Internal migrations
98 theses under this subject heading
From old homeland to the new one: Migration movements and policies between 1918-1923
The period between 1918 and 1923 witnessed a huge transformation process. Various migration waves, civilian tragedies, challenging policies and ideologies, occupations and liberations took place during this period. Following Introduction, Literature Review and Methodology chapters, this study discusses the key migration concepts, their "descent and emergence", from a genealogical perspective and links them to the migratory movements between 1918-1923. In Chapter IV, it explains the migratory movements starting from the Armistice of Mudros. These movements could fall into five main categories: i) Refugees fleeing conflict or war zones such as the White Russians in the West or Muslim and non-Muslim groups in the East, ii) Repatriation of the Armenian, Rum, Kurdish and Arab refugees who were forced to migrate during the World War I, iii) Incoming migrants in the Armistice period to seize the majority considering the Wilsonian Principles, iv) Consecutive migration movements due to the occupations and liberations in Anatolia, v) Migrations upon the decision of Allied Powers or the Istanbul and Ankara Governments. Since all these movements are often intertwined, they are discussed regionally. In Chapter V, migration policies during the period are examined. It is found that both Istanbul and Ankara governments had anti-migration stance. Nation- and state-building efforts, maintaining population dominance, establishing order and security, as well as socio-economic concerns are the main driving factors behind the migration policies of Istanbul and Ankara governments.
Essays on climate change and labour in Türkiye
This thesis investigates the impacts of climate change on the Turkish economy, focusing on sectoral labour reallocation, agricultural productivity, and internal migration. In this context, the theoretical framework, data sources, and empirical analyses presented in three chapters are summarized below. The first empirical chapter analyzes the effects of climate change on the labour market in Türkiye, focusing on inter-sectoral reallocation and occupational skill groups. Based on a comprehensive micro-dataset constructed by merging TurkStat Labour Force Statistics Micro Data covering the period 2008–2021 with temperature and precipitation data from the Turkish State Meteorological Service, the analysis observes that rising temperatures significantly reduce agricultural employment while increasing employment in the services sector. The findings indicate that rising temperatures induce a labour reallocation from agriculture to services, whereas no statistically significant transition to the industrial sector is observed. Furthermore, the effect is found to be asymmetric; specifically, low-skilled and low-educated labour constitute the group most vulnerable to climatic shocks. The second chapter presents a simplified general equilibrium model to reveal the economic mechanisms behind the sectoral shifts observed in the first chapter. This theoretical framework, which centers on agricultural productivity dynamics, is calibrated using sectoral labour and output data for Türkiye covering the period 1998–2022. The model results confirm that climate-induced productivity shocks are a fundamental mechanism determining labour allocation by altering relative sectoral returns. Empirical analyses further support the model's theoretical predictions by confirming the strong negative relationship between heat stress and agricultural productivity. The third empirical chapter examines the impact of drought, the most prominent manifestation of the climate change in Türkiye, on internal migration dynamics. A gravity model is estimated using the Poisson Pseudo Maximum Likelihood (PPML) estimator, utilizing inter-provincial bilateral migration flows covering the 2008–2023 period and the high-resolution Standardized Precipitation-Evapotranspiration Index (SPEI). The analyses reveal that drought acts as a statistically significant driver of migration; this effect accelerates the structural transformation and urbanization process by displacing the population from agricultural peripheries to urban centers. Additionally, it is demonstrated that drought exacerbates migration indirectly with conflict acting as a mediator, alongside its direct impact. In summary, this thesis demonstrates through empirical and theoretical findings that climate change plays a critical role in structural transformation processes in Türkiye, extending from labour markets to internal migration. Finally, by documenting the heterogeneous effects and macroeconomic impacts of climate shocks, the thesis concludes with implications for policy-making and theoretical modeling as indicated by the findings.
Siirt ilinin göç ve sosyo-ekonomik bilgileri
Kişi ve topluluklar, insanlık tarihinin başlangıcından itibaren daha iyi şartlarda yaşamak, doğal afetlerden kaçmak, inançlarını daha iyi yaşamak ve güvenlik gibi nedenlerden dolayı yaşadıkları yerleri terk ederek başka coğrafyalara göç etmişlerdir. Bu bakımdan göçün insanlık tarihinden itibaren başladığını ve bireylerin kaçınamayacakları bir süreç olduğu düşünülmektedir. Toplulukların göç hareketlerini incelerken ele alınacak unsurların başında demografik veriler ve sosyo-ekonomik göstergeler bulunmaktadır. Demografik veriler içinde yer alan nüfus, yaş ve cinsiyet yapısı gibi veriler ile tarım, hayvancılık, sanayi, dış ticaret, eğitim ve sağlık gibi sosyo-ekonomik göstergeler, gerçekleşen göç hareketleri ile ilgili veri sunarken, aynı zamanda şehir, bölge veya ülkelerin gelişmişlik düzeyleri hakkında bilgi vermektedir. Türkiye'de gerçekleşen göç hareketleri incelendiğinde göçlerin büyük bir çoğunlukla gelişmemiş bölgelerden, gelişmiş bölgelere doğru ve genellikle ekonomik nedenlere bağlı olarak gerçekleştikleri görülmektedir. Siirt ilinde gerçekleşen göç hareketleri incelendiğinde ise göçlerin genellikle sosyal, ekonomik, etnik ve siyasi nedenlere bağlı olarak ve büyük bir oranda sosyo-ekonomik bakımdan daha fazla gelişmiş kentlere doğru gerçekleştiği görülmektedir. Bu tezin amacı, Siirt ilinde gerçekleşen göçler ile Siirt ilinin sosyo-ekonomik yapısını tespit ederek, göçlerin sosyo-ekonomik yapı üzerindeki olumsuz durumları en aza indirmek ve bölgesel kalkınmaya katkı sunmaktır. Bu çalışmanın özellikle bu alanda yapılan çalışmalarda görülen eksiklikler ve daha sonra yapılacak çalışmalara kaynak oluşturması bakımından önem taşıdığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Siirt, Göç, Ekonomi, Sosyo - Ekonomik Göstergeler.
Türkiye'de iklim ve çevre göçmenlerinin karşılaştıkları sorunların tespiti ve ihtiyaçlarının analizi
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de iklim ve çevre göçmenlerinin göç öncesi, sırası ve sonrası süreçte karşılaştıkları sorunları ve bu süreçteki ihtiyaçlarını tespit etmektir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden çoklu durum çalışması kullanılmıştır. Çalışma grubunu Türkiye'de deprem, baraj projesi, sel sebebiyle göç eden 63 birey; belediye ve sivil toplum kuruluşlarında çalışan 43 birey olmak üzere toplam 106 kişi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı, iki ana grup için oluşturulan iki farklı yarı-yapılandırılmış görüşme formudur. Çalışma, her bir alt grubun dahil edilme kriterlerine uygun olarak seçilen 16 ilde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada elde edilen veriler, teknik düzenlemelerin ardından Maxqda nitel veri analiz programına işlenmiş ve tema, kategori, kodlara ayrılarak analiz edilmiştir. Ayrıca tespit edilen ihtiyaçlardan ön plana çıkanların saptanması amacıyla veriler, ikinci bir analize tabi tutulmuştur. Göçmenlerin elde edilen sonuçlar; göçmenlerin göç sürecinde ekonomik, psikolojik, ruhsal, kültürel, toplumsal ve temel ihtiyaçların karşılanamaması gibi sorunlarla karşılaştıklarını göstermektedir. Ayrıca göçmenlerin göç sürecindeki temel ve bireysel ihtiyaçlarının yanı sıra arama-kurtarma, hizmetlerin sunumu, teknolojik olanaklardan yararlanma, koordinasyon ve iletişim süreci ile ilgili ihtiyaçlarının olduğu saptanmıştır. Kurum ve kuruluşlarda görev yapan çalışanlardan elde edilen sonuçlar; belediye ve sivil toplum kuruluşlarının ekonomik ve idari alanda sorunlar yaşadıklarını ve hizmet verdikleri gruplara bireysel, lojistik ve temel ihtiyaçların giderilmesine yönelik destekte bulunduklarını ortaya koymaktadır. Bulgulara yönelik yapılan ikinci değerlendirmede ise yaşamı sürdürme ve koruma ihtiyacıyla ilgili ihtiyaçların ön plana çıktığı saptanmıştır. Araştırma sonuçlarına dayanılarak, iklim ve çevre göçmenlerinin ihtiyaçlarının karşılanmasında karşılaşmış oldukları sorunların çözümüne yönelik sosyal hizmet odaklı destek sistemlerinin oluşturulması önerilmektedir. Bu tür hizmetlerle göçmenlerin sorunlarından hareketle ihtiyaçlarının çözümüne yönelik kapsamlı bir destek ağı oluşturabilir, bu da onların ekonomik, psikolojik, kültürel ve toplumsal ihtiyaçlarının daha etkin bir şekilde karşılanmasını sağlayabilir.
Hemşehrilik ve hemşehri derneklerinin kültürel boyutu
Türk kültürünün tarihi gelişimi içerisinde göç olgusu, yönelimleri değişse de kültürel bellekteki kodlarıyla bir süreklilik içerisinde bugünü şekillendirmeye devam etmektedir. Yüzyıllık serüvenini geride bırakan Türkiye Cumhuriyeti, bünyesinde meydana gelen değişimlerle her manada büyük bir gelişim göstererek bugünkü toplumsal ve kültürel yapısını biçimlendirmiştir. Bu yüzyıllık arka plana bakıldığında iç göç sürecine bağlı olarak belirli olguların ön plana çıktığı görülmektedir. Bu olgulardan biri olan kentleşme deneyimi yalnızca insan hareketliliğiyle açıklanabilecek bir konu değildir. Kompleks bir yapı oluşturan kentleşmeye bağlı göçle birlikte insanlar, kente uyum sağlama ve kültürel kimliklerini koruma, geliştirme ve ifade etme aracı olarak "hemşehrilik" biçiminde nitelendirdikleri bir aidiyet zemininde kendilerine özgü tampon bir mekanizma geliştirmiştir. Bu çalışmada Türkiye'de kentleşmenin başlangıcını oluşturan iç göç sürecinin önemli mekanizmalarından biri olan hemşehrilik ve hemşehri dernekleri konusu, İstanbul'da faaliyette bulunan Karadeniz kökenli (Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize) dernekler üzerinden ele alınmaktadır. Hemşehriliğin ve hemşehri derneklerinin tarihi gelişimi, yapısal ve mekânsal özellikleri, kültürel boyutunda yer alan etkinlikleri, geçiş dönemleri, geleneksel müzik ve dans özellikleriyle mesleki tekelleşmeleri, medya ilişkileri, kültürel değişim ve dönüşümünde etkili olan faktörleri işlevsel bir çözümleme eşliğinde saptanmaya çalışılmıştır. Ayrıca Türkiye'nin siyasal, ekonomik ve toplumsal yaşamını etkileyen hemşehrilik olgusunun temelinde ve devamlılığında kültür kavramının önemi ve belirleyiciliği vurgulanmıştır.
Kırsaldan kente göç eden ailelerin parçalanmasının Türk dizilerinde temsili
Bu çalışmada ilk olarak aile ve göç kavramları incelenmiş olup bu kavramlar literatürde araştırılmıştır. Ülkemizde yaşanan göç hareketliliklerinde yola çıkarak özellikle kırsaldan kente yaşanan göç ve bu göçün sonucunda aile içinde yaşanan değişiklikler incelenmiştir. Göçün, göçle gelen aile fertleri üzerindeki etkileri, özellikle ailedeki kadın ve çocukların yaşanan göçten etkilenmeleri televizyon dizileri üzerinden ele alınmıştır. Hızla gelişen dünyamızda pek çok alanda yaşanan değişimler gibi kültürel alanda da değişimler olmuştur. Meydana gelen bu değişimlere bağlı olarak aile kurumunda da değişimler yaşanmıştır. Yıllardır kadının ait olduğu yer evi olarak kabul edilmişken üretim sektöründe yaşanan ilişkilerin değişmesiyle beraber kadınlarda iş hayatında yerlerini almaya başlamıştır. Böylece aile içerisinde kadının erkeğe olan maddi bağımlılığı ortadan kalkmıştır. Yaşanan tüm bu gelişmeler sonucunda aile değerlerinde değişimler oluşmaya başlamıştır. Kitle iletişim araçları arasında en yaygın araç olan televizyonun bu değişimleri izleyicileri yansıttığı ve yeniden ürettiği düşünülmektedir. Bu sebeple, tez çalışmamda 2011-2012 ve 2019 tarihlerinde ATV ve Kanal D ekranlarında prime time 'da uzun soluklu olarak yayınlanan üç farklı televizyon dizisinde ailenin değişimi incelenmiştir. Seçilen diziler üzerinden içerik analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda göç ile kırsaldan kente gelen ailelerin yapısında meydana gelen değişimlere televizyon dizilerinde yer verildiği; ancak meydana gelen bu değişimlere rağmen kalıp yargıların ve kültürel değeri oluşturan gelenek göreneklerin devamı sağlanarak yinelendiğini söyleyebiliriz.
Türk sinemasında iç göç filmlerinde mekan ve birey algısı
Sinema bir eğlence sanatı olmasına rağmen, yaratıcı sinema ile birlikte dünyadaki suçlara, gerçeklere yansız bir gözle ve en ahlaki boyutta bakmaya çalışır. 1960 yılının sonlarından itibaren tüm dünyada ve Türkiye'de görülen siyasi hareketlenmeye de sinema yine aynı gerçekçilikle bakmaya devam eder. Ülkemizde 1960'lı yıllarda başlayan en dikkat çekici toplumsal değişim hareketi olan göç, Türk sinemasını da etkiler. Bu örnekler ile küçük toplumsal detayları, mekanların farklılaşmasını, kitle beklentilerini ve değişimini okuyabilmek mümkündür. Göç olgusunu ele alan filmler 1960 yılından başlayarak onar yıllık dönemlerde incelendiğinde, göç edilen mekan ve bireylerin durumu, mekanların birey üzerinde etkilerinin filmlere yansıdığı izlenir. Her on yıllık dilimlerde ekonomik, politik ve kültürel değişkenlerle birlikte göçün etkileri de farklılaşır, göç edilen şehir, mekan ve eşyalar da değişime uğrar. Bu tez çalışmasında göç sorunsalı; yukarıda sayılan nedenler çerçevesinde, filmlerde yer alan mekan, eşyalar ile karakterlerin ilişkilerinin, yönetmenlerin izleyiciye aktarış biçimlerine nasıl yansıdığına tanıklık edilerek incelendi. Filmlerin analizinde sosyolojik araştırma yöntemi olan temellendirilmiş kuram yöntemi kullanıldı. Yöntem için gerekli olan filmlerin değişik dönemlere ait olmasının yanı sıra, farklı yönetmenler seçilerek özgün bakış açıları yakalanması hedeflendi. Filmlerin mekan görsellerinin çözümlenmesinde Henri Lefebvre'nin mekanın üretimi, şehir hakkı ve modern dünyada gündelik hayat kuramlarından faydalanıldı. Çalışmanın sonunda Türk sinemasında göç edilen mekanlardaki değişim ve bu değişimin birey üzerine yansımaları değerlendirilip, yorumlandı. Böylece günümüzde de halen artarak devam eden, uluslararası bir boyuta gelmiş olan göç olgusuna sinema ile yeniden bakma ve düşünme fırsatı yaratılması hedeflenmektedir.
Tarlabaşı'nda yaşayanların göç sürecinde değişen bilişsel sınırlarının irdelenmesi
Göçmen toplulukları yeni bir yere ve o yerdeki mevcut sosyal dokuya uyum süreçlerinde kendilerine dair bir takım izler oluşturmakta ve bu izler bize kentin bazı sosyomekânsal parçalarını –göçmenlerin kendi egemenlik alanlarını- tanımlamaktadır. Her fiziksel göç ile birlikte sosyal yapının da taşınması bu izleri belirgin hale getirirken; özellikle yoksul göçlerinde uyum sürecindeki kalabalık yaşamın varlığı ve dayanışma çerçevesinde sosyal birlikteliğin daha da sıkılaşması bu duruma daha fazla önem atfetmektedir. Kuvvetlenen bu sosyal birliktelik bünyesinde; mahremiyet alanı, egemenlik alanı ve savunulan alan algısını barındırmaktadır. Uyumun ve yardımlaşmanın sağlanamadığı, birlikteliğin oluşmadığı tezat durumlarda ise yabancılaşma gözlemlenmekte ve ayrıştırıcı sınırlar oluşmaktadır. Bu sebeplerle yoksul göçlerinde yeni yere uyum; göçmenlerin kendi sosyokültürel grupları içinde dayanışma ağları kurup, ağ içerisindeki sınırları muğlaklaştırdığı ve diğer kültürlere ve kentin kalanına yabancılaşarak, kendi ağları dışına daha net sınırlar çizdiği bir sürece dönüşmektedir. Egemenlik alanı / savunulan alan algısı, yoksul göçleri ve uyum süreçleri kavramlarına insan çerçevesinde odaklanan ve bu odağı Tarlabaşı örneği üzerinde irdeleyen çalışmanın temel savı mekân algısının mekânın fiziksel özellikleri kadar yaşattığı sosyal özelliklere de bağlı olduğu savunusudur. İnsan çevreyi, fiziksel ve sosyal yapının ayrılmaz bütünlüğü içinde; hem ondan etkilenerek hem de onu etkileyerek algılar. Bu noktada algı ve davranışa dair süreçlerin tutarlı bir analizi için salt fiziksel etmenlere odaklanmak yerine; psikolojik, sosyolojik, kültürel, ekonomik etmenler bir bütün içinde değerlendirmeye alınmalıdır. Bu gereklilik sebebiyle çalışma kapsamında bütünlüklü bir kuramsal altyapı sunan işlemselci (ing. transaksiyonalist) yöntemden yararlanılmıştır. Bu kuramsal çerçevede çevresel davranış, egemenlik alanı / savunulan alan algısı, yoksul göçleri ve uyum süreçleri değerlendirilmiştir. Bu çerçevede öncelikle işlemselci yöntem detaylı biçimde incelenmiş; çevre davranışın bilişsel kuramları çerçevesinde bilişim, algı ve davranışın bütünleşik süreçler olarak ele alınmasından faydalanılmıştır. Bilişsel haritalama ve mekân imgeleri üzerinde durulmuştur. Ardından bilişsel alan kuramları irdelenmiş; mahremiyet, egemenlik alanı ve savunulan alan olgularına yoğunlaşılmıştır. Göç çerçevesinde ise komşuluk ilişkilerini ve uyum sürecini yöneten, anlatan durumlar olarak uyum ve çevresel stres kavramları öne çıkmaktadır. Kuramsal çerçevenin ardından geliştirilen alan çalışmasında ise Tarlabaşı'nda yaşayan kişilerin egemenlik alanı ve savunulan alana dair algısının bağımlı olduğu faktörler araştırılmıştır. Göç öncesi, göç sonrası ve mevcut durum halinde süreci gösteren üç dönem; konut ve hane durumu, yaşam hissiyatı, komşulukla ilişki ve yardımlaşma, egemenlik alanı / savunulan alan algısı kapsamında karşılaştırılmıştır. Bununla birlikte yabancılar ve geçici ziyaretçiler ile göçmenlerin ilişkileri; kültürler arası ilişkiler; göçmenlerin Tarlabaşı'nın içinde ve dışında vakit geçirdiği yerler ve kentin bu parçaları hakkındaki düşüncelerine dair bilgiler edinilmiştir. Alan çalışmasında 41 kişilik bir görüşme grubuna anket yapılarak sosyodemografik özellikler, göç süreci, sosyal yapı ve kültürler arası ilişkiler ve bilişsel haritalamaya ait bilgiler edinilmeye çalışılmıştır. Bilgiler SPSS'e girildikten sonra frekans ve çapraz tablo analizleri yapılmıştır. Çapraz tablo analizlerinde X2 (Ki-Kare) testi yapılmış ve 0.05 altı değerler bağıntı olarak Kabul edilmiştir. Egemenlik ve savunulan alan konut ve boş vakitte gidilen yerlerin bilgileri sentezlenerek haritaya aktarılmıştır. Bunun sonucunda Tarlabaşı'nda sosyokültürel bağlam temelinde yerleşim ve egemenlik alanı tanımının ortaya konması amaçlanmıştır. Alan çalışması sonucunda sosyal ilişkilerin bileşeni olarak komşuluk ilişkisinin niteliği, yardımlaşma düzeyi, görüşme sıklığı ve ev ziyaretleri ile egemenlik alanı / savunulan alan algısı arasında bağıntı bulunmuştur. Komşuluk ilişkisi olumlu oldukça egemenlik alanı / savunulan alan sınırları genişlemektedir. Benzer şekilde semtte yaşam süresi ve ilişki kurulmak istenen sosyokültürel gruplar arasında da ilişki tespit edilmiştir. Göç eden toplulukların akraba, hemşeri ve komşuluktaki diğer kimselerle kurdukları dayanışma ağları ile çevresel stresi, yabancılaşmayı azaltıp kente uyum sağlamaya çalıştıkları ve izlenen bu süreçte egemenlik alanının daha dar olduğu tespit edilmiştir. Tüm bunlara ek; göç zamanı ve bu yerde geçirilen süre diğer göçmenler tarafından benimsenme konusunda önemli bir kıstas olarak tespit edilmiştir. Bu noktada kuramsal çerçevede edinilen bilgi; çalışmanın temellendiği savunuyla paralel biçimde kentin bir bütün olarak algılanması, deneyimlenmesi ve anlamlandırılması gerekliliğidir. Göç koşullarının olumsuzluğu bir yandan mevcut sosyal çevreyi güçlendirerek görece olumlu ve geniş mekânsal aidiyet sunsa da; beraberinde getirdiği kentin ve kentlinin kalanına ve sonradan gelen göçmenlere karşı yabancılaşma olumsuz görülmektedir. Mimarlık mesleği mekânın en nihayetinde bir araç olduğunun farkını hatırlayarak, mekân deneyimi ve algısının özünde sosyal, ekonomik, psikolojik ve kültürel faktörlerin etkisinde oluştuğunu göz önünde bulundurmalıdır.
İzmir'in Buca ilçesine göç eden yetişkinlerin göç nedenleri ve uyum düzeyleri ilişkisi
Son yıllarda ülkemizde büyük şehirlere doğru artan göç hareketleri görülmektedir. Bu göç hareketleri doğal olarak hem bireysel hem de sosyolojik sorunların tetikleyicisi olabilmektedir. İnsanlar; ekonomik nedenlerden, siyasi nedenlerden, kültürel nedenlerden, doğal nedenlerden, eğitim nedenlerinden, bireysel nedenlerden, savaş vb. nedenlerden ötürü iç göç ya da dış göç hareketleri gerçekleştirebilmektedir. İç göç hareketleri sonucunda göç eden kişilerde kendini gerçekleştirme problemleri, nevrotik eğilimler, psikotik eğilimler, duygusal kararlılık sorunları, aile ilişkilerinde problemler, sosyal ilişkilerde sorunlar ve antisosyal davranış sorunları görüldüğü çeşitli araştırmalar sonucu ortaya koyulmuştur. Çalışmanın tipi kesitsel ve tanımlayıcı bir araştırmadır. Bu çalışmada üzerinde durulması plananlanan iç göç faaliyetlerinin nedenleri ülkemizin özelliklerine göre açıklanacak olup iç göç nedenleri ile göç eden kişilerde kişisel ve sosyal uyum düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunup bulunmadığı test edilecektir. Bu çalışmada, iç göç edenlerin ne gibi uyum problemleriyle karşılaştığı, göç etme nedenlerine göre uyum sorunları yaşanıp yaşanmadığını da test edilecektir. Çalışma İzmir'in en çok iç göç alan bölgelerinden olan Buca ilçesinde yapılacaktır. TÜİK' ten edinilen bilgilere göre araştırmanın örneklemini 2014-2018 yılları arasında İzmir'in Buca ilçesine göç eden ve yaşamına İzmir'in Buca ilçesinde devam eden yaklaşık 129217 kişiden seçilecek olan 400 kişi oluşturacaktır. Araştırmanın örneklemini ise çalışma evreninden %95 güven aralığı %5 düzeyinde hata payıyla hesaplanarak basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 400 yetişkin oluşturmaktadır. Araştırmaya gönüllü olarak katılacak yetişkinlere Sosyodemografik Bilgi Formu ve Hacettepe Kişilik Envanteri (HKE) verilecektir. Veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilecektir.
Türk kadın roman yazarlarında göç kaynaklı toplumsal sorunlar
Göç, tarih öncesi çağlardan günümüze kadar birey ve toplumların hayatını derinden etkileyen; sosyal, psikolojik, ekonomik ve kültürel boyutları olan karmaşık bir olgudur. Birey ve toplum yaşamında bu kadar etkili bir faktör olmasından ötürü göç, sosyolojiden eğitime, psikolojiden sanata, hukuktan siyaset bilimine birçok disiplinin üzerinde önemle durduğu bir konudur. Bu olgunun en çok ele alındığı alanlardan biri de hiç şüphesiz edebiyat olmuştur. Jeopolitik, jeostratejik konumu ve sosyo-tarihsel geçmişinden ötürü tarih boyunca sayısız göç akınına sahne olan Anadolu coğrafyası, büyük oranda göç hareketlerinin yol açtığı değişimlere bağlı olarak şekillenmiştir. Göç olgusu, varlığını iç göçler, Balkan ve Kafkas göçleri, nüfus mübadeleleri, yurt dışına yapılan iş gücü göçleri ile daima sürdürmüştür. Yazarlar da birey ve toplum yaşamında sosyal bir gerçeklik olarak hep var olan bu göçlere duyarsız kalmamış romanlarında bu göçlerin sosyo-tarihsel ve psiko-sosyal sonuçlarına, sosyo-kültürel ve iktisadi yaşam üzerindeki etkilerine yer vermişlerdir. Cumhuriyet dönemi boyunca birçok yazar tarafından göç konusunu odağa alan çok sayıda roman kaleme alınmış. Bu yazar kadrosu içinde önemli kadın yazarlar da önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada Halide Edip Adıvar, Güzide Sabri (Aygün), Safiye Erol, Samiha Ayverdi, Mükerrem Kâmil Su, Peride Celal (Yönsel), Pakize Başaran, Adalet Ağaoğlu, Latife Tekin, Füruzan, Gülten Dayıoğlu, Sevgi Soysal, Afet Ilgaz (Muhteremoğlu), Ayla Kutlu, Ayşe Kulin ve Buket Uzuner gibi kadın yazarların göçü ana tema olarak işledikleri romanları, bütünlükçü bir bakış açısıyla irdelenecektir. Ayrıca bu romancıların eserlerinde göç kaynaklı hangi sorunlara, ne ölçüde ağırlık verdikleri ortaya konulacaktır. Bu noktada bu çalışmayla hem kadın yazarların göçe ilişkin düşüncelerinin tespit edilmesi hem de göçün ve göç kaynaklı toplumsal sorunların kadın yazarların gözünde nasıl bir anlam ifade ettiğinin ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır.
Biz olamayan ben(lik): Türkiyedeki Kürt göçmenlerin aidiyet deneyimleri
Kimlik, günümüzde içerisinde etnisite, dil, benzerlik-farklılık, din, ötekilik, aidiyet gibi birçok olguyu barındıran bir kavramdır. Siz konusu göç olduğunda bu kavramların anlamları süreç içerisinde ve konjonktüre göre değişkenlik göstermektedir. Türkiye gibi çok uluslu bir coğrafya söz konusu olduğunda ulus devlet kurulumu sonrası azınlık olarak kabul edilen toplumlar için kimliği anlamlandırmak daha karmaşık hale gelmektedir. Bu tez çalışması ulus devlet kurulumu sonrası anayasal olarak azınlık kabul edilmeyen Kürt etnik kimliğinin ekonomik sebeplerle yapmak zorunda kaldığı göçe yer vermektedir. Aidiyetin benzer olmaktan gelen ifadesi 'Biz' ile bireyselliğin vurgusu 'Ben' kavramlarının sınırları belirlenemem bu göç deneyimlerindeki ayrımına odaklanmaktadır. Etnografik bir alan çalışması çerçevesi ile gündelik hayatta aidiyet ve kimlik deneyimlerini görüşmecilerin kendi anlatımlarıyla aktarmaktadır. Çalışmada Türkiye'nin doğu ve batı olarak adlandırılan iki farklı bölgesinde yaşamış ve resmi olarak kabul edilen kimlik ile birlikte kendi etnik kimliklerini sürdü çalışan göçmen Kürt özneler yer almaktadır. Derinlemesine görüşmeler yapılarak gerçekleştirilen çalışma 5 kişi ile sınırlı tutulmuştur. Tez metninin temel soruları 'Biz' aidiyeti nerede oluşur ve bireysel olan 'Ben'e nerede ihtiyaç duyar? Aidiyet ve arada kalmışlık kimlik ediniminde nasıl bir rol oynamaktadır? Anahtar Kelimeler: Etnik Kimlik, Aidiyet, Arada kalmışlık, Biz, Göç, Doğu/Batı
Yerel yönetimlerde görev yapan meslek elemanı ve idarecileringöçmenlere yönelik algısı ve göçün yerel yönetimlerinhizmetleri çerçevesinde değerlendirilmesi
Araştırmada, yerel yönetimlerde görev yapan meslek elemanı ve idarecilerin göçmenlere yönelik algılarının ve göçün yerel yönetimlerin hizmetleri çerçevesinde nasıl değerlendirildiğinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda araştırmada karma yöntem yaklaşımı benimsenmiştir. Nicel veriler, İstanbul ilindeki yerel yönetimlerde görev yapan meslek elemanı ve idareciler arasından basit seçkisiz örnekleme yöntemiyle belirlenen 179 katılımcıdan; nitel veriler ise maksimum çeşitlilik örneklemesiyle seçilen 68 gönüllü yerel yönetim çalışanından elde edilmiştir. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından kullanılan iki aşamalı bir veri toplama seti ile toplanmıştır: yerel yönetim çalışanlarının göçmenlere yönelik tutumlarını belirlemek amacıyla "Göçmen Algısı Ölçeği" ve derinlemesine değerlendirme yapmak amacıyla hazırlanan "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu". Nicel veriler betimsel istatistikler ve korelasyon analizleri, nitel veriler ise içerik analiziyle çözümlenmiştir. Nicel bulgular, tehlike boyutunda özellikle göçmenlerin toplumsal çatışma ve siyasi yapı için risk oluşturduğuna ilişkin maddelere katılımın görece yüksek; vatandaşlık verilmesi, nefret söylemi ve sosyal mesafeye ilişkin maddelere katılımın ise düşük olduğunu göstermektedir. Cinsiyet ve belediyedeki pozisyon değişkenleri açısından, yöneticilerin tehlike ve sosyal dışlama boyutlarında daha yüksek, sosyal çalışmacıların ise sosyal içerme ve insancıllık boyutlarında en yüksek ortalamalara sahip olduğu saptanmıştır. Ölçeğin alt boyutları arasında, tehlike ve sosyal dışlama ile sosyal içerme ve insancıllık arasında anlamlı ve olumsuz; sosyal içerme ile insancıllık arasında ise anlamlı ve olumlu ilişkiler bulunmuştur. Nitel bulgular, yerel yönetim çalışanlarının göçmenlere yönelik barınma, sosyal yardım, sağlık ve eğitim hizmetlerini yerel yönetimlerin temel sorumluluk alanı olarak gördüklerini ve xiii sosyal uyumun dil eğitimi, kültürel etkinlikler ve farkındalık çalışmalarıyla desteklenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Genel olarak bulgular, göç yönetiminde yerel yönetimlerin stratejik bir rol üstlendiğini ve göçmenlere yönelik hizmetlerin daha kapsamlı, koordineli ve kapsayıcı biçimde planlanmasına ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.
Internal migration and initial family type in Turkey
In this thesis, the relationship between the initial family type and internal migration behavior of ever-married women who are in their reproductive age is investigated based on the 2013 Turkey Demographic and Health Survey data. This relationship has been analyzed by using the logistic regression analysis method—the intergenerational co-residence from the perspective of the younger generation used as the theoretical approach. In theory, it is assumed that intergenerational co-residence is common among agricultural societies, and with the introduction of industrialization and subsequently, through urbanization and migration, this pattern eventually decreases (Ruggles and Heggeness, 2008). The evaluation of the effect of migration on initial family types is based on this theory. The migration pattern in this study is categorized as urban to urban, urban to rural, rural to urban, rural to rural. The reason for migration is constructed in four categories, marriage, personal, family-related, and other. Likewise, the initial family type is the dependent variable and classified into two groups; namely, nuclear and extended family type. Moreover, the analysis conducted within the framework of the main sociodemographic characteristics of the respondents revealed the relational dimension of the subject being studied. This analysis was made by taking into account some characteristics of women in the period until their first marriage. Namely, educational status, participation in the labor force and social security status, as well as the age of first marriage, ethnicity and finally marital characteristics (marriage arrangement, consanguinity between spouses and brides money). The results showed that internal migration was an important factor for women establishing a new family. In particular, the migration pattern and reason for the last migration before first marriage affect the couple's family formation type in the first marriage.
1990'lardan 2016'ya Türkiye'de ülke içi yerinden edilmeyi deneyimlemek
Dünyanın pek çok ülkesi gibi Türkiye de ülke içinde silahlı çatışmaların yaşandığı ülkelerden biridir. 1984'ten beridir devam eden yaklaşık kırk yıllık çatışmalı sürecin en önemli sonuçlarından birisi de yüzbinlerce insanın yerinden edilmesidir. Söz konusu çatışmalı süreç nedeniyle iki kez ülke içi yerinden edilme olgusu yaşanmıştır. Bunlardan biri 1980'lerin sonu ve 1990'lar boyunca görülen ve daha çok ülkenin Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki kırsal yerleşim yerlerinin boşaltılması ile meydana gelen köyden yerinden edilmedir. Diğeri ise 2015 yılının son ve 2016 yılının ilk yarısında söz konusu bölgelerin bazı kentlerinde şiddetli çatışmaların meydana gelmesi sonucu yaşanan kentten yerinden edilmedir. Bu çalışmanın amacı hem köyden hem de kentten yerinden edilen kişilerin, hayatlarının iki farklı döneminde (ortalama yirmi beş yıl arayla) yaşadıkları yerinden edilmeyi nasıl deneyimledikleri, her iki yerinden edilmede karşılaştıkları sorunları, ihtiyaçları ve baş etme stratejilerini kendi anlatıları üzerinden keşfetmektir. Çalışma nitel araştırma yöntemleri ile yapılmıştır. Çalışmanın sahası 2015-2016 yıllarında kent içi çatışmaların yaşandığı ve kentten yerinden edilmenin meydana geldiği Diyarbakır-Sur, Şırnak Merkez, Cizre, Silopi, İdil ilçeleri, Mardin-Nusaybin ve Hakkâri-Yüksekova'dır. Belirtilen kentlerde 38 kişi ile (23 erkek, 15 kadın) derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler yarı yapılandırılmış görüşme formu ile gerçekleşmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen verilerin çözümlenmesinde Nvivo12 paket programından yararlanılmıştır. Çalışmanın analizinde beş ana tema elde edilmiştir. Ana temaların altında alt temalar (birinci ve üçüncü), alt temaların altında ise kategoriler yer almıştır. Çalışmada, sosyal hizmet kapsamında yerinden edilenlerin ekonomik, sosyal ve psikolojik boyutta yüz yüze kaldıkları pek çok sorunlarının ve karşılanmamış ihtiyaçlarının olduğu tespit edilmiştir. Yerinden edilenlerin söz konusu sorunlarıyla baş edebilmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması için, sosyal hizmet mesleğinin özgürleştirici değerlerinden hareketle, baskı karşıtı uygulama ve güçlendirme yaklaşımı temelli mesleki müdahalelerin yapılması gerektiği ortaya çıkmıştır. Anahtar Sözcükler; Ülke içi yerinden edilme, iki kez ülke içi yerinden edilme, Türkiye'de ülke içi yerinden edilme, ülke içi yerinden edilmeyi deneyimlemek, ülke içi yerinden edilenlerin sorunları, ülke içi yerinden edilenlerin ihtiyaçları, ülke içi yerinden edilenlerle sosyal hizmet
Kırsal göçmenin kimlik, aidiyet ve bağlılık mücadelesi: Rizeli göçmenler üzerine bir çalışma
Bu araştırma, kırsal göçmenin "memleketine özlemi ve bağlılığı" olarak da bilinen fakat göç ve kentleşme literatüründe daha geri planda kalmış bir toplumsal olgunun anlaşılır kılınması, açıklanması ve yorumlanması ile ilgilidir. Ülke içinde veya dışında farklı yerlere göç etmiş olan Rizeli göçmenler örneğinde ele alınan bu toplumsal olgu kendisini göçmenin bazı hâllerde memleketine geri dönmek ama çoğu hâlde çoklu bir yerleşim düzeneği içinde hayatını sürdürmek ve memlekete olan bağlılık duygusunu kendisinden sonraki kuşaklara da aktarmak için ortaya koyduğu değişik türden strateji ve uygulamalarla tezahür eden bir varoluş ve aidiyet mücadelesidir. Bu mücadeleyi anlaşılır kılmak ve açıklayabilmek adına çalışmanın münhasıran ilgilendiği temel hususlar göçmenlerin doğdukları yerlerden neden göç etmek zorunda kaldıkları ve bu etkenlerin göçmen tarafından nasıl anlaşıldığı ve yorumlandığı, onları doğdukları topraklarla irtibatlarını sürdürmeye iten düşünce, duygu, ilişkiler ve toplumsallaşma örüntülerinin neler oldukları ve göç ettikleri yerde kurdukları yeni hayat düzeni ve aile çevrelerinin onların bu çabalarını nasıl karşıladıkları ve ne oranda kendisine destek verdikleridir. Bu hususları aydınlatmak amacıyla araştırma sürecinde toplam 81 göçmen ile derinlemesine mülâkat yapılmış olup bu göçmenler göç amaçları veya sebepleri ve hâlen sürdürmekte oldukları ikamet biçimleri dikkate alınmak suretiyle amaca uygunluk yöntemi (kastî örnekleme) ile belirlenmiştir. Göç etmelerinin sebebi veya amacı bakımından kendileriyle mülâkat yapılan göçmenler dört alt kümeden oluşmaktadır. Bunlar; (i) orta veya yükseköğrenim görmek amacıyla göç edenler, (ii) girişimci olmak veya ticaretle uğraşmak amacıyla göç edenler, (iii) vasıfsız işçi olarak başka yerlerde istihdam imkânı aramak amacıyla göç edenler ve (iv) evlilik sebebiyle göç edenlerdir. Hâlen sürdürdükleri yerleşim düzeni bakımından ise göçmenler yine dört ana kümeden oluşmaktadır. Bunlar; (i) esas olarak Rize'de değil, göç ettikleri yerlerde yaşamakta olup, kısa veya uzun süreli tatiller veya hasat için yılın belli dönemlerinde kıra dönen ve bunun için kırda meskeni olanlar, (ii) göçün ardından tekrar kırsal kökenlerine dönüş yapanlar, (iii) kırdan göç edip, ardından Rize il merkezi veya ilçe merkezine dönüş yapanlar ve (iv) göç sürecinin bir devamı olarak hem kırda hem de başta Rize il veya ilçe merkezlerinden biri olmak üzere kentte ikamet edenler. Araştırma verileri göstermektedir ki, göçmenin kendi kökeni ile sürdürdüğü bağ ve bu amaçla ortaya koyduğu mücadele basitçe onun göç ettiği yerlerde kendine yeni ve anlamlı bir varoluş inşa edememiş olması ya da başarısızlığa uğramış olması değildir. Aksine birçok hâlde göçmen kendisini göç etmiş değil, zaten evine geri dönmek üzere geçici süreliğine gurbete çıkmış biri olarak görmektedir. Dahası onun memleketine olan aidiyet ve bağlılık mücadelesi başta erken dönem sosyalizasyonunun etkilerinden kaynaklanan fikirler, düşünceler ve duygular olmak üzere onun toplumsal kimliğinin önemli bir boyutunu temsil eden "bir yerden olma"yı nesiller boyu sürdürmek uğruna giriştiği değer yönelimli bir akılcı eylem olma vasfı taşımaktadır. Bu vasfıyla göçmenin mücadelesi modernliğin araçsal-formel akılcılığına pek de uygun olmadığı hâllerde bile Weber'in tabiriyle tarih üstü bir akılcılığın tezahürü olarak nitelendirilebilir görünmektedir. Ancak, bu mücadele ve onun almış olduğu somut biçim sonu olan bir mücadele gibi de durmamaktadır. Aksine, kimlik, aidiyet ve mensubiyet için ortaya konan çaba ve bunun nesiller boyu aktarımı ve sürdürülmesi her yeni neslin kendini içinde bulduğu toplumsal koşullar içinde yeniden değerlendirilen, yorumlanan ve bu suretle yeni bir içerik ve yönelim kazanan ve Bauman'ın akışkan modernlik diye tabir ettiği bir toplumsal varoluşun göçmen özelinde tezahür eden bir biçimi olarak nitelendirilebilir görünmektedir.
Gender difference in internal educational migration: Distance analysis between hometown and university for students applied for residing in the dormitories of general directorate of credit and hostels
There are few studies on migration for educational purposes, both in Turkey and around the world. However, as a result of globalization and shortening of distances, the movement of migration for educational purposes increased and continues increasing. This situation reveals the necessity of working on this subject. In this thesis, we analyzed the information about the profile of students who change their place of residence for university education. First, as a background, an information about the development of universities in Turkey has been given, and accommodation problems arising from this development have been mentioned. Also information about General Directorate of Credit and Hostels (KYK), the largest public institution that provides housing opportunities for university students in Turkey, has been given. As the major concept of this thesis, the aspect of gender and distance of educational migration has been examined based on the information of students who applied to be accommodated in KYK hostels in 2017-2018 academic year. In addition to multiple linear regression analysis, the relationship between gender and distance has been examined with descriptive statistics. Besides demographic, social and economic characteristics of students, their scores in university entrance exam have also been examined according to the gender and the distance. The average distance between the hometown and the university of students have been calculated as 443,89 km for female students and 512,81 km for male students. According to the analysis conducted by the ordinary least squares method(OLS), male students study in universities which are located at longer distances from their hometown than female students. Moreover, when descriptive statistics are considered, in all social-demographic groups male students move longer distance than females.
Living waste: Making a life in wasted spaces
This thesis traces a case of how internally displaced Kurds make a life after being forced to migrate to the cities of western Turkey. The research was conducted with internally displaced Kurdish waste pickers living in the Tarlabaşı district of İstanbul and takes their working processes, their life practices, politics, intellectuality and aesthetics as a significant research framework. Since the aim is the making of a life in the informal space of Tarlabaşı, I examine how they produce space, time, and practices through their labor process, political practices, writings and intellectual, artistic and aesthetic products. My thesis argument is that the informal space of Tarlabaşı provides opportunities for internally displaced Kurds to make a life outside of modern state grounds, i.e. in a space of autonomy. Existing in this autonomous space produces practices of transgressing state power permanently for the purpose of making a life, despite intentionally emerged political aims and agendas that target state power. In so doing, life itself consists of perpetual practices of violating not only state power (by illegally obtaining its amenities), but also capitalist market relationships, modern urban life's established normativity, and notions of regulated time and space in the city. Furthermore, I show how waste pickers apprehend and sense the world, and distinguish the common, structured and hegemonic way of the sensible. It is an attempt to find how internally displaced Kurdish waste pickers escape from the formal, the constituted, the normative and create a new way of living and being in the informal space.
The politics of everyday life in Malatya: Class, identity and space
This thesis offers a space-centered analysis of Kurdish question by examining the social exclusion of Kurdish migrants in Malatya, concentrating on both the political economy and everyday life. The case of Malatya is a particular story in the sense that there is a transformation of social exclusion to an inclusion story and Kurdish identity is redefined in terms of class in the everyday life. Thus, this research basically explores how class, identity and spatial relations intertwined in the everyday life by focusing on the everyday relations between Kurdish migrants and local people in Malatya. This thesis suggests the concept of social exclusion in order to define the "new poverty" and specifically the poverty of Kurdish migrants in Turkey; however, invites the reader to rethink the concept of social exclusion by adopting a critical approach to the concept. It is argued that social exclusion is not only caused by the entire exclusion of the poor from the economy but their inclusion to the labor market as low-paid workers without insurance. Social exclusion is analyzed within the theoretical framework of everyday life. The case of Malatya offers a particular incorporation story of Kurdish migrants. This thesis argues that both the embourgeouisement story and non-ghettoized characteristics of the city have ensured the transformation of social exclusion to an inclusion story. However, this is also an outcome of everyday resistance of Kurdish migrants to the social exclusion process by forming solidarity among the members of family. Therefore, this thesis claims that in order to observe those various patterns of Kurdish question, a space-centered analysis is necessary.
Çağdaş Türk sanatında arabesk kültür: Gülsün Karamustafa'nın işlerinde göç, kimlik ve estetik
Bu tezde, Çağdaş Türk sanatının bir alt kültür olan arabeskle kurduğu ilişkinin ilk örnekleri sayılabilecek Gülsün Karamustafa'nın işleri incelenmiştir. 1950'lerde siyasal ve ekonomik dönüşümlerin neticesinde kırdan kente doğru başlayan göç hareketi, 1980'lere dek uzanmış, bu göçün etkisiyle büyük şehirlerde – özellikle İstanbul'da- yeni bir kentli yaşam biçimi gündeme gelmiştir. Şehirdeki değişimin 80'li yıllardaki dönüşümüne tanık olan Karamustafa, göç olgusunu köycü söylemden farklı olarak incelemiş, çalışmalarında "yeni kentlilerin" yaşam biçimi olan arabesk kültüre odaklanmıştır. Arabesk kültürü "vakanüvis" bir bakış açısıyla incelediği ve resmettiği çalışmaları, sanatçının ilk dönem işlerini oluşturması ve dönemi anlamak bakımından önem arz etmektedir. Sanatçının işlerinde görülen bu bakış açısı, 1980'lerdeki kır-kent, geleneksel-modern, merkez-çevre kutuplaşmalarının ve birlikteliğinin görsel bir tarihyazımını sunmaktadır. Bu açıdan tezde sanatçının işleri üzerinden dönem hakkında bazı bilgilere ulaşılmaya çalışılmış, bununla beraber sanatçının ilk dönem çalışmaları incelenmiştir. Tezde, sanatçının 1980-1990 yılları arasında arabesk olgusuyla şekillendirdiği, kente göçenlerin yaşam biçimlerini takip eden ve "belgeleyen" işlerine odaklanarak dönemin olgularının çeşitli cepheleriyle tanınıp anlaşılmasına/çözümlenmesine katkıda bulunulması amaçlanmıştır. Gülsün Karamustafa'nın dönemin değişimlerini arabesk üzerinden aktardığı işleri, Çağdaş Türk sanatının ve arabeskin oluşum, gelişim ve dönüşümüyle beraber dört başlıkta değerlendirilmiştir. Sanatçının arabeski nasıl ele aldığını anlamak açısından ilk bölümde arabeskin anlamı ve kullanım alanları üzerine çeşitli görüşlere yer verilmiştir. İkinci olarak arabeskin tarihsel süreci Osmanlı'nın Batılılaşma hareketinden başlayarak, Erken Cumhuriyet dönemindeki kültür politikaları, çok partili dönemdeki merkez-çevre ilişkilerinin kültürel alana etkileri ve 1980 sonrasında metropol, küreselleşme ve kimlik siyaseti üzerinde durularak incelenmiştir. 80 sonrası Türk sanatındaki dönüşümler, arabeskin içinde barındırdığı göç, kimlik ve estetik olguları göz önüne alınarak sunulmuştur. Son bölümde ise sanatçının hayatı ve sanatına yer verilmiş, arabeskle ilişkilendirdiği çalışmaları göç, kültür ve kimlik, estetik başlıkları altında sunulmuştur.
Türkiye'de iç göç akımları, bu göçlerin emniyet ve asayişe etkileri ve göçlere karşı kolluk kuvvetlerinin alabileceği tedbirler
Bireylerin çeşitli sebepler ile bulunduğu yerden ayrılarak başka bir yere gidip yerleşmesine göç denir. Göçler genel olarak ülke içi yapılan iç göç ve ülke dışı yapılan dış göç şeklinde meydana gelir. Göç ekonomik, doğal, sosyal ve siyasal nedenlerle ortaya çıkar. Bu nedenlerin en başında ekonomik nedenler gelir. Bu sebepten dolayıdır ki göç genelde az gelişmiş bölgelerden gelişmiş bölgelere doğru ortaya çıkar. Ülkemizde 1950'li yıllardan itibaren göç hareketi yoğun bir şekilde başlamış olup, buna bağlı olarak kentleşme süreci de hızlanmıştır. Göçe bağlı olarak nüfus şehirlerde artarken kırsalda azalmıştır. Ülkemizde gerçekleşen iç göçler ekonomik yönden geri kalmış doğu ve güneydoğu Anadolu bölgelerinden ağırlıklı olarak gelişmiş Marmara ve Akdeniz bölgeleri doğrultusunda meydana geldiği değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de iç göç akımları, bu göçlerin emniyet ve asayişe etkileri ve göçlere karşı kolluk kuvvetlerinin alabileceği tedbirler konularında önerilerde bulunmaktır. Çalışmada genel olarak iç göçün sebepleri, emniyet ve asayişe etkileri ele alınmış, bu güne kadar yapılan inceleme ve araştırmalar ile göçe ilişkin veriler incelenerek göçlerin emniyet ve asayişe olan etkileri ortaya konulmuştur. Göçün emniyet ve asayişe olan olumsuz etkileri, işsizlik, gecekondulaşma, kültürel boşluk ve gettolaşmaya bağlı olarak suç ve mafya yapılanması üzerinde durularak, güvenlik güçleri açısından önemine dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Yapılan çalışmanın göç ve suç arasındaki bağlantıyı ortaya koyarak kolluk kuvvetlerine katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir.
Artvin halkının göç etme eğilimleri üzerine alan araştırması, Bursa örneği
Bu çalışmanın temel amacı, araştırmanın varsayımları doğrultusunda Artvin'den Bursa'ya, göç eden aile örgütlerindeki aktörlerin demografik, sosyolojik göç eğilimleri ile ilgili özelliklerini ortaya koymaktır. Göç, kentlileşme ve işsizlik ilişkilerinin sosyoekonomik analizleri nitel ve nicel araştırma yöntemleri kullanılarak incelenmiştir. İnceleme sırasında, anket, araştırma tekniği kullanılmıştır. Elde edilen veriler SSPS Programı aracılığıyla analiz edilerek sonuç ortaya konulmuştur. Araştırmaya konu olan temel sorun, Artvin ili sınırları içerisinde yaşayan yerel halkın başka illere göç etme eğilimlerinin olmasıdır. Bu eğilimler kapsamında, Artvin ilinden yoğun göçlerin olduğu iller arasında yer alan Bursa ili örneğinde, göçerlerin memleket algıları incelenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda, farklı yaş, gelir ve cinsiyetlerden örneklem gurubu oluşturulmuştur. Bu örneklem guruplarının anket sorularına verdiği cevaplara bakılarak göçerlerin, göç etme ihtiyaçlarının nasıl ortaya çıktığı araştırılmıştır. Bu tez çalışmasında temel olarak şu sorulara yanıt aranmıştır. "Hangi çevresel ve ailesel sebepler göç etmeyi hızlandırır?" "Coğrafi şartların, göçerlerin, göç etme eğilimleri üzerindeki etkileri nelerdir?" "Ailelerin gelir durumlarının göç etme eğilimleri üzerindeki etkileri nelerdir?" "Sosyal ihtiyaçların göç etme eğilimleri üzerindeki etkileri nelerdir?" "Göçerler, Bursa'ya göç ettikten sonra ne gibi sorunlar yaşamışlardır?" "Tersine göçü sağlamak için ne gibi önlemler alınabilir?" Yapılan araştırmada; gerçekleşen göçlerin doğum yeri, mahalle, köy açısından birbirinden büyük ölçüde etkilendiği görülmektedir. Özellikle birbirine yakın mahalle ve köylerden Bursa'ya göç edenler, göç ettikleri yerlerde ikamet ettikleri alanlarda, bir kümelenme oluşturmuşlardır. Bu durum, hemşeri ve akraba ilişkilerinin göç sonrasında karşılaşılan sorunlara karşı güç oluşturmasıyla yakından ilişkilidir. Aralarındaki dayanışma göçmenlerin yeni yerleştikleri yerlere kolay uyum sağlamalarına, neden olmuştur. Diğer taraftan Artvin'den göç eden kitlenin yarısından fazlasının çalışma çağında olan aktif nüfustan oluştuğu görülmektedir. Ekonomik nedenler, Artvin'den Bursa'ya yapılan göçlerde en önemli faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bursa'da yapılan saha araştırmasının sonucunda ailelerin büyük çoğunluğunun çekirdek aile yapısına sahip oldukları görülmektedir. Bunun nedeni göçerlerin bir kısmının iş arayışı içerisinde, Bursa iline göç etmeleri daha sonra da evlenip aile kurmalarından kaynaklanmaktadır. Göçmenlerin mevcut mesleklerinin göç ettikten sonraki mesleklerine benzerlik gösterdiği görülmekle beraber, değişen koşullar nedeniyle emekli olanların ve işçilerin oranında da artış yaşandığı görülmektedir. Artvinlilerin sahip oldukları meslekleriyle eğitim seviyeleri ve aylık gelirleri orantılıdır. Göçmen grubu içerisinde, ilkokul, lise mezunlarının ağırlıklı olduğu belirlenmekle birlikte, üniversite ve yüksekokul mezunlarının sayısı da oldukça yüksektir. Meslek ve eğitim durumuna göre de orta ve ortanın biraz üstünde gelire sahip kişilerin sayısının da yüksek olduğu görülmektedir. Göç ettikten sonra iş bulma oranları artmıştır. Mevsimlik de olsa meydana gelen tersine göç belki de ilerleyen zamanlarda kesin dönüşe yol açacaktır. Nitekim katılımcıların bir kısmı emekli olduğunda köylerine geri dönmek istemektedirler. Kırsal alanlarda göçü tetikleyen Artvin örneğinde de olduğu gibi nedenlerin ortadan kaldırılması bireylerin yaşadıkları yerlerden göçlerini önleyecektir. Bu da istihdamın artmasıyla olacaktır. Anahtar Kelimeler: Göç, kentlileşme, işsizlik, aile göçü
Tarihsel süreçteki iç göçlerin belediyelere etkisi: Ağrı örneği
Bu çalışmanın temel konusu, iç göçler, iç göçlerin belediyelere ve özellikle Ağrı Belediyesi'ne etkisi ile mevcut Belediyeler Kanunu 'dur. Betimleyici araştırmanın yapıldığı çalışmada bu iç göçlerin belediye bütçelerine etkisi ile bu hususlarda tespit edilen sorunlar ve çözüm yolları kaynaklar temelinde incelenmiştir. Bu tezde Ağrı Belediyesi sorumluluk alanında yarı yapılandırılmış mülakat sistemiyle varılan bulgulardan bilimsel çıkarımlarda bulunulmuştur. Çalışmanın temel amacı iç göçlerin neden ve sonuçlarını saptayarak bu iç göçlerin belediyelere olan etki boyutunu belirlemek ve çözüm önerilerinde bulunmaktır. Türkiye'de 30 büyükşehirde 63.669.493 kişi yaşarken, il dışına göç veren diğer 51 kentte sadece 19.835.493 kişi yaşamaktadır. Benzeri şekilde Türkiye'de Ağrı nüfusuna kayıtlı toplam 1.159.141 kişi iken, Ağrı'da resmi olarak ikamet eden insan sayısı yalnızca 536.199 kişidir. Bu veriler, şehirlerden büyükşehirlere doğru yaşanan en çarpıcı iç göç verileridir ve elbette bu veriler Türk belediyeciliğini de etkilemiş bulunmaktadır. Yanı sıra iç göçlerle göç veren kentin beyin göçü(bilgi göçü), sermaye göçü ve emek göçü de yaşandığından, kentte sanayi unsurları birleşememekte ve kentte sanayileşme ile ilerleme olamamaktadır. Diğer taraftan İller Bankası ile ilgili Kanun gereği, kent nüfuslarıyla belediye bütçeleri arasında doğru orantılı bir ilişki olduğundan ve bu ilişki uyarınca nüfusu göçlerle azalan kentin İller Bankası'ndan gelen belediye bütçesi de düşmektedir. Sonrasında azalan bütçe yüzünden belediyelerin alt yapı hizmet kapasitesi ve kalitesi de büyük oranda düşmektedir. İşte Ağrı Belediyesi de iç göç nedeniyle bu sorunları yaşayan belediyelerdendir. Bu nedenle özelde Ağrı'da, genelde ise dışa göç veren 51 ilde üretim ve istihdama yönelik yatırımlar yapılarak iç göçlerin makul bir düzeye indirilmesi önerilmektedir. İller Bankası ile alakalı yasanın değiştirilerek İller Bankası'nın nüfusu iç göçlerle azalan kent belediyelerine ya iki kat istihkak ayırması ya da nüfusa orantılı değil, kentin yüzölçümüne orantılı olarak bütçe tahakkuk ettirmesi düşünülmektedir.
Göç olgusuna teorik bir bakış
Bireyin veya toplulukların, coğrafik anlamda yer değiştirme eylemi göç olarak tanımlanmaktadır. Göç olgusunun yüzyıllardan beri süregelmiş varlığı içerisinde yer değiştirme eylemlerini görmek mümkündür. Ancak yer değiştirme hareketini kabul etmekle beraber, göç olgusunun geçen zaman içerisinde gelişip farklı anlamlar, farklı nitelikler kazandığı ve çeşitli kavramlar ürettiği aşikârdır. Toplumsal yapıdaki değişimin göstergelerinden biri göçtür. Ekonomik, sosyal ve siyasal sebep ve sonuçları olan göç, ülke içi ve ülkeler arasında meydana gelen bir olgudur. Çalışmanın konusu, ülke içinde ortaya çıkan iç göçlerin ekonomik nedenlerini teorik olarak belirlemektir. Sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan ailelerin geçindiremeyecek kadar çocuk sahibi olmaları hızlı nüfus artışına bağlı olarak göçe neden olmaktadır. Tarımın büyük ölçüde makineleşmesi, toprak sahiplerinin insan gücüne olan ihtiyacını azaltmıştır. Sanayileşme, devletin yanlış politikalarından ve kaçınılmaz doğal nedenlerden dolayı özellikle belirli metropollerin bazı bölge ve şehirlere göre orantısız bir şekilde daha fazla gelişmesine neden olmuştur. Ekonomik, sosyal, kültürel gibi faktörlerin etkisiyle gerçekleşen göç olgusu, yarattığı sonuçlar neticesinde göç veren ve göç alan merkezleri etkilemektedir. Bu etkileşim neticesinde göç kavramı varlığını sürdürmüş ve neticede her ülkede var olan bir olgu haline gelmiştir. Türkiye'de 1950'li yıllardan sonra yoğun olarak içgöç hareketi yaşanmış ve zaman içerisinde çeşitli süreçlerden geçmiştir. Günümüzde de içgöç hareketi Türkiye'de varlığını yoğun olarak sürdüren bir kavramdır. Bu çalışma sonucunda göç ile bir çok çalışma yapılabilir. Göç edenlerin kültürel değişimleri ile kültürel erozyon algıları ile ilişki incelenebilir.
Dispute settlement in Turkey: A case of dispute resolution process in istanbul
This thesis examines traditional and informal dispute resolution practices used by Kurds in Istanbul, who were internally displaced in the 1990s and migrated to Istanbul, for handling their daily disputes. It discusses that individuals and communities try to use the best options or easiest methods for handling their daily disputes as well as they try to use informal legal mechanisms through which they can maintain their customary law or traditional legal practices. More specifically, this thesis focuses on how displaced Kurds in Istanbul handle their disputes and how they maintain their customary law and traditional practices through using an informal dispute resolution process. When Kurds confronted with disputes, it is common to use their own traditional methods, customary ways, and informal practices, which they also carried to urban areas. This thesis demonstrates that customary and traditional legal practices used by Kurds can be implemented in a well-organized manner in urban area.