Hypersensitivity

85 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Doğum şeklinin, okul çağı çocuklarında obezite ve alerjik hastalıklar üzerine etkisi

Doğum şeklinin obezite ve alerjik hastalıklar üzerindeki etkisini araştıran epidemiyolojik çalışmalar, hijyen hipotezine dayanarak aşırı kilolu ve alerjik hastalıkların sezaryen doğum ile ilişkisini araştırmaktadır. Sezaryen doğumun anne üzerindeki etkileri iyi aydınlatılmış ve geniş çapta literatürde tartışılmış ancak uzun vadeli pediatrik sonuçları hala araştırma ve bilimsel tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Çalışmamızda Tekirdağ il merkezi Süleymanpaşa'da bulunan ilk-orta okul çağındaki çocukların doğum şeklini (normal doğum/sezaryen doğum) ve bunun aşırı kilo (obezite) ve alerjik hastalıklar üzerindeki etkisinin değerlendirilmesini amaçladık. Çalışmaya 5-15 yaş arası 1002 öğrenci dahil edildi. Çocukların doğum bilgileri, güncel antropometrik özellikleri, anne sütü ve ek gıda alma özellikleri, egzersiz yapma sıklığı ve ailenin sosyoekonomik özelliklerinin sorulduğu anket formu ebeveynler tarafından dolduruldu. Çalışmaya dahil edilen çocukların 501'i (%50) kız, 501'i (%50) erkek olup yaş ortalaması 9,5±2,2 (min=5,5-maks=15) yıldı. Doğum şeklinin çocuklardaki obezite ilişkisi istatiksel olarak anlamlıydı (p:<0,001). Sezaryen ile doğan çocuklarda obezite oranı daha yüksekti. Alerji öyküsü ile doğum şekli ilişkisi istatiksel olarak anlamlı bulundu. Fakat doğum şeklinin spesifik bir alerjik hastalık ile ilişkisi saptanmadı. Sezaryen ile doğan bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütü alma oranı anlamlı düzeyde düşüktü (p:0,002). Anne sütü almayan çocuklarda obezite oranı düzeyde yüksekti (p:0,17). Gebelikte sigara kullanan annelerin çocuklarında anlamlı şekilde obezite artışı tespit edildi (p:0,040). Gebelikte antibiyotik kullanımının çocuklardaki alerji ile anlamlı ilişkisi saptandı. Sonuç olarak sezaryenle doğan bebeklerin ilerleyen dönemlerde sağlıklı beslenmesi ve gelişimi etkilenmektedir. Sezaryenle doğan bebeklerin beslenmesi ve gelişimi daha yakından izlenmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Doğum şekli, Sezaryen doğum, Obezite, Alerji

Alerji ve immünolojiBesin alerjisiDoğum+7
Kamuran Can
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnek sütü alerjisi olan hastalarda tolerans gelişimini etkileyen faktörlerin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Besin alerjisi, çocukları ve yetişkinleri etkileyen ve prevalansı artan önemli bir halk sağlığı sorunudur. İnek sütü alerjisi, genel popülasyonun %2-3'ünü etkileyen, bebeklerde ve küçük çocuklarda yaygın görülen besin alerjisidir. Çocukluk çağında besin alerjisine bağlı semptomların en sık yaşamın ilk iki yılında görüldüğü ve çoğunlukla geç çocukluk dönemine kadar tolerans geliştiği bildirilmektedir. Çalışmamızda Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Çocuk Alerji ve İmmünoloji polikliniğinde inek sütü alerjisi tanısı ile izlenen 1-12 yaş arasında olan (minimum 12 ay maksimum 115 ay) hastaların, klinik ve demografik özellikleri ile tanısal amaçlı ve izlemde değerlendirilen laboratuvar tetkikleri hasta kayıtlarından retrospektif olarak incelenerek inek sütü alerjisinde tolerans gelişimini etkileyen faktörlerin araştırılması amaçlanmıştır. Olguların %9,4'ü (n=14) 2 yaşından önce, %45,6'sı (n=68) 2 yaşından sonra tolerans geliştirirken; %45,0'i (n=67) hala tolerans geliştirmemiştir. Çalışma süresince İSA tanısı ile izlenen hastalarda tolerans gelişiminin yaşlara göre dağılımına bakıldığında kümülatif olarak; 1 yaşında tolerans %9,4 (n=14) hastada, 2 yaşında tolerans %55 (n=82) hastada, 3 yaşında tolerans %81,9 (n=120), 4 yaşında tolerans (%85,2; n=127), 5 yaşında (%88,5; n=132) hastada, 5 yaş üstünde (%91,2; n=137) hastada tolerans gelişmiştir. Çalışma süresinde değerlendirilen 12 hastada ise (%8) henüz tolerans gelişmemiştir. 2 yaşında tolerans gelişimi ola hastalar, 2 yaşında tolerans gelişimi olmayan hastalar ile karşılaştırıldığında; Cinsiyet (p=0,699), ilk şikayet zamanı (p=0,142), eşlik eden atopik hastalık varlığı (p=0,17), ailede atopi öyküsü (p=0,225), astım varlığı (p=0,72), GİS semptomu varlığı (p=0,1), çoklu besin alerjisi varlığına göre (p=0,24), baba yaşı (p=0,02) iki grup arasında anlamlı fark saptanmamıştır. İki yaşında tolerans gelişmeyen hastalarda sezaryen ile doğum öyküsü (p=0,025) daha sık; izlem süresi daha uzun (p<0,001); laboratuvar testlerinde Total IgE (p=0,001), İS-sIgE (p=0,001), DPT'de İS kabarıklık çapı (p= p=0,001) daha yüksek; anne yaşı (p=0,007) daha yüksek; eşlik eden AR varlığı (p=0,002) daha sık; D vitamini düzeyi daha düşük olup; eşlik eden D vitamini düşüklüğü daha sıktır (p=0,025). İnek sütü alerjisi infantlarda ve erken çocukluk döneminde sık görülen besin alerjileri arasındadır. İnek sütü alımına bağlı ürtiker/anjiyoödem gibi bulgulardan anafilaksi gibi hayatı tehdit edici reaksiyonlara kadar geniş spektrumda klinik bulgular görülebilir. Bu hastalarda tolerans gelişimini etkileyen faktörlerin belirlenerek hastaların değerlendirilmesi gereksiz eliminasyon diyetinden kaçınmak için önemlidir. Bu çalışmada iki yaşında tolerans gelişimi olmayan hastalarda, 2 yaşında tolerans gelişen hastalar ile karşılaştırıldığında eşlik eden AR daha sık, anne/baba yaşı daha büyük, D vitamini düzeyi düşük, Total IgE yüksek, İS-sIgE yüksek, DPT'de İS kabarıklık çağı yüksek saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: İnek sütü alerjisi, Tolerans gelişimi, SpIgE, DPT

Besin alerjisiDeri testleriHipersensitivite+3
Aydan Şenol Ocağışen
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağında vankomisin kullanım endikasyonlarının ve olası istenmeyen etkisinin ortaya çıkışına etki eden faktörlerin değerlendirilmesi

Vankomisin 1960'lardan beri kullanımda olan metisilin dirençli S. aureus gibi dirençli Gram pozitif mikroorganizmalar için ilk seçenek antibiyotiklerden biridir. Son yıllarda mikroorganizmalarda artan beta laktam direnci sebebi ile vankomisin kullanımının önemi gün geçtikçe artmaktadır. Vankomisinin ilk basamak tedavide kullanılmamasının bir sebebi de yan etkilerinden duyulan endişelerdir. Çalışmamız Ocak 2019 – Aralık 2021 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesine yatan ve enfeksiyon hastalığı tedavisi için vankomisin başlanan 1378 çocuk olgunun geriye dönük olarak incelendiği bir çalışmadır. Olguların 592'si (%43) kız 786'sı (%57) erkek olup ortanca yaş 4,46 (1,22-10,10) yıl bulunmuştur. 171 (%12,4) olgunun vücut ağırlığı yaşa ve cinsiyete göre 95 persentil üzerindedir. Ortanca tedavi süresi 11 (7-15) gün olmuştur. En sık verilme endikasyonu 884 (%64,2) vakada ile ampirik tedavi olmuştur. 242 (%17,6) olguya nötropenik ateş, 152 (%11,0) olguya dirençli mikroorganizma ve 100 (%7,3) olguya kateter enfeksiyonları sebebi ile vankomisin başlanmıştır. En sık enfeksiyon tipi bakteriyemi şüphesi (358, %26) olmuş, bunu pnömoni (317, %23), menenjit (181,%13,1) ve deri ve yumuşak doku enfeksiyonları (158, %11,5) izlemiştir. Veriliş endikasyon doğruluğu CDC'ye (Amerika Birleşik Devletleri Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri) göre %66,8 olarak bulunmuştur. Mikrobiyolojik etken 575 (%41,7) olguda gösterilmiştir, bunlardan 494 tanesi bakteri ve 381 tanesi Gram pozitif mikroorganizma olmuştur. 330 üremede metisilin direnci bakılmış olup S. aureus üremesi gösterilen 110 suşta metisilin direnci %43,7 bulunmuştur. Toplum kökenli MRSA sıklığı %31,7 iken sağlık hizmeti ilişkili MRSA %56,5 saptanmıştır. En fazla metisilin direnci S. epidermidis'te görülmüş olup 116 suştan %90,5'i metisilin dirençli saptanmıştır. Çalışmamızda enterokoklar dışında vankomisin dirençli organizma saptanmamış sadece bir S. epidermidis suşu vankomisine orta duyarlı bulunmuştur. Vankomisin verilen 211 (%15,3) olguda yan etki görülmüştür. Yan etki görülme süresi ortanca 4 (1-13) gün olarak bulunmuştur. Çalışma süresince yıl geçtikçe ilaç yan etkisi daha fazla görülmüştür. Çalışma süresi zarfında daha önce vankomisin yan etkisi görülen 66 hastaya tekrar vankomisin verilmiş 53 (%80,3) hastada yan etki tekrar etmemiştir. Tedavi sırasında 45 hastada yan etki görülse de vankomisin devam edilmiş olup 34'ünde (%75,6) yan etki tekrar gözlenmemiştir. Yan etkilerin sıklığı ve dağılımı ise şu şekildedir: Hipersensitivite 70 (%5,2), periferik komplikasyonlar 68 (%5), nefrotoksisite 29 (%2,2), sitopeni 28 (%2,1), ateş 20 (%1,5), hepatotoksisite 11 (%0,8), tromboflebit 1 (%0,1) kez görülmüştür. Ototoksisite görüldüğü kanıtlanan hasta olmamıştır. Hipersensitivite görülen 70 olgu incelendiğinde 25'inde (%35,7) ürtiker, 21'inde (%30) eksfoliyatif dermatit, 10'unda (%14,3) anafilaksi, 5'inde (%7,1) DRESS (İlaç ilişkili eozinofili ve sistemik semptomlar), 4'ünde (%5,7) vaskülit, 2'sinde (%2,9) anjioödem, 2'sinde (%2,9) vasküler kollaps ve 1'inde (%1,4) ise Steven-Johnson Sendromu görülmüştür. Periferik iv (intravenöz) yan etkiler toplam 68 olguda görülmüştür. 63 "red man" sendromu (%92,7) en sık görülen periferik iv yan etkidir. Periferik iv veya hipersensitivite reaksiyonları görülenlerin 43 tanesinde tedavi süresi arttırılmış, 52 kez antihistaminik verilmiş, 19 kez steroid, 3 kez inotrop verilmiş ve 2 kere ise serum fizyolojik yüklemesi yapılmıştır. Periferik yan etkiler veya hipersensitivite reaksiyonları görülen 44 hastada tedaviye devam edilmiş olup bunlardan sadece 10 (%22,7) hastada yan etki devam etmiş ve ilaç kesilmiştir. Sıvı desteği verilenlerde hipersensitivite ve periferik yan etkiler daha az görülmüştür. Vücut ağırlığına göre verilen vankomisin dozu arttıkça görülen yan etkiler artmış olup en fazla periferik iv komplikasyonlarda artış görülmüştür. Furosemid ve dopamin verilenlerde hipersensitivite ve periferik yan etkiler daha az görülmüş bu hastalarda vücut ağırlığına göre verilen dozun daha düşük olduğu bulunmuştur. İlaç ateşi ve ilaca bağlı sitopeninin birlikte görülme sıklığı daha fazla bulunmuştur. Klindamisin ile birlikte vankomisin alanlarda ateş, hepatotoksisite ve sitopeni belirgin derece artmıştır. Hipersensitivite ve periferik reaksiyonlar tedavinin genellikle başlangıcında görülmüşken sitopeni ve hepatotoksisite daha ileri günlerde görülmüştür. Başlangıç serum kreatininleri baz alındığında 1083 hastadan 154'ünde (%12,5) tedavi sonunda kreatinin değerlerinde 1,5 kattan fazla artış görülmüştür. Nefrotoksik ilaç ve antibiyotik kullanımı arttıkça kreatinin artışı olması ve nefrotoksisite görülmesi daha sık görülmüştür. KDIGO (Kidney Disease Improving Global Outcomes) kriterlerine göre vankomisin ile piperasilin-tazobaktam, flukonazol, amfoterisin-B, siprofloksasin, trimetoprim-sulfametoksazol, asiklovir, gansiklovir ve klaritromisin alanlarda böbrek hasarı daha fazla görülmüştür. Ayrıca böbrek hasarı vankomisin ile birlikte parasetamol, dopamin, vazopressör (dopamin harici), furosemid ve G-CSF (Granülosit Koloni Uyarıcı Faktör) verilenlerde daha sık görülmüştür. Vankomisin ile piperasilin-tazobaktam, amikasin, trimetoprim-sulfametoksazol ve klaritromisin verilenlerde kreatinin artışına paralel olarak daha sık nefrotoksisite görülmüştür. Furosemid ile verilenlerde nefrotoksisite sıklığında artış görülmüştür. İdrar analizi olan hastaların idrar tetkikleri analizleri yapılmış nefrotoksik ilaç veya antibiyotik kullanımının idrarda protein ve hücre görülmesini etkilemediği görülmüştür. Vankomisin ile birlikte kullanılan antibiyotik sayısı arttıkça AST ve GGT değerlerinde tedavi sonunda 5 katından fazla artış görülmesi daha sık bulunmuştur. Vankomisin ile meropenem, amikasin ve siprofloksasin alanlarda GGT; flukonazol alanlarda ise ALT, AST ve GGT artışı daha sık bulunmuştur. Özellikle son üç ay içerisinde sefazolin kullananlarda GGT artışı olması daha sık görülmüştür.

AnafilaksiHipersensitiviteKırmızı adam sendromu+3
Onur Uğurlu
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Alerjen spesifik immunoglobulin e tayini için yüzey plazmon biyosensörlerin geliştirilmesi

Alerji dünya nüfusunun %10-20'sini etkileyen oldukça yaygın kronik bir hastalıktır. Alerji, yetişkin nüfusun %2'sini ve çocukların %8'ini etkilemektedir. Alerjik hastalıklar, solunum sisteminin toz ve polenlere, sindirim sisteminin belirli bir gıdaya, cildin bir kimyasal maddeye maruz kalması ile ortaya çıkabilir. Serumda, antijen-spesifik immunoglobulin E'nin (IgE) tayini antijene karşı aşırı duyarlılığı belirtir. IgE düzeyi alerjik durumlarda yükselir. Başlıca alerjenik kaynaklar polenler, besinler, akarlar, küfler ve zehirlerdir. Bu nedenle astım, egzama ve saman nezlesi gibi alerjik hastalıkların teşhisi için IgE düzeyindeki artış önemlidir. Alerjen tespiti için geleneksel yöntemler genellikle enzimatik etiketleme gerektiren Enzim-bağlı immunosorbent analizi (ELISA) tekniğidir. Bu etiketleme süreci zaman alıcıdır ve hedef biyomoleküllerin immunokimyasal aktivitesini değiştirebilir. Yüzey plazmon rezonans (SPR), biyomoleküller arasındaki etkileşim ölçümü için iyi bilinen bir teknolojidir. Bu tez kapsamında alerjen-spesifik serum IgE tayini için optik temelli yüzey plazmon rezonans biyosensörler hazırlanmıştır. SPR biyosensor çip yüzeyi öncelikle 3-merkaptopropionik asit ile işsevleştirilmiştir. N-etil-N′-(3-dietilaminopropil)karbodiimid (EDC)/sülfo-N-hidroksisülfosüksinimit (NHS) ile aktive edilmiş karboksilik asit fonksiyonlarına kovalent bağlanması gerçekleştirilmiştir. Antikor üzerindeki terminal amin grupları ile Anti-immünoglobulin E daha sonra tanıma bölgeleri olarak yüzeye immobilize edilmiştir. Hazırlanan SPR biyosensor çip yüzeyi temas açısı ve atomik kuvvet mikroskop (AFM) ile karakterize edilmiştir. Yüzey pürüzlülük değerleri boş çip yüzeyi ve modifiye edilmiş çip yüzeyi için sırasıyla 2.0 nm ve 8.36 nm olarak bulunmuştur. IgE tayini 1.0 ng/mL-1000 ng/mL derişim aralığında yürütülmüştür. SPR biyosensörde plazma ve sulu çözeltilerde IgE'nin tayini yaklaşık 10 dakika analiz süresiyle çok seçici bir şekilde gerçekleştirilmiştir. IgE tayin sınırı (LOD) 0.22 ng/mL olarak bulunmuştur. Albumin, immunoglobulin G, miyoglobin proteinleri ile seçicilik çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Tekrarlanbilirlik çalışmaları SPR biyosensor sistemine ard ard 5 defa IgE örnkeleri verilerek sinyal yanıt kararlılığı incelenmiştir. Tasarlanan SPR biyosensor çiplerin yüzey homojenliğini incelemek için Scatchard, Langmuir, Freundlich ve Langmuir-Freundlich adsorpsiyon izoterm modelleri hesaplanmıştır. Hem çiplerde adsorpsiyon davranışı, Langmuir izoterm modeline uygun olarak bulunmuştur.

AntikorlarBiyosensörlerHipersensitivite+1
Muhammed Erkek
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Fındık alerjeninin çapraz kontaminasyon yolaklarının değerlendirilmesi

Çapraz kontaminasyon, besinlerdeki gizli alerjenlerin başlıca kaynaklarından biridir ve toplu beslenme sistemlerindeki tüm aşamalarda ortaya çıkabilir. Bu çalışma, toplu beslenme hizmeti veren bir kurum düzeninde, fındık alerjeninin çapraz kontaminasyon yolları ve bulaş düzeyini araştırma amacı ile yapılmıştır. Çalışma dört aşamada Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü, Beslenme İlkeleri Laboratuvarı'nda gerçekleştirilmiştir. Birinci aşamada; toplu beslenme hizmeti veren kuruluşlarda kullanılan temizleme bezinin ve temizleme prosedürünün, ikinci aşamada ortak kullanılan tepsilerin, üçüncü aşamada ellerin ve ortak kullanılan şekerliğin, dördüncü aşamada ise ellerin, muslukların ve temizleme prosedürünün çapraz kontaminasyona etkisi araştırılmıştır. Uygulamadan sonra alınan örnekler Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Orhan Köksal Araştırma Laboratuvarı'nda ELISA ve LFIA test kitleri yardımıyla analiz edilerek fındık alerjeni düzeyleri saptanmıştır. Çalışma sonucuna göre, incelenen tüm yolakların çapraz kontaminasyona neden olduğu bulunmuştur. İlk aşamada allerjen ile kontamine edilen masadan alınan örnek kontrol örneği olarak kabul edilmiştir (33,660 ppm). Masa ıslak bir bez ile temizlendiğinde masadaki fındık alerjeni düzeyi 32,745 ppm (LFIA: Pozitif) bulunmuştur. Islak bezin ikinci masaya bulaştırdığı fındık alerjen kontaminasyon düzeyi 19,275 ppm (LFIA: Pozitif) olup kontrol örneği ile benzer bulunmuştur (p>0,05). Masa dezenfektanlı bir bez ile temizlendiğinde masadaki fındık alerjeni düzeyi 8,928 ppm bulunmuştur. Bulaş olan bir masaya konulan tepsiye kontaminasyon olduğu (32,427 ppm) ve tepsinin diğer masalara (kontaminasyon düzeyi ikinci ve üçüncü masada sırasıyla 32,940 ve 32,799 ppm) da fındık alerjeni bulaştırdığı gösterilmiştir (p<0,05). Bulaş olan elden şekerliğe fındık alerjeni kontaminasyon düzeyi 31,847 (LFIA: Yüksek Pozitif) ppm olarak bulunmuştur (p<0,05). Bulaş olan bir eli sadece su ile yıkama ile fındık alerjeni kontaminasyon düzeyi 32,459 ppm, sabun ile yıkamada 32,690 ppm (LFIA: Pozitif), el antiseptiği ile silme ile 28,539 ppm (LFIA: Pozitif) olarak bulunmuştur (p>0,05). Bulaş olan eller yıkanırken musluklara kontaminasyon düzeyinin 27,102 ppm (LFIA: Pozitif) olduğu bulunmuştur (p>0,05). ELISA ve LFIA testleri birbirleriyle uyumlu sonuçlar göstermiştir. Çalışma sonucunda allerjenler için temizleme bezi, tepsi ve ellerin çapraz kontaminasyon kaynağı olabileceği tespit edilmiştir. Toplu beslenme sistemlerinde alerjen kontaminasyonuna yönelik kontrol adımları ve risk planları hazırlanmalıdır.

AlerjenlerBesin alerjisiBesin kirlenmesi+2
Büşra Sabur
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sesamum indicum L. (Susam) x Papaver somniferum L. (haşhaş) arasındakı çapraz reaksiyonların western blott ile gösterilmesi

Besin alerjisi görülme sıklığı dünyada belirsiz nedenlerle artmaktadır. lgE aracılı besin alerjisi, popülasyonun yaklaşık %3'ünü etkilemektedir. Susam alerjisi en sık teşhis edilen besin alerjileri arasında yer alırken, haşhaş alerjisinin görülme sıklığı düşüktür ancak ciddi reaksiyonlara neden olduğu bilinmektedir. Araştırmacılar, besin alerjenlerinin moleküler özelliklerini karakterize etmeye başladıklarından beri farklı besinlerin çapraz reaksiyon gösterme durumları hakkında bilgi sahibi olmuşlardır. Daha önemlisi bu durum, hastalardaki alerjik reaksiyonların ciddiyetini ve türlerini tahmin etmeye yönelik fayda sağlamıştır. Tez kapsamında, DPT ve spesifik lgE sonuçlarına göre provokasyon testi yapılan 20 hastada, hastalar susam ve/veya haşhaş tüketebilme durumlarına göre kategorize edildikten sonra çapraz reaksiyon gösterme durumunun Western Blot ve inhibisyon deneyleri neticesinde gösterilmesi amaçlanmıştır. Sonuç olarak, kliniğimizdeki hastalarda büyüklük itibarı ile susama (Sesamum indicum L.) ait olduğu düşünülen daha önceden tanımlanmış 9 kDa, 15 kDa, 17 kDa, 45 kDa, 52 kDa ve 57 kDa bantlar ve daha önceden tanımlanmamış yaklaşık 22 kDa, 25 kDa, 28 kDa, 30 kDa, 35 kDa, 40 kDa, 50 kDa, 65 kDa ağırlığında ve 65-80 kDa, 80-115 kDa aralığında, bantlar belirledik. Büyüklük itibarı ile haşhaşa ait olduğu düşünülen daha önceden tanımlanmış 14 kDa, 17 kDa, 20 kDa, 25 kDa, 30 kDa, 40 kDa, 45 kDa moleküler ağırlığında bantlar ve 9 kDa moleküler ağırlığında, 15-25 kDa, 25-30 kDa, 30-40 kDa, 50-65 kDa aralığında tanımlanmamış bantlar gösterilmiştir. Bu bantlardan yaklaşık 15 kDa, 17 kDa, 10-15 kDa, 15-25 kDa, 25-30 kDa, 65-80 kDa aralığındaki, 25 kDa, 30 kDa, 35 kDa, 40 kDa, 45 kDa, 52 kDa, 57 kDa, 65 kDa moleküler ağırlıktaki susam bantlarının haşhaş alerjeni tarafından inhibe edildiği belirlenmiştir. 14 kDa, 17 kDa, 45 kDa, 25-30 kDa, 30-40 kDa, 80-115 kDa aralığındaki haşhaş (Papaver somniferum L.) bantlarının da susam alerjeni tarafından kısmen inhibe edildiği gözlenmiştir. Western analizi ve inhibisyon deneyleri neticesinde susam (Sesamum indicum L.) ve haşhaş (Papaver somniferum L.) besinleri arasında çapraz reaksiyon varlığı belirlenmiştir. Çapraz reaksiyonun gösterilmesinin reaksiyon şiddetini öngörerek besin provokasyon testi ihtiyacını azaltmada, sorumlu alerjenin belirlenmesi ve klinik tanı konmasında, gerçek duyarlanmayı çapraz reaksiyona bağlı olarak gelişen duyarlanmadan ayırmada yararlı olacağı kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Susam, haşhaş, besin alerjisi, alerji, çapraz reaksiyon. TYL-2018-17519 nolu bu çalışma Hacettepe Üniversitesi BAP birimleri tarafından desteklenmiştir.

Besin alerjisiHaşhaşHipersensitivite+3
Damla Yıldız
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı alerjik hastalıklarda yıllara göre aeroalerjen duyarlılık değişiminin retrospektif değerlendirilmesi

Amaç:Alerjik hastalıkların görülme sıklığı geçtiğimiz yıllarda çarpıcı bir şekilde artmıştır ve gelişmiş ülkelerdeki nüfusun yaklaşık % 30-35'ini etkilemektedir.Alerjik hastalıkların, çalışan devamsızlığı, okullarda performans eksikliği ve yaşam kalitesinde genel kayıba neden olduğu bilinmektedir. Atopi polen, ev tozu akarı ve gıda alerjenleri gibi az miktardaki çevresel proteinlere cevap olarak, immünoglobulin E (IgE) antikorları üretimi ile karakterize kalıtsal bir durumdur. Bir bireyde atopinin varlığı,bir veya daha fazla alerjik hastalık(atopik dermatit, astım, alerjik rinit (AR), alerjik rinokonjonktivit(ARK), gıda alerjisi vs.) ile ilişkili olabilir. Alerjik hastalıklarda tanı; öykü, fizik muayene bulgularıyla birlikte deritestleri ve serumda alerjen spesifik IgE varlığı ile konur. En sık kullanılan deri testi, deri prick testidir (DPT). Alerjinin tespiti ve bundan kaçınılması tedavide birinci basamaktır. Alerjik hastalıklarda morbiditenin azaltılması, duyarlanmış bireylerde hastalık gelişiminin önlenmesi ya da geciktirilmesi için gereken çevresel koşullar belirlenip koruyucu önlemler alınmalıdır. Gereç ve Yöntem:Çalışmaya, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Çocuk Alerji polikliniğine 2011-2012 ve 2017-2018 yıllarında başvuran, atopi öyküsü ya da alerjik hastalık tanısı olan, deri prick testinde en az bir aeroalerjene duyarlılık saptanan, 2-18 yaş arasındaki tüm çocuk hastalar dahil edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, yaşadığı bölge, doğum haftası, doğum ağırlığı, ailede atopi öyküsü, hastanın kardeş sayısı, kaçıncı çocuk olduğu, tanısı, kandaki eozinofil sayısı ve yüzdesi, total ve spesifik IgE düzeyleri, deri prick testindeki aeroalerjenlere karşı duyarlılıkları retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Çalışmayadahil edilen hastalar 1. ve 2.grup olarak sınıflandırıldı(2011-2012 yılları 1.grup, 2017-2018 yılları 2.grup). Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş medyan değeri 10 (6,00) idi. Hastaların 1086'sı (%65,4) erkekti. Doğum ağırlığı 169 hastada <2500 gr (%10.2) idi. 234 hastada (%14,1) prematürite vardı. Kentsel bölgede yaşayan 1481 (%89,2), kırsal bölgede 179 hasta (%10,8) mevcuttu.1245 hastada (%75) ailede atopi vardı. Kaçıncı çocuk olma durumu ve kardeş sayısı medyan değeri 1 (1,00) idi. Sigara maruziyeti 604 hastada (%36,4) mevcuttu. 2.gruptaki hastalarda ilk çocuk olma durumu ve ailede atopi, 1.gruptaki hastalara göre daha fazlaydı, fakat istatiksel anlamlı değildi. İkinci grupta, 1. grubagöre sigara maruziyeti istatiksel olarak anlamlı yüksekti (sırasıyla 501 hasta, %47,9 a karşı 103 hasta, %16,8). 1.grupta AR ve ARK ile astım ve hışıltılı çocuk sayısı aynıydı (239 hasta, %38,89). 2.grupta daha çok AR ve ARK (%47,3), ikinci sırada astım ve hışıltılı çocuk (%33,94) idi. Total IgE medyan değeri 220 (429,60) kU/L idi. Alerjen spesifik IgE medyan değeri9,44 (34,87) PAU/l idi ve 972 hastada (%90,3) pozitifdi. Eozinofil sayısının medyan değeri 270 (339) /mm3, yüzde medyan değeri 3,51 (4,16) idi. 562 hastada (%43,9) eozinofili vardı.Yıllara göre karşılaştırıldığında duyarlılıkta belirgin değişiklik yoktu. Her iki grupta da en fazla duyarlılık polen karışımına idi. Birinci grupta 451 hastada (%73,5),2.grupta 755 hastada (%72,2) polen duyarlılığı vardı. Sonuç:Atopisi olan olgular, 5 yıl arayla DPT sonuçlarına göre değerlendirildiğinde, her iki hasta grubunda en fazla alerjen duyarlılığı polenlere karşı idi. Kedi tüyüne duyarlılıkta yıllara göre artış vardı, fakat bu istatiksel olarak anlamlı değildi. Ev tozu akarlarına, zeytin ağacı polenine, alternaria'ya, hamamböceğine duyarlılıkta yıllara göre artış istatistiksel anlamlıydı. Anahtar kelime: Atopi;çocuk;risk faktörleri;deri prick testi;yıllara göre değişim

AlerjenlerAlerji ve immünolojiDuyarlılık+4
Lale Sheykhova
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mersin Üniversitesi Hastanesi Pediatri servislerinde yatan hastalarda ilaç aşırı duyarlılığı reaksiyonları insidanslarının ve klinik öngörücü özelliklerinin belirlenmesi

Günümüzde teşhis ve tedavi amacıyla kullandığımız ilaçların hızla artışı ile yatan hastalarda ilaç aşırı duyarlılık reaksiyonlarına (İADR) giderek daha sık rastlanmaktadır. Ülkemizde çocukluk yaş grubu hospitalize hastalarda İADR hızını araştıran bir çalışma yoktur. Öte yandan, İADR gelişimini öngören biyobelirteçler giderek önem kazanan bir konudur. Çalışmamızda; hastanemizde çocuk servislerinde yatan hastalarda İADR insidansının, klinik özelliklerinin, etyolojide en çok rol oynayan ilaçların ve bunun yanı sıra biyobelirteç olarak yüksek hassasiyetli C-reaktif protein (hs-CRP), S100A8/A9 (kalprotektin) ve serumda timus ve aktivasyonla düzenlenen kemokin (TARC) seviyelerinin İADR'de klinik seyir ve prognoz ile ilişkisinin belirlenmesini hedefledik. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi pediatri servislerinde; 01.05.2022 - 01.05.2023 tarihleri arasında yatırılan veya günübirlik yatış yapılıp ayaktan tedavi alan çocuk hastalarda gelişen tüm İADR'ler günübirlik vizitlerle prospektif olarak izlenip kayıt altına alındı. Reaksiyon gelişen hastalardan reaksiyonun 1. günü ve 7. günü hs-CRP, kalprotektin ve TARC için kan örnekleri alınarak serum seviyeleri ölçüldü. Biyobelirteç ve laboratuar özelliklerinin karşılaştırılması amacıyla aynı yaş gruplarından 19 sağlıklı çocuk da çalışmaya dahil edildi. Bir yıllık takip süresince toplam 58 hastada 62 reaksiyon tespit edildi. Hastanemizde bu dönemde yatış yapılan toplam 7330 hastada 62 İADR ile tüm pediatri servisleri için yıllık insidans hızı binde 8 reaksiyon olarak bulundu. En yüksek İADR gelişim insidansına sahip bölümlerin çocuk yoğun bakım, çocuk enfeksiyon ve genel pediatri olduğu tespit edildi. Çalışmamızda toplam 62 reaksiyon içinde betalaktam antibiyotiklerle gelişen İADR sayısı en yüksek olmakla birlikte ilaca özgü insidans hızları hesaplandığında en yüksek İADR gelişim insidansına sahip ilaçlar sırasıyla antiepileptik, kemoterapötik ve diğer antibiyotikler olarak bulundu. Toplam 7330 yatarak ya da ayaktan tedavi alan hasta içinde 2 hastada SCAR gelişimiyle yıllık SCAR insidans hızı bin hastada 0,27 hasta olarak bulunmuştur. Çalışmamızda hastaların yaşı 0,2 ile 18 yaş arasında değişmekte olup ortalama yaş 7,7 (7,79±5,30 yaş) dir. İADR'lerin fenotipleri incelendiğinde; %9,6'sı (n=6) anaflaksi, 32,2'si (n=20) makülopapüler erüpsiyon (MPE), %3'ü (n=2) şiddetli kutanöz advers reaksiyonlar (SCAR), %54,8'i (n=34) ürtikerdi. İADR'li hastaların 42'sinde eş zamanlı eşlik eden enfeksiyon bulguları mevcut iken 20'sinde eşlik eden herhangi bir enfeksiyon yoktu. Gelişen ilaç reaksiyonuna ait demografik ve klinik özellikler 0-12 yaş ve > 12 yaş grupları için karşılaştırıldığı zaman sadece yatış/tedavi nedeni olan hastalık ve reaksiyonu ilk fark eden kişi açısından arada anlamlı fark saptandı. Reaksiyon gelişiminin 1. günü alınan hs-CRP, kalprotektin ve TARC düzeylerinin hem tüm hasta grubunda ve hem de kronolojik sınıflama yapıldığında ani tip ve ani olmayan tip reaksiyon olan hasta gruplarının her ikisinde sağlıklılardan belirgin yüksek olduğu görüldü. Ani olmayan tip reaksiyonlarda hs-CRP düzeyi ani tip grubundan daha yüksekti. Ani tip ve ani olmayan tip reaksiyonlar arasında kalprotektin ve TARC düzeyleri açısından anlamlı bir fark bulunmadı. Kesin kanıtlanan olgular ayrı olarak karşılaştırıldığında da kalprotektin ve TARC düzeylerinin sağlıklılardan belirgin olarak yüksek olduğu ancak hs-CRP düzeyleri açısından anlamlı fark olmadığı saptandı. Kan mutlak nötrofil/lenfosit oranı (ANS/ALS) düzeylerinde gruplar arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. Birinci ve 7. gün örnekleri çalışılabilen 28 hastada her iki örnek arasında hs-CRP ve kalprotektin düzeyleri açısından istatistiksel anlamlı fark yoktu ancak 7. gün düzeyleri daha düşüktü. TARC çalışmasında ise yine 1. ve 7. gün arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu ancak 7. gün düzeyleri daha yüksekti. Kalprotektin, hs-CRP ve TARC düzeyleri 20 MPE ve 2 SCAR'lı hasta arasında karşılaştırıldığında, muhtemelen SCAR olgu sayısının çok düşük olmasına bağlı olarak, istatistiksel anlamlı fark bulunmadı ancak hs-CRP düzeyleri her iki örneklem gününde de SCAR'lı olgularda MPE'e göre daha yüksek buna karşılık kalprotektin düzeyleri MPE'li hastalarda SCAR'lı olgulara göre daha yüksek bulundu. Reaksiyon sırasında akut enfeksiyonu olan hastalar ile enfeksiyonu olmayan hastalar karşılaştırıldığında eozinofil, sedimentasyon, CRP, ANS/ALS, kalprotektin, hs-CRP ve TARC arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı ancak enfeksiyonu olan hastalarda tüm biyobelirteçler, enfeksiyonu olmayanlara göre daha yüksekti. Sonuç olarak; Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri servislerinde yatan çocuk hastalarda yıllık İADR insidans hızı gelişmiş ülkelerde saptanan hızlardan düşük bulunmuş ve ağır ilaç alerjilerinin nadir olduğunu ortaya koymuştur. Reaksiyonun erken döneminde bakılan hs-CRP, kalprotektin ve TARC düzeylerinin yüksek olmasının İADR gelişimini öngörmede başarılı biyobelirteçler olabileceği ancak eşlik eden enfeksiyonların da bu düzeyleri etkileyebileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: ilaç aşırı duyarlılık reaksiyonu, insidans, biyobelirteç, kalprotektin, hs-CRP, TARC

Biyobelirteçler-farmakolojikC reaktif proteinHipersensitivite+6
Fazilet Esen
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 hipersensitivite saptanan(Astım, alerjik rinit, atopik dermatit, ürtiker, anjioödem) hastalarda alerjen çeşitliliğinin saptanması ve demografik verilerle ilişkisinin değerlendirilmesi

ÖZET Amaç: Alerjen duyarlılıkları coğrafi bölgelere, çevre koşullarına, demografik verilere göre farklılaşmaktadır. Çalışmamızda Balıkesir bölgesinde alerjen profillerinin belirlenerek hastalara yaklaşımda, tanı, tedavi ve korunma stratejilerine katkı sağlamak amaçlanmıştır. Yöntem: Kesitsel ve retrospektif olarak 2019 Ocak- 2024 Eylül tarihleri arasında, atopik alerjik hastalık tanılı 0-18 yaş arasında 260 hasta dahil edilmiştir. Hastaların demografik özellikleri, alerjik hastalıkları, deri prick testleri, serum total IgE ve eozinofil düzeyleri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Katılımcıların %39,23'ü kız, %60,77'si erkek cinsiyetten oluşuyordu. Hastalar 0-5, 6-12 ve >12 yaş olacak şekilde üç yaş grubuna ayrıldı. Katılımcıların %50'sinde alerjik rinit (AR), %36,54'ünde alerjik astım, %15'inde atopik dermatit (AD), %6,92'sinde alerjik ürtiker ve %0,38'inde anjioödem tanısı mevcuttu. Hastaların %61,92'sinin sigara maruziyeti, %46,92'sinde ailede atopi öyküsü olduğu bulundu. Deri prick testlerinin %53,85'inde D. Pteronyssinus, %53,08'inde D. Farinae, %33,85'inde 5'li ot karışımı, %20,38'inde zeytin poleni ve %17,69'unda3'lü ot karışımına duyarlılık saptandı. AR tanısı olanlarda IgE düzeyi ortalama 367,14±415,9 IU/ml, alerjik astımlılarda 430,97±608,6 IU/ml ve AD'lilerde 356,98±635,2 IU/ml bulundu. AR ve alerjik astım tanısı olan ve olmayanlar arasında IgE düzeylerinde anlamlı farklılık saptanamazken AD'li hastaların IgE düzeyi anlamlı olarak daha düşük saptandı. Sonuç: Balıkesir'de çocukluk çağında tip 1 hipersensitivite tanılı hastalarda en sık karşılaşılan alerjenlerin ev tozu akarları olduğu gösterilmiştir. Özellikle D. pteronyssinus ve D. farinae duyarlılığı saptanmıştır. Pasif sigara maruziyeti, ailede atopi öyküsü önemli risk faktörleridir. Bulgular, çevresel önlemlerin önemini vurgularken Balıkesir'de çocukluk çağı alerjik hastalıklarının tanı, tedavi ve izleminde klinik uygulamalara katkı sağlayacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Tip 1 hipersensivite, alerjen, IgE, alerjik rinit, astım, atopik dermatit.

AlerjenlerAlerjiAlerji ve immünoloji+1
Nazan Bozkurt Alp
Balıkesir University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anksiyete bozukluğu olan çocuk ve ergenlerdeki duyusal hassasiyetin değerlendirilmesi

Amaç: Temel amacımız anksiyete bozukluğu tanısı alan ve sağlıklı kontrol grubu kız ve erkeklerin duyusal hassasiyet açısından değerlendirip birbirleriyle karşılaştırmaktır. Çalışmamızın hipotezi şu şekildedir: Anksiyete bozukluğu tanısı alan grup kontrol grubuna göre çevresel uyaranlara karşı daha yüksek duyusal hassasiyet gösterecektir. Yöntem: Araştırma hakkında bilgilendirme ve onam alınmasının ardından, araştırmacı tarafından katılımcı çocuk ve aileleri ile "Okul Çağı (6-18 Yaş) Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi - Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu - Türkçe Versiyonu (ÇGDŞ-ŞY-T)" yarı yapılandırılmış tarama görüşmesi yapılmıştır. ÇDŞG-ŞY-T ile taranamayan Öğrenme Güçlüğü ve Otizm Spektrum Bozuklukları tanıları araştırmacının DSM-5 tanı ölçütlerine dayalı klinik görüşü ile değerlendirilmiştir. Bu görüşme sırasında her iki grupta da ek psikiyatrik tanılar alanlar olmuş ve bu çocuklar çalışmaya alınmamıştır. Bu görüşmenin sonunda; ailelerin doldurması için "Sosyodemografik veri formu", "6-18 Yaş Çocuk ve Gençler İçin Davranış Değerlendirme Ölçeği ( CBCL/6-18)", "Çocukluk Çağı Anksiyete Tarama Ölçeği(ÇATÖ) Anne-Baba Formu; çocuk ve ergenlere doldurması için "Çocukluk Çağı Anksiyete Tarama Ölçeği(ÇATÖ) Çocuk Formu(8 yaş ve üzeri)" ve "Adolesan/Yetişkin Duyu Profili Ölçeği" verilmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences for Windows) 22.0 programı kullanıldı. p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Vaka ve kontrol grupları arasında yaş, cinsiyet, anne ve baba yaş ortalaması, birliktelik durumu açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. Anne ve baba eğitim düzeyi incelendiğinde vaka grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Annede psikiyatrik hastalık varlığı açısından vaka grubu kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Çalışmamızda anksiyete şiddetini belirleyen ÇATÖ çocuk ve ebeveyn değerlendirme ölçekleri; tüm alt ölçek puanları (okul fobisi, YAB, panik somatik, AAB, SF, toplam puan) açısından kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Çalışmaya katılan çocukların CBCL 6-18 alt ölçekleri değerlendirildiğinde; anksiyete grubu tüm alt alanlarda (anksiyete/depresyon, sosyal içe dönüklük, somatik yakınmalar, sosyal sorunlar, düşünce sorunları, dikkat sorunları, karşı gelme davranışı, saldırgan davranışlar, içe yönelim sorunları, dışa yönelim sorunları) istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek olduğu bulunmuştur. AYDP verileri incelendiğinde gruplar arasında alt alanların hiçbirinde (düşük kayıt, duyusal arayış, duyusal hassasiyet, duyusal kaçınma) anlamlı fark bulunamamıştır. Bununla beraber vaka grubundaki katılımcıların hastalıklarının alt tiplerine ve kombinasyonlarına göre AYDP verileri incelendiğinde yine gruplar arasında hiçbir alt ölçek açısından anlamlı farklılık bulunamamıştır. Çalışmamızda AYDP alt ölçekleri ile GAS skorları ve belirti süresi aralarında istatistiksel anlamlı korelasyon bulunamamıştır. Sonuçlar: Sonuç olarak duyusal hassasiyet; normal popülasyonda da oldukça sık görülen ve önemli çocukluk çağı psikiyatrik bozuklukları ile birliktelik gösterebilen, henüz psikiyatrik bozukluklarla ilişkisi tam olarak aydınlatılamamış bir klinik durumdur. DH ve bunun mevcut psikiyatrik teşhislerle ilişkisine odaklanan gelecekteki çalışmalar, muhtemelen bu yapı hakkındaki genel anlayışımıza katkıda bulunacak ve DH semptomlarıyla mücadele eden çocuklar için yeni tedavi modalitelerinin gelişmesine olanak sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Anksiyete bozukluğu, duyusal hassasiyet, duyu profili

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıDuyular+5
Buse Bilgiç
Ankara University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Besin alerjisi ve besin dışı alerjisi olan 0-6 yaş çocukların ebeveynlerinde sağlıklı yaşam tarzının incelenmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı besin alerjisi ve besin dışı alerjisi olan 0-6 yaş çocukların ebeveynlerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma analitik-kesitsel olarak, Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine Ekim 2022- Mart 2023 tarihleri arasında başvuran besin ve besin dışı alerjili 0-6 yaşında, 153 çocuğun ebeveynleri ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu" ve "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II" kullanılmıştır. Veriler non-parametrik testlerden Mann Whitney-U, ki-kare testi; parametrik testlerden Student-t testi kullanılarak analiz edilmiştir. p<0,05 düzeyindeki değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan ebeveynlerin %80,4'ü anne, %54,9'u ev hanımı, %49,7'si üniversite mezunudur. Çocuğunda besin alerjisi olan ebeveynlerin yaş ortalaması 30,71±4,79; besin dışı alerjisi olanların 34,58±5,56'dır. Çocukların %64,1'i erkek, %56,9'u okula gitmemektedir. Besin alerjili çocuklarda en çok (%68,4) yumurta alerjisi, besin dışı alerjilerde (%64,9) ot polenine karşı alerji olduğu saptanmıştır. Besin alerjili çocuğu olan ebeveynlerin Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeğinin toplam puan ortalaması 135,38±19,45 iken besin dışı alerjili çocuğu olan ebeveynlerin 139,09±24,11 bulunmuştur. Besin alerjisi ve besin dışı alerjisi olan çocukların ebeveynleri arasında Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği toplam puanları arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (t= -1,048, p> 0,05). Ölçeğin sağlık sorumluluğu, fiziksel aktivite, beslenme, manevi gelişim, kişiler arası ilişkiler ve stres yönetimi alt ölçekleri açısından anlamlı bir fark bulunmamışken, besin dışı alerjili çocuğu olan ebeveynlerin fiziksel aktivite alt ölçek puan ortalaması besin alerjili çocuğu olanlara göre daha yüksek bulunmuştur (t= -1,986, p< 0,05). Sonuç: Besin alerjili ve besin dışı alerjili çocuğu olan ebeveynlerin sağlıklı yaşam biçimleri davranışlarının tamamı ele alındığında bir farklılık saptanmamışken besin dışı alerjili çocuğu olan ebeveynlerin sadece "Fiziksel Aktivite" alt ölçeğine yönelik yaşam biçimleri daha iyi olduğu sonucuna varılmıştır. Hassas gruplardaki bireylerin sağlıklı yaşam tarzını geliştirebilmek adına sağlık çalışanlarının bu konuya önem vermeleri önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Besin alerjisi, Çocuk, Ebeveynler, Sağlıklı yaşam tarzı, Diyetetik

Alerji ve immünolojiAna-babaBesin alerjisi+5
Cansu Çakıcı
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Candida albicans'ın potansiyel alerjen proteinlerinin ekstraksiyonu ve saflaştırılması

İmmün sistemin zararlı olmayan maddelere karşı aşırı reaksiyonu ile alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. Solunum yolu, oral veya parenteral yollarla vücuda giren alerjenler; hayvan, bitki, mantar kaynaklı olabileceği gibi küçük molekül ağırlıklı kimyasal ajanlar da olabilir. Alerjik hastalıkların büyük çoğunluğu IgE'ye bağlı mekanizmalar aracılığı ile gelişmektedir. Alerjik hastalıkların Dünya'da %20-30 oranında görülmesi, en çok araştırma yapılan hastalıklardan biri haline getirmiştir. Dünya'nın farklı bölgelerinde yapılan çalışmalarla astım, alerjik rinit ve atopik dermatit prevalanslarında büyük farklılıklar belirlenmiştir. Ülkemizde ise çocuklarda yaşam boyu astım prevalansının %4,9-14,1 oranında olduğu bildirilmiştir. Toprakta bol miktarda bulunup, organik madde ve su bulunan yüzeylerde hızla gelişip çoğalabilen funguslar, hava hareketlerinin etkisi ile geniş yayılım alanı göstemektedirler. Astımda hava yolu inflamasyonunun ve havayolu aşırı cevaplılığının başlıca sebeplerinden olan inhalan alerjenler havanın kimyasal ve fiziksel kirlenmesiyle birlikte son zamanlarda giderek artmaktadır. Candida türleri doğada yaygın olarak bulunan ve insanların normal florasında yer alan maya mantarlarıdır. Candida albicans kommensal ve fırsatçı patojen olarak bulunabilen polimorfik maya mantarıdır. Candida türleri ile doğada ve insan florasında sürekli ilişki içerisinde bulunmamız nedeniyle bu mikroorganizmanın antijenik yapılarının tanımlanması ve bunların immün sistem üzerine olan etkilerinin ortaya konulması son derece önemlidir. Laboratuvarımızda üretilen C. albicans toplanarak alerjen mantar proteini ekstrakte edilmiştir. Hazırlanan mantar ekstrelerinden protein numuneleri hazırlanarak BCA yöntemi ile potansiyel alerjen proteinlerin total konsantrasyonu tespit edilmiştir. Sonuç olarak C. albicans'ın yüksek protein konsantrasyonuna sahip olduğu saptanmıştır. Alerjik hastalıkların tanısına yardımcı mantar ekstrelerinin hazırlanmasında temel veriler elde edilmiştir

Candida albicansHipersensitiviteMantar hastalıkları+1
Hıba Mohammed Fakhrı Al Shahwanı
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Antihistaminik etkili oftalmik kontrollü salım gösteren farklı sistemler üzerinde çalışmalar

Alerji oküler yüzeyde en sık karşılaşılan hastalıklardan biridir. Oküler alerji tanısı konulduktan sonra genel olarak antihistaminik etkin madde ile tedavi edilmektedir. Ancak gözün doğal koruma mekanizması ve anatomisi ilaç taşıyıcı sistem için problem oluşturmaktadır. Gözyaşı ile atılım, drenaj, gözün alabildiği sıvı kapasitesinin düşüklüğü ve kornedan geçişin düşük olması gibi nedenler ilacın emilimini engellemektedir. Histamin H1 reseptörünü aktive eden olopatadin hidroklorür göz alerjisinde kullanılan ikinci nesil antihistaminik sınıfından antialerjik maddedir. Bu nesil antihistaminikler hastalarda daha az yan etkiye yol açmaktadır. Bu nedenle bu çalışmada etkin madde olarak olopatadin hidroklorür kullanılmıştır. Oftalmik formülasyonların çoğu topik uygulama için göz damlası şeklinde hazırlanmaktadır. Ancak konvensiyonel oftalmik çözelti uygulamanın ardından gözden hızla elimine olup prekorneal alanda etkin maddenin etkin konsantrasyonunu sağlayamamaktadır. Bu çalışmada, ilaç salımını uzatmak için umut vaat edici olan polimerik nanopartikül, mikroemülsiyon ve in situ jelleşen sistemler hazırlanmıştır. Hazırlanan sistemlerin farklı sıcaklık ortamlarındaki davranışları kararlılık çalışması ile incelenmiştir. Farklı formülasyon tipinin göz yüzeyinde kalma süresi koyunlarda karşılaştırılmıştır. Piyasa preparatına oranla daha uzun süre gözde kalabilen oküler sistemler başarıyla hazırlanmış ve istenilen oftalmik özelliklerin sağlandığı belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Olopatadin hidroklorür, Oküler, Polimerik nanopartikül, Mikroemülsiyon, İn situ jelleşen sistem

Göz hastalıklarıHipersensitiviteMikroemülsiyon+5
Umay Merve Güven
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Alerjik astımlı çocukların annelerine verilen eğitimin astım kontrolüne etkisi

Alerjik astım çocukluk çağını tehdit eden bir kronik hastalık olup en sık karşılaşılan alerji kaynaklı astımdır. Çocuklara birincil olarak bakım veren anneler olduğu için annelerin eğitimi çocukluk çağı alerjik astımının kontrolünde büyük önem taşır. Bu çalışmanın amacı 4-11 yaş grubu alerjik astımlı çocukların annelerine verilen eğitimin astım kontrolüne ve astım bilgi düzeyine etkisini değerlendirmektir. Veriler 01.06.2022- 30.08.2022 tarihleri arasında toplanmış olup alerjik astım tanısı olan hastalar randomize kontrollü olarak deney (n=38) ve kontrol (n=38) gruplarına ayrılmıştır. Ön test olarak gruplardaki tüm hastalara ve annelerine Kişisel Bilgi Formu, Astım Kontrol Testi Ölçeği, Çocukluk Çağı Astım Bilgi Düzeyi Anketi uygulanmıştır. Deney grubu ile toplam iki hafta ara ile dört görüşme planlanmıştır. Deney grubuna ikinci görüşmede motivasyonel görüşme tekniği kullanılarak sunum şeklinde alerjik astım eğitimi bir kez verilmiş, kontrol grubuna ise rutin bilgilendirme yapılmıştır. Son test aşamasında gruplardaki tüm hastalara sekizinci hafta sonunda Çocukluk Çağı Astım Kontrol Testi , annelerine Astım Bilgi Düzeyi Anketi tekrar uygulanmıştır. Deney grubunda yer alan alerjik astımlı çocukların eğitim öncesi astım kontrol düzeyi %5,3 iken kontrol grubunun eğitim öncesi astım kontrol düzeyi % 10,5'tir. Deney grubunun eğitim sonrası astım kontrol düzeyi % 65,8'dir. Deney ve kontrol grubu arasında eğitim öncesi astım kontrol puanı arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p=0.587). Deney grubu alerjik astımlı çocukların eğitim öncesi astım kontrol düzeyi ve eğitim sonrası astım kontrol düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.01). Ayrıca deney grubu eğitim öncesi ve sonrası astım bilgi düzeylerinde arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,001). Deney ve kontrol grubu arasında eğitim sonrası astım kontrol puanı ve astım bilgi puanında anlamlı farklılık bulunmuştur(p<0,001). Sonuç olarak alerjik astımlı çocukların annelerine verilen alerjik astım eğitimi sonrası annelerin astım bilgi düzeyinde ve çocukların astım kontrolü düzeyinde artış olduğu belirlenmiştir. Çocukluk çağı alerjik astımın kontrolünde tedavilerin yanı sıra annelerin eğitimi büyük önem taşır. Hemşireler tarafından alerjik astımlı çocukların annelerine verilen eğitimler ile çocuklarda astım kontrolü ve bakım veren annelerin astım bilgi düzeyini olumlu etkilediği kanısına varılmıştır. Alerjik astımlı çocuğu olan annelere yönelik eğitimler planlanıp astım bilgi düzeyi ve astım kontrol düzeyi artırılabilir.

AlerjenlerAlerji ve immünolojiAnne eğitimi+4
Esra Ruşen Karhan
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Geçmişten günümüze astım hastalığı ve tedavi yöntemleri

Astım, çocukluk çağının en yaygın kronik hastalığı olup, 20. yüzyılın sonlarında salgın boyutlarına ulaşmıştır. Dünya Sağlık Örgütü dünyada 100-150 milyon kişinin astım hastası olduğunu, bu sayının giderek arttığını ve astım nedeniyle yılda 180 bin kişinin öldüğünü bildirmektedir. Bu veriler astımı dünyada en sık karşılaşılan kronik hastalıklardan biri yapmaktadır. Astımın artan yaygınlığı aynı zamanda diğer kronik bulaşıcı olmayan otoimmün hastalıkların gelişimi için artmış bir nüfus riski olduğunun bir göstergesi olabilir. Astımın nedeni tam olarak bilinememektedir. Günümüzde astıma neden olan karmaşık etmenlerin giderek daha iyi anlaşılması ve hastalığın temelinde yatan inflamasyonun azaltılmasını amaçlayan tedavilerin geliştirilmesine rağmen astımdan ölümlerin oranında artış olmaktadır. Astımda ölümlerin % 82'si kontrol edilebilen faktörler nedeni ile gerçekleşmektedir. Bu nedenle astım hastalarının bu faktörleri bilmeleri ve yaşam tarzlarını değiştirmeleri önemlidir. Son 2 yıl da astım gelişimi ve astım ataklarının potansiyel mekanizmalarını belirleme konusunda büyük ilerlemeler kaydetmiştir. Bu yeni anlayışlar, potansiyel terapötik müdahale için heyecan verici yeni yaklaşımların belirlenmesine ve geliştirilmesine yol açmıştır.

AlerjenlerAlerji ve immünolojiAstım+5
Maide Aydan Yıldız
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Alerjik astımda kannabinoiderjik sistemin rolü ve TRP kanal ilişkili mekanizmaların araştırılması

Astım; solunum yolunda aşırı duyarlılık, inflamasyon ve fizyolojik/yapısal değişikliklerin görüldüğü kronik bir solunum sistemi hastalığıdır. Endokannabinoid sistem, kannabinoid CB1 ve CB2 reseptörleri, endokannabinoid ligandlar ve bunların sentez ve bozunma yolaklarından oluşur. Bu çalışmanın amacı; kannabinoiderjik sistemin alerjik astımda SYİ ve SYAD üzerindeki etkilerini ve bu etkilerde TRP kanal ilişkili mekanizmaların rolünü araştırmaktır. Balb/c fareler, ovalbümin ile duyarlılaştırılıp provoke edilerek alerjik astım modeli oluşturuldu. CB1 seçici agonist ACEA ve CB2 seçici agonist JWH133 ayrı ayrı gruplara 0.5, 3, 5 mg/kg dozlarında intraperitonal uygulandı. Reseptör antagonizma çalışmaları CB1 antagonist AM251, CB2 antagonist AM630 ve TRPV1 antagonist kapsazepin ile yapıldı. Penh değerleri, metakolin provokasyonu altında, tüm vücut pletismografı ile, in vivo olarak kaydedildi. BAL sıvısında inflamatuvar hücre sayımı yapıldı. Serum pro-inflamatuvar sitokinlerinin düzeyleri ELISA ile ölçüldü. İstatistiksel anlamlılık tek yönlü ANOVA veya Kruskal-Wallis testi kullanılarak belirlendi ve p<0.05 olarak ifade edildi. Duyarlılaştırılan hayvanlarda inhale ovalbümin provokosyonu, Penh değerlerini, serum IL-4, IL-5, IL-13 düzeylerini, BAL sıvısındaki eozinofil, nötrofil, lenfosit, makrofaj sayılarını ve akciğer dokusundaki inflamasyonu artırdı. JWH133, Penh değerlerini, serum sitokin düzeylerini, BAL sıvısındaki inflamatuvar hücre göçünü ve akciğer dokusundaki inflamasyonu doza bağlı olarak azalttı. AM251, hastalık grubuna göre artan Penh değerlerini, BAL sıvısındaki inflamamatuvar hücre göçünü ve akciğer dokusundaki inflamasyonu düşürdü. ACEA ve JWH133'ün birlikte uygulanması, tek başına JWH133 uygulamasıyla azalan Penh değerlerini, serum sitokin düzeylerini, BAL sıvısındaki inflamatuvar hücre göçünü ve akciğer dokusundaki inflamasyonu artırdı. AM251 ile ACEA'nın birlikte uygulandığı grupta Penh değerleri ve BAL sıvısındaki inflamatuvar hücre göçü, yalnız AM251 uygulanan gruba göre daha yüksek bulundu. AM630 ile JWH133'ün birlikte uygulandığı grupta BAL sıvısındaki inflamatuvar hücre göçü ve serum sitokin düzeyleri, yalnız AM630 uygulanan gruba göre daha düşük bulundu. KPZ+ACEA ve KPZ+JWH133 gruplarında Penh değerleri, BAL sıvısı eozinofil ve lenfosit seviyeleri ve akciğer dokusu inflamasyon skoru hastalık grubuna göre anlamlı derecede daha düşüktü. Ayrıca hastalık grubuna göre KPZ+ACEA grubunda serum IL-4 ve IL-13 düzeyleri ve KPZ+JWH133 grubunda serum IL-5 ve IL-13 düzeyleri daha düşük bulundu. Bu çalışma, alerjik astımda kannabinoiderjik sistemin önemli bir müdahalesi olduğunu kanıtlamaktadır. CB2 agonizması ve CB1 antagonizması SYAD ile SYİ'yi azaltmakta ve immünmodülatör etki göstermektedir. Kannabinoiderjik sistemin antiastmatik etkisinde, CB1/CB2 reseptörlerinden bağımsız mekanizmalar da rol oynayabilir. Anahtar Kelimeler: Alerjik astım, CB1 ve CB2 reseptörleri, JWH133, AM251

Alerji ve immünolojiAstımHipersensitivite+2
Fatma Uysal
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

IGE aracılı besin alerjili çocuklarda alerjen profilinin retrospektif değerlendirilmesi

İmmün aracılı mekanizmalarla ortaya çıkan ters besin reaksiyonlarına besin alerjisi denir. Bu mekanizmalar IgE aracılı, hücre aracılı ve hem IgE aracılı hem de hücre aracılı olabilir. Bu çalışmada Uludağ Üniversitesi Çocuk Alerji Polikliniği'ne Haziran 2015 ve Haziran 2020 tarihleri arasında IgE aracılı besin alerjisi tanısı olan hastaların demografik ve klinik özellikleri, anafilaksi öyküsü, eşlik eden atopi durumu, aile öyküsü, tanıya yönelik yapılan testlerin ve uygulanan tedavilerin analiz edilerek IgE aracılı besin alerjilerinin klinik fenotiplendirilmesi ve besin alerjen profilinin belirlenmesi hedeflendi. Çalışmaya dahil edilen toplam 470 hastanın %63,6'sı erkekti. En sık başvuru yakınması %80,4 ile deri yakınmaları, %24,7 ile gastrointestinal sistem yakınmaları ve %17,9 ile solunum sistemi yakınmaları olarak saptandı. 48 hastada anafilaksi öyküsü olduğu bulundu. En sık saptanan eşlik eden alerjik hastalıklar %58,8 ile atopik dermatit, %27,8 ile alerjk rinit, ve %23,5 ile alerjik astım olarak bulundu. DPT sonuçlarına göre en sık gözlenen üç besin alerjeni sırasıyla %30,4 yumurta beyazı ve %11,1 yumurta sarısı ile yumurta, %27,7 ile inek sütü, %6,2 ile fındık olarak; serum spIgE sonuçlarına göre en sık saptanan üç besin alerjeni ise sırasıyla %53 ile inek sütü; %45,5 yumurta akı ve %2,8 yumurta sarısı ile yumurta; %4,7 ile fındık olarak saptandı. Total IgE değerlerinin ise hastaların %66,4'ünde referans aralığın üstünde olduğu görüldü. Bu ve benzer çalışmalar, IgE aracılı besin alerjilerinin klinik ve laboratuvar özelliklerinin bilinmesi; hastaların tanı, tedavi ve izlem süreçlerinin doğru yönetilmesi; mortalite ve morbiditenin azaltılmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Besin alerjisi, klinik prezentasyon, IgE, besin alerjenleri

AlerjenlerAlerji ve immünolojiBesin alerjisi+3
Şeyma Şanlı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Besin alerjisi tanısı almış çocukların ebeveynlerinin diyet uyumu ve kaygı düzeylerinin belirlenmesi

Besin Alerjisi Tanısı Almış Çocukların Ebeveynlerinin Diyet Uyumu ve Kaygı Düzeylerinin Belirlenmesi Besin alerjisi prevelansı dünya genelinde artmakta ve özellikle çocukları olumsuz etkilemektedir. Besin alerjisi olan çocuğa sahip olmak ebeveynler için farklı sorunları beraberinde getirmektedir. Araştırma, besin alerjisi tanısı almış çocukların ebeveynlerinin diyete uyum ve kaygı düzeylerinin belirlenmesi amacıyla, 295 ebeveyn ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Veriler, Anket Formu ve Durumluk Kaygı Ölçeği Envanteri ile toplanmıştır. Değerlendirmede sayı, yüzde, ortalama, ortanca, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis ve Dunn-Bonferroni analizleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan ebeveynlerin çocukları besin alerjisi tanısı aldıktan sonra %87.1'i eliminasyon diyeti yapmış, %51.8'i i eliminasyon diyeti konusunda eğitim almamıştır, %59.3'ü eliminasyon diyeti hakkındaki bilgilerini yetersiz bulmaktadır. Çocukların ilk besin alerjisi tanısı alma yaşı ortalama 3.5±2.6 aydır. Çocukların %38.6'sının 5 ve daha fazla besine alerjisi vardır. Çocukların %92,5'unun inek sütü, %67.8'inin yumurta alerjisi bulunmaktadır. Çocukların okula devam durumu, yumurta ve buğday alerjisi bulunması, polikliniğe götürülme sıklığı, son 12 ay içerisinde soğuk algınlığı yokken hırıltılı solunum, hapşırma, burun akıntısı gibi sorunlar yaşaması ve atopik dermatitin 2 aydan daha sık tekrar etmesi ile ebeveynlerin Durumluk Kaygı Ölçeği puanları arasında anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Çocukların spesifik gıdalara olan alerjileri ve alerji belirtilerinin sık tekrarı ile ebeveynlerin kaygı düzeyleri arasında anlamlı bir fark saptanmış, eğitim ihtiyaçları olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin tedavi sürecindeki eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesi, konu ile ilgili eğitimler verilmesi, hemşirelerin süreçte aktif rol alması ve daha büyük gruplar ile çalışmalar yapılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Besin alerjisi, çocuk, durumluk kaygı, eliminasyon diyeti, hemşirelik.

AlerjenlerAna-babaAnksiyete+5
Ayşe Özeflanili
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Botryotinia fuckeliana'nın potansiyel alerjen proteinlerinin ekstraksiyonu ve saflaştırılması

Alerji, bağışıklık sisteminin zararsız bir antijene iltihaplı bir yanıt verdiği bir hastalıktır. Alerjiye neden olan herhangi bir antijene, alerjen denir. Alerjenler solunabilir veya yutulabilir veya ciltle temas edebilir. Dünya Alerji Örgütü'nün (WAO) verilerine göre farklı ülkelerde alerji prevalansı % 10-40 arasında değişiyor. Polen, küf, hayvan kılı, ev tozu akarı, ilaçlar ve besinler en yaygın alerjen maddelerdir. Doğadaki yaygın mantarlar, alerjenik proteinler üretme potansiyeline sahiptir. B. fuckeliana Pers. Ilıman ve subtropikal iklimlerde 200'den fazla bitki türünü enfekte eden kozmopolit bir nekrotrofik patojendir, bazıları yüksek ekonomik öneme sahiptir (ör. üzüm, çilek, solanlı sebze). B. fuckeliana sporlarının yaygınlığı ve deri testi reaktivitesi önemli olduğundan, bu alerjenlerin daha fazla karakterizasyonu incelenmelidir. Çalışmamızda B. fuckeliana kullanılmıştır. Laboratuvarımızda üretilen Botryotinia fuckeliana toplanmış ve alerjen mantar proteini 2 farklı ekstraksiyon yöntemi ile ekstrakte edilmiştir. Hazırlanan mantar özlerinden protein örnekleri hazırlanarak, potansiyel alerjen proteinlerinin toplam konsantrasyonu BCA yöntemi ile belirlendi. Elde edilen verilere göre kloroform-metanol ile oluşturulan mantar ekstrelerinin protein konsantrasyonunun etanol ile oluşturulandan daha yüksek olduğu belirlendi.

AlerjenlerHipersensitiviteKurşuni küf+1
Mustafa Köroğlu
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Mevsimsel ve perennial allerjik rinitli ve astımlı hastalarda miRNA ekspresyonunun karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Son yıllarda allerjik hastalıkların sıklığındaki artışın çevre-gen etkileşimleri sonucu oluşan epigenetik değişimlerle açıklanabileceği düşünülmektedir. Bu çalışma da alerjik riniti ve astımı olan çocuklarda dolaşımda yer alan bazı miRNA'ların ifadelerindeki değişimi saptayarak hastalık patogenezinde rol oynayabilecek aday miRNA'ları tanımlamayı hedefledik. Çalışmaya 20 sağlıklı çocuk, 20 mevsimsel allerjik rinitli, 20 astımlı ve 12 perennial allerjik rinitli çocuk dahil edildi. Mevsimsel allerjik rinitli hastalar alerjen sezonunda ve sezon dışında karşılaştırmalı olarak değerlendirildi. Allerjik hastalıklarla ilişkisi olabileceği düşünülen miRNA'ların (miR-181a, miR-133b, miR-125b, miR-126 ve miR-206) ifadelerindeki değişim RT–PCR yöntemi ile belirlendi ve kontrol örneklerininki ile kıyaslandı. Sonuçlar 2− ΔΔCT metodu kullanılarak analiz edildi. Çalışmaya dahil edilen sezon dışı mevsimsel AR'li grupta miR-125b'nin ve miR-181'nın ekspresyonunda kontrol grubuna göre azalma olduğu belirlenmiştir (p=0.039, p=0.014). Mevsimsel AR'li grupta allerjen sezonunda aday miRNA'ların ekspresyonları sezon dışına göre kıyaslandığında ise miR-125b ve miR-181a'nın ekspresyonlarının arttığı gözlemlenmiştir (p=0.027, p=0.001). Astımlı ve perennial allerjik rinitli hastaların bulunduğu grupta ise miR-206'nın ekspresyonunda kontrol grubuna göre azalma olduğu bulunmuştur (p=0.002, p=0.024). Çalışmamız mevsimsel AR'li hastaların kontrol grubu ile kıyaslandığında miRNA ekspresyonlarında anlamlı farklılıklar olduğunu, AR'li hastalarda allerji sezonu öncesi ve sezonda da ekspresyon seviyelerinde farlılıklar olduğunu göstermiştir. Ayrıca astımlı hastalar ile mevsimsel AR'li hastalar karşılaştırıldığında iki hastalıkta farklı miRNA'lar hastalıkla ilişkili olarak saptanmıştır. Tüm bu sonuçlar, miR-181a, miR-125b'nin mevsimsel alerjik rinit için ve miR-206'nın ise atopik olmaya astım için aday biyobelirteç olabileceğini göstermektedir.

AlerjenlerGen ifadesiHipersensitivite+3
Fatma Tunçer
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Süt alerjisi olan çocuklarda bazofil aktivasyon testinin klinik tanı ve takibindeki önemi

Amaç: Bu çalışmada, bazofil aktivasyon testinin (BAT) süt alerjisi bulunan çocukların tanı, tedavi ve izlemindeki yeri ve rutinde kullanılan diğer tanı testleri ile kıyaslanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Çocuk Alerji İmmunoloji polikliniğine 01.02.2023-31.03.2023 tarihleri arasında başvuran, süt alerjisi tanısı alan, 0-18 yaş 26 hasta çalışmaya dahil edilmiş, araştırmaya katılmayı kabul eden ailelerin çocuklarından anamnez ve fizik muayene bulguları not edilmiştir. Hastaların hepsine deri prick testi yapılmış, sonrasında hemogram, total IgE düzeyi, süt spesifik IgE düzeyleri, B12 vitamini, D vitamini ve ferritin düzeyi ölçülmüştür. Deri prick testinde süt alerjisi olan veya spesifik IgE düzeyi pozitif saptanan hastalara bazofil aktivasyon (BAT) uygulanmıştır. Bulgular: Hastaların % 57,7'sinin ≤ 2 yaş, % 61,5'inin erkek olduğu, % 53,8'inde aile öyküsü bulunduğu belirlendi. Hastaların % 69,2'sinde deri-mukoza, % 23,0'ünde solunum sistemi, % 15,4'ünde ise abdominopelvik semptomların bulunduğu tespit edildi Kek provokasyon testi ile Peynirli poğaça provokasyon testinde reaksiyon/anaflaksi gelişen hastalarda Kazein Spesifik IgE ve Süt Spesifik IgE değerlerinin, reaksiyon gelişmeyen hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek seviyelerde olduğu saptandı (sırasıyla, p=0.004, p=0.019, p=0.002 ve p=0.019). Çoklu alerji gelişen hastalar ile kek, peynirli poğaça, yoğurt çorbası, yoğurt ve süt provokasyon testlerinde reaksiyon/anaflaksi gelişen hastalarda BAT Kazein ve BAT süt değerlerinin daha yüksek düzeylerde olduğu saptandı. Hastalarda BAT Kazein ve BAT Süt değerleri ile Kazein SP IgE, Süt SP IgE ve anaflaksi skoru değerleri arasında pozitif yönde, orta kuvvette ve anlamlı, DPT süt ortalama, DPT kazein ortalama, DPT kazein histamin ve DPT süt histamin değerleri arasında ise pozitif yönde, kuvvetli ve istatistiksel olarak anlamlı korelasyonlar olduğu tespit edildi. Sonuç: BAT'lar konvansiyonel testleri tamamlayarak alerjik hastalar için daha iyi ayrım yapılmasına katkı sunabilir.

AlerjenlerAlerji ve immünolojiBazofiller+6
Yeşim Günal
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep il merkezinde astım bronşiale ve allerjik hastalıklar prevalansı ile risk faktörleri araştırılması

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de astım bronşiale ve diğer allerjik hastalıkların prevalansı gün geçtikçe artmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Gaziantep il merkezinde 3-6 yaş anaokulu çocuklarında astım bronşiale ve diğer allerjik hastalıkların sıklığını ve risk faktörlerini tanımlamaktır. Çalışma ISAAC Faz I protokolü kullanılarak, 2013 yılı Ocak ve Aralık aylarında, yaşları 3-6 yaş arası değişen, 1517 Gaziantep şehir merkezindeki anaokulu çocuğu ile yapılmıştır. Gaziantep evrenini temsil etmek üzere randomize belirlenen 13 anaokulu seçildi. Çalışmaya alınan çocukların 776 (%51.2)' ü erkek, 741 (%48.8)' sı kızdı. Bu çalışmada; herhangi bir zamanda hışıltılı solunum sıklığı %47.1, son oniki ayda hışıltılı solunum sıklığı %27,1, doktor tanılı astım bronşiale sıklığı %8,1 bulundu. Çalışmamızda herhangi bir zamanda allerjik rinit yakınması olanların sıklığı %31.4, son oniki ayda allerjik rinit yakınması olanların sıklığı %24.0, son oniki ayda allerjik rinokonjuktivit sıklığı %11.0, doktor tanılı allerjik rinit sıklığı %5.1 olarak bulundu. Çalışmamızda altı ay ve üzeri süren kaşıntılı döküntüsü olanların sıklığı %5.6 ve doktor tanılı atopik dermatit sıklığı ise %2,8 olarak bulundu. Çalışmamızda 3-6 yaş çocuklarda herhangi bir zamanda hışıltı yakınması için en önemli risk faktörleri; ailede allerjik hastalık öyküsü, ilk 2 yıl zatüree geçirmek, premature doğum, erkek cinsiyet, babanın eğitim seviyesi, annenin doğurduğundaki yaşı, uyurken beslenme, evde halı-halıfleks-kilim serilimi olarak saptandı. Son 12 ayda hışıltılı solunum yakınması için ailede allerjik hastalık öyküsü ve prematüre doğum ve doktor tanılı astım bronşiale tanısı için ailede allerjik hastalık öyküsü, ilk 2 yıl zatüree geçirmek, premature doğum, erkek cinsiyet, annenin düşük eğitim seviyesi risk faktörleri olarak saptandı. Allerjik rinit için en önemli risk faktörleri; ailede allerjik hastalık olması ve evin tipi ve uyurken beslenme olması saptandı. Atopik dermatit için ise en önemli risk faktörleri; ailede allerjik hastalık olması ve erkek cinsiyet olması saptandı. Biberonla ve uyurken beslenme astım bronşiale ve diğer allerjik hastalıklar açısından anlamlı bulunmadı. Gündüz ve gece altına işemeyi bırakma ayı, kakasını söyleme ayı ve bez bağlamayı bırakma ayı ile astım bronşiale ve diğer allerjik hastalıklar açısından anlamlı bir bulgu saptanmadı. Sonuç olarak; çalışmamızın saptadığı bu veriler ışığında astım bronşiale ve diğer allerjik hastalıkların, şehrimizde ki çocuklar için önemli bir hastalık grubu olduğunu ortaya koyduk.

Alerji ve immünolojiAstımBronşlar+4
Fatma Sucu
Gaziantep University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnek sütü allerjisi olan çocuklarda yoğurt ile yükleme testi

Çocuklarda besin allerjine neden olan besinlerden biri inek sütüdür ve sık görülür. Ülkemizde inek sütü ile kıyaslandığında yüksek oranda yoğurt tüketimi dikkati çekmektedir. Araştırmamızın amacı, inek sütü proteinlerine karşı allerjisi olan çocukların, bir inek sütü ürünü olan ancak, yapımı esnasında protein yapısında değişiklikler görülen yoğurt ile besin yükleme testi sonrası yoğurdu, tolere edip etmediğini belirlemektir. Gaziantep Üniversitesi Hastanesi Çocuk Allerji ve İmmünoloji polikliniğinde, besin yükleme testiyle inek sütü allerjisi tanısı konan, 0-5 yaş arası 34 hasta çalışmaya alındı. Çalışmaya alınan çocukların süt spesifik IgE,hemogram, total IgE değerlerine bakıldı ve ticari süt deri prick testi, doğal süt ve yoğurt ile deri prick testi yapıldı. Hastalara oral yoğurt yükleme testi yapıldı. Reaksiyonlar olup olmadığı belirlendi. Oluşan reaksiyonlar kaydedildi. Hastaların öyküsünde 10 (%29,4)'unda hırıltılı solunum, 22 (%58,9)'sinde cilt bulguları, 4 (%11,7)'ünde gastrointestinal bulgular ön plandaydı. Yoğurt yükleme testinde 34 hastanın 17'sinin yoğurdu tolere edebildiği görüldü. Yoğurdu tolere edenler ve etmeyenler, inek sütü spesifik IgE düzeyleri açısından kıyaslandığında iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0,016). Eozinofil sayısı açısından kıyaslandığında iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı fark görülmedi (p=0,85). Yaşları açısından kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0,60). İki grup arasında ticari süt, doğal süt ve doğal yoğurt ile yapılan deri testlerinde oluşan endurasyonlar arasında anlamlı fark bulunamadı. İnek sütü allerjisi olan çocuklarda, ülkemizde daha yaygın olarak tüketilen yoğurdu kısıtlamak yerine, bazı hastalarda tüketilmesinin önerilebileceği ortaya konulmuştur. Bu sonuçlar, allerji literatürüne önemli katkı sunabilir.

AlerjenlerBesin alerjisiBesin alerjisi+7
Evrim Özen
Gaziantep University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi akdeniz ateşi olan hastalarda atopi prevalansı

Ailevi Akdeniz ateşi (AAA) ülkemizde sık görülen otozomal resesif geçişli kalıtsal bir hastalıktır. AAA bulunan hastalar tekrarlayan ateşle birlikte karın ve eklem ağrıları gibi klinik bulgular vermektedir. Yapılan çalışmalarda hastalığa sahip çocuklarda atopi ve alerjik hastalık sıklığının genel popülasyona göre daha az sıklıkta olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmada AAA hastası ile sağlıklı kontrol grubu olgularında, değişik parametreler kullanarak atopi ve alerjik hastalık prevalansını belirlemeyi amaçladık. Çalışmada 61 AAA ve 61 kontrol grubu olgu değerlendirildi. Her iki grupta tüm olgularda atopi ve alerjik hastalık öyküsü sorgulandı. Her hastada eozinofil yüzdesi, total serum IgE düzeyleri, yumurta akı spesifik IgE, buğday unu spesifik IgE ve inek sütü spesifik IgE düzeyleri araştırıldı. AAA grubunda 10 hastada (%16,4), kontrol grubunda 5 hastada (%8,2) atopi saptandı (p=0.27). AAA grubunda 5 hastada (% 8,2), kontrol grubunda 2 hastada (%3,3) alerjik hastalık görüldü (p=0.272). Bakılan serum spesifik IgE düzeylerinden yumurta akı spesifik IgE düzeyi kontrol grubunda 11 hastada (%18), AAA grubunda ise 3 hastada (%5) pozitif saptandı (p=0.044). Buğday unu ve inek sütü serum spesifik IgE düzeyleri her iki grupta benzer bulundu. Total serum IgE düzeyi kontrol grubunda daha yüksek saptandı (p=0.009). Sonuç olarak bu çalışmada, atopi ve alerjik hastalıkların AAA hastalarında kontrol grubu ile benzer sıklıkta görüldüğü, fakat yumurta akı spesifik IgE ve total IgE düzeylerinin kontrol grubunda daha yüksek saptanması AAA hastaları arasında atopinin daha az görüldüğü kanaatini uyandırmıştır.

Ailevi akdeniz ateşiHipersensitivitePrevalans
Serhat Özkan
Bezmialem Vakıf University
2015
00

Related subjects