Phenolic compounds

142 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Kapsüllenmiş ve kapsülsüz aronya (Aronia Melanocarpa)ekstraktının sıçanların PON1 geni mRNA ekspresyonu, karaciğer dokularındaki PON1 enzim aktivitesi ve aterosklerozis üzerine etkisinin araştırılması

Bu çalışmada, Aronya (Aronia melanocarpa) ekstraktının kapsülsüz (E) ve mikroenkapsüle (K) formlarının, yüksek yağlı diyet (YYD) ile beslenen Sprague-Dawley (SD) sıçanların serum ve karaciğer dokusu lipit profili, kan ve karaciğer dokularında PON1 enzim aktivitesi, gen ekspresyonu, aortta aterosklerotik plakların histopatolojik oluşumu ve karaciğer dokusunun histopatolojisi üzerine etkileri incelenmiştir. Araştırmada, 26 haftalık yaşta 42 adet erkek SD cinsi sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar, 7'şerli olarak 6 gruba ayrılmıştır. Deney diyet grupları şu şekilde oluşturulmuştur: Standart diyet kontrol (SDK) Yüksek yağlı diyet (YYD) YYD400E; YYD + 400 mg/kg aronya ekstraktı (E) YYD200E; YYD + 200 mg/kg aronya ekstraktı (E) YYD400K; YYD + 400 mg/kg mikroenkapsüle aronya (K) YYD200K; YYD + 200 mg/kg mikroenkapsüle aronya (K) Onuncu haftadan itibaren 20 haftalık yaşa ulaşıncaya kadar sıçanlar (SDK grubu hariç) 10 hafta boyunca YYD ile beslenmiştir. Yirmi haftanın sonunda, YYD ile beslenen sıçanların diyetlerine ek olarak, 1 kg vücut ağırlığına (VA) 200 ve 400 mg/kg dozajda E ve K aronya formları oral gavaj yoluyla 6 hafta boyunca uygulanmıştır. Aronya uygulaması öncesi ve sonrası SD sıçanların ortalama vücut ağırlıkları ölçülmüştür. YYD200E uygulamasının, YYD grubundaki sıçanlara göre kilo artış hızına (g/h) negatif bir etkisi olmuştur (-4.62 g; P<0,001). Deneme grubu sıçanların aronya uygulaması öncesi (20 haftalık yaşta) ve 6 haftalık aronya uygulaması sonrası (26 haftalık yaşta) Lee Obezite İndeksi ortalamaları arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı değildir (P>0,05). Sıçanların kan serumlarındaki toplam kolesterol düzeyleri, YYD400E grubundaki sıçanlarda (167,7±0,57 mg/dl) SDK (158,9±2,05 mg/dl; P<0,0070) ve YYD (159,7±2,13 mg/dl; P<0,0166) gruplarına göre daha yüksek bulunmuştur. Trigliserid (TG) seviyeleri, YYD400E grubundaki sıçanlarda (93,0±1,67 mg/dl) YYD grubuna (172,1±23,27 mg/dl) göre anlamlı düzeyde düşmüştür (P<0,0107). YYD400E grubundaki sıçanların HDL düzeyleri (77,15 mg/dl), SDK (63,09±2,34 mg/dl; P<0,0006) ve YYD (61,08±0,97 mg/dl; P<0,0001) gruplarına göre daha yüksek ve anlamlıdır. YYD400E grubundaki sıçanların VLDL düzeyleri (18,60±0,33 mg/dl), YYD grubundaki sıçanların (34,43±4,65 mg/dl) kanlarındaki VLDL düzeylerine göre önemli ölçüde düşük ve anlamlıdır (P<0,0107). Deneme grubu sıçanların kanlarındaki LDL/HDL oranı, en düşük YYD400E grubunda (0,95±0,07 mg/dl) bulunmuştur. Sıçanların kan örneklerine dayanılarak yapılan PON1 gen ekspresyonu [2-(∆∆Ct) değerleri] YYD400E grubunda 1,15±0,06 olarak belirlenmiştir. YYD400E grubundaki sıçanlar (64,59±0,4 ng/ml), SDK (49,65±4,68 ng/ml; P<0,0025) ve YYD (45,39±1,63 ng/ml; P<0,00001) gruplarına göre daha yüksek PON1 enzim aktivitesine sahiptir. Gruplar arası PON1 gen ekspresyon değerleri arasındaki farklar anlamlı olmasa da, YYD400E grubuna 400 mg/kg aronya ekstraktının PON1 enzim aktivitesini diğer deneme gruplarına göre artırdığı görülmüştür. Sıçanların kanlarındaki MDA değerleri, YYD400E grubundakilerde (3,01±0,04 nmol/ml) SDK grubundakilere (P<0,0290) göre daha yüksek bulunmuş, ancak YYD ve diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir (P>0,05). SD sıçanların YYD400E grubundakilerin karaciğer ağırlıkları (12,80±0,24 g), SDK (17,43±0,79 g; P<0,0001) ve YYD (18,26±0,81 g; P<0,0001) gruplarına göre anlamlı düzeyde düşmüştür. YYD grubuna göre 400 mg/kg ekstrakt veya mikroenkapsüle aronyanın karaciğer ağırlıkları üzerinde düşürücü etkisi saptanmıştır. YYD400E grubundaki sıçanların karaciğer ağırlığının/vücut ağırlığına oranı, SDK (P<0,0001) ve YYD (P<0,0001) gruplarına göre daha düşüktür. 400 mg/kg aronya ekstraktı, vücut ağırlığına göre karaciğer oranını (%3,20±0,18) en düşük düzeyde tutmuştur. Denemedeki sıçanların ALT ve AST sonuçları, SD'ler için belirlenen normal standart aralıkta olup, en düşük ALT (35,10±1,98 U/L) ve AST (26,68±2,58 U/L) değerleri YYD400E grubunda belirlenmiştir. ALT değerleri gruplar arası farklar istatistiksel olarak anlamsız iken, AST değerleri bakımından SDK (P<0,0001) ve YYD (P<0,0001) gruplarındaki sıçanlara göre YYD400E değeri daha düşük ve anlamlıdır. Sıçanların karaciğer dokularında PON1 enzim aktivitesi, 62,18±7,60 ng/ml (SDK) ile 81,00±1,11 ng/ml (YYD400E) arasında değişmektedir. YYD ile beslenen sıçan gruplarında en yüksek enzim aktivitesi, diyetleri 400 mg/kg aronya ekstraktı ile desteklenen YYD400E grubunda görülmüş, ancak fark anlamsızdır (P>0,05). Sıçanların PON1 gen ekspresyonu [2-(∆∆Ct) değeri] bakımından YYD400E grubunda (0,48±0,17) diyetin olumlu etkisi gözlenmiş, ancak 2-(∆∆Ct) değerleri bakımından gruplar arası farklar anlamsızdır. Karaciğer MDA değerleri bakımından da gruplar arası anlamlı bir fark yoktur (P>0,005). YYD400E grubundakilerin karaciğer dokularındaki HDL düzeyleri (67,99±0,98 mg/dl), YYD grubuna (52,62±2,35 mg/dl) göre yüksek ve anlamlı bulunmuştur (P<0,0001). Karaciğer doku örneklerinin histopatolojik incelemesinde; SDK grubundaki sıçanların karaciğer dokuları normal histolojik yapısındadır. YYD grubundaki sıçanların karaciğer dokularında portal alanda az oranda inflamasyon bulgularına rastlanmıştır. Dolayısıyla, YYD etkisine bağlı olarak karaciğerde yüksek oranda mikrosteatoz ve orta düzeyde makrosteatoz bulguları tespit edilmiştir. SDK grubu ile karşılaştırıldığında karaciğer hasar skoru bu grupta yüksek bulunmuştur (P<0,001). YYD200K ve YYD400K aronya ekstraktı verilmiş sıçanların karaciğer bulgularında YYD grubuna benzer bulgular elde edilmiştir (sırasıyla P>0,988, P>0,953). YYD200E ve YYD400E gruplarının karaciğer skorları, YYD grubuyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalmıştır (P<0,001). Fakat sadece intragastrik olarak YYD400E grubunda, SDK grubuna benzer morfoloji tespit edilmiştir. YYD400E grubunun karaciğer skorunda, mikro ve makrosteatoz bulguları azalmıştır. Aort dokuları değerlendirildiğinde, tüm deney gruplarında normal doku morfolojisi olduğu ve hiçbir deney grubunda torasik aorta veya aort arkı dokularında ateroskleroz plaklarına rastlanmamıştır. Hiyalin veya mukoid değişiklikler ya da endotelyal anomaliler tespit edilmemiştir. Sıçanların ateroskleroz ve koroner risk indeksi, YYD200E grubunda SDK grubundaki sıçanlara göre daha yüksek ve anlamlı hesaplanmıştır (P<0,05). Sonuç olarak, antosiyaninler ve diğer polifenolik bileşikler açısından zengin olan aronyanın, lipit oksidasyonunun önlenmesine yardımcı olduğu ve aterosklerozun ilk adımı olan PON1 enzim aktivitesini artırarak aterosklerozun önlenmesinde ve yavaşlatılmasında kullanılabileceği gösterilmiştir. Özellikle YYD400E uygulamasının, PON1 gen ekspresyonunu olumlu yönde etkilediği, PON1 enzim aktivitesini ve HDL düzeylerini artırdığı ve karaciğer dokularında MDA seviyesindeki azalma (2,38 nmol/g) nedeniyle oksidatif strese karşı uzun vadeli koruma sağladığı düşünülmektedir.

Doğal gıdaEnkapsülasyonFenolik bileşikler+2
Serim Tuna Koç
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Genista januensis subsp. lydia (fabaceae) bitkisinin biyoaktivite rehberli izolasyonu ve antikanser, antioksidan aktivitelerinin araştırılması

Bu çalışmada, Genista januensis subsp. lydia (Boiss.) Kit Tan & Ziel. bitkisinin antikanser ve antioksidan aktivitelerinin incelenmesi, aktiviteden sorumlu fitokimyasal bileşiklerin, özellikle yeni fenolik/flavonoid bileşiklerinin izolasyonu, kimyasal yapılarının belirlenmesi, uçucu bileşiklerinin tayini ve miktarı yeterli olan saf bileşiklerde antikanser ve antioksidan aktivitelerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında G. januensis bitkisinin; hekzan, kloroform, etil asetat, metanol çözücüleri kullanılarak, maserasyon yöntemiyle ekstraksiyonu yapılmış ve ham ekstrelerde sitotoksisite, apoptoz, hücre döngüsü analizleri yapılarak antikanser etkisi araştırılmıştır. Ayrıca ham ekstrelerde toplam fenolik/flavonoid madde miktarı tayini ile DPPH, ABTS ve FRAP yöntemleri kullanılarak antioksidan aktiviteleri belirlenmiştir. Elde edilen ekstrelerin antikanser ve antioksidan aktivite sonuçlarına göre en yüksek aktivite gösteren ekstrenin, etil asetat ekstresi olduğu belirlenmiş ve izolasyon çalışması için etil asetat ekstresi seçilmiştir. Etil asetat ekstresinin kromatografik yöntemlerle izolasyonu yapılmış ve izole edilen bileşiklerin 1D, 2D NMR ve kütle spektroskopisi ile molekül yapıları aydınlatılmıştır. Çalışmanın sonucunda, G. januensis bitkisinin etil asetat ekstresinden 3 izoflavonoid, 1 biflavonoid, 1 fenolik bileşik ve 2 şeker türevi olan 7 bileşik izole edilmiştir. İzole edilen 7 bileşik G. januensis bitkisinden ilk defa izole edilmiştir. Miktarı yeterli olan izole bileşiklerin sitotoksisitesi araştırılmıştır. (5), (6) ve (7) numaralı bileşiklerin antikanser etkiye sahip olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte; (4) numaralı antioksidan aktivitesi araştırılmıştır.

AntikanserAntioksidan aktiviteFabaceae+3
Merve Argon
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Genista carinalis Griseb. (Fabaceae) bitkisinin biyoaktivite rehberli izolasyonu ve antidiabetik, antikolinesteraz ve antioksidan etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada, Trakya bölgesinde yetişen Genista carinalis Griseb. (Fabaceae) bitkisinin ham ekstrelerinde toplam fenolik/toplam flavonoid içeriği, antikolinesteraz aktivitesi, antioksidan aktiviteleri (ABTS•+, DPPH, FRAP, CUPRAC) ve α-glukosidaz/α-amilaz inhibisyon kapasitelerinin belirlenmesi ile bioaktif sekonder metabolitlerin izolasyonu ve yapılarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Toplanan G. carinalis bitkisi ekstraksiyon için oda koşullarında kurutulmuştur. Ham ekstreleri elde etmek için, metanol ile maserasyon yöntemiyle ekstraksiyon yapılmış ve metanol vakum altında buharlaştırılarak uzaklaştırılmıştır. Ham ekstre polarite sırasına göre hekzan, diklorometan, etil asetat ve butanol ile geri ekstraksiyon yapılmıştır. Elde edilen ham ekstrelerin toplam fenolik içerik, toplam flavonoid içerik, antikolinesteraz, antioksidan aktivite analizleri sonuçlarına göre biyoaktifliği en yüksek olan etil asetat ekstresi izolasyon çalışması için seçilmiştir. Kolon kromatografisi ile elde edilen fraksiyonlar ince tabaka kromatografisi ile kontrol edilerek benzer fraksiyonlar birleştirilmiştir. Elde edilen alt fraksiyonlar, kolon kromatografisi, TLC, ters faz HPLC ve normal faz HPLC ile saflaştırılmıştır. İzole edilen saf bileşiklerin kimyasal yapıları 1D ve 2D NMR ve kütle spektroskopisi yöntemleri kullanılarak belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda, G. carinalis bitkisinden 5 izoflavonoid, 1 kalkon ve 2 fenolik bileşik içeren 8 bileşik izole edilmiştir. Bu bileşiklerden sekizi G. carinalis bitkisinden ilk defa izole edilirken, bu bileşiklerden yedisi doğal kaynaklardan ilk defa izole edilmiştir. Ayrıca, izole edilen bileşiklere de biyolojik aktivite çalışmaları yapılmıştır.

Alfa amilazAlfa-glükozidazAntioksidan aktivite+5
Hilmican Çalışkan
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı çerezlik kabak (Cucurbita pepo L.) çeşitlerinin fusarium proliferatum'a duyarlılık düzeyleri ile fenolik bileşikler arasındaki ilişkiler

Bu çalışmada çerezlik kabakta (Cucurbita pepo L.) kök ve kök boğazı çürüklüğüne neden olan Fusarium proliferatum'a karşı 4 farklı çerezlik kabak çeşidinin (Çağlayan, Mert Bey, Sena Hanım, TG38) duyarlılık durumları incelenmiştir. Denemelerde toprak ve tohum olmak üzere iki farklı inokulasyon yöntemi kullanılmıştır. İnokulasyondan 30 gün sonra hastalık şiddeti ve bazı bitki gelişme parametrelerinde (yaprak sayısı, sürgün uzunluğu, sürgün yaş ve kuru ağırlığı) ortaya çıkan azalma oranları ve köklerdeki fenolik maddelerdeki artış (kat) belirlenmiştir. Toprak ve tohum inokulasyonu yönteminde en düşük hastalık şiddetleri sırasıyla TG38 ve Sena Hanım çeşitlerinde tespit edilmiştir. Her iki inokulasyon yönteminde yüksek hastalık şiddetine sahip çeşitlerde bitki gelişme parametlerinde önemli derecede azalmalar olmuştur. Çeşitlerin etanolik kök ekstraktları yüksek performanslı sıvı kromatografi (HPLC) ile analiz edildiğinde, 3,4-dihidroksibenzoik asitin sadece Çağlayan, klorojenik asitin Sena Hanım ve TG38'de, vanilik asitin Çağlayan ve Mert Bey, sirinjik ve p-kumarik asitin ise tüm çeşitlerin köklerinde var olduğu tespit edilmiştir. Fenolik maddelerin enfeksiyon sonrasında kontrole göre artışı dikkate alındığında toprak ve tohum inokulasyonu yönteminde en düşük hastalık şiddeti sergileyen sırasıyla TG38 (7.26-kat) ve Sena Hanım (6.57-kat) çeşitlerinin köklerinde p-kumarik asitin en yüksek artış gösterdiği tespit edilmiştir. P-kumarik asit F. proliferatum'un çim tüpü uzunluğunu üzerine (EC50: 4.2 mM), misel gelişimi (EC50: 5.4 mM) ve konidi çimlenmesine (EC50: 46.0 mM) göre daha yüksek antifungal etki göstermiştir. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlar p-kumarik asitin çerezlik kabaklarda F. proliferatum'a karşı dayanıklılıkta rol oynayabileceğini ve ıslah çalışmalarında dikkate alınması gerektiğini göstermektedir.

Aşılama-dökümDuyarlılık deneyleriFenolik bileşikler+3
Ebru Sevinç
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Badem sakızının UV-spektroskopi ile antioksidan içeriğinin tespit edilmesi ve HPLC aanalizlerinin ortaya konulması

Antioksidanlar insan vücudunda önemli yeri olan bileşenlerdir. Son zamanlarda gıdaların uzun ömürlü olması ve besin değerlerini arttırması dolayısı ile gıda sektöründede tıpta olduğu kadar değeri oluşmuştur. Fenolik bileşikler ve proteinlerle, flavonoidler antioksidan kapasitesini arttıran bileşenler olarak yer almaktadır. Badem sakızının kırmızı, sarı renkklerde olması içerisinde fenolik bileşiklerin ve flavonoidlerin varlığının nitel bir göstergesidir. Bu sebeple bu sakızın içerisindeki antioksidan kapasitesi ekstraksiyon yöntemlerinin en verimlisinin tespit edilmesi ile yapılmıştır. Ekstraksiyonu tamamlanan işlemler Uv- Spektroskopi ile analizlenerek en yüksek verimde ki optimum şartları belirlenmiştir. Daha sonra en yaygın kullanılan HPLC analizleri ile analitik analizleri yapılarak yaygın olan reçinelerin analizleri tamamlanmıştır. Çalışmanın amacı badem sakızının içeriğinin tespit edilmesi ve antioksidan kapasitesinişn belirlenmesidir. Bu amaçla yapılan işlemler tam olarak tercih edilen önceki çalışmaların referansları ile modellenerek gerçekleştirilmiştir.

AntioksidanlarEkstraksiyonFenolik bileşikler+2
Bilgesu Şahin
Süleyman Demirel University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Açıkta ve örtüaltında yetiştirilen bazı ahududu (Rubus idaeus L.) çeşitlerinde iyi tarım uygulamalarının biyolojik parametreler üzerine etkileri

Bu çalışmada, insan sağlığı açısından çok yararlı biyoaktif bileşikleri barındırdığı bilinen ahududu (Rubus idaeus L.) türüne ait iki çeşit (Heritage ve Rubin), açıkta ve kontrolsüz sera koşullarında sürdürülebilir tarım tekniklerinden olan organik gübreler kullanılarak iyi tarım uygulamaları kapsamında yetiştirilmiş ve sonuçlar konvansiyonel gübreleme sonucu elde edilen veriler ile karşılaştırılmıştır. 2017-2019 yılları arasında üç yıl süresince yürütülen araştırmada organik gübre kaynağı olarak; organik çiftlik gübresi (Biofarm) ve vermikompost kullanılmıştır. Çalışma sonucunda uygulamaların verim ve kalite ölçütlerine nasıl etkisi olacağı ortaya konulmuştur. Bu amaçla ahududu çeşitlerinin fenolojik, morfolojik, pomolojik, fizikokimyasal, fitokimyasal ve antioksidan aktivite özellikleri ile birlikte çeşitlere ait çiçek tozu canlılık düzeyleri ve çiçek tozu çimlenme yüzdeleri belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre sürgün başına verim miktarı 105.82-398.91 g sürgün-1; C vitamini miktarı 63.33-222.67 mg L-1; toplam fenolik içeriği 479.99-599.38 mg GAE L-1; toplam antosiyanin içeriği 0.53-1.61 µg siy-3-glk g-1; toplam flavonoid içeriği 3.01-20.54 mg L-1; DPPH radikal inhibisyon değeri %77.59-94.51; çiçek tozu canlılık düzeyi %36.09-75.15 ve çiçek tozu çimlenme düzeyi %13.21-82.09 değerleri arasında bulunmuştur. Sonuçlar incelendiğinde verim bakımından Biofarm uygulamasının açıkta, vermikompost uygulamasının ise serada kullanılması önerilmektedir.

AhududuFenolik bileşiklerFitokimyasallar+4
Elif Çelik Kart
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Denizli bölgesinde yetiştirilen bazı Trabzon hurması çeşitlerinin pomolojik özellikleri ile taze ve kurutulmuş meyvelerde biyokimyasal içeriklerinin belirlenmesi

Bu çalışmada Denizli bölgesinde yetiştirilen bazı Trabzon hurması çeşitlerinin fenolojik ve morfolojik gelişimleri ile bazı meyve kalite özellikleri ve kurutulduktan sonra meyvelerde meydana gelen biyokimyasal değişimlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada bütün çeşitlerin nisan ayında tomurcuk patlaması evresini gerçekleştirdiği ve mayıs ayında tam çiçeklenme dönemine ulaştığı tespit edilmiştir. Tam çiçeklenmeden beş ay sonra ekim ayında tüm çeşitler hasat olumuna ulaşmış ve hasat edilmiştir. Ağaç özelliği bakımından en kuvvetli gelişim gösteren çeşit 'Hana Fuyu', en zayıf gelişim gösteren çeşit ise 'Fuyu' olmuştur. Meyve özellikleri bakımından en iri meyvelerin Hachiya çeşidine ait olduğu tespit edilmiştir. Trabzon hurmalarının meyve sularında yapılan analizler sonucunda suda çözünebilir kuru madde miktarının %13.00 (Hana Fuyu) ile %20.63 (Fuyu), pH değerinin 5.64 (Fuyu) ile 5.90 (Hana Fuyu), titre edilebilir asit %0.14 (Hana Fuyu) ile %0.28 (Rojo Brillantee), L* değerinin 64.00 (Fuyu) ile 66.76 (Hana Fuyu), a* değerinin 6.25 (Hachiya) ile 22.97 (Rojo Brillantee), b* değerinin ise 61.89 (Rojo Brillantee) ile 70.34 (Hana Fuyu) arasında değiştiği tespit edilmiştir. Kurutma işlemi sonrası tanen içeriğinde Haciha ve Rojo Brillantee çeşitlerinde %33.00, Hana Fuyu ve Fuyu çeşitlerinde ise %40.00 oranında azalmanın olduğu saptanmıştır. Kurutulmuş Hachiya, Hana Fuyu ve Fuyu meyvelerinin, taze meyvelerden daha yüksek flavonoid madde içerdiği tespit edilmiştir. Flavonoid madde içeriğinde en fazla artışın %302 oranla Hana Fuyu çeşidinde gerçekleştiği belirlenmiştir. Rojo Brillantee çeşidinde ise flavonoid içeriğinde azalmanın olduğu saptanmıştır. Trabzon hurması meyvelerinde kurutulduktan sonra toplam fenolik madde içeriği, antioksidan aktivite ve fenolik bileşenlerin azaldığı ancak yine de yüksek oranda antioksidan madde içerdiği tespit edilmiştir.

Antioksidan kapasiteBiyokimyasal özelliklerDenizli+3
Cuma Nur Kılıç
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Denizli çivril bölgesindeki hünnap tiplerinde ağaç gelişimi ve bazı meyve özelliklerinin belirlenmesi

Araştırma Denizli/Çivril bölgesinde meyve ve verim özellikleri bakımından öne çıkan 15 adet hünnap genotipinde ağaç gelişimi ve bazı meyve özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Genotiplerin tomurcuk kabarma, ilk çiçeklenme, tam çiçeklenme, ilk ben düşme ve hasat tarihlerinin yıllara göre farklılıklar gösterdiği belirlenmiştir. Araştırmada her iki yılda da 5 nolu genotip hem gövde çevresi hem de taç genişliği bakımından en yüksek değerlere sahip olmuştur (sırasıyla, 2021 yılı 65 cm, 599 cm; 2022 yılı 66 cm, 625.50 cm). Araştırmada meyve ağırlığı 2021 yılında 5.59 g (14 nolu genotip) – 19.91 g (10 nolu genotip), 2022 yılında 5.14 g (4 nolu genotip) – 17.36 g (8 nolu genotip), meyve eti sertliği 2021 yılında 1.79 Ib (14 nolu genotip) – 3.05 Ib (10 nolu genotip), 2022 yılında 4.04 Ib (11 nolu genotip) – 7.23 Ib (12 nolu genotip), ağaç başı verim 2021 yılında 15.65 kg/ağaç (11 nolu genotip)- 100.40 kg/ağaç (5 nolu genotip), 2022 yılında 13.60 kg/ağaç (14 nolu genotip) – 66.95 kg/ağaç (5 nolu genotip), suda çözünür kuru madde miktarı 2021 yılında % 18.15 (7 nolu genotip) - % 30.70 (8 nolu genotip), 2022 yılında % 18.37 (5 nolu genotip) – % 33.60 (7 nolu genotip), toplam fenolik madde miktarı 2021 yılında 0.669 mg GAE/100 g (5 nolu genotip) – 3.131 mg GAE/100 g (10 nolu genotip), 2022 yılında 0.837 mg GAE/ 100 g (5 nolu genotip) – 3.914 mg GAE/100 g (10 nolu genotip), toplam flavonoid içeriği 2021 yılında 0.509 mg CE/100 g ( 7 nolu genotip) – 0.885 mg CE/100 g ( 10 nolu genotip, 2022 yılında 0.728 mg CE/100 g (7 nolu genotip) – 1.266 mg CE/100 g (10 nolu genotip), toplam antioksidan kapasitesi 2021 yılında 0.415 mmol TE/ g (7 nolu genotip) – 0.855 mmol TE/g (2 nolu genotip), 2022 yılında 0.836 mmol TE/g (7 nolu genotip) – 1.580 mmol TE/g (10 nolu genotip) arasında değişmiştir.

Antioksidan aktiviteAskorbik asitFenolik bileşikler+4
Veli İnanır
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Nizip ve Mardin'de yetiştirilen bazı yağlık zeytin (Olea Europaea L.) çeşitlerinden üretilen natürel sızma zeytinyağların depolama sırasında kalite özelliklerinde meydana gelen değişimlerin belirlenmesi

Bu çalışmada Derik Halhalı, Melkabazi ve Nizip Yağlık zeytin çeşitlerinden soğuk sıkım (20±2 °C) tekniğiyle elde edilen zeytinyağları 100 ml amber cam şişelerde paketlenerek oda sıcaklığında ışık almayan bir ortamda 6 ay süreyle depolanmıştır. Bu kapsamda zeytinlerin pomolojik özellikleri, zeytinyağların ise serbest yağ asitliği (SYA), peroksit değeri (PD), özgül soğurma (ÖS), toplam klorofil-karotenoid, renk, toplam fenolik miktarı (TFM), toplam flavonoid miktarı (TFVM), toplam antioksidan kapasite (TAK), fenolik bileşik miktarı, yağ asitleri kompozisyonu ve uçucu bileşik düzeyleri araştırılmıştır. Tüm yağların depolama sonunda SYA, PD ve ÖS (270 nm) düzeyleri yönünden natürel sızma zeytinyağı için belirlenen yasal limitlere uygun olduğu belirlenmiştir. Melkabazi yağı 4. ay itibariyle, Derik Halhalı ve Nizip Yağlık örnekleri ise depolama sonunda ÖS (232 nm) değerleri bakımından natürel birinci zeytinyağı sınıfına girdiği tespit edilmiştir. Nizip Yağlık ve Derik Halhalı zeytinyağları yağ asit bileşimleri açısından limitlere uygunluk arz etmiştir. Melkabazi yağının oleik ve linoleik asit içeriklerinin depolama boyunca limitlere uymadığı belirlenmiştir. Tüm örneklerde TFM, TFVM, TAK ve toplam klorofil miktarlarının depolama sonunda azaldığı belirlenmiştir. 6 ay sonunda toplam karotenoid miktarı Derik Halhalı ve Melkabazi yağlarında artarken, Nizip Yağlık çeşidinde azalmıştır. L* (parlaklık) değerleri depolama sonunda Nizip Yağlık>Derik Halhalı>Melkabazi şeklinde sıralanmıştır. Nizip Yağlık ve Derik Halhalı yağlarının Melkabazi yağına göre depolama sonunda daha yeşil bir tonda olduğu belirlenmiştir. Depolama başında en yüksek b* (sarılık) değerine Melkabazi zeytinyağı sahip iken 6 ayın sonunda Melkabazi yağına ait b* değeri en düşük bulunmuştur. Oleuropein, kateşin, kafeik asit, vanilik asit, p-kumarik asit, ferulik asit, pinoresinol, luteolin ve apigenin bileşikleri 6 ay süre zarfında azalırken tirosol ve hidroksitirosol bileşiklerinin arttığı tespit edilmiştir. Uçucu aroma bileşenleri depolama sırasında önemli değişimlere uğramıştır.

AromaDepolamaFenolik bileşikler+6
Tuğba Aslan
Harran University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Melengiçli süt dilimi üretim olanakları

Melengicli (Pistacia terebinthus) süt dilimi üretim olanaklarının araştırıldığı bu çalışmada, jelatin ve jelatin/nişasta karışımı ile hazırlanan melengiçli süt dilimlerinin bazı özellikleri üzerine depolama şartlarının ve depolama süresinin etkileri araştırılmıştır. Ön denemelerle belirlenen formülasyona göre süt dilimlerinin bir kısmı sadece jelatin ile diğer kısmı ise jelatin/nişasta karışımı ile hazırlanarak buzdolabı şartlarında ve oda şartlarında (aydınlık ve karanlık ortamda) 90 gün süreyle depolanmıştır. Farklı ekstraksiyonlar ile hazırlanan melengiçli süt dilimlerin toplam fenolik miktarlarının 336-224 mg gallik asit/g, antioksidan aktivitesinin (DDPH) 52-28 mg TEAC/g aralığında değiştiği tespit edilmiştir. En çok bulunan fenolik bileşiklerin luteolin, ellagik asit, gallik asit, fumarik asit, Syringic asit olduğu belirlenmiştir. Yağ asitlerinin oleik, linoleik ve palmitik yağ asitlerince daha zengin olduğu saptanmıştır. Yapılan duyusal değerlendirmeler sonucunda ürünün depolama süresince özelliklerini muhafaza ettiği ve panelistler tarafından büyük beğeni kazandığı belirlenmiştir.

Antioksidan aktiviteDepolamaFenolik bileşikler+1
Yusra Baykara
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Erciş üzüm çeşidinde farklı ürün yükü ve ethephon dozlarının verim ve kalite üzerine etkileri

Bu araştırma, Erciş üzüm çeşidinde farklı ürün yükü ve ethephon dozlarının verim ve kalite ile bazı biyokimyasal özellikler üzerine olan etkilerini belirlemek amacıyla 2017 yılında gerçekleştirilmiştir. Kendi kökleri üzerinde goble terbiye sistemine sahip asmalara tane tutumunun ardından salkım seyreltme yoluyla iki farklı ürün yükü (20 ve 30 salkım/asma) uygulanmıştır. Ben düşme tarihinden sonraki 7. ve 14. günlerde iki kez dört farklı dozda (0-100-500-1000 ppm) sadece salkımlara püskürtme yoluyla ethephon uygulaması yapılmıştır. Erciş üzüm çeşidinde ürün yükü ve ethephon uygulamalarının asma verimi, salkım eni, 100 tane ağırlığı, tane boyu, tane eni, L* ve b* değeri ile syringik ve p-kumarik asit üzerine olan etkileri istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Her iki ürün yükünde de ethephon dozlarının kontrole göre asma verimi, salkım ağırlığı, salkım boyu, salkım eni, tane boyu, tane eni, 100 tane ağırlığı, tartarik asit, malik asit, pH ve titre edilebilir asitlikte genel olarak azalmaya, suda çözünebilir kuru madde miktarında ise artışa neden olduğu tespit edilmiştir. Düşük ürün yükü (20 salkım/asma) uygulamaları yüksek ürün yükü (30 salkım/asma) uygulamalarına göre hasat tarihini beş gün kadar öne almıştır.

EtefonFenolik bileşiklerKalite+2
Şerif Karateke
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Helichrysum pallasii (sprengel) ledeb. bitkisinin in vitro biyolojik aktivite ve biyoaktif kompozisyon analizi

Helichrysum pallasii (Sprengel) Ledeb. Bitkisinin İn Vitro Biyolojik Aktivite ve Biyoaktif Kompozisyon Analizi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Eczacılık Bölümü, Temel Eczacılık Bilimleri Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Van, 2020. Bu çalışma, Van ili ve çevresinde böbrek rahatsızlıkları, karın ağrısı, astım, ishal, sarılık, diyabet gibi çeşitli hastalıkların tedavisinde etkin bir şekilde kullanılan Helichrysum pallasii bitki yaprak organından elde edilen çeşitli ekstrelerin (etanol, infüzyon ve dekoksiyon) in vitro biyolojik aktivite (antioksidan ve enzim inhibisyonu) ve biyoaktif kompozisyonunun incelenmesini amaçlamıştır. Laboratuvar analizleri etanol bazlı ekstrenin geleneksel hazırlanma biçimlerine (infüzyon ve dekoksiyon) göre daha yüksek antioksidan (FCR: 103 mg Gallik asit Eş./g; FRAP: 2205 µmol Fe2+/g; ORAC: 2540 µmol Troloks Eş./g; DPPH: IC50-0.58 mg/ml; CUPRAC: IC50-0.37 mg/ml; Phosphomolybdenum: IC50-1.34 mg/ml ve metal şelatlama: IC50-1.42 mg/ml) ve enzim inhibisyonu (Asetilkolinesteraz: IC50-1.49 mg/ml; Bütirilkolinesteraz: IC50-1.98 mg/ml; Tirozinaz: IC50-0.68 mg/ml; Alfa-amilaz: IC50-2.09 mg/ml; Alfa-glukozidaz: IC50-0.51 mg/ml; ve Pankreatik lipaz: IC50-42.5 µg/ml) aktivitelerine sahip olduğunu ve daha yüksek miktarlarda fenolik (Klorocenik asit izomerleri ve rutin) ve yağ asidi (Palmitik, linoleik ve linolenik asitler) bileşiklerini içerdiğini göstermiştir. Bu çalışmadan elde edilen bulgular, Helichrysum pallasii bitki yapraklarının yüksek antioksidan ve enzim inhibisyonu aktivitelerine sahip zengin bir fitokimyasal kaynak olduğunu göstermekte ve biyoterapötik ajan araştırma ve geliştirme çalışmalarında kullanılabilecek bir aday olarak önermektedir.

AntioksidanlarBitki fenolikleriEnzim-inhibisyon yöntemi+5
Nejmi Işık
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Nane reçelinin bazı kimyasal, antimikrobiyal ve biyoaktif özelliklerinin incelenmesi

Bu çalışmada nane (Mentha longifolia) bitkisinden üretilen renklendirici içeren (R1) ve içermeyen (R2) reçel örneklerinin 6 ay süreyle oda sıcaklığı ve karanlıkta depolanması sırasında bazı fiziksel, kimyasal, mikrobiyolojik ve biyoaktif özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. 0, 2, 4, ve 6. aylarda reçel örneklerinde suda çözünür kuru madde (brix), titrasyon asitliği, pH, toplam fenolik madde, antioksidan aktivite (DPPH serbest radikal süpürme aktivitesinin belirlenmesi ve FRAP yöntemi) ve mikrobiyolojik (maya-küf sayımı, toplam aerobik mezofilik bakteri sayımı, laktik asit bakteri sayımı, koliform bakteri sayımı ve osmofilik maya sayımı) analizler yapılmıştır. Ayrıca, depolamanın başlangıcında duyusal analiz ve antimikrobiyal aktivite analizi; depolamanın başlangıcı ve sonunda ise renk, tekstür (jel gücü, kopma gücü, kırılganlık ve yapışkanlık) ve hidroksimetilfurfural (HMF) analizleri yapılmıştır. R1 ve R2 örneklerinde brix, pH ve titre edilebilir asitlik değerlerinin benzer oldukları ve depolamayla kayda değer bir değişimin olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca, gerçekleştirilen mikrobiyolojik analizlerde reçel örneklerinde depolama süresince herhangi bir mikrobiyal gelişmenin olmadığı tespit edilmiştir. R1, R2 ve piyasadan temin edilen ticari bir nane reçelinin duyusal değerlendirmesi sonucunda, renklendirici varlığının reçellerin duyusal kabulü üzerine belirgin bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Nanenin bilinen antimikrobiyal aktivitesinin nane reçelinde kaybolduğu ve test edilen mikroorganizmalar üzerinde herhangi bir inhibisyon göstermediği belirlenmiştir. Renklendirci ilavesinin başta a değeri olmak üzere tüm renk değerleri üzerinde anlamlı bir değişime neden olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Depolamayla birlikte reçellerin L ve b değerlerinde anlamlı değişimlerin olduğu gözlenmiştir (p<0.05). Jelleşme gücü ve kırılganlık değerlerinin benzer oldukları ve depolamayla anlamlı bir değişim olmadığı gözlenmiştir. Reçel örneklerinde HMF içerikleri açısından bir fark gözlenmezken, depolamayla birlikte reçel örneklerinde HMF içeriğinin arttığı gözlenmiş olsa da bu farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Nane reçeli örneklerinde toplam fenolik madde ve antioksidan aktivitede depolamayla birlikte belirgin bir değişimin olmadığı gözlenmiştir. Ayrıca FRAP ve DPPH antioksidan aktivite değerlerinin birbirleriyle uyum içerisinde oldukları belirlenmiştir. İlk defa çalışılan nane reçelinin, renklendirici ilavesinden bağımsız olarak, biyoaktif özelliklere sahip olduğu ve belirtilen koşullarda 6 aylık depolama süresince bu özellikleri muhafaza ettiği, herhangi bir mikrobiyolojik bozulma olmadan tüketilebileceği gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Antioksidan Aktivite, Depolama, Fenolik Bileşikler, HMF, Nane, Nane Reçeli

Antioksidan aktiviteDepolamaDepolama süresi+5
Merve Kaya
Ordu University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yer bademi sütü (Horchata) yan ürünlerinin ekmek üretiminde değerlendirilmesi üzerine bir çalışma

Fonksiyonel gıdalar, beslenme için gerekli olmalarının yanı sıra zihinsel ve fiziksel sağlığımıza katkıda bulunur ve hastalık risklerinin önlenmesi veya azaltılmasına yardımcı olurlar. Son yıllarda, yer bademi bitkisi fonksiyonel gıdaların geliştirilmesinde potansiyel bir kullanım alanına sahiptir. Yer bademi bitkisinden alkolsüz bir içecek türü olan ve İspanya'da 'Horchata de Chufa' ismiyle bilinen yer bademi sütü üretilmektedir. Yer bademi sütü üretimi sırasında diyet lif ve minerallerce zengin yüksek miktarda yan ürün ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, yer bademi süt yan ürünlerinin ve bu yan ürünleri farklı oranlarda içeren ekmeklerin fizikokimyasal ve fonksiyonel özelliklerini incelemektir. Öncelikle, yan ürünlerin ilk olarak yaklaşık kompozisyonları sonrasında ise fonksiyonel özellikleri, toplam diyet lif ve mineral madde miktarları belirlenmiştir. Ayrıca ekmeklerin bazı fiziksel, besinsel ve fonksiyonel özellikleri değerlendirilmiştir. Ekmek formülasyonlarında farklı buğday unu / yan ürün oranları kullanılmıştır (90:10, 92:8, 94:6, 96:4, 100:0). Yan ürünlerin yaklaşık kompozisyon sonuçlarına göre karbonhidrat en yüksek yüzdeye sahip olan bileşen olarak belirlenmiştir. Sarı şeker ve bal yumru yer bademi çeşitlerinden elde edilen yer bademi sütü yan ürünlerinin su tutma kapasiteleri sırasıyla 6,46 ve 6,53 mlsu/gnumune, yağ tutma kapasiteleri ise 6,54 ve 6,57 mlyağ/gnumune olmak üzere yüksek değerlerde bulunmuştur. Toplam fenolik madde miktarının 20,65 mg gallik asit/ kg numune değeri ile sarı şeker çeşidi yer bademinden üretilen sütün yan ürününde diğer yan ürüne göre daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Yan ürünlerin toplam antioksidan kapasite değerleri de benzer şekilde yüksek bulunmuştur. Ayrıca yer bademi sütü yan ürünlerinin sodyum, potasyum ve magnezyum minerallerini yüksek oranlarda içerdiği belirlenmiştir. İlaveten, yer bademi sütü yan ürünleri yaklaşık %50 oranında toplam diyet life sahiptir. Ekmeklerde yapılan fiziksel analiz bulgularına göre, ekmeklerde yan ürün oranı %10'a yükselirken spesifik hacim değerleri ise anlamlı derecede düşüş göstermiştir. Ağırlık kaybı ise %14.32 değeri ile kontrol ekmekte en yüksek düzeyde olmuştur. Renk analizlerinde hem kabuk rengi hem de iç rengi için en büyük ∆E değerleri sırasıyla 42.57 ve 13.33 olmak üzere %10 oranında yan ürün içeren ekmeklerde belirlenmiştir. Ekmeklerin tekstürel özellikleri incelendiğinde ise yan ürün oranı %10'a kadar arttıkça sertlik ve çiğnenebilirlik değerleri de kademeli olarak artmıştır. Ekmeklerin fonksiyonel özellikleri kapsamında ölçülen toplam antioksidan kapasite (TAK) analizi için iki farklı yöntem (CUPRAC ve DPPH) kullanılmıştır. Besinsel değerlerini belirlemek için ise toplam diyet lif ve mineral madde analizleri yapılmıştır. Ekmeklerin besinsel ve fonksiyonel sonuçlarına göre, yan ürün oranı arttıkça ekmeklerde yalnızca toplam fenolik madde (TFM) ve toplam antioksidan kapasite değerleri değil aynı zamanda toplam diyet lif (TDL) ve mineral madde miktarları da artış göstermiştir. Ekmeklerin TFM değerleri 15,1 mg gallik asit/ kg numune'den 18,3 mg gallik asit/ kg numune'ye; TDL miktarları ise %6.55'den %9.15'e yükselmiştir. Sonuç olarak, yer bademi sütü yan ürünlerinin önemli miktarda diyet lif, mineral ve antioksidan bileşiklere sahip olduğu görülmüştür. Bu nedenle, fonksiyonel ve sağlıklı gıda bileşenleri olarak fırıncılık ürünlerinde olarak kullanılabilirler. Ayrıca buğday ununun belli oranlarda yer bademi sütü yan ürünü ile karıştırılması, ekmeğin fiziksel özelliklerini de olumsuz yönde etkilememiştir.

AntioksidanlarDiyet lifleriFenolik bileşikler
Yurdanur Yılmaz
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Vitex Agnus-Castus l. (Hayıt) meyve ve yapraklarında HPLC-DAD yöntemi ile fenolik bileşiklerin tayini ve antioksidan potansiyelinin değerlendirilmesi

Vitex agnus-castus L. (Hayıt), Akdeniz ikliminde geniş bir yayılım gösteren, özellikle kadın ürogenital sistem rahatsızlıkları tedavisinde yararlanılan bir bitkidir. Bu tez calışmasında, hayıt bitkisinin meyve ve yapraklarında fenolik bileşiklerinin tayini yapılmış ve antioksidan potansiyeli değerlendirilmiştir. Urla, İçmeler bölgesinden toplanan droglar ile Avrupa Farmakopesi'nde yer alan yöntemler esas alınarak yapılan miktar tayini araştırmaları, piyasada bulunan hayıt meyve ekstresi içeren preparat ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen ekstrelerin toplam fenolik bileşik ve flavonoit miktarı spektroskopik yöntemlerle belirlenmiş, HPLC-DAD yöntemi ile antioksidan aktivitelerinden sorumlu bileşenlerden olduğu düşünülen klorojenik asit ve rutin adlı bileşiklerin kantitatif analizi yapılmıştır. Ekstrelerin antioksidan aktiviteleri DPPH radikali yakalama yöntemi üzerinden belirlenmiştir. Miktar tayini ve antioksidan aktivite çalışmalarında, ekstraksiyon yöntemi ve meyve ile yaprak droglarının etkisi karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmaya göre, yaprak ekstreleri flavonoitlerce daha zengin bulunmuş, orantılı olarak daha yüksek antioksidan aktivite göstermiştir.

AntioksidanlarFenolik bileşiklerFenoller+5
Ceren Kımna
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Antitümörojenik fenolik bileşiklerin pankreas kanser hücre hattında etkinliğinin incelenmesi

Pankreas kanseri tedavisinde 5-florourasil, paklitaksel, cisplatin gibi kemoterapötikler sıklıkla kullanılmasına rağmen, pankreas kanseri teşhisi alan hastaların 5 yıllık sağ kalım oranı %3-5 civarındadır. Düşük bir sağ kalım oranı olmasının sebepleri, pankreas kanserinin aşırı agresifliği, erken tanı konulamaması ve tedavide kullanılan kemoterapötiklere karşı gelişen dirençtir. Güncel çalışmalarda quercetin ve resveratrol gibi doğal fenolik bileşikler, yan etkilerin azaltılmasında etkili olmaları ve/veya kemoterapötikleri potansiyalize etmeleri nedeniyle bazı kanserlerde adjuvan terapi olarak önerilmektedir. Bu çalışmada fenolik bileşikler olan quercetin ve resveratrolün etkisi, pankreas kanserinde in vitro olarak PANC-1 hücre hattı kullanılarak değerlendirilmiştir. Quercetin ve Resveratrol'ün pankreatik kanser hücrelerinde IC50 değerlerinin belirlenmesinde sitotoksisite testi kullanılmıştır ve 72. saatteki IC50 değeri sırasıyla 7,75 μM ve 48,75 μM olarak bulunmuştur (p ˂ 0,001). Wound-Healing testi ile etkin dozlarda resveratrol (50 μM) ve quercetin (10 μM) uygulanan pankreas kanseri hücrelerinin migrasyon yeteneklerinin azaldığı belirlenmiştir. Colony Forming Assay testi ile değişik dozlarda quercetin ve resveratrolün pankreas kanseri hücrelerinin koloni oluşturma özelliğine etkisi incelenmiş ve IC50 dozlarında koloni oluşumunun azaldığı, hatta yüksek dozlarda yok olduğu görülmüştür. Ayrıca, IC50 dozlarında quercetin uygulamasının invazyon, metastazlar ve ilaç direnci ile ilişkili olduğu bilinen ve kanserde arttığı belirlenen Ökaryotik Elongasyon Faktör 2 Kinaz (eEF-2K) ekspresyonunu azalttığı (p ˂ 0,05) belirlenmiştir. Buna karşın, IC50 dozlarında resveratrol uygulamasının ise eEF-2K ekspresyonunu arttırdığı (p ˂ 0,05) saptanmıştır. Bu nedenle gelecekte yapılması planlanan çalışmalarda quercetinin kullanımı daha uygun görülmektedir. Bundan sonra kanser alanında planlanacak çalışmalarda, özellikle düşük IC50 dozlarında güçlü bir etki gösteren quercetin, tek başına ya da diğer doğal bileşikler ve/veya kemoterapötik ajanlar ile kombine edilerek potansiyel sinerjistik etkisinin olup olmadığı ve kemoterapötiklerin yan etkilerini azaltma potansiyeli araştırılabilir ve mortalite ve morbiditesi en yüksek kanserlerden olan PaCa için yeni tedavi protokolü geliştirilmesine katkıda bulunabilir. Anahtar Kelimeler: Pankreas Kanseri; Fenolik Bileşikler; Quercetin; Resveratrol; Antitümörojenik Etki

Antineoplastik ajanlarFenolik bileşiklerHücre dizisi+4
Berzan Ekmen
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessEN

Assessment and modelling of the toxicity of phenols: A comparative study with marine and freshwater algae

Algae sustain biodiversity in aquatic ecosystems by producing oxygen and recycling nutrients. In contrast to their key role in the environment, toxicity data of many organic pollutants, such as phenols, on algae, especially for marine algae, are severely limited. On the other hand, the data requirement in algal toxicity is almost impossible to be supplied through exhaustive laboratory testing considering the huge number of chemicals to be assessed. Therefore, the use of alternative methods to laboratory testing, such as the quantitative structure-activity/toxicity relationships (QSARs/QSTRs), can help reduce the data gap in algal ecotoxicity.In this study, novel toxicity data of phenols on marine alga Dunaliella tertiolecta and freshwater alga Chlorella vulgaris were generated and subjected to QSAR analysis. The phenols selected for toxicological assessment are known to elicit toxicity through different modes of toxic action including polar narcosis, respiratory uncoupling and reactive mechanisms; as such, the data set was regarded as a miniature model of industrial chemical space and provided a realistic basis upon which to explore the development of algal QSTRs. Multiple linear regression and counter propagation artificial neural network techniques were used to build internally and externally validated QSTR models. Most of the QSTRs highlighted the importance of hydrophobicity and electrophilicity related parameters among numerous descriptors. Hydrophobicity was found to underpin the toxicity of phenols to algae. On the other hand, pyrogallol, hydroquinones and catechols, which are potentially capable of being oxidized to reactive species, displayed algal toxicity in excess of that predicted by hydrophobicity. The toxicity of these reactive phenols was better described by electrophilicity parameters. The external validation of the models was also verified using a data set obtained from literature comprising the toxicity of phenols and anilines to another freshwater alga, Pseudokirchneriella subcapitata. Consequently, the developed QSTRs were shown to be applicable to data from another algal test system and at least for another class of organic compounds.Apart from the QSTRs, investigation of inter-algal and inter-species toxicity correlations between algae and other aquatic organisms such as bacteria, protozoa, daphnia and fish revealed that the response of aquatic organisms to phenols differentiated above the level of polar narcosis. As a result, for a heterogeneous set of compounds acting through different modes of toxic action, the models developed in this study can be used to predict the toxicity of untested compounds provided that the new chemicals are within the applicability domain of the respective model.

AlgaePhenolic compoundsToxicity
Murat Doğa Ertürk
Boğaziçi University · Çevre Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Pharmacy SpecialtyOpen AccessTR

Yeşil çay içeren bazı ürünlerde fenolik bileşiklerin miktar tayini ve fırsatçı fungal enfeksiyonlarına karşı etkinliğinin değerlendirilmesi

Fırsatçı fungal enfeksiyonlar toplumda immün yetmezliği bulunan bireylerin artması ve antifungal ilaçlara karşı gelişen ilaç direncinden dolayı tedavisi zor, maliyetli ve mortalitesi yüksek enfeksiyonlar olarak önemli halk sağlığı problemi olarak ifade edilmektedir. Antifungal etkili fitokimyasalların ilaç direnci ve anti-fungal ilaçların yan etkilerinden dolayı görülen koplikasyonlara karşı adjuvan ajanlar olarak veya profilakside haricen veya dahilen kullanılabilirliğini gösteren çalışmalar çeşitli makalelerde yer almaktadır. Özellikle fenolik bileşikler üzerinde de güçlü antimikrobiyal etkilerinden dolayı antifungal aktivite çalışmaları önem kazanmıştır. Tez çalışmamız kapsamında Camellia sinensis (L.) O. Kuntze bitkisinde elde edilen yeşil çayın ve yeşil çayda bulunan fenolik bileşik içeriklerinin antifungal aktivite ilişkili olduğunu gösteren literatürler esas alınarak, Türkiye'de eczane, market ve internet aracılığıyla temin edilen yeşil çay örneklerinin ve yeşil çay içeren gıda takviyelerinin fenolik madde içerikleri LC-ESI-MS/MS yöntemi ile tespit edilmiş olup C. albicans, C. parapsilosis, C.krusei ve C. glabrata mayalarına karşı antifungal aktivitesi araştırılmıştır. Tez çalışması sonucunda yeşil çay örneklerinin tamamının C. parapsilosis, C. glabrata türlerine etki gösterdiği gözlenirken Matcha çayına ait 3 örnekten hazırlanan ekstrelerde antifungal aktivite gözlenmiştir. Tez çalışması kapsamında Matcha çayının C. glabrata ve C. parapsilosis'e karşı antifungal etki gösterdiğ ilk kez bu çalışmada gösterilmiştir. Gıda takviyesi örnekleri incelendiğinde ise, çay örneklerinden farklı olarak özelllikle fenolik bileşikler üzerinden standardize örneklerin C. krusei'ye karşı antifungal etki gösterdiği gözlenmiştir. Çalışmada kullanılan hiçbir örnek C. albicans'a karşı antifungal etki göstermemiştir. Antifungal etkinin literatür verileriyle uyumlu olarak fenolik bileşik içerikleriyle ilişkili olduğu ancak fenolik bileşikleri benzer oranlarda içerdiği halde antifungal aktivite göstermeyen örneklerde ise analiz kapsamında tespit edilemeyen antagonizmaya neden olan bazı bileşik içeriğinden şüphe duyulmuştur. Ayrıca, yetiştirme veya depolama sırasında fizikokimyasal tepkimeler sonucunda bozunarak antagonist etki gösteren kimyasallar veya antagonizmaya neden olabilecek tağşişat varlığı ile ilişkili olabileceği de düşünülmektedir. Tez çalışması kapsamında yeşil çay, Matcha çayı ve gıda takviyeleri hakkında daha fazla çalışma yapılması gerekliliği ve fırsatçı fungal enfeksiyonların tedavisinde adjuvan veya profilaktik ajan olarak kullanımları hakkında olumlu sonuçlar edildiği görülmüştür.

EnfeksiyonlarFenolik bileşiklerMantar hastalıkları+4
Özge Yılmaz
Ankara University
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the physical and chemical properties of some amanita species distributed in different regions of Turkey

The genus Amanita is a mixed and interesting mushroom genus because it contains saprophytic and ectomycorrhizal species, as well as deadly poisonous and edible species. It is estimated that there are about 500 species of the genus described and another 500 still undescribed. In this thesis, some physical and chemical properties of macrofungi (Amanita rubescens, A. caesarea, A. citrina, A. franchetii, A. muscaria, A. pantherina, A. phalloides ve A. vittadinii) belonging to the genus Amanita collected from different regions of Turkey and determined by both morphological and molecular characterization were determined. Antioxidant activities of some poisonous Amanita mushrooms were found to be higher than the edible ones. When the moisture contents were examined, the highest moisture content was found in A. rubescens (8.63%) and the lowest in A. phalloides (3.88%). The highest total phenolic compound was found in A. vittadinii, while the lowest was determined in A. muscaria. Antioxidant activities of different Amanita species were investigated by three different methods, and the highest DPPH, ABTS, and FRAP activities were detected in A. pantherina, A. vittadinii and A. rubescens, respectively.

AmanitaAntioxidantsPhenolic compounds+1
Eda Tapan
Osmaniye Korkut Ata University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Soğan kabuğu tozunun antioksidan aktivitesi ile ekmek yapımında kullanım olanaklarının araştırılması

Bu çalışmada, İskenderun, Antakya ve Adana sebze hallerinden temin edilen ve Türkiye'de en çok yetiştirilen soğan türlerinden (Allium cepa L.) kırmızı (Pusa Red) ve sarı (Arka Pitamber) soğan kabukları kurutulup toz haline getirilmiştir. Soğan kabuğu tozu (SKT), buğday unu ile %2, %4, %6 oranlarında ikame edilerek, standart metodla ekmek üretilmiştir. SKT katkılı buğday unu ve ekmeklerde toplam fenolik madde, antosiyanin, DPPH antioksidan aktivite, ham lif, nem ve ekmeklerde renk (L*, a*, b*), hacim, gözenek yapısı, taban çapı, yükseklik, hamur ve ekmek verimi, pişme kaybı ve duyusal değerlendirme analizleri yapılmıştır. SKT'nin ilavesinin, ekmek niteliklerini iyileştirmede genellikle olumlu yönde katkı yaptığını saptanmıştır. Özellikle %6 sarı soğan kabuğu tozu (SSKT) ilavesi ekmeğin toplam DPPH antioksidan aktivitesini kontrol ekmeğine kıyasla yaklaşık 4 kat, %6 kırmızı soğan kabuğu tozu (KSKT) ilavesi ise 6 kat arttırmıştır. Toplam fenolik madde, antosiyanin madde, ham lif içeriği, hamur ve ekmek verimide SKT ilave oranına bağlı olarak artmıştır. Ekmeklerin yükseklik değerlerindeki farklılık KSKT ilaveli ekmeklerde belirgin bir azalma şeklindedir. SKT ilavesi, ekmeklerin hem kabuk hemde iç rengi üzerinde önemli bir fark (p<0.05) oluşturmuştur. %4 oranına kadar SKT ilavesiyle beğenilir ekmek üretildiği, %6 seviyesinde ise ekmeklerin tüm bu özellikler açısından kabul edilebilirliğinin olumsuz yönde etkilendiği sonucuna varılmıştır.

AntioksidanlarEkmekFenolik bileşikler+2
Başak Esmer
Osmaniye Korkut Ata University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yer fıstığı sütü üretimi proses atıklarının değerlendirilmesi

Günümüzde laktoz intoleransı, inek sütü alerjisi ve vegan beslenme eğilimlerinin artmasıyla birlikte bitki bazlı süt alternatiflerine yönelik talep hızla artmaktadır. Protein, yağ ve biyoaktif maddeler açısından zengin olan yer fıstığı (Arachis hypogaea L.), bitki bazlı süt alternatifleri içerisinde dikkate değer bir seçenek sunmaktadır. Ancak yer fıstığı sütü üretimi sırasında ortaya çıkan posa, çoğu zaman atık olarak değerlendirilmekte ve ekonomik değeri göz ardı edilmektedir. Bu tez çalışmasında, yer fıstığı sütü üretimi sonrası ortaya çıkan posanın katı kültür fermantasyonu yöntemiyle biyolojik olarak zenginleştirilmesi ve glutensiz kraker üretiminde fonksiyonel bir bileşen olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Aspergillus oryzae ile gerçekleştirilen fermantasyon süreci, Box-Behnken deney tasarımıyla optimize edilmiş ve en uygun koşullar %46,8 nem, 35,98 °C sıcaklık ve 4,98 gün süre olarak belirlenmiştir. Bu koşullarda toplam fenolik madde (TFM) içeriği 15,68 mg GAE/g KM'ye ulaşarak, fermente edilmemiş posaya kıyasla yaklaşık 2,3 kat artış göstermiştir. Fermentasyon işlemi posanın yağ, kül ve su tutma kapasitesi gibi fonksiyonel özelliklerini iyileştirmiş; renk değerlerinde koyulaşma, a* ve b* parametrelerinde artış gözlenmiştir. Elde edilen fermente posa, glutensiz un ile farklı oranlarda ikame edilerek kraker üretiminde kullanılmış ve %10 posa içeren örneklerde protein içeriği %3,35, TFM 3,94 mg GAE/g KM, antioksidan aktivite ve doymamış yağ asitleri düzeylerinde belirgin artış sağlanmıştır. Ayrıca, %7,5 posa içeren krakerlerin en düşük sertlik değerine sahip olması, ürünün tekstürel açıdan da olumlu yönde geliştiğini göstermektedir. Sonuçlar, yer fıstığı posasının sürdürülebilir ve fonksiyonel gıda üretimi için katma değerli bir bileşene dönüştürülebileceğini ortaya koymaktadır.

Fenolik bileşiklerGlutensiz beslenmeGıda atıkları+2
Bilge Kılıç
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'daki geleneksel bazı bitki çaylarının kimyasal bileşenleri ve biyolojik aktiviteleri

Bu yüksek lisans tez çalışmasında Güney Batı Anadolu Bölgesi'nde doğal olarak yetişen, halk arasında gastrointestinal sistem, solunum sistemi, bağışıklık sistemi rahatsızlıklarında kullanılan ve bugüne kadar doğrudan diyet olarak tüketilen haliyle- çay ekstresi şeklinde çalışması bulunmayan kekik, adaçayı ve dağ çayı olarak bilinen bitkisel çayların çeşitli aktivitelerinin ve biyoaktif bileşenlerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Diğer çalışmalarda kullanılan organik çözücülerin aksine çalışmamızda çay ekstreleri, su ile demlemek suretiyle elde edildi. Her bir çay ekstresinin uçucu organik bileşenleri HS-SPME-GC/MS sistemi kullanılarak belirlendi. Uçucu organik bileşikleri bakımından, kekik çaylarında (Origanum, Coridothymus ve Satureja) karvakrol, timol, β-karyofilen ve timokinon ortak majör bileşikler olarak tespit edilirken, adaçayı ve dağ çaylarında (Sideritis ve Salvia türleri) 1,8-sineol, β-pinen, bornil asetat ve β-karyofilen ortak majör bileşikler olarak belirlendi. Her bir bitkisel çayın fenolik bileşeni ve organik asitleri HPLC-DAD sisteminde 26 farklı referans bileşik kullanılarak kalitatif ve kantitatif olarak belirlendi. Çalışılan çay ekstrelerinde ferulik asit ve rosmarinik asitin tüm örneklerde ortak olarak bulunduğu tespit edildi. Ayrıca çay ekstreleri üzerine çeşitli biyolojik aktivite yöntemleri uygulandı. Buna göre, antioksidan aktiviteleri beş farklı yöntem (β-karoten renk açılımı, DPPH serbest radikali giderimi, ABTS katyon radikali giderimi, CUPRAC indirgeme gücü ve metal bağlama) kullanılarak belirlendi. Enzim inhibisyon aktivite çalışmalarında; AChE-BChE inhibisyon aktivitesi, α-amilaz enzim inhibisyon aktivitesi, α-glukozidaz enzim inhibisyon aktivitesi ve üreaz enzim inhibisyon aktivitesi testleri uygulandı. Böylece ekstrelerin fenolik ve organik uçucu bileşiklerle gösterdiği aktiviteler arasındaki ilişkiler de kuruldu. Biyolojik aktiviteler bakımından değerlendirildiğinde Coridothymus capitatus ve Salvia officinalis türlerinden elde edilen bitkisel çayların biyolojik aktivitelerinin daha yüksek olduğu, her iki türün rosmarinik asit, mirisetin, kersetin ve krisin gibi biyoaktif bileşiklere sahip olduğu belirlendi. Bu tez çalışması ile Salvia, Sideritis, Coridothymus, Origanum ve Satureja cinslerine mensup 11 bitki türünün, literatürde yapılanlardan farklı bir yaklaşımla, doğrudan diyet olarak tüketilen haliyle hazırlanan çay ekstrelerinin uçucu organik bileşenleri, biyolojik aktiviteleri ve fenolik bileşenleri detaylı olarak incelendi.

AntikolinezterazAntioksidanlarBitkisel çaylar+4
Yeşim Temel
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Reyhan yaprağından farklı yöntemler ile fenolik bileşik ekstraksiyon optimizasyonu

Ülkemizde reyhan veya kırmızı fesleğen olarak bilinen Lamiaceae familyası üyesi olan Ocimum basilicum L., farmakolojik etkilere sahip yüksek miktarda biyoaktif bileşen içermesi nedeniyle son yıllarda birçok araştırmaya konu olmuştur. Bu çalışmada, reyhan yaprağından farklı ekstraksiyon yöntemleri kullanılarak fenolik bileşenlerin ekstraksiyon optimizasyonu gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla klasik çözücü ekstraksiyonu, ultrases destekli ekstraksiyon ve mikrodalga destekli ekstraksiyon yöntemleri kullanılmış olup her bir yöntem için optimum ekstraksiyon koşulları yanıt yüzey yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Klasik çözücü ekstraksiyonu ve ultrases destekli ekstraksiyon için sıcaklık (30-60 °C) ve süre (10-30 dk), mikrodalga destekli ekstraksiyon için ise mikrodalga gücü (300-600 W) ve ekstraksiyon süresi (1-3 dk) model parametreleri olarak belirlenmiştir. Her bir yöntem için, belirlenen parametrelerin toplam fenolik, toplam flavonoid ve toplam antosiyanin madde ile antioksidan kapasite miktarları üzerine etkisi incelenmiştir. Optimum ekstraksiyon koşullarında elde edilen veriler göz önüne alındığında, en verimli yöntemin mikrodalga destekli ekstraksiyon olduğu görülmüştür. Bunu ultrases destekli ekstraksiyon yöntemi takip etmektedir. Mikrodalga destekli ekstraksiyon yönteminde, optimum koşullardaki (591.83 W ve 2.98 dk) maksimum toplam fenolik, toplam flavonoid ve toplam antosiyanin madde ile antioksidan kapasite (CUPRAC) konsantrasyonları sırasıyla 62.99 mg GAE/g örnek, 21.80 mg CAE/g örnek, 3462.93 mg Cy-3-glu/kg örnek ve 214.62 mg TEAC/g örnek olarak elde edilmiştir. Bu çalışma, kurutulmuş reyhan yapraklarındaki fenolik bileşiklerin ekstraksiyon veriminin mikrodalga destekli ekstraksiyon yöntemi kullanılarak arttırılabileceğini göstermiştir. Ayrıca mevcut bulgular, biyoaktif bileşenlerin ekstraksiyonunda, mikrodalga destekli ekstraksiyon yönteminin kullanılması zaman açısından tasarruf sağladığını göstermektedir.

Fenolik bileşikler
Başak Ebru Kocamaz Özcan
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üzüm çekirdeğinden fenolik bileşiklerin basınçlı sıvı ekstraksiyonu ve optimizasyonu

Bu çalışmada, basınçlı sıvı ekstraksiyon parametrelerinin, kırmızı üzüm (Vitis vinifera L.) çekirdeğinden polifenolik maddelerin ekstraksiyonu üzerine etkileri incelenmiştir.Bu amaçla, %70 lik aseton çözücüsü kullanılarak, önce tek faktör değiştirilip diğer faktörlerin sabit tutulmasıyla partikül boyutu, sıcaklık, zaman, katı-sıvı oranı ve döngü (kademe) sayısının, ham ekstre verimi, fenolik bileşen (toplam fenol ve toplam prosiyanidin) verimi ve ekstrelerin antioksidan aktivitesi üzerine etkileri belirlenmiştir.Çalışmanın ikinci aşamasında, partikül boyutu, sıcaklık ve zaman bağımsız değişkenleri kullanılarak 2^3 düzeyinde Cevap Yüzey Yöntemi (RSM) kullanılarak deney tasarımı yapılmış ve çalışılan parametrelerin toplam fenolik bileşen ve toplam polimerik prosiyanidin verimi üzerine etkileri gözlenerek %95 güven aralığında ikinci derece model eşitlikleri geliştirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Basınçlı sıvı ekstraksiyonu, üzüm çekirdeği, fenolik bileşen, polimerik prosiyanidin, cevap yüzey yöntemi

Basınçlı akışkanCevap yüzey yöntemiFenolik bileşikler+1
Çiğdem Altınay
Anadolu University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2008
00

Related subjects