Yaptırımlar
54 theses under this subject heading
5237 sayılı Türk Ceza Kanununda kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalara seçenek yaptırımlar
Toplumun mutlaka bir düzen içinde bulunması gerekir. Toplumun düzeninin devamı için de düzenin bozulmasına sebebiyet verecek eylemler çeşitli şekillerde müeyyideye tabi tutulmak zorundadır. Toplumun en üst örgütlenmesi olan devletin sosyal barış ve sükûneti sağlamak üzere gerekli önlemleri alması gerekir. Bu önlemlerin başında suç ve ceza ihdası ile verilen cezaların yerine getirilmesini sağlamak gelir. Ancak cezalandırmanın klasik amacı olan öç alma veya kefaret, insanlık tarihiyle birlikte değişikliğe uğramış, cezanın amacına ilişkin bu düşünceler suçlunun, suçtan arındırılması ve toplumun korunması amacıyla duygusallığın arka plana atıldığı, bilimsel temele dayalı çözüm arayışlarına yönelen bir amaç halini almıştır.Çağdaş ceza anlayışı; hem hukuka aykırı olan eylemleri gerçekleştiren kişi, hem de bunun en genel anlamıyla mağduru olan başta toplum olmak üzere diğer gerçek ve tüzel kişiler için bu eylemden en az zararla kurtulmanın yollarını bilimsel olarak aramaya başlamıştır. Bu anlamda da hukuka aykırı eylemden zarar gören tüm sujelerin en az etkilenmesi maksadıyla hürriyeti bağlayıcı cezaların bu sujelere verdiği olumsuz etkilerin giderilmesi amacıyla çeşitli alternatif uyuşmazlık çözüm yolları ve özellikle kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalara seçenek yaptırımların araştırılması yoluna gidilmiştir. Bu seçenek yaptırımlarla, özellikle kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların gerek sanık gerekse mağdur ve toplum açısından zararlı etkilerinin en aza indirildiği ve amaçlanan faydanın gerçekleştiği anlaşılmaktadır.Bu bağlamda hürriyeti bağlayıcı cezaların yerine uygulanan seçenek yaptırımlar konusu tüm hukuk sistemlerinin ilgilenmeye başladığı ve sonuç olarak da bundan fayda sağlanılan bir kurum olarak toplumun suça karşı korunmasını sağlayan önemli bir fonksiyonu yerine getirmiştir.Anahtar Kelimeler: Kısa Süreli Hürriyeti Bağlayıcı Ceza, Seçenek Yaptırım, Güvenlik Tedbirleri
Examining the legitimacy of the sanctions imposed on Zimbabwe regarding international law
The use of sanctions is not a new phenomenon in the discipline of International relations. However, with the disappearance of the Cold War, Western countries increasingly started to adopt sanctions as the means to attain their foreign policy interests. The main objective of this research is to examine the sanctions imposed on Zimbabwe by the European Union (EU) and the United States of America (USA) in the context of international law. The USA crafted its first batch of sanctions on Zimbabwe in 2001 through the Zimbabwe Democracy and Economic Recovery Act (ZIDERA) and the Presidential Executive Order, which derives its legal basis from the USA statutory instrument (International Economic Emergency Powers Act (IEEPA) in 2003. On the other hand, the EU introduced sanctions on Zimbabwe utilising the Cotonou Agreement as its legal basis. In addition, the EU used the Treaty of European Union, which advocates for the Common Foreign and Security Policy (CFSP). Therefore, the focus of this research lies on highlighting the legitimacy of such sanctions on Zimbabwe, which is a member of the United Nations (UN), and yet the UN did not take any sanction measures to address such grievances as laid down by the EU and the USA. The thesis argued that unilateral sanctions imposed on Zimbabwe are illegitimate based on the principle of non-interference in the internal affairs of another state, equality of sovereign states and the International Law Commission on the Responsibility of States for Internationally Wrongful Act. The sanctions are negatively affecting Zimbabwe to carry out its duties and obligations as a sovereign state. On the same note, International Law Commission drafts are regarded as non-binding in international law.
İslam Devrimi sonrası İran nükleer programı: Türkiye için riskler ve fırsatlar
1979'da İran'da gerçekleşen İslam Devrimi'nden sonra ABD ile İran arasındaki iyi ilişkiler, devrimden sonra bozulmuştur. İlişkilerin bozulmasıyla günümüze kadar devam eden ve halen çözülemeyen sorun; İran'ın barışçıl nükleer teknolojiye sahip olma hakkının olduğu iddia ederek buna sahip olma arzusu, ABD'nin ise çıkarları için bölgede nükleer güç ve bununla beraber balistik füze teknolojisine sahip bir bölgesel aktörü istememesi gibi hususlar, nükleer sorunun başlıca temelini oluşturmuştur. ABD baskılarına karşı İran'ın direnmesi bölgesel ve küresel alanda sorun olmaya devam etmiştir. Bu bağlamda İran'ın ABD'nin öncülüğünde, bölgesel ve küresel güçlerin yaptırımına rağmen nükleer programını devam ettirme politikası, ABD'nin buna karşı yaptırımlarla İran'ı bu politikasından vazgeçirme mücadelesi devam etmektedir. İran'ın askerî, ekonomik ve siyasi olarak bölgede ve dünyada hareket kabiliyetini kısıtlamak için yaptırımları sertleştirmesi sınırdaşı olan Türkiye'yi etkilemiştir. Bölgede iki gücün karşı karşıya gelmesi Türkiye'ye konjonktürel menfi etkileri yanında bölgesel ve küresel fırsatlarının da olabileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: İran, ABD, Bölgesel Güç, Türkiye, Yaptırımlar.
Uluslararası hukukta misilleme
Misilleme kavramını uluslararası hukuk hudutları dâhilinde incelemek, bu çalışmanın esas gayesini teşkil etmektedir. Uluslararası hukuk kurallarına dayanılarak; tarihsel gelişim içerisinde devletler, toplumsal menfaatlerini koruma ve karşı önlem olarak misilleme yöntemlerine başvurma olanağına haizdirler. Bu yöntemlerin, savaşa varmayacak şekilde uluslararası hukuk sınırları içerisinde kullanılması gerekmektedir. Devletlerin, ilişkilerinden kaynaklanan sosyal, ekonomik, teknolojik birçok alanda anlaşmaları mevcuttur. Karşı önlem olarak başvurulan misilleme yöntemlerine, ikili ilişkilere dayalı anlaşmaları da etkileme riski göz önüne alınarak basiretli şekilde başvurulmalıdır. Misilleme yöntemleri, sınırlı şekilde sayılmış değildir. Bu sebeple uluslararası hukukun yasaklamadığı davranışların, misilleme yapmada kullanılabilmesi mümkün olacaktır. Bu çalışmada uluslararası hukuk yaptırımlarına genel hatlarıyla değinilmiş. Bir uluslararası hukuk yaptırım biçimi olan misillemenin, uygulanma şekilleri olan, devletler tarafından uygulanarak kabul gören misilleme yöntemleri incelemeye tabi tutulmuştur. Anahtar kelimeler: uluslararası hukukta yaptırımlar, misilleme, savaşa varmayan zorlama yolları
Dış politika yaptırımlarında bayrak etrafında toplanma etkisi: Türkiye örneği
Bu tez, dış politika yaptırımları ile bayrak etrafında toplanma değişkeni arasındaki iki yönlü ilişkiyi incelemektedir. Devletler veya uluslararası örgütler bir başka devletin izlediği politikaları kendi istedikleri doğrultuda değiştirmek amacıyla çeşitli dış politika araçlarını kullanmaktadırlar. Dış politika yaptırımları bu araçların başında gelmektedir. Dış politika yaptırımları; diplomatik, ekonomik veya akıllı yaptırım şeklinde olabilmektedir. Yaptırımların başarısını etkileyen çeşitli faktörler mevcuttur. Bu faktörlerden birisi yaptırım esnasında bayrak etrafında toplanmanın gerçekleşip, gerçekleşmemesidir. Bu tezin ana argümanı ve hipotezleri bu değişken çerçevesinde oluşturulmuştur. Tezde çeşitli metotlar kullanılarak yaptırımlarda hangi şartlarda bayrak etrafında toplanma gerçekleştiği ve yaptırımlarda bayrak etrafında toplanma gerçekleştiği takdirde ne gibi sonuçlar ortaya çıkacağı ortaya konulmuştur. Bu yapılarken metot olarak karşılaştırmalı vaka analizi ve anket yöntemi kullanılmıştır. Tezin konusu olarak Türkiye ve Türkiye'ye karşı uygulanan yaptırımlar ele alınmıştır. Tezde Türkiye'ye karşı en çok yaptırım politikasına başvuran ABD ve AB yaptırımları ele alınmıştır. Bu kapsamda tezin argümanı ve hipotezlerini test etmek amacıyla üç farklı ABD/AB Türkiye yaptırımı incelenmiştir. Bunlar; ABD'nin 1974 Kıbrıs Harekatları sonrası uyguladığı yaptırım; AET'nin 1980 darbesi sonrası Türkiye'ye uyguladığı demokratikleşme yaptırımları ve son olarak AB'nin 1995 yılında Türkiye'ye uyguladığı demokratikleşme ve insan hakları yaptırımlarıdır. Tezde anket yöntemi kullanılarak, katılımcıların çeşitli yaptırım senaryoları karşısında verdikleri lider destek onayı ölçülmüştür. Bu şekilde ne tür yaptırım senaryolarında bayrak etrafında toplanma etkisinin oluşup oluşmadığı ortaya çıkarılmıştır.
Hekimler tarafından insan bedenine karşı işlenebilen suçlar ve yaptırımları
Tezimizde, suçun unsurları çerçevesinde, hekimlerin tıbbi müdahaleden kaynaklanan insan bedenine karşı işleyebilecekleri suçlar, cezai sorumlulukları ve yaptırımları incelenmiştir. Suç kısaca, "Kanunda tarif edilen tipe uygun, hukuka aykırı, kusurlu fiil" şeklinde tanımlanabilir. Bir fiilin suç olması için belli unsurları içermesi gerekmektedir. Bu unsurlar doktrinde kabul gören genel görüşe göre; "Kanuni Unsur", "Maddi Unsur", "Hukuka Aykırılık Unsuru" ve "Manevi Unsur"dur. Tıbbi müdahale fiillerinin suç oluşturmamasında, hakkın icrası, ilgilinin rızası gibi hukuka uygunluk sebepleri vardır. Tıbbi müdahalenin, insan sağlığını korumak ve tedavi etmek gibi bir amacı olsa da, esasında kişilik haklarına sahip bir varlık olan insanın vücut bütünlüğüne yönelmektedir. Kural olarak, insan sağlığına ve vücut bütünlüğüne yönelen her türlü müdahale, kişilik haklarının hukuka aykırı olarak ihlali sayılır. Ancak tıbbi müdahaleler, bazı şartların varlığına bağlı olarak hukuka uygun sayılmaktadırlar. Uğraşı alanı, Anayasamızda üstün bir değer olarak korunan yaşam, sağlık ve vücut bütünlüğü olan hekimlik mesleği, ciddi sorumluluk ve riskler taşıyan bir meslektir. Hekimler mesleklerini yaparken, tıbbi yeterliğinin yanı sıra, hukuksal açıdan da eksiksiz ve hatasız yapmak zorundadırlar.
Savunma sanayiindeki uluslararası ticari sözleşme müzakerelerinden doğan yükümlülüklere aykırılık
Savunma sanayii faaliyetlerinin giderek devletin tekelinden çıkması ve özel hukuk kişileri tarafından bu faaliyetlerin üstlenilmeye başlanması, bu alanda özel hukuk kişileri arasında özel hukuka tabi sözleşmelerin akdedilmesini yaygınlaştırmıştır. Savunma sanayiinin son teknoloji ile uyumlu olması gerekliliği ise bu alanda akdedilen uluslararası sözleşmelerin sayısını artırmıştır. Savunma sanayiindeki uluslararası ticari sözleşmelere doğrudan uygulanacak hükümlerin bulunmadığı günümüzde, bu sözleşmelerin müzakerelerine doğrudan uygulanacak hükümler de henüz varlık kazanmamıştır. Bu sebeple bu tür sözleşmeler ve bu sözleşmelerin müzakerelerine genel hükümler bu alanın özellikleri göz ardı edilerek doğrudan uygulanmakta veya taraflar arasındaki uyuşmazlıklar çoğunlukla bir tarafın tamamen aleyhine olacak şekilde herhangi bir hukuki incelemeden geçmeksizin sonuçlanmaktadır. Bu durum somut durum adaletini ve hakkaniyeti sağlamaktan uzaktadır. Nitekim savunma sanayii sözleşmelerinin ve bu sözleşmelerin müzakerelerinin devletlerin savunması, güvenliği, diplomasisi ve uluslararası ilişkileri ile doğrudan ilgili olması sebebiyle kendine özgü özellikleri bulunmaktadır. Herhangi bir uyuşmazlık halinde bu özellikler göz önünde bulundurularak hukuki bir çözüme gidilmesi somut durum adaletini ve hakkaniyeti sağlamak için önem arz etmektedir. Somut durum adaletinin ve hakkaniyetin tesis edilmesi için savunma sanayiini, bu alandaki sözleşmeleri ve bu sözleşmelerin müzakere süreçlerini tanımlamak gerekmektedir. Bu sebeple müzakere aşamaları, bu süreçte taraflarca hazırlanan metinlerin hukuki niteliği ve bağlayıcılığı, diğer alanlardaki sözleşmelerin müzakereleri ile farklı yönleri, tarafların bu süreçte herhangi bir yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı hukuk sistemlerine göre karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Yükümlülüklere aykırılığın yaptırımı noktasında sözleşme müzakerelerindeki kusurlu davranıştan sorumluluk diğer adı ile culpa in contrahendo sorumluluğu incelenmiştir. Culpa in contrahendo sorumluluğu halinde uygulanacak olan hukuki yaptırımlar karşılaştırmalı olarak incelenmiş, son olarak tarafların yükümlülüklerini belirlemede önem arz eden müzakere sürecine uygulanacak hukukun tespiti ve tayini incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Savunma Sanayii, Culpa in Contrahendo, Uluslararası Ticari Sözleşme
Madenlerle ilgili yaptırım uygulama ve kentleşme bağlamında kısıtlama yetkisi
1982 Anayasası'nın 168 inci maddesi uyarınca devletin hüküm ve tasarrufu altında olan madenlerin aranması ve işletilmesi hakkı ve buna bağlı olarak yaptırım uygulama yetkisi Devlete aittir. İdari karar sonucu uygulanan idari yaptırımlar ve ruhsat alanlarının kısıtlanmasına dair kararlar yargısal denetime tabidir ve hukuka uygunluk denetimi, madencilik sektörünün ekonominin itici gücü olması nedeniyle önem arz etmektedir. Bu nedenle tez konusu "Madenlerle İlgili Yaptırım Uygulama ve Kentleşme Bağlamında Kısıtlama Yetkisi" olarak belirlenmiş, yerel mevzuat kapsamında değerlendirme yapılmıştır. Tezde, madencilikte Cumhuriyet öncesi dönemden günümüze kadar öne çıkan yenilikler tarihsel açıdan ve Devletin hükümranlık yetkisi kapsamında açıklanmış ve madencilik faaliyetleri yürütülürken birden fazla kanun uygulama alanı bulmakla birlikte tez kapsamında 3213 sayılı Maden Kanunu uyarınca tesis edilen idari yaptırımlara ilişkin inceleme yapılmıştır. 3213 sayılı Maden Kanunu ile Devlete tanınan ruhsat alanlarını kentleşme ve benzeri gerekçelerle kısıtlama, belirli bölgeleri madencilik faaliyetlerine kapatma yetkisine 18/5/2017 tarih ve 7020 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda ve Bir Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile eklenen maden bölgesi ilan etme ve ruhsatları taşıma yetkileri sonuçları itibariyle idari yaptırımlar kadar etkili sonuçlar doğurmuştur. Kentleşme için temel hammadde olan madenlerin yine kentleşme üzerindeki olumsuz etkilerinin her iki unsurun öne çıkan önem ve özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekmektedir. Bu nedenle, tezde Türkiye ile kısıtlı olmak üzere çalışma yapılarak, mevzuat incelemesi ile birlikte yargı kararları değerlendirilmiştir. İlk ve tek maden bölgesi uygulaması olan İstanbul Cebeci Maden bölgesinde yapılan kısıtlama işlemi kentleşme bağlamında incelenmiştir.
Hapis cezasına seçenek yaptırımlar
Bu tez, üç bölümden müteşekkildir. Birinci bölümde, onarıcı adalet yap-tırımı ve toplum içerisinde infaz edilen ceza hukuku yaptırımları, cezalandır-maktaki amaçlar bakımından incelenmiştir. Cezanın meşruluğuna sebep olarak gösterilen, caydırma, olanaksızlaştırma, ıslâh, rehabilitasyon, karşılığını verme, düzeltme, onarma teorileri ve sosyal teoriler incelenmiştir. Türk Hukukundaki cezalandırmaktaki amaç tespit edilmeye çalışıldıktan sonra, cezanın esası ve cezalandırmaktaki amaç konusundaki görüşümüz olan ?bütüncül teori? açıklanmaya çalışılmıştır. Birinci bölüm, bütüncül teoride kısa süreli hapis cezaları ile onarıcı adalet yaptırımının ve toplum içerisinde infaz edilen ceza hukuku yaptırımlarının cezalandırmaktaki amaçlar ve cezanın sahip olması gereken nitelikler bakımından mukayesesiyle nihayetlenmektedir.İkinci Bölüm, ?Onarıcı Adalet Yaptırımının Ve Toplum İçerisinde İnfaz Edilen Ceza Hukuku Yaptırımlarının Ceza Adaleti Sistemindeki Yeri?, konu-nun kavramsal çerçevesinin ve kapsamının ele alınmasıyla başlamaktadır. İkinci olarak, bu bölümde, onarıcı adalet yaptırımının ve toplum içerisinde infaz edilen ceza hukuku yaptırımlarının hukuki niteliği incelenmiştir. İkinci Bölüm, önerdiğimiz ?kademeli sistem?in açıklamasını da içine alan, ?onarıcı adalet yaptırımının ve toplum içerisinde infaz edilen ceza hukuku yaptırımla-rının ceza adaleti sistemindeki üst kategorileri? konusuyla sona ermektedir.Üçüncü Bölüm, onarıcı adalet yaptırımının ve toplum içerisinde infaz edilen ceza hukuku yaptırımlarının tayinleri ve türleri üzerinedir. ?Seçenek yaptırıma çevirme şartları ile başlayan üçüncü bölüm, seçenek yaptırım hükmünün hukukî sonuçlarının ve seçenek yaptırım türlerinin incelenmesiyle sonlanmaktadır.Anahtar Kelimeler: ?Seçenek yaptırım?; ?seçenek tedbir?; ?seçenek ceza?; ??erteleme?; ?cezalandırmaktaki amaç?; ?müeyyide?; ?yaptırım?; ?ceza?; ?güvenlik tedbiri?; ?ikameli yaptırım?; ?bütüncül teori?; ?kademeli yaptırım sistemi?.
İdari yaptırımlarda ölçülülük ilkesi
Kamu hizmetinin yerine getirilmesi, kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması, kamu sağlığının korunması faaliyetlerini gerçekleştirmek için geniş bir görev alanı bulunan idarenin görev alanına giren bu hizmetleri, faaliyetleri gerçekleştirebilmesi için yaptırım uygulama yetkisine sahip olması zorunludur. İdarece yargı kararına gerek olmadan yasaların açıkça verdiği bir yetkiye dayanarak uygulanan idari yaptırımların uygulama alanı özellikle bağımsız idari otoritelerin oluşturulmasıyla ve bunlara idari yaptırım uygulama yetkisinin verilmesiyle genişlemiştir. Bu nedenle idari yaptırımları sınıflandırmak zorlaşmıştır.İdari yaptırımlar uygulanırken, idare karşısında güçsüz konumda olan kişilerin hukuki güvenliğinin sağlanması hukuk devleti ilkesinin gereğidir. Bu amaçla anayasada bir takım sınırlayıcı ilkeler öngörülmüştür. Genel olarak savunma hakkı, gerekçe ilkesi, tarafsızlık ilkesi, yasallık ilkesi, kusur ilkesi ve ölçülülük ilkesi olarak belirlenen sınırlayıcı ilkelerden en etkili olanı ölçülülük ilkesidir. Bir özgürlük ya da hakkı sınırlamada başvurulan aracın sınırlandırmayla ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olması, sınırlandırma aracının, amaç için gerekli olması ve araçla amaç arasında ölçülü bir oran bulunmasını ifade eden ölçülülük ilkesi öteden beri yargı mercilerince denetim ölçütü olarak kullanılmıştır. 2001 yılında yapılan değişiklik neticesinde Anayasa'nın 13. madde metninde açıkça düzenlenmesiyle ilke hukuki dayanağa sahip olmuş böylece idari yargı hakimi tarafından da kolaylıkla ve rahatlıkla uygulanabilmiştir. İdare hukukunda özellikle idari yaptırımlar alanında uygulanan ölçülülük ilkesinin denetiminde idari yargı hakimi idari ihlal ile yaptırım arasında adil bir dengenin bulunup bulunmadığını, idari yaptırımın gerekli olup olmadığını ve idari yaptırımları uygulamada kullanılan araçların elverişli olup olmadığını denetlemektedir. İdarece denge gözetilmemişse yaptırım içeren işlemi iptal etmektedir. Buna ilişkin olarak tezimizde uygulamaya yönelik örnekler verilerek idari yaptırımlar alanında ölçülülük ilkesinin uygulanması anlatılmaya çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler1. İdari yaptırım2. Ölçülülük ilkesi3. İdarenin takdir yetkisi4. Hukuk devleti
4646 Sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu çerçevesinde idari yaptırımlar
EPDK, 4628 sayılı EPK ile Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu olarak kurulmuş, daha sonra 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu ile de Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu adını almıştır. EPDK, bir BİO olup doğal gaz piyasasında düzenleme, izleme, denetleme ve yaptırım uygulama yetkileri ile donatılmıştır. Ülke ekonomisinde çok önemli bir yere sahip olan ve fiyatındaki dalgalanmaların ekonominin bütünü üzerinde etkileri bulunan doğal gaza ilişkin piyasanın sağlıklı bir şekilde işlemesi ve 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanununun öngördüğü hedeflere ulaşması açısından cezalandırma ve önleme işlevlerini haiz idari yaptırımların ve bu yaptırımlara neden olan kabahatlerin incelenmesi önem arzetmektedir.Bu çalışmada, suç olmaktan çıkarma eğiliminin güçlenmesi ve BİO'ların artması neticesinde birçok kanuni düzenlemede yer verilen kabahatlere ve idari yaptırımlara egemen olan ortak ilkelerin neler olduğu, bu ilkelerin Kabahatler Kanununa yansımaları ve bu çerçevede doğal gaz piyasasında yer alan kabahatler ve idari yaptırımlar incelenmiştir. Bu inceleme neticesinde, doğal gaz piyasasında idari yaptırım kararı verilirken gözetilmesi gereken hususların sadece 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu ve ikincil mevzuat ile sınırlı olmadığı, Kabahatler Hukuku ilkeleri ile hukukun genel ilkelerinin de gözetilmesinin uygun olacağı açıklanmaya çalışılmıştır.
Elektronik haberleşme hizmetlerinin denetlenmesi, uygulanan yaptırımlar ve bunların yargısal denetimi
Elektronik haberleşme hizmetleri doğal tekel niteliğine sahip olmaları nedeniyle düzenleyici ve denetleyici kurumlar tarafından regüle edilmesi gereken en kritik kamu hizmetlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye'de mezkur hizmetler Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından kanunlar ve ikincil düzenlemelerle kendisine verilen görevler kapsamında düzenlenmekte ve denetlenmektedir.Tüm idari makamların olduğu gibi düzenleyici ve denetleyici kurum niteliğini haiz Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun da hizmetlerin denetlenmesi esnasında tespit edilen ihlaller neticesinde idari yaptırım uygulama yetkisine sahip olması kaçınılmazdır. Üstelik bu hizmetlerin stratejik önemi de dikkate alındığında bu yetki kaçınılmazdır.Öte yandan, Kurum tarafından işletmeciler hakkında uygulanan yaptırımların yargısal denetimi, Kabahatler Kanunu'nun 3 üncü maddesi dikkate alındığında idari yargı mercilerince gerçekleştirilmekte olup zaten idare hukukunun genel esasları da bunu gerektirmektedir.
İdari yaptırımlar ve para cezaları
İdari yaptırımlar, kanunların açık bir şekilde olanak tanıdığı ve yasak koymadığı durumlarda, herhangi bir karar olmadan, idarenin direkt olarak hukuka uygun bir şekilde verdiği cezalardır. Devletlerin yönetim hacimlerinin genişlemesi, hukuki kurumlara bazı hukuki müeyyideler yaptırımlar hususunda tasarruf yapabilme yetkisinin verilmesi ve bazı durumların suç olgusu olmasından çıkarılması yönündeki durumun bir sonucu olarak, gün geçtikçe artan bir öneme sahip olmuştur. Günümüzde idari yaptırımlara çok sık uygulanması nedeniyle idari yaptırımların daha çok gündeme gelmelerine yol açmaktadır. Bunun sonucu olarak idari yaptırımların içeriklerinin bilinerek buna uygun hareket edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada ilk etapta idari yaptırımlara genel bir giriş yapılacak, ikinci bölümde ise idari para cezalarından bahsedilecektir.
İdari yaptırım olarak mülkiyetin kamuya geçirilmesi, el koyma ile karşılaştırılması ve örnek olay incelemesi
Günümüzde hayatın her alanında gelişim ve değişim süreci oldukça hızlı bir şekilde yaşanmaktadır. Bu değişim doğrultusunda hukuk kuralları toplumsal hayatı belli sınırlar çizerek güvence altına almak fonksiyonunun üstünde işlevler yüklenmiştir. Bu şekilde yasama, yürütme ve yargı fonksiyonları arasındaki etkileşim artmış, klasik anlamlarından sıyrılarak birbirlerinin yetki ve görevlerini üstlenir, hatta çoğu zaman birbirlerinin yerine görev yapar duruma gelmişlerdir. İdarenin herhangi bir yargı kararı olmadan yasaların kendisine verdiği yetki doğrultusunda idare hukuku ilkeleri doğrultusunda kurduğu bir idari işlem ile uyguladığı zorlama olarak karşımıza çıkan idarî yaptırımlar günlük yaşamın her alanında yer almaktadır. Bu doğrultuda suç olgusu ve suç işleyen kişilerle savaş vermek, ilgili suçun yapılıp yapılmadığını ve yapıldıysa, yapanı tespit etmek amacıyla bireylerin temel hak ve özgürlüklerine ilişkin bazı müdahalelere olanak tanınmıştır. Bu müdahalelerden olan el koyma, idari yaptırımların genel nitelikleri ile birlikte çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır.
Radyo ve televizyon yayıncılığında yayın ilkelerinin ihlâli ile yaptırım uygulamasında ortaya çıkan sorunlar
Günümüzde, insanlar üzerinde büyük etkisi olduğu düşünülen ve her hangi bir ücret ödemeksizin büyük kitlelere ulaşan radyo ve televizyon yayıncılığı, bu özellikleri gereği, topluma karşı sorumlu olmalıdır. Bu bağlamda ?toplumsal sorumluluk?, yayıncıların, özdenetim kuruluşlarının ve devletin oluşturduğu yayın ilkeleri ve yayın içeriklerinin bu ilkelere uygunluğunun denetlenmesiyle gerçekleşir.Dünyadaki örneklere bakıldığında, ABD ve Kanada gibi ülkelerde radyo ve televizyon yayıncılığını kapsamlı yayın ilkeleriyle düzenleyen özdenetim kuruluşlarını görmek mümkündür. Ayrıca özdenetimin haricinde, AB mevzuatında yayıncılığın belli sınırlamalara tabî olduğu kabul edilmiştir. Yine aynı şekilde, birçok ülkede yayıncılık alanı devlet tarafından oluşturulan yayın ilkeleriyle denetlenmekte ve bu ilkelere uymayanlara çok ciddi yaptırımlar uygulanmaktadır.Türkiye'de de yayıncılık alanının, gerek yayıncılar, gerek özdenetim kuruluşları ve gerekse devlet tarafından oluşturulan yayın ilkeleriyle sınırlandığını söylemek mümkündür. Ancak, 3984 sayılı Kanunun 4. maddesinde öngörülen yayın ilkeleri, ?reyting kaygısı? nedeniyle, yayıncılar tarafından sıkça ihlâl edilmektedir. İhlâllerin sayıca fazla olmasın diğer bir nedeni ise, 3984 sayılı Kanunda belirtilen yaptırımların caydırıcı olmamasıdır. Ayrıca, yaptırım uygulama sürecinde RTÜK'ün yavaş çalışması, farklı tarihlerdeki ihlâllerin tek bir ihlâl şeklinde değerlendirilmesi gibi nedenler ve yayın kuruluşları tarafından yargıya götürülen RTÜK uygulamalarının karara bağlanmasının çok uzun zaman alması, yaptırımların caydırıcılığını azaltmaktadır.Kamu yayın kuruluşu TRT'de ise, genellikle yayın içeriklerinde ihlâl olup olmadığına, dışarıdan gelen müdahaleler sonucunda karar verilmektedir. Bunun haricinde, Türkiye'de gelişmiş bir özdenetim anlayışı bulunmamaktadır. Bu durumun temel gerekçesi, radyo ve televizyon yayıncılığını kapsamlı biçimde düzenleyen bir özdenetim kuruluşunun bulunmayışıdır. Ayrıca yayıncılar, kendi özdenetimlerini sağlamakta yetersiz kalmaktadır.Bu özellikleriyle Türkiye'deki yayıncılık anlayışı, ?toplumsal sorumluluk?tan uzaktır.
İş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerinin yerine getirilmemesinin idari yaptırımları
İş kazaları ve bu kazalarda yaşanan kayıplar dikkate alındığında iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınması gereken tedbirlerin ne denli büyük öneme sahip olduğu daha net görülmektedir. İnsan sağlığı ve hayatını yakından ilgilendirmesi nedeniyle biz de çalışma konumuzu bu alanda belirlemiş bulunmaktayız. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde genel olarak iş sağlığı ve güvenliği kavramlarına değineceğiz. Burada iş sağlığı ve güvenliğinin kavramsal çerçevesini çizip, iş sağlığı ve güvenliğinin önemine, hukuki niteliğine, Türkiye'deki tarihsel gelişimine ve sorumlu kuruluşların hangileri olduğuna değineceğiz. İkinci bölümde iş sağlığı ve güvenliği konusunda işverenin ve çalışanların ne gibi hak ve yükümlülüklerinin bulunduğunu açıklamaya çalışacağız. Bu bölümde ağırlıklı olarak işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği konusundaki yükümlüklerine değinmekle birlikte iş görenlerin hak ve yükümlülüklerine de değineceğiz. İlk iki bölümde iş sağlığı ve güvenliği konusunu açıklayıp işverenin yükümlülüklerini belirledikten sonra üçüncü ve son bölümde iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini yerine getirilmeyen işverenlerin ne gibi idari yaptırımlarla karşılaşacaklarını açıklayacağız. Bu anlamda mevcut sistemimizde yer alan işin durdurulması, idari para cezası, işçilerin çalışmaktan alıkonulması ve ölümlü iş kazası sebebiyle kamu ihalesinden yasaklanma idari yaptırımlarına ayrıntılı bir şekilde değineceğiz. İş yerine, işverene ve çalışmalara etkisi bakımından son derece geniş ve büyük etkiye sahip olması bakımından işin durdurulması ve idari para cezası yaptırımlarına diğer konulara nazaran biraz daha ayrıntılı değineceğiz. Bunun yanında çalışmamızın gerekli yerlerinde son yıllarda mevzuatımıza dahil olan teşvik niteliğindeki düzenlemelere de yer vereceğiz. Çalışmamızı şuan yürürlükte bulunan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çerçevesinde oluşturacak olmakla birlikte mülga kanunlar ve diğer mevzuata da gereli yerlerde değinmekten kaçınmayacağız. Mevzuatın yorumlanmasında doktrin ve yargı kararlarından da faydalanacağız.
Sınıf disiplininin sağlanmasında karşılaşılan güçlükler ve öğretmenlere olan etkisi üzerine bir araştırma
Öğretmenler sınıf kurallarını uygulamada güçlükler yaşamaktadırlar. Aile ve çevreden öğrenilerek sınıfa taşınan yanlış davranışlar, ailenin ilgisizliği ve eğitimsizliği, farklı çevrelerden gelen çocukların bir sınıfta olması öğrencilerin sınıf kurallarını öğrenmede zorlanmasına ve uygulamada güçlüklere neden olmaktadır. Kurala uymayan öğrenciler sınıfa kötü örnek olmaktadır. Ayrıca her kural için ödül ve yaptırım bulmadaki zorluk, kalabalık sınıflar, kurala uymayan öğrencilerin tespit edilememesi, diğer sınıfların kurallarının birbirine paralel olmayışı, öğrencilerin sürekli şikayet etmeleri uygulamada sıklıkla karşılaşılan sorunlardır.Sınıf kurallarının belirlenme zamanı, kuralların ifade ediliş biçimi, kuralları öğrencilerin bilme durumu, kurala uyma ve uymama durumunda verilecek ödül ve yaptırımları belirleme durumları öğretmenlerin cinsiyet, mesleki kıdem, okutulan sınıf düzeyi, mezun olunan okul türü ve okullarının bulunduğu çevrenin sosyo-ekonomik düzeyi gibi etkenler sınıf kurallarının oluşturulmasına etki etmektedir. Sınıfta başarılı sonuçların alınması ise sınıfta etkili olarak disiplinin sağlanmasına bağlıdır. Bu nedenle sınıf öğretmenlerinin sınıfta etkili olarak disiplin sağlayabilmesi için sınıf kurallarının tam ve açık bir şekilde belirlenmesi gerekir.Anahtar Kelimeler: Sınıf Yönetimi, Sınıf Kuralları, Disiplin, Ödül ve Yaptırım.
Türkiye`de radyo ve televizyon yayıncılığında yayın ilkeleri ve yaptırımlar
Bu çalışma, Kamu Hukuku dalında yüksek lisans tezi olup, radyo ve televizyon yayınlarında yayıncı kuruluşların uymaları gereken yayın ilkelerini, yayın esaslarını ve yerine getirmeleri gereken yükümlülükleri ile yayıncı kuruluşların yayın ilke, esas ve yükümlülüklerine aykırı davranmaları halinde haklarında uygulanacak yaptırımları kapsamaktadır. Çalışmamızda 3984 Sayılı Kanunda 15.05.2002 günü 4756 Sayılı Kanunla yapılan değişikliklere de yer verilmiştir. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır: Birinci Bölümde; Türkiye'de radyo ve televizyon yayıncılığının ortaya çıkışı ve devlet tekelinin kalkması ile bu konudaki yasal düzenlemeler incelenmektedir. İkinci Bölümde; Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun idari yapısı ve görevleri incelenmektedir. Üçüncü Bölümde; radyo ve televizyon yayın ilke ve esasları ile yayıncı kuruluşların yükümlülükleri incelenmektedir. Dördüncü bölümde ise, radyo ve televizyon yayın ilke ve esasları ile yayıncı kuruluşların yükümlülüklerine uyulmaması halinde haklarında uygulanan yaptırımlar incelenmektedir. Çalışmamızın dördüncü bölümünden sonra Üst Kurulun yayıncı kuruluşlar hakkında kuruluşundan 2001 yılı eylül ayına kadar uygulamış olduğu yaptırımların ayrıntılı listesine yer verilmiştir.
Yasadışı grevin sonuçları
Çalışmamızda Türk Hukuku bakımından grev hakkı ve bu hakkın hangi koşullar altında hak olma niteliğini yitirerek yasa dışı grev sayılacağı ele alınmıştır. Yasada belirtilen sınırlara uyulmadan yapılan yasa dışı nitelikteki bu eylemlere bağlanan yaptırımlar ve bu yaptırımların hangi koşullarla uygulanacağı hususları üzerinde durularak özellikle kanunda açıklık bulunmayan ve doktrinde de tartışmalı bulunan konulara açıklık getirilmeye çalışılmıştır.Yasa Dışı Grevin Sonuçları adlı tez çalışması iki temel bölümden oluşmakta olup, ilk bölümde ilk önce grev kavramı açıklanmış; bu çerçevede grevin varlığı için gereken maddî ve manevî unsurlara değinilmiştir. Grevin tanımı yapılırken yasal veya yasa dışı grev ayrımına gidilmeyip, sadece içerdiği unsurlar bakımından bir hareketin grev sayılıp sayılmayacağı, eğer tüm unsurları içine alıyorsa grevden söz edileceği, bundan sonra ise bir grevin yasal olması için gerekli şartlar doğrultusunda grevin hangi hâllerde yasa dışı niteliğe bürüneceği incelenmiştir.İkinci bölümde yasa dışı greve bağlanan yaptırımlar konusu ele alınmıştır. Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu ile yasa dışı greve hukuki yaptırımların yanı sıra cezai yaptırımlar da bağlanmış bulunmaktadır. Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu ile yasa dışı grev için öngörülmüş olan yaptırımların işyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişler hakkında da uygulanacağı (TSGLK m.25/III) düzenlenmiştir. Yasa dışı grevin sonuçlarının ele alındığı bu bölümde özellikle yasa dışı grev sebebiyle sözleşmelerin feshi, grev sebebiyle meydana gelen zararlardan sorumluluk ve cezai sonuçlar üzerinde durulmakla beraber, yasa dışı grevin etkilediği diğer hukuki durumlar da değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Grev, Yasadışı grev, fesih, haklı sebep, zarardan sorumluluk,tazminat
İhracat kontrol ve lisanslarının küresel savunma sanayii endüstrisine etkileri
Soğuk Savaş ile başlayan savunma sanayi ürün ve teknolojilerinin transfer sürecine yönelik denetim ihtiyacı küreselleşmenin etkisiyle ortadan kalkan fiziki sınırlar sebebiyle günümüz dünyasında bu kontrollerin etkin bir şekilde uygulanmasını tehdit etmektedir. Rekabetçi piyasa ve arz kaynakları çeşitliliğinin bir sonucu olarak, ihracat kontrolleri geçmişte yıkıcı etkilere sahipken, günümüzde bu etkiler görece azalmıştır. İhracat kontrollerinin çıkış amacı olan konvansiyonel silahların, yüksek teknolojinin, enformasyon, gizli belge, akademik araştırma ve projelerin ülke dışına çıkışının kontrolü ve olası ihlallere yönelik hapis ve para cezası ilkesi günümüzde gelişmiş ülkeler tarafından dış politika aracı olarak kullanılmaktadır. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri, uygulamakta olduğu Silahların Uluslararası Trafiği (ITAR), İhracat İdaresi Yönetmelikleri (EAR) ve Dış Kaynaklı Varlıkları Denetleme Ofisi (OFAC) birimleri ile bu kapsamda geçmişte Türkiye'ye yönelik CAATSA yaptırımlarını uygulamıştır. Bu yaptırımlara benzer uygulamalar Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelere Amerikan dış politikası doğrultusunda uygulanmıştır. Özellikle savunma sanayii ürünlerinde kullandıkları ABD menşeili ürünleri tedarik etmelerini engelleyerek bu sektördeki egemenliğini sürdürmeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmada, ihracat kontrolleri kavramı detaylı bir şekilde anlatılmış, ülke bazında kontrol hedefleri, araçları ve yetki alanları tanımlanmakta ve ihracat kontrollerinin Savunma Sanayi sektöründeki önemi, ihracat kontrollerinin mali boyutu, büyüklüğü ve pazar özellikleri değerlendirilmektedir. Bu araştırma tezi kapsamında, ihracat kontrolleri aracılığıyla başta ABD tarafından uygulanan ambargo ve yaptırımlar olmak üzere tüm bu kapsamdaki uygulamaların küresel ticaret sistemi boyutu, mali, ticari ve rekabet alanlarındaki etkileri değerlendirilmiş ve ülkelerin savunma sanayi yatırımları ve tedarik kaynakları örneklerle ele alınmıştır.
İşçi ücretinin ödenmemesinin yaptırımı
Tam iki tarafa borç yükleyen iş sözleşmesinde işçinin iş görme borcuna karşılık, işverenin ücret ödeme borcu yer almaktadır. İş sözleşmesinin asli unsurlarından olan ücret, çoğu zaman onun tek geçim kaynağı olduğundan işverene ve üçüncü kişilere karşı korunması gerekmektedir. Bu sebeple 4857 sayılı İş Kanunu'nda ücret alacağını düzenleyen ve koruyan emredici hükümlere yer verilmiştir.İşveren kanun, iş sözleşmesi yahut toplu iş sözleşmesi ile belirlenmiş olan zamanda, ücret ödeme borcunu usulüne uygun olarak yerine getirmek zorundadır. Ücret ödeme borcunu zamanında ve tam olarak ifa etmeyen işveren çeşitli hukuki ve idari yaptırımlarla karşı karşıya kalacaktır. İşverenin karşılaşacağı hukuki yaptırımlar ödeme gücü bulunup bulunmamasına göre farklılık arz etmektedir. Ödeme gücü bulunmayan işverenin ücret borcunu ifa etmemesi halinde işçi genel hükümler uyarınca iş sözleşmesini fesih ve hapis hakkına sahip oluyorken, iş kanunu hükümler uyarınca ücret alacağının ücret garanti fonundan karşılanmasını talep edebilecektir. İşçinin iş görmekten kaçınma hakkı, iş sözleşmesini haklı sebebe dayalı olarak feshetme hakkı, eda davası açma hakkı ve mevduata uygulanan en yüksek faizi talep etme hakkı ise ödeme gücü bulunmasına rağmen işverenin karşılaşacağı hukuki yaptırımlarİşçi ücretinin ödenmemesi halinde uygulanacak olan hukuki ve idari yaptırımların incelendiği bu çalışmamızın ilk bölümünde ücret kavramı, ücretin ödenme zamanı, yeri ve şekli ile ilgili olarak açıklamalar yapıldıktan sonra, hukuki ve idari yaptırımlar 4857 sayılı kanun, 1475 sayılı İş Kanunu ve Yargıtay uygulaması dikkate alınmak suretiyle açıklanacaktır.Çalışmamızda, 4857 sayılı İş Kanunu ile özel olarak düzenlenen işçinin ücretinin ödenmemesi neticesinde iş görmekten kaçınma hakkının hukukî niteliği, bu hakkı kullanmanın şartları ve iş görmekten kaçınma hakkının kullanılmasının hukukî sonuçları üzerinde ayrıca durulacaktır.
Kişisel haklar bağlamında Basın Hukukunda idari ve cezai yaptırımlar
Basın her türlü haber, bilgi ve fikirlerin çeşitli vasıtalarla yazı, resim ve çizgi seklinde kağıt ve benzeri maddeler üzerine sınırlı olmayan sayıda basılması ve bunların üçüncü kişilerin okuyabilmelerine, görebilmelerine sunulmasıdır. Geniş anlamda basın kavramı günlük basın olarak adlandırılan gazete, dergi gibi süreli yayınları içine aldığı gibi, her türlü yazı, resim ve değişik şekillerin üzerine basılabildiği kağıt ve diğer maddelerden oluşan kitap, el ilanı, broşür, reklam panoları gibi vasıtaları da ifade eder. Yani geniş anlamda basın hem süreli yayınları, hem de belirsiz zamanlarda ve düzensiz olarak yayımlanan süresiz yayınları ifade eder. 20. yüzyılda hızla değişen dünya ve de ekonomik gelişmeye paralel olarak basın ve gazetecilik endüstrisi de gelişmiş, matbaacılık faaliyeti çok büyük devrim geçirmiş bunun doğal sonucu olarak da söz ve basın hürriyetinin gerekliliği bunun diğer hürriyetlerin teminatı, bir nevi olmazsa olmaz şartı olduğu her zamankinden daha iyi anlaşılmıştır. Ancak bu hürriyet de diğer bütün hürriyetler gibi sınırsız değildir. Bu sebeple basın, gücünü bu sınırlar içerisinde, fonksiyonlarını aşmayacak şekilde kullanmalıdır. İşte bu basın özgürlüğünü tespit ve meydana getiren, sınırlayan veya düzenleyen kuralların bütünü ?basın hukuku? olarak adlandırılmaktadır. Bu kapsamda çalışmamızın temel amacı, basın ve basın kavramlarını açıklayarak Türk hukuk sistemi içerisinde yer alan ve kişilik haklarını korumayı amaçlayan ve bu hakları korumak için basın kuruluşlarına uygulanan idari ve cezai yaptırımları incelemektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmamızın birinci bölümünde, kişilik hakları detayları ile incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, basın ve basın hukuku kavramlarına değinilerek, basının görevleri ve basında yer alan temel kavramlar açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise idari ve cezai yaptırım kavramları hakkında bilgiler verildikten sonra, hem genel olarak hem de kişilik hakları bağlamında basın kuruluşlarına uygulanan idari ve cezai yaptırımlara yer verilmiştir.
Yaptırım teorisi çerçevesinde Askeri Ceza Hukukuna özgü yaptırımlar bakımından Türk Ceza Hukuku genel hükümlerinin uygulanması
Bu çalışmada ayrı bir ceza yargılaması sistemine tabi kılınan ve zorunlu askerlik sistemi ile birlikte değerlendirildiğinde toplumun geniş bir kesimini etkileyen Askeri Ceza Hukukuna dair yaptırım sisteminin TCK genel hükümleri çerçevesinde incelenmesi amaçlanmıştır. Ceza hukuku mevzuatının hızlı bir değişim yaşadığı günümüzde Askeri Ceza Hukukuna ilişkin kurumların diğer yasal mevzuat ile eşgüdüm içerisinde olması, gerek anayasal ilkeler gerekse de hukukun evrensel ilkeleri açısından önem arz etmektedir. Zaman içerisinde bazen yasal düzenlemelerle bazen de Anayasa Mahkemesi eliyle Askeri Ceza mevzuatında değişiklik ve düzenlemelere gidildiği görülmekte ancak bu değişiklik ve düzenlemelerin yetersiz kaldığı müşahede edilmektedir. Askeri Ceza Kanunu yaptırım sisteminin, bu kanunun içerisinde öngörülen öncelikle ceza türleri, bu cezaların uygulanma kabiliyetleri, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar, erteleme gibi kurumlar yönünden Yeni Türk Ceza Kanunu'nun yaptırım sistemi ile uyumsuzluklar arz ettiği izlenmektedir. Askeri alanın kendine has özellikleri dolayısıyla kanun koyucu tarafından bu alanlarda istisnai düzenlemelere gidilebilmektedir. Askeri yargının bu kendine has özellikleri ile mevzuatta yaşanan hızlı değişim süreci içerisinde Askeri Ceza Hukukunun yaptırım sisteminin yeni Türk Ceza Hukuku sistemi ile ne kadar uyumlu olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Vergi alacaklarının tahsilinde mal bildirimi yükümlülüğü ve bu yükümlülüğe aykırı fiillere uygulanacak yaptırımlar: Afyonkarahisar ili uygulama sonuçları
Vergilendirme sürecindeki vergi tahsilinin eksiksiz, doğru ve hızlı olması vergi sisteminin düzenli işleyebilmesi bakımından önemlidir. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'da düzenlenen güvence tedbirleri ile vergi alacağının tahsilinde etkinliğin artırılması amaçlanmıştır. Teknolojinin gelişmesiyle ekonomik faaliyetlerde meydana gelen değişimler vergilendirme sürecinde de değişime neden olmaktadır. Vergi alacağını güvence altına almak amacıyla düzenlenen tedbirlerin de güncel gelişimlere uyumlu olması gerekmektedir. Mal bildirimi, borçlunun kendisinde ve/veya üçüncü kişiler elinde bulunan mal, alacak ve haklardan borcuna yetecek miktarda olmak üzere yazılı veya sözlü olarak tahsil dairesine bildirmesidir. Buradan hareketle, çalışmanın temel amacı vergi alacağının tahsilindeki güvence tedbirlerinden biri olan mal bildirimi yükümlülüğü ve buna ilişkin yaptırımların vergi tahsilindeki etkisini ortaya koymaktır. Söz konusu etki Afyonkarahisar ili örneği ile incelenmiştir. Çalışmada veri toplama yöntemi olarak anket uygulanmıştır. Veriler, kolayda örnekleme yöntemi ile ankete katılan 89 muhasebe meslek mensubundan toplanmıştır. Elde edilen veriler en küçük kareler yöntemi ile yapısal eşitlik modellemesi (PLS-SEM) ile analiz edilmiştir. Analiz yönteminin tercih edilmesinin en önemli nedeni çalışmanın keşfedici nitelikte ve örneklem sayısının az olmasıdır. Çalışmada, mal bildirimi yükümlülüğüne ilişkin yaptırımlar ile vergi tahsili arasındaki doğrudan ilişki sınandığı gibi modele aracı değişkenler eklenmek suretiyle aracılık etkisi de incelenmiştir. Orta seviyede tahmin gücüne sahip olan yapısal model analizine göre elde edilen temel bulgu, mal bildirimine ilişkin yaptırımların vergi tahsilinde etkisi olduğudur. Ayrıca yaptırımlar ile vergi tahsili arasındaki ilişkide vergi ahlâkının kısmi aracılık rolü vardır. Bunlara ek olarak yapılan önem-performans harita analizi (IPMA) sonuçlarına göre vergi tahsilini artırabilmek için modeldeki değişkenler arasında en çok öneme sahip değişken yaptırımdır. Analiz sonuçlarına göre mal bildirimi yükümlülüğüne ilişkin yaptırımların uygulanmasına ilişkin iyileştirmeler yapıldığı takdirde vergi tahsilinde artış meydana gelebilecektir. Buna dayanarak mal bildirimi yükümlülüğünü yerine getirmeyen vergi borçluları itinayla takip edilmeli ve söz konusu yaptırımların uygulanması sağlanmalıdır.