Stroke
228 theses under this subject heading
İnmeli hastalara bakım veren hasta yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı, inmeli hastalara bakım veren hasta yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, nöroloji kliniğinde inme tanısı almış 118 hastanın primer bakım verici olan hasta yakınları ile yürütüldü. Veriler 'Bakıma Hazır Oluşluk Ölçeği', 'Bakım Verenin Stres Ölçeği' ve 'Hasta Yakını Tanıtım Formu' kullanılarak toplandı. Çalışmada elde edilen veriler, tanımlayıcı istatiksel yöntemler (ortalama, standart sapma, frekans, yüzde, maksimum, minimum) ve Student t testi, Oneway Anova testi, Kruskall Wallis testi ve korelasyon analizi kullanılarak değerlendirildi. p< 0,05 değeri istatiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bakım vericilerin yaş ortalamasının 52.00±14,00 yıl, %70,3'ünün kadın, %80,5'inin evli, %66,9'unun ilköğretim mezunu olduğu saptandı. Bakım vericilerin cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, çocuk sayısı, çalışma durumu, gelir düzeyi, kronik hastalığa sahip olma durumu, hastaya yakınlık derecesi gibi özelliklerinin bakım vermeye hazır oluşluk ve stres durumlarını etkilemediği saptandı. Köyde yaşayanların bakım vermeye hazır oluşluk düzeylerinin düşük, stres düzeylerinin ise yüksek olduğu bulundu. Sonuç: Bakım vericilerin stres düzeyi arttıkça bakım vermeye hazır oluşluk düzeylerinin azaldığı saptandı. İnme geçiren hastaların yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarının hemşireler tarafından değerlendirilmesi ve gerekli girişimlerin uygulanması önerilmektedir.
İnmeli hastalarda düşme riskinin değerlendirilmesi: Üç düşme risk değerlendirme aracının karşılaştırılması
Bu araştırma yaygın olarak kullanılan İtaki, Morse ve Hendrich II Düşme Riski Değerlendirme Ölçeklerinden hangisinin hastanede yatan, inme hastalarında düşme riskinin belirlenmesinde en iyi tahmin gücüne sahip olduğunun belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirildi. Araştırma verileri Temmuz 2018-Aralık 2018 tarihleri arasında elde edildi. Çalışma bir devlet hastanesinin nöroloji servisinde tedavi gören 125 inme hastası ile gerçekleştirildi. Araştırmada literatür taraması ile araştırmacı tarafından oluşturulan Hasta Tanılama Formu ile Glaskow Koma Skalası, İtaki Düşme Riski Ölçeği, Hendrich II Düşme Riski Ölçeği, Morse Düşme Ölçeği kullanıldı. Hastaların fonksiyonel durumu Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği ile değerlendirildi. Hastalarda meydana gelen düşme olayları Düşme Bildirim Formu ile kayıt altına alındı. Düşme riski değerlendirmesi ve düşme olayları için hastalar yatış süresince günlük olarak izlendi. Düşme riski ölçeklerinin değerlendirilmesinde duyarlılık-özgüllük analizleri ve ROC eğrisi kullanıldı. Çalışmaya katılan 125 inme hastasının yaş ortalaması 71,47±11,16 olarak saptandı. Hastanede yatış süreleri ortalama 8,66±1,80 gün olan hastaların %9,6'sında (n=12) hastanede düşme tespit edildi. Düşen 12 hastanın 11'inde 1 defa, 1 hastada ise tekrarlı düşme kaydedildi. Hastanede meydana gelen düşmeler en fazla hasta odasında (%61,5) gerçekleşti. Düşen hastaların çoğu kadındı (%58,3). Çalışmada kullanılan düşme risk değerlendirme araçlarından İtaki Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği için duyarlılık 75,0, özgüllük 63,7, Hendrich II Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği için duyarlılık 83,3, özgüllük 50,4, Morse Düşme Ölçeği için duyarlılık 91,7, özgüllük 73,5 olarak hesaplandı. ROC analizi değerlendirme sonuçlarına göre ölçeklerin cut off değerleri; İtaki Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği için 14, Hendrich II Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği için 4,5, Morse Düşme Ölçeği için 66,2 olarak saptandı. Sonuç olarak; Morse Düşme Ölçeğinin duyarlılık ve sözgüllüğünün diğer ölçeklere göre daha yüksek olması nedeni ile hastanede yatan inme hastalarında kullanımı önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İnme, düşme riski, hemşirelik, duyarlılık, özgüllük
İnme geçiren hastalarda fonksiyonel bağımlılık durumunun depresyon ve yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışma, inme geçiren hastaların fonksiyonel bağımlılık durumlarının, depresyon ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı nitelikte planlandı. Nisan 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Servisi, Ayaktan Tedavi Ünitesi ve Polikliniği'nde yapıldı. Araştırmanın örneklemini, 18 yaş ve üzerinde inme tanısı almış çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 125 hasta oluşturdu. Veriler; araştırmacı tarafından, 'Hasta Veri Toplama Formu', 'Beck Depresyon Envanteri', 'Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği', 'Barthel İndeksi' ve 'İnme Etki Ölçeği 3.0', formları kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde, ortalama, standart sapma, frekans, yüzde, Pearson korelasyon testi, bağımsız gruplar t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanıldı. Sonuçlar %95'lik güven aralığında ve p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Hastaların yaş ortalamaları 57,14±14,05 olup, %61,6'sı erkek, %56'sı ilköğretim mezunudur. Hastaların, %51,2'si 2-5 yıldır inme hastası olup, çoğunluğunun (%74,4) inme tipi iskemik inmedir. Hastaların; Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği toplam ortalama puanı 77,04±19,44 olup, %80,8'inin yarı bağımlı olduğu, Barthel İndeks toplam ortalama puanı 46,36±23,4 olup, %59,2'sinin ileri derecede bağımlı olduğu belirlenmiştir. Beck Depresyon Ölçeği ortalama puanı 21,2±10 olup, %55,2'sinde depresif belirti bulunduğu ve İnme Etki Ölçeği 3,0 toplam ortalama puanı 169,21±27,28 olduğu ve yaşam kalitelerinin olumsuz yönde etkilendiği saptanmıştır. Çalışma sonucunda; hastaların fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri arttıkça yaşam kalitelerininde arttığı saptanmıştır (p<0,001). Fonksiyonel bağımlılık durumunun artmasının ise depresif belirti düzeylerinin artmasına yol açtığı belirlenmiştir (p<0,001). Hastaların depresif belirti durumları ile yaşam kaliteleri arasında ise negatif yönlü istatistiksel açıdan ileri derecede anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,001). İnmeli hastaların fonksiyonel bağımlılık durumlarının yaşam kalitesini ve depresif belirtileri etkilediği belirlenmiştir.
Akut iskemik inmede hastaneye başvuru süresini etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Bu araştırmada akut iskemik inme tanısı ile hastaneye yatan hastalarda ilk şikayetlerin başlamasından hastaneye başvuruya kadar geçen süre ve bu süreyi etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Haziran 2019- Ekim 2019 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin nöroloji servisinde tedavi gören 111 iskemik inme hastası ile yürütülmüştür. Veriler hasta ve yardım arama davranışında bulunan kişilerin sosyodemografik özellikleri, inme risk faktörleri ve inme belirtileri bilgilerini kapsayan "Hasta Bilgi Formu" ile "Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü İnme Skalası (NIHSS)" ve "Sağlık Algısı Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir.Çalışmadaki hastaların yaş ortalaması 68,24±11,15 yıl olup, %50,5'i kadındır. İnme belirtilerinin başlamasından sonra hastaların %72,1'i iki saat içinde hastaneye ulaşmıştır. Hastanın gelir durumunun orta düzeyde olması, belirti başlangıç zamanını hatırlaması, hastaneye gelmeye/yardım çağırmaya karar verme süresinin kısa olması, hastaneye gelmeye/yardım aramaya karar verdikten sonra hastaneye ulaşım süresinin kısa olması, hastaneye başvuru saatinin 08.00-17.00 arasında olması, yardım çağrısında bulunan bireyin evli olması, gelir durumunun orta düzeyde olması halinde hastaneye erken başvuru daha fazladır (p<0,05). Hastanın inme belirtilerini bilmesi, hipertansiyon ve diyabet hastalığının olması, warfarin kullanması, ilk belirtilerin hasta tarafından farkedilmesi, belirtiler başladığında hastanın yalnız olması, NIHSS puanının yüksek olması, inmenin anlama güçlüğü belirtisi ile başlaması halinde hastaneye başvuruda daha fazla gecikme yaşanmıştır (p<0,05). Yardım arama davranışında bulunan bireylerin sağlık algıları hastaneye erken başvuru yapanlarda farklı bulunmamıştır (p>0,05). Anahtar kelimeler: İnme, hastane öncesi dönem, hemşirelik, sağlık algısı
İnmeli hastalarda tamamlayıcı ve alternatif tedavi yöntemlerinin kullanımı
Bu çalışma inmeli hastaların tamamlayıcı alternatif tedavi (TAT) kullanım durumunu ve etkileyen faktörleri belirlemek, sağlık personelinin dikkatini bu konuya çekerek hastayı bütüncül olarak değerlendirebilmek amacıyla tanımlayıcı türde planlanmıştır. Araştırma için 01.07.2018-21.12.2018 tarihleri arasında Tekirdağ ilindeki bir hastanenin nöroloji ile fizik tedavi ve rehabilitasyon polikliniklerinde inme tanısı almış 227 hasta ve yakınıyla görüşülmüştür. Veriler 'Hasta Bilgi Formu', 'Barthel İndeksi' ve 'Hastalık Algısı Ölçeği' ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde en az-en çok değerleri, sayı-yüzde, ortalama, Cronbach Alfa güvenirlik katsayısı, bağımsız örneklem t testi, Ki-kare testi, Levene testi kullanılmıştır. Çalışmadaki inmeli hastaların yaş ortalaması 67,7±13,2 olup, hastaların %44,1'i kadındır. Hastaların TAT kullanım oranı; yöntemler arasına dua dahil edildiğinde %85,5, dahil edilmediğinde %51,5 olarak saptanmıştır. Hastaların %74,2'si TAT kullanımına dair sağlık personelini bilgilendirmemekte, bu hastaların %68,8'i tedaviyi etkilemediğini düşünerek bilgilendirmeyi 'gereksiz' görmektedir. Hastaların %58,3'ü TAT kullanımına dair öneriyi arkadaş/aileden almışlardır. İki hasta TAT kullanımından zarar gördüğünü ifade etmiştir. Kadınların, gelir düzeyini 'kötü' algılayanların, inme rehabilitasyonuna devam edenlerin, rekürren inme geçirenlerin, bulantı yakınması olanların, Barthel İndeksine göre orta düzeyde bağımlı olanların daha fazla TAT kullandıkları belirlenmiştir (p<0,05). TAT kullanımına göre hastalık hakkındaki görüşlere ait; kişisel kontrol, tedavi kontrolü, süre (döngüsel) ve duygusal temsiller alt başlıklarında fark saptanmıştır (p<0,05). İnmenin olası nedenlerini bağışıklık ile ilişkilendirme TAT kullanan hastalarda daha fazla bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak TAT kullanımı inme geçiren hastalar arasında oldukça yaygın olup, rehabilitasyonu sürdürmeyi olumsuz etkilememektedir. Tedavinin aksamaması, TAT kullanımı ile etkileşmemesi için hastaların TAT kullanımı yönünden sorgulanması ve kanıta dayalı yönlendirmelerin yapılması ile karşılaşabileceği olası risklerin azaltılması önemlidir.
Akut iskemik stroke tanısında iskemik modifiye albümin'in erken tanısal değerliliğini araştırmak
Amaç: Çalışmamızda Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi acil servise başvuran yeni başlangıçlı, akut iskemik inme tanısında nörogörüntüleme yapılamayan merkezlerde tanı koymaya yardımcı olabilecek bir biyobelirteç bulmaktır. Bu biyobelirteç grubunda iskemik modifiye albümin düzeyinin erken tanısal değerliliğinin araştırdık. Yöntem: Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran 28 akut iskemik inme tanısı almış hasta ile dışlama kriterlerini karşılayan 28 kontrol grubundan alınan kan serumundan ELİSA yöntemi ile iskemik modifiye albümin molekülü çalışıldı. Akut iskemik inme tanısı alan hastaların başvuru (0. Saat) ve 1. Saat kanları alınarak İMA düzeyleri çalışıldı. Bulgular: Hastaların 0.saat (14167±5793) İMA değerlerini kontrol grubu (12593±5037) İMA değerleri ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Hastanın 1.saat (14459±7056) İMA değerlerine bakıldığında kontrol grubu İMA değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır. Hastaların NIHSS skoru (ortalama:4,29±4,822, minimum:0, maksimum:21) ile İMA 0. Saat ve 1. Saat değerlerini karşılaştırdığımızda ise yine istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Yine çalışmamızda Oxford İnme Sınıflaması ile 0. Saat ve 1. Saat İMA değerleri karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Sonuç: Çalışmamızda akut iskemik inme hasta grubunun ortalama İMA değerleri ile kontrol grubunun ortalama İMA değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Bu bulgular sonucunda akut iskemik inmeden şüphelenilen hastalarda serum İMA değerlerinin, tanısal parametre olarak kullanması açısından çok merkezli ve geniş hasta grupları olan çalışmaların ortaya konması daha yönlendirici olacaktır. Anahtar Sözcük: Akut iskemik inme, iskemik modifiye albümin, serebrovasküler hastalık
İnmeli bireylerde gövde kontrolünün alt ekstremite duyusu, denge ve yürüme ile ilişkisi
Bu çalışma, inmeli bireylerde gövde kontrolünün alt ekstremite duyusu, denge ve yürüme ile ilişkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya Ocak 2021 – Haziran 2021 tarihleri arasında SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesinde inme tanısıyla izlenen ve takip edilen Gaziantep sınırları içerisinde yaşayan, yaş ortalaması 52,2 14,4 olan 30 hasta alındı. Bireylerin çalışmaya dahil edilebilmesi için Hodkinson Mental Test, Brunnstrom evrelemesi ve Modifiye Ashworth skalası uygulandı. Honkinson Mental Test uygulanarak 7 ve üstü puan alabilenler, alt ekstremite fonksiyonları Brunnstrom motor iyileşmesi evrelerine göre 2 ve 6 arasında olanlar, Modifiye Ashworth Skalasına göre etkilenen alt ekstremite spastisitesi 4'ün altında olanlar ve 10 m bağımsız yürüyebilen bireyler çalışmaya dahil edildi. Daha sonra bireylerin demografik ve hastalık bilgileri kişisel değerlendirme formuna kaydedildi. Gövde kontrolünü değerlendirmek için Gövde Bozukluk Ölçeği (GBÖ) ve İnme Hastalarında Postüral Değerlendirme Ölçeği - PASS Türk (PASS-T), denge ve yürüyüşü değerlendirmek için Tinetti Denge-Yürüme Testi (TDYT) ve sadece yürüyüşü değerlendirmek için Tinetti Yürüme Testi (TYT) ile 10 m yürüme testi (OMYT) kullanıldı. Duyu; "Fugl Mayer Sensori-Motor Fonksiyon Testi" ölçeğinin alt ekstremite için, hafif dokunma ve propriosepsiyon alt skorları ile değerlendirildi. Ayrıca neglect, taban altı basınç duyusu (TABD) ve alt ekstremite için stereognozis değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizi için SPSS for Windows version 24.0 paket programı kullanıldı ve p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Yapılan analizler sonucunda GBÖ ile TDYT-TYT ve FMSMFD arasında pozitif yönde, OMYT arasında negatif yönde güçlü korelasyonla anlamlı fark bulundu (p<0,05). PASS-T ile TDYT arasında pozitif yönde, OMYT negatif yönde çok güçlü; TYT ve FMSMFD arasında pozitif yönde güçlü korelasyonla anlamlı fark bulundu (p<0,05). GBÖ, PASS-T, TDYT-TYT değerleri, TABD ve stereognozis varlığında anlamlı yüksek; neglect varlığında anlamlı düşük bulundu (p<0,05). Sonuç olarak gövde kontrolü, alt ekstremite duyusu ile ilişkilidir ve denge ile yürümeyi etkilemektedir. Anahtar kelimeler: İnme; Gövde Kontrolü; Alt Ekstremite; Duyu; Yürüme
Akut dönem inmeli bireylerde omuz ağrısının gövde kontrolü, skapular stabilizasyon, uyku kalitesi ve bağımsızlık düzeyi ile ilişkisi
Bu çalışma inme tanısı almış bireylerin akut dönemde omuz ağrısı ile gövde kontrolü, skapular stabilizasyon, uyku kalitesi ve bağımsızlık düzeyi arasındaki ilişkinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya Ocak 2021 – Haziran 2021 tarihleri arasında SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesin Nöroloji Servisinde yatan, inme tanısı ile takip edilen yaş ortalaması 62 yıl olan 26 birey dahil edildi. Çalışmada omuz ağrısı Omuz Sensitivite Testi (OST), uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), skapular stabilizasyon Lateral Skapular Kayma Testi (LSKT), gövde kontrolü Gövde Kontrol Testi (GKT) ve kişinin bağımsızlık düzeyi ise Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ) ile değerlendirildi. LSKT 3 ölçeğinin sonuçlarına göre; inmeli bireylerde dominant taraf etkilenimi olanları skapular stabilizasyon düzeyi daha kötüydü (p<0,05). Orta ve şiddetli düzeyde ağrısı olan inmeli bireylerde, PUKİ testi ile değerlendirilen gündüz işlev bozukluğu hafif şiddetli ağrısı olan inmeli bireylerden anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,05). Sonuç olarak inmeli bireylerde omuz ağrısı ile gövde kontrolü, bağımsızlık düzeyi ve skapular stabilizasyon arasında ilişki yoktur ancak omuz ağrısı uyku kalitesini olumsuz etkilemektedir. Anahtar kelimeler: İnme; Omuz Ağrısı; Uyku Kalitesi; Skapular Stabilizasyon; Gövde Kontrolü.
Orta ve ağır inme hastalarında optik sinir kılıf çapının ultrasonografik ölçümü büyük damar oklüzyonunu gösterebilir mi?
Amaç: Bu çalışmanın amacı orta ve ağır iskemik inme hastalarında ultrasonografi ile ölçülen optik sinir kılıf çapının (OSKÇ), büyük damar oklüzyonunu öngörmedeki etkinliğini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Tek merkezli, prospektif ve gözlemsel nitelikte olan bu çalışma Mart 2023 ile Haziran 2023 tarihleri arasında Samsun Üniversitesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne semptom başlangıcının ilk 24 saatinde olan inme semptomlarıyla başvuran hastalar ve sağlıklı gönüllüler üzerinde gerçekleştirildi. Bilinen göz patolojisi olan, kafa içi basınç artışı öyküsü olan ve Ulusal Sağlık Enstitüleri İnme Ölçeği skoru (NIHSS) ≤5 olan hastalar çalışmadan dışlandı. Hastaların başvuru anındaki sağ ve sol OSKÇ'leri temel ultrasonografi eğitimi almış ve yeterli sayıda ultrasonografik OSKÇ ölçümü yapmış, deneyimli tek bir acil tıp asistanı tarafından yapıldı. Buna ek olarak hastaların sosyodemografik özellikleri, vital bulguları, başvuru semptomları, semptom süreleri, komorbid hastalıkları, Glaskow Koma Skalası (GKS), NIHSS skorları, Alberta İnme Programı Erken BT Skoru (ASPECTS), 3. aydaki modifiye Rankin Skalası (mRS) skorları ve tedavi sonlanımları kaydedildi. İskemik inmeli hastalardaki tüm bu parametreler büyük damar oklüzyonu olan ve olmayan gruplar arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya 151 inme hastası (hasta grubu) ve 63 sağlıklı gönüllü (kontrol grubu) dahil edildi. İnme hastalarının 133'ü (%88,1) iskemik inme, 18'i (%11,9) ise hemorajik inme geçiriyordu. Hasta grubunun yaş ortalaması 70,44±12,83 yıl iken kontrol grubunun yaş ortalaması 67,68±16,11 idi. Hasta grubunun %45,7'si (n=69) kadın iken bu oran kontrol grubunda %46 (n=29) idi. Hasta ve kontrol grubu yaş ve cinsiyet açısından benzerdi (p=0,964 ve p=0,186; sırasıyla). İskemik inmeli hastaların %58,6'sında (n=78) büyük damar oklüzyonu vardı. Büyük damar oklüzyonu olan ve olmayan hastalar yaş, cinsiyet, ek hastalıklar ve başvuru anındaki vital bulgular açısından benzerdi (p>0,05). GKS ve ASPECT skorları büyük damar oklüzyonu olan hastalarda daha yüksek iken, NIHSS skoru ise büyük damar oklüzyonu olmayan hastalarda daha yüksekti (p<0,001, p=0,006 ve p<0,001; sırasıyla). 3. ay sonunda bakılan mRS skoruna göre büyük damar oklüzyonu olan hastaların %41'i (n=32) iyi klinik sonlanıma sahip iken büyük damar oklüzyonu olmayanlarda bu oran %81,8 (n=45) idi (p<0,001). Ölçülen median sağ OSKÇ değeri büyük damar oklüzyonu olan hastalarda 6,1 (4,5-7,3) mm iken büyük damar oklüzyonu olmayan hastalarda 5,7 (4,4-6,9) mm idi (p=0,002). Ölçülen median sol OSKÇ değeri büyük damar oklüzyonu olan hastalarda 5,9 (4,7-7,6) mm iken büyük damar oklüzyonu olmayan hastalarda 5,7 (4,7-6,7) mm idi (p=0,002). Çalışmamızda 6 mm ve üzerindeki sağ OSKÇ ölçüm değeri %51,28 sensitivite ve %78,18 spesifite ile büyük damar oklüzyonu için anlamlı bir gösterge idi (AUC=0,653, %95 CI=0,566-0,733, p=0,001). 5,5 mm ve üzerindeki sol OSKÇ ölçüm değeri %83,33 sensitivite ve %40 spesifite ile büyük damar oklüzyonu için anlamlı bir gösterge idi (AUC=0,647, %95 CI=0,560-0,728, p=0,002). Sonuç: Orta ve ağır inme hastalarında başvuru anında yatakbaşı ultrasonografi ile ölçülen OSKÇ düzeylerindeki yükseklik büyük damar oklüzyonunu için bir öngörücü parametre olarak kullanılabilir. Anahtar kelimeler: acil servis, optik sinir kılıf çapı, akut inme, iskemik inme, hemorajik inme, ultrasonografi, kafa içi basınç artışı
Orta serebral arter okluzyonu nedeniyle mekanik trombektomi yapılan hastalarda prognostik skorlama sistemi: Danger bells
GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışma, akut orta serebral arter (MCA) oklüzyonu nedeniyle mekanik trombektomi uygulanan hastaların verilerini prospektif olarak toplayarak, başvuru sırasında inme şiddeti, ASPECT skoru, demografik özellikler, risk faktörleri ve laboratuvar değerlerini bir arada değerlendirip yeni bir puanlama sistemi oluşturmayı; bu puanlama sistemi ile prognoz arasında bir ilişki olup olmadığını belirlemeyi amaçlamaktadır. GEREÇ VE YÖNTEMLER: Araştırma Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi Yerel Etik Kurulu tarafından onaylanmıştır (2023/20/3). Çalışmaya, 18-82 yaş aralığında, ilk 6 saat içinde başvuran, MCA M1 oklüzyonu tespit edilen ve başarılı mekanik trombektomi yapılan hastalar prospektif olarak dahil edilmiştir. Hastaların başvuru anındaki inme şiddeti, BT-ASPECT skoru, demografik verileri, risk faktörleri ve laboratuvar verileri kaydedilmiştir. Temel değerlendirme, 90. gün mRS (modified Rankin Scale) skoru üzerinden yapılmıştır. Tüm veriler tek değişkenli analizler ile çok değişkenli logistik regresyon analizleri incelenmiştir. Regresyon katsayılarına dayalı bir puanlama sistemi oluşturulmuştur. Sistem, ROC analizi ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler SPSS (Version 22.0, SPSS Inc., Chicago, IL, ABD) yazılımı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. BULGULAR: Çok değişkenli logistik regresyon analizinde, yaş, diyabet varlığı, sigara kullanımı, lökosit yüksekliği, hemoglobin düşüklüğü, glikoz yüksekliği ve BT-ASPECT skorunun düşüklüğü gibi faktörler, klinik sonuçlar üzerinde anlamlı etkiler göstermiştir. Sayısal değişkenler için cut-off noktaları belirlenmiş; regresyon katsayılarına dayalı puanlama sistemi oluşturulmuştur. Bu sistemde lökosit yüksekliği 2 puan, diğer değişkenler 1 puan değerinde puanlanmıştır. Toplamda 10 puanlık bu skorlama, kötü klinik sonuçları öngörmede DANGER BeLLS adı verilmiştir. ROC analizi sonucunda bu skorlama sisteminin klinik kötü sonuçları tahmin etme duyarlılığı %75,9 ve özgüllüğü %85,1 olarak bulunmuştur. SONUÇ: Yeni oluşturulan DANGER BeLLS skorlama sistemi, bileşenleri açısından literatürle uyumludur ve mevcut skorlama sistemlerine göre daha kapsamlı, yüksek duyarlılık ve özgüllük sunmaktadır. Çalışmamızın eksternal validasyona ihtiyaç duyduğu sonucuna varılmıştır.
Kronik inme hastalarında gövde kontrolü ve alt ekstremite motor koordinasyonunun fonksiyonel denge ve yürüyüşün zaman mesafe karakteristikleri ile ilişkisinin incelenmesi
Daha sonra doldurulacaktır.. Bu çalışmanın amacı kronik inme hastalarında gövde kontrolü ile alt ekstremite motor koordinasyonunun fonksiyonel denge ve yürüyüşün zaman mesafe karakteristikleriyle olan ilişkisini incelemekti. Gözlemsel nitelikte olan bu çalışmaya yaşları 45 ila 75 arasında olan, bağımsız yürüyebilme yeteneğine sahip, kronik dönemdeki 53 inme hastası dâhil edildi. Hastaların inmeye bağlı etkilenim düzeyleri Rivermead Motor Değerlendirme (RMD) Ölçeği, hemiplejik taraf alt ekstremite koordinasyonu Alt Ekstremite Motor Koordinasyon Testi (AEMKT), gövde kontrolü Gövde Bozukluk Ölçeği (GBÖ) ile değerlendirildi. Ayrıca katılımcıların yürüyüşleri ve fonksiyonel denge düzeyleri incelendi. Bu kapsamda normal ve maksimum hızda tekrarlanan 10 Metre Yürüme Testi (10MYT) ve Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT) kullanıldı. Yürüyüşün zaman mesafe karakteristikleri ise GAITRite yürüyüş analiz sistemi ile değerlendirildi. Bulgular incelendiğinde; gövde kontrolü ve alt ekstremite koordinasyonunun, maksimum hızda yapılan 10MYT ile arasında düşük-orta dereceli (sırasıyla r=-0.563, r=-0.400, p<0.001), ZKYT ile (sırasıyla r=-0,614, r=-0,510, p<0,001) orta-iyi dereceli, hemiplejik taraf adım uzunluğuyla ise düşük-orta dereceli (sırasıyla r= 0.419, r=0.331, p<0.01) korelasyon gösterdiği bulundu. Bu ilişkilerin etki büyüklükleri incelendiğinde gövde kontrolünün yürüme hızı, fonksiyonel mobilite ve adım uzunluğuna alt ekstremite motor koordinasyonundan daha fazla etki ettiği görüldü. Çalışma sonuçlarımız yürüyüş hızı arttıkça gövde kontrolüne olan ihtiyacın arttığını, yürüyüşü ve fonksiyonel mobiliteyi alt ekstremite koordinasyonuna kıyasla gövde kontrolünün daha çok etkilediğini gösterdi. İnme sonrasında yürüme hızı ve adım uzunluğunda azalma olan bireylerde gövde kontrolü ve alt ekstremite koordinasyonunun değerlendirilmesinin rehabilitasyon sürecini olumlu etkileyeceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: İnme, koordinasyon, gövde kontrolü, yürüyüş
İnme geçiren bireylerde transkraniyal doğru akım uyarımının (TDCS) disfaji üzerine etkilerinin incelenmesi
"Daha sonra doldurulacaktır"
Algılanan inme etkisine göre inme latent sınıflarının belirlenmesi
Bu çalışmada, inme geçirmiş erişkin bireylerin SIS ile katılımları incelendi ve katılımcılar katılım parametresine göre ve inme algılarına göre sınıflara ayrıldı. Değerlendirmeler, Tavşanlı Doç. Dr. Mustafa Kalemli Devlet Hastanesine başvuran inmeli 696 bireye yüz yüze olacak şekilde gerçekleştirildi. Katılımcıların kuvvet, el fonksiyonu, günlük yaşam aktiviteleri, mobilite, iletişim, duygu, hafıza ve katılımlarını değerlendirmek için İnme Etki Ölçeği (İEÖ); günlük yaşam aktiviteleri ve mobilitelerini değerlendirmek için Barthel GYA İndeksi; gündelik ve sosyal hayata katılımlarını ölçmek için Katılım ve Otonomi Etki Anketi (IPA) kullanıldı. Veriler Jamovi 3.24 kullanılarak İnme Etki Ölçeği'nden elde edilen verilere uygulandı. Gizli profillerin sayısının belirlenmesinin gerçekleşebilmesi için Akaike Bilgi Kriteri (Akaike's information criterion-AIC), Bayesçi Bilgi Ölçütü (Bayesian information criterion-BIC) ve Örneklem Boyutuna Göre Ayarlanmış BIC Testi (Sample Size-Adjusted BIC-SABIC) gibi çeşitli uyum iyiliği endeksleri kullanıldı. Ayrıca olabilirlik oranını kullanan modelleri karşılaştırmak için Bootstrap Olabilirlik Oran Testi (Bootstrap Likelihood Ratio Test-BLRT) ve Lo-Mendell-Rubin (LMR) testleri de hesaplandı. Çalışmanın sonucunda katılımcıların; benzer özelliklerine, analizler incelendiğinde verdikleri sonuçlara ve inmeyi algılama biçimlerine göre üç sınıfa ayrıldıkları görülmüştür. Bu 3 sınıf çalışmaya katılan bireylerden elde edilen tüm SIS alt parametrelerine göre analiz edilmiş olup; ilk grup ortalama değerler, ikinci grup en yüksek değerler, üçüncü grup ise en düşük değerleri gösteren grubumuz olmuştur. Çalışmamızın, kişilerin sahip olduğu becerilerin ve hastalığı algılama şekillerinin tüm yönlerden incelenmesine imkân sağladığı, inmeli bireylere yönelik müdahale yöntemlerini ve şekillerini değiştireceği, daha hedefe yönelik ve daha holistik yaklaşımların belirlenmesi açısından kolaylık oluşturacağı; bu sayede doğru müdahale planının oluşturulmasına yol göstereceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ergoterapi, günlük yaşam aktiviteleri, inme, latent sınıf analizi, sosyal katılım.
İnme sonrası mobiliteyi değerlendiren ABILOCO anketinin türkçe versiyonu, geçerlik ve güvenilirliğinin araştırılması
İnme Sonrası Mobiliteyi Değerlendiren ABILOCO Anketinin Türkçe Versiyonu, Geçerlik Ve Güvenilirliğinin Araştırılması, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Programı Doktora Tezi, Ankara 2023. Bu çalışmanın amacı, ülkemizde yaşayan bireyler için inmeli hastalarda mobiliteyi değerlendirmek amacıyla kullanılan ABILOCO anketinin Türkçe diline çevrilmesi, geçerliği ve güvenirliğinin araştırılmasıdır. Çalışmaya en az 10 metre yürüyebilen ve bilişsel bozukluğu olmayan 18 yaş üzeri 140 birey dahil edildi. ABILOCO anketi literatürde tavsiye edilen basamaklar izlenerek Türkçe diline çevrildi. Anketin dil uyumu (1,00) ve kapsam geçerliği (0,97) Polit ve Beck Geçerlik İndeksi hesaplanarak incelendi mükemmel uyum sağladığı gösterildi. 30 kişi ile gerçekleştirilen pilot çalışma sonucunda ABILOCO anketinin Türkçe versiyonunda anlaşılabilirliğini artırmak için 4. maddeye "2 ayağı yanyana getirmeden" ifadesi, 7. maddeye de "kısmi felç" ifadesi ek bilgi olarak eklendi. Anket maddelerinin dikotom yanıtlandığı formu 100 katılımcının cevapları ile değerlendirilirken, maddelerin 3'lü likert skala ile yanıtlanan formu bu 100 kişinin de içinde bulunduğu toplam 140 katılımcının cevapları ile değerlendirildi. Anketin psikometrik özelliklerinin incelenmesi amacıyla dikotom yanıtlanan veriler için Rasch analizi, 3'lü likert skala ile yanıtlanan veriler için ise faktör analizi yöntemi kullanıldı. Rasch analizi yönteminde 3 madde analize dahil edilmedi, 10 maddenin dahil edildiği analiz sonuçları anketin değişmez, tek boyutlu, doğrusal ve yerel bağımsızlık özelliklerine sahip olduğunu gösterdi. Faktör analizi yöntemi ile anketin tek faktör çözümlemesi yapıldı ve tek faktör toplam varyansın % 66,567'sini açıkladı. ABILOCO-Türkçe'nin güvenirliğini test etmek için dikotom verilerde Kuder-Richardson-20 (KR-20) değeri 0.86, likert verilerde ise Cronbach α değeri 0,96 olarak hesaplandı. 3'lü likert yanıtlardan elde edilen veriler incelendiğinde madde-toplam puan korelasyonları 0,464 ile 0,899 arasında bulundu. Dikotom ve likert verilerde sırasıyla test-tekrar test güvenilirliği için sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC) 0,977 ve 0,989 olarak hesaplandı. ABILOCO-Türkçe sonuçları Süreli Kalk ve Yürü Testi (dikotom veriler (r:-0,880, p<0,001); likert veriler (r:-0,830, p<0,001)) ve Berg Denge Ölçeği (dikotom veriler (r:-0,879, p<0,001); likert veriler (r: 0,919, p<0,001)) ile yüksek korelasyon gösterdi. Sonuçlar ABILOCO anketinin her iki formunun da Türk toplumunda, inme geçirmiş bireylerin mobilite düzeylerini sorgulamak amacıyla kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu desteklemektedir.
İndirgenmiş folat taşıyıcısı 1'in rolünün iskemik inme ve retinal iskemi modellerinde araştırılması
Beyin parankimine folat taşınması iki şekilde olmaktadır. Bunlardan birincisi koroid pleksus üzerinden folat reseptör alfa (FOLRα) aracılığıyladır diğeri ise indirgenmiş folat taşıyıcısı 1 (RFC1, SLC19A1) ile kan-beyin bariyeri (KBB) üzerindendir. RFC1 literatürde özellikle koroid pleksustan folat taşınmasının bozulduğu durumlarda KBB üzerinden folat taşınmasını artırıcı alternatif bir yol olarak çalışılmıştır. Ancak güncel literatürde RFC1'in potansiyel yeni rolleri tanımlanmaya başlanmıştır. Yakın zamanda RFC1, Gen Seti Zenginleştirme Analizi (Gene Set Enrichment Analysis) sonucunda hipoksi-immün ilişkili bir gen olarak tanımlanmıştır. Geniş bir insan popülasyonunun değerlendirildiği bir klinik çalışmada, RFC1 polimorfizmleri iskemik inme, küçük damar oklüzyonu ve sessiz beyin enfarktına yatkınlıkla ilişkilendirilmiştir. Ayrıca beyin mikrodamarlarını sararak mikrodolaşımın ve KBB'nin kontrolünü sağlayan ve iskemide önemli görevleri bulunan heterojen gen ifade profilli mural hücrelerde (perisitler ve vasküler düz kas hücreleri) ortak genleri araştıran bir meta-analiz çalışmasında RFC1 üç ortak genden biri olarak öne çıkmıştır. Güncel literatürde iskemideki potansiyel rolüne yapılan dolaylı atfa rağmen RFC1'in iskemik inme ile direkt bağlantısına yönelik bir çalışma yapılmamıştır. Ayrıca, iskemik inme patofizyolojisinde önemli rolü bulunan perisitlerde protein düzeyinde varlığı gösterilmemiştir ve mikrodamarlardaki potansiyel rolü de çalışılmamıştır. Retina, beynin uzantısı olarak benzer anatomik ve fizyolojik özelliktedir ancak vücutta en yüksek perisit yoğunluğuna sahip olan dokudur. İç kan-retina bariyeri (KRB), KBB'ye benzer niteliktedir ve retinal iskemi ile iskemik inme arasında da önemli benzerlikler bulunmaktadır. Ancak, RFC1 proteini literatürde iç KRB'yi oluşturan perisit ve endotel hücrelerinde gösterilmemiş, retinal iskemideki potansiyel rolü çalışılmamıştır. Bu tez çalışmasında, erişkin erkek ve dişi Swiss albino fareler kullanılarak öncelikle RFC1 proteininin beyin perisitlerinde varlığının beyin kesitlerinde ve izole mikrodamar preparatlarında; retinada ise iç KRB'deki varlığının tüm retinada ve retinanın tripsin ile sindirilerek elde edilmiş mikrodamarlarında, immunohistokimyasal olarak gösterilmesi hedeflenmiştir. Ardından proteinin fonksiyonu ve seviyeleri; RFC1'in gen susturumu için özel olarak tasarlanmış small interfering RNA (siRNA), gen ifadesinin artırılması için RFC1 geninin aşırı eksprese edilmesini sağlayan Lentiviral Vektör ve uygun kontrolleri kullanılmıştır. Bunlar beyne intrakortikal, göze intravitreal enjeksiyonlar ile tatbik edilmiştir. Ayrıca RFC1'in kompetetif inhibitörü olan metotreksat sistemik olarak verilerek taşıyıcı farmakolojik olarak modifiye edilmiştir. Fokal serebral iskemi/rekanalizasyon intraluminal model, retinal iskemi FeCl3 modeli ile oluşturulmuştur. Bu patolojik durumların RFC1 proteini üzerindeki etkileri ve RFC1 proteini modifikasyonlarının patofizyolojideki rolleri immünohistokimya, histokimyasal yöntemler, Western blotlama ve diğer tamamlayıcı yöntemler ile incelenmiştir. Ayrıca başka bir grup farenin beynine RFC1-siRNA verildikten sonra iskemi/rekanalizasyon uygulanarak enfarkt hacminin değişimi ve KBB'den kontrast ajanı -gadolinyum- sızması in vivo yüksek çözünürlüklü (7 Tesla) manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile araştırılmıştır. Bu tezden elde edilen sonuçlardan ilki RFC1 proteininin beyin perisitlerinde bulunduğudur. Literatürde ilk kez iç KRB'de hem perisitlerde hem de endotel hücrelerinde RFC1 proteinin varlığı retina dokusunda ve tripsin ile izole edilen mikrodamarlarda gösterilmiştir. Intravitreal veya intrakortikal verilen RFC1-siRNA ile RFC1 protein ifadesinin susturulmasıyla 24 saat içinde KBB ve iç KRB fonksiyonel bütünlüğü bozulmuş ve endojen IgG damar dışına sızmıştır. RFC1-siRNA'nın bariyerde yol açtığı fonksiyonel yıkıma sıkı bileşke ve bazal membran proteinlerinin azalmasının eşlik ettiği retina damarlarında gösterilmiştir. Retina damarlarında bir saat retinal iskeminin RFC1 proteinini artırdığı saptanmıştır. Ancak beyin iskemisi sonrası farklı rekanalizasyon sürelerinde iskemik enfarkt, periinfarkt ve kontralateral bölgede RFC1 proteini değişmiştir. RFC1 proteinin beyin veya retina iskemisinden önce RFC1-siRNA ile azaltılması, iskeminin bariyerler üzerindeki yıkıcı etkilerini şiddetlendirmiş ve daha fazla IgG sızmasına sebep olmuştur. Ayrıca, RFC1-LV'nin intravitreal olarak retinal iskemi öncesi uygulanması ile yapılan ön tedavi, iskemiden sonra azaldığı gösterilen kollajen-4 ve okludin seviyelerini kurtararak iskeminin bariyer proteinleri üzerindeki etkisinin şiddetini azaltmıştır. Tek doz metotreksatın sistemik uygulanmasından bir saat sonra RFC1 seviyelerinde artış, 48 saat sonra ise azalış gözlemlenmiş ve metotreksatın RFC1 ifadesi üzerindeki modifiye edici etkisi gösterilmiştir. RFC1-siRNA enjeksiyonu yapılan retinalarda kontrole göre aktif folat seviyeleri karşılaştırılmış ve RFC1 substratı folat ile ve RFC1'in bariyer üzerindeki kontrolü arasındaki ilişki araştırılmıştır. RFC1-siRNA uygulanan retinalarda kontrole göre istatistiksel anlamlı bir değişim gözlenmemiştir. Sonuç olarak, bu tez RFC1'in folat taşınması dışında fizyolojik durumda ve iskemide iç KRB ve KBB'de rolü olduğunu göstermiştir. Beyinde perisitlerde ve retinada iç KRB'de RFC1 proteininin varlığını göstermiş ve RFC1'in KBB ve KRB'nin bütünlüğünü sağlamaktaki önemini ortaya koyarak yeni bir bakış açısı sunmuştur. Erişkin farelerde bölgesel (intravitreal veya intrakortikal) RFC1 susturulması ile bariyerlerde 24 saat içinde meydana gelen yıkım RFC1'in bariyer özelliklerinin akut düzenleyicisi olduğunu göstermiştir. Bir saatlik retinal iskemide düzeyinin artışı, beyin iskemisinde ise farklı rekanalizasyon sürelerinde düzeyinin değişmesi, RFC1 proteininin gen bankalarının analizi ile elde edilen hipoksi-immun ilişkili gen tanımına uyduğunu ve iskemik inme ve retinal iskemi patofizyolojilerinde rolü olabileceğini desteklemektedir. İskemi öncesi RFC1LV tedavisi ile iskeminin bariyer proteinlerinde meydana getirdiği azalmanın iyileşmesi, RFC1'e yönelik müdahalelerin retinal iskemi ve iskemik inme patofizyolojilerinde bariyer koruyucu işlev görebileceğini göstermiştir. RFC1 susturumu ile retina dokusunda aktif folat seviyesinde istatistiksel anlamlı bir değişim olmaması dokunun RFC1 susturulmasına karşılık folat seviyelerini kısmen telafi ettiği ve bariyerlerde meydana gelen değişimin dokunun veya organizmanın aktif folat düzeyleri ile ilişkisiz olabileceğini önermiştir. Tüm bu sonuçlar RFC1'in, beyin ve retina parankimine folat taşıma fonksiyonun yanı sıra sağlıkta ve iskemide KBB ve KRB'nin dinamik bir düzenleyicisi olduğuna ve RFC1 polimorfizmlerinin yatkınlık yarattığı iskemi ilişkili durumların altta yatan patogenezinin bu açıdan araştırılması gerektiğine işaret etmektedir. Bu tez, RFC1 proteinin yeni işlevlerini ortaya koymakla beraber varlığı ve önemi bilinmeyen ancak gen veri bankalarının matematiksel analizi veya -omik yaklaşımları ile yapılan araştırmalarda adı ön plana çıkan proteinler için kavramsal bir çalışma modeli önermektedir. Günümüzde bu yaklaşımlar her ne kadar ileri ve gelişmiş olsalar bile beyin araştırmalarında in vivo modellerin ve 'gözle görme'nin önemini, proteinlerin rollerinin anlaşılmasında şaşırtıcı sonuçlar ortaya koyabileceğini göstermektedir. RFC1'in KBB ve iç KRB üzerinde sahip olduğu etkinin mekanizmasının anlaşılmaya çalışılması bu tezden sonra bir odak noktası olmaya devam edecektir. İleri araştırmalar, RFC1'in özelliklerini, protein-protein etkileşimlerini ve patofizyolojide üstlendiği rolleri aydınlatmayı amaçlamaktadır.
İnme hastalarında bobath yöntemi ve Görev odaklı yaklaşım'ın gövde kaslarının mimari özellikleri ve aktivasyonları ile fonksiyonel performans üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışma, inme hastalarında Bobath Yöntemi ve Görev Odaklı Yaklaşım (GOY)'ın gövde kaslarının mimari özellikleri ve aktivasyonları ile fonksiyonel performans üzerine etkilerinin incelenmesi ve karşılaştırılması amacı ile planlandı. Çalışmaya dahil edilen 36 hasta randomize bir şekilde Bobath grubu ve GOY grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hastalar 8 hafta, haftada 3 gün, günde 1 saat tedaviye alındı. Gövde fonksiyonu Gövde Bozukluk Ölçeği, motor performans İnme Rehabilitasyonunda Hareket Değerlendirme Ölçeği, hedefe ulaşma düzeyi Hedefe Ulaşma Ölçeği, gövde kas kalınlıkları ultrasonografi ve kas aktivasyonları yüzeyel elektromiyografi, denge statik postürografi ve yürüyüş GaitRite Yürüyüş Analiz Sistemi ile değerlendirildi. Çalışma 34 hasta ile tamamlandı. Bobath ve GOY gruplarının yaş ortalamaları 55,76±17,23 ve 48,88±12,43 yıldı. Tanımlayıcı veriler, hastalık süresi ve tedavi öncesi tüm ölçümlerin değerleri gruplar arasında benzerdi (p>0,05). Tedavi sonrası gövde fonksiyonları, motor performans ve hedefe ulaşma düzeyi her iki grupta istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde gelişti (p<0,05). Paretik ve non-paretik rektus abdominis kalınlığı sadece Bobath grubunda arttı ve kas kalınlığındaki artış GOY grubuna üstünlük sağladı (p<0,05). Her iki grupta stabilite limitleri anteroposterior (AP) ve mediolateral (ML) yönde artış gösterdi (p<0,05). Bobath grubunda normal zemin gözler açık (NZGA), pertürbe zemin gözler açık (PZGA) ve kapalı (PZGK) denge testlerinde AP yönünde, GOY grubunda ise PZGK testinde AP ve ML yönünde postüral salınımlarda azalma bulundu (p<0,05). Yürüme hızı her iki grupta artış gösterdi (p<0,05). Bobath grubunda paretik taraf adım uzunluğunda artma, çift destek periyodunda azalma ve GOY grubunda paretik ve non-paretik taraf adım uzunluğunda artma, çift destek periyodunda azalma ve Fonksiyonel Ambulasyon Profili skorunda artma bulundu (p<0,05). Bobath grubunda sadece NZGA testi sırasında paretik latismus dorsi aktivasyonunda azalma bulundu (p<0,05). GOY grubunda ise tüm denge testlerinde non-paretik rektus abdominis aktivasyonu ve stabilite limitleri, NZGA ve yürüme testlerinde paretik latismus dorsi aktivasyonunda azalma bulundu (p<0,05). Kas kalınlığı ve aktivasyonu arasında ilişki bulunmadı (p>0,05). Çalışmamızın sonuçları, Bobath Yöntemi'nin rektus abdominis kalınlığını arttırmada GOY'a göre daha iyi gelişmeler sağladığı ve her iki yöntemin inme hastalarında gövde fonksiyonu, motor performans, hedefe ulaşma, denge, yürüme ve gövde kas aktivasyonu üzerine olumlu etkileri olduğunu göstermektedir.
İnmeli hastalarda Bobath eğitimine ek olarak uygulanan gövde propriosepsiyon eğitiminin denge, yürüyüş ve gövde pozisyon hissi üzerine olan etkilerinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı inmeli hastalarda gövde odaklı Bobath egzersizlerine ek olarak uygulanan propriosepsiyon eğitiminin, gövde fonksiyonları, gövde pozisyon hissi, denge, yürüme fonksiyonu, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya 27 inmeli birey dâhil edildi. Bireyler randomize olarak iki gruba ayrıldı. Birinci gruptaki bireylere rutin fizyoterapiye ek olarak gövde odaklı Bobath egzersizleri ile birlikte propriosepsiyon eğitimi uygulandı (Grup 1), ikinci gruptaki bireylere ise rutin fizyoterapiye ek olarak gövde odaklı Bobath egzersizleri uygulandı (Grup 2). Propsioseptif eğitim olarak gövdenin posterio-lateral bölgesine TENS ve foam stick uygulamaları yapıldı ve gövde repozisyon egzersizleri kullanıldı. Rutin tedaviye ek olarak uygulanan egzersizler her iki grupta da 8 hafta, haftada 3 gün ve günde 40 dakika süre ile uygulandı. Bireyler tedavi öncesi ve tedavi sonrası olmak üzere iki defa değerlendirildi. Gövde fonksiyonları, Gövde Bozukluk Ölçeği; gövde pozisyon hissi, gövde repozisyon hatası (GRH); denge ve yürüme performansı, Berg Denge Ölçeği, Fonksiyonel Uzanma Testi ve 2 dakika yürüme testi; motor fonksiyonlar ve mobilite, İnme Rehabilitasyonu Hareket Değerlendirme Ölçeği ve Fugl Meyer Değerlendirme Ölçeği; günlük yaşam aktiviteleri, Barthel İndeksi ve yaşam kalitesi İnmeye Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Çalışmaya katılan hastalardan 1. Grupta yer alan 11 hastanın yaş ortalaması 63.1±13.6 iken 2. Gruptaki 12 hastanın yaş ortalaması 62.3±10.2 yıl idi. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası yapılan grup içi analizler sonucunda gövde fonksiyonları, gövde pozisyon hissi, denge ve yürüme performansı, motor fonksiyonlar ve mobilite, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesinde her iki grupta da istatiksel olarak anlamlı gelişmeler olduğu bulundu (p<0,05). Tedavi sonrasında GRH parametresi dışındaki tüm değerlendirilen parametrelerde gruplar arasında anlamlı farklılık olmadığı bulundu (p>0,05). Grup 1'deki katılımcıların tedavi öncesi ve tedavi sonrası GRH değerlerinin farklarının ortalaması Grup 2'ye göre anlamlı derecede daha düşük bulundu (p<0.05). Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre Bobath egzersizleri gövde fonksiyonlarının yanı sıra gövde pozisyon hissinin geliştirilmesinde de etkilidir. Bunun yanında Bobath egzersizlerine ek olarak uygulanan propriosepsiyon eğitimi gövde pozisyon hissinin daha fazla gelişmesini sağlamıştır. Gövdeye ve/veya farklı vücut bölümlerine uygulanacak, farklı içerikli duyu eğitimlerinin etkinliği araştırmak için yeni çalışmalar planlanması gerektiğini düşünmekteyiz.
Revize Nottingham Duyu Değerlendirmesi'nin Türkçe versiyonu ve inmeli bireylerde geçerlilik ve güvenilirliğinin incelenmesi
Bu çalışma, Revize Nottingham Duyu Değerlendirmesi'nin (rNDD) Türkçe versiyonu ve ı̇nmeli bireylerde geçerlilik ve güvenilirliğinin ı̇ncelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya 85 inmeli birey dahil edildi. Ölçek Türkçe'ye uyarlanırken DSÖ'nün çeviri protokolü uygulandı. Ölçeğin uygulama, pratiklik ve anlaşılabilirliğinin değerlendirilmesi için ön test uygulaması yapılarak ölçeğe son hali verildi. rNDD'nin geçerliliği yapı ve kriter geçerliliği yöntemi ile, güvenilirliği ise iç tutarlılık, test-tekrar test ve uygulayıcılar arası tutarlılık yöntemi ile incelendi. rNDD'nin kriter geçerliliğine göre altın standart test olan Katz GYA İndeksi ile ilişkisi incelendiğinde, rNDD'nin hafif dokunma (r=0,430), ısı (r=0,504), iğneleme (r=0,469), taktil lokalizasyon (r=0,474), bilateral eş zamanlı dokunma (r=0,431) ve basınç (r=0,464) alt boyutları ve propriosepsiyon (r=0,674) ile steregnozis (r=0,580) boyutları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p0,001). RMD ile rNDD'nin hafif dokunma (r=0,537), ısı (r=0,576), iğneleme (r=0,550), taktil lokalizasyon (r=0,576), bilateral eş zamanlı dokunma (r=0,528) ve basınç (r=0,589) alt boyutları ve propriosepsiyon (r=0,732) ile steregnozis (r=0,773) boyutları arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edildi (p0,001). rNDD'nin yapı geçerliliği incelemesinde demografik bilgilere göre grup karşılaştırmaları yapıldı ve rNDD'nin sonuçlarının demografik özelliklere göre değişim göstermediği ve tutarlı sonuçlar verdiği saptandı. Güvenilirlik analizine göre rNDD'nin tüm boyutlarında iç tutarlılık yüksek bulundu (Cronbach's α=0,788- 0,959). rNDD'nin test-tekrar test analizine göre, tüm alt boyutlarda farklı zamanlarda bulunan sonuçlar arasında mükemmel tutarlılık olduğu bulundu (0,953-1,000). rNDD'nin uygulayıcılar arası tutarlılık analizine göre, tüm alt boyutlarda farklı uygulayıcılar arasındaki değerlendirme sonuçlarının mükemmel tutarlılık gösterdiği tespit edildi (Kappa= 0,9-1,0). Sonuç olarak rNDD'nin Türkçe'ye uyarlamasının inmeli bireylerde somatoduyuyu değerlendirebilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu bulundu.
İnme geçiren hastalarda travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin fiziksel bağımlılık, travma ile başa çıkabilme algısı ve algılanan sosyal destek ile ilişkisinin incelenmesi
İnmenin yol açtığı psikososyal ve psikiyatrik tablolara yönelik literatür incelendiğinde, çalışmalarda depresyona odaklanıldığı görülse de inme gibi ani gelişen klinik tabloların travma sonrası stres bozukluğuna yol açtığı bilinmektedir. Bu çalışmada inme geçiren bireylerde travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin; sosyodemografik ve tıbbi veriler, bağımlılık düzeyi, travma ile başa çıkabilme algısı ve algılanan sosyal destek faktörleri ile ilişkisi incelenmiştir. Araştırma, Ankara ilindeki Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi'ne tanı ve tedavi için başvuran inme hastaları (n=218) üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türdedir. Araştırmada kullanılan ölçüm araçları; Sosyodemografik ve Tıbbi Özellikler Formu, Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçek, Modifiye Barthel İndeksi, Travma ile Başa Çıkabilme Algısı Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'dir. Ölçeklerden elde edilen puanlar, yaş ve inme sonrası geçen süre değişkenleri arasındaki ilişki, Pearson Sıra Korelasyon Katsayısı ile incelenmiştir. Çalışmada kullanılan tüm ölçeklerin skor puanları ve yaş, cinsiyet, inme sonrası geçen süre ve psikolojik destek ihtiyacı duyma değişkenlerinin Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçek üzerindeki yordayıcılığı ise Çoklu Regresyon Analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre inme geçiren hastaların %63,3'ü Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçeği'nden kesim noktasının üzerinde puan almıştır. Yapılan regresyon analizi sonucuna göre ise çok boyutlu algılanan sosyal destekte aile alt faktörü, travma ile başa çıkabilme algısında travma alt faktörü, cinsiyet ve psikolojik destek ihtiyacı duyma durumu değişkenleri; travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin %46,8'ini açıklamaktadır. İnme vakalarında travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin taranması, riskli grupların göz önünde bulundurulması önerilmektedir.
Kronik inmeli bireylerde denge değerlendirmeleri için kullanılan yöntemlerin yüz yüze, senkron ve asenkron kullanımının karşılaştırılması
Çalışma, kronik inmeli bireylerde Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ve Tinetti Denge Testinin (TDT), senkron ve asenkron olarak uygulanmasının güvenirliği ve geçerliğini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya yaşları 30-77 yaş aralığında 12 kadın ve 24 erkek olmak üzere 36 kronik inmeli birey dahil edildi. Tüm bireyler yüz yüze, senkron tele-değerlendirme ve asenkron tele-değerlendirme olmak üzere 3 farklı yöntemle değerlendirildi. Yüz yüze değerlendirme 1. değerlendirici tarafından klinik ortamda gerçekleştirildi. Yüz yüze değerlendirmede bireylerin sosyodemografik bilgileri, inme hastalığı ile ilgili bilgileri, denge, fonksiyonel ve klinik durumlarına ait değerlendirmeler yapıldı. Asenkron ve senkron tele-değerlendirmeler, 1. ve 2. değerlendirici tarafından gerçekleştirildi. Asenkron ve senkron tele-değerlendirmelerde bireyler sadece BDÖ ve TDT ile değerlendirildi. Güvenirlik iç tutarlılık, değerlendirici içi ve değerlendiriciler arası güvenirlik ile araştırıldı. Değerlendirici güvenirliği için 18 bireyin hem senkron video kayıtları hem de asenkron video kayıtları 10 gün sonra 2 değerlendirici tarafından değerlendirildi. Geçerlilik ise birleşim geçerliği ve eşzaman geçerliği ile incelendi. Birleşim geçerliğinin incelenmesinde Motor Değerlendirme Ölçeği (MDÖ), Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ), Brunnstrom alt ve üst ekstremite iyileşme evreleri kullanıldı. Eşzaman geçerliği ise BDÖ, TDT, mediolateral salınım (MLS), anteroposterior salınım (APS) ve salınım hızı ile ilişki incelenerek araştırıldı. Çalışmamız sonucunda; her iki tele-değerlendirme yöntemi için BDÖ ve TDT'nin iç tutarlılığının (Cronbach a=0,930 ile 0,970 arası), değerlendirici içi güvenirliğinin (ICC=0, 970 ile 0,990 arası) ve değerlendiriciler arası güvenirliğinin (ICC=0, 970 ile 0,990 arası) mükemmel derecede olduğu tespit edildi. Yapı geçerlik analizinde ise her iki tele-değerlendirme yöntemi için de BDÖ' nün iki faktörlü bir yapısının olduğu görüldü. TDT'nin ise tek faktörlü yapıya sahip olduğu belirlendi. BDÖ ve TDT'nin senkron ve asenkron tele-değerlendirilmesinin birleşim geçerliği incelendiğinde; MDÖ puanı, alt ekstremite Brunnstrom seviyeleri ile mükemmel düzeyde pozitif yönde, üst ekstremite Brunnstrom düzeyi ile ise BDÖ'nün mükemmel, TDT'nin iyi düzeyde korelasyonları olduğu saptandı (p<0,05). HADÖ puanıyla ise önemsiz düzeyde negatif korelasyon saptandı. Her iki tele-değerlendirme yönteminin eşzaman geçerliği için yapılan analizlerde; BDÖ ve TDT'nin, yüz yüze yapılan BDÖ ve TDT ile pozitif yönde mükemmel düzeyde, MLS, APS ve salınım hızı ile ise negatif yönde orta düzeyde ilişkili bulundu. Çalışmamız sonucunda; BDÖ ve TDT'nin senkron ve asenkron tele-değerlendirme yöntemlerinde geçerli ve güvenilir olduğu tespit edildi.
Kronik inme hastalarında diz hiperekstansiyonuna neden olan faktörler ve hiperekstansiyonun kontrolü için rijit bantlama uygulamasının etkisinin kinematik analiz yoluyla araştırılması
Bu çalışma, inme hastalarında yürüyüşün duruş fazında dizde hiperekstansiyona neden olan faktörleri belirlemek ve rijit bantlama uygulamasının hiperekstansiyona akut etkisi incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya 40-70 yaş arasındaki 30 inme hastası dahil edildi. Hastaların alt ekstremite kas kuvveti manuel kas testiyle, kas tonusu Modifiye Ashworth Skalası'yla, denge değerlendirmesi tek ayak duruş testiyle değerlendirildi. Yürüyüşün klinik değerlendirmesi 10 metre yürüme testi, kinematik analizi ise hareket analiz sistemi kullanılarak yapıldı. Çalışmanın ikinci gününde hastaların dizine hiperekstansiyon bantlama tekniği kullanılarak rijit bantlama uygulandı ve yürüyüş analizi tekrar edildi. Çalışmamızda maksimum diz hiperekstansiyon derecesi ile gastroknemius spastisitesi arasında orta düzeyde, kalça adduktör spastisitesi arasında zayıf düzeyde ilişki saptandı. Bununla birlikte diz hiperekstansiyon derecesi ile diz fleksör kas kuvveti arasında orta düzeyde, ayak bileği dorsifleksör kas kuvveti arasında zayıf düzeyde ilişki bulundu (p<0,05). Ayrıca diz hiperekstansiyonun artması ile pelvik retraksiyon açısının artmasının zayıf düzeyde ilişkili olduğu görüldü (p<0,05). Dize uygulanan rijit bantlamanın diz hiperekstansiyonunu ve pelvik retraksiyonu anlamlı şekilde azalttığı bulundu (p<0,05). Sonuçlarımız alt ekstremite spastisite ve kas kuvvetlerinin diz hiperekstansiyonuna neden olan faktörlerden olduğunu, rijit bantlama uygulamasının diz hiperekstansiyonun kontrolünde etkili olduğunu gösterdi. Sonuçlarımız inme sonrası görülen diz hiperekstansiyonunun multifaktorial bir bozukluk olduğunu, rijit bantlama uygulamasının dize mekanik olarak fleksiyon momenti vermesi ve proprioseptif girdi sağlaması nedeniyle diz hiperekstansiyonunun ve artmış pelvik retraksiyonun azalmasına katkı sağladığını düşünüldü. Anahtar Kelimeler: İnme, yürüyüş analizi, rijit bantlama, kinematik analiz, diz hiperekstansiyonu
İnmeli bireylerde ayna tedavisinin el fonksiyonları, fonksiyonel bağımsızlık ve aktivite performansı üzerine etkisi
Bu çalışmada, inmeli bireylerde ayna tedavisinin el fonksiyonları, fonksiyonel bağımsızlık ve aktivite performansı üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma prospektif, tek kör ve randomize kontrollü olarak planlanmıştır. Çalışmaya AİBÜ İzzet Baysal Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi' nde inme tedavisi alan müdahale (n=20) ve kontrol grubu (n=20) olmak üzere toplam 40 birey dahil edilmiştir. Bireylerin el fonksiyonlarını değerlendirmek için Jebsen Taylor El Fonksiyon testi (JTEFT), fonksiyonel bağımsızlığı değerlendirmek için Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ) ve aktivite performansını değerlendirmek için Kanada Aktivite Performans Ölçeği (KAPÖ) kullanılmış olup, müdahale öncesi ve sonrası sonuçlar her iki grup için karşılaştırılmıştır. Çalışmaya dahil edilen tüm bireylere (n=40) 6 hafta, haftada 5 gün, günde 40 dk geleneksel ergoterapi müdahale programı uygulanmıştır. Müdahale grubuna dahil edilen 20 kişiye 6 hafta, haftada 5 gün, günde 30 dakika olacak şekilde geleneksel ergoterapi müdahale programına ek olarak ayna tedavisi uygulanmıştır. Sonuç olarak, değerlendirmeler müdahale öncesi ve sonrası analiz edildiğinde, hem müdahale hem de kontrol grubunda JTEFT tüm alt skorlarında, FBÖ total skorda, KAPÖ aktivite performansı ve memnuniyette olumlu yönde istatistiksel olarak anlamlı farklar tespit edilmiştir (p<0,01). Cohen's D etki büyüklüğü analizleri incelendiğinde; JTEFT'nde değerlendirilen etkilenmemiş tarafta hafif ve ağır objeleri taşıma skorları ile FBÖ' de değerlendirilen kendine bakım skoru haricinde tüm değerlendirmelere ait skorlarda müdahale grubunda daha büyük Cohen's D skorları tespit edilmiştir. Müdahale grubunda korelasyon analizi sonucunda JTEFT, FBÖ ve KAPÖ skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Müdahale grubunda el fonksiyonları, günlük yaşam okupasyonlarındaki fonksiyonel bağımsızlık seviyeleri ile aktivite performans düzeylerinde kontrol grubuna kıyasla daha fazla artış olduğu bulunmuştur. İnmeli kişilerde ayna tedavisinin dahil edildiği ergoterapi müdahalelerinin planlanmasının özellikle el fonksiyonu, günlük yaşam okupasyonlarındaki bağımsızlık düzeyi ile aktivite performansını geliştirme gibi hedeflere ulaşmak için daha etkili olacağı düşünülmektedir.
İnme sonrası hemipleji gelişen hastalarda nöromuskuler elektrik stimülasyonu eşliğinde ayna terapisinin alt ekstremite üzerinde etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada inme sonrası hemipleji gelişen hastalarda nöromusküler elektrik stimülasyonu eşliğinde ayna terapisinin alt ekstremite üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya toplam 40 hemiplejik hasta dahil edilmiştir. Hastalar çalışma ve kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Çalışma grubundaki hastalara klasik, konvansiyonel rehabilitasyon ve nöromusküler elektrik stimülasyon eşliğinde ayna terapisi uygulanmış iken kontrol grubunda yer alan hastalara ise klasik, konvansiyonel rehabilitasyon ve ayna terapisi uygulanmıştır
İnme sonrası omuz ağrısı olan ve olmayan hastaların uyku kalitesinin, günlük yaşam aktivitesi ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
İnme, önemli nörolojik kayıplara sebep olmaktadır. Buna ek olarak; gelişebilecek komplikasyonlar nedeniyle de hastalarda önemli morbiditeye yol açar. İnmeli hastalarda sık görülen komplikasyonlardan birisi de omuz ağrısıdır. Çalışmamızda, inme geçirmiş omuz ağrısı olan ve olmayan hastaların uyku kalitesi değerlendirildi ve uyku kalitesinin bu hastaların günlük yaşam aktivitesine ve yaşam kalitesine olan etkisi incelenmiştir. Çalışmamıza; son 18 ay içinde inme geçirmiş, omuz ağrısı olan ve olmayan toplam 32 hasta dahil edilmiştir. Tüm inmeli hastalar omuz ağrısı olan ve olmayan olarak iki gruba ayrılmıştır. Çalışmaya dahil edilen hastalara; omuz ağrı varlığının ve şiddetinin değerlendirilmesi için The ShoulderQ Anketi, uyku kalitesi değerlendirmesi için Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi, günlük yaşam aktivitesi değerlendirmesi için KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği, yaşam kalitesi değerlendirmesi için İnmeye Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği, el ve el bileği sorunlarının değerlendirilmesi ve üst ekstremite motor fonksiyonlarının değerlendirilmesi için Michigan Hand Outcomes Questionnaire Türkçe Versiyonu uygulanmıştır. Sonuç olarak; omuz ağrısı olan inmeli hastalarda uyku kalitesi zayıf olarak bulunmuştur. Ayrıca; uyku kalitesinin, inmeli hastaların günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlığını ve yaşam kalitelerini önemli oranda etkilediği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: İnme, Günlük Yaşam Aktivitesi Anketi, Omuz Ağrısı, Uyku Kalitesi