Inflammatory bowel diseases

89 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnflamatuar bağırsak hastalıkları'nda enteropatik artrit sıklığı

İnflamuar bağırsak hastalıkları (İBH), başlıca ülseratif kolit (ÜK) ve Crohn hastalığının (CH) ekstraintestinal belirtilerle ilişkisi sıklıkla gözlenmektedir. Artrit, ekstraintestinal bulgular arasında en sık görülenlerden biridir. Enteropatik artrit, kronik inflamatuar bağırsak hastalıkları ile ilişkili bir artrit şeklidir. Bu çalışmamızda, İBH'lı olgulardaki enteropatik artrit prevelansının belirlenerek, İBH (CH ve ÜK) tanısıyla izlenen hastalarda SpA ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Romatoloji ve Gastroenteroloji Polikliniğine 2019-2021 yılları arasında İBH tanısıyla başvuran hastaların kayıtları retrospektif olarak incelenerek çalışmaya dahil edilmişlerdir. 18 yaş üstü olan ve İBH tanısı ile takip edilen 62 hasta incelendi. Çalışmamızdaki hastalar ASAS (Spondiloartrit Değerlendirme Derneği) kriterlerine göre aksiyel SpA ve periferik SpA açısından değerlendirildi. Hastaların yaş, cinsiyet, İBH ve SpA tanı yaşı, inflamatuar bel ağrısı bulguları, daktilit, periferik artrit, üveit öyküsü, HLA-B27 analiz sonuçları, pelvis grafisi, sakroiliak eklem MRG sonuçları, BASDAİ skorlarına poliklinik anamnez notları ve hastane elektronik veri sistemi incelenerek ulaşıldı. Önceki poliklinik başvurularında bakılan ESH, CRP ve BASDAİ skoru değerleri kaydedilerek ASDAS-ESH ve ASDAS-CRP değerleri hesaplandı. Çalışmamıza 62 İBH tanılı hasta dahil edildi.62 hastadan 41 tanesi ÜK, 21 tanesi CH tanılıydı. İBH tanılı 62 hastanın 18'i (%29) SpA tanılıydı. SpA tanılı hastaların 9'u erkek, 9'u kadındı. Yaşları 18-74 arasında değişmekte olup, ortalama yaş 49 ± 11,23 yıl idi. Cinsiyet açısından kadın-erkek oranı açısından istatiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı (p=0.964). ÜK tanılı 41 hastanın 9'u (%21,9), CH tanılı 21 hastanın 9'u (%42,8) SpA tanılıydı. SpA tanılı İBH hastalarının 16'sında (%88,9), SpA tanısı olmayan İBH hastalarının ise 21'inde (%47,7) bel/kalça ağrısı vardı. SpA ve İBH birlikte olduğu hastaların 3'ünde (%16.7) SpA tanısı olmayan İBH hastalarının ise 1'inde (%2,3) ilk başlangıç semptomu olarak periferik artrit mevcuttu. Topuk ağrısı sadece SpA'lı hastalarda gözlenmiş olup, 5 hastada (%27,8) görüldü. Hastaların hiçbirinde psöriazis, üveit, üretrit/servisit mevcut değildi. İBH hastalarının 9'unda (%50), SpA tanısı bulunmayan hastaların 2'sinde (%4,5) aile öyküsü mevcut idi. Aile öyküsü açısından her iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı fark olduğu saptandı (p<0,05). Çalışmamızda İBH tanılı hastalardaki SpA sıklığı literatürle benzerlik göstermiş olup %29 olarak bulunmuştur. İBH'lı hastaların önemli bir bölümünün SpA ile birliktelik gösterdiği unutulmamalıdır. Enteropatik artrit tanısındaki gecikme hastalarda, fonksiyonel bozukluğa ve fiziksel engelliliğe neden olabilmektedir. Enteropatik artritin teşhisindeki gecikmenin engellenebilmesiyle optimal tedavi mümkün olabilmektedir. Bu nedenle İBH tanılı hastalar inflamatuar tipte bel ağrısı, artrit, daktilit, entezit gibi SpA düşündürebilecek bulgular açısından dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir.

ArtritBağırsak hastalıklarıSpondilit+1
Barış Çabuk
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnflamatuar barsak hastalarında algılanan stres ölçeği eşliğinde yaşam kalites I ve hastane anksiyete, depresyon ölçeğinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Gastroenteroloji polikliniğine başvuran İnflamatuar Barsak Hastalarında stres düzeylerini, anksiyete ve depresyon düzeylerini, yaşam kalitelerini nicelendirerek bunları hastaların hastalık tipi, sosyodemografik özellikler, laboratuvar değerleri, aktivite indeksleri ile ilişkilendirerek araştırmayı amaçlamıştır. Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiş bu hastalara gönüllü bilgilendirilmiş rıza formu ile ilgili kısaca bilgilendirme yapılarak ölçekleri kendilerinin doldurmaları istenmiştir. Aktivite indeksi olarak Ülseratif Kolit de Mayo indeksi Crohn Hastalarında Crohn aktivite indeksi kullanılmıştır. Çalışmamızda cinsiyete göre laboratuvar sonuçlarından hemoglobin ve ferritin değeri erkeklerde daha yüksek saptanmıştır. Crohn Hastalığında Ülseratif Kolit'e göre Hastane Anksiyete Depresyon ölçeğinin her iki skorunda yükseklik saptanmıştır. İş hayatına devam etmeyen grupta dışkılama sayısı, çalışan grupta hemoglobin değeri, yaşam kalitesinin fiziksel rol güçlüğü, emosyonel rol güçlüğü ve ağrı skorları daha yüksek saptanmıştır. Sigara kullanımının laboratuvar sonuçları ve ölçeklerle ilişkisinde anlamlı sonuç görülmemiştir. Biyolojik ajan kullanmayan grupta yaşam kalitesi ölçeğinin ağrı skorlaması, lökosit ve trombosit sayısı daha yüksek olurken biyolojik ajan kullanan grupta ölçek skorlamaları açısından anlamlı farklılık görülmemiştir. Kullanılan ilaç sayısı arttıkça yaşam kalitesinin fiziksel fonksiyon skorunda düşme olmuş ancak bununla birlikte laboratuvar sonuçlarında anlamlı bulgu saptanmamıştır. Hastalık aktivasyonu söz konusu olduğunda Hastane Anksiyete Depresyon ölçeğinde yükseklik, yaşam kalitesinde düşme saptanmıştır. Yaş ile Algılanan Stres Ölçeği arasında negatif korelasyon saptanmıştır. Hastalık yaşı arttıkça anksiyete ve depresyon azalmıştır. Sonuç olarak; İBH hastalık ve sosyal yükü ağır olan bir hastalık grubudur. Hastalar her vizitte ruhsal açıdan değerlendirilmeli stres, anksiyete, depresyon ve yaşam kalitesi açısından değerlendirilmelidir. Anahtar kelimeler: İnflamatuar barsak hastalığı, algılanan stres, sf-36, depresyon, anksiyete.

AnksiyeteDepresyonStres+3
Leyla Bölek
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sitokrom P450 2C19 (CYP2C19) genetik polimorfizmlerinin ülseratif kolit ve Crohn hastalığındaki etkileri

İnflamatuvar barsak hastalıkları (İBH), intestinal mukozanın kronik inflamasyonu ile karakterize hastalıklardır. Bu hastalıkların içinde yer alan ülseratif kolit (ÜK) ve Crohn hastalığı (CH) iki ayrı patolojik durumdur ve birbirinden farklı özelliklere sahiptir. Genetik faktörler bu bozuklukların patogenezinde önemli yer tutar. Hastalıkla ilişkili olabilecek genetik polimorfizmlerin saptanması, patofizyolojinin aydınlatılmasına yardımcı olabileceği gibi tanı ve tedavide, ayrıca tedavinin bireyseleştirilmesinde yol gösterici olabilir. CYP2C19 bir epoksijenaz enzimi olup araşidonik asitten vazodilatör ve anti-inflamatuvar özellikleri olan epoksieikozatrienoik asitlerin (EET) sentezinden kısmen sorumludur. İlaç metabolize eden enzim aktivitesinin inflamasyondan etkilendiği, akut ya da kronik inflamasyonun CYP enzim aktivite ve düzeyini inhibe edebileceği çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. CYP2C19 genetik varyantlarının Behçet hastalığı, diyabetik retinopati, koroner arter hastalığı, preeklampsi gibi inflamatuvar hastalıklar için risk faktörü olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, ÜK ve Crohn hastalarında CYP2C19*2 ve *17 genetik polimorfizmlerinin etkilerinin incelenmesidir. Kontrol grubuna 110 sağlıklı gönüllü, çalışma grubuna 131 İBH'lı hasta dahil edildi. Genetik analizler için polimeraz zincir reaksiyonu ve restriksiyon analizi yöntemi kullanıldı. Kontrol, ÜK ile CH grupları arasında CYP2C19*2 ve *17 genetik polimorfizmlerinin genotip ve alel sıklıkları açısından anlamlı farklılık saptanmadı. CH grubunda, genotipler ile tutulum lokalizasyonu (ileal, kolon ve ileokolon tutulum) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,05). Yabanıl (*1/*1) genotipi olan hastalarda, ileum tutulumu %20 ve kolon/ileokolon tutulumu % 80 dolayında iken, *2 veya *17 aleli taşıyan hastalarda lokalizasyon dağılımı sırasıyla %60 ve %40 dolayında idi (p<0,05). Hastaların tümü incelendiğinde, yabanıl genotipte (*1/*1) olanların yaklaşık %25'inde; yabanıl tip dışında kalan diğer genotiplerde olanların yaklaşık %10'unda cerrahi rezeksiyon öyküsü mevcut idi ve dağılımdaki fark anlamlı idi (p=0,02). Crohn hastalık davranışı, tanı yaşı, medikal tedavi tipi, ekstraintestinal bulgular, perianal hastalık gibi klinik özelliklerle genotipler arasında anlamlı ilişki bulunmadı. Çalışma sonuçları, CYP2C19*2 ve *17 polimorfizmlerinin inflamatuvar barsak hastalarının tanı, tedavi ve izleminde yararlı biyobelirteçler olabileceğini düşündürmektedir.

Crohn hastalığıFarmakogenetikKolit-ülseratif+3
Sıla Soylu Koçoğlu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Erken başlangıçlı inflamatuvar bağırsak hastalığı ve inflamatuvar bağırsak hastalığı benzeri kronik ishali olan çocukların sorumlu genler açısından araştırılması

İnflamatuvar bağırsak hastalığı (İBH), gastrointestinal sistemin kronik inflamatuvar bir hastalığıdır. Altı yaşından önce başlayan İBH çok erken başlangıçlı İBH, on yaşından önce başlayan İBH erken başlangıçlı İBH olarak sınıflandırılır. Özellikle çok erken başlangıçlı İBH'de genetik yatkınlığın önemli olduğu bilinmektedir. Erken başlangıçlı İBH ve benzeri hastalıkların patogenezinde monogenik nedenlerin daha sık olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızın amacı, erken başlangıçlı İBH ve İBH benzeri kronik ishal patogenezinde rol alan sorumlu genleri araştırmaktır. Çalışmaya, Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme Ünitesi'nde erken başlangıçlı İBH veya İBH benzeri kronik ishal nedeniyle izlenmekte olan 0-18 yaş arasındaki hastalar dahil edildi. Çalışma başlamadan önce klasik Sanger dizileme çalışması ve yeni nesil dizileme ile monogenik hastalık tanısı almayan hastalara tüm ekzom dizi analizi yapıldı. Çalışmaya 47 hasta [14 kız (%29,8), 33 erkek (%70,2)] dahil edildi. Semptomların başlama yaşı ortancası 36 ay (IQR 10-72) ve İBH tanı yaşı ortancası 3,7 yıldı (IQR 1,5-7,6). Yirmi beş hastada (%53,2) Crohn hastalığı, 18 hastada (%38,3) ülseratif kolit ve dört hastada (%8,5) indetermine kolit vardı. Dokuz hasta Ailevi Akdeniz Ateşi, iki hasta glikojen depo hastalığı tip 1b, bir hasta XIAP defekti, bir hasta kronik granülomatöz hastalık, bir hasta DOCK8 defekti, bir hasta IL10 reseptör alfa defekti, bir hasta LRBA eksikliği ve bir hasta NFKB2 eksikliği tanısı aldı. Çalışmamızda on yedi hastada (%36,2), erken başlangıçlı İBH'ye neden olabilecek monogenik neden saptandı. Otuz altı hastada (%76,6) SLC29A3 geninde varyant saptanmış olup; daha önce İBH ile ilişkili literatürde yer almamıştır. Bu varyantın İBH'li hastalarda önemli olabileceği düşünülmüştür. Çalışmada bulunan diğer varyantların İBH'ye yatkınlık yaratabileceği düşünülebilir.

DiyareDiyare-infantilDizi analizi+5
Duygu Demirtaş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran İnflamatuvar Barsak Hastalığı tanılı hastaların analizi

Amaç: İnflamatuvar Barsak Hastalığı tanılı hastaların acil servise başvuru şikayetleri, sıklığı, demografik özellikleri, laboratuvar tetkikleri ve aldıkları tanıları analiz ederek, acil tıp hekimlerine yol gösterici olması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'nda 01.01.2022-31.12.2022 tarihleri arasında retrospektif olarak yapılmıştır. Acil servise başvuran 18 yaşından büyük, bilinen İnflamatuvar Barsak Hastalığı tanılı 229 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalar, yaş, cinsiyet, bilinen kronik hastalıkları, vital bulguları, laboratuvar sonuçları ve başvuru şikayetlerine göre analiz edilmiş ve aldıkları tanılar ile sonlanımları karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmamızdaki olguların cinsiyet oranına bakıldığında erkek/kadın oranı 1,20/1 olarak bulundu. Crohn Hastalığının (CH) Ülseratif Kolit (ÜK) hastalığına oranı 1,75/1 idi Yaş ortalaması 42,7±14,12 (19-75) yıl idi. En sık tanılar %33,73 ÜK atak, %24,65 ile CH ataktı. Ek hastalıklar arasında Diyabetes Mellitus (p=0,009) ve hipotiroidinin (p=0,010) ÜK ile birlikteliği anlamlı idi. Kanlı ishal ile başvuru ÜK'de anlamlı olarak daha yüksektir (p<0,001). Kilo kaybı (p=0,014), siyah dışkılama (p=0,016), genel durum bozukluğu (p=0,004), kanlı kusma (p=0,016) ile acil servise başvuran olgularda ise hastane yatışı anlamlı olarak daha yüksek saptandı. Sonuç: İnflamatuvar Barsak Hastalığı tanılı hastalar acil servislere birçok şikayet ile başvurabilmekte ve farklı tanılar alabilmektedir. Çalışmamızda 132 olgu (%57,6) atak dışı dahili hastalıklar ve 33 olgu (%14,4) atak dışı cerrahi tanı almıştır. Her ne kadar acil serviste en sık CH ve ÜK atak olarak karşımıza çıksalar da aldıkları atak dışı tanılar da oldukça fazla görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Acil Servis; Crohn Hastalığı; İnflamatuvar Barsak Hastalığı; Ülseratif Kolit

Cerrahpaşa Tıp FakültesiCrohn hastalığıİnflamatuar bağırsak hastalıkları
Pınar Ezgi Çoban
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İnflamatuar bağırsak hastalığında öğün düzeni ve yaşam kalitesinin incelenmesi

Bu çalışmada hastaların beslenme durumları, beslenme alışkanlıkları ve besin tüketim sıklıkları ile öğün düzenleri değerlendirilmiş olup, bu veriler ışığında hastaların gastrointestinal semptomları, yaşam kaliteleri ve depresyon durumları ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya İnflamatuar Bağırsak Hastalığı tanısı konulmuş, iletişim sıkıntısı olmayan ve besin seçimini kendi başına yapabilen 18-75 yaş aralığındaki 50 birey dâhil edilmiştir. Kesitsel tipteki bu çalışma; İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Gastroenteroloji Polikliniği'ndeki hastalar ile etik kurul izni akabinde başlamış olup, Ağustos 2023 ile Eylül 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırma verileri; Genel Bilgiler ve Beslenme Davranışları Anketi, Besin Tüketim Sıklığı, 24 Saatlik Geriye Dönük Besin Tüketim Kaydı, İnflamatuar Bağırsak Hastalığında Yaşam Kalitesi Değerlendirme Anketi, Beck Depresyon Ölçeği ve Gastrointestinal Semptom Derecelendirme Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Çalışma sonucunda; Ülseratif kolit hastası bireylerin %20,0'ında (n=4) öğün atlanmakta olup, Crohn hastası bireylerde ise bu oran %40,0 (n=12) olarak tespit edilmiştir. Hastaların %82,0'ının (n=41) semptomlarını arttıran besinler olduğu ve bu besinlerin sırayla en çok; %21,0'ı (n=25) kuru baklagil, %14,3'ü (n=17) süt, %10,9'u (n=13) çiğ sebze olduğu, %50,0'ının (n=25) semptomlarını azaltan besinler olduğu ve bu besinlerin ise sırayla en çok; %18,2'si (n=12) yoğurt ve pişmiş sebze, %7,6'sı (n=5) pişmiş et olduğu belirlenmiştir. Hastaların besin tüketimleri incelendiğinde lif, B1 vitamini, B2 vitamini, B6 vitamini, C vitamini, folat, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve demir alım düzeyleri yetersizdir. Hastaların öğün düzenleri değerlendirildiğinde; öğün atlayan bireylerin GİS semptom skorları, öğünlerini düzenli tüketen bireylere kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p=0.020). Katılımcıların %14,0'ının (n=7) hafif depresyon ve %8,0'ının (n=4) orta şiddette depresyon grubunda oldukları belirlenmiş olup, Beck depresyon ölçeği toplam puanı ile İBH yaşam kalitesi ve GİS semptom skoru arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.001, p=0.044). Kadınların erkeklere kıyasla karın ağrısı puanları daha yüksektir (p=0.049). Sonuç olarak inflamatuar bağırsak hastalığı olan bireylerde beslenme durumunun ve öğün düzeninin, yaşam kalitesi ile GİS semptomlarını etkilediği tespit edilmiştir. Bu doğrultuda dengeli ve düzenli bir beslenme planı hastalığın yönetiminde önem teşkil etmektedir.

Bağırsak hastalıklarıGastrointestinal hastalıklarİnflamatuar bağırsak hastalıkları+1
Elif Nur Özen
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Erişkinlerde inflamatuvar barsak hastalığı ve çölyak hastalığı tanıları ile izlenen hastalarda LRBA (LPS responsive beige-like anchor) eksikliği ile ilişkili primer immün yetmezlik varlığının araştırılması

Bu çalışmada, inflamatuvar barsak hastalığı (İBH) ve çölyak hastalığı(ÇH) tanıları ile takip edilen erişkin hastalarda LRBA eksikliği ile ilişkili primer immün yetmezlik hastalığı varlığının araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla çölyak hastalığı (n=11) ve inflamatuvar barsak hastalığı (n=24) olan 35 hasta ve 13 sağlıklı kontrolün periferik kandaki, aktive edilen CD4+CD25highCD127low/-FoxP3+ Treg hücrelerindeki CTLA-4 ve LRBA protein ifadeleri akım sitometrik yöntemi ile değerlendirilmiştir. Sağlıklı kontroller ve hasta bireyler karşılaştırıldığında; Treg yüzdeleri İBH grubunda daha belirgin olmak üzere (İBH: %4,5, ÇH: %5,2) hasta grubunda daha düşük bulunmuştur (kontroller: %5,8, hasta bireyler: %5,1; p= 0,19). Ortanca CTLA-4 ve LRBA ifadeleri (FI) her deneydeki sağlıklı kontrollere göre düzeltme oranı uygulanarak karşılaştırıldığında; İBH olan hastaların 12'sinde (%50) düşük LRBA ifadesi saptanmıştır. Hasta ve sağlıklı bireylerin CTLA-4 ve LRBA ifadelerine göre saçılım grafiği incelendiğinde bu iki molekülün ifadeleri açısından lineer bir korelasyon saptanmıştır. LRBA ifadesi düşük tespit edilmiş 4 bireyin değerlendirildiği primer immün yetmezlik paneline yönelik yeni nesil dizileme analizinde İBH olan bir hastada LRBA geninde heterozigot kalıtılan yeni bir varyant saptanmıştır. Bu durum en büyük sekonder lenfoid organ olarak kabul edilen intestinal sistemin enteropati durumu ile ilişkili faktörler veya değişiklikler hakkında bilgi vermektedir. Diğer düşük ifadeye sahip bireylerin ve daha geniş başka hasta serilerinde ayrıntılandırılması gereken bu bilgiler İBH başta olmak üzere immün aracılı enteropatisi olan bireylerde tanı, etiyoloji ve tedavi sürecinde faydalı bilgiler verecektir.

Alerji ve immünolojiOtoimmün hastalıklarOtoimmünite+5
Ertuğrul Çağrı Bölek
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İnflamatuar bağırsak hastalığı olan bireylerde ilaç uyumu ile yaşam kalitesi arasındaki ilişki

Amaç: Bu araştırmanın amacı İnflamatuar Bağırsak Hastalığı (İBH) olan bireylerde ilaç uyumu ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma Ege Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı İBH Polikliniğinde yürütülmüştür. Araştırmaya örnekleme alınma kriterlerine uyan ve çalışmayı katılmayı kabul eden 251 İBH hastası dâhil edilmiştir. Veriler; Birey Tanıtım Formu, Harvey Bradshaw İndeksi, Basit Klinik Kolit Aktivite İndeksi, D Tipi Kişilik Ölçeği, Morisky Uyum Ölçeği ve İBH Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme tekniğiyletoplanmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için gerekli izinler alınmıştır. Veriler ki kare testi, t testi, Mann Whitney U testi ve spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalamasının =44,60±1.39 olduğu, %52,6 ̓ının kadın ve %47,4 ̓ünün erkek olduğu saptanmıştır. Morisky İlaç Uyum Ölçeğine göre; hastaların %70.9 ̓unun ilaç kullanımına uyum gösterdiği, %29.1 ̓inin ilaç kullanımına uyum göstermediği saptanmıştır. Ülseratif Kolit (ÜK) ya da Crohn hastası (CH) olma ile ilaç uyum düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Hastaların İBH Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalaması =162.65±29.33 olarak saptanmıştır. Ülseratif Kolit hastalarının İBH Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyut puan ortalamaları ile Crohn hastalarının İBH Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyut puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. Araştırmaya dâhil edilen hastaların İBH Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalamaları ile hastalık aktivite indeks puan ortalamaları arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır(p<0.05). Araştırmaya dâhil edilen hastaların Morisky Uyum Ölçeği Puan Ortalamaları ile İBH Yaşam Kalitesi Ölçeği Puan Ortalamaları arasında pozitif yönde, çok zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır(p<0.05). Sonuç: Çalışma sonucunda İBH hastalarının ilaç uyum düzeyi ile yaşam kalitesi arasında pozitif yönde, çok zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu; hastalığa uyum artıkça yaşam kalitesinin de daha iyi olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: İnflamatuar Bağırsak Hastalıkları, İlaç Uyumu, Yaşam Kalitesi

Bağırsak hastalıklarıGastrointestinal hastalıklarHasta uyumu+5
Nazlı Öztürk
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

İnflamatuar barsak hastalarında web tabanlı eğitimin hastalık aktivitesine, semptom yönetimine ve yaşam kalitesine etkisi

Amaç: Bu çalışmada; inflamatuar barsak hastalığı (İBH) olan bireylerde web tabanlı eğitimin hastalık aktivitesine, semptom yönetimine ve yaşam kalitesine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma; randomize kontrollü olarak Temmuz 2015–Mayıs 2017 tarihleri arasında İzmir'de bir eğitim ve araştırma hastanesinin gastroenteroloji polikliniğinde yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini basit tabakalı randomizasyon yöntemi ile belirlenen web tabanlı eğitim grubunda 30 hasta ve standart eğitim grubunda 30 hasta olmak üzere toplam 60 hasta oluşturmuştur. Veriler Hasta Tanıtım Formu, İBH Aktivite İndeksleri, İBH Semptom Kontrol Listesi ve İBH Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Hastalığın tanımı, anatomisi, semptomları, tedavi ve beslenme yönetimi gibi hastalıkla ilgili bilgiler web sitesi veya eğitim kitapları aracılığı ile hastalara sunulmuştur. Veri toplama formlarının tümü sekiz haftada tamamlanmıştır. Web tabanlı eğitim grubundaki hastalarla ilk değerlendirme yüz yüze, sonraki değerlendirmeler ikinci, dördüncü ve sekizinci haftalarda web sitesi üzerinden yürütülmüştür. Standart eğitim programında ise tüm değerlendirmeler yüz yüze görüşme yöntemiyle yapılmış, eğitimler eğitim kitaplarıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın uygulanması için gerekli etik izinler alınmıştır. Bulgular: Her iki eğitim grubunda da hastaların yarıdan fazlası erkektir. Yaş ortalaması web tabanlı eğitim grubunda 37.26±12.99, standart eğitim grubunda 41.63±11.85'tir. Web tabanlı eğitim grubunun %40.0'ı, standart eğitim grubunun %53.3'ü ilköğretim mezunudur. Her iki eğitim grubunda da hastaların %53.3'ü ülseratif kolit tanısı almıştır. Çalışma başlangıcında çoğunlukla hafif hastalık döneminde olan hastaların, ilerleyen ölçüm zamanlarında çoğunun remisyona girdiği, ancak ölçüm zamanlarına göre hastalık aktiviteleri bakımından gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. Hastaların gastrointestinal semptomlarının şiddet ortalamaları incelendiğinde; standart eğitim grubunda diyare, dışkıda mukus ve karın ağrısı semptomlarının, web tabanlı eğitim grubunda karın ağrısı ve iştahta azalma semptomunun anlamlı olarak azaldığı saptanmıştır. Web tabanlı ve standart eğitim gruplarındaki hastaların diyare, karın ağrısı, dışkıda kan, dışkıda mukus, tenesmus, rektal hassasiyet, bulantı ve iştahta azalma semptomlarının şiddeti ortalamaları bakımından zaman etkileşimi açısından anlamlı bir fark olduğu, eğitim grupları açısından bir farklılık olmadığı belirlenmiştir. Web tabanlı eğitim grubundaki hastalarda İBH YKÖ toplam puan ortalamaları bakımından çalışmanın başlangıcında tanı, defekasyon sayısı ve genel durumlarını değerlendirme değişkenleri arasında grup içinde anlamlı fark olduğu; web tabanlı eğitim grubundaki ülseratif kolit hastalarının başlangıç dönemindeki hastalık aktiviteleri ile İBH YKÖ sistemik ve sosyal fonksiyon alt boyutları arasında negatif yönlü orta derecede anlamlı bir ilişki olduğu ve hastalık aktivitesi artarken, bu alt boyutlarda yaşam kalitesinin azaldığı saptanmıştır. Çalışmanın sonuna kadar olan süreçte, web tabanlı ve standart eğitim gruplarındaki hastaların yaşam kalitesi puanlarının birbirine benzer olduğu, grup içinde ve gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı, ancak zamanla hastaların yaşam kalitesinde bir iyileşme olduğu görülmüştür. Sonuç: Hemşire tarafından oluşturulan web sayfası ve eğitim kitapları kullanılarak verilen yapılandırılmış hasta eğitimi sonucunda; web tabanlı ve standart eğitim verilmesi arasında büyük farklılıklar olmadığı, her iki eğitim grubunda da yaşanan semptomların şiddetlerinde, hastalık aktivitesinde ve yaşam kalitesinde iyileşme olduğu görülmüştür. Web tabanlı İBH eğitim programının hastalık aktivitesini, semptom yönetimini ve yaşam kalitesini etkilemek açısından standart eğitimden farklı olmadığı, hangi yöntemle olursa olsun hastaların gereksinimlerine göre yapılandırılmış ve bireyselleştirilmiş hasta eğitim programlarının etkili ve önemli olduğu sonucuna varılmıştır.

Hemşirelik eğitimiİnflamatuar bağırsak hastalıklarıİç hastalıkları
Berna Nilgün Özgürsoy Uran
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anti-TNF tedavisi alan olgularda uygulama öncesi ve sonrasında serum inflamasyon belirteçlerinin seyrinin değerlendirilmesi

Tümör nekrozfaktörü (TNF) çoğunluğu makrofajlar tarafından üretilen, geniş sitokinailesinin bir üyesidir. Farklı sitokinler farklı mesajlar iletir ancak sitokinler bağışıklık, inflamasyon, hücre büyümesi, hücre göçü, fibrozis, vaskülarizasyon dahil olmak üzere birçokönemli biyolojik süreçte kilit rol alır. Dolayısıyla bu kadar önemli görevleri olan sitokinailesinin birçok hastalıkta da tedavi anlamında önemli görevleri bulunmaktadır. Anti-TNF tedaviler çeşitli inflamatuvar hastalıklarda genellikle birinci sıra tedavilerden yarargörmeyen hastalarda kullanılmaktadır. Anti-TNF tedavinin başlıca kullanıldığı inflamatuvar hastalıklarRomatoid Artrit (RA), Ankilozan Spondilit (AS), İnflamatuvar Bağırsak Hastalıkları (İBH) vePsöriatik Artrit (PSA)'tir.Şu anda onaylanmış beş anti-TNF ilaç bulunmaktadır: İnfliximab, Etanercept, Adalimumab, Golimumab ve Sertolizumab. Akut veya kronik inflamasyonda kullanılan bazı inflamatuvar belirteçler vardır. Nötrofil-lenfosit oranı (NLR), trombosit-lenfosit oranı (PLR), sistemik immün inflamasyon indeksi (SII) ve CRP/albümin oranı (CAR) gibi çeşitli immün inflamatuvar temelli indeksler gösterilmiştir. Yapılan son çalışmalar bu biyobelirteçleri inflamasyonu belirlemek, tedavi yanıtını değerlendirmek, hastalık aktivitesini değerlendirmek için potansiyel birer belirteç olarak tanımlamaktadır. Günümüzde hem romatolojik hem de İBH hastalarında anti-TNF tedavinin etkinliğini net olarak değerlendirebilecek spesifik bir belirteç yoktur.Bu çalışmada anti-TNF alan hastalarda uygulama öncesi ve sonrasında serum inflamasyon belirteçlerinin seyrinin değerlendirilmesiyle tedavi yanıtını ve/veya yanıt yetersizliğini öngörebilmeyi amaçladık. Çalışmaya, Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Ayaktan Tedavi Ünitesine 10/2021– 09/2022 tarihleri arasında anti-TNF-α tedavisi almak için başvuran 80 gönüllü hasta dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastalar Romatoloji ve Gastroenteroloji kliniklerinde takipli, en az 3 aydır anti-TNF-α tedavisi almakta olan ve remisyonda takip edilen hastalardan seçilmiştir. Çalışma prospektif yapılmıştır. Hastaların sosyodemografik ve karakteristik özellikleri hastane otomasyon sisteminden geriye dönük incelenmiştir. Hastalara ait kaynaklardan tanı konulma anındaki yaş (yıl), cinsiyet, hastalığın tanısı, hastalık süresi (ay), fistül ve/veya perianal apse varlığı (İBH hastalarında), anti-TNF-α kullanım sıklığı (hafta), anti-TNF-α kullanım süresi (ay), anti-TNF-α değişikliği, anti-TNF-α advers etki, steroid bağımlılığı, steroid direnci, ek hastalık varlığı ve İBH nedeni ile cerrahi tedavi öyküsü kaydedilmiştir. Hastalar kendi tedavi periyotlarına göre tedavilerini 8 haftalık, 4 haftalık, 2 haftalık ve 1 haftalık aralıklarla almıştır.0. gün tedavi öncesi, 1. gün tedavi başı, 7. 14. ve 28. günler tedavi ortası olarak değerlendirilmiştir. Serum örneklerinin sonuçlarına göre NLR, PLR, SII ve CAR değerleri çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların %20'si (n=16) İBH hasta grubunu oluştururken hastaların %80'i (n=64) İBH dışı hasta grubunu oluşturmuştur. İBH hasta grubunun yaş ortalaması 38,25 (±15,04) iken İBH dışı hasta grubunun ise 44,78 (±11,90) saptanmıştır. İBH grubunda hastaların %43,8'i (n=7) ADA, %37,5'i (n=6) İFX ve %18,8'i (n=3) Vedolizumab, İBH dışı grubun %37,5'i (n=24) İFX, %18,8'i (n=12) CZP, %15,6'sı (n=10) ETA, %15,6'sı (n=10) GOL ve %12,5'i (n=8) ADA kullanmıştır. Çalışmada, İBH grubunda yer alan hastaların anti-TNF tedavi döngülerinin başında NLR ve SII'da anlamlı azalmalar tespit edilmiştir. İBH dışı grupta tedavinin başında NLR ve PLR'de anlamlı azalmalar tespit edilmiş ve tedavi ortasına gelindiğinde NLR ve PLR'de anlamlı azalmaların devam ettiği, SII ve CAR'da da bu dönemde anlamlı azalmaların görüldüğü tespit edilmiştir.Hasta gruplarının anti-TNF ajanlara göre biyobelirteçlerinin değerlendirilmesinde özellikle İFX tedavisi sonrası anlamlı sonuçlar tespit edilmiştir. İBH grubunda yer alan hastaların anti-TNF tedavi döngülerinin başında NLR, PLR ve SII'da anlamlı azalmalar tespit edilmiştir. Tedavinin ortasında ise PLR ve SII'da anlamlı azalmaların devam ettiği tespit edilmiştir.İBH dışı grupta ise tedavinin başında PLR ve CAR'da anlamlı azalmalar tespit edilmiştir ve İFX tedavisini 8 haftada bir alan hastalarda tedavinin ortalarına gelindiğinde PLR'de anlamlı artışlar görülmüştür. Sonuç olarak hem İBH hem İBH dışı hasta gruplarında anti-TNF tedavilerin sonrasında tedavi yanıtının değerlendirilmesinde NLR ve SII'ın ortak olarak kullanılabileceği, PLR ve CAR'ın daha çok İBH dışı grup hastalarda anlamlı değerlendirmelerde kullanılabileceği tespit edilmiştir. Özellikle PLR'nin İBH dışı grupta tedavi başı ve ortasında tedavinin sürdürülmesi, ek ajanlara geçilmesi, tedavi sıklığının artırılması gibi değerlendirmelerde daha etkin kullanılabileceği tespit edilmiştir. İBH dışı grupta IFX tedavisi alan hastalarda PLR'nin tedavi ortasında artması, yoğunlaştırılmış anti-TNF tedavinin hastalıkların remisyonunda daha faydalı olabileceğini akla getirmektedir. Özellikle GOL tedavisi alan hastalarda tedavi sonrası yanıtın, tedavinin ortasında anlamlılık kazanması GOL tedavisinin etkinliğinin tedavinin ortalarına doğru ortaya çıktığını düşündürmektedir. Biyobelirteçlerin anti-TNF tedavi yanıt ve takibi bakımından klinik pratikte kullanımını öngörebilmek içinyüksek volümlü hasta sayıları içeren daha ileri çalışmaların yapılması gerekmektedir ancak mevcut çalışmamızın daileri çalışmalara referans olabilecek sonuçları olduğugörülmektedir. Anahtar kelimeler:Anti-TNF Tedavi, Serum İnflamasyon Biyobelirteçleri, İnflamatuvar Bağırsak Hastalıkları

BiyobelirteçlerTümör nekroz faktörleriİnflamasyon+1
Ali Öz
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Biyolojik ajan kullanan inflamatuar barsak hastalarında primer ve sekonder yanıtsızlık oranları ve bu oranlar üzerinde etkili faktörler

Amaç: İnflamatuvar barsak hastalıkları içerisinde yer alan Crohn Hastalığı (CH) ve Ülseratif Kolit (ÜK) gastro-intestinal sistemin kronik, eksaserbasyon ve remisyonlarla seyreden immün aracılı hastalıklardır. Biyolojik ajanların İBH erken dönemlerinde kullanılmaya başlanması İBH ilişkili operasyon ve komplikasyon oranlarını azaltmıştır. İBH'de farklı inflamatuar yolların GİS hasarında rol oynadığı bu nedenle aynı kliniğe sahip hastalarda farklı inflamatuar yolların rol alması nedeni ile farklı biyolojik ajanlara yanıt verdiği gösterilmiştir. Hastalığın seyri esnasında aynı hastada bile immün sistem plastisitesi nedeni ile farklı inflamatuar yolakların aktivasyonu kanıtlamıştır. Bu nedenle bütün inflamatuar barsak hastaları aynı biyolojik ajana yanıt vermeyebilir veya yanıt alınan bir ajanın kullanım esnasında yanıtsızlık gelişebilmektedir. Bu bilgiler ışığında primer ve sekonder yanıtsızlık kavramları tanımlanmış olup sonraki tedavi basamaklarının planlanması açısından bu ayrımın yapılması büyük öneme sahiptir. Çalışmamızın amacı biyolojik ajan naif hastalarımızda primer veya sekonder direnç oranları ile intolerans oranlarının ortaya konması, bu oranlarda etkili olabilecek hasta ve hastalık özellikleri ile konkomitan ilaç kullanımı gibi faktörlerin araştırılması ve bu ajanlarda tedavide kalım oranlarının saptanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde Ocak 2006 ve Ocak 2022 tarihleri arasında Gastroenteroloji poliklinik ve kliniğinde Ülseratif Kolit, Crohn, Klasifiye Edilemeyen İnflamatuvar Barsak Hastalıkları/İndetermine Kolit (IBDU/IC) veya De Novo Crohn tanıları ile takip edilen 6548 hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirildi. 18 yaş ve üzerinde, bir veya daha fazla basamak biyolojik ajan kullanmış olan 695 İBH hastasının verileri çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, hastalık tutulumları, şiddetleri ve süreleri, biyolojik ajan öncesinde kullandıkları tedaviler; EİM, cerrahi, aile ve sigara hikayesi varlığı, biyolojik ajanlarla konkomitan kullanılan immünmodülatör tedaviler, biyolojik ajan esnasında görülen intolerans, hospitalizasyon gerektiren enfeksiyon, Tüberküloz, Zona zoster ve herpes labialis gelişim durumları da incelendi. İlk basamak biyolojik tedavide 12,24,26 ve 52. hafta klinik yanıt durumları; EİM varlığı, hastalık süresi, sigara hikayesi, perianal hastalık varlığı ve konkomitan immünmodülatör kullanımının klinik yanıt durumu üzerine etkisi, ajanlara bağlı intolerans oranları ve tedavide kalım oranları değerlendirildi. Bulgular: Biyolojik naif hasta grubunda primer yanıtsızlık oranları Adalimumab kolunda %7,6, İnfliksimab kolunda %8,1, Sertolizumab pegol kolunda %0, Vedolizumab kolunda %28,6 ve Golimumab kolunda %0 izlenmiştir. (p=0,25; 12.hafta yanıtları değerlendirilen hasta sayısı ADA n=356,İNF n=249, CZP n=11, VED n=7, GOL n=3) 52. hafta klinik yanıtsızlık ve yanıt kaybı değerlendirildiğinde Adalimumab %34, İnfliksimab %31,3, Sertolizumab pegol %36,4, Vedolizumab %42,9 ve Golimumab için %33,3 görülmüştür. (p=0,93) Biyolojik naif Crohn ve ÜK hastalarında 52.hafta yanıtsız veya klinik yanıt kaybının en az görüldüğü ajan İnfliksimab olarak izlenmiştir. (p=0,91) AZA kombinasyon tedavisi ile biyolojik monoterapi etkinliği açısından Crohn hastalarında İnfliksimab AZA kombinasyonunda 12. ve 52.hafta klinik yanıt oranları daha yüksek görülmekle birlikte Adalimumab açısından tam tersi bir sonuç saptanmıştır. (INF p=0,87 ve ADA p=0,59) ÜK hastalarında hem 12 hem de 52.hafta klinik yanıt oranları Adalimumab ve İnfliksimab'ın AZA kombinasyon tedavileri, bu ajanların biyolojik monoterapisine göre daha düşük izlenmiştir. (p=0,33 ve p=0,22) EİM olan hastaların klinik yanıt oranları, EİM olmayan gruba göre daha yüksek izlenmiş, özellikle ÜK hastalarında EİM olanlarda istatistiksel anlamlı olarak 24,36 ve 52.hafta klinik yanıt oranları daha yüksek izlenmiştir. (sırasıyla p=0,019,p=0,019 ve p=0,016) Sigara kullanımının yanıt oranları üzerinde belirgin etkisi izlenmemiş ancak sonuçlarımız istatistiksel anlamlılık göstermemiştir. Hastalık süresinin klinik yanıt oranları üzerinde etkisi açısından belirgin ve istatistiksel farklılık olmamakla birlikte hastalık süresi 5 yıl üzerinde olanlarda yanıt oranları daha yüksek izlenmiştir. Özellikle ÜK hastalarında hastalık süresi 5 yılın üzerinde olan grupta 52.hafta klinik yanıt oranları istatistiksel olarak daha yüksek izlenmiştir. (p=0,032) Biyolojik naif İBH tedavide kalım oranlarını değerlendirdiğimizde Adalimumab ve İnfliksimab kolları arasında 12. ve 24.aylarda benzer oranlar izlenmekle birlikte, özellikle 24.aydan sonra İnfliksimab lehine daha yüksek tedavide kalım izlenmiştir. (Crohn p=0,66 ve ÜK p=0,59) Sonuç: Biyolojik ajanlar ÜK ve Crohn hastalarının tedavisinde etkili ajanlardır. İlk basamak biyolojik ajan tedavisinde birçok çalışmada belirgin bir üstünlükten bahsedilmemekle birlikte kendi kohortumuzda 52.hafta klinik yanıtları göz önünde bulundurulduğunda İnfliksimab diğer ajanlardan daha iyi yanıt oranlarına sahip olduğunu gözlemledik. Tedavide kalım oranlarının da İnfliksimab kolunda daha yüksek olduğunu izledik. Hasta ve hastalık özelliklerinin biyolojik ajan yanıtlarını öngörmede etkili olabileceğini özellikle hastalık süresi ve ekstra-intestinal tutulum gibi alanlarda gözlemledik. Anahtar Kelimeler: İnflamatuar barsak hastalıkları, Crohn hastalığı, Ülseratif kolit, Biyolojik ajanlar, Adalimumab, İnfliksimab, Primer yanıtsızlık, Sekonder yanıtsızlık, Tedavide kalım

AdalimumabBiyolojik ürünlerCrohn hastalığı+4
Zeynep Eroğlu
Ankara University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İnflamatuvar barsak hastalarında depresyon ve umutsuzluk düzeyinin belirlenmesi

Araştırmanın evrenini Ankara Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi İnflamatuvar Barsak Hastalıkları ve Hepatoloji Polikliniği'ne kayıtlı 1020 inflamatuvar barsak hastası (İBH) oluşturmuştur. Araştırmaya katılmaya gönüllü olan, sözlü ve yazılı onamları alınan 278 İBH hastası ile örneklem tamamlanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak hastaların tanıtıcı özelliklerini belirlemek amacıyla literatür doğrultusunda geliştirilen anket formu ile Beck Umutsuzluk (BUÖ) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde ve ortalama, Mann-Whitney U Testi, Ki-kare ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Bu araştırma doğrultusunda, 148 ülseratif kolit (ÜK), 130 crohn hastasının (CH) yaş ortalaması 45.95±12.25 yıldır. ÜK hastalarının %62.2'si, CH hastalarının %60'ı erkektir. Araştırma grubunun depresyon ve umutsuzluk puanı ortancası sırasıyla 11 ve 5 olarak hesaplanmıştır. Örneklem grubunun %7.9'unda 'şiddetli depresyon' bulguları görülürken; %31.7'sinde 'hafif depresyon' bulguları ile karşılaşılmıştır. Geliri giderden az olan hastalarda, CH hastalarının BDÖ puanının ÜK hastalarından daha yüksek olduğu belirlenmiş olup, aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0.035). BDÖ ve BUÖ puanları arasındaki korelasyon incelendiğinde pozitif yönlü, orta dereceli ve doğrusal bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0.001). Araştırmadan elde edilen sonuçlar ışığında, İBH hastalarının depresyon bulgularına yatkın olduğu, bu hastalarda depresyon bulgularının ve umutsuzluğun doğru orantılı olarak görüldüğü bulunmuştur. İBH hastalarının tedavi süreçlerinin psikolojik tedaviyle desteklenmesi ve hemşirelik alanında deneysel, kanıta dayalı araştırmaların planlanması ve yürütülmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: depresyon, hemşirelik, inflamatuvar barsak hastalıkları, inflamatuvar barsak hemşireliği, umutsuzluk

Beck Depresyon ÖlçeğiCrohn hastalığıDepresyon+2
Burcu Karataş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnflamatuar barsak hastalığında infliksimab direnci ve dirençte etkili faktörler

İnflamatuar Barsak Hastalığında İnfliksimab Direnci ve Dirençte Etkili Faktörler İnflamatuar Barsak Hastalığı (İBH) gastrointestinal sistemde inflamasyonla seyreden kronik bir hastalıktır. Bu grupta Ülseratif Kolit (ÜK) ve Crohn Hastalığı (CH) bulunmaktadır. Barsakta inflamasyonla seyreden bir hastalık olduğundan tedavisinde anti-tümör nekrozis faktör (TNF) ajanların yeri önemlidir. İnfliksimab İBH için onaylanan ilk anti-TNF ajandır. Hastalığın remisyonunu ve tedavi yanıtını etkilediğinden hastalarda direnç oranının belirlenmesi önemlidir. Bu çalışmada bölgemizdeki İBH tanılı hastaların İnfliksimab direnç oranının belirlenmesi amaçlandı. Bunun yanısıra, hastaların demografik özellikleri, hastalığın subtipi ve yaşı ile antikor pozitifliği arasındaki ilişki de belirlenmeye çalışıldı. Çalışmamıza Aydın Adnan Menderes Üniversite Hastanesi Gastroenteroloji polikliniğinde takipli ve Ekim 2020-Ekim 2021 tarihleri arasında başvurusu olan ÜK, CH tanılı olup İnfliksimab direnci bakılmış hastalar (40 hasta) alındı. Hastaların yaş, cinsiyet gibi demografik özellikleri, hastalık tutulum tipleri, hastalık süreleri, ek hastalıkları ve kullandıkları ilaçları, tedavi başlangıcındaki laboratuvar parametreleri, infliksimab tedavisi ile beraber kullandığı diğer tedaviler kaydedildi. İstatiksel analiz SPSS programı ile yapıldı, P<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Hastaların 27'si ÜK, 13'ü CH tanılıydı. Yaş ortalaması ÜK tanılı hastalarda 39,3±11,7 yıl, CH'de 46,3±15,8 yıldı. İnfliksimab (IFX) antikoru tüm hastaların %25,0'ında, ÜK tanılı hastaların %29,6'sında, CH tanılı hastaların %15,4'ündepozitif tespit edildi. Anti-İFX antikoru pozitif hastaların yaş ortalaması 39,4±14,0, negatif olanların 42,3±13,3 yıl bulundu. Kadınların %20,0'ında, erkeklerin %28,0'ında antikor pozitif saptandı. Hastaların laboratuvar değerlerine bakıldığında sedimentasyon ortanca değeri infliksimab antikoru pozitif olanlarda 42,5, negatiflerde 29,5 bulundu. İnfliksimabdan önce başka bir Anti- TNF tedavisi alanların %33,3'ünde, almayanların %22,6'sında infliksimab antikoru pozitifti. Çalışmamızda Aydın ili ve çevresindeki İBH hastalarında infliksimab direnç oranı %25 olarak bulundu. İnfliksimab direnci ÜK tanılı hastalarda daha fazlaydı. Çalışmamızda daha genç yaşta daha fazla antikor pozitifliği saptandı. Ayrıca hastalarda infliksimab tedavisi ile beraber kortikosteroid ve azatiopürin kullanımındadaha az antikor pozitifliği görüldü. Çalışmamız Aydın ve çevresindeki infliksimab tedavisi alan İBH hastalarının direnç oranını, bununla ilişkili demografik ve klinik faktörleri yansıtması bakımından önemlidir. Çalışmamızın sonuçlarının diğer çalışmalara yol gösterici olacağını düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: İnflamatuar barsak hastalığı, İnfliksimab direnci, Anti ilaç antikoru

AntikorlarBağırsaklarİlaçlara direnç+3
Alper Aktekin
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Investigation of the effect of neural therapy and electrical stimulation in the experimental colitis model induced by trinitrobenzene sulfonic acid in rats

Objective: Inflammatory Bowel Diseases (IBD) is a systemic chronic disease affecting the gastrointestinal system. Neural therapy (NT) is a regulation treatment applied through the injection of procaine or lidocaine. The aim of the study is to investigate the effects of NT and/or electrical stimulation (ES) in an experimental colitis model induced by Trinitrobenzene Sulfonic Acid (TNBS) in rats. Materials and Methods: Ninety one male Wistar Albino rats were divided into 13 groups (sham control, TNBS, TNBS+intrarectal (i.r.) procaine, TNBS+i.r. lidocaine, TNBS+ intraperitoneal (i.p.) procaine, TNBS+i.p. lidocaine, TNBS+subcutaneous (s.c.) procaine, TNBS+s.c. lidocaine, TNBS+ES, TNBS+ES+i.r. procaine, TNBS+ES+i.r. lidocaine, TNBS+ES+i.p. procaine, TNBS+ES+i.p. lidocaine). Colitis was induced using TNBS dissolved in 37% ethanol. Procaine or lidocaine was administered i.r., i.p., s.c. at a dose of 10mg/kg for 3 days. ES was applied to the ST36 acupuncture point for 10 minutes/day for 3 days. After treatment, colon segments and kidney tissue were removed from the subjects for biochemical and histopathological examination. Results: In the biochemical analyses, parameters involved in oxidative stress (MDA, MPO) and proinflammatory response (TNF-α, IL1beta, IL6) were found to increase in the TNBS group, while antioxidant values (SOD, CAT, GPx) and anti-inflammatory response (IL4 and IL10) showed a decrease. These values approached those of the control group with treatment. In the histopathological analyses, significant improvement was observed in colon tissue in the treatment groups, while partial improvement was observed in kidney tissue. Conclusion: The therapeutic efficacy of NT in IBD has been demonstrated in the experimental colitis model through anti-inflammatory mechanisms. The combination of neural therapy and ES showed a synergistic potential for improvement.

Electric stimulationAnimal experimentationColitis+6
Hüseyin Nazlıkul
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ülseratif kolit tanılı hastalar içersinde CMV kolit geçiren hastaların retrospektif değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı Ülseratif kolit hastalığı tanısı aldıktan sonra hastalığının belli bir döneminde CMV kolit atağı geçiren hastaların klinik özellikleri, atak sırasında aldığı tedavi ve sonraki takiplerinde kolektomiye veya maligniteye gidiş süreci olup olmadığı değerlendirilerek klinik pratiğimize ışık tutmasıdır. Çalışmada 2005-2020 yılları arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde Ülseratif kolit tanılı hastalar içersinde CMV kolit atağı geçiren hastaların demografik ve komorbidite durumları, laboratuvar sonuçları, Truelowe – Witts skorlamasına göre klinik durumları, kolit tanısı için hangi immunsupresif tedaviler aldıkları, hangi immunsupresif tedavilerin CMV kolit atağını arttırdığı, inflammatuar belirteç düzeyleri, doku CMV-DNA biyopsi düzeyleri, atak sırasında antiviral tedavi alıp almama durumları, tedavi sonrası takip süreçlerinde kolektomiye veya maligniteye gidiş olup olmadığı retrospektif olarak incelendi. Bizim çalışmamızda 46 hastanın 4'ünün doku CMV-DNA biyopsi düzeyi 250 'nin altında olduğu için çalışmadan çıkarıldı. Kalan 42 hastanın 28'i CMV kolit atak döneminde antiviral tedavi alırken 14'ü antiviral tedavi almamıştır. Klinik durumları orta-ağır derecesinde olan hastalara antiviral tedavi verildikten sonra klinik durumlarının hafif derece düzeyine geldiği görülmüştür. Sedimentasyon, crp, kalprotektin gibi inflammatuar belirteç düzeyleri ile doku CMV-DNA biyopsi düzeyleri arasında korelasyon görülmedi. Bu durum doku CMV-DNA düzeyinin yüksekliğinin illa antiviral tedavi alması gerektiği şartını desteklememektedir. Antiviral tedavi alan ile almayanlar arasında ilaç durumları ve doku CMV-DNA biyopsi düzeyleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Fakat antiviral tedavi alan ile almayanlar arasında inflammatuar belirteç düzeyleri karşılaştırıldığında ise sadece crp düzeyi istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur. Bu durum göstermiştir ki antiviral tedaviye başlama durumunu hastanın klinik durumu, crp düzeyinin belirleyebileceği gösterilmiş ve çalışmamızın literatüre bu yönde katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelime:Sitomegalovirüs, Ülseratif Kolit, CMV-DNA, Truelove-Witts

Crohn hastalığıDNAKolit+5
Mete Burtay Yalçın
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnflamatuvar bağırsak hastalığı olan çocukların klinik, laboratuvar bulgularının değerlendirilmesi ve histopatolojik bulgularının incelenmesi

İnflamatuvar bağırsak hastalıkları (İBH), gastrointestinal sistemin multifaktöriyel kronik idiyopatik inflamasyonu ile tanımlanan bir grup hastalıktır. Crohn hastalığı (CH), ülseratif kolit (ÜK) ve sınıflandırılamayan kolit (SK) olarak üçe ayrılmaktadır. Pediatrik İBH tanısı almış hastaların klinik, laboratuvar ve endokolonoskopik verilerini değerlendirmeyi amaçladık. Tanı anındaki histopatolojik örneklerde CD30+ boyanan T yardımcı lenfositlerinin ÜK, CH ve SK ayırımındaki rolünü inceledik. Güçlü inflamasyon gösteren bölgeler CD30 boyaması için seçilmiştir. Ayrıca, 33 İBH hastasının rektum biyopsi örnekleri de CD30 boyaması için değerlendirilmiştir. Çalışma, tanı anında terminal ileum biyopsisi yapılan 110 İBH hastasından 88'ini içermiştir. Bu hastalardan 50'sine (%56,8) ÜK, 30'una (%34,1) CH ve 8'ine (%9,1) SK tanısı konulmuştur. İBH grupları arasında cinsiyet veya büyüme geriliği açısından anlamlı farklar bulunmamıştır. Histopatolojik örneklerde CD30 ile pozitif boyanan lenfositlerin ortalama sayıları mide için 3,9 (0-20), terminal ileum için 4,78 (0-28) ve kolon için 11,43 (0-80) olarak saptanmıştır. CH hastalarının terminal ileumda CD30(+) lenfosit sayıları, ÜK hastalarına kıyasla anlamlı derecede yüksektir (7,53'e karşı 3,14, p=0,007). Elli altı hasta ileal inflamasyona sahipti ve ileiti olan ve olmayan hastalar arasında CD30 sayıları farklılık göstermemiştir. İBH grupları arasında mide ve kolon örneklerinde CD30 sayıları anlamlı farklılık göstermemiştir. Rektumda CD30(+) lenfosit sayıları, CH olan hastalarda, ÜK olanlara kıyasla anlamlı derecede düşüktür (8,1'e karşı 14,4, p=0,047). İleum ve rektumda CD30(+) hücreler, CH ve ÜK arasında ayrım yapmada kullanışlı olabilir. CD30 sayıları, ileal inflamasyon etkilemeyerek, ÜK'yi ileal inflamasyonu olan CH'den ayırmada kullanışlı olabilir. Anahtar Kelimeler: İnflamatuvar bağırsak hastalıkları, Ülseratif kolit, Crohn hastalığı, CD30

Crohn hastalığıGastrointestinal hastalıklarHistopatoloji+4
Uygar Erkan
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mide ve bağırsak hastalıklarında bitkisel ve diğer doğal tedavi yöntemlerinin kullanımı "Retrospektif anket çalışması"

Mide ve bağırsak hastalıklarında kullanılan bitkisel ve diğer doğal tedavi yöntemlerinin yaygınlığının belirlenmesi, kullanılma nedenlerinin ve hastalar üzerindeki etkilerinin araştırılması amacıyla İstanbul, Anadolu Yakası'nda özel bir polikliniğin gastroenteroloji bölümüne ayaktan başvuran 115 gönüllü hasta (yaş ort: 46 ± 14,9 yıl, E/K= 39/76) ile bir anket çalışması yapılmıştır. Buna ek olarak mide ve/veya bağırsak hastalığı tanısı almış hastaların kullandığı bitkisel ve diğer doğal tedavi yöntemlerine ait bilgi kaynaklarının ve kullanımlarını sağlık personeliyle paylaşma oranlarının belirlenmesi ile paylaşmamalarındaki nedenlerin araştırılmıştır. İstatistiksel analiz SPSS 15.0 Windows programı kullanılarak yapılmıştır. Çalışmamızın sonucunda, erkek ve kadın hastaların bu yöntemleri kullanım oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0,05). Yapılan analizlerde, bu yöntemlerin kullanımı ve uygulanan medikal tedaviler arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Bitkisel ve diğer doğal tedavi yöntemlerini kullanmayanların %76'sı farmakoterapi almaktadır. Bu yöntemlere yönelmedeki ana neden ile uygulanan medikal tedavi arasında istatiksel olarak anlamlı fark vardır (p<0,05). Bitkisel ve diğer doğal tedavi ürünlerinin satın alınma yerleri ve satın alınırken dikkat edilen unsurlar arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Bu yöntemlere inanma dereceleri ve kullanım oranları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Kullanmama nedenleri ve uygulanan medikal tedavi oranlarında istatiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Rezene çayı, zeytinyağlı kudret narı ve probiyotikler en çok kullanılan ürünler olarak bulunmuştur. Hastaların bu yöntemlerin doğru kullanımı, olası etkileri hakkında bilgilendirilmelerinin ve sağlık personeliyle paylaşmaları konusunda bilinçlendirilmelerinin gerekliliği bir kez daha ortaya konmuştur.

AnketlerFitoterapiGastrointestinal hastalıklar+7
Yasemin Beceren
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnflamatuvar bağırsak hastalığı tanısı ile takip edilen olguların retrospektif değerlendirilmesi

İnflamatuvar bağırsak hastalığı (İBH); gastrointestinal sistemin etiyopatogenezi tam olarak bilinmeyen kronik inflamatuvar bozukluğudur. İBH'ın çocuklarda görülme sıklığı giderek artmaktadır. Bu çalışmamızda İBH tanılı hastaların başvuru yakınmalarının, başvurudaki fizik muayene ile laboratuvar bulgularının, tanı için kullanılan görüntüleme yöntemlerinin, endoskopi ve patoloji sonuçları ile planlanan tedavilerin değerlendirilmesi amaçlandı. Bu çalışmada Fırat Üniversitesi Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Hepatoloji ve Beslenme Bölümü'nde 2005-2021 yılları arasında İBH tanısı alan çocuk ve adolesan olguların verileri retrospektif olarak incelendi. Olgulara ait veriler hasta dosyalarından ve hastane otomasyon sistemi kayıtlarından elde edildi. Çalışmaya hastanemizde tanı alan ve takibi yapılan 138 olgu dâhil edildi. Hastaların tanı, cinsiyet, yaş, başvuru yakınması, anne baba arasında akrabalık varlığı, ailede İBH öyküsü, başvuru anındaki antropometrik ölçümler dahil fizik muayene bulguları, laboratuvar bulguları, genetik analizleri, radyolojik görüntülemeleri, endoskopi ve histopatolojik bulguları ve aldıkları tedaviler incelendi. Analizler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 22 paket programında değerlendirildi ve istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Çalışmamızda 46'sı Crohn hastalığı (CH), 86'sı ülseratif kolit (ÜK) ve 6'sı indetermine kolit tanısı alan 138 olgu değerlendirildi. Olguların 68'i kız ve 70'i erkek olup yaş ortalaması 11,1±4,4 idi. Ülseratif kolit olgularında kanlı dışkılama yakınma oranı Crohn olgularından anlamlı şekilde yüksek bulundu (p<0,001). Crohn olgularında ise eklem ağrısı yakınma oranı ÜK olgularından azda olsa anlamlı şekilde yüksekdi (p=0,05). Ailevi akdeniz ateşi en sık eşlik eden ek hastalıktı ve ek hastalık varlığı Crohn olgularında anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü (p=0,01). Olguların %63,8'inde normal fizik muayene bulguları görülürken, Crohn olgularında anal fistül görülme oranı ÜK olgularından anlamlı şekilde yüksek bulundu (p=0,041). Crohn olgularının lökosit (p=0,044), ferritin (p=0,005) ve CRP (p<0,001) değeri ÜK olgularından daha yüksek olduğu görüldü. Ultrasonografi (USG), bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) de en sık saptanan patolojik bulgu kolon duvarında kalınlaşma idi. Kemik mineral yoğunluğu (KMY) değerlendirilmesi yapılabilen hastaların KMY SDS değeri ortalaması -0,6±1,3 idi. Değerlendirilen hastaların %13,6'sında osteoporoz, %20,5'unda osteopeni saptandı. Hem osteoporoz hem de osteopeni Crohn hastalarında daha fazla görüldü. CH'da en sık kolon tutulumu görüldü. ÜK'de en sık pankolit şeklinde tutulum görüldü ve pankolit olgularının PUCAI (Pediatrik Ülseratif Kolit Aktivite İndeksi) daha yüksek değerde olduğu görüldü. Tedavide en sık mesalazin ve streoid kullanımının olduğu görüldü. Sonuç olarak karın ağrısı, kanlı dışkılama ve ishal yakınması ile başvuran olgularda inflamatuvar bağırsak hastalığı düşünülmelidir. Dünyanın birçok yerinde çocuklarda Crohn hastalığının insidansının daha yüksek olduğu görülse de hem çalışmamızda hem de ülkemizdeki diğer çalışmalarda ülseratif kolitin daha fazla görüldüğü tespit edildi. Ülkemizde çocuklarda inflamatuvar bağırsak hastalığının gerçek insidans ve prevalansının belirlenmesi için daha geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: İnflamatuvar bağırsak hastalığı, Çocuk, Crohn Hastalığı, Ülseratif kolit.

Crohn hastalığıKolit-ülseratifÇocuklar+2
Fatime Akyol
Fırat University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

TNBS ile oluşturulmuş deneysel kolit modelinde beta glukanın etkisi

İnflamatuar barsak hastalığı (İBH) patogenezinde, inflamasyon ile beraber oksidatif stres önemli risk faktörlerindendir. Beta-glukan immün sistem üzerine etkileri bilinen, toksik ve yan etkisi olmayan güçlü immünostimülatördür ve bu konu üzerine çok sayıda çalışma gerçekleştirilmiştir. Trinitrobenzen Sülfonik Asid (TNBS) kolit modeli üzerine beta glukanın etkilerinin araştırılması şeklinde gerçekleştirilmiş bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu bilgiler ışığında, çalışmamızda antioksidan ve anti-inflamatuar mekanizmalar aracılığıyla, beta glukanın (BG) TNBS koliti üzerindeki etkileri araştırıldı. Araştırmada, ağırlıkları 250-300g arasında değişen toplam 32 Wistar türü sıçan, sham kontrol (n=8), TNBS (n=8), TNBS-BG+3 (n=8), TNBS-BG+10 (n=8) olmak üzere 4 deney grubuna ayrıldı. Sham grubuna serum fizyolojik, TNBS grubuna da TNBS kanülle intrarektal olarak anestezi altında verildi. Sham kontrol grubuna kolit yapılmadı. TNBS-BG+3 grubuna kolit sonrası 3 gün boyunca 100 mg/kg dozunda, TNBS-BG+10 grubuna ise kolit öncesi 7 gün, kolit sonrası ise 3 gün boyunca 100 mg/kg dozunda oral gavaj yoluyla intragastrik olarak BG verildi. Kolit, 24 saat aç bırakılmış ve barsakları boşaltılmış sıçanlara, 8 cm uzunluğındaki bir kanülle anal orifisten % 37'lik etanol içinde çözünmüş olan 25 mg 2,4,6- trinitrobenzen sülfonik asid (TNBS) verilmesiyle gerçekleştirildi. Kolit oluşturulduktan sonraki 3. Günün tamamlanmasıyla hayvanlar sakrifiye edildi ve 10 cm'lik kolon segmenti çıkartıldı. Longitudinal olarak ikiye ayrılan kolon segmentleri biyokimyasal ve histopatolojik incelemeye tabi tutuldu. Sonuçların istatiksel analizi GraphPad programı kullanılarak yapıldı. Beta Glukan, biyokimyasal sonuçlar ve histolojik skorlama ile belirlendiği gibi kolon doku hasarında belirgin azalmaya neden oldu (p<0,05). Doku malondialdehid (MDA) seviyeleri TNBS grubunda, Sham Kontrol ve TNBS –BG+3 ve TNBS –BG+10 grubuna göre anlamlı derecede yüksekti (p<0,05). Bu değerler, BG ile tedavi edilen sıçanlarda anlamlı derecede azaldı (p<0,05). Glutatyon (GSH) enzim aktivitesi TNBS grubunda sham kontrol ve TNBS+BG gruplarına göre düşüktü. Myeloperoksidaz (MPO) enzim aktivitesi ise TNBS grubunda Sham kontrol ve TNBS-BG+3 ve TNBS-BG+10 gruplarına göre yüksekti. BG tedavisi ile antioksidan enzim aktivitesi de TNBS grubuna göre artış gösterdi. Bu artış GSH'de anlamlı iken (p<0,05), Katalaz (CAT) enzim aktivisinde gruplar arasında anlamlı bir değişiklik gözlenmedi. Ayrıca BG tedavisi, kolit sonrası kolon dokusunda meydana gelen myeloperoksidaz (MPO) aktivite artışını da azalttı. Profilaktik BG etkisi ile kolit oluşumunun ardından hem histolojik hem de biyokimyasal sonuçlarda olumlu yönde değişiklikler saptanmıştır. Beta Glukan antioksidan ve anti-inflamatuar özelliklere sahip gözükmektedir. BG ile tedavi, sıçanlarda TNBS ile oluşturulan kolitte kolon doku hasarını azaltma potansiyeli taşımaktadır.

Antiinflamatuar ajanlarAntioksidanlarGlukanlar+4
Deren Tokmak
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fonksiyonel kabızlık ve irritable bağırsak sendromlu hastalarda klinik ve anorektal manometri bulgularının karşılaştırılması

Giriş ve amaç: Kabızlık erişkin hayatta karşılaşılan en yaygın sindirim problemidir. Hastaların bağırsak işlevinde meydana gelen organik veya organik sebebe bağlı olmayan (fonksiyonel) bozukluklar bütünüdür. Literatüre göre anorektal manometri fonksiyonel dışkılama bozukluğu için birinci basamak bir tanı aracı olarak kabul edilmiştir. Tüm literatürde fonksiyonel konspitasyon ve İBS-K hastalarını içeren anorektal manometri çalışmaları yetersizdir. Bu nedenle kliniğimize başvuran fonksiyonel konspitasyon ve İBS-K hastalarında anorektal manometri verilerinin karşılaştırmalı analizlerini yaparak bu çalışma ile literatüre katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Materyal-Metod: Çalışmamıza, organik bir hastalığı bulunmayan fonksiyonel kabızlık olan 28 hasta ve IBS-K olan 28 hasta dahil edilmiştir. Fonksiyonel kabızlık ve İBS-K tespit edilmiş hastalarda ise proktolojik muayene tamamlandıktan sonra, kalibre edilmiş anorektal manometri kateteri kayganlaştırıcı uygulandı. Manometri anal kanaldan yerleştirildi ve ölçümler yapıldı. Anorektal manometri ile; dinlenme anal kanal basıncı, sıkma anal kanal basıncı, tahammül (endurance) sıkma süresi, rektal hiposensitivite için ilk duyum, ilk sıkışma, çok sıkışma defekasyon hissi ve maksimum tolere edilen hacim, öksürük refleksi, rektoanal inhibitor refleks, balon ekspülsiyon testi, ıkınma sonrası gevşeme basıncı parametreleri, fonksiyonel dışkılama olup olmadığı, dışkılama bozukluğu tipi tek tek değerlendirildi. Bulgular: Roma IV kriterlerine göre fonksiyonel kabızlık ve İBS-K olarak çalışmaya alınan 56 hastanın 22 si erkek, 34 ise kadındı. Haftalık dışkılama sıklığı İBS-K kolunda istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha fazla saptandı. İBS-K kolundaki hastalar haftalık ortalama 6,04 dışkılama sıklığına sahipken, fonksiyonel kabızlık kolundaki hastalar 2,14 ortalama dışkılama sıklığına sahipti (p=0,001). Çalışmamızda fonksiyonel kabızlık hastalarının %75'i kadın hasta iken, İBS-K grubunda erkek hastalar çoğunluktadır (%53,6). Hasta grupları arasında cinsiyet yönünden anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,029). Yetersiz boşalma çalışmamızda da fonksiyonel kabızlık kolunda anlamlı ölçüde daha sık saptanmıştır (p=0,016). Aşırı ıkınma veya zorlanma fonksiyonel kabızlık kolunda, İBS-K koluna göre istatistiksel anlamlı olarak daha sıktır (p=0,001). Verilerimize göre İBS-K ve fonksiyonel kabızlık kolları arasında sıkma anal kanal basıncında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. İBS-K kolunda sıkma anal kanal basıncı ortalama 124,93 medyan 112 iken, fonksiyonel kabızlık kolunda ortalama 95,75 medyan 96 olmak üzere daha düşük saptanmıştır (p=0,011). Çalışmamızda fonksiyonel kabızlık kolunda, çok sıkışma hacmi ve maksimum tolere edilebilen hacmi anormal olan hastalar %35,7 iken İBS-K kolunda %10,7 olarak saptanmıştır. Çok sıkışma hacmi ve maksimum tolere edilebilen hacimde her iki kol arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,027). Sonuç ve Öneriler: Fonksiyonel kabızlık ve İBS-K hastalarında kolonoskopik incelemelerin %90 ve üzerinde benzer ve normal olarak raporlanması hastalıkların ayrımlarını yapmak açısından yeni yöntem arayışına sebep olmuştur. Anorektal manometri yöntemi kısa tetkik süresi ve fonksiyonel kabızlık ve İBS-K ayrımı açısından değerli veriler içermesi sebebiyle sık kullanım alanına sahip olacaktır. Çalışmamızda da kısıtlı hasta sayısına rağmen anorektal manometri ile fonksiyonel kabızlık, İBS-K ayrımında önemli veriler elde edilmiştir. Literatürde yapılan çalışmalar bölgesel olarak ciddi farklılıklar göstermektedir. Fonksiyonel kabızlık ve İBS-K hastalarının ayrımında ve fonksiyonel dışkılama bozukluğunun tespitinde anorektal manometrideki hacim ve basınç değerlerinin standartizasyonu bulunmamaktadır. Bölgesel çalışmalarca ortaya konulan ortalama hacim ve basınç değerleri tanıda önemli rol oynayacaktır. Bölgemizde anorektal manometri ile fonksiyonel kabızlık ve İBS-K hastalarını değerlendiren kısıtlı çalışma bulunması nedeniyle çalışmamızdaki veriler önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: fonksiyonel kabızlık, irritabıl bağırsak sendromu, anorektal manometri

AnorektumKabızlıkManometri+2
Mehmet Şerif Aktaş
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnflamatuar barsak hastalıklarında biyolojik ajanların tedavideki etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmanın amacı; biyolojik tedavilerin inflamatuar barsak hastalıklarında remisyonun sağlanmasındaki etkinliklerini, yanıt farklılıklarını, birbirlerine üstünlüklerini ve yanıtsızlığa etki edebilecek faktörleri değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi inflamatuar barsak hastalıkları polikliniğinde 2012-2022 yılları arasında ÜK yada CH tanısı ile takip edilen, 1130 hastanın dosyası retrospektif olarak tarandı. En az bir biyolojik ajan alıp, dahil edilme kriterlerini sağlayan 105 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, tutulum tipleri,hastalık şiddeti, ekstraintestinal komplikasyonları,fistül durumları, immunmodulatör ilaç kullanımı varlığı incelendi. Tedavi sonrası 3,12,24,36,48 ve 60. aydaki klinik ve laboratuvar yanıtları kaydedilerek biyolojik tedavilerin yanıtları birbiriyle karşılaştırıldı. Bulgular:Hastaların %42,8'i ilk Anti-TNF ile remisyonda takip edilmekte olup ortalama takip süresi 38,4 aydır. Primer ve sekonder kilinik yanıt oranları sırasıyla Adalimumab'da %87,8'e %73,2,İnfliksimab'da %90,3'e %73,1 Sertolizumab'da %83,3'e %58,3olarak tespit edilmiştir. Birden çok biyolojik ajan kullanımında en yüksek primer yanıt oranı Adalimumab'da (%92,3), sonra sırasıyla İnfliksimab (%78,3),Vedolizumab (%75) ve Sertolizumab'da(%57,14) izlenmiştir. Anti-TNF naif fistülizan Crohn hastalarında fistül kapanma ve klinik yanıt oranı en yüksek İnfliksimab'da, Adalimumab ve Sertolizumab'a göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek tespit edilmiştir (p:0,0431). İlk Anti-TNF'e 52. haftada yanıtlı hastalar içinde azatioprinli kombinasyon tedavisi alan hastaların oranı Anti-TNF monoterapisi alanlara göre yüksek tespit edilse de bu oran istatistiksel olarak anlamlı tespit edilemedi (p: 0,763, p:0,786). İlk Anti-TNF'e yanıtsızlık kadın cinsiyette istatistiksel olarak daha yüksek saptandı (p:0,041). İlk Anti-TNF 52.hafta yanıtsızlığı ile başlangıç CRP, PLT ve N/L oranı yüksekliği arasında anlamlı ilişki tespit edildi (sırasıyla p:0,044, p:0,013, p:0,036). Birden çok biyolojik ajan kullanımı ile başlangıç CRP yüksekliği arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptandı (p:0,025). Sonuç: Orta-şiddetli ÜK ve CH hastalarında biyolojik ajanlar hastalıkların kalıcı remisyonu ve histolojik iyileşmesini sağlamada etkili ajanlardır. Hastaların demografik verilerinin, fistül varlığının ve laboratuvar parametrelerinin bilinmesi doğru Anti-TNF seçiminde, yanıtsızlığı öngörmede etkili olabilir. Anahtar kelimeler: İnflamatuar barsak hastalıkları, TNF-alfa inhibitörleri, biyolojik ajan

Biyolojik tedaviTedaviİnflamatuar bağırsak hastalıkları+1
Şükran Bahar Dorukoğlu
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ülseratif kolit ve crohn hastalarında strain ekokardiyografi ile sol ventrikül kontraktil fonksiyonlarının değerlendirilmesi ve hastalık aktivasyonuyla ilişkisinin araştırılması

Amaç: İnflamatuar barsak hastalıkları (İBH), remisyon ve relaps dönemleri ile karakterize yaşam boyu süren kronik immün aracılı bir hastalıktır. İBH'nin kardiyak tutulumu nadiren görülebilir. Bu çalışmanın amacı; İBH hastalarında inflamasyonla ilişkili kardiyak risklerin erken dönemde ön görülebilmesini tespit etmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya prospektif olarak Ağustos 2021- Şubat 2022 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji polikliniğine başvuran, endoskopik, klinik ve histopatolojik olarak Ülseratif Kolit ve Crohn Hastalığı tanısı almış, aktif hastalığı bulunan hastalar dahil edildi. Aktif hastalığı bulunan hastalara tedavi öncesi Longitudinal Strain Ekokardiyografi yapıldı. Tedavi sonrası klinik aktivasyon indekslerine göre remisyon sağlanan hastalara kontrol Longitudinal Strain Ekokardiyografi tekrarlanarak her iki ölçümdeki GLSAvg verileri istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Tüm hastaları içeren karşılaştırma grubunda aktif dönem ve remisyon dönemi longitudinal strain ölçümleri arasında anlamlı korelasyon saptanmadı (p=0,196). Ülseratif Kolit grubunda yapılan değerlendirmede aktif dönem ve remisyon dönemi longitudinal strain ölçümleri arasında anlamlı korelasyon bulunmadı (p=0,906). Crohn Hastalığı grubunda yapılan değerlendirmede de ölçümler arasında anlamlı fark oluşmadı (p=0,067). Klinik aktivasyon skorları ve strain ölçümleri arasında yapılan analizde Mayo skoru, CDAI ve Harvey-Bradshaw indekslerine göre anlamlı korelasyon görülmedi. Ayrıca aktif dönem strain ölçümlerinde erkekler ve kadınlar arasında anlamlı fark saptanmazken (p=0,077), kadınlarda remisyon ölçümleri erkeklere göre anlamlı düşük bulunmuştur (P=0,006). Sonuç: İBH hastalarının kardiyak fonksiyonlarında etkilenme olsa bile, hastalık aktivite durumu ile kardiyak kontraktil fonksiyonlar arasında bir ilişki olmadığını düşündürmüştür. Çalışma sonucuna göre kadınlarda remisyonda ölçülen strain değerlerinde erkeklere göre anlamlı düşüş görülmesi, remisyon sağlanan İBH tanılı kadınlarda miyokard doku deformasyonunda düzelme eğilimi olduğunu düşündürmüştür. Elde edilen bulgulara göre sigara kullanan İBH hastalarında kardiyak risklerin arttığı saptanmıştır. Anahtar kelimeler: İnflamatuar Barsak Hastalıkları, Ülseratif kolit, Crohn hastalığı, Strain Ekokardiyografi

Crohn hastalığıEkokardiyografiKolit-ülseratif+3
Ali Turunç
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnflamatuar bağırsak hastalıklarında subklinik pankreas yetmezliğinin fekal elastaz yöntemi ile tayini

Amaç: İnflamatuar bağırsak hastalığının (İBH) ekzokrin pankreatik yetmezlik için risk oluşturduğu bilinmektedir. Pankreatik enzim yetmezliği için kullanılan testler genellikle invaziv olup tarama amaçlı kullanımı uygun değildir. Bu çalışmayla remisyonda olduğu klinik ve endoskopik olarak bilinen fakat karın ağrısı, şişkinlik gibi şikayetleri devam etmekte olan takipli İBH olan hastalarımızda rutin kontroller esnasında noninvaziv ve hızlı bir ölçüm yöntemiyle şikayetlerin subklinik pankreas yetmezlğine bağlı olup olmadığını anlamak amaçlanmıştır. Böylece ileri dönemde hastalarda gereksiz yere İBH tedavisinin eskalasyonundan kaçınılarak pankreas yetmezliği aşikar hale gelmeden doğru tedavinin başlanması mümkün olabilecektir. Materyal ve Metod: Bu çalışmaya Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji polikliniğine başvurmuş ve inflamatuar bağırsak hastalığı tanısı almış, son 6 aydır klinik ve endoskopik olarak remisyonda olan fakat şişkinlik, karın ağrısı gibi şikayetleri olan 18-70 yaşları arasında 39 erkek ve 19 kadın olmak üzere toplam 58 hasta dahil edildi. Kontrol grubumuzu kolonoskopisinde patolojik bulguya rastlanmayan, alkol kullanma, kanser, diyabet ve inflamatuar bağırsak hastalığı hikayesi olmayan 18 erkek ve 12 kadın olmak üzere 18-70 yaşları arasında toplam 30 sağlıklı birey oluşturdu. Hasta ve kontrol grubundaki kişilerden kan ve gaita örnekleri eşzamanlı alındı. Kan örnekleri aynı gün biyokimya laboratuarında çalışıldı. Gaita örnekleri analiz edileceği güne kadar -80°C de saklandı. Toplanan örnekler 4 ay içinde çalışıldı. Gaita örneklerinde pankreas ekzokrin yetmezliğin tanısında belirteç olarak Fekal elastaz (FE) kullanıldı. Fekal elastaz düzeyi Bioserv Diagnostics Fekal Pankreatik Elastaz ELİSA test kiti kullanılarak belirlendi. Testin prensibi sandviç Mikro ELISA yöntemidir. Elde edilen absorbans değerleri standartlarla elde edilen standart kalibrasyon eğrisinden FE µg /gram gaita olarak değerlendirildi. Daha önce literatürde tanımlandığı şekilde fekal elastaz düzeyi 201-500 µg/g normal, 100-200 µg/g hafif-orta pankreas yetmezliği, < 99 µg/g ağır pankreas yetmezliği olarak değerlendirildi. Hasta grubun FE düzeyleri sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Bulgular:Hasta grubu ortalama fekal elastaz değerleri 401±179,4 µg/g idi. Ülseratif kolitlilerde ortalama fekal elastaz düzeyi 396±196 µg/g, Crohn hastaları grubunda 410,2±140 µg/g idi. Kontrol grubu fekal elastaz düzeyi 387,9±194 µg/g idi. Fekal elastaz düzeyi açısından hasta ve kontrol grubu arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç:Yaş-cinsiyet açısından eşleştirilmiş remisyondaki IBH olan grupla kontrol grubu arasında fekal elastaz açısından fark saptanmadı. Anahtar Kelimeler:Fekal elastaz, İnflamatuar bağırsak hastalığı, Pankreas yetmezliği.

ElastazPankreasPankreas hastalıkları+1
Parvana Ahmadova
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnflamatuvar bağırsak hastalığı olanlarda tiroid fonksiyon testleri, ultrasonografi özellikleri ve idrar iyot düzeyleri

Amaç: İnflamatuvar bağırsak hastalıkları (İBH) sıklığı dünya çapında giderek artan, gastrointestinal traktta relaps ve remisyonlarla giden kronik inflamasyonun hakim olduğu ve ekstraintestinal tutulumları ile de sistemik bir hastalık grubudur. Başlıca ülseratif kolit (ÜK) ve Crohn hastalığından (CH) oluşmaktadır ve patogenezi net olmamakla birlikte otoimmün paterni olduğu düşünülmektedir. Otoimmün tiroid hastalıkları ve tiroid hormon bozuklukları ile İBH birlikteliği daha önce belirtilmiştir ancak arasındaki ilişki net olarak ortaya konmamıştır. Tiroid hormon sentezi için esansiyel olan iyot gıdalardan elde edilir ve diğer emilim bozukluğu oluşturan hastalıklar gibi İBH'da da iyot eksikliğinin normal popülasyona göre daha fazla izlendiği görülmüştür. Bu çalışmada İBH tanılı hastalarda tiroid fonksiyon testlerinin, tiroid antikorlarının ve idrar iyot atılımının değerlendirilmesi amaçlandı. Aynı zamanda bu hastalarda tiroid ultrasonografi ile morfolojik özellikler ve nodül varlığı araştırıldı. Materyal ve Yöntem: Bu çalışmada Mayıs 2019- Ekim 2019 tarihleri arasında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Gastroenteroloji kliniğine başvuran ÜK ve CH tanısıyla takip edilen hastalar ve kontrol grubu olarak Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları polikliniğine rutin kontrole başvuran sağlıklı erişkinler değerlendirmeye alındı. Gebeler, 18 yaş altı ve 65 yaş üstü hastalar, kronik hastalığı olan, bilinen tiroid hastalığı olup bu nedenle daha önce ilaç kullanan hastalar, son 6 ayda tiroid metabolizmasını etkileyecek ilaç kullanımı ve son 1 yılda iyotlu kontrast alımı olanlar çalışmaya dahil edilmedi. Her grup için hastaların demografik özellikleri klinik ve patolojik bilgileri, tiroid stimülan hormon (TSH), serbest triiyodotironin (sT3), serbest tiroksin (sT4), anti tiroid peroksidaz (anti-TPO), anti tiroglobulin (anti-Tg) ve idrar iyot atılımı ve tiroid ultrasonografisi değerlendirilerek kaydedildi. İBH tanılı gruplarda ayrıca C-reaktif protein (CRP), eritrosit sedimentasyon hızı, hemoglobin (Hb), ferritin değerlerine bakıldı ve fizik muayeneleriyle değerlendirilerek hastalık aktivite skorları hesaplandı. Bulgular: Araştırma popülasyonu 31 ÜK, 30 CH ve 31 sağlıklı kontrol grubundan oluştu. Gruplar arasında yaş ve cinsiyet dağılımları benzerdi. İBH tanılılarda hastalık aktiviteleri değerlendirildiğinde ÜK'da mayo skoruna göre ortanca hastalık aktivitesi 1 (min:0, max:7), Truelove Witts kriterine göre ise hastaların %77.4'ü hafif, %19.4'ü orta ve %3.2'si şiddetli aktivite olarak değerlendirildi. CH'da ise ortanca Crohn hastalık aktivite indeksi (CDAI) 88,5 (min:29, max:283) olarak belirlendi. İBH hastalarında sedimentasyon, CRP, Hb ve demir eksikliği anemisi varlığı açısından fark izlenmedi (p=0.384). Gruplar arasında TSH, sT3, sT4 düzeyleri benzer bulundu. ÜK grubunda 1 hastada hipotiroidi saptandı, CH ve kontrol grubunda ötiroidi mevcuttu ancak istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Ortanca anti-TPO düzeyi ÜK ve CH grubunda kontrol grubundan yüksek bulundu (sırasıyla p=0.043ve p=0.001). Anti-TPO pozitifliği ise CH grubunda %16,7, ÜK grubunda % 3.2 idi ve kontrol grubunda anti-TPO pozitif olan birey yoktu. Buna göre anti-TPO pozitifliği CH'da kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek izlendi (p=0,019). ÜK ve CH hastalarında ortanca anti-Tg düzeyi benzer olup kontrol grubuna kıyasla yüksek saptandı (sırasıyla p=0.022 ve p=0.004). Ortanca idrar iyot düzeyi ÜK grubunda 91.6 ug/L, CH grubunda 86 ug/L ve kontrol grubunda 89 ug/L idi ve gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p=0.943). İyot eksikliği oranı her üç grupta da benzer şekilde %61 oranla düşük iyot alımı olarak bulundu (p=0.999). Hasta ve kontrol grubunda bakılan tiroid ultrasonografisinde gruplar arasında ortanca tiroid hacmi, ve color flow doppler patern dağılımları anlamlı farklılık göstermedi. Ancak parankim heterojenitesi açısından anlamlı fark izlendi (p=0.021). ÜK tanılı 7 (%22.6), CH tanılı 9 (%30) hastada parankim ileri derecede heterojen iken kontrol grubunda hiçbir hastada ileri derecede heterojenite yoktu. ÜK olan 12 (38.7%) hastada toplam 26, CH olan 14(46.7%) hastada toplam 32 ve kontrol grubunda 10 (%32.3) hastada toplam 14 adet nodül saptandı. Gruplar arasında nodül varlığı ve ortanca nodül sayısı ve nodüllerin bulundukları lob açısından fark saptanmadı (p=0.714). Nodül yapısı, ekojenite, kenar düzensizliği, sınır düzeni ve periferik halo varlığı açısından gruplar arasında fark yoktu (sırasıyla p=0.686, p=0.617, p=0.361, p=0.665, p=0.626 ve p=0.356). ÜK ve CH'da yaş, cinsiyet ve hastalık tutulum tipi ile hastalık aktiviteleri arasında anlamlı ilişki saptanmadı. ÜK ve CH'da ultrasonografik olarak tiroid hacmi, parankim heterojenitesi ve tiroid kanlanma paterni ile hastalık aktivitesi arasında anlamlı ilişki saptanmadı. CH'da nodül olanlarda olmayanlara kıyasla ortanca CDAI skoru daha düşük saptandı (65 ve 138.5; p=0.048), ve nodül sayısı ile CDAI skoru arasında negatif korelasyon saptandı (r =-0,408; p=0,042). Sonuç: İnflamatuvar bağırsak hastalıkları bağırsaklarda kronik inflamasyon ile seyreden, emilim bozukluğu ve ekstraintestinal tutulumlar ile seyreden sistemik bir hastalıktır. ÜK ve CH otoimmün hastalıklarla sıklıkla birliktelik göstermektedir, ancak tiroid hastalıkları kesin ekstraintestinal tutulum olarak henüz kabul edilmemiştir. Çalışmamızda hafif ve orta şiddetli hastalık aktivitesi olan İBH'lılarda tiroid fonksiyonlarında kontrole göre farklılık gözlenmediğini saptadık. Özellikle CH'da belirgin olmak üzere anti-TPO, anti-Tg gibi otoimmün tiroid hastalık belirteçlerini anlamlı yüksek saptadık. Bağırsak florasındaki bozulma, protein kaybettiren enteropatiye neden olması, yardımcı T lenfosit (Th1)/ sitotoksik T lenfosit (Th2) aracılıklı immünite hakimiyeti gibi sebepler nedeni ile İBH'da özellikle CH'da otoimmün tiroid hastalığının eşlik ettiği söylenebilir. İBH tanılı hastalarda özellikle CH'da tiroid otoimmünitesi eşlik edebileceğinden periyodik olarak tiroid fonksiyon testleri ve antikorları değerlendirilmeli, hastalarda iyot alımı sorgulanarak beslenme önerilerinde bulunulmalıdır. İBH ve tiroid hastalıkları arasındaki ilişkiyi detaylandırmak ve İBH hastalık aktivitesinin bu konudaki etkisinin değerlendirilmesi amacıyla, tiroid fonksiyon bozuklukları ve tiroid morfolojisi ile ilgili daha geniş popülasyonlarda daha kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: İnflamatuvar bağırsak hastalıkları, Otoimmün tiroid hastalıkları, idrarda iyot atılımı, tiroid ultrasonografi

Otoimmün hastalıklarTiroid fonksiyon testleriTiroid hastalıkları+4
Aybüke Uyar
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00

Related subjects