Government
185 theses under this subject heading
Bir söylem inşası olarak Kuşak ve Yol girişimi: Eleştirel jeopolitik bir analiz
Bu tez 2013 yılında Çin hükümeti tarafından ortaya konulan Kuşak ve Yol Girişimi'ni eleştirel jeopolitik teori çerçevesinde ele almaktadır. Jeopolitik bilginin esasında bir söylem olduğuna ilişkin eleştirel jeopolitik varsayımı temel alarak bu tez, Kuşak ve Yol Girişimi'ne yönelik bugüne dek Çin siyasi seçkinlerinin ve Çin üniversiteleriyle ilişkili akademisyenlerin ürettikleri söylemleri analiz etmektedir. Tezin üç temel argümanı bulunmaktadır. Öncelikle, jeopolitik bilgi nesnel ve tarafsız değil, belirli aktörlerin çıkarlarına hizmet eden söylemlerdir. Dolayısıyla Kuşak ve Yol Girişimi'ni tasvir etmek üzere Çin hükümeti ve akademyası tarafından üretilen bilgi, esasında, Çin'in çıkarlarına hizmet edecek biçimde inşa edilmektedir. İkinci olarak Çin'de yer alan mevcut üniversite yapılanması devletin akademya üzerinde etki kurmasını sağlayacak biçimdedir ve bu nedenle iktidar ile akademya bilgi üretim sürecinde birbirlerini etkilemektedir. Üçüncüsü, Kuşak ve Yol Girişimi'ne ilişkin Çin resmi makamları ve akademyası tarafından üretilen jeopolitik söylem birbirlerini tamamlayıcı niteliktedir. Bir diğer deyişle, Çin hükümeti Kuşak ve Yol Girişimi'ni söylemsel olarak inşa ederken Çin akademyasını bilgi üretme sürecini etkilemek suretiyle kendi söylemini doğallaştırmak üzere kullanmaktadır. Bu tez Çin resmi makamlarının ve Çin akademyasında yer alan akademisyenlerin ürettikleri söylemleri analiz ederek Kuşak ve Yol Girişimi'nin nasıl bir jeopolitik özne olarak tasvir edildiğini ve iktidar ile akademya arasında nasıl bir ilişki bulunduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Türkiye'de iktidar değişimlerinin eğitim programlarına yansımaları üzerine bir inceleme (1936-1986)
Bu çalışmada Türkiye'de tek parti dönemi, çok partili hayata geçiş ve sonrasındaki iktidar değişimleri, 1960 darbesi ve 1986 yılına kadar olan koalisyon dönemleri ile değişen ilkokul programları arasındaki ilişkinin siyaset, iktidar ve öğretim programları kavramları çerçevesinde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma, nitel araştırma desenlerinden biri olan doküman analizi olarak tasarlanmıştır. İktidar değişimleri, koalisyon dönemleri ve 1960 darbesinin, ilkokul programları ile ilişkisi doküman analiziyle incelenmiştir. Bu kapsamda 1936, 1948, 1962 ve 1968 yılları ilkokul programları üzerinde durulmuştur. Bunun yanı sıra siyasi parti programlarından elde edilen veriler betimsel analiz ile irdelenmiştir. Araştırmanın veri setini oluşturan birincil dokümanlar ilkokul programları, siyasi partilerin seçim beyannameleri, bu partilerin parti programları ve hükümet programlarıdır. Türkiye siyasi tarihini anlatan belgeseller, kitaplar, gazeteler vb. belgeler ise ikincil dokümanlar olarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda Türkiye'de ilkokul programlarının değişmesi ile ülkenin siyasi dokusunda yaşanan değişiklikler arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Tek partili hayattan, çok partili hayata geçilmesi gibi önemli siyasi değişiklikler ile birlikte, ilkokul programda değişikliğe gidilmiştir. Türkiye'de koalisyon dönemlerinde, 1962 Programı hariç (bu dönemde neden programın değiştiği 1960 darbesi ile açıklanmaya çalışılacaktır), ilkokul programlarının değiştirilmediği gözlemlenmiştir. Son olarak bir siyasi parti, meclise ciddi bir çoğunlukla geldiğinde yine ilkokul programlarının değiştiği görülmüştür. Bu değişikliklerin tamamı, seçimden ya da darbeden, aslında kısaca belirtmek gerekirse iktidarın el değiştirdiği andan itibaren yaklaşık 2-3 yıl içinde yapılmıştır.
Foucault ve Heıdegger'de iktidar ve varlık
Bu çalışma, Foucault'nun iktidar kavramının bir teknoloji olarak "biyo-iktidar"a dönüşümüyle Heidegger'in Varlığın metafizik çağda kendisini "çerçeveleme" olarak açması arasında bağ kurarak Heidegger'in politik "yanılgısının" zeminini "her Varlık kavrayışı bir iktidar anlayışına dayanır" varsayımından hareketle anlaşılabileceğini bir düşünme deneyi olarak ortaya koyar. Ontolojik olanı hakikat olarak tarihsel bir şekilde ortaya koyan bir düşünme, bunu yeni bir başlangıç adına, politik bir tutumla desteklediğinde faşizm tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Çünkü felsefi tutumumuz, belirli yönleriyle politik tercihlerimizle ilişkilidir. Dünyanın düzeninin Varlığın kendini açtığı Varlık Tarihine, devletin yapısının liderin önderliğinde kendi yazgısını halkın yazgısıyla bütünleştirmeye, toplumsal ilişkilerin biçimin üç hizmete ve bireysel davranışların biçiminin sorumluluk alarak gerektiğinde fedakârlık yapmaya indirgendiği bir düşünme biçimi, felsefe ve siyaset arasında tehlikeli bir yazgının içinde debelenip durmaya mahkûmdur. Buradan hareketle, Heidegger'in Varlık Tarihini metapolitik ontolojisinin felsefi temelleri olarak okunabileceği ve Nazizm'in pratikteki uygulamalarıyla bunun başarısızlığa uğradığı söylenebilir. Çünkü Nazizm, iktidarın "devlet ırkçılığı" biçiminde bir araya gelen öldürme, disipline etme ve yaşatma teknolojilerinin tezahürüdür. Foucault'nun hükümran iktidar, disiplinci iktidar ve biyo-iktidarın tüm teknolojilerini kuşanmış olarak Nasyonal Sosyalist hareket, güvenlik teknolojileri aracılığıyla "biyo-düzenleme"nin tüm olanaklarını tüketmektedir. Güvenlik teknolojileri bir taraftan yaşamı düzenlerken diğer taraftan hükümran iktidarın ölümü kuşanan kılıcını ırkçılık adına kınından çıkarır. Dolayısıyla, Foucault ve Heidegger'i buluşturan nokta, faşizmin metafizik temelleri hakkında yapılacak bir sorunsallaştırmaya çeşitli yönleriyle olanak sağlamasıdır. Sonuç olarak, Heidegger'in faşizmle ilişkilenen metapolitik ontolojisinin iktidarla bağını anlamanın yolu, kendisini tarihin bütüncül penceresinden uzak tutmaya özen gösteren Foucaultcu iktidar anlayışıdır.
Discussing homonormative power relations: Drag queens in Turkey
The aim of this study is to fill the gap of normativity discussions which is specifically based upon homonormativity, and its power relations in the context of Turkey. The study brings an understanding to culturally created norms – they are named homonormativity and a broader sense hegemonic heteronormativity in the frame of the study – with centre & periphery terms. The study adopts a qualitative research method. Homonormativity is concerned by three different approaches according to the flow of the study: i. Semi structured in-depth interviews are conducted with 5 drag queens in order to examine homonormativity from drag queens' point of view. The interviews are voice recorded by the consent of the interviewees. The data from the interviews are analysed by using queer linguistics (QL) approach. ii. Drag queen performances are observed by the researcher with participant observation technique thus the unmarked homonormativity can be discussed by the researcher in its ordinary and common form. This part of analysis consists of observation notes and descriptions of the researcher. iii. Last, the analysis of the study also includes YouTube videos of participants – if there is a channel of the interviewee – so that the scope of the study broadens to online settings. First two methods are the representations of the physical world around drag queens and homonormative settings. On the other hand, the third step focuses on the invisible power of YouTube as a new media tool, and representation of homonormative power relations in media. This research converges to different approaches to discuss homonormative power relations which aims at making a multi-component explanation. To conclude, this thesis has partly reached its aim to understand how homonormativity mirrored itself to the drag scene of Turkey.
Foucaultcu bakışla kadın bedeninin inşasında egzersizin rolü
Özneler belli rasyonalite ekseninde bilginin iktidarı tarafından üretilmektedir. Foucault'nun öznenin keşfedilmesi anlamında iktidar ilişkilerini ortaya koyması iktidarın her bir insan ilişkileri içerisinde mevcut olmasıyla söz konusu olmuştur. Özne, oluşumu aşamasında rasyonalitenin sınırları içerisinde iktidar ilişkilerine dâhil olmakta ve kendini nesne konumunda bulmaktadır. Beden bu anlamıyla ilk elden sahip olduğumuz araç olarak denetime tabi olan konumunda yer almaktadır. Kadın bedeni üzerinde uygulanmakta olan denetim mekanizmaları kadın bedenini ince olma, narinlik, annelik, güzellik, zindelik, bakım kavramlarıyla sürekli olarak idealize etmekte ve standart bir biçime tabi kılmaktadır. Dolayısıyla tez, araştırma kapsamında olan her bir kadının politik duruşunu sergileyeceği sahip olduğumuz bedene ne kadar hâkim olduğumuzun ve onu nasıl anlamlandırdığımızın üzerinde durmaktadır. Çalışma, egzersiz yapan kadınların bedeni algılama şekillerini derinlemesine mülakat teknikleriyle analiz etmekte ve beden teorilerinin kuramsal çerçevesini özellikle beden, özneleştirme ve iktidar çevresinde ele alınmasını içermektedir. Bu çalışmada, kadının fit görünümlü olma hayali, estetik kaygı nedeniyle kilo alma fobisi ve kadın bedeni politikalarının fark edilmeksizin çok iyi işlerlik kazanmasının kadının kendilik algısına nasıl yansıdığı sorgulanmaktadır. Çalışmanın amacı, kadın bedenine ilişkin mevcut sosyal pratiklerin dil yoluyla ifadelendirilmesiyle ortaya çıkan kişinin kendi bedenini nasıl itaatkâr hale getirdiğini belirlemektir. Çalışmanın yöntemi yorumcu inşacı yaklaşımdan hareketle kadın öznelerin kendi bedenlerini nasıl algıladıkları sorusuna dayanmaktadır. Bu çerçevede 23 katılımcı kadın ile derinlemesine görüşmeler yapılarak veriler toplanmıştır. Verilerin analizi sürecinde CAQDAS paketlerinden Maxqda programı ara yüzünün kullanımında, veri üzerinde ses kayıtlarının deşifre yapımında ve veriyi kodlamada sağlanan kolaylıktan dolayı tercih edilmiştir.
İktidar ve başkent: Değişim ve süreklilik çerçevesinde Ankara'da şehircilik (1946-1960)
"İktidar ve Başkent: Değişim ve Süreklilik Çerçevesinde Ankara'da Şehircilik (1946- 1960)" başlıklı yüksek lisans tez çalışması kapsamında çok partili hayata geçiş ve sonrasında Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle Ankara'nın şehircilik bakımından geçirdiği değişim ve sürekliliklerin çerçevesi çizilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla Cumhuriyet Halk Partisi iktidarıyla mukayeseli bir inceleme yürütülmüştür. Çalışma boyunca iktidarların siyasi karakterlerinin başkentlere yansıdığı ve dolaylı olarak da başkentler üzerinden okunabileceği kabul edilmiştir. Ankara başkent ilan edildiği andan itibaren Cumhuriyet rejiminin başarısının simgesel gösterim alanı olarak kurgulanmıştır. Bu kurgu ülkenin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi tarafından oluşturulmuş ve yıllarca yine aynı iktidar tarafından şekillendirilmiştir. 1950 yılı itibariyle iktidara gelen Demokrat Parti'nin başkent Ankara'ya yaklaşımı çeşitli açılardan CHP yönetimiyle değişiklik göstermiş ya da süreklilik arz etmiştir. Bu kriterler sorgulanırken kentin ana aksı Atatürk Bulvarı temel alınarak özellikle Ulus ve Kızılay merkezlerine yoğunlaşırmıştır. Ayrıca genel literatür içerisinde 1950 öncesi Ankara'sına dair kapsamlı çalışmalar yer almakla birlikte 1950 sonrasına dair çalışmaların görece yetersizliği giderilmeye çalışılmıştır. Değişim ve süreklilikler incelenirken bir taraftan da Demokrat Parti iktidarının Ankara özelinde şehircilik faaliyetlerinin neler olduğunu ortaya konulmuştur. Anahtar Sözcükler: Ankara, Başkent, Ulus, Kızılay, Atatürk Bulvarı, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, Değişim, Süreklilik.
Olağanüstü kriz ve beden
Sosyal ve toplumsal kriz dönemleri, bu dönemlerin yönetim biçimleri doğrudan sanatı, sanatçıların üretimlerini ve nesne olarak bedenin temsilini etkilemektedir. Bedenin toplumsal yapıyla olan etkileşiminin somutlaşma biçimlerinin bir yönünü de iktidarla olan ilişkisi oluşturmaktadır. "Olağanüstü Kriz ve Beden" başlıklı bu araştırmada, kriz dönemlerinin beden ve sanat üzerindeki etkileri, olağanüstü hâl uygulamaları ve sanat tarihindeki örnekler üzerinden incelenmiştir. Krizlerin insan yaşamına etkisi, beden temsilleri ve sanatsal tutumlar üzerinde belirgin değişimler yaratmıştır. Kriz dönemlerinde gerçekleşen sanat üretimleri, dönemin ruhunu ve sanatçının bakışını yansıtan önemli ögelerdir. Kriz dönemleri insan yaşamında, beden temsilinde ve sanat hareketlerinde önemli değişimlere yol açarken, sanatçıların bu süreçlerde sergiledikleri tutum ve krizleri ele alış biçimleri oldukça önemlidir. Tezin yazım sürecinde, pandemi, ekonomi ve çeşitli iktidar krizlerinin hâkim olduğu günümüzde, yaşanan krizlerin beden ve toplum üzerindeki etkileri geçmişte yaşanan benzer durumlardan referanslar alarak incelenecektir. Yapılacak incelemelerle birlikte olağanüstü krizlerin beden üzerindeki yansımalarını ve etkilerini, medya, iktidar ve beden üçgeninde değerlendirerek, geçmiş ve şimdiki dönemden sanat eserleri incelemeleriyle birlikte sanatçının kriz ortamındaki rolünü aramak amaçlanmaktadır.
Türkiye siyasetinde devlet ve borçla yönetmek, 2002-2020
Bu tez bağlantılı iki soruya cevap aramaktadır. Birinci soru şu şekildedir: küresel siyasette ve Türkiye'de 2000'li yılların yaklaşık ilk iki onyılında devlet ve borçla yönetme dispositifleri ekseninde iktidarın üretimi ve yeniden üretimi nasıl gerçekleşti? Bu soruyu cevaplandırmak amacıyla devlet ve borçla yönetme dispositiflerinin gelişim sürecine ve AKP hükümetlerinin politik ekonomiyi ve iktidar ilişkilerini nasıl dönüştürdüğüne ışık tutulmaktadır. Borçla yönetme dispositifinin iktidar üretiminde nasıl işlevli hale geldiğini anlamak amacıyla finansallaşma süreçleri ve borçlandırmayla ilgili veriler analiz edilmektedir. Burada finansallaşan ekonominin borçlu insanın imalinde önemli bir zemin oluşturduğu ve borçlu insanın imalinin egemenle olan tahakküm ve tabiiyet ilişkilerini derinleştirdiği iddia edilmektedir. Bu çalışmanın cevabını aradığı ikinci soru ise küresel siyasetteki bu durumun Türkiye siyasetine aktarımı ve aldığı özgül biçimlere dairdir. Bu çerçevede, 2002-2020 yılları arasında devlet dispositifinin güvenlik devleti olarak yeniden yapılandırılması süreci yasal ve kurumsal düzenlemeler üzerinden ele alınmaktadır. 2000'li yıllardan itibaren egemen toplum-birey ilişkisinde iktidar üretiminde devlet ve borcun daha faal hale geldiği ve bu iki dispositifin bazı durumlarda birbirlerinin yeniden üretimine katkı sağladığı vurgulanmaktadır. 2016 yılı itibariyle Türkiye politik ekonomisinde köklü değişimlerin gerçekleşmeye başladığı gözleminden hareketle ve küresel gelişmelerin de etkisiyle borçla yönetmenin sınırlarına ulaşarak borçla yaşama evresine geçildiği iddiası bir dizi veri temelinde öne sürülmektedir. Bu tez, bahsi geçen dönemi güvenlik devletinden post-güvenlik devletine geçiş olarak karakterize etmektedir. Bu tezin mevcut literatüre özgün katkısı çağdaş Türkiye siyasetinin dispositif kavramı ve küresel siyasetle ilişkili bir şekilde incelemesinde yatmaktadır.
Body politics in Angela Carter's works
This dissertation scrutinises body politics in Angela Carter's works with an approach to gender studies and politics, and it argues demythologised representations of women. This dissertation argues that androcentric system's subversive panorama for women is able to be critiqued through demythologisation. On this basis, this study will explore body politics of female stereotypes in Carter's works entitled: The Heroes and Villains, The Sadeian Woman, The Passion of New Eve and selected rewritten, intertextual stories in The Bloody Chamber. This study thus aims to discuss demythologising and dephilosophising processes of Carter to show the female body empowerment. In this study, there will also be the theoretical framework built on gender and body politics. Apart from that, this study also explores the textual, intertextual and tactical strategies employed by Carter in order to subvert, demythologise and revise the patriarchal ideology in her works and re-written fairy tales and short stories to come up with the new female body politics.
Suriye devlet başkanı Beşar Esad'ın iktidarını korumasında halkın etkisi
Uluslararası camiada Arap Baharı olarak adlandırılan sürecin 2010 yılında başlaması ile birlikte Orta Doğu, yeni bir döneme girmiştir. Tunus'tan başlayan olaylar, Suriye'ye kadar sıçramış, ülke kısa sürede, cihatçı grupların silahlandığı bir kaos ortamına sürüklenmiştir. Ülkede yaşananlar kısa sürede, başta bölge ülkeler olmak üzere, küresel aktörlerin de sürece dahil olmasına neden olmuştur. Suriye, küresel, bölgesel ve diğer gruplar olarak adlandırılan üçlü çemberin içerisinde sıkışıp kalmıştır. Krizin Suriye dışındaki en önemli aktörleri, Türkiye, Rusya Federasyonu ve Amerika Birleşik Devletleri olmuştur. ABD'nin Suriye'de uygulamak istediği politikalar, kimi kesim tarafından Büyük Orta Doğu Projesi'nin bir aşaması olarak görülmüştür. Rusya Beşar Esad tarafından yana tavır takınırken, Türkiye Esad'ın gitmesi yönünde politika izlemiştir. Krizin patlak vermesi ile birlikte birçok Suriyeli çareyi ülkesinden göç etmekte bulmuştur. Çoğu Suriyeli ise, ülkesi içerisinde yer değiştirmiştir. Halkın büyük çoğunluğu, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın devrilmemesinden yana tutum sergilemiştir.
Türkiye'de 1950-1960 dönemi demokratikleşme süreci
Eski Yunan'da ortaya çıkan demokrasi kavramı, Amerikan ve Fransız devrimlerinden sonra toplumların gündemini teşkil eden en önemli konulardan biri olmuştur. Dönem koşullarına ve ülkelere göre değişiklik gösteren demokratikleşme süreci, Türk demokrasi tarihinde oldukça zorlu bir süreçten geçmiştir. Kurtuluş Savaşı döneminde saltanatın kaldırılmasıyla birlikte cumhuriyetin ilan edilmesi ve 1945 yılına kadar hedefine ulaşmamış olsa da çok partili hayata geçiş denemeleri Türkiye Cumhuriyeti'nin demokrasi isteğini açıkça ortaya koymuştur. 14 Mayıs 1950 seçimleri ise Türk demokrasi tarihinin önemli bir dönüm noktası olmuş ve 1946 yılında kurulan Demokrat Parti, 27 yıl aralıksız iktidarda olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin yerini almayı başarmıştır. Kurulduğu günden itibaren dikkatleri üzerine çeken Demokrat Parti, 1950-1960 yılları arasında arka arkaya üç seçim kazanarak 10 yıl iktidarda kalmıştır. Türkiye'nin siyasi tarihi açısından büyük önem taşıyan bu yıllarda Demokrat Parti'nin muhalefet ve basın ile olan ilişkileri sıklıkla tartışılmıştır. Özellikle iktidarlığının son döneminde bu ilişkilerde yaşanan gerginlik 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesine zemin hazırlamış ve Demokrat Parti'nin iktidarlığını darbe sonucu kaybetmesi Türkiye'nin demokratikleşme sürecinde olumsuz etkiler bırakmıştır. Bu bağlamda, 1950-1960 döneminde gerçekleştirilen siyasi ve hukuki faaliyetler başta olmak üzere demokrasinin gelişimi ve sürekliliği adına önem arz eden iktidar-muhalefet ilişkileri ve basına yönelik uygulamalar çalışmada ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Çok Partili Hayata Geçiş, İktidar, Muhalefet, Basın, 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi
The legitimacy of political power in the new Ottoman thought: The case of Hürriyet Newspaper
Ottoman political thought has been studied through philosophy, history, fiqh, kalam, Sufism, and adab literature. However, Ottoman political thought can be investigated beyond these genres. Contrary to existing literature, this thesis examines Ottoman political thought through articles in the New Ottomans' Hürriyet newspaper that were published in the post-Tanzimat period, a period of changes, transformations, and renewal for the Ottoman Empire. The literature on the New Ottomans is mainly dominated by biographical, linguistic, literary, and historical studies. However, in this thesis, I endeavor to unearth the political dimensions of their thought by focusing on the legitimacy of political power. Legitimacy, as one of the key concepts of political theory, explains the raison d'être of politics. Therefore, focusing on legitimacy would be useful both to grasp the New Ottomans' political ideas and to trace the development of Ottoman political thought in the post-Tanzimat era. Because legitimation of power includes normative and factual aspects, legitimacy cannot be understood from a one-dimensional perspective. For this reason, in examining the legitimacy of power in their thought, I adopt a multidimensional approach that considers the perspectives of political science, political philosophy, and political theory. Thus I try to explore how the New Ottomans reinterpreted modern political thought according to Islamic and Ottoman traditions. Also, I think, studying the New Ottomans, who formed the first modern Ottoman Muslim intellectual movement that responded to the challenges of the West, makes this investigation more valuable. Moreover, digging out the undiscovered political ideas in newspaper articles would widen the scope of the studies on Ottoman political thought.
Bizans'tan Osmanlı'ya şenlikler, törenler ve Cihat Burak resmine yansıması
Tez kapsamında yaşadığımız coğrafyanın, antik ritüellerden iktidarı toplumun benimsemesine uzanan sürecinde, şenlikler ve törenlerin, Cihat Burak'ın resminde sanata yansıması ele alınmıştır. Tezin ilk bölümünde şenlik ve tören kavramları açıklanmış,Antik Yunan toplumunda Dionysos adına düzenlenen eğlence ve dansın bir araya geldiği ritüel ele alınmıştır.Yeniden doğuşu simgeleyen Dionysos şenliklerinden, Yunan tragedyasına ve komedyalara uzanarak, kendinden sonraki uygarlıklara iktidarın meşruiyetinde temsiliyet olgusu miras bırakan tarihsel sürece değinilmiştir. Bizans ve Osmanlı imparatorluklarının kültürel zenginlikleriyle harmanlanmış İstanbul ve şenlikleri tezin ikinci bölümünde ele alınmıştır. Yaşadığımız toprakların, Bizantion adlı küçük yerleşimden, bir Doğu Roma kenti olan Konstantinopolis'e ve Osmanlı'nın İstanbul'una uzanan yolculuğu ona büyük bir simgesel olgular hazinesi aktarmaktadır.Bu çalışmada, ilk önce hipodrom/atmeydanı olarak adlandırılan alanda yapılan şenlik ve törensel etkinlikler,iktidarın ve halkın buluştuğu bir arena olarak, toplumsal yaşamdaki iktidar olgusunun bir yansıması olarak ele alınmıştır. Bizans ve Osmanlı şenliklerinde görülen ortak simgeselliklere değinilmiş, Osmanlı şenliklerinin kaydedildiği sûrnâmeler ve bu gelenekte yer alan minyatürlerin belgesel niteliği taşıyan bakış açısıyla, şenlik ve törenler üzerinden geleneksel sanatlara bir pencere açılmıştır. Şenlik ve tören olgularının günümüze uzanan tarihsel yolculuğunda,Modern Cumhuriyet'in temsiliyet törenleri niteliğine bürünen Cumhuriyet Bayramlarınadeğinilmiş, iktidar, güç, otorite kavramlarının yeniden değerlendirildiği günümüz toplumuna uzanılmıştır. Bütün bu tartışmaların toplandığı ve birleştiği tezin son bölümünde; Osmanlı'da doğan, tarih bilincine sahip, geleneksel sanatlara duyarlı bir Cumhuriyet sanatçısı olarak Cihat Burak ve Onun resimlerindeki şenlikli anlatı incelenmiştir. Bu çalışmada incelenen yönüyle sanatçı, geçmiş kültürlere gönderme yaptığı imgelerinin yarattığı kendi şenlik alanında, iktidarın söylemek isteyip de söyleyemediklerinin gizlendiği, bir sergi alanı yaratmaktadır.Cihat Burak'ın eserlerinde, mizahçı kişiliğiyle figür ressamlığı arasında denge kurabilen anlatısına bir yolculuk yapılmış,sanatçının seçilen eserlerinde,şenlik ve törenler üzerinden iktidar olgusuna ve toplumsal hayattaki yansımasına yer verilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler:Şenlik, Tören, Bayram, Kent meydanı, İktidar, Eleştiri
Michel Foucault'nun panoptikon kuramı bağlamında sanat ve iktidar
İnsanlık tarihinin başlangıcından beri, iktidar meselesi, bireylerin ve toplumun en büyük tartışma meselelerinden biri olmuştur. Bireysel bazda başkalarını etkileme, davranışlarını yönetme anlamına gelirken toplumsal olarak da devlet yönetimini elinde bulundurma ve devlet gücünü kullanma anlamına gelmektedir. İktidar devletin gücünü göstermekle birlikte toplumun ortak iyiliği için düzen ve hukuk kurmak suretiyle, kararları, topluma gerekirse zorla kabul ettiren kuvvet olarak da anılır; hatta bireylere verilecek özgürlüklerin sınırını belirleyen ve bu özgürlüğü güvence altına alan da iktidar kurumudur. XVIII.yüzyıldaki Sanayi Devriminin yarattığı yeni koşullarla birlikte iktidar, askeri ve siyasi gücü aşarak, ekonomik bir anlam kazanmıştır. Artık iktidar, ekonomik gücü elinde bulunduranındır. Ekonomik gücü sağlayan üretim ve tüketim ağının devamlılığı için yeni model iktidar, tepeden inme yerine, tabana yayılarak hayatın her alanını sarmaktadır. Bu yayılma sürecinde, Fransız düşünür Michel Foucault, tarihsel esinlerle ürettiği Panoptikon kuramıyla, iktidarın dolaşımda bulunarak, mikro düzeyde her alana etkilerini dile getirmektedir. Farklı olan, normale uymayan, disiplinci iktidar yöntemiyle toplumun dışına itilirken, her birey ve her topluluk, belli kurumlar aracılığıyla tektipleştirilir ve ekonomik düzenin sürekliliği için yönetilmeye devam eder. Mağara devrinden bu yana insanın kendini dile getirmesinin en etkili yollarından biri olan sanat da var olduğu günden bu yana belirli kurallar içinde, akademik gelişimini sağlamış ve ekonomik gücü elinde bulunduranların hakimiyetinde hareket alanı bulmaya çalışmıştır. Sanayi Devrimi, insana büyük prangalar yarattığı kadar, iletişim ve hareket kolaylığı sağladığı için, sanatın yön değiştirmesinde de etkili olmuştur. Teknolojinin gelişimiyle hem malzeme çeşitliliği artmış hem de siyasi hareketlilikten etkilenen sanatçı, bağımsız düşünme olanağına kavuşmuştur. Sanatın sahip olduğu alan artık sanatçının yaratıcılığına yetmemektedir, üstelik ekonomik zorunlulukların ve sanatı meta haline getiren piyasa koşullarının içinde… Sanatçı ancak, sanatı ticarileştiren galeri, müze, koleksiyon, müzayede gibi kurumlardan sıyrılarak özgür yaratma gücüne kavuşabilmektedir. Sanat eseri de biçim olarak değil, içeriği sayesinde değerli olmalıdır. XIX. yüzyıl itibariyle ivme kazanan toplumsal, siyasi ve ekonomik gelişim, sanat üretiminin de farklılaşmasını, yeni düşünce akımlarıyla, yeni üretim alanları oluşturmasını sağlamıştır. Devrimsel bir başlangıç yaratan Kübizmin ardından, Kavramsal Sanat, Arazi Sanatı, Arte Povera, Fluxus, İlişkisel Estetik, Opart, Performans sanatı ve dahası, sanat iktidarını kıran en önemli akımlar olarak modern sanatın gelişiminde önemli rol oynamıştır. Panoptikon kuramı bağlamında ele alınan sanat ve iktidar çözümlemesi, çalışmanın temasını oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: İktidar, Panoptikon, Michel Foucault, sanat ve iktidar.
1950 sonrası Türkiye'de Eskiçağ tarihinin (Doğu) gelişimi: Kişiler, kurumlar, yayınlar ve tarihçilik
İktidar ve onun ideolojilerinden büyük ölçüde etkilenen eskiçağ tarihi araştırmaları Türkiye'de Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında başlamıştır. 1930'lu yıllarda Türkiye'de açılmış olan üniversiteler vasıtası ile Hititoloji ve Sümeroloji gibi disiplinlerin temelleri atılmış ve bu alanlarda çok değerli bilim insanları yetiştirilerek önemli çalışmalar yapılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatı ve sonrasında değişen devlet yönetimleri itibarı ile bu durum değişmeye başlamıştır. Özellikle çalışmamızda ele aldığımız 1950 yılı itibarı ile eskiçağ tarihinin önemini kaybettiği ve devlet tarafından beklenen desteği görmediği gözlemlenmiştir. Bu çalışmada bu durumun sebepleri ve eskiçağ tarihi ile siyaset arasındaki nasıl bir ilişkinin olduğu üzerinde durulmuştur. Zira 1930'lu yıllarda eskiçağ tarihine yönelik ilgi çok daha fazla olsa da sonraki yıllar içindeki alanın gelişimi geri planda kalmıştır. Çalışmamızda eskiçağ tarihinin ülkemizde geçirmiş olduğu tarihsel süreç, bu alanda yetişmiş ve alana büyük katkılar sağlamış olan eskiçağ (doğu) tarihçileri ile onların çalışmaları ve ülkemizde eskiçağ tarihçiliği bakımından önemli olan bazı araştırma kurumları ele alınmaya çalışılacaktır.
Adnan Menderes'in konuşma ve demeçlerinde tarihin siyasal bir araç olarak kullanımı (1950-1960)
Egemenlik ve güç ilişkileri bağlamında devlet, iktidar ve tarih kavramları geçmiş sosyal deneyimlerden günümüze dek farklı formlar kazanmıştır. Efsaneler, puslu kalmış zamanların anlatısı olmanın ötesinde, uzun antik dönem boyunca tanrıların, kralların ve diğer egemen unsurların farklı toplumsal katmanlar üzerinde otorite kurmasını kolaylamıştır. Soykütük anlatı ve yüceltilmiş geçmiş hanedan devletlerinin en önemli meşruluk ve devinimsizleştirme araçlarındandır. XIX. ve XX. yüzyılda tarihsel analiz kapitalizmin eklemlendiği ulusal bütünlerin geçmişini inşa etmeyi amaç edinir. XIX. ve XX. yüzyıl devrimleri sürecinde ve parlamenter yönetimler bağlamında tarihsel bilme kurumlara dönük mücadelede aleniyet kazanmıştır. Tarihsel bilme her durumda ölümsüz olan mevkii işaret eder. Türkiye'de de parlamenter yönetim ve sonrasında çok partili bir yönelimin benimsenmesiyle iktidar bağlamında tarihsel bilme kamusal tartışmaları yönlendirme aracı olarak kullanılacaktır. Türkiye'de 14 Mayıs 1950 ve 27 Mayıs 1960 tarih aralığında Demokrat Parti iktidarı yaşanır. Demokrat Parti'nin yaklaşık on yıllık iktidarında Adnan Menderes başbakan ve parti başkanlığı görevinde bulunur. Adnan Menderes'in iktidarın başındaki isim olarak farklı mecralarda siyasal söylemini icra etmesi iktidarın kendi gerçeğini yaratması ve inşa etmesi bağlamında önem arz etmektedir. Tarihsel analiz, Adnan Menderes tarafından muhalefetle kurumlar üzerine mücadelede ve dış politikada Kıbrıs meselesinde biteviye kullanılacaktır. Adnan Menderes'in geçmişi telaffuzunda iktidar uygulamalarının meşrulaştırılması ve temellendirilmesi istenci gözlemlenir. Temellendirmede iktidarın istemine uygun olarak dönüşüm veyahut sürekliliği tasnifleme amaç edinilir. Tarihsel analiz iktidarın meşrulaştırma ve temellendirme istemine uygun olarak kanıt, delil, ispat, vb. gerekçelerle kullanılır. Adnan Menderes, geçmiş rejim veya iktidarı tarihsel analiz aracılığıyla yargılamayı kendi iktidarının kurucu eylemine dönüştürmek ister. Bu çalışmada iktidarın kamusal tartışmalarda değişimi ve sürekliliği temellendirmeyi tasniflerken tarihin bir araç olarak kullanımının üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Devlet, İktidar, Tarih, Tarihsel Bilme, Adnan Menderes
Cinsiyetin öznellik inşası: Cinsel pratikler ve iktidar ilişkisi
Bu araştırmada, Kate Millett cinsel politika, Foucault'un özne ve iktidar kuramı ve Butler'in kuir ve performativite kuramları temel alınarak kuir ve heteroseksüel öznelerin cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimleri üzerinden nasıl bir öznellik inşası oluşturdukları ve aşk, cinsellik ve gücü anlamlandırma ile ataerkil düzeninin iktidar ilişkilerinin öznelerin cinsel pratiklerine yansıma biçimleri ortaya çıkartılmak amaçlanmıştır. Feminist ve kuir metodoloji benimsenen bu çalışmada, nitel araştırma tekniklerinden yararlanılmıştır. Atanmış cinsiyeti kadın olan kuir (10) ve heteroseksüel (5) öznelerden oluşan toplamda 15 kişi ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler sağlanmıştır. Sahadan elde edilen veriler InqScribe programı aracılığıyla deşifre edildi. MAXQDA 2018 programı üzerinden ise veriler kodlara ayrıştırılarak tematik çözümleme yapıldı. Bu bağlamda araştırma üç tematik bölüme ayrılmıştır. Bunlar; Cinsiyet Kimliğinin Öznellik Süreçleri, Cinsel Yönelimin Öznellik Süreçleri ve Cinsel Pratikler ve İktidar İlişkisi'nden oluşmaktadır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar, atanmış cinsiyeti kadın olan kuir ve heteroseksüellerin özneleşme süreçlerinin Foucault'ın imlediği biçimde normal ve anormal ayrımı üzerinden farklılaştığı görülmektedir. Normal/anormal ayrımı üzerinden ayrımcılık ve şiddetin boyutu da farklılaşmaktadır. Cinsel pratiklerdeki iktidar ilişkilerine baktığımızda ise iktidar ilişkilerinin hem kuir hem heteroseksüel özne deneyimlerinde var olduğu görülmektedir. Atanmış cinsiyeti kadın olan kuir ve heteroseksüel öznelerin natrans heteroseksüel erkeklerle olan cinsel deneyimlerinde cinselliğin çoğunlukla iktidara boyun eğme üzerinden biçim aldığı görülürken; özellikle kendilerini feminist olarak tanımlayan kuir öznelerin, natrans kadın ve trans erkekle olan cinsel pratiklerinde ise iktidar ilişkilerinin daha fazla belirsizleştiği ve bu bağlamda iktidara direndikleri görülmektedir.
Politika ve performans: Jacques Ranciére'de sanat, tiyatro ve kamusal olan
Yaratım süreci içerisinde sanat mekânın ve zamanın ötesine taşar. Üretim süreci açısından performatif bir sanatsal etkinlik olan tiyatro da sanat ve politika ilişkisinin üzerinden okunabileceği bir söylemsel çerçeve sunar. Kuşkusuz tiyatro icraya ve de bir devinime, dinamizme sahip olması yönüyle; resim, heykel ya da yazın gibi diğer sanat dallarından ayrılmaktadır. Bu çalışma sanat ve politika teorisi arasındaki ilişkiyi, Fransız filozof Jacques Ranciére'nin tiyatroya ve tiyatronun potansiyel imkanlarına dair yaklaşımı üzerinden ele almayı amaçlamaktadır. Ranciére'nin tiyatro hakkındaki görüşleri genel olarak kendisinden önce gelen klasik tiyatro akımlarının eleştirisini barındırır. Çalışmada Ranciére'nin kamusallık ve tiyatro arasındaki ilişkiye dair yaklaşımı, çağdaş politik teoride öne çıkan temsil, faillik, katılım ve iktidar tartışmaları çerçevesinde ele alınmıştır. Bu bağlamda çalışmada Ranciére'nin düşüncesinden hareketle, teatral temsil ve kolektiflik ilişkisi ile bir arada yaşam ve performans ilişkisinin anlaşılmasına özgün bir katkı sağlanması amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler Sanat, politika, estetik, temsil, katılım, iktidar, yeni tiyatro.
Biyopolitik bir araç olarak zaman: İktidar, beden ve teknoloji
Foucaultcu bir anlamda ifade etmek gerekirse, iktidar ve zaman ilişkisinin sürekli bir üretim ve yeniden üretim meselesi olduğu söylenebilir. Bu açıdan zaman, iktidar ilişkileri tarafından yönetilmesi, idare edilmesi ve düzenlenmesinden ötürü bir araç olarak görülebilir. İktidar ilişkilerinin kesintisiz kurulumu aynı zamanda o ilişkiyi kuran, bozan ve yeniden kuran bedeni imler. Bu noktada iktidar yapıları bedene nüfuz eder. Cinsellik ve sömürgecilik bu nüfuz etme biçimlerinin doğrudan örnekleri olarak görünürlük kazanır. Biyo-iktidarın bedene nüfuz etmesi açısından bir araç olarak öne çıkan teknoloji; gerek zaman algısında değişimlere sebebiyet vermesi, gerekse de bu değişimler üzerinden bir öznellik inşasına yol açması bakımından önemlidir. Biyo-iktidar tam anlamıyla bedene nüfuz edemediği zamansallıklar, iktidar ilişkilerine yönelik direnç potansiyelleri olarak görülebilir. Bundan dolayı biyopolitika okumaları bağlamında kapitalizm meselesi, teknoloji ve zaman ilişkisi üzerinden görünür hale gelir. Bu çalışma, zamanın biyopolitik bir araç olma vasfını iktidar, beden ve teknoloji tartışmaları üzerinden ortaya koymaktadır.
Sanat pratiklerinde politik bir nesne olarak beden ve iktidar
Yüksek Lisans Tez Çalışma raporu olarak sunulmakta olan bu araştırması Michel Foucault'nun egemen, disiplinci ve biyo-iktidar modellerinden temellenerek, iktidarın beden üzerindeki etkilerini incelemektedir. Aynı zamanda tarihsel inceleme yöntemiyle yapılan bu çalışma, tarihöncesi dönemden, 21.yüzyılın ilk çeyreğine kadar beden ve iktidar arasındaki ilişkiyi analiz ederek, sanat tarihinden örneklerle birlikte tartışmaktadır. Neolitik dönemle birlikte insanın dünyaya yayılımı başlaması sonucunda, doğaya karşı güç istenci açığa çıkmaktadır. İnsanlık genel olarak birçok konuda birbirinden farklılaşarak, birbirine karşı güç elde etme arzusu taşıyarak, iktidarın temelini oluşturmaktadır. İktidar kavramı kapsamında anaerkil sistemden, ataerkil sisteme geçişe değinilerek Michel Foucault'nun iktidar modellerine zemin oluşturulmaktadır. Egemen iktidar modelinde, yaşam ve ölüm hakkı üzerinden bedenle bağı kurulmaktadır. Disiplinci iktidar modelde gelişen Panoptikon ilkesiyle iktidar, bireyi beden ve özne olarak ayrıştırmakta ve denetim, gözetim mekanizmalarıyla da bedene tahakküm göstererek, bireyin davranışlarını ve düşüncelerine erişmeye çalışmaktadır. Aynı zamanda bu modelle birlikte ön plana çıkan özneleştirme pratikleri de tartışılmaktadır. Biyo-iktidar modeldeyse nüfusun keşfiyle rakamlar üzerinden değerlendirilen yaşam, bir iktidar nesnesi haline gelmektedir. Yaşam ve beden üzerinde işleyen bu modelde, iktidar materyalist bir konumda yer almaktadır. Böylece hukuksal olmaya son vererek, beden ve hayat gibi gerçek nesnelere odaklanmaktadır. Biyo-iktidar model yasaklama getirmemektedir. Bu iktidar modelde akılsallığın liberalizm olmasıyla gelişen iktidar mekanizmaları, bireye özgürlüğü temsil ederek, onun davranışlarını ve düşüncelerini yönetmektedir. Bu süreçle şekillenen "Sanat Pratiklerinde Biyopolitika" başlığı altında iktidar mekanizmalarının temelini oluşturan beden, mahremiyet, yaşam ve ölüm kavramları sanat tarihinde kronolojik bir biçimde incelenmektedir. Post-moderne kadar incelenen sanat tarihindeki örneklerle, Foucault'nun iktidar modellerinin ilişkisi kurulmaktadır. Bu incelemelerle dünyanın da bir disiplin mekanizmasına dönüşerek, beden üzerindeki etkisi tartışılmaktadır. Aynı zamanda raporda yer alan kişisel sanat çalışmaları, iktidar modellerine ve iktidarın bedene uyguladığı tahakkümlere karşı bir direnç göstergesinin temsili olmaktadır. Bu doğrultuda formları oluşturan malzemeler başta seramik çamuru olmak üzere sakız, balmumu ve köpük silikon kullanılarak şekillenmekte; beraberinde video, fotoğraf ve etkileşime açık disiplinler arası bir tutum ortaya koymaktadır.
Foucault'nun iktidar ve disiplin kavramsallaştırmaları çerçevesinde 12 Mart cezaevi anılarını okumak
Bu çalışmanın amacı gayri insani uygulamaları ile oldukça tartışmalı bir süreç olan 12 Mart dönemini, bu süreçte hapishanede bulunmuş kişilerin hatıratı aracılığıyla Michel Foucault'nun tartışma konusu ettiği iktidar, hapishane, kapatılma denetim ve disiplin gibi kavramsal çerçeve üzerinden ele almaktır. Foucault'nun özne üzerine yaptığı çalışmalarda iktidar analizi önemli bir yer tutmaktadır. İktidarın, merkezi bir konumu olmadığını onun bir ağ gibi siyasal, sosyal yaşamın her yerinde olduğunu vurgulamaktadır. Foucault'nun iktidar kuramında, iktidar söylemler üzerinden özne üretmektedir. Bireyleştirmek, norm üretmek, normalleştirmek, söylem inşa etmek iktidarın özne üretiminde başvurduğu tekniklerdir. Foucault iktidarın merkezsizliğini vurgularken onu ancak kristalize olduğu mekânlarda çözebileceğimizi savunur. Bu mekânlar aynı zamanda normun üretildiği yerlerdir. Hapishaneler, akıl hastaneleri ve klinikler iktidarın kristalize olup normların üretildiği yerlerdir. Bu anlamda ceza iktidarın üstünlüğünü tesis etmez. Hapishane yumuşak başlı, üretken bedenlerin kapatılma, disiplin, gözetleme, bireyleştirme gibi tekniklerle ıslah yoluyla üretildiği mekânlardan biridir. Foucault'nun teorik olarak çizdiği çerçevenin geçerliliği ve deneyimlenme şekilleri 12 Mart dönemi tutuklu ve mahkûmlarının hatıratına yansıma biçimleri çerçevesinde tartışılacaktır. Bu anlamda hatırat tarihsel bir dönemin hapishane koşullarını betimlemeye ek olarak söz konusu teorik çerçevenin pratikteki yansımalarının tartışılabileceği bir kaynak işlevi görecek ve 12 Mart'ın tarihyazımına bir alternatif oluşturacaktır. Anahtar Sözcükler: Foucault, İktidar, Hatırat, 12 Mart Darbesi, Kapatılma
Beton dünya
Araştırmanın temeli ülkemizde meydana gelen belediye yönetimine, kayyumlar atanmasıyla birlikte belediye binalarının güvenliğini sağlamak amacıyla belediye önlerine yerleştirilen beton bariyerlerdir. İçinde yaşadığımız kentlerdeki ''beton yığınların'' durumu ortadayken söz konusu beton bariyerlerin de suni bitkilerle süslenmesi sorunun daha da görünür olmasını sağladı. Araştırma neticesinde sermayenin yapılaşma ile ilişkisinin tarım devrine kadar uzanması o dönemdeki ketlerin günümüz kent anlayışının da temelini oluşturmaktadır. Özelikle de günümüz kentlerin sermaye artırımı adına yapılan sabit sermaye, yine aynı doğrultuda ekonomik krizlerin önüne geçme adına yapılan doğal katliamlardır. Üretim aşamasında gerekli olan doğal olmayan enerji kaynaklarının kullanımı doğal felaketlerin temelini oluşturmaktadır. Doğal çevre üzerinde gerçekleşen bu yıkımın nasıl ve ne doğrultuda gerçekleştiği tezin varlık nedenini ortaya koymaktadır.
Nietzsche ve Foucault'da güç istenci ve iktidar üzerine bir çalışma
Bu çalışma, Nietzsche'nin güç istenci ve Foucault'nun iktidar kavramlarının, onların felsefelerini nasıl belirlemiş olduğunu göz önüne alarak, bu kavramların kapsamı ve onların diğer kavramlarıyla olan bağlantılarını, düşüncelerinin genel seyri içinde ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bununla bağlantılı olarak, Nietzsche ve Foucault'nun düşüncelerinin çağımızda insan için işaret ettiği olanakları anlamak, bu çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Birinci bölümde, Nietzsche'nin dünyayı güç istencinin bir ifadesi olarak görmesiyle ilişkili olarak onun hakikat düşüncesi ve bu düşünceden hareketle metafizik felsefe geleneğine yönelik eleştirisi ele alınmaktadır. Metafizik felsefe geleneğinin hakikati her seferinde bir öte dünya veya kendinde varlık alanı üzerinden tasarlama girişimi, biricik gerçeklik olan yaşamın değersizleştirilmesiyle sonuçlanmış, nihayetinde yaşamını böylesi bir geleneğin hakikat tasarımından hareketle kuran ve örgütleyen modern çağ insanının varoluşu da bu yozlaşma ve çöküşten payını almıştır. Bu belirlenimlerden hareketle Nietzsche'nin bazı temel kavramları ele alınmış ve onun en temel gerçeklik olarak gördüğü güç istenci kavramı ile bağlantıları tartışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Foucault'nun özne, öznel deneyim, kimlik kavramları, onun "iktidar" konusundaki düşünceleri ile birlikte ele alınmış ve iktidar kavramının onun düşünceleri içindeki belirleyici konumu açık kılınmaya çalışılmıştır. Foucault'nun, öznenin tözsel bir varlık olarak kavranmasına ve özneye dair her tasarımın verili, değişmeyen bir insan doğası varsayımına dayanmasına yönelik itirazı, onun, insanın kendini ne pahasına bir bilgi nesnesi kılabildiğini ortaya koymaya yönelik çözümlemelerinden hareketle ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Erken Cumhuriyet Dönemi Türk romanında eğlence hayatına iktidar odaklı bir bakış
Bu çalışmada, erken Cumhuriyet dönemi Türk romanında eğlence hayatı iktidar odağa alınarak ele alınmaktadır. Çalışmanın teorik zeminini Henri Lefebvre'in gündelik hayat ve mekân; Michel Foucault'nun iktidar, beden ve mekân kavramları oluşturmuştur. Yeni bir devletin kurulduğu 1923 yılından itibaren iktidar, kendi hegemonik söylemini yaygınlaştırmaya yönelik birçok çalışmada bulunmuş, bunların içinde toplumu kolay yoldan etkileyebilecek kitle iletişim araçlarını devreye soktuğu gibi edebiyatı da bu söylemin emrine vermiştir. Öncelikle kitle iletişim araçlarından gazetelerde yer alan tefrika romanların, daha sonra bunların basılı hâle geçmeleri topluma yayılması noktasında etkin bir değere sahiptir. Romanın toplumsallaşma sürecindeki işlevini bilen yazarlar, roman aracılığıyla düşüncelerini aktarmışlar, böylece toplumun dönüşümüne katkı sağlamışlardır. Erken Cumhuriyet dönemi yazarları beden ve mekân temsilleri noktasında kimi zaman iktidarın istediği doğrultuda romanlar yazmış, onları benimsemiş, kimi zaman bunları sorgulamış, kimi zamansa eleştirmiştir. Ancak birbirine zıt gibi görünen bütün bu temsil biçimleri esasında aynı noktada birleşmekte, hepsi aynı ideolojik yapılanmanın yerleşmesi noktasında çalışmaktadır