Hanifies
141 theses under this subject heading
İlk beş asır fıkıh usûlü literatüründe şer'u men kablenâ delili
Bu çalışma ilk beş asır fıkıh usûlü literatüründe şer'u men kablenâ incelemelerini ele almayı ve bu konu özelinde eserlerin taşıdıkları özellikleri tespit etmeyi hedeflemektedir. İki bölümden oluşan bu araştırmanın birinci bölümünde, ilk beş asır usûl eserlerinde konunun ele alınış biçimi, bu konu çerçevesinde ele alınan tartışmalar ve şer'u men kablenâ'nın delil değeri hakkındaki görüşler takdim edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde ise, birinci bölümde elde edilen malumata dayanarak, alimlerin şer'u men kablenâ incelemeleri çeşitli açılardan değerlendirilmiştir. Bu eserlerde şer'u men kablenâ ile ilgili tartışmaların özellikle, Kur'an ve Sünnet'te ne neshine ne de geçerliliğine dair bir delil bulunan önceki şeriatlara ait hükümlerin bağlayıcılığı noktasında düğümlendiği görülmektedir. Şer'u men kablenâ'nın bağlayıcılığı ile ilgili biri olumlu, diğeri olumsuz olmak üzere iki temel görüş ortaya çıkmaktadır. Zira her iki görüşü destekeyen naklî ve aklî deliller bulunmaktadır. Bu çalışmada, alimleri görüşlerden birini tercihe sevk eden âmiller belirlenmeye çalışılmıştır. Son olarak, ilk beş asır zaman aralığında bir delil olarak şer'u men kablenâ'nın gelişim seyri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Fıkıh Usûlü, Şer'u Men Kablenâ, Şerâi'u Men Kablenâ, Şerâi'u Sâlife, Önceki Şeriatlar
17. yüzyıl Osmanlı hukukunda tesebbüb halinde damân
Osmanlı ulemasından Fudayl Çelebi gibi bazı âlimler tazmin sorumluluğuyla ilgili özel eser kaleme almak suretiyle Hanefi literatürüne önemli katkılarda bulunmuştur. Aynı şekilde şeyhülislamlar da tazminle ilgili verdikleri fetvalarla Hanefi geleneğini sürdürmüşlerdir. Bu çalışmanın birinci bölümünde Osmanlı âlimlerinin eserlerine de atıf yapılarak Hanefilerin genel tazmin sorumluluğu itlâf üzerinde yoğunlaşmak suretiyle ortaya konulduktan sonra ikinci bölümde bu tazmin sorumluluğuyla ilgili olan üç konu ele alınacaktır. Tesebbüb halinde damânla ilgili seçilen bu üç konu, Hanefilerin genel tazmin sorumluluğundan nasıl ve neden ayrıldıklarını ortaya koymaya yöneliktir. Bu üç konudan birincisi olan siâye meselesi, tamamen Hanefilerin tazmin sorumluluğundan ayrılmalarını göstermesi açısından önemlidir. Diğer iki konuda ise tamamen Hanefiler tazmin sorumluluğunu terk etmemiş, sadece bazı meselelerde zaman içerisinde buna aykırı hükümler vermişlerdir. Ayrıca bu çalışmanın amacı, üç meseleyle ilgili 17. yy şeyhülislamlarının verdikleri fetvalarla, Hanefi geleneği ne ölçüde ve nasıl sürdürdükleri ve mezhep içerisinde tartışılan hangi görüşleri esas aldıklarını göstermeye yöneliktir.
Nişancızâde'nin Nûru'l-'ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (40. fasıl)
Şeyh Bedreddin (ö. 823/1420), Mecdüddîn el-Üsrûşenî'nin (ö. 637/1240) el-Fusûl'ü ile Zeynüddîn el-Mergînânî'nin (ö. 670/1271) Fusûlü'l-ihkâm fî usûli'l-ahkâm adlı eserini bir araya getirdiği, Osmanlı'da uzun seneler kadılar için müracaat kaynağı olan Câmi'u'l-Fusûleyn isimli bir eser yazmıştır. Şeyh Bedreddin bu eserinde Hanefi mezhebinin temel metinlerinde yer alan bazı meselelerde âlimlere itiraz ve eleştirilerde bulunmuş, sonraki devirlerde müellifin bu itiraz ve eleştirilerine cevap olmak üzere eserler kaleme alınmıştır. Bu eserlerden birisi de Nişancızâde Mehmed'in (ö. 1031/1621) Nûru'l-'Ayn fî Islâhi Câmi'u'l-Fusûleyn adlı eseridir. Bu çalışmada anılan eserin elfâz-ı küfür konusuna tahsis edilmiş olan 40. faslının tahkik ve tahlili gerçekleştirilmiş ve bu çerçeve ile sınırlı olmak üzere Nişancızâde'nin Câmi'u'l-Fusûleyn'e katkısı ortaya konmaya çalışılmıştır. Araştırmamız üç bölümden oluşmakta olup; ilk bölümde Nûru'l-'Ayn fî Islâhi Câmi'u'l-Fusûleyn'e kadar Hanefi mezhebi metinlerinde elfâz-ı küfür konusunun nasıl ele alındığına ve Osmanlı döneminde kaleme alınan başlıca risalelere genel bir bakış yapılmış, ikinci bölüm Nûru'l-'Ayn'ın 40. faslının incelenmesine ve Câmi'u'l-Fusûleyn'in 38. faslı ile karşılaştırmasına ayrılmış, son bölümde ise Nûru'l-'Ayn'ın 40. faslı iki farklı müellif nüshasına dayanılarak tahkik edilmiştir.
Üsmendî'nin Bezlü'n-Nazar adlı eseri
Hicrî VI. yüzyılda yaşamış Semerkantlı âlim Ebü'l-Feth Alâüddîn Muhammed b. Abdilhamîd b. Hüseyn el-Üsmendî'nin Bezlü'n-nazar fi'l-usûl adlı eseri Hanefî usul literatüründe farklı bir yerde durmaktadır. Üsmendî Bezlü'n-nazar'ın yazımında mütekellimîn metodunun temel eserlerinden biri olan Mu'tezilî âlim Ebü'l-Hüseyin el-Basrî'nin el-Mu'temed'ini merkeze almış, onu gerek içerik gerek tasnif, zaman zaman da usul meselelerindeki görüşlerinde takip etmiştir. Bu çalışmada Bezlü'n-nazar tasnif, yöntem ve içerik bakımından ele alınmış, el-Mu'temed adlı eserden hangi noktalarda ayrıldığı, ne oranda onu takip ettiği ve Hanefî usul literatüründe nerede bulunduğuna dair tespitler yapılmaya çalışılmıştır.
Sıbt İbnü'l-Cevzî ve Îsâru'l-İnsâf fî Asâri'l-Hilâf adlı eseri
İbnü'l-Cevzî'nin (ö. 597/1201) kızdan torunu olması sebebiyle 'Sıbt İbnü'l-Cevzî' olarak meşhur olan Ebü'l-Muzaffer Şemsüddîn Yûsuf b. Kızoğlu (ö. 654/1256), VII/XIII. yüzyılda yaşamış Hanefî bir muhaddistir. Eserleri arasında bulunan Îsâru'l-insâf fî âsâri'l-hilâf, ayrı bir öneme sahiptir. Bu eserinde o, Hanefîler tarafından kullanılan ahkâm hadislerini toplamış, diğer fıkıh mezheplerinin delil olarak kullandıkları hadislerle karşılaştırmış ve Hanefîlerin onlarla neden amel etmediğine temas etmiştir. Bu eser, sadece Hanefîlerin hangi hadislerle amel ettiklerinin tesbiti değil, aynı zamanda onların hadisler karşısındaki tavırlarını belirleme ve Hanefî hadis usûlünün nasıl uygulanıp pratiğe yansıtıldığı açısından da önem kazanmaktadır. Ayrıca eser, Hanefî hadis usûlü kaidelerinin nasıl anlaşılması gerektiğine dair önemli ipuçları vermektedir.
El-Fetâvâ'l-Velvâliciyye'nin Hanefî Nevâzil literatüründeki yeri (Bey' akdinin şartları çerçevesinde)
Irak'ta başlayan Hanefî mezhebi, 3/9. asırda Ebû Hanîfe'nin öğrencilerinin Mâverünne-hir'e gelişiyle birlikte bu coğrafyada tanınıp kabul görmeye başlamıştır. Ancak Ebû Hanîfe ve onun fıkıh akademisi tarafından ortaya konan hükümler, Irak kültür ve şartları ışığında şekillendiğinden, bu hükümleri yeni bir coğrafyaya entegre etmek, beraberinde bazı uyum sorunları da doğurmuştur. İşte tam da bu noktada nevâzil, vâkıât ya da fetâvâ şeklinde isimlendirilen, doktrini besleyen önemli bir kaynak haline gelmiş yeni bir litera-tür ortaya çıkmıştır. 4/10. asırda Mâverâünnehir'de oluşmaya başlayan bu zengin litera-tür, Moğol istilasına kadarki süreçte kendini geliştirip normatif bir yapı kazanmış, sonraki dönemde de içtihadın parametlerini belirleyen yönüyle Bağdat, Şam, Anadolu gibi coğ-rafyalarda kaynak olarak kullanılmış, eğitim müfradatlarında yardımcı kaynak vazifesi görmüş, hatta Osmanlı Hukuk düşüncesinin şekillenmesine katkı sağlamıştır. Nevâzil li-teratürü ile bir yandan karşılaşılan sorunlara yeni çözümler üretilirken, bir yandan da Ebû Hanîfe ve akademisi tarafından üretilen ilk fıkhî birikimi daha iyi anlama ve onu rehber edinme yoluna gidilmiştir. Bunun sonucunda, kurucu imamların görüşleri kurucu, nevâzil ise boşluk doldurucu bir işleve sahip olmuştur. Bu tez, kapsamlı bir nevâzil eseri olan ve farklı bölgelerden mesâilin derlendiği Fetâvâ-i Velvâliciyye'nin Hanefî nevâzil literatü-ründeki yerini konu almaktadır. Bir şeyin konumunu tayin etmek o şeyin bulunduğu yeri tanımakla mümkün olacağından, ilk bölümde Hanefî nevâzil literatürü hakkında genel bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Fetâvâ-i Velvâliciyye'nin muhtevâ, yöntem, üslûp ve kaynaklık değeri gibi açılardan literatür içindeki yeri incelenmiş, son bölümde ise nevâzil literatürü hakkında somut bir örnek oluşturmak ve bir nevâzil eserinde meselelerin ele alınış tarzını göstermek amacıyla Fetâvâ-i Velvâliciyye'den örnekler sıralanmıştır.
Hanefi mezhep içi tercih usûlü çerçevesinde Mültekâ'l-Ebhur'daki tercih ifadelerinin değerlendirilmesi (Büyû' ve icâre örneği)
Mezheplerin teşekkül süreçlerini tamamlamaları ile birlikte mezhep birikiminin değerlendirilip, mezhep içerisinde tercihe şayan görüşün seçilmesi işlemi fukahânın sıklıkla başvurduğu bir hüküm aktarma yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Zaman içerisinde belli bir sistematiğe oturtulan bu yöntem esnasında kullanılan lafız ve kalıplar aynı süreçte terimleşmiş ve "alâmâtü'l-fetvâ/sıyağu't-tercih" adı altında mezhep terminolojisi içerisindeki yerini almıştır. Osmanlı âlimlerinin önde gelen isimlerinden biri olan İbrâhîm el-Halebî de (v. 956/1549) Mültekâ'l-ebhur isimli eserinde mezhepte tercih edilen hükmü öne çıkarırken muhtelif tercih lafızları kullanma yolunu seçmiştir. Mezkûr eserdeki râcih görüşlerin Hanefi mezhep içi tercih usûlüne uygunluğu bağlamında incelendiği bu çalışma, giriş, iki bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın öneminden, amacından, kapsamından ve kaynaklarından bahsedilmektedir. Birinci bölümde, çalışmanın ana konusuyla direkt bağlantısı bulunan Hanefilerde mezhep içi tercih usûlü ile ilgili genel bir çerçeve sunulmaya çalışılmaktadır. Bu itibarla evvela mezhep içi tercihin tanımı ve kısımlarından bahsedilip daha sonra sarih tercih lafızları, iltizami tercih metotları ve sarih tercih lafızları arasındaki hiyerarşiye değinilmektedir. İkinci bölümde öncelikle Halebî'nin hayatı ve eserleri ile birlikte bilhassa çalışmanın konusu olan Mültekâ hakkındaki bilgilere yer verilmektedir. Daha sonra Mültekâ'nın büyû' ve icâre kitabında yer alan sarih tercih lafızları mezhep içi tercih usulü bağlamında değerlendirilmektedir. Ayrıca Halebî'nin Mültekâ'yı telifi esnasında yararlandığı eserlerin kendi aralarındaki tercih farklılıklarına ve bu eserlerde yer alan müftâ bih kalıpların müellif tarafından ne şekilde kullanıldığı hususuna temas edilmeye çalışılmaktadır. Sonuç kısmında ise çalışmamız neticesinde elde edilen veriler sıralanarak tercih lafızlarına dair bilgilerin tablo halinde sunumu yapılmaktadır.
Osmanlı hukukunda şüf'a hakkı
Toplumsal bir varlık olan insanın, hukuk sistemi tarafından belirlenmiş hak ve sorumlulukları bulunmaktadır. Mülkiyet hakkı da hukuk tarafından koruma altına alınmış, insanın en temel haklarından biridir. Mülkiyet hakkının kişiye mal üzerinde sınırsız tasarruf imkânı sunduğu mutlak olarak kabul edilmiş olsa da, toplumun ihtiyacına göre söz konusu hakka bazı sınırlandırmalar getirilmiştir. Şüf'a hakkı da kadim devirlerden beri birçok hukuk sisteminde çeşitli biçimlerde var olan, mülkiyet hakkına getirilmiş sınırlandırmaların başlıcalarındandır. İslam hukuk bilginleri fıkıh eserlerinde, Hz. Peygamber'den gelen nasları ve toplumda eskiden beri mevcut olan bazı uygulamaları dikkate alarak İslam hukukunun genel ilkeleri ışığında şüf'a hakkının mahiyeti, meşruiyeti, gayesi, sebepleri, şartları ve kullanma usulünü geniş biçimde ele almıştır. İslam hukuk tarihinin altı asırdan fazla bir kısmını temsil eden Osmanlı hukuku şüf'a hakkı özelinde Hanefî mezhebinin doktrin ve uygulama bakımından geçirdiği evreleri görmek açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmamızda ilk olarak Hanefî fıkıh eserlerinde şüf'a hakkının hangi konular bağlamında nasıl ele alındığını aktaracağız. Sonraki kısımda ise Osmanlı hukukuna genel bir bakışın ardından Osmanlı hukukunda şüf'a hakkının teori ve uygulama yönünü göstermeye çalışacağız.
Cüllâbî'nin Kitabü's-Salat adlı eserinin tahkiki ve incelenmesi (eserin başından mescid babına kadar)
Bu çalışma, kaynaklarda hakkında yeterli bilgi bulunmayan ve hicrî VI. yüzyılda (XI-XII.) vefat ettiği düşünülen Hanefî mezhebi fakihi Ebû Muhammed Tâhir el-Cüllâbî'nin temizlik ve namaz konusuna dair telif ettiği Kitâbü's-salât adlı eser üzerinde yapılmıştır. Müellif eserinde ağırlıklı olarak Hanefî mezhebine müntesip fakihlerin görüşlerine itimat etmekle beraber zaman zaman sahabe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiînin sözleri ve Malikî ile Şafiî mezhebi imamlarının görüşlerine değinmiştir. Kitâbü's-salât'ın adı birçok Hanefî mezhebi müellefatında geçmekte ve yaptıkları nakillerde onu kaynak gösteren müelliflerin sayısı yirmiyi aşmaktadır; dolayısıyla Kitâbü's-salât bir müracaat kaynağı konumundadır. Bununla beraber eser gerektiği gibi şöhret kazanmamıştır. Çalışmada, eser ve müellifi tanıtılmış; Kitâbü's-salât, Ebü'l-Leys es-Semerkandî'nin (ö. 373/983) Mukaddime fi's-salât isimli eseri ile mukayese edilmiştir. Daha sonra yazma nüshalarından dört nüshaya dayanılarak Kitâbü's-salât'ın bir bölümü tahkik edilmiştir. Anahtar Kelimler: Ebû Muhammed Tâhir, Cüllâbî, Kitâbü's-salât, Salâtü'l-Cüllâbî
Beyhakî'nin el-Hilâfiyyât adlı eserinde Hanefîlere yönelik tenkitleri
Beyhakî, el-Hilâfiyyat adlı eserinde Hanefî ve Şâfiîlerin ihtilaf ettikleri meselelere dair hadisleri bir araya getirmiştir. Söz konusu hadisleri sened ve metin açısından değerlendiren Beyhakî, Şâfiîlerin kullandıkları hadislerin sıhhatine vurgu yaparken Hanefîlerin istidlalde bulundukları hadislerin amele elverişli olmadıklarını göstermeye çalışmıştır. Bu araştırmada, Hanefîleri "hadisten anlamayan" ve "kendi mezhebine göre rivayet eden" gibi sözlerle itham eden Beyhakî'nin ilgili kitabındaki tenkitler tespit edilmiş ve ayrı başlıklar altında değerlendirilmiştir. Ayrıca araştırmanın ilk bölümünde farklı açılardan ele alınan eserin, hilâf literatüründeki yeri ortaya konmaya çalışılmıştır.
Hanefî mezhebine göre satım akdinde mülkiyetin intikaline ilişkin hükümlerin borçlanma ve tasarruf işlemlerinin birliği ve ayrılığı ilkeleri açısından değerlendirilmesi
Hukuk sistemleri satım akdinde mülkiyetin intikaline ilişkin farklı yaklaşımlar benimsemiştir. Kara Avrupası hukuk çevresinde bu konu, borçlanma ve tasarruf işlemlerinin birliği ve ayrılığı ilkeleri çerçevesinde ele alınmıştır. Fıkıh literatüründe ise belli sınırlılıkları olmakla birlikte yaygın kanaate göre mülkiyetin intikali için satım akdinin kurulması yeterli görülmüş, akde ilave olarak akid konusunun teslim ve tesellümü şart koşulmamıştır. Ancak dikkatli bir şekilde incelendiğinde salt akid ile intikal eden mülkiyetin mahiyeti teslim ve kabz sorasındaki mülkiyetin mahiyeti ile aynı derecede kabul edilmediği görülmektedir. Bu çalışmada, "satım akdinin hükmü" olarak ifade edilen mülkiyetin intikali ve akid sonrasında kabza bağlı olarak mülkiyetin kazandığı mahiyet Hanefî mezhebi özelinde inceleme konusu yapılmıştır. Kabzın mülkiyetin intikaline etkisi, mülkiyetin intikalini engelleyen ve mülkiyeti ortadan kaldıran durumlar yine satım akdinin hükmü bağlamında ele alınmıştır. Klasik fürû-i fıkıh eserleri başta olmak üzere çağdaş İslam hukuku eserlerinden ve modern hukukta konuyla ilgili benzer kavram ve tasniflerden faydalanarak satım akdinin hukukî sonuçlarının ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışma neticesinde satım akdinde birlik veya ayrılık ilkelerinden birisinin benimsenmesinin mülkiyetin intikali için öne sürülen şartların esnek ya da katı olmasına doğrudan etki ettiğine ulaşılmıştır. Buradan hareketle modern hukuk sistemlerinde ortaya çıkan ilkelere göre Hanefî hukukçuların bu konudaki görüşleri tespit edilmeye çalışılmıştır.
İslam hukukunda hapis hakkı (Hanefi mezhebi özelinde)
Bu tez, alacaklının alacağını elde etmek üzere borçluya ait alacakla alakası bulunan malı teslimden kaçınarak elde tutma yetkisi veren hapis hakkını Hanefi mezhebi özelinde incelemektedir. Hapis hakkı alacağı güvence altına almayı amaçlar ve Türk hukuk doktrininde incelenip teorik biçimde ele alınırken, Hanefi mezhebi füru fıkıh külliyatında münferit olaylar içinde yer almıştır. Çalışmamızda Hanefi mezhebi kaynaklarında hapis hakkına dair olan meseleler başlangıç noktası kabul edilip incelendikten sonra Türk hukukunda eşya hukukuna dair yazılan eserlerin hapis hakkını değerlendirirken takip ettikleri sistematikten faydalanılarak mezhep içinde teorik bir çerçeve oluşturulmaya çalışılmıştır. Hapis hakkı Hanefi literatürde yer yer rehin ile birlikte anılmıştır. Türk hukukunda ise rehinin yanında alıkoyma hakkı, ödemezlik def'i ve takasın hapis hakkı ile yakın tasarruflar olduklarına değinilmiştir. Hanefi fukaha hapis hakkını, günümüz hukukunda aynî hak olarak ifade edilen milkin bir türü olarak değerlendirmiştir ve onlara göre hapis hakkının ileri sürülebilmesinin temel amacı, bir borç ilişkisinde alacaklar arasında teslim etme ve teslim alma hususundaki dengesizliğin giderilmesidir. Bu amacın hapis hakkını mümkün kılabilmesi için, borç ilişkisindeki edimlerin mahiyetlerinin farklı olması, dengesizliğin aleyhinde kurulduğu tarafın borçluya ait mala haklı zilyet olması, zilyet olduğu bu mal ile alacak arasında bağlantı bulunması ve alacağının muaccel olması şartlarının yerine gelmiş olması gerekir. Sözü edilen bu amaç ve şartların gerçekleşmesi durumunda Hanefi mezhebinde satım, icare, şüf`a, vekalet ve nikah akitlerinde, lukata, gasp ve vediada hapis hakkı ileri sürülebilir. Hapis hakkı ileri sürülürken doğurduğu bazı hükümler vardır. Buna göre, hapis hakkına sahip olan taraf karşı tarafı borcun ifasına zorlamak ve alacağını temin edebilmek için malı alıkoyma yetkisine sahip olurken bazı durumlarda bu malı sattırıp alacağını bedelinden temin etme hakkı da vardır. Hapis hakkı verdiği yetkilerin yanında sahibine, malı muhafaza sorumluluğu da yükler. Hapis hakkı sona erene kadar bu hükümler devam eder. Hanefi mezhebi füru fıkıh kaynaklarına göre hapis hakkı müstakil bir hak olmayıp bir alacağa bağlı olarak ortaya çıktığından bu alacağın sona ermesiyle hapis hakkı sona erer. Bunun yanında başlangıçta muaccel olduğu için karşılığında hapis hakkı kurulabilen borcun/deynin daha sonra vadeli olması kabul edilirse şartlardan biri artık bulunmadığı için hapis hakkı sona erer. Hapis hakkının doğduğu borç ilişkisinde belirli durumlarda yapılan havale bu hakkı düşürebilir. Aynı zamanda hapis hakkı Hanefi fukaha tarafından zayıf bir hak olarak görüldüğü için alacaklının hapis konusu mal üzerindeki zilyetliğini rızasıyla kaybetmesi de hakkın sona ermesiyle sonuçlanır.
Hanefî fıkıh usulu eserlerinin sistematiğinin oluşumu
Bu çalışmada IV ve VII. asırlar arasında telif edilen Hanefî fıkıh usulü eserlerinin sistematikleri birbirleriyle mukayese edilerek incelenmiştir. Eserler arasındaki benzerlik ve farklılıklar tespit edilerek Hanefî fıkıh usulü eserlerinin sistematiğinin oluşum süreci ortaya konulmuştur. Tez giriş, üç bölüm, sonuç ve ekden oluşmaktadır. Giriş kısmında tezin konusuna, sınırlarına, sunumuna ve yöntemine değinilmiştir. Birinci bölümde IV ve V., ikinci bölümde VI., üçüncü bölümde ise VII. asırda yazılan usûl eserlerinin sistematikleri tanıtılmıştır. Ulaşılan tespitlere ve değerlendirmelere sonuç bölümünde yer verilmiştir.
Hanefî ve Şâfiîler'in ibadet konularındaki ihtilaflarına hâkim olan usûl kuralları (Tecrîd ve Tahsîn adlı hilaf eserleri özelinde)
Hanefî ve Şâfiîler arasındaki fıkhî ihtilafın anlaşılması ancak iki mezhebin fıkıh usulündeki görüşlerinin bilinmesiyle mümkündür. Zira her ne kadar mezhepler arasındaki ihtilaflar, özünde mezhep âlimlerinin fer'î meselelere verdikleri hükümlere dayanıyor olsa da, bu hükümler tarih süresince mezhepleri temsil eden usûl kurallarıyla tartışılmış ve bunlar vesilesiyle anlaşılmıştır. Bu usûl kuralları fürû fıkhın tamamında benimsenen metotlar haline gelmiş ve mezheplerin hareket noktalarını temsil etmiştir. Dolayısıyla tarihi arka planda fürû fıkhın ifade edilmesi ve mezhep görüşlerinin gelişimi bu usûl kurallarıyla sağlanmıştır. Klasik ve çağdaş araştırmalarda bu iki mezhebin ihtilaflarıyla ilişkili olan usûl kurallarını inceleyen eserler bulunmasına karşın, her iki mezhebin fürû fıkhın hangi alanlarında, hangi usûl kurallarına sıkça atıf yaptıkları araştırılmaya muhtaçtır. Buna bağlı olarak bu araştırmanın ana gayesi Hanefî ve Şâfiîler'in ibadet konularında ihtilaf ettikleri fıkhî hükümlere hâkim olan usûl kurallarını tespit etmek, sonrasında ise Kudûrî'nin (v. 428/1037) Tecrîd ve Gazzâlî'nin (v. 505/1111) Tahsînu'l-meâhiz adlı hilaf eserlerinde bu kurallarla ilişkili fer'î meseleleri karşılaştırmalı olarak göstermektir.
Hanefî mezhebinde delildeki zannîliğin teklîfî hüküm terminolojisine etkisi
Hanefî mezhebindeki farz-vacip ve haram-tahrimen mekruh ayrımlarının hükme ulaştıran delillerin bilgi ve amel değerlerindeki farklılıklardan kaynaklandığı bilinen bir husustur. Delilin kat'î olması durumunda hüküm farz ya da haram, zannî olması durumunda vacip ya da tahrimen mekruh olarak belirtilir. Bu çalışmada, söz konusu yaklaşımın mahiyeti ve kapsamı incelenmiştir. Bu doğrultuda, Hanefîler'in delaleti zannî naslar, âhâd haberler, zannî icma türleri veya kıyasla sabit olmuş hükümlerin tamamını vacip ya da tahrimen mekruh kategorisinde görüp görmediğinin sağlaması yapılmaya çalışılmıştır. Öncelikle kavramsal düzeyde teorik, sonrasında da örnekler üzerinden pratik boyut üzerinde durulmuştur. Araştırmanın neticesinde Hanefîler'in teklîfî hüküm terminolojisinde delilin kat'îliği-zannîliği üzerinden yaptıkları ayrımların ve geliştirdikleri yaklaşımın nassa ziyade anlayışıyla ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır.
Ebu Hanife'den Matüridî'ye Hanefî itikadının gelişim süreci
Bu çalışma, Ebu Hanife'nin itikadî görüşlerinin Matüridî'ye kadar uzanan süreci konu edinmektedir. Bir giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Ebu Hanife'nin hayatı, ilmî kişiliği, kelamcılığı, eserlerinin aidiyetiyle ilgili şüpheler ve kısaca bazı temel görüşleri ele alınmıştır. Dönemin siyasi kargaşaları ve ilmi durumun gereği, Ebu Hanife itikat alanıyla ilgilenmiştir. Ayrıca erken dönem eserlerde mevcut olan kayıtlara göre, eserlerin aidiyet problemi bulunmamaktadır. Fakat ilk dönem eserleri olmaları hasebiyle konulara göre tasnif edilmemişlerdir. İkinci bölümde Matüridî'nin hayatı, ilmî kişiliği ve kısaca temel görüşleri ele alınmıştır. Erken dönem eserlerde onunla ilgili çok az malumat vardır. İlim icazet silsileleri Ebu Hanife'ye dayanan dört hocadan ders almış ve Ebu Hanife'nin eserlerini bu hocalarından rivayet etmiştir. Bu yolla Matüridî'nin ilim silsilesi Ebu Hanife'ye dayanmaktadır. Üçüncü bölümde Ebu Hanife'nin itikadî görüşlerinin Maveraunnehir bölgesine girişi ele alınmıştır. Onun itikadî görüşlerini bölgeye taşıyan bizzat öğrencileri olmuştur. Bu öğrencilerin ders halkalarında yetişen Hanefî âlimlerin birçoğu kelamla ilgilenmiştir. Fakat bunların arasında sistematik kelam yapan bir kelamcı olmadığı için Ebu Hanife ve Matüridî arasındaki dönemde, bölge kelam açısından kapalı bir muhit olmuştur. Dördüncü bölümde ise Ebu Hanife ve Matüridî'nin itikadî/kelamî görüşleri detaylı ele alınmıştır. Matüridî'nin ihtilaf yaratacak kadar önemli olmayan bazı kelamî görüşleri dışında, esasta Ebu Hanife'nin itikadî görüşlerinin devamı olduğu kanaatine varılmıştır.
Hanefî ve Şâfiîlerin Miras hukukundaki ihtilafları ve bu ihtilafların pratik neticeleri
İslam hukuk sisteminde şer'i hükümler kitap, sünnet, icma ve kıyas dediğimiz asli delillerden ve istihsan, istishab, kavli sahabi gibi tali delillerden elde edilir. Edille-i şer'iyye denilen bu kaynaklar, müçtehit imamlarımızın hüküm istinbatında başvurduğu temel kaynaklar ve yöntemlerdir. Bunun neticesinde farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Fıkhi mezhepler arasında doğan ihtilaflı meselelerin temelinde müçtehit imamlarımızın usul farklılıkları yatmaktadır. Bu farklılıktan kaynaklanan ihtilaflar insanlara rahmet olmuştur. Bu farklı görüşlerin irdelenip gün yüzüne çıkarılması güncel hayatımızda birçok problemin çözülmesine yardımcı olmaktadır. Yapılan bu çalışmada, İslâm hukukunun önemli dallarından olan Miras Hukuku ile ilgili hususlarda fıkıh hazinemizin iki değerli mezhebi Hanefî ve Şâfiî mezheplerinin farklı görüşleri tespit edilerek her iki mezhebin yaklaşımları incelenmiş ve pratikteki neticeleri tespit edilmiştir. Bu ihtilaflar ve delilleri tespit edilirken bu alanda yazılmış olan muteber eserler ve yapılan çalışmalar esas alınmış ve iki mezhep arasındaki farklı görüşler tahlil ve mukayese edilmiştir. Tezimiz bir giriş, iki ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Girişte araştırma konusu ve kapsamı, araştırmanın önemi, kaynak araştırma ve yöntemi gibi konulara değinilmiştir. Birinci bölümde miras hukukunun mahiyeti ve miras hukukunun genel konuları ana başlıklar altında ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Hanefîler ve Şâfiîler arasında meydana gelen ihtilaflar incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise miras taksiminde ortaya çıkan problemlerin mezheplerin ortaya koyduğu yöntemlerle nasıl çözüldüğü ve neticeleri belirlenmiştir.
Haddâd'ın el-Cevheretü'n-neyyire adlı eserinin ibadetler bölümünde İmam Şafiî'ye nispet edilen görüşlerin tahkiki
Haddâd'ın el-Cevheretü'n-neyyire adlı eseri Hanefî mezhebindeki önemli eserlerden biridir. el-Cevheretü'n-neyyire, Haddâd'ın Kudûrî'nin el-Muhtasar isimli eserine yazmış olduğu şerh olan es-Sirûcü'l-vehhâc'ın muhtasarıdır. Haddâd, el-Cevheretü'n-neyyire'de Şâfiî mezhebinin kurucusu olan İmam Şâfiî'ye birçok yerde atıflar yapmıştır. Bu çalışmada Haddâd'ın el-Cevheretü'n-neyyire'de ibadetler bölümünde İmam Şâfiî'ye yapmış olduğu atıflar incelenmiştir. Çalışmamız bir giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde; araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve kaynakları hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Haddâd'ın hayatına ve eserlerine dair biyografi kaynaklarından yararlanılarak bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde ise el-Cevheretü'n-neyyire'de İmam Şâfiî'ye atfedilen görüşler Şâfiî kaynaklardan incelenmiştir. Araştırma neticesinde İmam Şâfiî'ye 103 atıf yapılmış bu atıfların 99 tanesinde isabet edilirken 4 tanesinde isabet edilmediği görülmüştür. Sonuç bölümünde ise yapılan atıfların doğruluk oranı tablo halinde verilerek elde edilen bulgular paylaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Haddâd, el-Cevheretü'n-neyyire, İbadetler, İmam Şâfiî, Atıf, Hanefî Mezhebi, Kudûrî, el-Muhtasar.
Kâsânî ve Bedâiu's-Sanâi' adlı eserinin hadis ilimleri açısından incelenmesi
Kâsânî (v.587/1191) Türkistan bölgesinde doğmuş, Konya'da bir süre bulunmuş ve Halep'te yaşamını tamamlamış, Hanefî mezhebinin önemli fakihlerindendir. Te'lif ettiği Bedâi'u's-Sanâi' fî Tertîbi'ş-Şerâi' mezhebin önemli kaynaklarındandır. Çalışmamız Kâsânî'nin bu eseri üzerinden yola çıkılarak hazırlanmıştır. 'Kâsânî ve Bedâiu's-Sanâi' Adlı Eserinin Hadis İlimleri Açısından İncelenmesi' başlıklı çalışmamızla Kâsânî'nin hadislere yaklaşımının incelenmesi, eserin hadis ilmi açısından değerinin ortaya konularak Hanefîlerin hadis anlayışıyla ilgili çalışmalara katkı sağlaması hedeflenmektedir. Araştırmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın amacı ve önemi, metodu ve kaynakları üzerinde durulmuştur. Çalışmamızın birinci bölümünde Kâsânî'nin hayatı ve ilmî kişiliği hakkında bilgiler verilmiştir. Burada Kâsânî'nin yaşadığı Türkistan'ın, Konya'nın ve Halep'in tarihi, sosyal durumu, ilmî ve kültürel gelişmelerine değinilmiş, Kâsânî'nin hadis ilmindeki yeri ele alınmıştır. Ayrıca onun eserinde kullandığı hadis ıstılahlarına yer verilmiş, haber-i vâhidlere bakışı incelenmiş, son olarak da Kâsânî'nin faydalandığı hadis ilimlerine değinilmiştir. İkinci bölümde ise Kâsânî'nin Bedâi'de naklettiği müteârız hadisler ve çözüm yolları incelenmiştir. Sonuç olarak Kâsânî'nin Bedâi'de naklettiği hadis sayının iki bine yaklaştığı tespit edilmiş, bu rivayetleri delil alma konusunda genel olarak Hanefî mezhebi çizgisinden ayrılmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Hadis, Fıkıh, Kâsânî, Bedâi', Hanefîler.
Hanefî mezhebiyle mukâyeseli olarak Afgan ceza kanununda cinsel suçlar
Bir toplumun sağlamlığı, o toplumun temelini oluşturan ailelerin sağlamlığına bağlıdır. Aile içindeki üyeler arasındaki sadakat ve samimiyet, gelecek nesillerin teminatını oluşturur. Eğer bu sadakat ve samimiyet kaybolursa, bu durum ailede yetişen çocukların geleceğini de olumsuz şekilde etkileyebilir. İnsanların hayatlarını inanca devam edilebilmesi için vazgeçilmez temel haklar olarak bilinen can, mal ve ırzın himaye edilmesi gerekir. Bu kural hemen hemen bütün hukuk sistemlerinin esasını oluşturmuştur. Bu haklara haksız tecavüzde bulunanlar, farklı şekillerde de olsa bütün hukuk sistemlerinde cezalandırılmış, haksız tecavüzde bulunan kimseler, toplum tarafından da kınanmıştır. İşte bu noktadan hareketle, diğer suçlara nazaran ahlâka aykırı fiillere verilen cezalar daha ağır olmuştur. Diğer hukuk sistemlerinde olduğu gibi İslam hukukunda da konulmuş olan hükümler, insanların menfaatlerini gözetmiş ve onların en iyi bir şekilde hayatlarını devam etmesini hedef almıştır. Günümüzde Afganistan'da ceza kanunu da diğer kanunlar gibi İslam hukukuna uygun bir şekilde hazırlanmıştır. Bu bağlamda biz Afganistan ceza kanununda yer alan cinsel suçların neler olduğunu tez konusu olarak inceledik. Afgan ceza hukuku içerisinde yer alan cinsel suçların neler olduğunu incelerken de Hanefî mezhebinin görüşlerini esas aldık. Anahtar Kelimeler: Afgan Ceza Kanunu, Emânullah Han, cinsel, suçlar
Hanefî mezhebinin işleyişi ve tutarlılığı açısından Kemalpaşazâde'nin Tabakâtü'l-Fukahâ'sı
Hanefî mezhebine göre yapılan fukahâ tasnifi İslam hukuku içerisinde önemli bir yere sahiptir. Kemalpaşazâde, Hanefî mezhebine göre fakihleri derecelendiren ilk kişidir. Daha sonra gelen çok sayıda Hanefî fakihleri ona bu konuda tabi olmuş ve bu tasnifi eserlerinde yer vermişleridir. Bununla birlikte onun tasnifine eleştirenler de olmuştur. Çalışmamızda yapılan eleştirileri tartıştık ve muhtemel cevaplar aradık. Aynı zamanda tasnifte geçen fıkhî terimleri de açıklamaya çalıştık. Tez çalışmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Girişte Hanefî mezhebine göre yapılan fukahâ tasnifinin tarihçesinden, araştırmanın kaynakçasından, amaç ve yönteminden bahsedilmiştir. Birinci bölümde Kemalpaşazâde ve Kefevî gibi ona tabi olanların fukaha tasniflerine yer verdik. Ardından Dihlevî, Leknevî ve Muhammed Ebû Zehra gibi, Kemalpaşazâde'nin tasnifini eleştirenlerin alternatif tasniflerini açıkladık. Diğer mezheplere göre yapılan fukahâ tasnifleri de ele alarak, birinci bölümü tamamladık. İkinci bölümde Kemalpaşazâde'nin tasnifini eleştirenlerin tenkitleri ve onlara karşı getirdiğimiz muhtemel cevaplar ele alınmaktadır. Aynı zamanda tasnifte geçen içtihat, tahrîc, temyîz ve taklit gibi fıkhi terimlerin kastedilen manaları tartışılmıştır. Tezimiz, önerilerimizi içeren ve vardığımız neticeleri ele alan bir sonuç bölümüyle tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: İçtihat, tabakâtü'l-fukahâ, müçtehit, taklit
Hanefî ve Şafiî mezhepleri çerçevesinde İslâm hukukunda nesep
"İslam Hukuku Açısından Nesep" adlı tez, klasik fıkıh literatüründe yer aldığı şekliyle nesep hukukunu değerlendirmeyi amaçlayan bir çalışmadır. Ancak konu tüm fıkhi mezhepleri içine alacak şekilde ele alınmamış, Hanefî ve Şafiî mezhepleri ile sınırlandırılmıştır. Çalışmada ayrıca mümkün olduğunca Türk pozitif hukukunun ve tıp ilminin konuya bakış açıları da yansıtılarak bir değerlendirme ve tercih yoluna gidilmiş, bu bağlamda disiplinler arası karşılaştırmalı bir yöntem izlenmiştir. Çalışma giriş, üç ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Birinci bölümde nesebin mahiyeti üzerinde durulmuş, nesebin tespit ve red yollarına yer verilmiştir. İkinci bölüm nesebin dinî ve hukukî sonuçları başlığını taşımaktadır. Bu bölümde gerek İslam hukuku gerekse Türk pozitif hukukunda nesebin etkisinin görüldüğü konular irdelenmiştir. Üçüncü bölüm ise neseple ilgili öne çıkan problemlere tahsis edilmiştir. Bu bölümde ilk olarak nesep tespitinde kullanılan çağdaş tıbbi teknikler ele alınmış, daha sonra modern üreme tekniklerine değinilmiş, bu tekniklerle dünyaya gelen çocukların nesebi belirlenmeye çalışılmıştır. Son olarak çalışmada ulaşılan sonuç ve tekliflere yer verilerek çalışma tamamlanmıştır.
Hanefî Fakîhi Burhâneddîn Merginânî'nin el-Hidâye eseri bağlamında hadisler arasındaki teâruzu giderme yöntemleri
Bu tez, Giriş, Üç Bölüm, Sonuç ve Kaynakçadan oluşmaktadır. Girişte tezin içeriği ve hazırlanmasında izlenen yöntem hakkında bilgi verilmektedir. Birinci bölümde, Burhâneddîn Merginânî hakkında ve araştırmanın kaynağı olan eseri el-Hidâye hakkında bilgi verilmektedir. İkinci bölümde, şer'î deliller arasında teâruzun vukuunun imkanı ve sebepleri açıklandıktan sonra, hadisler arasındaki teâruz konusu incelenmektedir. Mezheplerin hadisler arasındaki teâruza yaklaşımları, çözüm yolları ve kullandıkları yöntemler olan nesih, tercih, cem'/te'lif ve tevakkuf/tesâkut hakkında bilgi verilmiş, alimlerin bu yöntemlerin kullanırken nasıl bir sıralamalarıya göre tatbik ettikleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde, hadisler arasındaki teâruzu giderme yöntemlerinin Merginânî tarafından el-Hidâye eserinde nasıl tatbik edildiği örnekler üzerinden incelenmiş, o yöntemler özelliklerine göre sınıflandırılmış ve değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: Merginânî, el-Hidâye, Teâruz, Hadislerin teâruzu
Serahsî'de hadis, sünnet ve metin tenkidi
Hanefî mezhebinin hadislere yaklaşımı Ebû Hanîfe'nin döneminden beri tartışma konusu olmuştur. Hadisçilerin yöntemlerinden birçok açıdan farklılık arz eden Hanefî usûlcülerin yöntemleri, onlar tarafına dönem dönem ağır suçlamaların gelmesine de neden olmuştur. Hanefî usûlcülerinin haber-i vâhidin kabulünde getirdikleri bir takım şartlar, özellikle hadisin muhtevasıyla ilgili olan mânevî inkıta şartı, hadisçilerin yönteminden ayrılan bazı hususlardandır. Hadisçiler tenkid faaliyetini daha çok hadisin senedi üzerinden yürütürken, Ehl-i rey olarak da tanınan Hanefî âlimleri, hadisin senediyle beraber içeriği üzerinde yoğunlaşmışlar ve dinin temel kaynaklarına uyumluluğuna dikkat etmişlerdir. Onların bu yaklaşımı daha sonra arz yöntemi olarak adlandırılmış ve Hanefîleri Ehl-i Hadisin yaklaşımından ayıran en önemli özellik olmuştur. Serahsî, Mebsût'ta çok sayıda haber-i vâhidin kendisinden daha kuvvetli bir delile muarız olduğu durumları işlemiştir. Yaptığımız inceleme sonucunda metin tenkidine tabi tuttuğu bu tür hadislerin sayısı 200 den fazla olduğu görülmüştür. Bu kadar hadisi değerlendirmek gücümüzü aşacağından her konuda 5 er örnek vererek toplam 40 hadisi inceledik. Ancak bazı konularda elimizde bulunan veri nispetinde bir, iki veya üçer örnek verdiğimiz de olmuştur.