İrrigasyon
54 theses under this subject heading
Kök kanal tedavisinin yenilenmesinde kullanılan farklı irrigasyon solüsyonlarının antimikrobiyal etkisinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu in vivo çalışma,kök kanal tedavisinin yenilenmesi kararı verilmiş kök kanallarında farklı irrigasyon solüsyonları kullanımının ve bu solüsyonların aktivasyonunun kök kanalı içerisindeki mikrobiyal değişime etkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma için kök kanal tedavili apikal periodontitisli tek köklü ve tek kanallı mandibular premolar dişlere sahip kırk hasta seçilmiştir. Kök kanal tedavisinin yenilenmesi esnasında kullanılan final irrigasyon rejimlerine göre hastalar bir bilgisayar yazılımı ile 4 gruba ayrılmıştır: Grup I: % 17 EDTA+ % 2.5 NaOCl, Grup 2: % 2.5 NaOCl/ % 9 HEBP (Medcem, Viyana, Avusturya), Grup 3: % 17 EDTA + % 2.5 NaOCl + EA, Grup 4: % 2.5 NaOCl / % 9 HEBP + EA. Bakteriyolojik örnekler kök kanalından ilk randevuda kemomekanik preparasyondan önce (S1) ve final irrigasyondan sonra (S2) alınmış olup, ikinci randevuda kanal içi medikamentin çıkarılmasından sonra (S3) ve final irrigasyondan sonra (S4) alınmıştır. Alınan numunelerde mikrobiyolojik kültür yöntemi ile toplam bakteri sayıları ölçülmüştür. Kültür yöntemi verilerinden istatistiksel analizlerde gruplar arasındaki farklılıklar Kruskal Wallis testi, grup içi karşılaştırmalar Friedman testi ve gruplar arası ikili karşılaştırmalarda bakteri sayılarının yüzdelik azalım düzeyleri Mann Whitney U testi kullanılarak ölçülmüştür. Sonuçlar p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Grup içi karşılaştırmalarda, tüm gruplarda S1 ve S2 numunelerindeki bakteri sayılarındaki azalma miktarı istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). S1-S2 numunelerindeki bakteri azalma miktarlarının gruplar arası karşılaştırmalarında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmemiştir (p> 0.05). Grup içi karşılaştırmalarda S2-S3 numunelerindeki bakteri sayıları arasında Grup II ve Grup IV'te istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmazken ( p> 0.05), Grup I ve Grup III'te anlamlı düzeyde farklılık görülmüştür ( p< 0.05). Grup içi karşılaştırmalarda tüm gruplarda S3-S4 numuneleri arasındaki bakteri sayısı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalmıştır (p <0.05). Gruplar arası kantitatif karşılaştırmada S3-S4 numuneleri arasındaki bakteri sayılarının yüzdelik azalmaları arasında istatistiksel olarak önemli bir fark olmadığı tespit edilmiştir (p> 0.05). Sonuç:. Apikal periodontitise sahip kök kanallarının dezenfekte edilmesinde kullanılan tüm irrigasyon solüsyonları kanal içi mikrobiyal yükün azaltılmasında etkili bulunmuştur. İrrigasyon solüsyonları, konvansiyonel şırınga irrigasyonu ve EA ile yapılan sonik aktivasyon ana kök kanalında bakteri sayısının azaltılmasında benzer etki göstermiştir. Anahtar Kelimeler: EA, HEBP, Konvansiyonel şırınga irrigasyonu, Retreatment.
Farklı ı̇rrı̇gasyon aktı̇vasyon yöntemlerı̇nı̇n, yan kanallardaki bı̇ofı̇lm kaldırma etkı̇nlı̇klerı̇nin karşılaştırılması
Giriş: Bu tez çalışması, farklı irrigasyon tekniklerinin, 3 boyutlu yazıcıda üretilmiş yan kanallara sahip rezin bloklarda biofilm taklit eden hidrojeli çözme kapasitesini karşılaştırmayı amaçlamıştır. Endodontik tedavide irrigasyon tekniklerinin önemi ve etkinliği üzerine daha fazla bilgi edinmek, bu alanda daha etkin ve daha başarılı klinik uygulamaların geliştirilmesine yardımcı olabilir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, SAF, Endoactivator, ultrasonik irrigasyon ve kanal içi ısıtma yöntemleri, 75 adet rezin bloğun, üst ve alt yan kanallarındaki biofilmi çözmek için uygulanmıştır. Biofilmi taklit etmek için hidrojel kullanımıştır. Hidrojel, rezin blokların üst ve alt yan kanallarına yerleştirildikten sonra, herbir irigasyon aktivasyon metodu uygulanmıştır. Bloklar işlem öncesi ve sonrasında tartılarak ve görsel olarak skorlandırılarak, kaldırılan hidrojel miktarı ölçülmüştür. Bulgular: Elde edilen veriler, kullanılan farklı irrigasyon tekniklerinin hidrojel çözme kapasitesi arasında belirgin farklılıklar olduğunu göstermiştir. SAF grubunun, diğer gruplara kıyasla en yüksek hidrojel skorlarına sahip olduğu görülmüştür. Kontrol grubuna kıyasla, tüm irrigasyon tekniklerinin hidrojel çözme kapasitesi anlamlı derecede yüksektir, ancak Endoactivator grubunun hidrojel çözme kapasitesi diğer tekniklere kıyasla daha düşük kalmıştır. Sonuç: Farklı irrigasyon tekniklerinin endodontik tedavide önemli bir rol oynadığı ve teknikler arasında hidrojel çözme kapasitesi açısından farklılıklar olduğu görülmüştür. Bu çalışma, bu farklılıkların daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Anahtar kelimeler: Biyofilm taklit, Endoaktivator, Hidrojel, Self Adjusting File, Ultrasonik sistem
Çeşitli yüzey pürüzlendirme işlemleri ve temizleme ajanlarının PEKK-kompozit yapısının bağlanma dayanımı ve rengi üzerine etkisi
Bu çalışmamın amacı; çeşitli yüzey pürüzlendirme yöntemlerinin ve temizleme solüsyonlarının PEKK-kompozit yapısının bağlanma dayanımı ve rengi üzerine etkisini incelemektir. PEKK bloklardan 10 mm çapında 4 mm yüksekliğinde 196 adet disk elde edilmiştir. Elde edilen örnekler Asit (%9,5 Hidroflorik asit), Er-YAG lazer (150 mJ, 10 Hz, 1.5 W) Kojet (30 µm Al2O3) ve Kontrol (Yüzey işlemi uygulanmamış) olmak üzere rastgele 4 farklı yüzey işlem grubuna ayrılmıştır (n=48). Yüzey işlem uygulamalarının ardından tüm örneklerin yüzey pürüzlülük ölçümleri yapılmıştır. Tüm yüzey işlem gruplarından pürüzlülük ölçüm sonuçlarına göre ortalamaya en yakın olan her bir gruptan birer örnek seçilerek SEM (Taramalı elektron mikroskobu) analizleri yapılmıştır. Pürüzlendirme işlemi sonrası örneklere PEKK bond uygulanarak, teflon kalıp yardımıyla PEKK yüzeyine 3 mm çapında 4 mm yüksekliğinde pembe kompozit rezin bağlanmıştır. Her bir pürüzlendirme grubu örneklerin maruz bırakılacakları solüsyonlara göre 4'e ayrılmıştır. Gruplar; Corega, Protefix, Curaprox ve Distile su olacak şekilde sıralanmıştır (n=12). Örnekler 140 gün boyunca günde 8 saat olmak üzere protez temizleyicilerine maruz bırakılmıştır. Örneklerin solüsyonlarda bekletilmeden önceki ve bekletildikten sonraki renk ölçümleri spektrofotometre cihazı ile yapılmıştır. Renk parametreleri (L *, a *, b *, ΔE) CIE Lab (Comission Internationale de L'Eclairage) sistemine göre hesaplanmıştır. Makaslama bağlanma dayanımı testi için, örneklerde kopma meydana gelene kadar 1mm/dk yükleme hızıyla kuvvet uygulanmıştır. Kopma anındaki kuvvet kaydedilerek makaslama bağlantı dayanımı ölçülmüştür. Makaslama bağlantı testi sonrası başarısızlık tipleri adeziv, koheziv ve karışık olarak sınıflandırılmıştır. Gruplararası farkları belirlemek için İki Yönlü Varyans analizi (Two- way Anova) ve Tek Yönlü Varyans analizi (One- way Anova) grup içi farkları belirlemek için Post-Hoc Tukey HSD Çoklu Karşılaştırma Testi ve Tamhane's T2 testleri kullanılarak istatistiksel analizler yapılmıştır. Grup içi karşılaştırmalarda öncesi ve sonrası verilerde homojen dağılım var ise Bağımlı örneklem t testi, homojen dağılım yok ise Wilcoxon testi kullanılmıştır. Sonuçlar p≤0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışma bulgularına göre; pürüzlülük değerleri ölçülen gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür (p≥0,05). Gruplar kendi içerisinde değerlendirildiğinde ise HF asit ve Er-YAG ile yapılan pürüzlendirmenin istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p≤0,05) ve iki grupta da istatiksel olarak pürüzlülük değerleri artmıştır. Kojet grubu pürüzlülüğü arttırmıştır fakat bu değişim istatiksel olarak anlamlı görülmemiştir (p≥0,05). Çalışmamız bağlanma dayanımı yüzey işlemleri açısından incelendiğinde, tüm yüzey işlem gruplarında, Kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bağlanma dayanımı değerleri izlenmiştir (p≤0,05). Bağlanma dayanımı ortalaması en yüksekten en düşüğe doğru HF asit, Kojet, Er-YAG lazer ve Kontrol grubuna aittir. Çalışmamızın bağlanma dayanımı değerleri, temizleme solüsyonları açısından incelendiğinde; Corega, Protefix ve Curaprox gruplarında bağlanma dayanımı değerleri açısından istatiksel olarak anlamlı farklılık izlenmemiştir (p≥0,05). Distile su grubundaki bağlanma dayanımı değerleri, diğer tüm temizleme solüsyonlarına göre anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (p≤0,05). Corega ve Curaprox grubuna ait örneklerin renk değişim değerleri (ΔE) istatistiksel olarak Protefix ve Distile su grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p≤0,05). Corega ve Curaprox ile hazırlanan temizleme solüsyonlarının PEKK- kompozit yapısının renk değişimi üzerindeki etkisi klinik olarak kabul edilemezken, Distile su ve Protefix solüsyonun etkisi klinik olarak kabul edilebilir sınırlar dahilindedir. Anahtar Kelimeler: Polieterketonketon (PEKK), Yüzey Pürüzlendirme, Temizleme Solüsyonları, Kompozit, SEM.
Soğuk ringer laktat ile yapılan vitrektomi ile standart pars plana vitrektominin korneal parametreler üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Soğuk ringer laktat ile yapılan pars plana vitrektomi ile oda sıcaklığında ringer laktat ile yapılan pars plana vitrektominin korneal parametreler üzerine etkilerinin karşılaştırılması Materyal-Metod: Bu prospektif karşılaştırmalı çalışmada posterior vitrektomi uygulanan 68 hasta çalışmaya alındı.Hastalar iki gruptada preoperatif randomize olarak seçildi.Soğuk ringer laktat (+4 C°) ile vitrektomi yapılan 36 hasta grup 1 ve oda sıcaklığında ringer laktat (+25 C°) ile vitrektomi yapılan 32 hasta Grup 2 olarak tanımlandı. Hastalar fakik, psödofakik olmalarına ve tamponad olarak silikon ve gaz konulmalarına göre alt gruplarına ayrıldı. Hastaların preoperatif ve postoperatif 1.aydaki santral korneal kalınlık,endotel hücre dansitesi,ortalama hücre alanı,variabilite katsayısı ve hekzogonalite parametreleri karşılaştırıldı. Bulgular: Grup 1 ve 2 de preoperatif ve postoperatif korneal parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik yoktu. (p>0,05) Alt gruplara bakıldığında da Grup 1 deki alt gruplarda anlamlı bir değişiklik olmamasına rağmen (p>0,05) , Grup 2 de psödofakik olup gaz konan hasta grubunda santral korneal kalınlık, endotel hücre dansitesi, ortalama hücre alanı ve variabilite katsayısında istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik mevcuttu. (p=0.008,p=0,011,p=0,011,p=0,048) Sonuçlar: İki grupta da kornea endotel parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşmadı.Alt grup analizlerinde ise psödofakik olup gaz konan hastalarda kornea endotel parametrelerinde Grup 1 de istatistiksel olarak anlamlı bir değişim yokken grup 2 de istatistiksel olarak anlamlı bir değişimin olması psödofakik hastalarda soğuk ringer laktat kullanmanın daha koruyucu olabileceğini düşürdürmektedir. Anahtar Kelimeler: İrrigasyon sıcaklığı, kornea endotel parametreleri,vitreoretinal cerrahi
Sonik olarak aktive edilmiş irrigasyon solusyonunun postoperatif ağrı üzerine etkileri
Pulpa dokusunun nekrotik ve vital kalıntılarının, debrisin, mikroorganizma ve ürünlerinin ortadan kaldırılması için mekanik enstrumantasyon ve irrigasyon yapılmaktadır. Apikal bölgeye debris veya solusyonun taşma riski, postoperative ağrıya, şişliğe, ciddi doku hasarlarına yol açacağından önemlidir. Bu çalışmanın amacı, iki farklı irrigasyon metodunun kullanımı sonrası oluşan postoperatif ağrıyı kıyaslamak ve değerlendirmektir. Bu çalışmada toplamda 90 diş bulunmaktadır. Çalışmaya dahil olan dişler, seçilen kartlar aracılığıyla 2 tedavi grubuna ayrıldı. (kontrol ve Vibringe). Nikel-titanyum döner enstrumanları kullanılarak crown-down preperasyon tekniği uygulandı. Enstrumantasyon işlemi sırasında kök kanalları, 3ml %2'lik NaOCl ile yıkandı. Final yıkaması için 3ml'lik NaOCl ve 3ml'lik steril tuzlu su dakikada 4.6 ml olacak şekilde kullanıldı ve iğne çalışma boyundan 2mm kısa olacak şekilde ayarlandı. Kontrol grubunda irrigasyon, konvensiyonel yöntemle uygulandı ve Vibringe grubunda sonik olarak aktive edilen Vibringe cihazıyla irrigasyon sağlandı. İrrigasyon işleminin tamamlanmasının ardından tüm kanallar guta-perka ve kök kanal patıyla dolduruldu. Endodontik tedaviden 6,12,24 ve 72 saat sonraki ağrıyı ve kullanılan analjeziği değerlendirmek için bütün hastalara birer sözel tarif skalası verildi. İstatistiksel analizde, gruplar arasındaki kategorisel değişkenleri karşılaştırmak için Ki Kare testi kullanıldı. Tüm zaman periyotlarında Vibringe sisteminde ağrı şiddeti kontrol grubundan önemli oranda daha yüksekti.
Er,CR:YSGG lazer ve naocl kullanılarak yapılan kanal içi dezenfeksiyon sonrası postoperatif ağrının değerlendirilmesi: randomize kontrollü klinik çalışma
Amaç: Bu randomize, kontrollü klinik çalışmada kök kanal tedavisi sırasında kanal içi dezenfeksiyon yöntemi olarak NaOCl ve Er, Cr:YSGG lazer kullanımının tedavi sonrası ağrı ile ilişkisini incelemektir. Yöntem ve Metot: Tek köklü ve asemptomatik nekroze olmuş dişlere sahip yüz yetmiş hasta, iki deney grubuna rastgele ayrıldı. Kök kanal preparasyonu Reciproc (VDW, Münih, Almanya) ile tamamlandı. Kanal içi dezenfeksiyon işleminde iki farklı tedavi protokolü kullanılmıştır. İlk grupta NaOCl hem kök kanal tedavisi sırasında hem de dezenfeksiyon amacıyla kullanıldı. İkinci grupta ise %0.9'luk NaCl çözeltisi kök kanal işlemleri sırasında Er, Cr:YSGG lazer ise kök kanal dezenfeksiyonu amacıyla kullanıldı. Tüm dişler Adseal (Meta Biomed Co., Kore) kanal dolgu patı ve guta perka kullanarak lateral kompaksiyon yöntemi ile tek seansta dolduruldu. Tedavi sonrası ağrı 0-6,6-12,12-24 ve 24 ila 72 saatler arasında bir sözel değerlendirme ölçeği kullanılarak kaydedildi. Bulgular: Gruplar arasında 0-6, 6-12, 24 ve 72. saat zaman dilimleri arasında anlamlı bir farklılık yoktur ( P > 0.05 ). Fakat, 12-24. saatler arasında NaOCl ile dezenfeksiyon yapılan grupta daha fazla post operatif ağrı görüldü ( P < 0.05 ). Ağrı kesici kullanımı açısından gruplar arasında tüm zaman dilimlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Sonuçlar: Kök kanallarının NaOCl ve Er,Cr:YSGG lazer kullanilarak dezenfeksiyonunu takiben görülen ağrı ve ağrı kesici kullanımı benzer bulunmuştur. NaOCl ile kök kanalları dezenfeksiyonu sonrası 12-24 saat arasında post operatif rahatsızlıkta artış görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Er,Cr;YSGG lazer, NaOCl, kök kanal tedavisi, postoperatif ağrı.
Süt dişi kök kanallarında tek eğeli döner alet sistemlerinin preparasyon etkinliklerinin ve çalışma sürelerinin in vitro olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, alt süt ikinci molar dişlerin meziobukkal köklerinde, kök kanal şekillendirilmesinde kullanılan nikel titanyum alet sistemleri ile yapılan preparasyon ve irrigasyon sırasında apikal foramenden taşırılan debris miktarlarının, çalışma sürelerinin ve taramalı elektron mikroskobu kullanarak temizleme etkinliklerinin in vitro olarak karşılaştırılmasıdır. Rezorbe olmamış 80 adet alt süt azı dişte; WaveOne, Reciproc, One Shape ve Kedo-S eğeleri ile kök kanal şekillendirmesi yapıldı. Taşan debris miktarı 10-5 hassasiyetinde hassas tartı ile ölçüldü. Temizleme etkinliğinin değerlendirilmesi için 8 adet süt kanin diş kullanılmıştır. Uzunlamasına ikiye bölünen örneklerdeki temizleme etkinliği, SEM aracılığıyla alınan fotoğrafların skorlanması ile değerlendirilmiştir. Ayrıca genişletme ve irigasyon için geçen süre hesaplandı. Verilerin istatistiksel analizinde; Kruskal-Wallis, Mann Whitney-U testleri F testi ve t testi kullanılmıştır. P<0,05 anlamlı kabul edildi. Apikalden taşan debris miktarları karşılaştırıldığında WaveOne, Reciproc, OneShape ve Kedo-S eğeler arasındaki faklılık istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur ( p>0,05). Kök kanalı bir bütün olarak incelendiğinde elde edilen bulgulara göre OneShape, WaveOne Reciproc ve Kedo-S arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Kedo-S ile yapılan genişletme süresi istatiksel olarak anlamlı ölçüde Reciproc eğelerden daha az bulundu (P < 0.05). Tüm eğe sistemlerinde apikalden belli miktarda debris taştığı görüldü. Devamlı rotasyonel hareket yapan sistemler süt dişlerinde tercih edilebilir. Anahtar Kelimeler: Süt dişi kök kanal tedavisi, debris extrüzyonu, Reciproc, çalışma zamanı
Periapikal lezyonlu dişlerde irrigasyona ek olarak yapılan son yıkamanın tedavi başarısına etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışmanın amacı; periapikal lezyonlu dişlerde, QMix yıkama solüsyonunun geleneksel yıkama prosedürlerini takiben yapılan son yıkamada kullanılmasının apikal periodontitisin iyileşmesindeki etkisini radyografik ve klinik muayene ile gözlemlemektir. Tek köklü periapikal lezyonlu 60 dişe sahip 60 hasta her biri 10'arlı randomize bir blok tasarımı kullanılarak 2 gruba ayrılmıştır. Kök kanalları WaveOne Gold (WOG; Dentsply Sirona, Ballaigues, İsviçre) döner sistem eğeler ile şekillendirilmiş ve kanal şekillendirilmesi sırasında yandan delikli enjektörler (NaviTips, 30 gauge; Ultradent Products, Inc., South Jordan, UT, ABD) kullanılarak 5 ml 2.5% NaOCl ile irrigasyon yapılmıştır. Son yıkama bir grupta 5 ml 2.5% NaOCl (n=30) ile diğer grupta 5 ml QMix (n=30) ile yapılmıştır. Tüm kanallar 5 ml serum fizyolojik ile yıkandıktan sonra AHPlus kanal patı ve gutaperkalarla soğuk lateral kondenzasyon yöntemi ile doldurulmuştur. Sekiz hasta tedavi sonrası hamilelik, sistemik hastalık ve medikament kullanımı gibi sebeplerden izlemden çıkarılmıştır. Elli iki hasta 12 ay sonra radyografik ve klinik muayene için geri çağırılmıştır. Yedi hasta kontrol randevularına gelmediğinden çalışma dışı bırakılmıştır. Tedavi öncesi ve sonrası PAI skorları karşılaştırılmıştır ve dişler 'sağlıklı' (PAI ≤ 2) veya 'başarısız' (PAI ≥ 3) olarak değerlendirilmiştir. Grupların tedavi öncesi ve 12. ay takip radyografları arasındaki farkları karşılaştırmak için Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Her bir grup için başlangıçtan takip sonuna kadar PAI skorlarındaki değişiklik Wilcoxon testi ile değerlendirilmiştir. Tedaviden 12 ay sonra 45 hasta değerlendirilmiştir. Kırk beş dişin 43'ünde PAI skorunda istatistiksel açıdan anlamlı bir düşüş görülmüştür. QMix grubunda 25 dişin 23'ünde (92%); NaOCl grubunda ise 20 dişin 20'sinde (100%) radyolusensi azalmış veya kaybolmuştur. QMix grubunda 2 dişin PAI skorunda değişiklik görülmemiştir. Başlangıç ve 12. ay sonrası PAI skorlarının değişiminde iki grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır (p= .508). QMix solüsyonunun son yıkamada kullanılması kanal içi dezenfeksiyonda fayda sağlamakla beraber, iyileşme üzerinde anlamlı bir etkisi görülmemiştir.
Farklı apeks bulucu sistemlerin farklı irrigasyon solüsyonları varlığında kök perforasyonlarını belirlemedeki doğruluğunun değerlendirilmesi
Geçmişten günümüze elektronik apeks bulucular (EAB) ile ilgili en çok çalışma yapılan konulardan bir tanesi; elektro iletkenlerin EAB'lerin doğruluğuna olan etkisinin araştırılmasıdır. Modern EAB üreticileri, bu yeni cihazların elektro iletkenlerden olumsuz etkilenmediklerini iddia etseler de bu konu tam olarak kesinlik kazanmamıştır. Bu çalışmada 3 farklı modern EAB (Root ZX mini, Raypex 6, Apex ID) kullanıldı; elektro iletken irrigasyon solüsyonların (%5'lik NaOCl, %0,9'luk Sodyum Klorür (NaCl) çözeltisi ve %17'lik EDTA) varlığında ve kuru kanal koşullarındaki doğruluk oranları değerlendirildi. Çalışmada kullanılmak üzere 64 adet insan maksiller 1. molar dişin meziobukkal kökü seçildi ve rezorbsiyona uğramış, kırık ve açık apeksli kökler çalışmaya dahil edilmedi. Çalışmada 25-35 derece eğime sahip olan kökler kullanıldı ve bu eğim oranlarına sahip olmayan kökler de çalışma dışı bırakıldı. Kök kanal içerikleri boşaltılıp kanallar sırasıyla 25 ve 40 numaralı Reciproc (VDW, Münih, Almanya) döner alet eğeleri ile genişletildikten sonra kökler 40 numara boyterlok kullanılarak lateral yüzeylerinden perfore edildi. Perforasyon noktasına kadar olan gerçek uzunlukların ve elektronik uzunlukların belirlenmesi X4 büyütme (Carl Zeiss Gmbh., Jena, Almanya) altında görsel olarak yapıldı. İstatistiksel analizler sonucunda gerçek uzunluklar ile elektronik ölçümler arasında 0,05 düzeyinde anlamlılık dereceleri bulunan gruplar belirtildi. Kuru kanal koşullarında ve Serum Fizyolojik (SF) ile yıkanan kanallarda, Root ZX cihazı ile yapılan elektronik ölçümlerle gerçek uzunluklar arasında 0,05 düzeyinde anlamlılık dereceleri bulundu. Yine %5'lik NaOCl, %0,9'luk Sodyum Klorür (NaCl) çözeltisi (SF) ve %17'lik EDTA ile yıkanan kanallarda, Raypex 6 ve Apex ID cihazı ile yapılan elektronik ölçümlerle gerçek uzunluklar arasında 0,05 düzeyinde anlamlılık dereceleri bulundu.
Atrial fibrilasyonu olan kapak hastalarına uygulanan serum irrigasyonlu radyofrekans ablasyonun başarısına genetik değişikliklerin etkisi
Serum irrigasyonlu radyofrekans ablasyon (SIRFA), atriyal fibrilasyon (AF) tedavisinde güvenle uygulanabilen ve başarısı belli faktörlerle ilişkili cerrahi yöntemlerden biridir.Bu çalışmada Min K geni S38G ve ACE geni polimorfizmlerinin SIRFA cerrahisinin başarısındaki rolü araştırılmıştır. Eylül 2003-Ağustos 2008 tarihleri arasında kapak hastalığı ve AF tanısı ile kapak cerrahisi ve SIRFA uygulanan 60 yaş altında, sol atriyum çapı 6 cm'den küçük olan ve KAH olmayan hastalar çalışmaya alındı. SIRFA cerrahisi sonrasında sinüs ritminde olan 30 hasta grup I, AF devam eden 30 hasta grup II, preoperatif kapak hastalığı olup sinüs ritminde olan 30 hasta kontrol grubu (grup III) olarak olarak sınıflandırıldı. DNA analizi için EDTA'lı tüpe 5 cc venöz kan alınarak genetik laboratuarında MinK geni S38G ve ACE geni polimorfizm analizlerinin standardizasyonu yapıldı.Hastaların yaş ortalaması 48.74±10.07 idi. Gruplar arası demografik bulgular benzerdi. Min K 38G allelinde yapılan çalışmalar sonucunda GG genotipine sahip hastalarda SIRFA başarısının daha düşük olduğu saptandı (p<0.03). ACE geni ile I/D genotipine sahip hastalarda SIRFA başarısının daha az olduğu ancak istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görüldü (p<0.38). Sol atriyal trombüsün AF grubunda daha fazla görüldüğü ve bu durumun SIRFA başarısını azalttığı saptandı (p<0.01).AF ile ilişkisi olduğu bilinen ACE geni I/D genotipi ve Min K geni GG genotipine sahip kişilerde SIRFA başarısı azalmakla birlikte, Min K geni GG genotipine sahip kişilerde istatistiksel olarak anlamlı şekilde SIRFA başarısının azaldığını saptadık. SIRFA cerrahisi başarısını azaltan faktörler içinde genetik faktörlerinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.
Sterilizasyon prosedürlerinin ve farklı irrigasyon solüsyonlarının nikel titanyum eğelerinin yüzey pürüzlülüğüne etkisi: Bir atomik kuvvet mikroskobu çalışması
Bu çalışmanın amacı farklı irrigasyon solüsyonlarının ve otoklav sterilizasyonun ProTaper Next (PTX) ve Reciproc Blue eğelerinin yüzey özelliklerine olan etkisinin incelenmesidir. Çalışmamızda PTX ve Reciproc Blue eğelerinden 30'ar adet olmak üzere toplam 60 adet eğe kullanılmıştır. PTX ve Reciproc Blue eğeleri beş alt gruba ayrılmıştır ve her grupta 6'şar adet eğe kullanılmıştır (n=6). Kontrol grubundaki eğelere hiçbir işlem uygulanmamıştır. Diğer gruplardaki eğeler sırasıyla 5 dakika boyunca %5,25'lik sodyum hipoklorit, %18'lik Etidronik asit ve BioAkt irrigasyon solüsyonları içerisinde bekletilmiştir. Son grup olarak eğeler paketlendikten sonra otoklavda 134° C'de 20 dakika süren sterilizasyon işlemi 5 kez uygulanmıştır. Her gruptaki eğelerin apikal 5 mm'lik kısımları karbon separe ile kesilerek incelenmek için hazırlanmıştır. Hazırlanan numunelerin yüzey özelliklerinin incelenmesi için atomik kuvvet mikroskobunda (AFM) 5μmX5μm alanda her bir örnekte 5 farklı noktada tapping (non-kontakt) mod için uygun olan silikon nitrit uçlar kullanılarak tarama yapılmıştır. Üç boyutlu görüntü analizleri ile tarama alanındaki en derin ve en yüksek bölgenin farkını ortaya koyan Depth analizi ve sayısal karşılaştırma için yüzey pürüzlülüğünü ifade eden RMS verileri elde edilmiştir. Tüm verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS Ver. 22.0 istatistik programı ile gerçekleştirildi. Nicel değişkenlerin normal dağılıma uygunluk varsayımı Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler ortalama ± standart sapma ile sunulmuştur. İkiden fazla bağımsız grup arasında nicel ölçümlerin karşılaştırılması için tek yönlü ANOVA ve sonrasında ikili karşılaştırmalar için Post-hoc LSD testi kullanılmıştır. Anlamlılık seviyesi p˂0,05 olarak belirlendi. Kontrol grubundaki PTX ve Reciproc Blue eğelerinin ikisinde de üretim aşamasında yüzey pürüzlülüğü gözlemlenmiştir. Hem PTX hem de Reciproc Blue eğelerinin kontrol grubu ile karşılaştırıldığında NaOCl içerisinde bekletilmiş olan hem PTX hem de Reciproc Blue eğelerinin RMS ve DEPTH değerleri istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artmıştır (P˂0,005). BioAkt içerisinde bekletilen Ni-Ti eğelerinin ikisinde de RMS ve DEPTH değerleri artmıştır (P˂0,005). Etidronik asit PTX ve Reciproc Blue eğelerinin ikisinde de RMS ve DEPTH değerlerini kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde artırmıştır (P˂0,005). PTX ve Reciproc Blue eğelerine uygulanan sterilizasyon işlemi kontrol grubuna göre RMS ve DEPTH değerlerini arttırmıştır (P˂0,005). PTX ve Reciproc Blue eğelerinin yüzey pürüzlülüğünü en çok artıran grup Etidronik asit ve sterilizasyon grubudur. RMS ve DEPTH değerleri en düşük olan grup Reciproc Blue eğesinin kontrol grubuna aitti. RMS ve DEPTH değerleri en yüksek olan grup PTX eğesinin sterilizasyon grubuna aitti. Sonuç olarak irrigasyon işlemleri ve tekrarlanan sterilizasyon işlemleri eğe yüzeylerinde pürüzlülüğü artırmaktadır. Klinisyenler Ni-Ti eğelerde beklenmedik kırıklarla karşılaşmamak için eğelerde deforme edici etkileri göz önünde bulundurmalıdır. Anahtar Kelimeler: Reciproc Blue, ProTaper Next, Yüzey Analizi, Atomik kuvvet Mkikroskobu, RMS, DEPTH
Farklı irrigasyon solüsyonlarının resiprokasyon hareketi yapan tek eğe sistemlerinin tork değerlerine olan etkisinin incelenmesi
Çalışmamızın amacı; sodyum hipoklorit (NaOCl %5), etilen diamin tetra asetik asit (EDTA %17) ve salin (NaCl) solüsyonlarının resiprokasyon hareketi yapan; Reciproc Blue (RB) (VDW, Münih, Almanya), WaveOne Gold (WOG) (Dentsply Sirona, Ballaigues, İsviçre) ve T-endo MUST (T-endo MUST; Dentac, İstanbul, Türkiye) tek eğe sistemlerinin tork değerlerine olan etkisinin incelenmesidir. Bu araştırma kapsamında; tek köklü ve oval kesitli kanala sahip 90 adet çekilmiş insan mandibular pemolar diş kullanıldı. 10 numaralı K tipi eğe ile apikal foramen açıklığı kontrol edilip çalışma boyu belirlendikten sonra toplam 9 grup oluşturuldu (n=10). X-Smart IQ endodontik motor ile üretici firmaların tavsiyeleri doğrultusunda kök kanal şekillendirilmesi tamamlandıktan sonra her eğenin çalışma süresince ürettiği torku gösteren bir rapor elde edildi. Her eğe için tork değeri, maksimum tork değeri ve preparasyon için geçen süre kaydedildi. İstatistiksel olarak anlamlı farklılığı tespit etmek üzere Tek yönlü Anova analizi, Post Hoc testi olarak Bonferroni testi ve iki yönlü Anova analizinden yararlanıldı. İstatistiksel analizde anlamlılık için p <0,05 değeri referans alınmıştır. Örneklerin solüsyonlara dayalı olarak ortalama tork, maksimum tork ve süre ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,05). T-endo MUST eğe sistemi, Reciproc Blue ve WaveOne Gold eğe sistemlerine göre yüksek tork değerleri oluşturup istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p <0,05). Anahtar Kelimeler: Reciproc Blue, WaveOne Gold, T-endo MUST, tork, irrigasyon
Kalsiyum hidroksit `in kök kanallarından uzaklaştırılma etkinliğinin farklı metodlarla incelenip karşılaştırılması
Kalsiyum Hidroksit `in, üstün antimikrobiyal özellikleri olmasına rağmen, kök kanalından tamamen uzaklaştırılamadığında tamamlanmış endodontik tedavilerde apikal sızıntılara neden olduğu bilinmektedir.Kök kanalından uzaklaştırılamayan Ca(OH)2 , bitmiş kanal dolgusunda apikal sızıntı yaratabilmekte, rezin esaslı kanal dolgu sistemlerinde, dentin tübüllerine penetre olarak, rezin bağlayıcı ajanın dentine adezyonunu engellemektedir.Bu çalışmanın amacı, endodontide seanslar arası pansuman materyali olarak kullanılan Ca(OH)2 `in farklı irrigasyon solüsyonları ve ajitasyon metodları ile kök kanalından uzaklaştırılmasının, direkt gözlemleme ve yüksek çözünürlüklü dijital fotoğraflama metodları ile incelenip karşılaştırılmasıdır.208 adet çekilmiş maksiller ve mandibular kanin insan dişi, 2 ana ve 13 alt grup olmak üzere toplam 26 gruba ayrıldı. Ana gruplar smear tabakasının uzaklaştırıldığı A ve uzaklaştırılmadığı B grupları olarak, alt gruplar ise irrigasyon materyali açısından: distile su,NaOCl, ısıtılmış NaOCl, NaOCl + EDTA yı, mekanik ajitasyon yöntemi açısından: şırınga irrigasyonu, canal brush ve PUI ` u içerecek şekilde oluşturuldu.Örnekler rotary eğe sistemleri ile biyomekanik preperasyonları yapıldıktan sonra, boylamasına ikiye ayrıldı. Kök kanalında yapay olarak oluk oluşturuldu ve kök kanalına Ca(OH)2 gönderildi. Dişler 37 C `de 1 hafta süre ile bekletildi. Kök yarıları özel olarak hazırlanmış mufla sistemi yardımı ile birleştirilip Ca(OH)2 uzaklaştırma yöntemleri uygulandı. Sonuçlar oluk skorlama ve dijital fotoğraflama yöntemleri ile elde edilip veriler değerlendirildi.Ana gruplar arasında (A ? B) smear tabakanın uzaklaştırılıp uzaklaştırılmaması açısından istatistik olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05).Ca(OH)2 ' in en iyi uzaklaştırıldığı gruplar sırasıyla PUI, kanal fırçası ve şırınga gruplarıdır. PUI grupları arasında ise PUI NaOCl EDTA grubu Ca(OH)2 `in en iyi uzaklaştırıldığı grup olarak bulgulandı.Kök kanallarından Ca(OH)2 uzaklaştırılmasında PUI birinci olarak tercih edilmesi gereken yöntemdir. İrrigasyon materyali olarak NaOCl ve EDTA `nın kullanılması Ca(OH)2 uzaklaştırma etkinliğini arttırabilmektedir.
Farklı sıcaklıklardaki irrigasyon solüsyonlarının biyoseramik esaslı kanal patının bağlanma dayanımına etkisinin incelenmesi
Amaç Bu çalışmanın amacı, farklı sıcaklıklardaki irrigasyon solüsyonlarının biyoseramik esaslı kök kanal patının bağlanma dayanımına etkisini push-out testi kullanılarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem Çalışmamızda 72 adet tek kök ve kanala sahip mandibular premolar diş kullanıldı. Dişler rastgele 6 gruba (n=12) ayrıldı; Grup 1: 5 ml 22 °C'de %5 Sodyum hipoklorit (NaOCl) + 22 °C'de 5 ml %17 Etilendiamin tetra asetik asit (EDTA), Grup 2: 5 ml 37 °C'de %5 NaOCl + 37 °C'de 5 ml %17 EDTA, Grup 3: 5 ml 22 °C'de %5 NaOCl + 22 °C'de 5 ml %17 Glikolik asit (GA), Grup 4: 5 ml 37 °C'de %5 NaOCl + 37 °C'de 5 ml %17 GA, Grup 5: 22 °C'de 20 ml %5 NaOCl ile kombine kullanılan Dual Rinse (HEDP) (Medcem, Weinfelden, İsviçre), Grup 6: 20 ml %5 NaOCl ile kombine kulllanılan Dual Rinse HEDP karışımı 37 °C'de kullanıldı. Kök kanalları Reciproc R40 (VDW, Münih, Almanya) NiTi eğelerle apikal çap #40 olacak şekilde preparasyon tamamlandı. İlk dört grupta final irrigasyon, 22 °C'de ve 37 °C'de 5 ml standart NaOCl solüsyon hacmiyle tamamlanırken, 5. ve 6. gruplarda ise 22 °C'de ve 37 °C'de 10 ml %5 NaOCl ile kombine kulllanılan Dual Rinse HEDP karışımı ile tamamlandı. Tüm gruplarda final irrigasyonda kullanılan şelasyon ajanları 30 sn'lik pasif ultrasonik irrigasyon (PUI) aktivasyonu ile aktive edildi. Kanallar 5 ml distile su ile yıkanarak kağıt konlar ile kurutulup R40 güta perkalar ile AH Plus Bioceramic (AHBC; Dentsply Sirona, York, PA, ABD) kök kanal patı kullanılarak tek kon dolum yöntemiyle kanal dolumları tamamlandı. Örnekler bir hafta süreyle inkübatörde tutuldu. Soğuk akrille kaplı dişler IsoMet (IsoMet, Buehler, Lake Bluff, IL, ABD) cihazı ve 0,3 mm kalınlığındaki elmas disk (Metkon, Microcut precisioncutter, Bursa, Türkiye) yardımıyla su soğutması altında köklerin apikal 2 mm ve 5 mm seviyelerinden 1 mm kalınlığında horizontal iki kesit alındı. Test numuneleri, yükleme hızı 1 mm/dk olan kanal dolgu çapına uygun orta üçlüde 0,8 mm, apikal üçlüde ise 0,3 mm çaplarında paslanmaz çelik test ucuna sahip bir Üniversal Test Makinesi (Instron, Canton, MA, ABD) kullanılarak itme test yöntemine tabi tutuldu. Solüsyon, sıcaklık ve kesite göre normal dağılıma uyan bağlanım dayanımı değerlerinin karşılaştırılmasında Üç Yönlü ANOVA testi kullanıldı. Bulgular Solüsyon ana etkisi bağlanım dayanımı ortalama değerleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,020). Sıcaklık ana etkisi bağlanım dayanımı ortalama değerleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Kesit ana etkisi bağlanım dayanımı ortalama değerleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Sonuç EDTA solüsyonu, Dual Rinse HEDP solüsyonuna göre bağlanma dayanımını anlamlı derecede arttırmıştır. Solüsyonların ısı artışıyla bağlanma dayanımları artmıştır. Apikal bölgedeki bağlanma dayanımları orta bölgeye oranla daha düşük bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Devamlı şelasyon, Dual Rinse, EDTA, Glikolik asit, push-out bağlanma dayanımı
Kök kanal irrigasyon solüsyonlarının dentin tübüllerine penetrasyonlarının in vitro değerlendirilmesi
Çalısmada, in vitro olarak %5,25'lik Sodyum hipoklorit, %0,1'lik Octenidine Dihidroklorit ve %2'lik Klorheksidin glukonat'ın süt ve daimi dislerin dentin tübüllerine penetre olan E.faecalis ve C.albicans üzerindeki 30sn, 1dk ve 5dk'lık uygulama etkinliklerinin degerlendirilmesi hedeflenmistir. Bu amaçla hazırlanan dis fragmanları steril edilerek üç hafta boyunca E.faecalis ve C.albicans karısık süspansiyonu ile enfekte edilmistir. Enfekte dentin yüzeyinin incelemesi SEM ile yapılmıstır. Enfekte dis fragmanlarına irrigasyon solüsyonlarının uygulanmasının ardından nötralize edici ajanlarla etkinlikleri durdurulmustur. Dislerden rond frezlerle toplanan dentin talaslarına sıvı TSB eklenerek BHIB besi yerine ekim yapılıp 37°C de 24 saat bekletildikten sonra olusan koloniler makroskobik olarak sayılmıstır. Süt ve daimi disler arasında test edilen solüsyonların antimikrobiyal etkinlikleri istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermemistir (p>0,05). Süt ve daimi dislerde E.faecalis üzerinde test edilen solüsyonlar arasında %0,1'lik Octenidine Dihidroklorit'in 5dk'lık uygulaması en etkili olarak bulunmustur (p<0,05). C.albicans üzerinde ise test edilen solüsyonların aynı sürelerde etkinlikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıstır (p>0,05). Tüm deney grupları ile kontrol grubu olan serum fizyolojigin antibakteriyel etkinlikleri karsılastırıldıgında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmustur (p<0,05). Anahtar Kelimeler: rrigasyon solüsyonları, dentin tübülleri dezenfeksiyonu, Octenidine Dihidroklorit, Sodyum Hipoklorit, Klorheksidin Glukonat
Simüle açık apekse sahip tek köklü dişlerde farklı irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin apikalden taşan irrigasyon solüsyonu miktarına etkisinin kantitatif olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, kök kanal tedavisinde final irrigasyon aktivasyon yöntemi olarak kullanılan Sİİ, PUİ, EA, EDDY yöntemlerinin açık apeksli dişlerde apikalden taşan irrigasyon solüsyonu miktarına etkisini kantitatif olarak karşılaştırmaktır. Mevcut çalışmaya tek kök ve tek kanala sahip 60 adet diş dahil edildi. Belirlenen çalışma boylarında ProTaper Next döner eğe sisteminin X1 (17.04), X2 (25.06), X3 (30.07) eğeleri kullanılarak kök kanalları prepare edildi. İşaretlenen referans noktalardan elmas diskler ile diş dokuları uzaklaştırılarak 5±1 mm kuron ve 11±1 mm kök boyları olacak şekilde tüm dişlerde standardizasyon sağlandı. Açık apekse sahip dişlerin simülasyonu için #1'den #6'ya kadar olan Peeso Reamer uçları kullanıldı ve apikal çap 1.5mm olacak şekilde standardize edildi. Kök kanalları %2,5'lik NaOCl, %17'lik EDTA ve distile su kullanılarak irrige edildi. Deney düzeneğinde dişler Eppendorf tüplerin kapaklarına açılan boşluklara sabitlendi. Sızıntı oluşmasını önlemek için Eppendorf tüpün kapağı ve diş arasında kalan boşluk siyanoakrilat ile kapatıldı. Kapağa drenaj kanülü olarak 27 G iğne; iğne ucu kök hizasında olacak şekilde yerleştirildi. Eppendorf tüpler tamamen NaOCl ile dolduruldu. Örnekler final irrigasyon aktivasyon yöntemlerine göre rastgele 4 gruba ayrıldı (n=15); Sİİ, PUİ, EA, EDDY. Tüm gruplarda toplam 6 ml %'3 'lük NaOCl kullanılarak 3 dakika boyunca final irrigasyon aktivasyon prosedürü uygulandı. Ekstrüze olan irrigasyon solüsyonu drenaj kanülünden insülin enjektörü yardımıyla toplandı ve her grup için artış miktarı ml cinsinden kaydedildi. Verilerin normalliğini değerlendirmek için Kolmogorov-Smirnov testi kullanıldı ve ekstrüze irrigant miktarı Kruskal-Wallis ve Mann Whitney-U testleri kullanılarak istatistiksel olarak P<0.05 anlamlılık düzeyinde analiz edildi. En yüksek ortalama irrigant ekstrüzyonu Sİİ ve PUİ grupları ile ilişkilendirilirken, EA grubunda ise diğer gruplara göre daha az irigasyon solüsyonu ekstrüzyonu gözlemlenmiştir. Ancak test edilen tüm irrigasyon aktivasyon sistemleri arasında apikalden ekstrüze olan ortalama irrigant miktarının hacmi arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (P<0,05). Anahtar Kelimeler: Açık apeks, Final irrigasyon aktivasyon, İrrigasyon ekstrüzyonu Sİİ, PUİ, EA, EDDY
Oval kanala sahip ve kalsiyum hidroksit uygulanmış dişlerde farklı irigasyon aktivasyon yöntemlerinin irigasyon solüsyonunun dentin tübüllerine penetrasyonu üzerindeki etkisinin lazer taramalı konfokal mikroskop ile incelenmesi
Bu çalışmanın amacı kalsiyum hidroksit (Ca(OH)2) uygulanmış oval kanal şekline sahip dişlerde standart iğne irrigasyonu (Sİİ), pasif ultrasonik irrigasyon (PUİ), endoaktivatör (EA), XP-Endo Finisher (XPF), foton kaynaklı fotoakustik akım (PIPS) ve şok dalgası ile geliştirilmiş emisyon fotoakustik akım (SWEEPS) sistemleri ile gerçekleştirilen irrigasyon aktivasyonun ardından irrigasyon solüsyonlarının dentin tübüllerine penetrasyonunun lazer taramalı konfokal mikroskop (LTKM) ile değerlendirilmesidir. Mevcut çalışmaya oval ve tek kanala sahip 90 adet mandibular kesici diş dahil edildi. Kök kanalları Resiproc Blue R25 (VDW, Münih, Almanya) döner eğe ile şekillendirildikten sonra tüm kök kanallarına Ca(OH)2 yerleştirilerek 14 gün boyunca 37 ° C'de %100 nemli ortamda inkübe edildi. Ardından final irrigasyon aktivasyon yöntemine göre dişler rastgele 6 gruba ayrıldı (n=15); Sİİ, PUİ, EA, XPF, PIPS ve SWEEPS. Her deney grubunda ilgili aktivasyon yöntemi ile 20 sn irrigasyon ve 20 sn aktivasyon olacak şekilde 3 irrigasyon/aktivasyon döngüsü ile gerçekleştirildi. Ardından tüm kök kanalları floresin sodyum (Sigma AlldrichCo. St Louis, MO, ABD) ile doldurulup 30 saniye boyunca ilgili aktivasyon yöntemi ile aktive edildi. İrrigasyon prosedürünün tamamlanmasının ardından apikalden itibaren 2., 5. ve 8. mm'lerden 1mm ± 0.1 kalınlığında kesitler elde edildi. Kesitler LTKM ile görüntülendi ve elde edilen görüntüler üzerinde İmage J yazılımı kullanılarak maksimum penetrasyon derinliği, maksimum penetrasyon alanı ve penetrasyon yüzdesi hesaplamaları yapıldı. Veriler Two-way Anova ve post-hoc Tukey testleri kullanılarak analiz edildi. İstatistiksel olarak anlamlılık seviyesi %5 olarak belirlendi. Apikal kesitte irrigasyon solüsyonlarının maksimum penetrasyon derinliği ve maksimum penetrasyon alanı açısından test edilen aktivasyon sistemleri arasında fark bulunmadı (p>0.05). İrrigasyon solüsyonlarının penetrasyon yüzdesi apikal kesitte EA ve XPF'e kıyasla PUİ ve PIPS'te daha yüksek bulundu (p<0.05). İrrigasyon solüsyonlarının penetrasyon yüzdesi açısından tüm kesitlerde Sİİ, PUİ, PIPS ve SWEEPS'de arasında fark bulunmadı (p>0.05). EA ve XPF'te ise irrigasyon solüsyonlarının penetrasyon yüzdesi apikal kesite oranla orta ve koronal kesitlerde daha fazla bulundu (p<0.05). Anahtar kelimeler: irrigasyon aktivasyon yöntemleri, LTKM, oval kanal, PIPS, SWEEPS
Farklı irrigasyon ajanlarının kök dentinindeki erozyona etkisinin süreye bağlı olarak incelenmesi
Amaç Endodontik tedavi ile kök kanal sisteminin organik ve inorganik artıklardan arındırılıp mikroorganizma ve yan ürünlerinin ortadan kaldırılması, preparasyonu ve üç boyutlu olarak sızdırmaz bir biçimde doldurulması amaçlanır. Bu sebeple çeşitli şekillendirme yöntemleri ve farklı irrigasyon ajanları kullanılır. Fakat kompleks yapıdaki kök kanal sisteminden şekillendirmeyle oluşan debris ve doku artıklarının, dentin yüzeyine de zarar vermeden uzaklaştırılması için çoğu zaman birden fazla irrigant gerekmektedir. İrrigasyon ajanı seçiminde aranan ideal özellikleri tek bir solüsyonla sağlamak mümkün değildir. Bundan dolayı da endodontide birçok solüsyon araştırılmış ve kullanıma sunulmuştur. Son irrigasyon solüsyonu olarak inorganik doku çözücü etkisinden dolayı kulanılan şelasyon ajanı Etilendiamintetraasetikasit (EDTA), endodontide uzun yıllardır altın standart olarak gösterilmektedir. Ancak düşük antimikrobiyal etkisi, NaOCl ile kombine kullanımda etkisinin kısıtlanması, 1 dakikadan fazla kullanımda kök dentininde erozyona neden olabilmesi gibi olumsuzluklar da göz önüne alındığında araştırmacılar çalışmalarında uzun yıllardır endodontik tedavide EDTA'ya alternatif bir şelatör arayışına girmişlerdir. Bu çalışma, farklı irrigasyon ajanları kullanılarak dentin yüzeyinde 1 ve 3 dakikalık temas süresine bağlı olarak oluşabilecek erozyon miktarını karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem Bu çalışmada ortodontik veya periodontal nedenlerle çekilmiş 70 adet tek kök, tek kanal ve tek apikal foramene sahip insan mandibular premolar dişleri kullanıldı. Dişlerin kuronları, kök boyunu standardize etmek amacı ile mine- sement sınırından itibaren kök ucuna kadar 15 mm olacak şekilde su soğutması altında aeratör yardımıyla kesilerek ayrıldı. Kök kanalları Reciproc R25 eğesi kullanılarak genişletildi. Dişler rastgele seçilerek, son irrigasyon ajanı %17 EDTA, % 18 Etidronik asit (EA) ve % 10 Glikolik asit (GA) olacak şekilde 3 ana gruba (n:20) ve bir kontrol grubuna (n:10) ayrıldı. Bu üç solüsyon da kendi içlerinde iki alt gruba ayrılıp (n:10) 1 ve 3 dakika boyunca sonik aktivasyon cihazı olan VDW EDDY (VDW Gmbh, Münih,Germany) ile aktive edildi. İrrigasyon sonrası distile suda bekletilen örnekler bukkolingual olarak ikiye ayrıldı. Köklerin koronal, orta ve apikal bölgelerinde oluşan erozyon miktarı Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) altında x2000 büyütmede incelendi. Örneklerin değerlendirilmesi üçlü skorlama sistemine göre yapıldı. Bulgular Değişkenlerin normal dağılımdan gelme durumları araştırılırken birim sayıları nedeniyle Shapiro Wilk's analizinden yararlanıldı. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak p<0,05 kullanıldı. Bölgelere ve gruplara göre dentin erozyon skorunun karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi ve çoklu karşılaştırmalar için Dunn testi kullanıldı. Alt gruplara göre dentin erozyon skorunun karşılaştırılmasında Mann-Witney U testi kullanıldı. Tüm deney gruplarında 1 ve 3 dakikalık süreler incelendiğinde; her iki periyotta da EDTA, EA, GA grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). Sonuç Dentin erozyonunun incelendiği bu çalışmada EA, GA ve EDTA'nın irrigasyon ajanı olarak kök kanallarında 1 dk'lık süreyle uygulanmaları yeterlidir. Her üç solüsyon da klinik uygulamalarında birbirlerine alternatif olarak kullanılabilirler.
Kök kanallarında kalsiyum hidroksitin uzaklaştırılmasında fitik asit, sitrik asit ve edta'nın etkinliklerinin karşılaştırılması: Elektron mikroskobu çalışması
Bu çalışmanın amacı bir kanal medikameni olarak kullanılan Ca(OH)2'nin kök kanallarından uzaklaştırılmasında, final irrigasyon ajanı olarak fitik asit, sitrik asit ve EDTA kullanılarak kanaldan uzaklaştırma etkinliğinin taramalı elektron mikroskobunda değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem Çalışmamızda periodontal ya da ortodontik nedenlerle çekilmiş olan 51 adet tek kök ve kanala sahip mandibular premolar diş kullanılmıştır. Çalışmaya başlamadan önce tüm dişlerin kronları mine-sement birleşim noktasının yakınlarında kesilmiştir ve 14 mm'lik standart bir uzunluk elde edilmiştir. Çalışma uzunluğu belirlendikten sonra kök kanallarının Reciproc R50 (VDW, Münih, Almanya) eğe sistemi ile mekanik preparasyonu yapılmıştır. Mekanik preparasyon süresince 6 ml %5'lik NaOCl ve %17'lik EDTA irrigasyon iğnesi ile uygulandıktan sonra distile su ile tüm kanalların final irrigasyonu yapılmıştır. Üç diş pozitif, üç diş negatif kontrol grubu olarak ayrılmıştır. Geriye kalan dişler Grup 1: %17'lik EDTA, Grup 2: %20'lik sitrik asit ve Grup 3: %1'lik fitik asit olmak üzere (n=15) rastgele gruplara ayrılmıştır. Kök kanallarını kağıt konlarla kurulandıktan sonra, şırınga tip kalsiyum hidroksit patı kullanılmış, pat koronalden taşana kadar kanala gönderilmiştir. Bütün gruplarda, kanal giriş kavitelerine teflon bant yerleştirildikten sonra kanal giriş kaviteleri 3 mm kalınlığında Cavit G (3M, Seefeld, Almanya) ile kapatılmıştır. Örnekler 1 hafta etüvde bekletilmiştir. Dişlerin geçici dolgusu kaldırıldıktan sonra, ultrasonik aktivasyon (Eighteeth Ultra X-Ultrasonik Aktivatör, Changzhou, Çin) ile şelasyon ajanlarının her biri 5 ml hacimde ve 60 sn süreyle uygulanmıştır. Nötralizasyonu sağlamak amacıyla, dişlerin distile su ile irrigasyonu tamamlanmış ve kağıt konlar ile kurutulmuştur. Dişler taramalı elektron mikroskobunda x2000 büyütme altında koronal, orta ve apikal bölümleri görüntülenmiştir. Elde edilen görüntülerin istatiksel ölçümünde Kruskal Wallis H testinden yararlanılmıştır. İkiden fazla gruplu karşılaştırmalarda anlamlı farklılık bulunması durumunda Post-Hoc testler (Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney U testi) yardımıyla aralarında anlamlı farklılık bulunan gruplar belirlenmiştir. Bulgular Kullanılan şelasyon ajanları grupları ile kalsiyum hidroksit uzaklaştırma etkinliği değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Grup 1(EDTA) ve Grup 2 (Sitrik asit) arasında anlamlı fark bulunamamıştır (p=0,999;p>0,05). Ancak Grup 1 ile Grup 3 (Fitik asit) ve Grup 2 ile Grup 3 arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Grup 1 ve Grup 2, Grup 3'e göre kök kanallarından kalsiyum hidroksiti daha etkin uzaklaştırmıştır. Kesit seviyelerine göre(koronal, orta, apikal) kök kanallarındaki kalsiyum hidroksit kalıntıları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunamasa da, kesitler arasında en az kalıntı tespit edilen kök kesiti koronal üçlüdür. Sonuç Kullanılan şelasyon ajanlarının hiçbiri kalsiyum hidroksiti kanaldan tamamen uzaklaştıramamıştır. Fitik asitin endodontide kullanımıyla ilgili daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. EDTA ve sitrik asit, pasif ultrasonik aktivasyon ile uygun yöntemlerle kullanılırsa, olumlu sonuç vermektedir.
Farklı çaptaki irrigasyon iğnelerinin kök kanalı içerisindeki irrigan akışı üzerindeki etkilerinin hesaplamalı akışkanlar dinamiği kullanılarak değerlendirilmesi
Kök kanal tedavisinin amacı, kök kanalı içerisindeki iltihaplı pulpa dokusunun, iltihap ürünlerinin ve mikroorganizmaların elimine edilmesi ve sonrasında kök kanal boşluğunun biyouyumlu bir materyal ile doldurulmasıdır. Tedavinin başarısını etkileyen en önemli faktörlerden biri, kök kanal temizliğinin etkinliğidir. Kök kanalının temizlenmesi mekanik ve kimyasal olarak gerçekleştirilmektedir. Kök kanalının kompleks yapısı nedeniyle mekanik temizlik tek başına yeterli değildir. İrrigasyon, kök kanalının çeşitli kimyasal solüsyonlarla fiziko kimyasal olarak temizlenmesi işlemidir. İrrigasyonun etkinliği kullanılan solüsyonun kök kanalı içerisindeki her noktaya temas etmesine bağlıdır. Araştırmamızda farklı sebeplerden dolayı çekilmiş, çürüğü ve restorasyonu olmayan, insan daimi üst birinci kesici dişi kullanılmıştır. Giriş kavitesi açıldıktan sonra Resiprok (Reciproc) eğe sistemi kullanılarak kök kanalının şekillendirilmesi yapılmıştır. Dişin kök kanal boşluğunun mikro bilgisayarlı tomografi görüntüsü (Mikro-BT) elde edilmiştir. Mikro-BT görüntüsünün bilgisayar ortamında üç boyutlu modellenmesi yapılmıştır. İğne tipi olarak ucu açık açılı iğne kullanılmıştır. Kullanılacak olan irrigasyon iğnelerinin optik mikroskop ve taramalı elektron mikroskop görüntüsü (Scanning Electron Microscope, SEM) alınmıştır. İğnelerin dış ve iç çap boyutları belirlenmiştir. Bu ölçümler kullanılarak iğnelerin bilgisayar ortamında modellenmesi yapılmıştır. Sanal ortamda iğneler kökün apeks noktasından 1 mm ve 3 mm uzaklıkta olacak şekilde yerleştirilmiştir. İrrigan olarak distile su kullanılmıştır. İrrigan sıvısının kök kanalı içerisindeki akış paternini incelemek için ANSYS Fluent v.14 ticari hesaplamalı akışkanlar dinamiği (HAD) yazılımı kullanılmıştır. İğne boyutuna ve yerleştirme derinliğine bağlı olarak kanal içerisindeki irriganın akış paterni değerlendirilmiştir. Sonuçlar: Her iki iğne boyutu içinde ulaşılan en yüksek hız, iğne lümeninin orta kısmında meydana geldi. İki iğne boyutu arasında apekste oluşan basınç yönünden önemli farklılıklar gözlendi. Her iki iğne boyutu için, iğne apeksten uzağa konumlandırıldıkça apikal basınç değerlerinde azalma meydana geldi. İğnelerin açıklığının baktığı duvarda meydana gelen kayma gerilmesi zıt taraftaki duvarda meydana gelen kayma gerilmesinden daha düşük olarak belirlendi. İğne apeksten daha uzağa konumlandırılınca oluşan maksimum kayma gerilmesi değeri azaldı. Sonuç: Kök kanal irrigasyonunda, iğne yerleştirme derinliğinin irrigan dinamikleri üzerinde önemli bir etkisi vardır. Kullanılan iğne boyutu kanal içerisinde meydana gelen irrigan akışını önemli derecede etkilemektedir. HAD kök kanal irrigasyon davranışlarını incelemek için önemli bir araçtır.
Kök kanallarında kullanılan farklı kanal aletlerinin ve irrigasyon solüsyonlarının smear tabakası üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı üç farklı kök kanalı şekillendirme aleti ve üç farklı irrigasyon solüsyonunun kök kanalının apikal, orta ve koronal bölgesinde smear tabakası üzerine etkisinin incelenmesidir.Kök kanalı şekillendirme aleti olarak el aleti (Hedström eğe), döner alet olarak Protaper ve Mtwo eğe sistemleri kullanılmıştır. İrrigasyon solüsyonu olarak ise % 2,5 NaOCl, % 17 EDTA +%2,5 NaOCl ve % 2,5 NaOCl+BioPure MTAD kullanılmıştır.Çalışmamızda 72 adet üst kesici diş rastgele 9 gruba ayrılmıştır. Grup 1, 2 ve 3 Hedström eğe ile grup 4, 5 ve 6 Protaper eğe sistemi ile Grup 7, 8 ve 9 ise Mtwo eğe sistemi ile şekillendirilmiştir. Tüm gruplarda her eğe değişiminden sonra % 2,5'luk NaOCl kullanılmıştır. Grup 1, 4 ve 7 kontrol grubu olarak belirlenmiş olup, final yıkamada % 2,5 NaOCl kullanılmıştır. Grup 2, 5 ve 8 için final yıkamada % 17 EDTA+% 2,5 NaOCl ve Grup 3, 6 ve 9 için final yıkamada % 2,5 NaOCl+ BioPure MTAD kullanılmıştır.Tüm bu işlemler tamamladıktan sonra dişler, bukko-lingual yönde oluklar açılarak ikiye ayrılmış ve kökün apikalden 2, 6 ve 10 mm seviyelerinde Taramalı Elektron Mikroskobu ile incelenmiştir. Apikal bölgedeki en etkili kombinasyonun Mtwo/MTAD, orta bölgede en etkili kombinasyonun El aleti/EDTA ve Mtwo/EDTA, koronalde ise en etkili kombinasyonun Mtwo/EDTA olduğu bulunmuştur.Sonuç olarak kullanılan aletlerin ve irrigasyon solüsyonlarının kök kanal tedavisinin başarısında oldukça önemli olduğu tespit edilmiştir.
Evaluation of the efficiency of different irrigation systems used in root canal treathment on smear layer
Aim: The aim of this study is to investigate the effect of three different irrigation technics on smear layer occured during root canal preparation of maxillary incisors that has endodontic treatment indications.Materials and Method: Freshly extracted 60 maxillary incisors because of periodontal problems were used in this study. In preferring teeth such criterias as; nearly similar root lengths, no inclination of roorts and the same pulpal width were used. Debridement on roots were removed with a cretuar after extraction. Root surfaces were cleaned with brushes. Teeth were protected at room temperature in distilled water until usage day in study. Teeth were sectioned vertically to long axis 2 mm over enamel cement junction. Teeth were randomly divided into three groups of each 20. Coronal access of teeth were extended by the help of Gates Glidden to No V. Root canal preparation was started by using endodontic device and Protaper rotary instruments. Firstly root canal lengths were measured by K type root canal insturment and working lengths were determined as 1 mm shorter than foramen apicale. Extending operation was first started with SX among rotary instruments and then continued respectively as S1,S2,F1,F2 and resulted with F3. Different irrigation technics were used for each group. In group 1 irrigation was done with ultrasonic device. Irrigation was done at a regulated frequency for endodontic operation and by using specially prepared E4 and E11 instruments. First tank was filled with 5.25% NaOCl and second tank was filled with 17% EDTA as irrigation solution. When between each instrument changes 5.25% NaOCl was used, distilled water was used for final irrigation. In second group irrigation was done with classical method. After using SX instrument, irrigation was done by 27-gauge plastic syringe with 5.25% NaOCl. Irrigation was repeated after every instrument and finally was done with distilled water. In third group irrigation was done by Endo-Vac device. After every rotary instrument irrigation was done by MDT (master delivery tip) and macro canula with 5.25% NaOCl. And then was done by micro canula with 17%EDTA and 5.25 NaOCl. Distilled water was used for final irrigation. After irrigations root canals were dried with paper points. After preparation teeth were bucco-lingually and longitudinally sectioned by opening thin tunnels (hollows) burs by aerator device. Coronal, middle and apical parts of roots were analyzed under SEM . Obtained data was assessed with one way Kruskal-Wallis variance analysis (p<0.05).Results: Among Group 1 (Ultrasonic), Group 2 (Classic) and Group 3 (Endo-Vac) in terms of capacity of cleaning root surfaces statistically a significance was determined. That means presence of smear layer in three groups and in terms of whether dentine tubules are open and not; on coronal, middle and apical regions af root surface variability was determined.Conclusion: When capacity of cleaning of root canal surfaces of teeth were investigated; in coronal region irrigation by ultrasonic system, in middle region irrigation by classical syringe method and in apical region irrigation by Endo-Vac device determined successful.Key Words: Ultrasonic irrigation, Endo-Vac, Smear layer, NaOCl, EDTA, SEM
Farklı endodontik irrigasyon yöntemlerinin ve Er, Cr: YSGG lazer sisteminin temizleme etkinliğinin karşılaştırılması
Bu in vitro çalışmanın amacı, farklı endodontik irrigasyon yöntemleri ve Er,Cr:YSGG lazer sistemi kullanımı sonrasında kök kanal duvarlarından debris ve smear tabakası uzaklaştırılmasını SEM kullanarak değerlendirmekti. Ortodontik nedenlerle çekilmiş 60 adet insan kanin dişi kemomekanik preparasyon sonrasında final irrigasyon/ajitasyon protokollerine göre dört farklı deney grubuna ayrıldı (n = 15). Uç kısmı kapalı yan tarafı açık endodontik iğne ile uygulanan geleneksel şırınga irrigasyonu (grup 1), pasif ultrasonik irrigasyon (grup 2), Er,Cr:YSGG lazer sistemle aktive edilen irrigasyon (grup 3) ve apikal negatif basınç irrigasyonu (EndoVac sistem) (grup 4) yöntemlerinden her biri toplam 6 dakika (3 dk aktif irrigasyon ve ilave 3 dk pasif irrigasyon) boyunca final irrigasyonda kullanıldı. İrrigasyon solüsyonu olarak %2.5'lik NaOCl ve %17'lik EDTA kombinasyonu kullanıldı. Kökler uzunlamasına ikiye ayrıldı ve SEM'de x1000 büyütme altında her bir kanal üçlü bölgesindeki debris ve smear tabakasının her biri için ayrı ayrı skorlama yapıldı. Veriler, Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testleri kullanılarak istatistiksel olarak analiz edildi (? = 0.05). Bu çalışmadan elde edilen bulgulara göre, geleneksel şırınga irrigasyonu ve Er,Cr:YSGG lazer sistem kök kanalları içerisinde diğer iki yönteme göre daha fazla debris bırakmıştır (p < 0.05). Debris uzaklaştırma bakımından PUİ ve EndoVac en etkili yöntemlerdi (p < 0.05). İrrigasyon/ajitasyon protokollerinin hiçbirisi kök kanal duvarlarından smear tabakasını tamamen uzaklaştıramamakla birlikte, EndoVac sistem ve onu takip eden PUİ anlamlı seviyede (p < 0.05) daha etkiliydi. Kök kanal duvarlarının temizlenmesi diğer final irrigasyon yöntemleri ile karşılaştırıldığında EndoVac sistem ve PUİ yönteminde daha başarılı bulundu.Anahtar Sözcükler: Debris, EndoVac, Pasif Ultrasonik İrrigasyon, SEM, Smear Tabakası 2
İnfeksiyöz trakeabronşitisli köpeklerde transtrakeal yıkama yöntemi ile etiyolojik ajanların belirlenmesi, prognostik kriterler ve sağaltım seçenekleri
Bu araştırmada köpeklerde infeksiyöz traekeboronşitisin (İTB) etiyolojisinde rol oynayan ajanların belirlenmesi ve sağaltım prensiplerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmanın materyalini Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezinde bulunan veya bakımevine getirilen çeşitli yaş, cinsiyet ve ırkta 100 hasta köpek oluşturdu. Klinik olarak öksürük, çift taraflı nasal akıntılar (seröz, serö-müköz, mükoz, muko-purulent), çift taraflı gözyaşı (seröz, serö-müköz, mükoz, muko-purulent), iştahsızlık, halsizlik gibi semptomları gösteren 40 hasta seçildi. Hematolojik incelemede lenfosit, monosit parametrelerindeki artış ve MCV değerlerinde düşüşün istatistiksel olarak önemli olduğu (p<0.05) saptandı. Biyokimyasal incelemede BUN, Crea (kreatinin), Demir (Fe) konsantrasyonlarındaki düşüşün ve Fosfor (P) konsantrasyonundaki artışın istatistiksel olarak önemli olduğu (p<0.05) görüldü. Yapılan mikrobiyolojik ve virolojik analizlerde İTB'nin etiyolojisinde Bordetella bronchiseptica (B. bronchiseptica), Klebsiella pneumonia (K. pneumonia), Pseudomonas aeroginosa (P. aeroginosa), Pseudomonas luteola, Pasteurella pneumotropica, Raoultella ornithinolytica, Raoultella planticola, Pantoa aglemerans, Seriata plymutica, Sphingomonas paucimobilis, Streptococcus canis (S. canis), Streptococcus zooepidemicus, Staphylococcus intermedius ve Staphylococcus aureus rol oynayabilecek bakteriyel ajanlar olduğu görüldü. Canine parainfluenza virus (CPIV) ve Canine distamper virusun (CDV) ise etiyolojisinde rol oynayabilecek viral ajanlar oldukları görüldü. Yapılan antibiyogram sonuçları ve klinik bulgular baz alınarak sağaltımda Trimetoprim/Sulfadoksin (Atavetrin, Atabay) kullanılan 11 hastanın 11(%100)'nün, Amoksisilin/Klavulanik asit (Synulox, Pfizer) kullanılan 17 hastadan 13 (%77)'sinin, Enrofloksasin (Baytril-K%5, Bayer) uygulanan 9 hastadan 6 (%67)'sinin, Gentamisinin (Gentavet, Vetaş) uygulandığı hastalarda ise 3 hastadan 2 (%67)'sinin sağaltıma cevap verdiği saptandı. Sonuç olarak; Diyarbakırda İTB'nin yaygın olduğu, etiyolosinde B. brochioseptica, S.canis, K. pneumonia ve P. aeroginosa gibi bakteriyel etkenler başta olmak üzere birçok bakteriyel ajanla birlikte CPIV ve CDV gibi viral ajanların rol alabilecekleri saptandı. Bu çalışmada yapılan sağaltımında Trimetorim/Sulfodoksin (Atavetrin, Atabay) ve Amoksisili/Klavulanik asit (Synulox, Pfizer) en etkili antibakteriyel ajanlar oldukları saptandı. Bu çalışmanın özelde Diyarbakırda çalışan, genelde de tüm veteriner hekimlere hastalığın yaygınlığı ve sağaltımı konusunda yol göstereceği kanaatine varıldı.