Health services
838 theses under this subject heading
Gebe sınıflarında ve okullarında verilen eğitimin gebelerin bilgi ve tutumlarına etkisi: Kırklareli ili örneği
Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, Kırklareli ilindeki gebe sınıflarında ve okullarında verilen eğitimin gebelerin bilgi ve tutumlarına etkilerinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntemler: Araştırmamızın tipi, Kırklareli İlindeki gebe sınıflarında ve okullarında düzenlenen eğitimlere katılan gebelere verilen eğitimin bilgi ve tutumlarına etkisini belirlemeye yönelik müdahale çalışmasıdır. Araştırma Kırklareli İlindeki tüm gebe sınıflarında ve okullarında 7 Kasım 2022 –14 Nisan 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Bu tarihlerde eğitime katılan ve araştırmaya katılmayı kabul eden tüm gebeler ile çalışılması hedeflenmiş, örneklem seçimine gidilmemiştir. Araştırmaya 120 gönüllü gebe katılmış ve evren olarak alınmıştır. Araştırmanın birinci aşamasında 34 adet sosyodemografik özellikleri (yaş, gelir, eğitim durumu, sosyal güvence vb.), gebelik öncesi, doğum ve doğum sonrası döneme soruları da kapsayan ait birey tanıtım formu, gebelik, doğum, lohusalık, emzirme, bebek bakımı ile ilgili 30 adet soru kısımlarını içeren eğitim öncesi gebelerin bilgi düzeyini ölçen anket yapılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında gebe sınıflarında/okullarında verilen eğitim sonrasında eğitimini tamamlayan gebelere eğitim öncesinde cevapladıkları 30 adet bilgi düzey anketi, eğitim sonrası tekrar uygulanmıştır. Gebe sınıflarından ve okullarından memnuniyeti ölçmek için ayrıca eğitimini tamamlayan gebelere 15 soruluk bir memnuniyet anketi de düzenlenmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalamaları 28,73 ± 4,14 yaş (minimum:19 maksimum:46 ) olup, katılımcıların 64,2 %'si ilçelerde ikamet etmektedir. Gebelerin % 70'inin eğitim durumu lisans ve üstüdür. Araştırma grubumuzdaki gebelerin ortalama aylık geliri incelendiğinde, 17.830 TL ± 8.221 Türk Lirası (TL) (minimum: 6.000 TL maksimum: 60.000 TL) olarak bulunmuştur. Gebelerin % 97,5'inin sağlık güvencesinin bulunduğu görülmektedir. Gebeler içinde 90 kişi birinci gebeliği olduğunu belirtirken, 23 kişi ikinci gebeliği olduğunu belirtmiştir. Bir önceki gebeliğinin sonlanma şekli ile ilgili soruya verilen yanıtlar incelendiğinde; % 32,0'si sezaryen yöntemi ile doğum yaparken, % 28,0'i normal doğum yaptıklarını belirtmişlerdir. Doğumun normal fizyolojik bir olay olduğu önermesine, eğitim öncesinde yedi kişi (% 5,8) yanlış yanıt verirken, eğitim sonunda katılımcıların %99,2'si doğru şekilde yanıtlamıştır. Eğitim öncesinde ve eğitim sonrasında bilgi düzeyleri arasındaki fark istatistiki yönden anlamlıdır (p<0,016). ''İlk 6 ay yalnızca anne sütü bebeğin beslenmesinde yeterlidir." önermesine eğitim öncesinde katılımcılar içinden 110 kişi ( % 91,7) doğru yanıt verirken, eğitim sonunda doğru yanıt verenlerin sayısı 119 ( % 99,2) olmuştur. Aradaki fark istatistiki yönden anlamlıdır (p<0,004). Araştırmaya katılan gebelerin tamamı eğitimden memnun kaldıklarını belirtmişlerdir. Sonuç: Araştırmamıza katılan gebelerin hane halkının refah düzeyi eğitim seviyesinin yükselmesi ile artmaktadır. Gebe bilgilendirme sınıflarında ve gebe okullarında gebelik döneminde verilen eğitim ile normal doğum oranları ile alakalı genel görüş bu eğitim ile anne adaylarının doğum hakkında sahip olduğu olumsuz düşüncelerini değiştirdiği, doğum korkularını azalttığı, bununla beraber doğumla baş etmelerinin kolaylaştığı ve doğum sürecine aktif katılımlarının sağlandığı yönündedir. Bu eğitimlerde doğumun fizyolojik bir olay olduğu anlatılarak gebeler normal doğuma teşvik edilmekte ve elektif sezaryen tercihlerinin azalması hedeflenmektedir. Eğitim ile birlikte gebe bilgilendirme sınıflarında ve gebe okullarında eğitici ile anne adayı arasında güven veren bir iletişim kurulmalı, eğitim alan anne adaylarının özgüvenleri yükseltilerek sadece doğum öncesi ve doğuma değil, doğumdan sonraki sürece hazırlanmaları sağlanmalıdır.
Hekim-hasta ilişkisinde olumlu ve olumsuz duyguların tüketici davranışı çerçevesinde incelenmesi
Bu çalışmanın amacı hekimin hastaya sergilemiş olduğu olumlu duyguların hastanın hekime hissettiği olumsuz duyguları ve hekimden memnuniyetini hangi yönde etkilediğini araştırmaktır. Kuramsal tartışmalar incelendiğinde, sağlık hizmetlerinde tüketicilerin olumsuz duygularının hizmet sağlayıcıların olumlu duyguları ile olan ilişki çok fazla ele alınmamıştır. Bu çalışmanın önemi kuramsal tartışmalardaki bu boşluğu doldurmak ve bu konu üzerine tüketici araştırmacılarının dikkatini çekmektedir. Araştırmanın keşfedici bir boyutunun olması sebebiyle, bu araştırma kapsamında hem nitel hem de nicel araştırma yöntemlerine başvurulmuştur. Bu kapsamda, derinlemesine mülakatlara ve deneysel tüketici araştırma yöntemi ile anket çalışmalarına başvurulmuştur. Başvurulan analiz yöntemleri ise şunlardır: içerik analizi, bağımsız örneklem t testi ve çok değişkenli hiyerarşik regresyon. Sonuç olarak, hekimin hastaya olumlu duygularını sergilemesi, hastanın psikolojik şiddetine ve yaşına bağımlı olarak hekime hissettiği olumsuz duyguları arttırmakla beraber hekimden memnuniyetini azaltmaktadır.
Measuring the technical efficiency of inpatient care services in Turkish public hospitals using stochastic frontier analysis
In this study, we measure the technical efficiency of inpatient care services of Turkish public hospitals using Stochastic Frontier Analysis (SFA). In the analysis, cross-sectional data on 495 general hospitals in 2016 are used. According to the parameters estimated with SFA, a hospital with high role group and in a region with a low development index has higher efficiency than those of other hospitals. The contribution of this thesis to the previous studies on hospital efficiency in Turkey is to use case-mix index reflecting the clinical level of all cases in a hospital. We adjust output of inpatient service with case mix index and remove the heterogeneity between cases in order to get better estimates by SFA. After using CMI, it has been observed that the inefficiency parameters of role group of hospital and development index are approach to zero whereas parameter of health index loose its significance.
Türkiye'de sağlık sisteminin gelişimi: Sağlıkta Dönüşüm Programı (2003-2011)
Sağlık ikamesi olmayan bir kavram olduğundan her ülke insan sağlığını ve toplum sağlığını önemsemektedir. Bu amaçla sağlık sistemindeki aksaklıkları gidermek için hükümetler kendi sağlık politikalarını belirlerler. Türkiye'de 1980'li yıllardan itibaren sağlık sistemindeki aksaklıklar sebebiyle sağlık reformlarına ihtiyaç duyulmuştur. Sistemdeki tıkanıklıkları gidermek için 2003 yılında Sağlıkta Dönüşüm Programı uygulanmaya başlamıştır. Sağlıkta Dönüşüm Programı, 'herkese sağlık' başlığıyla yola çıkmıştır. Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın amaçları sağlık hizmetlerinin etkili, verimli ve hakkaniyete uygun şekilde organize edilmesi, finansmanının sağlanması ve sunulmasıdır. Program hedeflerine ulaşabilmek için herkesi sigorta kapsamına alan Genel Sağlık Sigortası sistemi getirilmiştir. Sağlık hizmetlerine ulaşılabilirliği arttırmak için koruyucu sağlık hizmetleri ücretsiz verilmeye başlanmıştır. Sağlık Bakanlığı yeniden yapılandırılmıştır, bu bağlamda Sağlık Bakanlığı artık hizmeti sunan değil denetleyen bir görevle sağlık hizmetlerinde bulunmaktadır. Program kapsamında sağlık hizmetleri sunum ve finansmanı birbirinden ayrılmıştır. Yapılan bu değişikliklerle beraber Türkiye sağlık sistemi Sağlıkta Dönüşüm Programı ile yapısal bir dönüşüm yaşamıştır. Anahtar Kelimeler: Sağlık, Sağlıkta Dönüşüm Programı, Genel Sağlık Sigortası, Aile Hekimliği
Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumları ve ilişkili faktörler
Bu araştırma, Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarının ve bu tutumları etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanarak kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma evrenini birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı sınıf tıp fakültesi öğrencileri olmak üzere toplam 623 kişi oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçilmeyerek tıp fakültesi öğrencilerinin %80'ine ulaşmak hedeflenmiş ve toplam 492 öğrenci (kız:259, erkek:229) araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın bağımsız değişkenleri olarak öğrencilerin sosyo-demografik özellikleri, yaşlı bireylere karşı duyulan duygu, düşünce ve davranışlarının oluşturduğu kişisel veri formu kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri olarak ise "Yaşlı Ayrımcılığı Tutum Ölçeği "(YATÖ) toplam ve alt boyut puanları kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde; ortalama, ortanca, standart sapma, yüzdelik sayılar, t testi, One-way Anova, Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testleri kullanılmıştır. Araştırma grubunun YATÖ toplam puan ortancası 83.00 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarını etkileyen YATÖ toplam puan ortalama ve ortancaları ile; sınıf düzeyi, şimdiye kadar yaşlı bireyler ile yaşama, mezun olduktan sonra yaşlı bireyler ile çalışmak isteme durumları arasındaki farkın anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak öğrencilerin yaşlı ayrımcılığına ilişkin olumlu tutuma sahip oldukları saptanmıştır. Araştırmada tıp fakültesi öğrencilerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarını etkileyen faktörlere yönelik öneriler geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yaşlı birey, yaşlanma, yaşlı ayrımcılığı, tıp fakültesi öğrencileri, yaşlı ayrımcılığı ve tutumlar.
Zor hasta kavramı ve sağlık alanında eğitim gören öğrencilerin zor hasta algısı: Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu örneği
Bu çalışma fizyoterapi, hemşirelik, tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik, yaşlı bakımı öğrencilerinin zor hasta algısı ve zor hasta ile iletişimlerinin belirlenmesi amacıyla yapılan tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırma evrenini Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik bölümü 2, 3, 4. Sınıf öğrencileri toplam 347 kişi, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Fizyoterapi bölümü 2. Sınıf öğrencileri, Yaşlı bakımı bölümü 2. Sınıf öğrencileri, Tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik bölümü 2. Sınıf öğrencileri olmak üzere NKÜ SHMYO öğrencileri toplam 116 kişi oluşturmaktadır. Araştırma kapsamına toplam 493 öğrenci dahil edilmiştir. Araştırmada örneklem seçilmemiş, NKÜ Sağlık Yüksekokulu ve Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'nda öğrenim gören öğrencilerinin %80'ine ulaşılması hedeflenmiş, 347 öğrenciye ulaşılmıştır. Evreni oluşturan 493 öğrencinin %70'ine ulaşılmıştır. Araştırmanın verileri, "Sağlık Alanında Öğrenim Gören Öğrencilerin Zor Hasta Algısı ve Zor Hasta İle İletişimlerinin Belirlenmesine Yönelik Form" ve "Zor Hasta ve Sağlık Alanında Öğrenim Gören Öğrencilerin Etkileşimi Anketi" olmak üzere iki form aracılığı ile elde edilmiştir. Sağlık Alanında Öğrenim Gören Öğrencilerin Zor Hasta Algısı ve Zor Hasta İle İletişimlerinin Belirlenmesine Yönelik Formda, birinci bölümde, "Zor hasta" algısı ile ilgili sorular, zor hasta ile iletişimlerinin belirlenmesine yönelik sorular yer almaktadır. İkinci bölümde, zor hasta algısına bağlı olarak öğrencilerin verdiği hasta demografik bilgileri yer almaktadır. Üçüncü bölümde, araştırmaya katılan katılımcıların demografik bilgileri yer almaktadır. "Zor Hasta ve Sağlık Alanında Öğrenim Gören Öğrencilerin Etkileşimi Anketi" formunda 34 ifade dört boyut altında sınıflandırılmıştır. Her bir ifade 5'li Likert ölçeği ile ölçülmüştür. Zor Hasta ve Sağlık Alanında Öğrenim Gören Öğrencilerin Etkileşimi Anketi 4 boyuttan oluşmaktadır. Bunları hastanın zorluğu, personelin duyduğu rahatsızlık, uyum ve iletişim problemi ve sedaktif davranış boyutları oluşturmaktadır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS Statistics 21.0 bilgisayar programında; ortalama, ortanca, standart sapma, yüzdelik sayılar, T testi, Oneway Anova testi, Scheffe testi, Tamhane's T2 ve Kruskal-Wallis testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Fizyoretapi bölümü öğrencilerinin yaş ortalaması 20,04, hemşirelik bölümü öğrencilerinin 21,54, tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik bölümü öğrencilerinin 20,41, yaşlı bakımı öğrencilerinin 20,05'tir. Fizyoterapi, hemşirelik ve yaşlı bakımı bölümü öğrencilerinin karşılaştıkları zor hastaların mesleğe bakışlarını etkilemediği belirlenmiştir. Fizyoterapi bölümü öğrencileri zor hastayı "Tedaviyi reddeden-işbirliği yapamayan hasta", hemşirelik, tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik ve yaşlı bakımı bölümü öğrencileri ise "İletişim kuramayan hasta" olarak tanımlamıştır. Fizyoterapi ve hemşirelik bölümü öğrencileri zor hastaların özelliklerini "İletişime kapalı hasta" ve "İşbirliği kuramayan hasta" olarak nitelendirmiştir. Yaşlı bakımı ve tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik bölümü öğrencileri zor hastayı "İletişime kapalı hasta" olarak nitelendirmiştir. Araştırmaya katılan öğrenciler zor hasta ile yüksek yüzdelerde karşılaştıkları belirlenmiştir. Zor hasta ile karşılaşılan klinikler genellikle; Fizik tedavi ve rehabilitasyon, iç hastalıkları polikliniği, kardiyoloji polikliniği, ruh sağlığı ve hastalıkları polikliniği ve nöroloji poliklinikleridir. Öğrencilerin zor hastalarla iletişimde kısmen güçlük yaşadıkları ve kendilerinin orta düzeyde başarılı hissettikleri saptanmıştır. Zor hasta davranışı ile baş etme yöntemlerinden en çok sakince iletişim kurmaya çalıştıkları tespit edilmiştir. Öğrencilerin iletişimle ilgili uygulamalı derslerin de olması gerektiği belirlenmiştir. Zor hastaların genellikle kadın, evli, yetişkin (40-65 yaş) grubunda, ilköğretim mezunu, işçi, ev hanımı ve emekli oldukları tespit edilmiştir.
Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Bilimleri öğrencilerinde algılanan sağlık hizmeti kalitesi ve sağlık hizmeti kullanımı
Bu çalışma, Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ)'nde eğitim gören sağlık bilimleri öğrencilerinin sağlık hizmeti kullanımları ve bu hizmeti nerelerden karşıladıkları, algıladıkları sağlık hizmeti kalitesi düzeyleri ile bu kavramların demografik faktörler ile ilişkisini belirlemek amaçlanmıştır. Kesitsel tipte yapılan bu çalışmada iki adet veri toplama formu kullanılmıştır. İlki araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda yapılandırılmış olan, katılımcıların demografik özelliklerinin (yaş, cinsiyet, öğrenim gördüğü birim, bölüm ve sınıf) ve sağlık hizmeti kullanımlarının belirlenmesi için toplam 35 sorudan oluşan soru formu ikincisi ise sağlık hizmetlerine uyarlanmış geçerlilik ve güvenilirliği Babakus ve Mongold (1992) tarafından yapılmış ve Devebakan (2001) tarafından Türkçe'ye geçerliliği tamamlanmış 30 sorudan oluşan SERVQUAL: Algılanan Sağlık Hizmeti Kalitesi ölçeği kullanılmıştır. Gerçekleştirilen anket çalışması sonuçlarında; öncelikle tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Karşılaştırmalı analizlerde parametrik varsayımların yerine geldiği durumlarda Student t, tek yönlü varyans analizi, kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-kare analizi uygulanmıştır. Veriler %95 güven aralığında değerlendirilmiştir.
Türkiye'de sağlık hizmetlerinde piyasalaşma süreci sağlıkta dönüşüm programı kapsamında kamu özel ortaklığı modeli
Sağlık ve sağlık hizmetleri, 19.yüzyılın sonlarında ortaya çıkan sosyal devlet anlayışının 20. yüzyılının sonlarına doğru genişlemesiyle insanların sahibi olduğu sosyal bir hak haline gelmiştir. Sağlığın sosyal yönü devletin sağlık sektörü içinde çeşitli rollerde var olmasını gerektirmektedir. Bu çalışmada, Türkiye'nin kuruluş yıllarından itibaren uygulanan sağlık politikaları devlet anlayışları ekseninde ele alarak nasıl değişim gösterdiği ve devletin sağlık alanında nerede ve nasıl rol aldığı dönemsel olarak incelenmiştir. Türkiye'de Kamu özel ortaklığı ile uygulanan yap-işlet, yap-işlet-devret ve yap-kirala modelleri ile yapılan entegre şehir hastanelerine geçiş boyunca sağlık alanında meydana gelen birçok tahavvül teşhir edilmiştir. Kamu-Özel Ortaklığı (KÖO) yöntemi kamu ile özel sektörün sağlık alanındaki ortaklığına dair olarak Türk sağlık sektörü içerisinde de tatbik etmeye başlanılmıştır. Türkiye son yıllarda sağlık sektörü içerisinde geniş çaplı varyasyonlar yaparak KÖO'yu artırmaktadır. Bu doğrultuda çalışma Türkiye'nin sağlık sektörüne ilişkin politikalarında oluşan bu varyasyona odaklanmıştır. Çalışmanın sonuçları doğrultusunda Kamu Özel Ortaklığı Modeli (KÖOM) ile sağlık tesislerinin yapılması, atıl sermayeler ile toplum yararına yeni yatırımlar oluşturulmasına, daha kısa zamanda sonuçlanan etkin ve kaliteli kamu hizmetleri sunumunun sağlamasına, kamunun bütçe sıkıntısından kaynaklı gerçekleştirilemeyen yatırımların oluşturulmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Savaş ve çatışma bölgelerinde sağlık hizmetleri
Dünyanın kuruluşu kadar eski denilebilecek savaş kavramı en basit şekilde iki tarafın kendi çıkarları veya emelleri için farklı şekillerde çatışmaları olarak tanımlanabilir. Bu çalışmada savaş ve çatışma kavramlarının tanımları yapılmış, savaşların türlerinden bahsedilmiş ve savaşın kısa bir tarihini anlatılmıştır. Dünyadaki önemli savaşlardan örnekler verilerek konunun daha iyi anlaşılmasını sağlanmaya çalışılmıştır. Teorik başlangıç bilgilerinden sonra çalışmanın ana konusu olan tarihte savaş bölgelerinde verilen sağlık hizmetleri anlatılmıştır. Bu bağlamda; ilk olarak, askeri sağlık hizmetleri için verilen eğitimlerden, bu eğitimler için açılan eğitim hanelerden, kullanılan malzemelerin neler olduğuna dair bilgiler içeren kısa bir tarih bilgisi verilmiştir. Çalışmada sağlık hizmetlerinin hukuki boyutuna değinildikten sonra, Osmanlı Devletinden günümüze kadar yapılan savaş dönemi sağlık hizmetleri süreci anlatılmıştır. Daha sonra günümüz dünyasında yaşanan savaşlarda ki askeri sağlık hizmetlerine değinilmiş, yaşam koridoru gibi temel kavramlar hakkında ulaşılan bilgiler verilmiştir. Sonuç bölümüyle çalışma tamamlanmıştır. Her ne kadar savaşlar devletler hükümetler arasında yapılsa da bundan zarar gören hep insanlar olmuştur. Bu nedenle çalışmamızın savaş ve çatışma bölgelerinde sunulan sağlık hizmetlerine katkıda bulunulması amaçlanmıştır.
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi hastanesi asistan hekimlerinin teletıp (Uzaktan sağlık hizmetleri) hakkındaki bilgi düzeyi ve tutumlarının değerlendirilmesi
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi asistan hekimlerinin teletıp hakkındaki bilgi düzeyi ve tutumlarını araştırdığımız aynı zamanda teletıpla ilgili farkındalık oluşturmayı amaçladığımız çalışmamıza 192 kişi dahil edilmiştir. Asistan hekimlerin rızası alınarak yüz yüze ve online anket yoluyla 1 Haziran 2022- 1 Ekim 2022 tarihleri arasında yürütülen bu çalışma gözlemsel tipte kesitsel bir çalışmadır. Anketteki ilk 6 soru katılımcıların sosyodemografik özelliklerini tanımlamak amacıyla, geriye kalan 30 soru ise katılımcıların teletıp uygulamaları hakkındaki görüşlerini tespit etmek amacıyla oluşturulmuştur. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri incelendiğinde; %47,4'ünün kadın, %52,6'sının erkek olduğu, %67,7'sinin dahili bilimlerde, %25'inin cerrahi bilimlerde, %7,3'ünün temel bilimlerde çalıştığı ve yaş ortalamalarının 29,9 olduğu görülmektedir. Çalışmamızda katılımcıların, %77,6'sının teletıbbın gelecek sağlık sistemi için faydalı olacağını düşündüğü, %74'ünün pandemi sürecinin teletıbba bakışını etkilediği ve %64,1'inin teletıbbı kendi branşında uygulanabilir gördüğü tespit edilmiştir. Teletıbbın radyoloji, patoloji, dermatoloji, psikiyatri, pediatri, dahiliye, aile hekimliği, nöroloji ve kardiyoloji alanlarında kullanılabileceğini düşünenler, teletıbbın gelecek sağlık sistemi için faydalı olacağı yönünde daha fazla olumlu görüş bildirmiş olup bu durum istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlar ve yapılan geniş literatür araştırmalarına göre; teletıbbın birçok avantajının olduğu hali hazırda çok sayıda ülkede aktif ve yaygın olarak kullanıldığı, teletıbbın birçok alanda kullanılabileceği, sağlık hizmetine erişimi kolaylaştırdığı ve böylece ihtiyaç halinde daha çok hastaya ulaşılabilmesine imkân sağladığı görülmüştür.
Anne - bebek dostu hastane standartları bağlamında (SKS- versiyon 6) hasta memnuniyetinin belirlenmesi: Çorlu Devlet Hastanesi örneği
Sağlık canlılar için vazgeçilmez bir unsur olmuş ve insanlık bu bağlamda sürekli olarak kendini geliştirmiştir. Ülkemizde de sağlık alanında çeşitli çalışmalar yapılmış ve 1980'li yıllardan itibaren sağlık sistemindeki aksaklıklar sebebiyle sağlık reformlarına ihtiyaç duyulmuştur. 2003 yılında Sağlıkta Dönüşüm Programı uygulanmaya başlanmıştır. Sağlıkta Dönüşüm Programı, 'Herkese sağlık' ilkesini benimsemiştir. Her bireye eşit sağlık ulaştırmayı hedefleyen yaptırımlar Sağlıkta Kalite Sistemleri (SKS) ile devam etmiştir. Periyodik olarak versiyonları yayınlanan SKS, en son SKS Versiyon 6 ile güncellenmiştir. Böylelikle, Türkiye hem sağlık üreten hem de denetleyen bir ülke haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de Sağlıkta Dönüşüm ile başlayan ve Sağlıkta Kalite Sistemleri ile geliştirilen projeleri sağlıkta hizmet veren kurumlar ve sağlık hizmeti alan bireyler açısından incelemektir. Bu amaç özelinde bu çalışmada Anne Bebek Dostu Hastane projeleri dikkate alınmış ve kurumların Anne Bebek Dostu Hastane unvanı almaları için gerekli koşullar değerlendirilmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, sağlığın temel kavramları, sağlık hizmetleri ve sınıflandırılması, sağlık hizmetlerinin özellikleri ele alınmış olup açıklamalarıyla verilmiştir. İkinci bölümde, sağlık Reformu ile başlayan, planlamalar ve Sağlıkta Kalite Standartları (SKS) ve versiyonları ile devam eden programlar, bunun yanı sıra Anne Bebek dostu hastane standartları çalışmaları, özellikleri ve sınıflandırmaları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, Normal ve Sezeryan Doğum Anne Memnuniyet Ölçeğine bağlı kalarak Anne-Bebek Dostu Hastane unvanına sahip olan Çorlu Devlet Hastanesinde 250 adet yeni doğum yapmış anne ile anket çalışmasından elde edilen veriler analiz edilmiş ve sonuçlar demografik, betimleyici ve memnuniyet düzeylerine göre alt boyutlarıyla ile birlikte değerlendirilerek yorumlamalar yapılmıştır. Sonuç olarak, farklı demografik özelliklere sahip normal ve sezeryan doğum yapan annelerin genel memnuniyet oranları yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Sağlık, Kalite, Hizmet, Sağlıkta Dönüşüm, Sağlıkta Kalite, Anne Memnuniyeti
Sağlık sektöründe iletişim. Hastaların sağlık kurumu tercihini etkileyen faktörler. Tekirdağ Süleymanpaşa örneği
İletişim, kişiler arasındaki duyguların, düşüncelerin, bilgi birikimlerinin karşılıklı olarak birbirlerine aktarılması sürecidir. İnsanoğlu ilk var olduğu günden itibaren iletişime ihtiyaç duymuştur. Her sektörde iletişime ihtiyaç vardır ve sağlık sektörü de iletişimi aktif olarak kullanmak zorundadır. Sağlık hizmeti denildiğinde hastalığın teşhis ve tedavi edilmesi, rehabilitasyonun yapılması ve hastalıklara karşı önlem oluşturarak toplumun ve bireylerin sağlık düzeylerinin iyileştirilmesi, geliştirilmesi gibi faaliyetleri kapsayan bir bütündür ve bu bütünün oluşumunun her aşamasında iletişime ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışma da iletişimin tarihten günümüze gelişimi, sağlık sektöründeki yeri, önemi, gelişimi, hangi ihtiyaçları karşıladığı, iletişimin sağlık sektöründeki gelişmeler etkisi ve hastaların sağlık kurumu tercihinde etki eden faktörlerin neler olduğu incelenmiştir.
30-70 yaş arası bireylerin birinci basamak sağlık hizmetleri kullanımı ile kanser tarama testleri hakkında bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Kanser hem dünyada hem de ülkemizde ikinci en sık ölüm nedeni olup morbidite ve mortalitesi yüksek bir hastalıktır. Ülkemizde ulusal kanser tarama programlarının uygulanmaya başlaması ile birinci basamak sağlık hizmetlerinin kanser taramalarındaki rolü büyük önem kazanmıştır. Çalışmamızın amacı, Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran 30-70 yaş arası bireylerin birinci basamak sağlık hizmetlerini kullanım durumu ile ulusal kanser tarama programında mevcut olan rahim ağzı, kolorektal ve meme kanseri hakkındaki bilgilerini, tutumlarını ve tarama kriterlerine uyan kişilerin davranışlarını değerlendirmek ve hastalarımızda kanser taramaları ile ilgili farkındalık oluşturmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Haziran-Ekim 2021 tarihleri arasında üniversitemiz Aile Hekimliği Polikliniği'ne herhangi bir sebeple başvuran, 30-70 yaş arasındaki 215 kişi dahil edildi. Katılımcılara sosyodemografik veriler, birinci basamak sağlık hizmetleri kullanım durumu ve kanser tarama testleri hakkında bilgi, tutum ve tarama kriterlerine uyan kişilerin davranışlarını değerlendirmek amacıyla oluşturulmuş anket formu yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulandı. Verilerin analizi SPSS (IBM SPSS Statistics 24) adlı paket program kullanılarak yapıldı. İki nitel değişkenin birbiriyle ilişkisinin değerlendirilmesinde "Fisher-Exact" veya"Pearson-χ2" çapraz tablolarından yararlanıldı. p<0,05 olduğu durumlar istatistiksel açıdan anlamlı kabul edildi. Bulgular: Araştırmaya katılan 215 kişinin 112'si (%52,1) kadın, 103'ü (%47,9) erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 46,61±9,25 idi. Katılımcıların %85,1'inin evli, %61,9'unun lise/üniversite mezunu olduğu ve %60,5'inin çalıştığı, %86,0'sının il merkezinde yaşadığı belirlendi. %70,2'sinin kronik hastalığı olmadığı, %95,8'inin kanser tanısı olmadığı, %50,7'sinin ailesinde kanser tanısı olmadığı belirlendi. Katılımcıların tamamının aile hekimliğine kayıtlı olduğu ve %94,4'ünün aile hekimini bildiği/tanıdığı, %70,2'sinin düzenli aile hekimine gittiği belirlendi. Kadınlarda HPV DNA/smear testinin bilinme oranı %87,5, kendi kendine meme muayenesinin %91,1, mamografinin %98,2, tüm katılımcılarda gaitada gizli kan testinin bilinme oranı %54,4, kolonoskopinin %84,2 olarak bulundu. Tarama testi için yaşı ve cinsiyeti uygun olan kişilerin tarama testlerini yaptırma oranları da HPV DNA/smear testi için %63,4, KKMM için %75,9, KMM için %47,3, mamografi için %51,2, gaitada gizli kan testi için %29,5, kolonoskopi için %14,1 olarak bulundu. Tarama testlerini bilme oranlarının yaptırma oranlarından yüksek olduğu görüldü. HPV DNA/Smear testi yaptıranların ağırlıklı olarak 40-49 yaş grubunda olduğu, HPV DNA/Smear testi yaptırmayanların ise ağırlıklı olarak 30-39 yaş grubunda olduğu görüldü. Bekar olanların ağırlıklı olarak HPV DNA/Smear testi yaptırmadığı belirlendi. 40-49 yaş grubunda olanların ağırlıklı olarak mamografi çekilmediği, 50-70 yaş grubunda olanların ise ağırlıklı olarak mamografi çekildiği görüldü. Lise/üniversite mezunu olanların, beyaz yakalı meslek grubunda olanların ve >8000 TL gelir düzeyinde olanların ağırlıklı olarak gaitada gizli kan testi bilgisi olduğu, ilköğretim mezunu olanların, mavi yakalı meslek grubunda olanların ve ≤4000 TL gelir düzeyinde olanların ağırlıklı olarak gaitada gizli kan testi bilgisi olmadığı belirlendi. Kolonoskopi bilgisi olanların ağırlıklı olarak beyaz yakalı meslek grubunda ve >8000 TL geliri olduğu belirlendi. Kanser tarama testlerini yaptırmama veya düzensiz yaptırma nedenleri olarak da ilk sırada "herhangi bir şikayetim olmadığı için", ikinci sırada da "kanser tarama testi yaptırmam önerilmediği için" yer alıyordu. HPV DNA/smear testi, mamografi, gaitada gizli kan testi veya kolonoskopi önerilen kişilerin ağırlıklı olarak önerilen testlerini yaptırdığı görüldü (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızda katılımcılardaki kanser tarama programlarının farkındalığının ve kanser tarama testlerini yaptırma oranlarının henüz istenen düzeylerde olmadığını gördük. Kanser taramaları ile ilgili halka eğitim vermede, farkındalık oluşturmada ve kanser tarama testlerini yapma veya yapılması için yönlendirme konusunda birinci basamakta çalışan hekimlere önemli görevler düşmektedir. Anahtar Kelimeler: Kanser taramaları, Aile Hekimliği, Ulusal Kanser Tarama Programı
Türk sağlık sisteminin sağlık göstergelerine etkileri ve OECD ülkeleri ile karşılaştırılması
Sağlık hizmetleri içindeki toplum bireylerin fiziksel, ruhsal ve sosyal etkilerini korumayı amaçlayan bir dizi hizmetinin tamamını ifade eder. Sağlık, tüm yaşamın temelidir ve ertelenemez ve yeri doldurulamaz bir ihtiyaçtır. Sağlık, kişiler rahatsız hissetmedikleri sürece sağlık merkezlerine başvuramayacakları bir alan olarak kabul edilirken, sağlık camiası ve hekimler ruhen ve fiziken tam bir iyilik hali olarak değerlendirirler. Sağlık, kişisel bir anlayışın yaklaşımı, gelişmiş refah düzeyi ve yüksek bir toplumun temel ilkelerinden oluşur. Ayrıca, sağlık gelişmişlik değerlendirmesinin bir göstergesidir. Pek çok ülkede sağlık bir kamu hizmeti olarak ele alınır. Türkiye'de sağlık ilk defa 1961 anayasasıyla Dünya Sağlık Örgütünün tanımına benzer bir şekilde ele alınmıştır. 1982 anayasasıyla ile de sağlık güvencesinin kişisel bir hak olduğu kabul edilmiştir. Bu hakkın yerine getirilmesi için yapılanmış yapılar ve yatırımlar, bireylerin ve toplumun değerlerini korumayı ve geliştirmeyi amaçlar. Sağlıklı bir toplum, okullar ekonomik büyümeyi teşvik eder ve kalkınmanın temelini oluşturur. 2003 yılında yeni seçilmiş hükümetin ilk icraatlarından biri sağlıkta kökten bir değişikliğe gitmek olmuştur. Yeni oluşturulan plan "Sağlıkta Dönüşüm Programı" adını almıştır. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile tüm sağlık yapısının değiştirilmesi ve çağın şartlarına uygun bir hale getirilmesi amaçlanmıştır. Tüm bu çalışmalar yapılırken amaçlanan verimli, hakkaniyete uygun ve etkili bir işleyiş amaçlanmıştır. Geçmişten günümüze yürürlükte olan tüm politikalar, tüm çalışmalar incelenerek toplumda ki yansımaları da incelenmiştir. Tüm dünyada sağlık harcamaları ve uygulanan sağlık politikaları ülkelerin ekonomilerini etkilemekte ve bütçelerinde önemli bir pay sahibi olmaktadır. Bu çalışmayı yaparken amacımız ülkemizde uygulanan sağlık politikalarının geldiği noktayı OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ülkeleri ile kıyaslayabilmekti. Yapılan çalışmada konuyla ilgili araştırmalardan, tez çalışmalarından, güncel yayınlardan, kitap ve yayınlanmış makalelerden, OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ve TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) verilenden literatür taraması yapılarak yararlanılmıştır. Verilerin güncel olmasına dikkat edilmiştir.
Sağlık hizmetlerinde kalite yönetimi
Çalışmanın amacı, sağlık kurumlarında hizmet kalitesini oluşturan unsurların hizmet alanlar arasında yapılan anket sonuçlarına göre belirlenmesidir. Genel kanı kalitenin "müşterilerin ihtiyaç ve isteklerinin karşılanması" olarak tanımlandığı yönündedir ve kaliteyi oluşturan unsurların ancak bu tanım doğrultusunda müşteriler tarafından tam olarak tanımlanabileceği açıktır. Bu doğrultuda, çalışmada bakımı doğrudan değerlendiren kişilerden toplanan verilerle, bakım kalitesi olarak neyin kabul edildiği tanımlanmaya çalışılmıştır. Çalışma, doğrudan tıbbi hizmet alan kişilerin kendi söylemlerinden hareketle tıbbi bakım kalitesini oluşturan unsurları belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda nitel bir analiz yöntemi olan derinlemesine görüşme yöntemi kullanılmış ve yarı yapılandırılmış görüşme sorularından yararlanılmıştır. Görüşme verileri literatürdeki hizmet kalitesi ölçümlerine göre sınıflandırılmıştır. Sınıflandırmada hizmet kalitesinin değerlendirilmesinde yaygın olarak kullanılan ServQual ölçeğinin beş boyutuna ek olarak "bilgi" ve "bakım kalitesi" boyutları değerlendirilmektedir. Görüşmeler Tekirdağ ilinde 93 kişi ile gerçekleştirilmiş ve katılımcılar bu illerde yaşayanlar arasından rastgele seçilmiştir. Görüşmelerde verilen açıklamalar en uygun niteliksel parametreye göre sınıflandırılmaya çalışılmıştır. Tüm ifadeler, teknik servislerin kalitesi, zenginliği, güvenilirliği, duyarlılığı, güveni, empatisi ve bilgisine göre sınıflandırılabilir. Mevcut kalite parametrelerinin tüm ifadelerin mevcut parametreler içerisinde sınıflandırılması açısından hizmet kalitesinin belirlenmesinde önemli bir açıklayıcı güce sahip olduğu görülmektedir. Ancak ServQual ölçeğindeki ifadeler ile katılımcıların ifadeleri karşılaştırıldığında, sağlık hizmetlerinin kalitesini değerlendirme açısından yetersiz oldukları açıktır. Hizmet kalitesinin değerlendirilmesinde en önemli konulardan biri, katılımcıların sürece ve dolayısıyla kaliteye olan etkisidir. Hizmet sürecindeki diğer katılımcıların sayısı ve davranışları tüm kalite parametrelerini etkiler. Kalite parametreleri arasındaki ilişkiler değerlendirmeyi zorlaştırır. Ayrıca katılımcı ifadelerin aynı anda farklı boyutları kapsaması sınıflandırma işlemlerini zorlaştırmaktadır. Hijyen, terminler, personel, personel ve donanımın nicelik ve çeşitlilik açısından yeterliliği, katılımcıların büyük çoğunluğu tarafından belirtilen diğer tüm kalite parametrelerini etkileyen faktörler olarak dikkat çekmektedir. Çalışma sonucunda hizmet verimliliğini artıran kalite parametreleri aracılığıyla hizmet kalitesi algısının ölçülebildiği, müşterilerin kalite parametrelerine büyük önem verdiği ve beklentilerini etkileyen en önemli kalite parametresinin güvenilirlik olduğu tespit edilmiştir. . En az dokunan boyut bilgidir. Hastaların hizmet kalitesi algılarının aynı hastaneye tekrar gelme ve arkadaşlarına tavsiye etme tercihlerini doğrudan etkilediği görülmüştür.
Hastaların hak ve sorumluluk bilgi düzeyinin algılanan hizmet kalitesiyle ilişkisi
Çalışmanın Amacı: Bu çalışmanın amacı Elazığ ilinde sağlık kuruluşundan hizmet alan bireylerin hasta hak ve sorumluluk bilgi düzeylerinin algıladıkları hizmet kalitesiyle olan ilişkisini açıklamaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada, sağlık kuruluşundan hizmet alan bireylerin hasta hak ve sorumluluk bilgi düzeyleri ile hizmete dayalı kalite algıları arasındaki ilişki, ilişkisel (kolerasyon) tarama modeli ile çözümlenmiştir. Araştırmanın evreni Elazığ ilinde yaşayan 18 yaş ve üzeri bireylerden oluşmaktadır. Örneklem büyüklüğünün belirlenmesi için Yazıcıoğlu ve Erdoğan (2004) tarafından sunulan örneklem büyüklüğünü gösteren tablo referans alınmıştır. Verileri elde etmek için 459 gönüllü katılımcıya ulaşılmıştır. Tamamlanan anket formlarında 5 tanesi hatalı olduğundan çalışmaya dahil edilmemiştir. Mevcut bulgulara 454 anketin IBM SPSS 26.0 Statistics Paket Programı aracılığı ile analiz edilmesi ile ulaşılmıştır. Çalışmada Bilgin ve Diğer (2020) tarafından geliştirilen "Hasta Hak ve Sorumluluk Bilgi Düzeyi Ölçeği" ile Parasuraman ve arkadaşları (1985) tarafından geliştirilen "Kalite Algısı Ölçeği (Servqual)" kullanılmıştır. Bulgular: Verilerin istatistiksel analizinde, çalışmaya katılan bireylerin cinsiyet dağılımları incelendiğinde; %57,3'ünün erkek (260) ve %42,7'sinin kadın (194) olduğu görülmüştür. Çalışmaya katılan hasta bireylerin hak ve sorumluluk bilgi düzeyi puan ortalamalarının (x̄=4,26) yüksek düzeyde, hasta bireylerin kalite algısının değerlendirilmesi düzeyi puan ortalamalarının (x̄=3,78) yüksek düzeyde olduğu gözlenmiştir. Araştırmaya katılan bireylerin, hasta bireylerin hak ve sorumluluk bilgi düzeyi (0,910), hasta hakları (0,881), hasta sorumlulukları (0,831) boyutlarının yüksek derecede güvenilir olduğu görülmüştür. Aynı şekilde, kalite algısının değerlendirilmesi düzeyleri (0,955), fiziksel özellikler (0,864), güvenilirlik (0,894), heveslilik (0,882), güven (0,870) ve empati (0,874) boyutlarının yüksek derecede güvenilir olduğu görülmüştür. Sonuç: Araştırmanın sonucuna göre; hastaların hak ve sorumluluk bilgi düzeyinin kalite algısının değerlendirilmesi ile anlamlı bir ilişkisi olduğu görülmektedir (p<0,05). Hasta bireylerin hak ve sorumluluk bilgi düzeyinin kalite algısının değerlendirilmesinde pozitif yönlü ve anlamlı bir yordayıcısı olduğu anlaşılmıştır. Bireylerin hasta hak ve sorumluluklarına dair bilgi düzeyi arttıkça sunulan hizmete dair kalite algıları da pozitif anlamda değiştiği görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Hasta Hakları; Hasta Sorumlulukları; Kalite Algısı.
Sağlık hizmetleri kalitesinin hasta memnuniyeti üzerine etkisinde hekime duyulan güvenin aracı rolü
İnsanlık tarihi boyunca sağlık olgusu, yaşamsal bir önem taşımış ve toplumsal yaşamın temel bileşenlerinden biri olagelmiştir. Yaşamın idamesinde kilit rol üstlenen sağlık, her dönemde büyük önem atfedilen bir konu olmuş; hekimlik mesleği ise bu süreçte kutsal bir statüye erişmiştir. Bu kutsallık atfı, büyük ölçüde mesleğin insan hayatını koruma ve kurtarma gibi yaşamsal bir işlevi yerine getirmesinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, tarihsel süreçte hekimlerin kasten zarar verebileceği ihtimali toplumsal bilinçte yer edinmemiştir. Ancak günümüzde, küresel rekabet koşulları, nüfus artışı, sosyoekonomik dönüşümler ve bilişsel farkındalığın artması gibi bir dizi faktör, hastaların hekimlere yönelik güven algılarında daha temkinli ve eleştirel bir tutum benimsemelerine neden olmuştur. Aynı zamanda, artan rekabet ortamı, hasta hakları bilincinin gelişmesi ve teknolojik ilerlemeler, kalite kavramının sağlık hizmetleri alanında da merkezî bir önem kazanmasına yol açmıştır. Bu doğrultuda, kalite iyileştirme çalışmaları yaygınlaşmış; hasta deneyimini niteliksel ve niceliksel olarak ölçmeye yönelik ulusal ve uluslararası standartlar geliştirilmiş ve sağlık alanındaki kalite arayışı, hükümet politikalarında ve sağlık reformları gündeminde önemli bir yer işgal etmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, sağlık hizmet kalitesinin hasta memnuniyeti üzerindeki etkisinde hekime duyulan güvenin aracılık (mediasyon) rolünün ampirik olarak incelenmesi ve değerlendirilmesidir. Araştırma verileri, son bir yıl içerisinde sağlık hizmetlerinden yararlanmış olan 18 yaş ve üzeri toplam 509 katılımcıdan anket tekniği ile toplanmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak Hizmet Kalitesi Ölçeği (2021), Ayaktan Hasta Memnuniyeti Ölçeği (2021) ve Doktora Güven Ölçeği (2020) kullanılmıştır. Nicel verilerin analizinde SPSS 28.0 ve PROCESS Macro eklentisi (Model 4) kullanılırken, nitel verilerin destekleyici analizleri için MAXQDA yazılımından faydalanılmıştır. Katılımcıların demografik profilini ortaya koyan bulgulara göre; yaş dağılımının dengeli olduğu gözlemlenmiştir. Cinsiyet dağılımında kadınlar %63,1 (n=321) ile çoğunluğu oluştururken, medeni durum bakımından katılımcıların %52,5'i (n=267) evlidir. Eğitim durumu incelendiğinde, lisans mezunları %47,0 (n=239) ile en büyük grubu temsil etmektedir. Gelir düzeyi dağılımında, asgari ücret ile asgari ücretin iki katı arasında gelire sahip bireyler %35,0 (n=178) oranıyla en yüksek paya sahiptir. Sağlık hizmeti kullanım alışkanlıklarına ilişkin sonuçlar ise şöyledir: Katılımcıların son bir yıl içerisinde sağlık kuruluşuna başvuru sıklığı incelendiğinde, 1-3 kez başvuru yapanlar %39,5 (n=201) ile en yüksek orana sahiptir. Kurum türü tercihleri değerlendirildiğinde ise kamu sağlık kuruluşları %55,8 (n=284) oranıyla en fazla tercih edilen kurumlar olarak öne çıkmaktadır. Araştırma bulguları, ileri sürülen hipotezleri desteklemektedir. Analizler, sağlık hizmetleri kalitesinin hasta memnuniyeti üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif bir etki yarattığını göstermiştir. Benzer biçimde, hekime duyulan güven de hasta memnuniyetini pozitif ve anlamlı düzeyde yordamaktadır. Ayrıca sağlık hizmetleri kalitesi, hekime duyulan güveni artırarak dolaylı bir katkı sunmakta; bu ilişkideki dolaylı etki de pozitif ve anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak, yürütülen aracılık (mediasyon) analizi, hekime duyulan güvenin, sağlık hizmetleri kalitesi ile hasta memnuniyeti arasındaki ilişkide anlamlı bir aracı rol üstlendiğini ortaya koymakta ve kuramsal modeli desteklemektedir.
Türkiye'de sağlık hizmeti sunum verimliliğinin değerlendirilmesi
Özellikle savaş, afet, salgın hastalıklar, politik gelişmeler gibi küresel veya ülke düzeyinde meydana gelen olaylardan sonra talebin öngörülemezliği sağlık hizmetlerine özgü özelliklerdendir. Bu belirsizlik, sağlık sistemlerindeki önemli kırılganlıkların temelini oluşturmaktadır. Türkiye de sağlık sektörü açısından 2012-2020 döneminde hem küresel hem de ülke düzeyinde önemli gelişmelere tanıklık etmiştir. Bu çalışmada 2012-2020 dönemleri arasında mülkiyetlerine göre ve Türkiye genelinde hizmet veren hastanelerin verimliliklerinin illere göre nasıl değişim gösterdiğinin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Araştırmanın evrenini kamu için 81, özel için 62, üniversite için 37, Türkiye geneli için 81 il oluşturmaktadır. Çalışma kapsamına alınan illerin 2012-2020 dönemine ait temel hizmet verileri (yatak, muayene, ameliyat, hasta, personel vb.) Temel Sağlık İstatistikleri Modülünden (TSİM) Sağlık Bakanlığının izniyle alınmıştır ve Malmquist Endeksi (ME) ile analiz edilmiştir. İncelenen dönemlerde verimlilik düzeylerinde anlamlı bir fark olup olmadığını değerlendirmek amacıyla tekrarlı ölçümlerde tek yönlü varyans analizi ile verimsizlik kaynaklarını belirlemek amacıyla 2020 dönemi Veri Zarflama Analizi (VZA) yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre kamu için değerlendirilen illerin teknik verimlilik (TV) ve ölçek verimliliği (ÖV) düzeyleri arasında anlamlı bir fark olmadığı, ancak toplam faktör verimliliğindeki (TFV) değişimin anlamlı olduğu (F=89,77; p<0,001); özel sektör için TV (F=3,14; p=0,008), ÖV (F=3,69; p=0,002) ve TFV'deki değişimin istatistiksel olarak anlamlı (F=6,18; p <0,001) olduğu; üniversite sektörü için TV (F=3,1; p=0,015) ve TFV değişimlerindeki (F=5,22; p=0,006) farklılıkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu ancak ÖV ortalama değişimlerindeki farklılıkların anlamlı olmadığı; Türkiye geneli için illerin TV ve ÖV düzeylerindeki ortalama değişimlerindeki farklılıkların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı ancak TFV'deki ortalama değişimlerde gerçekleşen farklılıkların anlamlı (F=103,8; p<0,001) olduğu anlaşılmaktadır. TFV ve TV değişimindeki ters yönlü değişimler, teknolojik değişimin TFV'yi yönlendirdiğine işaret etmektedir. Araştırma sonuçlarına göre Türkiye geneli sağlık hizmetleri verimliliği düşüş trendi göstermektedir. Bu araştırmada her sektör için verimsizliğe neden olabilecek faktörler hakkında ipuçları sunulmuştur. Son olarak bütün paydaşların kaynakları birlikte değerlendirilerek bölge-il-hastane bazlı her bir hastaneye özgü hizmet sunum planlarının yapılması önerilmektedir.
Ankara'daki bir üniversite idari personelinin ağız ve diş sağlığı hizmetlerine dair tercihlerini etkileyen bazı faktörlerin kesikli seçim deneyi ile incelenmesi
Bu çalışmada Kesikli Seçim Deneyi (KSD) yöntemi kullanılarak Hacettepe Üniversitesi Beytepe Yerleşkesinde çalışan idari personelin ağız ve diş sağlığı hizmetlerine dair tercihlerini etkileyen bazı faktörlerin belirlenmesi, ödeme istekliliğinin hesaplanması ve bu faktörlere verilen önemin saptanması amaçlanmıştır. Bu amaçla Nisan-Mayıs 2024 tarihlerinde 375 idari personelden sosyodemografik özellikler, ağız ve diş sağlığı özellikleri ve KSD yöntemiyle oluşturulan ağız ve diş sağlığı hizmetlerine dair tercihlerle ilgili, gözlem altında anket şeklinde veri toplanmıştır. KSD, herhangi bir mal veya hizmetin özellikleri ile tanımlanmasına, bireyin bir ürün ya da hizmete ne ölçüde önem verdiğinin bu özelliklerin doğasına ve düzeylerine bağlı olduğu varsayımına dayanan bir yöntemdir. Bu çalışmaya katılanların %53,48'i kadındır; ortanca yaş 44'tür, 1. ve 3. çeyreklik değerler sırayla 38 ve 52'dir. Katılımcıların ortanca eşdeğer hanehalkı kullanılabilir geliri 30.769,23 TL olup 1. ve 3. çeyreklik değerler sırayla 22.761,90 TL ve 40.000,00 TL'dir. Dişlerini günde en az 2 kez fırçalayanlar katılımcıların %53,76'sı, diş fırçasını 3 ayda bir ve daha sık değiştirenler %59,01'i, ağız gargarasını 2-3 günde bir ve daha sık kullananlar %21,62'si, diş ipi/arayüz fırçasından en az birini kullananlar %46,76'sıdır. Ağız ve diş sağlığı hizmetlerine dair özelliklere ait düzeylerin koşullu lojistik regresyon analizi yapılıp marjinal ödeme istekliliği (MWTP) incelendiğinde katılımcıların en çok önem verdiği özellik, uzmanlık gerektiren hizmetin sağlanması [MWTP (%95 GA) 398,16 TL (194,59 – 1972,44 TL)] olmuştur ve sırayla kliniğin temizliği, hekimin ilgililiği, tedaviye başlanma zamanı, hekimin açıklamasının anlaşılırlığı ve katılım payı gelmektedir. Modele yaş, cinsiyet, eşdeğer hanehalkı kullanılabilir geliri, merkez tercihi ve alkol kullanımı değişkenleri eklendiğinde bu önem sırasında hekimin ilgililiğinin iki sıra geriye düştüğü saptanmıştır. Karar vericilerin toplumun ağız ve diş sağlığına yönelik önem verdikleri hususları bilmeleri, toplumun sağlık hizmetlerine katılımını artırmaları ve sunulan hizmetin niteliğinin artırılması bakımından önemlidir. Bu bilgi aynı zamanda kaynakların dağıtımında da bir değişken olarak ele alınabilir ve kaynaklar daha doğru bir şekilde dağıtılabilir, ancak maliyet-kazanç analizinden elde edilen bilginin karar almada tek başına yeterli olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır.
Ankara ili birinci basamak sağlık kuruluşlarında göçmen çocuklara sağlık hizmeti sunumunda karşılaşılan engellerin belirlenmesi
Özyürek D, Ankara İli Birinci Basamak Sağlık Kuruluşlarında Göçmen Çocuklara Sağlık Hizmeti Sunumunda Karşılaşılan Engellerin Belirlenmesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Halk Sağlığı Uzmanlık Tezi, Ankara, 2022. Göç bireysel yaşam özellikleri, sosyal ve toplumsal etkiler, yaşam ve çalışma şartları, sosyoekonomik, kültürel ve çevresel koşullar yoluyla sağlık üzerinde doğrudan etkilidir. Çocuklar, göçten etkilenen örselenebilir gruplar arasındadır. Bu araştırmada Ankara'da altı ilçede yer alan aile sağlığı merkezlerinde çalışan aile sağlığı hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının göçmen çocukların sağlık durumu ve sağlık hizmetine erişiminde yaşanan kolaylıklar ve engeller hakkındaki görüşlerini öğrenmek; kültürel yeterlilik ve hizmet sunumunda karşılaştıkları zorlukla ilgili öz değerlendirmesiyle ilişkili faktörlerin tanımlanması amaçlanmıştır. Ankara ili Altındağ, Çankaya, Keçiören, Mamak, Yenimahalle ve Sincan ilçelerinde 224 aile sağlığı merkezlerine ulaşılmış, 224 aile hekimi ve 250 aile sağlığı çalışanı araştırmaya gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 42,6 ± 9,2 (ss), ortanca yaş değeri 42 olup yaş aralığı 23 ile 75 arasındadır ve %76,3'ü kadındır. Araştırmaya katılan aile hekimlerinin %23,5'i (n=52) uzmanlık eğitimi almıştır. Katılımcıların %53,9'u (n=255) yabancı dil bilmekte ve %7,0'ı (n=33) yurt dışında bir aydan fazla bulunmuştur. Katılımcıların %92,4'ü mezuniyet sonrası dönemde göçmen sağlığı ile ilgili teorik ders almadığını belirtmiştir; ancak %17,4'ünün (n=83) bu birimde çalışmadan önce göçmen sağlığı hizmeti deneyimi vardır. Sık telefon ve adres değişikliğinin göçmen çocuklara ulaşma zorluğu, katılımcıların %75'i tarafından önemli bir sorun olarak tanımlanmıştır. Katılımcıların %57,8'i gebelik izleminde ve %55,9'u emzirme eğitiminde zorluk yaşadığını belirtmiştir. Çocukluk çağı taramalarında katılımcıların %59,3'ü zorluk yaşadığını belirtmiştir. Araştırmaya katılan aile hekimlerinin kültürel yeterlilik ölçeği puanları ortalaması 59,4±15,9 (ss), ortanca değer 60,0, puanlar 20,0 ile 100,0 arasındayken; aile sağlığı çalışanlarının kültürel yeterlilik ölçeği puanları ortalaması 62,67±15,7 (ss), ortanca değer 63,0, puanlar 20,0 ile 100,0 arasındadır. Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının kültürel yeterlilik ölçeği puanı ortalamaları birbiriyle benzerdir. Yabancı dil bilme ve mezuniyet öncesi dönemde göçmen sağlığı dersi alma diğer katılımcılara göre daha yüksek kültürel yeterlilik ölçeği puanına sahip olma ile ilişkili bulunmuştur (p<0,05). Göçmen hastalara hizmet vermede düşük seviyede zorluk yaşadığını belirten katılımcıların kültürel yeterlilik ölçeği puanı, yüksek düzeyde yetersizlik yaşayanlara göre 1,083 kat (GA 1,051-1,115) (p<0,001); göçmen hastalara hizmet vermede orta seviyede zorluk yaşadığını belirten katılımcıların ise 1,049 kat (GA 1,030-1,069) daha yüksektir (p<0,001). Göçmen hastalara hizmet sunumunda sağlık profesyonelleri, göçmen bireyler ve sağlık sistemi düzeyinde sağlık hizmet sunum sürecinde yaşanılan engelleri azaltan, olumlu iletişimi arttıran ve farklı kültürlere yanıt veren sağlık hizmet sunumunu destekleyen müdahalelerin yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: göçmen, çocuk sağlığı, sağlık hizmeti sunumu; Ankara, aile sağlığı merkezi, aile hekimi, aile sağlığı çalışanı, kültürel yeterlilik, sağlık hizmet sunumunda engeller
Türkiye'de sağlık insangücünün sağlık hizmeti kullanımı ve sağlık sonuçları üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki sağlık insangücünün sağlık hizmeti kullanımı ve sağlık sonuçları üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmada, Sağlık Bakanlığı'nın hazırlamış olduğu "Sağlık İstatistikleri Yıllığı" ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden faydalanılmıştır. Çalışma, 2012-2019 yılları arasını kapsamaktadır. Araştırmada, sağlık hizmeti kullanım göstergeleri olarak sağlık kurumuna toplam başvuru sayısı, kişi başına hekime başvuru sayısı, yatak doluluk oranı ve toplam ameliyat sayısı; sağlık sonuçları göstergeleri olarak bebek ölüm oranı ve beş yaş altı ölüm oranı kullanılmıştır. Sağlık insangücünün ölçümü için ise; pratisyen hekim sayısı, uzman hekim sayısı, asistan hekim sayısı, hemşire-ebe sayısı, diş hekimi sayısı, eczacı sayısı ve diğer sağlık personeli sayısı alınmıştır. Sağlık insangücünün hizmet kullanımı ve sağlık sonuçlarına etkisinin ölçülmesi için panel veri analizinden yararlanılmıştır. Panel veri analizi hem yıllara göre hem de illere göre değişimin incelenmesine imkan sunması sebebiyle tercih edilmiştir. Analiz sonuçları sağlık insangücünün sağlık hizmet kullanımı ve sağlık sonuçlarını etkilediğini göstermektedir. Sağlık insangücünün sağlık hizmeti kullanım değişkenlerinden yalnızca yatak doluluk oranı üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunmadığı görülmüştür. Uzman ve pratisyen hekim sayısının sağlık kurumuna toplam başvuru sayısı üzerinde pozitif, diş hekimi sayısının ise negatif etkisinin bulunduğu tespit edilmiştir. Kişi başına düşen hekime başvuru sayısı üzerinde diş hekimi ve eczacı sayısının pozitif etkisinin olduğu görülmüştür. Ameliyat sayısı üzerinde ise uzman hekim sayısının pozitif, pratisyen hekim ve diş hekimi sayısının ise negatif etkisi olduğu saptanmıştır. Son olarak sağlık sonuçlarının göstergesi olan bebek ve beş yaş altı ölüm oranları üzerinde uzman hekimlerin pozitif, pratisyen hekimlerin ise negatif etkisinin bulunduğu saptanmıştır. Çalışma sonuçlarının, mevcut veri seti üzerinden sağlık insangücünün niceliksel durumunu ortaya koyması açısından yazında önemli bir boşluğu dolduracağı düşünülmektedir. Politika yapıcılar, araştırma sonuçlarını etkili bir sağlık insangücü planlaması için kullanabilir. Sağlık insangücü planlaması konusunda sağlık profesyoneli grupları arasındaki beceri karması ve coğrafi dengesizliklerin giderilmesi önerilmektedir. Sağlık profesyonellerini taşra bölgelerine çekmek için gerekli teşvik ve koordinasyon mekanizmalarının uygulanmasına odaklanılması gerektiği düşünülmektedir.
Tıbbi sosyal hizmet uzmanlarında merhamet yorgunluğuna etkide bulunan faktörlerin incelenmesi
Travmatik bir öyküye sahip olmak sadece travma mağdurunu etkilemez. Travma mağduru bireylerle çalışan sosyal hizmet uzmanları da bu hikâyeden dolaylı olarak etkilenir ve bu durum merhamet yorgunluğuna neden olabilir. Bu araştırmanın amacı, tıbbi sosyal hizmet alanında çalışmakta olan sosyal hizmet uzmanlarının maruz kaldıkları merhamet yorgunluğuna neden olan faktörlerin belirlenmesidir. Bu bağlamda Ankara'da ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında çalışmakta olan 15 sosyal hizmet uzmanı ile yarı yapılandırılmış görüşme formu eşliğinde Haziran 2022 ve Ağustos 2022 tarihleri arasında derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir ve veriler toplanmıştır. Veriler tematik analiz yöntemiyle manuel ve MAXQDA 2022 programı kullanılarak çözümlenmiştir. Araştırmanın bulgularına göre 3 ana tema oluşmuştur. Bunlar 1) tıbbi sosyal hizmet alanında çalışmak; 2) travma mağduru bireylerle çalışma ve 3) psikososyal destek hizmetlerine olan ihtiyaçtır. Sonuç olarak psikososyal destek eksikliği, karşılaşılan vakalar, empatik yaklaşım, vaka yükü merhamet yorgunluğunun oluşumunda etkide bulunan faktörler arasında ön plana çıkmaktadır. Meslek elemanlarının iyilik hallerini ve mesleki doyumunu arttırmak ve merhamet yorgunluğu gibi dolaylı travmalardan korunması için mikro, mezzo ve makro boyutta sunulacak hizmet ve uygulamalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Sözcükler Tıbbi sosyal hizmet uzmanı, merhamet yorgunluğu, sosyal hizmet
Türkiye'de sağlık sisteminde sevk zinciri uygulaması hakkında paydaş görüşlerinin değerlendirilmesi
Türkiye'de her dönemde sağlık hizmetleri alanında birtakım düzenlemeler ve yenilikler yapılmıştır. 2003 yılında Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP) adı verilen kapsamlı bir uygulama planı gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda planlanan bileşenler arasında yaygın, erişimi kolay ve güler yüzlü sağlık hizmet sisteminin oluşturulması yer almakta olup; bu planın güçlendirilmiş temel sağlık hizmetleri ve aile hekimliği, etkili kademeli sevk zinciri ve idari mali özerkliğe sahip sağlık işletmeleri oluşturularak gerçekleştirilmesi planlanmıştır. Ancak planlanan uygulamalardan aile hekimliği sistemine geçilmesine rağmen, etkili kademeli sevk zinciri uygulamasına geçilememiştir. Bu çalışma ile sevk zinciri uygulamasının hayata geçirilememesinin farklı yönleri ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak gerçekleştirilen çalışma kapsamında zorunlu sevk zinciri uygulaması konusunda etkili olabileceği ya da etkilenebileceği düşünülen tüm paydaşların (aile hekimleri, politik aktörler, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşları yöneticileri, tüketiciler) görüşleri değerlendirilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda sevk zinciri uygulamasının sağlık hizmetlerinde kaliteye, maliyete ve memnuniyete etkileri ve uygulamaya geçirilip geçirilemeyeceği değerlendirilmiştir. Araştırmada veriler; politikayı etkileyen aktörlerin, hastane yöneticilerinin, aile hekimlerinin ve tüketicilerin görüşlerini ortaya koymak amacıyla yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak paydaşlar ile yüz yüze ya da zoom üzerinden yapılan görüşmeler sonucu elde edilmiştir. Analizlerin sonucunda, paydaşların görüşleri ortak bir yaklaşımla değerlendirildiğinde paydaşların büyük çoğunluğu; sevk zinciri uygulamasını gerekli olarak görmekte ancak mevcut yapı içerisinde uygulanamayacağını ifade etmektedir. Paydaşlar uygulamaya geçilebilmesi için öncelikle birinci basamak sağlık kurumlarının geliştirilmesi, aile hekimlerinin uzmanlık seviyelerinin geliştirilmesi, toplum bilincinin artırılması, eğitimlerle sistemin desteklenmesi ve herkesin katılımının sağlanması gerektiğini ifade etmişlerdir. Ayrıca sevk zinciri uygulamasının sağlık hizmetlerinde bakım kalitesini artıracağını, sistemdeki gereksiz işlemleri ve kaynak kullanımını engelleyerek maliyetleri düşüreceğini, gereksiz hasta yükünü engelleyerek hizmet sunucularının memnuniyetini artıracağını, diğer yandan ise hastaların alışık olmadığı, kısıtlayıcı bir uygulama olarak görüldüğünden hasta memnuniyetini azaltacağını belirtmişlerdir. Bu çalışma sevk zinciri uygulaması hakkında paydaş görüşlerini yansıtmakta ve sevk zinciri uygulamasına geçilebilmesi için yapılması gerektiği düşünülen düzenlemeleri ortaya koymaktadır.
Diyaliz tedavisi alan hastaların sağlık hizmeti kullanımını ve yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Bu araştırmanın amacı, kronik böbrek rahatsızlığı olan ve diyaliz tedavisi alan hastaların tedaviye uyum, yaşam kalitesi ve sağlık hizmeti kullanımı düzeylerini belirlemek ve bu düzeylere etki eden faktörleri ortaya koyabilmektir. Bu kapsamda, hastaların demografik özellikleri, hastalığa özgü özellikler, tedavinin uygulandığı kuruma özgü özellikler, hasta hekim ilişkisi ve hasta aktiflik düzeyi değişkenleri ile tedaviye uyum, yaşam kalitesi ve sağlık hizmeti kullanımı değişkenleri açıklanmaya çalışılmıştır. Araştırmanın evreni, Ankara ili Çankaya Bölgesindeki iki üniversite hastanesinin diyaliz ünitesinden ve iki özel diyaliz merkezinden hizmet alan kronik böbrek hastalarıdır. Araştırma kapsamında, 328 hastaya ulaşılmıştır. Hastaların yaşam kalitesini ölçmek amacıyla, Hays ve diğerleri (1994) tarafından geliştirilen KDQOL (Kidney Disease Quality of Life - Böbrek Hastalığı Yaşam Kalitesi) Ölçeği, aktiflik düzeyini değerlendirebilmek amacıyla Hibbard ve diğerleri (2005) tarafından geliştirilen Hasta Aktiflik Düzeyi Ölçeği (Patient Activation Measure - PAM) ve hekim ile ilişkilerini belirlemek için Van der Feltz-Cornelis ve diğerleri (2004) tarafından geliştirilmiş olan Hasta Hekim İlişkisi Ölçeği (Patient Doctor Relationship Questionnare - PDRQ) kullanılmıştır. Diyaliz tedavisi alan hastaların tedaviye olan uyumlarını ve sağlık hizmeti kullanımlarını belirlemek için ise literatürde en çok kullanılan göstergeler dikkate alınarak soru formu oluşturulmuştur. Değişkenlerin analizinde korelasyon, çoklu doğrusal ve lojistik regresyon analizlerlerinden yararlanılmıştır. Analizler sonucunda, hastaların hekim ile ilişkileri ve aktiflik düzeylerinin diyaliz tedavisi alan hastaların tedaviye uyum sağlamalarına etki eden önemli değişkenler olduğu saptanmıştır. Hastaların ilaç tedavisine ve sıvı kısıtına uyum sağlamaları, fiziksel ve ruhsal (mental) yaşam kalitelerine olumlu olarak etki etmektedir. Hastaların böbrek hastalığına özgü yaşam kalitelerine en çok etki eden değişkenler ise hastaların aktiflik düzeyi ve tedaviye uyum sağlama durumları olarak bulunmuştur. Ayrıca, hastaların yaşam kalitelerinin düşük olması ve tedaviye uyum göstermeme davranışları, sağlık hizmeti kullanımlarının artmasına etki etmektedir. Hekim ile olumlu ilişkiler kurarak daha aktif olan ve tedaviye daha iyi uyum sağlayan hastaların yaşam kalitesini iyileştirmeye ve sağlık hizmeti kaynaklarının daha etkili kullanımına odaklanan bir hastalık yönetim modelinin benimsenmesi önem taşımaktadır. Araştırma sonucunda elde edilen bu bulguların; sağlık yöneticilerine, sağlık çalışanlarına ve bireysel düzeyde hastalara tedavinin yönetimi ve hastalıkla mücadele konusunda kanıta dayalı bilgiler sağlaması beklenmektedir.