Hematoloji

75 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi döneminde hematoloji-onkoloji hastalarının enfeksiyon kontrolü ve yönetiminde hemşirelerin izolasyon uyumu

COVID-19 pandemisi tüm dünyayı etkisi altına alarak sağlığı olumsuz yönde etkilemiş ve birçok ölüme neden olmuştur. Dünyadaki tüm insanların, COVID-19 bulaş nedeniyle hastalık ve ölüm riski taşımasının yanı sıra diyabet, hematoloji-onkoloji, kardiyovasküler hastalıklar gibi kronik hastalığa sahip bireyler için riskin daha fazla olduğu COVID-19 vaka izlemi takiplerinde görülmüştür. Görülen bu riskler nedeniyle bu hastaların bakım ve tedavisinde önemli rol ve sorumlulukları bulunan hemşirelerin, enfeksiyon kontrol ve yönetiminde yeri ve önemi oldukça büyüktür. Bu araştırma, COVID-19pandemi döneminde hematoloji-onkoloji hastalarının enfeksiyon kontrol ve yönteminde hemşirelerin izolasyon uyumunu belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yetişkin ve pediatri hematoloji-onkoloji birimlerinde ayaktan ve yataklı tedavi kurumlarında çalışan 80 hemşire ile Ocak 2021 – Şubat 2021 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri 'Sosyo-Demografik Özellikleri Tanılama Formu' ve 'İzolasyon Önlemlerine Uyum Ölçeği' kullanılarak toplandı. Veriler SPSS 25.0 programında frekans, yüzde, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı istatistikler ve korelasyon analizi yapıldı. Normal dağılıma uygun olan veriler Student T testi, One Way Anova testi kullanılarak değerlendirildi. Hemşirelerin %92,5'i kadın, %33,8'i evli, %43,8'i lisans ve %27,5'i yüksek lisans mezunudur. Hemşirelerin aile üyelerinin %55'inin kronik hastalığı vardır. Pandemi döneminde hemşirelerin %83,8'i evde konakladığını söylemiştir. Hematoloji-onkoloji hemşirelerinin %40'ı COVID-19 enfeksiyonuna yakalanmıştır. Aynı zamanda, hemşirelerin %45'ine çevresindeki insanların bakış açısı olumlu yönde olduğu görülmüştür. Hemşirelerin %77,5'i COVID-19 Rehberi'nden haberdar olduğunu ifade etmiştir. Hematoloji-onkoloji hemşirelerinin İzolasyon Önlemlerine Uyum Ölçeği puan ortalaması 73, 70±7, 365 olarak bulunmuştur. Bu araştırmanın verileri doğrultusunda hemşirelerin COVID-19 Rehberi'nden haberdar olması, pandemi döneminde hemşirelerin çevresindeki insanların bakış açısının olumlu olması, hemşirelerin aile üyelerinin kronik hastalık varlığı, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, pandemi döneminde konaklama yeri genel izolasyon uyumunu artırma yönünde anlamlı bir belirleyicisi olduğu bulundu. Sonuç olarak hemşirelerin güncel rehberlerin takibi ve hemşirelik mesleğindeki eğitim düzeyi gibi değiştirilebilir faktörleri geliştirerek izolasyona uyumu artırılabildiği görülmektedir. Bu bağlamda kurum içinde COVID-19 enfeksiyon kontrolü ve yönetimi konusundaki eğitimler artırılarak güncel rehberlerin içeriği hemşireler ile paylaşılmalı ve hemşirelerin güncel rehber takibinin enfeksiyon kontrolü ve yönetiminde uyumu artırma yönüne dikkat çekilerek hemşireler teşvik edilmelidir.

COVID 19EnfeksiyonlarHematoloji+6
Kübra Şentürk
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anti nükleer antikor pozitifliği bulunan hastalarda oto antikorların ve hematolojik parametrelerin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Sistemik otoimmün hastalıkların toplumdaki sıklığı %1 ila 2 arasında olup önemli bir morbidite ve mortalite sebebidir. Bu nedenle sistemik otoimmün hastalıkların erken tanısı önem taşımaktadır. Sistemik otoimmün hastalıkları destekleyen klinik bulguları olan hastalarda tanısal amaçlı, şüpheli klinik bulguları olan hastalarda ise bazı hastalıkları dışlamak için ve otoimmün hastalığı olan hastaları sınıflandırmak için ANA testi yapılması faydalıdır. HEp-2 hücreleri kullanılarak gerçekleştirilen indirekt immünfloresan (IIF) yöntemi, ANA saptanmasında kullanılan en duyarlı ve altın standart yöntemdir. ANA testinin sonuçlarında titre ve boyama modeli önem taşımaktadır. Güncel kılavuzlar sistemik otoimmün hastalık tanısı için ANA sınır değeri olarak 1/160 titreyi öngörmektedir. ANA testinin yüksek titrede bulunması, otoimmün hastalık açısından uyarıcıdır ancak tek başına tanı koydurucu değildir. IIF testi ile ANA pozitifliği saptanan hastalarda, antijen tipinin ortaya çıkarılması ve IIF testinin doğrulanması amacıyla; immünoblot ve ELISA testi önerilmektedir. Çalışmamızın amacı; ANA pozitif bulunan hastaların, ANA titresinin değerlendirilmesi, ANA boyanma paternlerinin belirlenmesi ve ANA subtiplerinin tayini ile birlikte ANA titrelerine göre sitopeni gelişme ihtimalinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Yöntem: Bu çalışmamıza, IFA yöntemi ile çalışılan ANA testi 1/160 titre ve üstünde pozitif saptanan 622 hasta dahil edilmiştir. Anti-ds DNA ve ENA profili (SS-A, SS-B, SCL-70, anti-SM, SM-RNP, anti sentromer, ENA nükleozomu, anti-ribozomal-P protein) içerisinden en az 3 ANA subtipi çalışılan 18 yaş üzeri kişilerin sonuçları retrospektif olarak taranmıştır. Hastaların demografik ve laboratuar verileri ile ANA titre ve paternleri karşılaştırılmıştır. Bulgular: ANA pozitif saptanan 622 hastanın, 539 (%86,7)'u kadın, 83 (%13.3)'ü erkek idi. Hastaların yaş ortalaması 46,7 saptanmıştır. Bu hastaların 565 (%90,8)'i nükleer patern, 56 (%9)'sı sitoplazmik patern ve 1 (%0,16)'i mitotik boyanma paterni göstermiştir. 168 kişide (%27) 1/160 titre, 153 kişide (%24,5) 1/320 titre, 101 kişide (%16,2) 1/640 titre, 79 kişide (%12,7) 1/1280 titre ve 121 kişide (%19,4) 1/2560 titre saptanmıştır. 1/640 ve üzerindeki titreler ile 1/640 altındaki titreler karşılaştırıldığında, hemoglobin, lökosit, trombosit, kreatinin, AST, ALT, CRP, Anti-TG, Anti-TPO, C3 ve C4 değerleri ile anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. ANA titresi ile sedimantasyon, RF ve AMA ile pozitif yönlü korelasyon saptanırken lökosit, hemoglobin ve C3 ile negatif yönlü korelasyon saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızda ANA pozitifliği kadınlarda daha sık saptanmıştır. Yaş dağılımı literatürle uyumlu olarak 46,7 saptanmıştır. ANA titresi arttıkça sistemik otoimmün hastalıklar daha sık görülmektedir. Çalışmamızda en sık IFA boyanma paterni olan nükleer homojen ve ince benekli boyanmalar bulunmuştur. En sık saptanan ANA subtipleri ise SSA ve SSB idi. Sistemik otoimmün hastalık düşünülen ve ANA pozitifliği bulunan hastalarda, immünblot ve ELISA yöntemi ile anti-dsDNA ve anti-ENA profili çalışmanın erken tanı ve hasta takibinde klinik olarak yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: otoimmün hastalık, antinükleer antikor, IFA, ELİSA

AntikorlarAntikorlar-antinükleerAntikorlar-antinükleer+6
Sinan Yıldırım
Bezmialem Vakıf University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Seyhan Nehri (Adana kent içi bölgesi)'nde yaşayan bazı cyprinid'lerde hematolojik araştırmalar

öz DOKTORA TEZİ SEYHAN NEHRİ(ADANA KENT İÇİ BÖLGESİ)'NDE YAŞAYAN BAZI CYPRİNİD'LERDE HEMATOLOJİK ARAŞTIRMALAR Aysel ŞAHAN(AZİZOĞLU) ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ SU ÜRÜNLERİ ANABILİM DALI Danışman: Doç.Dr. İbrahim CENGİZLER Yıl: 2000, Sayfa: 116 Jüri: Doç.Dr. İbrahim CENGİZLER : Prof.Dr. Gürkan EKİNGEN : Prof. Dr. Mustafa SARIEYYÜPOĞLU Bu araştırmada, Seyhan Nehri'nden 1997-Mayıs ile 1998-Mayıs tarihleri arasında yakalanan dört Cyprinid türünde hematolojik bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Araştırma özellikle Seyhan Nehri 'nin tarımsal, sanayi, mezbaha ve evsel atıkların bol olduğu bölgede yapılmıştır. Araştırma süresinca Seyhan Nehri'nden yakalanan Cyprinid' lerden Doğa Sazanı(Cy/;/'/wM.v carpio, Linnaeus, 1758), Kızılgöz(Riiülus rutilus, Linnaeus, 1758), Benekli Siraz(Capoeta barroisi, Lortet, 1894) ve Bıyıklı Balık(fiar6//s rajanorum, Heckel, 1843) türleri araştırma materyali olarak kullanılmıştır. Söz konusu ortamda yaşamaya uyum sağlamış Cyprinid türlerinde temel hematolojik parametreler ortaya çıkarılmış, ayrıca mevsimsel farklılıkların hematoloji üzerine etkileri belirlenmiştir. Eritrosit ve lökosit hücre miktarları açısından dört türde benzer sonuçlar gözlenmiştir. Türlerin tamamında eritrosit değerlerde yaz aylannda başlayan artışlar, sonbaharda maksimum düzeylere ulaşmıştır. Lökosit hücrelerde, yaz aylannda kirlilik ve paralelinde enfeksiyon miktarına da bağlı olarak artan değerler kış aylannda azalma göstermiştir, özellikle yaz aylarında C.carpio bireylerinde gözlenen ekto parazit (Dactylogyrus vastator, Gyrodactylus elegans, Ichthyophthirius multifilis, Trichodina nigra ve Argulus foliaceus) türleri ile endo parazit Cestod ÇSchistocephalus sp. ve Caryophyllaeus mutabilis) türlerinin de lökosit artışına neden olabileceği konusu tartışılmıştır. Serum Glukoz değerleri Cyprinid'lerde su sıcaklığına ters yönde değişim göstermiştir. Serum Protein değerlerinde ise, beslenmeye bağlı değişimler izlenmiştir. Kan elektrolit düzeyleri ise, her bir türde çevresel stres faktörlerine bağlı olarak değişim göstermiştir. C.carpio bireylerinden incelenen hematolojik parametrelerin tamamında normal değerlerden sapma ve ortamdaki mevcut stres faktörlerinden diğer türlere nazaran daha fazla etkilenmeler tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Cyprinidae, Tatlı Su Balık Hematolojisi, Balık Kanı, Kirlilik ve Balık Fizyolojisi. t£, rtKKÖĞRCTÎM KÎMJMj

BalıklarHematolojiKirlilik+2
Aysel Şahan (azizoğlu)
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2000
00
Master'sOpen AccessEN

Study the alteration of some biochemical parameters in blood of thalassemia minor patients

The current study was aimed to determination the levels of some Hematological parameters, serum iron, TIBC, hepcidin, testosterone and some vitamins in β thalassimia minor patients. 140 subjects, reported for infected with β thalassemia in Khanaqin Hospital (blood bank and blood donation centre) from April 2022 to July 2022 in Diyala Governorate / Khanaqin city and its affiliated areas. The experiments were conducted in private labs in the Iraqi province of Diyala. In the present research, the participants were split up as follows: Group A: 55 men with thalassemia minor patients. Group B: 55 women with thalassemia minor patients. Group C: 30 healthy subjects without thalassemia minor patients (control group). The results showed the percentage of HbA1 in males (93.32± 0.75) and in females (93.34± 0.99), while HbA2 was in males (4.94 ± 0.695) and females (5.09 ± 0.762), while in the control group, the percentage of HbA1 in males (97.13±0.401) and in females (97.6± 0.476), while HbA2 was in males (2.22 ± 0.353) and in females (2.34 ± 0.233). The present investigation found statistically significant (P <0.05) variations in the variables of interest. Hematological measures in thalassemia patients, including hemoglobin concentration, PCV, MCV, and MCH percentages, indicated substantial (P <0.05) reductions in patients compared to the control group.

Biochemical propertiesDiseaseHematology+3
Azad Husseın Mamah Al-wındı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of occupational stress for nurses at haematology units

Occupation stress is the harmful physical and emotional reactions that happen when the needs of the job do not match the abilities, resources, or needs of the worker. The primary purpose of this research is to evaluate of occupational stress, to determine the work environmenta related factors causing stress in nurses in hematology units and to determine the relationship between ocupational stress and demographic and occupational characteristics of nurses. A cross-sectional design was carried out in Medical City Teaching Hospital (Haematology Units) in Baghdad, Iraq, from 23 February 2022 to 20 January 2023. The results of this study revealed a higher level of occupational stress with 60% of haematolgy nurses reporting feeling angry when their job was stressful. Based on Perceived Stress Scale, the most stressful domaines were feeling angry [M(SD)= 3.30 (1.05)]; feeling upset [57%; M(SD)= 3.35 (0.869)]; feeling nervous and stressed [56%; M(SD)= 3.20 (1.119)]; inability to cope [46%; M(SD)= 2.92 (1.252)]; unable to control the important things in their life [58%; M(SD)= 3.22 (1.124)]; and feeling diffuculties dealing were piling up so high [44%; M(SD)= 2.98 (1.110)]. The most stessful work environment-related stressor (factors) was the lack of rewards and encouragment for skillfull work [2.04 (1.10)]. The moderate stressful work environment factors were: "Fear of making a mistake in treating a patient" with mean score of [1.82 (1.150)], follow by "Difficulty in working with a particular nurse within the unit" [1.66 (1.165)]; and "Lack of an opportunity to share experiences and feelings with other personnel in the ward/unit" with a mean of [1.80 (0.876)]. When the level of occupational stress of nurses in haematology units was compared with their sociodemographic, a statistically significant association was found between them (p>0.01). Higher level of occupational stress was linked to nurses age, gender, marital status, nursing qualification, monthly income, years of experiences in nursing and hematology units, and participating in hematology-related training sessions, workshops, and conferences in Iraq. Younger hematology nurses who ages between 19-28 years, female, widows, had diploma in nursing, wadges between DI 601,000-900,000, with 6-10 years of working experiences in nursing profession and hematology units, and those who participating in the hematology training, workshops, and conferences inside the country have a high level of occupational stress. Nurses working in the haematology units Baghdad hospital appears to be a stressful experience. An effective coping strategies and develop self-care competencies need more attention by nurses with developing an effective programme to reduce the level of occupation stress among Iraqi's nurses in Baghdad.

EvaluationHematologyNurses+5
Murtadha Rasool Naser Naser
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Irak'ta santralde çalışan işçilerin biyokimyasal ve moleküler belirteçleri

Bu çalışmanın amacı, ağır metal etkilerinin biyokimyasal, hematolojik belirteçler ve moleküler belirteçler ile mesleki kurşun maruziyeti arasındaki ilişkiyi araştırmak, ve aynı zamanda bu çalışmanın hedefi, Elektrik üretim istasyonunda kirliliğe maruz kalan işçilerde ağır metal (Pb, Cd, Cu, Fe) düzeylerinin yanı sıra Biyokimyasal üreticilerin (Cat, SOD, GSH, MDA, CRE, Bun, T.P., AlP., GOT, GPT) düzeylerini ve enzimatik aktivite ile ilişkili CYP3A53 gen polimorfizmlerini saptamaktır. Araştırma popülasyonu iki alt gruba ayrılmaktadır: 20 kişi (maruz kalan işçiler) ve 10 kişi (kontrol). Sonuçlar, ölçülen metallerin konsantrasyonlarının çoğunun çalışma sırasında dalgalandığını, en yüksek Cu konsantrasyonunun (41.4 ppm) maruz kalan işçilerde bulunduğunu, biyokimyasal belirteçler için sırasıyla Bun ve GPT (30.13 mg/dl, 26.10 IU/l) başta olmak üzere tüm biyokimyasal belirteçlerde artış görülmektedir. Moleküler belirteçlerle ilgili olarak, maruz kalan işçiler için tüm antioksidanlar konsantrasyonda yükselme gösterilmektedir, sonuçlar (1, 4, 6, 7, 18, 23) hariç çoğu örnekte polimorfizmi göstermektedir. Ağır metal metabolizması için enzimatik aktivite ile ilişkili CYP3A53'ün tek nükleotid polimorfizmi (SNP), çalışma istasyonunda ağır metallerin kirliliğinden etkilenen işçilerin maruz kaldığı sonucuna varılmaktadır.

Biyokimyasal özelliklerHematolojiIrak+2
Mareh Dheyaa Zakı Barem
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk ve yetişkin çağı akut lösemilerinde mikro-RNA paneli

Amaç: mikroRNA'lar, genom üzerinde protein kodlayan intron veya ekzon bölgeleri ve protein kodlamayan bölgelerdeki RNA genlerinden transkripsiyonu sağlanan, fakat proteine translasyonu gerçekleşmeyen, fonksiyonel RNA molekülleridir. Olgun mikroRNA'lar hedef genlerin ekspresyonunu azaltarak protein sentezinin düzenlenmesine bir nevi genin işlevlerinin engelenmesine sebep olurlar. MikroRNA'lar protein translasyonunun inhibisyonuna ve/veya mRNA'nın yıkımına neden olur. Yapılan çoğu çalışmada bu küçük moleküllerin hematopoezde farklılaşma, çoğalma ve apoptoz (programlı hücre ölümü) gibi çok önemli hücresel olaylarda kritik öneme sahip olduğunu göstermiştir. Normal ve malign hematopoesizdeki microRNA ekspresyonları ve bunlar arasındaki ilişkiyi saptamak giderek artan bir şekilde ilgi uyandırmaktadır. Akut lösemilerde mikroRNA'ların rolü giderek daha fazla araştırmanın konusu olmaktadır. Bizde bu çalışmada, hematolojik tümörlerden biri olan çocukluk ve yetişkin çağı akut lösemilerinde, mikroRNA profillerini belirlemeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Pediatrik Hematoloji ve Pediatrik Onkoloji Bilim Dalları ile Dahiliye Hematoloji Bilim Dallarına Aralık 2010 ile Eylül 2011 tarihleri arasında başvuran akut lösemi tanısı alan 49 hasta çalışmaya alındı. Sitomorfolojik, immünohistokimyasal ve akım sitometrik çalışmalar ile ALL tanısı alan çocuk 31 hasta, yetişkin 4 hasta ile çocuk AML tanısı alan 6 hasta ile yetişkin 8 hasta için çocuk ve yetişkin kontrol grubu sağlıklı çocuk ve yetişkin olarak 70 (çocuk;47 , yetişkin 23) hasta ile çalışmaya dahil edildi. Hasta gruplarında tanı sırasında ve remisyon dönemlerinde olmak üzere 2 defa kan alınıp plazma örnekleri saklandı. Sağlıklı gruptan bir defa kan alınıp plazması ayrıldı. Alınan plazma örneklerinden PCR ile mikroRNA analizi araştırıldı.Bulgular: Çocuk hasta ve kontrol gruplarında (ölçümü yapılan 10 ve üzeri hasta) micro RNA değerlerinin karşılaştırması ile; miR20a, miR25, miR92a, miR30c, miR106b, miR203, miR150, miR192, miR302c, miR184, miR218, miR320, miR342-3p, miR223, miR328, miR483-5p, miR376a, miR381, miR451, miR576-3p, miR548a hasta grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak yüksek (p<0.05) iken, miR20b, miR342-3p ve miR548a ölçümlerinde kontrol grubunun ölçümleri hasta grubunun ölçümlerinden yüksek (p<0.05) bulundu.Hastaların remisyon anındaki ölçümleri ile kontrol grubunda (ölçümü yapılan 10 ve üzeri hasta) micro RNA değerlerinin karşılaştırması ile; miR769-3p, miR20a, miR92a, miR16, miR27b, miR192, miR320, miR223, miR484, miR451'in hasta grubunun remisyon anındaki ölçümlerinde kontrol grubundan yüksek (p<0.05) bulunmuşturÇocuk hastaların tedavi sırasındaki ve remisyon anındaki ölçümleri karşılaştırıldığında (ölçüm yapılan 5 ve üzeri hasta) miR30c, miR106b, miR25, miR184, miR218, miR302c, miR483-5p tedavi grubundaki hastalarda istatistiksel olarak daha yüksek (p<0.05) olduğu saptandı. Lösemi tipi ALL olan çocuk ile lösemi tipi AML olan çocukların karşılaştırılmalarında iki lösemi tipi arasında micro RNA değeri yönünden bir istatistiksel farklılık (p>0.05) saptanamamıştır.Çocuk hastalarda hücre tipleri arasında micro RNA değeri yönünden bir istatistiksel farklılık saptanamamıştır. micro RNA ölçümlerinin cinsiyete göre karşılaştırılması ile tedavi sırasında ölçülen miR30c ölçümünün erkek hastalarda kız hastalara göre daha yüksek (p<0.05) olduğu görülmüştür.Kız çocuklardan oluşan kontrol grubundan elde edilen ölçümler ile karşılaştırıldığında; miR30c, miR106b, miR25, miR92a, miR16, miR203, miR150, miR302c ve miR4835p micro RNA ölçümlerinin kız hastalarda kontrol grubundaki kız çocuklarının değerlerine göre daha yüksek (p<0.05) olduğu görülmüştür.Erkek çocuklardan oluşan kontrol grubundan elde edilen ölçümler ile karşılaştırıldığında; miR30c, miR106b, miR25, miR92a, miR150, miR302c, miR184, miR218, miR320, miR223 ve miR4835p micro RNA ölçümlerinin erkek hastalarda kontrol grubundaki erkek çocuklarının değerlerine göre daha yüksek (p<0.05) olduğu görülmüştür.Kız ve erkek çocuklarda ayrı ayrı olarak hasta grubunda tedavi ve remisyon anlarında elde edilen ölçümlerin karşılaştırılması sonucunda, kız hastalarda miR30c ölçümünün, erkek hastalarda ise miR30c, miR25, miR218 ve miR381 ölçümlerinin tedavi anındaki değerlerinin remisyon anındaki değerlerinden daha yüksek (p<0.05) olduğu görülmüştür.Yetişkin hasta ve kontrol gruplarında (ölçümü yapılan 5 ve üzeri) micro RNA değerlerinin karşılaştırması ile miR328 ölçümünde kontrol grubu hasta grubundan daha yüksek değer elde ederken, miR451 ölçümünde ise hasta grubunun ölçümleri kontrol grubunun ölçümlerinden daha yüksek (p<0.05) bulunmuştur.Hastaların remisyon anındaki ölçümleri ile kontrol grubunun değerleri karşılaştırıldığında, miR30c, miR106b, miR302c, miR184, miR218 ve miR483-5p ölçümlerinde kontrol grubunun, miR16, miR223 ve miR451 ölçümlerindeyse hasta grubunun micro RNA değerinin daha yüksek olduğu görülmüştür.Yetişkin hastaların tedavi sırasındaki ve remisyon anındaki ölçümleri karşılaştırılmak istendiğinde miR30c, miR302c, miR218 ve miR483-5p ölçümlerinde remisyon anında tedavi sırasındaki ölçüme göre istatistiksel olarak anlamlı (p<0.05) düşüş görülmüştür. Yetişkin hastalarda iki lösemi tipi arasında micro RNA değeri yönünden bir istatistiksel farklılık (p>0.05)saptanamamıştır.Lösemi tiplerine göre tedavi ve remisyon anında ölçülen micro RNA ölçümlerinde ALL hastalarında miR30c ve miR106b remisyon anında bir düşüş (p<0.05) gözlenirken, AML hastalarında sadece miR30c ölçümünde remisyon anında bir düşüş (p<0.05) gözlenmiştir.

HematolojiLösemiMikro RNA+2
Barbaros Şahin Karagün
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin hematolojik hastalıklarda terapötik aferez ilişkili yan etkiler

Amaç: Aferez; hedef hücre veya kan bileşenlerinin bir hücre ayrıştırma cihazı yardımıyla kandan ayrıştırılması, kanın kalan kısmının kişiye geri verilmesi işlemidir. Aferez uygulamaları oldukça güvenli olarak kabul edilmesine rağmen, kullanılan tekniğe, yapılan işleme, endikasyona veya işlem sırasında kullanılan antikoagülan solüsyona ve vasküler giriş yoluna bağlı olarak bazı yan etkiler ortaya çıkabilmektedir. Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Hemaferez Ünitesi'nde erişkin hasta grubunda hematolojik hastalık endikasyonları ile uygulanan terapötik aferez işlemlerinde gözlenen komplikasyonların sıklığını ve şiddetini belirleyerek bu yan etkilerin detaylı irdelenmesi, bunlara karşı gerekli önlemlerin alınması ve yan etki gözlendiğinde hızlı ve etkin müdahale edilmesine yardımcı olacak bilgilerin sunulması amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Bu çalışmaya 2005-2014 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Hemaferez ünitesinde erişkin hematolojik hastalık endikasyonlarıyla uygulanan 1783 terapötik aferez işlemi dahil edildi. Bu işlemlere ait veriler hasta dosyaları ve komplikasyon bildirim formlarından toplanarak retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: Bu işlemler, 189'u (% 42,3) kadın, 288'i (% 56,8) erkek cinsiyette olmak üzere 447 hastaya (yaş ortalaması 42,1±17,6 yıl) uygulandı. Toplam 1239 TPD (% 69,5), 428 OED (% 24), 60 lökositaferezi (% 3,4), 56 plazma filtrasyonu (% 3,1) işlemi gerçekleştirildi. Terapötik aferez işlemlerinde görülen yan etkilerin büyük bir kısmı TPD işlemlerinde olmak üzere, toplam komplikasyon sayısı 836; en az bir komplikasyon görülen işlem sayısı 642 (% 36) olarak belirlendi. 142 (% 8) işlemde birden fazla (min: 2, maks: 7) komplikasyon gözlendi. Ayrıca, sadece hafif şiddette komplikasyon saptanan işlem sayısı 348 (% 19,5), orta şiddette yan etkilerin gözlendiği işlem sayısı 243 (% 13,6) olarak saptandı. Şiddetli yan etki nedeniyle sonlandırılan işlem sayısı 51 (% 2,9) idi. Çalışmamızda, fatal komplikasyon hiç izlenmedi. Hasta ile ilişkili komplikasyonlar 1783 terapötik aferez işleminin 490'ında (% 27,5) gözlendi. Damar yolu ile ilişkili komplikasyonlar 151 (% 8,5) işlemde izlenirken teknik nedenlerle gelişen yan etkiler 62 (% 3,5) işlemde saptandı. En sık terapötik aferez işlemi uygulanan ve komplikasyon gözlenen üç hematolojik endikasyon; TTP (% 33,8), OHA (% 33) ile monoklonal gamopati ve hiperviskozite sendromu (% 38,8) olarak bulundu. Çalışmamızda en sık gözlenen üç hasta ile ilişkili semptom ve bulgu, hipotansiyon (% 14,3), baş dönmesi (% 5,6) ve allerjik cilt reaksiyonu (% 3,3) olarak saptandı. Sonuç: Komplikasyonların önemli bir kısmının hafif ve orta şiddette olması ve mortalitenin son derece düşük oranda görülmesi nedeniyle, bu işlemler genel olarak güvenli olarak kabul edilebilir. İşlemlerin, talebi yapan klinik ile Hemaferez Ünitesi ile koordineli planlanması, hastaların işlemlerden önce kapsamlı olarak değerlendirilmesi, işlem hazırlıklarının olası yan etkiler dikkate alınarak gerçekleştirilmesi, hastaların işlem sırasında ve sonrasında yakın takibi gibi faktörler, toplam komplikasyon oranını, özellikle işlem iptaline neden olabilen şiddetli yan etkilerin sıklığını önemli ölçüde azaltabilir. Anahtar Kelimeler: Terapötik Aferez, yan etkiler, plazma değişimi, plazma filtrasyonu, lökositaferezi, otomatize eritrosit değişimi

EritrositlerHematolojiKan bileşenlerini ayırma+4
Sümeyya Eken
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hematoloji̇k mali̇gnensi̇lerde merkezi̇ si̇ni̇r si̇stemi̇ tutulumunun akim si̇tometri̇k yöntemle değerlendi̇ri̇lmesi̇

Amaç: Merkezi sinir sistemi (MSS) tutulum riski yüksek olan hematolojik malignensili hastalarda, klinik prezentasyonda nörolojik sistem bozukluğu düşündüren bulgu ve belirtiler varlığında; tanısal ya da bulgular olmasa bile hastalığı evreleme amacıyla, tarama testi olarak yapılan beyin omurilik sıvısının incelenmesi genellikle rutin olarak yapılan bir işlemdir. Konvansiyonel olarak sitolojik analiz ve manyetik rezonans görüntüleme teknikleri SSS tutulumu tanısında kullanılmaktadır. Son yıllarda giderek artan bir oranda akım sitometrik analiz ile yapılan immünfenotipik incelemenin önceleri tek altın standart analiz olarak değerlendirilen sitolojik analizin yerini almakta olduğu çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir. Bizde çalışmamızda hematolojik malignensi tanılı hastalarımızda SSS tutulumunu belirlemede akım sitometrinin (AS) etkinliğini ve tanı koymadaki doğruluk derecesini sitolojik, biyokimyasal ya da radyolojik görüntüleme teknikleri gibi diğer yöntemleri de kullanarak belirlemeyi amaçladık. Ek olarak hastalarımızın takibinde akım sitometri sonuçlarının klinik seyri belirlemedeki prediktif değerini araştırdık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Haziran 2014-Eylül 2015 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Erişkin Hematoloji ve Onkoloji kliniklerinde takip ve tedavi edilmekte olan hematolojik malignensi tanılı, SSS tutulumu açısından şüpheli veya yüksek risk taşıdığı düşünülen toplam 35 hasta alındı. Hastalardan alınan beyin omurilik sıvısı (BOS) örneklerinde akım sitometrik, sitolojik, biyokimyasal ve direkt mikroskobik inceleme yapıldı. Bulgular: Çalışmamıza dâhil edilen toplam 35 hastanın yaş ortalaması 43±2.9 olup K/E oranı 12/23 idi. Hastaların 20'si ALL (%57), üçü AML (%8.5), 11'i NHL(%31), biri KLL tanısı ile izleniyordu. NHL tanılı hastaların altısı DBBHL (%54), üçü MCL (%27), biri Burkitt lenfoma, biri düşük dereceli NHL idi. Akım sitometri 11 hastada pozitif iken, sitoloji üç, MR görüntüleme ise beş hastada pozitif saptandı. Sitolojik değerlendirme ve akım sitometri arasında SSS tutulumunu belirlemede akım sitometri lehine belirgin bir farklılık mevcuttu (P =0.025). Akım sitometri analizi ile MR görüntüleme bulguları ve BOS protein düzeyleri arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (P >0.05). Sitoloji ve MR inceleme arasında istatiksel olarak anlamlı derecede fark saptandı (P =0.05). AS pozitif olan hasta grubunun istatiksel olarak anlamlı biçimde santral sinir sistemi tutulumunu telkin edecek semptomlara sahip olduğu tespit edildi (P =0.005). Sitoloji pozitifliği ile SSS semptomları arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki mevcuttu (P=0.001). Tüm çalışma grubunda ve ALL altgrubunda AS analiz sonuçlarına göre SSS tutulumu olan ve olmayan hastaların sağkalımları karşılaştırıldığında iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmedi (P>0.05). Tüm hastalarımızda ortalama 18 ayda genel sağkalım oranı %52.7 ±11.5 olarak bulundu. Sonuç: Hematolojik malignensilerin SSS tutulumu tanısında akım sitometri sitolojik ve biyokimyasal analiz, radyolojik görüntüleme gibi diğer yöntemler ile karşılaştırıldığında tanısal açıdan öne çıkmaktadır. Sitolojik inceleme klinik önemini korusa da SSS tutulumunu belirlemedeki duyarlılığı oldukça düşük düzeylerde olup değerlendirmelerin mutlaka akım sitometrik bulgular ile desteklenerek yapılması gerekir. Yeterli sayıda hasta ile yapılacak daha geniş ve uzun süreli araştırmalar akım sitometrinin prognostik önemini belirlemede yol gösterici olacaktır. Anahtar Kelimeler: Hematolojik malignensi, Akım sitometri, Santral sinir sistemi tutulumu.

Akım sitometrisiHematolojiKan hastalıkları+6
Hüseyin Derya Dinçyürek
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda besin takviye kullanım sıklığı, etki eden faktörlerin değerlendirilmesi ve hematolojik-biyokimyasal değerler ile ilişkisi

Amaç: Günümüzde besin takviyesi tüketimi her yaş grubu arasında giderek artmaktadır. Besin takviyelerinin gittikçe yaygınlaşan kullanımı bebek ve çocuk yaş grubunu da etkilemektedir. Literatürde pediatrik yaş gruplarına yönelik çalışmalar sınırlı ve sayıca azdır. Bu çalışma çocuklarda beslenme durumu, büyümenin değerlendirilmesi, besin takviyesi kullanım sıklığı, kullanım nedenlerinin aydınlatılması ve hematolojik -biyokimyasal parametreler ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Gereç ve yöntem: Bu kesitsel anket çalışması etik kurul onayı alındıktan sonra Aralık 2021 ve Eylül 2022 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi çocuk polikliniklerine herhangi bir nedenle başvuran 0-18 yaş çocuğu olan 565 gönüllü katılımcı ile yapıldı. Ankette ebeveynlerin sosyodemografik özellikleri, çocukları için besin takviyesi kullanım durumları, bu ürünleri kullanım amaçları, ürünlerin kullanımı sonrası görülen etkiler ve yan etkiler, ebeveynlerin besin takviyeleri hakkındaki bilgi düzeyleri değerlendirildi. Çocuğun büyüme ve gelişmesini gösteren boy, kilo gibi parametreler ve varsa son 1 ay içinde verilmiş laboratuvar tetkikleri kaydedildi. Anketler daha sonra kayıt altına alınarak istatistiksel analiz yapıldı. Bulgular: Çalışmamıza 565 ebeveyn katıldı. Ebeveynlerin %62.7'si (n:354) anne , %37.3 'ü (n:211) ise baba olup çalışmaya dahil edilen çocuklar arasında besin takviyesi kullanım sıklığı %39,1 (n:221) olarak bulundu. En sık kullanılan besin takviyesi ürünleri %18.1 (n:40) L-arginin ve multivitamin, %17.6 (n:39) omega-3 ve multivitamin, %12.2 (n:27) propolis, %10.4 (n:23) hindiba ve multivitamin, %7.2 (n:16) multivitamin içeren ürün olarak bulundu. Ebeveynlere takviye kullanım nedenleri sorgulandığında %21.7'sinin (n:48) iştah arttırmak, %19.9'unun (n:44) büyüme ve gelişmeyi hızlandırmak, %12.7'sinin (n:28) kilo aldırmak, %11.8'inin (n:26) okul başarısını arttırmak, %11.3'ünün (n:25) boy uzatmak, %9.5'inin (n:21) herhangi bir nedenle gördüğü tedaviye ek fayda sağlamak, %5'inin (n:11) bağışıklığı arttırmak amacıyla kullandığı saptandı. Çocukları için takviye kullanan ebeveynlerin %61,5'inin (n:136) takviyeyi hekim önerisi ile kullanmakta olduğu bulundu. Tüm preparatlar arasında en çok hekim önerisi ile tercih edilen preparat beta glukan içerikli besin takviyesiydi. Katılımcıların besin takviyesi hakkında bilgiyi hangi kaynaktan öğrenerek kullanmaya başladıkları sorgulandığında %76,9'unun (n:170) diğer sağlık çalışanı, %73,3'ünün (n:162) sosyal medya, %67,9'unun (n:150) doktor aracılığıyla bilgi edindiği öğrenildi. Sosyal medyanın bilgi konusunda en sık rol aldığı besin takviyesi ürünleri pelargonium sidoides içerikli takviye ürünü (%90) ve ginkgo biloba ,omega 3 ve E vitamini içeren kombine preparatdı. Araştırmaya katılanların %70,1'i (n:155) besin takviyesi kullanımından sonra fayda gördüğünü belirtirken, aralarında en çok omega 3, ginkgo biloba ve E vitamini içerikli kombine preparat kullananlar fayda gördüğünü belirtti. Besin takviyesi kullananların %24'ü (n:53) yan etki gördüğünü belirtirken, en sık görülen yan etki %71 (n:38) döküntü ve %28,3 (n:15) bulantı-kusma olarak saptandı. Ebeveynlerin sosyodemografik özelliklerinden anne ve babanın eğitim düzeyi, baba yaşı, sahip olunan çocuk sayısı, aile tipi, ikamet yeri ve gelir-gider durumunun besin takviyesi kullanımı konusunda etkili olduğu saptandı. Düşük kilo persantil ve SDS'sine sahip olan çocukların daha sık takviye kullanmakta olduğu saptandı. İlk 1 yaşta profilaktik demir ve D vitamini kullanımı olan ebeveynlerin daha sık olarak besin takviyesi kullandığı bulundu. Rutin takipleri için pediatrist veya özel muayenehanede çalışan pediatri hekimine başvuran çocukların daha sık besin takviyesi kullandığı saptandı. Araştırmaya katılan 565 çocuktan 135'inin son 1 ay içerisinde alınmış olan laboratuvar testine ulaşıldı. 135 çocuğun 72'si besin takviyesi kullanmaktaydı. Çocuklardan besin takviyesi kullanmayan grupta olanların MCV ortalama değeri 77,42±8,80 fL, MCH ortalama değeri 25,59±3,58 pg, hemoglobin (Hb) ortalama değeri 11,95±2,01 g/dl ile istatistiksel olarak anlamlı düşük saptandı (p<0,05). Besin takviyesi kullanan grupta trombosit ortalama değeri 312,31±84,75 103/µL ve mutlak lenfosit sayısı ortalama değeri 3,22±1,22 103/µL ile istatistiksel olarak anlamlı düşük saptandı. Besin takviyesi kullanımı ile nutrisyonel parametreler arasında anlamlı istatistiksel farklılık saptanmadı. Sonuç: Beslenme alışkanlıkları çocuk yaşta oluşmakta olup bu dönemde doğru beslenme alışkanlığını yerleştirmiş olmak çocuğun tüm yaşamında etkili olacaktır. Besin takviyesi kullanımı tüm Dünya'da giderek artmakta olduğu gibi ülkemizde de artmaktadır. Çalışmamızda da bölgemizde yüksek sayılabilecek oranda takviye kullanımı olduğu saptanmıştır. Fayda görüldüğü kadar azımsanmayacak yan etkilerin de görüldüğü çocuklar olduğu saptanmıştır. Klinik pratikte çocuklar için takviye kullanımına alışmak yerine dengeli ve yeterli beslenme konusunda ailelerin eğitilmesi, takviye kullanılacaksa kullanım şekli, süresi ve nedeninin irdelenerek kullanılması, bilinçsiz takviye kullanımından kaçınılması çok önemlidir. Anahtar kelimeler: Besin takviyeleri, vitamin, mineral, beslenme

Besin destekleriHematolojiKan parametreleri+2
Duygu Lüleci Dağlı
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ürtikerli atlarda hematolojik ve serum biyokimyasal muayene bulguları

Bu tez çalışmasında atlarda şekillenen ürtikerin hematalojik ve serum biyokimyasal parametleriyle ilişkisinin ortaya konulması amaçlandı. Çalışmaya dahil edilen atlar sağlıklı (n=20) ve klinik olarak üritker semptomu gösteren (n=15) at olacak şekilde Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı kliniğine getirilen ya da saha koşullarında farklı at yetiştiriciliği yapılan haralarda bulunan farklı ırk yaş ve cinsiyetten oluştu. Sağlıklı oldukları belirlenen ve klinik olarak ürtiker tanısı konmuş olan atlardan V.jugularis aracılığı ile tekniğine uygun olarak kan örnekleri alındı. Alınan kan örnekleri ilgili biyokimyasal değerlendirmeler yapılmak üzere laboratuara ivedilikle taşındı. Sağlıklı ve ürtikerli atların hematolojik değerlerinin karşılaştırılmasında NEU, MCH ve MCHC değerlerinin istatisitiksel anlamlı farklılıklar gösterdiği incelenen diğer parametlerde ise herhangi bir anlamlı farklılığın bulunmadığı görüldü. Sağlıklı atlara kıyasla ürtikerli atların NEU değerlerinin daha düşük seyir ettiği (p<0,05), buna karşın MCH ve MCHC konsantrasyonlarının ürtikerli atlarda sağlıklı atlara göre anlamlı düzeyde (p<0,05) düşük olduğu belirlendi. Sağlıklı ve ürtikerli atların biyokimyasal parametreleri incelendiğinde ALP, AST, Total Kolesterol, Kreatinin ve Trigliserid konsantrasyonlarında anlamlı düzeyde değişimler olduğu belirlendi. Söz konusu değişimlerin Total Kolesterol ve Trigliserid seviyelerinde anlamlı azalmalar şeklinde, ALP, AST ve Kreatinin seviyelerinde ise istatistiksel anlamlı (p<0,05) artışlar şeklinde olduğu belirlendi. Sonuç olarak ürtikerli atların hematolojik ve biyokimyasal parametrelerinin değerlendirilmesinde genellemelerin yapılmasından ziyade hastaların söz konusu parametreler yönünden bireysel olarak değerlendirilmesi ve ürtiker semptomunun yanında olası diğer hastalık ya da metabolik değişimler yönünden incelenemesinin daha doğru olacağı kanısına varıldı.

BiyokimyaHayvan hastalıklarıHematoloji+2
Barış Doğan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik kan hastalıklarında görülen eritrosit osmotik frajilitesi değişiklikleri

Amaç: Eritrositlerde artan membran rijiditesi, azalan deformabilite ve hemoliz oksidatif hasarın bir sonucudur. Literatürde homozigotik beta talasemili ve demir eksikliği anemisinde oksidan/antioksidan sistem ve eritrosit osmotik frajilitesi arasındaki ilişkiyi gösteren sınırlı sayıda çalışma mevcuttur. Çalışmamızda anemi tanısı konmuş hasta grubu ile sağlıklı bireylerden oluşturulan kontrol grubunda oksidatif hasar belirteci olan Nitrik oksit (NO) plazmada, antioksidan sistemin en önemli bileşenleri olan süperoksit dismutaz (SOD) enzimi ise eritrositlerde belirlenerek, aralarındaki ilişkiyi araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Hematoloji Polikliniğine anemi nedeniyle başvuran 3 ayrı grup kan örneğiyle ve kontrol grubuyla yapıldı. Kontrol grubu (n=15), Demir eksikliği anemisi grubu (n=15), B 12 Vitamini eksikliği grubu (n=15), Talasami minör grubu (n=15). Bulgular: Özellikle talasemi hasta grubunda artan osmotik frajilite ve artan NO düzeyi saptanmış olup; bu hasta grubunda ortaya çıkan oksidatif stres ve lipid peroksidasyonunun bir sonucu olarak hemolitik anemiye neden olduğu düşünülmektedir. Sonuçlar: Çalışmamızın sonuçları gereğince; oksidatif stres araştırması için anemili olgularda yapılan çalışmaların tanısı yeni konulmuş ve henüz tedaviye başlanılmamış hasta grubunda yapılmasının, hem osmotik frajilite sonuçları, hemde oksidan/antioksidan sistem parametreleri açısından daha sağlıklı sonuçlar verebileceğini düşünmekteyiz.

AnemiAntioksidanlarEritrositler+5
Derya Aşçı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran COVID-19 tanısı alan hastalarda; hematolojik, biyokimyasal, kardiyak parametrelerin radyolojik bulgular ile ilişkilendirilmesi

Arka plan-hedef: Aralık 2019'da Çin'in Wuhan kentinde başlayan SARS-CoV2 tip COVİD-19 hastalığı kısa sürede bütün dünyaya yayılıp pandemi halini almıştır. COVID‐19 enfeksiyonu tanısı için mikrobiyolojik ve radyolojik incelemeler kullanılmaktadır. Biyokimyasal ve hematolojik testler hastalık risk derecelendirmesi, hastalık ile tedavinin takibinde faydalıdır. COVID‐19 tanısı koymada RT‐PCR (Realtime Revers-Transkriptaz Polimeraz Zincir Reaksiyonu) testi güvenilir bir tanı testidir ancak istem‐sonuç süresinin uzun olması nedeniyle özellikle acil servis başvurularında hızlı karar vermek için uygun olmayabilir. Bu çalışmada hastanemiz acil servisine başvuran COVID-19 tanısı alan hastaların hematolojik, biyokimyasal, kardiyak parametrelerinin radyolojik bulgular ile ilişkilendirdik. Tüm bunların taburculuk ya da yatış kararı vermede rolünü araştırdık ve bu parametrelerin hastalığın prognozunu öngörmede etkili olup olmayacağını tartıştık. Gereç-yöntem: Araştırmamız retrospektif bir çalışma olup çalışmaya Eylül 2020-Eylül 2021 arası Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi acil servisine başvuran COVID-19 PCR testi pozitif çıkan ve COVID-19 tanısı alan 18 yaş üstü erişkin hastalar dahil edilmiştir. Tüm parametreler Hastane Bilgi Yönetim Sistemi (HBYS) üzerinden hasta dosyaları taranarak kaydedilmşitir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 400 olgudan 217'si(%54,2) erkektir. Kronik hastalığı olan 193 hastanın 94'ü(%48,7) diyabet, 113'ü(%58,5) hipertansiyon, 10'u(%19,3) astım, 29'u(%15) KOAH, 44'ü(%22,8) KAH hastasıdır. 115 akciğer grafisi çekilen hastanın 96(%83,5) tanesinin akciğer grafisi bulguları normal saptanmış olup, 9(%7,8) olguda fokal konsolidasyon, 8(%7) olguda ise yaygın alveoler değişim saptanmıştır. Toraks Bilgisayarlı Tomografisi (BT) bulgusu olan 283 hastanın 19'unun(%6,7) Toraks BT bulguları çok düşük şüpheli, 18'inin(%6,4) düşük şüpheli, 60'ının(%21,2) şüpheli, 104'ünün(%36,7) yüksek şüpheli, 82'sinin(%29) çok yüksek şüpheli olduğu görülmüştür. Toraks BT ile taburculuk durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (χ2=22,913; p=0,000). Taburculuk grubunda olan hastaların 76'sı(%55,9) kadın, yatış yapılan 157 hastanın (%59,5) erkek olduğu belirlenmiştir. Gruplara göre üre, ürik asit, kreatinin, LDH, CRP, glikoz, CK, albümin, globulin, ferritin, Na, Cl, Ca, PZ, APTZ, fibrinojen, D-dimer, troponin ve CK-MB değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir(p<0,05). Kronik hastalığı olanların hastaneye yatış riski 4,426 kat daha fazladır (OR=4,426). Servis yatışı olan 92 hastanın (%47,7) toraks BT'sinde yüksek şüphe olduğu, yoğun bakım yatışı yapılan 29 hastanın (%60,4) toraks BT'sinde çok yüksek şüphe olduğu belirlenmiştir. Servis yatışı olanların toraks BT'sinde ağırlıklı olarak yüksek şüphe olduğu, yoğun bakım yatışı yapılanlarda ise ağırlıklı olarak çok yüksek şüphe olduğu belirlenmiştir. Yoğun bakım yatışı yapılanların üre, kreatinin, LDH, CRP, glikoz, ferritin, K, PZ, D-dimer, troponin ve CK-MB değerleri, servis yatışı olanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksektir. Kronik hastalığı olanların, kronik hastalığı olmayanlara göre yoğun bakım yatış riski 10,954 kat daha fazladır (OR=10,954). Toraks BT'si yüksek şüphe olanların Hgb, Hct, PLT, Lenfosit, Monosit değerleri, düşük olanlara göre anlamlı düzeyde daha düşüktür. Sonuç: Kronik hastalığı olanların çoğunluğunun hipertansiyon ve diyabet tanılı hastalar olduğu ve bunun yoğun bakım yatışını etkileyen önemli bir parametre olduğu tespit edilmiş. Pandemi gibi hasta yoğunluğunun fazla olduğu dönemlerde acil servisteki iş yükünün azaltılması ve hastaların daha hızlı sonuçlandırılması açısından RT-PCR testine ek olarak radyolojik görüntülemeler ile laboratuvar bulguları birleştirilerek değerlendirilmelidir. Bu parametrelerin hastalığın prognozu hakkında yol göstericiliği kanıtlanmıştır. Anahtar kelimeler: COVID‐19, Bilgisayarlı Toraks Tomografisi, CO-RADS sınıflaması, servis, yoğun bakım

Acil servis-hastaneAcil tıpCOVID 19+7
Fatma Şahin
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hematolojik maligniteli hastaların febril nötropeni ataklarının değerlendirilmesi

Amaç: Febril nötropeni, bağışıklığı baskılanmış hastalarda ya da kemoterapi sırasında sık karşılaşılan, erken tanı ve tedavisinin yapılması gereken hematolojik acildir. Belli aralıklarla, FEN ataklarının klinik seyir ve özellikleri değerlendirilmeli, tedavi etkinliğini inceleyen çalışmalar yapılmalıdır. Hastanemizde hematolojik malignite nedeniyle takip edilen ve FEN atağı geçiren çocuk hastaların klinik ve laboratuvar bulgularının, uygulanan tedavilerin incelenmesi ve merkezimizin verilerinin dökümante edilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Manisa Celal Bayar üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hematoloji kliniğinde, 2014-2021 tarihleri arasında hematolojik malignite tanısı ile takip edilmiş hastaların FEN atakları ele alınmıştır. Bu çalışmada; FEN ataklarındaki hastaların yaşı, cinsiyeti, nötrofil sayısı, kaçıncı FEN atağı olduğu, ateşe eşlik eden şikayetleri, enfeksiyonun tipi, ateşin kaç gün sürdüğü, FEN atağının tedavinin hangi bölümünde olduğu, kültür sonuçları ve kullanılan antibiyotikler retrospektif olarak araştırılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda 42 hastanın 148 FEN atağı retrospektif olarak incelendi. Hastaların 34'ü ALL, altısı AML, ikisi JMML hastasıydı. Nötrofil sayısı FEN atakalarının 118'inde <500/mm3, 24'ünde 500-1000/mm3, altısında 1000-1500/mm3 arasındaydı. Febril nötropeni ataklarının 53'ü (%35,8) kız hastalarda, 95'i( %64,2) erkek hastalarda saptandı. Akut lenfoblastik lösemili hastaların risk gruplarına göre nötropeni düzelme sürelerine bakıldığında; SRG'de olanların 9 gün ± 6,16 gün, MRG'de 8,79 gün ±9 gün, HRG'de olanların 14,35 gün ± 11,15 gün olarak bulundu. Yüksek risk grubunda olan hastalarda nötropeni süresindeki uzunluk istatiksel olarak anlamlıydı (p:0.019). En sık şikayet olarak 40 atakta (%27) öksürük şikayeti saptanırken, 61 atakta (%41,2) şikâyet saptanmadı. Enfeksiyon kliniklerinin dağılımına bakıldığında; 35 atak (%40,2) ile ÜSYE kliniği en sık karşımıza çıkan klinikti. Febril nötropeni ataklarının 42 sinde (%28,3) kan kültüründe üreme saptanırken, 106'inde (%71,96 üreme saptanmadı. Akut lenfoblastik lösemi tanılı hastaların FEN atakları en sık konsolidasyon (48 atak, %42,9) ve indüksiyon evresinde (26 atak, %23,2) görülürken, akut myeloid lösemi tanılı hastalarda ise en sık AIE (10 atak, %31,25) ve HAE (sekiz atak, %25) tedavi bloğunda görüldü. FEN ataklarında ilk gün başlanan antibiyotikler incelendiğinde atakların sadece %4.7'sinde meropenem monoterapisi başlanırken, %95,3'nde kombine tedavinin başlandığı saptandı. Tartışma ve Sonuç: Hematolojik maligniteli hastalarda FEN; hastane yatışının uzamasına, geniş spektrumlu antibiyotik ihtiyacının artmasına, yaşam kalitesinin düşmesine ve mortaliteye neden olmaktadır. Febril nötropeni hastalarında ampirik antibiyotik kullanımına bağlı olarak mortalitede önemli ölçüde azalma olmuştur. Hematolojik maligniteli hastalarda nötropeni süresinin >10 gün olması ve ANS<100 mm3 olması enfeksiyon riskini artıran en önemli faktörlerdir. Bizim çalışmamızda hastaların %53,3'ünde (79 atak) ANS<100 mm3, %35,8'nde (53 atak) nötropeni süresi 10 günün üzerindeydi. Nötropeni süresi yüksek risk gurubundaki hastalarda belirgin olarak düşük ve orta risk grubu hastalardan uzun olmasına rağmen, hasta başına düşen FEN atağı sayısı benzerdi. Febril nötropeni ataklarıda mikrobiyolojik olarak kanıtlanmış enfeksiyonun en değerli göstergesi kültürde etken olan patojenin üremesinin gösterilmesidir. Literatürde bakteriyemi sıklığı %20-46,5'lerde bildirilmektedir. Çalışmamızda literatürle uyumlu olarak FEN ataklarının %28,3 ü (42 atak) kan kültüründe üreme saptandı. Kan kültüründe en sık üretilen bakteri KNS (24 atak, %57) iken, antibiyotik direnci en fazla olan bakteri ise klebsiella pnömonia (7 atak, %16,6) bakterisi olarak saptandı. Alınan 89 idrar kültüründen 11'inde (%12,3) üreme saptandı. Üreme saptanan kültürlerde en çok üreyen mikroorganizma Escherichia coli oldu (%45,4). Hematolojik maligniteli hastaların FEN atağının olduğu dönemde almakta olduğu kemoterapi protokollerine göre kemik iliği baskılanması farklı olmaktadır. Çalışmamızda AL nin indüksiyon ve konsolidasyon tedavisinde FEN riskinin daha yüksek olduğu bulunmuş, bu durum tedavinin bu dönemlerinde kemik iliği baskılanmasının daha belirgin olmasına bağlanmıştır.

BakteriyemiFebril nötropeniHematoloji+4
Tuğba Aysun Gören
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa ilinde sağlıklı bireylerde normal hemogram değerleri

Çalışmaya Manisa ilinde en az bir yıldır yaşayan, gebe olmayan, bilinen hastalığı olmayan, fizik muayene ve öyküde patolojik bulgu saptanmayan, son 15 gün içinde ilaç kullanımı olmayan, kendisinde ve 1. derece yakınlarında kan hastalığı olmadığını belirten, 18-70 yaş arası sağlıklı erişkin gönüllü, 813?ü kadın ve 562?si erkek olmak üzere toplamda 1375 kişi alındı. Çalışmaya katılanların her biri için hemogram ve B12, folik asit, ferritin değerleri çalışıldı. B12, folik asit ve/veya ferritin değerlerindeki düşüklüğün toplumlarda en sık saptanan anemi nedenlerinden olmasına sebebiyle, bu değerleri düşük olan bireyleri dışlanarak geriye kalan 363?ü kadın ve 351?i erkek olmak üzere 714 kişinin hemogram değerleri incelendi. 18-70 yaş arası erkeklerin hemogram değerleri incelendiğinde; Ortalama RBC; 5,02±0,408x1012/L, Hb;15,39 ±1,067gr/dl, Hct(%) 44,69 ±3,2, PLT; 232,7±47,86 x109/L, PCT (%); 0,223 ±0,0442, MCV; 89,1±4,88 fl, MCH; 30,7±1,95pg, MCHC; 34,4 ±1,06gr/dl, RDW; 13,15± 0,907fl, WBC; 7,794 ±1,723x109/L, nötrofil yüzdesi; 58,6 ±10,15, lenfosit yüzdesi; 30,4 ±7,15, monosit yüzdesi; 7,86 ±4,96, eozinofil yüzdesi; 2,5±1,73, bazofil yüzdesi; 0,8±2,49 olarak bulundu. 18-70 yaş arası kadınların hemogram değerleri incelendiğinde ise, ortalama RBC; 4,41 ±0,3689 x1012/L, Hb; 13,26 ±1,068 gr/dl, Hct (%); 38,82 ±3,08, PLT; 254 ±56,12 x109/L, PCT (%); 0,244 ±0,0488, MCV; 88,2 ± 4,92 fl, MCH; 30,1 ±1,972 pg, MCHC; 34,1 ±0,921 gr/dl, RDW; 13,41 ±1,778 fl, WBC; 7,765 ±1,889 x109/L, lenfosit yüzdesi; 30,10 ±7,137, monosit yüzdesi; 7,0 ±3,70, nötrofil yüzdesi; 60,3 ±8,917, eozinofil yüzdesi; 1,99 ±1,918, bazofil yüzdesi; 0,7 ±1,33 olarak bulundu. Araştırmamızda PLT, PCT, RDW, nötrofil(%) değerleri kadınlarda anlamlı olarak daha yüksek bulunurken, Hb, RBC, Hct, MCV, MCH, MCHC, monosit yüzdesi ve sayısı, eozinofil yüzdesi ve sayısı ise erkeklerde anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0.05). Bu sonuçlar dünyada yapılan sonuçlarla uyumludur. Diğer hemogram parametrelerinde erkekler ile kadınlar arasında anlamlı farklılık görülmedi. Menapozda olan kadınların ortalama PLT ve PCT değerleri menapozda olmayan kadınlardan anlamlı daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) erkekler için 13 gr/dl altını anemi kabul ederken, çalışmamızda Hb;15,39±1,067 gr/dl değerlerini elde ettik. Bölgemizde erkekler için anemi sınırının 13 gr/dl değerinin üzerinde 14gr/dl olarak kabul edilmesinin daha doğru olacağı kanaati edindik. DSÖ kadınlar için 12 gr/dl altını anemi kabul ediyor, çalışmamızda Hb; 13,26±1,068 gr/dl, değerlerini elde ettik. Bölgemizdeki kadınlar için anemi sınırını 12 gr/dl olarak DSÖ önerisi ile uyumlu bulduk. Bir toplum ve bölge için normal sayılan değerler başka bir bölge için normal olmayabilir. Bu nedenle hematolojik değerlerin referans aralıkları her toplum ve bölge için kendi referans aralıklarını belirlenmesi için bu alanda daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

HematolojiKan testleriKan testleri+3
Emine Aygör
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Polikliniğine başvuran hastalarda yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Polikliniğine başvuran hastalarda anksiyete, depresyon, benlik saygısı ve yaşam kalitesi ölçek puanlarının değerlendirilmesi ve bu sonuçların hastalık grupları, yaş ve cinsiyet bakımından kontrol grubuyla karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamıza 538 hasta ile 180 kontrol grubu olmak üzere toplam 718 kişi dâhil edilmiştir. Tüm katılanların 326'u (%45,4) kız, 392'si (%54,6) erkekti. Hastaların yaş ortalaması 11,62±2,59 yıl iken kontrol grubunun yaş ortalaması 11,63±2,41 yıl bulunmuştur. Hastalar karşılaştırma yapılabilmesi amacıyla üç tanı başlığı altında toplanmıştır. Bunlar; hematolojik maligniteler, anemiler ve kanama ve pıhtılaşma bozukluklarıdır. Hastaların doldurdukları ölçeklerin sonuçları hem hasta gruplarının kendi arasında hem de kontrol grubuyla karşılaştırılmıştır. Yaşam kalitesi ölçek toplam puanı(ÖTP), fiziksel sağlık toplam puanı (FSTP), psikososyal sağlık toplam puanı (PSTP)ve Kovacs depresyon ölçeği sonuçlarında hasta grupları ile kontrol grubu arasında anlamlı farklılık saptanmıştır(p<0,05). Ancak Rosenberg Benlik Saygısı sonuçları ve Sürekli Anksiyete Ölçeği sonuçlarında hasta grupları ile Kontrol grubu arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır(p>0,05).FSTP sonuçları kanama ve pıhtılaşma bozuklukları hastalarında diğer gruplara göre daha düşüktür. Kovacs depresyon ölçeği değerlerinde kontrol grubu ortalaması hasta gruplarından anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Hasta grupları arasında ise anlamlı farklılık saptanmamıştır. Tüm katılımcılar değerlendirildiğinde cinsiyete göre tüm ölçeklerde istatistiksel olarak farklılık saptanmamıştır(p>0,05). Kanama ve pıhtılaşma bozuklukları hastalık grubunda Kovacs Depresyon Ölçeğinde anlamlı fark izlenmiş olup kızlarda yüksek bulunmuştur(p=0,006). Benzer şekilde kızlarda sürekli anksiyete ölçeği sonuçları anlamlı olarak yüksek bulunmuştur(p=0,001). Hasta gruplarında 8-12 ve 13-18 yaş gruplarına göre değerlendirmede Kovacs Depresyon Ölçeği sonuçları, kanama ve pıhtılaşma bozuklukları hasta grubunda ve anemiler grubunda 13-18 yaş grubu yüksek bulunmuştur. Hematolojik malignitelerde 13-18 yaş grubunda FSTP sonuçları 8-12 yaş grubuna göre düşük bulunmuştur(p=0,001).Rosenberg Benlik Saygısı sonuçları kanama ve pıhtılaşma bozuklukları ile hematolojik malignitelerde yüksek bulunmuştur.Bu ölçekte yüksek skor düşük özsaygıyı göstermektedir. ÖTP anemiler grubunda 13-18 yaş grubunda daha düşük saptanmıştır(p=0,005).Kontrol grubunda 8-12 ve 13-18 yaş gruplarına göre değerlendirmede sadece anksiyete ölçeğinde anlamlı farklılık saptanmıştır(p=0,001). Buna göre 13 -18 yaş grubu anksiyete değerleri daha yüksektir. Sonuç olarak; çocuk hematoloji polikliniğine tanıları birbirinden çok farklı hastalar başvurmaktadır. Hastaların yaşam kalitesi, depresyon, anksiyete ve benlik saygısı ölçeklerinin arasındaki farklılık, farklı tanılardaki hastalara yaklaşımımızı etkileyerek tanı, tedavi ve takipteki başarımızı yükselteceği düşüncesindeyiz.

AnksiyeteDepresyonHasta başvurusu+4
Feza Demir
Gaziantep University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2012-2015 yılları arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Kliniği'nde izlenen derin anemili olguların incelenmesi

Amaç: Derin anemi dünyadaki önemli sağlık problemlerinden biridir. Bu çalışmanın amacı Düzce Üniversitesi Çocuk Kliniği'nde izlenen derin anemili olguları değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk Kliniğinde Ocak 2012-Temmuz 2014 tarihleri arasında derin anemi tanısı ile yatan 119 hasta prospektif olarak incelendi. Derin anemi tanısı konulan olguların yaş, cinsiyet, fizik inceleme ve laboratuar bulguları değerlendirilerek etyolojik nedenler araştırıldı. Derin anemi kriterleri, Dünya Sağlık Örgütü'nün yayınladığı şekilde belirlendi. Bulgular: Toplam 119 olgunun 49 (%41,2)'u erkek, 70 (%58,8)'İ kız. Yaşları 0,25 ile 18 yaş arasında olup ortalama 6,7±6,23 (0,25-17,5) yaştı. Anemili olgular değerlendirildiğinde kız cinsiyette oransal olarak fazla görüldüğü tespit edildi. Derin anemi ayırıcı tanısına göre göre hastalar değerlendirildiğinde; 52 (%43,7)'sinde demir eksikliği anemisi (DEA), 29 (%24,4)'unda kronik hastalık anemisi (KHA), 21 (%17,6)'inde kanama, 5 (%4,2)'inde otoimmun hemolitik anemi, 3 (%2,5)'ünde lösemi, 3 (%2,5)'ünde herediter sferositoz, 1 (%0,8)'inde talasemi major, 1 (%0,8) 'inde sideroblastik anemi, 1 (%0,8)'inde megaloblastik anemi olduğu tespit edildi. 2 (%1,7)'sinin çocukluk çağı geçici eritroblastopenisi tanısı saptandı. Yukarıda değerlendirilen ana tanılara ek olarak, ikincil tanı olarak 14 (%11,8) hastada demir eksikliği anemisi veya demir eksikliği, 8 (%6,7) hastada Vitamin B12 eksikliği, 1 (%0,8) hastada folat eksikliği olduğu saptandı. Tüm vakaların 52 (%43,7)'ünde DEA olduğu ve 27(%51,9)'sinin 5-18 yaş arasında olduğu tespit edildi. Çalışmamızda DEA ve KHA olgularda eritrosit indekslerini inceledik. KHA ile DEA grubu arasında MCV (Ortalama eritrosit hacmi), MCH (Ortalama eritrosit hemoglobini), ferritin, serum demiri karşılaştırıldığında bu değerlerin DEA grubunda kronik KHA oranla anlamlı olarak düşük olduğu gözlendi (p<0,05). Demir eksikliği olan hastalarda, Ferritin ile Hb (hemoglobin) arasında pozitif yönlü orta düzeyde bir korelasyon olduğu (r=0,457, p=0,001), ferritin ile beyaz küre arasında pozitif yönlü zayıf düzeyde korelasyon olduğu (r=0,315, p=0,029) saptandı. Derin anemili hastalarımızda DEA tanısı koymak için RDW'nin duyarlılık ve özgüllüğü sırası ile %71,2 ve %74,6 olarak bulundu. Derin anemili olgularımızda DEA tanısı koymak için MCV'nin duyarlılık ve özgüllüğü sırası ile %92,4 ve %86,6 olarak tespit edildi. RDW ve MCV birlikte değerlendirildiğinde ise duyarlılık %75,1 ve özgüllük %85 olarak tespit edildi. Derin demir eksikliği anemisi olan hastalarda eşlik eden sistemik hastalıklar incelendiğinde en sık 7 (%13,3) olguda pulmoner hastalıklar (bronşiolit, pnömoni, tbc), 6 (%11,5) olguda nörolojik hastalıklar (migren, epilepsi, hidrosefali, menenjit, serebral palsi, mental retardasyon) olduğu görüldü. Derin anemili demir eksikliği anemisi olan hastaların tedavisinde 42 (%80)'sine eritrosit süspansiyonu verildi. Sonuç: Dünya genelindeki derin anemili çocuklarda olduğu gibi, bizim çalışmamızda da olduğu gibi %50'den fazla çocukta etyolojide demir eksikliği anemisi saptandı. Çalışmamızdaki veriler nutrisyonel anemilerde, folik asit ve demir alımının artırılması, sanitasyon önlemlerinin artırılması ile genel anemi prevalansının ve derin anemi prevalansının dünya genelinde ve ülkemizde de azalacağını desteklemektedir. Anahtar kelimeler: Derin anemi, çocuk, hematolojik parametreler, eşlik eden hastalıklar, demir eksikliği anemisi

AnemiAnemi-demir eksikliğiHematoloji+5
Hatice Mine Çakmak
Düzce University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Gökkuşağı alabalığında (Oncorhynchus mykiss) oksitetrasiklin ile indüklenen toksisiteye karşı polenin koruyuculuğu

Bu çalışmada, gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss)' nda oksitetrasikline karşı polenin koruyuculuğunun araştırılması amaçlandı. Balıklara 60 mg/kg balık dozunda oksitetrasiklin tek doz olarak enjekte edildi. Oksitetrasiklin enjekte edilen balıklara 30 ppm polen eş zamanlı olarak uygulandı. Deneme 96 saat sürdü ve bu sürenin sonunda balıklardan kan ve doku (karaciğer, böbrek ve solungaç) örnekleri alındı. Kan ve doku örneklerinde hematolojik (eritrosit sayısı, hemoglobin ve hematokrit düzeyleri), immünolojik (lökosit sayısı, oksidatif radikal üretimi (nitrobluetetrazolium-NBT aktivitesi), total protein ve total immünoglobulin düzeyleri) ve antioksidan (malondialdehit düzeyi, glutatyon peroksidaz, katalaz ve glutatyon-S-transferaz aktiviteleri ile redükte glutatyon düzeyi) parametreler analiz edildi. Oksitetrasiklin enjekte edilen grubun hematolojik ve immünolojik değerleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak daha düşük bulundu (p < 0,05). Oksitetrasiklinle eş zamanlı polen uygulanan grupta hematolojik ve immünolojik değerlerin yalnız oksitetrasiklin uygulanan gruba göre daha yüksek olduğu belirlendi (p < 0,05). Oksitetrasiklin enjekte edilen grubun doku malondialdehit düzeylerinin kontrol grubuna göre istatistiksel olarak daha yüksek olduğu görüldü (p < 0,05). Yalnız oksitetrasiklin uygulanan gruba kıyasla oksitetrasiklinle eş zamanlı polen uygulanan grubun doku malondialdehit düzeylerinin daha düşük olduğu tespit edildi (p < 0,05). Kontrol grubuna göre oksitetrasiklin enjekte edilen grubun doku glutatyon peroksidaz, katalaz ve glutatyon-S-transferaz aktiviteleri ile redükte glutatyon düzeyinin istatistiksel olarak daha düşük olduğu görüldü (p < 0,05). Oksitetrasiklinle eş zamanlı polen uygulanan grupta doku glutatyon peroksidaz, katalaz ve glutatyon-S-transferaz aktiviteleri ile redükte glutatyon düzeyinin yalnız oksitetrasiklin uygulanan gruba göre daha yüksek olduğu belirlendi (p < 0,05).

AntioksidanlarBalıklarBağışıklık+4
Abdullah Emre Safi
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

90 yaş ve üstü geriatrik hastalarda hematolojik parametrelerin değerlendirilmesi ve anemi etyolojisi

Geriatrik hastalarda hemogram parametrelerinin ve anemi etyolojisinin incelenerek daha erken alınması gereken önlemler hakkında fikir edinmeyi ve 90 yaş üstü kişiler için hemogram parametrelerinde referans aralığı belirleyebilmeyi amaçladık. Fırat Üniversitesi Hastanesine Ekim 2017 ile Ekim 2019 tarihleri arasında başvuran 1000 tane 90 yaş ve üstü geriatrik hastanın başvuru anındaki yaşları, cinsiyetleri ve tam kan sayımı parametreleri (lökosit, neutrofil, lenfosit, monosit, eozinofil, platelet, hemoglobin, ortalama eritrosit hacmi, ortalama trombosit hacmi değerleri) Fırat Üniversitesi Hastanesi laboratuvarının belirttiği referans aralıkları kullanılarak retrospektif olarak incelenmiştir. Anemisi olan kişilerde saptanan etyolojik nedenler kaydedilmiştir. Çalışmadaki 1000 hastanın 685'i kadın, 315'i erkekti. Anemisi olan kişi sayısı 417 olarak görüldü. Anemi kadınlarda Hgb sınırının daha düşük olmasına rağmen (%61,2) erkeklerden (%38,8) daha yüksek bulundu. Anemisi olan hastaların 371'inde kronik hastalık, 115'inde demir eksikliği, 63'ünde B12 eksikliği, 18'inde folik asit eksikliği ve 40'ında nedeni belirlenemeyen anemi görüldü. Anemi etyolojisinde en fazla kronik hastalık olduğu görüldü. Kronik hastalıklar içerisinde en fazla kardiyak ve vasküler sistem hastalıkları (KVSH) görüldü. Solunum sistemi hastalıkları bulunan hastaların eozinofil düzeyi yüksek görüldü. Serebrovasküler olay(SVO) olan hastalarda lenfopeni daha az izlendi (p=0,028). Anemisi olan hastalarda lenfosit, MCV, neutrofil değerleri anemisi olmayan hastaların değerlerinden daha düşük görüldü. Anemisi olan hastaların trombosit değerleri anemisi olmayanların trombosit değerlerinden daha yüksek görüldü. Trombosit sayısı ve MPV düzeyi arasında negatif yönde bir ilişki olduğu görülmüştür. Bu çalışma ile 90 yaş ve üstü geriatrik kişilerde kronik hastalıkların sık görüldüğü ve bunların büyük ölçüde anemiye sebep oldukları tespit edilmiştir. Nüfusun şimdilik küçük bir kısmını oluşturan fakat insan ömrünün uzaması ile ileride daha büyük bir kısmını oluşturacak olan bu yaş grubunda hematolojik anormalliklerle ilgili çok az veri bulunmaktadır. Bu çalışma bu yaş grubu için bazı hematolojik patolojilere ışık tutmuştur. Bu yaş grubunda yapılacak başka çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Geriatri, hemogram, anemi

AnemiGeriatriHematoloji+3
Gökhan Boyraz
Fırat University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Polen enjekte edilen pullu sazan (Cyprinus carpio)' da bazı hematolojik ve immünolojik parametrelerin araştırılması

Bu çalışmada, sazan (Cyprinus carpio)' da bazı hematolojik ve immunolojik parametreler üzerine polenin etkisi araştırıldı. Polenin 1 mg/kg balık ve 10 mg/kg balık dozları intraperitoneal olarak balıklara enjekte edildi. Enjeksiyondan sonraki 3., 7. ve 10. günde balıklardan kan örnekleri alındı. Kan örneklerinde hematolojik [eritrosit sayısı, hematokrit ve hemoglobin düzeyleri] ve immunolojik [lökosit sayısı, oksidatif radikal üretimi (nitrobluetetrazolium-NBT aktivitesi), total protein ve total immunoglobulin düzeyleri] parametreler analiz edildi. Kontrol grubuyla kıyaslandığında, denemenin 3., 7. ve 10. günlerinde polen uygulanan grupların hematolojik ve immünolojik parametrelerinde istatistiksel olarak önemli bir artış tespit edildi (p < 0,05). Yalnız polen uygulanan gruplar birbiriyle kıyaslandığında hematolojik ve immünolojik parametrelerinin denemenin 3., 7. ve 10. günlerinde birbirinden farklılık gösterdiği tespit edildi (p < 0,05).

BağışıklıkHematolojiKan+2
Erkan Kolgar
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yenidoğan bebeklerde hematolojik indekslerin gebelik haftalarına göre değerlendirilmesi

Eritrosit ve lökosit indeksleri yaşa ve cinsiyete göre değişkenlik gösterir. Çocuklarda anemi tanısını koymak için yaşa göre normalin alt sınırını bilmek gerekir. Bu nedenle, kendi toplumumuz için farklı gebelik yaşı ve doğum ağırlığındaki yenidoğanların hematolojik indekslerinin normal değerlerinin ortaya konulması amaçlandı. 1 Ocak 2015 ile 31 Aralık 2019 tarihleri arasında hastanemizde doğan bebeklerin tıbbi kayıtları retrospektif olarak değerlendirildi. Olgular gebelik yaşı ve doğum ağırlığına göre farklı gruplara ayrıldı. Hematolojik parametrelerin gebelik yaşı ve doğum ağırlığına göre korelasyonu ve dağılımı incelendi. Çalışmaya alınan toplam 340 yenidoğan bebeğin ortalama doğum ağırlığı 1821,68±923,97 gr (400-4230 gr), ortalama gebelik yaşı ise 32,0±4,9 hafta (24-40 hafta) idi. Kırmızı hücre dağılım genişliği (RDW) değerinin kızlarda erkeklere göre daha yüksek olmasının dışında, iki cinsiyet arasında hematolojik indeksler yönünden farklılık yoktu. Gebelik yaşı ile kırmızı kan hücresi (RBC) sayısı arasında zayıf ve pozitif bir korelasyon olduğu belirlendi (r=0,310 ve p<0,05). Gebelik yaşı ile ortalama eritrosit hacmi (MCV) ve ortalama eritrosit hemoglobin (MCH) arasında ise orta ve negatif bir korelasyon vardı (sırasıyla, r=-0,611 ve p<0,05; r=-0,564 ve p<0,05). Ayrıca, gebelik yaşı ile beyaz kan hücresi (WBC) ve trombosit (PLT) sayısı arasında zayıf ve pozitif bir korelasyon olduğu tespit edildi (sırasıyla, r=0,245 ve p<0,05; r=0,347 ve p<0,05). Hematolojik indeksler gebelik yaş grubuna göre karşılaştırıldığı zaman RBC sayısı, hemoglobin, hematokrit, MCV ve MCH değerleri ile WBC ve PLT sayıları farklılık göstermekteydi (p<0,05). Hematolojik parametreler doğum ağırlığına göre değerlendirildiğinde, gebelik yaşına göre yapılan değerlendirmeye benzer sonuçlar vermiştir. Yenidoğanın hematolojik parametreleri gebelik yaşı ve doğum ağırlığına göre farklılık göstermektedir. Anormal durumların ayırt edilebilmesi için her toplumun normal referans değerlerinin ortaya konulması gerekir.

Bebek-yenidoğmuşBebeklerDoğum ağırlığı+4
Mustafa Yıldız
Fırat University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ellajik asidin pullu sazan (Cyprinus carpio) da bazı hematolojik ve antioksidan parametrelere etkisinin araştırılması

Bu çalışmada, yeme farklı oranlarda katılan ellajik asidin pullu sazanda (Cyprinus carpio) büyüme performansı, bazı hematolojik parametreler ve antioksidan durum üzerine etkisini araştırmak amaçlandı. Balıklar bir kontrol ve üç farklı düzeyde ellajik asit içeren (50, 100 ve 200 mg/kg yem) yemlerle 60 gün süresince beslendi. Çalışmanın 30. ve 60. günlerinde büyüme performansı [canlı ağırlık artışı, oransal büyüme ve spesifik büyüme oranı], hematolojik değerler [eritrosit ve lökosit sayısı, hemoglobin ve hematokrit düzeyi ve eritrosit indeksleri: Ortalama eritrosit hacmi (MCV); Ortalama eritrosit hemoglobin (MCH); Ortalama eritrosit hemoglobini konsantrasyonu (MCHC)] ve oksidan/antioksidan parametreler [malondialdehit düzeyi, katalaz ve glutatyon S-transferaz aktivitesi ile redükte glutatyon düzeyi] analiz edildi. Kontrol ve ellajik asit uygulanan grupların canlı ağırlık artışları, oransal büyüme ve spesifik büyüme oranlarında istatistiksel olarak herhangi bir farklılık belirlenmedi. Ellajik asitle beslenen grupların eritrosit ve lökosit sayıları, hemoglobin ve hematokrit düzeyleri kontrol grubuyla kıyaslandığında arttı. Fakat kontrol ve ellajik asit verilen grupların eritrosit indekslerinde herhangi bir farklılık belirlenmedi. Ellajik asit uygulanan grupların karaciğer ve böbrek MDA düzeyleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak önemli düzeyde azaldı. Ellajik asit uygulanan grupların karaciğer ve böbrek katalaz ve glutatyon S-transferaz aktiviteleri ile redükte glutatyon düzeyleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak önemli düzeyde arttı.

AntioksidanlarEllajik asitHematoloji+3
Tuncay Eksen
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sazan balığı (Cyprinus carpio L., 1758) fingerlinglerine propoxurun histopatolojik, hematolojik ve biyokimyasal etkileri

Bu çalışmada karbamatlı bir pestisit olan propoxurun 96 saatlik LC50 (10 mg/L) değerinin yarısının (5 mg/L) sazan balığı (Cyprinus carpio L., 1758) fingerlinglerine histopatolojik, hematolojik ve biyokimyasal etkileri incelenmiştir.Histopatolojik incelemeler sonucunda, kontrol grubuna ait dokularda ve propoxura maruz kalan balıkların dalak, bağırsak, kas, deri dokularında histopatolojik bulguya rastlanmazken, deney grubuna ait balıkların solungaç dokularında hiperemi, telangiektazi, hiperplazi, branchitis, sekonder lamellalarda füzyon, epitelyum kalkması ve epitelde deskuamasyon; böbreklerde kanama, ödem, glomerulusta yıkım, pre-nefritis, tubul içinde yangı-deskuamasyon; karaciğerlerde pasif hiperemi, albumin ve hidropik dejenerasyon; beyin dokularında hiperemi, kromatoliz ve glial proliferasyon kaydedilmiştir.Hematolojik parametreler incelendiğinde deney grubunun hematokrit değerlerinin kontrol grubuna göre azaldığı saptanmıştır. Eritrosit sayısının deney grubunda kontrol grubuna göre arttığı tespit edilmiştir. Bu artış istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.01). Deney grubundaki balıklarda kontrol grubuna göre lökosit sayısında artış gözlenmiştir. Bu artış istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). MCV değeri deney grubunda kontrol grubuna göre azalmıştır.Biyokimyasal analizlerde kontrol grubuna göre deney grubunda plazma glukoz, kolestrol, trigliserit ve fosfor değerinde artış saptanmıştır. Plazma total protein, klor ve AST değerinde kontrole göre artış gözlenmiştir. Bu artış istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,01). Plazma sodyum değerinde kontrole göre artış tespit edilmiştir. Bu artış istatistiki olarak önemli bulunmuştur (p<0,05). Plazma kalsiyum ve potasyum değerlerinde kontrole göre azalma gözlenmiştir.

BiyokimyaHematolojiHistopatoloji+2
Ayşen Ayhan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Sporcu ve sedanterlerde ağırlık antrenmanları ile çinko takviyesinin bazı fiziksel ve hematolojik parametrelere etkisi

Araştırma aynı yaş grubundaki 20 sedanter grup ile 20 spor yapan erkek olmak üzere toplam 40 denek üzerinde gerçekleştirildi. Denekler eşit sayıda 4 gruba ayrıldı. Çalışmanın başlangıcında ve 6 hafta süren uygulamaların bitiminde olmak üzere her denekten fiziksel ölçümler(kilo, yağ yüzdesi, sağ ve sol el kavrama, sırt kuvveti, dikey sıçrama, esneklik, aerobik ve anaerobik güç) ve fizyolojik ölçümler(istirahat ve yorgunluk nabız, sistolik ve diastolik kan basınç) değerleri alındı. Deneklerden iki defa 5'er mililitre kan örnekleri alındı. Alınan kan örneklerinde glikoz insülin, laktat, çinko ,bakır, magnezyum ve tam kan değerlerinin tayinleri gerçekleştirildi.Yapılan uygulama ve egzersizle birlikte sporcuların kan glikoz seviyelerinin egzersizle birlikte arttığı görülmektedir. İnsülin değerlerinde düşme oluşmuştur. Çinko takviye yapılan grupların çinko ve magnezyum seviyelerinin egzersiz ve takviyeye bağlı olarak yükseldiği tespit edilmiştir. Hematolojik parametrelerden trombosit, eritrosit, lokosit ve indekslerinin uygulamayla birlikte yükseldiği tespit edilmiştir. Yapılan takviye sonucunda eritrosit ve lokosit değerlerinde anlamlı bir artış meydana gelmiştir.Sonuç olarak; yapılan çalışma ve elde edilen bulgular; Çinko takviyesi ve Ağırlık antrenmanlarının sporcu performansında ve insan sağlığında olumlu katkılarının olduğu, Çinko mineralinin hedef kitleler tarafından uygun dozda ergojenik bir yardımcı olarak kullanılmasının yararlı olabileceği söylenebilir.

AntrenmanFizyolojiHematoloji+1
Vedat Çınar
Fırat University · Institute of Health Sciences
2012
00

Related subjects