Yargı

54 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de erkler ayrılığı ve dokunulmazlıklar

Devleti oluşturan kuvvetler, yasama, yürütme ve yargı olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Demokratik toplumlarda kuvvetler ayrılığı ilkesi ve hukuk devleti kavramı, hayati öneme haiz konulardır. Tarihsel süreç içerisinde, dokunulmazlıklar, çeşitli şekillerde yer almıştır. Türkiye de siyasi tartışmaların merkezinde yasama dokunulmazlıklarının yer almasına karşın, diğer tüm erklerde de dokunulmazlıkların varlığı söz konusudur.Tüm dokunulmazlıklar toplum vicdanını rahatsız etmektedir. Fakat dokunulmazlıkların amacı ayrıcalıklı bir sınıf oluşturmak değildir. Asıl amaç, kamusal faaliyette görev alanları haksız isnatlardan korumaktır. Böylelikle kamu görevlileri görevlerini güvence içinde ifa edebileceklerdir. Bu da ancak hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilebilmesi ile sağlanabilecektir.Dokunulmazlıklar, ayrıcalıklı bir sınıf oluşturmayı engelleme ve aynı zamanda güven içerisinde kamusal faaliyeti icra edebilme, arasındaki dengeyi sağlamalıdır.Öncelikli olarak, toplumun adalet duygusunu güçlendirmek için, mümkün olan en kısa zamanda, Türkiye de yeni bir yargı reformu yapılmalıdır. Dolayısı ile bu yeni yargısal reforma göre dokunulmazlıklar yeniden değerlendirilmelidir.

Demokratik toplumDokunulmazlıkHukuk devleti+6
Yusuf Gökhan Yolcu
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hukukunda adli yıl açılış konuşmalarının sosyolojik analizi (1943-2001)

Türkiye'de her yıl adli yıl açılış töreni ve Yargıtay Başkanı tarafından yapılan açılış konuşması ile yeni bir adli yıla girilmektedir. 1943 yılında başlayan ve 1956 ilâ 1960 yılları arasında kısa bir süre terk edilen bu uygulama, günümüzde de devam etmektedir. Türkiye'de, yargı erkinin toplumsal olaylara bakış açısı genel itibarıyla, adli yıl açılış konuşmalarında somutlaşmaktadır. Bu konuşmalar bazen yargısal sorunların dile getirildiği, bazen siyasal rejim kaygılarının körüklendiği, bazen de topluma veya hükümete istikamet çizme gayretlerinin somutlaştığı nutuklar olarak ortaya çıkmıştır. Hem Cumhuriyet'in kuruluş dönemlerindeki ulus devlet olma sürecinde hem askeri darbe dönemlerinde, yargı erki yaşanan siyasal ve toplumsal süreçlere kayıtsız kalmamıştır. Dost-düşman ikilemi çerçevesinde ortaya konulan toplumsal tehlike algısına ilişkin de yargı erki tarafından bir çok değerlendirme yapılmıştır. Öte yandan yargı erki yıllar itibarıyla bu konuşmalarda, yasama ve yürütme erkinden karşılanmasını talep ettiği ihtiyaçlarını hem kamuoyuna hem de muhataplarına deklare etmiştir. Bu çalışmada yargı erkinin toplumsal ve siyasal olaylara bakış açısı, yasama ve yürütme erkleriyle olan münasebetleri ve bu bağlamda kendine atfettiği misyon adli yıl açılış konuşmalarından hareketle ortaya konmaya ve hukukun üstünlüğü, bağımsızlık ve tarafsızlık gibi evrensel hukuki prensiplerin yargı erkinde ne derece hâkim olduğu anlaşılmaya çalışılmaktadır.

Adli tatilBağımsızlıkHukukun üstünlüğü+7
Kemal Özeren
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Cumhuriyeti'nde yüksek yargı kararları çerçevesinde aydınlatılmış onamın incelenmesi ve hekimlerin aydınlatılmış onama yaklaşımları

İnsan haklarının en temeli yaşam hakkıdır. Bu hak dünya genelinde bir takım düzenlemelerle garanti altına alınmaya çalışılmaktadır. Her bireyin özerk olmaya hakkı vardır. Bu hak birçok alanda ihlal edilebileceği gibi sağlık alanında da ihlallerle karşı karşıya kalabilmektedir. Kişiler sağlıkları ile ilgili sorun yaşadıkları durumda hekime veya sağlık sunucusuna başvurmaktadır. Burada kişinin sağlığına tekrar kazandırılması, acısının azaltılması veya ortadan kaldırılması için vücut bütünlüklerine yönelik bir takım girişimlerde bulunulmaktadır. Bu girişimlerin tıbbi müdahale olarak nitelenebilmesi için belirli kriterler mevcuttur. Fakat herşeyden önce bu girişimlerin uygulanabilmesi için hastanın hastalığı ile ilgili konuda tam bir bilgiye sahip olacak şekilde yapılacak girişime rıza göstermesi gerekmektedir. Bu müdahaleler geniş bir yelpazede değerlendirilebilir. Yapılacak basit bir tıbbi müdahaleden başlayarak en ağır cerrahi müdahalelere kadar tıbbi müdahale olarak adlandırılmaktadır. Fakat kişinin kendisine yapılacak müdahaleyi kavrayarak müdahale sonucunda elde edilecek yarar ile oluşabilecek olumsuz durumlara da rıza göstermesi gerekmektedir. Aydınlatılmış onam, bu konuda hasta ile müdahaleyi gerçekleştirecek yetkili kişi/kişiler arasında sözleşme olarak ortaya çıkmış bir akittir. Aydınlatılmış onam, hasta ile aradaki güveni tesis ettiği gibi, sonrasında oluşabilecek hukuki durumlar açısından temel ispat delili görevi de görmektedir. Uygulamada aydınlatılmış onam, sağlık profesyonelleri tarafından külfet gibi algılanmasına rağmen aslında bir koruyucu mekanizmadır. Aydınlatılmış onam hasta ile iletişim noktasında kilometre taşı görevini görmekle birlikte, oluşabilecek hukuki olumsuzları ortadan kaldırmak için de gereklidir. Bu çalışmanın amacı tıbbi müdahalelerde aydınlatılmış onamın yeri ve taraflar açısından gerekliliği üzerinde durmaktır.

Aydınlatılmış onamDoktorlarHekimler+4
Ahmet Sönmez
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yargılama sürecinde bilirkişi kusurlarının irdelenmesi

Bilirkişiler, yargılamada etkin ve önemli bir rol oynamaktadırlar. Hazırladıkları raporlar, yargılama süreci ve mahkeme hükmünü önemli derecede etkileyebilmektedir. Bilirkişilerden; somut olayı, dava konusu uyuşmazlığın ana kilit noktasını anlaması, ilgili konuda özel ve teknik bilgi sahibi olması ve mesleki anlamdaki tecrübelerini de ortaya koyarak gerekli özeni yerine getirmesi beklenmektedir. Bilirkişilerin bu etkisi gözönünde tutularak, öncelikle bilirkişilik kurumunun tanımı, mahiyeti ve tarihçesinin iyi anlaşılması gerkmektedir. Geçmişten günümüze hangi yollardan geçip bu kalıba oturtulduğunun iyi bilinmesi halinde, lehe ya da aleyhe yorum yapmak gerçekçi bir hal alacaktır. Bu sebeple, çalışmamızda öncelikle tanımı, hukuki önemi, tarihçesi ve hatta başka hukuk sistemlerindeki uygulamaları öncelikli olarak irdelenmiştir. Sonrasında, hukuk sistemimizdeki uygulanması üzerine genel bilgi verilmiştir. Tüm bu bilgiler doğrultusunda bilirkişilerin sorumlulukları üzerinde durulmuştur. Bilirkişilerin hataya düşmelerin halinde hukuki, cezai ve mesleki anlamdaki sorumlulukları ortaya çıkacaktır. Yargılamada başvurulan bilirkişinin hatalı ve eksik incelemesi sonucunda sorumluluğunun kapsamı ele alınmıştır. Çalışmanın devamında ise, bilirkişi raporları doğrultusunda verilen kararların yüksek mahkeme tarafından bozuduğu ve onandığı kararların incelemesi yapılmıştır. Resmi bilirkişi olarak kabul edilen, daha önceleri resmi bilirkişi olarak başvurulan Yüksek Sağlık Şurası'nın raporlarının mahkemelerimizde, alanında diğer yetkin bilirkişiler karşısında önplanda tutulduğu üniversite ve üniversitelere bağlı enstitüler ile örneğin çeşitli hastane görüşlerinin, göz ardı edilebildiği gösterilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada Yargıtay değerlendirme alışkanlıkları, bilikişilik kurumlarının kararları ve işleyiş sorunları incelenerek Yüksek Yargı kararlarında bilirkişilik, yetkinlik ve yeterliliklerin önemi tartışılacaktır. Anahtar Sözcükler: Bilirkişilik, Adli Tıp, Adli Bilimler, Yargılama, Kusur ve Sorumluluk

Adli bilimlerAdli tıpBilirkişi+4
Merve Özer Bakşi
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de vergi uyuşmazlıklarının yargı aşamasında çözümlenmesi

Devletin kamusal gelir kaynakları denildiğinde akla ilk gelen gelir kaynağı vergilerdir. Vergiler belli bir süreç takip edilerek ve vergi kanunlarına uyularak hazineye gelir olarak girmektedir. Vergi kanunlarının uygulanmasından veya yorumlanmasından kaynaklanan bazı durumlarda idare ile mükellef arasında uyuşmazlıklar ortaya çıkabilmektedir. Vergi uyuşmazlığı; vergi alacaklısı (kamu idaresi) ile vergi borçlusu (kişi veya kurumlar) arasında vergisel işlemler nedeniyle yaşanan sorunları ifade etmektedir. Bunun yanında vergi mevzuatının karmaşık ve çok olması, ekonomik koşullara uyum sağlamak amacıyla vergi kanunlarının sık sık değişmesi ve gerek idare gerekse mükellefin bu değişimlere uyum sağlayamamasından kaynaklı hatalar yapması da bazı vergi uyuşmazlıklarına neden olmaktadır. Mükellef ile idare arasında çıkan uyuşmazlıkların çözümünde iki yol mevcuttur. Bu yollardan ilki idari çözüm yolları, diğeri ise yargısal çözüm yollarıdır. Mükellefler uyuşmazlığın çözümünde diledikleri yolu kullanabilirler. Yargı yoluna başvurabilmek için idari çözüm yollarının tüketilmesi zorunluluğu yoktur. Çalışmanın konusu, vergi uyuşmazlıklarının yargı aşamasında çözümlenmesi olmakla birlikte, uyuşmazlıkların çözümünde kullanılan diğer bir yol olan idari aşamada çözüm yollarına da kısaca değinilmiştir. Ayrıca uyuşmazlıklarda kullanılabilecek alternatif yollar, bazı yabancı ülkelerin vergi yargı sistemleri ve uyuşmazlıkların yargıda çözümlenmesine dair verilerin yorumlanması ve bunun sonucunda bazı çözüm önerileri sunulmuştur. ANAHTAR KELİMELER: Vergi, Vergi Uyuşmazlığı, Vergi Uyuşmazlıklarının Yargıda Çözümü

Vergi uyuşmazlıklarıVergilerYargı
Huriye Öncel
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi uyuşmazlıklarının yargı aşamasında çözümlenmesi ve vergi davalarının değerlendirilmesi

Vergi, devletin kamu harcaması yapabilmesi bakımından gerekli olan en önemli finansman kaynağıdır. Bu nedenle verginin adil ve doğru bir şekilde toplanması oldukça önemlidir. Fakat verginin tarafları olan vergi dairesi ve mükellefler arasında hatalar ya da anlaşmazlıklardan dolayı ihtilaf dediğimiz 'vergi uyuşmazlıkları' ortaya çıkar. Bu uyuşmazlıkların verginin kanuniliği ilkesi gereği kanuna dayalı, adalet ilkesi gereği adaletli, doğruluk ilkesi gereği doğru bir şekilde ele alınması için çözüm yolları açılmıştır. Vergi uyuşmazlıklarının idari aşama ve yargı aşaması olmak üzere iki çözüm yolu vardır. Taraflar uyuşmazlığın çözümü için vergi mahkemelerinin iş yükünün arttırılmaması sebebi ile düzenlenen ve barışçıl çözüm yolları olarak adlandırılan idari aşamaya başvurabildiği gibi, yargı aşamasına da başvurabilir. Bu çalışmanın esas amacı vergi uygulamalarından doğan vergi ihtilaflarını ortaya koymak, idari ve yargı olmak üzere çözüm yollarını belirterek mükelleflerin karşılaştığı sorunlar karşısında hangi sorunda nasıl bir yol izleyeceğini belirleyebilmektir. Buna istinaden ilk bölümde; vergi uyuşmazlıkları ve buna neden olan durumlar incelenmiş, ikinci bölümde çözüm yolları verilmiş ve son bölümde de yargı aşaması ele alınarak mükellef ve idare açısından durumuna yer verilmiştir. Bu amaca yönelik olarak Türkiye'de son 20 yıl örneklerine ait Danıştay kararları incelenmiştir. Yıllar itibariyle görülen konuyla ilgili davalar araştırılarak kıyaslama yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda, araştırmayı kapsayan 1998-2018 yılları arasında Türkiye'deki vergi mahkemelerinde açılan ve Danıştay'a intikal eden davalar incelenmiş, mükellef lehine ya da aleyhine verilen kararların karşılaştırılması yapılmıştır.

DavalarMali hukukUyuşmazlık+5
Hazal Yıldız Bilgen
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yargı sistemi

Kıbrıs Türklerinin milli hukukuna kavuşma süreci 1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla tamamlanmıştır. Yargılamada rol alan kişilerin vatandaş olma olgusu, kanunların dili ve hukuki müesseseler de bu milliliğin devamı niteliğinde olup, ayrıca uluslararası hukuka entegrasyon anlamında mahkeme dışı çözüm yöntemi olan tahkim de mevzuatta yerini almıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti mahkemeleri iki dereceli sisteme sahip olup, ilk derece mahkemelerinin verdiği kararlara karşı yalnızca istinaf kanun yolu düzenlenmiştir. Ayrıca söz konusu yargı sisteminde adli yargı ve idari yargı ayrımı bulunmamakta ancak Yüksek İdare Mahkemesi sıfatıyla Yüksek Mahkeme görev yapmaktadır. Çalışmada, Kıbrıs Adası'nın tarihinden hareketle; geçmişten günümüze kadar mevzuat incelemesi yapılmış ve Anglo-Sakson yargı sistemi ile Kıta Avrupası yargı sistemine de konu ile ilgisi oranında yer verilmiştir. Çalışmanın son bölümünde yargı sistemlerinin işleyişine ilişkin ilkelere ve endekslere yer verilmiş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yargı sistemi, bu kapsamda değerlendirilmiştir. Ayrıca bu bölümde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yargı sistemine ilişkin doktrinde ileri sürülen; mevzuata, bazı yargı kurullarına ve kurumlarına, İngiliz dönemi yasalarına ilişkin görüşlere ve tespit edilen sorunların çözümüne dair bazı önerilere değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: KKTC, Kuzey Kıbrıs, Kıbrıs, yargı sistemi

Hukuk sistemiKamu HukukuKuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti+2
Abdullah Kaya
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kuvvetler ayrılığı bağlamında Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde yürütme erkinin konumu

2017 Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilerek 1982 Anayasası'nın temel yapısı değişmiş ve anayasal sistemimizde önemli bir dönüşüm gerçekleşmiştir. Hükümet sistemleri sınıflandırmasında başkanlık sistemi içerisinde değerlendirilebilecek Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde yürütme yetkisi ve görevi doğrudan halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanına tevdi edilmiştir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesiyle yasama ve yürütme ilişkileri önemli biçimde dönüşmüştür. TBMM ile Cumhurbaşkanı seçiminin eş zamanlı yapılması öngörülmüş ve TBMM çoğunluğu ile Cumhurbaşkanının aynı siyasi eğilimde olması amaçlanmıştır. 2017 Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanına yürütmeye ilişkin konularda ilk elden Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkartma yetkisi verilmiştir. Ancak Cumhurbaşkanlığı kararnamesi normlar hiyerarşisinde kanunun altında yer aldığından özellikle bölünmüş iktidar döneminde, TBMM ile Cumhurbaşkanı arasında kurallar savaşının çıkacağı söylenebilir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde sistem içerisinde çıkabilecek siyasi krizleri aşmak amacıyla Cumhurbaşkanına ve TBMM'ye seçimleri karşılıklı yenileyebilme yetkisi verilmiştir. 2017 Anayasa değişikliği ile bütçe ve geçici bütçe kanununun çıkartılamaması halinde, yeni bütçe kanunu kabul edilinceye kadar bir önceki yılın bütçesinin yeniden değerleme oranına göre artırılarak uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Bu hükmün özellikle bölünmüş iktidar halinde, olası sistem tıkanıklığının aşılabilmesi için getirildiği anlaşılmaktadır. Ancak söz konusu düzenleme, TBMM'nin bütçe yetkisini işlevsizleştirmektedir. 2017 Anayasa değişikliği ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) yeniden yapılandırılmıştır. HSK'nın oluşumunda Cumhurbaşkanının önemli yetkilerinin olduğu ve bu durumun yargı bağımsızlığı açısından sorunlu bir hal aldığı görülmektedir. Son Anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesi'nin oluşumunda önemli bir değişik gerçekleşmemiştir. Ancak hükümet sisteminde gerçekleşen keskin dönüşüm dolayısıyla AYM ile Cumhurbaşkanı arasındaki ilişki yeni bir hüviyet kazanmıştır. Bu bağlamda AYM'nin oluşumu yargı bağımsızlığı ve yürütmenin denetlenmesi açısından sorunludur.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiHükümet sistemiKuvvetler ayrılığı+6
Hüseyin Öztürk
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi Yargısında dava açma süreci

Bu çalışmada, Vergi Yargısında Dava Açma Süreci ile ilgili mevzuat hükümleri ve Danıştay kararları esas alınarak Türk Vergi Hukuku'nda dava açma sürecinde yaşanan gelişmeler analiz konusu yapılmıştır. Çalışmada, dava açma süreci ile ilgili olarak İ.Y.U.K., V.U.K. ve diğer ilgili mevzuatta yer alan kanuni düzenlemelerin vergi yargısında ne şekilde uygulandığı konusu incelenmiştir.İlk bölümde, vergi yargı örgütü, davaların açılması ve dava açma süreleri ile ilgili incelemeler yapılmış ve bu konularla ilgili genel bilgiler verilmiştir. Yine bu bölümde temel kavramların tanımı ve hukuki niteliği üzerinde durulmuş ve bazı kavramların mukayeseli hukuktaki durumu inceleme konusu yapılmış ve bu kavramların incelemesi ve kıyaslaması yapılmıştır.İkinci bölümde, vergi davalarının teorik niteliği ile dava ehliyetine ilişkin açıklamalar yapılmış ve ilgili Danıştay kararları da emsal olarak gösterilmiştir.Üçüncü ve son bölümde ise, Türk Vergi Hukuku'nda dava açma süreci ile ilgili olarak karşılaşılan sorunlar ele alınmış ve bu sorunlara yönelik çözüm önerileri tartışılmış, karşılaşılan bazı sorunların kanuni düzenlemeler ile yeterli atamaların yapılarak yargının iş yükünün bir nebze olsun azaltılması ile yargı sorunlarının çözümlenebileceği sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler:1. Hukuk2. Vergi3. İdari4. Dava5. Yargı6. Süreç

Dava açma süresiHukukTürk vergi hukuku+3
Orkun Doğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

İdari yargıda Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun uygulanması

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31. maddesinde; ?hâkimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukûnunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemlerde? Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmek suretiyle bu müesseselere atıf yapılmıştır. Yargılama usulleri arasında kendine has özellikleri ile yer bulan idari yargılama usulünde medeni usul hukukundan faydalanılması sadece atıf yapılan bu müesseselerle sınırlı değildir. Zira idari yargılama usulü hukukunun genç ve sürekli değişen bir içtihat hukuku olması sebebiyle, atıf yapılmamasına rağmen, medeni usul hukukunda yer alan bazı müesseselerden de faydalanılmaktadır. Medeni yargılama hukuku müesseseleri idari yargılama usulünün özellikleri ile bağdaştığı şekliyle uygulama alanı bulabilmektedir.Çalışmamızda, hukuk usulüne ilişkin 1086 sayılı Kanun ile 6100 sayılı Kanun düzenlemelerine yer verilmek suretiyle bu müesseselerin idari yargılama usulünde nasıl uygulandığı ve bundan sonra nasıl uygulama alanı bulabileceği hususuna değinilmiştir. Medeni yargılama usulü müesseselerinin uzun zamandır uygulanıyor olmasına rağmen atıf yapılan müesseselerin İdari Yargılama Usulü Kanununda düzenlenmesine ilişkin temenniler hala güncelliğini korumaktadır. Çalışmamızda Hukuk Muhakemeleri Kanununa atıf yapılmamasına rağmen uygulanan müesseselere dikkat çekmek suretiyle İdari Yargılama Usulünde öngörülen düzenlemenin 31. madde de atıf yapılan müesseselerle sınırlı olmaması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler:1.İdari Yargı2.İdari Yargılama Usulü3.Hukuk Muhakemeleri Kanununa Atıf4.Bilirkişi5.Derdestlik

Hukuk Usulü Muhakemeleri KanunuKanunlarYargı+2
Zehra Karakuş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Irak Anayasaları'nda yargı organı

28 Kasım 1917 tarihinde İngiliz mandası altında Irak mahkemeleri kurulmuştur. Bu mahkemelerin kurulması ve işe başlamasında Iraklı ve İngiliz yargıçlar birlikte çalışmışlardır. Hukuk Usulleri Muhakemesi Kanunu yargıçların görevini ve mahkeme türlerini düzenlemiştir. Daha sonraları yargıçların çalışmalarını düzenleyen İ.Y.D.K. çıkarılmıştır. Söz konusu kanun o dönemlerdeki hükümetlerin doğasıyla uyumlu bir çerçevede yargı bağımsızlığı ilkesini 1925, 1958, 1963, 1964, 1968 ve 1970 yılı Irak anayasalarının dile getirdiği metinlere dayandırmaktaydı. Gerçekte Irak yargısının erki hükümet kararlarını dahi kapsamaktaydı. Fakat bu ilkeye aykırı davranılması mahkemeleri çeşitli bahanelerle hükümetin kontrolü altına sokmuştu. Bunların başında geçici dönem ile devrim dönemleri ve hükümetin dayandığı sözde daha başka dayanaklar gelmektedir. Böylece yargıçlar ve Yargı Kurulu Adalet Bakanlığı'na tabi olmuştu. 2004 yılı Devlet Yönetim Kanunu ile 2005 yılı kalıcı anayasası yargı bağımsızlığını tanımlamalarına ve Yüksek Yargı Meclisini oluşturmalarına rağmen, mahkemelerin işlerini eksiksiz bir şekilde yerine getirebilmesi için hala bir takım kanun ve düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır.Yargı sisteminin adaleti, sistemin bağımsızlığıyla alakalıdır. Tüm bu adalet konuları şu ya da bu şekilde yargıçların adalet anlayışına, algılarına ve kanun metnini yorumlama biçimlerine bağlıdır. Yorumlama kanunun ruhuyla bağdaşmalı ve adaleti amaçlamalıdır ki insanın günlük hayatında karşısına çıkabilecek durumlarda yetersiz kalmasın. Kanun metinlerinin içerikleri anlaşılmaya çalışılmalı, yargı süreci geliştirilmeli, yargı kararlarının bağımsızlığı sağlanmalı ve bu bağımsızlık Irak'ın yargı reform süreci adına yararlı olabilmesi için iyice derinleştirilmelidir. Nitekim Irak yargısı diktatörlük süresi boyunca büyük yaralar almış ve bünyesinde derin çatlaklar oluşmuştur. Bu sebepten ötürü Iraklı vatandaşın yargısına olan güvenini geri kazanılmalıdır. Yüksek Yargı Kurulu yargı koluna etkin ve yararlı fertleri sağlayarak, yetkin yargıçlar atayarak, etnik ayırımdan ve ayrımcılıktan uzak durarak ve temiz ve lekesiz bir yargı için sistemin diktatör rejim öncesi sahip olduğu saygınlığı geri kazandırarak artık reform sürecindeki yerini almalıdır.Çalışmamız bir yüksek lisans tezi sınırları içerisinde Irak yargı organının tarihsel gelişimini, Irak'ta yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatını, Irak'ın 2005 Anayasası'ndaki yargı bağımsızlığını ve hâkim teminatını ve Irak yargı teşkilatını anlatmaya çalışmıştır.

AnayasaIrakYargı+2
Basim Aryan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Toplulukları İlk Derece Mahkemesi'nin yapısı ve oluşumu

Bu tez , Avrupa Birliği Yargı Düzeni'nin bir parçası olan ve Lizbon Antlaşması ile adı ?Genel Mahkeme? olarak değiştirilen Avrupa Toplulukları İlk Derece Mahkemesi'nin yapısını ve oluşumunu ele alıp incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Bu kapsamda tezin birinci bölümünde; ATAD ve ATİDM'in yapısı, oluşumu ve Lizbon Antlaşması sonrası AB Yargı Düzeni'ndeki durum, tezin ikinci bölümünde; ATİDM'in işlevi, yargı yetkisi, yargılama usulü ve kararlarına karşı yargı yolları İDM'ye ilişkin tablo ve grafiklerle de desteklenerek incelenmiştir.24.10.1988 tarihli konsey kararıyla kurulan ve 01.11.1989'da çalışmaya başlayan ATİDM özellikle Nice ve Lizbon Antlaşmalarıyla bazı önemli değişikliklere tabi tutulmuş olup, bu değişiklikler Avrupa Birliği'nin zamanın değişen şartlarına adaptasyonunun birer yansımalarıdır. Birliğe üye her ülkeden birer hâkimin bulunduğu mahkemenin mevcut yapısında bazı değişiklikler yapılarak yargılama ve karar alma süreçlerinin hızlandırılması mümkün gözükmektedir. Ülkemizde ve birçok ülkede muasır medeniyet olarak kabul edilen Avrupa'nın , Birliğin yargı düzeninin her geçen yıl artma eğiliminde olan iş yüküne karşın, yargılama ve karar alma sürelerini kısaltma çabasının doğal olarak karşılanacağı kesindir.

Avrupa BirliğiAvrupa Topluluğu İlk Derece MahkemesiMahkemeler+1
Burak Cenk İlhan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

1982 Anayasası'nda 5982 Sayılı Kanunla yargı alanında yapılan değişiklikler ve etkileri

Yargı fonksiyonu, yasama ve yürütme fonksiyonları yanında devletin üç temel fonksiyonundan birisi, temel hak ve özgürlüklerin güvencesidir. Temel hak ve özgürlükleri yeterli ölçüde koruyabilmesi için yargının bağımsız olması gerekmektedir. Bağımsız yargı, hukuk devletinin en önemli unsurudur. Bağımsızlık başta yasama ve yürütme organlarına karşı olmak üzere herkese karşı söz konusudur. Türk hukukunda her dönemde en fazla tartışılan konulardan birisi yargı konusudur. Farklı anayasalar döneminde yargıya bakış açısı da farklı olmuş, yargı yetkisi bazen genişletilirken bazen de oldukça dar tutulmuştur. 1982 Anayasası, yargı yetkisinin kapsamını oldukça daraltmıştır. Otoriter bir üsluba sahip ve hak ve özgürlükler noktasında 1961 Anayasası'na oranla zayıf olan bu anayasada zaman içerisinde pek çok kez değişiklikler yapılarak, daha liberal bir hale getirilmeye çalışılmıştır. 1982 Anayasası'nda son değişiklikler 5982 sayılı kanunla yapılmıştır. Bu değişiklikler ağırlıklı olarak yargı alanındadır. Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu konularında kapsamlı değişiklikler yapılmıştır. Bu çalışmada, bu değişiklikler, hukukun temel ilkeleri ile bağdaşıp bağdaşmadığı yönünden incelenmiş ve değişen maddelerin eski Türk anayasalarındaki durumlarına da göz atılarak bunlarla karşılaştırma yapılmıştır.Anahtar Sözcükler1982 Anayasası, Yargı, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Anayasa Mahkemesi, Yargı bağımsızlığı

Anayasa 1982Anayasa MahkemesiHakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu+2
Ayşen Seymen Çakar
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Mahalli idareler ve yargı ilşkileri

BelediyelerYargıYerel yönetimler
Murat Öksüz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

28 Şubat postmodern darbe sürecinde rol oynayan aktörler hakkında bir değerlendirme

28 Şubat post-modern darbe, şüphesiz ki Türk demokrasi tarihinin en kara lekelerinden biridir. Türkiye'nin yakın tarihinde yaşanan bu anti demokratik süreç Türk siyasetinin eksen değişikliği yaşamasında son derece etkili olmuştur. "Post-modern darbe" olarak tarihteki yerini alan askeri müdahale, olaydan çok bir sürecin ürünüdür. Bir süreci kavramanın en etkili yöntemi, süreçte rol oynayan aktörleri detaylı olarak incelemekten geçmektedir. Sürecin başat aktörü şüphesiz ki ordu olmuştur. Ordu, irtica ile mücadele etmek maksadıyla demokrasiye balans ayarı vermiştir. Orduya göre birinci iç tehdit "irtica" olup derhal bertaraf edilmeliydi. Bu süreçte "irtica" ve "terör" aynı kefeye konulmuş, hatta zaman zaman irticanın terörden (PKK) daha tehlikeli olduğu yönünde bir dizi söylemler ortaya atılmıştır. 28 Şubat post-modern darbesi, adından da anlaşılacağı üzere, alışılagelenden farklı metotlarla gerçekleştirilmiştir. Asker, sürece doğrudan müdahalede bulunmak yerine medya, sivil toplum kuruluşları, muhalefet partileri, üniversiteler, bürokrasi ve yargı organlarının desteğini alarak darbeyi meşrulaştırmaya çalışmıştır. 28 Şubat sürecinin ne zaman başlayıp ne zaman sona erdiği konusunda uzlaşma sağlanamamıştır. Süreci açıklığa kavuşturmak için iktidar ortağı Refah Partisi'nin faaliyet ve politikalarını gözden geçirmek gerekmektedir. Çalışmada 28 Şubat sürecindeki demokrasi, laiklik ve siyasal İslam tartışmalarına da ayrıca yer verilecektir. Dahası, sürecin öncesi ve sonrasında yaşanan gelişmelere kapsamlı bir şekilde değinilecektir. Bu çalışma, 28 Şubat Post-modern darbesinin arkasındaki dinamikleri ele alarak sürecin karmaşık niteliğini aydınlatmayı amaçlamaktadır. Çalışma, 28 Şubat post-modern darbesinin yaşanmasında rol oynayan tüm resmi ve gayri-resmi aktörleri birlikte ele alması açısından önem arz etmektedir. Anahtar Sözcükler Post-Modern Darbe, Ordu, Medya, Yargı, Sivil Toplum, Refah Partisi.

28 Şubat 1997 kararlarıAskeri müdahaleMedya+5
Muhittin Işık
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan hakları, yargı ve büyüme arasındaki ilişki

İnsan hakları; dokunulmaz, vazgeçilmez ve devredilemez haklar olup, bu haklara insan doğduğu andan itibaren sahip olur. Geçmişten günümüze kadar hem ulusal hem de uluslararası insan hakları ile ilgili birçok görüş ortaya çıkmıştır ve yasalar düzenlenmiştir. Uluslararası İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ne göre, gelişmiş ülkelerin vatandaşları ile gelişmemiş ülkelerin vatandaşları aynı insan haklarına sahiptirler. Diğer bir değişle, insan haklarında sınıf, ırk, din, dil ve cinsiyet gibi hiçbir ayrım yapılmadan tüm insanlar eşit şekilde faydalanabilir. Ulusların en önemli yetkilerinden olan ve hukuki sorunların çözülmesi için hizmet eden yargı sistemi, insan hak ve hürriyetlerini korumakla görevlidir. Yargı sistemi ve insan hakları sıkı sıkıya bağlıdır. Ekonomik büyüme, gayrisafi yurtiçi hasıladaki artış olarak tanımlanır. Bir ülkede ekonomik büyüme gerçekleştiği vakit vatandaşların gelirler artacağı için yaşam standartları yükselir. Fakat bu gelir artışı adaletsiz şekilde gerçekleşirse bir insan hakkı ihlaline neden olur. Bu adaletsizliği gidermede yargı pasif kalırsa hem ülkenin kendi vatandaşlarının hem de diğer ülkelerin vatandaşlarının devlete olan güveni azalır. Güvenin düşmesi, zamanla ekonomik büyümeyi de etkiler. Yani, bir ülkenin insan hakları ile ilgili alınan kararlar ve yargı sisteminin bu kararları koruması ne kadar etkili olursa ekonomik büyüme de pozitif yönde etkilenir. Bu çalışmada insan hakları ve yargının ekonomik büyümeye etkileri incelenmiştir. İnsan hakları için 184 ülkeye ait 1961 – 2017 yıllarını kapsayan ve yargı için ise 161 ülkeye ait 2000 – 2018 yıllarını kapsayan dengesiz panel veri seti kullanılarak ampirik bir çalışma yapılmıştır. Bulgulara göre, insan haklarında ve yargı bağımsızlığında meydana gelecek olumlu gelişmeler ilgili ülkenin ekonomik büyümesini olumlu yönde etkilemektedir.

Ekonomik büyümeEkonomik etkiPanel veri modelleri+2
Gül Şafak
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa Mahkemesi'nin yargısal aktivizmde negatif tutumu

Bu çalışmanın amacı, Türk Anayasa Mahkemesi'nin bazı kararlarında kendi yetkisini aşarak takındığı aktivist tutumu ve Mahkeme'yi bu tutuma sevk eden nedenleri araştırmaktır. Bundan dolayı, çalışmada Türk Anayasa Mahkemesi'nin yargısal aktivizmde sergilemiş olduğu negatif tutumu ve Mahkeme'yi bu tutuma sevk eden sebepler irdelenip incelenmektedir. Bu doğrultuda çalışma, amacına ve kapsamına değinen giriş kısmının haricinde iki bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Birinci bölümde, ilk olarak anayasa yargısı kavramına ve bu kavramı ortaya çıkaran teorik ve pratik nedenlere yer verilmektedir. Daha sonra, bir anayasa yargısı organı olarak ortaya çıkan Türk Anayasa Mahkemesi'nin kuruluşu, yapısı, statüsü, görev ve yetkileri ele alınmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, Türk Anayasa Mahkemesi'nin kamuoyunun da ilgisini çeken önemli bazı kararları incelenerek, bu kararlar etrafında yaşanan tartışmalara değinilmektedir. İnceleme sonucunda, Mahkeme'nin bazı konularda devletin resmi ideolojisi bazı konularda ise güçlü siyasal iktidarın istekleri doğrultusunda hareket ederek negatif aktivist bir tutumun içine girdiği gözlemlenmiştir.

AktivizmAnayasaAnayasa Mahkemesi+5
Tayyip Çakırci
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı

Yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı, yargı organının görevini adalete uygun olarak tarafsızca yerine getirebilmesi için oluşturulmuş güvencelerdir. Yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı kavramları, kuvvetler ayrılığı ilkesine bağlı olarak ortaya çıkmış ve hukuk devleti ilkesinin en önemli unsurları arasında kabul edilmiştir. Yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı eski çağlardan beri üzerinde ittifak edilen bir konu olmuştur. Yargı organına yönelik bu güvenceler, günümüzde de birçok demokratik hukuk devleti tarafından tanınmış ve anayasal güvenceye kavuşturulmuştur. Bu güvenceler devletlerin iç hukuk düzenlemelerinde yer alan bir konu olmaktan çıkmış, aynı zamanda uluslararası sözleşmelerde de benimsenen ilkeler haline gelmiştir.Yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatının sağlanması, büyük ölçüde hâkimlerin atanma ve özlük işlerinde benimsenen sistemlere bağlıdır. Hâkimlerin atanma ve özlük işlerinde benimsenen sistemler farklılık göstermektedir. Hâkimlerin atanma ve özlük işlerinde benimsenen sistemler şunlardır: Yasama organı tarafından seçim, yürütme organı tarafından atama, hâkimlerin halk tarafından seçimi, hâkimler tarafından seçim ve özel kurullar tarafından seçim. Bu sistemler arasında hâkimlerin hâkimler tarafından seçimi, kast sistemine neden olması dolayısıyla geniş ve kapsamlı bir uygulama alanı bulamamıştır.Türkiye'de de yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı konusunda, anayasal ve yasal düzenlemelere gidilmiştir. Hâkimlerin atanma ve özlük işlerinin ise bağımsız bir kurul olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yerine getirilmesi benimsenmiştir. 2010 Anayasa değişikliği ile Kurulun oluşumundan ve işleyişinden kaynaklanan sorunları gidermeye yönelik olarak, yeni düzenlemeler yapılmıştır. Yapılan Anayasa değişikliği ile mevcut sorunlar kısmen giderilmiştir.Anahtar sözcükler: Yargı bağımsızlığı, hâkimlik teminatı, kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti.

BağımsızlıkDevletHakimin bağımsızlığı+7
Fatma Özsarıoğlu
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de idarenin yargısal denetiminin etkinliği

İdarenin denetlenmesine yönelik kuşkusuz çeşitli yollar vardır. İdarenin denetlenmesinde farklı mekanizmalar işletilebilmekle birlikte, bu çalışmada idarenin yargısal denetimi konu edinilmiş, yargısal denetim de etkinlik kavramı üzerinde durularak, kavram açıklanmaya çalışılmıştır.Çalışmanın konusunu oluşturan idarenin yargısal denetimi; idari makamların her türlü eylem ve işlemlerinin denetiminin yargısal makam olan mahkemeler tarafından yapılmasıdır. Günümüzde idarenin sosyal hayat içinde çok fazla yer alamsı, iletişim olanaklarının hızla artması ile birlikte şeffaf yönetim ve yönetişim kavramlarının hayatımıza girmesi, bireylerin kendileri ya da çevreleri hakkında yönetim tarafından alınacak kararlar ile yapılacak eylem ve işlemlerin karar alama sürecine daha fazla katılma isteğinde bulunmaları, eleştirel bir kültürün toplumsal yaşama hâkim olmaya başlaması gibi bir çok nedenle idari makamların aldıkları kararlar yönetilenler tarafından daha fazla sorgulanır hale gelmiştir. Bunun sonucu olarak da yönetilenler tarafından haklarını ihlal ettiği düşünülen idari karar ya da eylem ve işlemler objektif ve tarafsız denetim yaptığına inanılan yargısal makamlar önüne taşınmaktadır. Yönetilenlerin bu denetim mekanizmasına başvurmalarında sistemin tarafsız ve objektif bir denetim niteliği taşıması önem arz etmektedir.Bu çalışmada idarenin yargısal denetimi konu edinilerek, tarihsel süreç içerisindeki seyri, kurumsal gelişmeler ve günümüz hukuk sistemindeki yerine değinildikten sonra idarenin yargısal denetiminin etkinliğini azaltan unsurlar üzerinde durulmaya çalışıldı.Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümünde, kavramsal boyut ele alındıktan sonra, ikinci bölümde, hukuk sistemimizde hukuk devleti kavramı ve bu kavramın doğal sonucu olarak kabul edilen idarenin yargısal denetiminin Osmanlı hukuk sisteminde doğuşundan günümüze tarihsel süreç işlenmeye çalışıldı. Üçüncü bölümde ise idarenin yargısal denetiminin etkinliği kavramı üzerinde durulmaktadır. Sonuç bölümünde ise; günümüzde uygulamada olan mevcut idari yargı sisteminin aksayan ve eleştirilen yönlerine değinilerek, çözüm önerilerinde bulunulmuştur.Anahtar kelimeler: hukuk devleti, idare, denetim, yargısal denetim, etkinlik.

DenetimEtkinlikHukuk devleti+4
İsmail Tazegül
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türk yargı sistemine Ulusal Yargı Ağı Projesi çalışmalarının etkileri üzerine bir araştırma

Bu çaşılmada öncelikle, E-Devlet kapsamında Uyap sisteminin, Adalet Hizmetine getirdiği yenilikler ile sistemi etkin bir şekilde kullananların sistem hakkında düşünleri ile sisteminin eksiklikleri incelenmeye çalışılarak, Yapılan araştırma ve anket çalışmalarınından edilen netice ile, yapmış olduğum tez çalışması, Uyap sisteminin eksikliklerinin görebilmemiz sağlanmıştır.Uyap projesinin etkin bir şekilde kullanılması adliyelerdeki kargaşa ve karmaşaya son verebileceği, her avukat bürosunun bir adliye gibi işlemesini sağlayarak vatandaşların yargı hizmetinden daha kaliteli ve hızlı ve etkin bir şekilde yararlanmasını sağlayabileceği görülmüştür.Uyap çalışmaları, sistemin iyileştirilmesi ve sorunlara etkili şekilde çözüm arayışların giderimi de amaçlandığı halde, yoğun bir çalışmanın, hızla yapılmaması halinde yargının iş yükü sorunu ve hızını arttırma düşüncesi ile getirilen sistemin kendisi, ironik bir şekilde sistemi yavaşlatan bir engel olarak adli sistemin en büyük sorunu haline gelmeye başlayabileceği görülmüştür.Anahtar Kelimeler: E-Devlet,Uyap, Yargı, Kalite

Adalet BakanlığıBilgiBilgi ağları+7
Taşkın Kuzu
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Hukuk devleti ile anayasa yargısı ilişkisi

Bu çalışmada, hukuk devleti ve gerekleri, anayasa yargısı ve tarihsel gelişimi ile anayasa yargısının gerekliliği ve Türk Hukuku'nda anayasaya uygunluğun yargısal denetimi konulan üzerinde durulmuştur. Anayasa yargısı hukuk devletinin gelişiminde son ve en önemli merhale olarak gösterilmektedir. Çalışma, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, devletin hukukla bağlı olması gerektiği, bunun için de devlet yetkilerinin kullanım biçiminin denetlenmesi gerektiği ve bu denetimin en iyi bağımsız mahkemelerce yapılabileceği vurgulanmıştır. Birinci bölümde, hukuk devletinin tanımına, gereklerine ve çeşitli aşamalardan geçilerek bu kavrama ulaşıldığına değinilmiştir. İkinci bölümde, anayasa yargısı kavramı, bir hukuk devletinde, normlar hiyerarşisinde anayasanın en üstte yer alması gerektiği vurgulanmıştır. Bunun sağlanabilmesi için de anayasaya uygunluk denetiminde bağımsız anayasa yargısının varlığının gerektiği ve anayasa yargısının meşruiyeti konularına değinilmiştir. Üçüncü bölümde, hukuk devleti ile anayasa yargısı ilişkisi çerçevesinde Türk Hukuku'nda Anayasaya uygunluğun yargısal denetimi incelenmiştir ve Anayasa Mahkemesi'nin uygulamaları çeşitli örnekler verilerek ele alınmıştır.

AnayasaAnayasa MahkemesiAnayasa yargısı+2
Musa Tanrıseven
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

İdari yargı kararlarının uygulanmaması nedeniyle idarenin ve kamu görevlisinin sorumluluğu

Anayasa madde 138 ve İYUK madde 28 gereğince, idari yargı kararlarının uygulanması zorunludur. Bu zorunluluğa rağmen idare kimi zaman çeşitli sebepler ileri sürerek yargı kararlarını hiç yada gereği gibi yerine getirmemekte, Anayasa ve kanun hükümlerini ihlal etmektedir.Bu durumda ilgili yargı kararının yerine getirilmesi için idareye başvuruda bulunabilir. İdareye yapılan bu başvurunun reddinin, iptal davasına konu olabilecek idari işlem niteliğinde olduğu kabul edilmektedir. Başvurunun reddedilmesi halinde, bu işleme karşı iptal davası açılabilecektir.İdari yargı kararlarının kasten yerine getirilmemesi halinde İYUK madde 28 fıkra 4 ile zarar görene seçimlik hak sunulmuş; zararın tazmini için zarar gören isterse idareye isterse kararı kasten yerine getirmeyen kamu görevlisine başvurabilecektir.İdarenin sorumluluğu idari yargıda hizmet kusuru kapsamında değerlendirilecek; İYUK madde 28 fıkra 3'e göre açılacak tam yargı davası ile talep edilecek tazminat, maddi ve manevi tazminat olabilecektir.İlgilinin kamu görevlisine karşı adli yargıda açtığı dava ise, şahsi kusur nitelendirmesiyle haksız fiil esaslarına göre görülecektir.İdare, yargı kararının uygulanmaması sonucu ilgiliye ödediği tazminat için kamu görevlisine kusuru oranında rücu edebilecektir. Kamu görevlisine rücu, Anayasal bir zorunluluktur. Kamu görevlisinin rücu sorumluluğu Borçlar Kanunu madde 41'de düzenlenen haksız fiil sorumluluğudur ve bu davalar adli yargıda görülür.Hukuk devletine ve hukukun üstünlüğüne olan inancın korunması amacıyla yargı kararlarının uygulanma zorunluluğu, gerek Anayasa'da gerekse İYUK'taki hükümler ile güvence altına alınmıştır. İdare Hukukunda, özel hukuktaki düzenlemelerin aksine; iptal ve yürütmenin durdurulması kararlarının uygulanmasında icra teşkilatı ya da adli yargıdaki savcılık kurumundan yararlanılmasının mümkün olmayışı karşısında, idarenin bu konudaki tutumu hukuk devleti anlayışını belirlemektedir.

Kamu personeliRücu davasıRücu hakkı+7
Tuğçe Bülbül Güner
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Vergi Hukukunda ihtirazi kayıtla beyanname verilmesi ve yargı aşaması

Vergi Usul Kanunumuzun 378/2.f. mükelleflerin beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamayacaklarını hüküm altına almıştır. Vergi hukuku sistemimizde bu hükmün iki istisnası mevcuttur. Birincisi; Vergi hatası, İkincisi de; İhtirazi kayıtla beyanname vererek dava açmadır. Vergi Hatası, Vergi Usul Kanunumuzda düzenlemekle birlikte, ihtirazi kayıt Müessesi İle ilgili herhangi bir düzenleme mevcut değildir. Müessesenin hukuki sonuçlarına ilişkin düzenlemeye İdari Yargılama Usul Kanunu'nun 26/3.fıkrasında rastlamaktayız. Diğer yandan, ihtirazi kayıtla beyanname verme ve dava açmaya ilişkin müessesenin uygulanmasına yönelik düzenlemeleri, İdari Yargılama Usul Kanunu' nun 39/3. f. ve müteakip maddelerinde görmekteyiz.İhtirazi kayıt müessesinin uygulamasını yalnızca, beyannamelere ihtirazi kayıt koyarak dava açılması olarak görmek, söz konusu müessesenin çok dar bir kapsama inhisar ettirilmesi demektir. İhtirazi kayıt, Bir kısım hakların sonradan kullanılabilmesi için hukuki işlem esnasında konulan çekince kaydı olduğu için, mükelleflerin, idarenin vergilendirme ile ilgili işlemlerine karşı, hakkını arama imkanını verir. Nitekim, tezimizde ihtirazi kayıt müessesinin beyannamelere konulan çekincelere dayanılarak dava açmanın yanında, örneğin, tahakkuku tahsile dayalı vergilerde, idarenin amme alacaklarının tahsili usulü hakkındaki kanun ile ilgili tasarruflarda, müessesinin uygulama alanı bulduğunu da belirttik.Tezimizin birinci bölümünde; İhtirazi kaydın tanımı, özel hukuktaki yeri, yabancı ülkelerdeki uygulaması ile Türkiye'deki tarihsel gelişimi ve bugünkü uygulamasına yer verilmiştir. İkinci bölümünde; Ülkemizde, ihtirazi kayıtla beyanname verilmesi, beyanname ile vergilendirme dışında, diğer vergilerde ihtirazi kaydın uygulamasına ve yine bu bölümde, mükelleflerin ihtirazi kayıtla beyanname vermelerine ilişkin istatistiki verilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise; ihtirazi kayıtla verilen beyannamelere ilişkin yargıya başvurulması, yargılama süreci ve sonuçlarına yer verildiği gibi sonuçları çok önemli ihtirazi kayıtla açılmış, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'da görülmüş iki davaya tezimizde yer verilmiştir. Ayrıca, yine bu bölümde, ihtirazi kayıtla beyanname verilerek, açılan davaların sonuçlarına ilişkin istatistiki veriler yer almıştır. Dördüncü bölüm, Tezimizin sonuç ve öneriler kısmı olup, bu bölümde müessesenin değerlendirilmesi ile vergi hukuku sistemimizde olması gereken yeri hakkında önerilerde bulunulmuştur.

BeyannameTürk vergi hukukuVergi Usul Kanunu+6
Ferhat Fahran
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Tanzimat Dönemi yargı bürokrasisi

Bu çalışmada, hem genel anlamda bürokrasinin gelişim tarihi hem de Osmanlı bürokrasisinin ve daha özelde de Tanzimat dönemi Osmanlı yargı bürokrasisinin gelişimi ve günümüz yargı bürokrasisine etkileri süreç içerisinde ortaya konulmaya çalışılmıştır.Türk kamu yönetimi tarihinde Tanzimat döneminden Osmanlı Devleti'nin yıkılışına kadar olan dönem içinde yaşanan siyaset ve bürokrasi çekişmesine bakıldığında, bu çekişmenin sonucunda bürokrasinin zaferle ayrıldığı görülmektedir. Osmanlı bürokrasisini miras olarak devralan Türkiye Cumhuriyeti'nde de bu durum gözlenmektedir.Türkiye'nin devlet anlayışı ve idaresinde modernleşme ve laikleşmenin temeli sayılan Tanzimat dönemi, Türkiye'de sosyal, siyasal, hukuksal, kültürel, ekonomik vb. alanlarda bugün gelinen noktayı anlama ve tahlil etmede kilit bir dönem olarak karşımıza çıkar.Tanzimat'ı Tanzimat yapan, geleneksel Osmanlı Devleti'yle modern Türkiye Cumhuriyeti arasında köprü olmasıdır. Tanzimat döneminde yeni siyasal, sosyal ve hukuksal durumla kendini gösteren ?laiklik? olgusu aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin de laik yapısının oluşumuna zemin hazırlamıştır.İşte bu çalışmada, kültür tarihimizin hemen her alanında bir dönüm noktası, bir yenilik zamanı ve geniş anlamda bir sosyo-kültürel değişim ve dönüşüm dönemi olarak adlandırılabilecek olan Tanzimat döneminin Osmanlı yargı bürokrasisinde ne gibi bir öneme sahip olduğu ve değişikliklere yol açtığını anlamacı bir yaklaşımla ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Tanzimat, Osmanlı, Osmanlı Devleti, Bürokrasi, Yargı, Reform, Laiklik.

BürokrasiBürokratik örgütKamu yönetimi+7
Oğuzhan Aslantürk
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00

Related subjects