Suicide

179 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hastanemizde çocuk yoğun bakım ünitesi'nde intihar girişimi nedeniyle yatan çocuk ve adölesanların retrospektif değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: İntihar, çocukluk döneminde yaygın olmamakla birlikte adölesan dönemde gittikçe sıklığı artan bir halk sağlığı problemidir. İntihar davranışının temelinde kişinin kendine zarar verme düşüncesi bulunmaktadır. İntihara yönelten çeşitli risk faktörleri predispozan ve tetikleyici faktörler olarak kategorize edilmiştir; predispozan faktörler arasında psikiyatrik hastalık varlığı, önceki intihar girişimi, ailede duygudurum bozukluğu veya intihar davranışı öyküsü, cinsel veya fiziksel istismar, şiddete maruz kalma ve biyolojik faktörler yer alırken, tetikleyici faktörler araçlara erişim, madde kullanımı, sosyal stres ve izolasyon, duygusal ve bilişsel faktörlerdir. Pediatristler bu risk faktörlerini araştırmak, tanımak, diğer uzmanlıklarla iletişim sağlayarak intihar davranışını önlemek ve tedavi etmek için birincil rol oynar. Amerikan Pediatri Akademisi (AAP), akut hastalıklar için yapılan ziyaretlerde ve rutin kontrollerde ergenlerde yılda bir intihar taraması yapılmasını önermektedir. Çalışmamızda Ocak 2019-Ocak 2022 yılları arasında çocuk ve adölesan yaş grubunda intihar girişiminde bulunmuş ve Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi'nde takip edilmiş olan hastaların sosyodemografik özelliklerini, intihara yönelten etmenleri, intihar yöntemlerini tespit etmeyi ve koruyucu yaklaşımlarda bulunmayı amaçladık. Gereçler ve Yöntemler: Çalışmamıza Ocak 2019 ve Ocak 2022 tarihleri arasında intihar girişiminde bulunmuş ve Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi'ne yatırılmış olan 10-18 yaşları arasındaki 45 hasta dahil edildi. Yanlışlıkla ilaç alımı nedeniyle Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi'ne yatırılmış olan çocuk hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Çalışmamızda hastalar retrospektif olarak sosyodemografik özellikler, intihar girişiminin özelliği, daha önceden kendilerinde ya da ailelerinde psikiyatrik hastalık öyküsü olup olmadığı, girişim sonrası Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları bölümü tarafından saptanan psikopatoloji durumları, kronik hastalık durumları, daha önce girişimde bulunup bulunmamaları, önceki girişim sayıları, intihar dışı kendine zarar verme davranışı olup olmaması, intihara yönlendiren stresör faktör varlığı, psikososyal risk faktörleri, girişim öncesinde ya da girişim sonrasında Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları bölümünden takipli olup olmamaları yönünden ve bu faktörlerin birbirleriyle ilişkileri açısından incelendi. Bulgular: Çalışmamıza yaşları 10 ile 18 arasında değişmekte olup ortalama 15,31±1,61 yıl olan toplam 45 olgu dahil edilmiştir. Olguların %13,3'ü (n=6) erkek, %86,7'si (n=39) kızdır. Eğitim durumu/devamlılığı, kronik hastalık öyküsü, girişimin gerçekleştiği mevsim, daha önce intihar girişiminde bulunma durumu, NSSI öyküsü, psikiyatrik hastalık öyküsü, psikopatoloji durumu, girişim sonrası psikiyatri kontrolüne gitme durumu, ailede psikiyatrik hastalık öyküsü, daha önce psikiyatriye başvurma ve verilen tedaviye devam etme durumları ile yaş ve cinsiyet dağılımları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Daha önce intihar girişiminde bulunma durumu ile psikiyatrik hastalık öyküsü ve daha önce psikiyatriye başvurma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (sırasıyla p=0,002; p=0,001; p<0,01). Buna karşın psikopatoloji durumu ile daha önce intihar girişiminde bulunma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır (p>0,05). İntihar dışı kendine zarar verme davranışı ile psikiyatrik hastalık öyküsü, psikopatoloji durumu, daha önce psikiyatriye başvurma durumu ve intihar girişimi sonrası psikiyatri kontrolüne gitme durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (sırasıyla p=0,03; p=0,032; p<0,05; p=0,001; p=0,009; p<0,01). Önceki tedaviye devam etme durumu, ailede psikiyatrik hastalık öyküsü ile intihar dışı kendine zarar verme davranışı arasında ise istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Sonuçlar: İntihar dünya çapında ciddi bir ölüm nedeni olmaya devam etmektedir. Tüm intiharlar önlenebilir değildir ancak intihar riski değerlendirmesine yönelik metodik bir yaklaşım, sağlık hizmeti sağlayıcılarının intihar etme riski taşıyan hastaları saptamasını ve yönetimini sağlayabilir. Özellikle adölesan dönemde artan intihar insidansı göz önüne alındığında kapsamlı intihar risk değerlendirmesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanının asli görevlerinden biridir. Anahtar kelimeler: İntihar, İntihar Girişimi, İntihar Dışı Kendine Zarar Verme Davranışı

ErgenlerRetrospektif çalışmalarYatan hastalar+4
Aslı Akın
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İntihar olgusunun din ve toplumla ilişkisi üzerine uygulamalı bir araştırma: Batı Akdeniz Bölgesi örneği

İntihar, tarihsel süreçte hemen her toplumda görülen, gerçekleşme şekli bakımından bireysel bir olay; sebep ve sonuçları açısından ise toplumsal bir olgu olması nedeniyle kadim bir geçmişe sahiptir. Tarihsel süreç içerisinde intihara çok farklı anlamlar yüklenildiği gibi onu anlama ve açıklamaya yönelik farklı teorilerin ileri sürüldüğü görülmektedir. İntiharın çok geniş kavramsal yapısı ve çalışma alanına sahip olması, onun tek bir boyutla açıklanamayacağını göstermektedir. İntihar ile ilgili literatürde pek çok çalışma olmakla birlikte, yapılan bu çalışmaların büyük çoğunluğunda intiharın bireysel yönü üzerinde durulmuştur. Dolayısıyla, çalışmada intiharın toplumsal boyutu açıklanmaya çalışılmıştır. Bu araştırma, Batı Akdeniz Bölgesi'nde yer alan Antalya, Isparta ve Burdur illerinde yaşayanların intiharla ilgili tutum düzeyleri üzerinde olgusal kimliklerin etkisini ve dini tutum, hayatın anlam ve amacı, çalışma hayatı memnuniyeti düzeylerini incelemeyi amaçlamaktadır. Örneklem grubunu Antalya, Isparta ve Burdur il merkezlerinde yaşayan, 18 yaş ve üzeri 446 kadın, 572 erkek olmak üzere toplam 1018 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada, "İntihara Yönelik Tutumlar", "Dini Tutum", "Hayatın Anlam ve Amacı" ve "Çalışma Hayatı Memnuniyeti" ölçekleri uygulanarak elde edilen veriler SPSS 26.0 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda Batı Akdeniz Bölgesi'nde yaşayanların intihara yönelik tutumları üzerinde olgusal kimliklerinin anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği görülmüştür. Aynı zamanda uygulanan analizler sonucunda Batı Akdeniz Bölgesi'nde yaşayanların dindarlık, hayatın anlam ve amacı, çalışma hayatı memnuniyeti düzeyleri üzerinde sosyo-demografik değişkenler açısından anlamlı farklılıkların olduğu tespit edilmiştir. Son olarak, intihara yönelik tutumlar ile dini tutum alt boyutları, hayatın anlam ve amacı alt boyutları, çalışma hayatı memnuniyeti alt boyutları arasında pozitif/negatif yönde, farklı düzeylerde anlamlı/anlamsız ilişkilerin olduğu belirlenmiştir.

Batı Akdeniz bölgesiDinToplum+2
Uğur Korkmaz
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bipolar bozukluk tanılı hastaların duygu düzenleme stratejileri ve intihar olasılığı arasındaki ilişki

Bu araştırma bipolar bozukluk tanılı hastaların duygu düzenleme stratejileri ve intihar olasılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın örneklemini İstanbul ili, Bakırköy ilçesinde bulunan Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yatan bipolar bozukluk tanılı 100 hasta oluşturdu. Verilerin toplama aracı olarak ''Kişisel Bilgi Formu, Duygu Düzenleme Anketi (DDA), İntihar Olasılığı Ölçeği (İOÖ), Young Mani Derecelendirme Ölçeği (YMDÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)'' kullanıldı. Verilerin analizinde Sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirildi. Bağımsız grup karşılaştırmalarında; sürekli değişkenler için parametrik test koşullarının sağlanması durumunda iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi veya tek yönlü ANOVA kullanıldı. Parametrik test koşullarının sağlanmadığı durumlarda Mann-Whitney U testi veya Kruskal-Wallis testi kullanıldı. İki sürekli değişken arasındaki ilişki Pearson ya da Spearman Sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirildi. Bu çalışmada bipolar bozukluk tanılı hastaların %53'ünün 36-65 yaş aralığında olduğu, %50'sinin geçmişte intihar girişiminde bulunduğu, %44' ünün intihar düşüncesi olduğu belirlendi. Hastaların İOÖ toplam puan ortalaması 90.84±5.57, DDA alt boyutlarından bilişsel yeniden değerlendirme puan ortalaması 26.84±5.84, Baskılama puan ortalaması 14.22±3.65'dir. YMDÖ toplam puan ortalaması 4.29-5.06, BDÖ toplam puan ortalamaları 8.62±5.52 olarak bulundu. DDA, Bilişsel yeniden değerlendirme alt boyutu ile; İOÖ arasında negatif yönde orta düzey ve BDÖ ile negatif yönde orta düzey, YMDÖ ile pozitif yönlü çok zayıf düzeyde bir ilişki olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Bipolar Bozukluk; İntihar Olasılığı; Duygu Düzenleme; Psikiyatri Hemşireliği.

Bipolar bozuklukDuygu düzenlemePsikiyatrik hastalar+3
Sedef Tonaydın
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İntihar girişiminde bulunanların yaşam deneyimleri: Toplumsal cinsiyet bağlamında bir analiz

İntihar girişimi; birey, grup ve toplumların iyilik halini ve yaşam hakkını tehdit eden önemli bir sorundur. İnsan hakları ve sosyal adalet temel değerleri olan sosyal hizmet mesleği; bireylerin yaşam hakkının korunmasını ve bu hakkı engelleyebilecek, intihar girişiminde bulunmaya neden olabilecek, toplumsal bağlamların keşfedilmesini amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda; bu çalışmada, toplumsal cinsiyet ve çevresel bağlamların intihar girişiminde bulunan kadın ve erkeklerin yaşam deneyimlerini nasıl şekillendirdiği anlamaya çalışılmıştır. Nitel araştırma yöntemi ve fenomonolojik desenin kullanıldığı çalışmada, intihar girişiminde bulunan, yaşları 16-44 arasında değişen, intihar girişiminin üzerinden en az altı ay geçmiş ve psikiyatri takibinde olan yirmi bireyle görüşme yapılmıştır. Yarı-yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak elde veriler, MAXQDA 20 Analytics Pro yazılımı ile tematik olarak analiz edilmiştir. Bulgular; intihar girişiminde bulunan katılımcıların intihar girişimi öncesi travmatik çocukluk ve aile içi örseleyici deneyimler yaşadığını; toplumsal cinsiyetle ilişkili kalıp yargı, rol ve beklentiler nedeniyle baskılar deneyimlediğini; biyolojik, psikolojik ve sosyal alanlarda krizler yaşadığını ve yaşadığı zorluklar karşında intihar girişimini bir baş etme yöntemi olarak kullandığını; intihar girişimi sırasında hissizleşme, kontrol kaybı, krize ilişkin deneyimler yaşadığını; intihar girişiminde bulunma amaçlarının farklılaşabildiğini; yöntem seçiminde farklılıkların olduğunu; intihar girişimi sonrasında kendilerine ilişkin damgalayıcı tutuma sahip olduğunu; aile ve yakın çevrelerinden şok, korku, üzüntü ve kaygı gibi olumsuz tepkiler aldıklarını; sosyal destek görmeleri durumunda yaşama daha sıkı tutunduğunu göstermektedir. Ayrıca katılımcıların ruh sağlığı, sosyal destek, ekonomik durum ve dini inançlara ilişkin deneyimlerinin intihar girişimleri üzerinde önemli bir yeri olduğu bulunmuştur. Araştırma sonucunda, katılımcıların intihar girişimine ilişkin farklı süreçler deneyimlediğini ve bu sürecin toplumsal cinsiyet ve kadın ve erkeklerin etkileşimde olduğu sistemlerle ilişkileri bağlamında şekillendiği görülmektedir. Araştırmanın sonuçları; sosyal hizmet uygulamaları, mevzuat ve politikalar, kurumsal yapılar, iş birliği mekanizmaları ve bireysel ve toplumsal farkındalık boyutlarında çok yönlü yaklaşım ve bakış açılarının önemini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: İntihar Girişimi, Ekolojik Sistem Yaklaşımı, Sosyal Hizmet, Toplumsal Cinsiyet, Yaşam Deneyimi.

İntihar
Yasemin Ertan Koçak
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntihar vakalarında kan örneklerinde ağır metal ve element düzeylerinin değerlendirilmesi

İntihar girişimi ve intihar eylemi sonucunda ölüm adli tıp uygulamalarında sıkça karşımıza çıkmaktadır. İntihar davranışı, son yıllarda gelişmiş ülkelerde azalma eğiliminde olsa da küresel bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Bu nedenle intiharın patofizyolojisi ile ilgili birçok çalışma yapılmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda intihar davranışı ve intihar davranışına yol açabilecek patolojiler ile genetik, toksikolojik, edinsel ve nörobiyolojik nedenler arasında ilişki olduğu belirtilmiştir. Bu çalışmada, nörobiyolojik mekanizmalar üzerinden etki ederek inflamasyona yol açan ve birçok hastalığın patogenezinde rol oynayan ağır ve esansiyel metaller ile intihar davranışı arasında ilişki olup olmadığının belirlenmesi, postmortem kan ağır metal düzeyinin prediktör faktör olarak kullanılıp kullanılamayacağının tespiti amaçlanmıştır. Bu kapsamda, 2016-2017 yıllarında otopsileri yapılmış; imha edilme aşamasındaki şahit numuneleri arasından; 18 yaşından büyük, Evre II ve üzeri çürüme bulguları gösteren vakalar ile fethi kabir vakaları örneklem grubu dışı bırakılarak; ve savcılık dosyalarında ölüm nedeni intihar olarak belirlenmiş 75 vaka ile, kontrol grubu olarak yine savcılık dosyalarında ölüm nedeni intihar dışı nedenlere bağlanmış ve çalışma grubu ile eşlenmiş demografik ve postmortem evreleme özellikleri olan 45 vaka çalışmaya dahil edilmiştir. Her bir vaka için ayrı ayrı mor kapaklı ve kırmızı kapaklı tüplerde yer alan kan örnekleri kullanılmıştır. ICP-MS cihazı kullanılarak kan ve plazma örneklerinde Krom (Cr), mangan (Mn), kadminyum (Cd), antimon (Sb), kurşun (Pb), bakır (Cu), çinko (Zn), selenyum (Se), molibden (Mo), kobalt (Co), arsenik (As), nikel (Ni), civa (Hg) metal düzeyleri değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, çalışmaya dahil edilmiş tüm bireylerde şehir merkezinde yaşayan kişilerin daha yüksek düzeyde ağır metale maruz kaldıklarını, kadminyum ve civa değerlerinin kırsal bölgede yaşayan kişilere göre daha anlamlı düzeyde yüksek olduğunu ve intihar ederek öldüğü belirlenen vakaların analiz sonuçlarında Cu, Zn, Mo, Co, As değerlerinin anlamlı düzeyde yüksek olduğu göstermiştir. Literatürde, çoğunlukla vaka sunumu şeklindeki çalışmalarda, birçok ağır metal ve intihar davranışına neden olan psikiyatrik hastalık arasında ilişki olduğu belirtilmekle birlikte çalışmamızda Cu, Zn, Mo, Co ve As düzeylerinin intihar vakalarında anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmıştır. Bu bağlamda, intihar açısından orijin tespitinde sorun yaşanan olgularda, postmortem kan ağır metal düzeylerinin bir ikincil gösterge/prediktör olarak kullanılabileceğine işaret etmektedir. Kan ağır metal düzeyleri ile intihar arasındaki ilişkinin net şekilde ortaya konabilmesi için daha yüksek sayıda, değişken havuzu genişletilmiş vaka serisi çalışmalarına ihtiyaç olduğu değerlendirilmiştir.

Adli tıpAğır metallerEser elementler+3
Fatma Tuğba Erkman
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Trans bireylerin intihar girişiminde bulunma nedenleri ve baş etme yolları

Çalışmada intihar girişiminde bulunan trans bireylerin intihara girişim nedenleri ve bunlarla baş etme yollarının neler olduğu sorgulanmıştır. Araştırma, intihar girişiminde bulunan trans bireylerin intihar girişim nedenlerini tespit etmek ve intihar sonrası yaşamlarını nasıl sürdürdüklerini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda intihar girişiminde bulunan 12 (on iki) trans bireyle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler sırasında sorulan sorularla; trans bireylerin açılma deneyimlerinin, aldıkları tepkilerin, kendilerini çevrelerine ve ailelerine kabul ettirme çabalarının, geçiş süreçlerinin, intihar teşebbüsünün altında yatan nedenlerin, kendi bedenleriyle ilgili karar alma süreçlerinin, intihar girişiminden sonra hayatlarını devam ettirmek için ne gibi stratejiler geliştirdiklerinin açığa çıkarmayı hedeflemiştir. Hegemonik erkeklik üzerinden ötekileştirilmeye maruz kalan LGBTİ+ bireyler, özellikle de trans bireyler için hayat şartları daha da zorlaşmaktadır. Bu zorluk toplumdaki nefret söylemi kapsamında kendini bulmaktadır ve bu da bir çok farklı sosyal alanları etkilemektedir. Bu sosyal alanlar trans bireylerin toplumsal hayata katılımında, sosyal dışlanmaya sebebiyet vermekte ve dışlanma sonucunda onların eğitim, çalışma ve istihdam, barınma ve sağlık haklarından faydalanmalarını engellemekte ve yaşadıkları güçlükler nedeniyle toplumda sorunlu kişiler olarak algılanmalarına neden olmaktadır Farklı cinsel yönelimleri olan bireyler sosyal dışlanmaya maruz kalmakta, sosyal dışlanma ise dolaylı olarak intihara neden olabilmektedir. LGBT gençlerin dünya genelinde ve Türkiye'de sosyal dışlanmaya maruz kalma ve intihar davranışında bulunma oranlarının yüksekliğine bakıldığında bu durum açıkça görülmektedir. (Köten, Erdoğan, 2015, s.143). Bu kapsamda intihar girişiminde bulunan 12 trans bireyin hayatlarının bazı dönemlerinde ister baskılardan, ister karşılaştıkları zorluklardan ya da kendini yalnız hissetme isterse de kabullenememe düşüncesi nedeniyle intihar girişiminde bulundukları görülmüştür. Yaşamla mücadelede trans bireylerin geliştirdikleri baş etme yollarının toplumda kendilerine yer edinmek adına cinsiyet değişimi için heteroseksüel toplumun kabul gördüğü 'erkeklik' ve 'kadınlık' kalıplarına kendilerini dahil etme çabaları, kendilerini soyutlayarak yaşamaları, sosyal hayatlarının sadece kendi trans çevrelerinden oluşturduklarını, ya da kimlik değişiminden sonra hayatlarında önceki kimliklerini bilen, anlayışsız davranan insanları hayatlarından çıkarmaları, bunlara benzeyen başka korunma mekanizmaları olduğu tespit edilmiştir.

Başa çıkmaLGBTTranseksüel+2
Shovkat Karimova
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Analysing and comparing Sylvia Plath's the Bell Jar and Susan Sontag's Alice in bed within the frame of feminism and panopticon

Throughout the history, there is a crucial difference between men's and women's position. Women have been the ones who are expected to engage in some social roles such as being an ideal mother, housewife while men have been expected to deal with outer world. Especially, women who have an intellectual power to write have had paradox between their creative minds and feeling of obligation to be accepted by society. For the sake of literature, these women have suffered from mental illness and depression. At the end, suicidality emerges among these women. This thesis study aims at demonstrating how social and familial constraints have an impact on the future plans of women no matter how they have creative minds.This study will handle this issue by analyzing Sylvia Plath's novel, The Bell Jar, and Susan Sontag's play, Alice in Bed. These works will be the main sources of this thesis while they are being analyzed within the frame of Feminism and Foucault's notion of Panopticon. Both of the works question the position of women in patriarchal society. The protagonists in the novel and the play clearly demonstrate the oppression they feel because of dominant forces. These characters are the examples of the power that patriarchal system creates, and they clearly show the limitation of women's scopes of success because of this system. They feel engulfed, and they suffer from depression, so they have a tendency towards committing suicide. Hence, this thesis will reflect society's pressure on women's desires and their identity, and it will demonstrate the double standards applied to women which later gives rise to psychological problems for women.

FeminismWomen problemsWomen+6
Sıla Selçuk Kurtuluş
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde madde bağımlılığı ve intihar ilişkisi

Bağımlılık insan hayatını tehdit eden en ciddi sorunlardandır. Yapılan araştırmalar madde bağımlısı bireylerin önemli bir bölümünün intihar ettiği ya da intihar girişiminde bulunduğunu göstermektedir. Madde kullanım nedeni ister hayattan-kişilikten kaçış, ister acıları dindirme, isterse varlığın dışına çıkmak olsun; madde bağımlılığı sonu ölümle biten bir eylemdir. Dolayısıyla aşırı doz madde alımı sonucu ölümlerin de bir intihar türü olarak değerlendirilebileceği dikkate alındığında madde bağımlılığı ve intihar arasındaki ilişkinin incelenmesi daha da önemli olmaktadır. Tezin amacı madde bağımlılığı ile intihar eğilimi ve intihar olasılığı arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılmasıdır. Bu noktadan hareketle araştırmaya katılan bireylerin madde kullanım özellikleri ve intihar olasılıkları belirlenmiş, hem madde kullanımı ve intihar ilişkisi hem de ruhsal sorunların madde kullanımı ve intihar üzerine etkisi araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da bir vakıf üniversitesindeki lisans ve yüksek lisans düzeyindeki öğrenciler oluşturmuş, analizler için Ögel ve arkadaşları tarafından geliştirilen Bağımlılık Profil İndeksi (BAPİ) ve Şahin ve Batıgün tarafından son hali verilen İntihar Olasılığı Ölçeği (İOÖ) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda madde bağımlılığı, intihar olasılığı ve ruhsal durum arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. En çok kullanılan madde alkol olarak tespit edilirken, alkolü esrar ve çeşitli haplar takip etmektedir. Madde kullanımının en yaygın olduğu yaş grubu 18-20 yaş aralığıdır. Araştırmada, kendini cezalandırmayı düşünen, intihar düşüncesi olan, intiharı planlayan ve intihar girişiminde bulunan bireylerin BAPİ ölçeği alt boyutları ile toplam bağımlılık şiddeti ve BAPİ-K ölçeği alt boyutları puanları arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Madde bağımlılığıNarkotik bağımlılığıÜniversite öğrencileri+1
Mustafa Demirci
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Melankolik mizaç özelliği gösteren yaratıcı kişilerde intihar olasılığının incelenmesi

İntihar olayı dünyanın her yerinde insan hayatının en ciddi sorunlarındandır. Tarih boyu her meslekten milyonlarca insan kendi hayatına son vermiştir. Bu kişiler arasında edebiyata, sanata yatkın yaratıcı kişiler de vardır. Tezin amacı yaratıcı kişilerde melankolik mizaç özellikleri ile intihara teşebbüs arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılmasıdır. Araştırma, Türkiye`nin İstanbul ilinde yaşayan yazar, ressam, müzisyen ve tiyatro oyuncularının melankolik mizaç özellikleri ile intihar olasılığının karşılaştırılması için yapılmış ilişkisel tarama modelinde bir çalışmadır. Analizler için Eysenck (1975) tarafından geliştirilen Kişilik Envanteri (EPQ) ve Gill ve Cull (1988) tarafından geliştirilen İntihar Olasılığı Ölçeği (İ.O.Ö) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda melankoli ile intihar olasılığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.

Kişilik özellikleriMelankoliMizaç+4
Ravana Bayova
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İntihara yönlendirme suçu

Türk Anayasasının 17/1. maddesinde herkesin; yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme imkânına sahip bulunduğu belirtilmiştir. Kimsenin yaşama hakkı ihlal edilemez. İhlaller, Türk Ceza Kanunu gereğince cezalandırılmaktadır. Yaşama hakkı, kişinin sahip olduğu temel haklardan biridir. Ancak kişinin kendi yaşamına kendi ihlali yasalarla önlenemez. Bu nedenle intihar yaşamamak hürriyetinin bir uzantısıdır. İnsanlar bir takım sosyal, kültürel, ekonomik, psikolojik, sağlıksal zorluklarla karşılaşabilmektedirler. Kişilerin bu sıkıntıları, ruhsal dengelerine yansıyarak, kendilerine ıstırap veren dünyalarından kurtulma isteğine dönüştüğünde de intihar olgusu ortaya çıkar. İntihar uzun zaman önce suç olarak kabul edilmekteydi. Modern ceza hukuku ile intihar suç olmaktan çıkmış ancak intihara yönlendirme suç olarak düzenlenmiştir. İntihara yardım, ikna, teşvik, azmettirme ve yönlendirme eylemlerinin suç olarak sayılmasında ki temel amaç, kişinin yaşam hakkına yönelik dışarıdan gelen bir müdahalenin ve suç teşkil eden bir eylemin cezasız kalmamasının amaçlanmasıdır. Çünkü burada korunan hukuksal yarar bireylerin yaşam hakkıdır. "İntihara yönlendirmenin diğer benzer fiillerden farkı" konu başlığında, ötanazi ve talep üzerine öldürme fillerinin farklı anlamlara sahip olduğu, mukayeseli hukuk ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları ile bu fiillerin intihara yönlendirme kapsamında sayılmadığı açıklanmıştır. İntihara yardım konusunun mukayeseli hukukta ötanazi ile birlikte değerlendirildiği görülmektedir. Özellikle ölümcül nitelikte hastalar bakımından, "haysiyetli ölüm" hakkı çerçevesinde kabul edilen kişinin kendi kaderini tayin hakkına dayalı olarak, hekim yardımlı intihar kapsamında hastaların yaşamlarına son verilmektedir. Ancak ülkemizde böyle bir düzenleme söz konusu değildir. Çalışmamızda, intihar ve intihara yönlendirme olgusunun hukuki boyutu üzerinde durularak, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ve özellikle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 84. maddesinde düzenlenmiş olan "intihara yönlendirme suçu" açıklanmıştır. Çalışmada, doktrin, karşılaştırmalı hukuk düzenlemeleri ile iç hukuk ve AİHM yargı kararları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: İntihar, İntihara Yönlendirme, Yardımlı İntihar, Ötanazi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

Kanunlar 5237 sayılıTürk Ceza KanunuÖtanazi+3
Tülay Büyükasar
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Benlik, intihar ve kolektif narsisizm bağlamında kitle psikolojisi

Tezin konusu; başlıktaki ifadesiyle "Benlik, İntihar ve Kolektif Narsisizm Bağlamında Kitle Psikolojisi"dir. Tez; psikolojinin en temel konularından olan benlik kavramı ile buna bağlı olarak benliğin yıkıcı biçimi olan narsisizm ve kitle psikolojisi boyutuyla kolektif narsisizm ve benliğin kökten yok oluşu ile sonuçlanan intihar olgusunu, kuramsal ve pratik tüm boyutlarıyla incelenmeyi ve bu konularda yapılan bilimsel çalışmaları araştırmayı amaçlamaktadır. Tez; benlik (benlik çeşitleri, toplumsal benlik araştırmaları), intihar (ölmek, öldürmek, intihar etmek), kolektif narsisizm (bireysel ve kolektif boyutları, toplumsal itaat ve karşı çıkma davranışı, grup ve sürü davranışları) ile bu konulardaki kuramlar, araştırmalar ile sonuç ve değerlendirme bölümlerini kapsamaktadır. Anahtar Kelimeler: Benlik, İntihar, Kolektif Narsisizm, Kitle Psikolojisi.

Benlik kavramıKitle psikolojisiNarsisizm+1
Mustafa Hulki Cevizoğlu
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Psikodrama temelli bir müdahale programının hafif düzey depresyonu olan üniversite öğrencilerinin umutsuzluk ve intihar eğilim düzeyleri üzerine etkisi

Araştırma, psikodrama temelli müdahale programı uygulanarak hafif düzey depresyonu olan üniversite öğrencilerinin umutsuzluk ve intihar eğilim düzeyleri üzerine etkisini incelemek üzere deneysel desene göre yapılmıştır. Araştırmaya Beck depresyon envanterinden hafif düzey depresyon puanı (11-16 puan) alan, umutsuzluğu ve intihar eğilimi olan 60 üniversite öğrencisi (30 öğrenci kontrol grubu ve 30 öğrenci deney grubu) alınmıştır. Oturumlar umutsuzluk çerçevesi üzerine yarı yapılandırılmış süreç odaklı psikodrama müdahale programı ile yürütülmüştür. Çalışma 13 oturum olarak haftada 2 gün olmak üzere 3 saatlik oturumlarla toplamda 1.5 ay süre ile devam etmiştir. Araştırmada, gerçek denemeli modellerden "ön test/son test kontrol gruplu deneysel model" üzerinde çalışılmıştır. Verilerin toplanmasında veri ölçme aracı olarak Beck Depresyon, Beck Umutsuzluk ve İntihar Olasılığı Ölçekleri katılımcılara uygulanmıştır. Ölçekler, deney grubundaki ve kontrol grubunda katılımcılara öntest ölçümü, sontest ölçümü ve izlem testi ölçümü olarak sunulmuştur. Ölçekler öğrencilere deney öncesi ve sonrasında verilmiş; ayrıca deney grubuna program bitiminden 4 hafta sonra tekrar uygulanmıştır. Araştırmanın amaçlarını test etmek amacıyla frekans, t testi ve tekrarlı ölçüm testleri ile veriler analiz edilmiştir.Çalışmanın deney grubundaki öğrencilerin % 46.7'si kadın, % 50'si 18-21 yaş; kontrol grubundaki öğrencilerin 46.7'si erkek, % 56.7'si 22-25 yaş grubundan oluşmaktadır. Öğrencilerin %93.3' ü bekar, çoğunluğunun 4. sınıfta, % 83.3'ünün çalışmadığı tespit edilmiştir. Deney grubundaki ve kontrol grubundaki katılımcıların ilk ölçümlerinin (ön-test) puanlarının ortalamaları arasında anlamlı düzeyde bir farklılaşma yoktur. Çalışmada deney grubuna katılanların depresyon, umutsuzluk ve intihar eğilim düzeyleri öntest/sontest puan ölçümleri arasında anlamlı bir farklılışma varken, sontest ölçümlerinin öntest ölçümlerinden anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir.Kontrol grubunun depresyon, umutsuzluk ve intihar eğilim düzeyleri öntest/sontest ölçümlerinin puanlarının istatiksel olarak anlamlılık bulunmamıştır. Deney grubunun depresyon, umutsuzluk ve intihar ölçeğinden aldıkları sontest ölçümleri ile izlem ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlılık tespit edilmemiştir. Deney grubuna psikodrama temelli müdahale programı bittikten 4 hafta sonra uygulanan izlem ölçümünün sonucunda programın etkiliğinin devam ettiği belirlenmiştir.Elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda; psikodrama temelli müdahale programının grup üyelerinin depresyon, umutsuzluk, intihar eğilim düzeylerini azalttığı görülmüştür.

DepresyonKlinik psikolojiMüdahale+6
Deniz Şarlak
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Borderline kişilik bozukluğunda depresif semptom ve çocukluk çağı travmalarının dürtüsellik, kendine zarar verme ve intihar davranışları üzerindeki yordayıcı etkisi

Bu araştırmanın temel amacı, Borderline Kişilik Bozukluğu (BKB) tanılı ve BKB tanılı olmayan (kontrol) gruplarda depresif semptom ve çocukluk çağı travmalarının, dürtüsellik, kendine zarar verme ve intihar davranışları üzerindeki yordayıcı rolünü incelemektir. Araştırmanın örneklemini, İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi ve Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Servisinde takipleri devam eden BKB tanılı olgu grubu (n1=72) ve sağlıklı gönüllülerden oluşan kontrol grubu (n2=71) oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında, Demografik Bilgi Formu, Borderline Kişilik Envanteri (BKE), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Hamilton Depresyon Skalası (HAM-D), Barratt Dürtüsellik Ölçeği (BIS-11), Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ), Kendine Zarar Verme Davranışı Değerlendirme Envanteri (KZVDDE) ve İntihar Davranışı Ölçeği (İDÖ) kullanılmıştır. Gruplar arası farklılıkların değerlendirilmesinde bağımsız örneklemler için t-Testi kullanılmıştır. Değişkenler arası ilişkilerin değerlendirilmesi için ise Pearson korelasyon katsayısı ve çoklu doğrusal hiyerarşik regresyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarında, BKB tanılı grupta, çocukluk çağında duygusal istismara maruz kalma ve depresif semptomlar (Beck Depresyon Ölçeği) düzeyi arttıkça dürtüsel davranışların da arttığı saptanmıştır. Yine BKB grubunda, çocukluk çağında duygusal istismara maruz kalma düzeyi arttıkça kendine zarar verme davranışının da arttığı belirlenmiştir. Ayrıca BKB grubunda, çocukluk çağında cinsel istismara maruz kalma düzeyi ve depresif semptomlar (Beck Depresyon Ölçeği) arttıkça intihar davranışının da arttığı saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılarak araştırmacılara ve klinisyenlere önerilerde bulunulmuştur.

Depresif belirtilerDürtüsel davranışKendine zarar verme davranışı+5
Pervin Tunç
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğu olan bireylerde sınır (borderline) kişilik özelliklerinin kendine zarar verme ve intihar davranışları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, Madde Kullanım Bozukluğu (MKB) tanısı olan ve MKB tanısı olmayan gruplarda, Sınır (borderline) kişilik özelliklerinin kendine zarar verme ve intihar davranışları üzerindeki yordayıcılığının değerlendirilmesidir. Araştırmanın örneklemini Balıklı Rum Hastanesi Vakfı Psikiyatri servisinde tedavi görmekte olan MKB tanılı olgu grubu (n=122) ve İstanbul Arel Üniversitesi öğrencilerinden oluşan kontrol grubu (n=124) oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında Demografik Bilgi Formu, Sınır (borderline) Kişilik Envanteri (BKE), Kendine Zarar Verme Davranışı Değerlendirme Envanteri (KZVDDE) ve İntihar Davranışı Ölçeği (İDÖ) kullanılmıştır. Gruplar arası farkların belirlenmesinde, bağımsız örneklemler için t- Testi ve tekrarlı olmayan ölçümler için Tek Yönlü Varyans Analizi (One- Way ANOVA); değişkenler arasındaki ilişkilerin karşılaştırılması için ise Pearson korelasyon analizi ve çoklu hiyerarşik regresyon analizi tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarında, MKB tanılı ve kontrol grubunda, Sınır (borderline) kişilik özellikleri arttıkça kendine zarar verme davranışları düzeyinin arttığı bulunmuştur. Yine tanılı ve kontrol grubunda KZVD Envanterinden sağlanan puanları kıyaslandığında anlamlı farklılık gözlenmemesine karşın iki grup arasında KZVD yöntemlerinin farklılaştığı gözlenmiştir. Çalışmanın diğer bir sonucu ise Sınır (borderline) kişilik özelliklerinin ve intihar davranış puanlarının kontrol grubuyla farklılaştığı ve kontrol grubundan daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Tanılı grupta katılımcıların cinsiyetleri ile kendine zarar verme arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki gözlenirken, aynı değişkenler arasındaki ilişki kontrol grubunda pozitif yönde ve yine istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgular literatür ışığında tartışılıp araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur.

Kendine zarar verme davranışıMadde kullanım bozukluklarıSınırda kişilik bozukluğu+1
Suzan Özdemir
İstanbul Arel University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İbrahim Yıldırım'ın romanlarında delilik

Bu çalışmada İbrahim Yıldırım'ın romanları delilik bağlamında incelenmiştir. Romanların en öne çıkan konusu olan delilik ele alınmıştır. Yazarın deliliği konu edinme şekli açıklanırken psikoloji biliminden yararlanılmıştır. Çalışmanın girişinde yazarın hayatından ve sanatından kısaca söz edilmiş, yararlanılan kaynaklar verilmiştir. İki bölümden meydana gelen tezin ilk bölümünde "Delilik nedir?" "Edebiyatta delilik nasıl ele alınmıştır?", "Türk edebiyatında deliliği konu alan eserler nelerdir?" sorularına cevap aranmıştır. İkinci bölümde ise "İbrahim Yıldırım'ın Romanlarında Deliliğin İncelenmesi" ana başlığı altında "Delilik ve Yaratıcılık", "Delilik ve Ölüm", "Delilik ve Aşk" başlıkları yer almıştır ve deliliğin aşkla, ölümle, yaratıcılıkla ilişkisi incelenmiştir. Sonuçta da İbrahim Yıldırım'ın romanlarında deliliğin işlenişiyle ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türk edebiyatı, roman, İbrahim Yıldırım, delilik, saplantı, aşk, yaratıcılık, ölüm, intihar, cinayet.

AşkCinayetDelilik+7
Gül Nihal Kaya
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Melankolik öznede özdeşleşme ile intihar üzerine söylemsel bir analiz: Sylvia Plath ve Nilgün Marmara örneği

Bu çalışmanın temel amacı, intihar kavramını melankoli ve özdeşleşme kavramları üzerinden tartışmaktır. Bu amaç doğrultusunda intihar kavramının açıklandığı diğer teorilerin yanı sıra intiharın melankoli sonucu meydana gelmiş özdeşleşme kavramıyla tartışılması amaçlanmıştır. Çalışma, Lacan'ın özdeşleşme teorisi bağlamında intihar kavramını açıklamaktadır. Bu bağlamda ilk olarak intihar kavramının tarihsel süreci ele alınmış olup karşılaştırmalı kuramlar çerçevesinde ele alınmıştır. Bu doğrultuda ele alınan intihar kavramının ardından, melankoli kavramının tarihsel süreçlerde kendini ne şekilde inşa ettiği tartışılmıştır. Melankolik öznenin ne olduğu ve bu doğrultuda bu öznenin intiharının nasıl gerçekleştiği teorik olarak açıklanmıştır. Bunun ardından çalışmanın dayanağını aldığı Lacanyen bir bakış olan özdeşleşme kuramı üzerinden melankolik öznenin intiharının ne olduğu tartışılmıştır. Bu anlamda kayıp deneyimi yaşamış öznelerin, yaşamlarını sürdürmedeki isteksizliklerindeki temel faktörlere odaklanarak; toplumsal cinsiyet rollerinin bu deneyimi hangi derecede etkilediğini tartışılmıştır. Çalışmada yöntem olarak nitel araştırma yöntemlerinden biri olan söylem analizi kullanılmış; çalışmanın vaka olarak seçmiş olduğu Sylvia Plath ve Nilgün Marmara'nın yaşamları ve eserleri bu yöntem ile analiz edilmiştir. Öncelikle Plath'ın Günlükler'i (2014), Sırça Fanus'u (1987), Ariel ve Seçme Şiirler'i (2016) ile ölümünün ardından eşi Ted'in yayına hazırladığı Sylvia Plath'ın Günceleri (1998) isimli eseri incelenmiştir. Ardından Nilgün Marmara'da ise Kırmızı-Kahverengi Defterler (1994), Daktiloya Çekilmiş Şiirler (2008), Metinler (2015) ve Sylvia Plath'ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi (2016) metinleri incelenmiştir. Çalışmanın sonucu elde edilen veriler aracılığıyla, bir kayıp sonrası (sevilen kişinin kaybı, bir yer veya nesne kaybı, bir duygunun kaybı vb.) meydana gelen yas halinin melankoliye dönüşmesinin ve bunun ardından bu kayıp olgusuyla özdeşleşen öznenin intiharının hangi faktörler aracılığıyla gerçekleştiği analiz edilmiştir. Buradan hareketle Sylvia Plath ve Nilgün Marmara'nın intiharları da Lacan'ın özdeşleşme teorisi üzerinden açıklanarak; kayıp sonrası melankolikleşen ve bunun ardından yaşanılan özdeşleşme ile intiharın ne şekilde meydana geldiği tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İntihar, Melankoli, Melankolik Özdeşleşme, Melankolik Özne

Lacan, JacquesMarmara, NilgünMelankoli+4
Elif Nur Elçi
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşamı sürdürme nedenleri ile psikolojik iyi oluş arasında öz-şefkat ve bilinçli farkındalığın aracı rolü

Amaç: Bu çalışmanın temel amacı üniversite öğrencilerinde yaşamı sürdürme nedenleri ile psikolojik iyi oluş arasında öz-şefkat ve bilinçli farkındalığın aracı rolünün incelenmesidir. Bununla birlikte katılımcıların psikolojik iyi oluşuna ilişkin bulgularının sosyo-demografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediği de araştırılmıştır. Yöntem: Araştırma, 18-24 yaş aralığındaki 437 katılımcıdan oluşmuştur ve çevrimiçi bir ortamda yapılmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda sırasıyla; Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Yaşamı Sürdürme Nedenleri Envanteri, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Öz-Anlayış Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma sonuçlarına göre yaşamı sürdürme nedenleri ile psikolojik iyi oluş; yaşamı sürdürme nedenleri ile öz-şefkat; öz-şefkat ile psikolojik iyi oluş; bilinçli farkındalık ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişki olumlu yönde bulunmuştur. Fakat yaşamı sürdürme nedenleri ile bilinçli farkındalık arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bununla birlikte psikolojik iyi oluş düzeyinin belirli sosyo-demografik özelliklere göre farklılaştığı görülmüştür. Yapılan aracı değişken analizi sonucunda ise üniversite öğrencilerinde öz-şefkatin yaşamı sürdürme nedenleri ile psikolojik iyi oluş arasında kısmi aracı rolünün olduğu saptanmıştır. Sonuç: Araştırmamızın söz konusu değişkenlerinin geçmiş araştırmalarda sınırlı sayıda incelenmesi açısından literatüre katkı sağladığı düşünülmektedir. Mevcut çalışmanın sonuçları, sınırlılıkları ve çıkarımları ilgili literatür ışığında tartışılmış ve ileride yapılacak çalışmalar için öneriler sunulmuştur.

Bilinçli farkındalıkPsikolojik iyi oluşYaşam becerileri+5
Gizem Erdal
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Beliren yetişkinlikte depresyon, intihar olasılığı ve çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişki: Psikolojik acı ve koruyucu faktörlerin rolü

Amaç: Çalışmanın ilk aşamasında beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerden intihar olasılığı ve diğer değişkenlerine yönelik nicel verinin toplanması ve depresyon, çocukluk çağı travmaları, çok boyutlu algılanan sosyal destek ve psikolojik acının intihar olasılığı üzerindeki yordayıcı rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Diğer amaç ise depresyonun intihar olasılığı üzerindeki yordayıcı etkisine psikolojik acının aracı etkisinin olup olmadığının incelenmesidir. Ayrıca, intihara karşı koruyucu olan/risk oluşturan klinik ve sosyodemografik faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında ise beliren yetişkinlik dönemindeki depresyon tanısı almış ve ayaktan tedavisi devam eden bireylerin intihar riskine ilişkin özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmaya 18-25 yaş aralığında 1189 katılımcı (773 kadın ve 416 erkek) dahil edilmiştir. Birinci aşamada İntihar Olasılığı Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Çocukluk Çağı Travmaları Anketi, Psikolojik Acı Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında ise nitel yöntem kullanılarak 18-25 yaş aralığında depresyon tanısı almış 10 katılımcı (6 kadın ve 4 erkek) ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Depresyon puanları intihar olasılığı puanlarındaki varyansın yaklaşık %54'ünü açıklarken, bu oran çocukluk çağı travmaları puanları için yaklaşık %6, psikolojik acı puanları için %3.4 ve çok boyutlu algılanan sosyal destek için %1.8 olmuştur. Depresyonun intihar olasılığı üzerindeki yordayıcı etkisinde psikolojik acının kısmi aracı etkiye sahip olduğu görülmektedir. İntihara dair belirlenen koruyucu faktörler içerisinde ortalama üzeri eğitim, algılanan sosyal desteğin yüksek olması, romantik bir ilişkiye ve orta veya yüksek sosyoekonomik duruma sahip olmak tespit edilmiştir. İntihar olasılığına dair belirlenen risk faktörleri ise yüksek depresyon, çocukluk çağı travmaları ve psikolojik acı puanlarına sahip olmak, parçalanmış bir ailede büyümek, bireyde kronik ağrı, fizikse bir hastalık tanısı, bireyde veya ailesinde psikiyatrik bir hastalık tanısı, daha önce intihar düşüncesine ve girişime sahip olmak ve sosyal çevrelerinde intihar girişiminde bulunan birinin olması şeklindedir. Araştırmanın ikinci aşamasında katılımcıların intihar düşüncelerini belirginleştiren temalar: bireyde veya ailesinde psikiyatrik tanı olması, yalnızlık, kişilerarası ilişki sorunları, yaşamsal zorluk ve sorunlar şeklindedir. İntihar düşüncelerine karşı koruyucu olduğu belirlenen durumlar ise geride kalan insanların duyguları, sosyal desteğe sahip olma ve rahatlatıcı etkinliklere başvurmadır. Sonuç: İntihar olasılığı kişilerarası ilişkiler, çocukluk/yetişkinlik çağı travmaları ve birçok sosyodemografik-klinik faktörlerden etkilenmektedir. Depresyon, çocukluk çağı travmaları, psikolojik acı ve çok boyutlu algılanan sosyal destek puanlarının intihar olasılığı üzerinde yordayıcı rolü bulunmaktadır. Bununla birlikte, depresyonun intihar olasılığını üzerindeki yordayıcı rolünde psikolojik acının kısmi aracı etkisi tespit edilmiştir.

DepresyonPsikolojik acıÇocukluk çağı travmaları+1
Bengü Sare Sevda Pelin Kılıç Özer
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde intihar olasılığı ve ilişkili faktörler

Amaç: İntihar nedeniyle ölümlerin son yıllarda ergen ve erken yetişkin gruplarında daha yaygın hale geldiği görülmüştür. İntihar olasılığının öngürülebilmesi ve intihar nedenli kayıpların önüne geçilebilmesi bakımından öncelikle risk faktörlerinin ortaya konması kritik derecede önemlidir. Bu çalışmada, Şanlıurfa Harran Üniversitesinde öğrenim gören öğrencilerde intihar olasılığının ve ilişkili risk faktörlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Bu araştırma prospektif, tanımlayıcı ve kesitsel niteliktedir. Araştırma; Harran Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan 05.06.2023 tarih ve 2023/10/28 sayılı etik kurul onayı ve E-76244175-050.04.04-235923 sayılı araştırma izninin alınmasının ardından, Haziran 2023-Ekim 2023 tarihleri arasında Şanlıurfa Harran Üniversitesi Osmanbey Kampüsünde öğrenim gören Tıp, İlahiyat, Eğitim ve Mühendislik Fakültesi öğrencilerinden dahil edilme kriterlerini karşılayan 643 öğrenci ile yürütülmüştür. Bulgular, araştırmacılar tarafından literatürün geniş çaplı araştırılması ile oluşturulan katılımcılara ait sosyodemografik özellikleri sorgulamaya yönelik 32 sorudan oluşan anket formu ve 36 soru ve 3 alt ölçekten oluşan İntihar Olasılığı Ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışma verileri çevrimiçi anket yöntemiyle elde edilmiş, Kolmogorov-Smirnov testi, İndependent t testi, Mann Whitney-U testi, Kruskal Wallis testi, Dunn-Bonferroni post-hoc testi, Jonckheere-Terspstra sıralı alternatifler testi, Pearson Ki-kare testi ve Spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler için SPSS versiyon 23 programı kullanılmıştır. Sonuçların yorumlanmasında p<0,05 anlamlılık düzeyi kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 406'sı kadın 237'si erkek olmak üzere 643 öğrenci katılmıştır. Katılımcıların 158'i (%24,6) eğitim, 179'u (%27,8) ilahiyat, 145'i (%22,6) mühendislik ve 161'i (%25,0) tıp fakültesi öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmamızda intihar olasılığı ölçeği puan ortalaması 74,0124±17,52 olarak bulunmuştur. 25 yaş altı bireylerin intihar olasılığı ölçeği puanları 25 yaş üstü bireylere göre daha yüksek ve anlamlı çıkmıştır (p=0,044). Katılımcıların ebeveynleriyle birliktelik durumu (p=0,040), ders başarısını stres kaynağı olarak görme durumu (p=0,001), okudukları bölüme devam etme istekleri (p=0,001), aileden şiddet görme durumu (p=0,000), aile içi ilişki (p=0,001), kronik hastalık mevcudiyeti (p=0,005), psikiyatrik hastalık mevcudiyeti (p=0,001), sigara kullanımı (p=0,004), alkol kullanımı (p=0,002), sosyal ortamlara katılma sıklığı (p=0,002), kitap okuma sıklığı (p=0,011), kendine zarar verme davranışı (p=0,002) ile intihar olasılığı ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. Katılımcıların online oyun oynama sıklığı ve gelir düzeyi algıları ile İOÖ Toplam puanları oransal olarak yüksek olmakla birlikte İOÖ alt ölçekleri ve İOÖ toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Eğitim alınan fakülte, sahip olunan kardeş sayısı, aile ile birlikte yaşama durumu, cinsiyet, fiziksel aktivite sıklığı ile intihar olasılığı ölçeği arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Çalışmamızda sosyodemografik verilerin birbirleri arasındaki ilişkiye bakıldığında; sigara içen katılımcıların alkol kullanımının ve aile içinde fiziksel şiddet görme oranının (sırasıyla p=0,001, p=0,001), kendine zarar verme davranışına katılan öğrencilerin sigara-alkol kullanımının ve psikiyatrik hastalık sıklığının (sırasıyla p=0,001, p=0,001, p=0,001) anlamlı olarak daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. En yüksek sigara içme oranı fakülte olarak mühendislik fakültesi (%26) öğrencilerinde, sınıf olarak tıp fakültesi 6.sınıf (%27,8) öğrencilerinde görülmektedir Literatürle benzer şekilde aile içi ilişkilerin kötü olması ve ebeveynlerden fiziksel şiddet görme, kendine zarar verme davranışı ile anlamlı olarak ilişkili saptanmıştır (sırasıyla p=0,001, p=0,001). Psikiyatrik hastalığı olan katılımcılarımızın daha sık alkol kullandığı, aile içi ilişkilerinin daha kötü olduğu ve ailelerinden daha sık fiziksel şiddete maruz kaldıkları da bulgularımız arasındadır. Aynı zamanda ruhsal hastalığa sahip öğrencilerin yaklaşık üçte birini tıp fakültesi öğrencileri oluşturmaktadır ve ruhsal hastalık varlığı ile tıp fakültesinde okuma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p=0,001). Sonuç: Bu çalışma, katılımcılarımızın intihar olasılığı puanlarının orta-yüksek risk aralığında olduğunu ortaya koymuştur. Bulgularımıza göre; kendine zarar verme davranışı, sigara ve alkol kullanımı, sosyal ortamlara katılmama, aile içi şiddete maruz kalma ve aile içi ilişkilerinin kötü olması, kronik ve ruhsal hastalık varlığı intihar olasılığını arttırabilecek risk faktörlerindendir. İntihara yol açabilecek olumsuz süreçlerin önüne geçilebilmesinde, üniversitelerde Psikolojik Danışma, Rehberlik Uygulama ve Araştırma Merkezlerinin etkin olarak katıldığı yapılandırılmış taramalar ile ruhsal desteğe ihtiyaç duyan gençlerin tespit edilmesi ve iyileştirici müdahalelerde bulunulması önerilir. Anahtar Kelimeler: İntihar, risk, olasılık, üniversite, ruhsal sağlık, genç erişkinlik

Genç yetişkinlerOlasılıklarRuh sağlığı+3
Hatice Sena Karabulut
Harran University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin intihara ilişkin bilgi düzeyleri ve intihar eden kişilere yönelik damgalama tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışma "Hemşirelik Öğrencilerinin İntihara İlişkin Bilgi Düzeyleri ve İntihar Eden Kişilere Yönelik Damgalama Tutumları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi" amacıyla gerçekleştirilmiş olan tanımlayıcı kesitsel bir çalışmadır. Yöntem: Araştırma Kasım 2022-Mayıs 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini 230 hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Çalışmanın verileri "Tanımlayıcı özellikler Formu", Psikiyatrist/Psikolog Desteği Öyküsü ve İntihar Öyküsü Bilgi Formu, "İntihara İlişkin Bilgi Düzeyi Ölçeği (İBDÖ)" ve "İntihara Yönelik Damgalama Ölçeği (İYDÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Veriler SPSS 26 paket programında analiz edilmiştir. Çalışma öncesi etik izin, kurum izni alınmış katılımcılardan ise yazılı bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Bulgular ve Sonuçlar: İntihar bilgi düzeyi arttıkça intihara yönelik damgalama düzeyi azalmaktadır. Yaş, aile gelir düzeyi ve ailede intihar öyküsü gibi değişkenler İBDÖ ile ilişkili bulunurken, sınıf, anne eğitim düzeyi ve yakın çevrede intihar öyküsü gibi değişkenler ise İYDÖ ile ilişkili bulunmuştur. Çalışmaya alınan diğer değişkenlerin ise İBDÖ ve İYDÖ ile ilişkisi bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: İntihar bilgisi, intihara yönelik tutum, hemşirelik öğrencileri

Bilgi düzeyiDamgalamaHemşireler+4
Nur Sultan Karaca
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İntihar olgusunun antropolojik bağlamda analizi

İntihar olgusu başlı başına ilk anda tepki yaratan, bireyin ölüm üzerine geliştirdiği korkuları ve kaygıları çağrıştıran bir kavrama işaret eder. Kendini öldürme isteği ve girişimi bireysel bir olgu olmaktan öte kültürel öğrenmişliklerin önemli ölçüde yönlendirici olduğu bir tür birey-toplum çatışması yaratan girişim biçimidir. Tek tanrılı dinlerin uygarlığa egemen olduğu dönemlerden günümüze kendini öldürme girişimi ciddi bir dinsel baskı unsuru olarak sosyolojik tartışmaların kapsamında yer almıştır. Hıristiyanlık, Musevilik ve İslam insan yaşamını merkeze alıp tanrının bir lütfü olarak yaşamı kutsadığı için, kendini öldürme girişimi tanrının isteğine ve gücüne karşı koyma biçimi olarak değerlendirilip yasaklanmıştır. Bireyin istemli olarak ölümle sonuçlandırdığı eylemi Antik yunandan günümüze değin analiz edilirken dini kurumlar, otoriter yönetim kurumları, tıbbi kurumlar ve eğitim kurumları toplumsal tepkileri yönlendirip etkili yorumlarla intihar girişimleri karşısında kültürel bir tutum alış biçimi sağlamışlardır. Orta çağ da etkili bir güce sahip olan Kilise otoriteleri İntihar etme eyleminin aşağılanmasının intihar edenin yakın çevresinin dışlanarak cezalandırılması yöntemlerini geliştirmiş, diğer tek tanrılı dinler üzerinde etkili olmuş intihar girişiminin bir tür tanrının kurallarına karşı gelme biçimi olarak kabul edilmesini sağlamıştır. Bu girişim Avrupa ve Asya da oldukça etkili olan günümüze değin etkisini sürdüren bir suçlayıcı analiz olmuştur. Anahtar Kelimeler :İntihar, Ölme Hakkı, Yaşam Etiği, Felsefi Ölüm Sayfa Sayısı :96 Tez Danışmanı :Dr. Öğr. Üyesi Handa TUNÇ

AntropolojiAntropolojik analizFelsefe+3
Cihan Çelik
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Felsefesel intihar ve Camus'da intihar problemi

Dünyada her yıl bir milyondan fazla insan tüm ölüm nedenleri içerisinde onuncu sırada yer alan intihar sebebiyle hayatını yitirmektedir. Ayrıca her yıl yirmi milyona yakın intihar teşebbüsü meydana gelmektedir. İntihar, haddizatında insanın öz benliğine yönelmiş bir saldırganlık ve yok etme fiili niteliğinde olup, bireyin hayatına kasten son vermesi anlamına gelmektedir. Başka bir anlatımla intihar, yaşamına son vermeye karar veren bireyin en etkin yöntemi seçip, kimsenin müdahalesine izin vermeyecek şekilde kendini öldürmesidir. Tarihin farklı dönemlerinde toplumlar intihara farklı tepkiler vermiştir. İntihar bazı toplumlarda doğru bir davranış olarak kabul edilip desteklenirken, başka toplumlarda ise olumsuz bir eylem olarak görülmüştür. Söz konusu tepkilerin çerçevesini çizen en önemli faktörlerden biri de toplumların düşünce yaklaşımları ve bu yaklaşımları belirleyen filozoflar olmuştur. 20. yüzyılın çok önemli filozoflarından biri olan Albert Camus farklı felsefesel yaklaşımlardan da etkilenerek intihar olgusunu felsefenin en temel problemi olarak görmüş, başka bir anlatımla intihar olgusunu felsefenin odağına yerleştirmiştir. Camus, insanın çıkmaza girdiği zaman absürd durumuyla karşı karşıya geleceğini öne sürmektedir. Başka bir anlatımla insanın yaşadığı çıkmazlar, kendisini çevreleyen boşunalık duygusunu ve absürd durumunu açığa çıkarmaktadır. Camus, insanın absürd ile savaşında mağlup olarak intihar edebileceğini veya bu duruma başkaldırabileceğini belirtmektedir. Camus intihar tercihinin dürüstlük olmadığını, zira ölümün insanı huzura kavuşturduğunu, fakat insanın dünya üzerinde mümkün olduğu kadar çok kalması, onu incelemeye çalışması gerektiğini vurgulamaktadır.

Camus, AlbertFelsefeİntihar
Serhat Özdili
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Arthur Schopenhauer'da pesimizmin felsefesi̇

Bu çalışma Schopenhauer'in üzerinde çok durulmayan ve hakkında yeterli çalışma yapılmayan kötümser felsefesine ilişkindir. Hayatın sürekli olumsuz yönüne vurgu yaparak acı, ıstırap, mutsuzluk gibi kavramlarla felsefesinin dikkat çeken yönünü ortaya koymuştur. Hayatın yaşanmaya değip değmediği, dünyanın ve insanların kötülüğü mistik düşüncelerini ortaya koymada etkili olmuştur. Bu çerçevede dinleri incelemiş ve bunlar hakkında bir kritik yapmıştır. Mental, ruhsal ve fiziksel olarak bu dünyada varoluşunu tamamlamaya çalışan insanın içinde bulunduğu olumsuz koşulları nasıl aşabileceğini kendi felsefesiyle anlatmıştır. Var oluşun dünya ile olan ilişkisini irdelemiş ve ölümden sonra ile ölümden önce olan boşluğu sorgulamıştır. Metafiziğin insandaki yerine değinerek içsel doğamızın ölümle birlikte ölüp ölmediğini sorgulamış ve bunları yaparken inandığı Budizm inancına bağlı olarak bu konuları ele almıştır. Bu çerçevede çalışma çağın en büyük ve en önemli kötümser filozofu olan Arthur Schopenhauer'in bu bağlamda ortaya koyduğu görüşlerini incelemiş ve onun karamsar felsefesini anlatmaya çalışmıştır.

BudizmIzdırapKötümserlik+5
Bahar Caf
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Din eğitiminin depresyonu azaltıcı etkileri

Din Eğitimi bireyin doğumundan ölümüne kadar hayatın her alanında bireyle ilişkisi olan bir alandır. Bu açıdan disiplinler arası bir nitelik taşımaktadır. Din eğitimi ve depresyon arasındaki bağlantı bu disiplinler arası özelliğe dayanmaktadır. Bu çalışmanın amacı din eğitiminin insanı disiplinize ve motive eden yönünü depresyonu azaltıcı etkiler ile bütünleştirmektedir. İnsanın sağlığına olumlu etkileri bulunan dini bilgilerin önemini vurgulamak ve bu alanda yapılan çalışmaların genişletilmesine kaynaklık etmek bu araştırmanın en temel amaçları arasındadır. Önemli bir problem durumu olan depresyon hayatın her alanına etki etmektedir. Yapılan bazı araştırmalar Dindarlık seviyesi yüksek olan insanların, kalp ve damar hastalıklarına daha az yakalandıkları, ölüm nedenlerinin strese bağlı hastalıklardan kaynaklanmaması ve daha uzun süre yaşadıklarını ortaya koymuştur. Bireye verilen dua, tevekkül, inanç, gibi birçok çeşitli öğretinin manevi boyutu ruh sağlığı ile bağlantılıdır. Bu eğitimin depresif belirtiler gösteren bireylere tesirleri bilimsel araştırmalar ışığında ele alınarak depresyonu azaltacak sonuçları ortaya koymayı hedeflemekteyiz. Gerek ülkemizde gerekse yurt dışında yapılan istatistiksel çalışmalarla elde ettiğimiz neticelerle disipliner arası bir faydalı bir çalışma ortaya koymayı umut etmekteyiz.

Başa çıkmaDepresyonDin+7
Esma Nur Bezek
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00

Related subjects