Görsel algılama
Bu konu başlığı altında 102 tez
Dokunmatik cihaz kullanan 4-7 yaş arası çocukların görsel algı düzeylerinin incelenmesi
Dokunmatik cihaz kullanan 4-7 yaş grubu çocukların görsel algı düzeyi puanlarını belirlemeyi amaçlayan bu araştırma nicel verilere dayalı genel tarama modelinde ve ilişkisel tarama modelinde bir araştırmadır. Araştırma çalışma evreni; İstanbul ili Küçükçekmece, Bakırköy, Bahçelievler, Beylikdüzü ilçelerinde öğrenim gören okul öncesi ve ilkokul birinci sınıf öğrencileri, adı geçen öğrenim basamaklarındaki öğrencilerin çalışma evreni sayısı ise (α=245) olarak tespit edilmiştir.Araştırmada İstanbul ili Küçükçekmece, Bakırköy, Bahçelievler, Beylikdüzü ilçelerinde öğrenim gören okul öncesi ve ilkokul birinci sınıf öğrencilerinin oluşturduğu çalışma evrenini (n=150) kişiden oluşacak bir örneklem grubunun temsil edeceği düşünülmüş ve evrenden kolay örnekleme alma yöntemiyle seçilmiştir. Veri toplama aracı olarak Frostig Gelişimsel Görsel Algı Testi kullanılmıştır. Test çalışmaları sonucunda İstanbul ilinde Küçükçekmece, Bakırköy, Bahçelievler, Beylikdüzü ilçelerinde okul öncesi ve ilkokul 1. sınıfta okuyan çalışma örnekleminde yer alan çocuklardan 150' sine Frostig Gelişimsel Görsel Algı Testi uygulanmıştır. Araştırma genelinde çocukların görsel algı puanları alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif bir ilişkinin olduğu, çocukların görsel algı düzeyi puanlarının yaş, ebeveynlerinin eğitim düzeyi ve dokunmatik cihazlarla zaman geçirme süresi değişkenine göre istatistiksel olarak anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'de sanat ve tasarım dergilerinin kapaklarında görsel algı ilkeleri
Bir dergi kapağı hazırlanırken, görsel algı ilkeleri derginin yapılan her sayfa tasarımı aşamasında olmazsa olmaz yapı taşlarıdır. Başlık, amblem vb. unsurlar kullanılarak görsel algı bilinçli olarak yaratılır. Sadece tipografi tekniği kullanılarak oluşturulan bir dergi kapağında da bu ilkeler karşımıza çıkmaktadır.Görsel algı ilkelerinin iç içe kullanılmasıyla dergi kendini öne çıkaran ürün haline gelmiş, karakteristik bir yapı kazanmıştır. Günümüzde hedef kitlesine bu yöntemler ile ulaşan birçok dergi bulunmaktadır. Okuyucular, derginin ismi ile birlikte, kapağı oluşturan karakteristik tasarımına da bakarak takip ettiği derginin özelliklerini bilinç altında tutar.Bu bağlamda, dergilerin tasarımında kullanılan, görsel algı ilkelerini oluşturan öğeler olan tipografi, çizim, fotoğraf vb. görsel malzemeler ile birlikte, reklam,yerleştirmeleri de bir bütünü oluşturmaktadır. Tüm bunlar göz ardı edemeyeceğimiz Gestalt Kuramı'nın sağlıklı uygulaması ile derginin-dergilerin verdiği mesajın-mesajların algılanmasını sağlamaktadır. Çoğu zaman kapakta kullanılan tasarım iç ve arka sayfalarda da kullanılmış olup aynı görsel algı ilkeleri ile devam ettirilmekte, devamlılık sağlanmaya çalışılmaktadır. Kapakta kullanılan öğeler ile iç sayfalardaki diğer öğeler ile uyum sağlayarak okuyucunun görsel algısına ve onun tercih etmesi için en uygun biçimde tasarlanır. Günümüzde, tasarım öğelerinin yer aldığı dergi kapaklarında tipografinin kullanımı, birden fazla mesajın aynı anda verilmesi için daha hassas çalışma yapmayı gerektirir.Toplam dört bölümden oluşan çalışmada, ilk bölümde "Problemin Tespiti ve Çalışmanın Amacı" gibi başlıklar açıklanmıştır. İkinci bölümde; "Dergi" başlığı altında "Algı" konusuna yer verilmiştir. Üçüncü bölümde; "Dergi Yayıncılığı" konularına değinilmiştir. Dördüncü bölümde; "Türkiye'de Sanat ve Tasarım Dergi Kapaklarının Görsel Algı İlkelerine Göre Değerlendirmesi" yapılmıştır. Tez çalışması için seçilen örnek dergiler görsel algı ilkelerinin özellikle Gestalt Kuramı kurallarına göre değerlendirilmesi yapılmaya çalışılmıştır.
İşitme engelli bireylerde görsel algı
İnsanoğlu dünyaya gözlerini açtığından itibaren öğrenmek ve uyum sağlamak için duyuları yardımıyla çevresiyle etkileşimde bulunarak algısal süreçlerde bulunur." Algılama, duyumsal bir bilgilenme olarak tanımlanırsa, beş duyu organı aracılığı ile duyma, tatma, görme, koklama, dokunma duyuları ve hissetme duygusu yardımı ile dış dünyadan bilgi edinilmesidir." (İnceoğlu, 2000, S.44). Hiç kuşkusuz Dünyayı algılama tüm duyuların etkileşimi ile gerçekleşir. Ancak görsel algılama diğer algılar içinde en etkili ve en güçlü olanıdır. Doğadaki sese dayalı iletileri alamayan işitme engellilerin, bu alandaki eksikliklerini giderme sorumluluğunu yüklenen en önemli duyu organının göz olduğuna karşı çıkmak güçtür. Çünkü," görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir." (Berger,1986) Bu tez çalışmasında duyu ve algı gelişimine ilişkin bilgiler verilerek, görsel algı kavramının öğrenmemiz üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Ayrıca işitme engeli tüm yönleriyle araştırılarak tarihsel süreç içinde günümüze kadar olan gelişimi ve işitme engellilerin eğitimi ele alınmıştır. Görsel Sanatlar eğitiminin işitme engelliler üzerindeki olumlu etkileri ve görme duyusuna hitap etmesi açısından, bu eğitimin işitme engellilere olan faydaları araştırılmıştır. Araştırma, İstanbul'da bulunan İşitme engelliler okullarına ve özel eğitim kurumlarına gidilerek Görsel Sanatlar ve İşitme engelliler öğretmenleriyle görüşmeler şeklinde ve gözlem yapılarak yürütülmüştür. Anahtar Kelimeler: Görsel algı, işitme engelliler, görsel sanatlar eğitimi, işitme engellilerin iletişimi.
Türkiye'deki Devlet kurumlarının amblem ve logolarının toplum üzerinde uyandırdığı algı
Grafik tasarımın temel kaidelerinden olan amblem ve logo kavramları, toplumların, sektörlerin ve şirketlerin kendilerini tanıtmak için kullandıkları kimlikleri gibidir. Amblem ve logo, sektörlerin ürettikleri ürünleri tanıtmak için kullandıkları işaretlerdir. Aynı zamanda amblem ve logo insanların bir firma veya kurum ile ilgili gördükleri ilk işaretlerdir. Sektörler, kendilerini tanımlayan amblem ve logoları tasarlarken insanları daha fazla etkilemeye ve aynı sektörde bulunan firmalardan daha ön planda olmaya çalışmışlardır. Amblem ve logo seçiminde insanların algısı hakkında fikir sahibi olmak kurumlar için önemlidir. Doğru oluşturulmuş ve seçilmiş amblem ve logo, kurumların uzun yıllar varlıklarını sürdürmelerinde en önemli faktörüdür. Özellikle nüfusun artması sonucunda insanlara hizmet veren gerek devlet kurumları gerekse özel şirketlerin sayısının artmasına neden olmuştur. Bu artışlarla beraber kurumlar ile ilgili amblem ve logoların insanlar üzerinde uyandırdığı algı farklılığının olup olmadığı anlamak için bir anket çalışması hazırlanmıştır. Anket çalışmasında kullanılacak amblem ve logoların insanların günlük yaşamlarında sürekli karşılaşma ihtimali olduğu devlet kurumlarından seçilmiştir. Bu Amblem ve logoların algı farklılığının olup olmadığını anlayabilmek için iki farklı bölge olarak, Marmara Bölgesi'nden İstanbul, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nden de Adıyaman'da yaşayan insanlar üzerinde uygulanmak üzere bir anket hazırlanmıştır. Ankette 6 farklı özellikte gruplar değerlendirmeye alınmıştır. Gruplar, 25 yaş altı lisans öğrencisi veya mezun bay- bayan, 26 yaş üstü lisans mezunu bay- bayan ve ortaöğretim mezunu bay- bayandan oluşmaktadır. Hazırlanan ankette 5 devlet kurumunun amblem ve logosu, her logo için toplam 5 adet açık, net ve algılanabilir soru hazırlanmıştır. Bu doğrultuda yapılan ankette sorulara verilen cevaplarla, bölgeler arasında devlet kurumlarının amblem ve logoları üzerinde algı farkının olup olmadığı araştırılmıştır. Bu doğrultuda farklı bölgelerde yaşayan insanların hangi konularda algı farklılıklarının olup olmadığı konusunda, amblem ve logo tasarımcılarına tasarlama esnasında hedef kitleye uygun kriterleri değerlendirmeye alarak daha verimli sonuçlara ulaşmasını sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Grafik tasarım, logo, amblem, görsel algı, devlet kurumları.
Gezi parkı direnişi sürecinde grafik tasarımın rolü
Bu çalışmanın amacı, Gezi Parkı Direnişi Sürecinde, Grafik tasarımın toplum üzerinde nasıl bir rol oynadığını incelemektir. Çalışmada Gezi Parkı direnişi sürecinin tüm yönleriyle yansıtılması, grafik tasarımcıların, iletişim sürecine nasıl müdahale ettikleri ve yaptıkları seçimlerle mesajı nasıl şekillendirdiklerinin açıklanması, sivil itaatsizlik ve mizah arasındaki ilişkinin açıklanması ve örneklenmesi, Gezi Parkı direnişi sürecinde üretilen görsel ürünlerin yorumlanması, Gezi Parkı eylemlerinde, sosyal medyanın rolüne ilişkin verilere ve tespitlere yer verilmesi hedeflenmiştir.Araştırmanın ikinci kısmında, sivil itaatsizlik kavramı üzerinde durulmuştur. Sivil itaatsizlik tanımları, sivil itaatsizliğin unsurları ve öncüleri, Türkiye ve Dünya'daki sivil itaatsizlik eylemleri bu başlık altında incelenmiştir. Ayrıca, günümüze kadar Dünya'yı etkileyen başlıca sokak direnişlerinin gelişimine yer verilmiş ve direnişler sırasında ve sonrasında ortaya çıkan görsel ürünler yorumlanmıştır. Gezi Parkı Direnişi'nin ortaya çıkma nedenleri ve ülke geneline yayılma süreci, direnişe katılan eylemcilerin profili ayrıntılı şekilde ele alınmıştır. Son olarak sosyal medyanın Gezi Parkı Direnişi üzerindeki etkisinden bahsedilmiştir.Araştırmanın üçüncü kısmında, grafik tasarımın anlamı ve grafik tasarımcının rolü üzerinde durulmuş ve sosyal içerikli grafik tasarım, bu başlık altında ele alınmıştır. Ayrıca, grafik tasarımın görsel algıya olan etkisinin daha net bir şekilde anlaşılabilmesi için Gezi Parkı Direnişi'nin mizahi görsel ürünleri incelenmiştir. Tasarım geliştirme süreci açıklanmış ve göstergebilimin önemi vurgulanmıştır. Üçüncü bölümün son kısmında ise Gezi Parkı Direnişi'nin hafızalara kazınan simgelerine yer verilmiştir.Araştırmanın dördüncü kısmında, mizahın işlevleri üç kategoride incelenmiş ve mizahın Gezi Parkı Direnişi sürecindeki rolü üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Grafik Tasarım, Gezi Parkı Direnişi, sivil itaatsizlik, görsel algı, mizah
Grafik tasarımda görsel okuma dili
Yüzyıllar boyunca hızla yükselen bir değer haline gelen görseller dünyasında görselin kullandığı dili anlamak, düşünmek ve üretebilmek giderek önem kazanmakta; bu durum görsel okuma dilinin ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Söz görsel dil ile ifade edilebilir iken görseli anlatım karşısında sözler yetersiz kalabilir. Görsel dil; hareketi ve hızı dondurma, yaşatma, anlamlandırma ve doğru okutma veya okunma çabasıdır. Görsel dilin yapısal öğelerini oluşturan; işaret, simge, sembol ve ikonların anlam yüklemeleri kodlarla oluşmaktadır. Bunlar sadece söze değil, bazen bir renk, bir bakış, bir mimik hatta suskunluk, saatler sürecek konuşmadan, sayfalar sürecek yazıdan daha etkili ve anlamlı güçlü bir anlatım olabilir. Görsel dilde; gören ve görünen söz konusu olduğundan, görsel okuma dilini oluşturan Grafik Tasarım öğeleri ve ilkeleri, görsel algı ve işaret sistemlerinden başlayarak; piktogram, sembol, simge, imge (kod) göstergelerine kadar geniş bir ifade biçimine sahip olan görsel tasarı yaratılarının bilimsel alanda araştırılması ve incelenmesi amaçlanmaktadır. Görsel dil gerçekliğimize tanıklık eden, geçmişi ve şimdiyi geleceğe taşıyan kopyalanmış izlerdir. Bu çalışmada Grafik Tasarımın bir yaratımı olarak gerçekleştirilen ürünlerin görselleşmesine yönelik görsel okuma dili diye adlandırdığımız söylemin oluşum süreçleri ve özellikleri taranarak, kapsamlı olarak bir araştırma yapılmıştır. Bu bağlamda oluşturulan; 1. Bölümün Grafik Tasarımda Görsel Okuma Dili kavramsal çerçevesinin metin kapsamı biraz genişletilerek; görsel okuma, görsel dil, Grafik Tasarım Öğeleri ve Tasarım İlkeleri yönü ile Görsel Okuma, Tipografik Görsel Dil konularına değinilmiştir. 2. Bölümde; Tasarım, Grafik Tasarım ve Grafik İletişim İlişkisi rolü üzerinde durulmuştur. 3. Bölümde; Grafik Tasarım Ürünlerinde Görüntü ve İleti Elemanları bir başka ifadeyle yaratım süreci de denilebilecek olan nesnelleştirme ya da metindeki kullanımıyla anlamın kurgulanması yoluyla nesnenin dönüştürülmesi süreci (anlam oluşturmaya yapılan vurgu dikkate alınarak) genel yaklaşımından söz edilmiştir. 4. Bölümde; Görsel Okuma Dili Gösterge, Göstergeleri anlamlandırma süreci kapsamlı olarak söz edilmiştir. 5. Bölümde; Görsel İletişim ve Algı, Grafik Tasarım Eğitiminde Görme Engelliler İçin Görsel Dil, Nitelikli Bir Temel Tasarım Eğitimi için öneriler ile konu açıklanmaya çalışılmıştır. Araştırmanın amacı, Grafik Tasarımda tasarlanan ürünlerde, kullandığı görsel dilin nesnel dünya ve yaşamla kurduğu ilişki bağlamında bilimsel yönü ile farkındalık oluşturarak hedef kitle tarafından doğru okunması ve incelenmesidir. Anahtar Kelimeler: İletişim, Göstergebilim, Grafik Tasarım, Tipografi, Görsel Algı, Görsel Dil.
Kurumsal kimlik çalışmalarının görsel etkisi
Küresel dünyada yaşanan rekabet günümüz ekonomisinde, kurumların öne çıkabilmek için bir arayış içine girmesine neden olmuştur. Kurumlar bu rekabet piyasası içinde geri kalmamak, hedef kitlesine: daha kolay ulaşmak, kendilerini tam ifade edebilmek, onların sadakatini kazanmak ve memnuniyetini sağlamak için profesyonel çözüm arayışı içine girmiştir. Bu nedenle kurum kültürünü, imajını, görsel bir kimlikle bir bütün halinde sunan kurumsal kimlik çalışmaları büyük bir önem kazanmıştır. Hızla büyüyen dünya endüstrisinde çoğalan kurumlar toplum içerisinde farklılıklarını ifade etme ihtiyacı hissetmişlerdir. Bu ihtiyacın akabininde kurumsal kimlikle ilgili çalışmalar 1950'li yıllarda isimlendirme, logo tasarımı, stil ve görsel kimlik alanlarında başlamış, 1970 ve 1980'li yıllarda bu kavram genişletilmiş ve içerisine kurumsal davranış ve kurumsal iletişim kavramları eklenmiştir. 1990'lı yıllarda Uluslararası Kurumsal Kimlik Birliği'nin kurulmasıyla hem akademik çevrede, hem de sektörde daha fazla kabul görmeye başlamıştır. Kurumsal kimlik çalışması; kurumun kim veya ne olduğu, gelecekteki amaç ve hedeflerinin neler olduğu, ne tür bir yapıya ve yönetim anlayışına sahip olduğu ve hedef kitlesine ile çalışanlarına nasıl davrandığı konularını içermektedir.
Amblem-logotype tasarımlarında op art'ın kullanımı
Op Art, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra özellikle Avrupa'da gelişen ve ABD'de de uygulama alanı bulan bir sanat hareketidir. Geometrik şekiller, çizgiler ve çeşitli renklerle gözdeki retina tabakası uyarılır ve resme bakıldığında izleyicide hareket ediyormuş hissi uyandırılır. Op Art iki boyutlu ortamda üç boyut etkisi yaratır. Yaş, cinsiyet, kültür, din, dil, ırk fark etmeksizin tüm izleyicilere hitap eder. Op Art'ın doğasında hareket ve yanılsama vardır. Op Art, sanat ve bilimin buluştuğu bir sanat akımıdır, bu sebeple diğer sanat akımlarından ayrılır. 1960'lı yıllarda ortaya çıkmıştır ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte etkisini giderek arttırmıştır. Grafik tasarımı, moda tasarımı ve iç mekan tasarımlarında uygulama alanı bulan Op Art böylelikle sesini tüm dünyaya duyurmaya başlamıştır. Tezimde, Op Art'ın başlangıcı, özellikleri, önemli sanatçıları ve grafik tasarımın önemli bir unsuru olan amblem-logotype'lardaki kullanımı ve etkileri üzerinde durulmuştur. Op Art akımının etkilerini taşıyan amblem-logotype tasarımları sektörlere göre kategorize edilip grafik tasarımın kuralları çerçevesinde incelenmiştir.
3 boyutlu nesnelerde 2 boyut algısı ve grafik tasarımda uygulanması
Grafik tasarımın temel ve değişmeyen ilkeleri teknolojinin tasarıma katkılarıyla yeni biçim ve ifadelere bürünmektedir. Teknolojinin özellikle de dijital teknolojinin hızla ilerleme sürecinde grafik tasarımın kitle iletişimindeki rolü de zorlaşmakta ve tasarımcıları yeni ve daha yaratıcı görsel bir dil arayışına sürüklemektedir. Bu yeni görsel dil, görsel algının değiştirilmesiyle gerçekleşebilmektedir. Kökeni Rönesans sanatı olan anamorfik sanat ve onun uygulanış biçimleri, insanların algısını değiştiren dikkat çekici özelliği ile günümüz sanatçı ve tasarımcıları için önemli bir kaynak olmuştur. Hali hazırda heykeltıraşlar ve ressamlar tarafından kullanılan bu teknik grafik tasarımda henüz yeni bir uygulamadır. Algı ve görsel algıyı biçimlendiren etmenler 2 boyut ve 3 boyut kavramı, mekân, derinlik ve perspektif sanatın temel prensipleri olarak yüzyıllar içinde kullanılmış farklı yorumlama ve yanılsamalar şeklinde sanatları biçimlendirmiştir. Grafik tasarımın mekân içinde bir bütün olarak düşünülüp, farklı bir boyut katılarak kullanımı, 3 boyutlu bir tasarım içinde 2 boyutlu bir tasarım biçiminde uyarlanması ve bunun görsel bir yanılsamayla biçim bulması tez kapsamındaki uygulamaların temelini oluşturmaktadır. Günümüz sanatçı ve tasarımcılarının yöntem ve yorumları incelenerek ve onların çalışmalarını da temel alan, yeni bir görsel dil yaratılmaya çalışılmıştır. 20. yüzyıl modernizmi, sadeleşme ve geometrinin ifadesi ve işlevsellikle gelişmiştir. Biçimsel olarak, Kübizm, Konstrüktivizm ve Op-Art akımları, geometrinin boyut, yapı ve perspektifle farklı yorumlamalarıyla yaratılmıştır. İşlevsellik modernizmin en önemli yapı taşıdır. Tez kapsamında gerçekleştirilen uygulamalar, anamorfik sanata temelli, geometri, boyut ve açıların yönlendirilmesiyle biçimlenmiş tipografi yorumlamalarıdır ve aynı zamanda kamusal alanda kullanılış biçimleri ile işlevsel boyutuyla da ele alınmışlardır. Anahtar Kelimeler: Anamorfik Sanat, Grafik Tasarım, 3 Boyut, 2 Boyut, Görsel Algı
4-6 yaş aralığındaki çocukların teknolojik alet kullanım süresinin, görsel algılama düzeyi ve duygu düzenleme becerilerine etkisinin incelenmesi
Teknolojik aletler, günümüz dünyasında yaşamı kolaylaştırıcı bir rol üstlenmektedir. Ancak olumlu etkilerinin yanında olumsuz etkilerinin de olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı 4-6 yaş aralığındaki çocuklarda teknolojik aletlere maruz kalma sürelerine göre görsel algılama ve duygu düzenleme düzeylerinin incelenmesidir. Çalışma boyunca tablet, telefon, bilgisayar ve televizyon gibi ekranı olan teknolojik aletlere atıf yapılmıştır. Bu amaçla yapılan çalışmaya 21 kız ve 18 erkek olmak üzere 39 çocuk katılmıştır. Algı düzeyinin ölçülmesi için çocuklara Frostig Görsel Algı Testi uygulanmış; çocuklar hakkında bilgiler alınması noktasında annelerine demografik veri formu, Duygu Düzenleme Ölçeği ve Ankara Gelişim Tarama Envanteri uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda görsel algı düzeyleri cinsiyet, maddi durum ve annelerin çocukları ile vakit geçirme biçimi değişkenlerine göre farklılık göstermektedir. Duygu düzenleme becerileri puanları cinsiyet ve gebelikte travmatik deneyim yaşama değişkenleri için anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Telefon, televizyon ve tablet kullanım süresi çocukların görsel algı ve duygu düzenleme becerilerine anlamlı etki etmektedir. Elde edilen bulgular ışığında, teknolojik aletlere maruz kalma deneyimleri ve sürelerinin çocukların görsel algı ve duygu düzenleme becerileri üzerinde kısıtlı etki görülmesine sebep olduğu görülmüştür.
Işık ve hareket: Op art
Op Art; algısal yanılsama üzerine kurulu bir sanat anlayışıdır. Op Art bilinçli olarak oluşturulan düzenlemelerle ışık, renk, form ve kompozisyonlar yardımıyla yanılsama yaratarak, eğitim, kültür, cinsiyet ve yaş farkı gözetmeksizin tüm izleyicileri benzer şekilde etkiler. Op Art; kurallara, bilimsel verilere ve matematiksel değerlere bağlı yapısı nedeniyle diğer görsel sanat dallarından farklıdır.Bu tez çalışmasında sırasıyla; fiziksel olarak ışık, renk, renk kuramları, göz anatomisi ve fizyolojisi, görsel algı ve görsel algı yanılsamaları incelenmiştir. Daha sonra plastik sanatlarda resimde ışık ve hareket konusu dönemsel farklılıklara örneklerle ele alınmıştır. Bu bölümlerin ardından Op Art'ın oluşumu, kompozisyon özellikleri anlatılmış ve Op Art sanatçılarından örnekler verilmiştir. Op Art'ın çağdaş insan yaşamına entegre olan sanat görüşü olmasına değinilerek insan beyninde psikolojik olarak ortaya koyduğu etkileme gücü tartışılmıştır. Op Art görüşünü ortaya koyan ve tarz olarak benimseyen öncü kişi ve sanat grupları hakkında bilgiler verilmiştir.20.yüzyılda ortaya çıkan ve kısa bir dönem süren Op Art, gözün yanıltılabileceğine dair ortaya koyduğu çalışmalarla dikkat çekicidir. Op Art temelli komposizyon ve renk yapıları günümüzde özellikle dikkatin çekilmesinin gerekli olduğu her alanda kullanılmaktadır. Op Art'ın sistematik ve kurallara bağlı yapısının, 20.yüzyılın ikinci yarısından sonra hızla gelişen bilgisayar destekli grafik tasarım yazılım programlarının yapılanmasında etkin olduğu düşünülebilir. Op Art'ın temel değerleri grafik sanatlar ve grafik tasarımı alanında uygulanabilir.
Resim sanatında görsel algılama biçimleri açısından dinamizm
Görsel algının dinamik bir süreç olmasının nedeni: Gözümüzle algıladıklarımız,Sadece nesneler, renkler ve şekiller ile yapılmış farklı düzenlemeler değildir. Belirli?yön?lere sahip gerilimlerin birbirleriyle ilişkisi denge ya da kararsızlık yaratır.Görsel bir unsura ait büyüklük, şekil, konum, renk vb. Hepsi birer görsel güç'tür.Farklı görsel güçlerin algılanması, görme ve algılama sürecindeki dinamizmioluşturur.Dünyayı, duyu organlarımız yolu ile algılarız. (Görmek, işitmek, dokunmak, tatalmak, koklamak) Görsel uyarıların göze ulaşması, ?görsel duyu? sürecidir. Buuyarının anlamı ise, ?görsel algı? sürecinin bir sonucudur.Doğal şeylerin bir sanatçı tarafından irdelenmesi ve işlenmesiyle sanat eseri ortayaçıkar. Sanatın temeli yaratıcılık tarafından belirlenir. Sanatçı izleyiciye ulaşana kadarbirçok üretim sürecini izler. Bu süreci; algı, imgelemler, deneme-araştırmalar, bulmave araştırmalar, yeniden yorumlama ve özgünlük olarak sıralayabiliriz. Düşünmeninyanı sıra algının bu sıralamada rolü büyüktür. Sanatçının algı ile etrafını fark etmesiile başlayan bir öğrenme süreci vardır. Sanatçı iç dünyasını dışa vurma gereksiniminiyaratma süreci ile tamamlamaktadır.Sanat her zaman sanatla beslenmiştir, sanatçılar diğer sanatçıların buluşlarındanetkilenmiş ya da onları reddetmişlerdir. Bu şekilde devam eden süreç içinde akımlarbir birini izlemiş ve bunlar sanatçıda sanatsal kültürel yapıyı oluşturmuştur.Yaratıcılık bir iç sorgulamayla başlayabilmektedir. Görsel sanatlar özelliklesanatçının fizyolojik görsel yapısına ve ortaya koyduğu, yorumladığı işin görseldinamik yapısına bağlıdır.Buna varabilmek ve gereken yolu oluştururken neleri irdelemek gerektiğiniçalışmamızda algı, görme, gestalt kuramı, görsel öğelerin psikolojik etkileri ve temelsanat eğitiminde görsel etkilerin kişi ve eğitimindeki eğilimleriyle gerekli sonucavarılmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Görsel, Algı, Dinamizm, Gestalt, Resim
Sanatın dijital dönüşümü ve sanal gerçekliğin görsel algı ile öğrenme motivasyonu üzerine bir çalışma
Geleneksel sanat anlayışının yerini alan dijital sanat, teknolojinin hızlı gelişimi ile yeni bir boyut kazanmıştır. Sanatçılar artık dijital araçlar ve teknolojilerle eserlerini yaratıyor ve sanatın dijital dönüşümü bu alanda önemli bir etkiye sahip oluyor. Sanal gerçeklik ise son yıllarda popüler hale gelerek pek çok farklı alanda kullanılmaya başladı. Sanal gerçeklik teknolojisi, kullanıcılara farklı bir dünya deneyimi sunuyor ve tasarım, görsel algı ve öğrenme gibi alanlarda önemli bir rol oynuyor. Sanatın dijital dönüşümü ve sanal gerçekliğin tasarıma, görsel algıya ve öğrenmeye etkisi konusu, bu teknolojilerin sanat ve diğer disiplinlerdeki kullanımı, yaratıcılık, inovasyon, sanat deneyimi ve iletişim, estetik algı ve psikolojik etkiler gibi pek çok farklı konuyu kapsamaktadır. Bu konu ile ilgili yaptığım araştırmalarda, dijital teknolojilerin sanat dünyasında yaygın olarak kullanıldığını, sanat eserlerinin üretiminden sergilenmesine kadar pek çok farklı aşamada dijital teknolojilerin kullanıldığını gösteriyor. Aynı zamanda sanal gerçekliğin de farklı alanlarda kullanıldığı ve kullanım alanının giderek genişlediği görülüyor. Bu teknolojilerin sanat, tasarım, görsel algı ve öğrenme gibi alanlarda kullanımı, bu alanlarda yeni deneyimler ve fırsatlar sunuyor. Bu nedenle, bu konuyla ilgili yapılan araştırmalar ve çalışmalar, teknolojinin sanat ve diğer disiplinlerle birleşmesin de önemli bir yer tutuyor. Bu araştırmada, sanal gerçeklik teknolojisinin sanat dünyasındaki yeri, görsel algı etkileri ve eğitim alanındaki etkisi irdelenmektedir. Sanal gerçeklik teknolojisinin tarihçesi, nasıl uğraşıldığı ve temel içerikleri hakkında bilgiler verilerek, sanal gerçeklik teknolojisi ile ilgili temel kavramlar ele alınmıştır. Ayrıca, sanal gerçeklik teknolojisi ile üretilen sanat eserlerinin sanat dünyasına etkisi de yer almaktadır. Sanal Gerçeklikte görsel algılama nasıl gerçekleşir? Eğitimde sanal gerçeklik teknolojisi kullanılarak nasıl faydalar sağlanabilir? Sorularına cevap aranmaktadır
Multimodal sensing for manipulation failure detection
Service robots have become more capable of performing daily tasks as their cognitive skills are improved. However, safety still remains almost an unsolved issue in autonomous manipulation. Ideally, robots are desired to accomplish given tasks with no or minimum damage to their environments and themselves. However, unexpected outcomes are inevitable while operating in unstructured physical environments due to sensory and motor failures or external factors. For example, a service robot may fail in manipulating an object due to sensor/motor misalignments, drop the object after grasping due to an instable grasp or collide with other objects during transportation due to perception errors; all of which may result in undesired effects. The robot state and the environment should be continuously monitored in order to detect anomalies or failures during task execution. To achieve this, an execution monitoring system is needed that can detect failures or anomalies in an observed state. Then, recoveries are possible after detecting failures if they are unavoidable. The focus of the thesis is on multi-modal failure detection methods. Proposed failure detection system uses past observations acquired from different sensors as a training set to create models of success and failure cases, and detects failures during object manipulation actions. Rather than relying only on a single sensor modality, it is proposed to fuse visual, auditory and proprioceptive sensory data to achieve a better detection performance in different failure cases. High level proprioceptive, auditory and visual predicates are extracted by processing each modality separately. Then, the extracted predicates are fused. In order to benefit from integrating multiple information sources, some critical issues must be addressed. In particular, difference in data formats, asynchrony between sensors, correlation or independency of modalities, and varying confidence levels of sensors make the fusion process challenging [1]. The contributions of this thesis are two fold. (1) Visual, auditory and proprioceptive sensor modalities are combined for failure detection. This is the first time that these modalities are used together for failure detection in object manipulation domains. (2) A Hidden Markov Model (HMM)-based fusion method is adopted to create temporal and probabilistic failure models on extracted novel sensory predicates. We evaluate our system on real-time tabletop manipulation tasks with a humanoid robot. Experiments on a humanoid robot for tabletop manipulation scenarios indicate that the contribution of each modality is different depending on the action in execution, and fusion results in an overall performance increase in detecting failures compared to the performance attained in all unimodal scenarios.
Görsel algıya ilişkin bir korteks modeli
Görsel algı, beyinde incelenen en etraflıca çalışılmış ve ulaşılabilir algısal konulardan biridir. Görsel içerik oldukça kolay manipüle edilebildiğinden, yanlış algılaması ilüzyon adı altında kültürel içerik bile olabilmiştir. Son zamanlarda görsel sanal gerçeklik insanı tamamen sarabilmeye başladığından, görsel algının diğer bilişsel konular ile ilintisini araştırabilmek için farklı imkanlar doğmaktadır. Beyinin içindeki görsel devre, kısa dönem belleği, dikkat, alt katman görsel işleme gibi vasıflar arasında, obje farkındalığı gibi yüksek katman fonksiyonları oluşturacak şekilde bir köprü vasfı görür. Beyindeki belli yerlerin gerek deney ile gerek bir hastalık ile fiziksel olarak zarar görmesinin sonucunda elde edilen bilgiler ışığında fizyoloji, hangi bölgelerin ve sinir demetlerinin hangi işleve katkıda bulunduğu hakkında açıklamalara sahiptir. Bu bağlantıların görsel algının ve dikkatin temel yapı taşlarını sergileyebileceğinin alçak katmandaki açıklaması halen bir araştırma konusudur. İhtiyacımız olan, süregelen etkinlik, çeldirici uyartılara bağışıklık gibi temel özelliklerin sağlanabilmesi için biyolojik akla yatkınlığa sahip bir modelle oluşturulmuş bir benzetim kullanılabilir. Doğrusal olmayan topla ve ateşle nöron modelleri ile bu fenomenlerin bir çoğu basite indirgenmiş halleri ile yakalanabilmektedir. Aynı nöron modellerinin görsel algı ve dikkat için de açıklayıcı güce sahip olma ihtimali bulunmaktadır. Bu çalışmada, bu ihtimal üzerinde durulacak ve uygunluğu teste tabii tutulacaktır.
Duygusal algı bağlamında UI/UX tasarımına yaklaşımın incelenmesi
Kullanıcı deneyimi ve kullanıcı arayüz tasarımında kullanıcı ile ürün arasındaki duygusallık ve fonksiyonellik arasındaki ilişki incelenmiştir. Kullanıcı deneyimi ve kulanıcı arayüz tasarımı sürecinde; kullanıcının ihtiyaçları, ürünün işlevselliği ve duygusal deneyim etkilerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Duygusal etkilerin tasarım aşamalarının içinde yer alması, literatürde duygusal tasarım yaklaşımıyla tanımlansa da tasarımcılar tarihsel süreçte duygusal etkileri hissel olarak kullanmışlar ve bu etkilerle meydana gelen tasarım ürünleri ile algıyı yönetmeyi başarmışlardır. Tezin birinci bölümünde araştırmanın önemi, problemi ve amacını yansıtan giriş bölümüne yer verilmiştir. İkinci bölümünde; Duygu kavramı, duygu ve tasarım ilişkisi, duygusal tasarım seviyeleri ve yaklaşımı, algı kavramı ve deneyimi, görsel, renk ve duygusal algı, Gestalt ilkeleri, duygu ve renk ilişkisi incelenmiştir. Üçüncü bölümünde, kullanıcı arayüz tasarımında; kullanılabilirlik ilkeleri, estetik algısı ve duygusal tasarıma yaklaşımı incelenmiştir. Kullanıcı Deneyimi tasarımı bileşenleri ve kullanıcı deneyimini etkileyen görsel tasarım ilkelerine yer verilmiştir. Dördüncü bölümünde ise; web sitesi arayüz tasarımının estetik ve kullanılabilirlik bağlamında tasarlanan arayüzlerin, duygusal olarak etkileyip etkilemediğini anlamak için bir anket oluşturulmuştur. Ankette A ve B kullanıcı arayüzünün fonksiyonel ve estetik olarak karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler, analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Verilerin sonucunda, belirlenen hipotezlerin yüksek bir kısmını desteklediği gözlemlenmiş ve araştırmanın amaç ve problemine yönelik önemli bulgular elde edilmiştir. Tez çalışmasında sonuç olarak; günümüzde birçok tasarım alanında oldukça önemli hale gelen duygusal tasarım yaklaşımının duygusal algı bağlamında kullanıcı deneyimi ve kullanıcı arayüz tasarımı ürün tasarlama sürecine etkisi araştırılmış, kullanıcı deneyimi bileşenleri, kullanıcı arayüz tasarımında estetik algı ve kullanıcı arayüz kullanılabilirlik ilkelerinin duygusal tasarım yaklaşımıyla kullanım ve tasarım ölçütleri saptanmaya çalışılmıştır.
Life kinetik egzersizlerinin hafif düzeyde zihin yetersizliği bulunan bireylerin görsel bellek, algı, dikkat, koordinasyon ve denge becerilerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, life kinetik egzersizlerinin hafif düzeyde zihin yetersizliği bulunan bireylerin görsel bellek, algı, dikkat, koordinasyon ve denge becerilerine etkisinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini hafif düzey zihin yetersizliği bulunan 10-14 yaş arası toplam 18 ortaokul öğrencisi oluşturmaktadır. Deney grubuna 10 hafta (40 dk./3 gün/10 hafta), Lutz (2014)'un life kinetik egzersizleri uygulanırken, kontrol grubuna ise herhangi bir uygulama yaptırılmamıştır. Ölçme araçları olarak, d2 dikkat testi, Benton görsel bellek testi, Frostig görsel algı testi, Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlilik Testi-İkinci Versiyonu (BOT-2) kullanılmıştır. Gruplar arası normal dağılan verilerin karşılaştırılması Independent Samples T-test ile, normal dağılmayan verilerin karşılaştırılması Mann-Whitney U testiyle değerlendirildi. Gruplar içi ön ve son teste göre normal dağılan verilerin karşılaştırılmasında Paired Samples T-testi ve normal dağılmayan verilerin karşılaştırılmasında Wilcoxon testi kullanıldı. Gruplara göre Benton Görsel Bellek ve Algı, Çift Yönlü Koordinasyon, El-Kol Koordinasyonu ve Denge son test değerleri arasında anlamlı fark bulunurken (p<0.05), İşlenen Toplam Madde Sayısı (TN), Atlanan Doğru Harf Sayısı (E1), Yanlış İşaretlenen Harf Sayısı (E2), Ham Hata Puanı (E), İşlenen Toplam Madde Sayısı-Ham Hata Puanı (TN-E), Dalgalanma Oranı (FR), Konsantrasyon Performansı (CP), Göz-Motor Koordinasyonu, Şekil Zemin Ayırımı, Şekil Sabitliğinin Algılaması, Mekanda Konumun, Mekan İlişkilerinin Algılaması ve Frostig Görsel Algı Toplam değerleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Deney grubu ön ve son teste göre Benton Görsel Bellek, TN, E, TN-E, CP, Göz-Motor Koordinasyonu, Şekil Zemin Ayırımı, Frostig Görsel Algı Toplam, Çift Yönlü Koordinasyon, El-Kol Koordinasyonu, Denge değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilirken (p<0.05), diğer parametrelerde fark gözlenmemiştir (p>0.05). Kontrol grubu ön ve son teste göre tüm parametrelerde anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Hafif düzey zihin yetersizliği bulunan bireylere düzenli olarak yaptırılan life kinetik egzersizlerinin görsel bellek, algı, dikkat, koordinasyon ve denge gelişimlerine pozitif yönde katkı sağladığı söylenebilir.
Resimli çocuk kitaplarında mekân algısı ve bir uygulama çalışması
Mekânlar; anılar, kültürler, aidiyet ve benlik duyguları üzerine çeşitli kodlar taşır. Çocukluktan yetişkinliğe mekân ile ilgili deneyimlerimiz, benliğimizi ve geçmişimizi şekillendiren en önemli etmenlerdendir. Resimli çocuk kitaplarındaki mekânlar ve arka plan ögeleriyse, gerçek dünyada algıladıklarımızın iki boyutlu yansımaları niteliğindedir. Türüne, stiline ve algısal odaklarına göre benzerlik oranları değişse de resimli kitaplar referanslarını gerçek dünyadan alır. Bu referansların işleniş biçimleri, çocuğun algısal gelişiminde büyük rol oynar. Algı, psikolojinin ve özellikle bilişsel psikolojinin kapsamlı bir konusudur ve çok sayıda farklı teoriyi barındırmaktadır. Bu tezde, bir çocuk kitabı çizerinin mekân algısıyla ilgili olarak ihtiyaç duyacağı teorik bilginin genel bir çerçevede sunulması ve mekân üretimiyle ilgili kısımların da olabildiğince özsel bir biçimde aktarılması hedeflenmiştir. İlk bölümde, resimli çocuk kitaplarının tanımı ve mekânsal bir odakta tarihi gelişimi ele alınmıştır. Ülkemizdeki duruma da ışık tutması amacıyla, ayrı bir başlıkta gelişimin Türkiye'deki seyrine yer verilmiştir. İkinci bölümde, çocuğun mekân algısı üzerinde durulmuştur. Bu doğrultuda, öncelikle mekân kavramına değinilmiş; çeşitli tanım ve perspektifler sunulmuştur. Ardından çocuklara yönelik mekânlar, son dönemlerde bu mekânların nasıl bir dönüşüm geçirdiği ve bunların sonuçları incelenmiştir. Böylece çocuk nezdinde mekânın nasıl tanımlandığını ortaya koymak amaçlanmıştır. İkinci bölümün ikinci kısmında ise; algı kavramı ve kuramlarına kısaca değinildikten sonra, çocuklarda mekân algısının gelişimi üzerine yaş gruplarına göre veriler ortaya konmuştur. Üçüncü bölümde, ikinci bölümdeki verilerden de yararlanmak suretiyle, özel olarak çocuk kitaplarında mekân algısı konusu işlenmiştir. Bu kapsamda, mekân öncelikle kurgusal olarak irdelenmiş ve çocuk kitaplarındaki işlevi gösterilmiştir. Daha sonra, resimli çocuk kitaplarındaki tasarım ögelerinin mekân algısına etkileri çeşitli örneklerle ele alınmıştır. Son olarak, çocuk kitaplarında mekânın algılanması açısından yeni yaklaşımlar sunan üç boyutlu hareketli kitaplara yer verilmiş ve her biri için özgün örnekler incelenmiştir. Dördüncü ve son bölümde ise, tezin uygulama çalışması kapsamında hazırlanan "Beren ile Mırmır'ın Halı Macerası" isimli resimli kitap üzerine bir inceleme yapılmıştır. Türk halı ve kilim motifleri çevresinde tasarlanan öykü ve resimleme aşamaları ayrıntılı olarak irdelenmiş, çocukların mekân algısına ve mekân kurgulama becerilerine katkı sağlayacak bir çalışma ortaya koymak hedeflenmiştir. Anahtar sözcükler: Resimli çocuk kitapları, resimleme, illüstrasyon, çocuk, mekân algısı, mekân tasarımı, algı, psikoloji, bilişsel gelişim.
Mekan ve fotoğraf ilişkisine tasarım süreci bağlamında bir yaklaşım
Tasarlama eylemini ve tasarımın doğasını anlamaya yönelen bu çalışmanın konusu "fotoğraf sanatı" ve "mekan tasarımı" dır. Teknik ve estetik açıdan geniş kapsamlı disiplinler olan mekan tasarımı ve fotoğraf sanatı bu çalışmada tasarlama sürecindeki ilişkileri bağlamında irdelenmektedir. Çalışmanın amacı; fotoğraflarla bir mekan tasarlama süreci kurgulama denemesi olarak özetlenebilir. Fotoğrafın mekan tasarlama sürecindeki yerinin ve öneminin belirlenmesi için yapılan literatür araştırmaları bu amaca yönelik adımlardır. Çalışmada mekanın "görsel karakteri" ele alınarak mekan tasarlama süreci ile fotoğraf sanatı arasındaki benzer yapı incelenmektedir. Birinci bölümde fotoğraf ve mekan tasarımı ilişkisi tarihsel süreç içinde araştırılmaktadır. Tarihsel süreçte yaşanan gelişmeler ve öne çıkan kişiler üzerinden mekan tasarımıyla fotoğrafın kesiştiği noktalar sunulmaktadır. İkinci bölümde mekan tasarımı ve fotoğrafın algı bakımından benzerlikleri açıklanmaktadır. Her iki alanın ortak algısı olan görsel algı ve bağlantılı olduğu görme, görsel iletişim konuları araştırılmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümü tasarlama kavramları ile ilgilidir. Bu bölümde mekan tasarımı ve fotoğraf, yaratıcılık paydasında ele alınmaktadır. Yaratıcılık dilinde bulunan ortak kavramlar her iki alan için açıklanarak örneklenmektedir. Dördüncü bölümde tasarım süreci, fotoğrafa dahil olma haline göre sınıflandırılmaktadır. İlgili fotoğraf türleri ve oluşturulan sınıflar birlikte düşünülmektedir. Tasarım sürecinin içinde gerçekleşen eylemler ve bunların fotoğraflarla ilişkisi araştırılmaktadır. Bu ilişkilere örnekler doğrultusunda yaklaşılmaktadır. Sonuç bölümünde, fotoğrafların mekan tasarım sürecinde yer almasının tasarlama becerilerine ve sürece olan etkisi genel olarak değerlendirmektedir.
Disleksili çocuklarda kaba motor ve bilişsel becerilerin okuduğunu anlamaya etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, disleksili çocuklarda kaba motor becerileri, motor planlama, görsel algı becerileri, reaksiyon hızı, yürütücü işlevlerin okuduğunu anlamaya etkisini incelemektir. Çalışma grubunu 7-12 yaş arasında 64 disleksi tanılı çocuk oluşturmuştur ve Hacettepe Üniversitesi Ergoterapi bölümü, pediatri ünitesine başvuran çocuklar arasından rastgele seçilmiştir. Kontrol grubu (n=64) sosyal medya ilanı yolu ile katılmaya başvuran gönüllü bireyler arasından seçilmiştir. Çocukların kaba motor becerileri için Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlik Testi-2 Kısa Formun (BOMYT 2-KF) bilateral koordinasyon, denge, hız ve çeviklik maddeleri, motor planlama için Dinamik Ergoterapi Biliş Ölçeği-Çocuk (DEBÖ-Ç) versiyonunun motor taklit, obje kullanımı ve sembolik eylemleri içeren 3 alt parametre, görsel algılama becerileri için Görsel Algı Beceri Testi-3 (GABT-3) görsel ayırt etme ve şekil zemin parametreleri, reaksiyon hızını değerlendirmek için bilgisayar programı, yürütücü işlevlerini değerlendirmek için Yürütücü İşlevler ve Aktivite Rutinleri Ölçeği (YİARÖ) kullanıldı. Bu becerilerin okuduğunu anlamaya etkisini incelemek için Sesli Okuma Becerisi ve Okuduğunu Anlama Testi II (SOBAT II)'nin A formunda bulunan 13 metin kullanıldı. Disleksili çocuklarda yapılan yol modeline göre motor planlama (ß=0,536, p=0,002) ve görsel algı-şekil zemin algısı alt parametresinin (ß=0,380, p=0,002) okuduğunu anlama üzerinde doğrudan etkisi bulundu. Kaba motor beceri (ß=0,942, p=0,002) motor planlama ölçümü üzerinden okuduğunu anlama üzerinde dolaylı bir etkiye sahipti. Tipik gelişim gösteren çocuklarda yapılan yol analizine göre yürütücü işlevler (ß=0,439, p=0,002), görsel algı-görsel ayırt etme alt parametresinin (ß=0,623, p=0,002) okuduğunu anlamaya doğrudan etkisi vardı. Görsel reaksiyon hızı (ß=-0,592; p=0,002), motor planlamanın (ß=0,218; p=0,002) ise yürütücü işlevler üzerinden okuduğunu anlamaya dolaylı olarak etkisi vardı. Okumayı etkileyen faktörler, tipik gelişim gösteren çocuklar ile disleksi olan çocuklar arasında farklıydı. Bu çocuklarla çalışan sağlık profesyonelleri ve öğretmenler bunun farkında olmalıdırlar.
Motor beceri, görsel algılama ve yaşam kalitesinin çocukluk çağı dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) farklı eş tanı grupları arasında incelenmesi
Bu çalışmaya 6-10 yaş arası erkek, sağ eli dominant olan, tanısı sadece DEHB olan 18, DEHB ve özgül öğrenme güçlüğü (ÖÖG) olan 17, DEHB ve karşıt olma karşı gelme bozukluğu (KOKGB) olan 16, DEHB ve anksiyete bozukluğu olan 15 ve tipik gelişim gösteren (TGG) yaşıtları 15 olmak üzere toplam 81 çocuk dahil edilmiştir. Çalışmamızda el tercihi Edinburgh El Tercih Anketi ile, motor beceri Bruininksy- Oseretsky Motor Yeterlilik Testi'nin 2. Versiyonu (BOT-2) ile, el fonksiyonları 9 Delikli Peg Testi ile, görsel algılama becerileri Motor- Yetenek Olmaksızın Görsel Algılama Testi'nin 3. Versiyonu (MYOGAT-3) ile ve yaşam kaliteleri Küçük Çocuk Yaşam Kalitesi Ölçeği ile test edilmiştir. Küçük Çocuk Yaşam Kalitesi Ebeveyn Formu (KÇYKEF) ve Yenilenmiş Conners Anababa Derecelendirme Ölçeği Kısa Formu (YCADÖKF) çocukların ebeveynlerine verilerek doldurmaları istenmiştir. Çalışmamızın sonucunda DEHB ve eş tanı grubundaki çocukların TGG yaşıtlarına göre motor beceri (x2= 36,693) (p=0,001), el becerileri (x2= 10,456) ( p= 0,033), görsel algılama ( x2= 10,240) (p= 0,037) ve yaşam kalitesi (F= 3,432) (p= 0,012) seviyelerinde düşük oldukları görülmüştür. KÇYKEF'de DEHB ve eş tanı grubun ebeyenlerinin TGG yaşıtlarının ebeveynlerine göre değerlendirmelerinin düşük olduğu görülmüştür (x2= 22,113) (p= 0,001). YCADÖKF'de ise DEHB ve eş tanı grubundaki ebeyenlerin puanlamalarının TGG yaşıtlarının ebeveynlerine gore daha yüksek olduğu görülmüştür (x2=23,934)(p= 0,001). Çalışmamızın sonucunda ayrıca DEHB ve ÖÖG eş tanı grubunun denge, üst ekstremite koordinasyon ve kaba motor beceri gibi motor becerilerde diğer DEHB ve eş tanı gruplarına göre daha düşük seviyede oldukları görülmekte ve bu sonuçların bu alanda çalışan fizyoterapistlere yol gösterici olacağı düşünülmektedir.
Bedensel engelli sporcularda kognitif fonksiyonlar ve görsel algılamanın reaksiyon zamanı ile ilişkisinin incelenmesi
İnanlı, A. Bedensel Engelli Sporcularda Kognitif Fonksiyonlar ve Görsel Algılamanın Reaksiyon Zamanı ile İlişkisinin İncelenmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Programı, Yüksek Lisans Tezi, 2019. Bu çalışma bedensel engelli sporcularda kognitif fonksiyonlar ve görsel algılamanın reaksiyon zamanıyla olan ilişkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya bedensel engelliler spor federasyonuna bağlı masa tenisi, okçuluk, atıcılık sporunu yapan; yaşları 18-65 yaşları arasında değişen 6 kadın 16 erkek sporcu olmak üzere toplam 22 sporcu katıldı. Çalışmada sporcuların üst ekstremite kas kuvvetleri, omuz esneklikleri, kavrama kuvvetleri, ince el becerileri, parmak kavrama güçleri, kognitif fonksiyonları, görsel algılamaları, reaksiyon zamanları, bilişsel başarısızlık durumları, uyku kaliteleri, depresyon durumları değerlendirildi. İstatiksel analiz sonucunda; masa tenisçi – okçular arasında (p=0,006) sağ eksternal rotasyon, masa tenisçi – atıcılar arasında (p= 0,002) sağ supinasyon, masa tenisçi – okçular arasında (p=0,001); masa tenisçi – atıcılar arasında (p= 0,003) sol supinasyon kas kuvveti arasında anlamlı fark bulundu. Gruplar arasında kognitif fonksiyonlar, görsel algılama ve reaksiyon zamanı açısından anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Değerlendirilen diğer parametreler bakımından gruplar arasında anlamlı bir farklılık ve kognitif fonksiyonlar ile görsel algılamanın reaksiyon zamanına etkisi bulunmadı (p>0,05). Kognitif fonksiyonlar ile görsel algılama arasında pozitif yönde anlamlı orta derecede kuvvetli bir ilişki bulundu (r=0,525, p=0,012). Bilişsel başarısızlık ile sağ reaksiyon zamanı arasında pozitif yönde anlamlı orta derecede bir ilişki bulundu (r=0,469, p=0,028). Çalışmanın sonucunda; unutkanlık dalgınlık gibi bilişsel başarısızlığın el reaksiyon zamanını uzatarak reaksiyon hızını yavaşlatmasına sebep olduğu bulunmuştur. Sporda başarıyı arttırmak amacıyla bu alanda çalışan fizyoterapistlerin, antrenörlerin ve sporcuların müsabaka öncesi stres ve kaygı ile başa çıkma yöntemleri üzerine yoğunlaşmalarının önemli olduğu görülmüştür.
Total uyku kaybında dinamik görsel zayıflık ve otomatik motor yanıtların değerlendirilmesi
Denge sistemi hareket ile ilişkili en önemli duyusal sistemdir. Denge sistemi; görsel, somatosensör ve vestibüler sistemden gelen uyarılarla kontrol edilir. Uyku, insanlarda bir günlük süre içerisinde belirli aralıklarla tekrarlanan davranışsal bir durumdur. Değişen dünya ile birlikte kişilerin uyku düzenlerinde değişiklik meydana gelmiştir. Yetişkinlerde yetersiz uyku süresinin genel prevalansı %20 olarak tahmin edilmektedir. Bu çalışma ile total uyku kaybı olan bireylerdeki dinamik görsel zayıflık ve otomatik motor yanıtları değerlendirmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 18-36 yaş aralığında sağlıklı 31 genç erişkin dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan tüm bireyler Duyu Organizasyon Testi, Adaptasyon Testi, Statik Görsel Keskinlik Testi, Minimum Algılama Zamanı Testi, Dinamik Görsel Keskinlik Testi ve Bakış Stabilizasyon Testi ile değerlendirilmiştir. Bireylere yapılan tüm testler günlük uyku döngüsünün bozulmadığı normal bir günde (normal durum) ve 24 saatten daha uzun süre total uyku kaybı yaşadığı bir günde (total uyku kaybı durumu) olmak üzere iki farklı zamanda uygulanmıştır. Normal ve total uyku kaybı durumları arasında Duyu Organizasyon Testi değerlendirmesine göre görsel öncelik skoru dışındaki duyu analizi oranlarda ve Minimum Görsel Algılama Zamanı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p<,05). Total uyku kaybı durumunda somatosensör oran, görsel oran ve vestibüler oranın normal duruma göre daha düşük olduğu ve görsel algılama zamanının total uyku kaybı durumunda uzadığı tespit edilmiştir. Duyu Organizasyon Testi Durum 1 skorlarında, Adaptasyon Testi, Bakış Stabilizasyon Testi, Statik ve Dinamik Görsel Keskinlik testlerinde elde edilen değerlerde iki farklı durum arasında anlamlı bir fark elde edilememiştir (p>,05). Sonuç olarak total uyku kaybının postüral dengeyi ve görsel algılama zamanını etkilediği, postüral adaptasyon ve dinamik görsel performansları azaltmasına rağmen önemli derecede etkilemediği belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: total uyku kaybı, postüral denge, duyu organizasyon testi, dinamik görsel keskinlik, görsel algılama zamanı
Matematik eğitiminde görselleştirme ve görsel algı üzerine bir sistematik derleme çalışması
Geometri eğitiminde şekillerin özelliklerinin ezberletilmesi ya da yetersiz örnek verilmesi gibi sebeplerin öğrencinin öğrenmesini zorlaştırdığı söylenebilir. Görselleştirme, öğrencilerin matematiği öğrenmede karşılaştıkları zorlukları azaltacak bir etkinlik olarak ele alınmaktadır. Görsel algı süreçlerinin eğitime dahil edilerek geometri eğitiminin zorluklarının giderilebileceği düşünülmektedir. Bu araştırmanın amacı, geometride görselleştirme ve görsel algı ile ilgili yayımlanan bilimsel makalelerin analiz edilerek geometri eğitiminde görselleştirme ile görsel algı süreçlerinin kolaylaştırıcı etkisinin vurgulanması ve bu konular hakkında araştırma yapacak kişilere farklı bakış açıları sunmaktır. Araştırma için nitel bir araştırma yöntemi kullanılmıştır ve araştırma modeli olarak ise sistematik derleme modeli kullanılmıştır. ERIC ve Web of Science veri tabanları kullanılarak geometride görselleştirme ve görsel algı üzerine yayımlanmış 47 makale tespit edilmiş ve bu 47 makale veri tabanına, yayımlandıkları yıllara, ülkelerine, örneklem büyüklüğüne ve örneklem grubuna, araştırma yöntemine ve desenine, veri toplama aracına, görselleştirme aracı olarak kullanılan teknolojilere ve konu ve sonuçlarına göre analiz edilmiştir. Sonuçlar grafik, tablo, frekans ve yüzde olarak betimsel bir şekilde açıklanmıştır. Araştırma sonucunda makalelerin büyük çoğunluğunun ERIC veri tabanına ait olduğu, en çok makalenin 2011 yılında yayınlandığı görülmüştür. Makalelerin en fazla Türkiye ve ABD'de gerçekleştirildiği bulunmuştur. Makaleler de en fazla nicel yöntemin tercih edildiği, veri toplama aracı olarak en fazla beceri testlerinin kullanıldığı, çalışmaların genel olarak öğrenci ve öğretmen merkezli olduğu görülmüştür. Görselleştirme ve görsel algı ana temaları altında gerçekleştirilen makaleler bu ana temaların önemine, eğitim için kritik rolüne vurgu yapmışlar ve bu temalarla ilgili önerilen araçların ve uygulamaların olumlu sonuçlarına dikkat çekmişlerdir.