Occupational health and safety
91 theses under this subject heading
Deniz yolcu taşımacılığı iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları: Risk değerlendirmesi ve önleyici tedbirler
Bu tez çalışması, yolcu gemilerinde hem çalışanların hem de yolcuların karşılaştığı iş sağlığı ve güvenliği (İSG) risklerini belirlemeyi ve bu tehlikeleri kaynağında yok etmeyi veya en aza indirmeyi amaçlamaktadır. Gemilerin dar kullanım alanlarına sahip olması, değişken hava koşulları ve yolcuların acil durum eğitimlerinin bulunmaması, denizdeki güvenlik yönetimini karadaki iş yerlerine kıyasla çok daha zorlu ve önemli hale getirmektedir. Araştırmada tehlikelerin büyüklüğünü ve önceliğini belirlemek için olasılık, frekans ve şiddet unsurlarını temel alan "Fine-Kinney" adlı matematiksel bir yöntem kullanılmıştır. Gemilerdeki riskler fiziksel, kimyasal, biyolojik, ergonomik ve psikososyal olarak beş grupta incelenmiş; ulusal yasalar ve uluslararası denizcilik sözleşmeleri (SOLAS, ISM Code) temel alınarak çeşitli analizler yapılmıştır. Yapılan vaka değerlendirmelerinde; hareketli rampalardan düşme, kimyasal toksik boya kullanımı, ortak alanlardaki enfeksiyon yayılımı, dar alanlarda yük kaldırmaya bağlı fiziksel zorlanmalar ve kalabalık yönetiminin yarattığı zihinsel stres gibi sektördeki tehlikeler değerlendirilmiştir. Çözüm aşamasında sadece kişisel koruyucu ekipmanlara (baret, eldiven vb.) güvenmenin yetersiz kalacağı vurgulanarak, kazaları engellemenin en kalıcı yolunun Risk Kontrol Hiyerarşisi ilkeleri doğrultusunda tehlikeyi kaynağında yok etmek (örneğin takılmaya sebep olan atıl mapaların sökülmesi) veya daha zararsız olanla değiştirmek (örneğin su bazlı boya kullanmak) olduğu kanıtlanmıştır. Sonuç olarak araştırma; çalışanlara iş sağlığı ve güvenliği alanında eğitimler verilerek desteklenmelerini, statik evraklar yerine dinamik risk analizlerinin yapılmasını ve sivil yolcuların tahliyesini de kapsayan gerçekçi acil durum tatbikatlarının düzenlenmesini önererek denizcilik sektörüne insan odaklı bir güvenlik vizyonu sunmaktadır.
Trakya Bölgesi'nde faaliyet gösteren ve BİST sürdürülebilirlik endeksinde yer alan şirketlerin incelenmesi
Bu çalışmada, sürdürülebilirlik, döngüsel ekonomi ve simit ekonominin gelişimine yer verilmiştir. Bu bağlamda, BIST Sürdürülebilik Endeksi'nde yer alan ve Trakya Bölgesi'nde faaliyet gösteren şirketlerin sürdürülebilirlik raporları incelenmiştir. Raporlarda yer alan sosyal ve çevresel performans göstergesi bulgularına iki ayrı başlık altında yer verilmiştir. Sosyal performans göstergelerinde, kadın ve erkek çalışan sayısı, iş sağlığı ve güvenliği eğitimi ve diğer eğitimler yer alırken, çevresel performans göstergelerinde, sera gazı salımı, enerji tüketimi ve su tüketimi bulguları yer almaktadır. Araştırma hedefi, sosyal ve çevresel performans göstergelerinin sürdürülebilirlik ve döngüsel ekonomi prensipleriyle nasıl ilişkilendirilebileceğini anlamaktır.
Elektrik yapım işi sektörü için analitik hiyerarşi süreci, analitik ağ süreci ve bulanık mantık yaklaşımları ile risk değerlendirmesi: Bir firma örneği
Bu çalışmada elektrik yapım işi sektöründe faaliyet gösteren bir firmanın; Analitik Hiyerarşi Süreci, Analitik Ağ Süreci ve Bulanık Fine-Kinney yöntemleri ile tehlike kategorileri önceliklendirilmeye çalışılmıştır. Analitik Hiyerarşi Süreci ve Analitik Ağ Süreci yöntemlerinde SuperDesicion paket programı kullanılmış, Bulanık Fine-Kinney metodu için ise Fuzzy Logic kullanılmıştır. Önce Analitik Hiyerarşi Süreci ve Analitik Ağ Süreci sonuçları birbirleriyle karşılaştırılmış, ardından klasik Fine-Kinney metodundan elde edilen verilerle bulanık Fine-Kinney metodundan elde edilen veriler karşılaştırılmıştır. Nihayetinde bu yöntemlerin tümü bir arada değerlendirilerek, karar vericiye mevcut tehliklerin hangilerine öncelik verilmesi konusunda öneride bulunulmuştur. Tüm yöntem sonuçları birbirleriyle karşılaştırıldığında bulanık Fine-Kinney yönteminin en uygun sonuç ürettiği kanısına varılmış ve Elektrik kategorisindeki tehlikelerin öncelikli olarak ele alınarak giderilmesi gerektiği kanısına varılmıştır. Anahtar kelimeler: İş Sağlığı ve Güvenliği, Analitik Hiyerarşi Süreci, Analitik Ağ Süreci, Bulanık Mantık, Bulanık Fine-Kinney, Risk Değerlendirmesi.
Yeni kamu işletmeciliği bağlamında Türkiye'de iş sağlığı ve güvenliği denetiminin değerlendirilmesi: İş Teftiş Kurulu Başkanlığı model önerisi
Bu çalışmada, mal veya hizmet üretim süreçlerinde kullanılan çalışma alanlarını iş sağlığı ve güvenliği kapsamında denetleyerek düzenleyici rol oynayan İş Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın mevcut denetim sistemini, kamu yönetimi alanında yaşanan değişim ve dönüşüm neticesinde ortaya çıkan "Yeni Kamu İşletmeciliği" yaklaşımının ilkeleri çerçevesinde değerlendirmek ve bu yönde önerilerde bulunmak amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, İş Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın iş sağlığı ve güvenliği denetimlerinin 2007-2017 yılları arasındaki etkinlik düzeyleri "Veri Zarflama Analizi", "Analitik Hiyerarşi Süreci" ve "TOPSIS" yöntemleriyle ölçülerek değerlendirmeler yapılmış; ardından etkin olmayan yılların, etkin olmama nedenleri ve etkin olabilmeleri için girdi veya çıktılar üzerinden hangi değişikliklerin yapılması gerektiği analiz edilmiştir. Böylece kısıtlı kaynaklara sahip olan devletin, iş sağlığı ve güvenliği denetimi işlevini yerine getirirken bu kaynakların dağılımını etkinliği arttıracak şekilde yapması hedeflenmiştir. Yapılan araştırma neticesinde elde edilen bulgular ve sonuçlar değerlendirilerek, İş Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın mevcut denetim sisteminin etkinliğini arttıracak şekilde iyileştirilmesi için yeni model önerisinde bulunulmuştur.
Kırıkkale ilinde çalışan minibüs şoförlerinin iş sağlığı ve güvenliği koşulları ile iş-yaşam dengesi
Kesitsel tipteki bu çalışma ile Kırıkkale ilinde çalışan minibüs şoförlerinin iş sağlığı ve güvenliği ile ilişkili çalışma koşulları ayrıca iş yaşam dengesi düzeyinin saptanması amaçlanmıştır. Veriler 2022 yılı Mayıs- Temmuz aylarında yüz yüze anket uygulaması ile toplanmış, 339 minibüs şoföründen 280 çalışmaya katılmıştır (%82,6). Çalışma grubunun tamamı erkek, yaşlarının ortalaması 45,92 yıldır, %40,9'u 20 yıldan fazla süredir minibüs şoförü olarak çalışmaktadır. %34,3'ü sosyal güvencesi olmadan çalıştığını, %38,9'u minibüs şoförü olarak çalışmaya başladıktan sonra genel sağlık durumunun kötüleştiğini belirtmiştir. %54,3'ü günde 14 saatten fazla çalışmakta, %65,0'ı gece çalışması yapmaktadır. %46,6'sı minibüs şoförü olarak çalışırken şiddete maruz kaldığını belirtmiştir. Şiddete maruz kalan katılımcılar arasında en sık maruz kalınan şiddet türünün sözel şiddet olduğu, yapılan regresyon modeline göre minibüs şoförü olarak çalışma süresi arttıkça 1,031 kat (GA: 1,004-1,059), gece çalışması yapanlar diğerlerine göre 1,97 kat (GA: 1,144-3,422), yolcularla iletişim sorunları yaşayanlar diğerlerine göre 4,26 kat (GA: 1,047-17,347) daha sık şiddete maruz kalmaktadırlar. Aile gelirinin yetersiz ve iş yükünün yoğun olduğunu belirten, öğünlerini atlayan veya zamanında yiyemeyen, yoğun trafik, trafik kurallarına uymayan sürücüler, gürültü, motor titreşimi, egzoz gazına maruz kalma, sürekli aynı pozisyonda oturarak çalışma nedeniyle sorun yaşayan, yorgunluk veya bitkinlik nedeniyle araç kullanmakta zorluk yaşayan, sosyal güvencesi olmayan, gece çalışması yapan, uyku sorunu yaşayan, yakın çevresine yeteri kadar vakit ayıramayan katılımcıların iş-yaşam dengesi ölçek toplam puanının daha düşük olduğu saptanmıştır. Minibüs şoförlerinin uygun çalışma koşullarında çalışması için sorunlar ayrıntılı tespit edilmeli, sağlıklı yaşam uygulamaları teşvik edilmeli, minibüs şoförlerinin ihtiyaç ve talepleri göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Sözcükler: Minibüs şoförü, İş Sağlığı ve Güvenliği, Çalışma Koşulları, İş-yaşam dengesi
Depoculuk sektöründe depo kurulumu öncesi alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği önlemleri
Lojistik hizmetlerinin bir parçası olan depolama süreçleri, tüm imalat ve hizmet sektörlerinin başarısının çok önemli bir parçasıdır. Bu süreçte iş güvenliğinin sağlanması Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın denetimi altındadır. Depolama sektöründe iş sağlığı ve güvenliğini içeren birçok çalışma yapılmakla birlikte, depolama sektöründe faaliyete başlamadan önce ileride oluşması muhtemel olumsuzlukların, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önüne geçebilmek adına yapılan çalışmalar kısıtlıdır. Bu çalışmada öncelikle lojistik operasyonunun depolama süreçlerinde meydana gelen kazalarda elde edilmiş verilere dayanarak bu kazaların önüne geçilebilmesi için depo inşa süreçlerinde alınabilecek tedbirler ele alınmaya çalışılmıştır. Depolama alanlarının tesisi aşaması sıradan inşaat süreçleri olarak düşünülmemelidir. Nitekim inşaat aşamasında lojistik sektörünün en önemli unsurlarından depolama alanlarının faaliyet alanına uygun şekilde tasarlanması, başta iş kazaları olmak üzere güvenli çalışma alanlarının inşaat aşamasının başından ele alınması gerekmektedir. Acil durumlar, yangın güvenliği, parlama ve patlama tedbirleri, raf güvenliği, güvenli zemin, elle taşıma, güvenli ekipman kullanımı, elektrik güvenliği, trafik düzenlemesi bu unsurlardan bazılarıdır. Çalışmamızda, depo inşa süreçlerindeki iş sağlığı ve güvenliğinin yanı sıra inşa süreci sonrası faal bir depoda iş sağlığı ve güvenliğini sağlayacak unsurların belirlenmesi amaçlanmıştır.
Yüksekte yapılan çalışmalarda kişisel koruyucu donanımlar ve sınırları
Ülkemiz de ve tüm dünya da endüstriyel tesislerde yapılan her türlü çalışmalarda "iş güvenliği" birinci öncelik olmak durumundadır. Bu durum hem ulusal hem de uluslararası mevzuatlarda da yer almaktadır. Bu nedenle de çalışma alanında yapılacak her türlü iş için gerekli iş güvenliği önemlerinin alınması büyük önem arz etmektedir. Alınan her türlü önlem o alanda görev yapan çalışanları korumak, işletmeyi ve üretimin güvenliğini sağlamaktır. Ayrıca iş güvenliği kendine özgü konuları, kuralları, teorileri, temel ilkeleri olan bir çalışma alanı haline gelmiştir. Bu ilke ve yasalar olayların doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Yaşanılan ve olası yaşanabilecek olan iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle; çalışanlar, işletme ve çevre zarar görecektir. Bugün iş kazalarının neden olduğu kayıpların boyutu konunun ulusal ve uluslararası düzeyde ele alınmasını gerektirmektedir. Özellikle de çalışma sektörlerine göre irdelendiğinde birçok farklı konu ortaya çıkmaktadır. Yüksekte çalışma adımı da bu işlerin başında gelmektedir. Bu anlamda baktığımızda; petrol endüstrisi arama, sondaj, üretim, rafineri ve taşıma, inşaat, sanayi, kimya, maden ve enerji sektörü gibi farklı sektörlere ayrılabilmektedir. Özellikle petrol, maden ve enerji endüstrisinin uluslararası niteliğinin olmasına rağmen iş güvenliği çalışmaları ülkelerin sosyo-ekonomik politik ve coğrafi özelliklerine göre farklılıklar göstermektedir. Özellikle, iş kazaları ve meslek hastalıklarına bağlı olarak her yıl kayıt altına alınabilen istatistiklere göre on binlerce sigortalı ve sigortasız çalışan yaşamını kaybetmekte, sakat kalmakta ya da uzunca süre iş yaşamından kopmaktadır. Bu temel gerçekler ve yaklaşımlardan hareketle, iş sağlığı ve güvenliğinin küresel boyutta bir sorun ve düzenlenmesi gereken bir alan olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Güvenli ve sağlıklı bir iş ortamının sağlanması ve teşvik edilmesi, alınacak tedbirler ve yasal düzenlemelerle ülkelerde bu bakımdan etkin bir kültürel altyapı oluşturulması öncelik olmalıdır. Buna karşın, günümüzde; devletlerin, ülkesel ölçekte faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin ve uluslararası konuya özgü oluşmuş birliklerin ilgi artış hızı olması gerekenden düşük olsa da, temel hedef; iş yaşamının, sağlık ve güvenlik açısında çalışılabilir alanlara dönüştürülmesidir. Bu alanların tamamında yüksekte çalışma yapıldığından söz etmek mümkündür. Bu nedenle bu çalışma da iş kolları farklılık gösterse de ortak olan yüksekte çalışma konusunun ulusal ve uluslararası mevzuatlardaki yerini, farklılıkların neler olduğu ve ortak olan aşamaların da belirlenip, genel bir yüksekte çalışma da iş güvenliği ifadesi ortaya koymaktır. Günümüzde ulaşılan bilimsel ve teknolojik seviye, etik anlayışı ve farkındalık birlikte değerlendirildiğinde, "sıfır iş kazası", "sıfır meslek hastalığı" teorik olarak erişilebilir bir hedeftir. Bugün, örneğin inşaat alanlarının girişinde bir slogan olarak bu hedefin sıklıkla görsel bir mesaj olarak yer alması, bu uzak hedef için bir amaç birlikteliğinin oluştuğunu, en azından söylem bazında geçerlilik kazandığını göstermektedir. Bu noktada konuya, sektörel esaslı yaklaşmak ve her sektörün kendisine has tehlike envanterlerinin ele alınarak eğitim ve bilinçlendirme faaliyetlerinin yönlendirilmesi doğru adım olacaktır. Sektörel derinleşme sayesinde, sektörel istatistiklerin de varlığına bağlı olarak ilerleme kaydedilip kaydedilmediğinin kontrolü mümkün olacaktır. Mesleki yeterlilik eğitimlerin çeşitlenen saha koşullarına uyumlu hale getirilmesi ve sık tekrarlı uygulamalarla pekiştirilmesi devlet önlemleriyle ele alınmalıdır. Ülkemizde son yıllarda özellikle maden ve inşaat alanındaki çalışanlar için mesleki yeterlik zorunluluğu getirilmiştir. Yüksekte çalışma birçok sektör için ortak bir tehlike tanımıdır. Bu konuda her düzeyde bilinçli mühendislerin yetiştirilmesi ve ilgili müfredatın uygulamalarla zenginleştirilmesi orta ve uzun vadede ülkesel bazda büyük faydalar getirecektir.
İş ortamında sağlık odaklı liderliğin niteliksel analizi: Türkiye – Almanya örneklemi
Bu tez çalışmasıyla yapı sektöründeki iş kazalarının önüne geçmek için firmalardaki iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının iş güvenliği kültürüne dönüşme aşamasında iş ortamında sağlık odaklı liderliğin düzeyi ölçülmeye çalışılmıştır. Unutulmamalıdır ki liderlerin ve çalışanların sahiplenmediği bir faaliyetin firma içerisinde hayat bulması beklenemez. 2012 yılında yayınlanan "6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun ve beraberinde çıkartılan yönetmeliklerin bir anda firmalarda eksiksiz uygulanabilmesi çok kolay olmamaktadır. Bu yeni mevzuat düzenlemelerine karşı öncelikle direncin kırılması sonrasında sürecin kabullenilmesi ve içselleştirilmesi firmaların ortak izlediği bir süreç olarak karşımıza çıkmakta ve iş güvenliği kültürünün ve sağlık odaklı liderliğin kurum içerisinde olgunlaşmasına sebep olmaktadır. Bu çalışma ile iş hayatında iş güvenliği kültürüne katkıda bulunulması ve iş kazalarını önlemede iş ortamında sağlık odaklı liderliğin iş ortamında yaşa özgü özelliklerinin ve etkisinin incelenmesi, öteki yandan iş kazaları hakkında gelecekte araştırma yapacak tüm bilim insanlarının çalışmalarına ışık tutmaya yardımcı olmak amaçlanmıştır.
Yargıtay kararları ışığında iş sağlığı ve güvenliği önerileri
İş sağlığı ve güvenliği işçileri çalıştıkları iş yerlerinde karşılaşabilecekleri tehlike ve risklerden korumak, faaliyetlerinin sürdürülebilmek, aynı zamanda verimli ve etkin iş ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Bu çalışma iş sağlığı ve güvenliği kavramını, 6331 Sayılı Kanun'u açıklamış, Türkiye'de inşaat, madencilik, eğitim, mobilya, balıkçılık ve başka sektörlerdeki durumu incelemiş, tehlike ve riskler araştırılmış olup, iş kazaları sonucu açılan davalar incelenmiştir. Yargıtay'ın iş sağlığı ve güvenliği alanındaki vermiş olduğu kararlar incelenmiş olup bu kararlar ışığında iş sağlığı ve güvenliği önerilerini ortaya koymuştur.
Aile sağlığı merkezi çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği açısından psikososyal etkilerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, aile sağlığı merkezlerinde görev yapan sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği kapsamında yaşadıkları psikososyal etkileri incelemek ve bu etkilerin sessiz istifa eğilimleri üzerindeki ilişkisini ortaya koymaktır. Nicel araştırma yöntemi benimsenen çalışmada betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, İstanbul sınırlarında görev yapan toplam 221 aile sağlığı çalışanı (doktor, hemşire, ebe ve diğer sağlık personeli) oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından uyarlanan "Sağlık Çalışanları İçin Sessiz İstifa Ölçeği" ile "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Levene homojenlik testleri ve Pearson korelasyon analizleri uygulanmıştır. Bulgulara göre, sağlık çalışanlarının sessiz istifa düzeyleri genel olarak orta düzeyde bulunmuştur (𝑋̄ = 2.91). Alt boyutlar incelendiğinde, mobbing algısının (𝑋̄= 3.65) diğer boyutlara kıyasla daha yüksek olduğu saptanmıştır. Cinsiyet değişkenine göre kadın çalışanların mobbing algılarının erkeklere oranla anlamlı biçimde daha yüksek olduğu (p < .05), meslek değişkenine göre ise ebeler ve hemşirelerin diğer çalışanlara kıyasla daha fazla mobbing algıladığı belirlenmiştir. Buna karşılık yaş, medeni durum, eğitim düzeyi ve kıdem yılı değişkenleri açısından anlamlı fark bulunmamıştır. Korelasyon analizi sonuçları, mobbing algısı ile sessiz istifa eğilimi arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğunu (r = .648, p < .01), ayrıca kişisel düşünce alt boyutunun sessiz istifa davranışının en güçlü yordayıcısı olduğunu göstermektedir (r = .965, p < .01). Bu sonuçlar, sessiz istifa davranışının hem bireysel hem de örgütsel faktörlerle ilişkili çok boyutlu bir olgu olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, aile sağlığı çalışanlarının sessiz istifa eğilimlerinin en önemli belirleyicilerinin bireysel düşünce süreçleri ve mobbing algısı olduğu belirlenmiştir. Araştırma bulguları, sağlık kurumlarında psikososyal risklerin sistematik olarak izlenmesi, örgütsel iletişim kanallarının güçlendirilmesi ve kadın çalışanlara yönelik destekleyici politikaların geliştirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.
Sağlık sektöründe iş sağlığı ve iş güvenliği üzerine risk analizi
Türkiye'de ve dünya genelinde iş sağlığı ve güvenliği (İSG) alanında sürekli iyileşmeler yaşanmaktadır. Türkiye özelinde değerlendirildiğinde, uygulamaya konulan yasal düzenlemeler ve yürütülen çalışmalar sayesinde özellikle ölümlü iş kazalarında geçmiş yıllara kıyasla önemli bir azalma olduğu görülmektedir. Bu çerçevede, çok sayıda personelin görev yapması ve yüksek risk potansiyeli barındırması nedeniyle hastaneler, İSG uygulamaları açısından diğer sektörlere göre daha kritik bir öneme sahiptir. Hastanelerde etkin şekilde yürütülen İSG çalışmaları, iş kazalarının azaltılması ve ölümlerin önlenmesinde doğrudan rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'nin Tekirdağ ili Çerkezköy ilçesinde faaliyet gösteren, isminin paylaşılmasına kurum yetkililerince izin verilmeyen özel bir hastanede uygulamalı bir risk analizi gerçekleştirmektir. Çalışma kapsamında, hastane genelinde çalışan personelin karşı karşıya kalabileceği, iş kazalarına ve hatta ölümlere neden olabilecek tüm potansiyel riskler sistematik bir yaklaşımla belirlenmiştir. Tespit edilen bu riskler, ciddiyet derecelerine göre sınıflandırılarak değerlendirilmiş; her birine yönelik geliştirilen önleyici ve iyileştirici tedbirler ayrıntılı biçimde analiz edilmiştir.
Üniversite akademik personelinin iş sağlığı ve güvenliği açısından farkındalık düzeyinin araştırılması (Bayburt Üniversitesi örneği)
İş Sağlığı ve Güvenliği(İSG); çeşitli endüstri ve faaliyetlere özgü olarak tıp, psikoloji, eğitim, toksikoloji, ergonomi, fizik, kimya, ekonomi, hukuk, teknoloji gibi bilimsel alanlarla ilgili konulara temas eden geniş kapsamlı ve çok disiplinli bir kavramdır. Mesleki gelişimin yanı sıra sosyal ve kültürel gelişimin sağlanmasında önemli bir yere sahip olan üniversiteler derslik, laboratuvar, atölye, ofis, kütüphane, sağlık-kültür-spor faaliyetlerinin gerçekleştirildiği ortamları bünyesinde barındırmaktadır. Bu ortamlar öğretim elemanları ve öğrenciler tarafından yoğun olarak kullanılmaktadır. Bu sebeple bu ortamlarda iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının yerine getiriliyor olması ve çalışanlarda iş sağlığı ve güvenliği farkındalığının olması bu ortamların kullanıcılar açısından sağlıklı ve güvenli olmasına katkı sağlamasının yanında üniversitelerden mezun olan öğrencilerin mesleki yaşamlarında iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarına önem vermesine olumlu yansıyacaktır. Akademik personelin iş sağlığı ve güvenliği farkındalığının ölçülmesi amacıyla yapılan bu araştırma betimsel bir alan çalışması olup, nicel araştırma tekniklerinden kaynak tarama ve anket yöntemleri kullanılmıştır. Literatür araştırması yapılıp uzman görüşü alınarak geliştirilen İş Sağlığı ve Güvenliği Farkındalık Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeğin güvenirliği Cronbach's Alpha (α) =0,934 olarak ölçülmüştür. Anket uygulaması, Bayburt Üniversitesi'nin farklı birimlerinde görev yapan akademik personelle online olarak yapılmıştır. Ankette, katılımcıların demografik özelliklerini belirleyen 10 sorunun yanında iş sağlığı ve güvenliği açısından farkındalıklarını belirlemeye yönelik 50 ölçek maddesinden oluşmaktadır. Çalışma sonucunda çalışanların farklı demografik (yaş, cinsiyet, medeni durum, görev, unvan ve deneyim süresi gibi) özelliklerine göre İSG konusundaki bilgi ve farkındalık düzeyleri tablolar halinde gösterilmiştir.
COVİD-19 pandemisi öncesi ve sonrası tıbbi atık verilerinin incelenmesi
Nüfusun ve kentleşmenin artması, toplumsal refah düzeyinin artışı, teknolojinin gelişmesi, satın alma gücünün artması, tüketim alışkanlıkları ve davranışlarının artması, hizmetlerde lüks ve kalite arayışı atık miktarını artırmaktadır. Bu çalışma, ayrı atık toplama ve azaltma stratejileri ile Trabzon İl Ambulans Servisi ve Toplum Sağlığı Merkezleri'nin atık yönetimini ve bu kurumlardaki atık miktarı ve dağılımına Covid-19'un etkisini incelemektedir. Covid-19 enfeksiyonunun atık miktarına ve dağılımına etkisini incelemek için ülkemizde Covid-19 enfeksiyonunun ilk görüldüğü 2020 yılı ile önceki ve sonraki yılların verileri karşılaştırılmıştır. Trabzon İli Ambulans Servisinde, ülkemizde ilk Covid-19 vakasının görüldüğü yıl olan 2020 yılında öncesi ve sonrası yıllara göre daha fazla tıbbi atık miktarı (8641 kg) ortaya çıkmıştır. Toplum Sağlığı Merkezinde ise 2020 yılında oldukça fazla artış gösteren tıbbi atık miktarı, en fazla 2021 yılında tıbbi atık miktarı (5350 kg) ortaya çıkmıştır.
Metal eklemeli tasarım üretim uygulama ve araştırma merkezinde bulanık mantık tabanlı risk analizi
Eklemeli üretim teknolojinin gelişmesiyle birlikte önem kazanmış ve yaygınlaşmaya başlamıştır. Yeni bir teknoloji olan eklemeli üretim kendine özgü spesifik riskler barındırmaktadır. Bu çalışmada hem bu risklerin tespiti hem de geleneksel risk analiziyle bulanık mantık tabanlı risk analizi ile değerlendirilip karşılaştırılması yapılmıştır. Bulanık mantık risk analizi yapay zekanın bir alt dalı olup mutlak derecelendirme yerine dereceler arası geçişte oluşacak belirsizliği de hesaba katarak daha etkili çözümler sunmaktadır. Birçok sektörde başta robotik, finans, uzay, medikal alanlarında kullanılmaktadır. İş sağlığı ve güvenliğinde bulanık mantık üzerine bir takım çalışmalar yapılsa da uygulamada hala neredeyse kullanılmamaktadır. Bulanık mantığın avantajlarının risk analizinde de kullanılması, daha geçerli bir risk analizi yaparak kazaların azaltılması, iş sağlığı ve güvenliğinde bulanık mantığın yaygınlaşması ve gelişmesi amaçlanmıştır.
İş güvenliği uzmanlarının kültürel zekâ düzeylerinin iş güvenliği hizmetleri uygulamalarına etkisi
İş sağlığı ve güvenliği, işyerinde meydana gelebilecek çalışanlar ve işyerinde bulunan diğer bireyleri olumsuz yönde etkileyebilecek durumların ortadan kaldırılması veya en aza indirilmesi için yapılması gereken tüm faaliyetleri içermektedir. İşyerinde iş sağlığı güvenliği faaliyetleri iş güvenliği uzmanı aracılığıyla yapılmaktadır. Kültürel zekâ farklı kültürel ortamlardaki bireylerin birbirlerini anlama kabiliyetidir. Kültürel zekâ düzeyi yüksek olan iş güvenliği uzmanı işyerinde var olan tehlikeleri ve aktarılması gereken bilgileri diğer işyeri paydaşlarına çok rahat aktarmakta ve onlardan gelen dönütleri çok rahat anlayıp yorumlamaktadır. Karma araştırma yöntemlerinin kullanıldığı ve nicel araştırma yöntemlerinden betimsel tarama yöntemi ile gerçekleştirilen bu araştırma, Türkiye genelinde İSG-KATİP 'e kayıtlı 329 iş güvenliği uzmanının katılımıyla gerçekleşmiştir. Araştırmada "İş Güvenliği Uzmanının Görevleri Ölçeği" ile "Kültürel Zekâ Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda Kültürel zekânın iş güvenliği hizmetleri uygulamalarını %49 (β=.49, p=.000) oranında orta düzeyde olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. Son bölümde ise iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin daha iyi yürütülebilmesi için iş sağlığı güvenliği hizmetleri uygulayıcılarına önerilerde bulunulmuştur.
İş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinde sanal gerçeklik uygulamaları kullanılarak çalışanlarda farkındalık oluşumunun incelenmesi: Liman sektörü çalışması
Bu çalışma, iş sağlığı ve güvenliği eğitiminde sanal gerçeklik (VR) teknolojisinin etkinliğini araştırmaktadır. Araştırmanın temel amacı, VR eğitiminin iş sağlığı ve güvenliği bilgi düzeyini artırma ve motivasyonu yükseltme potansiyelini değerlendirmektir. Araştırma, yangın güvenliği konusunda yapılan bir deney üzerine odaklanmıştır. Bu araştırmada, deneysel bir yöntem kullanarak veri toplanmıştır. Katılımcılar rastgele iki gruba ayrılmış ve bir grup VR tabanlı eğitim alırken diğer grup geleneksel sunum tabanlı eğitim almıştır. Her iki grup da iş sağlığı ve güvenliği bilgi düzeyini ölçmek için öncesi-sonrası testlerden geçirilmiştir. Ayrıca katılımcıların motivasyon seviyeleri de ölçülmüştür. Araştırmanın bulguları, VR eğitimi alan katılımcıların yangın güvenliği konusundaki bilgi düzeylerinin ve motivasyon seviyelerinin, geleneksel sunum tabanlı eğitim alan katılımcılara göre daha yüksek olduğunu göstermektedir. VR eğitimi, katılımcılara gerçekçi bir simülasyon deneyimi sunarak, işyeri tehlikeleriyle etkileşimde bulunma ve riskleri anlama fırsatı sağlamaktadır. Bu da bilginin daha etkili bir şekilde öğrenilmesine ve katılımcıların motivasyonunun artmasına yardımcı olmaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma VR eğitiminin iş sağlığı ve güvenliği eğitiminde etkili bir araç olduğunu göstermektedir. VR eğitimi, bilgi düzeyini artırma ve motivasyonu yükseltme potansiyeliyle katılımcılara gerçekçi bir deneyim sunmaktadır. Ancak, daha fazla araştırma yapılması ve diğer iş sağlığı ve güvenliği konularında da VR'ın etkinliğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın bulguları, iş sağlığı ve güvenliği eğitimi alanında uygulama ve politika geliştirme açısından önemli bir katkı sağlamaktadır.
Ankara Büyükşehir Belediyesinde COVID-19 geçirmiş çalışanların hastalık süreçleri ve işe dönüş deneyimlerinin değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmanın amacı COVID-19 geçirmiş Ankara Büyükşehir Belediyesi çalışanlarının COVID-19 geçirdikten sonra iş hayatına dönüşte zorlanma durumu, izolasyon dönemi sonrasında çevreden suçlayıcı tutum hissetme durumu ve COVID-19 geçirdikten sonra psikolojik yardım ihtiyacı durumunu ve ilişkili etkenleri değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma kesitsel tipte olup, Eylül 2021- Şubat 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evreni, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından alınan bilgiler doğrultusunda, Ankara ilinin çeşitli ilçelerinde bulunan COVID-19 geçirmiş 4400 Ankara Belediyesi çalışanıdır. Minimum örneklem büyüklüğü 216 hesaplanmış, çalışma grubunu araştırmaya katılmayı kabul eden 222 kişi oluşturmuştur. Veri toplama formu COVID-19 geçirmiş belediye çalışanlarına kurumları tarafından çevrimiçi olarak iletilmiş olup, kişisel ve sosyal özellikler ile ilgili bir bölüm (10 soru) ve kişinin hastalık ve işe dönüş deneyimleri ile ilgili bir bölümü (47 soru) içererek toplamda 57 sorudan oluşmaktadır. Soruların hazırlanışında bir ölçek kullanılmamış olup, COVID-19 geçirmiş kişiler üzerinde yapılmış çeşitli çalışmalar ve COVID-19'u psikososyal açıdan ele alan ölçeklerin sorularından yararlanılmıştır. Araştırma için Sağlık Bakanlığı Bilimsel Araştırma Platformundan, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü Etik Kurulundan ve Ankara Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Daire Başkanlığından gerekli izinler alınmıştır. Verilerin analizinde SPSS 21.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Çalışmada elde edilen sayısal ve kategorik verilerin tanımlayıcı istatistikleri analiz edildi ve sayısal parametreler medyan veya ortalama±SS, kategorik değişkenler ise frekans ve yüzde şeklinde ifade edilmiştir. Sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluk değerlendirmesi için Kolmogrov-Smirnov testi, histogram analizleri ve skewness/kurtosis verileri kullanılmıştır. Sayısal parametrelerin gruplar arası homojenite özelliklerinin analizi için Levene's Testi kullanılmıştır. Normal dağılım özelliği gösteren parametreler için bağımsız iki grubun karşılaştırılması için bağımsız t-testi, normal dağılım özelliği göstermeyen parametreler için ise Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. İkili ilişkilerin ve modellemelerdeki analizlerin doğruluğu Hosmer-Lemeshow Testi ile doğrulanmıştır. İkili kategorik grupların birbiri ile ilişkisinin analizi için Ki-kare veya Fisher's Exact testleri kullanılmıştır. Anlamlı fark saptanan değişkenlerde ikili lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Çalışmanın tümünde tip-I hata oranı %5 olarak baz alınmış ve p<0,05 değeri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırma kapsamındaki katılımcıların yaş ortalaması 37,7±7,2 olup, %78,4'ü erkek, %65,1'i bekardır. Katılımcıların %49,6'sı lisans/lisansüstü mezunu olup, en büyük grubu EGO Genel Müdürlüğü'ne (%16,7) bağlı çalışanlar oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan kişilerin %22,1'i kronik bir hastalığı olduğunu bildirirken bu oran psikiyatrik hastalıklar için %5 olmuştur. Katılımcıların %38,5'i bulaş kaynağı olarak iş ortamını belirtirken, %12,2'si hastalandıkları dönemde COVID-19 servisinde yatarak tedavi görmüştür. Ayrıca katılımcıların %55'i evde izolasyonda sorun yaşadığını veya zorlandığını belirtirken, %59,9'u COVID-19 sürecinde doğru ve kapsamlı bilgiye ulaşmada zorlandıklarını bildirmiştir. Katılımcıların %47,4'ü COVID-19 enfeksiyonu sonrasında iş hayatına dönüşte zorlandıklarını bildirmiştir. Kadınlarda işe dönüşte zorlanma ihtimalinin erkeklere oranla 1,96 kat daha fazla olduğu (B=0,677, OR=1,96, p=0,04), hastanede yatarak tedavi alan kişilerin hastanede yatmayanlara oranla 3,69 kat daha fazla zorlandığı (Exp(B)=3,69, p=0,005) ve pandemi döneminde gelir kaybı yaşayanlarda işe dönüşte zorlanma ihtimalinin 1,78 kat yüksek olduğu (B=0,580, OR= 1,78, p=0,03) görülmüştür. Katılımcıların %18,5'i izolasyon dönemi sonrasında çevresindeki en az bir gruptan (aile, akraba, komşu, arkadaşları) suçlayıcı bir tutum hissettiklerini belirtmiştir. Katılımcılardan hastalandıkları dönem sonrasında; masa başı iş yapmayanların, masa başı iş yapanlara oranla 3.51 kat daha fazla suçlayıcı tutum hissetme ihtimalinin olduğu (B=1,25, OR=3,51, p=0,004), izolasyon sürecinde zorlanan çalışanların 2.33 kat daha fazla suçlayıcı tutum hissetme ihtimalinin olduğu (B=0,849, OR=2,33, p=0,02), COVID-19 hastalığı sonrası iş arkadaşlarının tutumu ilgisiz, dışlayıcı, suçlayıcı ve/veya korku ile yaklaşan çalışanların çevreden 5,33 kat daha fazla suçlayıcı tutum hissetme ihtimalinin olduğu (B=-1,673, OR=5,33, p<0,001), hastalıkları sırasında işyerinden destekleyici tutum görmeyen grubun destekleyici tutum gören gruba oranla 5,28 kat daha fazla suçlayıcı tutum hissetme ihtimalinin olduğu (B=1,665, OR=5,28, p<0,001), hastalık sırasında ve/veya izolasyonda çevresinde suçlayıcı tutum hisseden grubun 49,7 kat daha fazla suçlayıcı tutum hissetme ihtimalinin olduğu (B=3,90, OR=49,7, p<0,001) , COVID-19 enfeksiyonu sonrası psikolojik yardım ihtiyacı olan grubun 7,08 kat daha fazla suçlayıcı tutum hissetme ihtimalinin olduğu (B=1,958, OR=7,08, p<0,001), COVID-19 nedeniyle gelir kaybı yaşayan çalışanların ise 2.27 kat daha fazla suçlayıcı tutum hissetme ihtimalinin olduğu görülmüştür (B=0,82, OR=2,27, p=0,02). Araştırmaya katılan kişilerin %16,2'si COVID-19 hastalığı sonrasında psikolojik yardıma ihtiyaç duyduklarını ifade etmiştir. Katılımcılardan hastalandıkları dönemde evde izolasyonda sorun yaşayan grubun, sorun yaşamayan gruba göre 2,49 kat daha fazla izolasyon dönemi sonrasında psikolojik yardım ihtiyacı hissetme ihtimali olduğu (B=0,912, OR=2,49, p=0,02), iş arkadaşlarının tutumu destekleyici olmayan grubun destekleyici olan gruba oranla 4,21 kat daha fazla izolasyon dönemi sonrasında psikolojik yardım ihtiyacı hissetme ihtimali olduğu (B=1,438, OR=4,21, p<0,001), hastalandığı dönemde çevresinden suçlayıcı bir tutum hisseden çalışanların hissetmeyen gruba oranla 6,49 kat daha fazla izolasyon dönemi sonrasında psikolojik yardım ihtiyacı hissetme ihtimali olduğu (B=1,870, OR=6,49, p<0,001), gelir kaybı olan çalışanların ise 2,32 kat daha fazla izolasyon dönemi sonrasında psikolojik yardım ihtiyacı hissetme ihtimali olduğu (B=0,844, OR=2,32, p=0,02) görülmüştür. Sonuç: İş hayatında halihazırda önüne geçilememiş sorunlar olan eşitsizlikler, cinsiyetçilik, ayrımcılık, damgalama ve maddi ve manevi sorumlulukların çalışanlar üzerinde yarattığı psikolojik sorunlar pandemi ile gücünü artırmıştır. COVID-19 enfeksiyonu sonrası işe dönen çalışanların psikolojik sağlığını ve sosyal ilişkilerini korumak ve desteklemek için halk sağlığı önlemleri alınmalıdır. Bu önlemler, işyerlerinde damgalanma ve ayrımcılığı azaltmaya, çalışanların sosyal destek sistemlerini güçlendirmeye ve doğru bilgilere erişimi sağlamaya yönelik olmalıdır. Pandemi sonrası dönemde, çalışanların iş hayatına dönüş süreçlerini daha sağlıklı bir şekilde yönetebilmeleri için halk sağlığı ve iş güvenliği politikalarının güçlendirilmesi ve etkili bir şekilde uygulanması önerilmiştir. Anahtar Sözcükler: COVID-19, işe dönüş, damgalanma, çalışan sağlığı
Bir diş hekimliği fakültesinde psikososyal risklerin ve çalışanların genel sağlık durumunun değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırmada bir kamu üniversitesinin diş hekimliği fakültesinde psikososyal riskleri, çalışanların genel sağlık durumunu ve ilişkili etmenleri değerlendirmek; ayrıca psikososyal riskler ve çalışanların genel sağlık durumu arasındaki ilişkiyi saptamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte olan araştırmada örneklem seçilmemiş olup evreni bir kamu üniversitesinin diş hekimliği fakültesinde Kasım 2021-Ocak 2022 tarihlerinde görev yapan 380 çalışan oluşturmuş, 303 kişi (%79,7) araştırmaya dahil edilmiştir. Veri toplama formu; sosyodemografik ve sağlık özellikleri, çalışma yaşamı özellikleri ve COVID-19 bilgi formu, Şahan'ın Türkçeye uyarladığı 25 boyuttan oluşan Kopenhag Psikososyal Risk Değerlendirmesi Ölçeği (KOPSOR-TR) ve Kılıç'ın Türkçeye uyarladığı Genel Sağlık Anketi-12'den (GSA-12) oluşmaktadır. Her iki ölçek de Likert tipi puanlanmakta olup, ortanca değere göre katılımcıların KOPSOR-TR boyutlarından aldıkları puanlar ilgili boyutta psikososyal risk düşük/yüksek; GSA-12'den aldıkları puanlar ruh sağlığı durumu iyi/kötü olarak kategorize edilmiştir. Veriler, katılımcının çalıştığı ortamda gözlem altında anket yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS©-25 programı kullanılarak yapılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler ortalama, standart sapma, ortanca, çeyrekler arası aralık, yüzde, minimum ve maksimum değerler olarak verilmiştir. İstatistiksel analizde Ki-Kare, Fisher's Exact, Spearman korelasyon testleri ve Lojistik Regresyon analizi uygulanmıştır. Ankara Üniversitesi Rektörlüğü Etik Kurulundan etik onay ve diğer gerekli izinler alınmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 38,36(±11,18), %54,1'i kadın, %62,5'i evli, %54,8'i çocuk sahibi, %79,5'i yükseköğretim mezunu olup %18,3'ü kronik hastalık/engellilik durumu olduğunu bildirmiştir. Katılımcıların %54,1'i diş hekimi, %0,3'ü hekim, %6,9'u hemşire, %5,3'ü sağlık teknisyeni iken %33,3'ü sağlık meslek mensubu değildir. Çalışanların %58,3'ü akademik birimlerde akademik görev, %22,9'u akademik birimlerde idari görev, %18,8'i ise idari birimlerde idari görev yapmaktadır. Katılımcıların %23,1'i COVID-19'la ilgili birimde görevlendirildiğini, %19,2'si COVID-19 geçirdiğini belirtmiştir. Psikososyal risk puanı yüksek olan katılımcı yüzdesi en fazla iş doyumu eksikliği (%56,7), çalışma koşulları güvencesizliği (%55,0), çalışma hızı (%54,5) boyutlarındadır. Yaş, cinsiyet, öğrenim düzeyi, medeni durum, çocuk sahibi olma durumu, kronik hastalık/engellilik durumu, meslek grubu, sağlık meslek mensubu olma durumu, birim, görev, akademik ünvan, toplam/fakültede çalışma süresi, COVID-19'la ilgili birime görevlendirilme, yeterli ve uygun kişisel koruyucu donanıma ulaşabilme, pandemi sürecinde esnek/uzaktan çalışma olanağı olma durumları ile KOPSOR-TR ölçeğinin çeşitli boyutlarından alınan puanlar arasında anlamlı düzeyde ilişki olduğu bulunmuştur (p<0,05). GSA-12'ye göre katılımcıların %51,9'unun ruh sağlığı durumu kötüdür. Kronik hastalık/engellilik durumu olmayanların (p=0,042), diş hekimlerinin (p=0,037), akademik birimlerde çalışanların (p=0,012), akademik görev yapanların (p=0,027), yeterli ve uygun kişisel koruyucu donanıma ulaşamadığını belirtenlerin (p<0,001) ve KOPSOR-TR'nin çoğu boyutunda risk puanı yüksek olanların (p<0,05) ruh sağlığı durumu anlamlı ölçüde kötüdür. Lojistik regresyon analizinde ruh sağlığı durumunun kötü olma olasılığının sağlık meslek mensubu olmayanlarda diş hekimlerine göre %63 daha düşük olduğu, yeterli ve uygun kişisel koruyucu donanıma ulaşamadığını belirtenlerde 2,05 kat, öngörülebilirlik eksikliği riski yüksek olanlarda 3,16 kat, tükenmişlik riski yüksek olanlarda 7,15 kat yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmada diş hekimliği fakültesinde en önemli psikososyal tehlikelerin iş doyumu eksikliği, çalışma koşulları güvencesizliği ve çalışma hızı olduğu bulunmuş; psikososyal tehlike ve riskler ile katılımcıların ruh sağlığı durumunun ilişkili olduğu ortaya konmuştur. Etkili ve adil bir ödül sisteminin olması, zaman yönetiminin sağlanması, çalışma koşullarındaki değişikliklerin en kısa sürede çalışana bildirilmesi ve gerektiğinde eğitilmesi sağlanarak belirsizliklerden kaçınılması, tüm çalışanların risk değerlendirmesi sürecine dahil edilmesi, iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının geliştirilmesi ve sürdürülmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: iş sağlığı ve güvenliği, psikososyal faktörler, risk değerlendirmesi, diş hekimliği, COVID-19
Sağlık çalışanlarının ameliyathanede kesici-delici tıbbi aletleri güvenli kullanımına yönelik tutumlarının belirlenmesi
Bu kesitsel ve tanımlayıcı araştırma sağlık çalışanlarının kesici-delici tıbbi aletleri güvenli kullanımına yönelik tutumlarının değerlendirilmesi amacıyla planlandı. Araştırma, Temmuz 2023-Ağustos 2023 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinde görev yapan 303 sağlık çalışanı üzerinde uygulandı. Veriler "Bilgilendirilmiş Onam Formu (Yetişkinler İçin)", "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Sağlık Çalışanlarının Kesici-Delici Tıbbi Aletleri Güvenli Kullanımına Yönelik Tutum Ölçeği" ile toplandı. Araştırma verileri Statistical Package for Social Sciences (SPSS) 25.0 programı kullanılarak analiz edildi. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarında en küçük yaş 20, en yüksek yaş ise 58 olup, yaş ortalamaları 32.52±7.76 olarak bulundu. Sağlık çalışanlarının %36.6'sının 26-30 yaşlarında, %53.5'inin erkek, %46.5'inin lisansüstü eğitimi, %46.9'unun doktor olduğu saptandı. Sağlık çalışanlarının %39.9'unun 1-5 yıl mesleki deneyiminin, %40.6'sının 1-5 yıl ameliyathanede çalışma deneyiminin ve %36.6'sının 41-59 saat aralığında haftalık çalıştığı belirlendi. Sağlık çalışanlarının ölçek toplamından aldıkları en küçük puan 25 en yüksek puan ise 79 olarak ölçülmüştür. Ölçek toplam puan ortalaması 38.50±9.76 olarak hesaplandı. Bu değer, en yüksek puan olan 125 puan üzerinden değerlendirildiğinde sağlık çalışanlarının "Kesici-Delici Tıbbi Aletlerin Güvenli Kullanımına Yönelik Tutumlarının" olumsuz olduğu söylenebilir. Alt boyutlar incelendiğinde, bilişsel tutum alt boyut puan ortalamasının 17.97±4.81 ile yetersiz, duygusal tutum alt boyut puan ortalamasının 9.48±2.71 ile olumsuz ve davranışsal tutum alt boyut puan ortalamasının 11.06±3.64 ile iyi olmadığı söylenebilir. Sonuç olarak sağlık çalışanlarının kesici-delici tıbbi aletleri güvenli kullanımına yönelik tutumlarının iyi olamadığı saptanmıştır. Riskleri en aza indirmek için düzenli aralıklarla bilgilendirme ve eğitim programları düzenlenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sağlık çalışanları, Çalışan Güvenliği, Hemşire, Kesici delici tıbbi alet.
Hemşirelik ve ebelik öğrencilerinin iş sağlığı ve güvenliği hakkındaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı hemşirelik ve ebelik öğrencilerinin iş sağlığı ve güvenliği hakkındaki bilgi düzeylerini değerlendirmek ve bilgi düzeylerini etkileyen faktörleri belirlemek amacı ile tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte gerçekleştirildi. Gereç-Yöntem: Araştırmanın örneklemini, 09.05.2023 ile 01.06.2023 tarihleri arasında Demiroğlu Bilim Üniversitesi Florence Nightingale Hastanesi "Hemşirelik" ve Sağlık Bilimleri Fakültesi "Ebelik" bölümünde, 18 yaş ve üzerinde olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 2., 3., ve 4. sınıfta öğrenim gören 353 öğrenci oluşmaktadır. Kurum izni ve etik kurul onayı alındıktan sonra araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu Google Form ortamında online olarak doldurulmuş ile veriler toplanıp istatistiksel olarak analiz yapılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Öğrencilerin %81,3'ünün kadın, %18,7'sinin erkek, yaş ortalamasının ise 22,71±1.96 yaş olduğu belirlendi. Öğrencilerin %98.6'sının bekar, %60,9'unun Anadolu/Fen Lisesi mezunu olduğu, %38,5'inin 4.sınıfta öğrenim gördüğü, %82,2'sinin hemşirelik, %17,8'inin ebelik bölümünde okuduğu, %62'sinin evinde ailesiyle yaşadığı tespit edildi. Öğrencilerin %49,6'sının akademik başarısının iyi olduğu, ISG bilgi düzeylerinin ise %81'inin orta olduğu ve %87'sinin ISG ile ilgili eğitim aldığı tespit edildi. Öğrencilerin ISG kanunu okuma oranın %20,4 olduğu görülmektedir. Hemşirelik ve ebelik öğrencilerinin iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili düzeylerinin yaş, cinsiyet, mezun olunan lise türü, okudukları sınıf, akademik başarı, ISG bilgi düzeyi, ISG eğitimi alma durumu ve ISG kanunu okuma durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Sonuç: Bu çalışma ile iş sağlığı ve güvenliği derslerinin müfredat programlarında yer alması aynı zamanda uygulamalı ders ve stajlarda da başlamadan önce verilmesi uygun olacaktır. Anahtar Kelimeler: İş sağlığı ve güvenliği, hemşirelik, ebelik, öğrenci, bilgi düzeyi
İş güvenliği uzmanlarının perspektifinden KOBİlerde iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları
Bu çalışmada, Türkiye'de küçük ve orta ölçekli işletmelerde (KOBİ) iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları incelenmiştir. Bu amaçla öncelikle literatür araştırılması yapılarak yazın alan ele alınmıştır. KOBİ'lerin değişen tanımı, ülke ekonomisi içindeki önemi, bu tür işletmelerin avantaj ve dezavantajları değerlendirilmiştir. Daha sonra iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının amacı ve önemine değinilmiş ve 2012 yılında kabul edilen 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun KOBİ'lerde uygulanabilirliği incelenmiştir. Bu amaçla sanayi kenti olan Kocaeli, İzmit ve Gebze bölgesinde alan araştırması yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini bu bölgedeki KOBİ'lere hizmet veren iş güvenliği uzmanları oluşturmaktadır. Araştırmada yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılmıştır. 6331 sayılı Kanun sağlıklı ve güvenli çalışma ortamlarının oluşturulmasını büyük ölçüde işveren yükümlülükleri üzerinden düzenlemiştir. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmesinde de iş sağlığı ve güvenliği profesyonellerinden destek alınmasını öngörmüştür. Bu bağlamda iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları büyük işletmeler ile küçük ve orta ölçekli işletmelerde farklılık göstermektedir. İş güvenliği uzmanları ile yapılan görüşmeler sonucunda KOBİ'lerde finansman, insan kaynağı, eğitim, güvenlik kültürü ve güvenlik bilinci konularında mevcut olan sorunlar nedeniyle 6331 sayılı Kanun'un uygulanması bakımından sıkıntılar yaşandığı ortaya çıkmıştır.
Sivil havacılık çalışanlarında iş güvenliği algısı ve teknofobik tutumlar arasındaki ilişki üzerine bir araştırma
Bu araştırma, sivil havacılık sektöründe çalışanların teknofobik tutumları ile iş güvenliği algısı ve iş güvenliği iletişimi arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ilişkisel tarama modeli benimsenmiştir. Çalışmanın örneklemini sivil havacılık sektöründe farklı görev tanımlarıyla çalışan 166 kişi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak demografik bilgiler, Teknofobik Tutumlar Ölçeği ve İş Güvenliği Kültürü Ölçeğinden oluşan üç bölümlü bir anket formu kullanılmıştır. Araştırma modelinde yer alan ilişkiler, varyans tabanlı yapısal eşitlik modellemesi yaklaşımı olan PLS-SEM kullanılarak analiz edilmiştir. Ölçüm modeli ve yapısal model birlikte değerlendirilmiş; hipotez testleri bootstrap sonuçlarına dayalı olarak yorumlanmıştır. Bulgular, teknofobik tutumlar ile iş güvenliği algısı arasında negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunduğunu göstermiştir (β = -0.262; t = 3.136; p = 0.002). Teknofobik tutumlar ile iş güvenliği iletişimi arasında da negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (β = -0.216; t = 2.284; p = 0.022). Bu doğrultuda H1 ve H2 desteklenmiştir. Sonuçlar, örneklemin teknolojiyle yoğun çalışan ve görece homojen bir gruptan oluşmasıyla birlikte değerlendirilmiştir. Çalışma, sivil havacılık bağlamında teknofobik tutumları iş güvenliği algısı ve iş güvenliği iletişimiyle birlikte ele alarak ilgili literatüre katkı sunmaktadır.
İş sağlığı ve güvenliği bilincinin kazandırılmasında eğitim modellerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, gençlerin iş sağlığı ve güvenliği (İSG)'ne dair mevcut bilinçlerini ölçmek ve söz konusu bilinci artırmak adına uygulanabilecek eğitim modellerinden sunum (tek yönlü) modeli ile etkileşim (iki yönlü/interaktif) modellerinin etkinliğini değerlendirerek verim bağlamında karşılaştırmasını yapmak amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmanın temel metodu örneklemi çevirimiçi bir eğitim-öğretim ortamında temel İSG konseptlerini içeren sunum ve etkileşimli çalışmalara tabi tutarak bilinç ve bilgi düzeyindeki değişimi ölçmek üzerine kuruludur. Araştırma deneysel desenli, ön test- son test ve kontrol gruplu olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 15-17 yaş aralığında Anadolu Lisesi öğrencilerinden oluşan; sunum grubu için 39, etkileşim grubu için 39, kontrol grubu için 38 olmak üzere toplam 116 kişi oluşturmuştur. Araştırmada kullanılan veri toplama aracı, alanında uzman akademisyenlerin görüşleri alınarak araştırmacı tarafından hazırlanan ve 19 sorudan oluşan başarı testidir. Öğrencilere uygulanan başarı testinden elde edilen araştırma verileri SPSS paket programı ile çözümlenerek anlamlandırılmıştır. Araştırmada tekrarlı ölçümlerde gruplar arası farkın tespiti için iki yönlü varyans analizi kullanılmıştır. İki yönlü varyans analizi sonuçlarında sunum grubu, etkileşim grubu ve kontrol grubunun puanları arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür (p=0.000<α=0.01). Ön test ve son test puanlarının her bir grup için ortalamaları tek yönlü ANOVA analizleri ile belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda, sunum modelinin de İSG bilgi düzeyini artırdığı tespit edilmekle birlikte etkileşim modelinin daha etkili bir model olduğu görülmüştür. Araştırmada eğitim öncesi ve sonrası farkları daha net olarak ortaya koymak için bağımlı iki örneklem "t" testi ile ikili karşılaştırmalar yapılmıştır. Araştırma sonucunda İSG eğitiminde yaklaşık olarak aynı başlangıç noktasından başlayan gruplar arasından etkileşim grubunun, sunum grubu ve kontrol grubundan istatistiksel olarak daha anlamlı ve daha yüksek puanlar aldıkları görülmüştür. Son olarak, her bir madde için sunum, etkileşim ve kontrol gruplarında öğrenmenin ne düzeyde artırıldığını belirlemek amacıyla öğrencilerin başarı testi maddelerinin doğru cevaplarına ilişkin verdikleri yanıtların frekans dağılımları ayrıntılı olarak yorumlanmıştır.
Doğal gaz sektöründe iş sağlığı ve güvenliği risk analizi: Çorum ili örneği
Doğal gaz yer kabuğunun içindeki fosil kaynaklı petrol türevi bir çeşit yanıcı gaz karışımıdır. Günümüzde önemli bir enerji kaynağı olarak sıklıkla evlerde ve endüstride kullanılmaktadır. Doğal gaz kullanımı belli kanun ve yönetmelikler çerçevesince düzenlenmiştir. Doğal gaz iletimi, dağıtımı işiyle ilgili işletmeler ve çalışanlara yönelik hizmet yerlerinde oluşabilecek riskler için önlemler alınmıştır. Bu tez araştırmasındaki amaç, doğal gaz hizmetlerinin iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili risk analizinin gerçekleştirilmesidir. Bu amaca ulaşmak için Çorum Gaz A.Ş.'ne iletilen 2019-2022 yıllarındaki ihbarların risk analizi yapılmış ve ihbar çeşitleri ve ihbar önem dereceleri arsındaki ilişki test edilmiştir. Risk analizinde Fine-Kinney risk analiz metodu kullanılmıştır. İhbar çeşitleri ve ihbar önem derecesi ilişkisi için SPSS istatistik programı ile basit uyum analizi yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre risk derecesi ortaya çıkarılmış ve gerekli düzenleyici/önleyici tavsiyelerde bulunulmuştur. Risk analizi sonucunda elde edilen risk skorlarına göre çok yüksek, yüksek ve önemli riskler çıktığı görülmüştür. Düzenleyici/önleyici tavsiyeler sonucunda 2019 yılında ortalama risk skorunda %64,4'lük bir azalma, 2020 yılında ortalama risk skorunda %64,9'luk bir azalma, 2021 yılında ortalama risk skorunda %71,2'lik bir azalma olduğu tespit edilmiştir. İhbar çeşitleri ve ihbar önem dereceleri arasındaki ilişki doğal gaz kullanım yoğunluğuna göre sonbahar-kış ve ilkbahar yaz dönemleri şeklinde incelenmiş, ihbar çeşitleri ve ihbar önem dereceleri arasındaki ilişkinin mevsime göre değişiklik göstermediği tespit edilmiştir.