilebilir. Keşif sürecinin mühim basamaklarından biri olan geziler ve yolculuk sırasında kaleme alınan seyahatnameler, Türk aydınlarının zihnindeki Batı imgesinin anlaşılması bakımından net örnekler ortaya koymaktadır. 1923-1960 yılları arasında Almanya, Fransa, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri üzerine yoğunlaşan geziler sırasında kaleme alındığı tespit edilen otuz bir farklı seyahatname vasıtasıyla Türk aydınlarının Batı'yı nasıl gözlemlendiği ve üzerlerinde nasıl bir etki bıraktığı sorusu Türk düşünce tarihinin dikkate değer bir mevzusudur.
Emek gücünün metalaşması sürecinde İngiliz yoksul yasaları
Bu çalışma, yoksulluk politikaları açısından önemli bir gelişme olan İngiliz Yoksul Yasalarını, emek gücünün metalaşması bağlamında ele almıştır. Bu doğrultuda öncelikle metalaşma süreçleri açıklanmış; meta, pre-kapitalist ve kapitalist meta üretimi ve metanın değeri incelenmiştir. Sonrasında emek gücünün özgül bir meta olarak ortaya çıkışı anlatılmıştır. Bunla ilgili olarak emek gücünün feodal bağlardan kopuşu ve mülksüzleştirme süreçleri aktarılmıştır. Anılan süreçlerde hukukun ve spesifik olarak iş sözleşmesinin nasıl bir rol üstlendiğinden bahsedilmiştir. Devamında yoksul yasalarının içinden çıktığı tarihsel süreç anlatılmıştır. 1834 yılından önceki kanunlar Eski Yoksul Yasaları altında, sonrasındaki kanunlar ise Yeni Yoksul Yasaları altında incelenmiştir. 1662 tarihli Yerleşim Yasası, 1782 tarihli Gilbert Yasası ve Speenhamland olarak adlandırılan sistem de Eski Yoksul Yasaları kapsamında değerlendirilmiştir. Eski yoksul yasaları döneminde sosyal politikaya hakim olan paternalist anlayış açıklanmıştır. Takip eden bölümde paternalizmden piyasacılığa geçişin kapitalist ilişkilerin derinleşmesiyle bağlantısı ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışma, yoksul yasalarının metalaşma ve emek gücünün metalaşması süreçleriyle ilişkisinin anlatıldığı bölümle sonlandırılmıştır. 1834 tarihli Yeni Yoksul Yasasının, işçi sınıfının sermayeye bağımlı hale getirilmesinde oynadığı rolden bahsedilmiştir. Yoksul yasalarıyla birlikte emek gücü metasının istenilen ölçeklerde piyasada hazır bulundurulmasının koşullarının yaratıldığı ileri sürülmüştür
Kamu kesimi eğitim harcamalarının genç işsizliği üzerine etkisi: Türkiye ve İngiltere açısından bir değerlendirme
İşsizlik, Dünya genelinde, ülkelerin çözüm arayışına girdiği küresel bir sorun halini almıştır. Yapılan pek çok çalışmada, işsizlik ile eğitim arasında negatif yönlü bir etkileşim olduğu ortaya konulmakta ve işsizlikle mücadele için öncelikle eğitim sistemindeki aksaklıkların giderilmesi gerektiğine vurgu yapılmaktadır. Bu çalışmada; işsizliğin, genç işsizlik boyutu ele alınarak, kamu kesimi eğitim harcamalarındaki artış ya da azalışın, genç işsizliğini nasıl etkilediği ortaya konulmaktadır. Bu amaçla, Türkiye ve İngiltere'de eğitim hizmetine dönük yapılan kamu harcamaları gerek rakamsal büyüklük açısından, gerekse harcama dağılımı açısından karşılaştırılmakta ve ortaya çıkan sonuçlar, ülkelerin genç istihdam verileri ile bir araya getirilmektedir. Genç nüfus açısından İngiltere'nin oldukça önünde olan Türkiye'de, kamu kesimi eğitim harcamaları İngiltere'nin gerisinde kalmıştır. Genç istihdamı açısından bakıldığında ise, İngiltere'de düşme eğiliminde olan genç işsizliğin, Türkiye'de her geçen sene arttığı görülmüştür. Türkiye sahip olduğu genç nüfus nedeniyle, İngiltere'ye kıyasla eğitim talebinin daha yüksek olduğu bir ülkedir. Ancak eğitim talebinin karşılanamadığı durumda nitelikli işgücü de yaratılamayacak ve genç istihdam rakamları düşecektir. Bu ise berberinde genç işsizliğin artışını getirecektir. Sonuçta, eğitim seviyesi arttıkça, genç işsizliğinin azaldığı, eğitim seviyesinin yükselebilmesi için de, eğitime daha fazla yatırım yapılması gerektiği ortaya çıkmaktadır.
İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrılması (Brexit)
İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrılması, birlik ve ülke için bir ilk olmuştur. AB'den ayrılmak için yapılan referandum Britanya ve Exit kelimelerinin bir araya getirilmesi ile oluşturulan ''Brexit'' olarak kamuoyunda bilinmektedir. İngiltere AB'ye üye olduğu ilk günden itibaren tamamen bir bütünleşme yaşayamamış ve Avrupalı olma ruhunu benimseyememiştir. 1970'lerden sonra Birliğin kazanımları ve ilerlemesini gördükten sonra üye olmak istemiştir. AB'ye girişinin asıl amacı Commonwealth ülkeleri ile olan ticari ilişkilerinden elde ettiği kardan daha fazla bir fayda elde edeceği düşüncesidir. Ülkenin AB'ye karşı tutumu sağ ve sol hükümetlerde hemen hemen aynı olmuştur. Avrupa Şüpheciliği (Euro-Skeptisim)'nin en üst seviyede yaşandığı ülkedir. Bu çalışmada İngiltere ve AB ilişkileri, ülkede değişen başbakan ve hükümetler dönemleri ile sınıflandırılarak incelenmiştir. Euro krizi, Yunanistan'a yapılan yardım kampanyaları, AB'nin Doğu Avrupa Ülkelerini birliğe dâhil etmesi, yeni üyelerin serbest dolaşım ile öngörülemez göçü ve son dönemde Suriye iç savaşı sonrasında Avrupa'ya akın eden mülteciler, İngiltere ve AB ilişkilerini olumsuz yönde etkilemiştir. Ayrıca Ülkede artan işsizlik oranı, yüksek enflasyon, Birliğe ödenen senelik katkı payları ekonomiyi olumsuz yönde etkilemiştir. Bunun yanında AB'nin bir işbirliği örgütünden ulus üstü bir yapıya dönüşmeye başladığı endişesi İngilizlerin Federalizm karşıtlığı ile çakışmıştır. İngiltere'nin siyasi ve ekonomik ilişkilerinde AB'den bağımsız bir konuma gelmek istemesi, birliğin ticari ve siyasi konularda bağlayıcı olması ülkedeki Brexit referandumunu gerekli hale getirmiştir. 23 Haziran 2016'da gerçekleştirilen Brexit referandumu ile İngiliz halkı %51 oy oranı ile birlikten ayrılmaya karar vermiştir. Bu çalışmada ''İngiltere'nin AB'den ayrılmasının temel nedeninin ekonomik ve siyasi olduğu ancak ekonomik nedenlerin daha ağır bastığı '' hipotezi ispat edilmeye çalışılmıştır.
Andy Goldsworthy ekseninde arazi sanatına genel bir bakış
21. yüzyılın çağdaş İngiliz arazi sanatçısı Andy Goldsworthy, yaptığı eserlerle önemli bir konuma sahiptir. Topografya, malzeme ve tarih dahil bir yerin niteliklerini iyi inceleyip bu şartlara en uygun cevabı vererek yaptığı geçici ya da kalıcı eserlerinde, yetenek ve kavramsallığın birleştiği bir içeriğe yönelen yeni eğilimlerin temsilcisidir.20. yüzyılda sanatçılar, resim ve heykele karşı alternatif teknik ve malzeme kullanarak; sanatçının, izleyicinin rolü ve sanat nesnesinin felsefi açıdan sorgulamaya başlayarak sanat tanımını genişletmiştir. 1960'larda Amerika'da gelişmeye başlayan çevre bilinci ile Arazi Sanatı Akımı'nın içinde yer alan sanatçılar, galerilerin ve sanat pazarlayıcılarının kısıtlayıcı ve materyalist ticari zorlamalarına karşı çıkmak amacıyla, galeri ve müze gibi sergileme alanını terketmişlerdir. Dönemin çevreci hareketininde etkisiyle doğaya yönelerek çarpıcı yapıtlar üretmeyi hedeflemelerine rağmen fotoğraf, harita ya da araziden taşıdıkları taş, toprak, kum gibi malzemeleri galerilerde sergileyerek, muhalefet ettikleri güçlü sermaye gruplarına, müzelere ve galericilere gereksinim duydukları gözlemlenmiştir.Arazi Sanatı'nda bir eserin etik ve estetik açıdan doğruluğunun yanısıra ekonomik ölçüsü açısındanda incelediğimizde; bütünlüğü, dengeyi ve biotik toplumun güzelliğini koruduğu ölçüde doğrudur, tersi ise yanlıştır. Akımın çıkışındaki hedefler ile sınırlandırılmak ya da sınıflandırılmak istemeyen Goldsworthy'nin eserlerinde; bütünlük, denge ve biotik toplumun güzelliği korunarak, insanları başka şekilde bulunamayacakları alanlara çeker, bu tutum takdir edilebilecek ve hatta koruma sağlayabilecek bir aracı görev üstlenir. Arazi Sanatçıları evrene, belki micro düzeyde etkileri olabilecek eserler yaparken insan varlığının ayırt edici özniteliğini kaybetmeme yolunu seçerek doğa üzerindeki varlığımızı sorgulama, geleceği şekillendirme ve toplum bilincini artırma eğilimini gösterirler.
İngiltere ve Osmanlı Devleti'nde sanayi devrimi ve form algısı
Bu tezin temel amacı, Sanayi Devrimi'nin sonucunda değişen sanat algısını İngiltere ve Osmanlı Devleti örneği üzerinden değerlendirmektir. Bu tezde öncelikle Sanayi Devrimi öncesi sanat ve zanaat algısı ve ilişkileri sunulmuştur. Sanayi Devriminin kısaca tanımlanmasından sonra İngiltere'de Kraliçe Victoria Dönemi'nde Sanayi Devrimi sürecindeki yaşanan toplumsal değişimler ele alınmıştır. Sonraki bölümde İngiltere örneği üzerinden Sanayi Devrimi sonrasında sanat/zanaat alanlarında sanayileşmeden kaynaklanan problemler hakkında bilgi verilmektedir. Tezin devamında ortaya çıkan sorunlar ve değişimlere karşı çözüm getirmeye çalışan kişiler ve akımlar hakkında bilgi sunulmuştur. Ayrıca, tasarım/sanat/zanaat alanlarını sanayi ile yakınlaştırma çabalarına değinilmiştir. Daha sonraki bölümde Osmanlı Devleti'nin sanayileşme çabaları incelenmiş, Batılılaşma öncesi Osmanlı Devleti hakkında bilgi sunulmuş; ve 19. yüzyıldaki değişimler tartışılmıştır. Son olarak bir değerlendirme sunulmuştur.
Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlerin Kürtleri Osmanlı Devleti'nden ayırma faaliyetleri
İngiltere'nin Osmanlı Devleti bünyesinde bulunan Kürtlere yönelik uygulamış olduğu faaliyetler bu devletin emperyalist politikasının bir sonucudur. İngiltere'nin Ortadoğu ve Mezopotamya ile ilgili hedefleri bu faaliyetlerin oluşmasına neden olmuştur. Bundan dolayı Birinci Dünya Savaşı'nı bir fırsat olarak değerlendirip harekete geçen İngiltere, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Kuzey Irak'taki Kürtleri Osmanlı Devleti'nden ayrıma girişimlerinde bulunmuştur. Güçlü bir Türk yönetiminin Mezopotamya'da bulunmasını kendisi açısından tehlikeli gören İngiltere, bu durumu ortadan kaldırmak için özellikle Kürtleri, para, değerli eşya, Kürt Devleti gibi vaatlerle kandırmaya ve Osmanlı Devleti'nden ayırıp kendi tarafına çekmeye çalışmıştır. Bu amaçla hem sivil hem de askerî ajanlarını bölgeye göndermiştir. Bu ajanlardan özellikle Binbaşı Noel yaptığı geziler ve faaliyetlerle ön plana çıkmıştır. Denedikleri her yöntemin olumsuz sonuçlanması İngiltere'nin girişimlerini sonuçsuz bırakmıştır. Anahtar Kelimeler : İngiltere, Osmanlı Devleti, Kürt, Şeyh Mahmud, Binbaşı Noel.
İngiltere'nin kültür kodlarının İngiltere üzerindeki etkisi
1215'te Magna Carta ile başlayan İngiltere'nin modernleşme tarihi ve devamında yaşanan anayasal gelişmeler, dinde reformasyon, Batı Aydınlanma hareketleri, siyasi ve bilimsel devrimler, savaşlar ve uluslararası rekabet İngiltere'nin dünyanın önde gelen imparatorluğu olmasının yolunu açmıştır. Tüm bu durumlar İngiltere'nin aynı zamanda kültürel kimliğinin oluşmasını da sağlamıştır. Kültürel kimlik bir ülkenin coğrafyasına, iklimine, yaşayış tarzlarına, milliyetine ve bakış açılarına göre değişiklik arz etmektedir. Nitekim, Büyük Britanya adasının bir parçası olan İngiltere'nin tarih boyunca her zaman bol yağışlı ve ılıman oluşu, sıcaklığın her yıl kısa bir süre için donma noktasına düşmesi İngiltere toplumunun şekillenmesine ve orada yaşayan insanların kimlikleri üzerinde etki yapmasına neden olmuştur. Yaşanılan coğrafya tüm unsurlarıyla birlikte bir toplumun kültürünü şekillendirdiğinden ülkenin tanımlanması ve kültürel olarak kodlanması açısından da önem taşımaktadır. Yaşanılan mekanın insan üzerindeki etkisi daha sonraki süreçlerde toplumların kimliklerinin oluşmasına vesile olur ki bu durum o toplumun kültürel kodlarının ortaya çıkmasını sağlar. Yaşanılan mekanın yanı sıra çevre koşullarına adapte olmak ve ayrıca sorunlarına çözüm üretmek beraberinde yeni oluşumları ve kültürel dönüşümleri getirir. Bu bağlamda bu çalışmada; İngiltere'nin tarihinden ve kültürel dönüşümünden yola çıkılarak, İngiltere'nin kültür kodları analiz edilecektir.
Türkiye'de KOBİ'lere verilen destekler ve İngiltere ile karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı; Türkiye'de KOBİ'lere verilen destekler ve İngiltere ile karşılaştırılması ve sonuç olarak, Türkiye'de KOBİ'lere sağlanan destekler konusunda öneriler oluşturmaktır. Çalışma, İngiltere'de KOBİ'lere sağlanan desteklerin incelenmesi ve Türkiye'deki KOBİ'lere sağlanan desteklerin karşılaştırılması ile sınırlandırılmıştır. Çalışma da tanımlayıcı ve açıklayıcı araştırma teknikleri kullanılmıştır. Bu tekniklere ek olarak ülkeler arası eğitim sistemlerinin karşılaştırılmasında kullanılan yatay yaklaşım modeli örnek olarak alınmış ve uygulanmıştır. İngiltere ve Türkiye'de KOBİ'lere sağlanan destekler arasındaki farklılıklar karşılaştırılırken yatay yaklaşım kullanılmıştır. Bu çalışmada verilerin toplanmasında belgesel tarama tekniği kullanılmıştır. Veri toplama sırasında Türkiye ve İngiltere'de KOBİ'lere sağlanan destekler hakkındaki, tez, makale, kitap, faaliyet raporları, stratejik planlar ve araştırma raporlarından yararlanılmıştır. İngiltere ve Türkiye'de KOBİ'lere verilen desteklerin benzerlik ve farklılıkları analiz edilerek karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler bir araya getirilerek çizelgeler oluşturulmuş ve karşılaştırmalar yapılmıştır. Çizelgeler yorumlanmış ve Türkiye'deki KOBİ destekleri göz önüne alınarak önerilerde bulunulmuştur. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular doğrultusunda yorum ve öneriler yapılmış, Türkiye'de KOBİ'lere sağlanan desteklerle ilgili programlarda yeniden yapılandırmanın faydalı olacağı sonucuna varılmıştır. Özellikle KOBİ'lere destek sağlayan KOSGEB, TÜBİTAK ve KGF gibi kuruluşlarının yetki ve sorumluluklarının artırılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: KOBİ, Türkiye, İngiltere, Destek, Hibe
Ortaçağ İngiltere'sinde "Saracen" algısı (XI-XV. yüzyıllar)
Doğu ve Batı arasındaki etkileşim çok eskilere dayanmaktadır. Bu etkileşimin meydana gelmesinde rol oynayan en önemli etkenlerden birisi Haçlı Seferleridir. Seferler esnasında karşılaşan bu iki medeniyetin mensupları sosyal, kültürel, ekonomik alanlarda ilişkiler geliştirmişlerdir. 'Saracen' kavramı da Haçlı Seferleri sürecinde bu ilişkiler neticesinde ortaya çıkmış bir kavramdır. Kökenine ve tam olarak kimler için kullanıldığına dair farklı görüşler olsa da Ortaçağ'da genel olarak Araplar, Türkler ve İslam dinine inananlar için kullanıldığını söyleyebiliriz. Yunancada 'doğulular' anlamına gelen sarakenoi/sarakeonoi kelimesinden türetildiği düşünülmektedir. Başlangıçta Sina Yarımadasında yaşayan bir Arap kabilesi için kullanılsa da sonraları Hıristiyanlar tarafından tüm Arap kabilelerini ve Halifelik kurumunu kapsayacak şekilde kullanılmıştır. Yaygın bir şekilde kullanılmamakla birlikte, Saracen ismi modern zamanlara kadar varlığını devam ettirmiştir. Haçlı Seferleri kroniklerinde Saracen kavramı sıklıkla Müslümanları ifade etmek için kullanılmıştır. Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi kavramın çıkış noktasının dini temellerden ziyade coğrafik temellere dayandığı yolunda görüşler mevcuttur. Bazı kaynaklarda Saracen kelimesinin anlamının "Son of Desert", yani "Çölün Oğlu" olduğu söylenmektedir. Ayrıca Ortaçağ'da Hıristiyanlar tarafından, neredeyse Arapça konuşan tüm kavimleri aşağılamak amacıyla kullanıldığına dair görüşler de söz konusudur. Edebi eserlerin birçoğunda Saracenler hain, açgözlü, korkak gibi sıfatlarla tasvir edilmiştir. Kaynakların bir kısmında ise 'Türk' ve 'Saracen' terimlerinin ayrı ayrı kullanıldığı görülmektedir. Özellikle Haçlı Seferlerine yönelik birinci el kaynaklarda Türklerden ve Saracenlerden birbirinden bağımsız iki grup şeklinde bahsedilmiştir. Görüldüğü üzere 'Saracen' terimi pek çok yönden problematik bir kavramdır. Kavramın çıkış noktası, kimler için kullanıldığı, tam olarak ne anlama geldiği yönünde pek çok farklı görüş bulunmaktadır. Bu çalışmada Saracen kavramının Ortaçağ'da Doğu-Batı ilişkilerini ve özellikle Haçlı Seferleri esnasında İngiltere-Doğu ilişkilerini anlamadaki önemi üzerinde durulacaktır. Gerek dönemin kroniklerinin gerek batılı tarihçilerin Müslümanlara ve doğuya bakışı çıkış noktamız olacaktır.
I. Dünya Savaşı'nda tank teknolojileri (İngiltere örneği)
Bu tezin ana hedefi, I. Dünya Savaşı ile ilgili geri planda kalmış ve yeterince ilgi görmemiş bir alan olan tankları ve onların kullanım biçimlerini incelemektir. I. Dünya Savaşı'nın sıkışmış siper savaşlarına çare olmak için geliştirilen ve savaşın en önemli belirleyicisi olan askeri teknoloji faaliyetlerinin önemini de ön plana çıkarmak amaçlanmıştır. Tezde, I. Dünya Savaşı Tarihi'nde oldukça tartışmalı bir yere sahip tankların; ortaya çıkış fikirleri, ilk üretimleri, cephelerdeki başarı ve başarısızlıklarının nedenleri, nasıl kullanıldıkları ve ne gibi avantajlar sağladıkları ele alınacaktır. Ayrıca yaşanan muharebelerde görev alan askerlerin, üst düzey komuta heyetinin ve basının bu araçlara nasıl tepki verdiği ve dönemin askeri uzmanlarının bu araçları nasıl değerlendirdikleri ve bu yeni silahları kullanmak için ne tarz stratejik yöntemler izlediklerini göstermekte amaçlar arasındadır. Böylece tanklara neden iki savaş arası dönemde daha ağırlık verildiği ve yirmi yıl sonra en etkili savaş araçlarından biri olduğu daha net anlaşılabilecektir.
Bilim diplomasisinde Türkiye ve İngiltere'nin politikaları ve uygulamaları
Gelişen ve küreselleşen dünyada bilimin her alandaki önemi artmaktadır. Son zamanlarda küreselleşen sorunlar, ekonomik ilişkiler ve ticaret gibi durumlar nedeniyle ülkeler arası kurulan ilişkilerin güçlendirilmesi için bilimden ve bilimsel faaliyetlerin yapılabilmesi için diplomasiden faydalanılmaktadır. Bu bağlamda bilim diplomasisi ortaya çıkmaktadır. Bilim diplomasisi Türkiye'de son yirmi yıldır daha fazla ele alınmaktadır. Bu çalışmada Türkiye ve İngiltere yürütülmekte olan bilim diplomasisi faaliyetlerini incelemek amaçlanmıştır. Öncelikle Bilim Diplomasisi ve boyutları hakkında ve ABD, Almanya, Fransa, İtalya'nın bilim diplomasisi politikalar ve yürüttükleri faaliyetler hakkında açıklamalar yapılmıştır. Türkiye ve İngiltere'nin bilim diplomasisi politikaları ve kurumları aracılığıyla yürüttükleri faaliyetler ele alınarak benzer ve farklı yönler ortaya konulmuştur. Bilim diplomasisi faaliyetleri bakımından benzer özellik taşıyan kurumlar tablo halinde sunulmuştur. Çalışma aracılığıyla yapılan bilim diplomasisi faaliyetleri ve ülkelere ait başarılı bulunan faaliyetlerin tanıtılmasına katkı sağlanacaktır. Çalışmada nitel araştırma desenlerinden olan doküman tarama yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen verilerin birincil kaynaklarına ulaşılarak doğrulukları teyit edilmiştir.
İngiliz kamuoyunda Demokrat Parti ve 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi
Bu çalışmada esas olarak Demokrat Parti'nin iktidar serüveninin İngiliz kamuoyunun gözünde nasıl değerlendirildiği ele alınmıştır. Demokrat Parti'nin iktidar sathı boyunca iç ve dış politikadaki meseleleri büyük bir yekûn tutmaktadır. Bu bağlamda söz konusu meseleler, tarihsel bağlam içerisinde kronolojik olarak ele alınmıştır. Ayrıca söz konusu meseleler tematik olarak değerlendirilmiştir. Demokrat Parti'nin iktidara gelişi, bu iktidar sürecinde yaşadığı sorunlar, seçim zaferleri, yaşadığı siyasi krizler gibi olgular ve son kertede 1960 Askerî Darbesinin İngiliz Kamuoyunda nasıl alımlandığı tematik olarak işlenmeye çalışılmıştır. Büyükelçilik belgeleri ve gazete haberlerinden yararlanılan bu çalışmada ayrıca Türkiye'nin değişen dış politika paradigmasının İngiliz kamuoyundaki yansımalarına da değerlendirilmiştir. İlk bölümde çalışmaya bir giriş havası oluşturmak amacıyla Türkiye'yi çok partili demokrasiye götüren süreç, aynı zamanda söz konusu sürecin iç ve dış politikadaki sebepleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, Demokrat Parti'nin iktidara gelişi, ilk beş yılı sırasında uyguladığı iç ve dış politikalar önce Türkçe kaynaklardan daha sonra bunlara müzahir İngiliz belgeleri ve gazeteleri üzerinden değerlendirilmiştir. Son bölümde ise Demokrat Parti'nin 1955-1960 yılları arasındaki iç ve dış politikadaki meseleleri, daha önceki bölümlerde olduğu gibi hem Türk hem İngiliz kamuoyu gözünden ele alınmıştır. Son kertede ise 1960 Askerî Darbesi İngiliz Kamuoyu gözünde nasıl değerlendirildiği ve darbeye giden sürecin serencamı üzerinde durulmuştur. Varılan sonuç; İngiltere'nin Türkiye'deki meselelere genelde Ortadoğu'da çıkarları doğrultusunda yaklaştığı, demokratik krizleri – 1960 Askerî Darbesi gibi- ilkesel bir mesele olarak ele almak yerine, yukarıda da belirtildiği üzere öz çıkarları bağlamında değerlendirdiği görülmektedir.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeni meselesinin İngiliz basınına yansımaları (1914-1918)
Ermeni Meselesi XIX. yüzyılın sonu ve XX. yüzyılın başında, Osmanlı Devleti için hem idari hem siyasi hem de diplomatik açıdan önemli bir sorun olmuştur. Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'na girmesi ile bu mesele çok farklı bir boyuta taşınmıştır. Savaş sürecinde yaşanan Tehcir hadisesi, günümüzde de güncelliğini koruyan birçok tartışmanın başlangıç noktasıdır. Bu çalışmada Birinci Dünya Savaşı sırasında, Türk ve Ermeni ilişkilerinin savaş koşullarında aldığı halin, İngiliz basınındaki yansımaları sistematik olarak incelenmiştir. Bu inceleme Ermeni Meselesi ve Tehcir konusunda yapılmakta olan bilimsel çalışmalara, basın tarihi bağlamında katkı sunmayı amaçlamaktadır. Gazete ve benzeri yazılı basın malzemeleri, tarihi olay ve olguların analizinde toplum psikolojisini anlamak bakımından değerli bir kaynaktır. Bu sebeple, araştırmanın temel unsuru olarak 1914 ve 1918 yılları arasında yayımlanmış olan İngiliz gazeteleri birincil kaynak olarak ele alınmıştır.
12 eylül 1980 sonrası Türkiye'den İngiltere'ye politik göç (1980-1989)
1980 öncesinde ağırlıklı olarak ekonomik gerekçelerle Avrupa'ya giden Türkiye kökenliler, gittikleri ülkelerde gözle görülür nüfusa erişmiş olmalarına rağmen, İngiltere'deki Türkiye kökenli nüfusun belirginleşmesi 12 Eylül 1980 sonrasındadır. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra, çoğunlukla Avrupa ülkeleri olmak üzere yaklaşık 30 bin kişi siyasi mülteci olarak başka ülkelere sığınmıştır. Bu rakamın bir kısmı da İngiltere'ye göç etmiştir. İngiltere'ye doğru 1980'li yıllar boyunca devam eden göç dalgası -kimi farklı katmanları da içinde bulundurmakla birlikte- Türkiye solunda yer alan çeşitli örgütlenmelerde politik faaliyetler yürütenler üzerinden sürmüştür. "12 Eylül" nedeniyle gerçekleşen bu göç dalgası, 1990'lı yılların başları itibariyle yavaşlamıştır, göç dalgası daha farklı bir dinamik üzerinde sürmüştür. Bu çalışma, 1980'li yıllarda siyasal nedenlerle İngiltere'ye göç edenlerin hem ilgili yıllar aralığındaki düşüncelerini hem de günümüzden kendi geçmişlerine dair değerlendirmelerini tespit etmeye yöneliktir. Bu çerçevede, İngiltere'de Türkiye kökenlilerin yoğun olarak ikamet ettikleri Londra başta olmak üzere, Cambridge, Cardiff, Bournemouth ve Coventry şehirlerinde nicel veriler için 187 kişiye dair bilgilerin elde edildiği 46 "hane halkı" soru kâğıdı uygulaması ve 378 "politik göçmen-kişi" soru kâğıdı uygulaması; nitel veriler için 81 yarı-yapılandırılmış mülakat, 22 yapılandırılmamış-derinlemesine mülakat ve 4 odak görüşme gerçekleştirilmiştir. Alandan toplanan veriler üzerinden ana sorunsala yönelik siyasal göç ve sürgünlerin arka planında yatan nedenler tespit edilmeye çalışılmış, göçmenlerin İngiltere'ye göç etme dönemlerinde sahip oldukları politik reflekslerinin yanı sıra siyasal, ekonomik, kültürel ve gündelik yaşamsal beklentilerinin tüm bu süreç boyunca geçirdiği evrim temel varsayımlar üzerinden analiz edilmeye çalışılmıştır.
İngiltere'deki birinci ve ikinci kuşak göçmenlerin psikolojik dayanıklılık ve madde kullanım özelliklerinin karşılaştırılması
Bu araştırmada örneklemimizi oluşturan birinci kuşak göçmenler, Türkiye'den göç etmiş ve Londra'da yaşamakta olan grubu temsil etmektedir. İkinci kuşak göçmenler ise Türkiyeli aileleri olmakla birlikte, İngiltere'de doğmuş büyümüş, on sekiz yaşından büyük ve Londra şehrinde yaşayan bireylerden oluşmaktadır. Göç ve göçün psikososyal etkileri üzerine yapılan pek çok araştırmada dikkati çeken en önemli konulardan biri olan göçmenin yeni çevreye uyum sağlamasının güçlü dinamiklerinden biri de psikolojik dayanıklılık olarak kavramsallaştırılmış olan kişilik özelliğidir. Çalışma, göçmenler konusunda dikkati çeken bir diğer konu olan sigara, alkol ve madde kullanımını da içerecek biçimde ele alınmıştır. Göç etmenin kuşaklar üzerindeki etkisini değerlendirmek amacı ile birinci kuşak ve ikinci kuşak göçmenlerin, sosyodemografik özellikleri ve psikolojik dayanıklılık düzeyine göre sigara, alkol ve madde kullanım özellikleri karşılaştırılmıştır. Bu araştırma kesitsel tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırmada katılımcılara uygulanmak üzere, bilgilendirilmiş onam formu, demografik anket formu; alkol, sigara ve madde kullanımı anket formu ve "Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği" (YPDÖ) kullanılmıştır. Çalışmaya katılanların sosyodemografik bilgileri incelendiğinde; birinci kuşak göçmen grubu 21 (%32,8)erkek, 43 (% 67,2) kadın katılımcıdan oluşurken; ikinci kuşak göçmen grubu 24 (%45,3) erkek, 29 (%54,7) kadın katılımcıdan oluşmaktadır. Yaş ortalamalarına bakıldığında ise birinci kuşak göçmenlerin yaş ortalaması 34,91±6,45;ikinci kuşak göçmenlerin ise 21,2±3,65 olarak saptanmıştır. Verilerin analizinde ki kare, bağımsız örneklemler t-testi, regresyon ve kovaryans analizi uygulanmıştır. Çalışma bulgularında iki göçmen grubu arasında sigara, alkol ve madde kullanımı bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Psikolojik dayanıklılık genel toplam puanları bakımından karşılaştırıldığında da iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır.
Karşılanmamış faiz oranı paritesi teorisi kapsamında ara kazanç ticareti (Carry Trade): Türkiye, BRICS, İngiltere ve ABD arasında karşılaştırmalı analiz
Bu tezde, Türkiye, BRICS, İngiltere ve ABD ülkelerinde gerçekleşen carry trade faaliyetinin temel belirleyicileri ve carry trade faaliyetlerinde meydana gelen ani bir çözülmenin söz konusu ülkelerin finansal ve makroekonomik değişkenleri üzerindeki etkileri, faiz oranları farkının ve küresel risk algısının yüksek ve düşük olduğu dönemler için incelenmiştir. Bu amaçla, ekonominin eşik değişkeninin değerine bağlı olarak farklı rejimlere ayrılmasına izin veren TVAR yönteminden yararlanılmıştır. Tezin sonucunda elde edilen bulgulara göre, faiz oranları farkının yüksek olduğu dönemde, carry trade faaliyetinin temel belirleyicilerinin Türkiye için faiz oranları farkı, BRICS ülkeleri için faiz oranları farkı, döviz kuru belirsizliği ve ülkelerin risk primi, gelişmiş ülkeler için faiz oranları farkı ve enflasyon oranları farkı olduğu; faiz oranları farkının düşük olduğu dönemde ise Türkiye ve BRICS ülkeleri için faiz oranları farkı ve enflasyon oranları farkının carry tarde faaliyetini arttırıcı, döviz kuru belirsizliği ve ülke riskinin ise azaltıcı birer unsur olduğu, gelişmiş ülkeler için ise, faiz oranları farkının carry trade faaliyetinin arkasındaki temel unsur olduğu tespit edilmiştir. Küresel risk algısının yüksek olduğu dönemde, gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde faiz oranları farkının carry trade faaliyetini arttırıcı bir unsur olduğu, gelişmekte olan ülkelerde enflasyon oranları farkının carry trade faaliyetini arttırıcı, döviz kuru belirsizliği ve ülke riskinin ise azaltıcı birer unsur olduğunu; küresel risk algısının düşük olduğu dönemde ise, gelişmekte olan ülkelerde faiz oranları farkı, enflasyon oranları farkı ve döviz kuru belirsizliği değişkenlerinin carry tarde faaliyetini arttırıcı, ülke riskinin azaltıcı etkilere sahip olduğu, gelişmiş ülkeler açısından ise carry trade faaliyetinin arkasındaki temel unsurun faiz oranları farkı olduğu görülmüştür. Carry trade pozisyonundaki ani bir çözülmenin finansal ve makroekonomik değişkenler üzerindeki etkilerine bakıldığında, faiz oranları farkının yüksek olduğu dönemde carry trade pozisyonunun ani bir şekilde tersine dönmesi durumunda Türkiye'de, diğer gelişmekte olan ülkelerin aksine, sadece faiz oranları farkı genişlediği belirlenmiştir. Bununla birlikte, BRICS ülkelerinde faiz oranları farkı ve enflasyon oranları farkının daraldığı, döviz kuru getirisi ve hisse senedi getirisinin azaldığı görülmüştür. Gelişmiş ülkelerde ise faiz oranları farkının genişlediği, döviz kuru getirisi ve hisse senedi getirisinin yükseldiği tespit edilmiştir. Faiz oranları farkının düşük olduğu dönemde ise, gelişmekte olan ülkelerde genel olarak, döviz kuru getirisini ve hisse senedi getirisini azalttığı, Türkiye ve Hindistan'da faiz oranları farkını genişletmesine, Rusya ve Güney Afrika'da ise faiz oranları farkının daralmasına yol açtığı; gelişmiş ülkelerde faiz oranları farkının genişlediği, döviz kuru getirileri ve hisse senedi endeks getirileri yükseldiği, bununla birlikte, İngiltere'de enflasyon oranları farkı daralırken, ABD'de genişlediği sonucuna ulaşılmıştır. Küresel risk algısının yüksek olduğu dönemde, faiz oranları farkının genişlediği, döviz kuru getirilerinin azaldığı, enflasyon oranları farkının daraldığı, gelişmiş ülkelerde faiz oranları farkının genişlediği, döviz kuru getirileri ve hisse senedi piyasaları getirilerinin yükseldiği görülmüştür. Küresel risk algısının düşük olduğu dönemde ise Türkiye ve Rusya'da faiz oranları farkının daraldığı, Brezilya ve Güney Afrika'da ise genişlediği, enflasyon oranları farkının daraldığı, döviz kuru getirileri ve hisse senedi getirilerinin ise azaldığı; gelişmiş ülkelerde faiz oranları farkının ve döviz kuru getirilerinin arttığı, İngiltere'de hisse senedi getirisi azalırken, ABD'de hisse senedi getirisi yükseldiği sonucuna ulaşılmıştır.
Fransa, İngiltere ve Türkiye'de ilköğretim yabancı dil öğretim programlarının karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı; Fransa, İngiltere ve Türkiye'de ilköğretim okullarında uygulanan yabancı dil öğretim programlarının karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Araştırmada, ülkelerin yabancı dil öğretim programlarını karşılaştırmak amacıyla betimsel model kullanılmıştır. Araştırmada, Fransa, İngiltere ve Türkiye'de ilköğretim okullarında uygulanan yabancı dil öğretim programlarının genel özellikleri, yapısı ve işleyiş, hedef ve davranışlar, içerik, öğretim süreçleri, değerlendirme sistemleri açısından benzerlikler ve farklılıklar belirlenmiştir. Veri kaynağı oluşturulurken amaçlı örnekleme tekniklerinden biri olan ölçüt örnekleme tekniği kullanılmıştır. Araştırma verilerinin elde edilmesinde nitel veri toplama yöntemlerinden doküman incelemesi tekniği kullanılmış, verilerin analizinde ise betimsel analiz yöntemi kullanılarak veriler karşılaştırılmıştır. Araştırmanın sonucunda ilköğretim yabancı dil öğretim programlarında farklı yöntem, teknik ve stratejilerin kullanıldığı gözlemlenmiştir. Ayrıca yabancı dil öğretimi sürecinde tek bir yöntemin yeterli olmadığı, bu süreçte takip edilen öğretim programları başta olmak üzere öğretmen eğitimi, materyal seçimi, ders kitapları ve yabancı dil öğrenmeye başlama yaşı gibi faktörlerinde etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Yabancı dil öğretim programı, yabancı dil eğitimi, karşılaştırmalı eğitim, Fransa, İngiltere, Türkiye.