Ailevi akdeniz ateşi

Bu konu başlığı altında 82 tez

Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ailevi Akdeniz ateşinin erkeklerde seksüel fonksiyon üzerine etkisi

AMAÇ: Bu çalışmanın amacı AAA'nın erkek hastalarda; serum testosteron, seks hormonu bağlayıcı globulin (SHBG) seviyesi ve seksüel fonksiyon üzerine olan etkisini araştırmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya hasta grubu olarak AAA tanısı almış 35 erkek hasta ve kontrol grubu olarak, hasta grubuna oldukça benzer özelliklere sahip 35 sağlıklı gönüllü erkek dahil edildi. Her iki gruptan kan örnekleri alınarak laboratuvarda total testosteron ve seks hormonu bağlayıcı globulin (SHBG) seviyelerine bakıldı. Seksüel fonksiyonlar her iki grupta da uluslararası erektil fonksiyon anketi (IIEF) ile değerlendirilerek veriler toplandı. Bakılan parametrelerin sonuçları incelenerek iki grup arasındaki ilişki değerlendirildi. BULGULAR: 35 AAA tanılı hasta ve 35 sağlıklı birey çalışmaya dahil edildi. Hasta grupta serum SHBG seviyesi ortalama 25,9686±13,95549 nmol/l saptanırken, kontrol grubunda ortalama 29,8943±12,16238 nmol/l olup her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamı fark olmadığı görüldü (p:0,214). Hasta grupta serum total testosteron seviyesi ortalama 18,1540±7,32547 nmol/l saptanırken, kontrol grubunda ortalama 16,5697±6,999610 nmol/l olup her iki grup arasından istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı görüldü (p:0,358). Hasta grupta serbest testosteron seviyesi ortalama 0,3677±0,08116 ng/ml saptanırken, kontrol grubunda ortalama 0,3171±0,11159 ng/ml olup hasta grupta serbest testosteron seviyeleri daha yüksek bulunarak her iki grup arasında anlamlı istatistiksel fark olduğu görüldü (p:0,033). Hasta grupta erektil fonksiyon skorları kontrol grubuna göre daha düşük saptanarak her iki grup arasında anlamlı istatistiksel fark olduğu görüldü (p:0,001). Hasta grupta orgazmik işlev skorları kontrol grubuna göre düşük saptanarak her iki grup arasında anlamlı istatistiksel fark olduğu görüldü (p:0,007). Hasta grubunda cinsel memnuniyet skorları kontrol grubuna göre düşük saptanarak her iki grup arasında anlamlı istatistiksel fark olduğu görüldü (p:0,003). Hasta grubunda ED prevalansı %74,2 olarak saptanırken kontrol grubunda %31,4 olduğu görüldü. SONUÇ: Sonuç olarak yapılan bu çalışmanın, alan yazın taraması sonucunda AAA'ın erkek hastalarda seksüel fonksiyon üzerine olan etkisini araştıran ilk çalışma olduğu görülmektedir. Yapılan bu çalışmada elde edilen bütün bulgular değerlendirildiğinde; AAA hastalığında, erkeklerde seksüel disfonksiyon gelişme riskinin, kontrol grubuna göre yüksek olduğu ortaya çıkmaktadır. AAA hastalığı; erkeklerde, seksüel fonksiyon üzerine olumsuz bir etkiye sahiptir. Hastaların klinisyenler tarafından ilgili dallara yönlendirilmesi ile seksüel fonksiyonlarının artacağı ve hayat kalitelerinin yükseleceği düşünülmektedir.

Ailevi akdeniz ateşiErektil disfonksiyonTestosteron
Burak Yılmaz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kolşisin direnci olan ailevi akdeniz ateşi hastalarında ifadesi değişen miRNA'ların inflamasyon ve ilaç direnci ile ilişkisinin belirlenmesi

Ailevi Akdeniz ateşi klinik heterojenitenin görüldüğü monogenik bir sistemik otoinflamatuvar hastalıktır. Ailevi Akdeniz ateşinde en yaygın tedavi yöntemi günlük kolşisin kullanımıdır. Fakat hastaların %2-5'lik kısmında kolşisin direnci görülmektedir. İlaç direncinin gelişiminde epigenetik mekanizmaların özellikle kodlamayan RNA'lardan mikroRNA'ların rol oynadığına dair çalışmalar mevcuttur. Bu sebeple kolşisin dirençli hastalarda ifadesi değişen mikroRNA'ların ilaç direnci ve inflamasyon ile muhtemel ilişkisinin değerlendirilmesi gerektiği düşünülmüştür. Grubumuz tarafından daha önce gerçekleştirilen miRNA 4.0 array ile mikroRNA ifade analizi yeniden değerlendirilmiş; kolşisin dirençli ve duyarlı hasta grupları arasında ifadesi en az 2 kat değişen 25 mikroRNA bulunmuştur. Bu mikroRNA'lardan ilaç direnci ile yüksek oranda ilişkili bulunanlar hasta grubunda kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu ile valide edilmiş, miR-183-5p ve miR-15b-5p'nin ifadesinin kolşisin dirençli hastalarda anlamlı şekilde azaldığı, miR-125a-5p'nin ifadesinin anlamlı olmayan bir azalış gösterdiği bulunmuştur. Biyoinformatik araçlar kullanılarak hem inflamasyon hem de ilaç direnci ile ilişkili genlerin listesi oluşturmuş, kolşisin dirençli hastalarda anlamlı azalış gösteren mikroRNA'ların ilaç direnci ve inflamasyonla ilişkili olası hedef genleri belirlenmiştir. Genlerin ifade analizi için yapılan kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu deneylerinde, kolşisin dirençli hastalarda azaldığı görülen mikroRNA'ların olası hedef genleri olarak seçilen NR3C1 ve NFKB1'in ifadesinin, aynı hasta grubunda arttığı gösterilmiştir. Grubumuzun önceki projeleri sırasında oluşturulmuş kolşisin dirençli hücre hattında da aynı mikroRNA'ların ve hedef genlerinin hasta grubuyla benzer değişim gösterdiği saptanmıştır. Bu çalışma sonucunda belirlenen ifadesi değişen mikroRNA'ların, ileride kolşisin direncinin erken tanısı için biyobelirteç olma potansiyeli taşıdığı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: AAA, kolşisin direnci, mikroRNA

Ailevi akdeniz ateşiKolşisinMikro RNA+3
Bilgesu Şafak Özdemir
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çocukluk çağında nedeni bilinmeyen ateş ile izlenen hastaların klinik ve laboratuvar bulgularının değerlendirilmesi

Nedeni bilinmeyen ateş (NBA), etiyolojisinde kendi kendine düzelebilen viral hastalıklardan tedavi verilmediğinde ölümle sonuçlanabilen malignitelere kadar çok çeşitli ve fazla sayıda hastalığın yer aldığı bir klinik tablodur. Bu çalışmada NBA etiyolojisinde ülkemizde sık görülen nedenleri belirlemek, yeni vakalarda tanı ve tedavi adına faydalı olabilecek bir yaklaşım oluşturabilmek ve hekimlerin bu konudaki bilgi birikimini artırmak hedeflendi. Çalışmada 1 Ocak 2014-31 Aralık 2020 tarihleri arasında, Hacettepe İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi'nde, NBA tanısı ile ayaktan veya yatırılarak takip edilen 1 ay-18 yaş aralığındaki çocuk hastaların öyküleri ve fizik muayene bulguları, hastalara uygulanan testlerin sonuçları ve verilen tedaviler ile ilgili veriler, hasta dosyalarından ve hastane bilgi yönetim sisteminden retrospektif olarak incelendi. NBA kriterleri; detaylı öykü, fizik muayene bulguları ve temel laboratuvar tetkikleri ile ateşe yol açan nedenin saptanamadığı, en az 14 gündür devam eden ve her gün vücut sıcaklığının günde en az bir kez 3 38,3 °C ölçülmesi olarak ele alındı. Altmış dokuz hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların 39'u (%56,5) erkek, 30'u (%43,5) kızdı. Hastaların yaş aralığı 5 ay ile 17 yıl 10 ay arasında değişmekteydi, ortalama yaş 4,7 yıl, ortanca yaş ise 2,3 yıl bulundu. Hastaların 49'una (%71) tanı konulabilirken 20'sinin (%29) tanısı konulamadı. Tüm hastalar içinde 22 (%31,9) hastada enfeksiyon hastalığı, 11 (%15,9) hastada romatolojik hastalık, 9 (%13) hastada malignite ve 7 (%10,1) hastada diğer hastalıklar saptandı. Tanı konulamayan hastaların yaşı; enfeksiyon hastalıkları, romatolojik hastalık ve malignite gruplarında olan hastalara göre daha küçüktü. En sık görülen enfeksiyon hastalığı atipik pnömoni iken (6 hasta), tüm enfeksiyöz hastalıklar içinde en sık saptanan viral etken influenza A virusu (2 hastada atipik pnömoni, 1 hastada mikst viral enfeksiyon, 1 hastada ise tek başına etken), en sık saptanan bakteriyel etken Salmonella türleri (3 hasta) oldu. Çalışmanın sonunda çocuklarda NBA etiyolojisinde enfeksiyonların halen daha ilk sırada olduğu ve tanısal test imkanlarında yıllar içinde artış olmasına rağmen hastaların %29'una tanı konulamadığı saptandı. Tekrarlayan öykü, fizik muayene ve ilk basamak invazif olmayan tanısal tetkiklerin ise tanı koyma sürecinde en çok yardımcı olan araçlar olduğu görüldü.

Adenovirüs enfeksiyonlarıAilevi akdeniz ateşiAteş+7
Şükran Bayrak
Hacettepe University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aı̇lesel akdenı̇z ateşı̇ hastalarında hı̇pertansı̇yon prevalansı ve amı̇loı̇dozun kan basıncı ı̇le ı̇lı̇şkı̇sı̇

Ailesel Akdeniz Ateşi (AAA) tekrarlayan ateş ve serozal inflamasyonla karakterize kalıtsal, otoinflamatuvar bir hastalıktır. AAA inflamatuvar ataklar ve ataklar arasında subklinik inflamasyonla seyreder. Kronik inflamasyon sonucu gelişen sekonder amiloidoz en önemli uzun dönem komplikasyonu ve mortalite nedenidir. İnflamasyonun kardiyovasküler, renal, nöral, endokrin ve doku düzeyinde kan basıncı kontrol sistemlerine etkisini gösteren çalışmalar mevcuttur. Çalışmamızda AAA hastalarında hipertansiyon sıklığının belirlenmesi ve amiloidozun kan basıncı ile ilişkisinin gösterilmesi amaçlanmaktadır. Bu retrospektif veri tarama çalışmasında 2000-2017 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri İç Hastalıkları Anabilim Dalı Nefroloji Polikliniği'ne Ailesel Akdeniz Ateşi tanısı ile başvuran 603 hasta değerlendirildi. 603 AAA hastasının 102'sinde hipertansiyon izlendi. AAA hastalarında hipertansiyon sıklığının %16,9 olduğu görüldü. Hipertansiyon sıklığında kadın ve erkek cinsiyet arasında anlamlı bir fark bulunmadı. AAA hastaları ve 1329 bireyden oluşan kontrol grubu karşılaştırıldığında hipertansiyon sıklığı, sistolik ve diyastolik kan basıncı değerleri AAA grubunda anlamlı olarak daha düşük izlendi (p= 0,028, p<0,001, p=0,012). Hipertansiyon tanısı olmayan AAA hastaları ve kontrol grubu karşılaştırıldığında sistolik kan basıncı değerleri AAA grubunda anlamlı olarak daha düşük izlendi (p<0,001). Homozigot ve heterozigot M694V mutasyonu ile hipertansiyon arasında anlamlı bir ilişki olmadığı görüldü. Amiloidozu olan ve olmayan hastalar karşılaştırıldığında amiloidozu olan hastaların kan basınçlarının daha yüksek olduğu görüldü (p<0,001). Glomerüler filtrasyon hızındaki (GFH) azalmanın kan basıncı üzerine olan etkisini ortadan kaldırmak için GFH<60 ml/min/1.73m2 olan hastalar ayrıldı. GFH>60 ml/min/1.73m2 olup amiloidozu olan ve olmayan hastaların hipertansiyon tanıları ve kan basınçları karşılaştırıldığında iki grup arasında anlamlı farklılık olmadığı izlendi. GFH>60 ml/min/1.73m2 olup amiloidozu olan hastalar kontrol grubu ile karşılaştırıldığında ise sistolik kan basıncının amiloidozu olan grupta anlamlı olarak daha düşük olduğu izlendi (p=0,002). AAA hastalarında normal popülasyona göre hipertansiyon sıklığının düşük olması ve kan basıncı değerlerindeki düşüklüğün kolşisinin anti-inflamatuvar ve kardiyoprotektif etkisi ile ilişkili olabileceği düşünüldü. Amiloidozun glomerüler filtrasyon hızında azalmaya neden olmadıkça kan basıncında yükselmeye sebep olmadığı aksine kardiyovasküler, otonom sinir sistemi ve adrenal bez tutulumu ile sistolik kan basıncında düşmeye neden olabileceği düşünüldü. Anahtar Sözcükler: Ailesel Akdeniz Ateşi, Hipertansiyon, Amiloidoz, Kronik inflamasyon, Kan Basıncı

Ailevi akdeniz ateşiAmiloidozHipertansiyon+3
Gözde Kavgacı
Hacettepe University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ailesel akdeniz ateşi ve aksiyel spondiloartrit birlikteliği olan hastaların demografik, klinik ve radyolojik özelliklerinin tek başına ailesel akdeniz ateşi ve tek başına aksiyel spondiloartrit olan hastalarla karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı Ailesel Akdeniz Ateşi (AAA) ile Aksiyel Spondiloartrit (SpA) birlikteliği olan hastaların demografik, klinik ve radyolojik özelliklerinin ortaya konulması ve bu özelliklerin tek başına AAA ile tek başına Aksiyel SpA olan hastalarla karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya kliniğimize 01.01.2014 ile 31.07.2019 arası başvuran AAA-Aksiyel SpA birlikteliği olan 136 hasta; tek başına Aksiyel SpA tanısı olan 102 hasta ve tek başına AAA tanısı olan 136 hasta dahil edildi. Tüm hastalarda önceden belirlenmiş klinik ve laboratuvar veriler kaydedilmiştir. Retrospektif olarak toplanan veriler uygun istatistik yöntemlerle değerlendirildi. Analizler sonucunda AAA-Aksiyel SpA hastalarında medyan servikal mSASSS 0 (0- 7), lomber mSASSS 3 (0-7), 33 (%27) hastada sindesmofit ve 5 (%4,1) hastada total ankiloz saptandı. Hastaların 26'sında (%19,1) orta-ileri derece kalça tutulumu ve 12'sinde (%8,8) kalça protezi vardı. M694V pozitif AAA-Aksiyel SpA hastalarında M694V negatif olanlara göre AAA ve Aksiyel SpA semptom başlangıç ve tanı yaşları daha erkendi (p<0,05). AAA-Aksiyel SpA hastalarında AAA grubuna kıyasla ateş daha sık, plevrit daha az, AAA tanı yaşı daha geç, semptom ve tanı sonrası hastalık süresi daha uzundu (p<0,05). Her iki grupta da en sık M694V mutasyonu görüldü ve AAA-Aksiyel SpA hastalarında M694V allel ve homozigot M694V mutasyon sıklığı daha fazlaydı. Ancak fark istatiksel anlamlı değildi. AAA-Aksiyel SpA hastalarında tek başına Aksiyel SpA olan hastalara göre aksiyel hastalık semptom başlangıç ve tanı yaşı daha erken, hastalık süresi daha uzundu (p<0,05). Radyografik olarak ileri evre sakroiliit, lomber sindesmofit, orta-ileri derece kalça tutulumu, kalça protez ve amiloidoz sıklığı AAA-Aksiyel SpA grubunda daha fazlaydı (p<0,05). AAA'nın SpA için tetikleyici bir faktör, sakroiliitin AAA'nın bir özelliği olup olmadığı veya iki hastalığın birlikteliği halen tartışmalıdır. Anahtar kelimeler: Spondiloartrit, aksiyel spondiloartrit, ailesel akdeniz ateşi

Ailevi akdeniz ateşiDemografiSpondiloartrit
Murat Kiracı
Hacettepe University
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Otoinflamatuvar hastalıklarda inflamazom bileşenlerinin hücre göçü sürecinde incelenmesi

Akbaba, T.H., Otoinflamatuvar Hastalıklarda İnflamazom Bileşenlerinin Hücre Göçü Sürecinde İncelenmesi. Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Tıbbi Biyoloji Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2019. Otoinflamatuvar hastalıklar, periyodik ateş sendromları, enfeksiyon yokluğunda gelişen ve tekrarlayan inflamatuvar cevap ile karakterize hastalıklar grubudur. Otoinflamatuvar hastalıklar arasında en sık rastlanan hastalık olan Ailevi Akdeniz ateşi, MEFV genindeki mutasyonlar nedeniyle mutant pyrinin üretilmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Pyrin proteininin diğer proteinler ile kurmuş olduğu protein-protein ilişkileri yardımıyla inflamatuvar yolaklarda görev aldığı düşünülmektedir. Literatürde pyrinin proinflamatuvar bir düzenleyici olabileceği ve hücre göçü ile ilişkili yolaklarda rol aldığını destekleyen çalışmalar mevcuttur. Tez kapsamında; 11 AAA hastası, diğer otoinflamatuvar hastalıklara örnek olarak 2 HIDS hastası, 1 CAPS hastası ve 7 sağlıklı bireyden alınan kan örneklerinden izole edilen periferik kan mononükleer hücrelerinde inflamatuvar hücre göçü sürecinde pyrin inflamazomu incelenmiştir. Hücrelerde, inflamazom aktivasyonunu tetiklemek amacıyla lipopolisakkarit kullanılırken, inhibisyonu için ise araşidonik asit kullanılmıştır. Yapılan deneyler neticesinde aynı uygulama koşullarında, AAA hastalarına ait hücrelerde, kontrollere göre inflamazomun inhibisyonunun daha az gerçekleştiği saptanmıştır. İnflamazom aktivasyonu ve inhibisyonunun ardından, filtre deneyleri yapılmış ve inflamatuvar hücre göçünü tetiklemek amacıyla dana serumu kullanılmıştır. İnflamazom baskılandığı durumda, AAA hastalarına ait periferik kan mononükleer hücrelerinin, diğer otoinflamatuvar hastalara ve kontrol bireylere ait periferik kan mononükleer hücrelerine göre, hem inflamazom aktifliği hem de hücre göçü oranında sırasıyla istatistiksel olarak anlamlı bir artış bulunmuştur (p<0.0156 ve p<0,0286). Elde edilen bu bulgular, AAA hastalarında, pyrin inflamazomunun daha aktif olması nedeniyle artan hücre göçü oranlarının görülmesi sonucunu desteklemektedir. Bu tez, pyrin proteininin, inflamazom yapısı üzerinden, inflamatuvar hücre göçündeki rolünü aydınlatmaya yönelik önemli katkılar sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Otoinflamatuvar hastalıklar, AAA, pyrin inflamazom, hücre göçü.

Ailevi akdeniz ateşiHücre hareketleriPirin+2
Tayfun Hilmi Akbaba
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çocukluk çağı otoinflamatuar hastalıklarda genotip-fenotip ilişkisi

ÇOCUKLUK ÇAĞI OTOİNFLAMATUAR HASTALIKLARDA GENOTİP-FENOTİP İLİŞKİSİ Amaç: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ç. Romatoloji ve Genel Pediatri polikliniklerine Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF) ve otoinflamatuar hastalık ön tanısıyla yönlendirilen, MEFV geninde mutasyon saptanmayan 40 olgunun diğer otoinflamatuar hastalıklar (Tümör Nekroz Faktör Reseptör 1 İlişkili Periyodik Sendrom (TRAPS), Hiperimmunglobulin D Sendromu (HIDS), Kriyopirin İlişkili Periyodik Sendrom (CAPS), Pyojenik artrit, Pyoderma Gangrenosum ve Akne Sendromu (PAPA) ) açısından yeni nesil dizileme (NGS) yöntemi ile değerlendirilmesi amaçlandı. Bu çalışma kesitsel ve kontrollü bir çalışmadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya dahil edilen 40 olgu ve ebeveynleri ile görüşülerek anket formu (hastalığın başlangıç yaşı, ataklara eşlik eden semptomlar, aile öyküsü, aldıkları tedavi, atak döneminde yapılan tetkik bilgilerini içeren) dolduruldu. Her olgudan 2 cc kan EDTA'lı tüpe alındı. Genetik analiz için Yeni Nesil Dizileme yöntemi ile kullanıldı. Çıkan sonuçlar veritabanlarına göre değerlendirildi. Araştırma verileri SSPS istatistik programında analiz edildi. P < 0.05 olduğu durumlar istatistik olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 40 olgudan 16'sında mutasyon saptandı. Mutasyon pozitif olgularda hastalığın ortalama başlangıç yaşı 7.1 ± 4.6, ortalama tanıda gecikme yılı 4.1 ± 3.9, mutasyon negatif olgularda ise hastalığın ortalama başlangıç yaşı 5.2 ± 4.6 olarak saptandı. Mutasyon pozitif olgularda aile öyküsünün %37.5, mutasyon negatif olgularda %16.6 oranında olduğu görüldü. Her iki grupta da ataklara en sık eşlik eden semptomlar ateş, eklem ağrısı ve karın ağrısıydı. Mutasyon negatif olgularda aft ve makulopapüler döküntü mutasyon pozitif olgulara kıyasla anlamlı olarak daha yüksek saptandı (sırasıyla %41 - %0 p=0.003, %37 - %6 p=0.03) Mutasyon pozitif olgularda atak döneminde alınan akut faz reaktan değerlerinin mutasyon negatif olgulara göre istatiksel anlamlı olmasa da daha yüksek olduğu görüldü. NLRP3 gen mutasyonu saptanan 7 olgu CAPS olgu grubuna dahil edildi. 7 hastadan 5'inde Q703K, 1'inde V198M ve 1'inde I313V mutasyonu saptandı. Bu olgularda ortalama hastalık başlangıç yaşı 6.5 ± 3.8 idi. Ataklara en sık eşlik eden semptomlar ateş, artralji, karın ağrısı ve döküntüydü (sırasıyla %86, %71, %43 ve %43). MVK geninde mutasyonu saptanan 6 olgu HIDS olgu grubuna dahil edildi. 6 hastadan 5'inde S52N, 1'inde V377I mutasyonu saptandı. Bu olgularda ortalama hastalık başlangıç yaşı 8.4 ± 5.1 idi. Ataklara en sık eşlik eden semptomlar artralji, karın ağrısı ve döküntüydü (sırasıyla %100, %50 ve %50). TNFRSF1A geninde mutasyonu saptanan 2 olgu TRAPS olgu grubuna dahil edildi. 2 hastadan 1'inde C52Y mutasyonu, 1'inde R92Q mutasyonu saptandı. Bu olgularda ortalama hastalık başlangıç yaşı 7.7 ± 8.8 idi. Ataklara en sık eşlik eden semptomlar ateş, karın ağrısı, artraljiydi (sırasıyla %100, %50, %50). PSTPIP1 geninde A372V mutasyonu saptanan 1 olgu PAPA olgu grubuna dahil edildi. Hastalık başlangıç yaşı 2 yaş olan bu olgumuzun ateş, karın ağrısı ve artraljinin eşlik ettiği 1 gün süren atakları mevcuttu. Tartışma ve Yorum: Bu çalışma Türkiye'de otoinflamatuar hastalıklarla ilgili yapılan kesitsel ve kontrollü ilk çalışmadır. Çalışmamızda saptanan mutasyondan 4'ü kesin patojenik (V377I, C52Y, I313V, A372V), 3'ü düşük penetranslı mutasyon (Q703K, V198M, R92Q), 1'i de patojenik önemi bilinmeyen (S52N) mutasyondur. Mutasyon pozitif hasta grubumuzda hastalık başlangıç yaşının literatürdeki olgulara göre daha geç olmasının, klinik bulgularının daha hafif olmasının, ciddi nörolojik tutulum ve kas iskelet sistemi tutulumu olmamasının, hastalarımızın büyük çoğunluğunda (12 hastada) düşük penetranslı mutasyonların saptanması ile ilişkili olduğu düşünülmüştür. Q703K mutasyonu saptanan 5 olgu ve S52N mutasyonu saptanan 5 olgu incelendiğinde, aynı mutasyona sahip olgularda hastalık başlangıç yaşlarının ve klinik semptomların birbirinden farklı olduğu izlenmiş, mutasyonların değişken penetransı ve oluşturdukları heterojen fenotip nedeniyle aynı mutasyonun farklı olgularda farklı klinik tablo (asemptomatik - ağır atak) yapabileceği görülmüştür. Tekrarlayan ateş, artralji, karın ağrısı yakınmaları ile başvuran FMF öntanısıyla refere edilen ancak MEFV geninde mutasyon saptanmayan olgularda düşük insidans oranına rağmen diğer otoinflamatuar hastalıklar göz önünde bulundurulmalı ve klinik şüphe halinde buna yönelik ileri genetik inceleme yapılmalıdır.

Ailevi akdeniz ateşiMutasyonTümör nekroz faktörleri+3
Gamze Vuran
Ege University
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ailevi akdeniz ateşi hastalarında sistemik immün inflamasyon indeksinin subklinik inflamasyonla ilişkisi

Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA), rekürren ateş atakları ve bu ataklara eşlik eden serozal membran inflamasyonu (plevrit, peritonit), artrit, erizipel benzeri eritem ile giden otoinflamatuar bir hastalıktır. Subklinik inflamasyon göstergesi olarak son dönemlerde Nötrofil/Lenfosit oranı (NLR), Trombosit/Lenfosit oranı (PLR) gibi belirteçler ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışma da Sistemik İmmün-İnflamasyon İndeksi (Sİİ=NötrofilxTrombosit/Lenfosit)'nin, AAA hastalarının takiplerinde subklinik inflamasyon belirteci olarak kullanılabilirliğinin değerlendirilmesini amaçladık. Retrospektif olarak yapılan bu çalışmaya Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Romatoloji Polikliniğinde takipli, 01.01.2011- 31.12.2021 tarihleri arasında AAA tanısı almış ataksız dönemdeki 56 hasta ve 50 sağlıklı grup olmak üzere toplam 106 hasta dahil edildi. Hasta ve sağlıklı bireylerin yaş, cinsiyet, demografik verileri, hemogram (nötrofil, lenfosit, trombosit), Sedimantasyon, C-Reaktif protein (CRP) gibi inflamasyon belirteçleri taranarak kayıt edildi. Ataksız dönemdeki AAA hastaları ile sağlıklı grubun Sİİ ölçümleri değerlendirildi. AAA hastalarında ve sağlıklı grup arasında Sİİ değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptandı (p=0.002). Sİİ parametresinin hasta ve kontrol olan olgular üzerindeki ayırma gücüne Receiver Operating Curve (ROC) analizi ile bakıldı. Parametrenin sınıflamadaki başarısı istatistik açıdan anlamlı bulundu (p=0.002). AAA hastalarında alınan Sİİ ölçümü ile sedimantasyon ölçümü arasında istatistiksel anlamlı, doğrusal pozitif yönde ve orta seviyede bir ilişki saptandı (p=0.006; r=0.362). Çalışmamız Sİİ'nin, AAA hastalarında subklinik inflamasyonu gösteren yararlı bir biyobelirteç olarak kullanılabilmesini desteklemektedir. Sİİ aktif hastalığı olan AAA hastalarını belirlemek için klinisyene yardımcı olabilecek, ucuz ve kolay erişilebilen bir biobelirteç olabilir.

Ailevi akdeniz ateşiSistemik inflamatuar yanıt indeksiİnflamasyon
Nurcan Yılmaz Çetin
Mersin University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 testi pozitif çıkan ailevi akdeniz ateşi hastalarında mefv gen mutasyonlarının dağılımı

Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA) otoimmün bir hastalıktır. Tam olarak etki mekanizması bilinmemekle birlikte yapılan çalışmalarda AAA tanısı konmuş MEFV mutasyonlarına sahip hastalarda bu mustayonların birçok hastalık ile ilişkisi araştırılmış ve anlamlı ilişkiler bulunmuştur. AAA ile ilişkilendirilen varyantlar arasında patojenitesi en belirgin olan 9 varyant (M694V, M694I, M680I, V726A, R761H, A744S, I692del, E167D ve T267I) vardır. Bu varyantlara ilave olarak anlamı henüz tam olarak bilinmeyen 5 varyant daha tanımlanmıştır (E148Q, K695R, P369S, F479L ve I591T).Günümüzün en büyük problemi olan bulaşıcılığı yüksek COVID-19 insan sağlığı üzerinde büyük bir tehdit oluşturmaktadır. COVID-19 (Koronavirüs - SARS-CoV-2) insanları ve aynı zamanda çok çeşitli hayvanları enfekte eden zarflı, pozitif tek sarmallı büyük RNA virüsleridir. COVID-19 'un ilk belirtisi başlarda pnömoniydi. Sonraki görülen vakalarda ayrıca özellikle küçük çocuklar arasında gastrointestinal semptomlar ve asemptomatik enfeksiyonlar tanımlanmıştır. Hastalığın şiddeti ve etkisi bireyler arasında çok farklılık göstermektedir. Hastalık kendini semptomatik ya da asemptomatik olarak gösterir. Semptomatik hastalarda ateş, öksürük, burun tıkanıklığı, yorgunluk ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının diğer belirtilerinden oluşan hastalığın klinik belirtileri genellikle bir haftadan kısa bir süre sonra başlar. Enfeksiyon, başvuru sırasında bilgisayarlı tomografide görüldüğü gibi, hastaların yaklaşık %75'inde pnömoniye karşılık gelen nefes darlığı ve şiddetli göğüs semptomları ile ciddi hastalığa ilerleyebilir. Bağışıklık sistemi üzerinde ciddi ve kalıcı hasarlar bırakabileceği gibi ölümle de sonuçlanabilmektedir. Lenfopeni yaygın görülmektedir ve inflamatuar belirteçler (C-reaktif protein ve proinflamatuar sitokinler) yükselmektedir. AAA hastaları ile COVID-19 arasındaki ortak semptomların başında yüksek ateş gelir. AAA hastalarında atak sırasında ateş 38-40°C'ye kadar çıkabilir. Ateş bir saat ile 4 gün arasında yüksekliği değişkenlik gösterir. Kolşisin kullanan hastalarda kısa süreli ataklar sırasında ateş görülmeyebilir. AAA hastalarının kullandığı tek ilaç olan kolşisin atakların sıklığını ve şiddetini azaltmakla birlikte amiloidoz oluşumunu ve birikimini engellemede de büyük bir role sahiptir. AAA tanısı konmuş ve düzenli kolşisin kullanan hastaların COVID-19'a yakalandıklarında hastalığı çok daha hafif geçirdikleri gözlemlenmiştir. Bu çalışmada AAA - COVID-19 ilişkisinin ortaya konması, AAA hastalarında tanı ve kolşisin kullanımının COVID-19 için öneminin vurgulanması hedeflenmiştir. Öncelikle Konya Şehir Hastanesi'ne başvuran ve AAA tanısı konmuş hastalar ve MEFV varyantı bulunmayan kontrol hastaları belirlenmiştir. Belirlenen hastalardan 18 yaş üstü olanların COVID-19 testi sonuçları, kolşisin kullanma durumları ve demografik bilgileri listelenmiştir. Bu bilgilere HSYS (Halk Sağlığı Yönetim Sistemi) ve HBYS sistemleri üzerinden erişim sağlanmıştır. Toplanan veriler olarak SPSS programı üzerinden iki değişkenli ki-kare analizi ve ikili lojistik regresyon analizi yapılmıştır.MEFV varyantlarının dağılımı ve COVID-19 test sonucu arasında önemli veriler elde edilmiştir. Bu çalışma bize MEFV varyantlarındaki COVID-19 testi negatif çıkan hastaların pozitif çıkan hastalara göre daha fazla olduğunu açıkça göstermiştir ama yapılan analizler sonucunda, COVID-19 testi ile MEFV varyantları ve kolşisin kullanım durumu üzerinde anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Ayrıca kolşisin kullanan hastalarda da kullanmayanlara göre daha az COVID-19 testinin pozitif çıktığını gözlemlemiş olduk. Mutasyonsuz bireyler ile AAA hastası bireylerin COVID-19 test sonuçları karşılaştırıldığında ise MEFV varyantına sahip bireylerin pozitif çıkma oranının daha düşük olduğunu görmüş olduk. Hasta sayısının arttırılmasıyla ve hastalarla yapılacak anketlerle birlikte çalışmanın geliştirilebileceğini, litaratüre katkı sağlayacak veriler elde edileceğini düşünmekteyiz.

Ailevi akdeniz ateşiCOVID 19Genler+4
Tuğba Tekeli
Necmettin Erbakan University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ailevi akdeniz ateşi tanılı çocuklarda bağırsak geçirgenliğinin araştırılması

Ailesel Akdeniz ateşi (AAA); tekrarlayan ateş, karın ağrısı, artralji, erizipel benzeri cilt döküntüleri, peritonit, plörit gibi klinik bulgular ile kendini gösteren ailesel otoinflamatuar sendromların bir parçasıdır. Atakların sıklığı 1 hafta ile 1 yıl arasında değişmektedir. Ataklar 12 ile 96 saat arasında sürmektedir. AAA hastalığında MEFV geninde mutasyonlar saptanmıştır. Otozomal resesif (OR) geçişli bir hastalıktır. Son dönemde yapılan çalışmalar bağırsak geçirgenliğindeki artış ile kronik ve otoinflamatuar hastalıklar arasında ilişki olduğunu göstermiştir. Serum zonulin ve claudin-3 bağırsak yapısındaki sıkı bağlantılarda görev alan ve bağırsak geçirgenliğini göstermede kullanılan iki önemli belirteçtir. Araştırmamızın çalışma grubuna AAA tanılı çocuklar, kontrol grubuna ise rutin muayene için başvuran sağlıklı çocuklar dahil edildi. İki grup arasında serum zonulin ve claudin-3 seviyeleri karşılaştırıldı. AAA tanılı çocukların yaş, cinsiyet, tanı yaşı, antropometrik ölçümler, atak şekilleri, genetik mutasyonlar kan ve idrar parametreleri ile serum zonulin ve claudin3 seviyeleri arasındaki ilişki belirtildi. Yapılan bu araştırma için Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurul Komisyonundan 15.04.2022 tarih ve 2022/3757 sayılı karar ile onay alındı. Çalışmamız Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji Hastalıkları polikliniğinde AAA tanısı ile takipli 43 çocuk ve Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Hastalıkları polikliniğine rutin muayene için başvuran 53 sağlıklı çocuk ile oluşturuldu. Araştırmamızda çocukların bağırsak geçirgenliğini değerlendirmek amacıyla serum zonulin ve claudin-3 seviyelerini belirlemek için venöz kan örneği alındı. ELISA yöntemi ile alınan kan örnekleri çalışıldı. Çalışma grubunun %69,8'i (n=30) kız, %30,2'si (n=13) erkekti. Çalışmaya dâhil edilen 43 AAA tanılı çocuğun yaş ortancası 133 (95,0-158,0) ay, kontrol grubundaki 53 çocuğun yaş ortancası 104,00 (68,5-153,5) ay olarak tespit edildi. Çalışma ve kontrol grubunun yaş, boy, vücut ağırlığı, beden kitle indeksi değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı. Çalışma grubunun zonulin değeri ortancası kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksekti (p=0,004). Serum claudin-3 değeri açısından çalışma ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,751). Literatürde daha önce AAA tanılı çocuklarda serum zonulin ve claudin-3 seviyeleri ile ilgili bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bulgularımız AAA tanılı çocuklarda hastalığın etiyo-patogenezinde bağırsak geçirgenliğininin rolünü göstermede serum zonulin seviyesinin değerli bir parametre olabileceğini düşündürmüştür. Bulgularımız AAA tanılı çocuklarda bağırsak geçirgenliğinin göstermede ilk çalışma olması nedeniyle ileride yapılacak olan çalışmalara ilham verir niteliktedir. Çalışmamız daha geniş kapsamlı çalışmalarla beraber literatüre katkı sağlayacaktır.

Ailevi akdeniz ateşiBağırsak geçirgenliğiClaudin+4
Hüsna Kalay
Necmettin Erbakan University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kolşisin tedavisi gören ailevi akdeniz ateşi hastalarında bilişsel süreçler ve depresyon düzeyleri

Bu araştırmada; kolşisin kullanan Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA) hastalarının bilişsel süreçleri ve depresyon düzeyleri hasta olmayan grupla karşılaştırılmıştır. Araştırmaya, Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tedavi gören 15 kadın, 15 erkek 30 AAA hastası ve AAA tanısı olmayan 15 kadın 15 erkek, 30 birey katılmıştır. Araştırmada demografik özelliklerin belirlenebilmesi için araştırmacı tarafından oluşturulan "Demografik Bilgi Formu", bilişsel süreçlerin ölçümünün gerçekleştirilebilmesi için "Rey- Osterrieth Karmaşık Şekil Testi", "Raven Renkli Progresif Matrisler Testi", "Stroop Testi" ve katılımcıların depresyon düzeylerini değerlendirebilmek için "Beck Depresyon Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada, eşlenmiş gruplar deney deseni kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS. 20 paket programından yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler karma desen ANOVA ve eşlenmiş gruplar t-testi ile analiz edilmiştir. Yapılan istatistiksel analizlerin sonucunda kolşisin kullanan AAA grubunun "Rey-Osterrieth Karmaşık Şekil Testi" çizim aşaması puanları, hasta olmayan gruba göre anlamlı düzeyde daha yüksek olmuştur. AAA ve hasta olmayan grubun "Raven Renkli Progresif Matrisler", "Stroop Testi" ve "Beck Depresyon Ölçeği" puanları anlamlı düzeyde farklılaşmamıştır.

Ailevi akdeniz ateşiBilişsel davranışlarBilişsel gelişim+5
Özge Devezer Uslu
Demiroğlu Bilim University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ailesel akdeniz ateşi tanılı hastalarda mitokondriyal stres ile ilişkili mitokondriyal derive peptidlerin rolü

Ailesel Akdeniz ateşi (AAA) hastalığından sorumlu MEFV geni Pirin proteinini kodlar. Pirin, NLRP3 (Nod benzeri reseptör proteini 3) ve ASC (Apaptoz ilişkili benek benzeir protein) gibi proteinlerle beraber, inflamatuar yanıtları yoğunlaştıran multiprotein kompleksler olan inflamazomların düzenlenmesinde rol oynar. İnflamazomlar, IL-1β ve IL-18 olgunlaşmasına ve salımına neden olan kaspaz-1'in aktivasyonu sağlar. Mitokondrinin NLRP3 inflamazomuna ve sitokinlerin oluşumuna katkı sağladığı halen tartışma konusudur. Mitokondriyal DNA'da kodlanan ve mitokondriyal stresle ilişkili bir takım mitokondriyal derive peptidlerin (MDP) keşfi bu ilişkiler arasında daha karmaşık bir etkileşim olduğunu düşündürmektedir. MDP'lerden Humanin'in sitoprotektif etkileri olduğu ve NLRP3 inflammasomu, IL-1β ve IL-18 üzerinde ise inhibe edici etkisi gösterilmiştir. Diğer bir MDP olan MOTS-C'nin ise antiinflamatuar özellikte olduğu, TNF-α ve IL-6 seviyelerini azaltıp, IL10 seviyesini arttırdığı gösterilmiştir. AAA hastalarının farklı klinik durumlarında (atak, atak dışı, subklinik inflamasyon) Humanin ve MOTS-C'nin nasıl bir değişim gösterdiğini belirlemeyi amaçlayan bu çalışma, literatürdeki ilk çalışmadır. Çalışmaya çocuk romatoloji ve çocuk acil polikliniğine başvuran AAA tanılı çocuklar dâhil edildi. Çalışmadaki hasta grubu dört alt grup olarak şekillendirilirken (remisyon AAA, yeni tanı AAA, Atak AAA, Subklinik inflamasyonlu AAA) karşılaştırma için kontrol grubu da oluşturuldu. Güç analizi ile incelenecek gruplar arası farkın etki büyüklüğünün orta düzeyde (f=0.3) olabileceği varsayılarak, çalışmaya en az 148 kişi (her hasta alt grubu için en az 37 kişi) alındığında %95 güven düzeyinde %80 güç elde edilebileceği hesaplandı. Başvuruda alınan venöz kandan hemogram ve akut faz göstergeleri çalışıldı. Aynı zamanda, çalışma sonuna kadar -80 derecede saklanan ek 10 cc venöz kandan serum MOTS-C, humanin, IL-1β, IL-18 ve IL-10 düzeyleri analiz edildi. Karşılaştırmalar hasta ve sağlıklı grup dışında hasta grubu içindeki alt gruplar arasında da yapıldı. Çalışmamızda MOTS-c düzeylerinin hasta grupta sağlıklı gruba göre anlamlı derecede yüksek olduğunu tespit ettik (p=0,0001). Humanin düzeylerinin ise sağlıklı grupta hasta gruba göre istatistiksel açıdan anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır (p=0,024) (Tablo 1). Atak AAA grubunda humanin, yeni tanı AAA, subklinik inflamasyonu olan AAA ve sağlıklı kontrollere göre anlamlı derecede düşüktü (p=0,0001) (Tablo 2). Çalışmamızda hemen tüm gruplarda humanin, IL-1β, IL-10 ve IL-18 arasında istatistiksel anlamlı, pozitif yönde orta-kuvvetli düzeyde korelasyon gösterdiği saptandı (p=0,001). Bu çalışma AAA hastalarında MDP'lerden Humanin'in sağlıklı kontrollerden anlamlı düzeyde düşük olduğu, MOTS-C'nin ise hastalarda sağlıklı kontrollere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar AAA hastalarında mitokondriyal stresin daha ileri araştırmalar ile değerlendirilmesi gerektiğinin açık bir örneğidir. AAA'nın mitokondriyal stres ve mitokondriyal derive peptidler ile ilişkisinin daha ileri çalışmalarla ortaya konması otoinflamatuar hastalıkların patogenezinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayabilir.

Ailevi akdeniz ateşiHumaninMitokondriler+3
Safanur Üstündağ
Pamukkale University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Serum sTREM-1/sTREM-2 düzeylerinin ailesel Akdeniz ateşi olan hastalarda inflamasyon ile olan ilişkisinin belirlenmesi

Amaç:Ailesel Akdeniz ateşi (FMF), peritonit, plörit, artrit veya erizipel benzeri eritemlerin eşlik ettiği tekrarlayan ateş atakları ile karakterize otozomal resesif geçişli bir hastalıktır. Bu çalışmada klinik olarak FMF tanısı konmuş atak ve remisyon hastalarının serumunda sTREM-1, sTREM-2, TNF-α ve IL-1β düzeylerini ölçmeyi ve inflamasyonla olan ilişkilerini incelemeyi amaçladık. Yöntem: Çalışmamızda romatoloji polikliniği'ne FMF tanısıyla başvuran 27 ataklı hasta ve remisyon döneminde 30 hasta olacak şekilde toplam 57 hasta ile yaş ve cinsiyet olarak eşitlenmiş sağlıklı kontrollerden oluşan 30 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Alınan biyokimya kanları 1500 x g'de santrifüj edilmiş ve serumları ayrılmıştır. Daha sonra çalışma günü alınan örneklerden CRP düzeyleri nefelometrik yöntemle, BUN, kreatinin, glikoz, albümin testleri ile ALT, AST ve kreatin kinaz aktivite düzeyleri spektrofotometrik yöntemle, ferritin düzeyleri ise elektrokemolüminesans yöntemle biyokimya laboratuvarında çalışılmıştır. Ayrıca hastalardan EDTA'lı hemogram tüplerine tam kan alınarak aynı gün otoanalizörde tam kan sayımı yapılmıştır. Fibrinojen ve sedimantasyon düzeyleri ise aynı gün hematoloji laboratuvarında bulunan otoanalizörlerde ölçülmüştür. Serum sTREM-1, sTREM-2, IL-1β ve TNF-α düzeyleri ise ELISA yöntemi ile çalışılmıştır. Bulgular: Serum sTREM-1 ve IL-1β düzeyleri FMF ataklı hasta grubunda kontrol ve remisyon grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,001). sTREM-2 ve TNF-α düzeylerinde gruplar arasında fark saptanmamıştır. Sedimentasyon atak grupta yalnızca kontrol grubuna göre anlamlı yüksek bulunurken (p=0,016), fibrinojen (p<0,001) ve ferritin (p=0,004) düzeyleri FMF ataklı grupta kontrol ve remisyon grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. CRP her üç grup arasında da anlamlı olarak farklı çıkmıştır (p<0,001). Ayrıca sTREM-1 ve IL-1β düzeyleri ile CRP, sedimentasyon ve fibrinojen düzeyleri arasında zayıf ama anlamlı korelasyon saptanmıştır (r=0.291 p=0.05,r=0.370 p<0.001 r=0.465 p<0,001 ). Sonuç: Serum sTREM-1 düzeyleri FMF hastalarında inflamasyonla ilişkili olup FMF patogenezinde rol alıyor olabilir. Anahtar kelimeler: Ailesel Akdeniz Ateşi, inflamasyon, sTREM-1, sTREM-2

Ailevi akdeniz ateşiSTREM-1
Meryem Cemiloğlu
Hatay Mustafa Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ailevi Akdeniz ateşi hastalarında demografik bulgular ve biyolojik tedavi sıklığının belirlenmesi

Amaç: Bu çalışmada Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA) tanısı almış hastaların demografik görüntülemesinin ve kolşisin direnci mevcut olan hastalarda biyolojik ajan kullanım sıklığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Retrospektif olarak yapılan çalışmaya AAA tanısı olan 246'sı erkek, 488'i kadın toplam 734 hasta dahil edildi. Livneh tanı kriterlerine göre AAA tanısı alan hastalara ait bilgiler retrospektif olarak kaydedildi. Her hasta için romatoloji polikliğine başvuru anında alınan anamnezler ve yapılan tetkikler esas alınarak, yaş, cinsiyet, aile öyküsü, atak sıklığı, amiloidoz varlığı, biyolojik tedavi kullanımı, eşlik eden hastalık öyküsü, kolşisin tedavi dozları, kullanın ek tedaviler, sakroileit varlığı, artrit varlığı, MEFV gen analizi sonuçları kaydedildi. Tüm hastalar demografik ve klinik özellikler açısından istatistiksel olarak değerlendirildi. Sonuçlar: Merkezimizde takipli AAA tanılı 734 hastanın yaş ortalaması 38,84 ± 13,79 (14-81) idi. Çalışmaya dahil edilen 734 hastanın %33.5'i erkek (n=246), %66.5'i kadın (n=488) idi. Hastaların %61.3'ünde ailelerinde AAA öyküsü mevcuttu (n=450). Hastalar klinik özelliklerine göre incelendiğinde, hastaların %49.5'inde (n=363) artrit mevcuttu. Hastaların %12.3'ünde (n=90) sakroileit kliniği mevcuttu. Hastaların %10.2'sinde (n=75) amiloidoz mevcuttu. Çalışma grubumuzdaki hastaların %54.4'ünde (n=399) MEFV gen mutasyonları pozitif saptandı. Hastaların gen mutasyonlarının sıklıkları karşılaştırıldığında M694V gen mutasyonu en sık izlenen gen mutasyonu olup, M694V gen mutasyonlu hasta grubu %17.9 (n=131) olarak saptandı. 2 mg/gün kolşisin dozuyla remisyona girmeyen, kolşisin dirençli olan, tedavilerinde biyolojik ajanlara başvurulan toplam 81 hasta saptandı. Bu hastalarda kullanılan biyolojik tedavi sıklıkları karşılaştırıldığında, en sık kullanılan biyolojik tedavinin Anakinra olduğu saptandı (%3.8 (n=28)). Diğer biyolojik tedavilerin kullanım sıklıkları, Etanersept %3 (n=22), Adalimumab %1.5 (n=11), İnfliksimab %1 (n=7), Golimumab %0.7 (n=5), Kanakinumab %0.5 (n=4), Sekukinumab %0.4 (n=3), Sertolizumab %0.1 (n=1) olarak saptandı. Kolşisin kullanan hastalarla IL-1 blokörü kullanan hastalar karşılaştırıldığında, MEFV mutasyon sıklığı ve M694V mutasyon sıklığı açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Anahtar Kelimeler: Ailevi Akdeniz Ateşi, MEFV gen mutasyonu, kolşisin direnci, biyolojik tedavi

Ailevi akdeniz ateşiDemografiGenetik+2
Eray Onur Mart
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ankara ilinde görev yapan aile hekimliği asistanlarının ailevi akdeniz ateşi hastalığı hakkındaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: AAA ateş ve poliserözit atakları ile karakterize kalıtsal, otozomal resesif geçişli, otoinflamatuvar bir hastalıktır. Hastalığın tanısı; klinik kriterler, aile hikayesi, diğer kalıtsal periyodik ateş sendromlarının dışlanması ve kolşisin tedavisine verilen yanıta dayanır. Erken dönemde tanı alıp kolşisin tedavisi başlanan hastalarda amiloidoz gibi ölümcül bir komplikasyon önlenebilmektedir. Bu bakımdan birinci basamakta sağlık hizmeti veren aile hekimleri AAA açısından önemli bir konumdadır. Çalışmamızda Ankara ilinde görev yapan aile hekimliği asistanlarının AAA hastalığı hakkında bilgi düzeylerinin ve eksikliklerinin değerlendirilmesi, ayrıca farkındalık yaratılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız kesitsel tipte bir araştırma olarak planlanmıştır. Çalışma evrenini Ankara ilinde eğitim almakta olan aile hekimliği asistanları oluşturmaktadır. Araştırma verileri araştırıcı tarafından oluşturulan anket formu aracılığı ile toplanmıştır. Anket formları oluşturulurken araştırıcı tarafından literatür taranarak amaca uygun anket soruları belirlenmiştir. 45 sorudan oluşan ve katılımcıların AAA hakkındaki bilgilerini sorgulayan anket formu elde edilmiştir. 01.09.2020 ile 02.11.2020 tarihleri arasında veri toplanmıştır. Veriler SPSS 23.0 paket programında analiz edilmiş, P anlamlılık değeri <0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmamıza katılan 226 hekimin %56,2'si (n=127) kadın, %43,4'ü (n=98) erkek idi. Çalışmaya katılan hekimlerin %85,8'i (n=194) tam zamanlı aile hekimliği asistanıyken, %14,2'si (n=32) ise sözleşmeli aile hekimliği asistanıydı. Katılımcıların yaş ortalamaları 29,88±5,28 yıl olarak bulundu. Hekimlerin asistanlık süresi ortalamaları 2,34±1,20 yıl iken meslekte geçirdikleri süre ortalaması 5,17±5,02 yıl idi. Hekimlerin, AAA tanısını koymak konusunda kendilerini yeterli görme düzeyleri 10 üzerinden 5,30±1,99 ve AAA takibi konusunda kendilerini yeterli görme düzeyleri 10 üzerinden 5,07±2,04 olarak hesaplandı. Tüm hekimlerin bilgiye dayalı sorulardan aldığı ortalama puan 32 üzerinden 19,41±4,53 olarak bulundu. Katılımcıların yarısından azı, %45,6, AAA tanısının nasıl konulduğu sorusuna doğru cevap verdi. AAA'nın Türkiye'deki taşıyıcılık oranını bilenler ise katılımcıların %5,8'ini oluşturmaktaydı. AAA hakkında eğitim aldığını ifade edenler eğitim almayanlara kıyasla kendilerini hastalığın tanısını koymada ve takibinde daha yeterli görseler de bilgi düzeyinde anlamlı bir fark olmadığı görüldü (p=0,173). AAA birinci basamakta tanı konulup tedavisi başlanabilen bir hastalıktır ifadesine verilen doğru ve yanlış cevap sayıları neredeyse eşitti. Sonuç: Çalışmaya katılan hekimlerin büyük oranda AAA tanısının nasıl konulduğunu bilmediği ve kendilerini hastalığın tanı ve tedavisi konusunda yeterli hissetmediği görülmektedir. Aile hekimleri; AAA'nın Türkiye'deki yaygınlığının, birinci basamakta tanısının konulup tedavisinin başlanabileceğinin, erken tanı ve etkin tedaviyle prognozda dramatik fark yaratılabileceklerinin bilincinde olursa hastalar için büyük bir değişiklik yaratabileceklerdir. Bu açılardan bakıldığında tıp fakültelerinde ve uzmanlık eğitimlerinde AAA hakkında daha fazla ve daha nitelikli eğitime ihtiyaç olduğu söylenebilir. Kongre, seminer ve toplantılarda AAA hakkında farkındalığı artıracak içerik miktarı artırılabilir. Anahtar Kelimeler: Ailevi Akdeniz Ateşi, Aile Hekimliği, Amiloidoz, Kolşisin

Aile hekimliğiAilevi akdeniz ateşiAnkara+5
Furkan Yaşasın
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kliniğimizde takipli ailevi akdeniz ateşi ilişkili amiloidoz gelişmiş hastalarda anti interlökin-1 tedavinin gerçek hayat verileri

Amaç: Ailevi Akdeniz Ateşi periyodik ateş sendromlarının en sık görülenidir. Türkiye AAA insidansının ve prevalansının yüksek olduğu ülkelerden birisidir. Hastalığın tedavisinde 1972 yılından beri kolşisin kullanılmaktadır. Ancak kolşisin tedavisinin direnç ya da intolerans nedeni ile yetersiz olduğu hastalarda, ileri basamak tedavi seçeneği olarak anti interlökin-1 ilaçlar kullanılmaktadır. Literatürde çok sayıda çalışma ile, anti IL-1 ilaçların AAA tanılı hastalar üzerindeki etkinliği ve güvenilirliği ispatlanmıştır. Bu çalışmada, merkezimiz özelinde takipli AAA ilişkili amiloidoz gelişen hastalarımızda anti IL-1 ilaçların etkinliği ve güvenilirliği ile ilgili gerçek hayat verilerinin elde edilmesi amaçlandı. Materyal ve Yöntem: Ankara Şehir Hastanesi, Atatürk ve Numune Eğitim ve Araştırma Hastaneleri romatoloji poliklinikleri verileri retrospektif olarak 2010 yılından 2020 yılına kadar tarandı ve AAA ilişkili amiloidoz tanısı ile anti IL-1 tedavi alan hastalar belirlendi. Hastaların her biri en az altı ay boyunca anti IL-1 tedavi almış, 18 yaşından büyük, Tel Hashomer kriterlerine göre AAA tanısı almış ve AAA ilişkili AA tipi amiloidoz gelişmiş hastalardı. Hastaların sadece kolşisin kullanımı altında atak sıklığı, eritrosit sedimentasyon hızı, C reaktif protein düzeyi, fibrinojen düzeyi, 24 saatlik idrar protein miktarı, kreatinin ve glomerüler filtrasyon hızı belirlendi. Sonra bu değerler en az altı aylık anti IL-1 tedavi sonrası kontrolde ve en son vizitteki kontrol değerlerle karşılaştırıldı. Ayrıca hastalarla telefon görüşmeleri yapılarak anti IL-1 tedaviye uyumları ve tedavinin yan etki profili, atak sayısı ve şiddetinde azalma da değerlendirmeye alındı. Elde edilen veriler SPSS veri tabanına yüklenip, istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Çalışmamızda toplam 26 hastaya ulaşıldı. Bu hastaların %34.6'sı kadın %65.4'ü erkekti. Hastaların yaş ortalamaları 41±9.5 (24-65) idi. Tüm hastalar tolere edebildikleri maksimum dozda kolşisin kullanıyorlardı ve bu tedavi üzerine anti IL-1 tedavi eklenmişti. Toplam 26 hastanın tamamına ilk olarak anakinra başlanmıştı, yedi hastada ise daha sonra kanakinumab tedavisine geçiş yapılmıştı. Hastaların son altı ay içindeki atak sıklıkları belirlendi. Anti IL-1 tedavisi öncesi atak sıklığı 5±3.3 (min:1-maks:12) iken altı aylık tedavi sonrası atak sıklığı 0.8±1.1 (min:0-maks:3) 'e gerilemişti ve bu değer istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.002). ESH, CRP, fibrinojen düzeylerindeki gerileme de istatistiksel olarak anlamlı saptandı (p<0.001). Sedimentasyon için anti IL-1 tedavisi öncesi değer 55±25.4 54 (min:7-maks:112) mm/sa iken altı aylık tedavi sonrası 24±22.3 14 (min:3-maks:76) mm/sa'e gerilemişti. Anti IL-1 tedavisi öncesi CRP değeri 31.4±36.7 19 (min:1-maks:159) mg/l iken altı aylık tedavi sonrasında 7.9±14 3 (min:0.3-maks:54) mg/l saptandı. Fibrinojende ise başlangıç ortalama değer 578±193 575 (min:286-maks:900) mg/l ölçülmüştü ve altı aylık tedavi sonrasında 379±173 342 (min:191-maks:884) mg/l değerlerine gerilemişti. Ayrıca hastaların 24 saatlik idrar proteinüri seviyeleri anti IL-1 tedavi öncesi 5 454±7 396 2 075 (min:229-maks:30 211)mg/gün'den altı aylık tedavi sonrası 2 703±3 179 1 175 (min:100-maks:10 759)'e gerilemişti ve bu değer de istatistiksel olarak anlamlıydı (p< 0.01). Hastalarımızın beyaz küre seviyelerindeki (p=0.007), platelet seviyelerindeki (p=0.002) ve nötrofil seviyelerindeki gerileme de (p=0.02) anti IL-1 tedavisi öncesi ve tedavi sonrası altıncı ay değerlendirmelerinde istatistiksel olarak anlamlıydı. Anti IL-1 tedavi altında böbrek fonksiyon testlerinde ise bozulma gözlendi. Tedavi öncesi kreatinin düzeyi 1.6±0.97 1.3 (min:0.52-maks:4.11) mg/dl iken tedavi sonrası 6. ayda 1.87±1.24 1.5 (min:0.5-maks:4.41) mg/dl düzeyine ilerlemişti (p=0.007). Bu veri ile uyumlu olarak GFR'de de azalma saptandı (p<0.05). Ortalama 44 aylık takip süresinin sonunda bir hasta amiloidoz ilişkisiz bir nedenle ex oldu, beş hastaya böbrek nakli yapıldı ve dokuz hastada son dönem böbrek yetmezliği nedeniyle hemodiyalize başlandı. Kalan 11 hastada kreatinin ve GFR düzeyinde anlamlı değişiklik saptanmazken 24 saatlik idrar protein düzeyindeki gerileme devam etmekteydi (p<0.05). Takip süresinin sonunda hastaların %50'sinde lokal reaksiyon, %11'inde allerjik döküntü, %23'ünde lökopeni ve %11'inde enfeksiyon sıklığında artış görüldü. Enfeksiyon sıklığında artış görülen hastaların ikisi yoğun bakım tedavisi görmüştü. Lökopeni gelişen hastalardan ikisine kemik iliği aspirasyon biyopsisi yapılmış ve malign dönüşüme rastlanmamıştı. Sonuç: Anti IL-1 tedavisi amiloidoz gelişmiş AAA hastalarında klinik, akut faz cevabı ve proteinüri seviyesi üzerinde etkin görünmektedir. Bir kısım hastada proteinüride gerileme sağlayarak kronik böbrek hastalığına ilerlemeyi geciktirebilir. Ancak bir kısım hastada ise, amiloidoz birikimin devam ettiği ve uzun dönemde amiloidozlu birçok hastanın renal replasman tedavisine ihtiyaç duyduğu görülmektedir. Anahtar kelimeler: Ailevi Akdeniz Ateşi, Amiloidoz, Anti IL-1 tedavi, Anakinra, Kanakinumab

Ailevi akdeniz ateşiAmiloidozAnakinra+3
Şule Erel
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ailesel akdeniz ateşi hastalarında insülin direnci ve metabolik sendrom komponentleri

Ailesel Akdeniz Ateşi (AAA) otozomal resesif, tekrarlayan, kendi kendini sınırlayan ateş ve serozit ataklarıyla karakterize, non-askenazik Yahudiler, Ermeniler, Türkler ve Araplar'da sık görülen otoinflamatuar bir hastalıktır. AAA geni (MEFV geni) mutasyonlarının inflamasyona neden olduğu bilinmektedir ve AAA'da ataksız dönemde de inflamasyonun devam ettiği gösterilmiştir. İnflamasyon, insülin direnci gelişiminde rol oynamaktadır. Bu çalışmada MEFV mutasyonları bilinen AAA hastalarında insülin direnci sıklığını ve metabolik sendrom komponentlerini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmaya 68 AAA hastası (erkek/kadın:38/30), 30 Ankilozan spondilit (AS) hastası (erkek/kadın:17/13) ve 37 sağlıklı kontrol (erkek/kadın:20/17) alındı. Gece açlığını takiben sabah açlık glukoz, insülin, lipid profili, akut faz reaktanları ve tokluk kan şekeri çalışıldı. Kan basıncı, bel çevresi, boy ve kilo ölçümleri yapıldı. İnsülin direnci HOMA (Homeostasis model assesment) indeksi ile, metabolik sendrom varlığı NCEP ATP 3 kriterleri ile belirlendi. Tüm gruplar arasında yaş, cinsiyet, kan basınçları, açlık glukoz, tokluk glukoz, lipid profili ve CRP (C reaktif protein) değerleri arasında anlamlı fark yoktu (p>0.05). Bel çevresi ve vücut kitle indeksi AS hastalarında sağlıklı kontrol ve AAA hastalarına göre anlamlı oranda yüksekti (p=0.001). Homozigot M694V mutasyonuna sahip AAA hastalarında insülin direnci varlığı sağlıklı kontrollere göre anlamlı oranda yüksekti (p=0.01). Metabolik sendrom varlığı AS hastalarında sağlıklı kontrol ve AAA hastalarına göre anlamlı oranda yüksekti (p=0.001). Bu çalışmada M694V mutasyonu taşıyan AAA hastalarında insülin direnci daha fazla saptanmıştır. Bu durum AAA hastalarında artmış aterosklerozun önemli bir sebebi olabilir. Anahtar kelimeler: Ailesel akdeniz ateşi, inflamasyon, insülin direnci, M694V mutasyonu, Ankilozan spondilit.

Ailevi akdeniz ateşiGenlerMetabolik sendrom+4
Gülçimen Soylu
Gaziantep University
2014
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Gaziantep ili ve çevresinde ailevi akdeniz ateşi hastalığı olan çocukların retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Ailevi Akdeniz ateşi (AAA), özellikle Akdeniz coğrafyası ve etrafında görülen, en sık herediter inflamatuvar hastalıklardan biridir. Bu hastalık, Türkiye coğrafyasında da yaygın olarak izlenmektedir. Çalışmamızda Gaziantep ili ve çevresinde, AAA tanısı almış çocuklar retrospektif olarak değerlendirildi. Materyal ve Metod: 2009-2013 yılları arasında, AAA tanısı almış ve/veya takip edilmekte olan, genetik mutasyon sonuçları bilinen ve kolşisin tedavisi başlanmış 302 hasta değerlendirmeye alındı. Olguların dosyaları retrospektif olarak incelenerek başvuru sırasındaki yaşları ile boy ve ağırlıkları, cinsiyetleri, özgeçmiş ve soy geçmiş bilgileri, yakınma ve fizik muayene bulguları, laboratuvar sonuçları, MEFV gen mutasyon analizi sonuçları, batın ultrasonografi ve ekokardiyografi raporları, kontrol değerlendirme sırasındaki yakınma ve bulguları, almakta oldukları tedavilere ait bilgiler kaydedildi ve irdelendi. Bulgular: Hastaların 157'si kız (%52), 145'i erkekti (%48). Tanı yaşı ortalaması 94 ± 42 ay, şikâyetlerin başlangıç yaşı ise 73 ± 40 aydı. En sık görülen yakınmaların karın ağrısı (%90,3), ateş (%69,0) ve artralji (%42,3) olduğu görüldü. Bunları göğüs ağrısı (%15,5), baş ağrısı (%13,4) ve artrit (%10,0) izledi. AAA'ne eşlik eden hastalıklar sıklıkla gastrit ve/veya duodenit (% 6,8), jüvenil idiopatik artrit (%3,4), Henöch-Schönlein Purpurası (%2,7) ve idrar yolu enfeksiyonu (%2,7) idi. Mutant aleller arasında en sık M694V (%42,6), E148Q (%22,3), M680I (%10,2), V726A (%9,3) mutasyonları saptandı. Mutasyonların çoğu heterozigot mutasyon (%48,3) olup % 8,6 olguda mutasyon yoktu. En sık görülen homozigot mutasyon M694V (%71,4), en sık görülen heterozigot mutasyon E148Q (%37,7), en sık görülen bileşik heterozigot mutasyon M694V/E148Q (%20) idi. Artrit varlığı ile homozigot mutasyon (p=0,001) ve M694V mutasyonu (p=0,004) arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. M694V mutasyonu olanlarda yakınmaların daha erken yaşta başladığı (p=0,009) ve daha erken yaşta tanı aldıkları (p=0,01) görüldü. M694V mutasyonu olanlar ile anemi arasında (p=0,012) ve homozigot mutasyon varlığı ile splenomegali arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki vardı (p=0,001). En sık anormal batın ultrasonografi bulgusu splenomegali (%12,3), en sık anormal ekokardiyografi bulgusu ise mitral yetmezlikti (%10,8). Hastaların %43,4'ünde kolşisin tedavisi ile kısa sürede tam remisyon sağlanmıştı. Sonuç: AAA'de MEFV gen mutasyonlarının dağılımı bölgelere göre farklılık gösterebilmektedir. Mutasyon tipi ve geçiş şekline göre hastaların yakınmaları değişebilmekte, dolayısıyla tanı alma yaşı farklı olabilmektedir. Amiloidoz gelişimini engellemek için erken tanı ve uygun tedavi esas olmalıdır.

Ailevi akdeniz ateşiGaziantepMutasyon+2
Alper Doğan
Gaziantep University
2014
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ailevi akdeniz ateşi olan hastalarda atopi prevalansı

Ailevi Akdeniz ateşi (AAA) ülkemizde sık görülen otozomal resesif geçişli kalıtsal bir hastalıktır. AAA bulunan hastalar tekrarlayan ateşle birlikte karın ve eklem ağrıları gibi klinik bulgular vermektedir. Yapılan çalışmalarda hastalığa sahip çocuklarda atopi ve alerjik hastalık sıklığının genel popülasyona göre daha az sıklıkta olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmada AAA hastası ile sağlıklı kontrol grubu olgularında, değişik parametreler kullanarak atopi ve alerjik hastalık prevalansını belirlemeyi amaçladık. Çalışmada 61 AAA ve 61 kontrol grubu olgu değerlendirildi. Her iki grupta tüm olgularda atopi ve alerjik hastalık öyküsü sorgulandı. Her hastada eozinofil yüzdesi, total serum IgE düzeyleri, yumurta akı spesifik IgE, buğday unu spesifik IgE ve inek sütü spesifik IgE düzeyleri araştırıldı. AAA grubunda 10 hastada (%16,4), kontrol grubunda 5 hastada (%8,2) atopi saptandı (p=0.27). AAA grubunda 5 hastada (% 8,2), kontrol grubunda 2 hastada (%3,3) alerjik hastalık görüldü (p=0.272). Bakılan serum spesifik IgE düzeylerinden yumurta akı spesifik IgE düzeyi kontrol grubunda 11 hastada (%18), AAA grubunda ise 3 hastada (%5) pozitif saptandı (p=0.044). Buğday unu ve inek sütü serum spesifik IgE düzeyleri her iki grupta benzer bulundu. Total serum IgE düzeyi kontrol grubunda daha yüksek saptandı (p=0.009). Sonuç olarak bu çalışmada, atopi ve alerjik hastalıkların AAA hastalarında kontrol grubu ile benzer sıklıkta görüldüğü, fakat yumurta akı spesifik IgE ve total IgE düzeylerinin kontrol grubunda daha yüksek saptanması AAA hastaları arasında atopinin daha az görüldüğü kanaatini uyandırmıştır.

Ailevi akdeniz ateşiHipersensitivitePrevalans
Serhat Özkan
Bezmialem Vakıf University
2015
00
Tıpta Yan Dal UzmanlıkAçık ErişimTR

Ankilozan spondilit hastalarında mevalonat kinaz gen polimorfizmlerinin araştırılması

Amaç: Ankilozan spondilit (AS), sıklıkla aksiyel iskelet sistemini tutan, kronik, progresif bir inflamatuar hastalıktır. Etyolojisi tam bilinmemekle birlikte genetik faktörler, AS gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Mevalonat kinaz (MVK) enzimi, kolesterol biyosentez yolağında yer alan bir enzimdir. MVK geni mutasyonları, Hiperimmünglobulinemi D ve periyodik ateş sendromu patogenezinden sorumlu tutulmaktadır. AS?de MVK gen polimorfizmleri daha önce araştırılmamıştır. Biz bu çalışmada, AS hastalarında MVK gen polimorfizmleri araştırarak, patogeneze katkısını ve klinik bulgulara etkisini bildirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu kesitsel çalışmaya 18 yaş üstü, 1984 Modifiye New York kriterlerini karşılayan ardışık, 32 erkek ve 19 kadın olmak üzere toplam 51AS hastası alındı. Kontrol olarak, SpA bulguları, sistemik otoimmün ve otoinflamatuar hastalık öyküsü olmayan, yaş ve cinsiyet uyumlu 31 erkek ve 21 kadın toplam 52 sağlıklı gönüllü birey alındı. Periyodik ateş semptomları sorgulandı. AS hastalarının spinal mobilite ölçümleri ve fizik muayenesi yapıldı. Hastaların eş zamanlı bakılan ESR ve CRP düzeyleri kaydedildi. Hastalar, BASDAI ve BASFI formunu doldurdu. AS hastalarının IgD düzeyi radial immünodifüzyon yöntemi ile çalışıldı. MVK gen analizi, periferik kan örneklerinden DNA?ları elde edilip PCR/sekans yöntemi ile çalışıldı. Kontrol ile AS hastaları arasında bu polimorfizmler açısından farklılıklar araştırıldı. Bulunan MVK geni polimorfizmlerinin, AS?in klinik bulguları ve tutulum şekillerine etkisi incelendi. Bulgular: 51 AS?li hastanın yaş ortalaması 37,31±10,297 yıl idi. 32?si (% 62,7) erkek ve 19?u (% 37,3) kadındı. Kontrol grubunun yaş ortalaması 33,81±12,367 yıldı. Birinci grup semptomatik olarak adlandırılan tek nükleotid polimorfizmlerinden, c.769-38 C>T heterozigot, c.769-7 T>G heterozigot, c.769-38 C>T homozigot, hasta ve kontrol grubunda sıklığı benzer bulundu (p=0,646). İkinci grup semptomatik olmayan tek nükleotid polimorfizmleri, AS hastalarında kontrole göre daha fazla bulundu (83/58), ancak bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Yeni bulunan tek nükleotid polimorfizmleri, AS hastalarından dördünde, I56V A>G heterozigot, E281D G>D heterozigot, V80I G>A heterozigot, C173Y G>A heterozigot olarak tespit edildi. Bu polimorfizmlere literatür taraması ve Infevers web sitesinde rastlanmadı. Tüm MVK gen polimorfizmleri değerlendirildiğinde, 36 (% 70,6) AS hastasında ve 33 (% 63,4) kontrol grubunda tek nükleotid polimorfizmleri vardı. Her iki grup arasında sıklık farkı anlamlı değildi (p>0,05). AS hastalarında MVK geni polimorfizmleri taşıyanlarla taşımayanlar arasında klinik bulgularda fark bulunmadı. Sonuç: AS hastalarında toplam MVK gen polimorfizm sıklığı sağlıklı kontrollerden daha fazla bulundu. Ancak, klinik bulgulara etkisi saptanmadı. Sağlıklı bireylerde de bulunan bu polimorfizmlerin, AS?de daha sık görülmelerin nedenini araştırmak ve klinik bulgulara etkisini incelemek için daha geniş çaplı hasta gruplarında ve farklı popülasyonlarda benzer çalışmalar tekrar edilmelidir. Bu çalışmada daha önce bildirilmeyen dört adet yeni tek nükleotid polimorfizmi bulunmuştur.

Ailevi akdeniz ateşiAnkilozAteş+5
Fatih Yıldız
Çukurova University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ailevi akdeniz ateşi olgularında serum 25 hidroksi d vitamin düzeyi, epikardiyal yağ doku ve kardiyak riskin değerlendirilmesi

ilevi akdeniz ateşi (AAA ); ataklar halinde gelen ve atak dönemlerinde seröz zarların inflamasyonu ve ateş ile karakterize otoimmun, kalıtsal bir hastalıktır. Yapılan birçok çalışmada; AAA'nde anormal kardiyovasküler etkilenmeyi ile ilgili çelişkili sonuçlar elde edilmiştir. Genel kanı otoimmun hastalıklarda kardiyovasküler riskin arttığı yönündedir. Epikardiyal yağ dokusu, arteryel sertliğe işaret eden nabız dalga hızı ve aynı zamanda D vitamini literatürde kardiyovasküler risk ile ilişkilendirilmektedir. Biz bu çalışmamızda; AAA hastalarında epikardiyal yağ doku kalınlığını,nabız dalga hızını ölçerek ve aynı zamanda D vitamini eksikliğini saptayarak hastalığın olası kardiyovaskuler etkilerini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmaya, 1 Kasım 2015 ile 31 Mayıs 2016 tarihleri arasında Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi İç hastalıları Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran ve çalışma kriterlerine uyan, 18-70 yaş aralığında, ardışık 65 AAA hastası ve 38 kişiden oluşan kontrol grubudahil edildi. Hastaların demografik ve klinik verileri alındıktan sonra D vitamini düzeyini de içeren biyokimyasal analizleri yapıldı. Epikardiyalyağ dokusu kalınlığı ekokardiyogarfik inceleme ile, nabız dalga hızı ölçümü ise SphygmoCor cihazı kullanılarak saptandı. Tüm veriler SPSS programına girilerek istatistiki değerlendirmeler yapıldı. Toplam 103 bireyin dahil edildiği çalışmada; AAA grubu ve kontrol grubu kendi aralarında kıyaslandığında; demografik ve klinik veriler değerlendirildiğinde; yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, kan basıncı düzeyleri, kronik hastalık açısından anlamlılık saptanmadı (p>0.05). Biyokimyasal analizde her iki grup arasında glukoz düzeyi, lipid profili, kreatinin, karaciğer fonksiyon testleri, kalsiyum, fosfor, parathormon düzeyleri açısından anlamlı fark saptanmaz iken (p>0.05); CRP düzeyleri ve D vitamini düzeylerindeki fark istatistiki olarak anlamlı bulundu (p=0.001, p=0.01 sırası ile). AAA grubunda CRP düzeyleri yüksek saptanırken, D vitamini düzeyleri düşük saptandı. Ekokardiyografi ile değerlendirilen epikardiyal yağ dokusu ve SphygmoCor cihazı kullanılarak saptanan nabız dalga hızı AAA grubunda istatistiki olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.001). Sonuç olarak; AAA tanılı hastalar kardiyovasküler sistem komplikasyonları açısından risk altındadırlar. Ekokardiyografi; AAA'nın kardiyak fonksiyonlar üzerine olan etkisini erken dönemde göstermede oldukça değerli bir yöntemdir. Bu nedenle AAA hastalarında kardiyak fonksiyonların standart ekokardiyografik değerlendirmesi erken tanı ve erken tedavisi açısından oldukça önemlidir. Ailesel Akdeniz Ateşi hastalarında kardiyak otonom tonisite tutulumu ve arteryel sertlikte bozulma olabileceğinden bu hastalar bir bütün olarak ele alınmalı ve belirli aralıklarla arteryel sertlik indeksleri değerlendirilmelidir. Ayrıca AAA hastalarında D vitamini eksikliğinin hastalığın oluşumunda, şiddetinde ve takibinde önemli olabileceği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Ailevi Akdeniz Ateşi; 25-OH D Vitamini; Epikardiyal Yağ Dokusu; Nabız Dalga Hızı

Ailevi akdeniz ateşiAterosklerozEkokardiyografi+5
Mustafa Kozan
Yozgat Bozok University
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çocuklarda ailevi Akdeniz ateşinde trombosit ilişkili değişkenlerin önemi

Amaç: Ailevi Akdeniz Ateşi tanısı ile izlenen hastaların trombosit ilişkili değişkenlerin; hastaların klinik, genetik bulguları ve diğer yangısal belirteçler ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç yöntem: Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji Bölümüne 1 Nisan 2000 ile 1 Nisan 2020 yılları arasında başvurup; Ailevi Akdeniz Ateşi tanısı ile izlenen hastalar çalışmaya alındı. Hastalar davet edilerek klinik bulguları, atak sıklığı ve süresini, ek hastalık, ailede hastalık öyküsü, hastanın operasyon öyküsü, atağın şiddeti, atakta AFR değerleri, proteinüri olup olmadığı, tedavi öncesi ve sonrası atak sıklık ve şiddetini değerlendiren yaklaşık 40 soruluk anket dolduruldu. Hastaların dosyaları geriye dönük taranarak atak sırasındaki klinik bulguları AFR ( Serum Amiloid A, Fibrinojen, Sedimentasyon, CRP, Hemogram) değerleri, genetik mutasyon sonuçları, kullandıkları ilaç bilgileri kaydedildi. Hastalar Livneh, Tel Hashomer, Yalçınkaya tanı kriterlerine göre yeniden değerlendirildi. Hastaların atak sırasında bakılmış olan hemogramlarından trombosit sayısı, plateletkrit (PCT), trombosit dağılım genişliği (PDW), ortalama trombosit hacmi (MPV) değerleri bulunup kaydedildi. Araştırma verileri SPSS 21.0 istatistik programı kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: 264 katılımcının %54,2' si kız, %45,8'i erkekti ve yaş ortalaması 11,44±4,31, tanı yaşı ortalaması 7,31±3,64 idi. İzlem süresi üç ayda bir olanlar %33,3, altı ayda bir olanlar %18,5, yılda bir olanlar %11,7 oranındaydı. Hastaların %60,6' sında yineleyen yangı atakları %39,4' unda AAA genetik mutasyonları pozitif iken hiçbir klinik bulguları yoktu. Atak sıklığı tedavi öncesinde katılımcıların %77,8' inde ayda bir iken, tedavi sonrasında %67,2' sinde yılda birden seyreğe düştü. %10,9' ında ek hastalık varken bunların %17,2' si HSP ( Henoch-Shöenlein purpurası), %6,8' i PFAPA ( peryodik ateş, aftöz stomatit, farenjit, servikal adenit) ve %75,8' i diğer hastalıklardı. Hastaların %17,3' ünde operasyon vardı ve operasyon olan hastaların %39,1 appendektomi, %6,5 tonsillektomi ve %54,3' ü diğer operasyonlardı. Hastaların aile öyküsünde %49,2' sinde hastalık yok iken, %45,5' inde AAA tanısı ve %4,9' unda diğer kollajen doku hastalığı vardı. Hastaların kliniğinde %89' unda karın ağrısı ( tek başına ve/veya eşlik eden diğer klinik bulgular ile beraber), %8' inde artrit ( tek başına ve/veya eşlik eden diğer klinik bulgular ile beraber) ve %3' ünde göğüs ağrısı ( tek başına ve/veya eşlik eden diğer klinik bulgular ile beraber) vardı. Katılımcıların AAA gen muatsyonlarının dağılımı %83,7 heterozigot, %9,9 homozigot, %1,5 iki mutasyon birden vardı ve %4,9' inde mutasyon yoktu. AAA patojenitesinde %36,8' sının en az bir patojen mutasyona sahip olduğu, %22,4' ünün patojen ve normal, %19,2' sinin önemi bilinmeyen, %15,2' sinin normal ve %4.8' inde önemi bilinmeyen ve normal olduğu görüldü. Hastaların %96,6' sının klinik ve laboratuar olarak FMF 50 skoruna uygundu. Hastaların %93,3' ü kolşisin tedavisine tam yanıt verdi. Yan etki hastaların %1,5' ında gelişti ve bu yan etki ishaldi. Hastaların % 2,9' u IL-1 kullandı ve bunların %80' i tedaviye cevap verdi. Karın ağrısı atağı baskın olanlar, artrit atağı baskın olanlar, göğüs ağrısı baskın olanlar üç gruba ayrıldı ve üç klinik grupla ataktaki fibrinojen, sedimentasyon, lökosit, SAA ve CRP karşılaştırıldığında; atak klinik bulgular ile ataktaki CRP değerleri arasında anlamlı ilişki bulundu. Tedaviden önce sık atak geçirenler ve tedaviye yanıt verenler ile ataklar sırasında fibrinojen, sedimentasyon, lökosit, CRP yüksek ve normal olanlar ve anemisi olan ile olmayanlar karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel bir ilişki saptanmadı. Hastaların atak PDW, Lökosit, Nötrofil, NLR, PCT/LENFOSİT, PCT/NÖTROFİL, PCT/LÖKOSİT, PCT/NLR, PCT/MPV, PCT/PDW, MPV/LÖKOSİT, MPV/PLT değerleri anlamlı yüksek saptandı. Atak PCT/NLO oranı sedimentasyon yüksek grupta anlamlı bulundu. Atak PDW, Lökosit, Nötrofil, PLT, NLR, PCT/NÖTROFİL, PCT/LÖKOSİT, PCT/MPV, MPV/LÖKOSİT, MPV/PLT değerleri lökosit ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Atakta yüksek PCT, Lenfosit, PLT, PCT/NÖTROFİL, PCT/LÖKOSİT, PCT/NLO, PCT/MPV, PCT/PDW, MPV/LENFOSİT, MPV/PLT değerleri atak CRP değerleri ile karşılaştırıldığında anlamlı yüksek saptandı. Remisyon lökosit, nötrofil, NLO, PCT/NÖTROFİL, PCT/LÖKOSİT, PCT/NLO, MPV/LÖKOSİT değerleri remisyon lökosit ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptandı.. Korelasyon analizinde MPV, PLT, PCT/NLO, PCT/MPV, MPV/PLT, MPV/Lökosit ve lenfosit sayısı atak sedimentasyon ve lökosit ile zayıf orta derecede, PCT/Lenfosit, PCT/PDW ve PCT sayısını fibrinojen ile zayıf orta derecede ve PCT/PLT oranını lökosit ile zayıf orta derecede ilişki saptandı. Sonuç: Sonuç olarak; son yirmi yılı içeren AAA tanılı hasta serimizin incelenmesi ile, en sık karın ağrısı ataklarının olduğu, %60,8' inin patojen olarak bilinen mutasyonların olduğu, en sık M694V ve E148Q mutasyonlarının eşit oranda saptandığı, hasta tanılarının Özen Yalçınkaya tanı kriterlerine ve FMF50 skoruna uygun olduğu görüldü. Trombosit ilişkilili değişkenlerin, AAA atağında araştırma öncesi yüksek bulacağımızı öngördüğümüz PCT ve MPV sayısının anlamlı olarak artmış bulunmaması ve PDW' nin anlamlı olarak düşük bulunması AAA atağı sırasında büyük aktif trombositlerin kullanılmış olduğunu düşündürdü. Çalışmamıza bakıldığında atak PCT sayısı ile atak CRP arasında istatistiksel olarak zayıf-orta bağıntı saptanması bize sadece hemogram bakılarak hastanın atakta olup olmadığını anlamaya yardımcı olacağını düşündürdü. Tüm bu sonuçlarla AAA hastalarında fenotip, genotip, akut faz ve trombosit ilişkili belirteçler arasında epigenetik mekanizmaların yadsınamayacağı da göz önünde tutularak ileriye dönük kontrollü çalışmalara gereksinim vardır. Anahtar Kelimeler: Ailevi Akdeniz ateşi, Trombosit, Plateletcrit, Akut faz belirteçleri, Genetik İletişim Adresi: drbesimhacioglu@gmail.com

Ailevi akdeniz ateşiAkut faz proteinleriGenetik+2
Besim Hacıoğlu
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise karın ağrısıyla başvuran hastaların etiyolojisi, ailevi akdeniz ateşi ve irritable barsak sendromu sıklığının değerlendirilmesi

Amaç: Karın ağrılı hastalar acil servise başvuruların önemli bölümünü meydana getirir. Acil servislerde akut karın ağrısının tanı ve tedavisi gelişen teknolojik imkanlara rağmen hala önemli klinik sorunların önde gelen nedenlerindendir. Karın ağrısının doğru olarak değerlendirilmesi ve hastaya iyi bir bakım verilebilmesi için iyi bir hikâye alınması, karın içi ve karın dışı ağrı nedenlerinin iyi bilinmesi önemlidir. Tanıda öykü, fizik muayene, biyokimyasal tetkikler ve görüntüleme yöntemlerinden faydalanırken bile akut karın ağrısının tanısında sorunlar yaşanmaktadır. Bu durum IBS ve FMF gibi non-spesifik karın ağrısı bulgularına sebep olan ve spesifik görüntüleme bulgusu olmayan hastalıkların atlanmasına ve hastaların gereksiz cerrahiye alınmasına sebep olabilir. Biz bu çalışmamızla karın ağrısı şikayetiyle başvuran hastalarda karın ağrısı nedenlerinin dağılımı ile FMF ve IBS tanı sıklığını değerlendirdik. Böylece hastaların gereksiz cerrahiden korunması, tekrarlı acil servis başvurularının azaltılması, erken tanı ile ölümcül olabilecek komplikasyonların önlenebilmesi ve hastaların doğru ve etkin tedavi için yönlendirilmesini hedefledik. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel, ileriye dönük bir klinik araştırma olarak planlanıp, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu onayı alındıktan sonra Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı'nda 1 Aralık 2019 - 30 Haziran 2020 yılları arasında Erişkin Acil Tıp Servisi'ne karın ağrısı şikayetiyle başvuran 18 yaş üzeri hastalar gerçekleştirildi. Hastaların serum fibrinojen, sedimantasyon, CRP ve laktat düzeyleri çalışıldı. Ayrıca hastaların detaylı aile ve genetik öyküleri sorgulandı. IBS tanısının konulması için ROME IV kriterleri ve FMF tanısı için Tel-Hashomer tanı kriterleri kullanıldı. Genetik tanı için PCR yöntemi kullanılarak MEFV gen mutasyon varlığını tespit etmek hedeflendi. Çalışmada hastaların demografik özellikleri, hayati bulguları ve tıbbi özgeçmişlerinin yanı sıra, ek şikayetleri, laboratuar bulguları, ADBG, USG ve BT bulgularına ait veriler toplanarak önceden hazırlanan çalışma kayıt formuna kaydedildi. Araştırma verileri "IBM SPSS for Windows 23.0" programı aracılığıyla bilgisayar ortamına yüklendi ve analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya 74 hasta alındı. Araştırmada değerlendirilen hastaların ortalama yaşları 46,32±18,2 yıl, hastaların 42 (% 56,8)'si kadın ve 32 (% 43,2)'si erkekti. Hastaların en sık ek şikâyeti % 44,6 (n: 33)'sında bulantı/kusmaydı. Hastalarda ağrı lokalizasyonu en sık hastalardan 41 (% 55,4)'inde yaygı ağrı şeklindeydi. Hastalarda en çok görülen fizik muayene bulgusu % 77,0 (n: 57)'sinde hassasiyetti. Hastaların acilde kalış süreleri ortalama 4,81±7,02 saatti. Hastaların VKİ ile USG sonuçları arasındaki ilişki incelendiğinde renal abse'nin görülme sıklığının VKİ değeri 40'ın üzerinde olan aşırı obez hastalarda istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha fazla olduğu bulundu (p=0,043). Hastalarda genetik analiz sonucunda MEFV gen mutasyonu olan ve olmayan grupta serum fibrinojen değerleri aralarında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmadı. Hastalarda serum CRP düzeylerinin IBS tanısı alan hasta grubunda diğer hastalıklara sahip hastalara göre istatistiksel açıdan anlamlı derecede düşük olduğu bulundu (p=,012). Hastaların klinik ön tanı ve tanıları ile ADBG arasındaki ilişki incelendiğinde; IBS tanısı alan hastalarda gaz görülme sıklığının, non spesifik ve diğer tanı grubunda yer alan hastalara göre daha yüksek oranda olduğu ve istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunduğu görüldü (p=0,020). Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda karın ağrısı şikayetiyle acil servise başvuran hastaların etiyolojisi ve FMF ve IBS'nin sıklığı incelendi. IBS tanısında ADBG'de gaz görülmesinin klinisyen için uyarıcı olması gerektiği, böylece IBS düşünülen hastalarda etkin bir yönlendirme ve tedavi ile hayat kaliteleri artırılması ve acil servislere başvuru sayıları azaltılabileceği saptandı. Serum CRP, serum Laktat ve serum Fibrinojen düzeylerinin IBS ve FMF tanılarında yerinin olmadığı fakat ayırıcı tanılar için kullanılabileceği görüldü. Karın ağrısı bulunan hastalarda FMF tanısında tanı kriterlerinin her hasta için tanıyı karşılamakta yeterli olmadığı, bu nedenle karın ağrısı açıklanamayan hastalardan genetik analiz yapılması gerektiği bulundu. MEFV gen mutasyonu çalışılmasının hastaları gereksiz cerrahi riski ve gelişebilecek komplikasyonlardan koruyacağı, etkin tedavinin düzenlenmesi açısından fayda sağlayacağı görüldü. Anahtar Kelimeler: IBS, FMF, Karın ağrısı, MEFV, Görüntüleme, Ailevi akdeniz ateşi, İrritable barsak sendromu

Ailevi akdeniz ateşiAğrıEtyoloji+2
Merve Türker
Çukurova University
2020
10
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ailevi akdeniz ateşi tanılı hastalarda fabry hastalığı prevelansı

FMF, Akdeniz bölgesi çevresindeki populasyonları etkileyen, kalıtsal periyodik ateş sendromlarının en yaygın olanıdır. Esas olarak Türkler, Ermeniler, Araplar ve Sefardik Yahudilerde yaygın olarak görülmektedir. Tekrarlayan 6-72 saat süreli ateş, karın ağrısı, peritonit, artrit ve cilt bulguları ile seyredebilen, zamanla amiloidoz gelişimi ile karakterize, OR geçişli, otoinflamatuar bir hastalıktır. Hastalıktan sorumlu gen lokusu 16. kromozomun kısa kolunda bulunmaktadır ve MEFV olarak adlandırılır. Kolşisin atakları ve hastalığın ciddi bir komplikasyonu olan amiloidozu önlemek için standart tedavidir. FD, X' e bağlı geçiş gösteren, GLA genindeki mutasyon ve alfa-galaktozidaz A enzim eksikliğinin neden olduğu, çeşitli doku ve organlarda glikosfingolipidlerin ilerleyici birikimiyle karakterize bir lizozomal depo hastalığıdır. Hastalıktan klinik olarak şüphelenildiğinde enzim aktivitesi bakılmalıdır. GLA enzim aktivitesi kanda lökositlerde veya fibroblast kültürlerinde saptanır. Son zamanlarda ise tanı için kuru kan filtre kağıdı (DBS) kullanılmaya başlanılmıştır. Sistemik hastalıklar ile karışabilen organ hasarı ve sistemik semptomlarının mevcut olması nedeniyle bu hastalarda semptomların başlamasıyla tanı konulma zamanı arasında on yıldan fazla bir gecikme olmaktadır. FMF gibi bazı romatolojik hastalıklarla örtüşen semptomlarının olmasıda bir başka gecikme nedenidir. Bu nedenle bu semptomlarla gelen FD hastalarında eğer etnik kökende varsa, yanlışlıkla FMF tanısı konulmaktadır ve FD çok sık akla gelmemektedir. FD enzim verilmesi ile tedavisi mümkün olan, erken tanı ile ciddi yan etkilerinin ortaya çıkması engellenebilen bir hastalıktır. Önlenebildiği için erken dönem tedavinin başlanılması açısından önemlidir. Bu çalışma da FD açısından farkındalık yaratmak amaçlanmıştır. Bu çalışmada hastaların %35'i erkek, %65'i kadın idi. Erkek/kız oranı ise 1/1.8 bulunmuştu. Hastaların semptomların başlama yaşı ortalama 5.89±3.35 'dır. Hastaların %59'unde FMF tanılı aile üyesi bulundu. Hastaların başlangıç semptomları arasında en sık bulgu ateş (%89) ve karın ağrısıdır (%94). Bunları sırasıyla artralji (%51), artrit (%20), göğüs ağrısı(%30), erizipel (%9) izlemektedir. Allel sıklığına bakıldığında en sık %40.5 oranında M694V olup diğerleri sırasıyla E148Q %11, V726A %7, M680I %5.5, R202Q %5, R761H %4.5 oranında bulunmuştur. En sık genotipler sırasıyla M694V homozigot E148Q heterozigot M694V heterozigot idi. Hastalığın seyri boyunca ortaya çıkan ve Fabry hastalarıyla ortak olan başlıca diğer semptomlardan gastrointestinal semptomlar ise bulantı %28 ishal %13, konstipasyon %15 hastada mevcuttu. Nörolojik semptomlardan başağrısı %32, akroparestezi %23, tinnitus %16 sıklıkta idi. Çalışma grubundaki hastalardan 2 erkek hastada alfa-galaktozidaz A enzim aktivitesi düşük bulundu ancak yapılan GLA gen analizinde Fabry hastalığına ait mutasyon saptanmadı. Çalışma grubunda FD'e ait semptomlar bulunan hastalar yer alsada enzim aktivite düşüklüğü saptanmasada özellikle kolşisine dirençli FMF tanılı hastalarda FD de akılda tutulması gereken ayırıcı tanılarda yer almalıdır. Ancak iki hastalığında birikte bulunabileceği unutulmamalıdır.

Ailevi akdeniz ateşiFabry hastalığıLizozomal depo hastalıkları+1
Burcu Kara Yılgın
Manisa Celal Bayar University
2016
00

İlgili konular