God
Bu konu başlığı altında 162 tez
Haris el-Muhâsibî'de Tanrı insan ilişkisi
İnsan ile Tanrı arasındaki ilişki, tarih boyunca düşünce dünyasının en temel meselelerinden biri olmuştur. Bu çalışmada, İslâm düşüncesinin önemli isimlerinden Haris el-Muhâsibî'nin (ö. 243/857) Tanrı–insan ilişkisine dair görüşleri, akıl, kalp ve nefis kavramları çerçevesinde felsefî ve tasavvufî bir bakış açısıyla incelenmektedir. Muhâsibî'nin Kur'ân merkezli yaklaşımı, psikolojik derinliği ve ahlâkî sorumluluğa verdiği önem, onun düşüncesini yalnızca dönemine özgü değil, aynı zamanda evrensel düzeyde dikkate değer kılmaktadır.Tez üç ana bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde, Muhâsibî'nin yaşadığı dönemin tarihî, kültürel ve entelektüel arka planı ele alınmış; dönemin kelâmî ve tasavvufî problemleri bağlamında onun düşünsel yönelimi değerlendirilmiştir.İkinci bölümde, akıl, kalp ve nefis kavramları merkeze alınarak Muhâsibî'nin insan anlayışı ayrıntılı biçimde incelenmiş; bu kavramların Tanrı–insan ilişkisine nasıl temel oluşturduğu tartışılmıştır.Üçüncü bölümde ise bu üçlü yapının metafizik bütünlüğü, özellikle marifetullah ve ahlâkî sorumluluk bağlamında ele alınmış; Batı düşüncesiyle karşılaştırmalı bir analiz yapılmıştır.Bu çalışma, Muhâsibî'nin insanı çok katmanlı bir varlık olarak ele almasının, onun Tanrı ile kurduğu ilişkiye nasıl yön verdiğini ortaya koymaktadır. Aklın muhasebesi, kalbin arınması ve nefsin terbiyesi gibi unsurlar yalnızca bireysel bir arınmanın değil, aynı zamanda ilahî hakikate yönelen bir bilme ve olma sürecinin temel taşlarıdır.
Tanrı algısı, dini yönelim biçimleri ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkiler (Lise ve üniversite örneklemi üzerinde karşılaştırmalı bir alan araştırması)
Bu çalışmada lise ve üniversite öğrencilerinin Tanrı algısı, dini yönelim biçimleri ve psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişki ve etkileşim incelenmiştir. Bu üç değişkenin bazı sosyo-demografik değişkenlerle olan ilişkisi belirlenmiştir. Çalışma kuramsal çerçeve, alan çalışması ve bulguların yorumlanması olmak üzere üç ana bölümden meydana gelmektedir. Kuramsal bölümde dokümantasyon, alan çalışmasında ise anket tekniği uygulanmıştır. Örneklem, 658 lise ve 997 üniversite öğrencisi olmak üzere 1655 öğrenciden oluşmaktadır. Uygulamada "Tanrı Algısı Ölçeği" (TA), "Yeniden Yapılandırılmış Müslüman Dini Yönelim Ölçeği" (MROS-R) ve "Psikolojik İyi Olma Ölçekleri" (PİOÖ/42) kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler korelasyon analizi, etkileşim yapısal eşitlik modeli (YEM) temelinde gerçekleştirilen istatistiki analizle belirlenmiştir. Çalışmada Tanrı algısı, dini yönelim biçimleri ve psikolojik iyi oluş ile bazı sosyo-demografik değişkenler arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Olumlu Tanrı algısı ile içsel, dışsal ve katı kuralcı dini yönelim arasında pozitif; sorgulayıcı dini yönelim arasında negatif ilişki tespit edilmiştir. Tanrı algısı ile psikolojik iyi oluş arasında ve dini yönelim biçimleri ile psikolojik iyi oluş arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu görülmüştür. YEM analizinde önerilen sekiz hipotetik modelden sadece üniversite örneklemine ait Tanrı algısı, dışsal dini yönelim, psikolojik iyi oluş modeli bütünüyle geçerli ve anlamlı bulunmuştur. Önerilen diğer yedi modelde Tanrı algısından dini yönelim biçimlerine giden ve anlamlı olan yollar olduğu tespit edilmiştir. Ancak bu yedi modelin bir bütün olarak geçerli ve anlamlı olmadığı görülmüştür. Lise ve üniversite örneklemlerinden elde edilen bulgular karşılaştırılmış ve bazı anlamlı farklılıkların olduğu tespit edilmiştir.
Kur'an da nebi ve resul kavramları
Yüce Allah'ın mesajlarını insanlara ileten peygamberlere inanmak, İslâm Dini'nin inanç esaslarındandır.Peygamberler, insanların hayatı anlamlandırmalarına yardım ederler. Kulluğu öğretip insan ruhunu huzura kavuştururlar. Adaletli bir toplum oluştururlar.Kur'an-ı Kerim, ifrat ve tefritten uzak bir şekilde peygamberlere hak ettikleri değeri verir.İslâm Ekolleri peygamberliğin zorunluluk ve mümkünlüğünü tartışırken, Kur'an-ı Kerim, peygamberliği bir vakıa olarak ele alır.İslâm Ekollerinin çoğunluğu mucizeyi, peygamberliğin delili olarak kabul ederler.Kur'an-ı Kerim, peygamberliği ?resul? ve ?nebi? kavramlarıyla ifade eder.Peygamberliğin olmazsa olmaz şartı; peygamberlerin vahiy almalarıdır.Tebliğin iki temel boyutu, ?uyarı? ve ?müjdeleme? dir.Bütün peygamberler doğruluk, güvenilirlik, akıllı ve zeki olma, hata ve günahlardan uzak durma, Yüce Allah'ın mesajlarını olduğu gibi iletme özelliklerine haizdirler.Kur'an-ı Kerim'e göre peygamberlerin insanlardan olması gereklidir ve öyle de olmuştur.Anahtar Kelimeler: Allah, Kur'an, Nebi, Resul, Beşer ve Hatmu-n-Nübüvve.
Bertrand Russell'da inanç ve delil ilişkisi
Biz bu çalışmada, Russell'ın inanç ve delil ilişkisine yönelik görüşlerini inceledik. İnançlarımızın temelinde ne olması gerektiği, hem epistemolojinin hem de Tanrı inancı bağlamında din felsefesinin önemli problemlerinden olagelmiştir. Özellikle Tanrı inancının ve dini inanç sistemlerinin delile ihtiyaç duyup duymadığı ve bu delillendirmeyi ne ölçüde sağladığına yönelik tartışmayı, Russell'ın görüşleri çerçevesinde ele almaya çalıştık. Çalışmanın birinci bölümünde din felsefesinde inanç ve delil ilişkisine yönelik temel yaklaşımları; delilcilik, reform epistemolojisi, imancılık ve eleştirel akılcılık başlıkları altında ele alarak konu hakkında genel bir çerçeve çizmeye çalıştık. Bu bölümde Tanrı inancının temelinde ne olması gerektiğine dair görüşleri ele aldık. İkinci bölümde ise; asıl konumuz olan Russell'ın inanç ve delil ilişkisine yaklaşımını ele aldık. Öncelikle inanç ve delil kavramlarına yer vererek Russell'ın inançlarımızı değerlendirmek için öne sürdüğü kriterlerden bahsettik. Daha sonra Tanrı'nın varlığına dair teizm tarafından ileri sürülen deliller hakkında bilgi vererek bu delillerin Russell'ın kriterlerini ne ölçüde karşılayabildiği meselesini tartıştık. Son olarak Russell'ın agnostisizm düşüncesi hakkında bilgi vererek gerekçelerini açıklamaya çalıştık.
İmam hatip ortaokulu öğrencilerinde tanrı tasavvuru
Din psikolojisi insanoğlunun yaşamının dini ve ruhsal yönünü ve bu ruhsal yönün insan davranışları üzerindeki etkilerini, olası neden ve sonuçlarını da göz önünde bulundurarak inceleyen bilimdir. İnsan hayatında din duygusunun oluşum nedenlerinin temelinde Tanrı kavramının önemli bir yeri vardır ve Tanrı tasavvuru konusu da din psikolojisi açısından büyük önem taşır. Piaget'in bilişsel gelişim dönemlerinden somut işlemler dönemi olarak adlandırmış olduğu dönemde çocuk yeterli zihni olgunluğa erişemediği için tasavvurları da daha çok var olan şeyler üzerinden yapmaktadır. Somut işlemler dönemi ile soyut işlemler döneminde bulunan çocuklar arasında Allah tasavvuru konusunda ne gibi farklılıkların olduğu, somut işlemler döneminde bulunan bir çocuğun Allah gibi soyut bir kavramı ne şekilde tasavvur ettiği, tasavvur konusunda gerekli zihni olgunluk dışında dış etmenlerinde etkili olup olmadığı gibi hususlar hep merak edilegelmiştir. Çalışmamızda somut işlemler döneminde bulunan çocukların Allah tasavvurunun nasıl olduğu ve bu tasavvur üzerinde alınan eğitim veya sosyal çevrenin etkilerinin olup olmadığı gibi konular incelenmiştir. Araştırmamızın örneklemini Çorumda bulunan Danişment Gazi İHO, Suheybi Rumi İHO, Yıldırım Beyazıt İHO ve Türkiyem İHO'da okuyan 10-11 ve 13-14 yaş grubunda bulunan 48 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmamızı oluştururken veri toplama amaçlı yarı yapılandırılmış mülakat metodu kullanılmıştır. Araştırmamızda elde ettiğimiz bulgular betimsel çözümleme yöntemiyle yorumlanarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz. 10-11 yaş grubu öğrencilerimiz için genel bir değerlendirme yapacak olursak Allah'ı tasavvur ederken onun bazı sıfatlarını her ne kadar soyut özelliklerle tasavvur etmiş olsalar da öğrencilerin genelinde somut işlemler döneminin bilişsel özelliklerinin etkin olduğu görülmüştür. Kullanmış oldukları ifadelerinden de anlaşıldığı üzere soyut tasavvurlarının altında almış oldukları dini eğitimin ve sosyal çevrelerinden edinmiş oldukları hazır, ezberlenmiş bilgilerin yattığı görülmüştür. Bu dönem çocuklarının Piaget'in bilişsel gelişim kuramının somut işlemler döneminin genel özelliklerini taşıdığı görülmüştür. 13-14 yaş grubunda bulunan öğrencilerimizde ise Allah'ı insan biçiminde tasavvurlarının gitgide zayıfladığı, ancak bu yaş grubundaki çocukların soyut işlemler dönemine giriş yaptıkları söylenememekle birlikte zihinsel olarak bir geçiş dönemi içerisinde oldukları söylenebilir. Çocukların Allah'ı çoğunlukla soyut zaman zaman da somut olarak tasavvurlarının temelinde bu yatmaktadır. 14 yaşından sonra çocuk zihinsel olgunluk düzeyine erişecek ve Yaratıcıyı soyut özelliklerle tasavvur etme kabiliyetini tam olarak kazanacaktır denilebilir. Anahtar Kavramlar: Bilişsel Gelişim, Tanrı, Tasavvur
Dini danışmanlığın konusu olarak gençliğin değişen Tanrı tasavvurları
Gençlik çağı, pek çok konuda olduğu gibi inançlar üzerinde de şüphe ve sorgulamaların yoğun olarak yaşandığı bir dönemdir. Küreselleşme ve gelişen iletişim araçları vasıtasıyla farklı inanç sistemleri ve hakikat iddiaları ile karşılan gençler, zaman zaman bu düşüncelerin etkisi altında kalabilmektedirler. Son dönemde yapılan çalışmalarda kendisini Ateist, Deist, Agnostik olarak tanımlayan gençlerin oranında ciddi bir artış olduğu görülmektedir. Farklı inanç sistemlerine savrulmanın kaynağı olarak, Tanrı tasavvurlarında olan eksiklik veya tahribatın olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızın amacı, öncelikle gençlerin sahip oldukları Tanrı tasavvurlarını belirlemek, gençlik dönemine geçişle birlikte bu konuda yaşadıkları çelişkilere etki eden faktörleri tespit etmek ve sorunun çözümüne yönelik olarak DDR hizmetlerinin yaygın bir şekilde kullanılmasının gerekliliğini ortaya çıkarmaktır. Çalışmamızda karma yöntem tercih edilmiş, nitel ve nicel araştırma desenleri kullanılmıştır. Araştırmanın nicel bölümünde öncelikle gençlerin mevcut durumdaki Tanrı algısını tespit etmek adına ölçek kullanılmış, nitel bölümde ise doküman analizi ve mülakat uygulaması gerçekleştirilmiştir. Mülakat soruları ile nicel çalışmadan elde edilen verilerin desteklenmesi amaçlanmış, bunun yanı sıra gençlerin Tanrı tasavvuru konusunda yaşadıkları çelişkili durumlara etki eden faktörler belirlenmeye çalışılmıştır. Var olan durum böylece tanımladıktan sonra bu konuda kendilerine destek olacak profesyonel bir yardım talep edip etmedikleri sorulmuştur. Araştırma verileri bu konuda destek talep eden gençlerin, din görevlilerine güvenmedikleri gerekçesiyle DDR hizmetlerine temkinli yaklaştıklarını ortaya çıkarmıştır.
Gençlerin Tanrı algısı bağlamında yaşadıkları inanç sorunları ve kendi çözüm önerileri
Tanrı algısı, insanın hayata bakışını, kişiliğini, anlam arayışını, mutluluğunu olumlu veya olumsuz yönde etkileyen önemli faktörlerden biridir ve insanın dine karşı tutumunu, pozisyonunu ve bakış açısını belirleyen en önemli temel düşünce ve kurucu unsurdur. Gençler benimsediği Tanrı inancının inceliklerini zihinsel olarak kavramak ve bunları yaşanan hayat ile bağdaştırmak isterler. Bu sebeple hayat felsefesinin temelini oluşturan Tanrı inancını, soru süzgecinden geçirmektedirler. Bu aşamada zaman zaman bazı şüpheler ve buna bağlı olarak sorunlar yaşayabilmektedirler. İnanç söz konusu olunca yaşanan problemler ne sadece Tanrı algısı bağlamında yaşanan sorunlardır ne de bu sorunları sadece üniversite gençleri yaşamaktadır. Ancak bilimsel derinlik oluşturabilme hassasiyetiyle çalışmamız Tanrı algısı ve gençlik kavramlarıyla sınırlandırılmıştır. Tanrı algıları, bu algılara bağlı olarak gelişen inanç yönelimleri ve bu yönelimlerin toplumda sorun olarak algılanması ile ilgili literatür incelendiğinde sorunu bizzat yaşayan baş aktörler olan gençlerin sorunlara çözüm üretme aşamasında yapılan çalışmalardan uzak tutulmaları bir eksiklik olarak gözlenmiştir. Bu durum araştırmamızın yapılmasına ilham vermiştir. Sorun tespit aşamasında fikirlerine başvurulan gençlerin çözüm aşamalarında dışarıda tutulmaları ülkemizde de benimsenen bir yaklaşım olan öğrenci merkezli eğitim yaklaşımının kabul gördüğü ortamlar açısından sıkıntılı bir durumdur. Amacımız gençleri toplumdaki her türlü yozlaşmanın kaynağı olarak görüp, değersizleştirme alışkanlığından vazgeçilmesi gerektiği kaygısıyla, onların görüşlerinin de önemli olduğu ve Tanrı algıları bağlamında yaşadıkları inanç sorunlarını çözmede aktif, istekli ve başarılı olabilecekleri yönündeki tezimizle literatüre katkı sunmaktır. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın teorik kısmını oluşturan birinci ve ikinci bölümünde gençlik dönemi gelişim alanları, inanç kavramı, gençlik dönemi inanç eğitimi, gençlerin Tanrı algıları ve Tanrı algılarına bağlı olarak yaşadıkları inanç sorunları sebepleriyle ve yönelimleriyle birlikte ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde, Tanrı Algısına Bağlı Olarak Yaşanan İnanç Sorunlarını Çözme Ölçeği (TAİSÇÖ) güvenilirlik ve geçerlilik analizleri yapılarak ölçek geliştirilmiştir. İstatistiksel değerlendirmede iç tutarlılık katsayısı, madde-toplam puan korelasyon katsayıları, açıklayıcı faktör analizi, doğrulayıcı faktör analizi ve yakınsak geçerlilik analizi hesaplanmıştır. Doğrulayıcı faktör analizinde 28 maddelik versiyonun yeterli uyum gösterdiği, iç tutarlılık analizinde Cronbach's alpha kaysayısının 0,935 olduğu saptanmıştır. Ölçek teolojik ve manevi çözümler, kolektif (yardımlı) çözümler, dışsal/çevresel çözümler ve bilişsel/akılcı çözümler olmak üzere dört faktörlü bir yapıya sahiptir. Çalışmanın son bölümünde ise Ondokuzmayıs ve Samsun Üniversitelerinde lisans ve lisansüstü düzeyinde eğitim gören 586 öğrenciye yüz yüze anket uygulanmıştır. Cevaplayıcıların Tanrı algısı bağlamında yaşanan inanç sorunlarını çözme, Tanrı algısı ve sosyo-demografik özellikleri arasındaki ilişkiler ortaya konulmuştur.
Tanrı'nın varlığına dair kozmolojik kanıtın epistemik değeri (Alexander Pruss örneği)
Tanrı'nın varlığına dair sunulan kanıtlar, Tanrı inancının epistemolojik açıdan gerekçelendirilmiş olduğunu gösteren ve bu çerçevede teizmin epistemik açıdan değerli olduğunu ortaya koyan doğal teoloji ürünleridir. Tanrı'nın varlığına dair kozmolojik kanıtlar, olgulardan hareketle Tanrı'nın varlığına ulaşılabileceğini savunan teistlerin sunduğu tecrübi kanıtlardır. Günümüze kadar çok sayıda farklı kozmolojik kanıt sunulmuştur. Kozmolojik kanıtların çağdaş örneklerinden biri de yeter sebep ilkesinin bir versiyonuna dayanan ve kozmosun varlığının, ona aşkın bir varlığın nedensel faaliyetiyle açıklanabileceğini gösterme amacı taşıyan Alexander Pruss'un kozmolojik kanıtıdır. Pruss'un kozmolojik kanıtında öncül olarak yer verdiği yeter sebep ilkesi, açıklayan ve açıklanan arasındaki ilişkinin gerektirimsel olmasının zorunlu olmadığını savlayarak kendinden önceki kozmolojik kanıtlardan ayrılır. Pruss'a göre bu tür bir ilke hem özgür iradeye imkan tanır hem de kuantum mekaniğindeki belirlenimsizliklere teist bir bakış açısıyla cevap verme fırsatı sunar. Pruss'un kanıtının özgünlüğünü gösteren bir başka husus ise Pruss'un yeter sebep ilkesi lehine sunduğu modal gerekçelerdir. Bu çalışmanın amacı Pruss'un kozmolojik kanıtının geleneksel ve çağdaş itirazlara ne ölçüde cevap sunabildiğini ele almaktır. Değerlendirmeler sonucunda görülmüştür ki Pruss'un kozmolojik kanıtı, belirli metafizik önvarsayımların kabulü şartıyla kuantum belirsizliklerinin açıklanabilir olduğunu gösterebilse ve bu çerçevede aşkın bir varlığın nedensel faaliyeti sonucu ortaya çıktığını ortaya koysa da kozmosun, bir amaç doğrultusunda bu aşkın varlık tarafından var edildiğini savunabilmeye imkan tanımamaktadır. Bu sebeple Pruss'un kozmolojik kanıtının Tanrı'nın varlığına dair başarılı bir kanıt olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir.
Roger Garaudy'nin din felsefesi
Bu çalışmamızda Roger Garaudy'nin din felsefesi tasavvuru ele alınmıştır. Tez giriş bölümü, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Girişte Garaudy'nin hayatı, eserleri, hakkında yapılan akademik çalışmalar, düşünce dünyası, ona yöneltilen bazı eleştiriler ve düşünürün İslam dünyasına eleştirileri gibi konular ele alınmıştır. Yazarın hayat hikâyesini anlatırken onun düşünce serencamı ile bağlantılı bir şekilde konuyu ele almaya gayret ettik. Ayrıca tezin yazımında dikkate alınan yöntem hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Garaudy'nin bazı kavramlara bakışı ele alınmıştır. Bu konuda özellikle Marksizm, sosyalizm, kapitalizm ve medeniyetler diyaloğu başta olmak üzere yazarın önem verdiği bazı kavramlar tahlil edilmiştir. İkinci bölümde çalışmamızın ana teması olan Garaudy'nin din felsefesi ve bu bağlamdaki düşünceleri etraflıca işlenmiştir. Din, felsefe, Tanrı ve benzeri olgular üzerine detaylı bir araştırma yapılmıştır. Üçüncü bölümde, Garaudy'nin din tanımı ile beraber İslamiyet, Yahudilik, Hristiyanlık ve diğer dinlere yaklaşımı incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise çalışmamızda vardığımız sonuçları belirttik. Biz de son yüzyılın şahidi kabul edilen, dava adamı ve Müslüman bir filozof olan düşünürün, ülkemiz akademi çevreleri tarafından yeterince tanınmadığı ve hakkında yapılan çalışmaların yetersiz olduğu kanaati oluşmuştur. Onun hakkında ülkemizde yüksek lisans düzeyinde birkaç çalışma yapılmış; fakat Garaudy gibi bir fikir adamı için bu çalışmaların yeterli olmadığını düşündük. Bu düşünce doğrultusunda, doktora seviyesinde bir çalışma yapmayı uygun gördük.
Emekli polis memurlarında Tanrı algısı
Bu araştırma; polis memurluğu görevini tamamlayarak emekli olmuş polislerin Tanrı algısı kavramına dair düşünce ve değerlendirmelerini incelemek üzere yapılmıştır. Polis memurluğunun yoğun stres ve zorluklarla iç içe olmasından dolayı tanrı algısına geçmeden önce stres ve travma kavramları ele alınmış; polislik ile stres ve travma kavramlarının ilişkisi araştırılmıştır. Tanrı algısında dinin etkileri incelenmiş, İslamiyet'te tanrı algısı ile insan arasındaki ilişkilere değinilmiştir. Yapılan anket ve ölçek çalışması ile; emniyet teşkilatının farklı birimlerinin herhangi birinde görev yaparak emekli olmuş polis memurlarının Tanrı fikrine ve Tanrı ile ilişkilerine dair cevaplar incelenmiştir. Son olarak ise sonuç kısmında bu etmenlerin polisleri üzerindeki yansımaları ve etkilerine bakılmıştır.
Savaş mağduru sığınmacı çocuklarda hayat ve Tanrı algısı: "7-12 yaş arası Suriyeli çocuklar"
Günümüzde mülteciler, ülkelerini terk etmek zorunda kalmışlardır ve bu durum onlar için pek çok sıkıntı ve zorluğu bir araya getirmiştir. Mültecilerin topraklarını terk etme nedenleri içinde savaşlar en başta gelen sebeptir. Son yıllara baktığımızda Suriye'de çıkan savaşlar, büyük bir göç dalgasıyla sonuçlanmıştır. İnsanlar yaşadıkları ülkeyi, evlerini terk etmek zorunda kalarak mülteci konumuna düşmüşlerdir. Türkiye'ye büyük bir mülteci akını başlamıştır ve bu durum beraberinde birçok psiko sosyal problemlere yol açmıştır. Savaş, toplumlar üzerinde ruhsal açıdan büyük hasarlarla sonuçlanmaktadır. Travma Sonrası Stres bozukluğu, savaş ortamında kalan ve sonucunda ülkelerini terk etmek zorunda kalan mültecilerle yapılan çalışmalarda en sık görülen psikiyatrik bozukluklardan biri olarak tanımlanmıştır. Savaş travmasına hazırlıklı olmadıkları için çocuklar, bu durumdan çok daha fazla etkilenmekte ve travma yaşamaktadır. Aynı bölgede yaşanan terörist saldırıları, suç, felaket ve savaş koşullarının birleşimiyle bu süreç, çocukları ruhsal olarak oldukça kötü etkilemektedir. Bu araştırmada çocukların yaşadığı bu travma sürecinin yaşam ve Tanrı algılarını nasıl biçimlendirdiği üzerinde durulacaktır. Anahtar Kelimeler: Çocuklarda Tanrı Tasavvuru, Göç Psikolojisi, Hayat Algısı, Savaş, Sığınmacılık, Tanrı Algısı, Travma
Tanrı tasavvurunda antropolojik yaklaşım
Allah tasavvurunu insanlar bilgi kaynaklarını kullanarak oluştururlar. Bu tasavvur İslâm'da vahiy merkezli oluşmuş olsa da süreç içerisinde birçok unsurun etkisi altında kalmış olabilir. Tezdeki problem ise İslâm kelamında ortaya çıkan: ''Farklı Allah tasavvurlarının beşerî kökenleri var mıdır.'' sorusudur. Bu çalışmada farklı Allah tasavvurlarına sahip kelamcılar belirlenerek onların hayatları ve görüşleri kültürel antropoloji yöntemi çerçevesinde ele alınarak incelenmiştir. Amaç ise bu kelamcıların Allah tasavvurlarının oluşumunda etkisi olan beşerî unsurları tespit etmektir. Yapılan inceleme sonucunda Allah'a dair tasavvurların oluşumunda inançların, insanların içinde bulundukları çevrenin, aldıkları eğitimin, yaşadıkları siyasi ortamın ve kişisel özelliklerinin dolaylı olarak etkili olduğunu gördük. Bununla birlikte dinin kaynakları sabittir ve temel belirleyici bu kaynaklar olmuştur. Allah'ın varlığı, birliği, yaratıcılığı, âlem ile olan ilişkisi gibi konularda temel belirleyici olan dinî metinlerdir. Fakat Allah'ın nasıl bir varlık olduğu, sıfatlarıyla olan ilişkisi, dini metinlerde yer alan ve adına haberî sıfatlar dediğimiz insanbiçimci olarak anlaşılmaya müsait olan ifadelerin yorumlanması noktasında beşerî unsurların devreye girdiği tespit edildi. Anahtar Sözcükler: Tanrı, Tasavvur, Kültürel Antropoloji, Teşbih, Tenzih.
Eski Türklerde Tanrı algısı
Tanrı algısı insanlığın varoluşundan bu yana tartışılan ve tartışılmaya devam edileceği düşünülen bir olgudur. İnsanoğlu yaratılışı merak ederken bir taraftan da kendini nasıl ve kimin yarattığını sorgulamıştır. Türk toplumları tarihin çok eski dönemlerinden bu yana bu olguyu sormuş ve kendi kültürü içerisinde bu olguya cevap aramıştır. Tarihi dönem içerisinde pek çok inanç sistemi ile karşılaşmış ve bu inançları kültürel yapılarında barındırmışlardır. İnancın temel ögesi olarak Tanrı olgusu görülmüş ve Tanrıya ulaşma yolları onu algılayış biçimleri oluşmaya başlamıştır. Tarihin belirli dönemlerinde yazılı kaynaklar vasıtası ile ulaşabildiğimiz eski Türklere ait inanç sistemleri bizlere Türklerin kültür yapısı inançları ve dünya görüşleri hakkında hakkında önemli bilgiler vermektedir. İnanç ile örf adetlerinin de bir arada yaşadığı bu ananelerin bir inanç gibi kutsal sayıldığı görülmüştür. Eski Türklerin dini inançları hakkında bilgi verdiğimiz çalışmamızda inanç sistemleri ve bu inanç sistemlerini algılayış şekilleri incelenmiştir. Yazılı kaynak ile kanıtlanamayan fakat inanç doğrultusunda kutsal sayılan kültler üzerinde durulmuştur. İnsanoğlunun gelişim düzeyi düşünüldüğünde somut bir tanrıdan soyut bir tanrıya geçiş süreci değerlendirilmiş bu doğrultuda eski Türk inanç sistemi içerisinde somut Tanrı ve soyut Tanrı algısı verilmeye çalışılmıştır. Eski Türklerin çok tanrılı mı ya da tek tanrılı mı olduğu konusu değerlendirilmiştir. Şamanist Türk Toplulukları ve inançları incelenerek onların eski Türklerin inanç sistemleri içerisindeki yeri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Şamanizm olgusu ve bu olgunun eski Türk inanç sistemindeki yeri verilmiştir. Günümüz Türk toplumlarında Şamanizm'e bakış ortaya konulmaya çalışılmıştır.
4. ve 5. sınıf din kültürü ve ahlak bilgisi ders kitaplarında Allah inancının öğretimi
Bu çalışmada ilköğretimin 4. ve 5. sınıflarında 1982-2000 yılları arasında uygulanan programa göre yazılan, devletin resmi okullarında okutulmuş olan ve şu anda yürürlükten kaldırılan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarında Allah inancının öğretimi incelenmeye çalışılmıştır. Bu araştırmada ilk bölümde temel eğitim çağındaki çocukların dini gelişimleri hakkında giriş niteliğinde bilgiler sunulmaktadır. Bundan sonra çalışmada din dersi kitaplarında Allah inancının öğretimine dair içerik dil ve anlatım, yararlanılan kaynaklar, hazırlık çalışmaları, okuma parçalan, görsel materyaller ve değerlendirme çalışmaları gibi konuyu destekleyici unsurlar açısından incelenmeye çalışılmıştır. Ders kitapların incelenmesinin neticesinde, muhteva ve öğreticilik özelliği bakımından kitapların istenilen gelişme ve ilerlemeyi tam olarak sağlayamadığı görülmektedir. Hızla değişen dünya ve toplum şartlarına rağmen kitapların muhteva ve anlatım açısından birbirine benzediği, hatta ilk kitaplardan esinlenildiği tespit edilmiştir. Kitaplarda genelde dini bilgiler, dini, ahlaki ve toplumsal beklentiler yanında çocukların beklenti ve problemlerine yeterli derecede yer verilmediği, psikolojik ve pedagojik özelliklerinin dikkate alınmadığı sonucu ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: İnanç, Allah İnancı.
Kelâm ekollerinin Allah tasavvurunda insan unsuru
ÖZET KELÂM EKOLLERİNİN ALLAH TASAVVURUNDA İNSAN UNSURU Nail KARAGÖZ Yüksek Lisans Tezi, Temel İslâm Bilimleri Anabilim Dalı Danışman: Yrd.Doç.Dr. İsmail YÖRÜK Temmuz 2004, 138 sayfa Bu çalışmada kelâm ekollerinin Allah tasavvurunda insana verdikleri yer tartışılmaya çalışılmıştır. Şurası muhakkak ki Allah, kelâmın en önemli konularından biridir. Hem Kur'an hem de kelâmcılar Allah'ı değişik usullerle tanıtmışlardır. İslâm inancının merkezinde olan Allah'ın muhatap aldığı tek varlık olan insanın konumu ve değerini ortaya koymak, çalışmamızın esasım oluşturmaktadır. Kur'an'da Allah, hem sonsuz gücü olan-hem merhametli, hem ulaşılmaz-hem kullarına çok yakın, hem insana yetki veren-hem de sorumluluklarını hatırlatan bir yüce yaratıcı olarak tanıtılır. İnsanın bu yüce yaratıcıya, kendisine ve evrene karşı olan sorumluluklarının yer aldığı ayetler, Kur' an' in çok geniş bir kısmını kapsar. Kelâmcıların Allah tasavvurları da Kur'an paralelinde gelişmiştir. Ancak zamanla onun kullanmadığı kavram ve yöntemler kelâmın malzemeleri arasına girmiştir. İnsan ise kelâm için bir konu olarak ancak Allah tasavvurları ile ilgili tartışmalar sırasında ele alınmıştır. Bu noktada Kur'an ile kelâmın farkı ortaya çıkar. Zira Kur'an'da her ne kadar Allah, merkezi bir yere sahipse de O'nun muhatap aldığı varlık olma balonundan insana yapılan vurgu kelâmdakinden daha belirgindir. Konuyu, kelâmın ilahiyat ve insanın fiilleri konulan çerçevesinde inceledik. Bu iki konudaki düşüncelerin birbirlerini nasıl etkilediklerini belirlemeğe çalıştık. Çalışma, literatür taraması yoluyla, ekollerin Uderlerinin görüşleri çerçevesinde yürütülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kur'an, Allah, insan, kelâm ekolleri, yaratma.
Kader ve özgür irade tartışmaları: Necati Öner, Hüseyin Atay ve W. Montgomery Watt örneği
Kader ve özgürlük her zaman üzerinde tartışılan bir konu olmuştur. Bu konu geniş bir yelpazede yer aldığından, insanın Allah karşısındaki durumu ele alınarak bir çerçeve oluşturulmuştur. Özellikle, özgür irade ve kaderin insan özgürlüğünü nasıl şekillendirdiği, Allah'ın iradesi kapsamında insan iradesinin ne durumda olduğu, Allah'ın ilminin fiillerin tayinine etki edip etmediği gibi sorular çerçevesinde cevap aranmıştır. Kader ve özgür irade meselesi her ne kadar klâsik kelâm ve felsefe literatüründe popüler bir konu ise de bu çalışma, bu ilişkiyi Necati Öner, Hüseyin Atay ve W. Montgomery Watt örneği çerçevesinde ele almış olması bakımından, günümüz literatürü açısından önem taşımaktadır. Konu itibari ile kelâmi düşünce yoğunluk kazanmıştır. Bu yoğunluk özellikle Montgomery Watt ve Hüseyin Atay'da hissedilmiştir. Necati Öner ise, daha çok kendini felsefi tabanlı yaklaşımlarıyla hissettirmiştir. Bu çalışmada, düşünürlerin aynı konu çerçevesinde ortaya attıkları fikirlerin ortak bir nokta oluşturup oluşturmadıklarını tespit etmek amaçlanmıştır.
İbnü'l Arabî'nin eserlerinde akıl ve kalp
İnsanlık tarihi boyunca insanın var oluşu ve varlığının en önemli özelliğinin ne olduğu sorgulanmıştır. İnsan, maddi ve manevi evrene ilişkin bu araştırmaların hem öznesi hem de nesnesi olmuştur. İnsanın bu sorgulama çabası tatmin edici cevaplar alana kadar devam etmiştir. İbnü'l Arabî, zihnini kurcalayan konuları sorgulayarak sistematik cevaplar bulmak ve bunu yaşam felsefesi haline getirmeyi hedeflemektedir. Metafiziksel ve fiziksel problemlere çözüm arayan İbnü'l Arabî'nin sahih düşüncelerinin kaynağını, takip ettiği rotayı eserleri göstermektedir. Eserlerinden ve düşüncelerinden hareketle İbnü'l Arabî denildiğinde akla vahdet-i vücûd gelmektedir. Her ne kadar eserlerinde bu deyimi kullanmasa da Vahdet-i vücûd felsefesini ilk sistematikleştiren ve en zirveye taşıyan İbni Arabi'nin bizzat kendisidir. Zirveye taşınan bu düşünceye tezin ilk kısmında değinilmiş olsa da asıl dikkat çeken ve heyecan uyandıran nokta akıl ve kalp kavramları olmuştur. Eserleri akıl ve kalp çerçevesinde okuduğunda aslında her şeyin akıl ve kalp arasındaki ilişkiye uygun vücud bulduğunu, tüm düzenin sonunun yine akıl ve kalpte biteceği görülmektedir. Akıl ve kalp kavramları iki farklı alana hitap eder gibi görünse de gayesi tek olana işaret etmektir. İbnü'l Arabî'nin eserlerinde akıl ve kalp konusunun hem bilgi felsefesine hem de aşk felsefesi alanında yeni kapıların anahtarı olacağı kanısı güdülmüştür. Aynı zamanda insanların en büyük psikolojik ile felsefi problemlerin dayanağı aklı ve kalbi arasındaki zahiri savaşlardan meydana gelmektedir. Eğer insan bunların arasındaki ilişkiyi olması gereken düzeyde bilirse ve pratik hayatına uygularsa aklına güvenip kalbine de sevgi tohumları atmış olur. Akıl ve kalbin birbiriyle ilişkisini keserek tek başına hükümdar olduğu ve hüküm sürdüğü zaman insan, çıkmaz sokaklara sapıp oralarda kapana kısılacaktır. Cüzi/sınırlı akıl olarak adlandırılan insan aklı ve insan kalbinin ilişkisinin nasıl olması gerektiği de bu çalışmada ortaya çıkacaktır. Anahtar Kelimeler: Gaye, Vahdet-i Vücûd, Akıl, Kalp, Zahir.
Sırât-ı Müstakîm mecmûasında nübüvvet meselesi
Nübüvvet kelâm ilminin ana konularındandır. İslâm tarihinde kelâm âlimleri, İslâm filozofları nübüvvet ile alakalı geniş bir literatür ortaya koymuşlardır. Nübüvvetin imkânı konusunda ortaya konulan fikirler günümüzde hâlâ geçerliliklerini korumaktadır. Bu bağlamda nübüvvet hâlâ güncel bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Biz bu çalışmamızda İkinci Meşrutiyet'in ilanıyla yayın hayatına başlayan ve günümüzde hâlâ Sebîlürreşâd ismi ile yayınlanmaya devam eden Sırât-ı Müstakîm mecmûasında nübüvvet konusunun nasıl işlendiğini inceledik. Çalışmamızı giriş ve iki ana bölümden oluşturmayı tercih ettik. Giriş bölümünde derginin fikrî yapısını anlaşılır kılmak için Sırât-ı Müstakîm ve devamı olan Sebîlürreşâd mecmûalarının tarihçelerine yer verdik. Mecmûaların yazarlarına ve ele aldıkları konulara değindik. Birinci bölümde konu ile alakalı kavramları kısaca açıkladıktan sonra Mâtürîdilik bağlamında nübüvvet meselesine değindik. Nübüvvetin imkânı, hükmü, peygamberlerin özellikleri, Hz. Muhammed 'in nübüvveti, hissî, aklî ve manevî mucizeler, Miraç Olayı, Kur'ân-ı Kerîm mucizesi, peygamberlerin günah işleyip işlemediği ifade eden ismet kavramı, peygamberlerin sayısı, evliyaların kerameti gibi konuları ele aldık. İkinci bölümde ise nübüvvet meselesini Sırât-ı Müstakîm bağlamında ele aldık. Mecmûada ele alınan nübüvvetin gerekliliği, Hz. Muhammed'in manevî mucizesi olarak nitelenen ahlakı, aklî mucize olarak nitelenen Kur'ân mucizesi gibi konulara değindikten sonra genelde dönemin müsteşriklerine karşı verilen cevaplar, özelde Manastırlı'nın Dozy'e verdiği cevaplar, nübüvvet bağlamında değerlendirilen Garânîk Olayı, Nuh Tufanı, Avrupalıların Kur'ân ve Hz. Muhammed algılarına dikkat çektik.
Türkçe atasözleri ve deyimlerde tanrı kavramına din psikolojisi açısından bir yaklaşım
Genellikle edebiyatın konusu kapsamında değerlendirilmiş olmasına rağmen atasözleri ve deyimler din psikolojisi alanında incelenebilir özelliklere sahiptir. Bu nedenle öncelikle yapılması gereken şey dini muhtevaya sahip atasözleri ve deyimleri din psikolojisi açısından değerlendirmek olmalıdır. Çünkü din psikolojisi dindar bireyi ele alır ve bu bakımdan atasözleri ve deyimler topluma mal edilmiş olmasına rağmen bireylerin dini duygu, düşünce ve davranışları sonucu ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Türk toplumunun dini bağlamda söylediği her atasözü din psikolojisi bağlamında rahatlıkla çalışılabilir. Bu çalışma, atasözleri ve deyimlerde Tanrı algısı ve tasavvurunun din psikolojik analizinden meydana gelmektedir. Muhtevasında Tanrı, Rab, İlah, Allah, Rahman, Hak ve Rahmet bulunan atasözleri belli bir bütünlük içerisinde incelenip din psikolojisi ile alakalı olarak değerlendirilmeye gayret edilmiştir. Ayrıca Tanrı kavramının Türk toplumunda nasıl bir zemine oturtulduğu ve Tanrı tasavvurlarının din psikolojik bağlamda ne mana ifade ettiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Atasözleri ve deyimler, Allah'ın sıfatları, Tanrı tasavvuru,Tanrı algısı, din psikolojisi.
Va'd ve Va'îd bağlamında Allah kelamında değişmezlik ve teolojik yansımaları
Allah kelamında, özellikle haber verdiği va'dve va'îdinde değişimin olup olmayacağı meselesi Tanrı'nın adaleti ve O'nun insan tarafından tanınması için oldukça önemlidir. Allah'ın gelecekle ilgili mükafat haberleri için va'd, ceza haberleri için kullanılan va'îd ve bunlarla ilişkisi olan adalet, zulüm, tebeddül, teğayyür gibi kavramların lügat ve ıstılah bakımından izah edilmesi meselenin sağlıklı bir şekilde ele alınmasına zemin oluşturmuştur. Kur'anî bağlamda ele alınan Allah kelamında va'd, dünyevî ve uhrevî olmak üzere peygamberlere ve müminlere yöneliktir. Dünyevî va'dler daha çok yardım ve zafer şeklinde gerçekleşir. Ahirette de peygamber ve müminlere yaptıkları iyilikler ve taatler karşılığında cennet ve bazı üstünlüklerin verileceği va'dedilir. Va'îdin ise kâfirler ve günahkârlar için söz konusu olduğuna vurgu yapılır. Allah'ın insanlara verdiği sözlerde herhangi bir değişimin olup olmayacağı meselesi kelam ekollerince genellikle va'd ve va'îd başlığı altında tartışılır. Onlar Allah'ın, Kur'an'da va'd ettiklerini vereceği hususunda hem fikirdirler. Ancak bu ekoller büyük günah, adalet, tevbe ve şefaat gibi meseleler nedeniyle O'nun va'îdinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda farklı düşüncelere sahiptirler. Şiî düşüncesinde ise bu mesele "beda" anlayışı çerçevesinde değerlendirilir.
Kur'an'da Allah'a iman edenler için kullanılan kavramlar
Bu çalışmamızda Kur'ân'da mü'minleri ifade eden kavramları işledik. Araştırmamız sonucunda, Kur'ân'da mü'min kavramıyla beraber Yüce Allâh'a îmân edenleri ifade etmek üzere toplam 13 tane kavram olduğunu tespit ettik. Bu kavramlar şunlardır: mü'min, müslim, muhsin, mûkin, müttakî, sâdık, şâhid, muhlis, muhtedî, âbid, şâkir, sâlih ve hâşi'. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, îmân, İslâm ve ihsân kavramlarının birlikte geçtiği meşhur Cibrîl hadisinden yola çıkarak mü'min, müslim ve muhsin maddelerini ele aldık. İkinci bölümde, Kur'ân'da mü'minleri ifade eden diğer kavramları inceledik. Çalışmamızda, mü'minleri ifade eden her kavramın; kelime anlamını, îmân ile olan ilişkisini ve Kur'ân'daki kullanımını ele aldık. Daha sonra da kavramın geçtiği âyetleri müfessirlerin yorumlarıyla değerlendirerek ilgili kavramın mü'min anlamına geldiğini ortaya koymaya çalıştık.
İslam inanç esasları açısından deizm eleştirisi
Bu çalışma İslam düşüncesi açısından akli ve nakli delillendirmeler getirmek suretiyle deizme yönelik eleştirileri kapsamaktadır. Çalışmada İslam'ın inanç esaslarına aykırılık teşkil eden deist öğretiler incelenmiş, İslam düşüncesi açısından bu öğretilere karşı gerek ayetler ışığında gerekse de İslam alimleri perspektifinde çeşitli savunular yapılmıştır. Ele alınan çalışmanın birinci bölümünde, eleştirilerin sağlam dayanaklar üzerine oturtulabilmesi için deizm akımı genel hatlarıyla tanıtılmıştır. Buna göre; deizmin çeşitli tanımlamalarına yer verilmiş ve bu akımın diğer inanç modellerinden olan teizm ve ateizm ile olan mukayesesi yapılarak aralarındaki farklar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte deizmin çeşitlerine ve tarihsel sürecine de değinilmiş, bu akımın öğretilerinin tarihin çeşitli dönemlerinde var olduğu, ancak sistematik bir akım olarak deizmin İslam'a karşı değil; Hristiyanlık dinine karşı tepkisel olarak ortaya çıktığı vurgulanmıştır. Çalışma, deizmin çıkış süreci olarak Hristiyanlığın yarattığı çıkmazlardan kurtulma arzusunun bir tezahürü olduğunu ele alsa da, asıl amaç, deizmin İslam dinindeki öğretilerin tam karşısında olduğunu ortaya koyarak İslam esasları açısından deizme yönelik teolojik cevaplar verebilme gayesini taşımaktadır. Günümüzde popülaritesini arttıran deizm akımının temel doktrinleri olduğu bilinmektedir. İlahi bir bilgi kaynağı olan vahyi reddeden deizm akımı, Tanrı'ya olan bakış açısıyla dikkat çeker. Onlara göre salt akıl, vahyin varlığını anlamsız kılmaktadır. Vahyin reddedilmesi ise aklın öncelenerek Tanrı'nın pasifize edilmesi anlamına gelmekte, Tanrı'nın insana ve aleme olan müdahaleciliği yok sayılmaktadır. İşte aklın otorite konumunda olması, deizmde ön plana çıkan hareket noktası olduğundan dolayı bu çalışmada irdelenmiş, İslam ile deizmin akla verilen yetkinlik konusundaki temel parametreleri ele alınmıştır. Çalışmanın ana omurgasını oluşturan ikinci bölümde ise, İslam'a ve deizme göre din ve Tanrı tasavvurları ile nübüvvet kurumu ve ahiret hayatı konuları hakkında bilgiler verilmiş, deist öğretilere karşı delillendirme ve eleştirel değerlendirmeler bu bölümde yapılmıştır. Üçüncü bölüm ise, deizmin sosyolojik anlamda bıraktığı etkileri kapsamaktadır. Bundan hareketle, toplumdaki deizm tehlikesine karşı İslam dininin tam anlamıyla anlatılamamasına ve İslam'ın karşısında duran gerek deizm gerekse de diğer inanç modellerine karşı ne tür tedbirler alınması gerektiğine özellikle dikkat çekilmiştir. Anahtar Kelimeler: Deizm, Deist, Deizm Eleştirisi, Akıl, Tanrı, Yaygınlaşan Deizm
Burhânüddîn en-Nesefî'nin Allah anlayışı -İsimler ve sıfatlar-
İslâm düşünce tarihinde erken dönemlerden itibaren ilâhî sıfatlarla ilgili birtakım tartışmalar yapılmıştır. Müslüman coğrafyanın zamanla Ortadoğu ve diğer bölgelere yayılıp genişlemesi, fethedilen bölgelerdeki farklı din ve kültürlerle bir arada yaşamayı gerekli kılmıştır. Bu bağlamda insanlar mensubu oldukları kültüre göre bir din ve Allah inancına sahip olmuşlardır. Çalışmamız, isbât-ı vâcib (Allah'ın varlığı ve birliğinin ispatı), zât, isim ve sıfat konularını Eş'arî geleneğe mensup Burhânüddîn en-Nesefî'nin (ö. 687/1289) düşüncelerinden hareketle ortaya koymayı amaçlamakta ve bu çerçevede Nesefî'nin nasıl bir Allah anlayışına sahip olduğunu konu edinmektedir. Ayrıca ulûhiyyet tasavvurunun tarihsel arka planı ve kelâm ekollerinin ilgili düşüncelerini inceledikten sonra Nesefî'nin bu tartışmaların neresinde durduğunu tespit etmeye çalışmaktadır. Bunu yaparken ilâhî sıfatlarla ilgili ayrıntılara ve mezheplerin konuyla ilgili görüşlerine detaylı bir şekilde girilmeden Nesefî merkeze alınarak derinlemesine bir yöntem takip edilmiştir. Nesefî'nin "Allah anlayışını" irdeleyen bu çalışma, giriş, sonuç ve dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve kaynaklarının yanı sıra Nesefî'nin hayatı, ilmî kişiliği, yaşadığı dönem ve coğrafyanın siyasî, sosyal, ilmî ve kültürel karakteristiği hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde; Nesefî'nin isbât-ı vâcib ile ilgili kullandığı ontolojik ve kozmolojik deliller ele alınmıştır. İkinci bölümde; Nesefî'nin Allah'ın isimleri, isim-müsemmâ ve isim-sıfat ilişkisi, isimlerin tasnîfi, isimlerin tevkîfî ya da kıyâsîliği, ism-i a'zam, kelime-i tevhîd ve esmâ-i hüsnâ konularına ilişkin düşünceleri değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde; zevâid (Allah hakkında kullanılıp kullanılmaması tartışmalı olan kavramlar) ve esmâ-i zât tartışmalarına değinilmiştir. Dördüncü bölümde ise Nesefî'nin Allah'ın sıfatları, sıfatların tasnîfi, sıfatlara delâlet eden lafızlar, rü'yetullâh, hüsün ile kubuh ve Allah'ın fiillerinde 'illet konuları ile ilgili yaklaşımı analiz edilmiştir. Sonuç bölümünde de Nesefî'nin nasıl bir Allah düşüncesine sahip olduğu ortaya konmuştur.
Tanrı'ya bağlanma ile dinî başa çıkma ilişkisi
Bu çalışmanın amacı, bireylerin Tanrı'ya bağlanma stilleri ile dinî başa çıkma tarzları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Nicel desen ve ilişkisel tarama modeline göre tasarlanmış olan araştırmanın örneklemi, Çukurova Üniversitesi'nin çeşitli fakültelerinde eğitim alan 564 öğrencidir. Araştırmada, sosyodemografik değişkenler için Kişisel Bilgi Formu; Tanrı'ya bağlanma stilleri için Tanrı'ya Bağlanma Envanteri (TBE); dinî başa çıkma tarzları için ise Dinî Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (DBTÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde; t-test, ANOVA, Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon ve çoklu karşılaştırma testlerinden LSD analizleri kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, Tanrı'ya güvenli bağlanma ile olumlu dinî başa çıkma arasında yüksek düzeyde, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki; Tanrı'ya güvenli bağlanma ile olumsuz dinî başa çıkma arasında düşük düzeyde, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Tanrı'ya kaygılı bağlanma ile olumsuz dinî başa çıkma arasında yüksek düzeyde, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki bulunurken; Tanrı'ya kaçınmacı bağlanma ile olumsuz dinî başa çıkma arasında orta düzeyde, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Tanrı'ya kaygılı bağlanma ve kaçınmacı bağlanma ile olumlu dinî başa çıkma arasında negatif yönde bir ilişki olsa da, bu ilişkiler anlamlılık düzeyinde bulunmamıştır. Ortaya çıkan sonuçlar literatür çerçevesinde yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bağlanma, Tanrı'ya Bağlanma, Başa Çıkma, Dinî Başa Çıkma