İnme
159 theses under this subject heading
Demographic characteristics and socioeconomic conditions of acute ischemic patients who apply to the emergency service
Objective: To determine the socioeconomic status of patients diagnosed with ischemic stroke who applied to the emergency department in our hospital and to reveal the relationship between low socioeconomic status and stroke severity. Material and Method: In our study, a questionnaire was applied to 65 patients who were diagnosed with acute ischemic stroke who applied to the emergency service between April 2019 and January 2020, or their relatives, to determine their socioeconomic status. Age, gender, marital status, education levels, economic levels, economic perceptions, nutritional habits, risk factors, vital signs, NIHSS, arrival time to the emergency room, and routine laboratory tests were created as independent variables. In particular, the relationship between socioeconomic status and education levels and stroke severity was analyzed statistically. Results: A total of 65 patients (mean age 74.1 ± 11.5 years) with acute ischemic stroke admitted to the emergency department were included in the study. It was found that cases with lower education level, working with physical strength and income level below 1500 TL were independently associated with higher NIHSS. Conclusion: Socioeconomic status was found to be related to the severity of stroke. Less education level and low economic level were found to be associated with more severe stroke in acute ischemic stroke patients. It was found that those who worked with physical force had a severe stroke. Keywords: ischemic stroke, socioeconomic status, educational level, NIHSS, physical stregth
Akut serebrovasküler hastalık tanısı ile takip edilen hastalardaki sıvı elektrolit dengesizliklerinin retrospektif olarak incelenmesi
İnme; aniden ortaya çıkan fokal ya da global serebral disfonksiyona yol açan, vasküler neden dışında görünen farklı bir sebebi olmayan, yirmi dört saat veya daha uzun süren ya da ölüme sebep olan klinik durum olarak tanımlanmaktadır. Elektrolit bozuklukları inmenin akut fazının sonucu üzerinde olumsuz etkilere sahip olabilmekte ve bu sebeple elektrolit bozukluğunun erken tespiti ve tedavi edilmesi son derece önemli olarak görülmektedir. Çalışmamızın amacı inme alt tipleri ile elektrolit imbalansı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne 1.03.2017-1.03.2022 arasında başvurup akut serebrovasküler hastalık tanısı alan 128 hasta çalışmamıza dahil edilmiştir. Hastaların demografik özellikleri, hastane başvuru saatleri, radyolojik görüntülemeleri, sodyum, potasyum, klor, glukoz, üre, kreatinin, hemogram, ek hastalıkları, vital bulguları (ateş, nabız, tansiyon değerleri, parmak ucu saturasyonu, solunum sayısı ve GKS Skoru) ve klinik seyirleri retrospektif olarak incelenmiştir. Çalışmamızda hiponatremik olan hastaların 11 tanesi (%57,9) iskemik, 8 tanesi (%42,1) hemorajik serebrovasküler hastalığı olan grupta olup her iki hasta grubunda ortalama sodyum değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark çıkmamıştır. Hipokalemik hastaların 3 tanesi (%75) iskemik grupta, 1 tanesi (%25) hemorajik grupta olup her iki hasta grubunda ortalama potasyum değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark çıkmamıştır. Hipokloremi saptanan hastaların ise 5 tanesi (%62,5) iskemik, 3 tanesi (%37,5) hemorajik grupta yer almakta olup her iki hasta grubunda ortalama klor değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark çıkmamıştır. Sonuç olarak akut serebrovasküler hastalıklarda elektrolit değişikliklerini incelediğimiz bu çalışmada hemorajik tip ve iskemik tipteki serebrovasküler hastalıklarda elektrolit imbalansları anlamlı sonuç vermemiştir. Çalışmamız literatürdeki çoğu çalışma ile paralel sonuçlar göstermektedir.
COVID-19 pandemisinin tromboz kaynaklı hastalıklar (pulmoner emboli, iskemik inme, miyokard enfarktüsü ve derin ven trombozu) ile ilişkisi
2019 sonlarında Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkan yeni bir koronavirüs türü COVID-19 pandemisine yol açmıştır. Milyonlarca insan enfekte olmuş bununla beraber çeşitli komplikasyonlar ortaya çıkmıştır. Ağır solunum yetmezlikleri dışında hayatı tehdit eden bir diğer önemli komplikasyon ise venöz tromboembolik olaylardır. Bununla ilgili çeşitli literatür çalışmaları vardır. Bu çalışma ile pandemi öncesi ve sonrası birer yıllık dönemlerde acil tıp kliniğimize başvuran hastaların derin ven trombozu, pulmoner tromboemboli, akut koroner sendrom ve iskemik inme başlıkları altında tromboembolik olaya sahip olanları incelenmiş olup her iki dönem arasındaki istatistiksel farklara bakılmıştır. Pandemi öncesi ve sonrası birer yıllık dönemde Gaziantep Üniversitesi Acil Tıp Kliğimize başvuran hastaların yaş, cinsiyet, tromboemboli tanısı, laboratuvar ve radyolojik verileri, konsültasyon notları retrospektif olarak incelenmiştir. Veriler toplanarak SPSS 22.0 ve MedCalc programı ile istatistiksel analizleri yapılmıştır. Çalışma dahil edilme kriterlerini karşılayan pandemi öncesi 853, pandemi sonrası 880 olmak üzere toplam 1733 hasta ile gerçekleştirilmiştir. COVID sonrası dönemde tromboembolik olayların arttığı ve her bir tromboembolik başlık altında toplanan hastaların başvurusunun istatistiksel olarak arttığı saptanmıştır. Bu çalışma COVID pandemisiyle beraber tromboembolik olaylarda artış olduğunu göstermektedir. Elde edilen bulgular klinisyenlerin bu konuda daha dikkatli olmalarını sağlayıp, tedavi protokollerini düzenlemelerine katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: COVID-19; Venöz tromboembolizm; Acil Servis
Deep ensemble learning-based classification of stroke
Stroke is one sort of brain disease that profoundly impairs people's quality of life and health. The quantitative analysis of brain Magnetic Resonance (MR) images is crucial for both the diagnosis and treatment of strokes. The method of early diagnosis is crucial for preventing stroke instances. Deep neural networks, which have the capacity for vast data learning, enable stroke prediction. Therefore, in this study, several deep neural network models are proposed for transfer learning to classify MRI images into two categories (stroke and non-stroke), in order to study the characteristics of the stroke lesions and achieve full intelligent automatic detection. These models include MobileNet, EfficientNetB2, ResNet50, DenseNet121, and EfficientNetB2. 1901 training images, 475 validation images and 250 testing images make up the study dataset. Data augmentation was employed to increase the number of images on the training and validation sets, which helped the models to learn more effectively. Results from the experiment outperform those from all state of the art methods that used the same dataset. The top models of the study, which use the DenseNet121 and Xception models for transfer learning, obtained an overall accuracy of 98.4% with the same values for precision, recall, and F1-score. Additionally, ensemble learning method is used with the top three models of the study, EfficientNet, DenseNet, and Xception, and a 100% overall score is obtained.
Evaluation of quality of life in stroke patients
Objective: This study was planned to evaluate the quality of life in stroke patients and to determine the factors that affect the quality of life of the patients after stroke. Methodology: The sample of the study consisted of 150 stroke patients who were followed up in their hospitals in Najaf, Iraq between December 1, 2021 and January 16, 2022 and who accepted to participate in the study. The study has a descriptive and cross-sectional layout. Data were collected with a Socio-demographic data form and Stroke Impact Scale (SIS). Data were analyzed with SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0. In the evaluation of the data, descriptive statistical methods, number, percentage, minimum-maximum values, mean and standard deviation were calculated. Differences between groups were determined by ANOVA test and t-test. Results: The mean age of the study group was 59.48 ± 12.64, and 54.7% were male, 35.3% were illiterate, and 77.3% were married. In the analyses made, it was determined that the SIS scale was valid and reliable in terms of its use in the individuals included in the research. The highest score the participants got from the scale was in the mobility sub-dimension (81.50 ± 14.00), and the lowest score was in the emotion sub-dimension (28.02 ± 15.90 SIS scale and sociodemographic characteristics were compared according to the education level of the participants, in the mobility sub-dimension, and in the economic sub-dimension). It was determined that there was a significant difference in the ADL/IADL sub-dimension according to their status and pre-stroke jobs/occupations, and in communication, emotion, memory and thinking, participation/role function sub-dimensions according to post-stroke job and occupational changes. Conclusion: The results of the study showed that the quality of life in stroke patients is affected by socio-demographic characteristics related to education level, economic status, job/occupation before stroke and job/occupation change after stroke. Recommendation: Nurses should regularly evaluate the quality of life patients in the post-stroke period and make the necessary plans to increase the quality of life.
İskemik inme ile acil servise başvuran hastalarda akut faz reaktanları ve sitokin düzeyleri ile kısa dönem mortalite arasındaki ilişki
İskemik İnme ile Acil Servise Başvuran Hastalarda Akut Faz Reaktanları ve Sitokin Düzeyleri ile Kısa Dönem Mortalite Arasındaki İlişkiAmaç: Acil servise iskemik inme tanısı ile başvuran hastalarda akut faz reaktanları, sitokin düzeyleri, Glaskow Koma Ölçeği ve NIHSS(National Institution Health Stroke Scala) ile kısa dönem mortalite arasında ilişkiyi araştırmak ve bunun sonucunda iskemik inmenin tanı ve tedavisinde yol gösterici olabilecek belirteçlerin tespitini amaçladık.Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kısa dönem mortalite ilişkisi saptanmak üzere düzenlenen çalışma ileriye yönelik planlandı. Çalışma için etik kurul onayı alındı. Çalışma popülasyonunu 13.02.2007-31.12.2008 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalına başvuran ve başvuru sonrası akut iskemik inme tanısı alan hastalar oluşturdu. Veri toplama formunda; yaşı, cinsiyeti, acil servise geliş tarihi, acil servise geliş biçimi, hastanın acil servise başvurana kadar geçirdiği süre, daha önce ki tıbbi öyküsü, Glaskow koma ölçeği, NIHSS ölçeği, beyin tomografisi sonucu, çalışma dahilinde yer alan laboratuvar verileri, hastanın nöroloji yoğun bakıma yatırıldıktan sonra sonlanımına kadar geçen süre, hastanın sonlanım şekli, çekilen beyin tomografilerinde görülen iskemik alanın hacmi yer almaktaydı ve çalışma süresince bunlar detaylı olarak kayıt altına alındı. Bu işlemler sonucunda 75 akut iskemik inme tanısı alan hasta çalışmaya dahil edildi. Bu veriler SPSS 17 programı kullanılarak analiz edildi.Bulgular: Çalışmaya 75 hasta dahil edildi. Hastaların 36'sı kadın (%48) ve 39'u erkek (%52) idi. Hastaların yaş ortalaması 66.8±15.8 idi. Kadın hastaların yaş ortalaması 70.4 ± 11 ve erkek hastaların yaş ortalaması 63.4±12.9 idi (p=0.005). 5 kadın hasta (%13.9) ve 5 erkek hasta (%12.8) öldü. Taburcu olan ve ölen erkek kadın hastalar arasında istatistiksel olarak bir anlamlılık yoktu (p=0.999). Ölen hastaların ortalama yatış süresi 5.9±4.1 ve yaşayan hastaların ortalama yatış süresi 12.2± 5.7 (p=0.001). Ölen hastaların başvuru anında hesaplanan GKS Ölçeği 9.6±1.6, yaşayan hastaların başvuru anında hesaplanan GKS Ölçeği 13.5±2.1 (p<0.001) ve yaşayan hastaların başvuru anında hesaplanan ortalama NIHSS Ölçeği 22.4±6.7 ve yaşayan hastaların başvuru anında hesaplanan ortalama NIHSS Ölçeği 8.8±6.4 (p<0.001). Ölen hastaların başvuru anında ölçülen ortalama CRP değeri 39.2±45.9, yaşayan hastaların başvuru anında ölçülen ortalama CRP değeri 20±32.6 (p=0,029). Diğer akut faz reaktanları ve sitokinlerin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı gözlenmiştir.Sonuç: Çalışmamızda iskemik inmeli hastalarda, CRP ile prognoz arasında pozitif bir korelasyon saptanmıştır. Lezyon hacmi ile prognoz arasında doğru ilişki olduğu saptanmıştır. Hastanın fonksiyonel durumunu değerlendiren Glaskow Koma Ölçeği ve NIHHS Ölçeği gibi ölçeklerin günlük pratiğimizde prognozu belirleyen en iyi göstergeler olduğu saptanmıştır. Akut faz reaktanları ile iskemik inme arasındaki ilişkiyi netleştirecek daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Sözcükler: İskemik inme, akut faz reaktanları, GKS, NIHSS.
Akut iskemik inme hastalarında serum neurogranin düzeyinin tanısal ve prognostik değeri
AMAÇ VE HİPOTEZ: Modern tıbtaki tüm gelişmelere rağmen inme tüm dünyada ciddi bir sakatlık ve ölüm nedeni olmaya devam etmektedir. İskemik inme sık görülen tipidir. Neurogranin (Ng) beyinde, özellikle dendritlerdeki dikensi çıkıntılarda eksprese edilen postsinaptik bir proteindir. Kısıtlı literatür örnekleri akut santral sinir sistemi hasarı durumlarında istatistiksel olarak Ng düzeyinin değiştiğini göstermektedir. İlişkili çalışmalarda ise Aİİ yeterince incelenmemiştir. Bu çalışma ile Aİİ hastalarında serum Ng düzeyinin sağlıklı bireylerle karşılaştırılarak tanısal ve prognostik bir biyobelirteç olarak klinik kullanımını değerlendirmeyi amaçladık. YÖNTEM: Çalışma Yozgat Bozok Üniversitesi Acil Tıp Kliniği'ne başvuran ve Aİİ tanısı alan 86 hasta ve 55 kontrol katılımcısından oluşmaktadır. Serum Ng düzeyleri ELISA tekniği kullanılarak hesaplandı ve gruplar arası veriler karşılaştırıldı. İstatistiksel anlamlılık için p değeri ˂ 0.05 kabul edildi. BULGULAR: Çalışmaya 86 Aİİ hastası ve 55 kontrol olmak üzere toplamda 141 katılımcı dâhil edildi. Çalışma grubunda bulunan hastaların %48,8'si (n = 42) erkek, % 51,2'si (n = 44) kadın olup kontrol grubunun %41,8'i (n = 23) erkek iken, %58,2'si (n = 32) kadındı. Hasta grubunda yaş ortalaması 69,15 ± 11,86, kontrol grubunda 61,24 ± 9,87 idi. Hasta grubu ve kontrol grubu cinsiyet, yaş ve eşlik eden kronik hastalıklar bakımından istatistiksel olarak benzerdi. Hasta grubunun serum Ng düzeyi ortalama 155,38 ± 51,47 ng/mL iken, kontrol grubunun serum Ng düzeyi 104,45 ± 56,47 ng/mL olarak saptanmış olup, istatiksel olarak anlamlı fark tespit edildi (p ˂ 0.001). Aİİ'nin ilk 24 saatlik akut dönem tanısı için ideal serum Ng cut-off değeri ROC analizi ile 122,92 ng/mL (AUC:0.717, Sen:%66,3, Spe:%65,5) olarak tespit edildi. Aİİ'nin hiperakut dönemi ilk 6 saat içinde olduğu tespit edilen 25 hastanın serum Ng düzeyi 183,35 ± 36,15 ng/mL olarak ölçülürken, 6-24 saat arasında başvuran hasta sayısı 61, serum Ng düzeyi ise 143,92 ± 52,64 ng/mL olarak tespit edildi. İskemik inme başlangıcından itibaren ilk 6 saatin içerisinde başvuran 25 hasta için serum Ng cut-off değeri ROC analizi ile 160,13 ng/mL (AUC:0.868, Sen:%84,0, Spe:%83,6) olarak tespit edildi. Trombolitik tedavi adayları için uygun pencere olan ilk 4.5 saatte başvuran 19 hastanın ise serum Ng düzeyi 186,78 ± 38,00 ng/mL bulunurken, Ng düzeyinin tanısal performansının ilk 6 saat için olan performansı ile benzer olduğu görüldü (AUC:0.874). Ancak serum neurogranin düzeylerinin akut iskemik inmede iskemik enfarkt hacmi, 6-aylık modifiye Rankin Skalası skoru ve 6-aylık mortalite ile korele olmadığı görüldü (sırasıyla p = 0.218, 0.893 ve 0.585). SONUÇ: Bu çalışma akut iskemik inme hastalarının serum Ng düzeyini kontrol grubu ile karşılaştırarak tanısal ve prognostik klinik kullanımını değerlendiren ilk çalışmadır. Akut iskemik inme hastalarında kontrol grubuna göre serum Ng düzeyi anlamlı olarak yüksek tespit edildi. Serum Ng düzeyi akut iskemik inme tanısını öngörmede oldukça başarılıdır. Ancak iskemik enfarkt hacmi ile uzun dönem morbidite ve mortalite açısından yararı gösterilemedi. Anahtar Kelimeler: Akut İskemik İnme, Neurogranin, Biyobelirteç
İnmeli hastalara verilen ağız bakımı eğitiminin ağız sağlığı yaşam kalitesi ve öz yetkinlik düzeyine etkisi
Bu çalışma inmeli hastalara verilen ağız bakımı eğitiminin hastanın ağız sağlığı yaşam kalitesi ve öz yetkinlik düzeyine etkisini belirlemek amacıyla tek gruplu ön test-son test müdahale araştırması olarak yapılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul onayı ve kurum izni alınmıştır. Çalışma 15 Temmuz 2021- 01 Ocak 2022 tarihleri arasında Ankara Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gaziler Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim Araştırma hastanesinde 90 inmeli hasta ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında Hasta Bilgi Formu, Ağız Sağlığını Değerlendirme Formu, Ağız Sağlığı Etki Ölçeği (OHIP-14), Ağız ve Diş Sağlığı ile İlgili Yaşam Kalitesi-Birleşik Krallık Ölçeği (OHRQol-UK) ve Ağız Bakımı Öz Yetkinliği İnanç Ölçeği alt boyutu olan Diş Fırçalama Öz Yetkinliği kullanılmıştır. Hastalara ön test uygulanmış, ağız bakımı eğitimi verilmiş olup hastalar bir ay süre ile takip edilmiştir ve hastalara son test uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, frekans, yüzde, ortalama, Paired simple t testi kullanılmıştır. Hastaların %28.9'u inme geçirmeden önce günde 3 kez ağız bakımı yaparken, inme tanısı aldıktan sonra %43.3'ü günde bir kez ağız bakımı yapmaya başladıklarını ifade etmişlerdir. İnmeli hastaların ağız sağlığını değerlendirme formu ön test puan ortalaması 9,00±1,90 iken son test puan ortalaması 6,48±1,44 olup, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). İnmeli hastaların OHIP-14 ön test puan ortalaması 7,07±6,39 iken son test puan ortalaması 6,81±3,10 olup, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). İnmeli hastaların OHRQol-UK ön test puan ortalaması 43,29±7,72 iken son test puan ortalaması 53,77±8,36 olup, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). İnmeli hastaların diş fırçalama öz yetkinliği ön test puan ortalaması 11,31±6,31 iken son test puan ortalaması 17,38±5,31 olup, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda inmeli hastaların eğitim sonrası ağız sağlığını değerlendirme formu puanında anlamlı bir düşüş olduğu belirlenmiştir. Ayrıca OHRQol-UK puanında ve diş fırçalama öz yetkinliği puanında anlamlı bir yükselme olduğu belirlenmiştir. İnmeli hastaların ağız değerlendirmelerinin düzenli aralıklarla yapılması ve hastalara ağız bakımı eğitiminin verilmesi önerilmektedir. 2023, 118 sayfa ANAHTAR KELİMELER: Ağız Bakımı, Ağız Sağlığı, İnme, Öz Yetkinlik, Yaşam Kalitesi
Akut iskemik inmeli hastalarda erken dönemde nötrofil/lenfosit oranı ve bazı kan biyokimya ve seroloji sonuçlarının klinik ve radyolojik bulgularla birlikte değerlendirilmesi
Nötrofil lenfosit oranının (NLR) bazı hastalıklarda prognozu öngörmede bir parametre olabileceği düşünülmektedir. Platelet lenfosit oranının (PLR) da benzer şekilde kullanılabileceği öne sürülmüştür. Bu çalışmada inme hastalarında akut dönemde bakılan NLR ve PLR'nin klinik, labaratuar ve görüntüleme bulgularıyla ilişkisi araştırılmıştır. Çalışmada Aralık 2015-Eylül 2016 arasında Gaziantep Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı' na başvuran 80 iskemik inme hastası retrospektif olarak değerlendirildi. İstatistik değerlendirmelerde, sosyodemografik özellikler, başvuru esnasındaki NIHSS ve mRS skorları, akut dönemdeki NLR ve PLR değerleri, kontrol kanlarındaki NLR ve PLR değerleri, bazı biyokimyasal ve serolojik parametreler, beyin görüntüleme özellikleri, Doppler USG, EKO, EKG bulguları, hastanede yatış sırasında çıkan komplikasyonların ve hastanede yatış süresi gibi değişkenlerin karşılıklı ilişkilerinin olup olmadığı araştırıldı. Değerlendirmeler sonucunda farklı zamanlarda bakılan NLR ve TLR oranları arasında farklılık izlenmedi. İnme ağırlığını değerlendirmek için belirlenen NLR kesim noktası 2,86' nın sensitivitesi %88,9, spesifitesi %72,6 olarak bulundu. Enfeksiyon bulgusu olmayan hastalarda kesim noktası tüm grupla benzer olarak 2,86 bulundu, sensitivitesi ve spesifitesi daha yüksekti (%100, %83, sırasıyla). NL oranı düşük hastaların yaş ortalaması, NIHSS, CRP, sedimentasyon, lökosit, trombosit değerleri ve hastanede yatış süreleri NL oranı yüksek olanlardan daha düşük bulundu. NL oranı yüksek hastalarda daha fazla oranda enfeksiyon bulgusu izlendi. TLR için bir kesme noktası elde edilemedi. TLR NLR ile ilişkili olarak bulunsa da benzer ilişkiler TLR için gösterilemedi Sonuç olarak erken dönemde bakılan NLR değerleri inmenin ağırlığını değerlendirmede, hastanede yatış süresini ve yatış sırasında enfeksiyon gelişme riski yüksek olan hastaları öngörmede kullanılabilir. NLR kesme noktası enfeksiyonu olmayan hastalarda tüm hasta grubuna benzer bulunmuştur. Hatta, yatış sırasında enfeksiyon gelişmeyen hastalarda duyarlılığı ve özgünlüğü daha yüksektir. Anahtar Kelimeler: Nötrofil lenfosit oranı, Trombosit lenfosit oranı, İskemik inme, Komplikasyon, NIHSS
Acil servise başvuran akut iskemik inme hastalarının klinik ve laboratuvar bulgularının kısa dönem mortalite ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırma, akut iskemik inme hastalarının demografik özellikleri, hastaneye başvuru zamanı, vital bulguları ve şikayetleri gibi çeşitli faktörlerin hayatta kalma durumlarıyla ilişkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında farklı inme skalaları kullanılarak hastaların semptomları, inme durumu ve hayatta kalma durumları arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Metodoloji olarak, FAST, Cincinati, Los Angeles Hastane Öncesi, NIHSS, Glaskow Koma ve Modifiye Rankin skalaları kullanılarak hastalar değerlendirilmiş, bu skalaların sonuçları cinsiyet ve hayatta kalma durumu açısından analiz edilmiştir. Ayrıca, skor puanlamaları ile hastaların hayatta kalma durumları arasındaki ilişki de değerlendirilmiştir. Sonuçlar, NIHSS Skoru ve GKS Skoru puanlamalarına göre, hayatta olmayan ve taburcu edilen hastalar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunduğunu göstermektedir. Ancak, MRS Skoru ile hayatta kalma durumları arasında istatistiksel anlamlılık tespit edilememiştir. Ayrıca, FAST Skalası ve Cincinati İnme Skalasına göre semptomsuz hastaların hastanede yatış süreleri, yoğun bakım sürelerine göre daha kısa bulunmuştur. Los Angeles Hastane Öncesi İnme Skalasına göre, kriterleri sağlayan hastaların hastanede yatış süreleri, kriterleri sağlamayanlara göre daha uzun bulunmuştur. Bu çalışmanın sonuçları, farklı inme skalalarının kullanılmasının hastanın inme durumu ve hayatta kalma durumu arasındaki ilişkileri anlamamıza yardımcı olduğunu vurgulamaktadır. Bu bulgular, akut iskemik inme hastalarının daha iyi yönetilmesi ve tedavi edilmesi için önemli klinik öngörüler sunabilir.
Akut iskemik inmeli hastalarda diyabetin oksidatif strese olan etkisinin değerlendirilmesi
Oksidatif stresin inme etyopatogenezindeki rolü son yıllarda yoğun olarak araştırılmaktadır. Bu klinik çalışmada diyabeti olan ve olmayan akut inmeli olgularda oksidan ve antioksidan durumun ilişkisi araştırılarak ilgili karşılaştırmalar yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda 8-hydroxy 2 deoxyguanosine (8-OH-dG), Ürik asit, Total Antioxidant Status (TAS), Total Oxidant Status, (TOS), Nitrik oksit (NO), Tiyol Disülfid Dengesi, Lipoprotein a[Lp(a)] parametrelerinin çeşitli faktörlerle ilişkisi incelenmiştir. Çalışmaya 27'si (%28.4) diyabetli akut iskemik inme hastası, 36'sı (%37.9) diyabetli olmayan akut iskemik inme hastası, 32'si de (%33.7) sağlıklı kontrol grubu olmak üzere toplam 95 kişi dahil edilmiştir. Araştırma parametreleri Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Merkez Laboratuvarı Biyokimya Birimi'nde ve Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı'nda mevcut olan cihazlarda incelenmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlar SPSS 22.0 Paket Programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler neticesinde diyabetik iskemik inme hastalarının nitrik oksit, native tiyol, total tiyol, dinamik disülfid, lipoprotein-a, 8-OH-dG, ürik asit ve TOS değerleri diğerlerinden anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur. Yine yapılan çalışma neticesinde sağlıklı kontol grubunun TAS düzeyi hasta grubundan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Çalışmadan elde edilen sonuçlar dikkate alındığında diyabetik iskemik inme hastalarının oksidatif strese maruz kalma risklerinin daha yüksek olduğu söylenebilir.
İnmeli hastalarda robotik yürüme egzersizlerinin denge üzerine etkisi
Çalışmamızın amacı, inmeli hastalarda robotik yürüme egzersizlerinin denge üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya Özel Algomed Hastanesinde inme tanısı konmuş yaşları 45-75 aralığında olan 31 hasta alındı. Çalışmaya katılan 31 hastanın 16'sına, 4 hafta süresince haftanın 6 günü totalde 24 gün, 30-45 dakika konvansiyonel tedavi uygulanırken kalan 15 hastaya, 4 hafta süresince konvansiyel tedaviye ek olarak haftada 2 kez 20-30 dakika toplamda 8 seans robotik yürüme egzersizleri uygulandı ve araştırmanın grupları olarak kabul edildi. Hastaların sosyodemografik ve antropometrik özellikleri kaydedildi. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası BMİE Üst Ekstremite, BMİE Alt Ekstremite, BMİE El, FAS, Berg Denge skoru, FBÖ skorları kaydedildi. Hastaların konvansiyonel tedavi öncesi ve sonrasındaki değerleri grup içindeki değişimi karşılaştırıldığında BMİE Üst Ekstremite(p=0.01), BMİE Alt Ekstremite(0.05), BMİE El(0,04), FAS(0.03), Berg Denge(0.00), FBÖ(0.01) skorlarında anlamlı bir artış vardı. Diğer taraftan konvansiyonel tedaviye ek olarak robotik yürüme egzersizi alan hastaların tedavi öncesi ve sonrasındaki değerleri grup içindeki değişimi karşılaştırıldığında BMİE Üst Ekstremite(p=0.04), BMİE Alt Ekstremite(0.00), BMİE El(0.025), FAS(0.01), Berg Denge(0.01), FBÖ(0.02) skorlarında anlamlı bir artış vardı. Grupların tedavi öncesi ve sonrası değerlerindeki değişimlerin gruplar arasında karşılaştırıldığında sadece BMİE Alt Ekstremite(0.023) skorunda artış vardı. Sonuç olarak robotik yürüme egzersizlerinin tek başına konvansiyonel yürüme egzersizlerinin yerini alamayacağını, fakat robotik yürüme egzersizleri ve konvansiyonel tedavinin beraber uygulandığında denge üzerinde daha olumlu etkiye sahip olduğu görülmektedir. Anahtar sözcükler: Denge, İnme, Konvansiyonel Tedavi, Robotik Yürüme Egzersizleri
Orak hücre anemili hastalarda serebral sessiz enfarkt sıklığı ve klinik önemi
Amaç: Serebral enfarkt, orak hücre anemili hastalarda ortaya çıkabilen yüksek morbidite ve mortalite oranına sahip ciddi bir komplikasyondur. Serebral sessiz enfarkt ise serebral enfarktın klinik bulguları ortaya çıkmadan önce görülen damarsal problemler ve beyin dokusundaki iskemik değişikliklerdir. Bu çalışma invaziv olmayan yöntemlerle serebral sessiz enfarktın saptanması ve yatkınlık oluşturan faktörlerin belirlenmesi amacı ile Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Polikliniğinde takipli olan orak hücre anemili hastalarda yapılmıştır. Gereç ve yöntemler: Bu çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Hematoloji polikliniği tarafından takipli daha önce serebral enfarkt geçirmemiş ve nörolojik muayenesi doğal 5 - 31 yaş arası 54 hasta dahil edildi. Hastaların tam kan sayımı, hemoglobin elektroforezi, AST, ALT, BUN, Cr, demir, TIBC ve ferritin düzeyleri için kan ve serum örnekleri alındı. Hastanemiz Radyodiagnostik Anabilimdalı içerisindeki manyetik rezonans cihazı ile hastalara beyin MRG ve difüzyon MRG çekildi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 54 orak hücre anemili hastanın 6'sında (%11,1) Serebral sessiz enfarkt (SSE) saptanmıştır. SSE saptanan ve saptanmayan iki grup arasında yapılan karşılaştımalarda yaş, cinsiyet, fizik muayene bulguları ve alınan tedaviler açısından istatistiksel bir fark saptanmadı. SSE saptanan hastalarda HbS değerleri % 86,2±4,4 iken SSE saptanmayan hastalarda HbS değerleri % 76,4±10,6 idi. SSE saptanan hastalarda HbS değeri istatistiksel olarak anlamlı yüksek saptandı (p=0,014). HbSS veya HbSβ0 genotip var olan hasta grubunda SSE varlığı diğer orak hücre sendromlarına göre anlamlı oranda yüksek bulundu. (p=0,038). Her iki grubun tam kan sayımı sonuçları karşılaştırıldığında beyaz küre, trombosit ve retikülosit sayısı; hemoglobin ve hematoktit düzeyleri arasında anlamlı bir fark saptanmadı. Sonuç: Çalışmamızda risk faktörü olarak hastaların klinik ve laboratuvar incelemeleri yapıldığında homozigot hemoglobin SS / Sβ0 genotipi varlığı ve HbS yüksekliği saptanmıştır. Çalışmamız literatüre bakıldığında ülkemizde OHA'lı çocuklarda yapılan serebral sessiz enfarkt varlığını inceleyen az sayıda çalışmadan biridir. Serebral sessiz enfarkt varlığının orak hücre anemisi hastalarında erken dönemde ileride oluşabilecek belirgin bir inmenin habercisi olabileceği düşünülmektedir.
Serebrovasküler hastaların uyku kalitesi ve kaygısının incelenmesi
Bu araştırmada Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne tedavi için başvuran ve inme tanısı konan hastaların sürekli kaygısı, hastane kaygısı, hastane depresyonu ve uyku kalitesi çeşitli demografik değişkenlere göre incelenmiştir. Çalışmanın evrenini Temmuz 2017 - Temmuz 2018 tarihleri arasında Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran, iskemik inme veya intraserebral kanama tanısı konan hastaların tamamı oluşturmaktadır. Bu amaçla veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu ile Sürekli Kaygı Ölçeği, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği ve Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi kullanılmıştır. Araştırma sonunda hastaların \%15.7'sinin sürekli kaygısı yüksek, \%56.6'sının sürekli kaygısı orta düzeyde, \%39'unun hastane kaygısı riskli, \%64.2'sinin hastane depresyonu riskli, \%69'u- nun uyku kalitesi riskli bulunmuştur. Hastalığın meydana geldiği mevsim ve saat, yatış süresi, aile geçmişi, yaş, yaşadığı yer, çocuk sayısı, alkol kullanımı, beslenme şekli, karotis stenozu, diabetes mellitus ve atrial fibrilasyon değişkenlerine göre sürekli kaygı, hastane kaygısı, hastane depresyonu ve uyku kalitesi ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık buluna- mamıştır. Kadınların sürekli kaygı, hastane kaygısı ve hastane depresyonu erkeklere göre yüksek, uyku kalitesi ise daha düşüktür. Aile gelir durumu düşük olanlarda sürekli kaygı ve hastane kaygısı daha yüksek, uyku kalitesi daha düşüktür. 2 ve üzerinde inme geçirenlerde, okur - yazar olmayanlarda ve hipertansiyonu olanlarda sürekli kaygı, hastane kaygısı ve hastane depresyonu; evli olmayanlarda sürekli kaygı ve hastane kaygısı; sigara kullananlarda ise sadece hastane kaygısı istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Hastalarda hipertansiyon, diabetes mellitus, kardiyovasküler hastalık ve atrial fibrilasyon bulunma yüzdeleri sırasıyla; 60.4, 42.8, 35.2 ve 13.8'dir. 25 ve üzerinde vücut kitle indeksine sahip olanların oranı ise \%71.7'dir.
Hemiplejik hastalarda ekstrakorporeal şok dalga teparisi ve kuru iğnelemenin spastisite üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Önceki çalışmalar, şok dalgası tedavisinin veya kuru iğnelemenin, inme sonrası hastalarda spastisitenin tedavisi, ağrının azaltılması ve üst ekstremite fonksiyonunun iyileştirilmesi için etkili bir yöntem olduğunu öne sürmüştür. Bununla birlikte, inme sonrası hastalarda spastisite, ağrı ve üst ekstremite fonksiyonu üzerine bu iki tedavi prosedürünü karşılaştıran daha önce yapılmış hiçbir çalışma yoktur. Bu çalışma hemiplejik hastalarda ekstrakorporeal şok dalga tedavisi ve kuru iğneleme nin üst ekstremite spastisitesi ve ağrı üzerine etkilerini karşılaştırmak için yapıldı. Üst ekstremite spastisitesi olan yirmi gönüllü felçli hasta, tedavi A ve B olmak üzere iki gruba rastgele atandı. A grubundaki katılımcılara biceps brachii kası üzerinde bir seans ekstrakorporeal şok dalga tedavisi ve grup B'deki katılımcılara, biceps brachii'de bir seans kuru iğneleme uygulandı. Birincil sonuç ölçütü, biceps brachii kasının modifiye Ashworth Skalası Skorunun değişimi ve ağrının değerlendirilmesi (VAS) skorunun değişimiydi. İkincil sonuç ölçütleri ise hafif XIII dokunma, taktil duyusu, ağrı duyusu ve üst ekstremite duyusunu değerlendiren kol, önkol, el ve parmakta 2 nokta ayrımı skoru, Purdue pegboard testi (PPT), Dokuz Delik Peg Testi (9 HPT) ve Jebsen Taylor El Fonksiyon Testidir. Çalışmanın sonuçlarına göre, ekstrakorporeal şok dalga tedavisi ve kuru iğneleme sonrası VAS skoru (P=0.001) ve MAS skoru (P=0.003) önemli ölçüde azalmaktadır. Jebsen taylor el fonksiyon testi (p = 0.004) ve purdue pegboard testi (p = 0.001) iki tedavi grubunda önemli ölçüde iyileşti. Duyusal fonksiyonda tedavi sonrası 2 nokta ayrımı (parmak 0,46, kol 0,001, önkol 0,004) dışında her iki grupta da düzelme olmadı. Spastisite, ağrı, üst ekstremite duyu ve fonksiyonundaki değişiklik açısından bu iki grup arasında anlamlı fark yoktu. kuru iğneleme ve ekstrakorporeal şok dalga tedavisi ağrı ve spastisiteyi azaltabilir ve üst ekstremite fonksiyonunu iyileştirebilir ancak 2 nokta ayrımı dışında üst ekstremitede duyuyu iyileştiremez. İnme sonrası hastalarda spastisite ve ağrıyı azaltmada ve üst ekstremite fonksiyonunu iyileştirmede şok dalga tedavisi ve kuru iğneleme arasında anlamlı bir fark yoktur. Anahtar kelimeler: Spastisite, Ekstrakorporeal Şok Dalga Tedavisi, Kuru İğneleme, İnme, Hemipleji
The effect of extracorporeal shock wave therapy (ESWT) on spasticity and upper limb functionality in stroke patients
Spasticity is a sign or symptom of a stroke, and it can last for days or even months. Studies show that spasticity affects about 38% of people who have had a stroke. People who have had a stroke can use Extracorporeal shockwave therapy to help with spasticity, pain, and improving the way their upper limbs work. Extracorporeal shockwave therapy (ESWT) is a series of single sonic pulses with high peak pressure (100 MPa), fast pressure rise (10 ns), and short duration (10 ls) that are sent to the target area by a generator and have an energy density of between 0.003 and 0.89 mJ/mm2. Radial ESWT (rESWT) has low to medium energy, a lower peak pressure (0.1 MPa), a longer rise time (50 ls), and lasts longer than focused ESWT (200–2000 ls). In Iraq, the Wasit Disabled Rehabilitation Center has 48 patients. The people who signed up were split into two groups, A and B. Each group had 24 people. In Group A, which used conventional physiotherapy, there were 20 men and 4 women. Group B used rESWT along with conventional therapy (16 men and 8 women). As ways to measure the outcome, we use the Modified Ashowrth Scale (MAS) score, the Fugl-Meyer Assessment-Upper Extremity (FMA-UE), and the Range of Motion. In statistical analysis, there were significant improvement in both groups of patients whom treated with ESWT and without ESWT in FMA-UE. P˂0.001. It is found that ESWT has no effect on spasticity and upper extremity functionality in stroke patients. Keywords: Stroke, Spasticity, Upper limb function, Extracorporeal Shock Wave Therapy, Fugl Meyer Assessment, Range of Motion.
İnmeli hastalarda üst ekstremite duyu ve motor problemlerle yaşam kalitesi, günlük yaşam aktiviteleri ve depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, inmeli hastalarda üst ekstremite duyu ve motor problemleri ile yaşam kalitesi, depresyon ve günlük yaşam aktiviteleri üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışmaya Filistin Ahliye Üniversitesi (P.A.Ü) Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi'nde tedavi gören inme tanısı almış, üst ekstremite duyu ve motor problemleri olan 33 gönüllü hasta alındı. Hastaların sosyodemografik bilgileri kaydedildi. Ayrıca, hastaların kas tonusunun değerlendirilmek için Modifiye Ashworth Ölçeği (MAÖ), üst ekstremite duyusu için Nottingham Duyusal Değerlendirme (NDD) ölçeği, üst ekstremite motor fonksiyonlari için Fugl-Meyer Üst Ekstremite Ölçeği (FMUE), temel günlük yaşam aktiviteleri için Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ) ,yaşam kalitesi için SF-36 Sağlık Araştırması (SF 36), depresyon için Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanıldı. İnme hastalarında üst ekstremite duyu ve motor problemleri grubunda, üst ekstremite motor problemleri ve depresyon (p= <0,001), yaşam kalitesi (p= <0,001) ve günlük yaşam aktiviteleri (p= <0,001) arasında anlamlı ilişki bulundu. Öte yandan üst ekstremite duyu problemleri ve yaşam kalitesi (p= 0,210), depresyon (p= 0,197) ve günlük yaşam aktiviteleri (p= 0,142) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Üst ekstremite motor problemlerle ile depresyon, yaşam kalitesi ve günlük yaşam aktiviteleri arasında güçlü bir ilişki olduğunu göstermektedir. Ayrıca üst ekstremite duyu sorunları ile yaşam kalitesi, depresyon ve günlük yaşam aktiviteleri arasında zayıf bir korelasyon olduğunu göstermektedir.
Acil servise başvuran/getirilen akut iskemik inme hastalarının inme alt tipinin araştırılması
Amaç: İnme, dünya genelinde mortalitesi ve morbiditesi yüksek hastalık grubudur. Çoğu vakanın 70 yaşın altındaki hastalar olduğu düşünüldüğünde inme sadece yaşlı grup hastalığı değildir. İş gücü kaybı ve artmış sağlık harcamalarına neden olmasından ötürü inme risk faktörlerinin belirlenmesi, önlenmesi ve etiyolojik nedenlerinin ortaya konması önem arz etmektedir. Bu çalışmada, iskemik inmenin etiyolojik alt tipleri ile ön ve arka sistem inmelerinin arasındaki ilişkiyi, etiyolojik alt tip ile etkilenen damarların arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkilerin mortalite üzerine etkisini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 01/01/2019 ve 31/12/2021 tarihleri arasında Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine başvurup intraserebral kanamanın bilgisayarlı tomografi ile ekarte edilip akut iskemik inme tanısı konulan ve sonrasında nöroloji servisi ya da yoğun bakım ünitesine yatışı yapılan 403 hastanın demografik verileri, risk faktörleri, inme alt tipi ve mortalite oranları retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen hastaların yaş ortalaması 72.35 ± 12.43 olup %50.4' ü kadın idi. Çalışmamızda, inme risk faktörleri sıklık sırasına göre hipertansiyon (HT) (%80.9), diabetes mellitus (DM) (%43.7), geçirilmiş iskemik inme (%32.3), atriyal fibrilasyon (AF) (%32.0), hiperlipidemi (HL) (%31.5), sigara içimi (%31.3), koroner arter hastalığı (KAH) (%30.0) ve konjestif kalp yetmezliği (KKY) (%13.4) idi. Damar sulama alanlarına göre akut iskemik inme, %45.7 ile en çok orta serebral arter (MCA) sulama alanında, mortalite oranı ise %20.59 ile en sık 0-30 gün içinde gözlendi. Trial of Org 10172 in Acute Stroke Treatment (TOAST) sınıflamasına göre; hasta grubumuz çoktan aza doğru aterotrombotik inme %50.6, kardiyoembolik inme %28.3, laküner inme %12.4, 'nedeni bilinmeyen inme' %7.2 ve 'diğer inme nedenleri' %1.5 olarak sıralandı. Oxfordshire sınıflamasına göre; hastalarımızın %41.2' si parsiyel anterior sirkülasyon enfarktı (en sık), %28.5' i posterior sirkülasyon enfarktı, %18.4' ü total anterior sirkülasyon enfarktı (TACI) ve %11.9' u laküner serebral enfarkt grubundaydı. TOAST sınıflamasına göre; risk faktörlerinden HT, 'diğer inme nedenleri' hariç tüm inme alt tiplerinde; DM, aterotrombotik inmede ve laküner inmede; HL, laküner inmelerde; KAH, 'nedeni bilinmeyen inme' grubunda, KKY ve AF kardiyoembolik inmelerde; sigara içimi, 'diğer inme nedenleri' grubunda anlamlı düzeyde yüksek saptandı (p=0.000). Aynı sınıflamaya göre tanısal testler bakımından; AF varlığı (%88.6), düşük EF (<%40) (%26.3), mitral yetmezlik (%19.3) ve triküspit yetmezlik (%16.7) en sık kardiyoembolik inme grubunda; sol ventrikül hipertrofisi (%21.1) ve ≥%70 (ciddi) ipsilateral karotis darlığı (%27.0) ise en sık aterotrombotik inme grubunda tespit edildi (p=0.000). Oxfordshire sınıflamasına göre; risk faktörlerinden HT varlığı (%93.2) ve tanısal testler bakımından ≥%70 (ciddi) ipsilateral karotis darlığı (%50.0) en sık TACI inme grubunda saptandı (p<0.05). Her iki sınıflamaya göre, yaşam oranı en yüksek laküner inme grubunda idi (p<0.05). Yine her iki sınıflamanın etiyoloji ve damar tutulumu açısından birbiriyle uyumlu olduğu görüldü (p=0.000). İleri analizlerde, MCA inmelerine ait mortalite oranı diğer damar sulama alanlarına göre anlamlı yüksek saptandı (p=0.000). Sağ veya sol MCA total enfarktlarında mortalite oranları arasında istatistiksel açıdan fark izlenmezken (p>0.05), sağ ve sol MCA alt divizyon enfarktlarında yaşam oranlarının daha fazla olduğu bulundu (p=0.000). Cinsiyete göre bakıldığında; kadın hastalarda, erkek hastalara göre mortalite oranının sağ MCA inmelerinde anlamlı yüksek olduğu saptandı (p=0.046). Sonuç: Akut iskemik inmenin çoğunun MCA (sol>sağ) sulama alanında meydana geldiğini, MCA inmelerinin mortalitesinin daha sık olduğunu, özellikle sağ MCA inmelerinde mortalitenin kadın cinsiyette daha belirgin olduğunu ve MCA alt dal tıkanmalarında yaşam süresinin daha uzun olduğunu saptadık. Bu konuda, geniş vaka serilerini içeren çok merkezli çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar sözcükler: Akut iskemik inme, İnme sınıflandırması, orta serebral arter inmesi, kadın, mortalite
Deneysel serebral iskemi modelinde kan-beyin bariyeri biyobelirteçlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı ratlar üzerinde oluşturulan fokal serebral iskemi modeli üzerinde, kan-beyin bariyeri tight junction proteinlerinden olan occludin, claudin-5, JAM-A ve astrosit hasarı göstergesi olan S100B proteinlerinin biyokimyasal ve histolojik değerlendirmeleri ile literatüre ve klinik kullanıma yeni biyobelirteçler ekleyebilmektir. Her bir grupta sekiz hayvan olacak şekilde (n=8) iskemi sürelerine göre A grubu (1,5 sa), B grubu (4,5 sa), C grubu (6 sa), D grubu (24 sa), kontrol grubu dahil beş grupta incelenen toplam 40 adet Wistar Albino cinsi erkek rat üzerinde sağ A. Carotis Communis ve sağ A. carotis externa oklüzyonu yapılarak yeni bir fokal serebral iskemi modeli oluşturulmuştur. Ratlar iskemi sürelerinin dolmasının ardından occludin, claudin-5, JAM-A ve S100B düzeylerini incelemek için kan ve beyin dokularının alınması sonrasında sakrifiye edilmişlerdir. Beyin dokuları ayrıca histolojik incelemeye tabi tutulmuş, piknotik nükleus yüzdesi, apoptotik indeks ve occludin, JAM-A, S100B immünoreaktivite yoğunlukları incelenmiştir. Elde edilen veriler SPSS ve Jamovi programları kullanılarak analiz edilmiştir. Serum JAM-A ve serum claudin-5 düzeyleri, piknotik nükleus yüzdesi, apoptotik indeks değerleri ile occludin, JAM-A ve S100B immünoreaktivite yoğunluk değişkenleri gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar göstermiştir (p<0,05). Elde edilen veriler sonucunda, yaptığımız deneysel fokal serebral iskemi modelinde tight junction proteinlerinden olan Serum JAM-A' nın occludin ve claudin-5 proteinlerine kıyasla daha anlamlı ve hızlı artışlar gösterdiği izlenmiştir. Bu veriler önemli mortalite ve morbidite nedenlerinden biri olan iskemik inmenin prognoz ile komplikasyonlarının tahmin edilmesinde ve tedavi şeklinin belirlenmesinde JAM-A' nın yol gösterici bir biyobelirteç olabileceğini ispatlar niteliktedir. Anahtar kelimeler: JAM-A, Occudin, Claudin-5, S100B, İskemi, İnme
Hemiplejik üst ekstremitede izokinetik egzersizin etkinliği
Amaç: Bu çalışmanın amacı inme sonrası hemipleji hastalarında izokinetik güçlendirme egzersizinin ön kol kaslarına olan etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: İnme sonrası en az 6 aylık süreyi dolduran, üst ekstremite ve el Brunnstrom motor iyileşme evresi ≥ 3 olan hemiplejik hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastalar iki gruba randomize edildi. İzokinetik egzersiz grubuna 4 hafta süreyle haftada 3 gün izokinetik güçlendirme eğitimi; kontrol grubuna 4 hafta süre ile haftada 3 gün egzersiz bandı ile güçlendirme egzersizleri verildi. Klinik ve izokinetik ölçütler tedavi önesi, tedavi bitimi (4. hafta) ve 8. haftada değerlendirildi. Takip ölçütü olarak, izokinetik pik tork değeri, Fugl-Meyer Üst Ekstremite Motor Skalası, İnme Etki Ölçeği (İEÖ), Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH), pik izometrik kas kuvveti, el kavrama kuvveti kullanıldı Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 24 hastanın (7 kadın, 17 erkek) yaş ortalaması 54,3±16,0 idi. İzokinetik grupta (n=12), el bilek ekstansörlerine ait tüm pik tork değerlerinde ve İEÖ'nün 3 alt birimi hariç (hafıza-düşünme, iletişim ve sosyal katılım) tüm klinik parametrelerde anlamlı iyileşme gözlendi. Tedavi sonunda (4. hafta) izokinetik grupta meydana gelen ekstansör pik izometrik kas kuvvetindeki (p=0,007) ve 60°/sn açısal hızda ölçülen pik torktaki değişim (p=0,007), kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak daha fazlaydı. Sekizinci haftada ise, DASH skorundaki iyileşmenin izokinetik grupta kontrol grubuna göre daha fazla olduğu saptandı (p=0,014). Sonuç: İzokinetik güçlendirme egzersizi hemiplejik üst ekstremitede ön kol kaslarını güçlendirmede etkin bir tedavi metodudur. İzokinetik güçlendirme ile, kronik inme vakalarında, üst ekstremite motor ve fonksiyonel parametrelerinde iyileşme sağlanabilir. Anahtar Sözcükler: Egzersiz, hemipleji, inme, izokinetik, rehabilitasyon.
İnmeli hasta ve bakım verenlerin inmeden sonra yaşam kalitesini etkileyen sorun alanlarının belirlenmesi: Bursa örneği
Amaç: Bu çalışmanın amacı inmeli hasta ve bakım verenlerinin yaşam kalitelerinin fiziksel sağlık, fiziksel aktivite, psikolojik, sosyal, tinsel ve ekonomik boyutlarda yaşadıkları sorunları kendi gözlemleri ve deneyimleri doğrultusunda ekosistem yaklaşımı bağlamında betimlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma evrenini Bursa İlker Çelikcan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesinde yatarak inme tedavisi gören hastalar ve hastaya bakım verenler oluşturmaktadır. 10 hasta ve 10 bakım veren araştırmanın örneklemini oluşturmuş ve amaçlı örneklem yöntemi kullanılmıştır. Nitel araştırma yöntemiyle tasarlanan araştırmada araştırmacılar tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Görüşmeler yazılı metne dönüştürldükten sonra katılımcıların benzeşik ifadeleri vurguladıkları cümleler MAXQDA 12 programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmada hasta ve bakım verenlerin ekosistem bağlamında yaşam kalitelerinin fiziksel sağlık, fiziksel aktivite, psikolojik, sosyal, tinsel ve ekonomik boyutlarını etkileyen durumlarla ilgili olarak katılımcıların görüşleri değerlendirildiğinde, hem hastaların hem de bakım verenlerin ifadeleri ile oluşan alt temalara göre bütün alanlarda etkilenme meydana geldiği saptanmıştır. Sonuç: Bu araştırma sonucunda inme hastalığının hasta ve bakım verenin yaşam kalitesi üzerine olumsuz etkilerde bulunduğu ortaya konmuştur. Buna göre tedavi ve rehabilitasyon aşamasında hasta ve bakım verenlerin hastalık sürecine uyumunun sağlamasında, sorunlarla baş etme becerilerinin geliştirilmesinde, yaşam kalitesinin arttırılmasında, bakım ve tedaviden daha etkin biçimde faydalanarak kendi ekosistemi içinde daha uyumlu hale gelmesinde sosyal hizmet mesleğine ve sosyal hizmet uzmanlarına görev düşmektedir. Anahtar Sözcükler: İnme, Ekosistem, Yaşam Kalitesi, Sosyal Hizmet
Çocukluk döneminde akut arteriyel stroke tanısıyla izlenen hastaların klinik, etyolojik, nöroradyolojik bulguları, epilepsi gelişimi ve nörolojik prognozlarına etki eden faktörler
Amaç: İnme, beyin arter veya venlerinde ani tıkanıklık veya yırtılma sonucu fokal serebral hasar ve nörolojik kayıpların görüldüğü bir klinik tablodur. İnmeli çocuklarda bilişsel ve motor bozukluklar ortaya çıkabilir veya inme tekrarlayabilir. Bu nedenle çalışmamızda akut arteriyel inme tanısıyla takip edilen hastaların etyolojik, klinik, radyolojik özellikleri, epilepsi gelişimi ve nörolojik prognozlarına etki eden faktörleri incelenmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: 2004 - 2019 yılları arasında ÇÜTF Balcalı Hastanesi Çocuk Nöroloji Bilim Dalı'nda takipli, akut arteriyel inme tanısı alan hastaların dosyaları geriye dönük olarak incelenmiştir. Çalışmaya 43 hasta alınmış, hastaların demografik verileri, risk faktörleri, başvuru semptomları, nörogörüntüleme özellikleri, akut inme tedavisi ve profilaktik tedavileri, izlemdeki son nörolojik ve kognitif durumlarına ait veriler toplanmıştır. Bulgular: Hastaların % 53,5'i erkek, % 46,5'i kızdı. Ortanca tanı yaşı 120 ay (minimum 1 ay, maksimum 207 ay) idi. Etyolojide protrombotik nedenler % 55,8, kardiyak ve hematolojik nedenler % 32,6, arteriyopatiler % 23,2 oranındaydı. Hastaların % 41,9'unda birden fazla risk faktörü mevcuttu. Hastaların % 74,4'ü fokal nörolojik semptom, % 25,6'sı jeneralize semptom, % 37,2'si ise nöbet ile başvurdu. Takipte 24 hastada epilepsi gelişmişti. Nöbet ile başvuran ve frontotemporal tutulumu olanlarda epilepsi gelişimi daha sıktı (p<0,05). Hastaların % 60,5'inde izlemde nörolojik sekel vardı. Küçük yaşta inme geçirenlerde, fokal semptom ile başvuranlarda ve parietal tutulumu olanlarda izlemde sekel daha sıktı (p<0,05). Hastaların % 16,3'ünde inme rekürrensi vardı. Protrombotik risk faktörü olanlarda rekürrens daha sıktı (p<0,05). Sonuç: İnme, uzun dönemde mortalite ve morbiditenin önemli bir nedenidir. Her hastada inmenin tekrarlama riskini ve uygun tedaviyi belirlemek için Aİİ'ye neden olan mekanizmaları zamanında ve eksiksiz bir şekilde belirlemek hayati önem taşımaktadır.
Akut iskemik inme hastalarında hiperakut dönemde ambulatuar kan basıncı değerlerinin prognoza etkisi
Giriş ve amaç: İskemik inme ciddi morbiditesi olan ve mortaliteyle sonuçlanabilen yaygın bir akut nörolojik hastalıktır. Hipertansiyon iskemik inmenin en önemli değiştirilebilir risk faktörlerindendir. Çalışmamızda akut iskemik inme tanısı alan ve inme semptomlarının ilk 12 saati içerisinde başvuran hastalarda ambulatuar kan basıncı değerlerinin prognoza etkisini belirlemeyi amaçladık. Gereç ve yöntem: Prospektif olarak planlanan bu çalışmada 01 Eylül 2018-31 Mayıs 2019 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Yoğun Bakım ve İnme Ünitesine akut iskemik inme tanısıyla yatışı yapılan ve inmenin ilk 12 saatinde başvuran 61 hasta dahil edilmiştir. Hastaların gece (saat 21-09 arası) ve gündüz (saat 09-21 arası) ambulatuar kan basıncı ve kalp hızı ölçümleri yapılmıştır. Hastaların demografik özellikleri, TOAST sınıflamasına göre iskemik inme alt tipleri, giriş ve taburculuk NIHSS inme skoru, taburculuk ve 90. gün modifiye Rankin Skoru ile ambulatuar kan basıncı ve kalp hızı değerleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Bulgular: Hastaların gece ortalama ambulatuar kan basıncı değerlerinin gündüze göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Yirmi dört saatlik, gündüz ve gece ortalama kalp hızı değerlerinin mortalite ile sonlanan grupta sağ kalan gruptan yüksek olduğu saptanmıştır ( p < 0,001). Genç inme olarak değerlendirilen grupta 24 saatlik ortalama arteryel kan basıncı, gündüz ve gece ortalama sistolik kan basıncı değerleri 55 yaş üstü gruba göre daha düşük olarak tespit edilmiştir (sırasıyla p = 0,047, p = 0,033, p = 0,023). Gündüz ortalama kalp hızının mortalite ve kötü prognoz gelişme riskini, yaş ve inme şiddetinin de kötü prognoz gelişme riskini arttıran anlamlı değişkenler olduğu saptanmıştır. Mortalite ve kötü prognoz gelişimi açısından ortalama kalp hızının gündüz ve gece değerlerinin anlamlı prediktörler olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar: Bu çalışma, akut iskemik inme geçiren hastaların hiperakut dönemde ambulatuar kan basıncı ve kalp hızı ölçümlerinin kısa ve uzun dönemde prognoz açısından önemli belirteç olabileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Ambulatuar kan basıncı ölçümü, hipertansiyon, akut iskemik inme, prognoz
İnmeli hastalarda disfaji rehabilitasyonun etkinliliğinin klinik endoskopik ve ultrasonografik değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmamızın amacı inmeye bağlı disfaji gelişen hastalarda disfaji rehabilitasyonunun etkinliğinin klinik, disfaji ölçütleri, fiberoptik endoskopi ve ultrasonografi ile değerlendirilmesi ve hastaların ultrasonografik verilerinin sağlıklı katılımcılarınki ile karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hafsa Sultan Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniği'ne başvuran; inme sonrası yutmada zorlanma şikayeti olan 30 hasta ve yutma ile ilgili herhangi bir şikayeti ve inme öyküsü olmayan 30 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Olguların tümünün demografik özellikleri, özgeçmişi ve kullandığı ilaçlar sorgulandı. Hastaların öyküleri, genel ve disfajiye yönelik fizik bakıları ayrıntılı olarak değerlendirildi. Hastalar inmeye yönelik fonksiyonel bağımsızlık ölçeği (FIM); disfajiye yönelik yatak başı nörolojik değerlendirme-yatak başı yutma değerlendirilmesi, EAT-10, fonksiyonel oral alım skalası (FOIS), fonksiyonel yutma skalası (FYS), MD Anderson disfaji değerlendirme ölçeği (MDADI) ile değerlendirildi. Ultrasonografi (US) ile hastalarda ve kontrollerde mandibula-hyoid, hyoid-tiroid mesafesi, dil kalınlığı istirahat sırasında, sıvı ve yoğurt yutarken ölçüldü. İstirahat sırasında dil elastografisine, sıvı ve yoğurt yutma sırasında frame-sürelerine bakıldı. Hastalar fiberoptik endoskopi (FES) ile penetrasyon aspirasyon skalası (PAS) kullanılarak değerlendirildi. Hastalara 4 hafta boyunca haftada 5 gün, günde 1 saat olmak üzere fizyoterapist eşliğinde disfaji egzersizleri uygulandı. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası 1. ve 3. ay olmak üzere 3 kez, kontrol grubu ise 1 kez değerlendirildi. Bulgular: Yatak başı nörolojik-yutma değerlendirmesi, EAT-10 ve MDADI ölçütleri 1. aydan itibaren anlamlı olarak düzeldi (p<0.000). Hastaların PAS değerleri 1. ayda anlamlı olarak düzeldi ancak 3. ayda fark izlenmedi. US değerlendirme parametrelerinden mandibula hiyoid ölçümü (sıvı ve yoğurt yutma sırasında) ve frame-süre tedavi sonrası 1. aydan itibaren izlem boyunca çok anlamlı düzelme gösterdi (p<0.001). Buna karşın dil kalınlığı ölçümlerinde beklenen anlamlı değişim olmadı. Her iki grup karşılaştırıldığında sadece frame-süre tedavi sonrası 1. ayda anlamlı olarak fark gösterdi ve bu farklılık izlem boyunca devam etti. Diğer parametrelerde tedavi öncesi saptanan farklılıklar tedavi sonrası özellikle 3. ayda kontrol değerlerine yaklaşarak istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermedi. Nörolojik rehabilitasyon programı sonrası hastalarda FIM skorlarında anlamlı düzelmeler oldu. FYS hariç disfaji ölçütleri ve US değerleri ile FIM arasında anlamlı ilişki saptanmadı. US parametrelerinden genellikle frame ile ölçütler arasında daha fazla anlamlı ilişki saptandı. Disfajiye eşlik eden bulgular da tedavi sonrası anlamlı olarak düzeldi. Sonuç: US'nun B-mod ve elastografi tekniği disfajili olgularda oral ve faringeal fazı değerlendiren, girişimsel olmayan, radyasyon içermeyen bir görüntüleme yöntemidir. Özellikle frame-yutma süresi rehabilitasyon sonrasındaki değişimi gösteren objektif değerli bir parametredir. Aynı zamanda hasta ve kontrol ayrımını yapabilmektedir. Elastografi dil kalınlık ölçümüne göre daha hassas bulundu. US parametrelerinden özellikle frame disfaji ölçütleri ile uyumlu ilişkilidir. FIM ile US arasında ilişki saptanmadı. Hastanın işlevsel durumu iyi olsa bile disfaji gözden kaçabilir. İnmeli hastalar disfaji açısından detaylı olarak klinik bakı ve görüntüleme yöntemleri ile ayrıntılı değerlendirilmelidir. Disfajiye eşlik eden semptomlar da (çoklu yutma, salya artışı, tat değişikliği vb) rehabilitasyonla iyileşmektedir. Anahtar Kelimeler: Disfaji, inme, ultrasonografi, disfaji ölçütleri, elastografi.