Hanefiler
Bu konu başlığı altında 121 tez
Hanefî mezhebinde zarûret ve fıkhî hükümlere etkisi: Serahsî'nin el-Mebsût örneği
Peygamber Efendimizin vefat etmesiyle birlikte İslâm'ın iki temel kaynağı olan Kur'ân ve Sünnet tamamlanmış oldu. Bundan sonraki süreçte İslâmiyet'in hızlı bir şekilde yayılması, farklı coğrafya ve kültürden insanların Müslüman olmasıyla birlikte İslâm'ın meseleleri de çeşitlenmiş, zaruret halinin varlığı ve hükme etkisi tartışılmaya başlanmıştır. Bu tartışmalar neticesinde birçok görüş öne sürülmüş, bir kısım fukahâ zarureti keyfî hüküm vermek olarak görürken bir kısım fukahâ ise zaruretin hüküm verilirken göz önünde bulundurulması gereken bir durum olduğunu savunmuştur. Biz bu çalışmamızda bilhassa Hanefî mezhebinde zaruret kavramını ele alıp, İmam Serahsî'ye ait olan el-Mebsût adlı eserdeki zaruretle ilgili meseleleri tespit edeceğiz. Çalışmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu, sınırlandırması, yöntem ve kaynakları ile genel olarak zaruret kavramı ele alınıp Kur'ân ve Sünnette zaruret kavramı açıklanmıştır. Birinci bölümde zaruret ile ilişkili kavram ve delillerle birlikte Serahsî'de zaruret kavramı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise el Mebsût'ta geçen zaruretle ilgili meseleler tespit edilmiştir. Sonuç kısmında ise elde edilen bilgiler ışığında İmam Serahsî'nin zaruretle ilgili görüşleri değerlendirilmiştir.
Pezdevî ve Semerkandî örneğinde Hanefi fıkıh usûlünde icmâ
Fıkhın delillerinden üçüncü sırada gelen icmâ, kuvvetler sıralamasında ilk sırada yer almaktadır. İcmâ hem Kitap ve Sünnet ve hem de kıyas ve haber-i vâhit üzerine kurulduğu için bunların hepsine dâir bahisler içermekte ve bu yönüyle adeta bir çerçeve delil niteliğini almaktadır. Bu nedenle doğru bir fıkıh tasavvuru oluşturmak için icmâın tümüyle anlaşılması gerekmektedir. Bu çalışmada incelenmesi ve Hanefi fıkıh usûlü açısından konumlandırılması son derece önemli görülen iki müellifin, Pezdevî ve Semerkandî'nin icmâ anlayışları karşılaştırmalı olarak ortaya konulacaktır. Ayrıca bu çalışma Hanefi usûlünde icmâ teorisi hakkında genel bir değerlendirme niteliğindedir. Bu bağlamda icmâın tanımından icmâda neshin câri olup olmamasına kadar pek çok mesele, çalışmaya konu edilmiştir. Anahtar Kavramlar: Fıkıh, İcmâ, Kerâmet, Sahâbe, Müçtehit
Hanefilerin aile hukuku alanında ileri sürdükleri hile-i şer'iyyeler
Bu tez, İslam Hukukunda "Hile-i Şer'iyye"nin oluştuğu ortam, çıkış sebebi ve dayanağı; ayrıca tanımı, mahiyeti ve mezheplerin bu konu hakkındaki görüşleri, delilleri ve özellikle Hanefi mezhebinin "Aile Hukuku" alanında ileri sürdükleri hile-i şer'iyyeleri kapsamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde hile-i şer'iyye'nin ahlak ve hukuk ilişkisi tartışılmıştır; amel, niyet ve fiil çerçevesinde hile-i şer'iyye'ye genel bir açıdan bakılmaya çalışılmıştır; hile-i şer'iyye'nin ıstılahtaki tanımı, mahiyeti, mezheplerin görüşleri ve delilleri hakkındaki bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde İslam Aile Hukukunda nikah ve talak konusu hakkında genel bilgi verilip Hanefilerin nikah, talak ve bu konuların içinde yer alan bazı meselelerle alakalı ileri sürdükleri hile-i şer'iyye örneklerine geçilmiştir. Çalışmanın sonuç kısmında ise genel bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kavramlar: Hanefiler, Hile-i Şer'iyye, Aile Hukuku, Nikah, Talak.
İbn Nüceym'in el-Bahrü'r-Râik adlı eserindeki tercihlerinin değerlendirilmesi
Tebliğ sürecinden itibaren İslam'ın insanlar arasında hızlı bir şekilde yayılması, farklı birçok örf ve adetle karşılaşmasına; bu bağlamda çeşitli uygulama ve problemlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Fıkıh âlimleri bu problemleri çözüme kavuşturabilmek için ictihad etmişler ama birbirlerinden farklı sonuçlara varabilmişlerdir. Bu bağlamda mezhepler arasında ve mezhep içinde birçok farklı görüş ortaya çıkmıştır. Bu durum sonraki dönemde, ulemanın farklı içtihatlar arasında tercih yapmasını gerektirmiştir. İbn Nüceym ve onun el-Bahrü'r-râik adlı eseri hem Hanefî mezhebinde hem de İslam Hukuku alanında önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada müellifin mezkûr eserindeki tercihleri konu edinilmiştir. Çalışmadaki amaç; İbn Nüceym'in tercihlerini tespit ve tahlil edip, mezhep içi tercih mantığını nasıl uygulandığını göstermek, mezhep içi fıkhi tefekkürün uygulanış biçimini İbn Nüceym örneğinde ortaya koyarak literatürde katkı sağlamaktır. Bu bağlamda araştırma, müellifin son çalışması olan el-Bahrü'r-râik ile sınırlandırılmıştır. İlgili sınırlandırmaya rağmen, tezin amacına katkı sağlayacağı düşünülen yerlerde müellifin diğer eserlerine de başvurulmuştur. Belgesel Kaynak Tarama yöntemi kullanılarak tercihler belirlenmiş ve ardından bu tercihler arasından temsil gücü yüksek olan örnekler tespit edilerek değerlendirilmiştir. Çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı kapsam ve sınırlılıkları gibi ön bilgiler verilmiştir. İlk bölümde İbn Nüceym'in hayatı, eserleri, ilmi yönü, şahsiyeti ve yaşadığı dönem betimsel olarak ele alınmıştır. İkinci bölümde tercih kavramı üzerinde durulmuştur. Bu konuda literatürde yer alan görüşler değerlendirildikten sonra, İbn Nüceym'in tercih kavramı hakkındaki düşünceleri eserlerine başvurularak ortaya konmaya çalışılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise eserde tespit edilen tercihler arasından temsil gücü yüksek olanlar, mezkûr eserin konu tasnifine göre ele alınarak değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise genel bir değerlendirme yapılarak elde edilen bulgular sunulmuştur.
Ümeyye Bin Ebi's-Salt'ın şiirlerinde metafizik
Bu araştırma, İslam öncesi ve İslam'ın doğuş döneminde yaşamış şair Ümeyye bin Ebi's-Salt'ın şiirlerindeki metafizik ögeleri konu etmektedir. Ümeyye bin Ebi's-Salt, İslam öncesinde putperestliği terk edip monoteist bir inanca geçen ve Hanif olarak nitelenen isimlerdendir. Onu diğer Haniflerden ayıran en belirgin özellik ise monoteist bir inanca sahip olmasına karşın İslam'a girmemiş olmasıdır. Bu yönden adının aykırı bir kişilik olarak kaynaklara yansıdığı görülür. Aynı kaynaklar, onun okuryazar, araştırmacı, bilgili ve kültürlü biri olduğu konusunda uzlaşım içerisindedir. İslam öncesi dönemde, Arap yarımadasında inanç ve düşünce alanında büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. Yahudi ve Hıristiyanlığın etkisiyle, egemen dini anlayış olan putperestlik zayıflamaya başlamış ve Arap inancı monoteizme evrilmeye başlamıştır. Bu bağlamda Arap metafizik düşüncesinin ve metafizik evren tasarımının da değişmeye başladığı görülür. Arap tarih teorisyenlerince Haniflik adıyla isimlendirilen inanç akımının temsilcileri, söz konusu değişimin görünür örnekleri olmuşlardır. Çoğunluğu aydın ve edip olan bu Hanifler, politik bir örgütlenme amacı gütmeseler de şiir ve hitabet sanatını kullanarak inançlarını Arap toplumu içerisinde yaymışlar ve Arap düşüncesi ve inanışının monoteizme evrilmesinde etkili olmuşlardır. Ümeyye bin Ebi's-Salt, Hanif olarak nitelenen isimlerin en ünlülerindendir. Şiir sanatını monoteizm çağrısında bir araç olarak kullanmıştır. Şiirlerinde Yahudi ve Hıristiyanlardan öğrendiği bilgilerin etkisiyle dönemindeki diğer şairlerin değinmediği konulara değinmiş ve geleneksel temalardan farklı içerikleri şiirlerinde işlemiştir. Şiirlerinde diğer şairlerden farklı olarak, metafizik unsurlara yer vermiş ve metafizik bir evren tasarımı gerçekleştirmiştir. Tezin amacı, şairin şiirlerinde geçen metafizik ögelerin tespiti ve bu ögeler üzerinden şairin metafizik evren tasarımının anlaşılmasıdır. Bu saptamalara geçmeden önce şairin düşünce dünyasının daha iyi anlaşılabilmesi için yaşamı ile ilgili anlatılar değerlendirilmiş, yetiştiği kültürel ortamın sınırları belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca şiirlerinin içerik analizi yapılmış ve çizelge olarak gösterilmiş ve şiirleriyle ilgili olarak tartışmalı konulara ışık tutma çabası içerisine girilmiştir. Tez hazırlanırken genel olarak tanısal bir yöntem izlenmiş, kaynak taraması ve fenomenolojik okumalar yapılmış, içerik ve veri çözümlemesi yöntemleriyle çıkarımlarda bulunulmuş ve sonuçlara erişilmiştir. Şairin Arap yarımadasında bir kültürel değişim ve dönüşüm döneminde yaşadığının tespiti, kabile tutuculuğundan dolayı Müslüman olmaması ve bu şekilde ölmesi ulaşılan sonuçlardan bazılarıdır. Öte yandan şairin şiirleri içerik çözümlemesine tabi tutulduktan sonra Kur'an'ın esin kaynaklarından biri olduğu yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığının anlaşılması tezde ulaşılan diğer önemli sonuçlardan biridir. Bu çalışmanın, Arap dili, Arap Tarihi, Arap kültür tarihi, Arap Edebiyatı ve ilahiyat araştırmalarına katkı sağlaması beklenmektedir.
Hanefi fakihlerin ceza hukuku alanındaki görüş ayrılıkları
Hanefi Mezhebi, Ebu Hanife Numan bin Sabit'e nispet edilmiş bir mezhep olsa da onun görüşlerinin tartışılmaz olduğu bir mezhep değildir. Nitekim Hanefi mezhebinin diğer mezheplerden farklı yönlerinden biri de mezhep içi müçtehit imamların etkisinin daha güçlü olmasıdır. Nitekim Ebu Hanife'nin hem arkadaşı hem de talebesi olan bu fakihlerin büyük katkılarıyla kurulan bu mezhepte mezhep içi müçtehitlerin görüşlerinin baskın olduğu ve kimi zaman kurucusunun görüşlerine tercih edilebildiği görülmektedir. İslam Ceza Hukuku, sosyal hayatın emniyetinin sağlanmasında çok etkin olması sebebiyle, fakihler tarafından çokça mütalaa ve münazara edilmiş hükümlerden oluşmaktadır. Çünkü bu ilim, adalet nizamını sağlama ve dolayısıyla tüm toplumun huzurunu temin etme amacını taşımaktadır. Asırlar boyunca, Müslüman ülkelerde yaşayan fertler arasında, hukuki hakların en isabetli biçimde tecelli etmesini sağlayan ve caydırıcılık unsuruyla bireylerin topluma zarar vermesine engel olmayı hedefleyen bu ilim, mağdurların ya da mağdur ailelerinin yaşadıkları acıları hafifletmeye ve topluma emniyet ortamı tesis etmeye çalışmasıyla büyük önem arz etmektedir. Fıkhın diğer meselelerinde olduğu gibi, İslam Ceza Hukuku da fakihler tarafından kimi meseleleri üzerinde görüş ayrılıklarının meydana geldiği bir ilimdir. Fıkıhta karşılaşılan bu görüş ayrılıkları, farklı görüşleri derlemeye ve delilleriyle tespit etmeye yarayan 'Hilaf' ilmini meydana getirmiş ve hakkında müstakil eserlerin telif edildiği bir ilim olabilmiştir. Fıkhı geliştirmeye yönelik bu çalışmalar neticesinde, var olan ihtilafların temelde; naslarda farklı yorumlamalar, hadislerde değerlendirilme kriterlerinin farklılığı, mantıki çıkarımlarda değişik yaklaşımlar gibi bir takım sebeplere dayandığı görülmüştür. İslam Ceza Hukuku da, doğası gereği hilaf ilmini en çok ilgilendiren konulardan biri olmuştur. Bu tezimizde Hanefi fakihlerin İslam Ceza Hukuku alanındaki görüş ayrılıklarından bahsederek bunları aktarmaya ve sebeplerini tespit etmeye çalıştık. Buna çalışırken klasik Hanefi Fıkhının ve Hilaf İlmine dair eserlerin, meşhur ve detaylı eserlerinden faydalandık ve ceza hukukundaki görüş ayrılıklarını olabildiğince açık bir şekilde anlatmaya gayret ettik.
Hanefî fıkıh düşüncesine göre nimet-külfet dengesi ve bununla ilgili malî düzenlemeler
İslâm hukukunun temel ilkelerinden biri, hak ile sorumluluk arasında dengenin sağlanmasıdır. İslâm'ın ilk dönemlerinden itibaren verilen hükümlere bakıldığında, fıkıh âlimlerinin hüküm verirken, nimet-külfet dengesini dikkate aldıkları görülmektedir. Bununla birlikte bu kavramların mahiyetine ve hükümlere nasıl yansıdığına dair yeterli bilgi veren eserlerin kaleme alınmadığı görülmektedir. Tezimiz, nimet-külfet kavramlarının mahiyetini ve konumunu belirleyerek, Hanefî mezhebine göre malî işlemlerdeki nimet-külfet dengesini ortaya koyabilmeyi, nimet-külfet dengesine uygun olan ve olmayan malî işlemleri belirlemeyi ve bütüncül bir bakış açısı oluşturmayı hedeflemektedir.
"Risâle Tete'allaku bi-Kelâmi'l-Beyzâvî fî Tercîhâtihî Beyne'l-Hanefiyye ve'ş-Şâfi'iyye" adlı eserin tahkiki ve İslâm hukuku açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmada, 15 ve 16. yüzyıllarda yaşamış, İbn Bilâl'in, "Risâle tete'allaku bi-kelâmi'l-Beyzâvî fî tercîhâtihî beyne'l-Hanefiyye ve'ş-Şâfi'iyye" adlı eserin tahkiki yapılmıştır. Bu çerçevede müellifin hayatı, ilmi kişiliği ve eserleri tanıtılmaya çalışılmıştır. Çalışma, giriş, üç bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı ve kullanılan yöntemle ilgili bilgi verilmiştir. Birinci bölümde müellifin hayatı, ilmi kişiliği ve yaşadığı döneme dair bilgiler sunulmuştur. İkinci bölümüde eserin genel bir tanıtımına yer verilmiştir. Bu bölümde ayrıca eserin ismi, müellife aidiyeti, nüshanın özellikleri, muhtevası ve önemi gibi çeşitli konulara değinilmiştir. Üçüncü bölümde Türkiye'de ve İslâm âleminde kullanılan tahkik yöntemlerine istinat edilerek adı geçen eserin tahkik çalışması yapılmıştır. Çalışmamızda İslâm Araştırmaları Merkezi'nin (İSAM) tahkik konusunda belirlediği kurallar dikkate alınmıştır. Sonuç bölümünde ise yapılan tahkik çalışmasından elde edilen sonuçlar özetlenmiştir. Anahtar Sözcükler: İslâm Hukuku, Hanefî, Şâfiî, Tercîh, İbn Bilâl, Beyzâvî.
"Ekmeluddin el-Baberti'nin el-İnaye Serhul Hidaye adlı eserinin kefaletler bölümündeki fıkhi görüşlerinin incelenmesi "
Allah Teâla, Ümmeti Muhammed'e ilim ve marife sancağını taşıyan, Kuran ve Sünnet kılıcını çeken, içtihatlarını ve ilimlerini kendilerine kalkan edinen adamları hazırlamakla dinini muhafaza etmiştir. Bu adamların arasında soruları ve ilimleri bütün dünyaya yayılan Babarti dinini tamamladı ve Cenab-ı Hak beni lütfetti ve bu alimin görüşlerini Şerh-i Hidaye'den tevhid kitabında incelememe vesile oldu. ElMarghinani'nin el-Hidaye kitabını açıkladığı el-Babarti. Beni bu başlığı seçmeye sevk eden, el-İnâye fi şerhi'l-Hidâye adlı kitabının Hanefi fıkhında taşıdığı önemdir. Çünkü bahsi geçen mezhepte bu eser temel kaynaklardan biri olarak kabul edilir ve Babartî, Hanefi fıkhında önde gelen âlimlerden biridir. Bu tezdeki yöntemim, Babartî'nin kefâlet babındaki kitabındaki fıkıh görüşlerini toplamak, onları tahlil etmek, dikkate alınan fıkıh ekolleri ile karşılaştırmak, Kur'an ayetlerini ve Hadisi şerifleri tahrici yapmaktır. Aynı şekilde fıkıh veya dil sözlüklerinden istifade ederek garip kelimeleri şerh ettim: Ayrıca yazar ve okuyucu tarafından bilinmeyen âlimleri hakkında bilgi verdim. Çalışma iyi bölüme ayrılmış, her bölüm içinde alt başlıklar bulunmaktadır. Tezin sonunda elde ettiğimiz en belirgin sonuçlar şu şekildedir: Babartî, Kuran, Sünnet, icmâ ve kıyas gibi şer'î deliller, aslî delillerle sınırlı kalmayıp, kıyas, Sahâbî kavli, istihsân, Örf ve Şer'u Men Kablenâ/ bizden öncekilerin şeriatı gibi diğer ihtilaflı delillere de başvurmuştur. Yine sonuçlar arasında Babartî ele aldığı meseleleri ve görüşlerinde, verdiği deliller arasında en sahih olanı öne çıkarmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hanefi fıkhı. Görüşler. Fıkhî. Babartî. Kefâlet. İnceleme. Karşılaştırma
تفسير القرآن للحنفي (سورة البروج والطارق والأعلى والغاشية والفجر والبلد) للإمام مُحَمَّد بن مُحَمَّد البردعي (ت.927 هـ)
Bu araştırmada hicrî 10. Asrın meşhur alimlerinden Muhammed b. Muhammed el-Berdeî'nin Tefsîru'l-Kur'ân isimli tefsirinin tahkiki yapılmıştır. Muhtût olan bu eser, Berdeî'nin geniş kültür ve ilmi birikimine delalet eden nakil, görüş ve istidlâlleri sebebiyle önemlidir. Müellifin, Beydâvî, Zemahşerî, Sa'lebî, Ebû'l-Leys es-Semerkandî ve diğer müfessirlerden yaptığı nakiller eserin önemi artıran hususlardandır. Müfessir eserinde âsâr, rey ve sufi tefsir ekollerini birleştirmiştir. Araştırmada Esat Efendi ve İzmir kütüphanelerinde bulunan iki adet mahtût nüsha esas alınmıştır. Müellifin şahsi ve ilmi hayatı yazılırken betimleyici tarihsel metot, nüshanın yazımı ve tahkikinde ise tahkik ve talik yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada ulaşılan neticelerden önemlileri şunlardır: Müellif eserinde Sa'lebî'nin el-Keşf ve'l-beyân, Zemahşerî'nin Keşşâf, Zeccâc'ın Meâni'l-Kur'ân ve i'râbuhu, Ferrâ'nın Meâni'l-Kur'ân, Semerkandî'nin Bahru'l-Ulûm isimli tefsirlerinden istifade etmiştir. Eserde itikadi konulara da değinmiş, sadece nakille yetinmeyip, zaman zaman itikadi mezhebi olan Mâtürîdîye'ye uygun olan görüşleri tercih etmiştir. Müellif sahâbe, tabiîn ve meşhur alimlerin görüşleriyle istidlâl etmiş, hadislerle eserini güçlendirmiştir. Hadislerin sıhhat araştırmasını yapmadan nakletmesi, eserde tahkik ve analizi yapılmayan isrâilî ve zayıf rivayetlerin bulunması Berdeî'ye yöneltilen eleştirilerdendir. Müellif eserinde lügatle ilgili konuları ihmal etmiş, kelimelerin sözlük manaları ve sarf, nahiv konularına değinmemiştir. Müellif kıraat ilmine verdiği önem ile tanınmakta olup, sahâbeden gelen mütevâtir kıraatler ile lügate uygun kıraatleri şâz olanlara tercih etmiştir. Eserde vaaz üslubu kullanılmış, eserin birçok yerinde Farsça bilgisini göstermiştir. Bu da onun kültür çeşitliliği ile ilminin derinliğine delalet etmektedir.
Yahyâ bin Abdullah Fahreddin er-Ravi'nin (Ö. 864 H.) Hanefî fıkhı hakkındaki Ferâid el-Âlî adlı eserinin şirket bâbından ıtk bâbına kadar inceleme ve tahkiki
Bu araştırmada Hanefî fakihi ve mutasavvıf alimlerden Yahya b. Abdullah Fahreddîn el-Ürdünî'nin (ö. 864) el-Fevâidü'l-leâlî isimli eserinin şikretler ile köle azadı bölümleri arası tahkik edilmiştir. Kitapta Hanefî fıkhı esas alınmıştır. Müellif fetvaları fıkhi konulara göre uygun başlıklar altına almış, muhtasar bir şekilde zikretmiştir. Eserde Hanefi fıkıh şerleri ile fetva kitaplarından istifade edilmiştir. İnsanların genelini ilgilendiren, her zaman ihtiyaçları olduğu için alimlere sorma gereği hissettikleri hususların zikredilmiş olması eserin önemi olarak ifade edilebilir. Buna ilaveten eserde Hanefi âlimlerin nadir ve garib konularla ilgili fetvalarına da yer verilmiştir. Araştırmacı, müellif Yahya er-Rûmî'nin hayatı, yaşadığı dönem ve dönemin önemli olaylarını aktarırken betimleyici analitik yöntemi kullanmıştır. Eserin yazılması, harekelenmesi, nüshaların karşılaştırılması, farklılıkların tespiti, nakledilen görüşlerin asli kaynaklardaki yerlerinin gösterilmesi hususlarında ise tahkik ve talik yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada şu sonuçlara varılmıştır: Müellif eserinde Hanefi mezhebine dair yazılmış yüz civarında kitaptan alıntı yapmıştır. Bunlardan çoğu baskısı yapılmamış mahtut kitaplardır. Kitaplardan bazısı ise kayıptır. Müellif, fıkhî konuların aslını araştırırken aklî ve martıkî istidlalleri bolca kullanmıştır. Kur'ân ve hadis metinlerinden istişhâdı ise azdır. Eser istifadeyi kolaylaştıracak şekilde başlıklara ayrılmıştır. Müellif, nakledilen görüşlerden maslahat ve delile uygun olanını tercih etmede başarılıdır. Şirket, vakıf, nikah, talak, süt emme ve köle azadı konularında mütehassıs kişilerin ve hukukçuların istifade edebileceği birçok konuya eserde değinilmemiştir. Anahtar Kelimeler: Fıkın, Ferâidü'l-leâlî, Yahya er-Rûmî, Şirket, Köle Azadı.
Yahyâ bin Abdullah Fahreddin er-Ravi'nin (Ö. 864 H.) Hanefî fıkhı hakkındaki Ferâid el-Âlî adlı eserinin Taharet bâbından şufa bâbına kadar inceleme ve tahkiki
Bu tez, Yahya b. Abdullah Fahreddin er-Rûmî'nin (ö. 864) Ferâidü'l-leâlî isimli eserinden Tahâret ile şuf'a arasını tahkik etmeyi hedeflemektedir. Eser Hanefi fıkhına göre başlıklandırılmış, muhtasar bir fetva kitabıdır. Müellif eserinde insanların hükmünü her zaman bilmeye ihtiyaç duydukları konularla ilgili Hanefi alimlerin fetvalarını bir araya getirmiştir. Kendisi de fakih olan müellif, insanların başına az gelecek konularla ilgili garib ve nadir fetvaları da insanlara faydalı olacağını düşünerek yazmıştır. Bu sebeple eser tam bir fıkıh kitabı hüviyeti kazanmıştır. Eserde fetva nakledilen yüzün üzerinde kaynak mahtuttur. Hatta bazıları Müntekâ isimli kitapta olduğu gibi kayıptır. Müellifin yaşadığı dönem, zati ve ilmi hayatı, işlenirken betimleyici analitik yöntem kullanılmıştır. Metnin yazılması, harekelenmesi, nüshaların karşılaştırılması, nakledilen görüşlerin asli kaynaklardaki yerlerinin gösterilmesi, âyet, hadis ve fıkhi konuların tahrîcinde ise tahkik ve talik metodu kullanılmıştır. Araştırmada şu sonuçlara varılmıştır: Diğer Hanefî alimlerde olduğu gibi müellif de fıkhî konuları işlerken âyet ve hadisler yanında rey ve içtihada da yer vermiştir. Eser özellikle, namaz, zekât, oruç, hac, alışveriş, faiz, kira ve şuf'a konusunda olmak üzere Hanefî fetvalarıyla ilgili eserler arasında zikredilebilir. Fetvalar fıkhi başlıklar altında verildiği için İlim talipleri konuyla ilgili fetvalara kolayca ulaşarak; eserden rahatça istifade edebilirler. İhtilaflı konularda bürhan ve delile dayalı yapılan tercihlerden de fıkıh talebeleri faydalanabilirler. Eser mellifin fıkhî konularda ichitad etmedeki mahereti ile kendi görüşünü desteklemek için delil ve hüccetleri sunmadaki başarısına delalet etmektedir. Anahtar Kelimeler: Fıkıh, Ferâidü'l-leâlî, Yahya er-Rûmî, Namaz Bölümü, Tahkîk.
Radıyyüddîn el-Hanbelî'nin "Zübâletü's-Sirâc alâ Risâleti's-Sirâc" adlı eserinin edisyon kritiği / Radhi al-Din al-Hanbali's Dhubalat al-Sarraj's ala Risalat al-Sarraj: Investigation and verification
Bu tezde hicri 6. asrın önemli âlimlerinden biri olan ve Radıyyüddîn İbnü'l-Hanbelî diye bilinen Muhammed b. İbrâhîm b. Yûsuf b. Abdurrahmân'ın (öl. 971/1564) Zübâletü's-Sirâc alâ Risâleti's-Sirâc adlı eserinin edisyon kritiği yapılmıştır. Eser, Hanefi fıkhında miras üzerine yazılan hacimli ve ansiklopedik bir çalışma mahiyetindedir. Bu özelliğinden dolayıdır ki, mezhepte önem verilen ve dikkate alınan kaynak eserlerden biri olduğu görülmektedir. Bu öneme sahip bir eserin tozlu raflardan gün yüzüne çıkarılmasının ve ilim erbabının istifadesine sunulmasının üzerimize düşen bir görev ve sorumluluk olduğu kanaatindeyiz. Çalışma dirase ve tahkik olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Dirase kısmında yazarın hayatı, ilmi yönü ve eserleri ele alınmıştır. Tahkik kısmında ise mahtutanın en eski tarihli üç nüshasına ulaşılmış; aralarında karşılaştırma yapılarak en doğru metin bilgisayar ortamına aktarılmıştır.
Ebû Tayyib es-Sindî'nin Kurretü'l-Enzâr Alâ Şerhi Tenvîri'l-Ebsâr adlı eserinin tahkik ve değerlendirilmesi: Salâtü'l-marîz ile hac bahisleri arası
Bu çalışmanın önemi، Allame Ebu el-Tayyib el-Sindi'nin Qaratu'l-Enzaar Ala Şerhi Tanweer al-Absar adlı Hanefi fıkhının önemli bir kitabı hakkında olmasıdır. Fıkıh، tahkik ve tetkik ilimlerinin önde gelen âlimlerinden kabul edilen Allame es-Sindî tarafından şerh edilmiştir. Ben de hastalar için namaz، oruç، zekat ve hac hükümleri ile ilgili kısımları seçtim. es-Sindî bunu şerh ederken sağlam ve düzenli bir yöntem izlemiştir. Yapılan bu şerhte fıkıh ve dilbilgisi yetenekleri ortaya çıkmıştır، ayrıca bazı zor anlamlara açıklayıcı işaretleri ve belirsiz fıkıh terimlerinin anlamlarını açıklığa kavuşturmuştur. Açıkladığı fıkıh meselelerini kökleştirmek için Kitap ve Sünnet'ten delil göstermeyi esas almıştır. Fıkhi konular arasında tercih yaparak çoğu konuda görüş bildirmiş ve diğer mezhepleri ihmal etmeden görüşünü Hanefi mezhebine dayandırmıştır. Araştırmacı bu araştırmada üç nüshaya dayanmıştır ve tümevarım، analitik ve karşılaştırmalı yöntemleri kullanmıştır. Araştırmacının ulaştığı sonuçlar ise : Bu haşiye، Durr Al-Muhtar kitabı hakkında kıymetli haşiyelerden biri olarak kabul edilir. Belki de İbn Abedin'in (Allah ona rahmet eylesin) Hatime-t El-Muhakkikin adlı haşiyesi ile yarışmaktadır. Bu kitabın tetkiki، Haskefi'nin ilmi konumunu ortaya çıkarmıştır. Faydalı ve sağlam tashihlerinden yoksun olmayan faydalı yorumlardan ve bilimsel tartışmalardan yola çıkarak bu ilmi konumu ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: (Fıkıh، es-Sindî، el-Haskefî، Kurretü'l-Enzâr، Tenvîru'l-Ebsâr)
İmam Muhammed b. el-Hascn eş-Şeybâni'nin rakkiyât adlı kitabının derlenmesi ve tahlili
Bu tezin amacı, Muhammed b. Semâa'nın (ö. 233/847) hocası Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî'den (ö. 189/804) naklettiği er-Rakiyyât ismiyle bilinen görüşlerinin Hanefî kitaplarından derlenip bir araya getirilmesidir. Araştırmanın önemi, müellifin ilmî konumundan kaynaklanmaktadır. Zira Şeybânî, Hanefî mezhebinin önemli müçtehid imamlarından biridir. Zâhiru'r-rivâye dışında kalan diğer eserler gibi Rakiyyât'ın da ilmi kıymeti inkâr edilemez. Zira kitap Hanefî mezhebindeki fetvaları içermektedir. Üstelik bu rivayetler, kendisiyle istişhâd edip onlara dayanan Hanefî alimlerinin büyük ilgi ve alakasını çekmiştir. Araştırmada Şeybânî ve İbn Semâa'nın şahsî ve ilmî hayatları yazılırken betimleyici tarihsel yöntem kullanılmıştır. Hanefî kitaplarında yer alan Rakiyyât'la ilgili rivayetlerin derlenip, bir araya getirilmesi, mükerrer olan fetvaların atılması ve rivayetlerin fıkıh konularına göre taksiminde analitik tümevarım yöntemi tercih edilmiştir. Rivayetlerin birbirleriyle uyumu ihtilafı ve rivayetler arasında tercih yapılmasında karşılaştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada ulaşılan neticelerden önemlileri şunlardır. Hanefî âlimler, Rakiyyât'da bulunan konulara kitaplarında değinmiş, konuyla ilgiyi bilgiyi Rakiyyât'tan aktarmış, bu hususlara önem vermiştir. Nâtifî, İbn Mâze, Ebu'l-Leys es-Semerkandî, Kudûrî ve Serahsî bu alimlerdendir. Rakiyyât isimli eser, günümüze ulaşamasa da içerdiği bilgiler, Hanefî âlimlerin kitapları aracılığıyla bilinmektedir. Anahtar Kelimeler: İslam Fıkhı, er-Rakiyyât, Şeybânî, İbn Semâa, Zâhiru'r-Rivâye, en-Nevâdir.
Sadruşşeria Ubeydullah b. Mesud'un hayatı ve akıl anlayışı
Sadrüşşeria Ubeydullah b. Mes'ud, Buhara'da yaşamış, Hanefî ekolüne mensup bir âlimidir. Kelâm, fıkıh, usul, mantık ve felsefe gibi alanlarda zamanının en önemli şahsiyetlerinden biri olan Sadrüşşeria, naklî ve aklî ilimlerde önemli bir yere sahiptir. Moğol istilasından sonra harabeye dönen Buhara'nın yeniden ilim merkezi olmasında ve Hanefîliğin günümüze kadar gelmesinde etkili olmuştur. Sadrüşşeria'nın İslamî ilimlerin birçok dalında yazdığı eserleri, öğrencileri vasıtasıyla İslam dünyasına yayılmış ve Osmanlı medreselerinde de okutulmuştur. Sadrüşşeria, aklın işlevselliği üzerinde durarak akıl ile nakil arasında mutedil bir yol tercih etmiştir. Ona göre, iman-amel, mükâfat-ceza, cebir-irade açısından kişinin sorumluluğundan bahsedebilmek için "teklifi mâ lâ yutak"ın güç yetirilebilir olması gerekir. O, yükümlülüğün şartı olarak ilimle birlikte kudreti de şart koşmuştur. Sadrüşşeria bu meyanda, ilim, irade ve kudret gibi kelâmî üç konu üzerinde durmuştur. Ona göre tekliften bahsedebilmek için mükellefin ne ile sorumlu olduğunu bilmesi, fiile niyetinin olması, sorumlu tutulduğu fiili yerine getirebilecek güce sahip olması gerekir.
Temel ibadetler konusunda Hanefîler ve Şâfiîler arasındaki farklılıklar
Hicri III. asrın sonlarına doğru sistemleşmeye başlayan, günümüze kadar ulaşmayı başaran ve günümüzde ülkemiz de dâhil olmak üzere, birçok ülkede yaygınlık kazanan, sünnî ekole mensup fıkhî mezheplerden, Hanefî ve Şâfiî mezheplerinin, birçok konuda ihtilâf ettikleri, bilinen bir gerçektir. Bu ihtilâfların, daha çok uygulanagelen temel ibadetler alanında öne çıktığını görmek mümkündür.Bu iki mezhep de, diğer mezhepler gibi, temellerini İslam'ın iki ana kaynağı, Kur'an ve Sünnet'e dayandırmış ve İslam teşriînin anlaşılması hususunda, bu iki kaynak dışında, delillerini açıklamaya yardımcı olacak birçok metodu ( icma-kıyas-istihsan vs.) kullanmışlardır. Kullanılan bu metodlar ve deliller, birçok ihtilâflı meseleye kapı aralamıştır. Varılan ihtilâflar sonucu, toplumda bazı problemler kendisini aksettirmiş ve bunun sonucunda da, fırkalar, mezhep taassupları, zaman içerisinde birbirlerinin görüş ve delillerini çürütme gayesi içerisinde olan, farklı görüşlere mensup oluşumlar ortaya çıkmıştır.Geçmişte çok fazla kendini hissettirmemekle birlikte, günümüzde, mezhep telakkisinin yanlış aksettirilmesi sonucu, Hanefî-Şâfiî anlayışı ön plana çıkmıştır. Oysa her iki mezhep de ulaştığı sonuçları, Kur'an'a ve Sünnet'e dayandırmış, bu görüşleri kendilerine mal etmeden, hükümlerin, sadece nassların anlamından çıkan bazı fürû meselelerine dair olduğunu ispata çalışmış, sünnî ekole mensup mezheplerdir. Bu ihtilafların İslam toplumu için bir rahmet ve kolaylık olduğunu idrak etmek gerekir. Çalışmamızda her iki mezhebin ihtilaf ettikleri temel meseleleri, mukayeseli olarak delilleriyle beraber izaha çalışacağız.
Abdulganî Karabâğî'nin Şerhu'l-muhtâr adlı kitabının edisyon kritiği değerlendirilmesi (Edisyon kritik)
Bu çalışma edisyon kritik yani tahkik diye isimlendirilen bir çeşit literatür değerlendirme çalışmasıdır. Araştırmamıza konu olan eser, Hanefî mezhebi alanında yazılmış, dört meşhur metinden birisi olarak kabul edilen el-Muhtâr isimli eserin şerhlerinden Şerhu'l-Muhtâr'dır. Osmanlı fakihlerinden Abdulganî Karabâğî Efendiye ait olan bu el yazma eserin edisyon kritiğini yaparak müellifin usülünü ve eserin muhtevasını değerlendirdik. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm giriş, araştırmanın amacı, kapsamı, yöntemi ve müellif Abdulganî Karabâğî'nin hayatı hakkındadır. İkinci bölümde eserin yazılış nedeni, ihtiva ettiği konular ve bu konuların işleniş tarzından bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde Karabâğî'nin fıkhî tercihleri, mezhep içi tercihleri bu tercihlerde kullandığı lafızlar ve diğer mezheplere yaptığı atıflar ele alınmıştır. Son bölüm olan dördüncü bölümde ise Şerhu'l-Muhtâr'ın eldeki mevcut nüshası ve tahkikte izlenen yol anlatılmıştır.
Hanefî-Mâturidî gelenekte kıyas içerikli istidlâl: Hulviyyât örneği
Bu çalışmada Hanefî-Mâturidî geleneğin kıyas içerikli istidlâle bakışı ele alınmıştır. Hakkında âyet veya hadis bulunmayan bir sorunun çözümü için, benzerlerindeki hükmün uygulanması anlamında değerlendirebileceğimiz kıyas, farklı şekillerde de olsa hem Kelâmda hem de Fıkıh Usûlü'nde kullanılmıştır. Kelâmdaki kullanımına genellikle istidlâl denmiş, Fıkıh'ta ise fıkhî kıyas olarak isimlendirilmiştir. Çalışmamızın giriş bölümünde Candaroğlu İsmail Bey ve eseri Hulviyyât tanıtılmıştır. İkinci bölümde Kelâm İlmi'nde kullanılan istidlâl yöntemleri içinde kıyasın kullanılışı ile Mantık İlmi'nde kıyasa verilen yer üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde fıkhî kıyas ve buna bağlı olarak illet, ta'lîl, taabbüd gibi konular ele alınmıştır. Dördüncü bölümde ise Candaroğlu İsmail Bey'in Hulviyyât adlı eserinde kıyasın nasıl kullanıldığı incelenmiştir. Giriş dışındaki her üç bölümde de kıyasın bilgi üretme değeri tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hanefî-Mâturidî gelenek, istidlâl, kıyas, Hulviyyât.
Lübab özelinde İslam Hukukunda küllî kaideler
İslam fıkhının içerisinde yer alan, fıkhın varlığı ile beraber ortaya çıkan, öz ifadeler şeklinde dile getirilen ve belirli bir eserde toplama faaliyeti Şâfiî mezhebinde Tacceddin es-Subkî, Hanefi mezhebinde İbn-i Nuceym'in el-Eşbâh ve'n-Nezâir gibi eserlerinde müstakil bölümlerde hayat bulan ve mecellede kanun maddeleri şeklinde yer alan fıkıh küllî kâidelerini ele aldık. Bu kâideleri, araştırma konusu yaparken Meydânî'nin el-Lübâb fi Şerhi'l-Kitab eserini kaynak olarak seçtik. Tezimiz üç bölümden oluşmakta, giriş bölümünde tezin önem, amaç ve yöntemine ilişkin bilgilerin yanında müellifin hayatı ve eserleri hakkında öz bilgiler verdik. Birinci bölümde kâide ve küllî kavramları, benzer kavramlarla farklılık ve benzerliklerini, küllî Fıkıh kâidesinin delil olup olmama noktasında bilginlerin görüşlerini, küllî kâidelerin tarihsel gelişimi konusunda öz bilgi, alanda meşhur olan eserler, kâidelerin kısımlarını ve kaynaklarını zikrettik. İkinci bölümde ise çalışmamızın bel kemiğini oluşturan Lübâb kitabındaki küllî fıkıh kaîdelerini eserde geçtiği ifadelerle kaleme alarak, kâidenin içinde yer alan kavramları lügat ve ıstılah açısından tanımlamak suretiyle, kâideye örnek teşkil eden misalleri aynı eserden aldık. Küllî Fıkıh kâidelerle alakalı olan önemli konular işlenmiş, varolan kâideler ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler: Küllî, kâide, fıkıh, hanefi.
Abdurrahîm el-Mar'aşî'nin el-Mu'âdil isimli eserinin edisyon kritiği ve değerlendirilmesi
Bu çalışmamız, Hanefî fakihlerinden İbrahim el-Halebî'nin (ö. 956/1549) Mülteka'l-Ebhur isimli eseri üzerine Abdurrahîm el-Mar'aşî'nin (ö. 1149/1736) yaptığı Mu'âdil isimli şerhin edisyon kritiği ve değerlendirmesi üzerinedir. Çalışmamız bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte araştırmanın amacı, kapsamı ve yönteminden bahsedilmektedir. Birinci bölümde; Hanefî fıkhının istidlâl yöntemi ve literatürü ile Mülteka'l-Ebhur; temel aldığı eserler, önem ve özellikleri ile şerh ve tercümeleri bağlamında tanıtılmaktadır. Şerh faaliyetlerinin Hanefî fıkhına etkisi anlatılmakta, Mu'âdil şârihi Abdurrahîm el-Mar'aşî; hayatı, ilmî kişiliği ve eserleri ile tanıtılmakta, Mu'âdil şerhinin Hanefî fıkıh literatürü içindeki önemi, muhtevası, özellikleri, konularının işleniş tarzı ve faydalandığı kaynaklardan bahsedilmektedir. İkinci bölümde; Hanefî mezhebi içindeki görüşler hiyerarşisi, mezhep içi tercihler ve bu tercihler için kullanılan fetva lafızları ile Mültekâ'daki tercihlerle Mu'âdil'deki tercihlerin mukayesesi ele alınmaktadır. Üçüncü bölüm de ise; Mu'âdil'in edisyon kritiği, asıl nüshanın mukayese edildiği diğer nüshaların tanıtımı ve tahkikte izlenecek yol ve yöntem anlatılmaya çalışılmaktadır.
Tarihsel süreçte Hanefîlik-Mu'tezile ilişkisi
Ashâbu Ebî Hanîfe ile Mu'tezile arasındaki etkileşim, fıkıhta Hanefiliği benimseyen Mu'tezilîler ile Ashâbu Ebî Hanîfe içerisinden i'tizâli görüşleri benimseyen şahıslar nezdinde tezahür etmiştir. Bu etkileşimin her iki gelenek açısından da mezhepleşme sürecinin devam ettiği mihne öncesindekindeki ilk tezahürleri akılcılık zeminindedir. Bu süreçte Mu'tezile ve Ashâbu Ebî Hanîfe'nin itikadî kimliğini oluşturan Mürcie'nin temel tartışma mevzularını oluşturan halku'l-Kur'an-ircâ, kader-ircâ, rü'yet-ircâ, gibi farklı geleneklerle özdeşleşmiş fikirleri bir araya getiren şahıslardan bahsedilebilir. İki mezhebi eğilim arasındaki ilişkinin somut tezahürleri ise mihne süreci ile bağlantılıdır. Mihne sürecinde halku'l-Kur'an fikrini benimseyen ancak diğer i'tizâli fikirleri hakkında bilgi sahibi olmadığımız Ashâbu Ebî Hanîfe'den bazı şahıslarla, Mu'tezilî kimliği belirgin olan, Ashâbu Ebî Hanîfe'den sayılan ancak ilmi yönü belirgin olmayan Ahmed b. Ebî Duâd'dan (ö.240/854), fakih kimlikleri ile Ashâbu Ebî Hanîfe içerisinde saygın şahsiyetler olarak bilinen ve aynı zamanda Mu'tezile tarafından da sahiplenilen şahıslar yer almaktadır. Mihne sonrası süreçte ise Ashâbu Ebî Hanîfe ile Mu'tezile etkileşimine Mu'tezilî kimlikleri belirgin olan ve Mu'tezilî mütekellim olarak tanınan ancak Ashâbu Ebî Hanîfe'den Kerhî (ö.340/952) gibi şahıslardan ders almak suretiyle Hanefî gelenek ile ilişkisi tesis olunan şahısların dahil olduğu görülmektedir. Bu süreçte yine fakih kimlikleri ile bilinen ancak Mu'tezile içerisinde sayılan şahıslar nezdinde de iki mezhep arasındaki etkileşim tezahür etmiştir. Anahtar kelimeler: Hanefîlik, Mu'tezile, Hanefî-Mu'tezilî, Cehmî, Mürciî.
Abdullah b. Mes'ûd rivayetlerinin Hanefî fıkıh düşüncesinin oluşumuna etkisi
Abdullah b. Mes'ûd, peygambere yakınlığı, zekâsı, ilmî yeteneği, Kur'an ve sünnete olan hâkimiyeti ile öne çıkan sahâbîlerden birisi olmuştur. Müslümanlığı ilk dönemlerde kabul edişi ve Hz. Peygamber'e olan yakınlığı vesilesiyle ondan birçok hadis duymuş ve rivayet etmiştir. Çalışmamız, İbn Mes'ûd rivayetlerinin Hanefî fıkhının oluşumundaki etkisini ortaya koymaya yönelik bir çalışmadır. Bu çalışmamız, üç ana bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır: Birinci bölümde öncelikle, çerçeveyi belirlemek amacıyla tezimizin konusu, amacı ve tezin yöntemi hakkında bilgi verildi. Sonra İbn Mes'ûd'un hayatı, ilmî kişiliği ve Hanefî fıkhının oluşumundaki etkisine değinildi. İkinci bölümde, Hanefîlerin amel ettikleri ve kaynak gösterdikleri İbn Mes'ûd rivayetleri konu edildi. İki ana bölümden birincisini oluşturan bu kısımda fıkhî hükümler; ibadet, muâmelât ve ukûbat genel başlıkları atında ele alındı ve İbn Mes'ûd rivayetleri ilgili genel başlıklar içerisinde alt başlıklar halinde incelendi. Üçüncü bölümde ise, İbn Mes'ûd'dan gelen ve Hanefîlerin kaynak göstermedikleri rivayetler üzerinde duruldu. Bu bölüm de kendi içinde iki kısma ayrıldı. İlk kısımda mezheb görüşüyle uyumlu olmasıyla beraber kaynak gösterilmeyen rivayetlere yer verildi. İkinci kısımda ise mezheb görüşüyle uyuşmayan, aksi yönde fetva verilen rivayetlere yer verildi. İki ana bölümden ikincisini oluşturan bu kısımda da aynı şekilde fıkhî hükümler; ibadet, muâmelât ve ukûbat genel başlıkları atında ele alınarak İbn Mes'ûd rivayetleri ilgili genel başlıklar içerisinde alt başlıklar halinde incelendi. Sonuç bölümünde de incelenen Abdullah b. Mes'ûd rivayetlerinin Hanefî fıkhını hangi oranda etkilediği konusunda ulaşılan kanaatler zikredildi.
Şemsüddin Semerkandî'de ontoloji ve epistemoloji bağlamında kelam-felsefe etkileşimi
Şemsüddin Semerkandî, Hanefî-Mâtürîdî kelam geleneğinde felsefî kelam yöntemini benimseyen ilk âlimdir. O, Semerkand'da doğmuş, muhtelif alanlarda birçok eser vermiş ve hicri 722 yılında vefat etmiştir. Semerkandî örnekleminde ontoloji ve epistemoloji bağlamında kelam-felsefe ilişkisini incelediğimiz bu çalışma giriş, sonuç ve üç bölümden oluşmaktadır: Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve kaynaklarının yanı sıra Semerkandî'nin hayatı ve ilmî kişiliği, kelam-felsefe ilişkisi, kelam ontolojisi ve kelam epistemolojisi konularında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Semerkandî perspektifinde varlık, mâhiyet, mevcûd ve bu kavramlara ilişkin problemler hakkında genel ontolojik kavramlar ve kuramlar incelenmiştir. İkinci bölümde arazlar başlığı altında Semerkandî'nin epistemoloji, teorik fizik, ahlak ve mantıksal kategoriler hakkındaki görüşleri analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde Semerkandî'nin cismânî ve rûhânî cevherler, cevher-i ferd ve psikoloji hakkındaki görüşleri değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise Semerkandî'de ontoloji ve epistemoloji bağlamında kelam-felsefe ilişkisi ortaya koyulmuştur.