Ailevi akdeniz ateşi

70 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Serum sTREM-1/sTREM-2 düzeylerinin ailesel Akdeniz ateşi olan hastalarda inflamasyon ile olan ilişkisinin belirlenmesi

Amaç:Ailesel Akdeniz ateşi (FMF), peritonit, plörit, artrit veya erizipel benzeri eritemlerin eşlik ettiği tekrarlayan ateş atakları ile karakterize otozomal resesif geçişli bir hastalıktır. Bu çalışmada klinik olarak FMF tanısı konmuş atak ve remisyon hastalarının serumunda sTREM-1, sTREM-2, TNF-α ve IL-1β düzeylerini ölçmeyi ve inflamasyonla olan ilişkilerini incelemeyi amaçladık. Yöntem: Çalışmamızda romatoloji polikliniği'ne FMF tanısıyla başvuran 27 ataklı hasta ve remisyon döneminde 30 hasta olacak şekilde toplam 57 hasta ile yaş ve cinsiyet olarak eşitlenmiş sağlıklı kontrollerden oluşan 30 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Alınan biyokimya kanları 1500 x g'de santrifüj edilmiş ve serumları ayrılmıştır. Daha sonra çalışma günü alınan örneklerden CRP düzeyleri nefelometrik yöntemle, BUN, kreatinin, glikoz, albümin testleri ile ALT, AST ve kreatin kinaz aktivite düzeyleri spektrofotometrik yöntemle, ferritin düzeyleri ise elektrokemolüminesans yöntemle biyokimya laboratuvarında çalışılmıştır. Ayrıca hastalardan EDTA'lı hemogram tüplerine tam kan alınarak aynı gün otoanalizörde tam kan sayımı yapılmıştır. Fibrinojen ve sedimantasyon düzeyleri ise aynı gün hematoloji laboratuvarında bulunan otoanalizörlerde ölçülmüştür. Serum sTREM-1, sTREM-2, IL-1β ve TNF-α düzeyleri ise ELISA yöntemi ile çalışılmıştır. Bulgular: Serum sTREM-1 ve IL-1β düzeyleri FMF ataklı hasta grubunda kontrol ve remisyon grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,001). sTREM-2 ve TNF-α düzeylerinde gruplar arasında fark saptanmamıştır. Sedimentasyon atak grupta yalnızca kontrol grubuna göre anlamlı yüksek bulunurken (p=0,016), fibrinojen (p<0,001) ve ferritin (p=0,004) düzeyleri FMF ataklı grupta kontrol ve remisyon grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. CRP her üç grup arasında da anlamlı olarak farklı çıkmıştır (p<0,001). Ayrıca sTREM-1 ve IL-1β düzeyleri ile CRP, sedimentasyon ve fibrinojen düzeyleri arasında zayıf ama anlamlı korelasyon saptanmıştır (r=0.291 p=0.05,r=0.370 p<0.001 r=0.465 p<0,001 ). Sonuç: Serum sTREM-1 düzeyleri FMF hastalarında inflamasyonla ilişkili olup FMF patogenezinde rol alıyor olabilir. Anahtar kelimeler: Ailesel Akdeniz Ateşi, inflamasyon, sTREM-1, sTREM-2

Ailevi akdeniz ateşiSTREM-1
Meryem Cemiloğlu
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi akdeniz ateşi olan hastalarda atopi prevalansı

Ailevi Akdeniz ateşi (AAA) ülkemizde sık görülen otozomal resesif geçişli kalıtsal bir hastalıktır. AAA bulunan hastalar tekrarlayan ateşle birlikte karın ve eklem ağrıları gibi klinik bulgular vermektedir. Yapılan çalışmalarda hastalığa sahip çocuklarda atopi ve alerjik hastalık sıklığının genel popülasyona göre daha az sıklıkta olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmada AAA hastası ile sağlıklı kontrol grubu olgularında, değişik parametreler kullanarak atopi ve alerjik hastalık prevalansını belirlemeyi amaçladık. Çalışmada 61 AAA ve 61 kontrol grubu olgu değerlendirildi. Her iki grupta tüm olgularda atopi ve alerjik hastalık öyküsü sorgulandı. Her hastada eozinofil yüzdesi, total serum IgE düzeyleri, yumurta akı spesifik IgE, buğday unu spesifik IgE ve inek sütü spesifik IgE düzeyleri araştırıldı. AAA grubunda 10 hastada (%16,4), kontrol grubunda 5 hastada (%8,2) atopi saptandı (p=0.27). AAA grubunda 5 hastada (% 8,2), kontrol grubunda 2 hastada (%3,3) alerjik hastalık görüldü (p=0.272). Bakılan serum spesifik IgE düzeylerinden yumurta akı spesifik IgE düzeyi kontrol grubunda 11 hastada (%18), AAA grubunda ise 3 hastada (%5) pozitif saptandı (p=0.044). Buğday unu ve inek sütü serum spesifik IgE düzeyleri her iki grupta benzer bulundu. Total serum IgE düzeyi kontrol grubunda daha yüksek saptandı (p=0.009). Sonuç olarak bu çalışmada, atopi ve alerjik hastalıkların AAA hastalarında kontrol grubu ile benzer sıklıkta görüldüğü, fakat yumurta akı spesifik IgE ve total IgE düzeylerinin kontrol grubunda daha yüksek saptanması AAA hastaları arasında atopinin daha az görüldüğü kanaatini uyandırmıştır.

Ailevi akdeniz ateşiHipersensitivitePrevalans
Serhat Özkan
Bezmialem Vakıf University
2015
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit hastalarında mevalonat kinaz gen polimorfizmlerinin araştırılması

Amaç: Ankilozan spondilit (AS), sıklıkla aksiyel iskelet sistemini tutan, kronik, progresif bir inflamatuar hastalıktır. Etyolojisi tam bilinmemekle birlikte genetik faktörler, AS gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Mevalonat kinaz (MVK) enzimi, kolesterol biyosentez yolağında yer alan bir enzimdir. MVK geni mutasyonları, Hiperimmünglobulinemi D ve periyodik ateş sendromu patogenezinden sorumlu tutulmaktadır. AS?de MVK gen polimorfizmleri daha önce araştırılmamıştır. Biz bu çalışmada, AS hastalarında MVK gen polimorfizmleri araştırarak, patogeneze katkısını ve klinik bulgulara etkisini bildirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu kesitsel çalışmaya 18 yaş üstü, 1984 Modifiye New York kriterlerini karşılayan ardışık, 32 erkek ve 19 kadın olmak üzere toplam 51AS hastası alındı. Kontrol olarak, SpA bulguları, sistemik otoimmün ve otoinflamatuar hastalık öyküsü olmayan, yaş ve cinsiyet uyumlu 31 erkek ve 21 kadın toplam 52 sağlıklı gönüllü birey alındı. Periyodik ateş semptomları sorgulandı. AS hastalarının spinal mobilite ölçümleri ve fizik muayenesi yapıldı. Hastaların eş zamanlı bakılan ESR ve CRP düzeyleri kaydedildi. Hastalar, BASDAI ve BASFI formunu doldurdu. AS hastalarının IgD düzeyi radial immünodifüzyon yöntemi ile çalışıldı. MVK gen analizi, periferik kan örneklerinden DNA?ları elde edilip PCR/sekans yöntemi ile çalışıldı. Kontrol ile AS hastaları arasında bu polimorfizmler açısından farklılıklar araştırıldı. Bulunan MVK geni polimorfizmlerinin, AS?in klinik bulguları ve tutulum şekillerine etkisi incelendi. Bulgular: 51 AS?li hastanın yaş ortalaması 37,31±10,297 yıl idi. 32?si (% 62,7) erkek ve 19?u (% 37,3) kadındı. Kontrol grubunun yaş ortalaması 33,81±12,367 yıldı. Birinci grup semptomatik olarak adlandırılan tek nükleotid polimorfizmlerinden, c.769-38 C>T heterozigot, c.769-7 T>G heterozigot, c.769-38 C>T homozigot, hasta ve kontrol grubunda sıklığı benzer bulundu (p=0,646). İkinci grup semptomatik olmayan tek nükleotid polimorfizmleri, AS hastalarında kontrole göre daha fazla bulundu (83/58), ancak bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Yeni bulunan tek nükleotid polimorfizmleri, AS hastalarından dördünde, I56V A>G heterozigot, E281D G>D heterozigot, V80I G>A heterozigot, C173Y G>A heterozigot olarak tespit edildi. Bu polimorfizmlere literatür taraması ve Infevers web sitesinde rastlanmadı. Tüm MVK gen polimorfizmleri değerlendirildiğinde, 36 (% 70,6) AS hastasında ve 33 (% 63,4) kontrol grubunda tek nükleotid polimorfizmleri vardı. Her iki grup arasında sıklık farkı anlamlı değildi (p>0,05). AS hastalarında MVK geni polimorfizmleri taşıyanlarla taşımayanlar arasında klinik bulgularda fark bulunmadı. Sonuç: AS hastalarında toplam MVK gen polimorfizm sıklığı sağlıklı kontrollerden daha fazla bulundu. Ancak, klinik bulgulara etkisi saptanmadı. Sağlıklı bireylerde de bulunan bu polimorfizmlerin, AS?de daha sık görülmelerin nedenini araştırmak ve klinik bulgulara etkisini incelemek için daha geniş çaplı hasta gruplarında ve farklı popülasyonlarda benzer çalışmalar tekrar edilmelidir. Bu çalışmada daha önce bildirilmeyen dört adet yeni tek nükleotid polimorfizmi bulunmuştur.

Ailevi akdeniz ateşiAnkilozAteş+5
Fatih Yıldız
Çukurova University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi akdeniz ateşi olgularında serum 25 hidroksi d vitamin düzeyi, epikardiyal yağ doku ve kardiyak riskin değerlendirilmesi

ilevi akdeniz ateşi (AAA ); ataklar halinde gelen ve atak dönemlerinde seröz zarların inflamasyonu ve ateş ile karakterize otoimmun, kalıtsal bir hastalıktır. Yapılan birçok çalışmada; AAA'nde anormal kardiyovasküler etkilenmeyi ile ilgili çelişkili sonuçlar elde edilmiştir. Genel kanı otoimmun hastalıklarda kardiyovasküler riskin arttığı yönündedir. Epikardiyal yağ dokusu, arteryel sertliğe işaret eden nabız dalga hızı ve aynı zamanda D vitamini literatürde kardiyovasküler risk ile ilişkilendirilmektedir. Biz bu çalışmamızda; AAA hastalarında epikardiyal yağ doku kalınlığını,nabız dalga hızını ölçerek ve aynı zamanda D vitamini eksikliğini saptayarak hastalığın olası kardiyovaskuler etkilerini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmaya, 1 Kasım 2015 ile 31 Mayıs 2016 tarihleri arasında Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi İç hastalıları Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran ve çalışma kriterlerine uyan, 18-70 yaş aralığında, ardışık 65 AAA hastası ve 38 kişiden oluşan kontrol grubudahil edildi. Hastaların demografik ve klinik verileri alındıktan sonra D vitamini düzeyini de içeren biyokimyasal analizleri yapıldı. Epikardiyalyağ dokusu kalınlığı ekokardiyogarfik inceleme ile, nabız dalga hızı ölçümü ise SphygmoCor cihazı kullanılarak saptandı. Tüm veriler SPSS programına girilerek istatistiki değerlendirmeler yapıldı. Toplam 103 bireyin dahil edildiği çalışmada; AAA grubu ve kontrol grubu kendi aralarında kıyaslandığında; demografik ve klinik veriler değerlendirildiğinde; yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, kan basıncı düzeyleri, kronik hastalık açısından anlamlılık saptanmadı (p>0.05). Biyokimyasal analizde her iki grup arasında glukoz düzeyi, lipid profili, kreatinin, karaciğer fonksiyon testleri, kalsiyum, fosfor, parathormon düzeyleri açısından anlamlı fark saptanmaz iken (p>0.05); CRP düzeyleri ve D vitamini düzeylerindeki fark istatistiki olarak anlamlı bulundu (p=0.001, p=0.01 sırası ile). AAA grubunda CRP düzeyleri yüksek saptanırken, D vitamini düzeyleri düşük saptandı. Ekokardiyografi ile değerlendirilen epikardiyal yağ dokusu ve SphygmoCor cihazı kullanılarak saptanan nabız dalga hızı AAA grubunda istatistiki olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.001). Sonuç olarak; AAA tanılı hastalar kardiyovasküler sistem komplikasyonları açısından risk altındadırlar. Ekokardiyografi; AAA'nın kardiyak fonksiyonlar üzerine olan etkisini erken dönemde göstermede oldukça değerli bir yöntemdir. Bu nedenle AAA hastalarında kardiyak fonksiyonların standart ekokardiyografik değerlendirmesi erken tanı ve erken tedavisi açısından oldukça önemlidir. Ailesel Akdeniz Ateşi hastalarında kardiyak otonom tonisite tutulumu ve arteryel sertlikte bozulma olabileceğinden bu hastalar bir bütün olarak ele alınmalı ve belirli aralıklarla arteryel sertlik indeksleri değerlendirilmelidir. Ayrıca AAA hastalarında D vitamini eksikliğinin hastalığın oluşumunda, şiddetinde ve takibinde önemli olabileceği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Ailevi Akdeniz Ateşi; 25-OH D Vitamini; Epikardiyal Yağ Dokusu; Nabız Dalga Hızı

Ailevi akdeniz ateşiAterosklerozEkokardiyografi+5
Mustafa Kozan
Yozgat Bozok University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda ailevi Akdeniz ateşinde trombosit ilişkili değişkenlerin önemi

Amaç: Ailevi Akdeniz Ateşi tanısı ile izlenen hastaların trombosit ilişkili değişkenlerin; hastaların klinik, genetik bulguları ve diğer yangısal belirteçler ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç yöntem: Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji Bölümüne 1 Nisan 2000 ile 1 Nisan 2020 yılları arasında başvurup; Ailevi Akdeniz Ateşi tanısı ile izlenen hastalar çalışmaya alındı. Hastalar davet edilerek klinik bulguları, atak sıklığı ve süresini, ek hastalık, ailede hastalık öyküsü, hastanın operasyon öyküsü, atağın şiddeti, atakta AFR değerleri, proteinüri olup olmadığı, tedavi öncesi ve sonrası atak sıklık ve şiddetini değerlendiren yaklaşık 40 soruluk anket dolduruldu. Hastaların dosyaları geriye dönük taranarak atak sırasındaki klinik bulguları AFR ( Serum Amiloid A, Fibrinojen, Sedimentasyon, CRP, Hemogram) değerleri, genetik mutasyon sonuçları, kullandıkları ilaç bilgileri kaydedildi. Hastalar Livneh, Tel Hashomer, Yalçınkaya tanı kriterlerine göre yeniden değerlendirildi. Hastaların atak sırasında bakılmış olan hemogramlarından trombosit sayısı, plateletkrit (PCT), trombosit dağılım genişliği (PDW), ortalama trombosit hacmi (MPV) değerleri bulunup kaydedildi. Araştırma verileri SPSS 21.0 istatistik programı kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: 264 katılımcının %54,2' si kız, %45,8'i erkekti ve yaş ortalaması 11,44±4,31, tanı yaşı ortalaması 7,31±3,64 idi. İzlem süresi üç ayda bir olanlar %33,3, altı ayda bir olanlar %18,5, yılda bir olanlar %11,7 oranındaydı. Hastaların %60,6' sında yineleyen yangı atakları %39,4' unda AAA genetik mutasyonları pozitif iken hiçbir klinik bulguları yoktu. Atak sıklığı tedavi öncesinde katılımcıların %77,8' inde ayda bir iken, tedavi sonrasında %67,2' sinde yılda birden seyreğe düştü. %10,9' ında ek hastalık varken bunların %17,2' si HSP ( Henoch-Shöenlein purpurası), %6,8' i PFAPA ( peryodik ateş, aftöz stomatit, farenjit, servikal adenit) ve %75,8' i diğer hastalıklardı. Hastaların %17,3' ünde operasyon vardı ve operasyon olan hastaların %39,1 appendektomi, %6,5 tonsillektomi ve %54,3' ü diğer operasyonlardı. Hastaların aile öyküsünde %49,2' sinde hastalık yok iken, %45,5' inde AAA tanısı ve %4,9' unda diğer kollajen doku hastalığı vardı. Hastaların kliniğinde %89' unda karın ağrısı ( tek başına ve/veya eşlik eden diğer klinik bulgular ile beraber), %8' inde artrit ( tek başına ve/veya eşlik eden diğer klinik bulgular ile beraber) ve %3' ünde göğüs ağrısı ( tek başına ve/veya eşlik eden diğer klinik bulgular ile beraber) vardı. Katılımcıların AAA gen muatsyonlarının dağılımı %83,7 heterozigot, %9,9 homozigot, %1,5 iki mutasyon birden vardı ve %4,9' inde mutasyon yoktu. AAA patojenitesinde %36,8' sının en az bir patojen mutasyona sahip olduğu, %22,4' ünün patojen ve normal, %19,2' sinin önemi bilinmeyen, %15,2' sinin normal ve %4.8' inde önemi bilinmeyen ve normal olduğu görüldü. Hastaların %96,6' sının klinik ve laboratuar olarak FMF 50 skoruna uygundu. Hastaların %93,3' ü kolşisin tedavisine tam yanıt verdi. Yan etki hastaların %1,5' ında gelişti ve bu yan etki ishaldi. Hastaların % 2,9' u IL-1 kullandı ve bunların %80' i tedaviye cevap verdi. Karın ağrısı atağı baskın olanlar, artrit atağı baskın olanlar, göğüs ağrısı baskın olanlar üç gruba ayrıldı ve üç klinik grupla ataktaki fibrinojen, sedimentasyon, lökosit, SAA ve CRP karşılaştırıldığında; atak klinik bulgular ile ataktaki CRP değerleri arasında anlamlı ilişki bulundu. Tedaviden önce sık atak geçirenler ve tedaviye yanıt verenler ile ataklar sırasında fibrinojen, sedimentasyon, lökosit, CRP yüksek ve normal olanlar ve anemisi olan ile olmayanlar karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel bir ilişki saptanmadı. Hastaların atak PDW, Lökosit, Nötrofil, NLR, PCT/LENFOSİT, PCT/NÖTROFİL, PCT/LÖKOSİT, PCT/NLR, PCT/MPV, PCT/PDW, MPV/LÖKOSİT, MPV/PLT değerleri anlamlı yüksek saptandı. Atak PCT/NLO oranı sedimentasyon yüksek grupta anlamlı bulundu. Atak PDW, Lökosit, Nötrofil, PLT, NLR, PCT/NÖTROFİL, PCT/LÖKOSİT, PCT/MPV, MPV/LÖKOSİT, MPV/PLT değerleri lökosit ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Atakta yüksek PCT, Lenfosit, PLT, PCT/NÖTROFİL, PCT/LÖKOSİT, PCT/NLO, PCT/MPV, PCT/PDW, MPV/LENFOSİT, MPV/PLT değerleri atak CRP değerleri ile karşılaştırıldığında anlamlı yüksek saptandı. Remisyon lökosit, nötrofil, NLO, PCT/NÖTROFİL, PCT/LÖKOSİT, PCT/NLO, MPV/LÖKOSİT değerleri remisyon lökosit ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptandı.. Korelasyon analizinde MPV, PLT, PCT/NLO, PCT/MPV, MPV/PLT, MPV/Lökosit ve lenfosit sayısı atak sedimentasyon ve lökosit ile zayıf orta derecede, PCT/Lenfosit, PCT/PDW ve PCT sayısını fibrinojen ile zayıf orta derecede ve PCT/PLT oranını lökosit ile zayıf orta derecede ilişki saptandı. Sonuç: Sonuç olarak; son yirmi yılı içeren AAA tanılı hasta serimizin incelenmesi ile, en sık karın ağrısı ataklarının olduğu, %60,8' inin patojen olarak bilinen mutasyonların olduğu, en sık M694V ve E148Q mutasyonlarının eşit oranda saptandığı, hasta tanılarının Özen Yalçınkaya tanı kriterlerine ve FMF50 skoruna uygun olduğu görüldü. Trombosit ilişkilili değişkenlerin, AAA atağında araştırma öncesi yüksek bulacağımızı öngördüğümüz PCT ve MPV sayısının anlamlı olarak artmış bulunmaması ve PDW' nin anlamlı olarak düşük bulunması AAA atağı sırasında büyük aktif trombositlerin kullanılmış olduğunu düşündürdü. Çalışmamıza bakıldığında atak PCT sayısı ile atak CRP arasında istatistiksel olarak zayıf-orta bağıntı saptanması bize sadece hemogram bakılarak hastanın atakta olup olmadığını anlamaya yardımcı olacağını düşündürdü. Tüm bu sonuçlarla AAA hastalarında fenotip, genotip, akut faz ve trombosit ilişkili belirteçler arasında epigenetik mekanizmaların yadsınamayacağı da göz önünde tutularak ileriye dönük kontrollü çalışmalara gereksinim vardır. Anahtar Kelimeler: Ailevi Akdeniz ateşi, Trombosit, Plateletcrit, Akut faz belirteçleri, Genetik İletişim Adresi: drbesimhacioglu@gmail.com

Ailevi akdeniz ateşiAkut faz proteinleriGenetik+2
Besim Hacıoğlu
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise karın ağrısıyla başvuran hastaların etiyolojisi, ailevi akdeniz ateşi ve irritable barsak sendromu sıklığının değerlendirilmesi

Amaç: Karın ağrılı hastalar acil servise başvuruların önemli bölümünü meydana getirir. Acil servislerde akut karın ağrısının tanı ve tedavisi gelişen teknolojik imkanlara rağmen hala önemli klinik sorunların önde gelen nedenlerindendir. Karın ağrısının doğru olarak değerlendirilmesi ve hastaya iyi bir bakım verilebilmesi için iyi bir hikâye alınması, karın içi ve karın dışı ağrı nedenlerinin iyi bilinmesi önemlidir. Tanıda öykü, fizik muayene, biyokimyasal tetkikler ve görüntüleme yöntemlerinden faydalanırken bile akut karın ağrısının tanısında sorunlar yaşanmaktadır. Bu durum IBS ve FMF gibi non-spesifik karın ağrısı bulgularına sebep olan ve spesifik görüntüleme bulgusu olmayan hastalıkların atlanmasına ve hastaların gereksiz cerrahiye alınmasına sebep olabilir. Biz bu çalışmamızla karın ağrısı şikayetiyle başvuran hastalarda karın ağrısı nedenlerinin dağılımı ile FMF ve IBS tanı sıklığını değerlendirdik. Böylece hastaların gereksiz cerrahiden korunması, tekrarlı acil servis başvurularının azaltılması, erken tanı ile ölümcül olabilecek komplikasyonların önlenebilmesi ve hastaların doğru ve etkin tedavi için yönlendirilmesini hedefledik. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel, ileriye dönük bir klinik araştırma olarak planlanıp, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu onayı alındıktan sonra Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı'nda 1 Aralık 2019 - 30 Haziran 2020 yılları arasında Erişkin Acil Tıp Servisi'ne karın ağrısı şikayetiyle başvuran 18 yaş üzeri hastalar gerçekleştirildi. Hastaların serum fibrinojen, sedimantasyon, CRP ve laktat düzeyleri çalışıldı. Ayrıca hastaların detaylı aile ve genetik öyküleri sorgulandı. IBS tanısının konulması için ROME IV kriterleri ve FMF tanısı için Tel-Hashomer tanı kriterleri kullanıldı. Genetik tanı için PCR yöntemi kullanılarak MEFV gen mutasyon varlığını tespit etmek hedeflendi. Çalışmada hastaların demografik özellikleri, hayati bulguları ve tıbbi özgeçmişlerinin yanı sıra, ek şikayetleri, laboratuar bulguları, ADBG, USG ve BT bulgularına ait veriler toplanarak önceden hazırlanan çalışma kayıt formuna kaydedildi. Araştırma verileri "IBM SPSS for Windows 23.0" programı aracılığıyla bilgisayar ortamına yüklendi ve analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya 74 hasta alındı. Araştırmada değerlendirilen hastaların ortalama yaşları 46,32±18,2 yıl, hastaların 42 (% 56,8)'si kadın ve 32 (% 43,2)'si erkekti. Hastaların en sık ek şikâyeti % 44,6 (n: 33)'sında bulantı/kusmaydı. Hastalarda ağrı lokalizasyonu en sık hastalardan 41 (% 55,4)'inde yaygı ağrı şeklindeydi. Hastalarda en çok görülen fizik muayene bulgusu % 77,0 (n: 57)'sinde hassasiyetti. Hastaların acilde kalış süreleri ortalama 4,81±7,02 saatti. Hastaların VKİ ile USG sonuçları arasındaki ilişki incelendiğinde renal abse'nin görülme sıklığının VKİ değeri 40'ın üzerinde olan aşırı obez hastalarda istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha fazla olduğu bulundu (p=0,043). Hastalarda genetik analiz sonucunda MEFV gen mutasyonu olan ve olmayan grupta serum fibrinojen değerleri aralarında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmadı. Hastalarda serum CRP düzeylerinin IBS tanısı alan hasta grubunda diğer hastalıklara sahip hastalara göre istatistiksel açıdan anlamlı derecede düşük olduğu bulundu (p=,012). Hastaların klinik ön tanı ve tanıları ile ADBG arasındaki ilişki incelendiğinde; IBS tanısı alan hastalarda gaz görülme sıklığının, non spesifik ve diğer tanı grubunda yer alan hastalara göre daha yüksek oranda olduğu ve istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunduğu görüldü (p=0,020). Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda karın ağrısı şikayetiyle acil servise başvuran hastaların etiyolojisi ve FMF ve IBS'nin sıklığı incelendi. IBS tanısında ADBG'de gaz görülmesinin klinisyen için uyarıcı olması gerektiği, böylece IBS düşünülen hastalarda etkin bir yönlendirme ve tedavi ile hayat kaliteleri artırılması ve acil servislere başvuru sayıları azaltılabileceği saptandı. Serum CRP, serum Laktat ve serum Fibrinojen düzeylerinin IBS ve FMF tanılarında yerinin olmadığı fakat ayırıcı tanılar için kullanılabileceği görüldü. Karın ağrısı bulunan hastalarda FMF tanısında tanı kriterlerinin her hasta için tanıyı karşılamakta yeterli olmadığı, bu nedenle karın ağrısı açıklanamayan hastalardan genetik analiz yapılması gerektiği bulundu. MEFV gen mutasyonu çalışılmasının hastaları gereksiz cerrahi riski ve gelişebilecek komplikasyonlardan koruyacağı, etkin tedavinin düzenlenmesi açısından fayda sağlayacağı görüldü. Anahtar Kelimeler: IBS, FMF, Karın ağrısı, MEFV, Görüntüleme, Ailevi akdeniz ateşi, İrritable barsak sendromu

Ailevi akdeniz ateşiAğrıEtyoloji+2
Merve Türker
Çukurova University
2020
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi akdeniz ateşi tanılı hastalarda fabry hastalığı prevelansı

FMF, Akdeniz bölgesi çevresindeki populasyonları etkileyen, kalıtsal periyodik ateş sendromlarının en yaygın olanıdır. Esas olarak Türkler, Ermeniler, Araplar ve Sefardik Yahudilerde yaygın olarak görülmektedir. Tekrarlayan 6-72 saat süreli ateş, karın ağrısı, peritonit, artrit ve cilt bulguları ile seyredebilen, zamanla amiloidoz gelişimi ile karakterize, OR geçişli, otoinflamatuar bir hastalıktır. Hastalıktan sorumlu gen lokusu 16. kromozomun kısa kolunda bulunmaktadır ve MEFV olarak adlandırılır. Kolşisin atakları ve hastalığın ciddi bir komplikasyonu olan amiloidozu önlemek için standart tedavidir. FD, X' e bağlı geçiş gösteren, GLA genindeki mutasyon ve alfa-galaktozidaz A enzim eksikliğinin neden olduğu, çeşitli doku ve organlarda glikosfingolipidlerin ilerleyici birikimiyle karakterize bir lizozomal depo hastalığıdır. Hastalıktan klinik olarak şüphelenildiğinde enzim aktivitesi bakılmalıdır. GLA enzim aktivitesi kanda lökositlerde veya fibroblast kültürlerinde saptanır. Son zamanlarda ise tanı için kuru kan filtre kağıdı (DBS) kullanılmaya başlanılmıştır. Sistemik hastalıklar ile karışabilen organ hasarı ve sistemik semptomlarının mevcut olması nedeniyle bu hastalarda semptomların başlamasıyla tanı konulma zamanı arasında on yıldan fazla bir gecikme olmaktadır. FMF gibi bazı romatolojik hastalıklarla örtüşen semptomlarının olmasıda bir başka gecikme nedenidir. Bu nedenle bu semptomlarla gelen FD hastalarında eğer etnik kökende varsa, yanlışlıkla FMF tanısı konulmaktadır ve FD çok sık akla gelmemektedir. FD enzim verilmesi ile tedavisi mümkün olan, erken tanı ile ciddi yan etkilerinin ortaya çıkması engellenebilen bir hastalıktır. Önlenebildiği için erken dönem tedavinin başlanılması açısından önemlidir. Bu çalışma da FD açısından farkındalık yaratmak amaçlanmıştır. Bu çalışmada hastaların %35'i erkek, %65'i kadın idi. Erkek/kız oranı ise 1/1.8 bulunmuştu. Hastaların semptomların başlama yaşı ortalama 5.89±3.35 'dır. Hastaların %59'unde FMF tanılı aile üyesi bulundu. Hastaların başlangıç semptomları arasında en sık bulgu ateş (%89) ve karın ağrısıdır (%94). Bunları sırasıyla artralji (%51), artrit (%20), göğüs ağrısı(%30), erizipel (%9) izlemektedir. Allel sıklığına bakıldığında en sık %40.5 oranında M694V olup diğerleri sırasıyla E148Q %11, V726A %7, M680I %5.5, R202Q %5, R761H %4.5 oranında bulunmuştur. En sık genotipler sırasıyla M694V homozigot E148Q heterozigot M694V heterozigot idi. Hastalığın seyri boyunca ortaya çıkan ve Fabry hastalarıyla ortak olan başlıca diğer semptomlardan gastrointestinal semptomlar ise bulantı %28 ishal %13, konstipasyon %15 hastada mevcuttu. Nörolojik semptomlardan başağrısı %32, akroparestezi %23, tinnitus %16 sıklıkta idi. Çalışma grubundaki hastalardan 2 erkek hastada alfa-galaktozidaz A enzim aktivitesi düşük bulundu ancak yapılan GLA gen analizinde Fabry hastalığına ait mutasyon saptanmadı. Çalışma grubunda FD'e ait semptomlar bulunan hastalar yer alsada enzim aktivite düşüklüğü saptanmasada özellikle kolşisine dirençli FMF tanılı hastalarda FD de akılda tutulması gereken ayırıcı tanılarda yer almalıdır. Ancak iki hastalığında birikte bulunabileceği unutulmamalıdır.

Ailevi akdeniz ateşiFabry hastalığıLizozomal depo hastalıkları+1
Burcu Kara Yılgın
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi akdeniz ateşi hastalarında genetik analiz klinik bulgular ve tedavi yanıtı değerlendirilme

ÖZET Amaç: AAA, tekrarlayan ateş ve serözit atakları ile karakterize otozomal resesif hastalıktır. Bu çalışmanın amacı MEFV gen mutasyonu ve laboratuvar tetkikleri ile klinik bulgular arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: AAA hastalığı olan 100 hasta çalışmaya alındı. Klinik ve laboratuvar parametreleri incelendi. MEFV tüm gen dizi analizi için Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Genetik Hastalıklar Tanı ve Tedavi Merkezinde olan sonuçlar kullanıldı. Genetik analiz Sanger dizileme, Yeni nesil dizileme (NGS), Pyrosekans yöntemleri kullanılarak çalışıldı. İstatistiksel analiz, IBM SPSS Statistics Versiyon 20.0 kullanılarak gerçekleştirildi. Bulgular: Çalışmada en sık rastlanan mutasyon R202 Q mutasyonu (%40) oldu. Tanı anında tespit edilen ateş bulgusu ile M694V mutasyon arasında anlamlı istatistiksel ilişki saptandı (p<0,05). Atak esnasında tespit edilen ateş bulgusu ile M680I mutasyon arasında anlamlı istatistiksel ilişki saptandı (p<0,05). Atak esnasında eklem bulgusu ile M680I mutasyon arasında anlamlı istatistiksel ilişki saptandı (p<0,05). Tanı anında ve atak anında EBE (erizipel benzeri eritem) bulgusu ile M694V homozigot, birleşik M694V/R202Q homozigot mutasyon arasında anlamlı istatistiksel ilişki saptandı (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda en sık rastlanan mutasyon R202Q gen mutasyonu oldu. Bu gen mutasyonu olan hastalarda da ekzon 10 mutasyonlu hastalar gibi tipik AAA klinik bulguları gözlenebilmektedir. Bu sonuçlar Ailesel Akdeniz Ateşi hem genotipik hem fenotipik bulguların birlikte değerlendirilmesi gereken bir hastalık olduğunu gösterir. Diğer mutasyonlarla kıyaslandığında M694V, M680I mutasyonları olan hastalarda tanı ve ataklar esnasında klinik semptomlar daha belirgin idi. EBE bulguları M694V mutasyonu olan hastalarda daha fazla görüldü. Sonuç olarak M694V, M680I mutasyonu taşıyan hastaların daha ağır klinik bulgularla seyredebileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Ailevi Akdeniz Ateşi, MEFV gen mutasyon analizi, Mutasyonlarla hastalık arasında ilişki.

Ailevi akdeniz ateşiDNA mutasyon analiziGenetik analiz+3
Nurlana Amrahlı
Çukurova University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran ailesel akdeniz ateşi tanılı hastalarda mevalonat kinaz (MVK) ve nod benzeri reseptör protein 12 (nlrp12) genlerinin ekspresyon düzeylerinin incelenmesi

Çalışmamızın amacı Ailesel Akdeniz ateşi (AAA) hastalarının kan serumlarından elde edilen MVK ve NLRP-12 genlerinin ekspresyon düzeylerini sağlıklı kontrollerle karşılaştırmak ve bunların AAA'daki klinik önemini belirlemektir. Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran, Tell Hashomer kriterlerine ve yapılan genetik analizlere göre AAA tanısıyla takip edilen 40 hasta (22 kız, 18 erkek) ve 10 sağlıklı kontrol (4 kız, 6 erkek) çalışmaya dahil edildi. Tam kan sayımı, serumda demir, TIBC, IUBC, ferritin, folat, vitaminB12, 25-OHvitaminD, FT4, TSH, Na, K, Cl, Ca, P, AST, ALT, ALP, üre, BUN, kreatinin, ürik asit ve spot idrarda Ca, kreatinin, mikroalbumin, protein düzeyleri rutin laboratuar metodlarıyla belirlendi. Hasta ve kontrol grubunun serumlarında MVK ve NLRP-12 genlerinin ekspresyon düzeyleri ise kantitatif "real time PCR" yöntemiyle tayin edildi. Yaş ve cinsiyet açısından AAA' lı hasta grubu ile sağlıklı kontrol grubu arasında anlamlı bir fark yoktu (sırasıyla, p = 0,58 ve p = 0,39). Ortalama hastalık başlangıç yaşı 5,3±3,6 yıl olarak bulundu. Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında AAA' lı hasta grubunda MVK ve NLRP12 genlerinin ekspresyon düzeylerinde anlamlı derecede bir fark bulundu (sırasıyla p=0,002 ve p=0,035). AAA hasta grubunun MVK geni ekspresyon seviyesi 2,0 kat ve NLRP12 geni ekspresyon seviyesi ise 1,5 kat kontrol grubundan artmış olarak bulundu. Sonuç olarak özellikle MVK ve NLRP-12 gen ekspresyon düzeylerinin AAA hastalarında anlamlı olarak arttığı tespit edildi.MVK ve NLRP-12 gen ekspresyon düzeylerinin artışının hastalığın patogeneziyle ilgili olduğu ve AAA'lı hastaların erken tanısında bu genlerin bir belirteç olarak kullanılabileceği belirlendi. Bu araştırma, prospektif bir çalışma olup AAA hastalarında MVK ve NLRP-12 gen ekspreyon düzeylerini Real Time PCR yöntemi ile tespit eden ilk çalışma olmasından dolayı bu bulguyu teyit edebilmek için çok sayıda olgunun olduğu çok merkezli çalışmalar gereklidir. Anahtar Sözcükler: Çocuklar, Ailesel Akdeniz Ateşi, AAA, MVK, NLRP-12, Real Time PCR

Ailevi akdeniz ateşiGen ifadesiGenler+3
Refika Yıldız
Düzce University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi akdeniz ateşi olan çocuklarda serum çözünebilir CD40 ligand düzeyinin araştırılması

Amaç: Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA) kronik otoinflamatuar bir hastalıktır. İnflamasyonun uzun vadeli etkilerinden biri de vasküler endotel disfonksiyonu ile ilişkisidir. Endotel hasarı belirteçlerinden biri olan çözünebilir CD40 ligandın (çCD40L), AAA inflamasyonunda tek başına rolünü ayırt edebilmek için, herhangi bir komorbidite durumu olmayan AAA olan çocukları değerlendirerek, çalışmamızda otoinflamatuar bir hastalık olan AAA' da olası kardiyovasküler hastalık risklerini değerlendirmede, çözünebilir CD40 ligandın önemli bir belirteç olup olamayacağının saptanması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk Polikliniklerine başvuran, 2-18 yaş aralığındaki Tel Hashomer ve Yalçınkaya kriterlerine göre tanı almış 68 AAA' lı çocuk Hasta Grubu ve 65 sağlıklı çocuk Kontrol Grubu ve olarak çalışmaya alındı. Fazla kilo, obezite, malnütrisyon, hipertansiyon, hiperlipidemi ve herhangi bir akut, kronik hastalığı olanlar çalışmaya alınmadı. Tüm çocukların cinsiyet, yaş, boy, kilo, VKİ, VKİ persentili, tansiyon ve sistemik muayeneleri değerlendirilerek, hemogram ve biyokimyasal parametreleri Hastanemiz Merkez laboratuarında ve çCD40L düzeyi ise Sandwich ELISA yöntemiyle dış Laboratuarda çalışıldı. Hastaların klinik özellikleri, PRAS ve ISSF skorları, kolşisine tam ve kısmi yanıtları, subklinik inflamasyonları ve Mediterranean Fever (MEFV) mutasyon özellikleri de değerlendirildi. Bulgular: Cinsiyet, yaş, VKİ, VKİ persentili açısından istatistiksel olarak benzerlik sağlanan Hasta ve Kontrol gruplarının, hemoglobin, lökosit, nötrofil, lenfosit, trombosit sayıları, biyokimya parametreleri, lipit profilleri ve aterojenik indeksleri arasında istatistiksel olarak farklılık yoktu. (p>0.05) Hasta Grubunun çCD40L ortalaması 250.7 ± 194.9 pg/ml ve Kontrol grubununki 155.5 ± 137.7 pg/ml bulundu. Hasta Grubunun çCD40L yüksekliği, Kontrol Grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı saptandı. (p<0.005) Hasta Grubunun çCD40L ile trombosit ve trombosit lenfosit oranı (TLO) ilişkisinde her iki parametrede de pozitif korelasyon saptandı. (p<0.05) Hastalardan kolşisine tam yanıtlı olanların çCD40L ortalaması 219.7 ± 180.9 pg/ml ve kısmi yanıtlı olanlarınki 320.1 ± 211.3 pg/ml olarak daha yüksek bulundu ancak istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu. (p>0.05) Hastalarda subklinik inflamasyonu olmayanların çCD40L ortalaması 218.0 ± 182.0 pg/ml ve subklinik inflamasyonu olanların 307 ± 207.0 pg/ml olarak daha yüksek bulundu ancak aralarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu. (p>0.05) Hastaların MEFV mutasyonlarına göre homozigot, birleşik heterozit, heterozigot grupları arasında çCD40L düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu. (p>0.05) Hastalardan M694V mutasyonu olanların çCD40L ortalaması 336.6 ± 220.1 pg/ml ve M694V mutasyonu olmayanlarınki 209.6 ± 169.2 pg/ml olarak bulundu. M694V mutasyonu olanların çCD40L düzeyinin, olmayanlara göre yüksekliği istatistiksel olarak anlamlıydı. (p<0.05) Sonuç: Endotel disfonksiyonunun bir belirteci olan çözünebilir CD40 ligandın AAA hastası çocuklarda ve özellikle M694V mutasyonu olan çocuklarda artmış bulunması, bu çocukların erken çocukluk döneminden itibaren endotel disfonksiyonu geliştirerek, AAA hastası çocuklarda ileride olası kardiyovasküler hastalık risklerinin arttığını düşündürdü. Anahtar Kelimeler: Ailevi Akdeniz Ateşi, Çocuk, Çözünebilir CD40 Ligand, Subklinik İnflamasyon, Kolşisin, M694V Mutasyonu, Endotel Disfonksiyonu

Ailevi akdeniz ateşiEndotel disfonksiyonuEndotelyum+5
Cansu Mahdızadeh
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi Akdeniz ateşi olan gebelerin göbek kordonu wharton jölesi mezenkimal kök hücre ilişkisi

Ailesel Akdeniz Ateşi (Familial Mediterranean Fever = FMF), tekrarlayan ateş ve seröz zarların iltihabıyla seyreder ve kalıtsal periyodik ateş sendromlarının en sık görülenidir. Otozomal resesif (OR) geçişlidir. Akdeniz çevresindeki ülkelerde daha sıktır. En önemli ve prognozu en çok etkileyen komplikasyonu amiloidozdur. Amiloidoz başta böbrekler olmak üzere kalp, bağırsaklar, testisler dahil birçok organda birikebilir. FMF'in gebelikteki seyri değişkendir. Bazı gebelerde remisyon, bazılarında ise FMF atak sıklığı ve şiddetinde artış görülür. Ayrıca gebelikte peritonit atakları erken uterus kasılmalarına ve abortusa neden olabilir. FMF tedavisinde kullanılan kolşisinin, anti-mitotik özelliklerinden dolayı gebelikte kullanımı tartışmalıdır. FMF, kolşisin ve amiloidoz gebeliği olumsuz etkileyebilmektedir. Mezenkimal kök hücreler, doku rejenerasyonunda önemli potansiyele sahip hücrelerdir. Mezenkimal kök hücreler açısından zengin olan göbek kordonu bağ dokusu (Wharton Jölesi) kolay elde edilebilen bir dokudur. Çalışmamızda FMF tanılı 7 gebe ile herhangi bir hastalığı bulunmayan (Kontrol) 7 gebenin doğum sonrası alınan göbek kordonları kullanıldı. Bu dokular; Hematoksilen-Eozin (H-E), Masson's Trikrom (TRI), Periodic Acid Schiff (PAS) ve Kongo Red boyaları uygulanarak ışık mikroskobik olarak değerlendirildi. Wharton jölesi kök hücreleri, enzimatik sindirim metodu ile izole edildi. Ardından mezenkimal kök hücrelerde (+) olan CD73, CD90, CD105; (-) olan CD45, CD34 belirteçleri kullanılarak akım-sitometri cihazında mezenkimal kök hücre sayıları tespit edildi. Aynı belirteçler kullanılarak mezenkimal kök hücreler immünohistokimyasal boyama ile görsel olarak da değerlendirildi. Çalışmamızın sonunda FMF'li grupta göbek kordonu çapının ve göbek kordonundaki damar duvar kalınlıklarının, kontrol grubuna göre azalmış, damar lümen çaplarının ise artmış olduğu bulundu. FMF'li grup göbek kordonunda amiloidoz ve vaskülit bulgularına rastlanmadı. Wharton jölesi mezenkimal kök hücre sayı ve yüzdelerinde ise; FMF'li grupta anlamlı azalma tespit edildi. Anahtar Kelimeler: FMF, Gebelik, Göbek kordonu, Wharton jölesi, Mezenkimal kök hücreler

Ailevi akdeniz ateşiGebelikKök hücreler+1
Canan Ünal
Gaziantep University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi Akdeniz ateşinde humoral ve hücresel immünite

ÖZET Ailevi akdeniz ateşi "familial mediterranean fever" (FMF) tekrarlayan serozal inflamatuar ataklar ile seyreden, otozomal resesif geçiş gösteren, genetik, kronik bir hastalıktır. Hastalığın etyoloji ve etyopatogenezi hala tam olarak aydınlatılamamıştır. FMF 'e, İsrail, Arab ülkeleri ve Ermenistan ile birlikte ülkemizde de diğer ülkelere göre oldukça sık rastlanmaktadır. Bizim çalışmamızda ailevi akdeniz ateşi teşhisi konmuş hastalarda hücresel ve humoral immünitenin nasıl etkilendiği, hastaların serum immünglobulinleri, total T lenfosit, total B lenfosit ve T lenfosit subgruplarının düzeyinin tespiti ile araştırıldı. Yaş ortalaması 15 ± 1.5 (3.5-47) yıl olan ve FMF teşhisi konmuş 37 ( 25 erkek, 12 kız) hastada serum IgA, IgM, IgG düzeyleri nefelometrik yöntem ile, total T lenfosit, total B lenfosit, T helper lenfosit, T supresör lenfosit, "natural killer" doğal öldürücü lenfosit ve Th/Ts oranı değerleri ise flowsitometrik yöntemle tespit edildi. Hastalık erkeklerde kızlara göre iki kat fazla görülmektedir. (Erkek/kız oranı 2:1). Adult hastalarda karın ağrısı, ateş ve artraljinin yanı sıra göğüs ağrısı da önemli bir klinik belirti olarak gözlemlendi. Emosyonel streslerin atakları başlatmada önemli bir faktör olduğu tespit edildi. Çalışmamızda FMF 'li hastaların serum immünglobulin değerlerinin ataksız dönemde ve atak sırasında değişmediğini tespit ettik. Kolşisin kullanmayan hastalarda da serum immünglobulin değerleri normal iken, kolşisin kullanan hastalarda IgA ve IgM normal, IgG ise normal sınırlarda fakat kolşisin kullanmayanlara göre daha yüksek tespit edildi. FMF 'li hastalarda atak sırasında, ataksız dönemlerde, kolşisin almayan hastalar ve kolşisin kullanan hastalarda total T lenfosit, total B lenfosit ve T lenfosit subgrup değerleri de normal olarak tespit edildi. FMF 'in etyopatogenezinde immünsistemin önemli rol oynadığı ileri sürülmektedir. Değişik çalışmalarda FMF 'de serum Ig ve T lenfosit subgrupları hakkında değişik sonuçlar bildirilmekle beraber bizim çalışmamız Ig ve T hücrelerinde kantitatif bir değişiklik olmadığını göstermektedir. 82

Ailevi akdeniz ateşiAntikor oluşmasıİmmünite-hücresel+1
Ercan Sivaslı
Gaziantep University
1998
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolşisin kullanan ailesel akdeniz ateşi tanılı hastaların nöromiyopati açısından değerlendirilmesi

Bu çalışmada daha önce ailesel akdeniz ateşi (AAA) tanılı bir olguda miyopati tespit edilmesi nedeniyle Gaziantep Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Nefroloji Polikliniği tarafından 2010-2012 tarihleri arasında kolşisin kullanmakta olan ve AAA tanısı ile takip edilen 88 hastanın nöromiyopati açısından değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmaya alınan olguların %53.4'ü (n=47) kız olup çalışmaya alındıklarında yaşları ortalama 10.1±(3.35) yıl (2.4-18.9) idi. Kolşisin kullanmakta olan 12 hastada (%13) kolşisinin yan etkileri tespit edildi. Bunlardan 8 hastada (%9) ishal, 1 hastada lökopeni (%1) ve 1 hastada saç dökülmesi (%1) görüldü. Ayrıca bir olgu çalışmamızdan önce miyopati tanısıyla takip ediliyordu. Bu hasta 17 yaşında hafif mental retarde olan bir erkek hasta idi. Kolşisin tedavisinin 2. yılında asemptomatik kreatin kinaz (CK) yüksekliği (3937 U/L) ve kas biyopsi patolojisinde non-spesifik miyopatik değişiklikler saptanmıştı. Takipleri boyunca kolşisin tedavisi 5 ay süresince kesilen ve CK değerlerinde düşme (en düşük 1556 U/L) görülmesine rağmen hiç normal seviyelere inmeyen hastada sık ataklar nedeniyle kolşisin tedavisine devam edilmek zorunda kalındı. Olgunun miyopatisinin altta yatan bir miyopatiye mi yoksa kolşisin kullanımına mı bağlı olup olmadığı ayırt edilemedi.Tüm hastaların sadece 1 tanesinde elektronöromiyografide (ENMG) sinir ileti çalışmalarında anormal bulgular saptanmış olup bulgular bilateral karpal tünel sendromu (KTS) varlığını göstermekteydi. Bu hasta araba tamircisinde işci olarak çalışan 17 yaşında bir erkek çocuktu. Mesleğine bağlı tekrarlayıcı el haraketlerinin KTS'ye sebep olabileceği düşünüldü. Olgunun asemptomatik olması ve ENMG'de KTS bulgularında ilerleme olmamasından dolayı kolşisin tedavisi kesilemediğinden kolşisinin KTS'ye katkısı tam anlamı ile dışlamadı.Sonuç olarak, kolşisin AAA açısından hayati öneme sahip bir ilaç olmakla beraber nöromiyopati gibi önemli yan etki potansiyelini de beraberinde taşımaktadır. Biz çalışmamızda bununla ilgili kuvvetli veriler saptamasakta kolşisin kullanmakta olan hastalar gelişebilecek bu komplikasyonlar açısından takip edilmelidir.

Ailevi akdeniz ateşiKolşisinNörolojik belirtiler+3
Sedat Işıkay
Gaziantep University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce'deki çocukluk çağı Ailevi Akdeniz Ateşi hastalarında MEFV mutasyonlarının ve tedaviye cevaplarının araştırılması

Ailevi Akdeniz Ateşi, ateşin eşlik ettiği tekrarlayan karın, göğüs, eklem ağrısı ve artrit gibi seröz membranların inflamasyonuna bağlı ataklarla seyreden bir hastalıktır. Hastalığın gen mutasyonları ile ilişkisi gösterilmiş, farklı genotiplerde ve etnik gruplarda farklı seyir izleyebileceği sonucuna varılmıştır. Bu çalışmada, Tel-Hashomer kriterlerine göre AAA tanısı konmuş olup MEFV gen mutasyonu pozitif bulunan Düzce bölgesindeki çocukluk çağı hastalarda (33 hastada) bulunan MEFV mutasyon tiplerine (R202Q, M694V, E148Q) göre klinik özellikler ve kolşisin tedavisine yanıt incelendi. Anamnez ve klinikte, ailede AAA, anne baba arasında akrabalık, semptom yaşı, tanı yaşı, ateş ve süresi, karın ağrısı sıklığı ve süresi, baş ağrısı, konjonktivit, konstipasyon, diyare, miyalji, eritem, artralji ve süresi, artrit ve süresi, tutulan eklemler ve kolşisin tedavisine yanıt sorgulandı. Hastaların atak sırasında bakılmış olan hemogram, C-reaktif protein, eritrosit sedimantasyon hızları değerlendirildi. Çalışmaya alınan 33 AAA?li hastanın 18?i kız (% 55) ve 15?i erkek (% 45) idi. R202Q mutasyonu (heterozigot) tespit edilen 17 hastanın 12(%70,6)?si kız, 5(%29,4)?i erkekti. M694V mutasyonu tespit edilen 10 hastanın 3(%30,0)?ü kız, 7(%70,0)?ü erkekti. M694V mutasyonu tespit edilen bu 10 hastanın 2 tanesi homozigot diğerleri hetrozigottu. E148Q mutasyonu (heterozigot) tespit edilen 6 hastanın 3(%50,0)?ü kız, 3(%50,0)?ü erkekti. Klinik olarak AAA tanısı konulup tedavi alan ancak AAA gen mutasyonu negatif bulunup polikliniğimizde takipli olan 13 hasta ise çalışmamıza dahil edilmedi. M694V homozigot bulunan olgularda aile hikayesi pozitifliği R202Q ve E148Q mutasyonu tespit edilenlere göre anlamlı ölçüde daha yüksek bulundu. Diğer klinik özellikler ve tedaviye yanıt açısından R202Q, E148Q VE M694V mutasyon tiplerine sahip olgular arasında anlamlı bir fark gözlenmedi.

Ailevi akdeniz ateşiGenlerKolşisin+2
İlyas Sarı
Düzce University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran ailesel akdeniz ateşi tanılı hastalarda apoptosıs assocıated speck lıke proteın contaınıng a card (ASC), tnf lıke factor 1a (TL 1a), b cell chemoattractant chemokıne lıgand 13 (CXCL 13) genlerinin ekspresyon düzeylerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF) hastalarında ASC, TL-1a ve CXCL 13 genlerinin ekspresyon düzeylerini sağlıklı kontrollerle karşılaştırmak ve bunların FMF' deki klinik önemini belirlemektir. Tell Hashomer kriterlerine ve yapılan genetik analize gore FMF tanısıyla takip edilen 36 FMF' li hasta (20 kız, 16 erkek) ve 12 sağlıklı kontrol (7 kız, 5 erkek) çalışmaya dahil edilerek karşılaştırıldı. Lökosit sayısı, Serum Amiloid A, Eritrosit Sedimentasyon hızı, C-reaktif protein (CRP) düzeyleri rutin laboratuar metodlarıyla belirlendi. ASC, TL-1a ve CXCL 13 genlerinin eskpresyon düzeyleri ise kantitatif Real Time PCR yöntemiyle hesaplandı. Yaş ve cinsiyet açısından FMF' li hastalarla sağlıklı kontroller arasında anlamlı bir fark yoktu (sırasıyla p=0,13 ve p=0,74). Ortalama hastalık süresi 4,8±4 (0-15) yıl bulundu. Sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında FMF' li hastalarda ASC ekspresyon düzeyleri arttığı haldeanlamlı bir fark bulunamadı (p=0.79). TL-1a ve CXCL 13 ekspresyon düzeylerinde anlamlı bir fark bulundu (sırasıyla p=0,02 ve p=0,03). ASC ekspresyon düzeyi ile CXCL 13 arasında ve CXCL 13 ile TL-1a arasında anlamlı ilişki mevcuttu (sırasıyla p=0,05 ve p=0,00). ASC ile TL-1a arasında anlamlı ilişki saptanamadı (p=0,48). Sonuç olarak özellikle CXCL 13 ve TL 1a gen ekspresyon düzeylerinin, anlamlı bir fark olmamakla birlikte ASC gen ekspresyon düzeyinin FMF' li hastalarda arttığı, bu genlerin ekspresyon düzeylerinin hastalığın patogenezinde ilişkili olduğu ve hastalığın erken tanısında bu genlerin bir belirteç olarak kullanılabileceği ortaya çıkarılmıştır. ASC ile ilgili yapılan ikinci, CXCL 13 ve TL-1a ile ilgili yapılan ilk çalışma olmasından dolayı daha fazla bilgi elde edebilmek için çok sayıda olgunun olduğu çalışmalar gereklidir.

Ailevi akdeniz ateşi
Fatih Kurt
Düzce University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolşisin kullanan ailevi Akdeniz ateşi hastalarında kolşisin cevabı ile sitokrom p450 3A4*1B, *2 ve *17 polimorfizmleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Ailevi Akdeniz ateşi (AAA) tekrarlayan ateş, peritonit, plörit, artrit ve erizipel benzeri eritem ile karakterize otoinflamatuar bir hastalıktır. Kolşisin hastaların çoğunda atakların gelişimini önler. Ancak, % 5-15 kadar hasta düzenli kolşisin kullanmalarına rağmen atak geçirmeye devam ederler. Bu hastalardaki kolşisine cevapsızlığın sebebi bilinmemektedir. Kolşisin sitokrom P450 3A4 (CYP3A4) enzimi tarafından metabolize edilir. Bu enzimin promoter bölgesindeki veya kodlayıcı bölgelerindeki polimorfizmler enzim ekspresyonu veya aktivitesinde değişikliklere yol açarak kolşisinin etkinliğinde değişikliğe neden olabilirler. Çalışmamızda CYP3A4*1B, *2 ve *17 polimorfizmleri ile kolşisin cevabı arasındaki ilişkiyi inceledik. En az 6 aydır düzenli kolşisin kullanan 203 AAA hastası (69 erkek, 134 kadın) ve 50 sağlıklı kontrol hastası çalışmaya alındı. Günde 2 mg ve üzeri kolşisin kullanırken 3 ay içinde birden fazla atak geçiren hastalar kolşisine cevapsız kabul edildiler. Hastalardan ve kontrollerden EDTA'lı tüpe 5 ml kan alınarak -20 0C'de saklandı. Cevap değerlendirmesi yapılan 196 hastanın 26'sı kolşisine dirençli idi. Real-time PCR yöntemi ile polimorfizmler çalışıldı. CYP3A4*1B ve *17 polimorfizmleri hasta ve sağlıklı kontrollerde tespit edilmedi. CYP3A4*2 polimorfizmi 9 hastada heterozigot (TC genotipi, % 4.4) olarak bulundu. C allel sıklığı % 2.2 idi. Kontrol grubunda CYP3A4*2 polimorfizmine rastlanmadı. Hem hasta-kontrol grubu arasında hem de kolşisine cevapsız-cevaplı hastalar arasında bu polimorfizmlerin sıklığı yönünden istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Hastalarımızda kolşisin cevapsızlığı ile adı geçen polimorfizmler arasında ilişki saptamadık. Bu hastalardaki kolşisin cevapsızlığından başka faktörler sorumlu olabilirler.

Ailevi akdeniz ateşiKolşisinPolimorfizm-genetik+2
Tayfun Akalın
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi akdeniz ateşi tanısıyla izlenen hastalarda perikard tutulumu ve kardiyak fonksiyonlarının değerlendirilmesi

ÖZET Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA), tekrarlayan karın ağrısı, eklem ağrısı ve göğüs ağrısına ateşin eşlik ettiği, otoinflamatuar bir hastalıktır. Kronik enflamasyona sekonder kardiyovasküler tutulum olursa, mortalite ve morbidite üzerine olumsuz etkileri olabilmektedir. Çalışma AAA'lı hastalarda kardiyak fonksiyonların ve perikard tutulumunun belirlenmesi amacı ile yapıldı. Ailevi Akdeniz Ateşi olan 99 hasta ve 24'ü kontrol grubundan oluşan prospektif bir çalışmadır. AAA olgularının yaş ortalaması 9,6 ± 3,7 yıl idi. AAA olgularında diastolik ve sistolik kalp fonksiyonlarının hem atak döneminde hem de kontrol grubuna göre önemli bir değişiklik göstermediği belirlendi. Ancak perikard kalınlığının atak döneminde olan hastalarda daha fazla olduğu ve istatiksel olarak anlamlı farklılık görüldü (p<0,05). Ayrıca hiçbir hastada perikardit tanısı konulmamasına rağmen, göğüs ağrısı ile gelen olgularda perikard kalınlığının daha fazla olduğu belirlendi. Sonuçlar değerlendirildiğinde perikardiyal kalınlaşmanın özellikle atak dönemi AAA olgularında daha fazla görülmesi, asemptomatik de olsa perikardiyal tutulumun olduğunu ve subklinik inflamasyonun devam ettiğini desteklemektedir. Subklinik inflamasyonun tüm serozalarda olduğu gibi perikard etkilenmesi nedeni ile AAA olgularının uzun dönem takibinde perikardı da içeren kardiyak fonksiyonlarının izlenmesi gerektiği görüldü. Anahtar kelimeler: Ailevi Akdeniz Ateşi, kalp fonksiyonları, perikardiyal tutulum

Ailevi akdeniz ateşiKalp fonksiyon testleriKalp hastalıkları+1
Özlem Karakuş Karatoprak
Fırat University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Henoch-schönlein purpuralı çocuklarda ailesel akdeniz ateşi gen mutasyon sıklığı ve prognozla ilişkisi

Henoch-Schönlein purpurası (HSP) nontrombositopenik purpura, artrit/artralji, karın ağrısı ve glomerülonefrit ile karakterize çocukluk çağının en sık görülen akut, sistemik küçük damar vaskülit sendromudur. HSP ile Ailevi Akdeniz ateşi (AAA) arasındaki ilişki çeşitli çalışmalarda bildirilmiştir. AAA hastalığının en önemli komplikasyonu olan amiloidozun önlenmesi için erken tanı önemlidir. MEFV geni AAA hastalığının tanısında önemli bir belirteçtir. Çalışmamızda HSP'li çocuklarda MEFV geni mutasyon sıklığına ve prognozla ilişkisine bakıldı.Çalışmamıza Ocak 2007 ile Kasım 2011 tarihleri arasında Çocuk Nefroloji ve Romotoloji bölümünde en az 6 ay izlenen 80 HSP'li çocuk alındı ve 22 yaygın MEFV mutasyonlarına bakıldı.Olgularımızın 42'si erkek (%52,5), 38'i kız (%47,5) olarak ve erkek/kız oranı 1,1 olarak belirlendi. Olgularımızın yaşları 2 ile 16 arasında farklılık gösteriyordu ve yaş ortalaması 8,84 ± 3,33 yıl olarak bulundu. Hastaların tamamında purpurik döküntü, 64' ünde (%80) artrit/artralji, 59`unda (%73) gastrointestinal sistem (GİS), 28`inde (%35) renal tutulum saptandı.Akdeniz Ateşi geni sıklığı normal popülasyona göre HSP'li olgularda daha fazla görüldü. 22 hastada (%27,5) MEFV mutasyonlarından en az biri saptandı. 3 hastada (%3,75) tek homozigot mutasyon, 14 hastada (%17,5) tek heterozigot mutasyon, 5 hastada (%6,3) çift heterozigot mutasyon ve tespit edildi. MEFV mutasyonlarından herhangi bir özel mutasyonla HSP'deki sistem tutulumları arasında anlamlı ilişki saptanmadı. MEFV mutasyonu 10 yaş üzeri ve kliniğinde şiddetli karın ağrısı olan olgularda daha yüksek oranda bulundu. Çalışmamızda MEFV mutasyonu olan olgularda GİS ve böbrek tutulumu daha yüksek saptandı ancak bu istatiksel olarak anlamlı değildi. Diğer çalışmalar aksine, çalışmamızda MEFV mutasyonları olan hastalarda eklem tutulumu daha düşük oranda saptandı.Sonuç olarak, HSP'li hastalarda AAA'nın sık görülmesi nedeniyle, yeni değerlendirilen her HSP'li çocukta AAA ortaya çıkabileceği unutulmamalı ve öyküde sorgulanmalıdır. AAA'nın erken tanısı için ayrıntılı anamnez ve klinik değerlendirme yapılan HSP hastalarının MEFV genine bakılabilir. Bu yaklaşım bize AAA'nın erken tanı almasına ve tedavisine erken başlanmasına dolayısıyla en önemli komplikasyonu olan amiloidozun önlenmesine yarar sağlayacaktır.Anahtar kelimeler: Henoch-Schönlein Purpura (HSP), Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF), MEFV

Ailevi akdeniz ateşiMutasyonPrognoz+1
Halil Köse
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailesel akdeniz ateşi tanılı hastalarında infantil kolik sıklığının değerlendirilmesi

Giriş: Bu çalışmamızda ailesel Akdeniz ateşi tanısı olan hastalarımızda geçmişe yönelik ebeveynlerine sorgulama yaparak infantil kolik sıklığını ve infantil kolik etyolojisinde ailesel Akdeniz ateşi hastalığının rolünü değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem:Çalışmamız Ocak 2020-Temmuz 2020 arasında yapılmıştır. Çalışma grubu Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi (BAİBÜ) İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Genel Pediatri polikliniğine başvuran çocuklardan seçilmiştir. Çalışmamızda ebeveynlere sağlıklı bilgi edinilmesi için yeterli süre tanınmış, böylelikle anketleri doldurmaları ve tarafımıza ulaştırmaları sağlanmıştır. Ankette isim, soy isim, yaş, cinsiyet, kardeş sayısı,ailesel Akdeniz ateşi hastalığı mevcudiyeti,kolşisin kullanım durumu ve süresi, ebeveynler arası akrabalığı, ailesinde ailesel Akdeniz ateşi hastalığı, kolşisin kullanan birey varlığı, infantil kolik açısından Roma kriterleri, ataklar nedeniyle doktora başvuru durumu, evde uygulanabilecek tedaviler, ayırıcıetyolojik tanılara yönelik yenidoğan dönemi idrar yolu enfeksiyonu, yenidoğan gastroösefagialreflü, inek sütü protein alerjisi, laktoz intoleransına yönelik sorular sorulmuştur. Bulgular:Ailesel Akdeniz ateşi ve infantil kolik açısından cinsiyet yönünde anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Sağlıklı bebek popülasyonlarında saptanmış olan infantil kolik oranları ile karşılaştırıldığında ailesel Akdeniz ateşi tanısı olan hastalarımızda infantil kolik sıklığı anlamlı derece yüksek bulunmuştur (p<0.001). Genetik sonuçlar incelendiğinde infantil kolik riskini artıran herhangi bir genetik mutasyon anlamlı çıkmamıştır (p>0.05). Ailesel Akdeniz ateşi tanısı olan hastalarımızda en sık bulgu olarak karın ağrısı dikkati çekmektedir. İkinci sıklıkla göze çarpan bulgu ise ateştir. Çalışmamızda kolşisin kullanım durumu sorgulandığında sadece 2 hasta kolşisinden fayda görmediğini belirtmiştir. Sekiz hastanın tedavisine yeni başlanmış olması nedeniyle ayrı tutulduğunda tedaviden tam veya kısmı fayda görme oranı %94 gibi yüksek oranda bulunmuştur. İnfantil kolik açısından risk faktörleri arasında sayılan beslenme durumu, anne sütü alımı ve gebelikte annenin sigara kullanımı sorgulanmış olup bizim çalışmamızda anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Yine aynı şekilde risk faktörleri arasında bulunan gebelikte stres yaşanması durumu bizim çalışmamızda infantil kolik açısından anlamlı bir risk faktörü olarak sonuçlanmamıştır (p>0.05). Evde kullanılan tedavi yöntemleri arasında ebeveynler en sık sırta masaj uygulama yöntemini seçmiştir. Bu uygulamayıkarnına ılık havlu koymak ve ılık banyo yaptırmak yöntemleri izlemiştir. Bu yöntemleri tek tek ya da kombine olarak uyguladıklarında çoğunlukla fayda gördüklerini bildirmişlerdir. Sonuç: Bu çalışma ile daha önceden sorgulanmamış olan infantil kolik etyolojisinde ailesel Akdeniz ateşi hastalığının bulunabileceğini öğrenmiş bulunuyoruz. Bu sonuçlar ışığında ailesel Akdeniz ateşi tanısı olan hastaların bebeklik döneminde daha sık olarak infantil kolik atakları yaşadığını görmekteyiz. Bu sebeple, huzursuz bebekleri infantil kolik açısından değerlendirilirken ailesel Akdeniz ateşi hastalığını da akılda bulundurulmanın faydalı olabileceğini düşünüyoruz. İnfantil kolik risk faktörleri açısından gebelikte sigara kullanımı, gebelikte annenin stresli olması, anne sütü alımı gibi konularda ise daha geniş ölçekli ve kapsamlı araştırmaların yapılması gerektiği düşünmekteyiz Anahtar Kelimeler: Ailesel Akdeniz Ateşi, İnfantil Kolik, İnfantil Kolik Etyoloji

Ailevi akdeniz ateşiEtyolojiKolik+1
Paşa Balcı
Bolu Abant İzzet Baysal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi Akdeniz ateşi hastalarında subklinik inflamasyon göstergesi olarak nötrofil/lenfosit oranı ve trombosit/lenfosit oranının değerlendirilmesi

Amaç: Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA) hastalığında atak dönemlerinde inflamasyon belirgindir. Ancak inflamasyonun atak dışı dönemde de devam ettiği ifade edilmektedir. Bu çalışmada AAA hastalarının atak dışı dönemdeki nötrofil/lenfosit oranı (NLO) ve trombosit/lenfosit oranının (TLO) kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlandı. Yöntem: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji ve Romatoloji bölümünde AAA tanısıyla takip edilen 1-18 yaş arası 93 çocuk hastanın demografik (yaş, cinsiyet, anne-baba akrabalığı, ailede AAA varlığı), klinik (semptoların başlama yaşı, tanı yaşı, atak esnasındaki semptomlar, kolşisin dozu) ve laboratuvar (nötrofil, lenfosit ve trombosit sayısı, NLO ve TLO, genetik mutasyon durumu) özellikleri incelendi. Kontrol grubu yaş cinsiyet özellikleri bakımından hasta grubuna benzer sağlıklı popülasyondan oluşturuldu ve tam kan sayımı değerleri kaydedildi. Bulgular: Çalışmada hasta grubuna 93 (42 Erkek/51 Kız) kontrol grubuna 81 (39 Erkek/42 Kız) olgu dahil edildi. Hastaların semptomlarının ortalama başlama yaşı 4.65±3.30 yıl idi. Hastaların tanı yaşı 6.5±3.5 yıl idi. Hastalarımızın aile öyküsü sorgulandığında anne-baba akrabalığı %23.7, ailede AAA öyküsü %50.5 idi. Klinik özelliklerine göre değerlendirildiğinde en sık rastlanan klinik bulgu karın ağrısı (%98.9), ikinci sırada ise ateş (%88.2) idi. Diğer klinik bulgular artralji %39.1, kusma %22.6, myalji %18.3, artrit %16.1, göğüs ağrısı %14, ishal %12.9, döküntü %11.8 oranında tespit edildi. Hastaların genetik analiz sonuçları incelendiğinde; en sık E148Q heterozigot (%8.6) genotipi, ikinci sıklıkta R202Q heterozigot genotipi saptandı. Çalışma grubumuzun labaratuar parametreleri incelendiğinde lökosit sayısı, trombosit sayısı, nötrofil sayısı, lenfosit sayısı, NLO ve TLO değerleri hasta ve kontrol grubunda benzer saptandı. Sonuç: Sonuçlarımıza göre platelet/lenfosit ve nötrofil/lenfosit oranı AAA hastalarında atak dışı dönem için inflamasyon göstergesi olarak kullanıma uygun değil gibi görünmektedir. Anahtar kelimeler: Ailevi Akdeniz ateşi, trombosit/lenfosit oranı, nötrofil/lenfosit oranı, inflamasyon .

Ailevi akdeniz ateşiKan trombositleriLenfositler+2
Muhammet Asena
Dicle University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi Akdeniz ateşli çocuklarda depresyon ve hayat kalitesinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Ailevi Akdeniz ateşi (AAA) hastalığı ateş, peritonit, plevrit, artrit ve erizipel benzeri deri döküntüleri ile seyreden, ataklar halinde gelen genetik geçişli bir hastalıktır. Hastalık uyum problemlerine, yetersizlik duygusunun gelişimine yol açmakta, hastaların yaşamlarında bazı kısıtlılıkların oluşmasına yol açmaktadır. Bu çalışmanın amacı Diyarbakır ve çevre illerden gelen takipli pediatrik Ailevi Akdeniz ateşi hastalarının depresyon ve hayat kalitesinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Tel-Hashomer tanı kriterlerine göre tanı konulmuş 51 Ailevi Akdeniz ateşi (AAA) hastası ve 53 sağlıklı çocuğun katılımıyla gerçekleştirildi. Kontrol grubu genel çocuk polikliniğine rutin kontrol amaçlı başvurmuş ve başvuru esnasında herhangi bir hastalığı olmayan çocuklardan oluşturuldu. Depresyon durumu ve hayat kalitesini belirlemede hasta ve sağlıklı grubuna sosyo-demografik veri formu, Çocuk ve Ergenler için Yaşam Kalitesi Ölçeği (SYK), Çocuk Depresyon Ölçeği (ÇDÖ) uygulandı. Bulgular: Hasta ve kontrol grubu arasında yaş ve cinsiyet dağılımı yönünden fark yoktu. Sağlıklı grubun ÇDÖ skoru 6,2±4,7 iken hasta grubun ÇDÖ skoru 11,6±5,5 saptandı. Hasta grubun ÇDÖ skoru anlamlı ölçüde yüksek saptandı (p=0,029). Sağlıklı grubun toplam yaşam kalitesi puan ortalaması 103,1±9,5 iken hasta grubun toplam yaşam kalitesi puan ortalaması 85,0±8,4 saptandı. Hasta grubun yaşam kalitesi, sağlıklı gruptan anlamlı ölçüde düşük saptandı (p<0,001). Yaşam kalitesi ölçeği alt boyutları bedensel iyilik, duygusal iyilik, öz saygı, ailesel iyilik, arkadaş durum, okul durum puanları açısından bakıldığında da hasta grupta, sağlıklı gruptan anlamlı düşük olduğu saptandı (p<0,001). Ayrıca hasta grupta AAA Şiddet skoru arttıkça yaşam kalitesinin düştüğü saptandı (p=0,002). Artriti olan hastaların yaşam kalitesi, artriti olmayanlara göre daha düşük saptandı (p<0,001). Kolşisin kullanım dozu normalden düşük, normal ve normalden yüksek olarak sınıflandırılmış şekliyle depresyon varlığı açısından karşılaştırıldığında kolşisini yüksek dozda kullanan hastalarda depresyon oranı daha yüksek tespit edildi (p<0,001). Yaşam kalitesi ölçeği ile karşılaştırıldığında ise doz arttıkça toplam yaşam kalitesi puanının düştüğü tespit edildi (p=0,004). Sonuç: Ailevi Akdeniz ateşi hastalığının depresyon riskini arttırdığı ve yaşam kalitesini düşürdüğü tespit edildi. Ailevi Akdeniz ateşi hastalığı çocuk ve ergenlerin kaygılarını arttırmakta, depresyona meyilli hale getirmekte, yaşam kalitelerinin düşürüp sosyal, duygusal gelişimlerini ve akademik başarılarını olumsuz yönde etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk, Ergen, Ailevi Akdeniz ateşi, Depresyon, Yaşam Kalitesi

Ailevi akdeniz ateşiDepresyonErgenler+2
Erkan Haliloğlu
Dicle University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi akdeniz ateşi hastalarında serum Amiloid-A, hepsidin ve osteopontin düzeyleri

Bu çalışmada, DÜTF Biyokimya ABD moleküler tanı laboratuvarına Ailevi Akdeniz Ateşi(FMF) ön tanısı ile FMF gen mutasyon analizi için başvuran 100 hasta ve 25 sağlıklı kontrol grubunda plazma Osteopontin, serum Hepsidin, Serum Amiloid A düzeyleri incelendi. Hastalar FMF mutasyon analizinin sonucuna göre 63 kişiden oluşan FMF mutasyon pozitif ve 37 kişiden oluşan FMF mutasyon negatif olmak üzere iki gruba ayrıldı. Çalışma sonucunda plazma Osteopontin düzeyleri FMF mutasyon pozitif grupta sağlıklı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,05). Gruplar arasında serum Hepsidin ve Serum Amiloid A düzeyleri bakımından anlamlı bir fark bulunmadı.Bu bulgular Osteopontinin FMF'teki inflamatuvar olaylarda rolü olabileceğini düşündürmektedir.Anahtar kelimeler: FMF, Osteopontin, Hepsidin

Ailevi akdeniz ateşiAmiloid protein SAAHepsidin+2
Eyüp Özer
Dicle University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi Akdeniz ateşi tanısı alan çocuklarda fenotip genotip ilişkisinin değerlendirilmesi

AAA ateş, poliserozit, artrit, deri döküntüleri ile seyreden tekrarlayıcı bir hastalıktır. Tanı klinik bulgularla konurken, aile öyküsü, etnik köken, gen mutasyonu, ilaç tedavisine cevap, akut faz reaktanları gibi destekleyici kriterlerde mevcuttur. 1997 yılında MEFV gen lokalizasyonu tesbit edildikten sonra genotip- fenotip ilişkisini değerlendiren çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bu araştırmaların bir kısmında genotipin fenotipe yansımalarının olduğu belirtilirken, bazı araştırmalarda ise genotip ile fenotip arasında bir ilişki kurulamamıştır.Çalışmamızda 55'i erkek 50'si kız 105 hasta klinik özellikler, MEFV gen mutasyonu ve genotip-fenotip ilişkisi açısından incelendi. Hastalarımızda en sık görülen semptomlar ateş (%100), karın ağrısı (%99), artalji (%61.5) şeklindeydi. Artralji sıklığı erkeklerde kızlara göre anlamlı derecede yüksek bulundu. Çalışma grubundaki hastaların daha önce aynı şikayetlerle başvurdukları sağlık kuruluşlarında yüksek oranda idrar yolu enfeksiyonu, paraziter enfeksiyon, konstipasyon, gastrit, tonsillit gibi tanılar aldıkları görüldü. Hastalarımız hastalık ağırlık skorlamasına göre degerlendirildiğinde %71.4'ü orta şiddette hastalık grubunda yer almaktaydı. Atak döneminde akut faz reaktanları değerlendirildiğinde hastaların %52'sinde sedimentasyon yüksekliği, %65.7'sinde CRP yüksekliği, %62.9'unda lökositoz ve fibrinojen yüksekliği mevcuttu.Çalışma grubumuzda en sık görülen mutasyon E148Q, 2. sıklıkta ise M694V şeklindeydi. Genotip açısından ise 1. sıklıkta E148Q/N genotipi gözlenirken M694V/N 3. sıklıkta, M694V/M694V 5. sıklıkta gözlendi. Hastalarımızın %5.7' si akut apandisit tanısı ile takip edilirken %3.8'i opere edilmişti.Hastalarımız MEFV gen mutasyonunu homozigot, birleşik heterozigot ve heterozigot taşıyanlara göre üç gruba ayrılarak fenotip-genotip ilişkisi açısından değerlendirildi. Homozigot grupta yaş ve semptomların başlama yaşı ortalamaları heterozigot ve birleşik heterozigot gruba göre anlamlı derecede düşük bulundu. Yine homozigot grupta erizipel benzeri eritem varlığı ve atak dönemideki lökositoz diğer gruplara göre anlamlı derecede yüksek bulundu.Tanıda gecikme süresi, ana-baba akrabalığı, ateş, karın ağrısı, artralji, artrit, göğüs ağrısı, myalji, akut skrotum, atak sıklığı ve süresi, hastalık ağırlık skorlaması, atak sırasında ve atak dışı sedimentasyon, CRP, fibrinojen değerleri ve kolşisin tedavisine cevap açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı.Anahtar Kelimeler: Ailevi Akdeniz ateşi, mutasyon, fenotip genotip korelasyonu

Ailevi akdeniz ateşiFenotipGenetik+2
Erdal Çakmak
Dicle University
2010
10
Master'sOpen AccessTR

Ailesel Akdeniz Ateşi tanısı almış bireylerin, depresyon düzeyleri, yeti yitimi ve intihar olasılığının incelenmesi

Bu araştırmada Ailesel Akdeniz Ateşi tanısı almış bireylerde Depresyon düzeyi, Yeti Yitimi ve İntihar Olasılığının sosyo-demografik değişkenlere göre incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırmaya Türkiye sınırları içinde yaşayan rastlantısal yöntemle seçilmiş 251 Ailesel Akdeniz Ateşi tanısı almış birey katılmıştır. Veri toplamak amacıyla "İntihar Olasılığı Ölçeği'' ,"Kısa Yeti Yitimi Anketi' ,"Beck Depresyon Ölçeği'' ve katılımcılara hazırlanan "Sosyo-demografik veri formu'' verilmiştir. Verilerin analizi için SPSS 20.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, hastanın geçirdiği atak sayısı arttıkça depresyon eğilimi de artmaktadır. Ayrıca, atak sıklığı ile yeti yitimi arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Daha fazla atak geçiren hastalar daha fazla yeti yitimine uğramaktadır. Araştırmada 18-24 yaş arası grubun intihar olasılığı oranının diğer yaş aralıklarına göre daha fazla olduğu ortaya konmuştur. Gelir düzeyi depresyon ve yeti yitimi arasında da anlamlı bir ilişki bulunmuştur buna göre gelir düzeyi arttıkça depresyon ve yeti yitimi azalmaktadır. Eğitim seviyesi ve yeti yitimi incelendiğinde eğitim seviyesi yükseldikçe yeti yitiminin daha az olduğu görülmüştür. Katılımcıların depresyon seviyeleri ile yeti yitimi ve intihar etme olasılıkları arasında pozitif bir korelasyon bulunmuştur. Buna göre, Ailesel Akdeniz Ateşine sahip bireylerin depresyon oranları arttıkça, kısa yeti yitimi ve intihara olasılıkları da artmaktadır. Bu bulgular literatür eşliğinde çeşitli yayınlarla karşılaştırılarak tartışılmıştır.

Ailevi akdeniz ateşiDepresyonHasta psikolojisi+5
Gözde Feride Süslü
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00

Related subjects